P. 1
9480615-Nihat-Genc-Modern-Can-Canileri

9480615-Nihat-Genc-Modern-Can-Canileri

|Views: 488|Likes:
Yayınlayan: Tolga Elbirlik

More info:

Published by: Tolga Elbirlik on Mar 01, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/24/2012

pdf

text

original

Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı.. Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı. çavuşlar ortalıkta dolaşıyor.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10. Subaylar. Ellerinde kazma. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. Sabaha doğru. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. Bölük buraya. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı. Alay. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi. Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. Bir kurşun ağzını parçalamış. askerlerini "2. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. kürek. Donma korkusu. makas eline yapışıyor. Onbeş saat yol yürüyen. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler.blogspot. başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı. Oradan ayrılmak.. Çam dalları tazeydi. Eldivenleri çıkardı. neşter. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. güçlerinin. bir araya topluyorlardı. Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu.. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık. gece çarpışan. imkânsızdı. Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. 15 Doktor Derviş. ayakta http://genclikcephesi. tutuşmuyordu. süngü. Buz gibi çelik forsep. Alay'a aniden ateş açıldı.. Arada bir garip çığlıklar.. donmalarını önlemeye çalışıyordu. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler. Ağır aksak. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. Çevresinde toplanan otuz. Derken tipiye çevirdi hava. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi. parmaklarını ısıtmaya. birazcık kestirmeden. bir daha ateşe sokulamamak demekti. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı. parmaklarının derisini kaldırıyordu. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı. çılgınlık olacaktı. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. yerini umursamazlığa bırakmıştı. Ormana dalanlar. uyumayın. bağırıyordu: "Uyumayın ha. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş.com 6 . Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91. Kaim eldivenlerle aletleri tutması. Bu koşullar altında 91. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar. 3. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. kıpırdanın." Ateş başı bulamayanların. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. soğuğun etkisi daha artmıştı. Gemici fenerinin ışığıyla. yaklaşıyordu. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti.. bu çağrılar işe yaramıyor. Ağzında. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu.

Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. atlara. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. İyimserlik buna denirdi. son umutlarıydı. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. Sayım yapıldı. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu.com 7 . O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu. Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu.duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. bitkin. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. kesilecekti. bir yanlarına yatmışlar. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. erzak. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. kaşınma gereği duymamışlardı. yapılan yoklamada asker sayısının 1. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. Subay kaybının az oluşu. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. Çaresiz bitkin savaşçı. giysilerin yakalarında. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu. boyunlarında. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş.300 dolayındaydı.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. dehşet içinde çığlık atıyor. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu... derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. sakallarında. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. parçalamaya donukları. Atların. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor.blogspot. hay kırıyorlardı. Torbanın dibinde. Kurtlar ise. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. yürürken elinde olmadan öğürüyor. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. 16 17 kollar. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. Havaya kalkık bacaklar. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı. çaktı. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi. Koca bir tümenden artakalan aç. arabalara. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. Atın dışkısı dahi. yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. Tarih. Tümen 10. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-. yumuşaklık yoktu yatışlarında. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu. Açlıktan deşilmişti.

üçkâğıtçının eline kaldık. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. ibnenin.. ısınmış. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı. Bulgar-lar'm izin veririz . Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın. çıldırıp donarak teslim olmuştu. koyunlarınıza sokuşturun. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır. Afyonlu.000-1. Sa19 Urlarını.. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz.blogspot. Fransızlar'dan yardım isterler. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. yılın en soğuk gecesi. Yeşil gibi. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı. Kazak Türkleri. uykusunu almış. Sibirya'ya sürdüler.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı.... geriye televizyonlarda.. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup. kitabın sonunda yayımlar. bir tümenden geriye 180 asker. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü.. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. ne hikâyesi yazıldı. geçit izni vermesi gerekiyordu. ev ev çarpışmalar başladı. donarak ölürken. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. Rus arşivlerinde. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız. ne anıtı dikildi. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim.. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti.000 Yozgatlı. soğuk. Geriden destek üç ayda gelmez. Bu yoksul halkı yalnız. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından. kurtların karınlarından parçaladığı 90. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler. sirkelerine ne demeli. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları. belgeleri yasakladı.com 8 . Sizler. dağlarda 90. Doy muş. 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. Sivaslı. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi. sahipsiz bırakmayın. Kars'ın. cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi. inanılmaz kahramanlığı. Ayakta kalan 1. Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. leş kargaları.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı. aralarına beni de koyun. I Türk orduları. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın. Alman subaylar korkudan. Sokak sokak. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. kurtlar. Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. itin. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır. Bitlerin yumurtalarına. bir bahar günü. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip. bitler ve macerasever komutanlara. lngilizler'den. bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum. Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. sosyal destek verilir. daha da soğuk bir yere. büyük paralar istiyorlardı. Biz ise cumhuriyetimizi. askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. Allahüekber Dağla-rı'nda. adlarına ne bir film yapıldı.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. Ancak. Trabzonlu. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti.kurtulunamaz.

oryantalistler kadar inceleme. büyük bir sosyal. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır. Modern toplum. kimya. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır. bize çağ atlattılar. televizyonlarımızı. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. hâlâ http://genclikcephesi. lâiklik. 18. bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. Deprem rakamı büyükse de. kendi topraklarını. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini. İlk olarak. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. yine de. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş. Ama. ayrıştırmaya başlayıp. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük.-organizasyon olarak. felsefeyle sorgulamaya. "kalkınmanın". şehirlerimizi. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. iki kere iki dört eder. insanî ne kadar duygu varsa. matematik ve edebiyat. Batılılar. ancak. müziği. dar kasabalarında zaten biliyorlar. Sadece para kazanmayı değil. bin yıllık. oryantalistlerden nefret etti. ama. Bizler ise. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü. onu yaşamış kabul edip. yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. "kanlısını" daha makbul. dozerler. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş.. devasa teknolojilerini oluşturdular. matbaa makineleri bunlara örnektir. bu göz boyamayla. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. panel.com 9 . Ezcümle. elçi. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. ahlâki. Bu çağ. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. dış dünyayı. barbarlığı aşma yetenekleri. kullanmaya başladık. elma ağaçtan düşer. Bu ayaktakımına gazeteler. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. fizik. ağaçlarım. parçaladılar. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. bu topraklarda hiç denemeden.blogspot. pusulayı ne yapsın. siyasi yapılarını. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. gözlük camlarımızı. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. artık istemesek de biz de. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor. imkânlarını yaşamadan. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. müfredatımızda yoktur. o dar kasabadan. bilgi çağma. bizi aşağıladıklarını savunduk. biz bu rakamı. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti. planlama. yönlerini. televizyonlar bağışlayıp. hepsini ezip. güya uzman. hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. yok ettiler. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız. "mekanik" bir çağ başlattı. sosyal. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. asker. Bakın. akademilerimizi. üniversitelerimizde. Kısacası. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp. sonra. Biz oryantalizme nefretle baktık. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. Türkler'in dini. öğretim konusu. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur. o küçük. profesyonel ekipler gelinceye kadar. son ikiyüzyılm Türk aydınları. bir kurs. 200 yıldır. kutsal gördüler. partilerini. partilerimizde. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. ama. bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp.

kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı. büyük yapıları. Israiloğulları. Şimdi. herkes gelişigüzel küfrediyor. Ne zaman ki. ama. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. zihnimden geçiriyorum.. holdinglerine. din. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. duvar gibi suratla ayaktayım. doktora mı görünmeliyim. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. ben sapık mıyım. kepazelik duyguları içinde izliyorum.. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. işte. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. trafik kazalarından. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler. ilkin Mısır terk ettiler. bizi Yunan'a. her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. ikincisi. gibi duygulara yol açtı. yerle bir etti. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". Tarihimizin en büyük felaketi olmuş. milliyetçilik. on binlerce başsağlığı mesajı. kılım kıpırdamıyor. Türkeş yaşasaydı. televizyonlar.blogspot. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. ağlayacağımız nokta. Diyarbakırlı yoksul bir kadının.. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması. "başımız sağolsun" deseydi. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. insan olma noktasında başlıyor. Hadi. çok savaş. bizi. Kudüs'ü. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır. yarılan yerkabukları da. hayır. Gölcük'te açılan. naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. 24 ailemden babam. insanlığın bölüşme. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri. kasaba müftüsü bu adamları. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. Şimdi diyorum. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. üstelik kafatasçı herifleri. ikinci olarak. biri Japonlar. Yılmaz'ı rezillik. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de. biçimsiz küfürlerin. güneydoğudan. ülkücülük. Kazım Kara-bekir Paşa.com 10 . hiç değilse bundan sonra. organize etmek. Bahçeli'yi. Evet. kitleleri. ağabeyim. şimdi kalabalıklaştık. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Karabekir http://genclikcephesi. îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. Diyarbakır'a. Mısır. Yunan. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. ayaktakımını iktidar yaparsak. sonra. mezhep.. "annemiz öldü" dediğiudc. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu. Mustafa Kemal. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz. o dar kasaba evreninde belliydi. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. smıf demeden. Başbakanların. soğuk. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı. kimin ne giydiği. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız. yardımlaşma. diyorum ki. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz.

Belleklerini uyaracak hiçbir facia. Kardeşlerim. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. Yere göğe yemin olsun. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. işte alevin. panik.. Sağcılık hayra alâmet değildir. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. http://genclikcephesi. Türkeş'e. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. insan haklarına. "rüyaları" bozuluyor. doymayın. bu yüzden suratları. ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. "sağcı" ahlâğın. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır.blogspot. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. bu bedenleri neden taşıyoruz. Milletlerin karakterleri. felaketlerin felaketidir. üzüntü duydukları. ideolojisini de öğretemediyse. Saldırganlıkları. dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. eleştirmeye. Müteahhitlerin. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde.. öfke. Çünkü sağcı insan. televizyonları. sonra. milletimize. bu25 nu. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. yeterince birlik. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. o incecik biçimli. Lidere. sonra Bulgaristan göçleri. bu Özal vahşetinin sırtlanları. sonsuza dek. telaş.. eylem türü yoktur. "sağcı zihniyetin" kadroları.com 11 . Özal'a. o saç tokalarının intikamını alacağız. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. Vicdanlarımız utanmayacaksa. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. O çakal. beraberlik günüymüş. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. memurları. omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. unutmadır. başka hiçbir güç. bitirdi koca ülkeyi!. Götlerinde asılı kuyrukları çekip. parçalayana. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. parçaladı. geçtiğimiz yirmi yıl size. saçlarında unuttuğu tokası. tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. otladıkları çimenliğe. davaya. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. beyanat veriyorlar. holdingleri. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. halkları düşman kılan. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. işte felaket asrı oldu. halkımıza. ayaktakımınm iktidarını. Tanrı'nın bir cezasıydı. tartışmaya. bilime düşmandırlar. kargaşa. beraberlik olup kan kustunuz. İşte devasa bir çöküş anında. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. ey ülkemin genç kızları. sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız. bir daha yalayın!.Paşam. onlara sorsak. hurdayız. Dışarıda olup bitenler. bu bağırsak yiyici. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. önce ülkemizde iç savaş. o melek göğüslü genç kızlar. Orbay Paşam. Kardeşlerim. Taş üstünde taş kalmamış. devlet oluşunu. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. sonra Susurluk. Demirel'e bağlılık. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. Çünkü sağcılaşmış insan. deniz suyuyla seviştikleri. iman. ülkelerini çok sevdikleri için değil. 26 Keşke. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. gidin stadyumun yanında açılmış. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın. hurdayız. hepsini gördünüz.. Bizi. hepimizin başı sağolsun. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. sizle neden birlik olalım. yaşamaz. oynaştıkları günleri görene kadar. öç duygusu yaşatacak. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık.

ne yapalım. kurt. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. ülkemizin. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer.. yazarı. sağcı. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız. akşamları. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların." diye korkuyla bağırıyor. şimdi büyücü. sağcılara göre. holdingler. canilik kusan. bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. ekonomi yeni paralarla canlandı. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. "Ne yapalım Allah'ın afeti. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. Küçük kardeşim. yorgan içlerini dahi kamalarla. akrep. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. Çörtükler. Sabancı. ancak çamur yapmak. Koç. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. kuzu sürülerini yağmalayan. kes sesini! Annenin cesedi. yüzlerce üniversitede. atölyesinde. gencecik çocukların. Tıkabasa yedikten sonra. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı. Kardeşlerim. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma. yastıklarını. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri.. manyaklık. gazetecisi. kılıktan kılığa giren siyasileri. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. Ceset kokuları hoşlarına gider. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. Bayındırlık Bakanlığı. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. delilik. liderlerine sorsak. on-binlerce http://genclikcephesi.blogspot. "Amca amca kardeşim öldü. Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. sanayileşmenin gözbebeği. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. müneccim din adamlarına. partilisi şişirilmiş borsaları. Güneydoğu'da. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi.com 12 . alev. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. kapıdan kovuldular. Susurluk'ta da. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri. bu yüzbinlerce delirmiş. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. aptallık. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. Kameralar gösteriyor. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp. mahşerimsi o yer kâbus değildi. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp. siyasi liderler. Allah'ın bir cezası. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini. amca amca ne olur annemi de kurtar. uykusuna. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. holdinglerinde. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. medyacıları. üniversite kapısında. Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler.öldürmenin bunca sapıkçası. işte sağlık bakanı baykuştan beter. genç kızların saç tokaları. ya da camilerden seçiyor? Çakal. Allah'ın arslanı.

çocuğu. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. cesetlerimiz. aynı taş blok altında ezilip. joplarım. dininizden de özür dileriz. çocuğunun kıkırdak elleriyle. ke-mirterek kemiklerini. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. henüz piyasaya çıkmadan.. dördünde de cumhuriyeti. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri. bir insan bulamacına dönüştüğü. iri suratlı.blogspot. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi. kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. bir koridor mu hayatlarında. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. artık korkudan solumayı unuttuğu. Sayın müftüm. dininizden de. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı.com 13 . Bataklığa gömülen yılanlar gibi. en pahalı teknolojik silahlarını. daha canavarca. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına. bunu bu sağcı partiler. Sayın Diyanet Başkanı.. devletlerinin. ülkeyi. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler. Gece. gömüldükleri taş blokların içinden. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye. müteahhitlerinin. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. beton blokların içine gömülüp.. bedeninden kurtulmaya çabalarken. Bir labirent mi vardı. çok görüp. harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. karısı. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz. işkence aletlerini. 1960 İhtilali. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. gecenin en güzel uykusundan. yarı me~ 28 29 lek eziği. övgülerle. tarihi.. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. http://genclikcephesi. morarıp. çünkü kemalistler. Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. müteahhitler. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. birbirine kucağında bulanmış. yarısı kafatasma karışmış.ilköğretim okulunda. 12 Mart Darbesi. holdingler dışında kimse başaramazdı. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında.. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. Demirlerin.. o yerde. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. ağır sıcak altında çürüyüp. yardımsever dualarınıza yetişemediği için. ilkokuldan üniversiteye. alkışlarla. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi. denenmemiş. Amerika'dan. Ancak "Zeus" değildi. kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. sizden de.

ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi.blogspot. Ve her kemalist darbe. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. köye. ya susturmuş. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. çünkü başkaları vergi vermiyor. bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. erkekçe karşılarına çıkıp. Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti. İlginç olacak ama olsun. Atatürk'ten önce de vardı. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. bir fikirdir öğrenelim. http://genclikcephesi. mesela. hepimizin yapması gerekir.. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var. asker vermiyordu. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. uygulandı. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. bunu da adam eden. Mesela. avuntuları olmuştur. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. kardeşçe. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız.com 14 . Orman Çiftliği. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi. Meşrutiyet'ten beri vardı. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. Bunu. bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. Mesela. Mustafa Suphi de bu gruptaydı. II. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. saray. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. Hatta. şeriatı püskürtmek düşünceleri. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı. Misak-ı Milli. akımlara yol açtı. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. pasifize etmiştir. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. Paranoyalaşan bu sevgiyi.

Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri. ödüller. böyle anlamışlardı. Mustafa Kemal gibi okumuyor. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. övgüye değer bulunuyor.. Ve bu topraklar üstünde halk. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. meydanlarda kendileri öldü. 57.blogspot. analarından kul-köle doğmuşlardı. dil. ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler.. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun. bayrak. Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu.Mesela. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. kendileri uyguladı. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki. Yani işsizlik.. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor. kimlik gösterilerine davet ediliyor. tarlalarda kendileri çalıştı. Açlığı kendileri çekti. eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. dünyayı böyle okumuş. başı okşanıyor. serbest. kendileri ayağa kalktı. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. çılgınlar gibi savaştılar. idareyi ele geçirdiklerinde. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. tartıştılar. Şova dönüşen mitingler. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. arka plandaki bu aydınları. marşlarla ayağa kalkıp. Irak ve İran'da yaşıyor. Emir verecek. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. padişah için çalışmaktı. bugünün kemalist kadroları.com 15 . Ama. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. bir sinema. meşrutiyeti ilan etti. ölüme kendileri yürüdü. Gerçek o ki. okumuyorlar. Peki neden şimdi. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü.. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor. bir roman. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. hem cumhuriyeti kurdular. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular. Ama neden. Sindirilmiş halk.tartışmaları es geçiyoruz. Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular. Atatürk denilince. Bir de bizde. 33 cak cumhuriyet kadroları. tartışmıyorlar. Oysa. başöğretmen gibi değil. bağışlar. Birinciler. tartışmıyor. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. http://genclikcephesi. takipçisi ve devrimcisi oldu. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. tarih. Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro. Galeyana ancak. onlar için şeref. talimat verecek kimse yoktu. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı. An„ . hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. müsaade edilmiş bir galeyan. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden.

. Yalakaların ülke sevgisi. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır.. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler. direnişle. Kral Lear. köpüre-rek. ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. o topraklar üstünde krallık süreceklerse. kopartmakta oldukları ballı. yağlı parçaların hatırı içindir. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Kral Lear." http://genclikcephesi. halkın eline geçmiştir. kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir".. Kemalistler henüz . Ve kemalistler. bağırarak. ülke topraklarından kopardıkları. sorgulayarak. padişah gibi. Kemalistler. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin. aleni sevgi gösterileri ister. onurlu insanlar. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. midesi bulanır. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur.. Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle. Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz. bu numarayı yerler. delirerek bize "hain" diye bağırır.. kısaca. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur. Mustafa Kemal'in devrimlerini. doğrudan sağlarlar. Yalnız Cordelia dürüst davranır. Tanımayacağız. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar.. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir. halktan ve medyadan. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir. her darbe öncesi ve sonrası. ancak. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm.com 16 . Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler. Cordelia gibi soylu. Çünkü. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. onurla. araştırarak. Karanlık ruhlu. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. Kemalistler Kral Lear gibi. Kralı artık halk seçecektir. Duygu bakımından bir dev olan Lear. aldatıldığını delirerek bağırır..blogspot. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa. Lear. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister. gösteriyle sunarlar.Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır.. Ülke sevgimiz. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi.. yaşayan.. "pazar karakteri" der adına. Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. Bir ülkeyi yönetecek insanlar. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak. Adaleti. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez.. tartışarak değil. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. bağımsızlıkla. Çünkü bizler. tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü.. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. Sevgi35 sinden emindir. soylu bir adalet duygusuyla olur. taş yürekli. vermeyeceğiz. Biz vermeyiz. Ve bu oyun her defasında yine oynanır. hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır..

" 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur. eteği. kırık camlar. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. Tüm bunlardan üzüntü. Bu insanların elinde nükleer felaket. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. insan kişiliğine verdiği değer. kışın. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur. sevgi ve nefret duygularından yoksundur." "Pazar karakteri. gazeteci. Hakkı Devrim."Yani. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. Bu arada soru sormak." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. Bu karaktere sahip insanlar. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan.blogspot. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. kızları kerhaneye düşse dahi. bu duygusuz insanlar yalnız değildir. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur. olması.. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan.. mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. gözyaşı. Serdar Turgut. Getir. sızlanma. bu karaktere sahip insanlar. Ancak. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir. Yüzlerce mimar. derme çatma sobalar. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. yağlı kilimler. Bunun nedeni. Demi-rel'i. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. Loş ışıklar. Onlara neden acelecisiniz dediğinizde. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı. kaldır. ama fark edip. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. hocacı tiplerden aniden etkilenirler. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler. Ayşe Arman. götür. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur. mühendis. keder. hiçbir şey onu ilgilendirmez. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler." Onların dostları da eşyaları gibidir. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar.com 17 . topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar. ağrı-sızı duymazlar. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. her an sürekli bir hareket içinde olup. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur." "Bu karakter. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. Gülay Göktürk vs. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından. Şehrin kusmuğu yoksullar ise. Aydın Doğan. Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak." "Pazar karakterinin en üst hedefi. çevre kirlenmesi olmasına rağmen..

hiçbir yemeğe soğuktu. kelepir. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. ne diyeceğimi de bilmiyorum. çocukları balici. beşini de yerler. hayat hep böyle bir iş olduğu için. Sonsuza kadar makarna. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. Bu insanlar da pazardan çürümüş. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. Boksullar adını ben yakıştırdım. şaşırtıcı. merak etmedi. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. Ot gibi yaşıyorlar dersem. hırsız olsa da asla kederlenmez. biliyorum. et-kol. adamın kılı kıpırdamadı. bozuk yiyecekler toplar ama. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. çağırtı. parçalanmış kasaları. bağırsak. yadırgatıcı. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. http://genclikcephesi. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. Sistemli bir şekilde çalarlar. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. kovulmaktan. gördüm ve çok sonra anladım ki. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. bitmişlik. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı. yıkılmışlık. bacak. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler.. Çünkü. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. yiyecek. boğuldukları. önlerine beş tabak bulguru koysan. aile fertlerine. beleş. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar.. orada durduğu için seyrederler. Dilenci.okudukları görülmedi. ne ihtilal. bunu bir iş. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. but değil. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar. kemiklerine kadar işlemiş. içyağı. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. riski göze almadıkları için. Bir gün. Anladım ki. bu insanlar. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar. Vermezsen sızlanmazlar. çapulcu. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar. İşte orada düşündüm. Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara. aynı saatte o evde olurlar. burada başka bir insan cinsi yaşıyor. Mesela herkes musluk. ne bir maç ilgilerini çekiyordu. siktiredilmekten gocunmazlar. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. o çelimsiz vücutlarıyla. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar.com 18 .. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. ancak hırsızlık gibi çalma değil. bulgur yemekten bıkmazlar. olup biten şeylere karşı güçleri. hastalandıkları. kendi dertlerine dahi. Onlar asla etrafa bakarak yürümezler. Ancak. Ne dinler onlara inmişti. Ama neden. oralı olmadı. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum. yani hiçbiri görünmeden yaşar. garip değildir. Televizyonu dahi meraktan değil. diye bakmazlar. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. kadın oralı olmadı. ne bir sosyal felaket. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır.blogspot. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. hayal kurmamak için o sekiz saati de. takadan kalmamış. ucuz olduğu için değil.. ne deprem. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. belki doğru söylerim. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur. ne anayasalar. sıcaktı.

ben de olsam kaçardım bu evden. onu arayabilirlerdi. görmek istemiyorlar ailelerini. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. yiyecek verirse. Ve hatta kadınlar kocaları. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. kimi sokağa. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. kimi kerhaneye. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. televizyon. Kendileri kaybetmiş olsalardı. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar. bir acıklı türkü söyleyip. bu aptalca. bağırıp. Ayakta kalanlar. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. isyan etmeyi öğrenmek. üzülmeyi. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. ya da küçük komilik. Cenazelerinin ortada. Sokak. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni. çağırıp. bir umut. küfür edip. dayanamıyor. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim.blogspot. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. İbadet ederler. uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. Aile içi bir dertle. dedim. Umudu babaları kaybetmişti. aynı saatte. ağlamayı. kayboluyor. anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. acı çekmek. yine işin içinden çıkamadım. inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler.. ne lan bu hayat deseler. yani ebedi umutsuzluk. İnsan maymunlarla.. işte orada tanıyoruz onları. nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. isyanı hatırlatıyor. türkü söylemek yok. nefret ediyorlar. Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar.com 19 . Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. umudu kendileri kaybetmedi. Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. gazete. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip. balici. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. Tam bunlar yoksulluğu. o kadar. Ve asla abartmadan. hapse düşüp. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar.. köpeklerle dahi konuşabilir. Aslında. onları yoksullar kategorisine alıp. Birilerinin. Ya Savaş Ay'ın programında. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. üzülüp. Orospulaşan. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar. komşular. bulutların uçuşması. ben de rahat edecektim. hayatı hatırlatıyor. onlar gibi suskun-duy-gusuz. acı çekmeyi. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. getir götür işlerle karın doyuruyor. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. Çünkü bu insanlar. hastane. Sokağa düşen çocuklar. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak. dertlenip.. Ağlamadan. Ve zamanla inandım ki. Evlerinden.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. kederlenmeyi. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil.

43 Otursun.com 20 . hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. kış geldi mi soğuğa çıkma. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. Yüksek sınıf. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde. oturduğu yerde. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip.bozduklarında. hastalığını arkadaşların bilmemeli. serçeymiş. Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz.kilmiş sıpadır. yıldızmış. bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. "Bak oğlum. İşte ancak. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında.. aileymiş. dünyanın en mutlu yaratığı . ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar. hayatmış. Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim. Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. Bilmiyorlar ki lalenin hası. Hatta. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler. Uyuyamıyorsa geceleri. mayalı içki yok.. Kusmuş. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için. kendimi korumayı. Anlamışlardır ki. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza. rahatlığın. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. dışarıyı. Hatta. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!. kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. yavruymuş gibi beyanatlar verip. en adi küfürleri etseler de. Ancak. önemsemeyi öğrendim.blogspot. hadi biz bu ibneliğe alıştık.. serçeymiş. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor... hastaları inceledim. Sık sık takılırlar. Doktorları. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar. "Bak oğlum. yavruymuş. bize sokağı. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar. Ancak. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine. Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin". dikkatli olmayı. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor. yumuşak. acılı yemeyeceksin.. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu. Kestir. kurtar diyenler de oldu. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz... bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. hayatı. Gerçek iyilik.. Ve ancak. neler çekiyorum. sabırlı. Her şeyi.

blogspot.. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. Kar dizboyu olduğu günlerde. cumhuriyetçi gibi davranmaz. çünkü fareden bahseden yazar. Çakalların.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor. solcu. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü. kendilerinden emin değiller. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. doğaldır. Tuzlu. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker. "Deli baldır vurur. İnce uzun. devletçi. Akrabalarımız ki. Emperyalist-kapitalist sistem. o Anadolu'nun kavruk. inlerini bulurdu. taraf tutarız. Bir kaşık bal verdi bana. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. içimi derin bir sevinç kapladı. üstü gün ortasında bile karanlıktı. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. çok çalışkan insanlar. Günlerce ağladım. farelerden toplumsal tezler. karakterleri. Abartmak istemiyorum ama. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına. evde kalmış evladı. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. dişimi sıktım. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu.. başka bir sefer tartışırız da. fikirler üretiyoruz. deney.com 21 . Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. öyle neşeliyim ki anlatamam. bilimden bahsediyor demektir. arı kovanlarıyla uğraşırdı. daha içtendir. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi. uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış. ideolojik. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. Kendimizi la-boratuvara koysak. ama. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar. Doğrusu. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu. bir yazar fare dedi mi duracaksın. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. siyasal olarak düzüldü ki." Yazıyı. Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. çok kırışık yüzlü." Yani. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. yağlı. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir... Bilim. Hadi sıpayı geçtik. en büyükleri Şeref Amcadır. namusları. Ama. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. Şeref Amca. Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. taraf tutmazlar. ahlâkları. Trabzon'dan gelen ağabeyim. Ve büyük mucize gerçekleşti. fazla yeme" dedi. sağcı. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal.

. sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez. Balı. meyveler niye tatlıdır. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu.. metafizik uçlara kadar götürdüm işi. "Deli bal ne demek?". şenlikli ve klas küfürler savurduk. havalandıralım. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde... insanlar ne zaman tatlıdır. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota. dramatik bir konuşma yaptı. coşkun bir yazar. Müstehcen fıkralar anlattım.. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye.. hazır araba var.. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi. İnsan zihni neler uyduruyor." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri. Ve özsuyu iyice çalkalamak için. deyip kestirip attı. yağmurlu.blogspot. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle.. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim. "Bu insanlar melek" dedi. onun balı da delidir. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler. Kraliçe arı sinirliyse. rüzgâr dallarını salladığı için. Birçoğunun kellesi kopmuş. genç arının konuşması alkışlarla kesildi.. Yolda çiğköfte yiyorum." Dediklerine inandım. çiçeklerin etrafında dans ederler. hurdasız. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek. soğuk taşlara oturuyorum. hayalle gerçek birbirine girdi. dönüşte eve getiren ağabeyim. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı. cinlerin bir şakası mı. http://genclikcephesi.. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. güneşli ve sabah. hemen gel. zaten aynı köyün çocuğuyuz. keyfim yerinde. orgazm. arılar minik borularına çektiklerinde.. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm. Hilesiz.. otuz yıl öncesine daldık. bir kâbus gibiydi. tek bir satırında bıkkınlık olmayan. Ama sonra." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım. Şeref Amca." Gittim.. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı. hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. Birkaç saat karşılıklı sustuk. o bal delidir. kovan pis çalılarla doluydu. böceğe vurmadan. havaya kalkmış kahraman başı gibi. Hayallerim yıkıldı. güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı. Genç arının konuşmasına bayıldım. Çiçeklerin renklerinin bulutlu. çiçeğin özsuyu olur. ancak bu iş için. "Bu insanlar sahici melek" dedim.com 22 .sakız gibi çiğnerken. yabani mandalar gibi şa-kalaştım. anlar gündelik işini yaparken. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı. acımıyor. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu.. gerçek mucizesi. Uyurken. balı. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz. sıkıntılarından birkaçını bitirelim. Ağabeyimle birlikte yine. bizim için evin önünde. dedi. derine. öğle. sert çileler çekmiş. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. Mevlâna.

blogspot... şeker yüzlü bir adam.. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın. sıkıldık. döner. 16 yaşında girdi. bazı şeyler vardır eksik kalır. kafamı duvara vurdum. Yakınlarından bir genç anlattı.com 23 .. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor. ulan ziftlenip duruyorsunuz. fotoğraflarına bakıyorum. o an. iki vasıtaya binmek zorunda.. Yağmur yağdı ben ağladım. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu. hak veriyorum hepsine. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama. antikaları. Şimdi. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş. sabaha kadar balkonda. dedim içimden.İçeriden çok sonra. içeride koğuşta herkes ağlıyordur.. zayıf yüzlü. İçeride insanlar işkenceden ölürken.. arka49 daşlar güldü. giysileri yumuşak. yol uzadı. En son onunla kucaklaştım. alnımda kanlı bir boynuz. Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor. efendi. Bastık gaza girdik yola. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum. Hali yoktu. Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık. Oğlu yanmdayken. Delirmek. Kendimi sakinleştirmem lazım.. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü.. böcek aradım. ayrıldı.. 20 yaşında ölüsünü veriyorlar. sinek.. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi.. Yığıldım yere. Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor. "Oğlum askere gitti" dedi. İki ay çalışabildi. Şimdi yirmisine giriyor. işte Kraliçe arı. her sabahın beşinde kalkmak. İşkenceler. http://genclikcephesi.. böbrekler iflas. bakımsızlık. kâh utandı.kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk. içeri düştü diyemedi. temiz. başım döndü. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa. yağmur yağdı ben ağladım... nazik bir adam.?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi.. O küçücük maaşla. Vurdum kafayı yattım. kusar gibi oldum. alt tarafı bir pankart açmış. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik.. uzun boylu. gözleri kırmızı bir kömür. komşularına oğlum pankart açtı.. Arkadaşlarına. gülümseyişleri yumuşak. ne çok mutlu olmuşlar... İşkenceden hali kalmamış. kalp.. polis her yanı kesmiş. yüzleri yumuşak. yemediler. 7 yaşındayken... Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu. alnı ayna gibi parlardı. bulaşıkçı aldı yanına. ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. Telefon sesiyle uyandım. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp.. buna can dayanmaz. berber fıkralarına geldi sıra. yorgun... aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor.. Evleri Mamak'm bile tepesinde. Beş yıl önce. ağırına gitti bulaşıkçılık. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı. yedirdiler. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri.. işe gitmek için babası. helada.. sessizce. Dedi ki. Bu kadarı da fazla Tanrım. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. Buna can dayanmaz. yaptığınız bal. süt. pankart açmaktan. yüzü solgundu. Adli Tıp'a koşalım. Babası müstahdem. kâh korktu. yalıları. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. sakin. Bir arkadaş ağlayarak "(... o uzun çocuğa en son sarılacak. ihtiyar. genç bir tutuklu geldi. sefaları etrafında şamatası. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri. Şakalarımızı. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor.. dedim. kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi. Ne çok eğlenmiş.. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne.. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım. dedi. 16 yaşında içeri düşmüş. 50 şimdi. bu . ben basur maceraları anlattım.

.. Kimseye etmedim şikâyet.. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor. içeride sigara içmek yasak. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. mehtabı.com 24 . güzeller güzeli. nedir bu evin hali. Murtaza. Ne tatlı konuşuyor. Büyük demir kapıları. Sonra gördüm ki. gri.. bu dünya. bu insanlar kokarak ölürler.. Çünkü.. Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72... Anladım ki. Bal gibi. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor. Nihat Gardaş. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların. Geride kalan tüm iğrenç.kilmiş bir sıpa olmadan.. dışarıda bırakırsan. şu insanlara bak. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi... kavrulmuş toprak renginde. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya. aynı siyasi kara örümceğin ağlarında. Kokiyrik. devlet oluyor. Bundan on sene önce. yatağı sıcak. Bu insanları öyle göriyem ki. duru şehirde yazmaya başladım.. elbisem. Titreyen mum ışığı gibi sessizce. can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat.. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum.. Horasanlı. Bir telefon.. yumuşak. zambaklar tadında. işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz. sigaram. dayak oluyor.. Hani eti buzdolabına koymaz. Kokirsiniz. avuçları yarılmış... insanı ham ayva tadında bencil yapıyor. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor. taşlar. seyrettikçe. okşanan şeyler. ıtır kokulu genç anneler. Üç-beş kişi ancak var. saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum... Ben onları ele görüyem... İnsanı sarhoş eden. Üstü başı... her yer karanlık.. sevgililer sevgilisi.. Dudakları. Horasan Dağları'nda." Alelacele çıktım.. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde. Kara tren vagonları gibi. Rahatı kaçmış bir insanı. geniş avluları. 52 Malta Kuşatması Bu. Güzel kokulu sevgilim. ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum.. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik.. bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan. eve dönüp. dışarıya attım kendimi. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla.. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak. Ağlar gibi oluyorum. kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım.. sesi tatlı. konuşkan. Ağlar gibi oldum. öyle dinle beni. şarap yüzlü çocuklar. "Nihat unutma. günbatımı yok bu şehrin. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca. her şeyden kıskanıyor.... Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi. İşte artık gün batıyor. Erzurum şivesiyle konuşuyor. hayatı herkesten. Eşşekler gibi mutlu oldum.. Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken.blogspot. Bak. . Gencecik. İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum. soysuz katliamlara sessiz kalıyor. bundan sonra kızgın. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi.. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük. Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor. korkunç." Kokirler.. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş. kara.. Tanrım.. Toprağa çıplak ayakla basmamış.. 66 yaşında genç bir delikanlı. "Nihat Gardaş. Bir günü akşam etmek. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum. Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor. Artık itiraf edelim.yaptığımız bal. Halkevi küçük bir oda. sıcak. hepsi kokir bunların... Yarım saat kadar konuştum. Koğuş. arabalar. dişlenmiş nar tadında.

toz. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. Balıkçılar. yumruklarım. Yoldan geçenler. tökezlerim.blogspot. başka bir insan oldum. çamur. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. paslı konuşmalar. deyip. aşık olacağım. yorgun. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. ne uzaktan geçen bir gemi. yangın gibi kara güller yetiştirip. kara.incecik yağ tabakasıyla oynarım. dükkân sahipleri dayanamaz. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. Turşucular. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. ıssız. çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. kız. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. sardalyeyi. yazdım. (ne zamandır görülmüyor. kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. çelimsiz. çiçekçiler. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. hasta. kendi sesim sanırdım. Benimle. cücük. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. Dolu 54 bir salonda oturmadım. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. çalı. kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. yorgunluğunu unutmak. Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. Telaş. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. hamsiyi tanımayan Ankaralıya. http://genclikcephesi. sessiz. kibrit çöpünü liflerine ayırır. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. Kürt balıkçılar akşam pazarı. telaş içinde ölürdü akşam. Kim konuşsa. Kimseye etmedim şikâyet. bugün nasıl geçiyor. kebapçılar. hırsımdan ağlarım. erkek. ekmekçiler sokağa fırlıyor. Nereye baksam. yuttular beni. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. Benim gibi. ey insanlar. her şeyi sil baştan karıştıracağım. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. merhaba. mahşer yerinde. Hiçbir işim yokken kaçarım. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. ölmüş mü?). Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim. nasılsın. yetim. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. Bayi önünde dergiler karıştırır. çamaşır ipine kelimeler dizerdim. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. kalabalığın ortasında önümü keser. uçurumun kenarında. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. dehşet içinde tir tir titretir. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. Deli Türkan bunlardan biriydi. soğuk. çıplak. beyaz geceli. Akşam telaşını. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. peri masallı. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. güçsüz. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. biracılar. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış. nasılsınız. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm. yüz binlerce ecük. kızarmış yüzü. kim konuşsa. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. inleyen. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. toprak. hep susmuş. Terden sırılsıklam. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. katladığım kısa konuşmalar.com 25 . ayaklarımın bağı çözülür. bir çözülseler altıma işeyeceğim. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. Sidik kokan bir rezillik suratım.

hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz. ya da. Kemirilmiş fare kürklü mantosu. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. güler. Deli Türkan'ı. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor."Bağırtmayın kadını. bozuk.Kemal'in. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. o kadar boş masa varken. yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır. aşk romanının sayfalarını. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. biri mi boğdurtuluyor. ne olduysa işte. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. koklarım sayfaları. Rıdvaniye ise. kartalların gözleri delirmiş. Elinde. yırtılmış. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları.. tınlayan boş bir tabuta dönerim. onlarla konuşur.. Medeniyetler müzesine kaçıyorum. Nasıl acı bir çığlık. Herkesin alay ettiği. arslan heykellerinin gözlerine bakın. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir. yazdıklarımın üniforması. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. ne ekonomiye. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. Aklımı alır. belki.. Aşkları dillere destan. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. ne demokrasiye. Nereye kaçsam. Çayım içip. Kızı görünce.blogspot. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in. delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. bir doktora aşıktı. yüzüm. kendime. ancak. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. bu düzenbaz yoksulluk. Çok güzel bir kadındı diye başladı. gözleri korkudan fırlamış. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. sevgilisini bekler. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. sanatlarının peşinden gitsene. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. hayırlı evlat çıkarmış. gelir masama oturur. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar. Aklımı aldı kadının çığlığı. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu. Uygarlığımız ne barışa yaradı. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi. zıpkın gibi beynime giriyor. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye. Sarkık alt dudağından salyası.com 26 . Yaşar. Hücrede sorguda bizi bekleyen. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım.. Okur. Issızlığın ortasında uğulda-yan. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. Neden. bu memleket bu kadar büyük adam. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. Yapış yapış saçları pırasa rengi. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi. Türkiye çok değişti. diye sordum yaşlı kitapçıya. Birini mi öldürüyorlar. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. Kelimelerimin acı şekeri. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. onların şiirlerinin. doktor başka kadınla evlendi. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. korkudan. kudurmuş gibi fırlamış. almaz ise. korkudan içimde ne varsa boşaltır. Bir güzelleşmeye iyi geliyor. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. Kemal Tahir'in Çukurovalı.

çekingen. güzel olabilmeleri mümkün değildi. Bu çocuk hangi ülkeden. İşte burada. edebiyattan sözediyoruz. Bense. onlarcası. bir toplama kampında yakmahyız. budala diye küfürler savururum. Hepimiz. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. kırılacak.. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. bu akşam. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. çaresizliğini es-tetize ediyor. arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür.blogspot. Fikret Otyam. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. çok satıyorlardı. incecik bir oğlan. Bu uyuşuk. güçlü yapılı. mutsuz olun. pamuk ipliğine bağlı hayatım. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. sel. Sovyet bayrakları. afişleri ne kadar abartılıymış. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. kulaklarımızı kesiyor. televizyonlarda bu çığlıklar. Yoksa çirkinlik. miskin. şaşıp kalıyorum. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. köylünün. Onlar da çok pahalı. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor. varoşlardaki insanların yasını.com 27 . deprem. Şimdi. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri. görün zıkkımın kökünü yeyin. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. güzel adaleli işçi kızları. insanlar. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. heyecanlı. http://genclikcephesi. Fakir Baykurt. Kontrolümü kaybediyorum. Kemal Tahir çok ciddiydi. Talip Apaydın. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. günlerce unutamıyorum suratını. ağıtını. yurdumuzu kurtaracaktı. çığlığıma hazırlanıyorum. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. bu kadar dinç. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. bir zahmet toplamazdı. beyinlerimizi. Yolunu gözlüyor. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. Acıyla. işte yine geçiyorlar deyip. İş çıkışı. Türkan'ın çığlığıyla koptu. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. Yaşar Kemal. haber bültenleri. bu sokakta. yüreği olan her şeyi yakarak. Ahlâkla ahlâksızlığı. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. bir de üstüne sanattan. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. altüst oluyorum. Orhan Kemal. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. sakin. kirazları sey- 56 57 rediyorum. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. insanı aptallaştırdığına göre. aptallar ve çirkinler sürüsünü. acılı annelerin. götünden düşmekte olan eteği. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. Çığlıklarımız. bin yıldır çıldırtıyor. gururlu. Bir zamanlar Aziz Nesin. baharlar geçiyor.bir tüy tabakası vardı. Kararımı çoktan verdim. sağlıklı. savaş. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. duru bir yüzü var. odalarımızda. cahilliğini.

Garson Kemal. oğlanın fermuarını açıyor. yeri göğü titreten. bu iniltiler. Tam da o sırada. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan. Çok düşündüm bunu. Niyeyse. El feneriyle iyice kimlik resimlerine.blogspot. "Polis. "Kopardı ipi. "Hatırlıyor musun Kemal. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti. "Hayırdır. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü. Türk tarihinin en büyük padişahıdır. İçişleri Bakanlığı önünde.." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi. Garson Kemal'e sordum. kolonya getirdiler. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip.com 28 . bu ağıtlar. bizimki yalnız" dedim. Yeni bir tür.. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. mutsuz. akşamlan. Rıdvaniye. bas çığlığı. "Bir saniye Nihat ağabey. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine. Su. Belinde ağır makineli silah. ben de nasılım ki. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış... Garson Kemal kulağıma. Osmanlı da böyle yaptı işte.mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. anladım ki domuzdan.. Turgut Reis adında lokantalar vardır." Öyle günlerce işledi içime.. İkincisi Malta Kuşatması. cumartesi anneleri.. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. ne vatanı. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. sapık. basıyordum ki çığlığı. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. "Zavallı. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. "Nefes al bacım. kaybetti. kulağıma. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır. rahat etti!" dedi. kaçamak sevgililer parkı vardır. bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. Kanuni. çökmüş. Bugün bile Malta'da. Emir verdim kendime. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu.. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı. ne insanlığı. parkta tekme-tokat dövmüş bunları.. sarılmakta olanların keyfini kaçırır. benden önce. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. fermuar muhabbeti başlamış bankta. kafayı yedi. Turgut Reis şehit oldu. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta. polis yakalıyor. Kemal'i gördüm. ne biliyorsam. aynaları kırmaya. ayrıntılarıyla dinledim.. yuttu. Rıdvaniye'nin. Aradan yıllar geçti. Biri Viyana Kuşatması. sen şöyle çekil. düşkün halini gördükçe. bas çığlığı. Gizli. gitti. Öpüşmekte. Rıdvaniye benden önce kopardı. kulağıma: ". ne sanatı.. gelir. ne ülkesi. Otuz-bin levent sulara gömüldü. Anayoldan içi karanlık." Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya.. kızın ezik. oyalandığımıza göre. Polis niye dövsün. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda. Tam sırası. ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor.. sigara ve çayla ağlayıp duruyor. parala üstünü. gittiği gibi geri geldi. sandalyeleri parçalamaya başladı. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye..Çaresiz. Rıdvaniye. Kız boylu boyunca banka uzanıyor. başka cins insanlar olduk. Neye uğradığımızı şaşırdık. cinsel bir entrika anlatır gibi. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum.." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum. Yanımdaki masadan.. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz.

püsürük. herkesin boynuna sarılıp. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. bir hüzünlü. yarım uykulu. Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". yazısını yazıp. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor.. toplamışsın. zavallı bir adam. suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden.. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım. Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. ka- http://genclikcephesi. bazen beş zeytin. Hikâye değil mi. bağırsak. Ne yazayım. yumurta yemek için memurların .bakarak "Sen de az değilsin. çok uzaktaki karagözlüm.ikini mi yalıyorsun". bazen üç. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk. beş kuruşu yok. Kocası işsiz. Çocuğu spastik. Yalnızdım odamda. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda. "hayır benim hakkımdı o yumurta".. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. bu köylü.. Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. acı çekmiş yüzü var ki. avuturdum kendimi. Çocuğu yüzünden çalışamıyor.. yine her sabah doktorun gelip. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. Kadına gidip yardımcı olsam. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. güya o kadın benim sevgilim. bok. bulaşıp. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle. eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi. en ünlüsü. ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz. haşlanmış yumurtadır. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur.com 29 . Mahşer yerine döndürür servisleri. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip. neydi o Viyana kapıları Na-polyon. Oturur hayalimden hikâyeler yazar. haşlanmış yumurtanın.. sırtlan suratlı kapıcılar. aşçılar etrafına çöreklenmiş. köpek adamları. bir Tanrı gibi. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. pirzola. Neyse iyi görünüyorsun.blogspot. bir daktilom vardı odamda. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla. Alnında deri o kadar incelmiş. şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. Papaz sakalı gibi saçları. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. 4-5 yaşlarında. Hayatım orada. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. bir de Bozkurt reçeli. O benim. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin.. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. Her sabah servislerde. lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. üç zeytinin. diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder.

bu sabah yerinden taşlar. köpek. unutmak için dışarısını. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi. soylu. hortlak gibi. ekmek param burası. kendimi son bir can havliyle. işte. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. her sabah hurdayım. çöplük dağılıp. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. yırtınma. ruhuma. morgun kapısında ölü çığlıkları. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum. yola yayılmış yemek artıkları içinde. ben. sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. ben. bembeyaz. acayip. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. Kadınlar çığlık atmıyor. entarilerine. ameliyat bezleri. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. tenimi yiyor. Her şeyi unutmanın yolu. fare kuyruklarından jiletler. ben. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. katı cesedimi mezara bırakırlarken. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası. görevim burası. "Teyze. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. Çünkü. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. beynime. Öyle umutsuz. geniş bıyıklı eski zaman subayı. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. aldatmasız. ezanın sesine karışıyor. ayaklar. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. kabir böcekleri gibi ruhumu. Etraftan geçen herkes. kol. git evinde ağla" mı. bağırışlarla deliren kalabalık. duvarlar. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim. Ne diyeyim. çıplak. hiç kimse dışarıda kalamıyor. dürüst. yaşmaklar." Her gece sabaha doğru dörtte. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. cam parçaları fırlatıyorlar. insanlar sanki burada. Kendimi kurtarmanın tek yolu. üstünü başım parçalarken. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları. Sanki. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. dudaklarımla düzeltiyor.. soğuk. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini. bacaklar. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor. duvarlar. burada ağlama. diyeyim.. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. kaygısız. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri. bacak.com 30 . korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz. ağıtlarıyla uyanıyorum. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. romantik. camlar.blogspot. ama. hikâyem güzel olsun.62 rasevdalım. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. http://genclikcephesi..

ilk defa orada düşündüm. iki yardımcısını odasından çıkartıp. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz. kurtulmak için. Başhemşire. bu serum şişeleri. bak. gizlice öpüyorum. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. aceleyle yazılmış. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi. hadi.. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. böyle bir kız yok. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana. burç kitaplarıyla gezen." Ben. saklanarak. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor. bu erkekler hep böyle. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu.!" Başhemşirenin odasından çıkarken. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. istersen.blogspot. Eline benim hikâyemi aldı. beni karşısına aldı. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. Korktuğum başıma geldi. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek.. ama. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım. dedi.. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi. Çok hoşuna gitti. hoşsohbet. Ertesi gün. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum. İkinci şey. hem trenle gidiyorum hikâyede. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden. "Oğlum. kazanova bir kara kaplanın. işte yine gece başlıyor. öyle usta bir kalemim var ki. benim de böyle bir aşkım oldu. fotokopisini çıkartıp. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. aşağılık. ama. kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla. ama. İstanbul'a tayinini de çıkartırım. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var. tüm hemşirelere dağıttı. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. 64 bu kadar sahici.Allah kahretsin. zavallı kadının iç çekişlerinden. uyduruyorum. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari. sen çok güzel bir çocuksun.! Yani.. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa. çünkü bu bir hikâye. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. "Dikkat ettiyseniz. hayalimde yazdığım bir hikâye. İzmir'de. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum. Bu tereddütler içinde. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım. Gün boyu elinde fal. hayalle gerçek birbirine karışıyor. eşsiz bir aşk. uyduruyorum. kalemimi. Hikâyemde." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. Güya karagözlüm İstanbul'da... artık İzmir'e öldürseler gitmem. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. delirmeden sabahı nasıl bulacağım. işte burada. nasıl sevmiş seni. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu. olmayan. onu garsonlardan utanıp. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. Sabaha doğru. Başhemşire odasına çağırdı beni. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor.. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan. fazlasıyla kilolu bu kadın. hayaller başkasının olabilir.com 31 . Bana o günleri hatırlattın.

onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. iki avucuna. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu. geçti yanımdan. Çocuğum açlıktan ölür mü diye. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. inciler toplasam. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki.. Bir su kenarında ayaklarını. buna benzer sesler mi duydu diye. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor.com 32 ..blogspot. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. ovalar gibi. o. onu yatağıma bırakıyorum usulca. Odama yürüyüp. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri. İçine girip... bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. Dışarıda. İncecik bacakları. iki haşlanmış yumurta. iki haşlanmış yumurta bıraktı. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu. yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken.. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. zehir hayattan kaçmıyorum onu. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek. arka koridoru dolaştım. Ben de hikâyemde. Gece. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. ikimizin de kolları sıska. tüm çamurunu tutup. çocuğu koynunda. Kapıcı: "Görüyon. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. sarılıyorum ona. bu hayat nedir mi diye. sıskacık. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi.. oralarını. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. Hiç değilse o. Kadınlar. kara kadının bakışları içimde büyüyor. sakat.. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış. sabahın beşi. Ah. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. hırsız diye hücuma geçip.. gizlice yedirmiş. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. Nasıl seviyor kelimelerim onu. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor. Nesine kızayım bu adamın. dayın nasıl iş bitiyor. Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. ardından baktım. Göbeği inip kalkıyor. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. Şarap şişeleriyle dolu. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için.. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. koynunda. bir kavun getirmiş. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor. ah tatlı bebeğim. simsiyah saçları dokundukça bedenime. odamda aynı işi yapıyorum. Yüzüne. midyeler. hıçkırarak ağlıyorum.Kalemimi şarabımla. sonra merdivenlere doğru fırladı. iki avucunda sıkıh. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. en gizli sevinçlerim. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. Suçüstü yakalanan bendim. ah. hayatıma dair bilgiler topluyorum.. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna. eteğini boydan boya yırtmışlar. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor. kadını göremedim.. daktilomu önüme koyana kadar.. ikimiz de böyle zayıf. Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç. bir sinek. ikimiz de toprak testi. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri.

Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. doyduğumuzu sanırdık. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor. yüzlerce makale yayımladı. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. en magazinel ismi oldu. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. bir düzene koyup. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. ütopyasını sevdiğim için. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer.com 33 . Atatürk devrimlerinden girip. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. suratına sürdü. hırçın. ama işte ben yine ağlıyorum. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. ah canım. Adam. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. Şimdi. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. çorbasını. Mercimeğinden değil. deyip oğlunu başından öpüverdi. burada. Balzac'ı. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. Mercimekçi Ayşe. yaygınlaştırdı. Şekspir'i. köftesini. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. Mercimekçi Ayşe. kamuoyunu etkilemiş. dersini ağır bir ciddiyetle. radikal bir İslâm çıkar altından. bu satırları yazarken sizi bilmem. iktisadileştir-di. Rizeliler. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. 1930'da doğan Ayşe Baysal. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir.. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. heykeli dikilesi bir kadın. vs. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. bıkıp usanmadan anlatırdı. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. "Özal. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık.blogspot. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. mercimeğin baklavasını. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki. Durdum ve düşündüm. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. orayı inceleyin. helvasını.serip. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. çocuğun ağzına doğru götürdü. çocuk. dünyanın tüm edebiyatı. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. daha da ötesi yazar. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup.. 1928'lerde yazıldı. karnımız şişer. http://genclikcephesi. kara kuru adam. gülüşerek şakalaşmaya başladılar. bulgura dönmüş. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. Bir ekmek parasına bir baklava. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. Mesleğinde zirveye oturdu. Zayıfça. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor. şu çocuğun ağzına giden. Annesi. Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp.

patates dinini anlatacaktım. yazarlar. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik.. Telefonu kapattım. işte orada siyaset yapmaya karar verdim. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. kendi kendimize yetmemi70 zin. kendi çabalarımızın.. Rize muhafazakâr oyların deposu." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda. tarihe karışmak üzere. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap.. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler.. onu yazacağım. İşte bu çok doğru. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. Seyyahlar. yol görünmüştü. kebaptan çok. gençler hapiste.. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. Bugün.Çünkü onlar... "Ne yazacaksın?" dedi. ancak başkalarından şüpheliyiz. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz. Değişim. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza. gördüm ki. kısmet olmadı. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den. bulgur yazılarına başladı. bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık. gördüm ki. toprağın. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm. güldü.. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. yola çıkmıştık.com 34 . artık biz iyiyiz. sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi. hariç. Seyyahlar.. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor.. arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde. yüzlerine bakan yok.. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım.blogspot. sondan şerbet.. asırlar boyu tümüyle unutmuşuz. Erbakan geldi. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim. http://genclikcephesi. Milli yemeğimiz çorbadır. bunlar deli mi diye. kitaplar. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış." Salon alkışla hopladı. yeryüzünün bu en güzel. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. TV'de izledim. dolmalar. Cehalet ne kadar korkunçsa. milli kaynağın. değişim adında parti dahi kuruluyor.. İkincisi. 40'h yıllarda yayımlanmış. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz... İslâm gitti diye akılları çıkacak. on-yedi çeşitten sözediyor. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak. ele güne muhtaç olmamamızın. yerli malının. diyor. konuşmak o kadar zordur. ekinin. gülmeyin. ne bulurlarsa doldururlar. Trabzon. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. ama işte. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum.. Bir gün daha kalsaydı. gülmek-len kırılır. değiştirmek için de. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş. Dağılmayan.. marketlerden ithal cipsler. Sanki onlar daha sahici insanlardı. diyerek yayın hayatlarına son verdi. kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. işte Şizofrengi dergisi... lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş. baştan çorba. Özal mühendisleri yanma alıyor.

Özal'm. kasabalarda anlatılan metinlerde. değişim canavarının kudurmasıyla. özdeşleştirdik. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu. o kadar. Meddahlar. Aydın Doğan'm. uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor. destan-laştırıldığı. işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. kayboldu.. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. yılanları güçlendirdi... hayalici çıktı.. Hadi Uluengin.. kahramanlık hikâyeleridir. futbolcu satıp. değerlere tapıyor. En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu. radyolar açılıyor. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü. inmiyordu. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu. değişim gazı.. Osman Ulagay Hasan Cemal. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü... Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. Hmcal Uluçlar. Karı oynatıp. hamasi nutukların istilasına uğradık. Bu sesten Duygu Asenalar.. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi. Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu. Gülay Ashtürkler. İzel'in. yanıldığımı anladım. Köroğlu. Mükemmel bir katakulliye geldiler.blogspot. Gülay Göktürk.. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar. borsa. derin mavileri unuttuk. Yılan kabuk değiştirmezse ölür.. artık ruhumuz kabarmıyor.. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek... Ayşegül Tecimerler.. erdi muradına. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı. ateş koru testerelerle 73 dağladılar.. Seda Sayanlar. zihinleri "yalın.. Değişiyorduk. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses. bizim neyimiz eksik dediler. Boyner'in. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor. toplama beynini kalkınmanın. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. TV'lerden. asırlarca köy. çirkinliğimizden. banker. Ancak meddah hikâyeleri çok farklı. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi. Gökberk Ergenekon Nilüferle. bir gün Özal değiştiriyordu bizi. Battal Gazi gibi aşk.... Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi. Halk hikâyeleri köylerde. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!. Duygu Asena.Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti. Özal köprüleri sat72 mış. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. bir gün Hıncal Uluç. toplama bilgilerin istilasına uğramış. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel. nasıl olacak" çoktan başlamışlardı.. http://genclikcephesi. dolma.. çıktı. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken. Türk aydını.. dolma. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la. uyuşuk ölçülere. medya boğuştu. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış.com 35 .. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son.. Kalbimizin çığlıklarını.. modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor. Bunu iyi düşünelim. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar.

bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları. meddah. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. Türk romanı. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik. kaçış. Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri. Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım. ne medya. Duygu Asena. Şimdi. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer.. eleştirebiliyorlardı.. Ya da. Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. İnsan. "şehrin sanatçılarıydılar". Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi. İddiam odur ki. hırsızlık. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz. tiyatrodan daha yaygındı.. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin. çarpıcı. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. oyun. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir. kasaba tarzından çıkamıyorlar!. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması. seks... köy. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte.. çirkin bir davranış. köşe yazarları. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. Sonra şunu öğrenelim. Bugünkü öykü yazarları.. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi. iktidar. Aydın Doğan'm çiftliği. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın. hırsızlık. cinayet öykülerini işlerken.. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi. Selim Edes. renkli üsluba. Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde. aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen. Buket Uzuner tarzı yazarlar..blogspot. ne gazeteler. Bir de şunu öğrenelim.. tatminsiz. Türkanh. Hemen her kahvede. çünkü meddahlar. Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış.. Meddahlar bu cüreti.. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası... kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!. Avrupa şehirlerinden öndeydi. hikâyesi.Önce şunu öğrenelim. Gülay Ashtürk. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz. sürükleyicilik. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor. söz dokunduramaz. sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. ayrıntılı.. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu. bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş.. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası. http://genclikcephesi. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. ancak. Filizli onbinlerce film. kitap. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen. 74 yasaktı. Ayşegül Tecimer.. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım". hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün. Ayrıca. Ve ilginçtir.. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. Kürşat Başar.. Ahmet Altan. bu hikâyelerde. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. sert.. eleştirel cesarete ulaşmıyor. dramatik zenginliğe. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını. her akşam bir program vardı. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir.com 36 . naifliği. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış.. basitliğindedir. binlerce dizi.. meddahlık bugünkü sinema. edebiyatçıları. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde. ve o cüreti ise. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti. makale.. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi.. her yeni darbe. Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok. meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu.

yüzyılda arabalara cam takıldı. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar. patlama ile motor gücü elde edilebileceği. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. elektrik sistemi. öküzlerle çekilen. Chevroletciler bir durakta. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. motor. Trabzon'da Sadıkzadeler. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı. Faytonlar. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. Haklıydı. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. Abdi İpekçi. Yüzyıl içinde. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. Sultan arabaları. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. şasi. direksiyon. frenler. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. 1960'dan sonra en iyi müşteri. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. Meşrutiyet'ten önce. 16. sürgülü camlı. Meşrutiyetle hürriyet geldi. Ford. Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. ön dingil döner hale getirildi. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti.blogspot. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. Louis'nin bir bakanının. yüzyılda süspansiyon gelişti. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. etrafları açık. saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler. Diyarbakır'da Birecikli Halil. Gallia Ailesi. Kemal Halil. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. yanlan aynalarla. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize.com 37 . kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. nakışlarla süslüydü. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. Kennedy'yi. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. tekerlekler. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. üstleri örtülü. Fiat-çılar diğer durakta. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. Chevrolet. Osmanlı'nın koçu arabaları. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı. Studebaker otomobil ve kamyonları. 19. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. Dodge otomobil ve kamyonları. Motoru Avrupalılar buldu. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. transmisyon organları. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. Bu. izmir'de Fevzi Özakat. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. 1753 yılında Paris'te 14. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular.

"toplama" usûlü dedikleri. Vehbi Koç. Bu bilgileri edindiğim kitap.blogspot. kamyon ürünleri satan Koç. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı. "Medeniyeti veriyorlar ama. 1500'e yakın otomobil. köy filmlerinin. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. Traktör ve jeep. bacadan girenlere güvenmeyin!". nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar. 80 http://genclikcephesi. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. aşağılık komplekslerini. Ford'la görüşmeyi. 1930'a geldiğimizde. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. Ancak. son kırk yılımızı özetliyordu.com 38 . hayatının ütopyası haline getirdi. günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. 260'ını Koç. Kovmak. iyi iş yapmış sayılırdı. Çünkü onlar ya düzenbazdır. Sanayi ve Maadin Bankası. "Pencereden kovuluyorsan. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. yine kapınıza geliyorsa. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. Her neyse. Niye gireyim kardeşim. birçok araba parçasını biraraya getirip. 50Ti yılların karakteristiği oldu. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. 450 işçi ile faaliyete geçen. demektir.'"minibüsçüler" oldu. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. Ford Motor Company. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü. anılarında. 1930'da 956 olan traktör sayısı. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı. Çin'deki karışıklıklar neticesi. 100'e yakın kaptı kaçtı. Otomotiv Sanayi Derneği. Mektuba karşılık Ford. üretimi durdurdu. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası. ikincisi jeep'leri üretti. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. işadamlarımrz. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı. Kovulmalarının arkası gelmez. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. montaj üretim yapan bu fabrika. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. ya da onur bilmezler. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. köle zihniyetin bir parçası. ne zaman Ford'a gitse kovulur. köy romanlarının. parça sandıklarını denize attılar. Ankara ve havalisine otomobil. Bu vecize. Milli Savunma Bakanlığı'na.6 milyon insan çalışmaktaydı. ne hazin itiraflar saklı kitapta. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. cins bir köpeğiniz oldu. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. Koç.

Uzmanlarımız. son elli yılımızın siyasetini. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün. otomobil virüsü ülkeye girmişti. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı.. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir. Gözdesi.. Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik.com 39 . tüm yoksulluğumuzdan.. bunun adı: Fiber-glass'dır. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. ha gayret!. modern dünyaya kafa tutması. ortalık yangın yerine döner.blogspot. Ankara. kabadayıca meydan okumasının eseriydi. orada. Adını Devrim Otomobili koydular. Merkez Bankasını. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. vatan haini ilan edilirler. fiyaskoyla sonuçlandı. dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. ambalaj sanayini eleştirip. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık. http://genclikcephesi. Devrim otomobili. dediği gibi. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". şimdi sırada Koç'un. Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır. askerin. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık. montaj sanayi suçlamaları vardır. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. Bitmeyen bir it savaşı başlar. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç. Türkiye halkına sattık. Sonunda bir şans.. Solcu aydınlarımız montaj sanayini. Ancak. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik. Amerika davetlisidir. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan. talaştan yapılan bir levha görür. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür. kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. çünkü emir demiri keser. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu. İstanbul... "sac" yerine. özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol.. Otomobili kendimiz yapacağız. yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. geri adım atıp.. biz de otomobil yapabilirsek. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz".. otuz yıl sonra. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. dalgaya alınca. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur. Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. Yine de istediğini alamaz. montaj sanayini aşağılamak için. Türkler de otomobil üretecektir. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak. devletin.. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar". "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız.60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza.. Kızıl Elma gibi bir ideal edinir.. ihtilalin.. Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur. ceplerine indirmiştir.. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'. çünkü Koç. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş. bu işi ancak. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır. İşte bu kovulma." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır. Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. 90 gün içinde otomobil yapılacaktır. işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz. tarihin benzersiz diktatöründen alınır. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. politikacımız. piyangodan Ford'la görüşülür. Kaportada sac değil. siyasetçimiz. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip.

nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk. tarımı geride bırakamamıştır. Onurlarına yedirememişler.. tarımın yanında gelişmiş.blogspot. Nereye? Cezayir'e. hem teşvik alırsın..24 Ocak kararlan. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı. I anlatalım. dışarıya buzdolabı satı. Ve dünyada. peşinden banker skandali. rupa'dan mal almamışlardır. anarşi çıkartan gençlere yüklendi. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz. Renault 12. Sultanahmet'te tu.82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. tuhaf değil mi. 1990'a kadar de ğil otomobil. ucuz işçinin sebil' leşmesiyle. Yetmiş sente muhtaç. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan.i ürünlerini ihraç etmiş.1 Koç. I 12 Eylül . Devrim Otomobili. uzun müddet asla Av. vur malları olan buzdolapları. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri. memleket sevgileri de işte bu. Türk Otomotiv Sanayiidir. ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken.. devlet bir ampul dahi üretemiyor!. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler. . ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1. Anadol. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi.1 80'lerin ortasında tek övündükleri. Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş.. sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği . jeepler. bu kırk yıl içinde. . ': sonra 0302 Mercedes. 12 Eylül'e kadar. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor.1 yoruz idi... vatan. Ford dahil.. ülkeye döviz sokamamıştır. http://genclikcephesi. Cezayirlilerin başkaldırısı. gâ. Bütün suç. Murat 124. turizm ve konfeksiyon. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır. j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. halde. Ancak. köylülük. Neden Cezayir'e. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir. 0302 serisi Mercedesler üretildi. 12 Eylül'ün kapısına dayandık..com 40 .. overlokçuluktur. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. giren dövizi. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım .. Cezayir Bağımsızlık Savaşı. Magirus.. ve 700'ün üstünde grevle..

Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir.. terörist. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim. kebaplar faslında ise. Ve teneke otomobillerine. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. üstelik. Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı.. 4. Mehmet Sabri denen bu cani. yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır. Bu rezil. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi.. ya da aydınları öldüren bir mermi. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde. cilt 376 sayfa.. http://genclikcephesi... sır noktaları arşivlerde kapalıdır.com 41 . kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu.. hep kazanan onlar oldu. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı. Cumhuriyetimizin 75.blogspot. kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları. Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz.) Cumhuriyet. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim. Bu yalanı gösteren tek yer. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin. ihtilallere rağmen kazandılar. otomobilleşmeyle. Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak. Hikâye uzundur. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi. iç savaşlara rağmen kazandılar. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış." (Yakın Tarihimiz. bizimkiler asla!. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır. romantizmin heyecanına kapılmış. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi. 68'li öğrenciler ise. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. komik devletimiz için şeytani bir rastlantı. Dinleyelim: 84 85 ". devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli. fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor. lanet hayat onların bize hediyesidir.Elli yılda tek kazanan. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı. tas kebap.. Topal Osman'dan Yeşü'e. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti.

Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür. ne diyebilirim. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam. Ama başaramadım. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste. Suikast yapmaya geldim. bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. bulunur. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. Ayıcı Arif vs. ruhu imişsiniz. bulunamaz. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir. Hüseyin Avni Bey. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir. Sarı Edip. istiklal mahkemeleri kurulur. diğerleri sorgulanır. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum.com 42 . Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal. Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. meclisin en çalışkan. aranır. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in. Laz ismail. Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. Ziya Hurşit. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi.. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. 75 yıl süren büyük yarasını alır. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. hepsi sırayla idam edilirler.blogspot. heyecanlı.. doğrudur. ya namusumuzla yaşayacağız. ya öleceğiz". Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. "canileri affetmeyeceğiz. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür.27 Mart 1923 günü. Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim.

Dünya sana kalacak. Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin. Zahmet buyurmayın. yüksekliğine de bakacağım.'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. maccıa-perest. yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı.. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir. en yakın arkadaşları Kazım Karabekir. vakit geçiyor. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck. Nuri Bey. Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş.. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi. Sana orada suikast yaparım ha. http://genclikcephesi. İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü. . 'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi.. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu. şöyle ki. ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar. yani. salıncağa da benziyor.com 43 . Ali Fuat. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip. Halk Fırkası ömrü boyu. . Ama bu da zevk. ben kendi işimi kendim görürüm. (Bu ittihatçı ruh. çünkü.) İşte. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran. hiç danışılmamıştır. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte.Hepsi bu kadar mı.. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor. cumhuriyet kararı anidir.' demişti. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: . Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal. Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. Sizin elinizden yalnız bu gelir. .Ben zaten başka bir şey beklemiyordum. ancak. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin. önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. istediğim de buydu' demişti.En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya. Başbakan Rauf Orbay. 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme.. ipek mendilini düzeltip. Ziya Hurşit. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz. Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. Yolcu yolunda gerek. merak etme. millet meclisi kavramı yetiyordu". ağır ağır giyindi. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. haklı haksız gidiyoruz işle. şaşılacak derecede soğukkanlıydı. Aman beyim.. Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. hem de elimden kurtulamazsın. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı.. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 . Ziya Hurşit. Rauf Orbay.. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı..blogspot." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir. çabuk ol' diyen cellada gülerek. 75. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. Mustafa Kemal ve arkadaşları. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı. milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur.

MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. Ülkemizin cumhuriyet kavramı. Ancak. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. Bize milli hakimiye. Hangi Ahmed'i. diyor. aç kaldılar. Meşrutiyet'te herkes birbirine. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik.Cumhuriyet devletinden yana olanlar. Kanal'a mı. şöyle bir sahne anlatır: ". meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti. millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. Koç'un adamı. Bu lafızlarla iktidara gelenler. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi. siyasetçilerini bu ülke görmemiş.. skorpit yarası mı.. kenetlenmişlerdi. trenin gideceği yolun..blogspot. şehit oldular. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. Tansu Çiller'e. Doğrudur. sarayın adamı gözüyle bakarmış. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi. lâik-şeriat değil.. Enver'in adamı.. ona da soracaksın. millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti.. tanımamış. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. kum mu. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak. Allah'ın. millet meclisi ne89 den yetmeliydi.. partileri.. Anadolu hepimize hmç. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya. Aydın Doğan'm adamı. Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur.. Demirci'm adamı. bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar . su mu. yüz bin Ahmed'in hangisini. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti. Medine'ye mi.. olmadı.. Sarıkamış'a mı. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. sürüldüler.. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü. Adnan Menderes'in mecliste.com 44 . tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır. Tansu Çiller'in adamı vs. ancak. O tarafa? Aden'e mi. hilafeti istemesi değil. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor.. çünkü millet meclisinin. İstasyonda bir kadın durmuş. Talat'ın adamı. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur.Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. şüphe ve güvensizlikle bakıyor. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. http://genclikcephesi. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. Adalet Partisi'ne. dönüşte. milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. oluyorlar. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense... Ahmed'ini görsen. ezildiler. bir çuval inciri berbat edecek.

. Senin serin dağlarında. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. kar ya-92 nakli. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. o bize... Evlatlarının peşinde yalvaran. sağdan.. demiryoluna. yirmi yıl sonra döndüğünde. kahraman işadamlarımrz. sen yine parti başkanı. Kabil'den. ağlayacak ama. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok. Ahmed'leriniz bir nefes değildi. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. Batı'dan. nerede ölüyorlar. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor. Dinleyelim. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. ben gelince yendim onu bebek imalinde. Anaları ellerinde fotoğraf. Shirley bebek yapıyordu. Taliban'dan. oyuncakçı da. işte cumartesi anneleri. oyuncağımız yok. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki." Evet. bulgur yedik Şehit verdik. Bir Macar vardı İstanbul'da. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. oğlunu arıyor. Çakıcı'yı dahi vermedi. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!. kayıtsız milli hakimiyete. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. oyuncağı hiç sevmemişiz. ismet Paşa.Şimdi Anadolu'ya. Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak. Kovukta. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir. Adını tam bilemiyorum. onu da kaçırdım. İşte şehit anneleri. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz... Rauf Orbay'a özür diler gibi. uçup gittiler. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün. vermiyor.. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. istanbul'da yine birkaç tane. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor". kırılıp gittiler. işini kuruttum. Anadolu. Çatlı'yı.. oyuncak müzemiz yok. İzmir'de üç dükkân. Rauf Orbay. kimseye diz çökmeden. http://genclikcephesi. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. Bebeği pek az kimse bilirdi. göklerden yüksek oğullarınız. soracak.blogspot. şenlenir evimiz. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin". yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. Biraz uzun sürecek anneler. Büyük şehirlerde bile.. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş. Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. Kuşlardan küçük. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı. Bin yıldır gömülüyoruz. başı mukavva. iktidarı sahiplenenler. Kolu bacağı kırıktır. gövdesi pamuk. Falih Rıfkı'nın dediği gibi. fazla sitem-kâr olmayalım. bir Alman Yahudisi vardı. ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. Malezya'dan. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler.com 45 . Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. şoseye. delikte büyümediler. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik. "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. Doğu'dan. Ahmed'lerini arayan analar. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça. Yüzü vücudu çok kıllıdır. Yeşil'i. saçından sürüklenerek götürülüyor. Kahire'den. Bizim gibi karadır. biz yine muhalefet!. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet..

Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. Sonunda buldum. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. 53-54 seneleri. Ben de tahta tabanca yaptım. makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu. kestane fişeği. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. Kalıpçılar çok şaştılar buna. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik. oğlan bebek. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır. tüfekler yapardı. "İlk defa sıpa yaptık.. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. oyuncak ithal etmek istiyor. kız bebek yaptı.. bardağı. Tahtadan tabancalar. 51-52 yılında ithalata yöneldik. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim. babam Mehmet Sülün.."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. ilk 95 o yaptı. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce. çatapat. Bebeğin karnına basınca ses verir. 550 kuruşa. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. Kafası mukavvadan. eve ince talaş yayılırdı. http://genclikcephesi.. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit." Tüm bu bilgileri. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. Monopol." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu. Birgün bozmuş bebeği. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı. plastik tabağı. tamiriyle uğraştım. Mam-ma sesine 1948'de başladım. 62'de başardım. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım. Parmak bebekler üretti babam. kendi icadım olarak. 1 veya 1. Karakaçan. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. il il dolaşmış. mal yetmiyordu. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında. bu fikri kaynanam vermişti. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti. Grup oyunları yapmaya başladım. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. Sallanan tahta at yaptım mesela. süs kâğıdı.5 liraydı bu bebekler. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş. Gövdesini saman doldururduk. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar.blogspot. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı. sonra biz. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. "Bizimki de mukavva kafalıydı. Mantar. Çukurel. Tombala filan yaptık.. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine. tarih mi belki 68-69. kâğıt fener. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor. Çocuk bir iğneyle dokunsa. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum. başın üst kısmını kestim.com 46 . Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. ondan yapılmıştı. Spiro Giokas.. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü. kumaşla kaplardık. Gözlerine ampul taktım. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. kukla gerçekten gülüyor." "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde. Kızıma vermiştim bebeği. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. 1950'de. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım. içerde. bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp. havai fişek. Gemini çekince gözleri yanardı. 14 sene uğraştım. kızma birader.

"Bir de atbaşı vardı. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. bir de ufak masası. tombul bir göğsü. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış. annem anlatırdı. tabii. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş. Arnavut kralı. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş.omuzları hareketli. ata biniyormuş gibi oynayacak. Hatırladım o Alman şimdi. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. bir pencere. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. Bir divan. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. Sonra başı derde girdi kurşunla.blogspot. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. ayı. Hiçbir şey bulamadım. başı hareketli kahkaha atıyor.. kaleler de vardı. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü.. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. altı çeşit hayvanla başladı. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak. Balık ihraç etmek istiyor adam. bir bebek hatırlıyorum mesela. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. arslan gibi. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta. yerli kurşun asker yapıldı. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. pencerenin perdesi. adama aynısını yaptırıyor. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile. fil. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. zehirli filan diye. çocuk sopayı elinde tutacak. maymun.com 47 . evet evet. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. "Harbin başlangıç yılları. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. http://genclikcephesi. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. insan sureti anlayışı ile engelleniyor. 1947'de Ankara'da doğdu. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor. Tenekeden kanatlar. işe. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. tombul bir poposu. Ülkü için olabilir. 69'da anne oldu. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. tahta oyma biblolar giriyor. ucunda iki tekerleği. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. "Çocuğum bir yaşındaydı. sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler. bir çığır açtı. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek. uzun bir gövde. hepsi birbirine tellerle bağlı. bombalar patlarken. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. Kim olduğunu bilmiyorum. burun ve kulaklar. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum. Burada oyuncak yok. arkasında duvar. Çok iyi hatırlarım. bebek hâlâ istenmiyor. yuvarlak tıknaz bir adamdı. tekerlekli bir sopa. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. köpek. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. ondan önce el sanatı olarak kalmış. elbiseli nadirdi. iki koltuğu. bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. şaşırırlarmış...

ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. Fatoş. sürtmeli oyuncakların ayrı. büfe eşyası. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda.Özellikle kediler. o. taşla ya da topla devirmekti. bizimkinin atbaşı yoktu. Çinliler kırbaçla çevirirmiş. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. ki. Oyuncak. şimdi yok.. kiminin tekerlekleri de demir telinden. (Oyuncağın da modası olur. korkunç bir kediydi. tüm haftalığımı verip aldım." Ve Fatma ilhan.com 48 . çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi.. seramikten oyuncak yok. yeşil süs boyası olurdu. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. ayakta iki sanayi kaldı.. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. değnekten at. kurmalı. İsveç'te. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze. büyü-98 lendim. İkincisi. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış. oyuncağım daha değerli görecektir. kullanışlı değil. pembe. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. Çünkü hayal yok. alacak hiçbir şey bulamadım.. buluş. Biz ise modadan uzak.. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü. hantal süs eşyaları. kültürü. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. 90'h yıllarda da Batman moda olur. zekâ oyunlarının. Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. Hollanda'da oyuncak müzeleri. biz. ancak. ancak. Bu din kardeşimizin. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. hediye almak hiç aklımda yoktu. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. O renksiz televizyonun. ama. meşhurdu. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı.. İnanılır gibi değil. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı. orijinalite yok. biri oyuncak sanayi. çok pahalıydı. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır. maskotlar. çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. dünyasına girmek istememişiz. Antik Yunan. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. biri topaç. çünkü o zamanlar kârlı değildi. neden tahtadan. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün. oysa. ama oyuncak yok.. tahta arabaların. 80'li yıllarda Kara Şimşek. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum. çok şanslı çocuklardık. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı. Hayal gelişmemiş. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi. pilli. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir.. görün kültürünüzün acımasızlığını. ki. zekâ yok. onlarca. Çocuklarımızı sevmemiş.blogspot. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır.. ki. kimisi makaradan. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. Demir telinden yapılan araba. dünyanın en büyük şovuna götürün. Seramiğin bin türü var. Almanya savaşta harap oldu. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim. Bizde halkımız. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor. aydım. Çemberi hepimiz oynamışızdır. 17. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. ancak. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok.. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. düş yok. aralarında süs eşyaları. bebeklerin ayrı. Batı'da. haftalığım cebimdeydi. camileri. estetik gelişmemiş. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. diye cevap verir. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır.

Siyasi hayatta önümüze çıkar. dünyanın en zengin. kurşun asker. solcusu. Neden korkmuş isek. Doğru ya da yanlış. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. mutlulukta geri kaldık. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. Eline oyuncak geçiremezse. büyülü. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. canlısını. kayasını. Kardeşlerim. senin için en çok ben acı çekiyorum. kör bir acımasızlık öğretir. daha da ileri gider. kendi halinde lüm nebatını. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane. Çocuk artık. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor. bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti. onun için askerler. ama bu derin. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor. haber bültencile-ri.... tüm tabiattaki nesneleri. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. Oyuncaksızlık. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor. çocukken kullandığı kızağın adıdır. ayrıca. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar.. kendi iç dünyasını. gizemli bir eşya. onu da ağır. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. yalancı aynaları.. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz. ancak.kendine daha yakın.. "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince. gazeteleri. o halde ben haklıyım. Tabiatı masum. İnsan sormak istiyor. Acı çekmeyi içselleştirir.. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor. Arkadaşının uçağına biner. itaat arar.. boyun eğip. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. kendi dünyasını.. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz.. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor. Bu. http://genclikcephesi. konuştuğu.com 49 . bu sahte. diye sahiplenir.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. çocuğun başına onunla vurmuşuz. çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız. televizyonlar kullanıyor. Dinç Bilgin. Kendiyle oynayamayan çocuk. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin.. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor..blogspot.. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. Çocuk. acı çekerek talep eder. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor.. bir kahve makinesi görür.. İyi ya da kötü. en şöhretli insanı oluverir. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar.. göğü delen kuş gözüyle görüyor. çocuğun sahiplendiği. kimse anlayamaz. Her şeye sahip olmuş bir insanın. der. dilini inşa ettiği. kış orada takılı kalırdı. Bizler. Sevdiği kıza bir gün.. muazzam boşluğu mafya kullanıyor. ben daha çok acı çekiyorum. bu yüzden sen benimsin. Oyuncak. dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor. arkadaş olduğu. ruhsal parçasıdır. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. 'bozkurt'. tahtadan bir at yapamamışsın. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten.. hayallerini. 'dokuz tuğ'. kendini oynatacak üstler. edebiyatçısı.. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz. ne dini ne bilimi. en derin eşya. sağcısı. sakin.. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır.

sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor... Ofli şi-vesiyle konuşan. Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir. Demirel'i. tekrar yaptırdım. örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse.blogspot. karaciğeri bozuktu. deyip. Alışılmış konuşmalar. *** Kurtuluş Savaşı'nda. denilince. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında. ithal canavar filmler. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!.com 50 . sizin burada işiniz yok.. röportajda. çok başarılı buluyorum. Lakin.. o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım.. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır.. Mehmet Emin Yurdakul en başta." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. Her yıl anma günleri düzenlenir..olayları. ortalık karıştı. Mizahçı Necef Uğurlu. halkın dinî sorularını cevaplamakta. Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum. ama kendi çaplarında.. bir toplantıdan. dışladık.. Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. Başörtüsü şart değüldür. bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. Ben Mesut. Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. Zekeriya Sertel'i. Hatta. Mesut Yılmaz'ı. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. 102 103 bu sefer canım yanmadı." Üstelik böbrekleri. Açlıktan öldü. Önüne. Bana sorarsa-nuz. dolma yerken öldü.. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?".. İthal canavar oyuncaklar. bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda. büyük şairimiz yalnızdı. Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor.. büyük şairimiz açlıktan öldü. Kur'an'da buna bir mani de yoktur.. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi.. canım yandı. üç yaşındaki çocuğun korkulan. dünya sıralamasına giremiyoruz. ona ilgi göstermedik. bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir. " * •% * liir "gay" dergisi 53. ordan aşağı açılur mu demeyin. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz. Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış. umutları. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür. Abdülhak Hamit. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında. Hamdullah Suphi. ben müsaade etmem. diye kovdu. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil.

Kızılay neden. kokmaz. halktan uzaklaştırıldı. ihtilal ve bakan gören adamıdır. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. dünyada yoktur.. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir. işte bu tartışmalara yol açtı. örnek olarak da. Dil Kurumu. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. bunu kimse de merak etmez. Ankara'nın en köklü kurumudur.. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. atları Rum. hükümet. * •% * Bir başkasına geçelim. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken. ancak. Dünyanın en çok başbakan. ancak. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. yanmaz. Bu tarihsel bir rekordur. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir. Çünkü. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. çürütüldü. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı. orada neler döndüğünü kimse bilmez. Ancak. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur.blogspot. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. Türk masonlarının büyük ismidir. yani Kızılay'dır. bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır. Osmanlı padişahlarından birinin. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz. Padişahın insan emeğini küçümsediğini.com 51 . bu insanlara depolarını açmaz. otuz yılını doldurmuştur. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. tüm makalesi boyunca. İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir.)* Anadolu Kulübü. Kötü.açar. Rumlarla Türkler savaş halindeydi. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler. acemi gazeteciler de. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir. http://genclikcephesi. geceyarılarına kadar orada geçirirdi. Mesela. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır.

Ankara piyasasında tekel oluşturdu. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. Gökmen miydi. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde. parti afişleri. Türk resminin kayda geçmiş. büyük bir ticarethane yaptı. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı.com 52 .Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. nasıl oldukları onun bilgisindedir. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. şehir telefon rehberleri. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. bitmek bilmeyen davalar açılır. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. devlet evrakı. 1978 yılında. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. Diyanet İşleri. Görevi. Öldüğünde TRT ardından. Arabesk. kimse uğraşmaz. Tarih Kurumu ayrıca. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. Ancak. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. BM'den ısmarlanan teknoloji. bilim. Böylelikle Tarih Kurumu. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar. kazıları yönetmek. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. İğdemir'i getirdi. Türk tarih çalışmaları. basımevinin başına oğlu. Dil Kurumu ve CHP gibi. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. oy pusulaları. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. Ajans Türk. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. rehber gibi. Nerede oldukları. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. dergi. dizgisi. gazete. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. bozuk diliyle hasta. Mehmet Özel. kıskanmıştır. büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. Rakibi. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür. suçlayarak. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. sportoto. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa. deli etti. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. piyango bileti. Kenan Evren televizyonda.blogspot. Tarih Kurumu basıyordu. değil Türkiye'de. Devlet. skandal ört-bas edildi. cunta. Çünkü. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. Baba-oğul kurumu. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. basına sızmadı. Tarih Kurumu. hatta 108 http://genclikcephesi. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. yayın. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. piyasaya iş yapmaya. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. Danıştay'a. bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. İnsan soruyor. Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. çok sevimliydiler. baskısı.

(*) Türk Hava Kurumu. halkın. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. kültür ortamı neden oluşturulamadı. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. "Çekilin lan. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. dergi. size oracıkta köfte ekmekler. tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. İlhan Çevik meşhur. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. aydınların. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler. Bu medya. Hasan: "Adam seni dövüyor. herkes gidip seyrediyor. insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü. espriler yapıyorlar. bugün. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. 16. kafamıza sert tekmeler yeyip. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. gazete. yıllar boyu bin. "Tüh lan ben göremedim" dedim. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. sorusunun cevabı buralarda yatar. Şiddet yok.büyük bir matbaa sahibi olmayı. Hasan bir yandan. toplumu. işte. koğuştan birçok genç tanıdım. Devletin. ileri derece masondu. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir. bok mu var" diye kovuluyorduk. İngilizce gazetesi. televizyonun içine bakıyordu. Koşarak gittik. örgüt suçlarıdır.blogspot. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. llnur Çevik pek çirkin ama. Yayın yoktu. iki bin baskıyı geçmedi. yani. hakimleri. işte Çağlar ve yüzlercesi. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. neşeyle usta işi muhabbetler. gencecik içimizden bir çocuk. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi. tekmeliyordu. gazetenin." Ben üzülerek.com 53 .* Ancak. koruduğu ve hiç kimsenin. keyifle. Sadece sefaretler satın alıyordu. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. işte pankartçı gençler. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. hukuğu. bağımsız. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan. ilk defa televizyon görüyorduk. silah yok. Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik. kapalı devre yayın yapılıyor. medyanın. vatan hainliğiyle suçlamıştır. Çağlar 20 yaşlarında. televizyonda gördüm. kan yok. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. o da ayrı mesele. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir.) Kaba hatlarla. İslamcı kitap. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. başta Hakan ve Çağlar geliyor. hakimlerimiz. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. bizleri. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. gezmediği ülke kalmadı. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. insan soruyor." http://genclikcephesi. artık toplum tartışsa ne olur. baklava çalan çocuklar. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim.

Hayat Buysa .. gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız. soluk sarı yüzü. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim.. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni. Bağırıyorum cansız bedenine. çay içiyorum. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. ağlamaya hali kalmamış. ne insan hakları. Kaldırdım antik bir taşı. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi.. insan haklarından. dağların en yaşlısına tırmandım. kımıldamadan!. garsonluk yapıyorlarmış. kaybolmuşum. ne yasası. acı duyarak..O gün bugün. Diz çöktüm. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım.. hakimden. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm. Dinleyin beni. kara. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için. Gezintimi bitirdim. parasını da al!" http://genclikcephesi. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda. çıkarın tüm bunları hayatınızdan.. gündüzleri kırılgan. Ne yazarı.. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir.com 54 . biz ekrana. Balta girmemiş bir ormanda. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim.. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. seçimden. çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi. ne hukuğu. kanundan. Yanıma Doğulu iki genç oturdu. ne polisi.. yazmaktan. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. bir küçücük yer. O kadar sıkılgandılar ki. felçli gibi oturuyorlardı.. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. Kırk yıldır oradayım. yirmi yıl başım yerde. Dünya kadar geniş sanıyordum. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen. hayallerimi savunan son ağaç burası. pis. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak. Eski. "Yooo rica ederim. Can verir gibi. Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı.. bu sefer. şakacı bir avlumuz olsun. Garson boş bardakları alırken. soluyorum hâlâ mutlulukla. işte orada. Kalbim yerinden koptu.. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. Bıktım. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz. Şalvar gibi bir kot pantol. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın. pavyonda komilik.mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş. Bu sözler beni.blogspot. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim.. Jack Nicholson. ne anayasası. bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım. Sırtımı dayadım. acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. kumlu solucan. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi".

blogspot.. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik.. ilk masaya oturmuş. bizim ne güzel topraklarımız var. Uzman bir hocama soruyorum. Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. bir şey ya iyi olacak. yine. sesim çok güzeldir". açıldı. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi. imgeyi şiire somıyor da. boşaldı. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. Belki de o zaman martının adı başka. Her neyse.. gitti. İç savaş başlıyor. geldi. mitolojik hayvanlarımız var. Yırtıcı imgesi için arslan. "Abi. iyi soru sormaktır. güzel". Akpınar. Kullandıkları dil. istisnai olarak turna kullanılmış. küçük dilimi yuttum. Mevzuyu öğrenmenin yolu. yavaş yavaş masaya dokunmaya. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. Rumca. mevzuyu öğrenmeliyim. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. Son yüzyıldır.. kaplan. Hüseyin Aktoprak. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir. Ne iş baba. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. hem yırtıcı. Arapça.. ağlar mısın. Düz-ce'de kadınlar. değil mi. gün boyu ağlıyoruz.Hiç tanımadığım iki insan. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar.. ağlayarak tarlalara koştum. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. geçen gitmiş. iyi soru sorarım.. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. iki bin dolar biriktiri-yormuş. Martılar yırtıcı hayvanlardır. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur.. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen. Divan Edebiyatı. leş yiyor. sıkılgan kardeşlerim. iki. diğeri böyle. Güler misin. Akkaya. bembeyaz tülbendi eşarpları. Doğu. ama. gibisinden muhabbete girmeli. Beyazlığım övmek istesek. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. Gerede. Son yüzyıldır ise. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. Biri öyle düzenliyor. İbrahim! http://genclikcephesi. başta İran geleneğini sürdürüyor. Belki de martı demeyi yeni öğrendik. kuğuları. ya kovduk. Türkçe isim verildi. Yerine: "Akyazı. turnaları severiz. milli. hem beyaz. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı. Laf ilerledi. Ermenice isimler değiştirildi. Var bunda bir bit yeniği. türkü çığırdı. Bir fıkra anlattı. martıyı kullanmayan şairimiz yok. Hem yırtıcı. Melahat Akalın. patates tarlalarında çapa yapıyorlar. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. Kendi tahminimi söyleyeyim. ya kötü. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. Martıları ya görmedik. her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar.. bu oğlan para tutamaz. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli..com 55 . ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. Onu durdurmak ne mümkün. beyaz güvercinleri. Çaylar. derin bir muhabbetimiz başlamış. Amatör bir tarihçiyim. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. akvaryum almış. "martı" yok. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. ne güzel ülkemiz var. olmaz bu. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. ortak bir hayalin süslü kelimeleri. Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. hem "beyaz. Mesela. Akköprü Aktepe. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş. Peki. "martılar" kafa karıştırmıştır. teyzeciğim. İbrahim. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar.. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

Aydınlar. ucunda sehpa vardı. Yeni devletimizin ruhunu. Yaşar Kemal. Geriye kalan üçyüz sayfa. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk.. İşkencede. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı. Hasan Cemal. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. köşke gidelim. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır.126 Son kırk yılımızda.com 61 . İlhan Selçuk'u sıkıştırır. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim.. doğrulansa da. Yön dergisini çıkarttık. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. altmış yılından sonra. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir. hem de meclis. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. işkence yapılıyor dedim. şimdi devrim zamanı deyip. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. bugün o sütunda İlhan Selçuk. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. Nadir Nadi. acımasız. bu bölüm. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır. arkadaşlarını yüzüstü bırakır. 1986'larda Nazlı Ilıcak. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. kararlılık ve baskıyla. Uluç Gürkan. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. tanrısal adaletin ancak. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. DEVRÎM dergisini çıkarır. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz.blogspot. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. ilhan Selçuk. sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil. Son anda çark edip. sert. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. eşitsizliği giderecek siyasi kararın. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir. ta ki. diyor. Mümtaz Soysal. üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. saldırgan. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. yönü gösterdik. bugün. 60'larm sonunda. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. hem gençlik. sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur. Doğan Avcıoğlu. bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. yine ser verip sır vermez. hürriyetler. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır. "Aydın cuntasının güvendiği. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır. Yalçın Küçük. Anılarında. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. sonra unutuldu. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. bir şey yapalım. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen. basın tarihimizin en sert. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. o cuntanın başında iktidardadır. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. cuntayı deşifre eder. postal. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu.

galiba ihtiyarladığında da. arınmak için. üç-dört kitap. bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. çok kötü. utanılacak kadar zayıf. eğitim. Anıları yayımlandığında. ama. İsimleri önemli sayılır. elinde hiçbir şey kalmadı. Bir de küreselleşmişiz. idam edilenlere üzülüyor. ama.. sağlık. Çünkü. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. hayıflanmak yetmez. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. o elleri temizle-yemezsiniz. Ancak. ama. başaramaz. Velhasıl ne dediği. Bu silik liberal. sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş.blogspot. bunu da beceremiyor. işinin ehli. diyor. bir daha hayıflanacak! (Ha. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. Hasan Cemal'i. bu yazdıklarını gördük. Aydın Doğan'm. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. bir de Özal. devletin kavalyesi üslubuyla. işsizlik. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. sessiz. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu.kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener. bugün Koç'un. liste çok zayıf! Koca kitabında. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti. bu kitaplar. Boztepe'ye 80 km. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. Çünkü. Altmışlı yıllarda çay. beceremiyor. imanla. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri.com 62 . bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. sıkıcı kitabından dolayı. Şık bir salon adamı olabilir. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. tembel bir liberal! Görünen o ki. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. vs. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. Kendisi neden dünyaya açılmıyor.) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. dünyaya açılacakmışız. soruyor Hasan Cemal'e. silik bir köşeye çekildiğinde. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. Raymond Aron. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. İlhan Selçuk'u. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir. içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. diye. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor. http://genclikcephesi. Pandora'nm kutusunu açıyor.

durumdan vazife çıkartan savcıları. ürkek.. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri. 12 Mart'm hızlı. askerler gelip düzeltiyor!". Nihat Erim. ilaç zammını durdurur. bu turlarda 300 oy çıkardı. peş peşe kurulan kukla hükümetlere.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. Muhsin Batur. Dz. Mem-duh Tağmaç.Bşk. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. Faruk Gürler. Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. Mecliste. 12 Mart.Kuv. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı. solcu gençlere bombaları patlattırır. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. bankalar soyulur. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. tarih sahnesinden. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. komiğe düştüklerini anlarlar. 12 Eylül. Demirel'in acı intikamıyla çekildi.. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler.blogspot. 1980 öncesi. 60. yoklu! İşkencecileri vardı. 28 Şubat. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. Celal Eyiceoğlu. 12 Mart darbesini. yedi yıl sonra. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. yani diyor insan. İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları. Muhsin Batur. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. Eczacıbaşı.Kr. tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. Artık. ortada bırakır. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip. cuntadan sonra. Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler. Sabah-akşam. gece komutanlar. durdurma kararını kaldırtır. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. Her dönem. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım. mutsuz. önce kontenjandan senatör. cuntacı subaylar. biz bozuyoruz.com 63 . bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. Kara Kuv. Ferit Melen.Kuv. Nafile turlar. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz. yüzlerce seçim turu yapıldı. Hv. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. Ve büyük şirketlerin. bu vahim durum üzerine. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. İlk işleri. İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse. Atilla'nın http://genclikcephesi. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. Gn.

Seksen bir vilayetin. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. ihtilal sebebi saymadı. şimdi de sulanmaktadır. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. hiçbir politikacı. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. bir darbe uygarlığına dönüştü. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama. cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. bir milyon ev.com 64 . Aydtnhfe'ta yazıyor. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. Modernleşmeden anladığımız. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. işte İlhan Selçuk. başka siyasi alanlara kaçıyorlar. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. İkinci Dünya Savaşı öncesi. 30'un üstünde genç insanı. Ancak. Çünkü. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. hevesli.blogspot. Oysa. Aşk yoktu kalplerinde. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. sempatizan kitleler. faşizmi halk tabanına yaymış. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. Avcıoğlu. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir. 1961'in Yön'ü. Gazeteleri alın. Cins. işe güce girince. her seçim biraz daha büyük yenilgi. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. ama. Sebep: Halka güvensizlik. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. yanlış bir yöndü. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. Allah başka keder vermesin. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. Evren Paşalar. daha da eriyecek muhtıracı sol. Darbe uygarlığında. Halilim. hepsi bu. birbirinin aynı. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri. tepeden inmeci inkılap kanunları.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. uygulansın. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. solun kâbusu oluyor. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur. slogan attığı için 19 yıl yemiş. entrikacı. Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. Elli yıldır her seçim. Bu hazin manzarayı görüp. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. antik. darbe. Darbe ideolojisini. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti.

buradan bağırıyo-rum. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. sadece ekmeğin resmini gösterip. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. Dinç Bilgin. devletten alınan paralarla. ama yılan deliklerinden ürküyor. gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. hem kanunsuzluk. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. Toprak kardeşlerim. boşuna..com 65 . yine. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. fareye peynir gösterir gibi. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. Ekmek. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. Enver Ören. en beğenilen yazarı. Aktüel. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. gözyaşıyla. bugüne değin hiçbir edebiyat. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. kaç zamandır. matbaa masraflarının. Bir / Altı saatlik tartışma programında. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra.Ve Melih Gökçek'in. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. değişen hiçbir şey yok.blogspot. bilimadamlığını. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. kültür. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. birileri. magazin dergisi. hem de edebiyat. SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. Onurlu ismini. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. oy alıyorlar!. acıyla. sanat. sanat dergisinin sahip olmadığı. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. Erol Aksoy.

MİT'in görevli köşe yazarları. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. kararlı bir bilimadamı. Ertuğrul Acun. üniversiteler. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. magazin dergisi çıkardığı. bir tek kez. sanatçılarla kolkola girip. Çörtük'lere. mafya babalarının görevli köşe yazarları. biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. İstanbul'u. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. hayrını görün. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar. gazetecinin. söylemeyen. ot kafalının. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. yoksul. iddia eder. makamından alınmış. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. hırsız. İşinden olmuş. Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. sözde bilim-adamlannın. üçkâğıtçı. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. sivil yüzlerce kurumun.sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela. öğrenciler. önüne gelenin televizyon kurduğu. yazarın. "Bütün bir şair neslinin. kendi gayretleriyle düşünerek. bunca kap-salağın. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. ormanları. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi". Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. hocasıdır. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca.blogspot. bundan bir ay önce. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. kuponsuz. üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. Eyüboğlu. sanatçılar. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse. http://genclikcephesi. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları. fikrini söyleyerek. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar. yazarak. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. kredisiz. Bunları görmeyen.com 66 . Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. Refah'm Milli Gazete'sinin. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. reklamsız. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur. denyonun. kim varsa. 40lı. devlet televizyonunun seyredilmediği. keskin bir bahar kokusu var" der. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. düşüncelerinden başka. duymayan. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. ses sanatçısına kadar. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni.

" Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun.. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor. "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar.. bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar.blogspot. tabut.. Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor. bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç". kendine yeten insanlar kurar.. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar. her dakika dünyayla hesaplaşma. Taranta . dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor. İnsan ağlamak istiyor. aynı yıllarda yazılmış.. Tarancı: "Ah. sevinci. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. yazarın burada kasıtlı bir şekilde. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması. Ve. köylü. yemiyor. dünyayla yarışan başkaları da var. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. Tarihin ilk gününden beri. dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının. Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak.com 67 . Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar. Esnaf. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz.S. ışığı. aşka ve sanata". "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. içmiyor. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. bir ışık. Çünkü güreş de halkın onuru. kendi halinde. çocukluğa. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar.. yazarların bu amansız savaşma." C.. Demokrasiyi ise.Ve doyumsuz bir iştahla. açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun. kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey.Babu... sakin. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar. bir sevinç aradığını görürsünüz. Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk. en sefil gününde. bu kara gerçeği. Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece.. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle. http://genclikcephesi. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor. bir ölüm. yeniden başlamak hayata.. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa. mutsuzluk. bu çok zeki yazarlarımız.. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu.

. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız. tarihöncesinden gelen. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir. cama dayanır. Bir meyveye bile ne tuhaf. asık suratlı ve dedem sakallıdır. Ve Eyüboğlu. Dünyayla hesaplaşmayı.com 68 .. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte. bu denli acaip. sabahtan toplarım (yıldızlar). edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca. cam kırılır. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte. ne acaip şey diye." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar). eşyaya. Bir insan gözü ne acaip. sarı entarili ve selvi boylu. "Benim bir kalbur boncuğum var. siyasi kirlenmişlik. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler." Nar. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm. Fini fini tanımı. Bakın şu bilmece. Bir meyve ne garip bir mimari." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. akşamdan atarım. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. Chagall'ın. bu acaip kırmızı evde ben.. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan.. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim. diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. oyunlar neden bulmuştur. kırmızı fistanlı. sağcı. Kavun. İnsanoğlu. bir acaip evim var. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. Hatta bilmeceler. hayale sığmayan. Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor. "Uyanır. "Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. ne harikulade bir varlıktır. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize.blogspot." Mesela bir süpürge. ölümü göze almış. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. sahralarda bey idim. illim bağ aşar. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. yahut bir dram içinde göstermektedir. Ölümden korkmayan. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir. Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp. Lahana. faşist militanları kurtarmanın tek yolu. kırk gömlekli bir kız. mafyatik. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum. kendini Tanrı yerine koyup. pırasa. Picasso'nun. ufacık ve realist bir roman. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. yeşil feraceli. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. 1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır. "Kara kız sarkar durur." Bilmeceleri ruh. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi." Zeytin yaramaz kızdır. gerçekte. estetik. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür. kana boyanır. İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. bakabilmek. Bilmeceler. kâinata benim diyebiliyor. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur. içi dolu mercan. ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. asma kabağı.Bugün. tarif141 ler. illim dağ aşar. bir gelindir. illim kemiksiz. siyah düğmeli bir misafirdir. ne idim. akıl dışı.

o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. aptallaşıyoruz. 90'h yılların sonunda. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir. infiale kapılırlar. Sevda Demirel. felaketlere. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir. Leman dergisinden Fatih Solmaz . büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. çaresiz kalıyoruz. İkisi de. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. tez elden. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. sosyal.Picasso ve Dali. İnsanoğlu. karşılığını veremediği. ama. başka duruş ve oluşlarla. basit. "Efendiler bu aletin adı teyptir.com 69 . yok edin" der. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. belki de bu açlıktan. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. köle. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar. figürleri. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. Normal hayattan çıkarıldı. Koraltan: "Ne korkunç bir alet. Toplantının başında Celal Bayar. İşte magazin haberlerini izliyoruz. toplantı bitmek üzere. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi.. Celal Bayar. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". perspektifleri bozmuş.blogspot. Sanatçılar. siyasi. ahlâksızlıkla. zamanı. Bize yeni bir göz. savaşı. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler. Magazin ve medya. Makaralı teyp dönmeye başlayınca. gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. çözemediği. getir!" der. tamamen değiştirmişlerdir. İnsanoğlu. Hayranlık verici dehaları.. Bu büyük "acaiplik devriminin". daha derin bilinçaltı denizlerine girip. kapalı gişe. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. eşyayı yenemediği. şaşkınız. en büyük iki sanatçıdır. başta Adnan Menderes. onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. kabine üyeleriyle toplantı halindedir. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. İşte medyayı izliyoruz. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. görevliye: "Oğlum. içimizde-dışımızda kopartılmış. iki saat sonra söyleyeceğim" der. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. nesneleri. Gündemdeki Kıbrıs meselesi. yazarlar. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. Celal Bayar. anlayamadığı vahşetle. içgüdülerim. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. yakın şunu" der.. getirilen şey bir teyptir. Ve bu sefer hileyle değil. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik.. öğrenci olayları. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. kabine üyelerini ter basar. resmetmeliler. ahlâksızlıklara.

. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım. Uzun müddet dostluğu ilerletir. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır.. gizlice oraya gelirsiniz. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü. Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir. kalkın gelin. Günler geçer. benim orospu bacılarım. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir. yazık olmasın diyorum. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. benim ibne gardaşlarım. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde.. müdürden izin alması gerekmektedir.. niye mahkûmların hepsi fakirdir.. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı. şenlikli bir adamdır. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi. fukaradır. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. Celal Bayar: "O halde silin!. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir. "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü. 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay. cunta alaşağı edilir. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar. mahkûmları yıldırmış. "Yakın" der. dostluğumuz var. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar." Muhabbet bu şekilde giderken. İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez.. Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş.. müdür. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. "Eşber Yağmurdereli". dinlenmiş olursunuz!" der. bugün bu teyp açılmış. gömlekleri. tatil yapmış.. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır. Yunanlı subayın görevi biter. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum.blogspot. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur." der. Burada yazamıyoruz.com 70 .. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık. süründürmüş.büyür." der. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var. kiralık ev bulamaz İzmir'de. hanımlar. içmişliğimiz. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür.. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi. sorar: "Oğlunuz kim?". bizimki cunta kurup başına geçti. Celal Bayar da. bizi ajan filan sanacaklar. cezaevini babasının malı gibi kullanıp... kapat telefonu. silinebilir" der. duyan olur" deyince. Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır. pantolonları." Kahramanımız işte böyle masalsı. Eşber Yağmurdereli. Size şimdi diyecektir ki. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz.. gider ve aylar sonra." der. sakın ola ki inanmayın.. bu aleti kullanmayacağım. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar.. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim. Müdür. görüşme. cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru.

çalışkan. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. taşra cezaevlerinde pişmiş. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. Bir gün yine müdür.. Türk devletinin artık karakteridir.blogspot. müdürlerin "aile" düzenin içine girer. hatır. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. yorgunsunuzdur. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi.. garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen. Oğlu. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. konuşuruz... yanlış anlamışsınız. sonunda müdür. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. müdürün çok soylu. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır. ziyaret saatlerini kısa tutup. benim hanımım çok misafir canlısıdır. mahkûmu çok iyi tanıyan. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. mahkûma çıkışır: "Ulan. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş. uzar gider. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. "Anne sana ne oldu?" der. annesi söylemez. yani ağa olana ağa. Eşber Yağmurdereli. etli butlu ve lezizdir. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır. ancak askerlerin ekmeği...maddeli cezaevi yasasına göre. gibi cümleleri görünce. alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır. Allah'ın bir nimeti. Bu kurumlarda ister istemez. ben hanım teyzeye dedim ki. kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. oğluna da söz geçi-remeyince. bir gün çıkarız." diye. oturur. garnizon komutanına telefonlar edip. dilekçe verilir. baba müdürün. Müdür." Müdürün mahkûmları sahiplenip. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için. Müdür. mahkûma davrandığı gibi. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. ordumuza tank mı bağışladınız. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der. top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür. koğuşlarda şikâyetler yükselir. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip. dürüst. gönül. çünkü müdür. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar. bir gece yine kafayı çekip. yani.com 71 . Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. yemeği. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. git de sabah. keyfince uygulamaya başlayınca. müdür: ". hesap döner. çok uzaktan geldiniz. tartışmalar. sabahın dördünde koğuşa girer. buyrun bizde misafir olun". söyle de anasını getirsin" der. mahkûmlardan çok fazla. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. dostluk. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar. "Olur mu Eşber Bey. müdürler. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder.Anne çok üzülür ve görüşte. Müdür. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar. Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. neye uğradığını şaşırmıştır.

Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor. bizi alkışlayın... dışındaki insanları. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı. bir imza verir misiniz. sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. yazarların. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu. bana değer verin diye sabah.. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. futbol topunun ağırlığı 400 gramdır. spiker. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. ülke gündemiyle çakıştı. bastonuna tutunarak yürür. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. ben eğittim. görüntüde maç akmaya başlayınca. ihtiyarlamış. Birçok TV randevu saatini bekliyor. http://genclikcephesi. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. ya da Eşber Bey yanındayız.. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar..görevlidir. Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. Dakikalar geçer. eserleri. daha değerli. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir." derken. aydınların. bir kamera önümüzde belirdi. TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu. kim kimin anasını . bizi neden önemsemiyorsunuz diye. "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. Beni alkışlayıp. "Bakın. emekliye ayrılmıştır.blogspot. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum. sanatçıların.. senin adam meşhur oldu. Eşber Yağmurdereli de. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. Yani. müdürü tanıyanlar sorar. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. "şaşkınlığımız" sona erdi. çamura batardı ağırlaşırdı. "ayılmamıştı". derken. yorulunca da.. naklen yayında arıza olur. şişirme olurdu. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır. ekranda görüntü donar. futbol topu deyip geçmeyin.. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz.. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor." dedi. Ancak. bize maçı anlatmaz. yazmış olduğunuz mektupta. halen. bize. ürünleriyle. şöyle geçelim. Ben.. kibarca. fotoğraf çektiren. halkı esir alışı. diyorlar. her gün ekranlarda". ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. 13 yaşında bir küçük kız. Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken. Aydın insanlar.. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim.. ismini aldıktan sonra dahi..ker. tüm manşetler onu konuştu. filozofik bir komplimanla. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi. Bu yasanın bana verdiği ." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum. Eşber Yağmurdereli. karşısındaki. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan. mikrofonunun kablosunu toplarken. ben başka bir şey istiyorum. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. Spiker teşekkür etti. hayatında bir kez." Müdür. "Ne yapacaksın?" dedim. bana. tam o sırada.. meşinden yapılmıştır. O anda ekranda bir futbol topu vardır. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş.. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu. çünkü spiker: "Efendim.. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler.. duruşlarıyla.com 72 . Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. yolda. Eşber Yağmurdereli. demek istedi. kendi gündemi. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün. ekrana getirilen Türk vatandaşı. sizinle beraberiz. beyin sarsıntısına yol açardı. "Avukat. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor.. ben. isminiz neydi. akşam çırpmmaz. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi. futbol topunu izleriz. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen. diyorum. belli olmaz.. Medyanın gündemi esir alışı.. Eşber Yağmurdereli. anlamlı bir derdim var. küçük kız. önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor.. ne iş yaparsınız?" dedi. beklerin kafa vurması. "Efendim.

eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. eleştirel yaklaşanlara da. Ganj aktıkça.. işsizlik." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. aydınların. elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar. Aynı anket. sanatçılar. bunlar ise. Hindistan'ın ruhudur. yeme. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana. götürüyorlar!.blogspot. törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak. sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. . omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz. ancak. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları. 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı. o ülke tarihe karışır. insan olanın. sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. anılacaklardır. deyip alkışlayanlara. zeybek oyunu. manevi vatanıdır. hamama götürdüler. orada kalmış. "peki. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor. yazarlar.. diye cevapladı. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. başka ülkeye gitmek istiyoruz". Ganj. Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti. sorusunu. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek. medyaları. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor. "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. dünya aydınlanıyor. Eşber Yağmurdereli anlattı. kasap suratlı adamlar. "cumhuriyeti seviyor musunuz?". cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. değerli bir küçük dalınız kalmadı. Sakın bana başka bir şey anlatmayın.. hiçbir işe yaramaz.. uyuşturucu saklı otobüsleri. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım".İşte bu küçük kız. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. Hintliler. Güzel bir söz.. içme. dualarıyla. An geliyor.com 73 . gibi. Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele. insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. Kırk ayrı renkte. adam. "değerli".. Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. petrol yüklü Urları. kırk değişik takım elbise de giyseniz. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı.. sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. "ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor. bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. Kemal Tahir'leri. meyve yüklü kamyonları. Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım.çma. Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. cumhuriyeti seviyoruz. bir soru daha soruldu. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi. borsaları. omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. Yılmaz Güney'leri görürsünüz. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. "çok seviyoruz". "anlamlı. sağlık.. "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor. tam iki buçuk sene.. Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. yoksul. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. sanatçılardır." bu halk zangır zangır titrese de.

bu haykırış. şamataya dönüşüyor. bağırsak tembeli. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum. ama konuşmaya gelince.. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı. Arada bir de bizim kahya uyur. Kuyruklaşmak. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor. kahya: "Düşünürem ki ağam. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. Bu zırsalak adamlar. insan soruyor. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. çizerler. Şehirlerin adı değişir.. yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. hayal edin dedi.com 74 . Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. derin bir sağlık göstergesi. hayal edin!". Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış. Halayın "doygunluk" vermesi. yumruklarını sıkarak "Hayal edin. uyuyan upuzun bir tenya. derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz. götümle 152 153 gülüyorum. sanatımın sırrını söylüyorum. pısırık. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar.. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor. sahile gelen onbininci dalgayla. Hantal. Hayal. tehlikeli bir ruhsal şaka. Biraz daha içine girince. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor. Gelir ki. Bir Azeri fıkrasıdır. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası... Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. ne düşünürsün kahya. macerasever çıkmıyor buradan. Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik. mimar. Halay. şair. ağa. sanatçımızın dilinde. ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. kambur. sahneyi. güvensiz. çok çiğnenmiş. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor. istediğiniz kadar acı çekin.. kız. Ütüsüz. çekingen. ne güzel!". hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok. bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum. bu http://genclikcephesi. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir.. kâhyasına atını emanet edip uyur. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar. bir bok becerip diyemedi. tek bir düşünce avcısı. kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor. kuyruğa kaynak olup. bu bağırış. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor. hayal edin çocuklar. atlayamayan insanların halayını. ne dedi bu adam.. birbirine sarılma değişmez.da bir türkü duymayalım. Ey halkım hayal et. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. edebiyatçı. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar.. milli bir psikoterapi. şimdi rahatım. zengin. Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması.. tahta bavul. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. kahya düşünür. Bilgi... bir tek küçük sandalınız yoksa.blogspot. ağa sorar. konuşması sıkıcıydı. altında kalırsınız.

umut yok.. parça155 lar. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. umutçuluğu bırakın. umut edin!". gazetelerimiz. Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi. ömrünüzü yer bitirir.torpak nere gider?". Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur. Düzenlenmemiş sevgi. eşi. Umutçuluk-umutsuzculuk. bakar ki. aile ortamıdır. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. akademisyenlerimiz.. Birilerinden nefret edersek. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir. Düzenlenmemiş sevginin yeri. patlayın. "hayal ediyorlar". Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. Sevgimizi kontrol edemiyor. tanrıyı öldüren. biz seviyoruz. köle-leştiren. Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir. dolandırmış demektir. sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. ne şeytandır onlar. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. Düşünme alışkanlığı yok. telaşın. eşyayı anlamak yok. paniğin. Ülkemiz gani gani sevginin... kahya yine kara kara düşünür. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. kehanet yüzlü. ancak köleler birbirini ısırır. şımarm. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. satürn. tarih umutların şehit olmuş halidir. şeytansı. mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. umutlu musunuz. hem psikologluk yaparlar. Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası. İstediğiniz kadar ıkının. kendine güvensizliğin ürünüdür. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın. insan gururunu yokeden.. Umut sağırlaştırır. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım.blogspot. Birazdan tekrar Ağa.. Ne deniz umutla dalgalanır. dost. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. kahyayı kontrole gider. Orhan Gencebay. hem umutsuzculuk oynarlar. Umutçu insanlar arıyorlar. panel afişinde yıldızlar. büyücü ayaklı. bunlar Neşe Karaböcek.. önümde yol ve yürümek var. umutsuz mu?". kezzapla sarhoş olunmaz.. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. şikâyet etmek. ne ağaçlar umutla çiçek açar. yerden. gökten kırk tilkinin götünden.. http://genclikcephesi. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. "düşünüyorlar".. boşuna uğraşmayın. umut yok eşşek oğlum. "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam.. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. iyi kahya sen düşünmeye devam et. sevgi. hüzünlenmeden duramazsınız. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. Birine karşı gelmekten. işte devlet milliyetçiliği. zavallı.com 75 . Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!. başkaldırmaktan korkuyoruz. dişkr. ben mi?. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce. Birarada yaşamanın yolu.. Umut ancak bu kadar tüketilir. panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. kör eder. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. uysal eder. Kayahan'm şarkılarında geçer. Her yazar. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. düzenlenmemiş nefret. İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. falcı gözlü bir böcektir. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar. itiraz etmektir.

fen liseleri. Beyni yiyince ne olacak. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim. "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu.. diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor. Doğu hastalığı. televizyon. bir oynaşmadığım kaldı. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor.. hayvani bir hastalık. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor. gün gelir bilim gelişir. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. Lenin öldü. kulakla156 rından.. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor." http://genclikcephesi. etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı.. beyni kavanozda.blogspot. ilerler.İnsan beynine abartılı bu hayranlık. kellelerin burun deliklerinden. dersleri çok iyidir. "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor. sokarak ateşin içinde döndürüyor. aynı anda ortak bir şey geçti. matematik olimpiyatları. diğeri orta ikiye. alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. Elindeki sopayı.. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu. "Teyzeciğim. televizyon. bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. kelle çevirip. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana. okuyamadık!". Vücut parçalarının. tek bir derdim. benimkiler okuyacak.com 76 .. dedim. burada. Annesi gibi burada. bir sıkıntım çocukların okuması.. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". şarkı söyler gibi. ağzından. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!". komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar.. çocukluğuma ne kadar aşina. "Sen niye okumadın teyze. yoldan geçen birine işaret etti mi.. yapısını insanoğlu öğrenir. Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. Sonra.. Beni de annem uzaktan. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor. kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek. İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma. "Ne bileyim. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım. İçimizden. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti.. Ne kadar tanıdık." der. üstünde hoplayıp kırıyor.. Annem gibi konuştu. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup. kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup.. iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum. et görmemişliği. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi.. açlığı. o küçüğün okuması. diye!". zihin açıklığı vardır" dedi.... Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor." Sonra.. bu büyük beynin içindekileri. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. "Yemez olur muyum?" dedi.. işte Erdal İnönü'nün hali. sarhoş oluyor. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. biri üçe gidiyor. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce.. bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup. "Zekâ.. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. Bir arkadaşım anlattı." Sopayla çukurun.

kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi." 159 http://genclikcephesi. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu.. Karanlık bir delikten... tertemiz. nafile. Sonunda bir daha indirdi satırı. olmadı. dedesi gibi... işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni.. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara. Cumhuriyetin. duman. ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi. Taha Akyol'un "kafaları". Özal'ın yetiştirip. şehirleri çaresizleştirir. Satırı verdim. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz. Bu iki yakayı birleştirirsek.. evet. Güneri Cıvaoğlu... Bu otuz yıllık münakaşadır. bilimadamıydılar. Avrupa.. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. neyi? kellenin genzi mi olur.com 77 .blogspot. yal vararak söylüyorlardı bunları.Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan.. mağaranın deliklerine indim: "Hm. bir daha indirdi satırı. Açın... Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat. görüyor musun. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla. kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi. kalkınmaya karşı vatan hainiydiler. Ayrıca. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim. bugün bu aydınların dediği çıktı.. Kahin değildiler.. gidilecek başka yol yoktur. eğer köprü yaparsanız.. akrabaya dağıtıp.. dedikleri çıktı... beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi. Kardeşlerim. çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. Artık geri dönüş de yok. dedi.. Üsküdar ve Avrupa yakası. şehir köprüye doymaz. bir bakın. başka 158 yerden geçirmeli. hâlâ demekte. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü. Yavuz Donat. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans. kilitlersiniz. bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı. diyorlardı. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin.. ilk defa bir beyni alttan görüyordum. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın. Fatih Çekirge. "Beyin beyin.. hemen yiyeceksin!". Açılıyor mu zihinleri. dağları... Rauf Tamer. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış. eliyle alt çenesine kuvvet geçirip. Onun da komşuları. Anlatayım o kafayı. şehri kilitleriz diyorlardı. bir fırsattı. "mecburiyet kafa-sı"dır. kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır. alev içine kafamı sokup. Menderes'in. o yoldan. Ateşe sokuldum. alt çene düştü. İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum.. çünkü gidilecek başka cadde yoktur. bu insanlar köprüye karşı.. ya da Çanakkale'den geçsin. Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları. dişlerin sertliği kırılmadı. bunu hiç bekletmeyeceksin. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası. Emin Çölaşan.. Taha Akyol. Oktay Ekşi... Fatih Çekirge. kurban etini hısıma. çalışan onlarca aydın mimar.. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir. Emin Çölaşan.. Ancak. Adı İsmet İnönü Caddesi. beyin o mu?". Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen. sadece İstanbul değil. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip.. iki ayrı şehir. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı. Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!. Ayağa kalktım.

Alay adı verildi. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı.blogspot.. Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi. Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. Samsun'a gönderildi. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. Ya Samsun'a gelirken. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor. gümüşi avcı elbisesiyle M. Karadeniz sahillerinde de Of'un. amca çekil de geçelim. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi.com 78 . Kemal ortada. esas vazifesini unutmuştu. Arkadan kamyon gelmiş. Sürmene'nin vs. etrafında. dart dart. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi.. intikam hisleri kamçılanıyor. siyah başlıklar.. Yörük Ali Efe ise. sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!". ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti.. topluca dolaştıkları. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. kilitlemiş.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi. cinayetler yapılıyordu. Ankara'dan gelen bu alaya 49. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu. Hükümet konağının bahçesi. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü. askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze. gri kalpağı. Soygunlar. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. şehrin tam da ortasından yürüyerek. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti. işte bu mecburiyet kafası.. Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. heyecanlı halk. Karadeniz uşakları. Öyle ki. kadın. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. çocuk. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı.. Topal Osman. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri.. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı. bir arı uçsa vuracaklar.

Topal Osman'ı ikna edemediler. gideceğim zamanı ben bilirim. Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. çete harbinde esir alınmazdı. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. sonra zorla ikna oldu. Yarbay Hakkı Bey. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. http://genclikcephesi. dedi. O sıralarda Samsun'da kurulan 15. Şevki Bey'i dağdan getirdi. adı Mehmet. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. Giresunlu. sonra öptü. Çünkü babasını öldürmüştü. Albay Hakkı. dedi. hasmıydı. Osman Ağa'nın yanma girdi. Ancak Mehmet. elini öpecek. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı. bir plan kurdu. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. perişan halde evine bıraktı. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı. Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle. dedi. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu.blogspot. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı. Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. Topal Osman bu gençten korkuyordu. Mehmet'i getirdim. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin. sonunda ilginç bir yol buldular. henüz vücudu bile soğumamış. vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar. Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem.com 79 . Mehmet önce tereddüt etti. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. Albay Hakkı. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. söyle ona bana görünmesin. Mustafa Kemal imzalı. bardağı taşıran son damla oldu. Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış. Albay Hakkı. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. yanındaki iskemleye bırakıp gitti. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki. Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. Topal Osman'ın maksadı. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. Şikâyetler yağıyor. Topal Osman. Ağa. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. Başına buyruk kesilmişti. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. bağırsakları dışarı fırlamış. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu. Yolda eşkıya köylerini yaktı.

büyük bir işkencenin bağrışmaları. Topal Osman. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. ruhunda. Ünlü gazeteci. ya kacağım onları. çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. dedi. güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. Peki ağam. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu. değil. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. Çocuk. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: . Topal Osman soğukkanlı: . Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler. çek tabancanı vur beni. haykırışları ortalığı inletti.Atın bunu da.. Hristo. deyip hep beraber merdivenlerden indiler. çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. Ahmet Emin Yalman anlatır. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı.. vermem" deyince. çocuğa saygı gösterip ilgilenir.. Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. Aylardan beri tıraş olmadıkları. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Bu korkunç fikre adamları da inandı. ayaklarıyla dürtüyor. gemi süvarisi. diye bağırdı. kurşuna dizdirmek istiyordu. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur. Ahmet Emin "Klişesini basacağım. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. . Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı. Ama. Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı. dedi. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra. çocuk http://genclikcephesi. Haydi inelim aşağıya. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı. Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı. .Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun.Ne duruyorsunuz be getirin dedim. boşaltma. asabiyeti bir türlü geçmiyordu. onları geri çekilmeye zorluyordu. bunlara merha met olmaz. .com 80 . ağa yalvarışlara aldırış etmedi. bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi.Ağam fışkım yiyeyim. getirin şu gâvurları.. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. içinde bir sıkıntı vardı. Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı. Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay. İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür. nihayet emir verdi: Ha bunları alın. Yok uşaklar yok. bana cefa yapma. Son kalan Yanko. hatta. sen. bir an iyi mi ettim. geminin sadece hava164 sına değil.blogspot. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti. oradaki havaya hakim oldular. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. harekâtına hakim oldular. Arkada kalanlara ibret olsun. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek.

Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de. onursuz bir hayat bıraktılar geride. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik. derler. Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. Topal Osman. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz. Ütopyadan. "Hemşerim. yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur. ardından. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. Bu isimlere övgüler düzerek. yemek yerken insan öldürtülür mü. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken. Topal Osman'a haber verilmez. eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi. Başbakan Rauf Or-bay. "Ver ulan!".. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı. sizlere saf. Erzincan'ı. 75. diye ilave ederler.. Ahmet Emin. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. sohbet sırasında. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz. Bir yaşlı adamı. Rumlar.blogspot. tiyatrocu. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!.. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor. sorguda değil. Son elli yıldır ülke sevgisini. ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı. onurunu.. iş anlaşılır.. vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz. Çatlılar'a teslim etti. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca.. fotoğrafı ahr. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik". 75. Sağ milliyetçiliğin kalesi. http://genclikcephesi. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Şikâyetler öyle bir hal alır ki. Rauf Orbay. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz.. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir. "Evet.. misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. öldürdü. Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları. Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız. satılmış. fanteziden kendimize düşünce kuruyor.. . Topal Osman kendi hesabınca. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı.. bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak. Ancak. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor. maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. temiz. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık. adamın sohbetini.. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip.com 81 .. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. Topal Osman'ın konağı çevrilir. yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. Erzurum'u. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz.. parlamentodan aldığı güçle. şerefi oldu bu isimler. tarihçilerimiz Topal Osman için.belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. devleti Yeşil'e. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince.. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar. siyasetçi. kellesi kopartıldı.. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der. çürümüş kokmuş.

aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. vs. Halkın meclisini tanımayan bir devlet. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. çakalların. herkes bunu kullanmalı diye eroin. esrar götürürse şaşırmayalım. Yeşil kimdir? Sapık mı. Hürriyet. Milliyet. http://genclikcephesi. İngiltere. Çünkü. prostatlı generallerin çakal devletidir. halkın iradesini temsilen parlamentodur. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. günde bir milyon lira kazanmak için. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. mafyanın. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. babası. Kılıcı kim adına.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur. Fransa da 18. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. 30 kişi ölüyor. Sabah. ve 19. ardından gelen tır. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. Takriben onyedi yaşlarında. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. katil mi. aynı zamanda hanendedir. vs. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. 1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır.. tarih bunu tartışmıyor. sağcı partiler. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. yerli malı yurdun malı. 1930 yılında emekli olduğu halde.. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. TRT. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok. STV.. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi.blogspot. kılıç kimin neresine geliyordu. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. Amerika. yola düşenlerin üstünden geçip. Meclis. kaza geçirip.com 82 . holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. vatanın tedavi edildiği yerdir. 1938 yılına kadar görevine devam etti... Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. Hatta. gazellerini.

büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. umudunu yitirdiği. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. devletten değil. madenin ilk defa eritildiği. Dertlerine kilitlendiği. bin yıllık acının bitmediğini. 1980'li yılların sonu. mezarlıklarının şahididirler. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. ailesi hakkında da bilgi yok. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. Buna can dayanmaz. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. tekerleğin ilk defa döndüğü.com 83 . Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. zarıl zarıl ağladığını. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. Homorkot. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. Türkülere geri dönmemiz. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. aynı tarihler. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. Ve. buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. burada oturmuştu. oyunları. hem sosyal acılarının. yüzyılın başında. yazmasını. Tekniği sağlam. sosyal dünyaya güvenini kaybedip. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. Şimdi gelelim. toplumsal. geride kültür diye bir şey kalmaz. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir. kalkardı. hep dinî. duygulu. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. bu toprakların hem siyasi. köyüne. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. geleneklere bağlı.blogspot. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. şansa bakın ki. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. Gizli Türk Halk Musikisi. Aslen Malatyalı. kavrularak. plakları satış rekorları kırmış. Gizliliği sona ermesi. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. Yine de bizler. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. eşarbını çıkartmak istemediğini. Coğrafyamızın nehirleri. Yazımın girişindeki hikâyeyle. hâlâ testiden su içmek istediğini. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. ifadeli. Aynı dönemde. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. yani. mavi gözlü bu adama. siyasi çözümü şehirden. Lirfon. Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu. Doğuştan kör olan sanatkâr. Orfeon. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. yakışıklı. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü.

türkülerin duygu mantığını bozuyor. kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. terk ettiği evini barkını. aklına estiği her yerde. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. Bin yılın yol yorgunu. içlerinde yelken. parayı veren. ibadetle günlük yaşamı. ensesi kaim herkes. üç ayrı kıtada. Duasını. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde. herkesin. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. Zulüm bitmemiştir. Bu türküleri. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. şebek gibi göbek atarak söyletmek. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. teneke surat. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. bu türkülerin dergâhtan. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. bu türkülerin üzerine. deniz. sırf program ucuza geliyor diye. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. genel beğeniye okumanın. Halkın bu en değerli hazinelerini. bir koruyan-karışan yok diye. ahlâksızlığın en loş uçurumudur. gerçek bir felaketle. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. martılar yoktur. Öfkenin türküsüne. Bu acıları taşımayan. ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. felsefeden. psikolojiden daha ince. bedduasını. dolarlara. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. tıkmarak. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir. duygusuz ifadelerle söylemesi. Bu deliliktir. bu türküleri söyleyenler. büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. şiş göbekli. bu inanç soyundan gelmeyenler. korunmasız. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. türkülerimiz ekranda. Bu türküleri söyleyen abdallar. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. Büyük otellerde. alkışa. birer modern derviş olmak zorundadırlar.ilgilendirdi. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle. aksıra-rak.com 84 . çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. yüreklerimizin. ekranda okumanın. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. ağaya. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. önüne gelene söyletmek. yani gönüllere. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet. Bu türküler.blogspot. geçen on yıl içinde gördük ki. Görünen o ki. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. İşte son on yılda. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler. paşaya. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. tekkeden çıkıp. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir.

Enis Batur. Seren Serengil. devletin kültürü "taklitçidir". çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara.. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler. sıralamalar yapar. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. stilize ederek.blogspot. ama şimdi. fikir. eğlenir. sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki. kalpazanların listeleridir. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız. Buna kimsenin hakkı yoktur. Buna nasıl canları dayanıyor. ayrılıktan. Bu da bizim görevimiz. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. kendileri en çok satan haftalık.. ödüller. Vefasızlık değil bunların-ki. tebeşirden kültür bakanlarıyla. içyağı suratlı. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. küfür etmez.. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı. Her işçi bir başka çeşidini üretir. gurbetten. delice gülüştü sanatçılarıyla.. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde. Sibel Can. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. görev aşkıyla okunmamıştır. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa.. diyor ekranda. bozlaklardaki. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat.. dalgasını geçer. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi. bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi. Ve devlet. bilimsel. mezarlıklardan. http://genclikcephesi. tartıştığımı düşündüm. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler. kimse de sesini çıkarmıyor. içer. halkın gerçeğini. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları. alay etmez. röportajlar. yalnız halka el açmıştır. kudurmuş. hiç kimse ciddiye almaz.. Ancak. güler. güya kültür adına. ya da sanat dergisi de değiller. deyişlerdeki bu çığlıkları.com 85 . zindanlara tıkılmışlardır. herhangi bir itirazları da yok!. Ve ayrıca. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. Kendileri Türkiye olmadığı gibi. bu acıları duymayıp. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar. kurallaştırarak. düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. Yemen Türküsü. bu türküler işçilik rolüyle. Hilmi Yavuz.. Üstelik ağıtlardaki. açlıktan. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta. salyalı bir cehalet. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu. ama sarhoş olmaz. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. Artık ne söylesek nafile.. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum.dolaşmış. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp.

olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. Hiç kuşkunuz olmasın. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. Türkiye'nin en büyük sorunu.. bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor. dergileri. basit insanları. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl. saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip. Sonunda kararımı verdim.. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. edebi bir tartışmaya giremeyecek. Halklarına sırt dönmüş.. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır. Bir zaman sonra bu insanları önümüze.. ya da Enis Batur. sosyal. diğeri. önüne gelen her gazete. Her gün konuşup. Bunda da aldanmışım. Atarlarsa. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler. eleştirilmemiş. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak. Çünkü bu insanlar. Mesela. vefa. içlerinde çelik gibi sağlam. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına.. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!. http://genclikcephesi. adalet. açık tartışmada ortaya sürecek. hüznün ve sidiğin şairi. işte bu parayla. Bu isimler siyasi. Herkesin. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!. eserini..blogspot. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz. Buna rağmen medyanın gazeteleri.. Selahattin Duman. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar. ülkelerine. Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz.. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur.. Bugüne değin. Sonra. amatör. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. Sonuna kadar aldanmışım. yön veremeyecek.. her dergide. ya da nankörlük içinde. yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. tek örnekleri yoktur. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. bütün kapıları tutmuşlardır. soyluluk. Bunda da aldandım. her sezon. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla.. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!. saçmalamayı dahi beceremiyorlar. saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm... Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım. bu şahane şarlatan. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. Mesela Serdar Turgut. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. ürününü.Küçük bir rastlantı. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya.. Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var.. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi. açık tartışmaya girecek. Adam. dergiyle düşe kalka. Bir diğeri. Acemi. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. buna kimse karar veremez. onur. her an ağzına gelen avare.com 86 . tartışılmamış. önce.. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti. Aldandığımı anladım. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor.

bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu. Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!. akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!.. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak. Karadeniz'de.. Fırtınanın iyisi. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma... içine gömülelim. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de.. İşte tam da bu yüzden. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan. kral. Christian savaşta ölür. duygular modalara göre değişmez!. Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda.. demek ister. büyük.. Zigana'dan aşağı.. aydınlar. kralına "deli muamelesi" yapıp. dans eder. Ama çok geçmeden. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. (Roxane. Benim samimi bir tavsiyem var!. Ama siz. Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar.. en temel insanî duyguların.. önemli insanlar olunacak.. eleştirmenler aldı. kralın. küçük. kırar geçirir!. Aralarında şu diyalog geçer!.. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı. edebiyat. sevgilisinin ölümünden sonra. onun kanı!. vefa. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. yazar olunamaz. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla.. "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz. Hiçbir eleştiri kabul etmeme.. kan. Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce. eğitim.. insanlık. yavaş yavaş delirmektedir... Kürtlerin kanı. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. Tek başına fırtına.. oynar. başkasının adına mektuplar yazar.. başkasının döktüğü kanda. yoksulların. yani siyasi iktidarın adamları.. kötüsü. insanlara... Cyrano. onu aşağılar. bu mektupları yazan siz iseniz.Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!... askerin kanı. inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!. bağımsız dergiler.... kan. vicdan azabı. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır. kızlarının ihanetini yaşamış. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar. aynı rolü oynadılar. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar. sanat. Aşk mektupları yazdığı adam. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir. Sonunda anladım ki. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken.. önemlisi...com 87 . Eleştirmenler. yeryüzünün klasik değerlerini. çırak çocukların kanı. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler.. makale. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır... emeklilerin. Fırtına. kitap. Duygu eğitimi olmadan. ağaç... Vakit geç değildir. sanat. Türk büyüğü olmaz. Krallar devrildi. soytarıların yerini..) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan.blogspot. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da. Fırtınada http://genclikcephesi.. apartman demeden yıkar. benim gerçek sevgilim sizsiniz. Peki onlara şimdi. Eleştiriyi dışlayanlar.. Roxa-ne....

penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. edebiyat burada devreye girip. Korunan insanlar. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir... melodisiyle. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz.. Napolyon. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı.. tırnaklarını keserler. http://genclikcephesi. satırlarıyla. ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında. duyguları.. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları. yani doğayla alırlar eğitimlerini!. ifadelerini taşıyordu.. Saçını. anlatayım. bir günde onlarca kişi ölürken... Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken. bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. ma-ganda.. kendine saplamıyorsa. "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir. Bir yazar. itinayla giyerlerdi. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle. 100 Türk aydını. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi. insanı kahredecek. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız.com 88 . yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. sakalını. ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. çaresizliklerle. Ne olduysa. "Acıma" duygusu. Halk. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa. yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi. hızla delirmektedir. TEK BİR YAZAR YAZMADI!.. acıma duyguları da yoktur. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU. yamalı elbiselerini ütüyle. köylü.. Bu duygularını kaybetmiş yazarlar. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi. heyecanları öğretir. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi. Tüm bu yazıyı neden yazdım. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor. delilik sınırlarını aşmış. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!.. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!. eskimiş. başkaldırılarla. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır"..insanlara dair duygular yoktur... Ama insanlar fırtınayla... başyazar. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana. Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!.. 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı.. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek. insanlar bu sütten emmek. kendini günahkâr hisseder. iniltilerle. burası gerçek bir tımarhanedir. saplamayı denemiyorsa.. hastalıklarla... Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. Bu küçük ömrümüzde. bestekâr. kralların. şu son zamanlarda oldu. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu. bakm neler oluyor Türkiye'de. İşte.. Enver Paşa.blogspot. hiç değilse. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır. meydan kavgalarıyla. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa. güçlük çıkartılamaz".

tüylenmiş paltosuyla. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. Çünkü. onun da ısrar ettiğini görür. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. fazlasıyla kötüleşmişti. hayır para almayacağım senin olsun. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. dua üstüne dua. Ve gün geldi yoksullar bir. http://genclikcephesi. Çok iri gözleri vardı. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. İlk işi. takımyıldızları gibi çoğaldı. hatta yalvaran haline çocukların öcü. kim kimin derdine düşecek. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. kendilerini acındırmazlardı. Kaim. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. bu kadar uzun bir süre içinde. üstü başı kirlendi. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış. ben de tuhaf olurdum. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. Yatalak bir annesi vardı. tatlı.. Onu ilk gördüğümde. balıklar yüzer. anneler. Ve çoğu zaman onu. akasya ağaçları gibi kibar. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. 45-50 yaşlarında. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. akşama kadar orada gömülü kalırdı. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. çocuğun yememek için kaçtığını. akide ve horoz şekerleri vardı. İşe başladığı yıllarda bakkalda. kirli. bembeyaz saçlı bir adam. kadınların neden bu kadar şekilsiz. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. unutuldu. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. manolya ağacı gibi soylu. diye ikram eden. Kuşlar uçar. dedikodu yapmaz. yirmibeş kuruştan başlıyor. Ve onunla bütün konuşmalarımız. Kurumuş otları bile nezaketle koklar. yaz kış oradaydı. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. İlk günlerinde bana. ağızda eriyen şekerler çıktığında.com 89 . işleri gerilemeye başladı. sebebini bir türlü anlayamazdı. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. Ve birkaç yıl sonra. öyle büyük bir dert peydah oldu ki.blogspot. asla dilenmez. Onun. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. elmaların boy boy sıralanması. yalan söylemez. bu kadardı. hiç evlenmemişti. manisi de bu kadardı. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı.. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını. yani işi. şükür üstüne şükür ederlerdi. iki değil. susuz.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini. ekşi nasıl ayırdedilmesi. koluna takıp gezdirdiği. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. buyur. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. elinde bir elmalı şeker. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı.

ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı. şehrin tılsımını çözer gibi oldu.com 90 . içinde elma şekerleri mi. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. hareketlerinde hiçbir endişe. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı. çok derinden bükmüştü boynunu. Ve bir zaman sonra. casus. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. elleri cebinde tezgâhını beklerdi. caddeden resmi geçitler. şemsiyesiyle oradaydı. sevinç. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı. Yani. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. annesi ölmüştü. ama. gümbür gümbür yağmur yağdı.. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki. çok geniş. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı. kamburu çıktı. Bekledi! Yüzünde.. yıllarca onun hakkında bilgi aradım. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. Çok yaşlanmış... Herkesin ortasında görünmez oldu. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. o kadar kemikli bir yüzü vardı. korku. nasıl bir adam olduğunu. Orta boyluydu. Bu insan. ama o yine. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. annesinin ilaçları. Bu son derece beyefendi. hâlâ orada mı onu da bilen yok. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar.Bunun bir sebebi vardı.blogspot. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski. para kabul etmemiş. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi. Orada var mıydı. orada kayboldu. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. Orada. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. günlük tıraşını asla ihmal etmeden. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. öldü. törenler. İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. Yıllar 184 geçti... diz boyu karın altında oradaydı. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. sonra onun da modası geçti. yarın bir bakiyim" dedi. Nereden geldiğini. telefon ettiğimde. kimi. hatırlayan kimse kalmadı. dönüp bakmadı. aynı sokakta. kime tele185 ı Di fon ettiysem. niçin burada durduğunu. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları. para yetiştiremeyip. hastalığı arttıkça. ancak. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. Hatta. tezgâhının başında bekledi. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. Bir kez olsun. jöle olmadığı için. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. Hikâye burada biter. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. Omuzları çöktü. kimi "çekip gitti" dedi. Lapa lapa kar yağdı. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi. kimi "hâlâ orada" dedi. Dikine bir tabut. yardımı kabul etmesi. Bir kez olsun. çünkü rüzgârı farket-mişti. dedim. http://genclikcephesi. ancak. "dur. Bir gün çekip gittiğinde. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. onu burada bekleten. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu. kalmadı. bir sokak mumyasına dönüştü. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı. başka bir işi olmadığına göre. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi. oralı olmadı.

dedi. bir hayal kırıklığı gibi miydi. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. gazoz kapağıymış.blogspot.. Yoksulluk taşa çevirdi onu. başkaldı-ran bir adam değildi. her soylu gibi. Yoksa. o soylu adamı. içinde büyük bir ülke olmalı. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. Yoksulluğu. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. süt dişleri çıkmış. ancak. o zaman değerli bir paraydı. Onu. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. Bir annem var hayatta deyip. "muhtaç" olmayı. yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. çocuklara elmalı şeker satmak. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. uzaklara düşerek intikam almak istemişse. Elmalı şeker satmayı seçmişti. haydut. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. almak için eğildim. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi. Ve sonra. bir asi. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. Bu büyük ülke. o arkamdan: Gazoz kapağı. onu sırtına alıp.com 91 . hançerlemiş olmalı. şakası olmayan derin bir kuyuydu. Geriye dönecek. Kesinlikle. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. soylu bir ruhun malikânesine benziyor.. Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm. Yirmibeş kuruş değil. çok duygulu. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre. çok inandığı. eşkıya. Bu adam birilerinden kaçarak. boşuna eğilmişim. üstün zevkleri olan bu insanı. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. Çünkü bir asi. Ancak. Artık bir ihtiyar değil. Bu köhnemiş. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı. Bu insanı. ne de yaşayabildiği bir macera. ne suratı. Çünkü. içinde donup kaldı. romantik bir serüvenle silmek istedi. Bu duruşuyla. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. Yoksulluk. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç. bu büyük susuşa dayanamaz. taşrayı bilmiyordu. bütün masalını bozdu. Mağlubiyetini çok incelmiş. gizlenerek. asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. rezil. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. ruhunda. sıradan hayatı bilmiyordu. geri dönmeyi deneyebilirdi. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. Bir zamanlar son derece zeki.. ne şık bir paltosu. dost tutmadığına göre. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. Çünkü. onu titretmeyişi. bu upuzun bekleyişli ölüm.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. masalsı. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada. ses. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. yirmibeş kuruş gördüm. büyük bir bekleyişe koyuldu. bunu başardı. sinematografik bir fantezinin ürünü. asla aptalca. Ancak. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. kepaze eden.

hapse atılmadıkları kalmıştır. hayatın. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir. programdan sonra bir şişe viski içiyordu. akşam besteliyor. hep duran. İnsanlar bu sütten emmek. ömrüm boyu benim en büyük. hayatı umutlarla. insan. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. bilemiyorum. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. Hacı Arif Bey. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. çok sonra ünlü koro şefi olacak. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. kralsız. saçını. Zeki Müren. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. uyuz. iyi ki kaldı. hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam. üstün tanbur yeteneğine rağmen. eskimiş. erdem dolu.. hasetlik.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir. tüm hayal kırıklıklarını aşıp. Türk Müziği de yüzyıldır. Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. ki. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. boka sokar! İnsan. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. sakalını. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. sert. Selahattin Pınar. kitlelere öğreten büyük deha dahi. burada duran.blogspot. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. ancak. para. Nevzat Atlığ. bilgi dolu dostum oldu. yamalı elbiselerini ütüyle. itinayla giyerlerdi. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. sahneye çıktı. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı.com 92 .. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. Çünkü insan gençliğinde. burun deliklerine. Münir Nurettinler. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. bayraksızdır. Sadettin Kaynak. umutla dolan. uyuşuk. toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir. acımasız eleştirilere uğramıştır. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan. 70'li yıllara geldiğimizde. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. ama. sonunu hazırladı. http://genclikcephesi. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi. tırnaklarını keser. mükemmel manolya sesi. hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. her şeye rağmen. umutları. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da. klasiklerle -sahne. kendisi çok arzu etmesine rağmen. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. Dışlananların haddi hesabı yoktur. gazinoda çaldığı. bedenin. bildiğim bir şey var. sabah okuyor ve halka. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa. sahneye çıktığı için dışlanmış. şöhret. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi. başsız. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti. durdu. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar. bunu aşk sandılar. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. milyonlarca kez.. saçları gibi yolup. Ya tayyör-etek. erkeksi ve küstah gösterdi onları. Bu "talep" eden. prens rolü oynamışlar. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. sahilde. Hayatsız aşklar. bu depremi hiçbir yazar. aşk. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler. Hayatta gerçekleri yoktu. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin. psikiyatrlara taşındı. Kız suratlı. ortada hayat yoktu!. oralarda "kaymak" gibi kızların. kaynayıp. Bir nevi olmayan masalsı tipleri. bir veba salgınıydı. "isteyen" sertlikle reddeden.. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. hor görülmüş bedenleri. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. basit. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü. bütün arkadaşlarımı aldı. daha da doğrusu. yerini çapkınlık almıştı. Müjde Ar piyasaya sürüldü... Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu. kendi için yaşayan kadındı. Uzamış memeleri. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı. piyasaya yeni . tiyatrocu konuşmadı. Ne ölümdü. 200 programcı.. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. Tarık Akan vs. en çok inandıkları. Her ne kadar biz farketmediysek de.mak. yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı. el ele. Ama.. hayatsız aşklarıyla. bir aşk dolandırıcısı. yakışıklılar. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri.. Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları. nasıl olmuş-larsa. yıkılmış. lokal. çok geç kalmış bir rahatlıkla. sarhoş oldukları romanı. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. düzgün. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi.. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar.. cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı. sempatikler... Pantalon giydikçe sokağa. çay bahçesi.blogspot. sinemacı. Yüzbinlerce yıkılmış hayat. ilişki. bir akıl depremiydi. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. Annelerinin asil kızları. beraberlik. yakışıklı adamlar değillerdi.. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı. çökmüş. kahve. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler.com 98 . onların adı: Kompleksli idi. Ediz Hun. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. Tımarhanedeydiler.. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla... zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. ya da kesim. parkta. Önüne gelene düzdüren bu tip. Asla kötü söz söylemeyen. artık. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. barlara inmeye başladılar. parçaladılar. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı. orantılı hatlara sahip adamlardı. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. yıldız.. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu..ı giren milyonlarca çıtır. "akıl hastası" gibi bir surat verirler. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı. Bu romansı umutla.. hayatı açmak istediler. Göksel Arsoy. Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar. onlar gerçekti. Aşık olan gençler. ne matemdi bunun adı. buhar http://genclikcephesi. aşk gitmiş. sıradan bu insanlar. düz. konuşkanlar. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp. yüz binlerce depresyon. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi. cıvırların gün ortasında seri üretimleri. kahraman. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk.. Ve nihayet boydaşım kızlar. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları. Hayat olmadıktan sonra. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında.

yazarlarımız. . Oyun olsun diye insan üşümez. Romancılarımız. Aşk. artık konuşurken. mesela Milli Güvenlik. ama onlar. Çünkü. Faşizm: mutsuzluk getirir. hem utanmazlık. Hülya Koçyiğit. Anarşizm: kargaşa getirir. elmadan.. hem her şeye yalan demek. aşk. Oyun olsun diye insan ağlamaz. fal. koşsunlar. burun deliklerine asmaları gibi. Hayatın götüne bir tekme atıp. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. gibi tiplerin neşesiz. düşünceler. aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı.ı her şey değişir. milyonlarca piş manlık. Hem güçsüzlüğünü haykırmak. Ama hayat bize. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için. onu söylüyor. beyin yıkıyor. Mongol sineması. heyecansız. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. yüksekten düşer gibi konuşuyorlar. Duygular. yazarları da aşkı. günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. kocayı aldatma. Evet. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı. şiirselleştirildi. genellikle aptal ve bozuk oldukları için. Şimdi. Ve şimdi tam tersi oluyor. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. kovacak gücü. şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum. gözleri açılır. kaçamak.201 olup uçtu. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir. yakışıklı. . geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. tavuk gibi silik roller vermişti. sevgili}? sinden de ayrıdır. mizah ve kadın dergileri... "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar. elleri titriyor. sinemacılarımız. hepsi bu kadar.. Belgin Doruk vs. hem de kördür. her gün biriyle düzüşerek. Gündelik telaşlarını aşk sanıp..com 99 . akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. Annelerinin asil kızları.. Emel Saym çok mutludur. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. bulamayınca ruhen çökmüştük. Cinsellik oyuncaklaştırıldı. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez. Dünkü Türk filmleri.. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan.. kırkma toslamış boydaşım kızlar. Afrikalıların ilk gördükleri saati. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. Oyun olsun diye insan. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor.. Tavuktan prenses olmaz. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında.. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı.. Ne olduklarını hiç söylemiyor. camdan. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar. Annelerinin asil kızları. sempatik.. Emel Sayın bir filminde. bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. Hem zen' http://genclikcephesi. artık inanılmaz becerikli oldular. Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı. koşmak ayıp değil. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. modern dünyanın modasına uyup. ne zaman konuşsam. hiçbirinin odası. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken.. Kadınların beklenti ve umutları. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. hem fakir. Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. Türk romanları.. devasa ateşiyle. aşktan kaçıyorlar. "Başka erkek mi yok". nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de. Kişilikleri en sağlamlan. bizi akıl hastanelerine emanet edip. iyi mi kötü mü. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum. bitmişlik dolu cümleler kuruyor.blogspot. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. burç. hayat oyuncaklaştırıldı. çirkin. şebekleştiriyor. aldı başını gitti. okullarında gelişti. cüzdanı boş değil. yani öğretmiyor. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. bir "din" oldu. Sevgiliyi. Boydaşım kızlar.

elle tutulmayan en keskin. annelerin en tatlı kokusu. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. nevro-tik şebeklere döndürdü. devletçiliğin... mağlup olsak da. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek. insan çıkmadı. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız. ekranda. Asırlar boyu kölelerin olmadı. Annelerinin asil kızları. hem de sarayına kavuşmuştur. umutsuz dünyası. Bu sanatçılar. siyaset. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor.. Ama çok iyi biliyorum ki. bir gün onu bulamadan ölürsem... sindirilmişliğin. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. Ve muhafazakâr. Bu ülke böyle konuşanları seviyor. sıçarlar. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor.. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor. asla pişman değilim. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse. hiç kimse. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey.. ülkemizle. parayı. canımı yaktığı için aşkı istiyorum. içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. Psikiyatrların öğütlediği gibi. ağlamıyor. gördüm ki. bir ülke. hayata karşı. ruhumuzla. İşte bu cümleler. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor.. der. ruhlara sinmiş. Şöhreti. sanatı. dünya sarhoş". Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. tırnak değil" mısraları. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı.com 100 .. Oysa aşk. Aşkı arıyorsanız. http://genclikcephesi.. kendimizle. geç bunları. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi. CHP'li kadınlar. et değil. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika.. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. onsuz olmak. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. en soylu kılıcıdır. Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın. yürekten isyan eden tek bir yazar. Bu ülkede nasıl bir tarih.blogspot. hayat bomboş. liberal karşınıza geçip. boydaşım kızlara son bir sözüm var. baskının. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş". kimse onun kadar sevilmedi. Ben can sıkıntım için değil. yapamazsın. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. çünkü. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. boyunu aşar. ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına. birşeyler yapın.. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar.. değiştiremezsin. dünyanın tam ortası. Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. yardımseverlik. aşk-maşk olmaz. İşte tam da burası. siz de Tanrı olabilirsiniz. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir.. hem hayata inanmazlar.gindir.. kemiklerimden tarak yapsınlar. her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk... Sağcılığın. ruhumuzun görünmeyen. çünkü hem yer.

. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. veremin yeniden hortlaması. nüfusa oranı binde yirmi.blogspot. toplam beş öğün yemek. atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur.. böyle bir kayıt yoktur. 60lı yıllarda bunun da üstünde. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir. Bunları bize ilkokullarda. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini. açık veremliler yere tükürseler.O. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. kuvvetsiz hisseder. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu.S bir haber: Verem Hortluyor. Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır.. temiz hava şarttır. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı. veremlilerin odalarında. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı. 2. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar.. Öksürdükleri. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur. hafif ateş başlar. Açık. AİDS. nüfusa oranı binde onaltı. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S. Basiller. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. ince yapılı olursa da. yanlarında bulunmak yasaktır. veremdir. Hitler. istirahattır. ses kısıklığıyla kendini gösterir. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. Menderes. yalan. yoksulluk idi.. Dünya Savaşı. Verem hastaneleri menüsünde.. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri. buna verem dokusu denir. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. 50li yıllarda 200. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. unutmaya çalışıyoruz. Yakın tarihimizin en büyük afeti. kanama olur. Verem Savaş Dispanserleri. gerçek bu. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. 1945'te 100. Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. peynire benzediği için peynirleşme denir. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır.000. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır. İnanmayacaksınız. 68. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk.. iltihap meydana getirir. üç ayrı kahvaltı. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir. koğuşlarında.. Tüberküloz denilen doku. http://genclikcephesi. iki öğün yemek uygulanır. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen.com 101 . her veremli zayıf. çok iyi yemek. kuruyunca. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı.Bir Alman dergisi. Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey. Hasta kendini kırık. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. çünkü aşırı üzüntü. vücut. Küçük bir habbecik 100023. Göğüs ağrıları. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar.000 açık veremli.000 arası basil taşır.

ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş. ön tedbirler almak için kurulmuştur. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. dispanserler ise. Veremlinin aşkı. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. açık gezi yerleri. kayıklar. bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. anlarlar da. sonra Burgazada'da. ayrıntılı hayal güçleri vardır. insanların ağzından düşmezdi. çam ağaçları kökünden söküldü. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur.blogspot. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır. kollarım kopardı. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. veremli hastaları. deyip. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. Keskin. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. 1950'li. gelirdim. arkadaşlarımız da katıldı. zarafet düşkünüdür. Tanrı "Oğlum. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. en samimi. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. işıe bu dispanser. veremli çapkın değildir. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. müşteriler kabul ederse. Çamlık Hastane" diye. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. korulardır. zarif utangaç ve duyguludur. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. Bursa'da. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. içli. düşünür. taşkın değildir. Ankara'da. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine.com 102 . hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir. çirkinlik umurunda değildir. sırf babamdan harçlık almak için gider. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu. ekmek parasına çalışıyoruz. kaldırır. ayıklar. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. olmadı. şamatayı. altı müşteri. kusursuz bir gurur hastasıdır. hilesiz kelimeler kullanır. o. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. bir çam havası muhabbeti. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum. verem taraması yapmak. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. basit bir söze kırılır. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. gücüm yetmez. Roman. gecenin mehtabı. mesela annem komşularıyla dertleşirken. peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. sanatoryumlar hafif hastalar. Güzellik. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. bir çamlık gezisi düzenlerdi. mek209 tup ve şarkı sever. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. tantanayı sevmez. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. İstanbul'da açılmıştır. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer. BCG aşısından asla. sen bir yazar olacaksın. suskun. rüyalarını yorumlamak. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. babam beni zorla. vahşi. veremli hastalara yakın akrabalarımız. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. ilk dispanserler. Atapark'taki babamın durağıydı. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane.Verem hastaneleri ağır hastalar. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi. babam arka koltuğu dörtler.. ağır hareket ederler. İncitici bir kelimeyi. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. ne beni. sessiz. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. Ziyaret günleri. Kokulu süslü mektuplarda.. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. tahta masalar.

ay ışığının hayal meyal renkleri. nefret ettikleri insanlarla. dalgınca sessizleşip. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. için için ağlıyorlardı. Uzun. ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. masalların masalıdır. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. etine. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi.. arkadaş meclisinde oturmamak.com 103 . hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. Kadının. hastalık ilerledikçe. kibar adıyla: melankolik aşklardır. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. kaşına. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları.. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır. sevda. sobanın yanında oturtulmaz. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. eski bir gömlek. Edebiyat. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. düz. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. gökyüzünde buluşan. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. halının. Bitkinlik. ev halkıyla yüz göz olmaz. parayı. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. karşılaşmamak için ince. ayrılık. dolabın. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. kokularından tanınırdı. yorucu kitaplar okumazlar. işsizliklerini hiç önemsemezler. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. mutfağı. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. eşyaları ayrılır. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. utangaçlıklarından değil. hayatın tadı. sümbül. ağaçların önünde alacakaranlık. mehtap. Türk müziği de bitti. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. partileri. kirpiğine. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. şarkılar. bulutların ardından çıkarken. bedeni inceltip. sobadan çekilen ateşle. amatör yazarlar tarafından kullanılır. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları.) Yasemin. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. seni seviyorum diyemezler. bir mangal odasına götürülür. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. Düğünleri. dakik ayarlar yaparlar. Günbatımının. onur kırıcı görmezler. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. 211 yoksa. ruhlarında uyurlardı. çömelirler. menekşe. vs. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. yavaş ölüm. dalgalı saçına hayrandırlar. mangalda hem saçlarını kurutur. parasız. ay ışığı. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. aynı kahvede. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. Türk filmleri de. duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir. uzaktan izlerler. toplu eğlenceleri sevmezler. tütün kolonyaları.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. Verem bitti. pek hazin bekleyişleri vardı. Zaman yavaş ilerlerdi. Bu sevgide kadın. çökertiyordu. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır.blogspot. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. butuna değil. işsiz olmayı. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi. kenardan. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. her gün özenle çırpılan battaniyeler.

tesellinin ta kendisiydi. ballar. Çift mendil taşırlardı. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. sabaha kadar hırlayarak. Bu acı. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. bir göz aralığı. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. utanılacak bir duyguydu. bu çekmeceydi. kutsal kitap gibi törenle açılır. neşeli olmak. Hayat. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. Toplumda varolmak isteyenler. törenle toplanır. Sağlıklı. iyi gıda rejimi gerekliydi. ıstırabım. yatak ucundan ay ışığına bakar. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. hayatlarının en büyük müjdesiydi. tek bir öpücük. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. sevgililerine ihanet bilir. çekip gitmişlerdir. Gıy gıy veremin ninnisiydi. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür. zevklerin zevkiydi. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. gazeteler. Sevgilinin evet demesi. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. kaygısız hoppalardır. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. avare.blogspot. koklamrdı. en değerli hazineler gibi saklanır. cilası. Sevda nedir bilmeyen.com 104 . mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı.gelişmeye hiç müsait değildi. Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur. son mısralarma kadar söylerlerdi. başına özenle bakar. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür. bu hazan yaprağının rengini. serseri bir görüntü vermeyi. insanoğlunun en derin macerası. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. upuzun. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. onlar öldü. küçük kancalı sürgüsü. aksırarak şarkılarını söyleyip. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. bal almak zorundaydı. katillikle eş tutardı. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. sallanışım. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar. Mavi. sapıklık. mendilin arasına tükürür. | dar bütçelerle bu yağlar. süründürüyordu.) Üstüne. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece. uyuşturup. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır. mor yollu mendiller özenle ütülenir. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. http://genclikcephesi. Hayat ne kadar değişti. yüzüne. ağacı. kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. Türk müziği bitti. Şarkıları. Çekmecenin süslü mobilyası. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. gözlerine. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini.

Lunaparkın patronu.Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına. bu hastalığı yalnız çaresiz. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. Lunaparkta tam bir isyan oldu. Amerikan sirk patronları gibi. Bu aile. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor. Cesur motorsikletçiler. gerçek bir derebeyiydi. Süslenip sokağa çıktığında ise. kaybolan. gidip. purolu.. giden gelen. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. bir şey de diyemiyor. sevindim. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. aceleyle boşaltılır. Enine boyuna.. Verem yeniden hortladı denildiğinde. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. Sanki bu elbiseler onu. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. mezarlığın üstünde iki odalı. tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. ne sağlık bakanlığı. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. uçan sandalyeye derken. ne edebiyatçılar. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir. pahalı elbiseler giyen. bozuklukları da gişeye teslim ettim. mutfağını ortak kullanıyorduk. kasayı ben saklıyorum. Bazen o çadırın içine ben de girer. yüzlerini kapatıyor. diye soruyor insan. üç-dört ay kalırlardı. Tuhaf bir duygu. ne yazarlar. pek havalıydı. kendimi eğlenceye kaptırdım. biz de aynı evde kiracıydık. polis var mı diye kontrol ediyorum. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor. işim yine de bitmezdi. ne filmler. Bağdat'a düşen bomba seslerini. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. motorsiklet kumandasız kalıyordu. lunaparkta bir dönme dolabı. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi.. evdeyken... zarif insanlar yemden geldiler. bu hastalığa aristokrat. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. çaresiz kalan annem. Meltem abla. Evin tuvaletini. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi. yumuşak başlı. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. başına büyük bir tülbent çeker. artist gibi bir karısı vardı. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. ki. ama. seyirciler. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. ama. temiz yüzlü. askere gidince parasız kaldık. annem. herkes kapılıyordu. kutu gibi bir evimiz vardı. kumara geçilirdi. Motorsiklet üstüvanesi. üzülmeliyiz diye düşündüm. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. uyurdum. yanında bir iki tezgâhı vardı. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. burjuva. ki. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor.. uçan sandalyeleri.blogspot. kebaplarını getirmek benim işim. 214 Kaya Ortaokuldaydım. bir de erketelik yapıyor. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. patron çalışanlara ayrı. Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi. Ama bugün. Takıları nişanları gibiydi. kaybettiğime inanmadılar. değişen. şakacı ve sert bir adamdı. Patron kocası ki. Meltem abla. evcil bir kadına benziyordu. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. Bir de benim yaşlarımda kızları.com 105 . enine boyuna yakışıklı. O ince ruhlu insanlar. nakit işlerini ben görüyor. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. sabaha kadar dışarıdan pidelerini.

birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı. sürtünmeler. tüm şehir uyumuş. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar. lunaparktan görevli iki eli sopalı. karakolda ifade verildi. gözleri. biraz öteye. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. en ünlüsü maça'dır. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle. iki gün çalışabildim. Ayşe üstünü başını kontrol eder. çocuğa bak yahu. bunun yanında işiyor. bizim oğlan koca çocuk oldu. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken. parayı memelerinin arasına sokuştururdu." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim. "Bu karı var ya.. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır. elleri. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız. bu büyük.com 106 . İşsiz kaldım. patrona. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık. dilleri. çim-cikler. patronun adamı gibi çalışmak. karo. Parola "mis gibi"ydi. inanılmaz el gösterisiyle. tezgâhın önünü açardı. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi.) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının.. maça. bir dergiden. cinsel şakalar. on saate yakın orada durur.. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu.çekildim. pembe yüzlü. kalabalığı dağıtıp. halkaları topluyor. sonunda Şahmeran çadırında. Susamazlar. makyajımı tazeleyeyim.. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum.. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. paranı birine yatırırsın. Sonra. mevlüt okutacağım" deyip. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri.. Annem. İşin en ağır yeri de burasıdır. Günde bir lira alıyorum.. kıskanılacak bir adam olmuştum. dünyanın parasını halkaya yatıranların. cinsel hayallerinde aranılan.. Şahmeran olmasın diye rica edince. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. azgınlıktan çatlayacak çirkin. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar. otuz yıldır bu geyik değişmedi. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. kaçıhrdı.. polis çağırıldı. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası. gülerek. orada adım Kleopatra oldu. ama tüm mahalle. birbirlerine "Ayşe var ya. işten kovuldum. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. Ayşe. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe. vücudu yılan olan bir gösteri. çayının. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. "Hasikür ulan. utanıyor. en kalabalık çadırdı. boyalı. "Abla.blogspot. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. "Vay orospu. okuldaki arkadaşlar. Ayşe hepsini idare ediyordu. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. laf atmalar... nerede yiyecek. Ayşe'nin halkası. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra." deyip beni kovacak.. morlukları. kupa işaretleri daireler içinde. hoca olmak. sinek. Ayşe. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. hem erketelik yapardım. müşteri kılığında takılmak. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor. güzel kalçalı. diye. Gündüz boştum. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. aç kalmazlar. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. hani filmi de oldu. peşime de adam taktılar. sigaraları düzeltiyor. çişleri gelmez." desem. bir masa üstünde. dolgun bacaklı. kabadayı pozlarla. hem hocalık. Ayşe. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu. gece biter. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. küçük bir kitleyi kudurtuyordu. deyip arkaya işemeye gider. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. Tezgâhın gerisinde ise ben varım. bu çocuk bu parayı saklamıştır. kavgalar. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. "Bir saatte alırız" dedim.

çıkarttımlı. tezgâhlar yıkılır. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. Eksik sigaraları tamamlar. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır... Çadır topraktı. o kadar doğru bir laf ki. yeniden sınırlar tayin edilir. demir sopalar havalarda uçar. bu lafı çözemedim. havalarda uçarken. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. parası olanlara kur yapar. Elletme. şarabın dibini bulurlardı. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. Ancak. bir ucu Bosna'da. oysa onlar.blogspot. ne desem anında yapıyor. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar. patron sırası mı. nasıl kavga çıkardı. elletir. İşte benim eve gitme zamanım. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk. kazıkların bir ucu Musul'da. utandım. sızardı. pis ve kötü değil. Ayşe'nin anası paraları savurur. kodumlu. ancak Meltem abla göründü mü. Öyle içerdi ki. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu. nereye gitsem peşimden geliyor. sularım. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz. Sivrisinekler kitabında okumuştum. birbirimizin sandalyesini tutup.. bir gün sonra çok düşünüp. para sayma işini.com 107 . çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey. yine şaraba başlarlar. çok etkilendim. fırlatır. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları..tlü konuşmalar kızışır. Burada seks. kurtulduğumuzu sanıyor. bir şey diyemiyorum. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. seks. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum. Bunca zaman kitap okudum. bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar. sakız ağzında.. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi. altın dişleri. demeden.. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış.. önce halkada çalıştırdım.. Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim. altın bilezikleri.. o. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına. Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim. çözemediğim bir laf etti.. "Bana göre kötü değilse. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. eğlenirdik. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar. benim prenses kızımın parası var. Öğleye doğru geri döndüğümde. bana. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar. tadını sonsuzluğun. yine altından kalkamadığım. çadırı buraya açtık ama. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor. analı. Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi. "Bana bak Kleopatra. g. Dürüst. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir. keyifle tövbe çekerler.dolapta döner dururduk. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi. oradan uçan sandalyelere.kemezsiniz diye. öyle emmişler ki. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. onu . taranmış saçlarımı gösterdi. hiç kimseye kötü değildir" dedi. Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır.. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar. Çadır kazıkları sökülür.

orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini... kıpırdamadan. yüz ton mu. O an Allah'tan evde kimse yokmuş. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. yolda. şükür bugün de düşmedi. küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce. terliğini hesaplıca kullanmış. elimde iki kova. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. bekliyoruz her gün.. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım.. polislere haber verdik. "Hanım teyze. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. biliyor. efendi." deyip iş vermek istemediler. ne hortum ne de musluk vardı. gelecek sezonu beklerdik. dedi. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. kola kutusu gibi altına alıp ezmiş. adamlarına taşıttırıyor. ölüyorum.. bu oğlunuz çok içli. Evimizin üstüne düştü düşecek. Ayşe her gün beni çağırıyor. çocukları çağırır para dağıtırdı. hemen dilencileri. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu. ben buradayım. büyük bir kütle. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. bir defasında yorgunluktan. Acımam ve üzülmem. öğrendim artık her şeyi. deprem. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu. Gözümde foku canlandırdım.blogspot. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi. bir defasında beni ziyarete geldi. gelecek sene fok balığı getiriyoruz. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. Ayşe inanamadı. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı. Tanrı. Topal beni patrona şikâyet etti. kaçarım. demirden boruya üç defa vurdu. Gelip geçenler. sirke şişesi yapıp. çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip. bu kaya gelir. saydım. Çocukluğumu. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum. koca evi. "Patron da orada kalıyor" dedim. bir kenarda usulca ağlamaya başladım. annem. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım. Kayanın düşmüş halini gördüm.. fokun topal bir bakıcısı vardı. evi ezmekten öte. birine acısa. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı. insana benziyor. sağdan-soldan konuşuyorduk. kaç deseniz de. yoksulluk. biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre. uzaktan. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. deyip dualarla geçiyor. felaket haberleri görüp. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum. düşecek diye kenara çekilir. uzun sarışın hanımı Meltem abla. gelecek sene de kalırız derlerdi. Umduğum gibi çıkmadı. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. bıyıkları. okullar başlardı. "tüh tüh" deyip kulağını çekti. sivri ucu evi. artık işsiz kalmıştım.. kitap alırdık. evde sızıp uyumuş. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu. kaya. Yanaklarımı sıkıp. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor.. "Ver ulan hepsini" dedi. yerin dibine saplanmış çivi gibi.. bilincime öyle işlemiş ki. onüç-ondört tane. 220 Patronun ince... düştü düşecek. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. dedi. Çoğu zaman Ayşe. Yıllar sonra Trabzon'a gittim.. "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi.verdim. sonra da onu öldürmüşler.. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. burnu. Kayanın altından sürekli su akıyor. giderken. Öyle yorulmuştum ki... Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. "Yazık. seni Ayşe'nin yanından alacağım. sakız işine giriştim. toprağı delip.. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu.. ağzı. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor.. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse. annem zeytinyağı. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen. evimizden on-onbeş kat büyük. ceket. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu. insan gibi her şeyi anlıyor. Bir yerlerde. aklıma.. gözleri. foku biliyor musun. bin ton mu.. bavullarını toplamış. kahvede şimdi düştü. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi. yazık olmasın çocuğa. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten. kaya düşüyor..com 108 . kaya düşmezse. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması..

ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor.blogspot. Hatta. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. Müzeyyen Senar'dır. Perihan Altındağ Sözeri. hayranları. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş. Müziğin kalesi. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. tahtına çok erken oturdu. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. annemin tülbenti altında orada okudum. 51'de 2021. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. bu ilgi üzerine. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. o gün de meşhurdu. Behiye Ak-soy Fahriye Caner. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren. Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. Mualla Aracı. 1951'de 3291. Müzehher Güyer. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. Harika çocuk İdil Biret. sonra film müzikleri yaptı. ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır. http://genclikcephesi. uzun boyu. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Vecihe Daryal. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. başlarına düşecek kayayı. kuşkusuz sanat müziğiydi. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. hafif Batı müziği sunmaktadır. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir. Hamiyet Yüceses. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu. Suzan Güven. İstanbul'da Tepebaşı.. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün. Nevin Demirdöven. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. Çevriye Ceyhun. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. Doktor Alâadin Yavaşça. Muğla'da 1945'te 995. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte.. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. Safiye Ayla. Çorum'da 1945'te 657. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. Mediha Fidan. Zati Sungur. Sanat müziğinden uzak kalan halk. Radyoda yurttan sesler korosunu. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır. en çok para kazanan sanatçıdır. Adım Nihat Genç. Sanat müziği.com 109 .

modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada.blogspot. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş. sanatlarında öncü. Mısır. Ürkek. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü.com 110 . Gizli tutarlardı. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. Eserlerinin çalınacaklarına. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu. "Türk" kelimesi fazladır. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış.. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar. kitlelerce alkışlanmış. Evet. Şimdi. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi. kederli insanlar olu-verdik.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. kıskanırlardı eserlerini. ud. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. Macaristan. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. mahalle arasından şehre iniyorlardı. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş. bu acılı kalplerin tutsaklığı.. köşklerini. Asırlarca. Hindistan. Denilebilir ki. Yunanistan'a konserlere gitmiş. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. neyleyim sarayı. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. şehirden şehire. vahşi ve kudurgan Moğolluktan. Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir. 225 Önce. İkinci dert. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur.. Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları. derlemek üzerine kurmuştur. kirpik gibi ince. modern kadınlardır..Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. yanlıştır. sevgili karilerim. Ancak. talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz. pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir. trafik canavarından beterdir. O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. Musevi. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken. duygusal. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş.. Mahremiyet kalkıyor. milli fanatikliğimizin ürünüdür. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar. ancak. kötü kullanılacaklarına inanırlardı. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama.. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a. dostları. http://genclikcephesi. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. Halkın yalnız sesinden tanıdığı. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. Iran. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. Hıristiyan. "Türk sanat müziği" diyoruz ki. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. yerine. Ka-hire'ye. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. sert ve kötü zevklerden.

ud ve darbukadan ibaret. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. üstünden mevsimler geçmeden. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür. beğeni tuhaf duygulardı. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış. http://genclikcephesi. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. bugün öyle de oldu. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi. Ve hatta.com 111 . işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş.. x Çünkü en büyük dert. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı. konservatuvar eğitimi. kâr semai eserleri revaçta iken. incesaz takımının tüm klasını harcayıp. başka türlü okunacaklarına. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. incesaz takımı denilen tam teşekkül. dehamızın hayatını mahvetti. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. meşk. o an. Sanat Müziği.. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde. Galata ve Yenikapı seyirciye değil. bırakın o eseri kaybolup gitsin. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. bestelerin kabarık. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı. birden. Bir şarkı. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. onu yurdundan. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. Bir başka dert.. dindışı (ladini) müzik. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım. Üçüncü dert. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. talebeler yetiştirilirdi. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. Üçüncü bir dert. Notaya dökmek. para karşılığı yapılmaya başlandı. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. Konservatuvar eğitimi ve nota. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. maymunlaştırıyor. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. Öyle ki. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi.) Hacı Arif. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. Dindışı müziğin kalesi ise saraydı. çıkarttı. meşhurdu. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. 226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa. Akşam aklına gelen şarkıyı. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. kahvelere. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. sarhoş edici gücünü yok etmiş. herkesin okuyamayacağı. Hacı Arif Beyle başlar. kabasaz denilen bir cümbüş.değiştirilip. bu hocayı baştan çıkartırım diye. Itri ve Dede Efendi'nin. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. "etik" dersinden habersiz. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir.blogspot. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar.. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu. dinî müzik. sabah okuyordu. coşkun. eserler ihsan karşılığı. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. Dedikleri doğru çıktı. (Müziğimiz ikiye ayrılır. bırakın Adnan Şensesler'i. saraydan kovulmuştu ama. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste.

söyleyip sanatseverleri üzdü.com 112 . ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. mezarla. Sami Aksu gibi yumurta suratlı. geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. Bir başka dert. Bir başka dert.Şimdi. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. doldurulmuş. baskılar. Abdülhak Hamid. tartışabiliriz. kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif. mesela Bülent Ecevit dahi.. tek otoriteydi. o da başlarda. kadınsı ses ararlarmış. bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. Biri.. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. Akşam oldu. türbeyle. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. TRT. Buna bir de imaj sorunu eklendi. Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. kurallar. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş. ki. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. müziğimizin eskimiş olduğunu.. korodan ritm sazı çıkartmış. Bir başka dert. yani. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. onlarca yıl şans verdi. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip. akşam oluyor. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. iki sembol ismi misal olarak verip. kendisi Londra sefirliğinde. kabirle.. hüzün geldi. Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. hüzün gidiyor. http://genclikcephesi. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası. Zaten muhafazakâr melankolinin.. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış. Bir başka dert. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede. Ancak. yönetimle ilgilidir. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?". Bir başka dert..blogspot. kart pezevenk kılıklı bulununca. milyarlar ve şöhretler kazandı. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. Abdülhak Hamit. Çünkü Atlığ. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı. Ancak. akşam olacak. Makber'i. yani müziğin "tamamlanmış". fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp. erkek şarkıcılarımız çirkin. ah öldüm. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. yoksa. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir...

azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. önemli. kantoların sözleri dahi hafif bulunur. melodik yapıdadır. artık ayıklamak da imkânsızdır. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır.. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler. Refik Saydam. Sanat müziği nağme müziğidir. çoksesli müzik. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. garip sübyancı bir sevda. piyasadakileri sevmez. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. şarkılarını repertuvardan geçirmek. Ve hepsinden daha büyük dert ki. yani armonik yapıdadır.com 113 . ko-rodakiler. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım. sümbül. aşağılanırken. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa. akşam. sağcı-solcu tüm tarihçiler. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. karanlık. Şarkı sözlerimizden aşk. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. çünkü hepsi kırk haramiler. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka.. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi. Divan şiirinden kalma. Kazım Karabekir. akasya. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u. tek çizgiyi takip eder. torpilli solistler sevilmez. ev kabadayısı suratları değişmiyor. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. lanet okur. geriye bir şey kalmaz. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. gül. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam. Yüzyılımızın en soğuk günü. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça. gece. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir. lale. Korodaki zebani kadınlar.blogspot. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. uzattı. çemen türü bitkilerle. TRT'yi istila etmiştir. Halide Edip. Fethi Okyar sayılabilir.. ay. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. Fevzi Çakmak. darbeler görmemiş. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur. çağımız artık çoksesli çağıymış. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır. Şemsettin Günaltay vs. Recep Peker. artık kart pezevenk tadı veriyor.. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. Bir başka dert ki. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. o küstah. yüz tane roman çıkar. sonra İsmet İnönü. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir. aynı çizgide birden çok ses. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. Şükrü Saraçoğlu. Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. ardından Adnan Adı var. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır.

yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti.com 114 . j Saraçoğlu döneminde basına. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M. ne bir roman. dava arkadaşı. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu.. DP bu tavra karşıydı ama. Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. İsmet İnönü'nün tek partisi mi. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur.. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. sürülmüş. Amerikancı. ya da. deyip marş ısmarladı. buzul parçaları gibi çarpıştı.blogspot. DP şemsiyesi altında kimler yoktu.. cephe.. hatıratlarına sansür koyulmuş. üvey çocuk kimdi. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler. liberal bir siyaset. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. Ali Fuat Cebesoy. O günlerin tarihçileri. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık.. hem görünüşleri.. Amerikancı. bu yadsınacak bir şey değildir. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan. gururlu inanılmaz adamlardı. Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar.. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar. sinema. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor. büyük bir kutsal hareket başlamıştı. mukaddes mi mukaddes. muhafazakâr. Mustafa Kemal'in. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı.. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi. sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise. Necip Fazıl. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. Onlara gıpta edelim. silah. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. asla bu kahraman ların partisi değildi.Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır. Adnan Menderes işte bu bastırılmış. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı. büyük kahramanlarının gururları. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı. tiyatro. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!.. yasaklar aklını biraz daha oynattı. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı. lâik rejime zarar veriyor.. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet.... Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. Necip Fazıl. Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden.

tarikatlar. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. aynen tarikatların desteğini alır. bir sürü masonik. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları. Özal'm köşe dönücü. varoşları ve tarikatları almıştı. arkasına köylüleri.. huy. varsa yoksa: MENDERES!. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. bir Büyük Doğu sempatizanı. badem gözlü mü oldu. bugün orada. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz. Ah uğursuz sermaye. 32.Ahmet Emin. dün mason dedikleri. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür. Bir Fethullah Hoca geç kaldı. Rauf Orbay Cebesoy.com 115 . hatta. Kör öldü. hatta. Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı. Menderes'in devamıdır. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi. Ah uğursuz insanoğlu. Adalet Partisi.. 70'li yılların Tercüman gazetesi. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp. liberal. Atatürk düşmanlığından. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. asılma olayım. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar. kemalist sosyal demokrasi. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. mazlumların demokrasisiydi. Menderes geleneği merkezde erirken. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. ne çabuk bozdu tarikatları. Fevzi Çakmak. hızla atlayalım 70'li yıllara. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. diğeri. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise. Her neyse. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi. İktidar herkesi kötü yapar. bugün devrimlerin bekçisi. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. aynen Amerikancı. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu. ölüm herkesi kutsallaştırır. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim. bu gerçekten böyle midir.. lâik-muhafazakâr bir hal aldı. en büyük parti oldu.blogspot. Amerikancı. Bugün bu çizgiyi devam ettiren.. ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. 70'li yılların Tercüman gazetesi. bugüne değin. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler. konuşma.. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır. Kısa zamanda televizyon kurdu. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. karakter değiştirip.. dinsiz. büyük holdinglerde nasıl. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti. Gün programında belgeseli anlatıldığında. başta Enver Ören.. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. Menderes ve neredeyse onunla özdeş. Uzun bir konuşma yaparsınız.. liberal.

Halid Ziya. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. çizerleri. hatta üç-dört dil bilen. tarihi. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. yabancı dilden çeviri yapacak. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. bu görünüşte doğru. hiç kimse modernizmden korkup. hatta köyü kalkındırmak. Kabakçı. Antep. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. kendi topraklarına derin bir bağlılık. her ırkı. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. Pir Sultan. Yakup Kadri. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. http://genclikcephesi. huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. doğuşu. oligarşinin son halkasıdır. aklınıza kimin adı gelirse. Padişahın kulu. padişahın mülküne karşı. Türkçü hareketle insanımız. Şahkulu. olacaktır. Bir savaştır gidiyor işte. İttihatçılar. Baba İshak Ayaklanması. muhafazakâr holdinglerle memleket. her dini. Urfa. Hatta Türkçü hareket.açmaya çalıştı. "şehirli" hareketlerdir. şehirden irtica hareketi çıkmaz. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. Bin yıllık tarihi içinde. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. liberal. Rauf Or-bay Ali Fuat. Refah'm kitlesi de köylüydü. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. Kuvayı Milliye. gelişmesi. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. TGRTnin Amerikancı. hatta eşkıya. Mardin. Batılı kitaplar okuması. Enver-Talât-Cemal Paşalar. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki. nicesi. Yazarları. Tarikatçı sermaye. şair. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. Celaliler. Avrupalı giyim tarzları. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. ancak şehri basarlar. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir. darbeler. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. Refik Halid. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki.blogspot. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. şiirlere yerleştirmiş. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. Siirt. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı. Maraş. Biz buna yüz yıldır. Muhtıra. Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. Genç Osmanlılar. İrtica köylü hareketidir. Tevfik Fikret. bir tarafta köylüler. diğer tarafta şehirliler. Namık Kemal. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz. darbenin.. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. önderleri şehirli insanlardı. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. Malatya. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. Süleyman Nazif.com 116 . kitlesi köylüydü. Türkçü hareket.

ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. sağcılar. krallığımızın karnını doyurmak için ne. on yıl sonra. '. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. Yeni köylü hareketin diğer kanadı. düşünmeden köylüyle. çırılçıplak kendisi. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. rüşvetle oynayıp. slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı.com 117 . köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur. şehri. güya opera dinleyip. ırk. çünkü. modern çağın en yalnız yaratığıdır.. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. milli geliri. Başka bir ayrımla. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. Yapamazdı. güzel kravat takıp.. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz.blogspot. lamentoda palazlanmış. Dün saraya bağlı dalkavuklar. işçiyle bölüşmektir. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır. köylüleri kırbaçlayıp. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken. bugün milyar dolarları var. görevi. cins. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. onun zincirinde tek bir halka vardır. sonra irticayı verdik. profesyonel yazarlar vardır. şehri yuva yapmış. bu basit. Solcular. şehrin insanı. http://genclikcephesi. şehirleş-memek için direniyor. Profesyoneller. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP. bir komutla piyade yaparsınız. sosyal hakları. kentli. görevi.. vergi kaçıran işadamları. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. modası gelir puşt. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi. çünkü kendisi köylüydü. insan haklarını. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. bir de acemi yazarlar. reden irtica bulup kapısına atacağız. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar. çünkü şehirlidirler. ibne olurlar. modern. Benim gibiler acemi yazarlardan olur.. 12 Eylül'de solcuları ver. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. mesela. bölüşen bir tavırla. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. emir komuta. mezhep. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor.. modası gelir Fethullahçı olurlar. modası gelir Türkçü olurlar. dik. |i Ama profesyonelleşmiş. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar.Aydın. çünkü. İşte medyası. TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık. Fenerbahçeliler. karşısında hangi güç olursa olsun.. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur.0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. 238 DYP.. uygar. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz.i|.. çünkü yağlanıyor. yalakalaşmış. ANAP. Refah'm kitlesini acemi köylüler. sıkıntılı. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar. cici dergilerde yazıp. |. modası gelir 68'li olurlar. par. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. güya çağdaş gibi laflar edip.. modası gelir Kürtçü olurlar. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. müteahhitlerden. |. olmadı. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi. hepsi kul-köle olmuşlardır. sonra Kürtler'i verdik.

Kanın kokusu tattığında. Çünkü bir kez et. parçalarmış.. berrak. hiç görmemiş gibi davranalım. Tam da o hayalin içinde duyulmamış.. bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim. önümde donmuş bir hayvan. et vermezlermiş. Vücutları birbirlerine dönük. ama Ankara'da ilk. her şeyi merakla izliyorum. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir. dağların en temiz havasıyla temizlenir. kan kokusunu tadan çoban köpekleri. artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler. Bu bana yeter. Konuştukça güzelleşiyor. biri yere. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. Ama nafile. İşte böyle. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle. çoban köpeklerini hani. otla. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu..239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi.. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti. hayatımı kurtardım. Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm. İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez.. Nedir. ikisini de kaybettik. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı. Hayatımda zaten. günah neyim varsa. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. sebzeyle beslerler. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak. ama. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. Zekâyı.com 118 . Bu bal. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm. deliler matinesiydi. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. dut kurusu tadında kibar olunca da. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi. En iyisi. Ağaç.. Şaşkınlığımı gizleyemedim. Ama. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. akıl hastası olduklarım bilmiyordum. hiç yokmuş gibi. biri tavana. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama. sapık. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. Öyle tatlı gelirmiş ki. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum. Kalbim.blogspot. Sanıyordum ki. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. çekip gitsin. İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım. en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı. Sürüden atılmak istemiyorum.. durgun sular bulur beni. trapezdeki maymuna döndük. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. Kusurlu. Erkekler çoğunlukla pipo. ya abartılmış bir avallıkla. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır. Peşinden gidemem çaresizliğimi. bugün de derim.

Sonunda sıkıldığımı anladım. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. ben öyle değilim. gerçekten "deli" olmuştum. yani. ondan bir parçayı. oysa. Geriye döneceksem. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi. tiyatro çok bozulmuş. Hepsi tek bir insan. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. Elimde olmayan bir güvenle.. topluca güldüğünü görmedim. çok şey okudum. bozuklukları.. tedbiri elden bırakmamak lâzım. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. kahvede. Ağırca başımı döndürerek.. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum... dünyanın en harika yeri. anlatmayayım. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak. Aradan yıllar geçti. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin. hayatın herhangi bir anında. pek laubali bir seyirci gördüm. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim. hiç kimsenin toplu alkışladığını. öğrendim. dedim. Ben ne olur ne olmaz.böyle oluyor. bu mimikler içinde dile getiriyordum. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri. Yüksek sesle konuşuyor. delice aşık oldum ona.. ama. Ve oyun arasında. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. Kendimce konuşmaların. ilk günkü seyirciler gibi. Bir tuhaflık var ama.. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları. İster istemez onlar gibi durmaya başladım. Titanic'in batması gibi. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni. Çünkü tat almıyorum. Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır. Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. edebiyatım. Orası tiyatro. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. Ama.com 119 . İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. Hep şu hayali kurmuştum. küçük bir sandalın batması gibi. oysa normal seyirciydi bunlar. Oyun başladığında. şakalaşıyorlar. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan.. tablolar karşısında büyülü duruşları. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde.. içimden. annemin iğne-iplik kutusuna benziyor. Keloğlandan farkım. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor.. ellisinde ölmesi bir insanın. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü.. Burada seyirciler böyle.blogspot. Hatta. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim. Her neyse. Durum biraz tuhaf dedim.. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. Birkaç şey de öğrenmiştim. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı.. tüm bu parçaları alır. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali. ben keloğlan gibi. Yüz vermedim. onların.. hepsi aynı gemide yaşıyor. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak.

Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. Sağcı. bir imparatorluğun çocuklarıyız. Leyla bizim ortak sevgilimiz. kavgaya ne gerek var. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır. devletçi. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. Acemle. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. Bu ağır. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı. Bu yazarların da deposu. durultacak içten sohbetim olmuyor.ğım binlerce resim. dilimizde ne çok dilden kelime varsa. Ama ben. İslâm devleti yazıyorlar ama. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. siyasi İslâm'ın curcuna. beyinlerine. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. şarkıları-mızdaki Acem kızları. çünkü taklit bir delilik bu. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. İslâm. heze-yanlarıyla tartışılıyor. gibi soylu ve saygın yazarlarımız.com 120 . Türkleştirme. kemalist. hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. sağcı. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. Ancak İngilizler. tartışmalar izliyorum TV'lerden. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. Hüseyin Rahmi. ancak. Bizi. jest. sağcı. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. güvertesi epeyce yüklü. sevgiliye. Mesela. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor.blogspot. düşümüzdür. devletçi bir sürü adam. taşa Türk. tarihin o büyük. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. Arapla düşman yapmaya çalışanlar. insanı var eden önce aşk mıdır. Türkçü. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. önce bakıma muhtaç mıdır. köşeyazarları. hayal. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. düşünce. Oysa. İslamcı. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. çünkü. kaba havadan çıkamıyoruz. bakım isteyen emekli. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. Yakup Kadri vs. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır. İslamcı. Türkçü. kemalist. İslamcı. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. devletçi yazılar yazıyorlar. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. yoksa islamcı mıdır. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. istediğimiz kadar reddedelim. benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. Bugün tüm TV tartışmaları. Ahmet Haşim. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı. giderek delice duruşumu kaybediyorum. dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. Biz. İslamcı. Mecnun'un aşkıyla. Türkçeleştirme manyaklığı. Halit Ziya. bir hasta insan önce hasta mıdır. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. Mecnun. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. Hiçbirimiz bu koyu. Ve bizler. Türkçü. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. Türk. Oku da nasıl okursan oku.

dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. "Yarın ne yapalım" diyorduk. Öbür perşembe. Yarın perşembe. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. hangi kız gelirse. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. bu tartışmalar sanıp. Her gün. seni seyrediyor" dedi. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. neden hepiniz birden çekip gittiniz. "Ben de?" dedim. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. Gördüm onu. "O kız gelmiş. birbirimizin kafasını gözünü şişirip. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu.. saatin bir olmasını bekliyor. Gelecek perşembe. mahallenin bakkalı Firar amca. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. Maçın tam ortasında. eşsiz çıplak kolları. daha fazla bakmaya utanıyorum. yaklaştıkça kız. kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline. Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız. Mahalle takımı beş kişilikti. erik reçeli kadar küçük. "Tam saat birde.. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar.com 121 .. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi. "Her yeri çekirdek yaptınız. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım. Duru kalçaları. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor.!" Ertesi gün saat birde uzun. karşı takımın kalecisi. Ah Ahmet Haşim. mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. yaprakları kendini bırakıverdi. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!. hasır iskemleler. Uzun uzun esiyor rüzgâr. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. "Sen yapamazsın. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. her öğle sonrası. hayatı bu insanlar. Mustafa. Şansını denemeyen kalmamıştı. "Gene?". yaz tatili gelmişti. içimde titreyen o kuş yüreğimde. Elma içi yüzünün teni. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor.. domates kasaları üzerine oturuyor. arkadaşım Mustafa'yla. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler." 247 Müthiş bir macera. kim bakar sana. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. kalabalık içinde kızı aradım. mahallede olacağım. hüsranla dönüyordu. ardından gideceğim. terliyor. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla. saat birde hazır olduk. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz. kalın kaşlarına gömülmüş. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de.blogspot. Bir gün sahilde. 245 fikri. boğazlı kalın kazak giyiyorsun. Şaşırdım. Döndüm.. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk. Kusursuz göğsü çepçevre açık..avallıkla. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi. çünkü bu soylu yazarlar. Maç başladığında.. Yakup Kadri.. oynamaktan elindeki gül pörsüdü.... Tarihin sürüklediği bu büyük gemi.

gece dönüyor. son defa baktım ardından. Birden karanlığın içinde. İçin için gülüyor. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. arkadan mum sarısı topukları. "Olmaz oğlum dedim...". ispanya'dan müzik. evet. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor." Memleketimiz bir deniz ülkesi.." O gece Mustafalarda 248 kaldım... "şey. Çaresiz perşembeyi bekledim. İstiridye gibi parlak tırnakları. Hazırlandım. gel. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi. tütün idaresi.. bu ilk konuşmalar. perşembe günü saat birde. ağır ağır yürüdü. Top ayağıma dolandı. terler içinde bir oldu. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi. bu kız peri gibi. tül gibi. "neden?" dedi.iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git. Uzunso-kak'taki pastanede. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur. Heyecandan yüzüne bakamıyorum.. acilen ayakkabı da bulmalıyım. sıkıştırıldım. attım kendimi geriye. mahalleden Kemal'in ayakkabıları... ayaklarımın bağı çözüldü.. Gel de konuş.. Bu koca ormanda artık ikimiz varız. Koca dünyada tek bir şansım kaldı. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama. dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim. Ah. Sunuşu ne güzel. kim geçerse. kıskandı. o herkesin övdüğü. ne yapacağım.. demiştik". "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?". bağırıyor. Yüreğim yerinden oynayacak. tanıdık galiba. umudu kesmeyelim. bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu. aceleyle. dayanamıyorum. "Olmaz oğlum. Elini uzattı. O da heyecanlı. ya ayıp olur. bu Kemal'in kız kardeşi. ageeee". Mustafa'lara koştum. kararacak. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır". Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum. Yolun ortasında. gördüm onu. Maç biter bitmez. Her şey bitti.arasında tatlı tatlı bakıyordu. onunla çıkacağız. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum. Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu. sonra birden kayboluyor. çekti beni evin kömürlüğüne. Deli çocuk zorla elimi tuttu. tanıştık. saat iki olmamıştı. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. "Şey. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki.. o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı. Allah kahretsin. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı. ev akşama kadar boştu. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi.. "Seninle kavilleştik. elektrik direğinin dibinde. öyle bir sundu ki kendini.. içtim. içimden. Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor. Mustafa'nın gömleğini geri verip. Verdiğim söze bok süre-mem. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum. gidip vitrinlerin önünde duruyor. ve parçala beni. ". gece radyoyu açtık. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz.." Yüreğim koptu kopacak. En yakın arkadaşımı kıramam. bir gemi gelmese de. Hava karardı. "Ben Asuman!" dedi. ölecek gibi oluyorum.. "nerde?". bir an durdu. aynı takımdaki arkadaşlarım. deli bir çocuk girdi aramıza. O da yoruldu dolaşmaktan.. geriye döndüm. mağara kadar kuytu. Yanma yaklaştım.. bu bizim uzak akraba. gibi.. uçuyorum.. kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu.. bir fırtına.. koş. yarın buluşalım mı?". kekeliyorum. ne bahane uydurulur.. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı. elinde ölmüş bir yılan.. Yolun karşısında.. yengemlerin kulağına giderse. Gören olur korkuyorum.blogspot. Ben de Nihat! dedim. telaşlandık. der gibi. Ayağıma gelen her topu kaybettim. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan. "Neden?" dedim. Mustafa gitarla.com 122 . canım. Yılanın ağzım gösteriyor.. uyuyamıyorum.. Korkuyla "Annem görür" deyip. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları. Erik gibi incecik kolları. bana göre değil. dilersen. "ageee. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum. buzlu kaynak suları içtim.. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin. Saat." diye küfretmeye başladı. Etrafta ayak sesleri. bir kız daha geçti. Ahh..

Biz. bu kız ortaokula gidiyordur. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. Tören gibi giriverdik içeri. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. neden yoksul insanlar. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu.com 123 .çalışıyor. Üst locadan bir alkış tufanı koptu. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. valilikte odacılık yapıyor. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam. dedim.. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. Deli çocuk. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle. hatıra defteri. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. kendisini de. asma bahçe gibi Ganita. dün akşam yanan sobayı devirdi. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı.. Utanarak çekildi. korudu beni. Birbirimize öğretiriz. 251 Koşar adım. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. Ayşe yan masadan. üst üste. "Bir şey olmaz. loş iç odasında yerimize oturduk. o kadar küçüktü ki çantası. yine oralı olma gibi. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. çok güzel bir elbise giymişti Asuman. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. 25'i geçmiş. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. ağaçların altında. Madara olmuş hissettim kendimi. "Ben de birkaç sefer" dedim. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. yılanını sallayıp "ageee. küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. yanımıza ilişti. bahçeler. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. ellerini nereye koymalı. tane tane öğrenmeli. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış.. bu. Asuman her şeyi anlıyor. loca loca. Yapraklan. yan masadan. birbirimizin elini tutup. Tahta masaya oturduk. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. dedi. kaçardım. bir an biz de kalkalım. Asuman. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki. 250 Eskiden pastanelerin içinde. Asuman.blogspot. Asuman. başını o yana döndürme" dedi. Simli formikayla döşenmiş duvarlar.. "Ben hiç dans etmedim" dedi. Bir cam parçası bulup. Yağmur başlamıştı. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. işte o sıra.. ah. Ona sorarsan bana aşıkmış. http://genclikcephesi. Küçük para çantasını çıkardı. masanın üstüne bir tarih yazdım. sıkıldıysan kalkalım. eğildiğinde. birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. İstersen kalkalım. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. ama iyi bilmem. masalar. bize çok modern gelirdi. bunun annesini de tanıyorum.. o. ne güzel gülüştük. bir kadını nereden saracağını. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. ama en sonundan. güzelim. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. korkma!" dedi. sahile. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. Arnavut taşları. Masalımı yoluverdi. dedik. dedi. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. o. yaşı 20'yi. bir yerden başladı işte. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum. her akşam annemi. Başımızı kaldırdık baktık. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. Korktuğum başıma geldi. birkaç küçük demir para çıkarırken. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi. "Korkma?" dedi. Nedir bu? der demez. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. yan masadan en çirkin. ipeksi bluz giymiş ablalar. eskiden pastanelerde dans edilirdi. dedim. simli. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. Yine gördüm o parmakları. evimiz yanıyordu". fruko içtik. beni dövüyor. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. o almış. aşka. "Acı çekmek istemiyorsan. onyedi yaşındaydı. işte böyle sevgilim olmalı dedim. bizimle dalga geçiyorlar. En kuytu köşeyi seçtik.. burnunun üstünden öpüverdim. dudaklarımı tutup. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. dalgasını geçti. hakaret dolu laflar atıp. yolumu keserdi bu kız. hediye etti bana. o kadarına cesaret edemiyorum. Dansederken insanlar. Ben onsekiz. bugünkü kafelere benzer.

öyle bozuldum ki. fileli hırkası. Nar çiçeği gibi bacakları. tazelikle dudaklarını öptüm. Külotlu çorap giyiyordu. dudağıma alıyorum. bilmiş gibi. çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. Asuman. çıkartması zor oluyor. Annemler her yıl Ankara'ya giderdi. "Sen çok korkuyorsun. dünyada eşi olmayan şahane memeler. dudağını. geceleri dışarıyı görsünler diye. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar.. Hayır. sinirle. ben hızla uzaklaştım. işte böyle. kırmızı çorabı. sıyırdım dizlerine kadar. elimi kurtaramadım. delirmek üzereydim. Asuman. dedim. "Sen. umutsuz bir yolculuğa çıkmış. çok telaşlandığımı anlayıp. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü. Korudu beni. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım"." Ertesi gün sokakta beni. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu..Saçlarından sızan yağmuru sıktım. moralim. ormanın en kara yerine dokununca. çok uzun. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi." diye laf attı. ışıl ışıl. Sakinleşip. koyu. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam. dedi. midem kaldırmadı. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü. çıtırtısı. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. aradan geçen yirmibeş yıldır. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme.. uykulu memelerini fırlatınca dışarı. insanlar buna yakamoz diyor. Çıkart şunu.. buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı.. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım. Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. kokusu. küçük parıltılı pencereleri. "canım" dedi. Asuman. annem kullanmazdı. yakamoz başka bir şey. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. ahh. ince bir sıyrık. babam. Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. gizlice çamaşırhaneye girerdi. annem kapıda eyvah. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne. büyüyünce Amerika'ya gidip. Ben. Boğuşmaya başladık. Ölene kadar. üç katlı eski bir Rum konağı. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik.. ya da yollukları alır sererdik altımıza. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. öğrenmiş olurum. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük. öküz gibi güçlü. kızarttım uçlarını. Zorla yılanın ağzına sokacak. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". Erkekliğim. Dilim çıra alevi.. elleriyle önünü kapattı. Narlıbahçe Sokağı'na geldik. Büyük demir kapısı. gitarını alıp. ben Mustafa'ya. O gün orada öğrendim ki. baştan aşağı su gibi. dedim. Biz içeride sevişirken. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. acıyla çekti parmağım. her http://genclikcephesi. mermerden bir çamaşırhane. orada duruyor! Hava kararıyor. İnsanı ağlatan bir heyecanla. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. Ay ışığı denize vuruyor. o da avuçlarını açtı. giriş katın solunda. açılmış. sanki öpüşmek başka türlü. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. külotu da dizinden aşağı indirmiyordu.blogspot. Öptükçe onu. dişlenmedik yeri kalmasın. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. deyip eve koştu. Asuman. Önden düğmeli kot elbise giydi. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek.. Asuman. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. Acelem var. ayrılmalıydık. "İyi de tuhafıma gitti. Afyonlu şerbet içmişim gibi. Her tarafım öpmek istiyordum. en derin yerlerimizin..com 124 . sokağa beni sokmayacak. "Dur. sahile koştuk. Bir güzel so-yuverdim. Yakamoz. gözlerini kapattı.

ya da hiç görmemeliyiz. polisler. Ne zaman sevecek gibi olsam. elli metre derinliğinde. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz.blogspot. On gün birbirimizin peşine koştuk. haber vermişler. bir daha hiç görmeyelim. Ayağa fırladım. dizimin altım asla.. O kuyu.yerimi öpebilirsin. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu. ne derler. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. galeyan manşetlere taşındı. deyince. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık. buluşamadık. Bizimkisi hayal.. dolsun o kuyu. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. bir daha buluşamadık. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri. oraya koştu. ne olmuş. sokakta kalmış işportacı. Kavilleştik.. sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım. on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz. oynarken. Her tarafımı öpüyorsun ya. yüzbin faks. Annem.. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık. yazıyorum yazıyorum. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir. Çünkü hiç yalan söylemedim. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. güzel gözlerini hayretle açarak. "Elin kızı. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. Asuman. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. mahallenin ortasındaki diğer. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. mektup geldiği. üstü tahta kasalarla kaplıydı. deyip sıyırdı çorabım. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma. Büyüdüğümde.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı. Çok sonra annem.. O zaman masmavi. bekçi köpekleri yaygaraya başladı.. yırtındık. içimi insanlığa sunmak istedim. çıkart. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. o zaman çek git. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. milli bir galeyan. Senin bana sunduğun gibi. Ama. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. Asuman.. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. ama. "Estetik yaptırmcaya kadar. Niye içeri almadın. sahneye koymuşlar.com 125 . öyle bir boşluk bıraktı içimde. Ve gerçek bir erkek oldum artık. sana hediye gömlek almış. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. aşk dediğim şey. cezaevi kapısı. babası bir adam bıçaklamış. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. orası kalsın. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. Asuman. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. Haşlak çay dökülmüş. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim. bir kerecik gösteriyorum.. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına. bunlar kitaptan almışlar. yazıyorum. dedim. dedi. Yirmibeş yıl oldu. kuyuya düşmüştüm. iki metre derinliğinde. O boşluğa dayanamıyorum. Asuman'dan sonra. o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde. çırpımrken ben. Yalvardım. dedi. kuyunun başında çığlıklar atıyor. Annem mukabelede. dedim. derin kuyu sanmış. hanım kız ikinci bir sual sordu: . onlarınki hayat.. onun anası babası yok mu" dedi. manolya ağacı kadar soylu. Za254 ten. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. çıkart! Olmaz. annem kuyunun dibine bakıyor. kuyu. saçlarını yoluyor. sarstım. aradık. On gün dolmaya yakın. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken. Çok çalıştım Asuman. bugüne dek. giyin.. ağladık. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa. karakol. ben yokum. ölene dek doldurmak için. Asuman. annem. Başarmış. Halil Paşa. dedi. O kadar seviyorduk birbirimizi.

Şenlikte. beyaz bir sayfa açmak istiyor. canlı. Görevli. milli kudurganlık kayda değer. değmez. tecavüzcüyü neden affedelim. padişah. sinekten geçilmez. şevkli. bir caniyi. bir hiç uğruna. Sefiller romanı ki 19. Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı.. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler.. Panikle. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. hani sevecek. Sohbetçi yazar Aydın Boysan. "merhaba" diyor^ sun adama. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi. affediyordu.. Modern devlet kendini. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var. milli yas günleri. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi.". Çünkü artık bizler kelimeleri. milli bayramlar. hapis. hani toplumun sevgiye. Af. demekmiş der. hiç sinek yoktu. bir kendinden geçiş günü. şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. Mesela neden af deyince. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar. en sonra da. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. Şimdi bol sinek üretiyoruz.. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan.. vecd günü. heyecanlı. Hollanda'da modern bir ahırı gezer. sözlük ulemalarından öğreniyoruz. sözlük karşılığı aşağılık. Bu. suç.. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. inekler kuyruk sallasın. hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. Af. adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba.duklarmı köpürerek söylüyorlardı.. önce tertemizdi. diye. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. Tanrı. Fransızca'dan alınma. Milli vecd günleri. huzura ihtiyacı vardı. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. tebasmm delilerini bile görmek ister. Kendimizden geçip. siyasi bir af değil. kral devletten yadigâr. Af. birden mağdur dostu oluverdi. bir katili. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. ceza. Yunus Emre'nin. pişmanlık. onlara "decaden". Neden? Ahmet Mithat Efendi. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden. Radikal'in. selam verdim Arab'a. işte şu kökten gelmedir. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer. Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı. sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. Devletin. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. harekete gelsin.. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına. ulus-devletlerin kadir gecesidir. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. vs. İncil'den çok satıldı. der.. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor.blogspot. haklarına yer vermeyenler. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili.. katil. düşük anlamında. dünya edebiyatının af. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. / dedi bana merhaba. devlet.com 126 . 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu. Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp.

kasla değil. gerekçesi hazırdı. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu. hapishaneleri ele geçirmiştir. içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. pişmanlık hissi yaşatmak.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. Bitmeden. beyinle hareket eder. bir daha dönüp bakın yazılarınıza.. Af. vergi siyaseti. öldürdüklerini göremiyor. Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu. devlete olan inançları çok yorulmuş. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun." İlk iki hafta tüm basını okudum.. Yine. yağmur yağı-yormuş. Dosyaları temizlemek istiyor. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor.biliyoruz ki. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. koğuş-lardaki yönetim...blogspot. toplum dışına itilmiş insanlarına dahi. iki böyle.. ben çömlekçi Eyyüp'üm. Af. canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz.. Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa.. nerede bende o sabır. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin. bunalmışlardır. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. Sabır da bir yere kadar. adalete. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. Af çıkartarak devlet. ormanı yakacak. aranızdaki tek fark. Elinizdeki kalem. 258 259 Çok da borcu varmış. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor. yüzyıldır şahit oluyoruz. öderim dermiş. tarla açacak. toplumun en sapık insanına. her gün yağmur. Onbinlerce ölüm tehdidi. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır. gülünçlüğüne her gün değil. rahatça istediğimizi içeri atalım. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. size psikologluk yapayım. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar.. hapishaneler genişlesin. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış. bir katili neden affedelim. aslında kendini affediyor. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. hırsla ayağa kalkmış. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş. Bu. hakimlerini dinlendirmek istiyor. kaslarına engel olamamış.com 127 . gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz. bir böyle. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. kendilerine. gelir siyasetinin. Yazılarınıza dikkat edin. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir. hukuk sisteminiz sizin.

her lüks otele. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. Hiçbir değerleri. Çünkü yürekten inanıyorum ki. Allah belalarını versin. eğitime. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. Evleri yoktur. Anında duygusuzca temizlerler. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar. Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır.. toprakları. argo lügati. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir.. hem ırzlarına geçmiş. tamam.. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. yandaşlarına asla itimatları yoktur. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. kaç yazı tanıyorsunuz. evleri yoktur. Silahlarına taparlar. İstedikleri an. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek. cam yanmış bir aşiret değildir. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir.. Dişe diş göze göz yasaları var. kız kardeşleri. Devlete. tekmelenen günler geride kaldı. Bu insanların. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir. Ancak. televizyonda tartışılacak mezhep değildir. gazetelere. basınımız. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. biz rahat konuşalım. gasp. bu ondokuz. tartışan kaç yazar.blogspot. Mafya çok geride kaldı. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım. Brezilyalı. ağabeyleri. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. Bu çocukların. kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir. sapsız serseriler. Bu meclis. Bu adamlar mutlak bağsızlardır. sapıklar. hiçbir serseriye benzemezler. ipsiz. Her an her yerde ayaklanırlar.. her büfede su içerken adam öldürürler. kadın ticareti. insanlık tarihinde benzerleri yoktur. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. doğdukları. Ne yaptınız. ellerine Tan gazetesi vermekten başka. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. Benim de siyasi düşüncem. Şimdi içerdeler. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. polise. Çünkü kendilerine. Harlemli.. köşeyazarlarımız dışında.. Her an lokantaya. topluma. kopuklar. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. onlar Korsikalı.. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz.com 128 . Porto Rikolu. Tüm gazeteler yazdı. Yüz binlerce polis şefi. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler. 260 Onlar artık cezalarını aldı. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse. Ellerinden her şey gelir. Hiçbir eşkıyaya. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti. bin yıllık eşşekleri devirdi. tanrıları. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu. çakallar. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı. Gazete okumazlar. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar. uyuşturucu. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. Her barda. Daha da beter olsun.döndünüz. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!. hırsızlar. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir.. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır. http://genclikcephesi. kaçakçılık. koruyucuları. onlar Çinli.

Bugün bizdeki mafya. yeni cins bir insanla tanıştılar. eğitimciler. Sicilyalık'ı iken yok. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. Ama şimdi. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar. sabra. aileden. töreden önce. Sicilyalık. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. Kardeşlerim. Mutlak bağsızlar. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. psikiyatrları. toplumdan. saygıdan. hapishane damlarına çıkıp. aile kavramları öndeydi. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. koruyuculuk. haber alamadım.com 129 . zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar. Çünkü onlar. kara. metresinize ev tutuyorsunuz. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. daha düşünceli. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta. On yıla kalmaz. neyin insanı olacaklar. delikanlılık. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı. arkadaşvari örgütler. Tüketim kışkırtısı. hiçbir gardiyan. o mafya romantizmi. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde. birer Na-polyon. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir. Topluma. Duygularıdır. hiçbir işkence. Kayboldu. Yargıçlarımız. Akbaba gibi leş yiyip... hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. Sezar. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp.. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. daha içten yazılar yazacağız. Katil dediğin hayatta bir kere. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. Tanrıdan. Evet af çıkartmayalım. hiçbir güç frenleyemez bu insanları. "gerekçeyi" biz arayalım. gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir. yüzyıl yaşayacağına. üstlerine işeyelim. racon. kendi istekleridir. Katillerimiz ise. FBI. Ama onun taşmış. çileye.. onu. yüzlerine tü-kürelim. güvene. Silahlanın ve kendinizi koruyun. 263 Kırmızı Kazak Döne. sadece filmlerde kaldı. çete yapılanmalarında olduğu gibi. İnsana güvenmek zorundayız. avutucu gözleri yok artık. dediğiniz gibi yapalım. "racon devri tarihe karıştı". Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. Özel hayatımda bir efsane olmuştu. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar.Hiçbir ağır ceza. enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür. tek kişilik Hitler'dir. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. hiçbir hücre. Uzun bir hikâyesini yazmıştım... kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. bilemedin iki kere cinayet işler. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. henüz geleneksel. Yazarlar. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. Onu arar. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. Başka şansımız da yoktur. sizin semtinizde. Artık Amerikan polisi. güvenle ölüm korkusunu yener. yüreğimi deldi geçti. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor. İnsan. psikiyatrlar.blogspot.

Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi. lastiğini çıkartıp kaçtı. bir türlü çöpe atamıyorum. Döne'nin dedikodusunu yapar. bir sürpriz jest. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. çevirip dışından bakıyorum. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. Cilveli bir çalım atarak alaylı. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu.. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu.blogspot. Kendimle. "Bu var ya. yine dizlerimin bağı çözülür. bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. onlarla konuştukça. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim. öyle kötü bir ölüm ki. Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. O da. göbeğini. O muydu acaba. Orospu lafı şirretliği. vaktini boşa harcardı. içimdeki çocuksu tasviri değişti. içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. Döne'den de küçük. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. hiçbirini gerçekleştiremedim. iğrenirdiniz. Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. mümkün değil. tanıdı. karmakarışık saçlı. buz kesilirim. Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. Ve bir gün. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. Bir gün Döne geldi. Nasılsın Kezban. biçimsiz. sevgiyle bakamaz. aşktan. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. bir iki güzel söz. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi.. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. Kezban'm bir adı da orospuydu. dilenmez. ve hiç anlayamam. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. kendini sevdirmeye çalışır. çekiştirir. Çünkü gözlerinin içine. çok büyümüş. Menekşe gözlü. Büyümüş. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş. ama yüzlerine karşı yapamadım!. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde. Altı yaşlarındaydı ama.iyi bir sürücüsü olur. Türk önde. Döne. Aşk. iftiralar atar. dans ve şovun tadını kaçırır. huysuzluğundan değil. Yine ne varsa bu ölülerde var. İçinden bakıyorum. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. tanıyamadı. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. Hepsi beni terketmiş. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. Genç kız haliyle görünce onu. Zırıltıları ve çamsakızı. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz.. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. Türk ileri" diyerek geçip gitti. Kezban'ı gördüm. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler. Beni. Kezban.com 130 . akşama kadar zırlatırdı. Bir muhasebe yapmam gerekirse. Kıbrıs bir adaydı. dalaveracmın tekiydi. Altı yaşındaydı. On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. Tüm http://genclikcephesi. ama sinsi ve hissiz bir kızdı. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. ölü bitleriyle sarılmışlar. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. orospu. dedim. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken.

tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?. http://genclikcephesi. gıdıklayacağım. Kezban tanıyamadı. ayağıyla ayağıma vurarak. Bir basit hayvanı tekmeler gibi. şu hayvanla biraz eğleneyim. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. yine bunun en ani biçimine yakalandım. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. Kadının tebessümüne bak. Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. Biri hemen kurtarsın beni. ya olursalar gibi tereddütleri yok. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. Avuçlarımı açıp. giden bıçaklanarak gitmiş. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. İçinden. Ya gazetedeki bir resimle. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam. şöyle bir gezinsek. Birden lafını kesip araya girdim. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem. öyle görünüyor. Biri kurtarsın beni. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı. Rahatla ve kendini bırak. diyordur. gardaş ne iş? dedi. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim. işte bu. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. Onu alsam. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. Aşk bir hastahksa. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. tamamlanmış bir tebessüm. Susmayacağım. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi..arzularımı. çıkartamadı beni. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. "Her şey yolunda. bu asker. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim. tuhaflığımı şımartıp. hişşt. Yeniden tanışıklık verdim. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. Yanında bir askerle geldi. dökülüşünü hissediyorum. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. Leşler. Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. deşer beni. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni.. kutsallığı. herhalde kalbimden bıçaklayıverir. İçimden geçen korkularım. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor.. yepyeni bir adam olsam. bela gibi. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. belki de dişeti iltihabı olmuş. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu. ürkmem gerekiyor. zen. Yalnız. gözleri mercimek kadar küçük. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. ya ölürüm. mutluluğu işin içine sokmadan. Akşamın serinliğinde dalların. ya çıkarım. benim gibi. intihar edebilirim. Doğu. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. Bu işe fazla devam edemeyeceğim. Ben bunları düşünürken. Asker. mutlaka çıkıp gelir. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. doğru. şerefi. Evet. İnadına. otursam bir yerde. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. Ama.com 131 . Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. İyi bak. bulur bulmaz fırlayacak. öyle olmadı. Namusu.blogspot. Şimdi. yanımda Kezban. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. çakallar. Budizm işte bu.

Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum.. Sovyetler çöktü. Bu şehrin anasını satayım.kerim şafağını. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. askerlerin teslim olma vakti gelmişti. Çünkü dedim. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. Hafifçe sektirerek... bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana.ikiyim.Demek askersin hee. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum.. eğitim alanında güneşin altında dön baba dön. ".. artık işim biraz daha zor. artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım. rezil rüsva oluyoruz!. Ama kalsın. o hiç anlamaz. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi. bir tekme daha attı. denizin üstündeymişim. dedim. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım. Kuşlar yuvasını çalıyla. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik.. Suud kralının muhafız askerleri gibi. Niyeymiş. Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. Yazar oldum da ne oldu. şafak kaç.. Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye. Aşık olduğum kızı tanıyordu. ağzına sıçarım. mantar gibiymişim." dedi. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu. öyle kaz adımları kalmadı. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. birden korkudan. "Peki. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. Hepsi bu..com 132 . beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı.. Ben bir kıza aşıktım. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor..blogspot. Biraz daha kararlı. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. onun . "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım. yazmaya inanmıyorum. "Herif doğru diyor" dedi. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın.) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin... Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım. Bu Kezban var ya. diyen asker. Çok erken yaşta klasik oldum. İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim. Çünkü saat dördü geçiyordu. saatine bakan kaçmaya başladı. aynı askerlere dövdürür. İsterseniz gidin sorun. neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda. turp gibi kızarıyorlardı. sen bilmezsin. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. Birkaç askeri alt etmek. Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi. ağaçlara benziyorum. Ama şimdi.ötünü . 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca. dedim. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem. bu Türk aydını yok mu. ite köpeğe eğlencelik olduk. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. Peşinden. Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş.. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler.. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum. Hiçbir gazete yazmadı. Öyle anlamsız yerde düştüler ki. "Nasıl olacak.

"O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. Fermuarımın üstünde bir el farkettim... Tarzım ciddi bulmadım.hazırladığım tuhaflık.. Yepyeni bir boyuttayım. Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı. kalıt270 sal bir delilik mi benimki. Reis. "Nereye?" dedim.. benim kazaktan dolayı. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu. Yıllar sonra öğrendim ki. bir ağacın dibinde uyuşmuş. onun bir hikâye dinlemesi. Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar. Bunu Yener söylemiş olamaz. bu kadın söylemiş. Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun.com 133 . onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor.. Kadın her şeyin farkında. ben anlatırken. bu ne zarafet!.. çok mutlusun... her şeyi anlıyorum. "Havuza altım. kırmızı çoraplar?" dedim. hoştu. Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp. uykuya dalmıştı. gibi olaylar olmalı. ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. bir kuzu haşlama yiyelim. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. Üç büyük kutu bira aldım. bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı. Üstümdeki kusmukları temizledi. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. çirkin. Biraz daha içersem. Yenerler'e gittim. "Pisliklerini temizledim". irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!". suyunu çorba gibi içeriz. tuhaf. Ben de eşşek değildim. "Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!". Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi.blogspot. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!. Kendimle gurur duydum... Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. Hemen veririm. "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik. Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü. iliklerini üüüpp! çekeriz.. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi. ohh!. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. Yener'in ağabeylerine sulanır. zamanını. Şu salak iradi zekâma sıçayım. Saatlerdir yüzünde. oynuyor. Çimenlere uzandım. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. beyaz adamla barış yapıyor. Yenerler'e her gittiğimde annesi.." "Çoraplar. yanında da karanfilli bir aşure. eşşekler kadar mutlusun!". kızların peşinde dolaşamaz olduk. Parıltımı sevdim. Ama ne yalan söyleyeyim. insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da. Kazağı hiç çıkartmadım. Kez-ban'dı.. başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım.. götüne bıçak sapladım. geçti. Aramıza soğukluk girdi.. ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var. "Lise birdeyim. "Kalk. bizim kıza. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı. Bir gün benim kız gördü beni. bir ses duysam. Ben kazağı çıkarmıyorum. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. kafasını kırdım.. Sonra içtiler.. emdik parmaklarımızı. beraber sinemaya gidemez. Farkettim gibi. ama artık susup oturuyorlar. güldü. ama. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık. kazağı süzdü. kankardeş oluyorlar. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor. "Hadi kalk. beni uçurttu! Bildik bir ad. top oynayamaz. dedi verdi.. Tutulmayan bir aynayım artık. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu." http://genclikcephesi.. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum. o tarafa gitmek istemiyorum. eşşek kadar mutlusun!". Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi. çekilmez bir tebessüm. dedim. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. kazak çok güzel. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. bu sözlerle kuşatılmışım. Her şeyi bölüşecektik. Sınıfsal. cenaze çıkıyormuş gibi. kalk" deyip durdu. gölgeleri seçebilsem. Ne kadar zaman geçti.. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. onlar benimle konuşmuyor. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi.. Allah bilir. Kezban.

.. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum.. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. bilyeli küçük tahta araba. Tek duyduğum. hepsi ağu püskürüyor. arabaların içine düşüverdim. sonra asker gerildi.Havuza baktım. Tornet. olsun ben de ona orospu diyorum. Tornetçi çocuğun cinsel pozları. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum. havuz. Tanrım. Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. iskeletim. canlı olarak böbreklerini. onaltı. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım. ağız dolusu küfürleri. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. bir beşik salıntısı. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz.blogspot. "Kıyamam ona" dedi. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor. akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. o yaptı dedi. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince. arabalardan hoşlanmıyor... sırıtarak. Tarlalaşmış şu sokakta. neler oluyor diye başını uzatan. yatırımcı zekâmı geliştirdi.. kaldırım. çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı. Tornetçi. kilitlendi. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı. ben de buradan çıkabilirim." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. paramparça etti beni.. Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. derinden.. Onu kıskandığım tek şey ise. Kezban avucunun içiyle vurdu. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü.com 134 . motorize güçlerden... yanık. Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. Taş. son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk.. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. Hepsi karman çorman. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime. Kezban'a gösterip. çok derinde! Beşik salıntısı.ötünüze sokarım. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. Trafikçe yasak.. Ne yerdeyim ne gökte. Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor. Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti. Kaç gün burada böyle açılmadan... etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan.arağımı . Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim. hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm. bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". Bana artık düz bir deli gibi davranıyor.. "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. ağaç. Hatta turizm hizmetinden öte. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor. Bu. Sopamla onları batırdım. içli. ağulu bir bulutun içinde. demir. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz.. patlamadan geçti. Kezban: "Kötü şeyler düşünme. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. o benim kardeşim" dedi. DDT kokusu.

Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. açlıktan zangır zangır titreyip. ben yalan söylemem. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır.com 135 . yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. faşistlikle suçladılar. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. pazarlığımı unuttum. Gelirler. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum. "Abi. Aklı başında biri. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. Aynı köyün yolcusu. Bu kin için yaşayacağım. kelime kelime kendim ördüm. Ankara'nın. aşklara karakterini feda eder.. kimsem yok. Aşk değilmiş yaşadıklarım. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. Şimdi olmaz. on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. ekmek parası. klasik romantik dengemi kaybetmişim. eski hızıyla parlak neşesine dönüp. yüz lira" isterler. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. ikiyüzlü kelime oyunları. doğru. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. her şeyi. bu kan davasını bırakmam. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. kitleler halinde düzülürsünüz!. demek isterler. Ah Türkiye ah. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. kimse demedi bana. kıyamam sözcüğü. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. Şimdi okuyorlardır bu satırları. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. bazıları bilmediği için şaşırıyor. şarap alıcam" derler. İşte. başka sefere! Soğuktan. adına aşk demişiz.rünen. demokratik yazarları. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. sokaktayım. cümbüşle. Benim mutlu olmam için uçmam. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. dört-beş sene geçsin. bana acıyorsun ama. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. delirmem gerekiyor. 276 http://genclikcephesi. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. mineral bir kin. sahici görmemi sağladı. tüm düşlerini. yazılacak ne çok şey var. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. elmas bir intikam duygusuyla. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur. açım. kıyamam. bir tebessümle. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. 12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. Zekâm. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere. tüm. oldukları gibi. Dedim ki avunmak için. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. boşuna. dedim. "Ekmek değil ağabey. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. aynı köyün iki ayrı dalı imişler. Rahat yüzü görmemiş. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. bu şekilsiz tutkulara. kitabın edebi üslubuyla değil. kendimi sevdikçe. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim.blogspot. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. 274 İlmik ilmik. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Parayı alır almaz da. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi.

basık mekânlarda ele geçirilmiş. "Yahu burada bir yazar varmış. ikibine bir kala halimize bakın. sakallı. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. Sağa-sola baktı. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. yani. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. Asıl eşitsizlik. Üstüm başım bozuk. şöyle otur. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor. tertemiz insanlar olacaklardır. boynunu eğ.blogspot. sıtma nöbeti. şifacılarm aradığı bir şeydir. yaşlı insanlar. içlerindeki yalanı. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. ondan mı. onlar yazarları biraz şakacı. büyücülerin. Beni bir şeye benzetemedi. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. estetize edilmemiş. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. Şeyhle mürid. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor. rezil programlardan sonra bahşiş. dar. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid. devletin. Onlara kızmıyorum. Kişisel dünyalarını. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş.. dörtyüzyıl iç savaşlar. kirliliği öldürecek.. döndürüp dolaştırıp. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. sana başka bir ceket giydirelim. giysileri kirli. "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. beni bir "yazar" olarak değil de. hukuk önünde iki eşit insandır. neymiş efendim.. Açması Reha Muhtar yine. Görüntüler çiğ. dünyadaki tüm dinlerin.. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde... ötedeki dünyayla çarpıştırıp. Fotoğrafçı kız masaya baktı. Allah'tan korkmaz. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz. rüya kadar güzel.. çünkü o an. psikolojik tahliller yapabilirsiniz.. diye veryansın ediyor. başaramadılar. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. kuldan utanmaz.. Nakşi. nerede?". Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor. hiç değilse yakayı. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları. Daha da sosyal. Kutsal trans hali. http://genclikcephesi. eski.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. riyayı. yalakalık yaparken ele veriyor. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. Sanki gerçek değiller. şuraya bak. mezhep savaşları verip. kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. görsel çağımıza çok uygun.. bu kana doymaz. Zikr edenler yağlı saçlı. ancak yüzler karanlık. çoğunlukla. biraz da teatral insanlar olarak tanımış. görüntüden olsun kurtaramıyorum. Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş.com 136 . etrafa seslendi. Ego ve kibiri yokedecek.

sallayan. hatalarını. Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. aile. şehrin estetiği çok farklıdır. saçmadır. Üstelik bağımsız. yani. sapıktır. Siz yayımlasanız dahi. Burada. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık. ideolojinize sürekli hesap vermek. ağlamakta olan bebeğin ağzına. sizin de siyasal bir diliniz var demektir. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. İslamcı kitleyi kandıran. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. korkusu boşunadır. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. başka mekânlara taşımamaktadır. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. Trajedisi olmayan çöl beyinli.) http://genclikcephesi. problemlidir. deşmeye. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. köylerden derlenmiş. hiçbir gazete. Güzel bir örnek vermek istiyorum. bilinmeyeni. bozuktur. Yüzyıllardır. Halka güvenmek zorundasınız.blogspot. halk.com 137 . köylerde yaşayan bu fıkraları. şehir. Yazarların görevi. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. günahlarını. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. tüm çıplaklığıyla. Müslüman aydınların. tiyatronun. toplumlar. cesur bir yazar değil. tasvir etmeye. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. arkadaş. bu toprakların insanlarını. Kapalı köy odalarının diliyle. siyasiler. görevini hiç yapmayıp. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. Çünkü İslamcı aydınlar. sadece muhafazakârları değil. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. Tarih boyu da böyle olmuştur. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. Bu ülkenin çocuklarıyız. tartışmak zorundayız. şimdi. derindeki çirkini. "İslamcı aydınlardır". estetize etmektir. şehrin insanı. görüntünün esiri olmuşlardır. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. Oysa. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. dar imkânh beyninizle. iyileştirici bir ilaç değildir.Hem tarikatların. şehrin. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. insan hata yapar. İşte güvensiz. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. tarih. insanlarımızı korumaya. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. çirkini sevip. şehre sokmamıştır. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. Bu fıkralar yayımlandı. kitlenin içinde çoluk. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. Medya kitleye açıktır. Müslüman gençliği. detaylandırmaya yanaşmamışlardır. edebiyatın. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela. çocuk olur olmaz herkes vardır. korkak. "Güzel olanı" herkes sever. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. anlatmaya. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. kollamaya çalışırsanız. bugün olduğu gibi. duygularını. sinemanın.

tek tip gördüğü bu halkı.. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. Mesela. acısını. Aziz Nesin. Oysa askerler. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. derler. şeriatçılar hiç söyleyemez. 280 Hastadır.blogspot. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. ama bu halkın aşkın coşkusudur. derin devletin sürüleştirdiği.. muhafazakâr. çoktan ölüp gittiler. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir. Şimdi. Kadın göğsünü açamaz. insanlarımızı "stilize" ederek. geride. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur.. muhafazakâr. yö281 netemeyince. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. onlarcası. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz.Medyaya göre kim parayı basarsa. http://genclikcephesi. tek tip yücelterek. solcu edebiyatçılardı. tek göğsüyle utanmaktadır. yırtınarak. ama bizdendir. derin devlete göre çirkin hukuktur. göğüslerini açması söylenir. Çünkü on lar. utanmasından öte. öyküsüne dayanamamıştır. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. canlandırıp. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. 1950'deki köylümüzü. soyunması istenir. Kim savaşta öne çıkarsa. yani insandır. şeriatçının. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir. 1970'deki pamuk işçisini. şeriatçı. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar. oğlunun ölümünden çok. bozuktur. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim." Kadın ağıtın içinde. göğüs ameliyatı geçirmiş. tarihin içine sokmuş. yani bu ülkenin insanlarını görmek. Ama. size küfrediyor. Mesela. bu hikâye. işte bu yazarlar insanlaştırmış. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. biziz! Kemalist. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. Orduya göre çirkin şeriatçıdır. muhafazakâr karşınıza çıkar. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini.com 138 . Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar. halkı arkasına aldığını düşünür. Çünkü hepsi için halk sürüdür. bu hikâyeyi. Ordunun. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. Çirkin. tanımak istiyorsanız. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir. kapıda kadın polisler tarafından aranır. acıya rağmen. hapse tıkmış. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat.. Yazarsanız. muhafazakârın. ordumuz. derdini. Asker. Kimse kendini çirkin görmez. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı. çirkin onun düşmanıdır. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. güdülür. şeriatçıya göre çirkin lâiktir. kadın soyunur. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. Ve her defasında halkı yönetemez. Orhan Kemal. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. fe odal toplumda.. onca hapisliğe. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?. hapishaneyi. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. dizlerini dövüp. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. gestapo sağcı. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız.

Ve şimdi. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. Arkasından. Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. ihtilal. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. hem casus. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller. Tüm şamatalar. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı.şeriatçılar. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. umutları suya düşer. İçlerinde birçok general. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. Danslar. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi. Rus subayı da kuyruğa girmiş. polkalar. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. subayım! Hem Rus'sun." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır... ellerinde beyaz ipek eldivenler. 1917'de suikastler. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. albay olduğu halde.. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. yıkılır gibi ol du. bayram ederler. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor. ama işte bir insan sıcağı. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu.. şimdi yerinden yurdundan atılmış. dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış.. Türkiye'ye sığınırlar. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona. Rus subayı nereden bulduysa. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir. valsler. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu. kovasını doldurup aldı. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza. Subay. ama olduğu yerde sallandı. Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi.. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam. Almanya hesabına casusluk yaparlar. parlak düğmeli gösterişli giysiler.com 139 .blogspot. su gibi akan votkalar. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler. sırasını bekliyor.

Elimde miki resimli çocuk kovası. Kalorifere ellerimi koyar. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!. senin o kovayı burada. yüzyıl sonra olsun görsünler. Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar.. Bulgur suratlı çaycı. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor. kırılmış bir vazo sokak!. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların. Kendime 285 yemin ederim. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. lanet insanlar olduğumuz için değil. hem casustan beter. Kalorifere ellerimi koyar. kelimeler dolduruyo-rum. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer... kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla. Götürür. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur. sokağı seyreder.. aşağılıyorlar bizi. Ama bizim de farkımız yok senden. seccade diye". kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. Tanrım ne olur. kıvamında. Gözün yurdunda kalmasın subayım. soğuk. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. Hikâyeler.. buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım. Üstelik. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar. bilmiyorum. Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri. hasretle. kollan çok uzun. yoksullukla. radyoyu açar. sesler. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış. Kendi ülkemizde. işkenceci sapık. geceden kalma çürümüş bir soğuk. canhıraş küfürleri. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi.com 140 .. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. gece gündüz!. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!.. ekmek parasına kuyruğa girmişim. çayımı yudumlar.. 284 Cemal!.. küfrediyoruz. itilmişlikle. sarayını başına indiren komünistlerden biri. bir güzel alem içinde sarhoş olurum.. işe gidiyorum. dini olduğu için bu küfürler... Kışları nasıl soğuk olurdu. sokak! Bir deri bir kemik kalmış.. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. hem Rus. soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda... öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker. Ben de senin gibi. çocuk gülüşlü bir kadın ararım. karm tokluğuna. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman. Simitler camekânlı tezgâhın içinde. Çirkin. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam. Apartman kapısını açıp içeri alsam. Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. dışarıda sağır bir ayaz. Boyu küçük.283 nü. kırlentler sokuştur. Ellerimi kalorifere koyup. soğuk değil. camı hohlaya-rak. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!. çirkinliklerimizle!.. yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç. artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor.blogspot. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur.. "Bugün cuma şunu götüreyim. bu sütunda da dolduruyoruz. karın tokluğuna. yüzler. çıkışmıyor.

" Çaycı imam. gel seyret şu kadını. hepinizin Allah belasını versin!.. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım.. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. ceplerine sıcaklar doldurup. nedir şu hal. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta. film gibi kadını izlerim. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm.. portakal suları içiriyor. pintileşmiş.. durup durup bir daha sarmalıyor.. Hayır. Ellerimi kalorifere koyar. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!. eldiven içleriyle İ.. "Asker üşümez. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!". Öfkeli şairlerle. birazcık ısınıp. tarikatlar.com 141 . yapamam. daha somut bir şeyler yapmalıyım.. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var.. ordular. Kestaneciye koşup. Kızına büfeden. Kalorifere ellerimi koyar. burunlarını tutuyor. j Ellerimi kalorifere koyar. ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi. Kalorifere ellerimi koyar. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu. "Ulan köylüler. söyleyeceğim.. Gözlemeler alıyor. mafyalar. simitçiye de çay taşıyor.. Çaycı imama.. her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. İmam halıfleksi severek alıyor. ben büroda çalışayım!. O gün kadına yeterince üzülmemiş. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi. Yemeyeceğim halde. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. daha yeni!. kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar. bir gözü simitlerinde. kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum..kadına. beyaz yakalıklı. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı.. nedir ulan!. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. kürklü kadınlar. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. Ya derse ki. Kadını ezberliyorum. toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!. halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum. şimdi okulunda olmalı!".. kızı bir görseniz.. arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup. sinsice gülüşüyorlar!. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum. "Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla. kendimi yaşamamış hissederdim. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki. patlayacak gibi. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum. ikiye katlıyor. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum. ellerine. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor.... Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. şirketler. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun. Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum. Sanki. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. ben de şiirler yazıyorum. (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum. çayın dumanını buradan görüyorum. tekrar tezgâhına koşuyor. ne bileyim. mavi önlüklü. http://genclikcephesi. "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?". patlıcan gibi. Masonlar. bir güzel okşuyor. profesyonelleşmiş salaklar. devlet çürütmede uzmanlaşmış. geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. kalsın. kızı ne isterse alıyor. tezgâhta sen dur.. bir gün yanından geçerken. öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor. yumuşuyorum. okşuyor. melek gibi!....blogspot. o gün. kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi.

Gülle beraber gidip çocuğu sevdik. hemen bir mızrak çıkartıp. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım.. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor. dedikodu aşklardan sözediyoruz. annesinin boynundan hiç inmiyor. Büroyu çoktan tasfiye ettim. Kime konuşsam. annesini bir sevinç aldı. toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki. o.. Adı Cemal!. Parmak kadar çocukların bacaklarına. şaklabanlıklar yapıyor. ye289 rinden hiç kımıldamıyor.. Gül'ün kulağına söyledim.blogspot. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor. spastik çocuklara. "Bu kadın var ya. elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. Trenin gürültüsüyle mi. oyunlar yapıyor. iş bitimi oturuyor. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor. ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. o kadar torpilli hasta var ki. Çok eskiden notlarımı aldığım. çocuklar nasıl küçücük. Mindere ayak basmıyor. hurda aşklarımızı ortaya döküyor. at olsaydım. Cemal eğitime başladı. Renk vermedim. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. Cemal. "Ben hiç aşık olmadım" dedi. çocukların hepsi porselen hamuru gibi. Gül. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. Gül... halıfleks yağmurda su çeker. amirine rica edip.. Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde. mesleğinin altını üstüne getiriyor. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor. çocuk eğitimi alamazsa. ben bununla evlenecektim". onu. Gül. Gül çok yakınlık gösterince. bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. kendini savaş suçlusu hissediyorsun. "Hiç aşık olmadım" diyor. gülmekten yerlere yattı. "Ağabey. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. bizim çaycının karısı!.. inşallah olur. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar. hareket edebilme eğitimi veriyor.. ben de ona komik. sanki atlayacak gibi. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. Kaşlarını çatıp. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım. gözlerime inanamadım. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor. öyle diyor ki. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor. annesi kalbim tutuyor. sen küsme.. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki.. vermesen. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar.Ellerimi kalorifere koyar. çürümüş tavan insanı yutup yiyecek. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. seyrederim. burun farkıyla trenin altındaydım. Beni tanır gibi oldu.com 142 . her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır.. işe yaramaz.. sen üzülme. şaklabanlık. yürütme. ölürüm bu defteri okumam. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. felçli. Ve çok sonra öğreniyorum. öyle sarsıldım ki. kaslarını kontrol etme. simitçi kadın. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. yine de sırdaş oluyoruz. Gül. elleri. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor. Ben sanırdım ki.. konuşmayı bilmiyor. Cemal'in http://genclikcephesi.. çok da konuşkan. yanakları. dudağını bükmüş.. Gül. burada sıra bekliyor. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. imamın kadına halıfleksi götürmesini. işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor. çocuğun sırası gelmiş. soruyu geçiştir-sen. küçük oğluymuş. bu sözlerle mi.. Ama. ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. dıştan tutacak demir iskelet. Cemal yürüsün diye. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor.

.. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor. zehirli bir meyve oldu. annesinin kalbini kimse tutamıyor.. Gidip tanışıklık vereyim. herkes karamsar. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor. sessizce geri çıktım. her sertliği delen pırıltıları.rdı. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı.. Umudumuz yok. şiirleri kendine sanıp.com 143 . onların çocukları girecek sıraya!. ayakları nişasta lapası. demiri. bir yakınım vefat etti. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. o kadar!. her gelen dalgaya sarılır.blogspot. çileden çıkıyor. siyaset kötü. koridorda uzun uzun ağlıyor!. yalanları. bir deliliktir gidiyor. ellerine!. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. bir poyraz. sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. Dedim ki. kaloriferde ısıttım!. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım. pembe kirli salondaysa. Cemal oyuna niçin girmiyor. ben onları. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. annesi yanlarında. dünyalar benim oldu. hangi kelimeyi bulsak yasaktır. "Haberler kötü. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. şahidiyim. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık. Cemal hiç yüz vermedi. der. herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. ne oldu da Cemal eğitime. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi.. yanımızdan. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim.. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle.. baksana şu insanların yüzüne. orada duruyor.. Bir hışımla eğitim salonuna girdim. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem.. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam.. http://genclikcephesi. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!. oyuna girmeye karar verdi. gerçek dostları. gözlerinizin içine bakıyor. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm... kendi kendime. sımsıcak dokunayım dedim. Ellerimden utandım. Herkes tren altında can verir gibi. alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan.. Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz. hatırlar. İşte orada gördüm. İlk günler taklalar atıp. Annesi.. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. diyorum ki.. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını. yakınımın vefat ettiği gün. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış.. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!. Simitçi kadındı o. gururla yürüyor!. apar topar fırladım. başardık. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. kendi kendime. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor. cevap vermezse. sebebi yok. uzaktan ben. Foks. Cemal'in elleri. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı. perişan olduk. Gözlerimle gördüm. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. ağırlığı yok. o kadar.. trampet adımlarla. Bir hafta yoktum. oyunlar çeviren Gül için Cemal. O küçük. uzun hikâye.. mutlu.. Bir muhabbet. gerginlik atıyoruz. Gül. nasıl anlatır bu hikâyeyi.. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış. o kadar. melek bir hali v^. Çok haklıdır. şakalaşıyorlar. böyle yürümek için çok çalıştı!. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. Ne ulan bu hayat mı? Gül. Yüzü sevinç dolu. gözlerinizin içiyle.süresini birkaç kere uzattı. bakmaya korkuyor insan. pırıltısı kalmamış biz insanlar. simitçi kadındı o. çünkü tanıdım onu.. hastaneye koştum. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış. Oyunlarını bozmadan. dönüşte eve uğramadan.

bunu bilenler. Ahmet Haşim. herkesin tanıdığı Halide Edip. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. yediği haltları sakladı. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. Bu bizim kaderimiz. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. sonra adını q ile yazmış. o zaman beğenirdi. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım. beğenmemiş. Atatürk'ün.. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. yangın yeri gibi arzulu. doyurucu değil. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. Mustafa Kemal girsin demiş. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı. Mustafa Kemal diyorlar. Necip Fazıl. Mîna hanım da. Yani. gösteriyor ki. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. ikinci cildi bekleyelim. Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz. tamam.." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. orası doğduğu yer ve çocukluğu. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. okuyun). sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi.. Falih Rıfkı.. altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor. sanatçı yok gibidir. adı-soyadı: Kemal Öz. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi. anıları olağanüstü güzellikte. Atatürk soyadını almadan önceki adını.. parçalasın diye. neyi saklıyor. hadi o sağcı diyelim. İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık". ancak. Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. köklü bir solcu. Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. diye sevinir.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. Atatürk nereli hemşerim. (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. bayıldım. Ankara sıkıntısı. memleketine. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. ancak. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır. Erken konuşmayalım. yazar.. Görünürsek öldürülürüz. bu ülkenin neresinden. dururdu. bu daha önceydi. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. Hadi bir soru daha. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. Mîna hanım da hâlâ. Mîna Urgan. kasaba plajında denize giremezdi. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. Anılar kitabı.com 144 . oğlu Mustafa Irgat. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır.blogspot. bilen yok. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. ikinci cildi bekliyoruz. Abidin Dino. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi.. Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı. Peki. diyorum onu da bilmiyorlar. Selanik diyorlar. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz.

Cumhuriyet dönemi yazarları. Leonardo. Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri. hantal.) Atatürk de bıkar... durmaksızın. akşam kararınca.. sporun. (. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz. ordudan da büyük askerlerin çocukları. Kasaba sıkıntısı. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi. çığrmdan çıktı. heykeltıraş ortaya fırladı. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız.oldu. yeni bir akıl buluyordu.. On binlerce malikânede on binlerce prens. Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz... (. şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar. Rönesans'ı inşa ettiler. (. Herkes kendi dilini konuşmaya başladı. Halikarnas Balıkçısı da. Toplumbilimciler. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar. yollar. arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı. diğer gün Protestan.. çıplaklığımızı. bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi. Atatürk de öyle. Yani on bin kişilik ordu.. (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir.blogspot. ayaklanan köylüler topluca katledildi.. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar.. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için. Hadi bunları yedir. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı. ressam. ücretli köylü askerler bir gün burada. aynı kasabaları görürsünüz.) Dağlar. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. edebiyatçılarım yakından tanırsanız.. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı. güzel yaşamın. gibi yüzlerce. Üniformalar icat olunmamıştı.. yarın orada savaşıyor..) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. içerek öldürüyorlardı. siyaset. Siyasetçiler. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken. Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar". bu ağır. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof.) Hür fikirlerimizi. bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. ağır kalabalıkların tarla -kilise. doyur. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu. aileleri yürüyordu. özel olanımızı.ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu. Doğrusu şu ki. 1618'den 70'e kadar. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan. 19. tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. ütopyalarımızı. kral. halta sıkıntıdan.. öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı.. kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar. insan aklının önünü açtılar.com 145 . Osmanlı ordularının azametini de. lüksün. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz. tepeler. Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. bir gün Katolik.." http://genclikcephesi. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı.. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur. zenginliğin. bozkır kasabalarında büyümüştür. mezhep değiştirerek.... yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp. Rembrand.

Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. Kasaba kaldırımları çok serttir. 68'li ağabeylerimiz. felaket gibi inen geceler. Anıtkabir'e yürüdüler. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu. Sidharta okuyan gençlik. renksiz. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen. Mustafa Kemal ismi. hippilerin özgürlük anlayışıyla. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi.. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz. Bu iki tür 68'in içine. Ya sübyancı olursunuz. meyhanenin. Aynı. ütopyaları. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. Kardeşlerim. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le.. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi.. sanatın bütün büyük ustaları. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li.. şebekleri izleyerek de unutabiliriz. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren.. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya.bitmek bilmemiş. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. ticaretin. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş. geceden gecelere uzanmış. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. Nepal'e yola çıkan. uyuşturucu.. zihinleri delirten uçuk. sıkıntı çıbanlarını. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. bu http://genclikcephesi. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. sıkıntınızı... Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler. eşcinsellik. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. Çiçek çocukları. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti. Hindistan. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi.com 146 . anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. kasabanızı terkedin. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek. boşluk bulduğunda. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı. Birincisi. 68'li ağabeyleriniz.blogspot. (beatnik hereketi) başlayan. Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler.Ve bunun yanında. Che'yle özdeşleşen 3. Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. İkincisi. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı. tarımın. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır. ucube ütopyalar içinde. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. ancak. tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi.. 68 özgürlük mücadelesiydi. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar. lavuk. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı. geceler. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu. Katmandu. Ancak. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. çiçek çocukları.

. fıkranın sonunu getirir. mimaride. gerilla ruhlu insanların. çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. evet der.. soğuk. sanki darbeler olmasaymış. dava arkadaşı gibi gideriz. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. tiyatroda. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki. bacanağım. der. eve gelen sakallı. teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler.com 147 . dağlarına tırmanarak. Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister. Anıtkabir'e gidersek bir gün. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi. zaman geçmek bilmez. Ama.. sanatta. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur.. Hem 68 hem 80 kuşağı. hepimiz. çay. özgürlükçü kahramanlarımız. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp. Orada. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı. Sinemada. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca. mezarlık. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam. o kasabada.296 297 renksiz kasabayı düşünelim. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. Ev sahipleri... tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. şosesi. cansız.. yine akşam. tatsız. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. Cizvit rahipleri gibi.. yolu. militanlaşıyor. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini. sineması olmayan kasabalarda büyüdük. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı.. itfaiye eri: Kel Şarkıcı. babamdan ve ülkemden konuşuyorum. çünkü küçük kasabalarında eltim. derken. sizlerle. bir fıkra da ben anlatayım. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim. yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. cinnetin rasyonel bir din olup.. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler... o kasabada. Ne annemin gözleri maviydi. terminali olmayan. Hangi fıkra derler. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. kahramanlar devşirdiler. Yüzyıl önceki şairimizin. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. eve bir itfaiye eri girer. Ölüm. Anılarını yazmadılar. Yürüyerek.blogspot. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. darbelere yürüyorlar. 68'li ağabeylerimiz ise bugün. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri. Kardeşlerim. ne de uzun boylu bir çocuktum. yine akşam!" http://genclikcephesi. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. Özgürlük adına yollarını kesip. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. orada. romantik. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır. der.. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız. evine ti kılı karı-koca uçuk. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. çekimsiz. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. sağcıhk-solculuğu kazıyıp.

bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi. ifadesi imkânsız bilgiler vardır. yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. Marx'tı. sancılı yataklarını tamamen hayal.298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar.blogspot. saf bir melektir.ötüne balta sapı sokuyor. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. sormak lazım. ama. onbinlerce genç gelin vardı. korkunç heyecanın süsü oluverir. Henüz önsözdeyim. çünkü. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. insan. leyleğin derisinden kanayan parçalar da.Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir. Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler. devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken. cehalete kurban veremeyiz. duruşu mesela. bu yıkıcı. her darbeye daya-nabilmeli.. girilmez. melekler kadar uzaklar birbirlerine. başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı. bu ülkeden de kaçamayız. bu. yoksa. yoksa. Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken.com 148 . Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor. Ancak. cinlerle ilişkiye giren. Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle. hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi. minyatürlerde. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. bu adamın yüzü. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". Aslında halkımızın. şimdiden özür dilerim. Leylek. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav.. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . artık. hüngür hüngür ağladım. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. insan yine de merak ediyor. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. neden çocuk cinselliğine başvururlar. Yazmaya karar verdim... asla konuşamazsınız. iblisin kuyrukaltı gibi. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır". Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. Yıllarca önce bir vatandaşımız. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için.

Toplumu uçurumdan düşüren. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. tüm hayatımızı zincirler. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. bulutlarda. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş. bu içsel fırtına. İnsan. Bu yüzden kutsal dinler bize.. Arjantin'in simgesi oluverdi. bebekler. Bir yığm Uzakdoğu dini. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize. Oysa. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder.blogspot. anneler yaşlanır. zulümden kaçıp. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı.. bu melekler aşkına. rengi. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. o kadar da güzel. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. "meleği" bulamadılar. cinsel özgürlüğü mü.. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. ne din tanır. gezinip. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. Hem Uzakdoğu dinleri. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler. kulu. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk.. kokusu. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. bedenimizden kurtulabilmek. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. Ve bir gün melekler büyür. komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır. en uçtakini. dokunması. ki. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı.. en çoğunu. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu. öyle doyumsuz..duvarları melek tasvirleriyle doluydu. Açması başarısızlığa uğramış. ağır. Eva Peron çok. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. gökyüzü dersleri alır. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. Güle oynaya. ya da tasavvuf bize. Hıristiyanlığı bilmiyordu. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. besini. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. konuşması. dudakları. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. milyonlarca kitabın. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. Bu sefer çocuklar. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız. Rahibeler. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir. düpedüz ve doğrudan. Mesela Antep'te. boğuk. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. yine de meleklere işkence yaparız. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor.yoksul bir kadındı. zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. Öyle bir efsane oldu ki. dünyevi tutkulardan. anneanne. en yüksektekini ister. saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar. anne. ne sosyal statü. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. Tanrı her canlıya bir bebek verir. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir.com 149 . İsa'nın melekleri adları. uçabilen. hantal. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. hayatı bize öğreten meleklerdir. Juan Peron bir albaydı. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. ama. öyle iştahlı öğretir ki. Bebek. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. göklerde. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. her anne-babayı. kölesi oluruz. anneannelerine-dedelerine bakıp.

Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm. http://genclikcephesi. Ortasından kesilmiş. sevişmek. ya da çocuklara sahip olarak. balığı. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi. Canice öldürmek istediğim adamı. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar... ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. bedenim. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü. ne kadın. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli. kilise. birileri. bölüşmek. Amerikalı şarkıcı M..blogspot. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu.. kaniş köpek paramparça. çözerler. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. anneyi.. ancak. sevgilerin bizi getireceği yer. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım. Yani Türkçesi. Zırıl zırıl ağlayan. "melek" bir karizma istiyor.. Dante.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken. Ben de öyle düşündüm. dokunma. sapıklaşıp. nefreti. yani. muhtemelen muhafazakârlar. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. devredilemez. Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. ya da Türkiye güzeli seçilerek. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. kimsenin. şeyhin. yükselmek. liderin kucağıdır. ya da uyuşturucu kullanarak. ahret: cehennemaraf-cennet.. küçük bebeklere. kendi içimizi infilak ettiren. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim. para. boş koltuklarla dolu aşkların. öna-yakları gövdeden ayrılmış. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın.. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. başkası için çalışmak. Yüzü. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde. İçimizdeki meleği susturduğumuzda. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. kendimize ve başkasına iyilik yapma. sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. Her insanın içinde uçmak. şöhret. melekliğin ise. fışkıran. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. milyonlarca insanı. neşeyle gönderdi. Buldum. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir.. ortada. Ancak. Dinleyicisi olmayan. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş. cinselliği de ortada.. birileri. duruşu bir şey anlatıyordu. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. Sürekli estetik yaptırarak. inanılmaz bir şey oldu.com 150 . hırsızlar. bir Rus sapığı. Nefret. bu vahşi olay geldi aklıma. Cehennemde yalancılar. koklaşmak. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. tiksintiyi nasıl durdurmalı. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. sevişmek. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. yok eden bir tuhaf yere geliriz. Jackson'm sesi ne erkek. erkekliğini. çocuğu parçalayan. İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır.

tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı. çünkü. ikiyüz kilometrelik. Ermeni kız melek olmuş uçmuş.. ya büyük bir medeniyetin habercileri. Biri Çin Sed-di'dir.blogspot. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. ellerinde ne varsa yardıma koştu. bizimkiler. ayının olduğu bu yol. Babam uzaktan selam verdi. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. Katilliğimizi. çok okuyan erkekler de vatan haini. Hacı Ahmet baba. geçti. Biz. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak.Yine. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. milletler. gül yüzlü. birbirimizi boğazladık. Babam. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. Her geçen gün kavimler. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler. Kardeşlerim. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. Çok sonra öğrendim ki. melekleşerek. küçükken beni dizlerine alır. Anlattığı efsaneye göre. hepinizden özür dilerim. ne Ermeniler bizden az kestiler. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. hem kör. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. Ancak. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. bu davranışlarıyla. süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar. Anneannem de bir melekti. ya da gerçekten melek idiler. Ermeni kızma "melek" rolü veren. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. Ermeni soykırımını. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir.com 151 . şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. Birbirinden güzel insanlarımız. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. kibarlıkla geçiştirdiler. bizler. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. Ermeni. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. bu topraklarda yaşamak için. Dağda bayırda gezip duruyor. bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı.. Ancak. "Hacı Ahmet babadır" dedi. kapkara giysiler içinde. melek insanlar tanıdım. sapıklığımızı. Kardeşlerim. bir gün Rum. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım. tarih iki büyük eser yaratmıştır. ırklar. ihtiyar da. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. çocukken ben. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. anlamak zorundayız. abartıyor. trajik bir kaza yaşandı. http://genclikcephesi. elinde kalınca bir sopa. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. Anneannem ve komşusu. giyeceğe. Bu kadınlar. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. hem korkusuz. Hâlâ orada. coşturup. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı. anlatırdı mışıl mışıl. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. Tanrı. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. modern kültür. bu acıyı neden bize çektiriyorsun. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. Sonunda. Şoka uğrayan yardımseverler. Yoksa.

hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor.. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. bedenini unutmayı. bezmiş.. titizlik cadalozu psikopat türler. Rahibeler. Türkler. Ancak. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı. çocuğa bakmak zorunda kalır. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. peygamberimizin Fuzuli'nin. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar. gençler laf dinlemiyor" yazıyor. Yine de duadan tek bir gün uzak durmak.İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. göç. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. hatta.blogspot. Halkımız da gayet rahattır. hayatlarında şarkıya. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor. namus-bekâret kavramları. yazarlar. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!. Kürtler. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin. Anadolu kadını. savaş. şairler. ama. yoksulluk. içimizde. ertesi gün babasına saldırarak bağırır.. bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür.. derken tarihin acılarını sırtlanmış. iyi geliyor. Ermeniler. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır. hayaldir. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. asla yumuşamayacak. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. Bekâretlik kolay değildir.. akşama kocam da gelir. günahları her yere saçabilir. padişahlarımızın. ütopyadır demeyin. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. evliyamızın.. her gelen yazar bir taş koyuyor. hayat zordur. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız. halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. Bu şanlı geçmiş olmazsa. kuma. insanlığa dair becerileri. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. Demirci'm. Çin Seddi'nin karşısında. vücudumuz alçılaşır.com 152 . Ciz-vitlerin. değil erkeklikten. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş". Ancak. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. Efsanesi tarihe gömüldü. sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor. ne olur siz de bir taş koyun.. Baykal'm. saldırganlığın http://genclikcephesi. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu. Allah'a bin şükür ki. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız. yalıtmayı seçmiştir. ahlâkla içice düşünüldü. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur. hayattan usanmış. Budizmin Hint tapmaklarına. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur. yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir. telkine verildiğini görürsünüz. Mustafa Kemal'in hayatları. kimi büyük hastalıklar geçirir. 306 307 Bir efsanedir. aşka. zarafetleri olmadıkları için.. içinizdeki şeytanları. huysuzluk. Bugün... Yoksa hızla hepimizin yüzü. bir ömrün duaya. Hitit'ten bugüne..

... Ancak. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar.. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. Benim kayık çok dar mı demek ister. yani makam. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor.. Hatta içimizde bir insan. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek. karşılığında. başarı öyküsü mü anlatır. bayatlamasını da gündemine almalı. toplumsal istekleri asla normal olamaz. ben şimdi karımın koynundayım. evlendirmek için çırpımr. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. Bekâretle anlağın. sosyal statü. sahiplenmek. yeteneği olan insanlar. hayatın yüzbin rengi içinde. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri. denildiğinde. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip.com 153 . gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir. tek bir fikir 310 içine. sabaha kadar bana "buğz" edecek. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. kasabı. Bir kadın daha güzel bir dünya için. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. bakireliğe takılıp kalmak. ya da bakire kalarak bir yetenek. öyle yatar. ticaretlerin en rezilidir. Tarihin en örgütlü kurumu. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş.. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. bakkalı. dalgasını hâlâ geçmektedir. gelenek üretmeye çalışıyor. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz. dişini sıkıp bakir kalarak. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir. silah omuzda namus bekliyoruz. Bir organik kusurunuz yoksa. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. gelecek için doğurur.. abla. başgöz ederler. yani. Bir kadın telkinle. İhtilal gibi. teyzeler. çürümesi. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. neden.blogspot.. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. onu evlendirmesem. etrafta bekâr bir erkek varsa. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. neden hâlâ direnirsiniz.. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. dehşetle açıklanır. kıskanmak. kendini kurban etmiş.. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz. yirmisini geçmekte olan genç kızı. arkadaşı. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir. büyük. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. demektir. geleneklerimizin en çerçevelisidir. Mahallede ablalar. tıkanmış pislik içinden evliyalık. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek.vahşi dozunu görebilir. çünkü direnerek. zarın yırtılmasını değil. bu dehşet ahlakıyla. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. artık belediye başkanları dahi. onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. değerli bir insan olmayı talep etmek. umut için. bir Ortaçağ ahlâkıdır. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var. Genel müdür. zekâları var. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp. Topluma artık kemikleşmiş. aile içinde yengeler.

bilmiş olmalısınız. bu. laubali. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım.. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor. tatlı elmayı da bilemez. Bunların aklına iyi bir aile. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. ekşi el312 mayı.bankasında değeri kalmadı. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi. annebabasma bir şey veremeyen. Her çocuk anne-babasım arar. Türk edebiyat ve kültürü. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez. pek pahalı. hayatın en acıklı yanıdır. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir. Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. tartışmaları yapıyorlar. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı. bilmedikleri üzerine konuşamaz.. kokuşmuş peynir suratlarıyla. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. Elma gibi. siyasete hizmet eden. Mazbut bir insan.. ahbap-çavuş. mavi denizler gibi doğa nimetidir. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur.com 154 . simgesel canavarlığa kimse döndüremez.. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır. kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. Ama içimizden bazıları. kaybettiği çocuklar-anneler. saplantıyla.. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. bir kültürden sözedemez. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. bir dilim ekmek. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı.. Akıl hastalıkların. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. bekâret düşkünlüğünü. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı. köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup.. gelenekleriyle. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor. kızlık zarını bozmak. Bu küçücük sahtekârlık -hile. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan. çok şey vermişlerdir. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. Bravo doğrusu. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. Burjuvalar aileleriyle övünür. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire.blogspot. bilmeyen. bir imkân. tatlı ve doyurucu olması. atalarıyla. ne ince bir hanımefendilik. katı ihtiyatın patlaması mı. İçimizde. hatta.kişilik bozukluğuyla dolu. http://genclikcephesi. ne âlâ. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir. Üstelik özel mahremiyet alanını. konusunu oluşturur. milli çıkışsız bir hastalık. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. çünkü çok şey almış. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez. Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. eşcinseller dahi dergilerinde.

kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur.blogspot. birçoğumuzun anneleri gibi. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. söyleyin! Dergiler. İnsan soruyor.. dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz.. sen. Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş. Sürtmek. İçgüdülerinden soyunan. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek. hayatı bizden çok seviyorlardı. komşu karılarım hayal etmek. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. canımız mı çıkar. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur. Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. balkon demirlerine sulanmak. Hepimizin cinselliğine. Bu ahlâk değil. inşaat işçiliğinde geçirmiş. gazeteler bunun içindir. hayata sımsıkı bağlıdırlar. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda. o halde birinci ahlâk benim. liselere saldırdınız. türküden. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. telkin... yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. sizler de böyle tatmin olursunuz. Türkeş. milli kültür. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip.. Elli yaşma kadar rahibe olmadan. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya. defol karşımdan. Yok etme duygusu güçlü olanlar. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. ırzına geçip yok etmeniz. fırın. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. Flitler.. topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır. sineması yapılıp. Cinsel gücünüz. milli ahlâkla bütünleşti. Ben elli yaşma kadar bakirim. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. Fethullah Hoca gibi. kalabalıktan. telkine vaktimiz kalmıyor. size söyleyecek lafımız olmazdı. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız.com 155 . sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor. yine de çoluk çocuğunu. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi. zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız. rahibeler gibi. hiçbirinin gücü. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır. Rahibeler bile. nedir. ancak.. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar. yalatmak. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre. o halde rezil. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur.. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor.. sadece ellettin. Oysa. orospusun. telkinle.. Çakıcı. Allah'ın verdiği. Çatlı.

milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. içimizdeki şeytanlar. Bu hastalık nedense hep. siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. ülkeyi. çağdaşsı entellektüeller. milliyetçilik oluyor. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. barbar ahlâkçılar. Çünkü. hem entellektüeller. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor.. her gün. günahlar ülkemizi işgal edebilir. "ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. Bir tek gün kaçırırsanız. bayram. İçgüdülerimizi. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz. çünkü çözülürsünüz. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor. senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. söy-lemediniz. milli devletler. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. Çünkü. ama yokedemem. ne de erkek kültürü gelişemiyor. kendini ele verir. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor. şiddetlerinden "yönetici". toplum. "güçlü. YÖK'ler. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için. tüm orospuları. Ülkemizde entellektüeller. Ancak. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. İyi bir toplum. Her gün marş söylemek zorundasınız. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. RTÜK'ler. mevlit. marşçılar. kendini sorgulamayan. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. çekilmez kılıyor.. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor. birey. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça. bunun adı da hayat. solcuları asarsınız. kandil. Yani günde sekiz saat. yokede-meyiz. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz.. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. Hem askerler. insan tanımayan otoritenin adıdır. seni armağanlara boğacak. hem kadınlar.. ilan etmek zorundasınız. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. Erkeklerden korkuyu. erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. bir zehirlenme şeklidir.. ama. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. insanın kendiyle. öfkelerini. türkü de mi söylemediniz. Çünkü taraflar. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar. "düzen" cephesinde rol alıp. yokedemezsiniz. Ulus-devletler.com 156 . 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. Böylelikle ülkemizde ne kadm.. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. siyaset. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar.blogspot. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz.. Celalileri yoke-dersiniz.. gerçekte. bedeninden korkan. sağcılık. toplumla bu savaş hali. sosyal suçluluk duygusu hep.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

çam kabuğu. kuzey ülkelerinde zafer.blogspot. Ezine'nin http://genclikcephesi. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır.. söğüt. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. Ayrıca. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. Meşe. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar. kök ve kütükten sürgün verir. ancak. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri. Yine aynı yazar. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır. Biga'nın. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler. 10. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini. Palamut meşelerinin tarihi. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır. Menderes Nehri boyunca. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir. Bu cennet vatana.com 162 . dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden.. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. Güney ülkelerinde defne yaprağı. palamut. şöhret ve ikbal sembolüdür. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. bu tarih. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir. çok geç yaşlarda bile. öfkeli. Ayrıca boyacılıkta. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. Borckhard. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. mazı. İstanbul. ilaç imalinde faydalanılır. dericiliğin tarihidir. meşe kabuğu. Tuzla'nın. sakız ağacı. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar. demektedir. somak. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. Bu büyük zenginlik. kestane. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta. ılgın. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi. Mezopotamya. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel.

arpalığı olmak yolunda. soluna iyice bakmamız lazım. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi. ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. çünkü bu mühendisler.blogspot. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre. mobilyacı sitelerindedir. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. ilk orman kitapları çevrilir. ORÜS. demiryolu şirketinin olacaktır. Zenginlerin. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI. cinayeti daha iyi anlamamız için.. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır. bu http://genclikcephesi. büyük holdinglerin şahsi arazisi. çünkü. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir. madenler. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. gerçek yangınlar. Yüzyılların en büyük. demiryolunun geçtiği tüm yollarda. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. Orman Bakanhğı'nda.com 163 . orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak. Velhasıl kardeşlerim. Tüm basın onların elinde. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür. para yememiş. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok.. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında.Kaz-dağı'nm vb. Ertuğ-rul Acun. Çünkü.. haritalarım çıkartmışlardır. büyük holdinglere sırtını vermemiş. Basınımızda. Menderes iktidarında şaha kalktı. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. Dr. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. Apo. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. basınımız. bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. Oysa Demirel. ormanlarda değil. Demirel'in kardeşidir. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir. orman müfettişleri. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof. orman yangınlarının suçunu. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır.). orman okulları açılmaya başlanır.

333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. ordu polis kavgası. Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. "Sorma?". niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. eski güzel günler gibi. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. üşenmedim okudum dergilerini. parlak. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı.blogspot. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak. ama Mossad. sonra bizi birbirimize kırdırdı. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a. yani açlıklar çektik. saf bir çocuktu ki. içten içe kendince yanarlar.. tişörtü çekip geldi.. ağladık. bir haber http://genclikcephesi. . kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. o kadar iyi kalpli. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu. çok kilo almışsın. hem derin devlet denizaltıları sevmez. diyor. telefon dinliyormuş. gidin ve doyun. saldırsam kızılçamlara. kızılcam gibi. ben yemedim. bir orman köylüsü olsam. elimde gazete. CIA-Mossad kavgası mı.. uzun ince kızı süzüyorum. bütün faaliyetleri. "sorma?". böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana. canım arkadaşlarımdan Hasan. hiç terlemez bu türler. Hasan.ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. Üniversiteden. hikâyeden sayılmaz. insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik. şimdilik sekiz yıllık eğitim.. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. kuyruklu yıldızlar kadar güzel. tırnaklarından dudaklarına.com 164 .. palamut meşelerinin altında bekleyecek. Mossad modası Duygu Asena. . Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın.. aygırların ibneleşmesini anlatır. Ege'de yangın. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. deve kafasını. sonra Mossad. balici çocuklar para istiyor. mutlu musun güzel kız. yarın daha ne mesajlar isteyecek. vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır. 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. mutlu muyuz bu şehirde. benim altm bir tacım var: ben soymadım. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. Çok hüzünlü hikâyedir. soylu dal arası bulamıyor..holdinglerin içinde. CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı. ordu-polis kavgası mı. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!". o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. hükümet düştü. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. ne yer ne içer bu denizaltılar. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler.. onurlu. vermiyorum para ulan. yan sayfada Egeli bir manken. uzun yıllar. dergiden arkadaşım olurlar. lütfen herkes gözünü kapatsın.. çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak. gazetenin manşetinde polisler casusmuş. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. burası da devlet sırrıdır.ölçümüz Mossad geliyor. yoksul kuşların aygırlaşmasmı. sizden iyi olmasın. bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne. "Sorma?". ah neler dönüyormuş.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim. elli yıldır . Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir.. arkalarından bir günden bir gün bir para. ama her şeye. ruhumuzun anlatılamaz. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. yolda bir siyasi görsek. hem Ortadoğu'yu idare etmek. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. neden denizaltı almıyoruz. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. Hasan. elimde gazete. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. Kardeşlerim.

çok kıllıdırlar. Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya.. babamın köyü Hacevera. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?". bilmem nerede yönetime girmiş. "Öyle deme be Nihat. ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler. yarı fare. ama Fener'den vazgeçerse. Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum. dediğinde film koptu. önemli görevlere gelirsiniz. birinin Fenerli olması lazım. çalıştıkça köpekleşirler. ne büyük kararlar almış. Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı. ama Fener'dir.. ekranlarda. Geri döndü. her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz. o anlamsız turlarken. önemli görüşmelerini anlatmaya başladı. dışarıdan rjyle görünüyor". eliyle dizime vurup. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter. birine yanaşırsınız. Ayıp mı ediyorum. Hasan işte tam da oradaymış. ben gidiyorum. sarılık mikrobu kapmış. gözleri.... bu bir tencere. Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları. Maç bitmeden çıktık kahveden. ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar. ne iki yılda aldığı paralara. İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım.. iki gol yediniz dedim.X "Nesini tanıyayım lan o . başbakanın tam arkasmdaymış. Kiralık katil olsun. ". o kadar zor alışırım ki. kin dolardı. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir. akıllar vermiş... "Oğlum. Benim küfredebilmem için. çanak yalayıcısı olsun. ne büyük projeler hazırlamış. olsun. Fener umurumda değil. "Bak Hasan.". katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz. belki de sırf bunun için gelmiştir.. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". buraya kadar gelmiş. Bu şehirde çok mutsuzum. " kiyim Fener'ini. o kadar işin arasında". kırk tane sekreter!". utanırım. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar. espri güme gitti. yarı kuzu. "İnsan bir uğrardı be Nihat?". "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi.. "Tamam oğlum. hadi eyvallah!". çok havası varmış. tek başıma küfredi334 yorum.. dedi ya.. bakanlıklar bir köpekler cehennemidir.blogspot.. cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. benim kızılcama benziyor. Akçaabat köftesiyle meşhur... patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. "Yok yahu. havanız olur. ortalıktan kaybolduktan. . sen de seversin. ağlayacak gibi oldum.. önemli toplantılarda görürüm onları. Ve sonra araştırma görevlisi olurlar.. Dışarı çıktı konuşmak için.iktiret oğlum. Umurumda değil.. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. "Ne kızdı?" diyor. dönüp yanımdakine. manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. Fener iki gol yedi Cimbomdan. birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir. "Neyse. bil bakalım neyiyle meşhur. insan bir not bırakır. yakından tanı. dur bir fıkra anlatayım. ben araba çıkartır seni aldırtırdım". Hasan kıza takılıyor. gazetelerde. bir adam olup. analarını. sonra işte böyle. "Çok yoğunsunuz. İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk.com 165 . birkaç tur mezarlıkta. memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle.. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken.öt oğlanının. her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu". bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem. birlikte yarım saat http://genclikcephesi. Hamsiköy sütlacıy-la. Ah benim kardeşlerim. ben ne bok yerim!. tetikçi olsun. çünkü artık. buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var. ekmek parasına başlar.. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum. davul mezhebidir. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe. hatta o fikri de o söylemiş.gelmedi peşlerinden.iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten". bulanık. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden..ötü tıraşlarıdır. bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi. Bir yığın polis müdürü! İnce.

bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz. cep telefonu. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı.. Ruslar'ın önünü kes. yola çıkar... yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı.. Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra. 83'ten beri. bakalım başımıza hangi çorabı örecek. üçüncü gol olmalı. Karı İsrail'e kadar gitti. Paşa orduyu alır. Hiç değilse yılışık bir köpek değil. git git bitmiyor".. milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde.. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. Ey halkı. yoksa. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten.." Ya bırak Hasan.. Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor.. O da Osmanlı'nın casusu. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı. Birinci Dünya Savaşı'nda.. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor. olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. ikna edemedi... Hasan bir mafya çakalı mı. hocayla ortaklığına neden dayanamadı. iki tür yazarımız olmuş.. Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur.. Amerika'dan http://genclikcephesi. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları. Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti. köleler geliyor.ik-tiğimin padişahı. partiler kilitlenmiş.. bu kadar yer olur mu. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi.. yine cep telefonu çaldı. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler.. Hasan'm silahı. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi.. olup biteni anlatan bir yazarımız. düşünce yasaları gibi. yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına. Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini. ikincisi. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı. Hayatımız..blogspot.. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım. işçi liderleri susturulmuş. Bir rüya şov. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin.. bu ülkede. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. hem kayınbiraderlerini. birinciler ulufe. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. ırkçılığın önünü açar... yani. Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı. sana bir fıkra anlatayım. af.com 166 . bu topraklar bize İsrail'den.. dediğim yerde. sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. bir çocuk kahkahası patlattım. bir insan. kendime getirdi beni.. Sinirlenerek: "Geçmişini . Geçmişini. Evliya Çelebi gibi. Erzurum'a yürü. bu kadar toprak. diyor ve alıp orduyu geri dönüyor. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor. çünkü Hasan yalatmıyor. ordunu al. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur.. Mossad bunu nasıl başaracak. yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor. Aklıma Evliya Çelebi geldi.kızı konuşuyoruz. biz. o hiç yürümemiş demektir. kuryelik yapıyor. yarın neleri savunacağız. gibi politik dostlarını düşündüm. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. "İsrail neden güvenmedi bu karıya. uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa... Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden. kaşır. Ve... İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak. Saraydan cephelere mektup taşıyor. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe.

güzel koku. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden.." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var. kıyameti kendisi göremeden öldü. "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. bir milyon dürüst adamı kullanıp. . Yavuz'la ilgili konuşurken. Dedi ki şeyhe.. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor. insan ruhunu sarhoş. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı. Ama gördüm ki.. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. demedinmi..miras kalmadı. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. Ben küçükken sanıyordum ki.. aynen olmuş. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla. Nâzım Hikmet'ten öğrendim. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları. Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur. dans. Mustafa Kemal gibi başınız dik. bir namussuz. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak. evladım ben görmeyeceğim o günü. Sıfırdan. Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu.. "Aklın varsa. güzel kokuyu. söyle!". memlekete öğretmen gidecektim. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim.... eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!"." Hasan'm kahkahasının tam ortasında. anladım ki". var. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor.. çok keramet sahibiydi. ama sen göreceksin. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum..blogspot. kal. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten. Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor. bir ayağı kırık!. şarap. Şeyh efendi de... sordum. fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi. ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. ben o divanı gördüm. çok pahalıya mal olacak vicdanınız. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur. Ben okulu bitirip. Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü.. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak..com 167 .. bari ilk taşı. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde. Dedim. Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi. müziği. avı. İsa mı söylüyordu. kadifesi dökülmüş.. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. ekmek parası.. Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi." Cevabı kestiriyorum. soylu kılan şey nedir? Müzik. "He var. ağzının içinde geveleme..... kıyamet ne zaman kopacak. gel sana bir fıkra anlatayım. senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği. içinizde günahsız olanınız atsın!. Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor.iktiret Hasan.. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail. Ya. önümü kesip. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti. Gerçekten ademden önce. Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder. derin bir kuyuya taş atar gibi. ilk kerameti çıktı. fahişe taşlanırken. http://genclikcephesi.. oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş. giysiyi. şarabı. Hasan: "Söyle Nihat. "Bak Hasan. av.... Hasan. müzede gördüm.. oyun.

Ardında aydınlara oynayacakları birey. Ancak. Televizyonun hipno-tik etkisi. eğitim. ancak. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe. http://genclikcephesi. tüm giderleri belediye. emek.Neyse. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar. soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip. erdem dersleri veriyor. Ve artık moda değişti. Sömürü düzeni değişmedi. o kadar meze var ki. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. Bugün bir milyar insan köle dahi değil. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. bu soylu zevkler için "zenginlik". her şeyi açıklamak mümkün ama. son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. şimdi de "medya" sorgulanıyor. Etkileyici.. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. Mimari. günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz. sofrada yemek yiyemiyoruz. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. üretimin mahiyeti değişti. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. etrafına topladığı gençlere ahlâk. Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler. der). yiyecek. sağlık. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu.com 168 . kökünden yoketti. sonra kibrit kutusuna ip bağlar. sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti. acısını sorgulayan büyük tragedyalara. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor. Sahilde bir tur atmak yetmedi. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş.. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. demokrasi. insanoğlu şarabın. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu. Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. Felsefe güzel konuşma sanatıdır. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. kitlelerin kan. çoktan insanoğlunun çaresizliğini. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı.. işçi. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. Sırf etkili. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir. erdemli bir insan olmaksa. şiirin ve tiyatronun kızgın.blogspot. dramlara dönüşmüştü. Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. felsefe. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil". İlkel toplumun ağıtları. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir.. büyük sanatlar doğuyordu. düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri". Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. şiir. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı.

kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. yenmeye çalışırlardı. Hitabetin gizli dili ise. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. Mesela. Mübalağa sanatını. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. Bu insanlar. göğsündeki damarlardan biri koparak. Danton. açlık. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. etkili. tılsımlı kelimeleri. heyecanlı ve hikmet. emir cümleleri fazladır. isyan çıkartıyorlar. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. kelimelerle krallar deviriyor. etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. etkileme ustasıydı. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. hatta kendisi oluvermişti. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. ağır. Rönesans aydınları. sloganvari. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. her ne ise konu. kuşların kanatlarını. vurucu. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki. buna ne halk. ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar. hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. sert yapraklı. içinde çok "tekrar" vardır. kalbe sokulan hançeri. ölmüştür.Yunan'a övgüler düzdükleri halde. cinsellik. sert. kıskançlık. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. Roma kralı Sezar da büyük hatipti. insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. Roma'da hatiplik. http://genclikcephesi. öyle se342 verdi ki. Romalılar. Roma'mn da hatipleri. ıstırabı. doyumsuz mecazları çok iyi işler. Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil. Çünkü Roma. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. onbinlercesi bugüne kadar geldi. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. fırtınalar. beyne sıkılan kurşunu. neden. Öfkeli. vatan sevgisi. tenha. kanlı. halk. "ıslah edilmez.com 169 . kaybeden gözden düşer. tragedyayı sevmiyordu. üstün bir dil kullanır. geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı". mesela. Mirabeau. "ateşli. canlı". Ve filozof insanlardı. çiçekler. Hortensius adlı ünlü bir avukat. sakin. bugünkü mahkemeyi. Hitabet şerefler mesleği idi. birbirlerini güzel sözlerle. avukatlığı inşa etmiştir. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. Ve propagandist. kasırgalar estiriyor. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi". kısa. En ünlüsü Cicero'dur. "bambaşka çapta bir adam". Propaganda dili. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan. ateşli.blogspot. Ancak. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki. savunmayı. "Dil".

. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz. bu satırların yazarı. mesela adam omo satıyor. Bir başkasının yıkımı. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta. heyecan. Sokrat'a. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. parçalanması. "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım.blogspot. kısa. (Eğer. güzel kokuyu. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla. Bugün "Omo-reklamı". hatta ona zorluyordu. çöküşü. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir. Örnek olsun diye verdiğim Roma. Bu çocuğun. sinema. tüm insanî duygulardan kovulmuş. Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. şarabı. Paris.. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. Hitabetlerin kısa. Fransız Ihtilali'nde. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar.. roman. neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır... birbirlerinin mezarlarına işediler. bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. yani emir-komutayla değil.com 170 . duyuş. her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın. eğlenceyi. galibi alkışlayacaklardır. Hitler'in propaganda bakanı. Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. etkili. parazit. neşeyi. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. Berlin.. hamasi nutuklarıyla dolu. manâ. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. 15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte. taşlama üzerine kurmuşlardı.. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. iğdiş edilmiştir. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. Mesela..Karşı tarafı aşağılamak. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır. bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar. Namık Kemal'in. her zaman üstte kalanı. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. Hepsi bu. tiyatro. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte. Ve Cumhuriyet kuşağı. Jakobenlerin kısa. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. dostluğu. oyunu. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. Yalnız mizah sanalını.. içimizdeki fikir. Oysa. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. başa dönelim. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo. karşısında onu dinlersiniz. aşağılama. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. müziği. Arada bir http://genclikcephesi. küçük düşeni bir daha düşürecekler. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. Kitleler. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. hikâye. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor. Propagandist. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır.

parti. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak. anayasa. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa. http://genclikcephesi. Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil. "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli." Yahya Kemal. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez.. okul mu?". Adalar denizi. sevgi. başkan. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım. barış değil. En uzak denizlerin. "Canım. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki. yazılıyor. denilemiyor. vatandaş. en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz. Dörder. okulun konferans salonunda. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır. Karadeniz. denilemiyor. Yahya Kemal. Amerikan sinemasıyla dünden. Anadolu. sevinçlerin uzun. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. sendika. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim. demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. beşer iki gruba ayrılır. hukuk. öğrenim mi?" tartışılırdı. jakobenler. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor.. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez.. Klişeleşmiş birtakım konular. bu "soyut güzellemelerden". ancak.) Ve artık. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı. Şimdi var mı bilmiyorum. demokrasi.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. nutukçular konuşurken kimse araya giremedi.. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi. Türk aydınının kullandığı. yoksulluk. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. Bugün de. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları. Çünkü. zihinlerinde varsaydıkları barış. Nazif'in ölümünden sonra. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken.. demokrasi... Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar. aruzla seviyorum. hak. barış gibi anlayan aydınlarımız. çağdaşlık vs. halk. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri. hukuk.. emek. .. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir. hayal dünyaları Batman. öğrendik.blogspot. öğretmen konuşurken kimse araya giremez. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz.com 171 . Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. beşer dakikalık metinler hazırlar. 1950'lere. Aldanıyorlar. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır.. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır.

) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. onyedi öğretmeni bulunmaktadır. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. tezimi nasıl hazırladığım sorulur. sınıflar arasında birinci olunca. soylu insanlardı. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki. Pratik zekâ. törelerimiz gereği yüce. mesela bugün de medyada bilgi. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. Şikâyetler müdüre gittiğinde. http://genclikcephesi.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. Ben de kürsüye çıkıp. şimdi size soruyorum. (Ne değişti ki. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz. bugün de öyle.. Ve karşı takım. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. kümesi arkasına takar. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. bilgi dışında. çalan tarafı ödüllen-dirirdi.blogspot. grup dayanışması gibi notlar da vardı. Bahane kolaydı.. diğer okul müdürleri. şehrin ileri gelenleriyle doluydu. okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. derken tezimizi. pratik zekâmızla yazardık. bilemezdik. karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. topluma hazırlamak için yapıyoruz. Ve. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. erkekler mi? Salon. müdür. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. karşı cevaplar hazırlardık. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. hangi tavuk kümesine hakimdir. Mesela. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. mutlaka onlar kazanırdı. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu. aile mi önemli. akıl yok. ancak "grup dayanışması" mükemmel. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim.. düzgün Türkçe. ya da. dedim. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. ama olsun. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli. karşı takımda müdürün kızı varsa. bönlüğün cilveleridir. oysa horoz.com 172 . çünkü derecelendirmede.. Büyük alkışlardan salon kırılırken. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. hitabet. diyar diyar dolaştırır. ancak. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız.

kütüphanelerde değil" dedim. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. insansı maymunlar. sağcı -solcu . düşünce beyin jimnastiğine. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme. siz solcusunuz. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler.blogspot. neşeden sarhoş oluyorduk. Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın... genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa. beni misafirler önünde rezil ettin. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor.. "Kadınlar mı. daha önce hayatımızda hiç olmamış. yalan söyledik desem. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!. öğreniyorduk. size de sağcı.Ve bitiş konuşmamda. romancılardan sözedip. hatta. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk. bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk.. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz. sağcı. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam. kurayla ve torpille seçilmişler.şeriatçı farketmiyor. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi. üç gün cezalısın dedi. Ondan da beteri. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar.. bilmiyor. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim.. size solcu gazete çıkarıyorum.. John Robinson da şunu söylemiş.com 173 . solcu.. papağanlar hızla çoğalıyorlar. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. tüm genç aydınları barındırıyor. Bir taraf aydınlara. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi." Aynen Ataç'm dediği gibi. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç.. Fazlasını beklemeyin. henüz 19 yaşında.. sevmiyor. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın. şeriatçı farketmiyor. hatta. kemalist. İki tokat atıp.. Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk.. kelime kalpazanlığı yapıp. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı. Mesela Aydın Doğan. erkek bilimadamlarından. daha o zaman. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk. istedikleri: Başarı. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor. siz sağcısınız. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor.. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi. Daha da eğlencelisi. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı.

halkı. birey nedir. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. Ancak hayat.. Ne zaman gecenin bir vakti. acıyı mutluluğu göremiyoruz. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini. tarih konusunda düzenin. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . kendi sahici bedenlerini. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp.. çalışmayla. mafyatik. TV'lerde olduğu gibi. ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki. sokağın. sevgiliye.. bir an düşünüp. ". ay gibi. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da. hayatın. işte o kadar beni çarpar.. hatta ileri gidip. İnsan bazen dalar. ben ona / Hepsi bu kadar. ekmek yedikleri kapı. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı. 353 http://genclikcephesi. hukuk. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar.. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir.. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların. politik saplantıların içine giriyorlar. politika. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. kendilerinden iğreniyorlar. dışarıyla ilişkisi kesilir. Ancak. varlıklarım unutup.. mutlulukla. kucağımda öldüler. solcuysalar aşırı bir liberalizme.. başkaldırı için ayağa kalkıp. 352 Yari.. ne zaman kendimize dair. solcu bulanık terminolojisine koşarlardı. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam. insanları. kurulu düzenin. biri Stalin'in cinayetlerini. Ve aniden. güzellikle. Soyut düzenlemeler. solcu onlarca arkadaşım oldu. çünkü. Sloganik. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu. sevinç. anayasa. neşe. diri bulabilmek için. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. gibi hazır kavramları altında gömülü.. ekmekle. keder. Eşyayı algılamaları bozulur. lâik. devlet. Toptan red.. İfade edemediğimizi. güzeldir de. bir an olsun bu karmaşık. içeriyle konuşacak. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp.. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. medyanın. klişe solcu. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm. onlarcasımn cenazesini kaldırdım.com 174 . kendilerinAsağlam. Hepimizin gerçek varlıkları... bulutların arasında ay gibi örtülüdür. Divan şiiri gibi. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!. oturuşunu açıkça anlatamaz. Öyle gömülü ki. yoksulluğumuza dair. Bu şiirin son cümlesi. Köşe yazılarında.blogspot. neşeye. hüzüne dair. sağcıysalar.. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı. Bu mezardan daha derin örtü. yarinin kaşını. solcu. işçi. özgürlük nedir. aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar.iktiret" gibi. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp.medyanın dili kurtaramıyor onları. gözünü. düzenin sağcı. acının.Ve kelimelerin. Nâzım'ın bir şiiri. demokrasi. bu insanî bir haldir. Kendine ait olmayan. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam. mutluluğa. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor. üstün gelmek. kavramların iç yaşantısına. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar. kendiyle konuşamayan. kestirip atarlardı. halk nedir. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi. Ve gün gelip.. tarihine bakmadan. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük. yirmi yıl öncesinden sağcı. bir an görür onu ama açıklayamaz. barış. halk. hak. İnsanın iç varlığı. ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce. "bırak şimdi". gerçek kimliğimizi bulamayız. sağcı.

Anlatanların hepsi dadısı olan.... asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu. Oysa romanın dili. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı. vakıflar.. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime. kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş. demokrasi.. basit bir asker. milliyetçi. Kimde var bu namus? Her neyse. Vuracaklarmış. çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki. bir tane sıradan insan. O namusu kendinde aramıyor. hangi sahada neyi başarmış. ben içkilerini taşırdım. ben davetiye çıkarıyorum. yardım edeceğim insan namuslu. o zaman kestirip atacaksınız. hakettim bu ödülleri.. doludizgin tarihlerine bakın.. Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı. ya da rütbesi olan. solcu. onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır. Açın bakın. Yani. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. halk. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri... insanoğlunun en güzel kokusu. Ama. halktan biri bulamazsınız. O gün bugün de bu dölü yazarlara. çıkıp başından geçenleri anlatamadı.. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. maaşınıza. kendinizi. medyanın dilinden.. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın.. gençler içer.. Türkçü. Kendi tarihinize. barış. yarışmaları severim. kendisine ünü. onlar öpüşürler. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi.com 175 . sokağınıza. ben usulca döktüklerini toplardım. geçmişinize hayatınıza. kurumlar!. ya da yüksek bürokratlardı. dürüst olmalı. yani kendinizi geri isteyin. er. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları. neyi inşa etmiş ki. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da.. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu. her yılbaşında ödüller dağıtılır. ödüllerini iade etmelerini bekliyorum. kendi sevgilinize.. fularlı yazarlar yazmıştır. Kim dağıtır: Dernekler. onurunuzu geri isteyin. Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip. anlatımı http://genclikcephesi. Romanda Naci adında bir kahraman vardı. mesela. midenize. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. sanatçılara. medyaya dağıtıyorlar. Çok çalıştım. burada.. Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı. canımdan can kopardı. ama. ben de ödülleri. öldüreceklermiş. şimdi içinde yaşadığınız tarihi. Garsonluk yapardım sabaha kadar. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş.blogspot.. Terbiyesi kolay bir köpektir. annenize acılarınıza bakın. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü. Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim. barış. o namusu kendine ödül verende aramıyor.çünkü onun dilini bilmiyoruz. Kırım Savaşı'ndan Kore. içim giderdi. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor.

ıssız tarlalarda. kötü. sen ne karışıyorsun. Beni işten alacaklarmış.. birileri kitaplarımı hatırlattı. Fena alışmışlar. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. Ellibin öğretim görevlisi içinde. eşşek kadar imzalar topladılar. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. keseriz. kovulmamı istiyordu. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu.. vatan.. Ve sonra One Man Show. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz.com 176 . Bu tür insanlar. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. penisleriyle. bayrak. Ben yazarken. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip. Yani sevişme. Birçok arkadaşım selam vermez oldu. vatan. Kitabın fonunda mekân: Hastane. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. cemaatlerde. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur. gizli. küfürlere karışması beni çok düşündürdü. aslında müstehcen olana karşı değil. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. dil kullanıyorlar. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. ideolojilerde. bayrak.. asarız.. ne bu lan kültüründen alıyordu. Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. yasak ve kirli bir metod. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. sansürle. Henüz iki ay geçmemişti ki. şeyim kalmamıştı. küfürler konusunda uzmanlaştım. Mesela. neyse. işten atıldım. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış. Kültürleri böyle öğretmiş. E-5 yollarında. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. yazar mı görmedik. son nefesini veriyordu. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. Dergilerinde. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum).bambaşka. varsa yoksa küfür. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. İdeolojileri gibi. haz ve mutluluk yoktu. O çıksın kızımız girecek. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. dükkânlarında beni terslediler. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı.. din gibi konular oluyor. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi.blogspot. zekâdan ve duygudan değil. iki defa. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. ancak. http://genclikcephesi. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. Ayağa kalktılar. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. Penislerini döl yoluna değil. önümü kesmeler. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. Mektuplar yazdılar. faili meçhullerde. iki ayrı işten. avans alıp işe başlayacağım gün. küfürlü mektuplar. Bulundukları dergilerde. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım. epey iş görmüşler. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. beni Lemcm'dan alacaklarmış. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise.

Ve o gencecik. imza kampanyaları. Ani ve indirici darbeleri vardı. küfür. Ne ilk olacağım. karşı yazılar yazsın. tüm bu tehditleri. reklam. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. her şeyi zamana bıraktım. güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi. Bu çok tehlikeliydi. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. http://genclikcephesi. ruh.com 177 . şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. çapulcusu. Artık ben ölürsem bir Celali. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. Bu kesim. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak.... milletvekili dostlarınız. İslamcısı. gelmedi. Çünkü be!n kendimi çoktan. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar. tehditler. içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı. yazarınız. yıkılmadım!. yerel gazetelerde ilanlar. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. adamlarınız var. cinsel güçlükleri had safhadaydı. bir lunapark neşesi çıkartmam. meydan okudum. Artık. telefonlar. Paranız var. başımı dik tuttum. eşcinseli. küfürden. Ölümlü. Sustum ve zamana bıraktım. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar.. Allah kahretsin ki. Ancak beklediğim performansı bulamadım. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. Hadi ben ölür giderim. tehdit. hemşiresi. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim. Bu da uzun bir fasıl sürdü. Davalar. ikincisi. hasinnesi. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde. akademisyeniniz çıksın. artık. düzensiz. Ama. zırnık geri adım atmam.Ama bunlar biraz değişikti. ne biliyorsanız yapın.blogspot. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. pırıl pırıl çocukların. Sıcağı Sıcağına sansasyon. Orta Anadolu'muzun. bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. mölümlü tehditler. korksam dahi. Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi. o emniyetin damından atılmış bildim. Ben naramı attım. tartışma. kemalisti derken. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek. ancak. TV'leri-niz. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. yaradan. tek bir yazı. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. karışık. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım.. Telefonlar kilitlendi. yaradana sığmarak geçiyordu. çakallarınız. üniversitesi. rotatifleriniz. ne son. bilimada-mmız. mafyanız. dayak. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. prostat. Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı. Artık geçti!. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla. Derken. bu yazılar.. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. yüzbinlerce genç insanın odasında!. Küme çalışması yapıyorlardı. çek-senet çeteleriniz var. kemalistler girdi sahneye. Yani. didişme malzemesi olarak kullanırdım. benim yazmaktan başka ekmek param yok..

Ulan ne güzel ülkemiz var. kitapları. Pencereyi açtım. köşe minderlerindeki süs gibi. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim. mışıl mışıl!" dedim. çok yüksek bir yazar olamazsınız. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız.. "çok sivrisinek var" dedi. Hangi mevzuu açılsa. Kendinden emin hali öldürdü beni. lafı ağzıma tıkıyorlar. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın. çini desenleriyle. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. ceketleri. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim. Ama.com 178 . tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır. "Çok sivrisinek var". Yani. bahçe ilaçlandı. Hem kültürlü. Etrafa baktım. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar. sormayın. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar. sevindim. Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. Kanınız coşkulu akmıyorsa. Bu benim elimde değil. konuşmaya geçildi. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. öğretmen. Kime soru sorsam. hepsi çok kültürlü insanlar. yukarıdaki hikâyeyi anlattım. İçkiler devlet kesesinden. yemek masası içeri taşındı. Benim çok romantik bir kanım var. Bir zaman sonra dayanamadım. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan. Düzgün giyimli. Halkın organı vahşi. pek zarif insanlar kapımı çaldı. yalan söyledim... sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. Bırakın dedim.. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı... şu trajediyi. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi.. Kanınız coşkuyla akıyor ise. Kravatları.. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru. tüm sinekler gelir beni bulur. trajikmiş. bu kadar Yunus Emre... halkın organı. Kaymakam. gülerek. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. beni gösterip.. Akşam oldu. varoluşu. deyip ovaya koşmak istedim. Varoluşmuş. kitapları. "Öyle" dedi. öbürü geliyor. "pusuyla" değil!. yüzlerce sivrisinek. yakışıklı. iradesiz. "Çok güzel uyudum. bir mutlu oldum. bayıldım vesselam. bu yaratığa biraz duygu. Neler oluyor diyen kasabalılar da. işte devlet tesisleri. korunmanın imkânı yok. Bu küfürlere bozulmuyorum. Acıdan kıvranıyorum. onları ısırmıyor. mühendis. öğretmenleri. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. sanatçıları olabilmeliydi.. Nasıl güzel uyudunuz mu. yazarları. umurlarında değil. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. Velhasıl. estetikmiş. hem de şık bu insanları görünce. İşçilere emretti. dedim. benim ülkeme yazarlığı. bunlar! http://genclikcephesi. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı. parti olsa da. hem nazik. Huzurum uzun sürmedi. çünkü. galeyana gelen kıllı yaratık. Tekrar yemeğe. yabani manda derisiyle karıştırıyor. Bense mahvolmuş durumdayım. Nerede yatsam. Yine nazikçe kaymakama. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan.blogspot.. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum. yanımda oturan kaymakam beye. O kadar samimiydiler ki. Nihayet yatacağız. ben ne yapabilirim. yanımda kim olsa. zekice cevaplar alıyorum.359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. rahatsız oluyormuş dediler. zekâ katabileselerdi. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. benim ödüllerim.. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. Dalkavuklar ödüllerini alsın. dediler. yemek masasındaki hal ve gidişleri. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. adları bilimadamı olsa da.. Sabah. buradayım. yazar olamazsınız. siz kaybedersiniz!. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. dernek olsa da. Birini öldürüyorum.. arkadaş. Onlar alışmış. artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. Oysa. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi.

çünkü yurttaş olmuşlardı. Ancak. en az 1. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi. Ve nihayet Arn\erika. hararetli bir coğ363 rafyada. Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında.000 dediler. buna da imkân yoktur. keşif yerine varmadan denize düşüyor. ancak. bugünkü molotof kokteyli benzeri. bu füzeler çok başlıklı. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. içine çaput. bir zamanlar İsviçre. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. Günümüz dış politika yazarları. ancak. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. çünkü. bunlar da attan düşmüştü. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi. lise maçları ise 2-2. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak. http://genclikcephesi. Savaş teorileri de gelişti. 1789'dan sonra şövalyeler değil. dış politika uzmanları. Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar.com 179 . yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler. İlk uçaklarımızı 1. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. ağabeyiniz olmalı. siyasetsiz. Ve bu saatten sonra. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi". milliyetçi bir zihniyet hazırlandı. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı. bir gün boyunca savaştılar. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. bazıları 10. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. mi. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. yoksa. Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti. 4-2. ya da Arnavutluk. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı.blogspot. biz Yunanistan'la savaşırsak. çokça bozuluyorlardı. Yani. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi. etli butlu bir ekonominiz varsa. tüm dış politika teorileri. havamızdan geçilmiyordu. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz. bu konuyu enine boyuna tartıştılar. 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi. milli duygularla ortak bir vatan bilinci. Fransa. Ya da bir Orta Amerika. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir. şehirler vurulmalı. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. savaş demedi. İngiltere.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. yalnız 2-3 kişi öldü. şeklinde önem kazandı.

dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. benimsetildi. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz. telefon nasıl kullanılır. muaşeret dersleri verilir. aman ağabey diyoruz. hocam ekmek yok yemeye. hatta şairler. bu büyük nükleer gücün gölgesinde.Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. arabaları satılıyor. Fransa. hâlâ ambargo altında. Amerika. yasa. zavallı. Matematik dersinden çok görgü. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. bu akılal-maz silahlar Rusya. Mısır. gelin bu sevdadan vazgeçelim. diye laf atıyordu. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık. dünya otomobil. Batı karşısında yenildikçe ezildik. bu büyük devasa güç pazarının. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. ilaç. ütü. Mesela. her program. İkinci örnek İran Devrimi. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. Yeşilçam ne bok yesin. yılma giriyor. Çin. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. Yugoslavya. her proje. Yani bir malın hammaddesi Çin'den. sinema vs. partilerimiz. kültürün. toplantı.. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. hatta romancılar. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu. dağılmaktan. ilaçları satılıyor. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. Amerika.. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. hatta. biz de Nato'nun karakolu. her ne boksalar. Yani. emriyle oluşturuluyor. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. birincisi Irak. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. Kırk yıla yakın sürdü. vergi. insan haklarının bekçisi. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. perişan halleriyle! Bu güç. tüm egemenlik sınırları. bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi. çataldan söz ediyorsunuz. laf atanlar.. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. ki 18. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. müeyyide. dışarıda kalmak sonumuz olur. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. İngiltere'de mevcut. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler.com 180 . geçinip gidiyoruz. Fransa ki. acıklı. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. okuldan atılıyorlardı. Çengelli iğne.blogspot. uygarlığın. Rusya'nın pes etmekten. bugün. işte böyle yürürler. pazarlanması Fransa'dan. iletişim. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. bu Amerika için iyi bir fırsattı. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. Herkes reform dersi veriyor. İşte bir sürü uluslararası konferans. üretimi Rusya'dan. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. İkiyüzyıldır aydınlarımız.. kibrit. bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. elektronik. Fransa yapamıyor. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. satılması Mısır'a olabiliyor. projesi Almanya'dan.

Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki. uluslararası şirketlerin işine yaramış. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. talimli yürüyüşleriyle. Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular. ırkçı. reformun tek ve köklü anlamı. kurtuldular.. barkı. At-pazarı. hukuk tanımayan.. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı. sizi koruyan olacak. yangınlar bitmedi. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. Çok geçmeden İslâm.. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. Keçiören. birlikte. yıkıcı. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. taş taş üstüne koymayı da öğrendik. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede. camisi kül olup giderdi. çapulcu. Ve artık. yalnız kalmayacaksınız. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. çığlıklar attılar. Alman ülkemizi ziyaret etse. İstanbul bitti. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. sağcı. nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu. hangi Fransız. şapkalarımızı gösterdik.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. yangınları ancak deniz durdururdu. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak. parçalayıcı. Yine insanlarımızı. Sonra kimse gitmek istemedi.com 181 . tasavvuf. O kadar kibardılar ki. biz neymişiz. büyük şehirler inşa ettik. derneklerde. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma.. eski. işte meclisiniz. çünkü. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler. medyasının bombok bir bataklığa döndüğü. Türkçü görüşler. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. burada neler oluyor. İlk gönderdiğimiz kız. parlamentosunun. Ancak. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. halk züğürt tesellisi. kızlara yalvardık. dediler. zenginlerin. Yıktığımızı tamir ettik. Oysa.. Londra'da nehre attı kendini. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. Kalemli'nin kasasına gidiverdi.. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. marşlarla. Tüm reformlarımız askerlerin. ana kuzusuydu. tahta.. düzen. Neyse. 366 Velhasıl. sevinçten havaya uçtuk.. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış.blogspot. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi.364 365 buluyoruz kendimizi. yıkıcı. zaten Ankara. bunun adına da davul yakısı derlermiş. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye.. halkın evi. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. kollarından tutup. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı. Gâvura saldıramaymca. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti. kendimize saldırmaya başladık. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. Artık. ne parlamento! http://genclikcephesi. traji-ko-mik yine de sevinirdi. başağrısı geçer mi bilmem. Adını koyalım: TÜRK .

Çok sonra anladık ki. Dönün Avrupa'ya. Yüzyılımızın son perdesini. şairimiz.. bu küçük çocuk. Birden sınıfa sivil polisler girdi. silahlanmak. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. Deli gibi uykum var. hayvanın da. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. artık herkes bir hayvana sarılıyor. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. can. ne güzel dik dik bakardı. dost. şehir kültürünü.blogspot. kardeş diyecek. insanoğlunun da ilk refleksi. edebiyatmış. artık sevgiyi. Bugün bu rezil halimizi görünce. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri. Kasım bir gün aşık olmuştu. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. sonunda. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. hukuğu." http://genclikcephesi. Bir daha görmedim Kasım'ı. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. Tamer ve Nihat geldi.. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. bilimmiş. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!. hayvanların yırtıcı organları alınmış. birbirlerine asla güvenmez. sigortayı. görüyoruz. yıkıyor. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". Günlerce uykusuzum. güveni. bize düşen. kardeş demiş. gönül. milyonlarca hayvan akıl hastası. kediyi bırakmıyor. sadrazamlara. yazarımız. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı. ruh hastası kedilerde arıyoruz. Moğollar parçalıyor. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı.com 182 .. köpeklerine yatırıyorlar. şefkati. tüm paralarını polis coplarına. İrak'ta idam edilmiş. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. bu güçle ne Fransa. uysallaş-tırılmış. işsize. sesi çıkan olursa.. üç kız çocuğu.. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik. kendine. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir. Ne demek Kerküklü olmak. bir küçük zavallı hayvan. Kedi. çıkmıyor. Kasım'ı götürdüler. döndü dolaştı. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. Ama bu sefer. soğuk. üstleri başları perişan. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor. Yoksula. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. ırkını yokettiği. teknikmiş. dışarıdan bir saldırı geldiğinde... Yenimahalle'de bir eve girdim. Nöbetten döndüm. Batı'ya bakın. çocuklarına sarılmaktır. gelmeyecektir.. ne kadar sahte bir dilmiş. sahipsize. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi.. ısınmak. sert yapılı kapkara bir çocuktu. bombaymış. Biz de öyle. neden silahlanır! Neden. kendim kurtarmak için!. yokediyordu? Cevabı. Yani. kardeş. kaç gündür uykusuzum. dost. siyasetçi çıkmadı. 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. camlar kırık. etraflıca bilemezdim. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı.İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. baştan savar gibi ve-dalaştım. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. Ne güzel çay içerdi. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. Rıdvan. bir reformcu.

uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu. yüreğimiz yırtıldı. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. istediğin kadar bana ne. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. bir bir gitti arkadaşlar. Monaco prensesi Caroline'e. tadımlık sofralar hazırlamak için. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. hafızasını kaybetmiş Avrupa. kapkara. Bu vatan borcu.. birkaç laf et bizimle. arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş. çok uykusuzum. deyiver. gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı.com 183 . suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu. http://genclikcephesi. Bosnalı kızlar hoş kokulu. ya da. dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. Göklerde bulutlar eridi. Bosna. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi. gidiyoruz. Askerde bir gün bir ay gibi. toplumsal sorumluluk değil... savaş düşünme. çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. borçlu hissediyorsunuz. Binlerce Bosnalı'ya ufacık. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş. Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında. senin konuşmalarına doyamıyorum. sıkılmış portakal. Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi. Bosna'ya giden bir genci.Konuşacak halim yok. "Abi ne olursun kalk... Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu. birkaç gün sustuk. börek yemeleri için. sert... helva.. yazıyordu.blogspot. ertesi gün Rıdvan'ı da.. Nihat'ı da unuttum. "Hadi ağabey sen yat. o mantığı o insanlar orada. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu. bir gün daha rafadan yumurta. acımasız insanlar oluverdik. topuna birden üzüldük. En öndeyim. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp. gazetenin manşetinde üçünün de resmi. Muhammed Ali'ye. peşinden Afganistan. Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı. 370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim.. Çeçenistan. Fidel Castro'ya. rahatsız etmeyelim"." Sonra halimi görüp. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. sonu gelmeyen çığlıklar içinde. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. Türkiye halkının kan ağladığı. IHH.. Ölüm haberi geldi. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip. Otobüse bindim. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. Bosnalılar. şehit oldular. Teskereye bir gün kalmıştı. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni.

. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız.. ama. Büyük filozoflar zariflik için. Bu genç adam. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi. Fransa'nın fularlı en-telleri. lâik olun. bildikleri tek şey: IHH. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. Hangi gazeteci Bosna'dan dönse. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu... zavallı insanlığa inat..com 184 .. altın kalpli birkaç adam. siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya. orada umut oldu. Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler.. kahroluyorum.. Bir hafta kadar önce gazetede duydum. tek bir satır yaz373 inadınız.. Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş. Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. sürünen. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı.. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan. dağlar yıkıldı. Iz-zetbegoviç anlatıyor. Adını Hakan'dan duymuştum. sağcı. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. solcu. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. Türkiye üzerinden. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi.. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu. Kendini afişe etmedi. kılıç darbeleriyle uzun uzun. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından.. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde. O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım.. başta Bosna. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı. IHH.. İşte bunu bana kimse inandıramaz. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız. 372 dim. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. top mermisi ağaca isabet ediyor. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. hukuk inanır. solcu. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları. "İyi de müşteriden buna ne?" de-. Bosna. asırlar geçse. yiyecek. Vicdan. pankart asmadı. Bosnalılar Türkiye dediklerinde. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. ben inanmam. benim de elimden bu geliyor" dedi. reklamı sevmedi..blogspot. Doğu Türkistan. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. vicdanın vatanı yoktur. Tanımıyorum. "Her akşam seyrediyorum. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü. böğürterek. holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. Saldıracaksan Refah'a saldır. sağcı. dünya görüşlerine saldır. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı. en zor günlerinde Çe-çenistan. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor.

. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması. fındık büyüklüğünde. ama aynı toprağın. Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. biri elma büyüklüğünde turuncu. şeker.. teneke teneke zeytinyağ. Bosna'ya değil. un. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi. bitki-insan. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki). Sevgili Bülent. bir daha geçmiş olsun diyorum. hakkında başka bilgimiz yok. diğeri küçük. Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor. İçel'de yetiştirilir. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması. ziraat. Türkiye'de Trakya. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. Çeçenistan'a. pirinç dağıtıyor. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında. bal. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum. kara-kara. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. diye ikram ediyor. IHH. aynı yüreğin çocuklarıyız. sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı.. Beyrut'tan gönderiyor. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!. Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin.blogspot.O günlerde Hakan. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor. lütfen. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. Sizler. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. http://genclikcephesi. Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. ufağı. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. Onun da yazısının kaynağı. Yazarı Mesut Remzi. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum. Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor. Zagrep'ten anlatıyor. Ne yapabiliriz. Halk paniğe. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak.. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. 1908 sonrasında.com 185 ... Sevgili Bülent geçmiş olsun.. Doğu Karadeniz ve Hatay.. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. Size ikram edecek. hem kararmışlarını yiyor. kara. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı. Kehikeç dergisinde. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. Japon hurması" biçiminde yer almakta.

narin. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. Taze iken sarf edilir-lerse. bu turuncu elbiseli. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur.840. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. 829 ton.114 ağaç. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. Trabzon hurması. Kurutulup kompostosu yapılır. kabız bir lezzet hasıl eder. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. Ağzımı.797. bu küçük hanımefendi.234 ton. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. İçel'de 43. ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. Trabzonlular bu hurmayı. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. damağımızda masallaşı-yor. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken. nişasta veya mısır unuyla. muhallebisi yapılır. bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı. Trabzon hurmaları ise aksi. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş. özetliyorum. yaş ilerledikçe. üretim 4. İşte sevgili okuyucu. Balkanlar'da. 590 ton iken. Tomurcuk halindeki çiçek. meyve vermeyen 120.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye.com 186 . ki asıl Trabzon hurması budur. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor. elma büyüklüğünde.148 ton. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. Maraş'ta 43. meyve veren 375 bin. Yahudi hurması. sonra vazgeçilmiş. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez. pepeçura. daha seyrek olarak Tortum. 24 tondur. Bir miktarı taze sarf olunur. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti. Hatay'da 218. Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. Taze iken. çekirdekli-çekirdeksiz.blogspot. Dil ucunu gıcıklatıcı. Karahurma. Toplam ağaç sayısı. dilimi. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. içi. taamları kekredir.465. o meşhur çocukluğumuzun hurması. taamları leziz olur. Ekonomik değeri olan da budur. ne zamandır size tanıştırmak istediğim. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter). iki çeşidi vardır. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. Eğin'de bilinir. Trabzon'da 3. 1. dilimizi kamaştıran. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta.620. bugün ağaç sayısı.000 ve üretimi on bin tondur. yüzümüze. ikincisi 376 makbuldür. Ordu'da 30. Armut ve şeftali ağaçları. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. Güney Fransa ve İtalya'da. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. damağımı aptallaştıran tadıykı. damağa yapışır. Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman.

Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. Orhan Boran.. göl-gesiz.. böğürtlen. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. yüzlerce çiklet. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. ağzımızın tadı. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. dilimizin altındadır. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. müzikten. meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara.. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat. tabiatın meyveleri artık. hepsi kişiliksiz. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. ekşi üzüm. duygusunu. barbunyaları. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize.. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. Şener Şen. Ferhan Şensoy kitle tüketimi.Çocukluğum için bir bayrak. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. Deniz Baykal. lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor. Sadri Alışık. kardeş. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi.. dilin valsidir. bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. tava aynı tava. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. en hassas teli. Ağzımıza en güzel meyve dokunur.. meşrubatları. hangimizi zevkten delirtmez. çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. üstüne önce. bize neşenin. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler.blogspot. turunç ve ayva. dondurulmuş bir trajedi. McDonald's köftesi gibi. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. şeker aynı şeker. yüzlerce manken. bir korsan bayrağı yapmak istersem.hilmeden. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın. diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur. hamur aynı hamur.. Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu. tadını. tutkusunu. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı.. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama. şaşırtıcı güzellikte. henüz insanlık yüce. bağırarak. kutsal bir makam vermedi. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. ya tuzlu. yağ aynı yağ. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. ağrısız. bize akraba. ruhsuz. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın.. uğursuz. Dalında yarılırken çatırtısı narın. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder.com 187 . kızılcık. tadı dürüst. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir. ağabey. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. bedenler. Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar. vişne. biri tuz. Reha Muhtar. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır. Dokunmanın en ince. aşkın. Hayat öyle renksizleşti ki. karton yüzlü şeyler olup. Tansu Çiller. bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. hurmanın resmini yaparım! Sonra. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor. ya şekerli! Oysa. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. ama. su aynı su. Tadı tiz. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır.. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. Mesut Yılmaz. neşesiz. bulaşıyorlar. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava. dudağımıza. acımasız bize öğreten.

. İçimden bir ses. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. dudaklarımız kamaşmıyor tadından. arabaların altına. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. eriği bulmanın heyecanıyla. enseme vurur. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. beynimiz çatlıyor. bu o erik mi diye kaldırıp. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. bacaklarımın arasına aldım. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz.com 188 . İzmarit topladığımı gören olursa. eriğe kıyamam. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. hemen ağacın altında kasalanır. upuzun yolun adımlarını karıştırır. Beni de. Yerden onu alırken görürler diye. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler. kıstırılmış. Eriği. dokunamadım. yumuşak. Bana vuran adam da uzaklaştı. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. uğursuz tatlarla. memleketi Rize'ye. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. çiğneyecek. bir gün büyürsünüz. ateşli.. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur. bahçelerin. Gül yüzlü. Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. çocukluğumuzun o savurgan. Gözüm hâlâ o erikte.. paketlenir. biraz ortadan sürün. Bu yüzden. size bir tek kez. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah. bir iki. yakarıştan başka ne vardır. "Bırak lan o pis şeyi!". Mersin'in. Akdeniz'in. sımsıcak! O bir dişilik tadında. \ 381 http://genclikcephesi. kızılcık bir dudağı bize önce. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar." Kâbemiz. İzmaritleri kiliseye teslim ettim. nar. çocuk kalbinin rüyası-dır. beynimiz kamaşıyor! Ah. ben onlara gösterebiliyor muyum. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. öbür taraftan sürün. korktum. ne olur. hızlarından ödüm kopuyor.blogspot. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. Bu yüzden. içinde bir tane.öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık. bilmiyorum. kiraz. bir tekme atar. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim.. çünkü oraya oturulmaz. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. Şövalyenin zırhı pembe. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. deşince çocukluğumu. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde. coşturan. Bu kokulu bahçede. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. bülbül sözlü. böyle taşkın olmayı. Arabalar çiğnedi. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. tekerlek izlerinden. Ezmeyin eriği. Gitti. ince çiçekli. Türk ırkı dokunmadan. Derken. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar. Eriği. soylu. kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur. O erik! Kafama ani bir tokat indi. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. baktım. derimizin nabzını düzenleyen. yaşlanmaz. "Ben size gösteririm" dedi. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları. dudaklarımız tadından çatlamıyor. nereden öğrendim. Ama. kalbimde. ilkokul. ormanların. bir müddet sallandım. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. beni dinleyen olmadı. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. irice erik gördüm. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. dünya nimetleridir. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. çölde duadan. Ancak.

Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum. bu sade. Ben. sakin. Ancak. Şimdi. büyük kalabalıkların onu tutması. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. İtalyan orta sınıfının sade. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz. acılarını. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. küçük hanımefendi! Burada.. hayatın lezzetini. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. hepsi bu ülkenin çocukları. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. hareketli. Demirel'in Ilksan. usûl usûl yaşlanırken. Tanrı'nın kolları gibidir. ilahiler söyleyen. ama. yani.. Mecalsiz kalbi. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin. suç hâlâ. Birinci aşama tamamlandı. şehitlerimiz için mevlitler okuyan. sakin besini makarnadır. ülkemizdeki suçların zenginliği. Parti. o gün bugün. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. beyaz. Tanrı'nın meyvelerine. yaşayabilmesi için. Bir suçun. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli.com 189 . yıkıcı. İtalyan mafyası. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin. DYP ve http://genclikcephesi. itilmiş. Kardeşlerimin dudakları. bu. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. Refah'm akbil. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur. demokrasiye. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. en tatlı sırlar hâlâ bende. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. çakal gibi çullanırken.blogspot. o gün bugün kodeslerde çürümekte. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. çünkü artık ekmek. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım. nereden kestin yolumu! Biliyorum. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. beni de hapislerde çürütecek. Değil parmak izlerini. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. turuncu elbiseli. makarnanın çorak kültürel ortamından. çalınıp. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. Çünkü suçun da bir sınırı. benimsemesi gerekir. hacmi vardır. Mesela. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. yapış yapış. soslarını. yorgun sesine rağmen. Ah. ikinci aşamadayız. Onlar için umutsuz bir savaş. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. en ürkek kuşların.. isyancı yanımla. CHP'nin İSKİ.\\ Koparılıp. ballanmış Trabzon hurması. en cılız yıldızların.

merkez sağ. işadamının elinden alan politikacı. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil. fidyeciler. güvenlik rolünü oynar. benzer manyak sosyologların. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. (Ünlü işadamları. yardımcı. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. Bu da doğru.com 190 . müjdeyle bekler. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. legal şirketler kurup. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken. mağaza soyguncuları. ortak. Ulus-devlet." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. Çeki. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası. Doğru. çakallarla kapitalistlerin birliğidir. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları).. Büyük loknlaları bir defada hızlı. kaplan gibi hayvanların bugüne değin. halkı oy davarı haline getirip.. aynı yoksul garsonun. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla.. ayı. Bunun en güzel örneği. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. merkeze toplanma. işte bu ulusal birliktir. en çok ağızlarının içine bakarlar. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. Türkçe meali: Herkes herkesin . diğeri klasik sömürüsüne devam eder.ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. işadamının egemenlik sahası içindedir. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar.ötüne koyayım. ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır. vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş.blogspot. iş dünyamız için güven verdi. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi.. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır. cinnet getirmiş.. Banka. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir.. Çünkü. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da . İkinci iddia. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları. Biri koruma. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla. gazetelerde. bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla.. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak. Basın tarihimizde bir tek gün. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. çıldırmış. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. sel felaketini büyük bir umutla. hızla toplumun en üstüne çıkıp. Bir yoksul garsonun. Ancak. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir. depremi. Bir de cins psikiyatrlar vardı. çünkü ertesi gün. hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ.) http://genclikcephesi. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı..ötüne koyduğuna göre.

cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. başkaldıran. cafelere. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. ukala.. Şimdi. evcil. abla. pencerenin. almayalım mı. avantür bir suçluyu. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. Henüz yirmi yıl önce. özgürlüğe. isyancı olan çakallardır. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. Yalvarırlardı. kuruntularını. Ve sonunda. yeni tanıştığımız insan. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. Ağlarlardı boyunları bükük. Bilmiş. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. böyle memleket olur mu. tekstil atelyelerine doluştular. muhafazakâr. yani burjuvayı tokatlayıp. teyze. Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. kuşak dayanışması. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. makarnacılarımız artık solculardır. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar. alalım mı. geveze. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. geri kalmıştı. okulda. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. şekere saldırmaktır! Yani. Çalıp kaçan memnun. umumi helada. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara. Bu denli vıdı vıdı. Şimdi.. evcil. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var. pişmanlıklarını.blogspot. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. kovalamacüık oynayan.com 191 . gerçekliğin dilinden konuşuyor. şöhret oluyorlar. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. Çakallar. barda. polis arabaları da mükemmel. Allah razı olsun derlerdi. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. tekke solcusu. sokağa ve hayata çağırdı. toz toprak içindeydi. avantür suçlular milletvekili oldu. İnsan hakları gibi. içler acısı. komşuda. siyasi zekânın. bizde laf boldu. üçüncü dünya ülkesiydi. Çakalların. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. usulca birbirlerini süzer dikkatli. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. bohça gibi elbiseleriyle. amca. Hırsız-larmki de mükemmel. kısır. kahvede. daldaşşak lafa giriyor. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. Türk solu. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. Şimdi. Sol bunun şiirlerini yazdı. aslında. Türk solu da. boyası dökük. çakalların. durdu. değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz. arkasındaki polis de memnun. ölmüş. evde kalmış can sıkıntılarını. Bugün. Basit bir çakalı. yırtık. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor. gerçek siyaset yapıyor. soyut bir özgürlük konuşan. Bu kadınları. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. şimdi. http://genclikcephesi. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. yamalı. kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. Şimdi. 387 yalvaranlar.Suçluların. masaya oturur oturmaz. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. radikalizm. O ülke. Gerçek o ki. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. banka soyarken. Daha iki gün dolmadı. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. tek bireyi kalmamıştır. ürkütü-386 yordu. Aksine.

Fak. babasını üzüntüden öldürür.Oturmak için bir masaya.blogspot. ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. soyluluk unvanıdır. bacakları. Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor. Yurdum insanının karakterini. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. anneyi. Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak. KOYUNOGLU: 19. KONANÇ: Dedeleri. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım. Mecnun..Ü. kitapla değiştirmek mümkün değildir. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor. kitapla bu aşkı anlayamazsınız. hem de babası. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup. Umumiyetle geyik av-larmış. sinirden. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle. vurup. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş. niçin küskünüz. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor. övünülür. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. Neye kızgınız. yorumlayamamıştır. http://genclikcephesi. Bu zat. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. milletvekilleri değil. kaşık. sende mi adam oldun?" demiş. her dediğini yaptıran. Mecnun da. hem annesi. dergisinden aldım. incecik kuşkonmaz yüzlü. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı. Leyla'nın güzelliği de neymiş. gözyaşından. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. davranışlarını. Anlatıldığına göre memur. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. çölde tek başına öldürür. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış.. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini. sevdiği kızı... kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. Biz falancıoğullarmdanız. soyadları.. Geleneksel toplumlarda.. biz yazarların inmesi lazım. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta. sevgiliyi. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar. 388 Yüzyıllardır halkımız. hem en kalabalık mekânları seçeriz. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken. Edeb. duygularını şekillendirmede. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. hem de oturur oturmaz. çok şey öğrendim. Çevrede kaşıkçı. hem Leyla. geride bıraktığı. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi. babayı düşünmez.. Çöllerde kendini yiyip bitirir. kollan. Leyla'yı yüzüstü bırakır. Sine-i millete. Bakın. Başta ben. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış. neden bir şeyleri sevmiyoruz. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. yeni gelene de. Neymiş efendim. annesini. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta.com 192 . delirtir kendini!.

aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım. Bir yolcu. beğenmiş koymuştur. söyleyemem". dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu. Senin kuştan farkın yok. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş.. geniş ve çok kültürlü bir insan. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin. Nüfus memuru köye geldiğinde. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler..*anlayan anlamına gelir. telefon numarasını bırakmış. Sanki bir kuş gibi uçuyordun." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. sezgisi kuvvetli demektir. benimle tanışmak istiyormuş. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj. Babamın kendisi seçmiş. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım. TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş.. Her şeyi çabuk sezen. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. büyüdüğüm şehirden. Temelli buradayım. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. Nüfus memuru. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. benim memleketim.blogspot.. dedem de kabul etmiş. dedim. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı. neden doğduğum. ne lakaptır. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. Sezik. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok. ileri derecede Türkçe biliyor. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. nüfus memuru listeden seçip vermiş. Yukımo'yla tanıştık. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor. biri Demirci'den sonra ikinci adam.. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım. Derken.. "Orası. VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş. işte böyle. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş. burada var oldum" demiş. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. Trabzon'dan bir davet almıyorum. O zaman dedem "buradayım" demiş." Neyse. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş. Komutam bir gün der ki. sebebi ne" diye sormuş. ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış. "Amca seni hep burada görüyorum. ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum..com 193 . Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni. o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel." ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. Japonya üzerine çok şey öğrendim. açarmış. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. ne kadar mutlu oldum. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş. yorgunluğumu bahane edip. Yazılarımı okuyor.

yazı. tiyatrolar. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. gelişigüzel yazı yazabilmesi. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. paneller. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. bakanlıklar yaptılar. tartışmak mümkün değildir. dergi ve kültür. diye endişeli tartışmalar yaptılar! . projeyle. yani. Patronun yüzünü. 70'li. j Aynen öyle oldu. kültüre. makineye girdiğini. çünkü büyük holdingler. sıcaklığını görüp. siyasi karşı bir tezle. dediler. Gazete. bilinçle. önüne gelen herkesin. yazı yazmayı bilsin bilmesin. tam tersi olmuş. konuşarak tartışarak. büyük gazeteler var. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. Batı'nm tekniğini alalım. yazı. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. tartışmaya. kâğıt. 90'lı yıllarda değil patron. hiçbirinde yolsuzluk. Bugünden baktığımızda. elinden maaş alan ins. Yazar. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. tiraj düşerdi. yazı bitmiş. 80'li yıllarda muhasebeden. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. mitingler vardı. artık. yazıya. Bunun modern anlamı. diğeri de gelir. Velhasıl cenabet insanların. yazı nın ruhuna vakıf olmadan. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. Kâğıt.. ahlâki bir direniş.Modern toplumda yazarlığın.com 194 . insanoğlunun bu en büyük meşalesi. bilinç. romana. ahlâk gelmedi. gazeteye. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir.blogspot. bunu halka yaymasından korktular. toplumların önünü açmıştır. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk. gazeteye. artık tarihe karışmış. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. Bu hüsran. tiyatroya. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. her tartışma programında vardılar. Ve üstüne. sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. buna rağmen otuz bin oy alamadılar. usta-çırak terbiyesi almadan. ftın boynu büküktür. büyük promosyonlar var! Yazıya. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. matbuat. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. hırsızlık yoktu.. halkın hem otoriteden korkusunu. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. Oysa. http://genclikcephesi. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar.alıkları. düşünceyle. Şimdi yazarlar yok. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. geride kalan 35 milyonluk seçmen. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. dergiye. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek. ona karşı gelmesi zordur. yazının insan elinden çıkıp. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. matbuatın varoluşu. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor. abdestsiz. edebiyatla. bizim ahlağımızla birleştirelim. meydanlara fırlamıştır. matbaa geldi. kültür. aydınlar. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. önce "anlağını" getirmeliydik. birini aldık mı. ahlâklı büyük yazarlar vardı. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. halkevleri.

şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. götürdük. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı. okulda komünist hocalar varmış. Birkaç dakika sustu. matbaaya adım atmadan önce. böcek yok. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı. önce ben güldüm. toplumu dönüştürmek isteyenler. Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. sonra.". Okul açmak için. Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu. makineleri. dedim. cambazlar gelir. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi.com 195 .. "Bizim köyde anlatıyorlar. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu... çağırmazsa varma gönül. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır. dedi. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. Dururken. ağaç yok. insana saygı. Bir kasabaya okul açmak için gider. genç bir delikanlı el kaldırdı. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu.. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş. İyi düşün. tanıyamadım ağabey. aynı yollara. dedi. arkadan inip ön camın önüne geldi. "Ağabey. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. kasaba kasaba dolaşır. 17. peki bir komünist görmek ister misin. görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. Batı'ya geri gönderin. Anadolu'nun tam ortasmdadır. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst.. Melih Aşık gibi samimi. Serdar Turgut gibi yılışık. aldık. diye. dedi.. yoksul Anadolu'nun tam göbeği..aydınlarımız tam tersini düşünmüş. dedi. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. yalnız tekniği alalım demişlerdi. Duygu Asena gibi cahil. iyice bak bize. ve sonra: "Komünist geldi. Seçimlerde kime oy verdin. bir gazeteye muhabir olmadan önce. kasabalarda halktan insanlar. işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. Onu aldığımız yerde ot yok. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. dedim. sonra. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. hukuka saygı. gidek. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz. ben önde. görmek isteyenler. Bir-iki dakika düşündü.." Tuncay da ben de güldük. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe. Karayağız. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim. Köylü delikanlı geride kaldı. köylü delikanlı. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. Yolda.blogspot. topluma saygı. Aşık Veysel mi. halk ozanıdır. aşıktır. o. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim. her şeyden önce. ağabey şurada duralım. havada eline vurdum. komünist nasıl oluyormuş. anlağını isteyin. sonuç hüsrandır! Rotatifleri.!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar. bilgisayarları. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. dedim.. "çak" deyip. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı. gülüşürken ayrıldık.

Genç bir tilki. tarihe karıştılar. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için. traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. bu boku yemeyin. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. yabani ot gibi görülür..com 196 . örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. Yavşan bozkırı. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce. Tilki. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek. Aslında hardal daha çok para eder. çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor. Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş.. boku. yüzlerce fare istila etmiş. bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran.. Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi. fare istilası önlenemiyor. bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen.. soğukta taşla-şıp. Her seçim. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. diye. geven. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır. fareler tarlaları kelleştirmiş. Yine canı yanar. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken. \ Yemyeşil bahar. çalışmıyoruz! Yol uzuyor. seni sevmezse. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler. Ancak. beyaz mermer taşın üstüne koyup. bağlanıp da durmadı bu toprakta.blogspot.Ne ulaşılmaz. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. göbek atan sağcı. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş. ama buralarda sanayisi yok. O boku yemeyin. öyle yedirecekler bu köylülere. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor. bağlanıp da durma gönül.. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu. Köylüler arasında anlatılır. Aydınlar. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel.. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. sorar: "Babacığım. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. it gevene bir kere sıçar. diye. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler... köylü tohumu atıp kaçmış. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand. Hikmet Birand ağlarcasma. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. her boku yemeyin. ya da en etkili yöntem.

. pudra pudra lekelere. dünyaca ünlü yazar. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı. bir eşek nasıl böyle dövülür.. yol sonsuza dek uzuyor. yüzbinlerce küçük otu. anne kuzusu çocukların . Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz. Sopayı eşeğe indirdikçe. Tanrı. zincire vurulmuş. su üstüne çıkıp yüzecek.com 197 . Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz. İlgaz. derisi dökülmüş. milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta.. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim.. Bir daha bakalım.. eşek ağlıyor. tohumlar tombulla-şacak.. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. böceğiyle. cinsel organlarımız. kuru çalı dikenleri önüne katacak. kabartıp. kitap. tukur kuru toprakta. bulutların yaygarası. Ve birazdan yağmur dinecek. cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası.. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz. Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı. lüzumsuz her http://genclikcephesi. Kaçkar. Elias Canetti. dünkü sopadan daha kalındır organı. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük. şu incecik otların yanıbaşma. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. diye kendi kendini yer.Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. o gece uyuyamıyor.blogspot. çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım. Sabah erkenden kalkıp... iki küçük serçe. çıplak dağ-/ ların toprağı.. Erciyes. 399 . bir deri bir kemik. aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için.. Uludağ. yazı. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu.ötüne cop sokmayı. Aşık Veysel söylüyor. artık acımadım ona" der. Ya da sür. onların eşeği. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. simli kanadı. eşeğin peşine düşer. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak. karikatür çizmeyelim. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe.. kafesteki canavarlar gibi. zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp. öyle sıcak ki toprağın üstü. gazeteler. halk gülüyormuş. Şu incecik yapraklı dergiler. sıkıntılı kuru sıcağı. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. Şu cümbüşlü yağmuru. Bura da... bizlerin ise güneşidir. Öyle kurak. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi.. rüzgârda kırılırken. cip cip diye başlayan yağmur taneleri. çamaşır sıkar gibi bulutların.. minik çukura gömülecek. ince ince yağmurun sesini görmeden. Birden. göklerin suyunu sıkacak! Takır. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. toz toz.. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim. taşı. Elias Canetti. kelebeğin pırıltılı. Çiçeklenmeden. eğleniyorlarmış. gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay. "Sopadan kalın organını görünce. ihtişamıyla. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış. kopartalım. bir de biz sıçalım Tuncay!. Fazla da üzmeyelim kendimizi. zavallı. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları.iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik.. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp. Toroslar.

bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. yetimlerin. açların. halkın kaderiyle oynayarak giderirler.) Ülkenin kaderiyle. diyorlar! Kâğıt.com 198 .) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış. sözünü. Sırp televizyonunun komik şovmenleri. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. hiç kâğıt oyunu oynamazdı.blogspot. tek bir partiye. şeref israfçısı. hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde.yerde. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine. "Devletin teminatıyız" gibi. akşam. insan hakları. sabah. bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. hırsızları genel müdür. gencecik çocukların. istikbalini. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. şeref orospusu. top. hırsızlara kol kanat germeden. Kafkasya'ya. bilardo. bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden. gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için. her konuda kullanan. partisini. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi. lafını ettikçe. Adriyatik'ten Çin Denizi. gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. öksüzlerin. sivilleri coplatmadan. bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan. yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir. vs. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip. şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız". ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. Balkanlar'a. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler.

medeniyetten korkmadan. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker. yazlığını. polis. evini. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. 19 yıl ceza alıyorlar. kovup. holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. "Halk yığınları. ya da devlet memuru. demokrasiden halkı. Manisa ve Göktepe davalarında. insanlara. derin devletin. http://genclikcephesi.. hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. ahlâk. biz. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz. herkesin ben ahlâklıyım. ben memleketi çok severim demeden.. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. savunma hakkına saygı gösteren. dediklerinde." Üstelik bugün durum değişti. halkın oyunu alıp. Demirel'in. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde. mutlu musunuz. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür". üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. medyanın. ülkemizde özerk..korkmadan." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. kurama güvenmeden." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". politik çıkarları gereği. burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. her Allah'ın günü ben vatan satmam. Susurluk'un. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor..ker de döndürür..blogspot. aydına.tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi. ama vardır. yine de bizi eziyorsunuz. ben namusluyum.. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz. bununla dahi yetinmeyip. ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç. çocuklara. milli menfaat gibi palavralara rağmen.com 199 . ibneye. hem onların paralarını biz verelim. namus. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. MİT'in icadı garip. bahara.) Mahkemeye saygı gösteren. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. insandan korkmadan. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde. Halka. halk yığınlarının oylarım yok eder. arabasını. "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? . Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür. bir gün olsun.

kırk yılm üstünde yazı yazmıştır.. düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler.. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak. bir işe yaramamak. dünya. hakkı. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. çok yaşamış. "kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır. arabaları. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. Köy yiğitleriydi.. Diyalogun sonunda. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü. oturma. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. arkadaş.. adap. daireler^ olan zengin gençleri gördüler. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e. değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. Tarihçiler.. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar.blogspot. onlarda kuru inanç vardı. bir taşa korum. kafa yapısı. çocuk. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor. ölünceye dek bol keseden namus.Yüzlerine bir an olsun baktığınızda. Çankırı. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak. Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi. Ancak. Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı.. meclise girince.com 200 . Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde. insan hayata bir kere gelir. Çorum. Aklımız hakim olursa. namusu. Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi.. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla... bol/keseden "maneviyat". o korkunç vebali. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır. bazı tarihçiler de. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar.. Tokat.. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu." Vatan gazetesi yazarı." 68'liler.. bu sükûnet. hayat. ahlâk sattılar. üslup. Saban-cı'da para onlarda ahlâk.. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi. bol keseden "idealizm" vardı.. yoksulluklarını. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. macera. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. vatan vardı. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim. fikirleri. neşe.. mesut değilsiniz. Yozgat. projeleri. leventlerdi bunlar. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam. şekil. sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler.. Ancak. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza. http://genclikcephesi. insan.. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır. Saban-cı'da para. milli ahlâkları vardı.

ona bu kendini geliştirme. kendisi. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın. ucuzundan. ülkesi.iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. büyük. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi. insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!. basitinden. ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk.. en ucuz. siyaseti işgal edip.404 405 Çavuş Medroso. ülkesi. kutsal... velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. bulamayınca da. bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. Tokat'ta. ahlâk. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde. cellatlık da olsa. proje. Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini. Önceki gün Özal'ı. zekâ. bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der. çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. hangi delikte olurlarsa olsunlar. dün Refah'ın. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev.. dünyanın anlamım. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. dün Fazilet'i. iktisadi. önce kendine inandırması. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki. Çakallar.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar.com 201 . bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı. medyası. vatan. Çankırı'da. bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır. bu orospu. Önceki gün Özal'm. zihinsel.. dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. düşünsel. zenginlik. olmayan namusu. en basit kendini gösterme. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu.. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. Ve "Kendim kurban olmaktansa. battallar. onurun. Burada bekliyoruz. namus. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak. olmayan ahlâkla. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. çaresiz. hayata gelişini. kendini önemli sayma yollarının en yaygını.. vatanı.. vatanı. kendini topluma ispatlama. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya". hangi köyde. anlağın. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. halk kitlelerini Çorum'da. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel. olmayan şerefi. kurusundan. bunun ötesinde. anasını . modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece.blogspot.. Çünkü... yüz üniversite. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. kendisini... o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . Yoksul.. basit hayatlarını. kısır. girişimcilik. barbarlar şehri.

büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. adı: Turing Kulüp. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. Bursa olmak üzere. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. Beyaz Köşk. rakı içmek. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. Kölelerine talimatlar veren. onun ruhuna girmek. Başta İstanbul. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. pudralı resmine iyice bakın. Şimendifer. sarı köşklerde parasını verip.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. şair mi. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki." Yani. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese.blogspot. yeraltı saraylarının. Yeşil Sera. kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. Pembe Sera. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. kahve içmek. tembel. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı. katışıksız bir Türk büyüğü. burnu neden büyük... vapur gibi http://genclikcephesi. Yahya Kemal'in şiirlerinden. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş. Amerikan filmlerinde eskiden. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. kralları. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. Bir defasında. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. nadir. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var. Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur.. havai bir zevk düşkünü. İstanbul'a sarılmak.com 202 . neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. Kaynağı bilinmeyen bir servetle. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. Dizlerine kapanmalıyım. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş. İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. kırbaçlarla dövüyor ki. Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam. uyuşuk. bu büyük açıklamayı. Eski zamanların. Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. Sarı Köşk. tir tir titriyoruz. kolonya dökülürken berberinde yapmıştı. utancımızdan. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. Pembe. müzisyen mi. soylu kılıcıyla savaş veren. pembe.

Çamlıca köşk. otomobillerden çoktur. yeni bir düzene kavuşturularak. Yasada iki istisna vardır. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. Kulüp aslında. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. diğeri Türk Hava Kurumu. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. yağsız. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı. Başardılar da. kulüp. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır. onbinlerce insan. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. tüpgaz kuyruklarında. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. sefa sürüyor beyler. 411 Ve biz yoksul halk. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. gülünç. tüpgazsız bir hayat yaşarken. Atlı Spor Kulübü. mirasın içine eden. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. http://genclikcephesi. Bir basit dernek. briç oy nuyor. nasıl olduysa. maliye bakanlığına gitmesi gereken. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. Turing Kulüp. Çelik Gülersoy. biri Türkiye Kızılay Derneği. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. imtiyazlı bir duruma yükselir. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. kahve höpürdetiyor. Saray köşk. Turing Kulübü. medyanın büyük katkısıyla. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. "halktan" iğrenmeyi. Onlar gibi istanbul sevdalısı. çizgisini öğretmeye koyuldular. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. hiçbir kimse veya organ. müziğin. pembe köşk. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. Hazineye. atlı arabaların hayvanları öldükçe. bir nevi araç pasaportu. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. ancak. hayvanlar ölecek. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip. 410 Ancak. yazısını. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. Kendi ifadesiyle. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. ananın mı köşk. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı.blogspot. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. bir de. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. mecliste dahi yakacak yakıtı. benzinsiz. halkmış gibi. 1981 yılında bir milyar liradır. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. bunu başarır. boş. Ampul.com 203 . 70'li yıllardan sonra. Ancak. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. Devlet.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. otomobiller çoğalacak.

Içoğlu. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış. dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. pembe. şekli. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları. Cumhuriyet gazetesinde. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. Maliye Bakanlığı. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. pembeye boyanıp. Tahsiline destek olur. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. Kim söylüyor bunları. Gümrük Tekel Bakanlığı.blogspot. tarihsel yanlışlarla. Yine. renkli sarayların dıştan albenili sarı. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. süse ve dekoratif görüntüye. usta ve büyük romantik çizeri. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. dışı uyumsuz. bu paralar nereye gidiyor.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. laf arasında. köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. değişen bir şey olmamıştır. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan. yolsuzluklar ki. http://genclikcephesi. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. usulsüzlük ki. efendiler içeri. bazı savcılıklar soruşturma açmış. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. meyhanecilik. sonunda. ayaktakımı. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. lokantacılık. sarıya. fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum. Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. avam. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. turizme. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak. burası Türkiye. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. şeması değiştirilmiş. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. Artık." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil.com 204 . çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı. ki. ne kadarı kayboldu kimse bilmez. Gülersoy. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak.

Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra. Anılarında anlatıyor. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. yine İstanbul. halktan tiksinecek.Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. yabancı seyyahlar. Ümraniye'de. Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. İstanbul'u çok seviyoruz. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. Hepsi. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. istanbul'un yağmalanması suçunu. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. kahraman. Bunlarda hakim olan unsur. İstanbul mahvoluyor dendikçe. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır. Hacivat. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş. yeni bir devletin arması olamaz. coşkulu.tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi. yoksul halkın üstüne atacaklar. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. mimariden kopuk. Türk Hava Kurumu'nun. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak.. Atatürk hiçbirini beğenmez. mahvediyor.. Metin And'm kitabına bakarsak." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip. Ve de aydınlarımız. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. Cici beyefendiler. Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. hem de. Ha civat aydını temsil edermiş. Türk devletinin bir arması yoktur.com 205 . Ve Afet İnan. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. Sultanbeyli'de. kurtarıcı. Dışarıdan gelen halk. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. beyefendi!.. renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi. bir gün. fedakâr. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski. hem halkın parasıyla dernek kuracak. istanbul'un Kumkapı'sı. bir zamanlar . hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları. hem de. çağdaş.blogspot.. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. hem tarihten. büyük "kafalar". yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. artık bir devlet armamız var. Ressamlar.

tiksinip. Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. Meşrutiyet. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. Projesi olan insan modern insandır. Karagöz'ün. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. güzel konuşmayı. halkımız. modayı. halkın zaferi. paniğe kapılır olmuş. Karagöz'ün oyun süresi içinde. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. hem Karagöz'den. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. Karagöz'ün her oyunda.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır.yimi. muaşereti vb. tekniği. Sonra ne oluyorsa. ve sosyal düzenleyicidir. Avrupa'dan getirilen müzikaller. Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. kafasına vura vura ona nezaket. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa. karşı tarafı zora sokar. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. oyunun sonunu bekleyemez. yakın tarihimizde. bir fon kurarak. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz. bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık.. halkımız biraz bekleyebilse. beğenmiyor. ancak öyle sabırsız ki. Karagöz. bozuk laflar söyleyip. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje). Karagöz perdeye çıkıp. 416 1830'lu yıllardan sonra. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister.. hem de kendinden utanır olmuş. canı çektiği gibi eleştirip. Ancak. karşı çıkışları beğenmez. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir. Bir söz cambazlığı. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. Zaten Karagöz. anında cevap vermesini. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. Espriler iç kazık gibi. http://genclikcephesi. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. tiyatroların yanında. Ve. bu mizah dergilerinin adı olur.Ve bir zaman sonra.. Karagöz'ün ba sitliği. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp. Ve işte konuşacak. burun büker oldu. sarayda bir yer açıp. o an. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. bu sıradan. 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. beceriksizlikleri sergilediğinde. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. saygı. oyunun başında aşağılanmasından sonra.blogspot.com 206 . halk. neredeyse tüm hayvan isimleri. Hacivat'ı mat edeceği kesin. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. halkımız. çaresiz bulursa da buna aldırmaz. toplumda yenilik hareketleri başlayıp. kendi ruhundan silkinir gibi. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır.. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. ister olmuş.

siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim.com 207 . darbeler. Karagöz. projesi yoktur. savaş.blogspot. Karagöz terk etti bizi. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. Paşam. Türk Ocağı'nda oynatır. neden bilim yapamıyoruz. Çünkü Karagöz konuşmaları. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. iç savaşlar. Türkçeyi güzel söylesin. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. Yakın tarihimizde. Adam gibi konuşsun kardeşim. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. ayaklanmalar. halkın milli zaferi gibi merak edip. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar.) Bu hürriyet ortamına rağmen. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. küfür etmesin. milli folklora düşkün halkçı. "şanslar" ve "tesadüflerdir". Aziz Ne-sinler dahi. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. Davaroğlan.Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. O gün. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. Şaşırtıcı olan. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. açlık. Girit. konuyu işlemeye çalışır. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. birileri incelesin" diyor. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. sosyalist. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. diriltmeye karar verir. düşmanları yeniyor. Türkçülük. cinsel şakalar yapmasın. ya da adaleli sağlıyor. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. Bunun yazarı kimdir. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. hayata karşı. Kemal Sunal'm kendisine de sordum. mizah dergilerinin kapağında. Karagöz'ün tam tersi. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. ne biri Karagöz. derler. güler. Derin bir korkuyla sinmiş. deyip. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi. tarihe gömdüler onu. "karşı bir atağı" yoktur. kötüyü yenmek için. İslamcılık. Bunu. Kıbrıs. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel. ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. cumhuriyet. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. mülayim. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. ancak tadını alamaz. TRT deki. ileri bir hamlesi. Karagöz eski Karagöz değildir. Yani. yahu hiç olmaz. kendine güveni "utanca" dönüşmüş. bugün. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. der. Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu. Anlaşılır ki. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık.

küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar. Kemal Sunal tezinde. karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda. sendika. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz. Hayatımıza bakalım.Yani Şaban. kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. kaldırım.. para. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. ya da acı. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban.. çeviri filmler. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi. öyle aptal bir anarşist ki.blogspot. Batı'dan hocalar getirdik. medya. Bilim. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. bir yığın düzenlenmiş gariplikler. Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz. Mesela. savaş dolu hayata karşı. Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları.com 208 . aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. adam diyor ki. ikna oldum. akademi. puştluğuna imanı sarsılmıyor. bir şansa götürüyor. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. belki çıkar. ucuz kurtarıyor. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz. "zekâsıyla" cevap verecek. yani küçük "hırtlıklar". Ciddiye alınmayışı. Doğru. yırttığına. bir şey olmadığına. teknik. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor. küçük puştluklarla yazar olmuş. tesadüflere tuhaf aptallıklara. halısını. Memurum işini bilir. ayağı bir yere takılıyor. bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. emek israf oldu. edebiyat. Ama yine kazanan Şaban oluyor. 1830'lu yıllardan beri halkımız. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. biz tiyatro yapamıyoruz. Bunca. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. şöhret olmaya çalışıyoruz. aynı şekilde. hayali ihracatları. köşeyi döneriz. meclis. şöyle fırlayayım geçerim. konservatuvarlar kurduk. ama. Ne olur ne olmaz. Şaban da. köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı. moda. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. her ne boksa. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık. Kırmızı ışık yanıyor.. gösteririz. kendiliğinden yeniliyor. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. Sanat. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. Şaban bir anarşist. devlete karşı.. fırlıyor. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz. ancak. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. yoksulluk. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. birkaç tane iyi oyunumuz var. annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. "yapamıyoruz". 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık.

Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun. git başka yerde öl!" Yaşayacağız. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere. torpille. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş..!" Annem: "Ahhh canım. Kamer Genc'in zekâsıyla. küreğin üstüne kül koyalım. zehirden de korkuyorum.. Ve ülkemizde. bizim herif evde yok. yani faremiz. YÖK ve kırk televizyon. Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim. külün üstüne yavruları koyalım. Bu korku. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş.. Seda Sayan'ın zekâsı.. ikiyüzyılın korkusudur. Ama tam tersi oluyor. aksine. Israrla talep ettiği bir projesi yok. bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım. heladan helaya kaçarak. başkası giremiyor. tesadüflerle. büyük dolabın altından geliyordu!... oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş. öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların.. birinin helasından kaçıyor. Cem Özer'in zekâsı.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye. sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!". kıyma yavrularına Naciye.." Annem: "Allah canını alsın. öğretmenlerin. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi.. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi. Kosova. şefkate dönüşmüş. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere. İkinci kalitedeki yemekler. beni bulun. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. Konuştukça severiz onu. orta sınıfın önünü açacağına. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu. milli piyangodan. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti. araştırma görevlilerine.. bir karşı tezi yok. başkası giremiyor. yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. kayırmalarla. duydum. SSK kuyruğunda öldüğünde. bana yardım edin!. bu kısır döngü. bunlara kapan mapan işe yaramıyor. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete. bekle!" Acı. Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim. Reha Muhtar'in zekâsı. televizyonlar yanlış yorumluyor.com 209 . YÖK sistemi. Bunu tüm aydınlar. sil baştan. Duygu Asena'nm zekâsı. partisine güveni yok. küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız. Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun. Annem: "Naciye kız. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak.. korkulu. göreceğiz.blogspot. bir sürü yavrusu var. şimdi faremiz son durak.. oradan salyası akan din tacirlerini görünce.. MHP'ye koşmuş. bir küreğin üstüne koy. Naciye: "Duydum. geliyorum. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu. küçük puştluklarla. Apo'nun yakalanması. dur. milli eğitim müfredatı varoldukça. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. kendine. Kardak kayaları değildir. bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar.. sen de duydun mu gece tıkırtıyı". Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş.

sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye. yarın. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. İlhan Selçuk. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. Madrid'deki farelerle. altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. demokrat görünen yazar. Saray. yolları açık olsun! Ben. ağa niye geldin. MHP'nin zaferini kutluyordu. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. Tevfik Bey: "Kara" dedi. şehzadesinin doğumu şerefine. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. eğlendirirdi. zıplayarak.blogspot. alnımın teriyle. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir. Madrid'e bakan bu tepede. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda. Madrid'e saldıracağım!. makaleler yazmaya devam edeceğim. Sultan Mahmud'un köpeği kara. dedi. renkli. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. diye. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. Ancak. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. göt koklayarak hayatımı kazanmadım. Aceleden sarıklar düşüyor. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. Beyaz köpek tavşanı yakaladı. parti olmuş. Abdülaziz. Osmanlı'nın 700. annem gibi. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip. birkaç tas dolusu altın serper. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir. Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. Bir tavşanı kovalıyordu.com 210 . ağalara elden verilmesi karara bağlandı. Sultan. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. seçimin ikinci günü. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. Abdülmecid. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı. Abdülhamid. Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. burada. Franko. el çırpıp. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. altın serpilirken fakirler üstlerini. güreşmesi. saraydan sürgüne gönderilir. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. ben çağırmadım. havuzda şakalaşmasına. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse.. sultanla açık şekilde şakalaşır. Sultan Mahmud. sıçrayarak. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. akıllı. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal. imamın başını oracıkta kestirir. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. dedi.Fareler ülkeyi. tavşanı hangisi yakaladı. başkalarını da eğlendiriyor. yüce. sordu. Sultan Mahmud. Napolyonvari çizme giyer. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. sanatçı. şefkatli. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe.

Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. pencereden yukarı yalvarır. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi. Saraya. Kurulan sofralar iki bine varırdı. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. Serfiraz kapatıldığı köşkte. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. padişahı üzer. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Sultan Mecid'e. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. zavallı kızcağız. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. Naz yapar. http://genclikcephesi. İtalyan. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. Osmanlı padişahları. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. zevkini bozacaksın" diye bağırır. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım. zevk ve safası. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. Ancak. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş. Abdülmecid insaf edip. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar. Bir Fransız üçkâğıtçı. Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı.com 211 . sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi. koca padişaha "çekil git" diye küfreder. manzarayı bozmuştur. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı. Serfiraz: "İstemem. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. aşçı yamağı.blogspot. küfürlerini. Sultan Mecid. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. Türk. modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. Bütün saray kadınları.

şişirip. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder. Bulunmazsa fena kızardı. içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. suyunu emer.blogspot. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. böylece tablayı emip. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. "Nedir bu yük?" der. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. boşaltır. Padişaha da bir ders vermek ister. Tüm bu bilgileri tıpatıp. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz. tabak yetiştirecekti. Fabrika. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek.000 altını beygirlere yükler. Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. Dama Köşkü denilirdi. Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. aklına geleni yerdi. sandalye. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini. Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi. Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir. o da alır. Sadrazam şaşırır. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış. Abdülaziz limon müptelası idi. Yıldız sarayına kâse. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi. Padişah sepet sepet beygirleri görünce. Memur bunları gözden geçirir. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. atar. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı. Abdülaziz ise. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir. Her defa. Sadrazam. bu yüzden bu köşke.com 212 . Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. sıkıp. kızlar havuza girerdi. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir. ihsanı anlayamaz. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi. padişah da şaşırır canı sıkılır. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Cariyelerden birkaçını getirir. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. Sonra nefesi ile şişirir. Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. taklitçiler "onbire on var. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı. 429 Abdülhamid'in masa. birini bitirir 428 diğeri.000 altın der. bir eli ile sıkar.000 altın ihsan eder. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir. 25. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. akşam yaklaşınca. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. gelip geçeni seyreder. tiyatro binasını ahıra çevirip.

Osmanlı tarihinin en şatafatlı.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. Büyüdüklerinde.. penis olmadığı için. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir.. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. Yemekler altın taslarda yenir. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti. su gümüş bardaklarda içilirdi. hem Abdülhamid döneminde. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der. Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi.. onunla eğlenirdi. Aslında bu sağlam delilden. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. kaba zevkleriyle ün yaptı. Girit elden çıkmaya. Avrupa devletlerinden borç alıp. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz. gösterişli. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. yaraları iyileşince. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken. saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun. sultan. Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa. Bu israfa dur diyen. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. dudak. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. Abdülaziz küt zekâsı. sünnet olur. sidiğini içirir Ali Efendi'ye. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder. hadım edilirdi. Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa. mühürlenir ve saklama odasında. Abdülmecid: . 15 yıl tahtta kaldı. Sultanhamid. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer.. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye.blogspot. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi.Evet dört kadın alırız. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. İki takım olurlar. Padişah. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. Hem Abdülmecid. üçüncüsünü . padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. padişahın huzurunda. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. öpüş. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı. yüzü siyaha boyanır. Padişahtan harem saklanmazdı. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. o. saklanırdı. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar.com 213 . bir defasında. lüks saraylarını yaptırttı. hayvani ihtirasları. Ali Efendi havuza atılır. karşı karşıya geçer. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların. "Getirin şunun elbiselerini.

Türk anayasasının babasıdır. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir". her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. peygamberlerin. Taif zindanına gönderir. Bilmeceyi sormadan önce. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum.. gücümüz olmadı. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür. Ya bunu bilicen. bu saltanata başkal-dıranlardan. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır.başladı. başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. Biz. fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. öldürüldü diyenler. II. el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin.. saltanatın bitmeyen sefasını. Sevdiğim kızı. bilmeceler sorardık. Trakya. Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. kasaba kalmadı. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. kabuğunu elimiz yanarak soyar. meclis salonlarında. biz dediği. çirkin sorular koydu ki.. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken. makası bizzat islediği. derdim. ya bunu bilicem. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi. İntihar etti diyenler. yanına önce kimi alırsın. İntihar etmedi. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar.. Ardından gidecek yelkenlimiz. hayatlarında bir gün kira ödememiş. cani. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi. sağ elini makasla kestikten sonra. edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. kapkara olurduk. Ve hayat önümüze öyle derin. berrak. kalkıp tek laf etsenize. Yeryüzündeki kralların. ya bu gece ölecen! Büyüdük. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır. Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. derdik. karmaşık. 1876'da intihar etti. Bugün meclisin. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". İnsanoğlunun çığlıkları. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş. Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. çapulcu. birbirimize sokulur. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp.blogspot. Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. önce onu söylerdik. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar.com 214 . Mithat Paşa'dır. ayağı çıplak.

fasulyeleri. aşktan da kaçıyoruz. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. Çünkü ışığın gücü.. Kahve tiryakileri. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi.:. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. Turşularımıza bakın. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi.. Demlenirdi. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. diye derslerine devam eder. yıldırımı yi435 yor. şimdi. Spinoza. cezveleri. delice bağlılıklar geride kalıyor. Seyyar kahveciler vardı. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları.. sizi rahatsız eder. Bazı beyazlar. sırtlarında taşırdı ocaklarını. şairler. kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. perişan etmenin adı oldu turşu. Allah'tan bulasıca. vahşi korunma duygusuyla. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. Zahmetine. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında. sıcak kahverengi su içiyoruz. mesela. seviniyorum. Bir çocuk oyunu. bedenimize. ışık olduğu halde. Herkes içsin diye. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz. yıldırımın ağaca düşeceğini.. diye sorar. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. Şimdi biz de Fransızlar gibi. Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. Hızla aşkı. Biz. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. o da biliyor.. bizim için kötü müdür. beyazpeynir. bedenim için kötü olan şey nedir. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa. aşk. acısını. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". Modern toplum. gözünüzü kapatırsınız. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil. elbiseleri. gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık.blogspot. sulandırdı bozayı ve çok tutuldu. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. Öyle demeyin. kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz. lahanaları canından bezdirip. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. eski yazarlar. ocakta beklerdi.. Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini.. on gün de güneş gördüler mi. birkaç söz kaldı. dünyanın en büyük fortevitidir. biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz. Şimdi bizler de. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze. kalkanları delik deşik eden hançerlere.) Oysa. biberleri.com 215 . önce sulandırdılar. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil. suyunu. bu bir rekor. Spinoza'ya bir okuyucu. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu. kan davası gibiydi. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. içimizde en süslü kadın. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. panikleyip ağacın altına atıyor kendini. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. yolumuza. Başkaları "üstün yaratık". yalnız Hitler'den değil. kömürleşerek ölüyor. Kahve diye bugün. Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. ba~ 434 lından yenmez. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. imana da. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır.

ayağa kaldıran keskin turşuyla. arkadaş.. yani. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. hayatı ciddiye alacak. çünkü. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. kardeş. adil. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. işime karışmasından. başkasına karşı. fedakârlık bana-nesi'nden. kederin. ağır mı geldi. aslında. Hem ucuz olur. Oysa. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. hem bunu herkes yapıyor. Ne ulan bu. koyuluğunu yitirmiş.canlanıp coşan. dürüst. Yoksa. bugünkü sigara şeklinde değildi. 437 çünkü. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. kavga. kalabalıklaştıkça. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. durup düşünüyorum. en curcu-nalısmdan.blogspot. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. ses-problem çıkartmayanından. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz. turşu sularını da sulandırdık. aile. maddi ve manevi gücümüz yoktur. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. sevişme. ikram edene. ürkmeye mi başladı. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. hem ciddiye almazsınız. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. sıcak süte dönüşmüş. başımıza yük olmamalısından. şöyle uzayalım sokağa. hakiki tadını. ucuzundan. kavga. az az. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. Ucuz çayın sayesinde. diye hayıflanacaksınız. Sü-müksü hayıflanmalar. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. dost. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. türkü. demli. her şeyin tadından birkaç dakika. küçülüp. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. en gürültülüsünden. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. güç. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. tadında bir çay içtiğimizde. gece. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı. bana bulaşmasından. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. her şeyin tadı. sarhoşluk. uzun çubuklarla içilirdi. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. sıcak. bağlılık değeri değil. her şeyi hastalıklı bir itina. içinizdekileri. sokak. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. aşk acısından-şipşağından. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. her şeyi temkin. bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. sevgi sadaka-lısmdan. kıyımları. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük. sabah. derimizi. anne.com 216 . Nargile de öyle. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. sevgili. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. Tütün. nimete. soğuk. hayat. sarı çayı çok seviyoruz. En iyisi. elmayı yemek istemeyişimiz. Tütün dükkânları vardı. en neonlusu. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. damağımızı.

Her türlü hileyi... aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz.. leşini çiğniyor. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. ağzımda diş kalmamıştı. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. mide bulandırıcı. Büyümek. bir ömür böbürlenip hatırlanacak. üzeyim seni. Ve Moğol. aşktan geride kalan ne varsa.com 217 . utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor. paramparça olana kadar dişlerim. kudretimizi artırmak.. daha da kırbaçlıyor. tehlikeli bir boşluk gibi öğretti. Sonra yıkıyoruz. bir iltihap gibi. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı. YA BU GECE ÛLECEN!. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. Yıkmanın tadını. enkazını. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. rüzgâr gibi eser geçer içimden. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim.. http://genclikcephesi. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. Aşk. onları büyütmüş. zehrimizi kustukça. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. ateşli. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. hileli bir oyun kağıdı gibiydi. Herkese yayarsınız. toplumsal alana saldırdım. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor. korkmuşuzdur... Cananı bulduğumda. kudretimiz artmıştır. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır.. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz. vahşi arzularımızı seviyor. ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. bu iğrenç. Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. her gün. Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. kudretimizin eksikliğini. holdinglere. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde.blogspot. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını. Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş.. yalanı. üz beni. güçsüzlüğümü öğrendiğim. dengeli görünmeye çalışan cambaz. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. sınırlarımızı genişletmek için. siyasilere. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş. uçuyor. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. Türk sanat müziği. Sonunda.. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". parçalayıcılığını.

440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi. "Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini. gördüm ki yar benden hoş... Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm. Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. kol. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi. basmayı Fadime'ye verir.Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor. (El. ormana giderler.. (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler. bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur. Şalvar Destanı. ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz. Niyazi'nin. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim... güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür.." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami. Romantizm. bu yana. binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip.blogspot. yarin ayakları sarhoş.. sert yağmurlar yağıyor.. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük.) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana. sonra.. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine. "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü. (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde... (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma.com 218 . Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz.. ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim.. Niyazi.. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği. (Sabahı zor ettikten sonra. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir. http://genclikcephesi. "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura. ilk temaslar. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği. (Birbirlerine sokulmaları. muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna.. Hikâyesi basittir. Fadime'ye gider. seviştik. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu... İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum. Fadime elbiseyi üstüne göre diker. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir.. kâh ısırdım.. Ey sevgili.

. .. "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari.. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur. Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır.(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline. Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp. (Diğer tarafta..... "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin.. "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me.. samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle.. nenesi şüphelenir. "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini.. "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile. yıkanma sahnesi şalvarın. bu kadar sade.. sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir.. (Fadime eve dönünce... "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa.. bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi.. "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi. "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur. Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere.....Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri.. hiçbir düzenbazlık yapmadan.Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni. "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri...... "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi... "Çekdum aldum başından / ...com 219 .. "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden... silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama. "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe. Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını. (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi.. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi. çelik kakma. nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / . (Çerkeş arması..) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi... (Fadime.. "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz. "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun. "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm... (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar. "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda. "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari. "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye...... hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini.... "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri... "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe...blogspot.

kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. babalar. Beyaz kadm tenini. Laz. yaraların en soylusuna. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri. biz yazarları eğitir. su gibi kayalarla. şamatacı. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. haritada gördüğümüz tüm dereleri. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. koltuk. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır.. cinsel samimiyeti öğretir. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. yıpranmış olsak dahi. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş. arzuhalcidir. kudurmuşçasma atar kendini. düğünlerinde.. halı alır da. bu mısralar! Anneler. çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. kelimelerimize asla hilekârca. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır. billur sular işte bu mısralardadır.. üniversitede öğretelim. her çeşit mobilya. en yoksuluna. kelimeleri har vurup harman savurmadan. bilmiş. Sonra çocuklarını. bu mısralar. en acımasız tüm dünya renklerini. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar. En sonra Kastamonulu gelir. neşeli. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet". insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. Gün olur. mıs-ralarımız yok ise. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. sahtekâr renkler veremeyiz. En samimi mısralar. Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur. aradığımız temiz hava. içimizde gizlenmiş en sert. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. tüm halk edebiyatımızda. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın.. pervasız. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken. evlerine her cins. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir. bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. yırtıcı kuşların ölümü gibi. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir.blogspot. "Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır.usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. bu mısralar! Çocukluğumuzda. Rum. Karagöz. kendini.com 220 . kaba göstermeden. filozof. aradığımız insanlık cenneti. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. en karanlık. bu mısralar! Hayatın en utanç. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır. Ermeni. Oyunda. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. Nedense.. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i.. günaha girmeden.

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken. başka sebepler de var. Yurdundan olmuş. tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. bildik bileli burada oturuyoruz. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. bu ürkeklik. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu. ama "devletsiz" yapamayız. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı.. evsiz. sırtından geçinmektedir! Bizler. hâlâ. oysa. onun. Tatarlar. derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş. Çerkesler. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar. barksız. Ya da. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. araştırmacılar. Oysa. devletin değil. Biz. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş. Bunları zaten biliyorsunuz.. Kerküklüler. konu: "Türkiye'de Türkler!". Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük.. köylüler.. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta. dörtyüz atlı geri döneriz. Özbekler. vs. bu yüzden.. biz. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. cümlesini hep sarfetmişler. dört yüz çadır geldik. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon. toprağımızdan. daha çok hak ediyordu.Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi. Kırımlılar. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. bayraksız. yaparız. Kaybolmuş. Enver Paşa. talanları. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir. çaresiz. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. Azerbaycanlılar. askerlerinizi sınırlara yığın. köylülere onlarca soru sorarlar. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. Babası. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. madem birileri "devlet"i hak edecekti. Bizanslılar. kardeşçe. TRTye bir belgesel yapayım dedim. ne sorulursa sorulsun.. Gürcüler. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır. Korku yalnız padişahın. anayurdun işgalini görünce. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. "uçurum" gibi görmek. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. padişahsız. ancak. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında. yağmaları. oluşturuyor.com 226 . bu toprakların üzerinde yaşayan insanların. gelecek sene 30 katrilyon. Balkan muhacirleri. İşlerine gelmedi. çiçeklerimizden. Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon. onlara yazmalarıyla. 80'li yılların ortalarında.. sanılanın çok üstündedir. yoksul. başka bir toprağı yurt edinmiştir.blogspot. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. siz. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur.

Zaten Süleyman Demirel.com 227 . Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır. Çünkü bataklığa dönüşmüş. Amasya elması.. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir. düşüncenin maskesini düşürdü. sonunda bir müşteri çıkar. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır.. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü. dalar gideriz. düşlerin. bu haberi gazetelerden okudum. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!.blogspot. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür. Binbir gece masalları. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. Mutsuz bir aydındı. neşeyle. 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı. Jules Verne de. hattâ... ütopyaların. yere çakılacağız!. mutlulukla. İkincisi Eşber Yağmurdereii. denizleri. dinleri. ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir. tadı kaçmış bu dünyaya. halis muhlis yerli. Ve Borges de. uzun uzun. http://genclikcephesi. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur. Talihin şu cilvesine bakın ki. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı. kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. masalların ağına düşürür. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar.. Çünkü. Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. ne zaman başbaşa kalsamz. önümüzü açtı. gözlerimiz boşluğa asılır. Jurnal kitabı basıldığı gün. yazarların katilidir. tane tane ve hayranlıkla anlatır. hani bazen. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar. o da onur ve kitap delisi.. Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. özel aşk mektuplarını okuyunca. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. Bizi bu paşaların maaşları batırdı". Kütahya pınarları. Macellan da. Cemil Meriç çok güzel bir adamdı. Eşber Yağmurdereli de öyle. ikisi de savurdu beni. sapıklıkla suçladılar. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri.. masalları ve hayalleridir!. geçmişin.. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. bu ülkede iki kör adam tanıdım. bu tarifsiz güzel adamı. binbir gece masallarının hayranıydı. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. Eşber Yağmurdereii. Dünyanın bütün büyük delileri. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. geleceğin. masalı unuttuğumuzda. uçurdu. coşkuyla atıverdi bizi. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. 459 Bu iki. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. çinileri gibi cümleleri. aldatır. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız. limanda battı gemisi. Türkçesi... Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir.. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle. en büyük uzmanı. yoksa kendini öğütür" diyordu. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi. hazla. Fırtınada değil. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor.

hırsız. uluslararası hırsızların. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. Rüyalara aldansaydım. devlet.. tekerleklerin altında ezildi.. devler çok büyüktü ama.. hep bunu yapıyoruz.. hayallerle yürüyor. Adam Kahire'ye gider. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu. Eşber Yağmurdereli. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik.. polise bir iftirada bulunur. yelken direği gibi. ben de babam da. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. çok hazin. açmadı gözlerini. http://genclikcephesi. kaymak söyle. elli değnekten sonra açar gözlerini. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. der.. soylu. mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. boynu her yerde dik. ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. Çölde kaybolanlar "serap" görür. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların... Hazineyi de bulamaz. yılanlar soksa da beynimizi. değil yurtdışı. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır. ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!. çok trajik hikâyelerimiz vardır. hikâyeleri o kadar çok ki. Hırsız.blogspot. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı. binbir gece değil. onurlu bir insan olmak. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini. Hakim bütün macerasını dinler. insanların istediği çok sade. binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. Rumeli türküleri gibi sevdim onu. Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini.. ezilecektir. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan. masalını unutanlar. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi.. tam da adamın evinin bahçesindedir. yani numaradan gözleri kapalı olan. şeker söyle. Oysa Eşber Yağmurde-reli. Ancak.. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. Boynu dik. Masaldaki olağanüstü kahramanlar. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur. hakim. Eşber Yağmurdereli anlattı.. çok küçük bir şeydi. beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı. katillerin. yükünü yıkacak bir kıyı. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. Tarihin tekerlekleri bu masallarla. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış. bal söyle".. Yüzünü seyrettim aylarca... toprağına bağlı! Pasinler Ovası. Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye". soluğu yurtdışında alır. der ki. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. Polis geldiğinde kör numarası yapar. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi. Sakalları ipeksi yelken bezinden.. çoktan Bağdat'a giderdim.. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın. Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!. Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar..Yaşamak için tek bir şansımız vardı..com 228 . Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e.. ben gözümü elli değnekte açtım.

Eşber Yağmurdereli. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. Madem hayal ediyorsun. dördüncü günü.. ben yapamam.. yoksa. İtalya'ya.. avukat ve yazar. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar.. insan hakları. çocuk altına işerse bir türbeye. sonunda dostları tarafından aldatılır. yalanlar. sonra Manş Denizi'ne. sen doğru adamsın. kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar.. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. Bir başka adam gecenin bir vakti. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış." der..blogspot.. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. ömürboyu dostlarına dağıtır. hepsi... adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir. Kimdi bunlar. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye. "Ne iş yapıyorsun?".. Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış. Machbet. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor. açlık grevinin üçüncü. sayıklamalardan.. kör-cahil!". ben de bir şeyler yapmak istiyorum. Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi. çok zengin bir adamdır. Yunan adalarındaki lokantalardan. Halkın içinden insanlar. neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. çünkü Yağmurdereli. dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi.. Mesela Atinalı Timon. ihanet onu delirtir!. bir tur daha atalım. önünü kesmişlerdi. "allı turnanın" ta kendisi. sen doğru adamsın.. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına. bu saatte işten çıkıyorum.. ihanete uğramış. Hamlet. hakim. Machbet. "delirmeye" yüz tutmuşlardır.com 229 .. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı." deyip kayboluyor. Eşber Yağmurdereli. delirmek üzeredir. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan. Latin Amerika'ya. Eşber Yağmurdereli'yi görünce. hakim sorar. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. arkadaşlarının hiç tanımadığı. Kral Le-ar\. demokrasi gibi kavramları..Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı. satılmış. patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet. Felsefe tahsil etti.. ben ne yapayım" deyip kayboluyor!. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir. Yarı deli konuşmalar. ya da bu mücadeleyi oradan verdiler. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar. hırsızlıklara dayanamamış. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır. "Yaz kızım. Atinalı Timon.. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur.. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey.. sızacak kadar içmiş. ama şu halka güvenme. Othello. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!. Othello. ama ben maçı kaybettim ağabey.. Sonra.. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey. yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. ya yurtdışından ithal ettiler. insanlar. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. ama sizi Allah inandırsın.. Yolda gezinirken.

deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!. bu düz. beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı. Hızır olduğunu. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. Kral Learl Hepsi delirmiş. Tekerlekleri kauçuk dolgu. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi.. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir. Evimize. sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!.. şimdi. anası Erzurumlu. Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler. insanlık derslerini... onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden. düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler.. Hiç kaza yapmadığıyla övünür. uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. bugünkü gibi. Atinalı Timon. Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. olsun. Bastırırız!.com 230 . balatalar yerine fren çubukları vardı. dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza.. giderken. biz korktuk. Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de. o korkmadı. Machbet. dağımıza. Sıradan. kimseye farkettirmeden. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu. Ne pahasına olursa olsun. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!. bir bas iki kaldır usûlü. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini. kendileriyle her gün.. Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!. taşımıza. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. yolda bıraktıkları araba. Ba-tum'a kadar gidip. (bugün 4-5 saatte). Kamyon Zigana'yı devirdi mi. Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz.. Kendisine değil.. 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. deve hörgücü gibiydi. yani bizler. türkülerin hepsi güzel!. Kurtarma ekipleri de yoktu. kahramanlarını delirttikten sonra. onu alkışlıyor..blogspot.. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı. yarı deli meczupların ağzından verir!. ancak.. Othello. Elimizden hiçbir şey gelmese de. ülkemize. Yani. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!.. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları".. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. kurtardı.. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir.Yani Şekspir. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi... toprağımıza.. yedi günde Van'a. destekliyoruz!. o olmadı!. Hepsi bu mu? Hepsi bu!.. halis muhlis Anadolu çocuğu. Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi. şu sokaktaki düz insanlar. olsun. ayaklarının ters olduğundan anladı. Fren sistemi de. sopumuza onur verdin!. Eşber Yağmurdereli. insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip. Bu soruların da cevabı yok! Ama. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları. 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı. Ve hepsi içlerinden.. yani hepimiz: Yani deliler!. ha-valı-şişirme değil. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. Cevap. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz. Hızır Aleyhis-selam'dan başka..

tarlayı.000 lira ile gezerdi. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. fotoğraflarda kaldı. şehre yeniden atıyla girerdi. dilenci.İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu. bir küfe domates. dururlardı. Müşterileri ona bayılıyordu. Türkçe okur! Yollar topraktı. canlı hayvan. kendi yemeği. Oniki çocuğu oldu. kahvede sekiz köşe otururlar!.. inşaat malzemesi. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. erkeklere. çamura boğardı. un. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. Van. ayağında ne varsa. üç numaralı oğluyum. Biz. sohbetli muhabbet kurardı. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca. çalıştı. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. yoksul. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. tulum peyniri getirirdi. kadınlara. Lazca konuşur. beşincisi Bayburt'tan. ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. çünkü. dönüşte. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. fındık taşırdı. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. oğullarını sokağa salar. yine çalıştı. çocuklara. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. topluiğne başlı. Akşam yemeğine oturmadan. 40'a geldiğimizde günde bir araba. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. böyle. Rumca. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. Trabzon. elinde bir kamyon kaldı. bunun uydurma olduğunu. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. Seferleri. son kamyonunda tanıdık. ikincisi Gümüşhane'den. ilki Trabzon'dan. bıçak oyunu dillere destandı. kemik sırtlı. kiremit. Ve bu mağrur masal adamı. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. ormandakiler ormanı bırakıp. kamyonları çevrildi. Bir küfe soğan. canlı hayvan. birkaç kasa balık. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. Osmanlıca okur-yazar. balığı özeldi. dolmuşçuydu artık. küçük oğulları onu. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. eşrafla sofralı. yağı. böyle açılırdı. Geçmiş. yedi. Elinde. sini kurdururdu. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. ekmek parası. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi.blogspot. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Orta yemeğinden ayrı olarak. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. üçüncüsü Erzurum'dan. kapı önüne minderler atar. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. İstemese de.. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. babam olur. Erivan'ın içine kadar girerdi. Kuşatma altında kaldı. Bu adam. dişlerinin ucuyla yakalardı. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. birini kardeşi kaçırdı. balı.com 231 . Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. http://genclikcephesi. Doğu'ya şeker. dört tanesini ölene kadar tuttu. Kars. Arabalar şehre girerken. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. yıllarca süren bir hastalığa düştü. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. oniki de akraba. Şoför Sabri yeni bir kadın. Her birine sırayla giderdi. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. yabancı kimseleri toplatıp. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. içti. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. bir daha kendini toparlayamadı. dördüncüsü Kars'tan. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. karın ilk yüzmetresini muavinler. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. baba değil. atma biner. arabanın gidişini seyre gelirdi. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. Rusça. Horonu da iyi oynardı.

Küfürler. ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. Arazisine yerleşmiş. şehre gireriz. Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. arazinin içindeki değirmenleri. çay. "Oğlum.. sorma!.. "Yanında ne vardır?". Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken.com 232 . demek). "Yanında ne vardır oğlum!". kırk yıldır yüzüne bakmadığı. sorma!".. tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur. "Baba. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar.. "Yanında ne vardır oğlum?". annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır. çocukluk günleriyle birbir sayıklar. tepsiye limonu. Her virajı dönüp.. uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır. dere boyu kar yağıyordu. vermiştir!". "Üç numara baba. Farlar zayıftı.. tuzunu. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar.. balıklar temizlenir. karabiberini. ormanları isimleriyle. dere boyu kar yağıyordu. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!". fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır. babam. tavada bir güzel kavurmuştur. Babam hışımla kaportayı kaldırır. baba. sorma!. mısırları yumuşacık pişirmiştir. Farlar zayıftı.. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır. araşma cevizleri dizmiştir. değirmenlerin sesinden korkuyordum. baba.. Farlar zayıftı. sülalelerin anasını avradını düz giderken. Ben de arka koltukta. baba!". "İki numara ne yapmıştır oğlum!".. "Sen üzülme baba. "Ne yapmıştır oğlum". yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". "Baba. "Oğlum. avuçta yok. bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri. bir lahana çorbası yapmıştır. Sakinleşir. pazardan bir bakraç yoğurt almıştır. dört numara ne yapmıştır?". yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır.. uykusu ağır ağır gelir babamın. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır. Baba. annem şimdi. şimdi elde yok... dere boyu kar yağıyordu.. süngeri küflü koltuklara siner. tabaklara konur! Akşam oldu olacak..blogspot." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!". dere boyu kar yağıyordu. maydanozunu içine atmıştır. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş. baba. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım.. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. büyük ağabeyim vermiştir!". soğanı koymuştur. "Yapmıştır. "Baba." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". Babam küçücükmüş. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle. elindeki tapuyu gösterir. lahanayı ince ince kıymıştır. iki numara. artık. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır... "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. hem konuşturup açmak lazım babamı. her an dereye uçabiliriz.. Jandarma gelir. iki numara şimdi. gelir. "Bana öyle geliyor ki oğlum. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk. gelir. altıyüzün üstünde nüfus. sinirli. sorma!". silahını kontrol eder." Yol uzar. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. "Baba.. yaprak biberleri lime lime etmiştir.. hem. bir numara şimdi.. "Vermemiştir oğlum!". Yol uzar. dere boyu kar yağıyordu. Araba. eti incecik kıymıştır. domatesi. geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş. şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür. korkudan ödüm patlardı. kızartılır.. biraz zor yatıştırırlar babamı. Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. yol bitmek bilmiyordu. Farlar zayıftı.. sigara. yeter ki babamın uykusu gelmesin. derdim. hanımları pek de gönüllü değil. baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır.Eski günler aklına geldikçe. uzun yola köye çıkardık. aç. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi. "Vermiştir baba. tuzlanır. muşambası yırtılmış.. Farlar zayıftı... 468 469 soğanları doğramış.

İncil midir. Halk daire olur etrafımızda. koluma felç girer.. dokuları görürsünüz. yine onlar beyaz ekmek yiyor. Rusya'nın karışık zamanı.. bu hikâyeyi yazdım.) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa... Karadenizli olmanız gerekmez.. bu şiirde gizlenmiş. Beyaz Ordu'da bir subay. Sevdiğim kız. pembe. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır. Bir de. Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik. bu türkünün içine gizlenmiş. "Okuyorum baba". "Ne yemini baba". şimdi annem. nedir? Dedi ki. kazan kazan suları kaynatmıştır!". dağılacak. "Oturmayacağım baba!. motorun gırtlağına sarılır. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. Karadenizli iseniz. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca. "Okuyorsun değil mi oğlum". ikmalden anlamıyor. dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz. "Kaynatmış mıdır oğlum!". geçtiğimiz ay. Ön kapağı tutacak. bu şiirde gizlenmiş. çamur içinde. Un taşıdım.. havalanmakta güçlük çekip. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. Karadenizli değilseniz." "Oğlum. bujilerin kafasını çıkarır. Şimdi okul dağıldı. Türkçe konuşan tüm insanlar.. Dişlilerin gözünü oyar. "Bana bir yemin ver oğlum"." Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm. "İyi okuyorum baba". her tarafı yağ. gözyaşlarını siler gibi. sevgilinin sarı.. İyi ki babam karneden." İçinden hangi hesapları yapmışsa. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış. bu mısranm içine gizlenmiş. Ancak. siler. "Baba. fırfırlı eteğini de görürsünüz. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da. Gazın gürültüsüne. bu türküyü duyduğunuzda.com 233 . "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız. Ne zaman gitsem. ön takımları bir güzel okşar. Ve şehirli değil." (Babamın bu sözlerini hatırladım. hayvan taşıdım. araba gürler. demir yoktur.. "Kaynatmıştır baba!. Ödüm kopar. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. kolumla tutarım.. Basar gaza. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir.. Bu sinirle eve gidersek. direksiyonun başına oturmayacaksın!". bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça.. şanzımanm.. Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi. Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. Karadeniz türküleri üzerine. Kur'an mıdır. amortismanların yedi sülalesini. Karadenizli değilseniz. evin de altını üstüne getirir. "İyi okuyor musun oğlum!".. bu mısrada gizlenmiş.dilinden iyi anlar. sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına... Babam.blogspot.. hüzün dolu bir çaresizlik görür. Karadenizli iseniz. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı. bu yarı köpürmüş. muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum.. kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. dağlı bir Karadenizli iseniz. Ön takımlardan alevler fırlar.. "Ömrün boyu şu meretin.. biz kara ekmek (çavdar ekmeği). Karadenizli değilseniz.

Evet. ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz. endişeleniriz de. belgesel. elimizde bu mısralar vardır ve bizler. çocuksu.. Latinler . Sa-dun Aren. Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını.öt sallamaya başlarlar. bölmek. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış.. bölücülük. Mehmet Ali Aybar. Ancak. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür. Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç. kurtardığı kızla. onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş. sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. TV programı. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi... derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. işte bu yüzden. her şeyden büyüktür. devletten. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz. bu mısralar. Bozuk kurgu. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. tane tane okuyun kitaplarını. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir. kır evinin şöminesinde.blogspot. bu ülke bizi yormaz. tiyatro.. hepsi. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. Mihri Belli. ne kadar öfkeli olursak olalım. onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı. barbarca katlediyorsunuz. Başrollerde Cüneyt Arkm. edebi eserler. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz.olduğunu düşünürsek. terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız. siyasi karışıklıklar art tıkça . Bu mısralar. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. bu uğurda kavga vermişlerdir. bedenimize değil. akademilerden. koltuk altındaki silah kılıfıyla.. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı.. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada. sinema. Tertemiz. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip.com 234 . Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. holdinglerden. Bu çılgın zevk. algılarımızı ka473 paur. Toplumlar yoksullaşıp. hüzün. birlikte.. Düzensizleştirir. kavgası haline getirmiş. solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. Behice Boran...öt sallamanın şampi yonudur. Hazzı. Ve Cüneyt'in yüzü. Her neyse. rakı içmiş. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. bir kısa film çekmek istiyoruz. masum. Canavarlıktır bu. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. ordudan. Çünkü. Mantığımızı bozan. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir. saf. sayın seyirciler.. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp. bileklerimiz korkusuzdur. sigarasını tüttürüp. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş.. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş. Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik.öt sallıyorlar. Bu curcunalı. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler. canavarlığın salyası. Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor..

. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor.. izleyin.. bu benim görüşüm. muhteşem sahneleri var. yalnız su ve ekmek verilmekte. çünkü. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. ama. Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister. 141-142.. hattâ.com 235 . 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek.25'te Ankara'ya ulaştırılıp. yani. içli sahnesidir. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. yoksulluktan bahsedenleri. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. onların düşüncesidir. mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş. cinayetlerini." Bu sözler. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi. Kadın donarak ölürken. kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. Yine de sürülmüşler.. http://genclikcephesi. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken. onlar ayrılmak istiyorlarsa. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi.. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. Köpek gibi horlanan.. sürülen.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında..blogspot. Tüm meslektaşları. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir. filmin en duygulu. idamla yargılanmışlardır. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu. sürünen. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. yani. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi. Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla. maddeler. evine dönerken. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır. Gerisini gidin.. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu. küstah aydınlara. oyuncular. otuzbin kişi öldürûl-memişti. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir. o 475 günün teknik. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. ancak. Yer yer etkileyici.. film gözümüzde daha da büyüyor. Sonra ahırda karısını görür. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü.. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış. Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan). gece saat 1. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu. o dinler ağlardı" der. Son söz olarak. Yılmaz Güney içeride. Fehim Adak. oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken. bilgisayar. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. içinden. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde. sübyan koğuşunu anlatır.. gensoru verilmiş. yokluklara rağmen. sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. Seyit. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar. tüm baskılara.

hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. 1970'lerde de Apo yoktu. öldürmekle. halkı kandırırız. 1981'de Apo yoktu. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. 1950'lerde de Apo yoktu. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar. Cüneyt Arkın gibi. yok etmekle... aydınların tek sığmağıdır. 1950'den beri. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye. Bu. bu öyküyü. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. bugünkü medyamız. insan zekâsını bozan. Başrollerinde bu aydınlar. politikacılar. parçalamışlardır. Sizler. Bu ülkede. Ve sonunda Apo yakalandı.Hem dağlarında kaval çalınmıyor. 1940'tan. Ama. hep Apolar aramış. güzel. Bu öyküler. dağların. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. dikenlerin. bu lirik öyküler. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. asmakla. asmakla. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. bu öykülerle insanları. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. bağırmakla. Fatih Altaylı.. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. Son onbeş yılda. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler. İnsan aklını.blogspot. o gün de vardı. evet. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. o günlerde de. bu malum yazarlar. Altemur Kılıç. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. mantığını..com 236 . O gün de birilerini parçalamakla. Ama malum yazarlar. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. derelerin. ülkemiz. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. Biz. bulmuş. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. karıştıran.. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu. iş basındaydılar. köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için. Şimdi orada. dünyanın. yasaklayıp. İnsanlığın. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. duygularını.. yaratmış. Canavarca bozdunuz. Halkımız. suç sayıp. http://genclikcephesi. bizlere vatan haini deyip. Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla. barbarca. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. bu öyküyü elimizden alıp. tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi. dağlarda otuzbin insan ölürken.

beynimiz. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda.blogspot.. edebiyatçıyız. yakalamak. Diyarbakır. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını. Marmaris sahillerinde toplattırılan.. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney. Kovaladık. Falih Rılkı. Sekiz gazete.. komiser. kurtardık ülkemizi. özel tim filmleri çevirdik. kapkara kömür ateşi gözleri.com 237 .. kaval sesinde. Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına. cuma anneleri. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar." Ali Naci Karacan. Otuzbin ölüye rağmen görmedik. üçler-yediler-kırklara karıştın. parçaladık. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi.. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını. Düşüncemiz. kara yüzüne. . Tanrımız. Biz.ikile . Yunan bir şey söylemesin. bu öykülerdir.. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. ışıl ışıl insan gözlerini. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu. Bir de. şeriat. kına çiçeği ellerinin. Her biri servet sayılacak mücevherler. uzun kaval sesi. O vizite yataklarında.. kaval sesinde. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. Ahmet Emin Yalman. Bu. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü. batırdı. Görürdünüz.ikile büyüdük. İyi gazete için muhalefet şarttır. meyve kadar tatlı yanaklarının. İşte herkesin gözü önünde. kardeşlerimiz. İşte asıl bunlar yandı. annelerimiz. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi. Kürt.. kurdu. Ve biz. Bu yanık.Bu yanık kaval sesini artık. bu ülkenin çocuğusunuz... Cüneyt Arkın'ın polis. Alevi.. Doğulu olmasak da. bal.. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü.. Kurban olsunlar senin o biber.. kardeşimiz. Yesinler senin o incir içi gibi tatlı. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey.. bizler. çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum.. Ki. Bu posterlerin sokağında büyüdük. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi. çirkin... Allah aşkına artık. çimenler üzerinde koşturan.. Yazarız. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı.. bize kimse Türk. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. parçalamak oldu. cumartesi anneleri duyuyor yalnız. ciğerleri kavrulmuş. yakaladık. Bir büyük aile gibi yaşanırdı. yanık. Bizim devletimiz. süt.. bayrağımız. ince. kovalamak. Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı. pamuk tarlalarından. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi.

Aydın Doğan Milliyeti satın aldı.. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. İşte asıl bunlar yandı. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy. İpekçi'yi değil. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır. Abdi İpekçi'dir bu. 80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. 480 481 Meclisin ilk günlerinde. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. Havuz şeklinde. Zekeriya Ser-tel'in. galip sayılırdı. Hüseyin Cahit'in. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı.. bu parayı da kumara yatırdı. Dokuz ay sonra İpekçi.. yeniden kuracak olduktan sonra. Bu büyük ve cefakâr kemalist. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. devletlü akçeli işlere karışmıştır. medyamız patronların eline geçti. Yunus Nadilerini.. yuvarlak. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. Ancak.. aradıklarımız var. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması. kucak açtı. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir. boşuna aramayın. Ancak. o günlerin Hüseyin Cahitlerini.devrimlerine muhalif olamam. Babasına gazete çıkarken.com 238 . Bugünkü medyayı görüp. 45 bin tirajı bulur. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse. biraz kumara. İşte asıl bunlar yandı. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer.blogspot. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı. Mehmet Ali Ağca. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır. kuruşsuz kaldı. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi. İşte asıl bunlar yandı. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. Türk basınını kalbinden vurdu. bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir. Milliyet'i çıkartırken. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir. bir adam boyuna yakın derinlikte. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri.. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. Bedii Faiklerini. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı. Akşamcı Naci. Bütün yıktıklarımızı.. Sumo güreşi hikâye. genç bir delikanlı getirir. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. Ahmet Emin'in. Gerekçesi. geniş çukurlar açılırdı. bulup küçümser... http://genclikcephesi. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. gazetesini batırdı. ki. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı.. hepsi. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı. biraz da kadınlara düşkündü.

topçu. hattâ. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi.. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip... Ve. bunlar da arada yanıverdi. Ankara keçisi. Ankara kedisi. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken. diye sormadı. http://genclikcephesi. kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci. tüketti. bu üç hayvanın da soyu tükendi. bir şartı var. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. Ankara tavşanı. bu evliliği bitirdi. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz. nerede meşhur bir kebap varsa. Oysa Türkiye halkı. oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti. diye sevinirmiş. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye. Bir de "delikanlıları". uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur. arada bunlar da yandı. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. piyade birlikleri gibi. Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır.Değişen. Ankara'da Karayalçm. tükenecek. bizler lâikti.CHP'nin başkanları ise. çünkü. yahu hangi sol. ancak. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. tahta kuruları da öldü. pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. soğuklar mı bitti. İşte. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor. Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar.. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. Sırrı. İşte... hayat mı değişti. meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim.. İklim mi değişti. İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp. meşe odunu ateşinde. Hattâ.. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde. arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top. neyin solu. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. at arabalarım çektiriyor. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak.... derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular. şeriattı derken. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması. İzmir'de Yüksel Çakmur. olsun. ancak beş-on kişi olabiliyor. gerçek hayatta ise. ölçüsüz. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün. Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır... Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi.com 239 . İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi.... bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil..blogspot. "delikanlı" taburları yapmalı.. çünkü..

"anayasayı" hiçe saydılar. çevre. serbest fırkalara dönüverdik. saldırgan.. Allah.. hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. 484 çöpü. demokratik ortamda.Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı... daha önce. şimdi talancılarını bekliyor. siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak.. sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak. depolarındaki temiz. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. kitap. patronların solcu arkadaşı. en sahtekâr holdingleri. üşenmeyin gidin görün. dar bir görüş. Keşke harbiden darbe olsaydı... Halkın acıyla. Ve.. tarihin en yalancı gazetecileri.. Medya yüzyıldır. ellerinden geleni ardlarma koymadılar. darbe oldu. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı. öfkesi burnunda. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar.. olan olmuştu.. en puşt kameramanları. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti. Tekrar başa döndük. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu. Bir küçük aÇ!k bulup. kestiler. Hattâ içeri attırmak. Gerçekten Refah saflarında. Askerin en kızgın.. insan hakları. Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi. Ama onlar gün ortasında.. merinos tıraşlı. öl. şimdi neden köpürüyorlar... adını Ertuğrul koyarlar.. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada. suyu. Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. yasaların çalıştığı bir günde. yazarlar-medya da bahaneyi buldu. Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. kudurmuş hırsları. medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde.. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı... bağırdılar.. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise..blogspot. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. ünlü fıkradır.... Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü.com 240 . gösterişsiz bir ha-Yatl.. talanla. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar. Tayyip Erdoğan farklıydı. diyemedi. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler. Şair Eşref.. tabancılar için yeniden. din. Sıradan. Ancak. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. vs. hattâ yurtdışına kaçırtmak. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı. Değil lSKl'nin gelirleri. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. Pirelerin. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. "hukuğu". iyi niyetli bir tabiatı vardı. derdik ki. işadamları. çok geçmeden. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a... Aticak. başörtüsü. işte burada. diye karşılık verdi. sessiz. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. istiklal mahkemelerine. zaten sen adam değilmişsin.. Menemen vakalarına. Daha. çakallar. herkes. çirkin şovcu.. pis su borularının maliyeti... yobaz. meclisin.. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su. Refah da. kanalizasyon. böyle oldu. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi. dediler. daha acı bir çığlık. siyasiler. Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul. holdingler.... Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a. desene tekrar başa döneceğiz" demişti.

o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları. zili yok arabanın" dedi. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır.. Şevki Yılmazları.. Daha da hazinleri var.. halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise. gözleri. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var.kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen.. şovmen Leyla Te-kül'dü. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı.. halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. Ancak.. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz. mesela. Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar. kim. fazla da heyecan taşımayan. iri. arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler. halis. Şoför. insanlar kahkahadan kırıldı. Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük. TGRT televizyonu.. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar.. başka nereyi sorsun. Ancak. Çünkü.. Tayyip Erdoğan. Ön tarafa geçerken. Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde. tarihe geçti.. Ama.com 241 . sonra anladım ki herkes abaza. temkinli. http://genclikcephesi. süslü maden gibi parlıyordu. îşte asıl bunlar yandı. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar. herkes sana.. Arkasında boyalı bir orkestra." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar. basit. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla. top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi. sıradan. üzüntülü.. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali. 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya. hayal kırıklığına uğramıştı.. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar.. Menderes'e gönül bağlamış halk. Oysa bu insanlar. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor. muavin sesini çıkartmadı.... memleketsever. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım.blogspot.. gitti. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. Şovmen Cem Özer. seminerde. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız. Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. parlak... Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim... başı düşmüş. Fethul-lah Hocası. tertemiz. yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu. tekrar yola koyulduk.. ondan.. kendine güvenliydi... özür dileyen halini beklediler.. gösterişsiz..

üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu.com 242 .. Mehmet Kaplan.. der. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. Diğerleri başhekim için "hırsız" der. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır. yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. müdür için gavat. Mesela. doktora çalışması yapılmış. En başta dört köşe kurulmuş odacı. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. melekti. muavinleri sallamam" dedi. sen niye hepsine kalkmıyorsun... Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır... Ancak. Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni. erdem. Başodacı başhekime laf kondurmaz. birinin aniden kalktığını görürsünüz. başhekim. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti. Saatler geçer. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim. Dr. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler. kalkıyorlar. Behçet Mahir üstüne onlarca master. en baştaki hiç kalkmıyor. hem bayanlar tuvaleti. Behçet Mahir. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu. parasızdır. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. yorumlanmamış doğruları doğurduğu. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım". insanların hayat diye... En baştaki hiçbirine kalkmıyordu. kalkıyorlar.. "Ben bunlar gibi çömez değilim. müdür muavinlerine kalkmam.. bir de tuvalet dönüşü. "Sen dedim. servis şeflerini sallamam" dedi. fena mı ediyom?". ama ilk tanışmam böyle oldu. onu benimsemiş... "Ben.. zil deyince..blogspot. bu dört odacının.. başhekime ve müdüre kalkarım. ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu. daktilo. çünkü koridorda yalnız tuvalet var. Hastanede çalıştığım yıllarda. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu. orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor. müdür tuvalete geçince kalkıyor. hımbıl. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli.. tekrar oturuyorlar. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı.. Sonra anladım ki. onlara niye kalkıcam" dedi. başhemşire için orospu. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. ikinci. başhemşire birinci. Diğerine dedim ki. dördünde de dört odacı. "Onun işi çok rahat.. hikâyelerinin tekniği. o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. en rahat o. dedi. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur. donmuş. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi. başhemşire. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi. müdürün odaları var. ona kalırsa. hangi odacı kime kalkıyorsa. ben de kalkma diyom. başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya. Koridorun sonunda da hem erkekler. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. "Çok iyi kızdı. yarı uykulu düşündüm.. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda." İtaatin benimsemeyi. birinci katta başhekim. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. başhekimin odacısıydı.Pencereden dışarısı karanlık. Bu adam da. piyano tuşları gibi birinin oturup. "Ben. benimsemenin de anlaşılmayan. dedi.. niçin arada bir kalkıyorsun?". başhemşire. çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi..mına koyum. yalnız başhemşireye. sevmiştir. Uzaktan baktığınızda. ama. "Başhekime de kalkarım. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem).

. o kadar güzelsin ki" dersiniz. seze-bilmesini.. edebiyat. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır. Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. Ancak. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur. Çok sevdiğim. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. çok yakın bir arkadaşımın babası. Bu ses güzelleştirir insanı. Mesela bir çocuk. Tanrı'ya inanın. Üstüne. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar.. Bir siyasi örnek verelim. yıllarca odacılık yaptıktan sonra. sevgili. tartışmasını. güzel bir ses. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu. gün gelir. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu.. Sırf kendi karnımızın doyması için. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması.. hayatın kendisi. insanın. insana derin bir Anadolu. sanat.. yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz. ya da inanmayın. çayımdan bir içim" deyip. tek bir çırak bırakmadı. Gelini çağırmak için. yani. "Hayatın hiçbir anma geçme dur. sanatı. zile basıp çağırıyordu. bir duygudur. hayata diretiriz. İşte halk türküleri.. Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana. karıştırırız. siyaset. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam..com 243 . varolmanın güzelliği kazanmıştır.. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor.. hem kendine. http://genclikcephesi.. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur. hikâyeler.. anarşi çıkarıyorlarmış. Her insan anlayabildiği doğruları benimser. çünkü mirasa konacaktır. o kadar güzelsin ki" der. ayvazı çağırdı. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler. adını ne koyarsanız koyun. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. "Geçme dur. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. sinema. vicdanı. Ancak. bir çay içimi molası verip.. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. Bu anı düşünmekten haz duyar. güzel bir şiir. hepimizi kucaklayan güzelliğin. hayatın öyle anları vardır ki. "Geçme dur. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız. fıkralar. koyar. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin.. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda. İnsanlar bilmedikleri. onun anlayıp. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. psikoloji. yaşayabilmesini sağlar. Faust.. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı. ama. açlığı.yarın. erdemi öğretmek toplumun borcudur. Türkçe sevgisi aşılıyor. varolmanın sesi. her insan erdemini.. anlayamadıkları. güzel bir manzara. aşk.. o ana. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. Sanat.blogspot. haa ne oluyormuş.. halk türküleri. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti.. babasının ölüm anıdır. Evini yerleştirir. bahsi kaybeder. tabiatın güzel manzaraları." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için. içimizde duyduğumuz derin bir ses. tam öleceği an. insanlık kazanmıştır. maalesef bunlardan habersiziz. 1988'de öldü. hepimizin içinde yaşayan. o anları anlayamazsak. 492 Faust bahsi kaybetmiştir. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren. Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. Tanrıya inanın ya da inanmayın. Behçet Mahir. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir. "Dur hocam. babasının malına göz dikmişse. hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını.. hocası onu sürekli. hayatı üzerine. güzel bir ses.

İçimizde. Mesela. saygıdır.. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak. onların işgal ettiği bir ülkede. zil sesiyle iktidar olurlar. "Anarşi çıkarıyorlar. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. uyuşturucu tüccarı katiller ise. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. konservatuvarları. sahipsiz.com 244 . zil sesiyle giden. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller. ahlâksızlar. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. "kendi doğruları" yoktur.. "değerlerini" bilebilmesi için. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye. kardeş düşmanları. zil sesiyle gelen. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar. estetik. işin arkasına indiğimiz YÖK. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. Orhan Gencebay. arkadaş.. yirmi senelik okul hayatına bakıp. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur.. Cem Uzan'm. itaatle. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur.. sevgiliyi. "büyüktür. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir... şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar. o kadar güzelsin ki" anlarını. güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. susarlar!. kolay doğruları vardır. Dandaklar ise. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları.. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak. Cumhurbaşkanının... beğeni. zihinsel uyuşukluğu. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. zil sesiyle "benimsenmiş" düz. kendi gerçeğini anlayıp. sevgilimizi onurlu. yüce aşkı. Öğrenci.Ancak.. hırlaşır dururlar. birinde Bob Marley. soylu. gidecektir. Dinç Bilgin'in. bilge insanlardan seçeriz. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler. zil sesiyle giderler. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. efendisiz. düz.. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır. miskinliği aşacak. bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. Zil sesiyle sanatçı olurlar. Şimdi. Onların hakim olduğu. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. "Geçme dur. Aydın Doğan'm elini öpmeyi. aklım kullanamayan dandaklar-dır. dost. güzellik duyguları. Bize.. Erbakan'm.blogspot. sirk hayvanları zekâları kadardır. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. eskilerin dediği gibi. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. 494 495 http://genclikcephesi. yorumlayamayacak kadar basit. karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. haz. sanatçı. haz duyarlar. Sanatçılar da. tabiatı tanımazlar. zile basıverir birisi. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. karmakarışıktır. soylu beğenileri tanımazlar.

İnsan emeğinden bol. genç. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. bir işçi simsarı oldu. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı. ayakta bekleşen. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. sen. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. hattâ ormanlarına. tek başına. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. Üçyüzyıllık aile mirası.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı.com 245 . kimya. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar.İşçi lazım olurdu. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. dokumaya. vs. Adana'ya pamuğu. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden. Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler. Adana'da haşa denir. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. ayrıca büyük bir gemi filosu vardı. hanında.. kimine balya taşıtır. haşa. Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. İlk işi. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. cumhuriyet tarihine damgasını basacak. sıkıştırılmış 120-130 kilo alır. ". Mitsui'nin rakibi. öldürülmüştür. konserve. en genç. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. benimle gelin' derdi. ki.. Kuzey-güney savaşının konusu. çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. pamuktan. buna. selüloz. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü. yün.. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. Verilen azmış. Çırçır'da makine. Yevmiyeniz şu kadar derdi. "aile" geleneğine dayalı. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da. Türk ekonomisinin lokomotifi oldu. giderdi ırgat pazarına. en okumuş. Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. ilk çırçır fabrikası kuruldu. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. hattâ. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. toplamaya götürürdü. tütün. kimini çapaya. altın. yaşlı. sen. Sabancı ailesinin. Ayrıca. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". (vurgunu). yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. pamuk ekmesini tavsiye ettiler." http://genclikcephesi. birbirlerine sokulmuş. köle pamuk işçileri zencilerdi. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. rakip hafif kalır. ipeğe.. Kimine pamuk bastırır. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı.blogspot. Pamuk Adana'nın ruhu. köyünden işçiler getirmeye başladı. Mitsuiler gibi. aile dağılmadı. Hacı Ömer Sabancı idi. küçük sermayesini büyütüyordu. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı.

ilk büyük ortaklığıyla başlar. Celal Bayar. yol gösterdi. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir. Güçlerinin sarhoşu ağalar için. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". Adana'daki bol. üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. mal darlığı yokluklar. İstiklal savaşı henüz bitmişti. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı.. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı. Hacı Ömer. gözlerine kimse inanamadı. deyip. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. 40'h yıllara gelindiğinde. Hacı Ömer de "ortak" oldu. paşalar gibi sefalar sürmek. yağmurlu geçerdi.. ustalıklı. "eziyeti" haline geldi.. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş. toprak sahibi olmak. Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. lanetler yağdırıyordu. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile. Hacı Ömer. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı. köylü kurnazı Hacı Ömer. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. teşvik etti. muhteşem bir Amerikan filmi olacak. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. Hacı Ömer. mal. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi. Rumlar'dan. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı. müdür. simsarı olarak bilirdi. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. kuyruklar büyüyordu. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. o pamuğunuzu alıyom. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar..com 246 . Bu ortaklık. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. İçten pazarlıklı. yine de köle işçilerin ağası. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. beyler. varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. Yokluk yıllarında halk. önlerini açtı. mülk.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. asırlarca patronların rüyasını süsler. Varlık Vergisi. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. Keyifle avuçlarını ovuşturdu. Fiyat artışları. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş.blogspot. ancak. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti.. ucuz işgücü. ilk toprakla tanışması da. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. kar olmaz. don olmaz. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi. büyük bir voli vurmuş. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü. üstüne de kazanmıştı. Deli miydi bu herif. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu.

.blogspot." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. Türkiye'nin geleneksel. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar.. dağılırlar. Refik Koraltan başta. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti. Hacı Ömer'e giderdi. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor... saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir. Giyimi kuşamı savruk. İşte. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı.. sen yeterince oyalandın.Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor..." diye sızlanıyor. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi. Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna.Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. Elinden düşürmediği. Protokol filan tanıdığı yok. aslında yurtdışından kim gelirse. Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi... köşke uğramayan politikacı yoktur.) Tabii. Sadıka hanım. Bossa kurulur-¥en. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ". beş milyon lira kredi aldı.5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri. Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer.. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi. O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. başka laf dinlemiyordu. (. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur. masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı.. Türkiye'yi ikiye bölen. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü. Sanayi Kalkınma Bankası. tam da burada. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip.. Hacı Ömer. sinema işinde büyük para olduğunu görünce. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez. (. bende oğul. bize pul bayiliği verin. serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım. Amerika'nın kara haydut bayrağının. uşak çok. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm.. Hacı Ömer. geleneksel aile mirasını tutamaz. derler bizde. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti. değil Adana'nın..." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di. mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar.) Hasis davranışları bizi etkiliyor.com 247 ..) Bu hikâyenin kahramanı.. Sonunda geri kalan % 35. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım.." Hacı Ömer'in son büyük volisi. aştı. çocuklar. Menderes. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş. büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı. paldır küldür giriyor.

şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. Sakıp evlenecekmiş. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. alayın yemekhanesine dalardı. bir kenarda eğlenirdi. köşkün önüne de. mobilyacıları Güngör anlatıyor. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip. piyadelerle yemek yiyor. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. Nedendir bilinmez. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok. Yoldan bir çocuk tutar. Oysa ortada. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdır