Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. Çevresinde toplanan otuz. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi.blogspot." Ateş başı bulamayanların. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı. yerini umursamazlığa bırakmıştı. çılgınlık olacaktı. başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı.com 6 . Çam dalları tazeydi. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. ayakta http://genclikcephesi. parmaklarının derisini kaldırıyordu. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. güçlerinin. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. Bu koşullar altında 91. Alay'a aniden ateş açıldı. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. Bir kurşun ağzını parçalamış. Arada bir garip çığlıklar. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. bir daha ateşe sokulamamak demekti. kıpırdanın. süngü. Ağır aksak.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10. donmalarını önlemeye çalışıyordu. yaklaşıyordu. kürek. 3. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık.. Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. uyumayın. askerlerini "2. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler. neşter. bağırıyordu: "Uyumayın ha. Derken tipiye çevirdi hava. Eldivenleri çıkardı. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. parmaklarını ısıtmaya. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı.. gece çarpışan. Ağzında.. imkânsızdı. Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı. Alay. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi.. Onbeş saat yol yürüyen. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten. makas eline yapışıyor. birazcık kestirmeden. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler. tutuşmuyordu. Donma korkusu. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı. Kaim eldivenlerle aletleri tutması. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. 15 Doktor Derviş. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı. Buz gibi çelik forsep. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek. Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı. Bölük buraya. bu çağrılar işe yaramıyor. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. Gemici fenerinin ışığıyla. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu. Ormana dalanlar... Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. çavuşlar ortalıkta dolaşıyor. Sabaha doğru. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. Oradan ayrılmak. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı. Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu. Subaylar. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. soğuğun etkisi daha artmıştı. bir araya topluyorlardı. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. Ellerinde kazma. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu.

İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-. 16 17 kollar.. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. yumuşaklık yoktu yatışlarında. Açlıktan deşilmişti. bir yanlarına yatmışlar. Kurtlar ise. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. Koca bir tümenden artakalan aç. giysilerin yakalarında. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi. yürürken elinde olmadan öğürüyor. bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. Tümen 10. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. bitkin. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi. kaşınma gereği duymamışlardı. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. hay kırıyorlardı. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. parçalamaya donukları. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu. sakallarında. yapılan yoklamada asker sayısının 1. derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. Çaresiz bitkin savaşçı. çaktı. Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. boyunlarında. son umutlarıydı. kesilecekti.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. Atların. Torbanın dibinde. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu.. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. Sayım yapıldı. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30. İyimserlik buna denirdi.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. atlara. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor. Subay kaybının az oluşu. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. arabalara. Havaya kalkık bacaklar.blogspot. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu.duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı. erzak. dehşet içinde çığlık atıyor. Atın dışkısı dahi. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. Tarih. Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı.com 7 .300 dolayındaydı.

askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler. Alman subaylar korkudan. ne anıtı dikildi. çıldırıp donarak teslim olmuştu. kurtlar.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz.000 Yozgatlı.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı. Afyonlu. I Türk orduları. leş kargaları. Doy muş. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın. Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. Kars'ın. ev ev çarpışmalar başladı. yılın en soğuk gecesi. üçkâğıtçının eline kaldık. adlarına ne bir film yapıldı. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti. Ancak.kurtulunamaz. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. ısınmış. Ayakta kalan 1. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır.000-1. kitabın sonunda yayımlar. Geriden destek üç ayda gelmez. Rus arşivlerinde. donarak ölürken... itin. koyunlarınıza sokuşturun. Sizler. cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. Sivaslı.blogspot. ibnenin. belgeleri yasakladı. Sibirya'ya sürdüler.. soğuk. geriye televizyonlarda. ne hikâyesi yazıldı. Bitlerin yumurtalarına.. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi. Biz ise cumhuriyetimizi. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim.com 8 . 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp. dağlarda 90. Yeşil gibi. geçit izni vermesi gerekiyordu. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. Allahüekber Dağla-rı'nda. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. bir bahar günü.. kurtların karınlarından parçaladığı 90. Fransızlar'dan yardım isterler. uykusunu almış.. aralarına beni de koyun. Kazak Türkleri. bir tümenden geriye 180 asker. Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol. lngilizler'den.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız. sirkelerine ne demeli.. inanılmaz kahramanlığı. sosyal destek verilir. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı. daha da soğuk bir yere. Sa19 Urlarını. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. Sokak sokak. sahipsiz bırakmayın. Bulgar-lar'm izin veririz . Bu yoksul halkı yalnız. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu. Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip. bitler ve macerasever komutanlara. bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum. Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. büyük paralar istiyorlardı. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i. Trabzonlu. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü..

bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. müfredatımızda yoktur. onu yaşamış kabul edip. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız. bu göz boyamayla. o küçük. kutsal gördüler. lâiklik. yok ettiler. Kısacası. kullanmaya başladık. televizyonlarımızı. Sadece para kazanmayı değil. bin yıllık. biz bu rakamı. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş. o dar kasabadan. siyasi yapılarını. müziği. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. Bu ayaktakımına gazeteler. Türkler'in dini. üniversitelerimizde. oryantalistlerden nefret etti. Bakın. partilerini. sosyal. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. şehirlerimizi. ağaçlarım. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp.com 9 . pusulayı ne yapsın. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur. akademilerimizi. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili. televizyonlar bağışlayıp. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. gözlük camlarımızı. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. bu topraklarda hiç denemeden. elma ağaçtan düşer. yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. profesyonel ekipler gelinceye kadar. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini. insanî ne kadar duygu varsa. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır.-organizasyon olarak. yönlerini. bir kurs. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. fizik. oryantalistler kadar inceleme. artık istemesek de biz de. kimya. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti. Biz oryantalizme nefretle baktık. İlk olarak. güya uzman. barbarlığı aşma yetenekleri. Bu çağ. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. asker. Bizler ise. 18. son ikiyüzyılm Türk aydınları. imkânlarını yaşamadan. "kanlısını" daha makbul. planlama. bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp. felsefeyle sorgulamaya. büyük bir sosyal. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük. bilgi çağma. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü.blogspot. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş. ama. bizi aşağıladıklarını savunduk.. parçaladılar. hepsini ezip. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar. partilerimizde. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. dar kasabalarında zaten biliyorlar. Batılılar. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. bize çağ atlattılar. Ezcümle. "mekanik" bir çağ başlattı. elçi. sonra. ancak. ayrıştırmaya başlayıp. öğretim konusu. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. kendi topraklarını. ama. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. Ama. devasa teknolojilerini oluşturdular.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. yine de. Modern toplum. matbaa makineleri bunlara örnektir. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. dış dünyayı. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır. iki kere iki dört eder. matematik ve edebiyat. panel. 200 yıldır. hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. ahlâki. "kalkınmanın". hâlâ http://genclikcephesi. dozerler. Deprem rakamı büyükse de.

îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. Yunan. ikincisi. üstelik kafatasçı herifleri. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. Yılmaz'ı rezillik. on binlerce başsağlığı mesajı. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. zihnimden geçiriyorum. kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. Israiloğulları. o dar kasaba evreninde belliydi. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı. duvar gibi suratla ayaktayım. trafik kazalarından. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. Hadi.. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz. 24 ailemden babam. hayır. ilkin Mısır terk ettiler. yardımlaşma.com 10 . "annemiz öldü" dediğiudc. Karabekir http://genclikcephesi. kitleleri. Diyarbakırlı yoksul bir kadının. şimdi kalabalıklaştık. yarılan yerkabukları da. kasaba müftüsü bu adamları. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. insanlığın bölüşme. naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de. Şimdi diyorum. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. büyük yapıları. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. Mustafa Kemal. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz. ayaktakımını iktidar yaparsak. soğuk. ikinci olarak. ağabeyim. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu. güneydoğudan. gibi duygulara yol açtı. kimin ne giydiği. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı. Şimdi. ağlayacağımız nokta. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. hiç değilse bundan sonra. ben sapık mıyım. Türkeş yaşasaydı. Kudüs'ü. kepazelik duyguları içinde izliyorum. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. smıf demeden. Ne zaman ki. mezhep. holdinglerine. biri Japonlar. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. biçimsiz küfürlerin. Tarihimizin en büyük felaketi olmuş. ama. işte. insan olma noktasında başlıyor. Diyarbakır'a. milliyetçilik. yerle bir etti. televizyonlar. diyorum ki. kılım kıpırdamıyor. doktora mı görünmeliyim. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. sonra. Mısır. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. Başbakanların. Gölcük'te açılan. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. herkes gelişigüzel küfrediyor. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. din.. Kazım Kara-bekir Paşa. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır.blogspot. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız. "başımız sağolsun" deseydi. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. organize etmek.. ülkücülük. çok savaş. bizi. Bahçeli'yi. Evet. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce.. her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. bizi Yunan'a.

omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. o incecik biçimli. "sağcı" ahlâğın.. halkımıza.. önce ülkemizde iç savaş. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur. Götlerinde asılı kuyrukları çekip.Paşam. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. Tanrı'nın bir cezasıydı. bu yüzden suratları. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. Demirel'e bağlılık. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. unutmadır. saçlarında unuttuğu tokası. bu25 nu. tartışmaya.blogspot. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. bilime düşmandırlar. sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. öç duygusu yaşatacak. memurları. ülkelerini çok sevdikleri için değil.com 11 . tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. Kardeşlerim. onlara sorsak.. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. yeterince birlik. Dışarıda olup bitenler. Özal'a. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. kargaşa. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın. beraberlik olup kan kustunuz. Müteahhitlerin. sonra. öfke. http://genclikcephesi. davaya. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. bir daha yalayın!. Vicdanlarımız utanmayacaksa. beraberlik günüymüş. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler. iman. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık. Türkeş'e. yaşamaz. İşte devasa bir çöküş anında. Taş üstünde taş kalmamış. işte felaket asrı oldu. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz. hepsini gördünüz. Lidere. bu bedenleri neden taşıyoruz. işte alevin. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. Saldırganlıkları. televizyonları. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. devlet oluşunu. ey ülkemin genç kızları.. başka hiçbir güç. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. sonra Bulgaristan göçleri. hepimizin başı sağolsun. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. Yere göğe yemin olsun. O çakal. hurdayız. milletimize. ideolojisini de öğretemediyse. ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. eleştirmeye. panik. Çünkü sağcılaşmış insan. telaş. o saç tokalarının intikamını alacağız. ayaktakımınm iktidarını. geçtiğimiz yirmi yıl size. bu bağırsak yiyici. bu Özal vahşetinin sırtlanları. üzüntü duydukları. Bizi. sizle neden birlik olalım. gidin stadyumun yanında açılmış. halkları düşman kılan. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. parçalayana. beyanat veriyorlar. holdingleri. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. felaketlerin felaketidir. 26 Keşke. sonra Susurluk. eylem türü yoktur. Çünkü sağcı insan. o melek göğüslü genç kızlar. sonsuza dek. Sağcılık hayra alâmet değildir. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde. "rüyaları" bozuluyor. insan haklarına. doymayın. otladıkları çimenliğe. Belleklerini uyaracak hiçbir facia. "sağcı zihniyetin" kadroları. deniz suyuyla seviştikleri. Orbay Paşam. oynaştıkları günleri görene kadar. bitirdi koca ülkeyi!. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. Milletlerin karakterleri. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır. parçaladı. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. Kardeşlerim. hurdayız.

genç kızların saç tokaları. atölyesinde. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. Bayındırlık Bakanlığı. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp." diye korkuyla bağırıyor. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. mahşerimsi o yer kâbus değildi. sanayileşmenin gözbebeği. Koç. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi. "Amca amca kardeşim öldü.com 12 . holdinglerinde. müneccim din adamlarına. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. Sabancı. holdingler. canilik kusan. manyaklık. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. amca amca ne olur annemi de kurtar. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. Küçük kardeşim. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp. siyasi liderler. gencecik çocukların. yastıklarını. partilisi şişirilmiş borsaları. medyacıları. işte sağlık bakanı baykuştan beter. aptallık. ülkemizin. ekonomi yeni paralarla canlandı. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. gazetecisi. Allah'ın bir cezası. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. yazarı. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız. ya da camilerden seçiyor? Çakal. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri.. "Ne yapalım Allah'ın afeti. yüzlerce üniversitede. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. liderlerine sorsak. bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. sağcılara göre. Susurluk'ta da. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. kapıdan kovuldular. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma. şimdi büyücü. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar.öldürmenin bunca sapıkçası. akşamları. Allah'ın arslanı. bu yüzbinlerce delirmiş. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler. alev. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı. yorgan içlerini dahi kamalarla. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. Kameralar gösteriyor. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini. kurt. üniversite kapısında. ne yapalım. Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. kuzu sürülerini yağmalayan. akrep. Ceset kokuları hoşlarına gider. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. uykusuna. Çörtükler. Kardeşlerim. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan.blogspot. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. Güneydoğu'da. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı. on-binlerce http://genclikcephesi. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların. kılıktan kılığa giren siyasileri.. delilik. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. ancak çamur yapmak. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer. sağcı. kes sesini! Annenin cesedi. Tıkabasa yedikten sonra.

müteahhitler. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur. ke-mirterek kemiklerini. çok görüp. kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. ağır sıcak altında çürüyüp. müteahhitlerinin. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. çocuğu. denenmemiş..ilköğretim okulunda. artık korkudan solumayı unuttuğu. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş. sizden de. iri suratlı. aynı taş blok altında ezilip. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz. bir koridor mu hayatlarında. işkence aletlerini. ülkeyi. joplarım. Amerika'dan. birbirine kucağında bulanmış. Bataklığa gömülen yılanlar gibi. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. çünkü kemalistler. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. yarısı kafatasma karışmış. yardımsever dualarınıza yetişemediği için. Bir labirent mi vardı. devletlerinin.com 13 . morarıp. cesetlerimiz. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına.. Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. dördünde de cumhuriyeti. kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. bir insan bulamacına dönüştüğü. gömüldükleri taş blokların içinden. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler.. yarı me~ 28 29 lek eziği. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. dininizden de. bunu bu sağcı partiler. çocuğunun kıkırdak elleriyle. Ancak "Zeus" değildi. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. Sayın müftüm. henüz piyasaya çıkmadan.. Sayın Diyanet Başkanı. en pahalı teknolojik silahlarını. bedeninden kurtulmaya çabalarken. ilkokuldan üniversiteye.. harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. 12 Mart Darbesi. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. daha canavarca. karısı. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. 1960 İhtilali. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye.blogspot. gecenin en güzel uykusundan. o yerde. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri. Demirlerin. holdingler dışında kimse başaramazdı. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip. övgülerle. tarihi. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi. beton blokların içine gömülüp.. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. alkışlarla. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi. dininizden de özür dileriz. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. http://genclikcephesi. Gece.

köye. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. Atatürk'ten önce de vardı. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. Mesela. Hatta. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. hepimizin yapması gerekir. erkekçe karşılarına çıkıp. İlginç olacak ama olsun. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. Ve her kemalist darbe. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. Paranoyalaşan bu sevgiyi. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. Bunu. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş.blogspot. Mesela. Orman Çiftliği. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. Mustafa Suphi de bu gruptaydı.. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. şeriatı püskürtmek düşünceleri. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi. bir fikirdir öğrenelim. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. uygulandı. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. akımlara yol açtı. pasifize etmiştir.com 14 . Misak-ı Milli. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. II. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. bunu da adam eden. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. ya susturmuş. http://genclikcephesi. çünkü başkaları vergi vermiyor. kardeşçe. avuntuları olmuştur. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. asker vermiyordu. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız. mesela. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi. Meşrutiyet'ten beri vardı. saray. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri.

eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. Yani işsizlik. meydanlarda kendileri öldü. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. tarlalarda kendileri çalıştı. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor. bir roman. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun. tartışmıyorlar. Emir verecek. Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. Açlığı kendileri çekti. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. tartışmıyor. takipçisi ve devrimcisi oldu. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar. idareyi ele geçirdiklerinde.. onlar için şeref. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki. Mustafa Kemal gibi okumuyor.tartışmaları es geçiyoruz. marşlarla ayağa kalkıp. ödüller.com 15 . tarih. talimat verecek kimse yoktu. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. Bir de bizde. okumuyorlar. bağışlar. Ama. ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro. hem cumhuriyeti kurdular. 57. Oysa. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. analarından kul-köle doğmuşlardı. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular. dünyayı böyle okumuş. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. bir sinema. 33 cak cumhuriyet kadroları. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu. hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. tartıştılar. kendileri ayağa kalktı.. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. kimlik gösterilerine davet ediliyor. Sindirilmiş halk. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. Atatürk denilince. dil. kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. Şova dönüşen mitingler. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular. övgüye değer bulunuyor. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar. başöğretmen gibi değil. padişah için çalışmaktı. çılgınlar gibi savaştılar. meşrutiyeti ilan etti. böyle anlamışlardı. kendileri uyguladı. An„ . serbest. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. Peki neden şimdi. arka plandaki bu aydınları. Ama neden. http://genclikcephesi. ölüme kendileri yürüdü. Galeyana ancak. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor.. Gerçek o ki. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. bugünün kemalist kadroları.Mesela. Ve bu topraklar üstünde halk. bayrak. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. başı okşanıyor.. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı.blogspot. Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri. Birinciler. Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. müsaade edilmiş bir galeyan. Irak ve İran'da yaşıyor. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü.

Kemalistler Kral Lear gibi. hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır. bağırarak. Cordelia gibi soylu. köpüre-rek.Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır. sorgulayarak. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa. Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. ancak... Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez. halkın eline geçmiştir. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir. halktan ve medyadan. Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. Lear. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü. kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir". aleni sevgi gösterileri ister. taş yürekli.. Çünkü bizler. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. Kral Lear. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. Adaleti. vermeyeceğiz. aldatıldığını delirerek bağırır. bağımsızlıkla.. doğrudan sağlarlar. gösteriyle sunarlar. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. yağlı parçaların hatırı içindir. Yalakaların ülke sevgisi. Kemalistler henüz . ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. Kralı artık halk seçecektir. Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler.. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi. Biz vermeyiz. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez. onurlu insanlar. Karanlık ruhlu. delirerek bize "hain" diye bağırır.. Ve kemalistler. yaşayan. Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. ülke topraklarından kopardıkları. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar. padişah gibi. Çünkü.. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle.. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur. Yalnız Cordelia dürüst davranır. "pazar karakteri" der adına. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. tartışarak değil. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister. kısaca... onurla. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. soylu bir adalet duygusuyla olur. Duygu bakımından bir dev olan Lear." http://genclikcephesi. bu numarayı yerler.blogspot. Sevgi35 sinden emindir.. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. direnişle. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar. o topraklar üstünde krallık süreceklerse. her darbe öncesi ve sonrası.. midesi bulanır. Kral Lear. Bir ülkeyi yönetecek insanlar. Kemalistler. araştırarak.com 16 . Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak. kopartmakta oldukları ballı. Ülke sevgimiz. Mustafa Kemal'in devrimlerini. tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur.. Ve bu oyun her defasında yine oynanır. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Tanımayacağız. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını.

Onlara neden acelecisiniz dediğinizde. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar. Tüm bunlardan üzüntü. Demi-rel'i. bu duygusuz insanlar yalnız değildir. hiçbir şey onu ilgilendirmez. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı. Loş ışıklar." "Bu karakter. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar." Onların dostları da eşyaları gibidir. olması. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için. ağrı-sızı duymazlar. insan kişiliğine verdiği değer." "Pazar karakterinin en üst hedefi. Yüzlerce mimar. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar.. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. Ancak. sevgi ve nefret duygularından yoksundur. Getir. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur. kırık camlar. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. her an sürekli bir hareket içinde olup.blogspot. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. kızları kerhaneye düşse dahi. mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. Bu karaktere sahip insanlar. Ayşe Arman." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez. kışın. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı. ama fark edip. derme çatma sobalar. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. Şehrin kusmuğu yoksullar ise. keder. Gülay Göktürk vs. götür. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar. eteği. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir. topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim. sızlanma. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan. gazeteci. Hakkı Devrim. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. bu karaktere sahip insanlar. Bunun nedeni.." "Pazar karakteri. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur.com 17 . Bu arada soru sormak. Aydın Doğan. kaldır."Yani. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. çevre kirlenmesi olmasına rağmen." 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler. Serdar Turgut. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. Bu insanların elinde nükleer felaket. hocacı tiplerden aniden etkilenirler. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler.. gözyaşı. Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak. mühendis. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. yağlı kilimler." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci.

Onlar asla etrafa bakarak yürümezler. ucuz olduğu için değil. hırsız olsa da asla kederlenmez. belki doğru söylerim. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler. İşte orada düşündüm. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar. kadın oralı olmadı. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar. et-kol. orada durduğu için seyrederler.com 18 . Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. sıcaktı. yıkılmışlık. çağırtı. hastalandıkları. Mesela herkes musluk. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. kemiklerine kadar işlemiş. ne bir maç ilgilerini çekiyordu. Ot gibi yaşıyorlar dersem. bitmişlik. ne ihtilal. Boksullar adını ben yakıştırdım. ne deprem. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. kovulmaktan. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. takadan kalmamış. olup biten şeylere karşı güçleri.. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. şaşırtıcı. yiyecek. Ne dinler onlara inmişti. önlerine beş tabak bulguru koysan. çapulcu. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar. bu insanlar. http://genclikcephesi. burada başka bir insan cinsi yaşıyor. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken. yadırgatıcı. bacak. biliyorum. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. Anladım ki. hayat hep böyle bir iş olduğu için. Bu insanlar da pazardan çürümüş.. gördüm ve çok sonra anladım ki. beleş. Vermezsen sızlanmazlar. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. Ama neden. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. çocukları balici.okudukları görülmedi. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum. aile fertlerine. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. Dilenci. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı.. Sonsuza kadar makarna. riski göze almadıkları için. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar. bulgur yemekten bıkmazlar. ne diyeceğimi de bilmiyorum. Bir gün. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. beşini de yerler. oralı olmadı.. yani hiçbiri görünmeden yaşar. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar. merak etmedi. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. o çelimsiz vücutlarıyla. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. parçalanmış kasaları. aynı saatte o evde olurlar. hayal kurmamak için o sekiz saati de. kelepir. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler. bunu bir iş. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur.blogspot. siktiredilmekten gocunmazlar. hiçbir yemeğe soğuktu. adamın kılı kıpırdamadı. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. bozuk yiyecekler toplar ama. Ancak. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. ne anayasalar. boğuldukları. Çünkü. kendi dertlerine dahi. ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar. garip değildir. but değil. ancak hırsızlık gibi çalma değil. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. ne bir sosyal felaket. içyağı. Sistemli bir şekilde çalarlar. bağırsak. Televizyonu dahi meraktan değil. diye bakmazlar. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında.

Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar. inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. isyanı hatırlatıyor. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar. dedim.com 19 . nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil. Sokağa düşen çocuklar. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. o kadar. Evlerinden. küfür edip. aynı saatte. yiyecek verirse. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. gazete. anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. umudu kendileri kaybetmedi. yani ebedi umutsuzluk. onları yoksullar kategorisine alıp. Kendileri kaybetmiş olsalardı. onu arayabilirlerdi. Ve asla abartmadan. dayanamıyor. dertlenip. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden. ben de rahat edecektim. Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. hayatı hatırlatıyor.. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler. İbadet ederler. Sokak. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. görmek istemiyorlar ailelerini. acı çekmek. Aile içi bir dertle. hapse düşüp. Ya Savaş Ay'ın programında. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. İnsan maymunlarla. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. kimi kerhaneye. Ağlamadan. bulutların uçuşması. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar. Aslında. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar. Umudu babaları kaybetmişti. bir umut. kimi sokağa. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında. Orospulaşan. kederlenmeyi. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar. televizyon. Çünkü bu insanlar. onlar gibi suskun-duy-gusuz. kayboluyor. Birilerinin. isyan etmeyi öğrenmek. ben de olsam kaçardım bu evden. uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. çağırıp. bağırıp. ya da küçük komilik.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar. Ve zamanla inandım ki. hastane. Tam bunlar yoksulluğu.. üzülmeyi. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. işte orada tanıyoruz onları. acı çekmeyi. Ayakta kalanlar... getir götür işlerle karın doyuruyor. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. ne lan bu hayat deseler. Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. türkü söylemek yok. Ve hatta kadınlar kocaları. balici.blogspot. bu aptalca. köpeklerle dahi konuşabilir. üzülüp. bir acıklı türkü söyleyip. Cenazelerinin ortada. nefret ediyorlar. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. ağlamayı. Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. komşular. yine işin içinden çıkamadım.

o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış. hastaları inceledim. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu.. serçeymiş. hastalığını arkadaşların bilmemeli. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş. bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. oturduğu yerde. Ve ancak. Anlamışlardır ki. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!. acılı yemeyeceksin. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında.. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz.. hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler. Sık sık takılırlar. serçeymiş. Kusmuş... ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. yıldızmış. Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak.. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde.com 20 . Doktorları. sabırlı. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor.kilmiş sıpadır. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza. önemsemeyi öğrendim. "Bak oğlum. dikkatli olmayı. kış geldi mi soğuğa çıkma. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar. mayalı içki yok. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar.. Her şeyi. Bilmiyorlar ki lalenin hası. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. Gerçek iyilik. yumuşak. Kestir. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar. en adi küfürleri etseler de. hayatmış. dünyanın en mutlu yaratığı . kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. Hatta. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş.. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu. neler çekiyorum. hadi biz bu ibneliğe alıştık. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin".blogspot. kendimi korumayı. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip. Ancak. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. Yüksek sınıf. Uyuyamıyorsa geceleri. 43 Otursun. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim. Ancak. Hatta. köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var.. İşte ancak.bozduklarında. dışarıyı. "Bak oğlum. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi. aileymiş. bize sokağı. Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. yavruymuş gibi beyanatlar verip. rahatlığın. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. kurtar diyenler de oldu. yavruymuş. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. hayatı. Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor.

Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. Trabzon'dan gelen ağabeyim.. deney. fazla yeme" dedi. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi.com 21 . Doğrusu. daha içtendir. karakterleri. dişimi sıktım. inlerini bulurdu. evde kalmış evladı. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal. Günlerce ağladım. Tuzlu. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu. Şeref Amca. çünkü fareden bahseden yazar. bilimden bahsediyor demektir. ama. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. öyle neşeliyim ki anlatamam. Hadi sıpayı geçtik. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker. ahlâkları. içimi derin bir sevinç kapladı. Bilim. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak. cumhuriyetçi gibi davranmaz. Kendimizi la-boratuvara koysak. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. arı kovanlarıyla uğraşırdı. üstü gün ortasında bile karanlıktı." Yazıyı. Emperyalist-kapitalist sistem. devletçi. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. Bir kaşık bal verdi bana. taraf tutarız. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. solcu. siyasal olarak düzüldü ki. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım.. kendilerinden emin değiller. kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi. çok çalışkan insanlar.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor. doğaldır. uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. Akrabalarımız ki. "Deli baldır vurur. fikirler üretiyoruz. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. sağcı. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar. o Anadolu'nun kavruk.. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. namusları. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına.. ideolojik. Ama. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir. başka bir sefer tartışırız da. taraf tutmazlar. en büyükleri Şeref Amcadır. Kar dizboyu olduğu günlerde. Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. Ve büyük mucize gerçekleşti.blogspot. İnce uzun. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. bir yazar fare dedi mi duracaksın. çok kırışık yüzlü. Çakalların. farelerden toplumsal tezler. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü." Yani. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım. Abartmak istemiyorum ama. yağlı.

hemen gel. havaya kalkmış kahraman başı gibi. Müstehcen fıkralar anlattım.. güneşli ve sabah. dönüşte eve getiren ağabeyim.. insanlar ne zaman tatlıdır. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. deyip kestirip attı.. Çiçeklerin renklerinin bulutlu. güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı. Hilesiz. kovan pis çalılarla doluydu. o bal delidir. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler." Dediklerine inandım.blogspot.. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm.. hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. onun balı da delidir. sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez.." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz. genç arının konuşması alkışlarla kesildi. sert çileler çekmiş. Balı. akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye. orgazm. rüzgâr dallarını salladığı için. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı. Uyurken. http://genclikcephesi. anlar gündelik işini yaparken. tek bir satırında bıkkınlık olmayan.. bir kâbus gibiydi. İnsan zihni neler uyduruyor. metafizik uçlara kadar götürdüm işi. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. hazır araba var. dedi. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim. öğle. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri.. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. "Bu insanlar sahici melek" dedim. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. zaten aynı köyün çocuğuyuz." Gittim. çiçeğin özsuyu olur. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu. Kraliçe arı sinirliyse. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. "Bu insanlar melek" dedi. gerçek mucizesi. Birkaç saat karşılıklı sustuk. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur. "Deli bal ne demek?". balı.. soğuk taşlara oturuyorum. çiçeklerin etrafında dans ederler. bizim için evin önünde." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. yabani mandalar gibi şa-kalaştım. ancak bu iş için. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek. havalandıralım. yağmurlu.sakız gibi çiğnerken. Mevlâna. böceğe vurmadan.. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. otuz yıl öncesine daldık. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı. derine. şenlikli ve klas küfürler savurduk. hayalle gerçek birbirine girdi. coşkun bir yazar. hurdasız. Ama sonra. iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi.. cinlerin bir şakası mı.. keyfim yerinde. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim. Birçoğunun kellesi kopmuş. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı. Şeref Amca. Genç arının konuşmasına bayıldım. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. dramatik bir konuşma yaptı. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota. Ağabeyimle birlikte yine. Hayallerim yıkıldı. acımıyor. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu. Yolda çiğköfte yiyorum. meyveler niye tatlıdır. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde... Ve özsuyu iyice çalkalamak için. arılar minik borularına çektiklerinde. sıkıntılarından birkaçını bitirelim. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi.com 22 .

Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık. kâh utandı. Dedi ki. yüzleri yumuşak. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor. En son onunla kucaklaştım. aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor.. yüzü solgundu. Yığıldım yere. Şimdi yirmisine giriyor. bakımsızlık. bulaşıkçı aldı yanına.. pankart açmaktan. http://genclikcephesi. İşkenceler. sefaları etrafında şamatası.. buna can dayanmaz. Adli Tıp'a koşalım. işe gitmek için babası. fotoğraflarına bakıyorum. yaptığınız bal.İçeriden çok sonra. Hali yoktu. 16 yaşında girdi. Bastık gaza girdik yola.. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor. bu ... yorgun.. Şakalarımızı. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın.. Oğlu yanmdayken. içeride koğuşta herkes ağlıyordur. o an. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne.. O küçücük maaşla. berber fıkralarına geldi sıra. böbrekler iflas. her sabahın beşinde kalkmak. Arkadaşlarına. gülümseyişleri yumuşak. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu. 16 yaşında içeri düşmüş. işte Kraliçe arı. Ne çok eğlenmiş. dedim.. alnı ayna gibi parlardı. Delirmek. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu..kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk. "Oğlum askere gitti" dedi. uzun boylu. böcek aradım.. süt. İşkenceden hali kalmamış. Bu kadarı da fazla Tanrım. kalp. ayrıldı.. ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi. Beş yıl önce. yemediler. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. alnımda kanlı bir boynuz. yedirdiler. giysileri yumuşak.. Babası müstahdem... 7 yaşındayken.. içeri düştü diyemedi. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri. 50 şimdi. iki vasıtaya binmek zorunda.. kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi. sakin. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş. Telefon sesiyle uyandım.. Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim.. bazı şeyler vardır eksik kalır. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp. kâh korktu.. sinek. yol uzadı. temiz. Yağmur yağdı ben ağladım. ne çok mutlu olmuşlar. sıkıldık. yalıları. polis her yanı kesmiş. İçeride insanlar işkenceden ölürken.. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri. Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu. gözleri kırmızı bir kömür. nazik bir adam.com 23 . Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor. ağırına gitti bulaşıkçılık. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. antikaları. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum. İki ay çalışabildi. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım.. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. o uzun çocuğa en son sarılacak. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı. 20 yaşında ölüsünü veriyorlar. komşularına oğlum pankart açtı. Vurdum kafayı yattım. Yakınlarından bir genç anlattı. zayıf yüzlü.. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü. kafamı duvara vurdum.. kusar gibi oldum.. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor. alt tarafı bir pankart açmış. dedim içimden.?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi. Kendimi sakinleştirmem lazım... ulan ziftlenip duruyorsunuz.. Evleri Mamak'm bile tepesinde. arka49 daşlar güldü. ben basur maceraları anlattım. başım döndü. hak veriyorum hepsine.. Buna can dayanmaz. helada. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik. dedi. ihtiyar. sessizce. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama.. Bir arkadaş ağlayarak "(. efendi.. şeker yüzlü bir adam.. döner. Şimdi. sabaha kadar balkonda.. genç bir tutuklu geldi.blogspot. yağmur yağdı ben ağladım.

bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. Nihat Gardaş. her şeyden kıskanıyor. eve dönüp. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi. dayak oluyor.. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor.... Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor.. taşlar. Kokiyrik. Artık itiraf edelim.. duru şehirde yazmaya başladım.. devlet oluyor. Kimseye etmedim şikâyet. insanı ham ayva tadında bencil yapıyor. Çünkü. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik. . geniş avluları. okşanan şeyler. 66 yaşında genç bir delikanlı. Bundan on sene önce.. Kara tren vagonları gibi.. Ben onları ele görüyem.. her yer karanlık. bu dünya.. avuçları yarılmış.. ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler. Gencecik. kara. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi. yatağı sıcak.. dişlenmiş nar tadında. gri. soysuz katliamlara sessiz kalıyor. konuşkan. Rahatı kaçmış bir insanı. elbisem. Bak. Anladım ki.. can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat. şarap yüzlü çocuklar. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum. Ağlar gibi oldum. öyle dinle beni. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş. Erzurum şivesiyle konuşuyor.. mehtabı. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor. bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak.yaptığımız bal. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. Bir günü akşam etmek. seyrettikçe. Eşşekler gibi mutlu oldum. Bu insanları öyle göriyem ki. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor. bundan sonra kızgın. İşte artık gün batıyor. Sonra gördüm ki. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum. Murtaza.. Horasanlı. 52 Malta Kuşatması Bu. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum... kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım. içeride sigara içmek yasak.. sevgililer sevgilisi. dışarıya attım kendimi. Titreyen mum ışığı gibi sessizce. aynı siyasi kara örümceğin ağlarında.. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla. bu insanlar kokarak ölürler. hayatı herkesten. ıtır kokulu genç anneler. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya.. "Nihat Gardaş. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş.. İnsanı sarhoş eden. Koğuş. Güzel kokulu sevgilim. zambaklar tadında. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların. Horasan Dağları'nda.blogspot. kavrulmuş toprak renginde. Bir telefon. Hani eti buzdolabına koymaz. Üstü başı..... Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72.. yumuşak. günbatımı yok bu şehrin... arabalar. "Nihat unutma.. Üç-beş kişi ancak var.. Ne tatlı konuşuyor." Alelacele çıktım.. Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk. hepsi kokir bunların. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük. saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum.... Tanrım. Büyük demir kapıları. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca.." Kokirler.. korkunç.. nedir bu evin hali.com 24 .. sıcak. İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum... Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken.kilmiş bir sıpa olmadan. Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi.. Ağlar gibi oluyorum. güzeller güzeli. dışarıda bırakırsan. Yarım saat kadar konuştum. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde. Geride kalan tüm iğrenç. sigaram. sesi tatlı. Bal gibi. Dudakları. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem. işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz. Halkevi küçük bir oda. şu insanlara bak. Kokirsiniz. Toprağa çıplak ayakla basmamış.

hamsiyi tanımayan Ankaralıya. merhaba. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım.blogspot. kızarmış yüzü. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. hasta. hep susmuş. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. Hiçbir işim yokken kaçarım. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. yumruklarım. sardalyeyi. kalabalığın ortasında önümü keser. Kürt balıkçılar akşam pazarı. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. Benimle. kara. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. http://genclikcephesi. yazdım. katladığım kısa konuşmalar. tökezlerim. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. peri masallı. mahşer yerinde. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. ıssız. erkek. Sidik kokan bir rezillik suratım. Kimseye etmedim şikâyet. yetim. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. Bayi önünde dergiler karıştırır. Benim gibi. soğuk. yangın gibi kara güller yetiştirip. Dolu 54 bir salonda oturmadım. Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış. Deli Türkan bunlardan biriydi. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. çalı. çelimsiz. her şeyi sil baştan karıştıracağım. aşık olacağım. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. Telaş. kız. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. çıplak. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. yorgunluğunu unutmak. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. Turşucular. kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni.incecik yağ tabakasıyla oynarım. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. Kim konuşsa.com 25 . nasılsın. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. kim konuşsa. Terden sırılsıklam. yorgun. Nereye baksam. dükkân sahipleri dayanamaz. telaş içinde ölürdü akşam. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. bir çözülseler altıma işeyeceğim. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. nasılsınız. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. güçsüz. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. cücük. ey insanlar. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. yuttular beni. uçurumun kenarında. paslı konuşmalar. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. Yoldan geçenler. sessiz. Akşam telaşını. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. deyip. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. kibrit çöpünü liflerine ayırır. toprak. (ne zamandır görülmüyor. beyaz geceli. ekmekçiler sokağa fırlıyor. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. çamur. başka bir insan oldum. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. bugün nasıl geçiyor. çiçekçiler. Balıkçılar. hırsımdan ağlarım. biracılar. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. yüz binlerce ecük. kendi sesim sanırdım. inleyen. ne uzaktan geçen bir gemi. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm. kebapçılar. ölmüş mü?). kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. toz. dehşet içinde tir tir titretir. ayaklarımın bağı çözülür. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. çamaşır ipine kelimeler dizerdim.

delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım. Aklımı aldı kadının çığlığı. sevgilisini bekler. aşk romanının sayfalarını. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor. Neden. korkudan içimde ne varsa boşaltır. doktor başka kadınla evlendi. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. yırtılmış. Nereye kaçsam. tınlayan boş bir tabuta dönerim. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. biri mi boğdurtuluyor. Kelimelerimin acı şekeri.Kemal'in. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz. Yaşar. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar. yüzüm. belki. Bir güzelleşmeye iyi geliyor. kartalların gözleri delirmiş. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir.com 26 . arslan heykellerinin gözlerine bakın. ancak. Okur. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. Kemirilmiş fare kürklü mantosu.. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. Aşkları dillere destan. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. Çok güzel bir kadındı diye başladı. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. ne ekonomiye. Uygarlığımız ne barışa yaradı. onlarla konuşur.. Çayım içip. bu memleket bu kadar büyük adam. sanatlarının peşinden gitsene. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. almaz ise. Hücrede sorguda bizi bekleyen. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar. onların şiirlerinin. gözleri korkudan fırlamış.. kendime. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in. ne demokrasiye. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları. Rıdvaniye ise. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. bir doktora aşıktı. bozuk. yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır. zıpkın gibi beynime giriyor. gelir masama oturur. Herkesin alay ettiği. hayırlı evlat çıkarmış. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. Kızı görünce. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor. Yapış yapış saçları pırasa rengi. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. bu düzenbaz yoksulluk. yazdıklarımın üniforması.. Kemal Tahir'in Çukurovalı.blogspot. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. kudurmuş gibi fırlamış."Bağırtmayın kadını. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. Birini mi öldürüyorlar. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. Elinde. o kadar boş masa varken. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu. güler. Sarkık alt dudağından salyası. koklarım sayfaları. ne olduysa işte. Nasıl acı bir çığlık. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. Aklımı alır. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. Deli Türkan'ı. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi. ya da. Issızlığın ortasında uğulda-yan. Türkiye çok değişti. Medeniyetler müzesine kaçıyorum. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. korkudan. diye sordum yaşlı kitapçıya. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye.

yüreği olan her şeyi yakarak. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. Bu uyuşuk. heyecanlı. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. çığlığıma hazırlanıyorum.. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. Çığlıklarımız. sel. bu kadar dinç. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. Yolunu gözlüyor. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. bir toplama kampında yakmahyız.com 27 . bin yıldır çıldırtıyor. aptallar ve çirkinler sürüsünü. çok satıyorlardı. şaşıp kalıyorum. onlarcası. kulaklarımızı kesiyor. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. budala diye küfürler savururum. afişleri ne kadar abartılıymış. Bu çocuk hangi ülkeden. güzel adaleli işçi kızları. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. kırılacak. köylünün. varoşlardaki insanların yasını. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. bu akşam. Acıyla. http://genclikcephesi. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. edebiyattan sözediyoruz. incecik bir oğlan. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. savaş. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. Kemal Tahir çok ciddiydi. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. gururlu. çekingen. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor. Türkan'ın çığlığıyla koptu. götünden düşmekte olan eteği. yurdumuzu kurtaracaktı. duru bir yüzü var. Ahlâkla ahlâksızlığı. Talip Apaydın. Yaşar Kemal. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. kirazları sey- 56 57 rediyorum. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. acılı annelerin. mutsuz olun. arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür. Bir zamanlar Aziz Nesin. baharlar geçiyor. görün zıkkımın kökünü yeyin. bu sokakta. Kararımı çoktan verdim. Fakir Baykurt. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. Kontrolümü kaybediyorum. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. televizyonlarda bu çığlıklar. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. günlerce unutamıyorum suratını. cahilliğini. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri. altüst oluyorum. deprem. Onlar da çok pahalı. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. ağıtını.blogspot. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. çaresizliğini es-tetize ediyor. sağlıklı. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. miskin. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. Şimdi. Fikret Otyam. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. İşte burada. odalarımızda. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar. haber bültenleri. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. sakin. insanı aptallaştırdığına göre. Bense. beyinlerimizi. Orhan Kemal. bir zahmet toplamazdı. pamuk ipliğine bağlı hayatım. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor. güçlü yapılı.bir tüy tabakası vardı. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. güzel olabilmeleri mümkün değildi. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. Hepimiz. Yoksa çirkinlik. insanlar. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. bir de üstüne sanattan. işte yine geçiyorlar deyip. Sovyet bayrakları. İş çıkışı.

ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor. sarılmakta olanların keyfini kaçırır. Otuz-bin levent sulara gömüldü.. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan.. mutsuz. kafayı yedi. başka cins insanlar olduk... oğlanın fermuarını açıyor. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine. Osmanlı da böyle yaptı işte. ne vatanı.. yuttu. cinsel bir entrika anlatır gibi." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı. İkincisi Malta Kuşatması. oyalandığımıza göre. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz. "Bir saniye Nihat ağabey. benden önce. cumartesi anneleri. düşkün halini gördükçe. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. Turgut Reis adında lokantalar vardır. Aradan yıllar geçti. akşamlan. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum. ne sanatı. Anayoldan içi karanlık. Niyeyse. Yanımdaki masadan. El feneriyle iyice kimlik resimlerine. kolonya getirdiler. Öpüşmekte. bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. parala üstünü. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. sandalyeleri parçalamaya başladı. "Kopardı ipi.. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip. Turgut Reis şehit oldu." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi. Türk tarihinin en büyük padişahıdır. parkta tekme-tokat dövmüş bunları. Neye uğradığımızı şaşırdık. Yeni bir tür. bizimki yalnız" dedim. gelir. kaybetti.. bu iniltiler. Çok düşündüm bunu. kulağıma: ". O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. Polis niye dövsün. bas çığlığı.Çaresiz. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış. Rıdvaniye benden önce kopardı. "Polis. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan. Bugün bile Malta'da. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi... Emir verdim kendime. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye. Tam da o sırada. "Zavallı. İçişleri Bakanlığı önünde. fermuar muhabbeti başlamış bankta. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. yeri göğü titreten. gittiği gibi geri geldi. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. ne biliyorsam. bas çığlığı. kaçamak sevgililer parkı vardır. kızın ezik. ne ülkesi.. Garson Kemal'e sordum. Kanuni. polis yakalıyor. Su.." Öyle günlerce işledi içime. sen şöyle çekil.. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü. Belinde ağır makineli silah." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum. ayrıntılarıyla dinledim. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır. basıyordum ki çığlığı. Tam sırası. sapık.com 28 . rahat etti!" dedi..mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu. Biri Viyana Kuşatması." Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya. Kız boylu boyunca banka uzanıyor. kulağıma. gitti. bu ağıtlar. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". ne insanlığı. "Hayırdır. Rıdvaniye. ben de nasılım ki. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta. aynaları kırmaya.. Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda. anladım ki domuzdan. Garson Kemal. Rıdvaniye'nin. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım. sigara ve çayla ağlayıp duruyor.blogspot. "Nefes al bacım... Rıdvaniye. Gizli. Kemal'i gördüm. Garson Kemal kulağıma. "Hatırlıyor musun Kemal. çökmüş.

. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır. haşlanmış yumurtadır. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım.. ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip.bakarak "Sen de az değilsin. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor. avuturdum kendimi.ikini mi yalıyorsun". bok. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. bağırsak. köpek adamları. en ünlüsü. Alnında deri o kadar incelmiş.blogspot. acı çekmiş yüzü var ki. pirzola. yumurta yemek için memurların . Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". sırtlan suratlı kapıcılar. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. Kocası işsiz.. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. Mahşer yerine döndürür servisleri. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. Her sabah servislerde.. bir Tanrı gibi. bir de Bozkurt reçeli. "hayır benim hakkımdı o yumurta". Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. Ne yazayım. Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. toplamışsın. bazen beş zeytin. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi.. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk. yazısını yazıp. bir daktilom vardı odamda. Oturur hayalimden hikâyeler yazar. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder. Hikâye değil mi. diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur. ka- http://genclikcephesi. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi.. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. çok uzaktaki karagözlüm. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. yarım uykulu." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla. Çocuğu yüzünden çalışamıyor. ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı. Çocuğu spastik. yine her sabah doktorun gelip. 4-5 yaşlarında. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle. şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. Yalnızdım odamda. bazen üç. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu.com 29 . lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. üç zeytinin. suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda. haşlanmış yumurtanın. zavallı bir adam. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. Kadına gidip yardımcı olsam. güya o kadın benim sevgilim. bir hüzünlü. neydi o Viyana kapıları Na-polyon. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. herkesin boynuna sarılıp. beş kuruşu yok. Papaz sakalı gibi saçları. bulaşıp. bu köylü. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur. O benim. aşçılar etrafına çöreklenmiş. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. Hayatım orada.. Neyse iyi görünüyorsun. eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi. püsürük. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz.

tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. Kadınlar çığlık atmıyor. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. ben.com 30 . yaşmaklar. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. diyeyim. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. ben. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. camlar. kol. romantik. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman.. Ne diyeyim. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen. Öyle umutsuz. soylu. unutmak için dışarısını. Etraftan geçen herkes. kabir böcekleri gibi ruhumu. ben. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. acayip. sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. entarilerine. bağırışlarla deliren kalabalık. ama. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. işte. hortlak gibi. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. yola yayılmış yemek artıkları içinde. ezanın sesine karışıyor. git evinde ağla" mı. çöplük dağılıp. morgun kapısında ölü çığlıkları. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. http://genclikcephesi. korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz.62 rasevdalım. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. "Teyze. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. bacak. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum. her sabah hurdayım.. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor.blogspot. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. aldatmasız. hikâyem güzel olsun. ruhuma. ameliyat bezleri. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. kaygısız. katı cesedimi mezara bırakırlarken. tenimi yiyor. köpek. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum. bu sabah yerinden taşlar. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. dürüst. burada ağlama. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki.. ekmek param burası. cam parçaları fırlatıyorlar. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim. bacaklar. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. bembeyaz. kendimi son bir can havliyle. insanlar sanki burada. yırtınma. beynime. çıplak. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. fare kuyruklarından jiletler. dudaklarımla düzeltiyor. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini. hiç kimse dışarıda kalamıyor. bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. ayaklar. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına. duvarlar. geniş bıyıklı eski zaman subayı. duvarlar. ağıtlarıyla uyanıyorum. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. soğuk. Kendimi kurtarmanın tek yolu. Her şeyi unutmanın yolu. görevim burası. Sanki. Çünkü." Her gece sabaha doğru dörtte. üstünü başım parçalarken.

sen çok güzel bir çocuksun. hoşsohbet. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek.. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi. tüm hemşirelere dağıttı. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz. Çok hoşuna gitti. Ertesi gün. istersen. İstanbul'a tayinini de çıkartırım. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum. çünkü bu bir hikâye. gizlice öpüyorum. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. ilk defa orada düşündüm. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. Güya karagözlüm İstanbul'da. Gün boyu elinde fal. iki yardımcısını odasından çıkartıp. hayalle gerçek birbirine karışıyor. saklanarak. bu serum şişeleri. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu.!" Başhemşirenin odasından çıkarken. Sabaha doğru. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. hadi. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor. aceleyle yazılmış. süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım.com 31 ." Ben. kazanova bir kara kaplanın. Başhemşire odasına çağırdı beni. İkinci şey. işte yine gece başlıyor.. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım.. olmayan. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı. zavallı kadının iç çekişlerinden. ama. "Oğlum. fazlasıyla kilolu bu kadın. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. ama. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. kurtulmak için. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren. Başhemşire. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari.. öyle usta bir kalemim var ki. uyduruyorum. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım. benim de böyle bir aşkım oldu. hayalimde yazdığım bir hikâye. fotokopisini çıkartıp. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum.blogspot. İzmir'de. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti. nasıl sevmiş seni. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. Eline benim hikâyemi aldı. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". eşsiz bir aşk. delirmeden sabahı nasıl bulacağım. böyle bir kız yok. bak. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor.. Hikâyemde.! Yani. bu erkekler hep böyle.Allah kahretsin. uyduruyorum. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor. "Dikkat ettiyseniz. hem trenle gidiyorum hikâyede. Bu tereddütler içinde. artık İzmir'e öldürseler gitmem.." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu. beni karşısına aldı.. dedi. onu garsonlardan utanıp. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa. kalemimi. Korktuğum başıma geldi. ama. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. hayaller başkasının olabilir. Bana o günleri hatırlattın. işte burada. 64 bu kadar sahici. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan. burç kitaplarıyla gezen. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana. aşağılık.

Şarap şişeleriyle dolu. odamda aynı işi yapıyorum. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi. Kadınlar. inciler toplasam. zehir hayattan kaçmıyorum onu. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen. iki haşlanmış yumurta bıraktı. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. hırsız diye hücuma geçip. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki.. eteğini boydan boya yırtmışlar. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna. Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor.. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. bir kavun getirmiş. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. kara kadının bakışları içimde büyüyor. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. Nasıl seviyor kelimelerim onu.. en gizli sevinçlerim. iki avucunda sıkıh. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. koynunda. Gece. ah tatlı bebeğim. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken. sonra merdivenlere doğru fırladı. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. Çocuğum açlıktan ölür mü diye. Ah. Göbeği inip kalkıyor. simsiyah saçları dokundukça bedenime. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor. dayın nasıl iş bitiyor. hıçkırarak ağlıyorum. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış. yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor. ovalar gibi. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. Odama yürüyüp. gizlice yedirmiş. İncecik bacakları. bu hayat nedir mi diye. ah.blogspot. Kapıcı: "Görüyon. hayatıma dair bilgiler topluyorum. Nesine kızayım bu adamın.. sıskacık. Suçüstü yakalanan bendim. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu. onu yatağıma bırakıyorum usulca." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek. Yüzüne. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. daktilomu önüme koyana kadar. bir sinek. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor. sakat.. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor. sabahın beşi. onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. sarılıyorum ona. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış. oralarını. Hiç değilse o.Kalemimi şarabımla. Ben de hikâyemde. bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. geçti yanımdan. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz. midyeler.. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. Bir su kenarında ayaklarını.. kadını göremedim. iki haşlanmış yumurta. ikimiz de toprak testi. ardından baktım. tüm çamurunu tutup. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor. ikimizin de kolları sıska.com 32 .. İçine girip. çocuğu koynunda.. buna benzer sesler mi duydu diye. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için. Dışarıda. iki avucuna. o.. ikimiz de böyle zayıf... ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. arka koridoru dolaştım.

Mercimeğinden değil. çocuğun ağzına doğru götürdü. şu çocuğun ağzına giden. orayı inceleyin. köftesini. gülüşerek şakalaşmaya başladılar. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. kara kuru adam. mercimeğin baklavasını. Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. Şekspir'i. Adam. bu satırları yazarken sizi bilmem. heykeli dikilesi bir kadın. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. dersini ağır bir ciddiyetle. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. ama işte ben yine ağlıyorum. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir. çocuk. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık. bıkıp usanmadan anlatırdı. Durdum ve düşündüm. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. Mercimekçi Ayşe. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki. Balzac'ı. burada. en magazinel ismi oldu. Mercimekçi Ayşe. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. Zayıfça. 1930'da doğan Ayşe Baysal. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. doyduğumuzu sanırdık. iktisadileştir-di. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. Annesi. ütopyasını sevdiğim için. helvasını. suratına sürdü. Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. vs. Atatürk devrimlerinden girip.blogspot. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. bir düzene koyup. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı. Bir ekmek parasına bir baklava. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. yaygınlaştırdı. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. dünyanın tüm edebiyatı. ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. 1928'lerde yazıldı.. bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. Şimdi. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. çorbasını. Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. bulgura dönmüş. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. hırçın. daha da ötesi yazar. karnımız şişer. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. Mesleğinde zirveye oturdu. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. ah canım.serip. yüzlerce makale yayımladı. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. Rizeliler.com 33 . radikal bir İslâm çıkar altından.. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi. http://genclikcephesi. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. deyip oğlunu başından öpüverdi. kamuoyunu etkilemiş. "Özal.

sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. dolmalar. gülmek-len kırılır. gülmeyin. değişim adında parti dahi kuruluyor. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda. lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde. Telefonu kapattım.com 34 . Erbakan geldi. ne bulurlarsa doldururlar. ancak başkalarından şüpheliyiz. yeryüzünün bu en güzel. diyor. onu yazacağım." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. kebaptan çok.blogspot. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz. gençler hapiste. hariç.. tarihe karışmak üzere. ama işte. gördüm ki..Çünkü onlar. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı. işte orada siyaset yapmaya karar verdim. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor. kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. değiştirmek için de.. gördüm ki. kendi kendimize yetmemi70 zin. baştan çorba. konuşmak o kadar zordur. TV'de izledim... kendi çabalarımızın. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya. yazarlar. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş. Milli yemeğimiz çorbadır. sondan şerbet. bulgur yazılarına başladı. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum. ele güne muhtaç olmamamızın. milli kaynağın. Bugün. yola çıkmıştık. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu.. güldü... bunlar deli mi diye.. patates dinini anlatacaktım. Seyyahlar. Bir gün daha kalsaydı. bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık. İslâm gitti diye akılları çıkacak. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler. on-yedi çeşitten sözediyor.. kısmet olmadı. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım. yüzlerine bakan yok. 40'h yıllarda yayımlanmış. ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. İkincisi. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza... Cehalet ne kadar korkunçsa. marketlerden ithal cipsler.. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm. asırlar boyu tümüyle unutmuşuz. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. İşte bu çok doğru. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. işte Şizofrengi dergisi.. Değişim. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. Seyyahlar.." Salon alkışla hopladı.. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. Dağılmayan. Sanki onlar daha sahici insanlardı.. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz.. toprağın. Trabzon. ekinin. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. "Ne yazacaksın?" dedi. http://genclikcephesi. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. yerli malının. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak.. Rize muhafazakâr oyların deposu. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. artık biz iyiyiz. kitaplar. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. yol görünmüştü. diyerek yayın hayatlarına son verdi. Özal mühendisleri yanma alıyor.

uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor. uyuşuk ölçülere. hamasi nutukların istilasına uğradık.. Köroğlu... Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la.. dolma. toplama beynini kalkınmanın.. çıktı. banker.. En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış.. Battal Gazi gibi aşk. İzel'in. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. artık ruhumuz kabarmıyor.. Özal'm. TV'lerden. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar.com 35 . Bunu iyi düşünelim..Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti. Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü. zihinleri "yalın. modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi. Hadi Uluengin. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. Mükemmel bir katakulliye geldiler. Bu sesten Duygu Asenalar. bir gün Hıncal Uluç. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca. Ayşegül Tecimerler. bir gün Özal değiştiriyordu bizi. Duygu Asena. Değişiyorduk.. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu. medya boğuştu. Karı oynatıp. dolma. o kadar. Aydın Doğan'm. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. değişim canavarının kudurmasıyla. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. Kalbimizin çığlıklarını. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son.. Hmcal Uluçlar. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. Seda Sayanlar.. Türk aydını. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar. borsa. kayboldu. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken.blogspot. kasabalarda anlatılan metinlerde. Osman Ulagay Hasan Cemal.. hayalici çıktı. ateş koru testerelerle 73 dağladılar. derin mavileri unuttuk. yılanları güçlendirdi. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü. toplama bilgilerin istilasına uğramış. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu.. futbolcu satıp. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek. bizim neyimiz eksik dediler. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses.. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!. Halk hikâyeleri köylerde.. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti. Meddahlar. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor... Gülay Ashtürkler.. yanıldığımı anladım... Gökberk Ergenekon Nilüferle. asırlarca köy. işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı. kahramanlık hikâyeleridir. Gülay Göktürk. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu.. Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi.. Boyner'in. değişim gazı. nasıl olacak" çoktan başlamışlardı. http://genclikcephesi. inmiyordu. çirkinliğimizden. özdeşleştirdik.. destan-laştırıldığı. Özal köprüleri sat72 mış. erdi muradına. radyolar açılıyor. Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü. Yılan kabuk değiştirmezse ölür. değerlere tapıyor.. Ancak meddah hikâyeleri çok farklı.. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda.

Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım.. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım". makale. sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. İnsan. her yeni darbe. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. kitap. sert.. Ayşegül Tecimer... kasaba tarzından çıkamıyorlar!. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını. İddiam odur ki. hikâyesi.. Selim Edes. Bir de şunu öğrenelim. kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!.. Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde... Aydın Doğan'm çiftliği. oyun. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte. http://genclikcephesi.. çarpıcı. binlerce dizi. Duygu Asena. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. iktidar. Kürşat Başar..blogspot. hırsızlık. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. Sonra şunu öğrenelim. ancak. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir.com 36 . tatminsiz. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen. köy. Ahmet Altan..... Buket Uzuner tarzı yazarlar.. Türk romanı. hırsızlık. eleştirebiliyorlardı. Hemen her kahvede. köşe yazarları. edebiyatçıları. ne gazeteler. meddahlık bugünkü sinema. "şehrin sanatçılarıydılar". Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası. her akşam bir program vardı. Şimdi. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. cinayet öykülerini işlerken. bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın. Filizli onbinlerce film. Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu.. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi.. ayrıntılı. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir. Ve ilginçtir. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. çirkin bir davranış. bu hikâyelerde. Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. ve o cüreti ise. renkli üsluba. Ya da. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış. Gülay Ashtürk. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması. Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde. ne medya.... meddah. seks. Türkanh. tiyatrodan daha yaygındı.. çünkü meddahlar. Avrupa şehirlerinden öndeydi. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer. Bugünkü öykü yazarları. Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi. meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu. Meddahlar bu cüreti. kaçış. 74 yasaktı. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin.... dramatik zenginliğe. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik.Önce şunu öğrenelim. eleştirel cesarete ulaşmıyor. sürükleyicilik. Ayrıca. naifliği. söz dokunduramaz. basitliğindedir.

makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar. Kemal Halil. elektrik sistemi.com 37 . şasi. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. ön dingil döner hale getirildi. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. Dodge otomobil ve kamyonları. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. Sultan arabaları. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. Haklıydı. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. Meşrutiyet'ten önce. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. yanlan aynalarla. Bu. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. Trabzon'da Sadıkzadeler. 19. izmir'de Fevzi Özakat. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. 1960'dan sonra en iyi müşteri. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. Meşrutiyetle hürriyet geldi. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. Gallia Ailesi. tekerlekler. Ford. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. sürgülü camlı. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. motor. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. Motoru Avrupalılar buldu. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. yüzyılda süspansiyon gelişti. Osmanlı'nın koçu arabaları.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. frenler. patlama ile motor gücü elde edilebileceği. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. öküzlerle çekilen. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. üstleri örtülü. Diyarbakır'da Birecikli Halil. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. 1753 yılında Paris'te 14. yüzyılda arabalara cam takıldı. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç. transmisyon organları. Fiat-çılar diğer durakta. Louis'nin bir bakanının. Chevroletciler bir durakta. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. Faytonlar. Chevrolet. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu.blogspot. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. Yüzyıl içinde. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. direksiyon. nakışlarla süslüydü. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. 16. Abdi İpekçi. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler. etrafları açık. Kennedy'yi. Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. Studebaker otomobil ve kamyonları.

"Pencereden kovuluyorsan. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. anılarında. Traktör ve jeep. son kırk yılımızı özetliyordu. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. Ancak. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. Her neyse. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. Niye gireyim kardeşim. işadamlarımrz. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. Ford Motor Company. Çünkü onlar ya düzenbazdır. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. kamyon ürünleri satan Koç. Ankara ve havalisine otomobil. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü. 100'e yakın kaptı kaçtı. köy filmlerinin. köle zihniyetin bir parçası. parça sandıklarını denize attılar. "Medeniyeti veriyorlar ama. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı. Bu vecize. köy romanlarının. montaj üretim yapan bu fabrika. iyi iş yapmış sayılırdı. birçok araba parçasını biraraya getirip. bacadan girenlere güvenmeyin!". Sanayi ve Maadin Bankası. aşağılık komplekslerini. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı. 1930'da 956 olan traktör sayısı.'"minibüsçüler" oldu. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. ya da onur bilmezler. 260'ını Koç. nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar.com 38 . Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon.blogspot. Otomotiv Sanayi Derneği. cins bir köpeğiniz oldu. hayatının ütopyası haline getirdi. Vehbi Koç. 450 işçi ile faaliyete geçen.6 milyon insan çalışmaktaydı. günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. "toplama" usûlü dedikleri. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. ikincisi jeep'leri üretti. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. Koç. Ford'la görüşmeyi. Bu bilgileri edindiğim kitap. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi. yine kapınıza geliyorsa. 80 http://genclikcephesi. Çin'deki karışıklıklar neticesi. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. 1500'e yakın otomobil. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. Milli Savunma Bakanlığı'na. Kovmak. Mektuba karşılık Ford. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. üretimi durdurdu. ne zaman Ford'a gitse kovulur. Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı. Kovulmalarının arkası gelmez. ne hazin itiraflar saklı kitapta. 50Ti yılların karakteristiği oldu. demektir. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. 1930'a geldiğimizde. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı.

işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır.. Ancak.. montaj sanayi suçlamaları vardır. orada. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. şimdi sırada Koç'un. "sac" yerine. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". http://genclikcephesi.. tüm yoksulluğumuzdan. Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur. Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'. aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız. Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır. Solcu aydınlarımız montaj sanayini.. geri adım atıp. Ankara. piyangodan Ford'la görüşülür. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. Bitmeyen bir it savaşı başlar.. Yine de istediğini alamaz. bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!. fiyaskoyla sonuçlandı. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. Gözdesi. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. Adını Devrim Otomobili koydular.com 39 . politikacımız... kabadayıca meydan okumasının eseriydi. son elli yılımızın siyasetini. Türkler de otomobil üretecektir. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık. Otomobili kendimiz yapacağız. talaştan yapılan bir levha görür. montaj sanayini aşağılamak için. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi. kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. otomobil virüsü ülkeye girmişti. siyasetçimiz. Uzmanlarımız. ortalık yangın yerine döner. tarihin benzersiz diktatöründen alınır. Kaportada sac değil.60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik. Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar. modern dünyaya kafa tutması.. vatan haini ilan edilirler. ambalaj sanayini eleştirip. Türkiye halkına sattık. bunun adı: Fiber-glass'dır. çünkü emir demiri keser. "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız. askerin. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı. özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol. İstanbul. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz". 90 gün içinde otomobil yapılacaktır.blogspot. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik. bu işi ancak.. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç. dediği gibi. dalgaya alınca. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar".. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur.. biz de otomobil yapabilirsek. devletin. Amerika davetlisidir.. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır. yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. Kızıl Elma gibi bir ideal edinir.. ihtilalin. çünkü Koç. ceplerine indirmiştir. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. Sonunda bir şans. İşte bu kovulma. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi. Devrim otomobili. Merkez Bankasını. otuz yıl sonra. ha gayret!..

1 yoruz idi. Ancak. I 12 Eylül .. tarımı geride bırakamamıştır. http://genclikcephesi. sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği . ve 700'ün üstünde grevle. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri.24 Ocak kararlan.com 40 .. rupa'dan mal almamışlardır. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi. Yetmiş sente muhtaç. overlokçuluktur.. .. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş. anarşi çıkartan gençlere yüklendi. memleket sevgileri de işte bu.blogspot. turizm ve konfeksiyon. hem teşvik alırsın.. Ve dünyada. Ford dahil. köylülük. j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. Anadol. Neden Cezayir'e. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. 12 Eylül'e kadar. dışarıya buzdolabı satı. ': sonra 0302 Mercedes. Cezayirlilerin başkaldırısı. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. Nereye? Cezayir'e. halde. Renault 12. ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken. tuhaf değil mi. 0302 serisi Mercedesler üretildi. 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz. Magirus.. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım . Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. Devrim Otomobili. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. ucuz işçinin sebil' leşmesiyle. Bütün suç. vur malları olan buzdolapları. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları. devlet bir ampul dahi üretemiyor!.1 Koç.. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır. Türk Otomotiv Sanayiidir. I anlatalım. jeepler.. tarımın yanında gelişmiş.i ürünlerini ihraç etmiş. 12 Eylül'ün kapısına dayandık.. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor. 1990'a kadar de ğil otomobil. Cezayir Bağımsızlık Savaşı. nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. peşinden banker skandali.1 80'lerin ortasında tek övündükleri. . giren dövizi. Sultanahmet'te tu. Murat 124. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler. ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1. Onurlarına yedirememişler.. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı.82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. uzun müddet asla Av. Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu.. gâ.. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. vatan. ülkeye döviz sokamamıştır. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir. bu kırk yıl içinde.

Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak. komik devletimiz için şeytani bir rastlantı.." (Yakın Tarihimiz. devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz. otomobilleşmeyle. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti.. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay. kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları.. Cumhuriyetimizin 75. 68'li öğrenciler ise. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. lanet hayat onların bize hediyesidir. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin. Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim. hep kazanan onlar oldu. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı. Mehmet Sabri denen bu cani.) Cumhuriyet. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim. Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti.. romantizmin heyecanına kapılmış. tas kebap. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. kebaplar faslında ise. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi. ya da aydınları öldüren bir mermi. iç savaşlara rağmen kazandılar. Ve teneke otomobillerine. http://genclikcephesi. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu..Elli yılda tek kazanan. Bu rezil. üstelik. Hikâye uzundur. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı.. bizimkiler asla!. ihtilallere rağmen kazandılar. sır noktaları arşivlerde kapalıdır. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi. terörist. 4. Dinleyelim: 84 85 ". fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış.blogspot. Bu yalanı gösteren tek yer. Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde.. cilt 376 sayfa. Topal Osman'dan Yeşü'e..com 41 . yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır.

istiklal mahkemeleri kurulur. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey. diğerleri sorgulanır. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. Suikast yapmaya geldim. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. ya öleceğiz". ne diyebilirim. ruhu imişsiniz. Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp. bulunamaz. Hüseyin Avni Bey. Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam.27 Mart 1923 günü. Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste. Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder. Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. Ama başaramadım. Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. doğrudur. hepsi sırayla idam edilirler. bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp. Sarı Edip.blogspot. Laz ismail. ya namusumuzla yaşayacağız. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir. Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir.. bulunur. Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi.com 42 . heyecanlı. "canileri affetmeyeceğiz. 75 yıl süren büyük yarasını alır. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. aranır. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. Ziya Hurşit. meclisin en çalışkan. Ayıcı Arif vs. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum.. meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür.

'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı.. Mustafa Kemal ve arkadaşları. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. Ama bu da zevk. 75. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi. .) İşte. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 .'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. hiç danışılmamıştır. cumhuriyet kararı anidir. Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar. Dünya sana kalacak. Yolcu yolunda gerek. çünkü. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı.blogspot. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu. maccıa-perest. milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur.. yani. yüksekliğine de bakacağım.. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran.. şaşılacak derecede soğukkanlıydı. geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. şöyle ki.. . Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş. millet meclisi kavramı yetiyordu". 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme. ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar. ağır ağır giyindi. Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte. Başbakan Rauf Orbay. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. çabuk ol' diyen cellada gülerek. salıncağa da benziyor.com 43 .En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin. . merak etme.. en yakın arkadaşları Kazım Karabekir. Sana orada suikast yaparım ha. ancak. Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni. Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. istediğim de buydu' demişti. hem de elimden kurtulamazsın.Hepsi bu kadar mı. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi.. Nuri Bey.. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü. vakit geçiyor. Rauf Orbay. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı. haklı haksız gidiyoruz işle. Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. Ziya Hurşit. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar. Ali Fuat. Zahmet buyurmayın. Halk Fırkası ömrü boyu. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz. kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. ipek mendilini düzeltip. http://genclikcephesi. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: . önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. (Bu ittihatçı ruh. Aman beyim.Ben zaten başka bir şey beklemiyordum. Sizin elinizden yalnız bu gelir..' demişti. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak. ben kendi işimi kendim görürüm. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor. Ziya Hurşit." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir.

diyor. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Medine'ye mi. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. kum mu. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış... milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. Demirci'm adamı. yüz bin Ahmed'in hangisini. Bu lafızlarla iktidara gelenler.. oluyorlar. dönüşte.. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti. Adalet Partisi'ne. partileri. millet meclisi ne89 den yetmeliydi. Hangi Ahmed'i. şöyle bir sahne anlatır: ". siyasetçilerini bu ülke görmemiş. sarayın adamı gözüyle bakarmış. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. şüphe ve güvensizlikle bakıyor.Cumhuriyet devletinden yana olanlar.. Meşrutiyet'te herkes birbirine. millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. Tansu Çiller'in adamı vs. O tarafa? Aden'e mi. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. Adnan Menderes'in mecliste. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Koç'un adamı. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur.. aç kaldılar. bir çuval inciri berbat edecek. ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. Sarıkamış'a mı. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu. Enver'in adamı.blogspot. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. İstasyonda bir kadın durmuş. Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır. olmadı. Ahmed'ini görsen.. ona da soracaksın.. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. Anadolu hepimize hmç. Aydın Doğan'm adamı. Allah'ın. çünkü millet meclisinin. sürüldüler.. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi.. Kanal'a mı. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. Doğrudur.. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. lâik-şeriat değil. trenin gideceği yolun. Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti. Ülkemizin cumhuriyet kavramı.. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. ezildiler. Tansu Çiller'e. http://genclikcephesi. skorpit yarası mı. Bize milli hakimiye. MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. ancak. tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi. bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar . su mu. şehit oldular. hilafeti istemesi değil...Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya. meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti..com 44 . kenetlenmişlerdi. Talat'ın adamı. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. Ancak. tanımamış.

Falih Rıfkı'nın dediği gibi. fazla sitem-kâr olmayalım.com 45 . Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak..Şimdi Anadolu'ya. Büyük şehirlerde bile. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!. kimseye diz çökmeden. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin".. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. delikte büyümediler. "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. nerede ölüyorlar. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki. yirmi yıl sonra döndüğünde. sen yine parti başkanı. oyuncakçı da. ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür. kayıtsız milli hakimiyete. işini kuruttum. Batı'dan. Anadolu. Çakıcı'yı dahi vermedi. şoseye. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar. biz yine muhalefet!. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet. uçup gittiler. Adını tam bilemiyorum. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik.. Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. iktidarı sahiplenenler. Ahmed'leriniz bir nefes değildi.. Kuşlardan küçük. Bizim gibi karadır. Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. Kabil'den. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir. Çatlı'yı. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor.. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler. İzmir'de üç dükkân. soracak. oyuncak müzemiz yok. yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. Yüzü vücudu çok kıllıdır. kar ya-92 nakli. kahraman işadamlarımrz. Kovukta. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın. Doğu'dan. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. istanbul'da yine birkaç tane. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor". Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. http://genclikcephesi. Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. gövdesi pamuk. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. demiryoluna. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. ben gelince yendim onu bebek imalinde. Bebeği pek az kimse bilirdi. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş. Taliban'dan. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. Malezya'dan. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. Senin serin dağlarında. onu da kaçırdım. Yeşil'i. kırılıp gittiler. Anaları ellerinde fotoğraf. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün. Biraz uzun sürecek anneler... Evlatlarının peşinde yalvaran. oğlunu arıyor. Dinleyelim. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. oyuncağı hiç sevmemişiz.. ismet Paşa. bulgur yedik Şehit verdik. Kahire'den. Kolu bacağı kırıktır.. oyuncağımız yok.. o bize. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden. Bir Macar vardı İstanbul'da. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. şenlenir evimiz. başı mukavva." Evet. sağdan. Rauf Orbay'a özür diler gibi. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok. Rauf Orbay. İşte şehit anneleri. işte cumartesi anneleri. göklerden yüksek oğullarınız. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. bir Alman Yahudisi vardı. vermiyor.blogspot. saçından sürüklenerek götürülüyor. Shirley bebek yapıyordu. Ahmed'lerini arayan analar. ağlayacak ama. Bin yıldır gömülüyoruz.

bu fikri kaynanam vermişti. içerde.. Kalıpçılar çok şaştılar buna. Ben de tahta tabanca yaptım. oğlan bebek. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı. ondan yapılmıştı. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti. Parmak bebekler üretti babam. bardağı. kumaşla kaplardık. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım. Birgün bozmuş bebeği. kız bebek yaptı.blogspot." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. tarih mi belki 68-69. kendi icadım olarak.. çatapat. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra." "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. Kafası mukavvadan. 14 sene uğraştım. plastik tabağı. Gövdesini saman doldururduk. 1950'de. Çocuk bir iğneyle dokunsa. kukla gerçekten gülüyor. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum. 51-52 yılında ithalata yöneldik. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu. Mam-ma sesine 1948'de başladım. ilk 95 o yaptı. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum.. tüfekler yapardı. kâğıt fener. havai fişek. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak. Gemini çekince gözleri yanardı. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. oyuncak ithal etmek istiyor. 1 veya 1. Karakaçan. Tombala filan yaptık. eve ince talaş yayılırdı.5 liraydı bu bebekler. Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. başın üst kısmını kestim. Sallanan tahta at yaptım mesela. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda. bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp. süs kâğıdı. "İlk defa sıpa yaptık. Tahtadan tabancalar. 550 kuruşa. sonra biz.com 46 . mal yetmiyordu." Tüm bu bilgileri. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. tamiriyle uğraştım. Grup oyunları yapmaya başladım. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim. makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu. Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. Spiro Giokas. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. Monopol. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım. Gözlerine ampul taktım. Çukurel. kızma birader. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor. Kızıma vermiştim bebeği. 53-54 seneleri. 62'de başardım. babam Mehmet Sülün. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu.. "Bizimki de mukavva kafalıydı. Bebeğin karnına basınca ses verir. kestane fişeği. il il dolaşmış. Sonunda buldum. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk.. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce. Mantar. http://genclikcephesi..

Sonra başı derde girdi kurşunla. Hiçbir şey bulamadım. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. 69'da anne oldu. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. arslan gibi. hepsi birbirine tellerle bağlı.blogspot. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. Arnavut kralı. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. http://genclikcephesi. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. ata biniyormuş gibi oynayacak. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. 1947'de Ankara'da doğdu. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. "Çocuğum bir yaşındaydı. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. insan sureti anlayışı ile engelleniyor. Burada oyuncak yok. tekerlekli bir sopa. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. "Harbin başlangıç yılları. bir pencere. uzun bir gövde. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile.com 47 . Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik.. ondan önce el sanatı olarak kalmış. tahta oyma biblolar giriyor. işe. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak. burun ve kulaklar. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta.. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. evet evet. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. Kim olduğunu bilmiyorum. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. çocuk sopayı elinde tutacak. annem anlatırdı. bir bebek hatırlıyorum mesela. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. şaşırırlarmış. bir çığır açtı. sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler. "Bir de atbaşı vardı. Hatırladım o Alman şimdi. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor. bombalar patlarken. yerli kurşun asker yapıldı. Balık ihraç etmek istiyor adam. bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. tombul bir göğsü. fil. Bir divan. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok. ayı. arkasında duvar. maymun.omuzları hareketli. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. ucunda iki tekerleği. başı hareketli kahkaha atıyor. zehirli filan diye. köpek. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. tabii. bebek hâlâ istenmiyor. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. iki koltuğu. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş.. yuvarlak tıknaz bir adamdı. adama aynısını yaptırıyor. tombul bir poposu. pencerenin perdesi. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir. Çok iyi hatırlarım. altı çeşit hayvanla başladı." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak.. Ülkü için olabilir. kaleler de vardı. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış. Tenekeden kanatlar. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü. bir de ufak masası. elbiseli nadirdi.

dünyasına girmek istememişiz. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. sürtmeli oyuncakların ayrı. korkunç bir kediydi. biri oyuncak sanayi. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok.. zekâ oyunlarının. oysa. kültürü. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır. Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. Almanya savaşta harap oldu. Batı'da.. Bu din kardeşimizin. ki. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı.blogspot. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. ki. orijinalite yok. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç.. Oyuncak. pilli. taşla ya da topla devirmekti. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. şimdi yok. kullanışlı değil. aydım. camileri. İsveç'te. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü. çünkü o zamanlar kârlı değildi. kiminin tekerlekleri de demir telinden. ancak. Bizde halkımız. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış. büfe eşyası.. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. İnanılır gibi değil. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda. onlarca. dünyanın en büyük şovuna götürün. biz. ancak. neden tahtadan. çok şanslı çocuklardık. seramikten oyuncak yok. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. Çocuklarımızı sevmemiş. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. ama oyuncak yok.. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. (Oyuncağın da modası olur. ancak. çok pahalıydı. haftalığım cebimdeydi. Demir telinden yapılan araba.. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık. buluş.com 48 . 90'h yıllarda da Batman moda olur. Antik Yunan. biri topaç. ayakta iki sanayi kaldı. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum. aralarında süs eşyaları. estetik gelişmemiş. alacak hiçbir şey bulamadım. ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. Seramiğin bin türü var. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir. Çemberi hepimiz oynamışızdır. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı. görün kültürünüzün acımasızlığını. bebeklerin ayrı. çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. bizimkinin atbaşı yoktu.. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı. ki. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. meşhurdu. Çünkü hayal yok. oyuncağım daha değerli görecektir. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor. 80'li yıllarda Kara Şimşek. büyü-98 lendim." Ve Fatma ilhan. maskotlar. yeşil süs boyası olurdu. Biz ise modadan uzak. o. tüm haftalığımı verip aldım. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor. hediye almak hiç aklımda yoktu. Fatoş.. Hollanda'da oyuncak müzeleri. zekâ yok. O renksiz televizyonun. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. diye cevap verir. kimisi makaradan. Hayal gelişmemiş. Çinliler kırbaçla çevirirmiş.. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. İkincisi. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı.Özellikle kediler. 17. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. tahta arabaların. ama. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır. pembe. hantal süs eşyaları. kurmalı. değnekten at. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır. düş yok..

büyülü. çocuğun sahiplendiği. kayasını. televizyonlar kullanıyor. Çocuk. Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor.com 49 . muazzam boşluğu mafya kullanıyor. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor.. İyi ya da kötü. mutlulukta geri kaldık. Dinç Bilgin.. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor. Kendiyle oynayamayan çocuk. kendini oynatacak üstler. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. Neden korkmuş isek.. dilini inşa ettiği. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. konuştuğu. kendi halinde lüm nebatını. bu sahte.blogspot.. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz. en şöhretli insanı oluverir. Siyasi hayatta önümüze çıkar. ayrıca. daha da ileri gider. boyun eğip. çocukken kullandığı kızağın adıdır. Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. Arkadaşının uçağına biner. tahtadan bir at yapamamışsın. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz. senin için en çok ben acı çekiyorum. ben daha çok acı çekiyorum. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz. itaat arar. dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur.. en derin eşya. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır.. arkadaş olduğu. onu da ağır. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor.. edebiyatçısı. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. gizemli bir eşya. 'dokuz tuğ'. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar. onun için askerler. dünyanın en zengin. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. ruhsal parçasıdır. Tabiatı masum. kurşun asker.kendine daha yakın. Bizler. Her şeye sahip olmuş bir insanın. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar. 'bozkurt'.. Bu. İnsan sormak istiyor. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor. http://genclikcephesi. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor. Oyuncak. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor. ne dini ne bilimi. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten.. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. der. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. çocuğun başına onunla vurmuşuz.. kör bir acımasızlık öğretir. canlısını. Kardeşlerim. gazeteleri. bu yüzden sen benimsin. çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız. Oyuncaksızlık. solcusu. bir kahve makinesi görür. sağcısı. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin... bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti. kimse anlayamaz. Çocuk artık. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. Acı çekmeyi içselleştirir. Eline oyuncak geçiremezse. ama bu derin. sakin. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır... haber bültencile-ri. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane. "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince. Doğru ya da yanlış. kendi iç dünyasını. göğü delen kuş gözüyle görüyor... tüm tabiattaki nesneleri. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar. kendi dünyasını. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz. acı çekerek talep eder. ancak. hayallerini.. kış orada takılı kalırdı. diye sahiplenir. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. yalancı aynaları. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız. o halde ben haklıyım... Sevdiği kıza bir gün. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin..

Bana sorarsa-nuz.. sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında. Açlıktan öldü. Her yıl anma günleri düzenlenir. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?". Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. Hamdullah Suphi.. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür.com 50 . bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir. *** Kurtuluş Savaşı'nda. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil. Başörtüsü şart değüldür. sizin burada işiniz yok. diye kovdu. Ben Mesut. 102 103 bu sefer canım yanmadı. Alışılmış konuşmalar. Lakin. Mizahçı Necef Uğurlu. İthal canavar oyuncaklar. ben müsaade etmem. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!. Önüne." Üstelik böbrekleri. ama kendi çaplarında. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. dünya sıralamasına giremiyoruz. Kur'an'da buna bir mani de yoktur.blogspot. Abdülhak Hamit. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında. ortalık karıştı. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır... Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı.. Zekeriya Sertel'i. üç yaşındaki çocuğun korkulan.olayları. dışladık. canım yandı. Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum. örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. " * •% * liir "gay" dergisi 53. Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. Mehmet Emin Yurdakul en başta... Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir. röportajda.. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz. bir toplantıdan. bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir. büyük şairimiz açlıktan öldü. Mesut Yılmaz'ı. dolma yerken öldü. tekrar yaptırdım. çok başarılı buluyorum. umutları. Ofli şi-vesiyle konuşan. bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda.. ordan aşağı açılur mu demeyin... Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış. halkın dinî sorularını cevaplamakta." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin. Demirel'i. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur. denilince.. o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım. büyük şairimiz yalnızdı. deyip. Hatta. ona ilgi göstermedik..." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim. karaciğeri bozuktu. ithal canavar filmler. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım.

ancak. Osmanlı padişahlarından birinin. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı.. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. acemi gazeteciler de. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. Dünyanın en çok başbakan. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. dünyada yoktur. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur.açar. Ancak. geceyarılarına kadar orada geçirirdi. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. Kızılay neden. çürütüldü. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. yani Kızılay'dır. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. Padişahın insan emeğini küçümsediğini. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler. İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. orada neler döndüğünü kimse bilmez. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. atları Rum. bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. Mesela. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. http://genclikcephesi. tüm makalesi boyunca. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz. halktan uzaklaştırıldı. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. Çünkü. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır. Bu tarihsel bir rekordur. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. örnek olarak da. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir.. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. ancak. bunu kimse de merak etmez. kokmaz. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir. Kötü. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken. Türk masonlarının büyük ismidir. otuz yılını doldurmuştur. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir.)* Anadolu Kulübü. Dil Kurumu. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış. yanmaz. * •% * Bir başkasına geçelim. Ankara'nın en köklü kurumudur. işte bu tartışmalara yol açtı. ihtilal ve bakan gören adamıdır.com 51 . Rumlarla Türkler savaş halindeydi. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı. bu insanlara depolarını açmaz. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. hükümet.blogspot. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer.

yayın. gazete. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür. Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. nasıl oldukları onun bilgisindedir. sportoto. Nerede oldukları. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. Böylelikle Tarih Kurumu. Türk tarih çalışmaları. Ajans Türk. bilim. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. Arabesk. Türk resminin kayda geçmiş. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. İğdemir'i getirdi. Tarih Kurumu. Çünkü. skandal ört-bas edildi. kimse uğraşmaz. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. baskısı. Tarih Kurumu ayrıca. deli etti.com 52 . büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. Danıştay'a. dergi. Gökmen miydi. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. Rakibi. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. çok sevimliydiler. bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. Devlet. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. şehir telefon rehberleri. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. Diyanet İşleri. bozuk diliyle hasta. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. piyasaya iş yapmaya. basına sızmadı. bitmek bilmeyen davalar açılır. devlet evrakı. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar. BM'den ısmarlanan teknoloji. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır. büyük bir ticarethane yaptı. basımevinin başına oğlu. rehber gibi. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. Tarih Kurumu basıyordu. İnsan soruyor. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. değil Türkiye'de. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı.blogspot. 1978 yılında. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. Görevi. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. hatta 108 http://genclikcephesi. kazıları yönetmek. parti afişleri. Ancak. kıskanmıştır. Baba-oğul kurumu. Mehmet Özel. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. dizgisi. Öldüğünde TRT ardından. Dil Kurumu ve CHP gibi. Ankara piyasasında tekel oluşturdu. cunta. Kenan Evren televizyonda. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. oy pusulaları.Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. suçlayarak. piyango bileti.

* Ancak. insan soruyor. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. tekmeliyordu. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. yıllar boyu bin. İlhan Çevik meşhur. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. espriler yapıyorlar. Hasan: "Adam seni dövüyor. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi.com 53 . Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. bugün. yani. bok mu var" diye kovuluyorduk. İngilizce gazetesi. ilk defa televizyon görüyorduk. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler. ileri derece masondu. "Tüh lan ben göremedim" dedim. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. İslamcı kitap. baklava çalan çocuklar. koğuştan birçok genç tanıdım. işte. örgüt suçlarıdır. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda." http://genclikcephesi. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim. gencecik içimizden bir çocuk. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. keyifle. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. koruduğu ve hiç kimsenin.büyük bir matbaa sahibi olmayı. başta Hakan ve Çağlar geliyor. Devletin. televizyonda gördüm. vatan hainliğiyle suçlamıştır. Bu medya. kültür ortamı neden oluşturulamadı. gazetenin. Koşarak gittik. neşeyle usta işi muhabbetler. dergi.blogspot. toplumu. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. o da ayrı mesele. Yayın yoktu. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği. televizyonun içine bakıyordu. hukuğu. Şiddet yok. llnur Çevik pek çirkin ama. gazete. kan yok. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. gezmediği ülke kalmadı. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan.) Kaba hatlarla. işte pankartçı gençler. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. 16. kafamıza sert tekmeler yeyip. bağımsız. halkın. insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. işte Çağlar ve yüzlercesi. size oracıkta köfte ekmekler. sorusunun cevabı buralarda yatar. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir. medyanın. kapalı devre yayın yapılıyor. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. Sadece sefaretler satın alıyordu. bizleri. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. Çağlar 20 yaşlarında. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. silah yok. artık toplum tartışsa ne olur. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. hakimlerimiz. aydınların. "Çekilin lan. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir. iki bin baskıyı geçmedi. (*) Türk Hava Kurumu." Ben üzülerek. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. herkes gidip seyrediyor. Hasan bir yandan. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. hakimleri.

.. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim. Garson boş bardakları alırken. ne yasası. acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni. kara. hakimden. Gezintimi bitirdim. kumlu solucan. Can verir gibi. Dünya kadar geniş sanıyordum. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni.. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. işte orada. Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı. seçimden.com 54 . "Yooo rica ederim. bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım.. Şalvar gibi bir kot pantol. kımıldamadan!. Kırk yıldır oradayım. Bu sözler beni. Ne yazarı. çıkarın tüm bunları hayatınızdan. garsonluk yapıyorlarmış. pis. Hayat Buysa .. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen. Bıktım. pavyonda komilik. gündüzleri kırılgan. O kadar sıkılgandılar ki. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. Diz çöktüm. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi. Sırtımı dayadım. bu sefer. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda. Kalbim yerinden koptu.. ne anayasası. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. parasını da al!" http://genclikcephesi. çay içiyorum. Yanıma Doğulu iki genç oturdu. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. Bağırıyorum cansız bedenine. soluyorum hâlâ mutlulukla. kanundan. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız.. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir. acı duyarak. ağlamaya hali kalmamış. dağların en yaşlısına tırmandım. biz ekrana. Dinleyin beni.. soluk sarı yüzü. şakacı bir avlumuz olsun. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın... çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm. Jack Nicholson.mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş..blogspot. Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. hayallerimi savunan son ağaç burası. gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten. ne hukuğu.O gün bugün. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. yirmi yıl başım yerde. Kaldırdım antik bir taşı. yazmaktan. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için. ne polisi.. felçli gibi oturuyorlardı. kaybolmuşum. bir küçücük yer. ne insan hakları. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim. Eski. insan haklarından. Balta girmemiş bir ormanda.. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi".

Düz-ce'de kadınlar. Doğu. ne güzel ülkemiz var. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. Gerede. ağlar mısın. ya kovduk. "martılar" kafa karıştırmıştır.com 55 . Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. Akkaya. başta İran geleneğini sürdürüyor. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. Kendi tahminimi söyleyeyim. Peki. Melahat Akalın. iki bin dolar biriktiri-yormuş. İbrahim! http://genclikcephesi. Ermenice isimler değiştirildi. Her neyse. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen.. ağlayarak tarlalara koştum. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. Amatör bir tarihçiyim. Uzman bir hocama soruyorum. Mevzuyu öğrenmenin yolu. Arapça. ya kötü. turnaları severiz. güzel". beyaz güvercinleri. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli. sesim çok güzeldir". Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. istisnai olarak turna kullanılmış. Güler misin. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum. Belki de o zaman martının adı başka. geldi. Biri öyle düzenliyor.. hem "beyaz. Ne iş baba. gibisinden muhabbete girmeli. Belki de martı demeyi yeni öğrendik. Son yüzyıldır. martıyı kullanmayan şairimiz yok. olmaz bu. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar. Martıları ya görmedik. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. Türkçe isim verildi.blogspot. bembeyaz tülbendi eşarpları. Çaylar.. sıkılgan kardeşlerim. bizim ne güzel topraklarımız var. Hüseyin Aktoprak. ama. bir şey ya iyi olacak.Hiç tanımadığım iki insan. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. İç savaş başlıyor.. Akköprü Aktepe.. Rumca. hem beyaz. Var bunda bir bit yeniği. mevzuyu öğrenmeliyim. Bir fıkra anlattı. leş yiyor. akvaryum almış. Divan Edebiyatı. ilk masaya oturmuş.. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. geçen gitmiş. İbrahim. kaplan. gün boyu ağlıyoruz. açıldı. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. "martı" yok. Beyazlığım övmek istesek.. hem yırtıcı. iyi soru sormaktır. kuğuları. değil mi. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı.. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur. derin bir muhabbetimiz başlamış. Kullandıkları dil. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. iyi soru sorarım.. küçük dilimi yuttum. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. Laf ilerledi. gitti. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. Yırtıcı imgesi için arslan. bu oğlan para tutamaz. yine. milli. boşaldı. Son yüzyıldır ise. patates tarlalarında çapa yapıyorlar. "Abi. her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar. diğeri böyle. ortak bir hayalin süslü kelimeleri. türkü çığırdı. ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. Akpınar. mitolojik hayvanlarımız var. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. iki. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi. teyzeciğim. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar. Mesela. Martılar yırtıcı hayvanlardır. Hem yırtıcı.. imgeyi şiire somıyor da. yavaş yavaş masaya dokunmaya. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı. Yerine: "Akyazı.. Onu durdurmak ne mümkün.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır.com 61 . sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. hem gençlik. Geriye kalan üçyüz sayfa. DEVRÎM dergisini çıkarır. diyor. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. Nadir Nadi. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. eşitsizliği giderecek siyasi kararın. sert. acımasız. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda. o cuntanın başında iktidardadır. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen. Hasan Cemal. yönü gösterdik. 60'larm sonunda. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. bugün. tanrısal adaletin ancak. 1986'larda Nazlı Ilıcak. doğrulansa da. "Aydın cuntasının güvendiği. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur.126 Son kırk yılımızda. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. hürriyetler. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu.. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. kararlılık ve baskıyla. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu. postal. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. Aydınlar. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. İşkencede. ucunda sehpa vardı. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. Uluç Gürkan. bugün o sütunda İlhan Selçuk. Mümtaz Soysal. işkence yapılıyor dedim. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. bir şey yapalım. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır.. cuntayı deşifre eder. bu bölüm. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir. Yeni devletimizin ruhunu. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. Yön dergisini çıkarttık. Anılarında. sonra unutuldu. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. hem de meclis. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk. Doğan Avcıoğlu. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. İlhan Selçuk'u sıkıştırır. ta ki. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. ilhan Selçuk. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal. yine ser verip sır vermez. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. Yalçın Küçük. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. Yaşar Kemal. Son anda çark edip. şimdi devrim zamanı deyip. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil. üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. altmış yılından sonra. basın tarihimizin en sert. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır. arkadaşlarını yüzüstü bırakır. köşke gidelim. saldırgan. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı.blogspot.

bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. Bir de küreselleşmişiz. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. Ancak. İsimleri önemli sayılır. içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. Çünkü. http://genclikcephesi. liste çok zayıf! Koca kitabında. üç-dört kitap. Aydın Doğan'm. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. dünyaya açılacakmışız. Kendisi neden dünyaya açılmıyor. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. galiba ihtiyarladığında da. sıkıcı kitabından dolayı. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. silik bir köşeye çekildiğinde. Anıları yayımlandığında. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. hayıflanmak yetmez. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. tembel bir liberal! Görünen o ki. bir de Özal. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. elinde hiçbir şey kalmadı. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş. işinin ehli. o elleri temizle-yemezsiniz. diye. ama. ama. devletin kavalyesi üslubuyla. Pandora'nm kutusunu açıyor.com 62 . Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar. imanla. utanılacak kadar zayıf. beceremiyor. sessiz. bunu da beceremiyor. Boztepe'ye 80 km. arınmak için. Bu silik liberal. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. bugün Koç'un.kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. diyor. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. bu yazdıklarını gördük. işsizlik. bir daha hayıflanacak! (Ha. Hasan Cemal'i.) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor. vs. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı. bu kitaplar. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. başaramaz. çok kötü. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka.. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor. eğitim. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir. Şık bir salon adamı olabilir. soruyor Hasan Cemal'e.blogspot. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. Raymond Aron. ama. sağlık. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. Velhasıl ne dediği. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor. İlhan Selçuk'u. idam edilenlere üzülüyor. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. Altmışlı yıllarda çay. Çünkü. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz.

durumdan vazife çıkartan savcıları. komiğe düştüklerini anlarlar. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım. ürkek. Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. peş peşe kurulan kukla hükümetlere. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu. Artık. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. biz bozuyoruz. ilaç zammını durdurur. 60. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. Nihat Erim. Dz. Mem-duh Tağmaç... İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse. aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip. 12 Eylül. Muhsin Batur. Demirel'in acı intikamıyla çekildi.Kr. İlk işleri. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. bu turlarda 300 oy çıkardı. Mecliste. yani diyor insan. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz. bu vahim durum üzerine. 12 Mart darbesini. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. Atilla'nın http://genclikcephesi. tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. Kara Kuv. Gn. Nafile turlar. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. gece komutanlar. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı.blogspot. önce kontenjandan senatör. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz. ortada bırakır. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. mutsuz.Bşk. solcu gençlere bombaları patlattırır. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. Eczacıbaşı. Muhsin Batur. bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi. Ferit Melen. Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler.Kuv.com 63 . Ve büyük şirketlerin. cuntadan sonra. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. 12 Mart'm hızlı. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. yüzlerce seçim turu yapıldı. bankalar soyulur. cuntacı subaylar. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu. durdurma kararını kaldırtır. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. yedi yıl sonra.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. Her dönem. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler. askerler gelip düzeltiyor!". İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. tarih sahnesinden. Hv. 12 Mart. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. Celal Eyiceoğlu. Sabah-akşam. 28 Şubat. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. Faruk Gürler. yoklu! İşkencecileri vardı.Kuv. 1980 öncesi.

başka siyasi alanlara kaçıyorlar. yanlış bir yöndü. her seçim biraz daha büyük yenilgi. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş. entrikacı. birbirinin aynı. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. ama. sempatizan kitleler. Elli yıldır her seçim. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur. Aşk yoktu kalplerinde. uygulansın. faşizmi halk tabanına yaymış. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. İkinci Dünya Savaşı öncesi. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. solun kâbusu oluyor. işe güce girince. 1961'in Yön'ü. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem.com 64 . 30'un üstünde genç insanı. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. Gazeteleri alın. bir darbe uygarlığına dönüştü. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir.blogspot. daha da eriyecek muhtıracı sol. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. ihtilal sebebi saymadı. Cins. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. bir milyon ev. Çünkü. Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. hevesli. hepsi bu. şimdi de sulanmaktadır. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. Darbe ideolojisini. cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. Bu hazin manzarayı görüp. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. Aydtnhfe'ta yazıyor. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. Halilim. darbe. Oysa. Modernleşmeden anladığımız. tepeden inmeci inkılap kanunları. Allah başka keder vermesin. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. işte İlhan Selçuk.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne. Avcıoğlu. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. Evren Paşalar. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. hiçbir politikacı. antik. Darbe uygarlığında. Sebep: Halka güvensizlik. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri. slogan attığı için 19 yıl yemiş. Seksen bir vilayetin. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. Ancak.

ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. acıyla. buradan bağırıyo-rum. oy alıyorlar!. Aktüel. Onurlu ismini. bilimadamlığını. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. Toprak kardeşlerim. Dinç Bilgin. devletten alınan paralarla. kaç zamandır. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. en beğenilen yazarı. cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla.blogspot. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum.. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. yine. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun. Enver Ören. Bir / Altı saatlik tartışma programında. SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. değişen hiçbir şey yok. sanat dergisinin sahip olmadığı. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. magazin dergisi. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. hem de edebiyat. kültür. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra. matbaa masraflarının. sadece ekmeğin resmini gösterip. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. Ekmek.Ve Melih Gökçek'in. Erol Aksoy. boşuna. gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. hem kanunsuzluk. ama yılan deliklerinden ürküyor. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. bugüne değin hiçbir edebiyat. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. fareye peynir gösterir gibi.com 65 . sanat. gözyaşıyla. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. birileri.

bundan bir ay önce. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. fikrini söyleyerek. kararlı bir bilimadamı. iddia eder. yazarak. Çörtük'lere. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. hayrını görün. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. http://genclikcephesi. İşinden olmuş. ormanları. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı. sanatçılarla kolkola girip. İstanbul'u.sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. kuponsuz. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca. söylemeyen. sivil yüzlerce kurumun. bunca kap-salağın. sanatçılar. hocasıdır. kim varsa.com 66 . biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. düşüncelerinden başka. önüne gelenin televizyon kurduğu. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. reklamsız. üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. MİT'in görevli köşe yazarları. ses sanatçısına kadar. öğrenciler. Bunları görmeyen. kendi gayretleriyle düşünerek. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. yazarın. 40lı. yoksul. duymayan. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. Ertuğrul Acun. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. üniversiteler. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar. "Bütün bir şair neslinin. Eyüboğlu. mafya babalarının görevli köşe yazarları. üçkâğıtçı. keskin bir bahar kokusu var" der. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi". gazetecinin. sözde bilim-adamlannın. hırsız. Refah'm Milli Gazete'sinin. kredisiz. makamından alınmış. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. magazin dergisi çıkardığı. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. denyonun. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni. bir tek kez. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar. ot kafalının. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur.blogspot. devlet televizyonunun seyredilmediği. medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları.

http://genclikcephesi. her dakika dünyayla hesaplaşma. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey. en sefil gününde.. dünyayla yarışan başkaları da var.. aşka ve sanata". Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun. köylü.. mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar.S.Babu. bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç". Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. yeniden başlamak hayata. sakin. Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk. bir ölüm. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak. bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. Tarihin ilk gününden beri. "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar.. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi. çocukluğa.. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa.. dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor." C. dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu. Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. yemiyor. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor. kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor." Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun. Tarancı: "Ah. bu çok zeki yazarlarımız. kendi halinde. aynı yıllarda yazılmış. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz. sevinci. Esnaf. bir sevinç aradığını görürsünüz. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar. mutsuzluk.blogspot. "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar. ışığı. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor. yazarların bu amansız savaşma. Ve. bu kara gerçeği. kendine yeten insanlar kurar. Demokrasiyi ise. Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece. yazarın burada kasıtlı bir şekilde. tabut.. Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar. Taranta .. bir ışık. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor..Ve doyumsuz bir iştahla.com 67 . içmiyor. Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler.. Çünkü güreş de halkın onuru... İnsan ağlamak istiyor. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim.

1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır. illim dağ aşar. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur.. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. akıl dışı." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. bakabilmek. "Uyanır. ne idim. "Benim bir kalbur boncuğum var. bir acaip evim var. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm. siyah düğmeli bir misafirdir. asık suratlı ve dedem sakallıdır. yeşil feraceli. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan. eşyaya. diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. Kavun. Bakın şu bilmece. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz. sağcı. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur.. faşist militanları kurtarmanın tek yolu. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. oyunlar neden bulmuştur. illim kemiksiz.blogspot. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. illim bağ aşar." Bilmeceleri ruh. mafyatik. tarif141 ler. bu denli acaip.. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir. kendini Tanrı yerine koyup. bir gelindir. içi dolu mercan.Bugün. sahralarda bey idim." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar). edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca. Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor. Bilmeceler. ne harikulade bir varlıktır. sarı entarili ve selvi boylu." Nar." Zeytin yaramaz kızdır. Lahana. ufacık ve realist bir roman. Fini fini tanımı. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize. Bir meyve ne garip bir mimari. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. kâinata benim diyebiliyor. Ve Eyüboğlu. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim. Chagall'ın. kana boyanır." Mesela bir süpürge. ölümü göze almış. İnsanoğlu. hayale sığmayan. gerçekte. Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp.com 68 . İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. Hatta bilmeceler. Bir insan gözü ne acaip. ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. Dünyayla hesaplaşmayı. Bir meyveye bile ne tuhaf. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. estetik. cam kırılır. akşamdan atarım. yahut bir dram içinde göstermektedir. her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte. sabahtan toplarım (yıldızlar). kırk gömlekli bir kız. kırmızı fistanlı. "Kara kız sarkar durur. siyasi kirlenmişlik. bu acaip kırmızı evde ben. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. cama dayanır.. ne acaip şey diye. "Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. asma kabağı. Ölümden korkmayan. Picasso'nun. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. pırasa. tarihöncesinden gelen.

en büyük iki sanatçıdır.. sosyal. ahlâksızlıklara. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. İşte magazin haberlerini izliyoruz.. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. savaşı. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. kabine üyeleriyle toplantı halindedir. 90'h yılların sonunda. Magazin ve medya. İkisi de. büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. görevliye: "Oğlum. kabine üyelerini ter basar. Koraltan: "Ne korkunç bir alet. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. Sanatçılar. Bize yeni bir göz. getirilen şey bir teyptir. Toplantının başında Celal Bayar. başta Adnan Menderes. içgüdülerim. infiale kapılırlar.. toplantı bitmek üzere. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. şaşkınız. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. ahlâksızlıkla.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. karşılığını veremediği. İnsanoğlu. Bu büyük "acaiplik devriminin". daha derin bilinçaltı denizlerine girip. Ve bu sefer hileyle değil. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. Sevda Demirel. perspektifleri bozmuş. aptallaşıyoruz. figürleri. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. ama. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir. öğrenci olayları. çözemediği. resmetmeliler. çaresiz kalıyoruz. Makaralı teyp dönmeye başlayınca. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. köle. getir!" der. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler. Celal Bayar. burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar.Picasso ve Dali. siyasi. Celal Bayar.. Normal hayattan çıkarıldı. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi. zamanı. anlayamadığı vahşetle. yazarlar. yok edin" der. iki saat sonra söyleyeceğim" der. felaketlere. Leman dergisinden Fatih Solmaz .com 69 . İşte medyayı izliyoruz. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. Hayranlık verici dehaları. İnsanoğlu. yakın şunu" der. Gündemdeki Kıbrıs meselesi. belki de bu açlıktan. "Efendiler bu aletin adı teyptir. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. başka duruş ve oluşlarla. nesneleri. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. kapalı gişe. eşyayı yenemediği. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik. tamamen değiştirmişlerdir. tez elden.blogspot. onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. içimizde-dışımızda kopartılmış. basit. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar.

Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır. şenlikli bir adamdır. Günler geçer. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar." Kahramanımız işte böyle masalsı.com 70 .büyür. dinlenmiş olursunuz!" der. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var. benim orospu bacılarım. pantolonları. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur. "Yakın" der... Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir. niye mahkûmların hepsi fakirdir. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. gömlekleri. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar. duyan olur" deyince. benim ibne gardaşlarım. müdür. hanımlar. Size şimdi diyecektir ki.." der." Muhabbet bu şekilde giderken. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde. cunta alaşağı edilir. mahkûmları yıldırmış. cezaevini babasının malı gibi kullanıp..blogspot. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz.. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir. gizlice oraya gelirsiniz. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez. bu aleti kullanmayacağım. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum. bugün bu teyp açılmış. içmişliğimiz... Uzun müddet dostluğu ilerletir. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi.. silinebilir" der. yazık olmasın diyorum..." der. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık. Yunanlı subayın görevi biter. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır... fukaradır. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz. Burada yazamıyoruz. tatil yapmış. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar.. kiralık ev bulamaz İzmir'de. sakın ola ki inanmayın. 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay.. cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var. müdürden izin alması gerekmektedir. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü. Müdür. dostluğumuz var. bizimki cunta kurup başına geçti. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar. kapat telefonu. görüşme. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim.. gider ve aylar sonra. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım. bizi ajan filan sanacaklar. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır." der. kalkın gelin. Celal Bayar: "O halde silin!. Eşber Yağmurdereli. İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir. Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez. sorar: "Oğlunuz kim?". Celal Bayar da. süründürmüş. "Eşber Yağmurdereli". "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu.

hesap döner. oturur. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır. annesi söylemez. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar.. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi. Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. sabahın dördünde koğuşa girer. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der. konuşuruz. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. ben hanım teyzeye dedim ki. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş.. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür. ordumuza tank mı bağışladınız. müdürler. Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. mahkûmlardan çok fazla. bir gün çıkarız. mahkûmu çok iyi tanıyan. baba müdürün." Müdürün mahkûmları sahiplenip. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. müdürün çok soylu. "Olur mu Eşber Bey. gönül. yemeği. Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip. söyle de anasını getirsin" der. Türk devletinin artık karakteridir. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. Eşber Yağmurdereli. bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır.blogspot. ziyaret saatlerini kısa tutup. koğuşlarda şikâyetler yükselir. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. yani. yani ağa olana ağa. çalışkan. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. dilekçe verilir.maddeli cezaevi yasasına göre. mahkûma çıkışır: "Ulan. Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. Müdür.. sonunda müdür.. tartışmalar. dürüst. keyfince uygulamaya başlayınca.. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. müdürlerin "aile" düzenin içine girer. neye uğradığını şaşırmıştır.. alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. bir gece yine kafayı çekip. dostluk. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. uzar gider. hatır. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. yorgunsunuzdur. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. oğluna da söz geçi-remeyince. mahkûma davrandığı gibi. müdür: ". Müdür. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. Bu kurumlarda ister istemez.Anne çok üzülür ve görüşte. garnizon komutanına telefonlar edip. Müdür. Oğlu. yanlış anlamışsınız. git de sabah. buyrun bizde misafir olun". kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş." diye. çünkü müdür. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen. Bir gün yine müdür. "Anne sana ne oldu?" der. top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. etli butlu ve lezizdir. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar. Allah'ın bir nimeti. gibi cümleleri görünce. ancak askerlerin ekmeği. benim hanımım çok misafir canlısıdır.com 71 . çok uzaktan geldiniz. taşra cezaevlerinde pişmiş.

spiker. hayatında bir kez. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. görüntüde maç akmaya başlayınca. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu. Ancak.. "Avukat. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. "şaşkınlığımız" sona erdi. yolda. Medyanın gündemi esir alışı. şişirme olurdu." derken. ne iş yaparsınız?" dedi." dedi. her gün ekranlarda". Dakikalar geçer. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum. Yani. halen. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz... TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu. naklen yayında arıza olur. Beni alkışlayıp. futbol topu deyip geçmeyin.. bana değer verin diye sabah.. Eşber Yağmurdereli de.. derken. beyin sarsıntısına yol açardı. 13 yaşında bir küçük kız.. Birçok TV randevu saatini bekliyor. ya da Eşber Bey yanındayız. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor. yazmış olduğunuz mektupta. tam o sırada. Eşber Yağmurdereli. ben başka bir şey istiyorum. Spiker teşekkür etti. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş. fotoğraf çektiren. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor. filozofik bir komplimanla. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. akşam çırpmmaz. Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken. senin adam meşhur oldu.. çamura batardı ağırlaşırdı. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. Bu yasanın bana verdiği . bana.blogspot. "Bakın. ülke gündemiyle çakıştı. ben. ekranda görüntü donar. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti. futbol topunu izleriz. bize maçı anlatmaz. diyorum. beklerin kafa vurması. "ayılmamıştı". Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır. mikrofonunun kablosunu toplarken... "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. bir kamera önümüzde belirdi. belli olmaz. bizi neden önemsemiyorsunuz diye. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi. futbol topunun ağırlığı 400 gramdır.com 72 . halkı esir alışı. bir imza verir misiniz. duruşlarıyla. ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. anlamlı bir derdim var. meşinden yapılmıştır. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. bastonuna tutunarak yürür. O anda ekranda bir futbol topu vardır. kim kimin anasını . isminiz neydi. kibarca. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu. sizinle beraberiz. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi. ürünleriyle. küçük kız. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar.. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum. ekrana getirilen Türk vatandaşı. yorulunca da. "Ne yapacaksın?" dedim. ismini aldıktan sonra dahi... önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor... şöyle geçelim.." Müdür. dışındaki insanları. sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. kendi gündemi. sanatçıların. Eşber Yağmurdereli. Ben. Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan. eserleri.ker. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. bize.. aydınların. daha değerli. http://genclikcephesi. demek istedi. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. yazarların.. Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz.. karşısındaki. emekliye ayrılmıştır. Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor. diyorlar. çünkü spiker: "Efendim. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen. Eşber Yağmurdereli.. ihtiyarlamış. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler.görevlidir. "Efendim. bizi alkışlayın. şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım. müdürü tanıyanlar sorar.. ben eğittim. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir. tüm manşetler onu konuştu. Aydın insanlar.

elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar.. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. ancak. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor.çma. hiçbir işe yaramaz. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. dünya aydınlanıyor. cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. uyuşturucu saklı otobüsleri... Hintliler. Güzel bir söz. Kırk ayrı renkte. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları. yeme. sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. dualarıyla. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. "çok seviyoruz". Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi. sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. götürüyorlar!. sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. "anlamlı. gibi. sağlık. bunlar ise. "peki.. kırk değişik takım elbise de giyseniz. tam iki buçuk sene. . eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. sorusunu. anılacaklardır." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. hamama götürdüler. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana.com 73 . cumhuriyeti seviyoruz. "değerli". Ganj aktıkça. "ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. medyaları. insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. o ülke tarihe karışır. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor. "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım". manevi vatanıdır. deyip alkışlayanlara. sanatçılar.İşte bu küçük kız.. Hindistan'ın ruhudur. değerli bir küçük dalınız kalmadı. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor. aydınların. işsizlik. omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz. Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. başka ülkeye gitmek istiyoruz". törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak." bu halk zangır zangır titrese de.. diye cevapladı. 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı. Aynı anket. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. meyve yüklü kamyonları. "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı. borsaları.. insan olanın.. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. orada kalmış. adam. An geliyor. Sakın bana başka bir şey anlatmayın. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar. Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti. Ganj. yazarlar. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır. Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım.blogspot. petrol yüklü Urları. Kemal Tahir'leri. "cumhuriyeti seviyor musunuz?". eleştirel yaklaşanlara da. içme.. zeybek oyunu. yoksul. bir soru daha soruldu. ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele. Eşber Yağmurdereli anlattı. sanatçılardır. kasap suratlı adamlar. Yılmaz Güney'leri görürsünüz.

. mimar. atlayamayan insanların halayını. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor.. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum.. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor. istediğiniz kadar acı çekin. şamataya dönüşüyor.. konuşması sıkıcıydı. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası. kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor. ağa. yumruklarını sıkarak "Hayal edin. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz. çekingen. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. Ütüsüz. çok çiğnenmiş. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. tek bir düşünce avcısı. kuyruğa kaynak olup. bu bağırış. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor.blogspot. sanatçımızın dilinde. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. ne güzel!". Şehirlerin adı değişir. bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış. şair.com 74 . hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok. kahya düşünür. ne dedi bu adam.. Kuyruklaşmak.. sanatımın sırrını söylüyorum.. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum. Halayın "doygunluk" vermesi.. kâhyasına atını emanet edip uyur. ağa sorar. macerasever çıkmıyor buradan. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor. hayal edin çocuklar. altında kalırsınız. ama konuşmaya gelince. sahile gelen onbininci dalgayla. bir bok becerip diyemedi. Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor. sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. bu http://genclikcephesi. ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. Halay. pısırık. edebiyatçı. Gelir ki. bu haykırış. milli bir psikoterapi. Bu zırsalak adamlar. götümle 152 153 gülüyorum. hayal edin!". kahya: "Düşünürem ki ağam. zengin. bağırsak tembeli. tahta bavul. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. sahneyi. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor. kambur. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. Hayal. Hantal. derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz... Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar. hayal edin dedi. derin bir sağlık göstergesi. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı. kız. Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış.. uyuyan upuzun bir tenya. şimdi rahatım. Biraz daha içine girince. Bilgi. yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. çizerler. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. Arada bir de bizim kahya uyur.da bir türkü duymayalım. güvensiz. tehlikeli bir ruhsal şaka. bir tek küçük sandalınız yoksa.. Ey halkım hayal et. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar. insan soruyor. Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması. birbirine sarılma değişmez. Bir Azeri fıkrasıdır. ne düşünürsün kahya. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir.

hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. Umut ancak bu kadar tüketilir. umut edin!". aile ortamıdır. Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. Umutçu insanlar arıyorlar. düzenlenmemiş nefret. uysal eder. bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. dişkr. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım. biz seviyoruz. hüzünlenmeden duramazsınız. Düşünme alışkanlığı yok. panel afişinde yıldızlar. ancak köleler birbirini ısırır. panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. kör eder. ne ağaçlar umutla çiçek açar.. Düzenlenmemiş sevginin yeri. zavallı. boşuna uğraşmayın. Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!. dolandırmış demektir. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. Düzenlenmemiş sevgi. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır.blogspot. kahya yine kara kara düşünür.com 75 . İstediğiniz kadar ıkının. tanrıyı öldüren. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk. Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur.. paniğin. gazetelerimiz. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. insan gururunu yokeden. umut yok eşşek oğlum. büyücü ayaklı. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası.. Ülkemiz gani gani sevginin. umutçuluğu bırakın. parça155 lar. Her yazar. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. umut yok.. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir. gökten kırk tilkinin götünden. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. kezzapla sarhoş olunmaz. başkaldırmaktan korkuyoruz. Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. Ne deniz umutla dalgalanır. tarih umutların şehit olmuş halidir. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam.. önümde yol ve yürümek var. akademisyenlerimiz. iyi kahya sen düşünmeye devam et. ömrünüzü yer bitirir. sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. eşyayı anlamak yok. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar. köle-leştiren. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. patlayın. hem psikologluk yaparlar. Umutçuluk-umutsuzculuk. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce. bakar ki. şımarm. telaşın.. umutlu musunuz. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. yerden. ben mi?. kendine güvensizliğin ürünüdür.. bunlar Neşe Karaböcek. Kayahan'm şarkılarında geçer. Birazdan tekrar Ağa. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. Birarada yaşamanın yolu. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. ne şeytandır onlar. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. "düşünüyorlar". İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. Sevgimizi kontrol edemiyor.. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. Birine karşı gelmekten. Umut sağırlaştırır. falcı gözlü bir böcektir. mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum.torpak nere gider?". Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi. sevgi. Birilerinden nefret edersek. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. kahyayı kontrole gider. Orhan Gencebay. Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir... hem umutsuzculuk oynarlar. duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. şikâyet etmek. http://genclikcephesi. umutsuz mu?". itiraz etmektir.. kehanet yüzlü. satürn. şeytansı.. dost. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. "hayal ediyorlar". eşi. işte devlet milliyetçiliği. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış.

gün gelir bilim gelişir. üstünde hoplayıp kırıyor. Lenin öldü." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu." Sopayla çukurun. beyni kavanozda. Beyni yiyince ne olacak. Ne kadar tanıdık.com 76 .." http://genclikcephesi. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek. dersleri çok iyidir. bu büyük beynin içindekileri. bir oynaşmadığım kaldı.. açlığı. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor. ilerler." Sonra. diye!"... bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup. biri üçe gidiyor....İnsan beynine abartılı bu hayranlık.. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı. yapısını insanoğlu öğrenir... dedim. hayvani bir hastalık. okuyamadık!". İçimizden. kelle çevirip.. etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup. "Teyzeciğim. "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı. sokarak ateşin içinde döndürüyor. burada. aynı anda ortak bir şey geçti. Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı.. Annem gibi konuştu.blogspot. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi. Sonra." der. Elindeki sopayı. sarhoş oluyor. Annesi gibi burada. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce. diğeri orta ikiye. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti. komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor. çocukluğuma ne kadar aşina. Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor.. kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine... iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu. şarkı söyler gibi. kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup. "Ne bileyim. kellelerin burun deliklerinden. benimkiler okuyacak. "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları. Doğu hastalığı.. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum. "Zekâ. kulakla156 rından. o küçüğün okuması. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. "Sen niye okumadın teyze. Vücut parçalarının.. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana. diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük.. yoldan geçen birine işaret etti mi. Bir arkadaşım anlattı. tek bir derdim. "Yemez olur muyum?" dedi. işte Erdal İnönü'nün hali... İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma. televizyon. matematik olimpiyatları.. fen liseleri. ağzından. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor. Beni de annem uzaktan. televizyon. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım. bir sıkıntım çocukların okuması. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim. et görmemişliği. zihin açıklığı vardır" dedi. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!". alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor.

Taha Akyol'un "kafaları". ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi.. bu insanlar köprüye karşı. Onun da komşuları. Açılıyor mu zihinleri. eliyle alt çenesine kuvvet geçirip. bunu hiç bekletmeyeceksin.. Ayağa kalktım.. kilitlersiniz. Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!. beyin o mu?". yal vararak söylüyorlardı bunları. Sonunda bir daha indirdi satırı... Emin Çölaşan. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans.. Cumhuriyetin. Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen. kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz. çalışan onlarca aydın mimar.. şehir köprüye doymaz. ya da Çanakkale'den geçsin. "Beyin beyin. Özal'ın yetiştirip. işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni. Üsküdar ve Avrupa yakası... Bu otuz yıllık münakaşadır... Açın. Adı İsmet İnönü Caddesi. o yoldan. Rauf Tamer. Güneri Cıvaoğlu.. nafile.. kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi. kurban etini hısıma. mağaranın deliklerine indim: "Hm. iki ayrı şehir. Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları... dişlerin sertliği kırılmadı. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim.. Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu. bugün bu aydınların dediği çıktı.. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. eğer köprü yaparsanız. Kardeşlerim. hâlâ demekte. Fatih Çekirge. "mecburiyet kafa-sı"dır. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. Avrupa. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü..... Satırı verdim. şehirleri çaresizleştirir.. Taha Akyol. görüyor musun. dedi. başka 158 yerden geçirmeli.. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış. Anlatayım o kafayı. bilimadamıydılar. Karanlık bir delikten. ilk defa bir beyni alttan görüyordum. hemen yiyeceksin!".Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan. tertemiz. akrabaya dağıtıp. dağları. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı. duman. Oktay Ekşi. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara." 159 http://genclikcephesi. bir fırsattı. Bu iki yakayı birleştirirsek... İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği.. bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı.. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu. neyi? kellenin genzi mi olur. alt çene düştü. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla. şehri kilitleriz diyorlardı. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil.. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. gidilecek başka yol yoktur. olmadı. Kahin değildiler.. Fatih Çekirge. bir bakın.blogspot. Artık geri dönüş de yok. bir daha indirdi satırı. Menderes'in.. Ayrıca. sadece İstanbul değil. çünkü gidilecek başka cadde yoktur. çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. Ancak. evet. Ateşe sokuldum. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası. dedesi gibi. beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi. kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır.. Emin Çölaşan. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat. Yavuz Donat. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir. alev içine kafamı sokup.com 77 .. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. kalkınmaya karşı vatan hainiydiler. dedikleri çıktı. diyorlardı. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden.

Ya Samsun'a gelirken. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. amca çekil de geçelim. topluca dolaştıkları... intikam hisleri kamçılanıyor. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri. Yörük Ali Efe ise. ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor. Arkadan kamyon gelmiş. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi. Karadeniz uşakları. Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. Kemal ortada. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. esas vazifesini unutmuştu. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze. dart dart. Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış. ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu.. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte.com 78 . sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!". Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü.. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. Alay adı verildi. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. çocuk. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. şehrin tam da ortasından yürüyerek. siyah başlıklar. Ankara'dan gelen bu alaya 49. Sürmene'nin vs. heyecanlı halk. etrafında. Hükümet konağının bahçesi. gri kalpağı. Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş.. Topal Osman. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı. kilitlemiş.. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi. Samsun'a gönderildi. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. cinayetler yapılıyordu. Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. gümüşi avcı elbisesiyle M. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı. işte bu mecburiyet kafası. Soygunlar. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. kadın. bir arı uçsa vuracaklar.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. Öyle ki.blogspot.. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş. Karadeniz sahillerinde de Of'un.

O sıralarda Samsun'da kurulan 15. Mustafa Kemal imzalı. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. Ağa. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu. elini öpecek. Topal Osman'ı ikna edemediler. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. Mehmet önce tereddüt etti. adı Mehmet. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı. sonra zorla ikna oldu. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle. Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı. dedi. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. yanındaki iskemleye bırakıp gitti. Albay Hakkı.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. perişan halde evine bıraktı. Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış.com 79 . Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. Çünkü babasını öldürmüştü. http://genclikcephesi. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. henüz vücudu bile soğumamış. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı. çete harbinde esir alınmazdı. bir plan kurdu. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem. Başına buyruk kesilmişti. Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. Topal Osman bu gençten korkuyordu. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. Albay Hakkı. vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar. Ancak Mehmet. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. söyle ona bana görünmesin. Mehmet'i getirdim. dedi. Giresunlu. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. Osman Ağa'nın yanma girdi. Albay Hakkı. dedi. Şikâyetler yağıyor. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. bardağı taşıran son damla oldu. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı.blogspot. Topal Osman'ın maksadı. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. hasmıydı. Topal Osman. Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. Yarbay Hakkı Bey. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. Şevki Bey'i dağdan getirdi. sonunda ilginç bir yol buldular. Yolda eşkıya köylerini yaktı. gideceğim zamanı ben bilirim. bağırsakları dışarı fırlamış. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. sonra öptü. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki.

bir an iyi mi ettim. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı. değil.. ruhunda. vermem" deyince. çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: . ağa yalvarışlara aldırış etmedi. dedi. nihayet emir verdi: Ha bunları alın. Bu korkunç fikre adamları da inandı. Topal Osman soğukkanlı: . Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay.Ağam fışkım yiyeyim. çek tabancanı vur beni. İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür. Yok uşaklar yok. diye bağırdı. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. çocuk http://genclikcephesi.. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra.blogspot. Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. kurşuna dizdirmek istiyordu. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. gemi süvarisi. Arkada kalanlara ibret olsun.Ne duruyorsunuz be getirin dedim. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz. sen. Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı. güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. Haydi inelim aşağıya. deyip hep beraber merdivenlerden indiler. . Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. geminin sadece hava164 sına değil. boşaltma. Çocuk. Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim. Aylardan beri tıraş olmadıkları. harekâtına hakim oldular. ya kacağım onları. Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı. bana cefa yapma. bunlara merha met olmaz. onları geri çekilmeye zorluyordu. Ahmet Emin Yalman anlatır. Ama. getirin şu gâvurları. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü.. haykırışları ortalığı inletti. Son kalan Yanko.Atın bunu da. Peki ağam. oradaki havaya hakim oldular. büyük bir işkencenin bağrışmaları. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Ahmet Emin "Klişesini basacağım. hatta. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. . ayaklarıyla dürtüyor. dedi.Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti. Topal Osman. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı.. Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır. Ünlü gazeteci. asabiyeti bir türlü geçmiyordu. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. içinde bir sıkıntı vardı. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun. Hristo.com 80 . bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi. çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. . çocuğa saygı gösterip ilgilenir.

ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı. yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz. http://genclikcephesi. çürümüş kokmuş.. iş anlaşılır. Bir yaşlı adamı. kellesi kopartıldı. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar. onursuz bir hayat bıraktılar geride. Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları. tiyatrocu. siyasetçi. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der.blogspot. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken. Ahmet Emin. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar. . sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik.. Bu isimlere övgüler düzerek. devleti Yeşil'e. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Topal Osman'a haber verilmez. derler.. onurunu. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. ardından. kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Topal Osman'ın konağı çevrilir. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz.. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı. Erzincan'ı. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. Son elli yıldır ülke sevgisini. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca. şerefi oldu bu isimler. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. Başbakan Rauf Or-bay.. diye ilave ederler. Rumlar.. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. Ancak. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de.com 81 . fanteziden kendimize düşünce kuruyor. "Hemşerim. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz. 75. temiz. Erzurum'u. Sağ milliyetçiliğin kalesi.. Şikâyetler öyle bir hal alır ki. Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız. fotoğrafı ahr. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor. tarihçilerimiz Topal Osman için.. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip.. "Evet. sohbet sırasında. Ütopyadan. Topal Osman kendi hesabınca. Rauf Orbay... Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker. öldürdü. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince. sorguda değil.. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı. parlamentodan aldığı güçle.. misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. Topal Osman. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. 75. sizlere saf. maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. "Ver ulan!". Çatlılar'a teslim etti.belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. satılmış. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı.. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik". eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi.. adamın sohbetini. yemek yerken insan öldürtülür mü. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz. bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar.

o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. 1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır. ve 19. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. Fransa da 18. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. http://genclikcephesi. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. vatanın tedavi edildiği yerdir. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. Hatta.. mafyanın. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. gazellerini. yerli malı yurdun malı. TRT. kılıç kimin neresine geliyordu... sağcı partiler. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına. Milliyet. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur. Sabah. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu. ardından gelen tır. aynı zamanda hanendedir.com 82 .. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. 1938 yılına kadar görevine devam etti. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. herkes bunu kullanmalı diye eroin. çakalların. günde bir milyon lira kazanmak için. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. esrar götürürse şaşırmayalım.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. babası. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi. 30 kişi ölüyor. Kılıcı kim adına. katil mi. Meclis. Halkın meclisini tanımayan bir devlet. Takriben onyedi yaşlarında. kaza geçirip. 1930 yılında emekli olduğu halde. İngiltere. Yeşil kimdir? Sapık mı. halkın iradesini temsilen parlamentodur. Hürriyet. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. Çünkü.. tarih bunu tartışmıyor. STV. yola düşenlerin üstünden geçip. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma. holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. prostatlı generallerin çakal devletidir. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. Amerika. vs. vs. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler.blogspot.

Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. duygulu. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. tekerleğin ilk defa döndüğü. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor. buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. Orfeon. Yazımın girişindeki hikâyeyle. burada oturmuştu. Yine de bizler. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. yakışıklı. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. köyüne. aynı tarihler. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. Aynı dönemde. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. Tekniği sağlam. bu toprakların hem siyasi. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. Buna can dayanmaz. 1980'li yılların sonu. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. yazmasını. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. Şimdi gelelim. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. Doğuştan kör olan sanatkâr. umudunu yitirdiği. hâlâ testiden su içmek istediğini. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. Coğrafyamızın nehirleri. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü. Aslen Malatyalı. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. Ve. Gizli Türk Halk Musikisi. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. Gizliliği sona ermesi. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. plakları satış rekorları kırmış. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. sosyal dünyaya güvenini kaybedip.com 83 . devletten değil. hep dinî. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. kalkardı. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. oyunları. geride kültür diye bir şey kalmaz. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. Lirfon. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. yüzyılın başında. bin yıllık acının bitmediğini. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. mezarlıklarının şahididirler. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. Homorkot. geleneklere bağlı. ailesi hakkında da bilgi yok. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. şansa bakın ki. işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. Dertlerine kilitlendiği. yani. siyasi çözümü şehirden. ifadeli. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti. Türkülere geri dönmemiz. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. mavi gözlü bu adama. eşarbını çıkartmak istemediğini. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. toplumsal.blogspot. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi. madenin ilk defa eritildiği. Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. hem sosyal acılarının. kavrularak. zarıl zarıl ağladığını.

bedduasını. Bu türküler. Büyük otellerde.ilgilendirdi. şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor.blogspot. ekranda okumanın. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. genel beğeniye okumanın. bir koruyan-karışan yok diye.com 84 . kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. bu türküleri söyleyenler. yüreklerimizin. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. psikolojiden daha ince. bu inanç soyundan gelmeyenler. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. Görünen o ki. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. türkülerimiz ekranda. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. korunmasız. martılar yoktur. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. şebek gibi göbek atarak söyletmek. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. Bu türküleri söyleyen abdallar. alkışa. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. aksıra-rak. Bu acıları taşımayan. üç ayrı kıtada. aklına estiği her yerde. bu türkülerin dergâhtan. ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. birer modern derviş olmak zorundadırlar. sırf program ucuza geliyor diye. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet. dolarlara. Halkın bu en değerli hazinelerini. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. paşaya. bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler. Bu deliliktir. bu türkülerin üzerine. Bin yılın yol yorgunu. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. herkesin. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. önüne gelene söyletmek. ibadetle günlük yaşamı. tekkeden çıkıp. ahlâksızlığın en loş uçurumudur. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. ensesi kaim herkes. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. teneke surat. felsefeden. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. Duasını. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. yani gönüllere. Zulüm bitmemiştir. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir. büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. Öfkenin türküsüne. tıkmarak. terk ettiği evini barkını. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler. deniz. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. ağaya. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. duygusuz ifadelerle söylemesi. türkülerin duygu mantığını bozuyor. İşte son on yılda. içlerinde yelken. şiş göbekli. Bu türküleri. geçen on yıl içinde gördük ki. parayı veren. gerçek bir felaketle. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde.

Enis Batur.com 85 . halkın gerçeğini. Buna nasıl canları dayanıyor. gurbetten. Sibel Can.. Vefasızlık değil bunların-ki.. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. fikir. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. Kendileri Türkiye olmadığı gibi. herhangi bir itirazları da yok!. düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. içer. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. Artık ne söylesek nafile.dolaşmış. kendileri en çok satan haftalık. stilize ederek. ama sarhoş olmaz. çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. Seren Serengil. kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. alay etmez. hiç kimse ciddiye almaz. içyağı suratlı... bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi.. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp. görev aşkıyla okunmamıştır. eğlenir. tebeşirden kültür bakanlarıyla. bozlaklardaki. devletin kültürü "taklitçidir". kudurmuş.. sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki. bilimsel. mezarlıklardan. bu acıları duymayıp. güler. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız. zindanlara tıkılmışlardır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu. Hilmi Yavuz. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara. kurallaştırarak. bu türküler işçilik rolüyle.. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta. güya kültür adına. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz. salyalı bir cehalet. Ve devlet. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. röportajlar. kimse de sesini çıkarmıyor. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır. Bu da bizim görevimiz. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi. deyişlerdeki bu çığlıkları. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. ödüller. sıralamalar yapar. küfür etmez. Üstelik ağıtlardaki. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. delice gülüştü sanatçılarıyla. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde. Her işçi bir başka çeşidini üretir. kalpazanların listeleridir. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. ama şimdi. ya da sanat dergisi de değiller. Ancak. http://genclikcephesi. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları.blogspot.. Ve ayrıca. yalnız halka el açmıştır. diyor ekranda. Yemen Türküsü. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. tartıştığımı düşündüm. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. açlıktan.. dalgasını geçer. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum. ayrılıktan. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya.

yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz. dergileri. edebi bir tartışmaya giremeyecek.. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. ürününü. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. diğeri. bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor. önüne gelen her gazete.. her sezon. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla. saçmalamayı dahi beceremiyorlar. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti. onur.Küçük bir rastlantı. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur.. Her gün konuşup. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!.. http://genclikcephesi. Bu isimler siyasi.. Adam. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!. Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. amatör.. Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var. Çünkü bu insanlar. Bunda da aldanmışım. soyluluk.com 86 . her dergide.. adalet. ya da Enis Batur.blogspot. Selahattin Duman. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar. içlerinde çelik gibi sağlam. Atarlarsa. Bir zaman sonra bu insanları önümüze. eleştirilmemiş. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır.. Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor. eserini. basit insanları. ülkelerine. Bugüne değin. sosyal. saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip.. Sonra.. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. tartışılmamış. Bir diğeri. her an ağzına gelen avare. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!. olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım.. önce... maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. vefa. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak.. işte bu parayla. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi. Mesela Serdar Turgut. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm. Mesela. Acemi. Türkiye'nin en büyük sorunu. Hiç kuşkunuz olmasın. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. Aldandığımı anladım. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya. açık tartışmaya girecek. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına. buna kimse karar veremez. dergiyle düşe kalka. açık tartışmada ortaya sürecek. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. hüznün ve sidiğin şairi. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz. bütün kapıları tutmuşlardır. Buna rağmen medyanın gazeteleri. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl.. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. Sonunda kararımı verdim. ya da nankörlük içinde. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. bu şahane şarlatan. saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm. Halklarına sırt dönmüş. tek örnekleri yoktur. Herkesin.. Bunda da aldandım. yön veremeyecek. Sonuna kadar aldanmışım. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir.

Türk büyüğü olmaz.. soytarıların yerini. Fırtınanın iyisi. başkasının döktüğü kanda. Benim samimi bir tavsiyem var!. bağımsız dergiler. Eleştirmenler.. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar. Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda. akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!.. aydınlar.. Duygu eğitimi olmadan. apartman demeden yıkar. yazar olunamaz.. duygular modalara göre değişmez!. Peki onlara şimdi. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır. sanat. yani siyasi iktidarın adamları. Aşk mektupları yazdığı adam. onu aşağılar. askerin kanı.. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı. eğitim. kan.. emeklilerin. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir.. (Roxane. Eleştiriyi dışlayanlar. Karadeniz'de. ağaç. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan. Ama çok geçmeden. büyük. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. eleştirmenler aldı.. sevgilisinin ölümünden sonra. Ama siz. Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. onun kanı!. "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz. demek ister..) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan. kırar geçirir!.. yeryüzünün klasik değerlerini.. kral. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken.Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!. önemli insanlar olunacak. kralına "deli muamelesi" yapıp.. Aralarında şu diyalog geçer!.. Krallar devrildi. aynı rolü oynadılar. Kürtlerin kanı. Fırtına. Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler.. yavaş yavaş delirmektedir.. dans eder... benim gerçek sevgilim sizsiniz. kitap. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. Cyrano... Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!... önemlisi. inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!. Zigana'dan aşağı. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır.. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de.. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla. bu mektupları yazan siz iseniz. kızlarının ihanetini yaşamış. kralın. en temel insanî duyguların. Fırtınada http://genclikcephesi. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi.. Vakit geç değildir. Tek başına fırtına.blogspot.. sanat. çırak çocukların kanı. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek. insanlık. Sonunda anladım ki. Roxa-ne. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla. Christian savaşta ölür... kan.. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma.. yoksulların. insanlara. Hiçbir eleştiri kabul etmeme. makale.. vefa. İşte tam da bu yüzden.. içine gömülelim.. oynar..com 87 . vicdan azabı. başkasının adına mektuplar yazar.. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar.. küçük.. edebiyat. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da... adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak.. bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu.. kötüsü.

Halk. başkaldırılarla. Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana.. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı. meydan kavgalarıyla. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!. bir günde onlarca kişi ölürken.. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. ifadelerini taşıyordu. Enver Paşa. Korunan insanlar. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz. kendine saplamıyorsa. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi.. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. bestekâr. insanı kahredecek. Tüm bu yazıyı neden yazdım. heyecanları öğretir.. kralların. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. kendini günahkâr hisseder. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır". edebiyat burada devreye girip. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu. penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. şu son zamanlarda oldu. yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi.. duyguları. ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında.. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1. melodisiyle. çaresizliklerle. insanlar bu sütten emmek. Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken... Ne olduysa.. Bu duygularını kaybetmiş yazarlar. Bir yazar. eskimiş. halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi. 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı.. "Acıma" duygusu. satırlarıyla. Bu küçük ömrümüzde. http://genclikcephesi. Ama insanlar fırtınayla. anlatayım. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle. sakalını.. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. hastalıklarla. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir. TEK BİR YAZAR YAZMADI!. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa. acıma duyguları da yoktur. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. 100 Türk aydını. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek. köylü. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır.. hiç değilse.. tırnaklarını keserler.. Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı.. İşte... bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. delilik sınırlarını aşmış. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!.. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa.. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU. yani doğayla alırlar eğitimlerini!. itinayla giyerlerdi.com 88 . "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir. hızla delirmektedir. Saçını. iniltilerle..blogspot. başyazar. güçlük çıkartılamaz". ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. bakm neler oluyor Türkiye'de.insanlara dair duygular yoktur. Napolyon... burası gerçek bir tımarhanedir. saplamayı denemiyorsa. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız. ma-ganda.. Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!. yamalı elbiselerini ütüyle.

diye ikram eden. hatta yalvaran haline çocukların öcü. ağızda eriyen şekerler çıktığında. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. hayır para almayacağım senin olsun. bu kadardı. ekşi nasıl ayırdedilmesi. anneler. yirmibeş kuruştan başlıyor. akasya ağaçları gibi kibar. unutuldu. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. Çünkü. İşe başladığı yıllarda bakkalda. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış. sebebini bir türlü anlayamazdı.. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. üstü başı kirlendi. asla dilenmez. işleri gerilemeye başladı. fazlasıyla kötüleşmişti. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. şükür üstüne şükür ederlerdi.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. kim kimin derdine düşecek. Ve gün geldi yoksullar bir. İlk günlerinde bana. yani işi. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. Ve birkaç yıl sonra.. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. dua üstüne dua. susuz. bembeyaz saçlı bir adam. Onun. iki değil. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. elmaların boy boy sıralanması. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. manisi de bu kadardı. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. öyle büyük bir dert peydah oldu ki. yalan söylemez.blogspot.com 89 . akşama kadar orada gömülü kalırdı. bu kadar uzun bir süre içinde. Kaim. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. akide ve horoz şekerleri vardı. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. tüylenmiş paltosuyla. manolya ağacı gibi soylu. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. dedikodu yapmaz. ben de tuhaf olurdum. Kuşlar uçar. Çok iri gözleri vardı. İlk işi. kendilerini acındırmazlardı. buyur. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. 45-50 yaşlarında. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. http://genclikcephesi. Ve çoğu zaman onu. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. Ve onunla bütün konuşmalarımız. yaz kış oradaydı. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. kadınların neden bu kadar şekilsiz. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar. hiç evlenmemişti. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. Yatalak bir annesi vardı. onun da ısrar ettiğini görür. tatlı. çocuğun yememek için kaçtığını. takımyıldızları gibi çoğaldı. Kurumuş otları bile nezaketle koklar. balıklar yüzer. Onu ilk gördüğümde. elinde bir elmalı şeker. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. koluna takıp gezdirdiği. kirli.

annesi ölmüştü. kime tele185 ı Di fon ettiysem. niçin burada durduğunu. çok derinden bükmüştü boynunu. "dur. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. elleri cebinde tezgâhını beklerdi.blogspot. Hikâye burada biter. http://genclikcephesi. Yani. telefon ettiğimde. Orta boyluydu. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. ancak. Bekledi! Yüzünde. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. kimi. Hatta. günlük tıraşını asla ihmal etmeden.. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. dedim. para yetiştiremeyip. bir sokak mumyasına dönüştü. Ve bir zaman sonra. orada kayboldu. hareketlerinde hiçbir endişe. ama o yine. Bir kez olsun. Bir kez olsun. nasıl bir adam olduğunu. kamburu çıktı. yıllarca onun hakkında bilgi aradım. jöle olmadığı için. çünkü rüzgârı farket-mişti. hastalığı arttıkça. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı. şehrin tılsımını çözer gibi oldu.Bunun bir sebebi vardı. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. sevinç. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. öldü.. onu burada bekleten. Dikine bir tabut. hâlâ orada mı onu da bilen yok. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. kimi "hâlâ orada" dedi. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı.. diz boyu karın altında oradaydı. Bir gün çekip gittiğinde. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. o kadar kemikli bir yüzü vardı. dönüp bakmadı. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı. korku.. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. ancak.. Herkesin ortasında görünmez oldu. kimi "çekip gitti" dedi. törenler. sonra onun da modası geçti. Nereden geldiğini. kalmadı. içinde elma şekerleri mi. şemsiyesiyle oradaydı. aynı sokakta. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. caddeden resmi geçitler. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı. Bu insan.. başka bir işi olmadığına göre. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. ama. Lapa lapa kar yağdı. çok geniş. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. annesinin ilaçları. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. Çok yaşlanmış. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. hatırlayan kimse kalmadı. Omuzları çöktü. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. casus. Orada. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar. para kabul etmemiş. Orada var mıydı. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. Yıllar 184 geçti. yardımı kabul etmesi. oralı olmadı. Bu son derece beyefendi. mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı. gümbür gümbür yağmur yağdı. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. tezgâhının başında bekledi.com 90 . İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. yarın bir bakiyim" dedi.

eşkıya. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. ruhunda. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. ancak. içinde büyük bir ülke olmalı. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. Ve sonra. Yoksulluğu. hançerlemiş olmalı. onu sırtına alıp.. soylu bir ruhun malikânesine benziyor.blogspot. Çünkü. bir asi. taşrayı bilmiyordu. Bir zamanlar son derece zeki. Bu köhnemiş. yirmibeş kuruş gördüm. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre. şakası olmayan derin bir kuyuydu. Kesinlikle. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. büyük bir bekleyişe koyuldu. dedi. ne de yaşayabildiği bir macera. sinematografik bir fantezinin ürünü. Bu adam birilerinden kaçarak. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. o zaman değerli bir paraydı. bütün masalını bozdu. o soylu adamı. boşuna eğilmişim. Yoksulluk taşa çevirdi onu. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. gazoz kapağıymış. Bu büyük ülke. Yoksulluk. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. Mağlubiyetini çok incelmiş. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. o arkamdan: Gazoz kapağı. masalsı. Çünkü. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. ne suratı. Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm. bir hayal kırıklığı gibi miydi. Çünkü bir asi. dost tutmadığına göre. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. çok inandığı.. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. üstün zevkleri olan bu insanı.. almak için eğildim. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. Geriye dönecek. romantik bir serüvenle silmek istedi. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. geri dönmeyi deneyebilirdi. başkaldı-ran bir adam değildi. rezil. onu titretmeyişi. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. bu büyük susuşa dayanamaz. Onu. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen.com 91 . asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. gizlenerek. çocuklara elmalı şeker satmak. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. içinde donup kaldı. Bu insanı. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. Bir annem var hayatta deyip. Yirmibeş kuruş değil. Artık bir ihtiyar değil. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. Ancak. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir. ses. asla aptalca. Bu duruşuyla. haydut. Ancak. Yoksa. kepaze eden. süt dişleri çıkmış. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. her soylu gibi. ne şık bir paltosu. Elmalı şeker satmayı seçmişti. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada. "muhtaç" olmayı. uzaklara düşerek intikam almak istemişse.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek. bu upuzun bekleyişli ölüm. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. çok duygulu. sıradan hayatı bilmiyordu. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç. bunu başardı.

acımasız eleştirilere uğramıştır. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. klasiklerle -sahne. ki.. Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa. Çünkü insan gençliğinde. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama. itinayla giyerlerdi. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. hayatı umutlarla.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. gazinoda çaldığı. umutları. ömrüm boyu benim en büyük. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. şöhret. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti. http://genclikcephesi. hep duran. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. başsız. Türk Müziği de yüzyıldır. hapse atılmadıkları kalmıştır. Münir Nurettinler. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. bildiğim bir şey var. Nevzat Atlığ. kitlelere öğreten büyük deha dahi. sabah okuyor ve halka.. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. ancak. Sadettin Kaynak. iyi ki kaldı. bilgi dolu dostum oldu. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. kralsız. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. Hacı Arif Bey. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir. sahneye çıktı. çok sonra ünlü koro şefi olacak. uyuşuk. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. yamalı elbiselerini ütüyle. bayraksızdır. burun deliklerine. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. saçını. sert. uyuz. tüm hayal kırıklıklarını aşıp. sonunu hazırladı. 70'li yıllara geldiğimizde. kendisi çok arzu etmesine rağmen. akşam besteliyor. bilemiyorum. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. sakalını.com 92 . Dışlananların haddi hesabı yoktur. sahneye çıktığı için dışlanmış. mükemmel manolya sesi. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. burada duran. insan. Selahattin Pınar. toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor. hayatın. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. tırnaklarını keser. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir. ama. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. her şeye rağmen. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. para. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan. bedenin. programdan sonra bir şişe viski içiyordu. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi. İnsanlar bu sütten emmek. umutla dolan. boka sokar! İnsan.blogspot. Zeki Müren. hasetlik. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. eskimiş. erdem dolu. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. üstün tanbur yeteneğine rağmen.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

kahve. Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. çok geç kalmış bir rahatlıkla. yıkılmış. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar. hayatsız aşklarıyla. çökmüş. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. ortada hayat yoktu!.mak. kendi için yaşayan kadındı. konuşkanlar. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları... sahilde. Önüne gelene düzdüren bu tip. yüz binlerce depresyon. durdu. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri. hayatı açmak istediler. el ele.. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. kahraman. en çok inandıkları. düz.. tiyatrocu konuşmadı.. düzgün. Göksel Arsoy. lokal. Hayat olmadıktan sonra. sarhoş oldukları romanı. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı. Asla kötü söz söylemeyen.blogspot. yıldız. onlar gerçekti..com 98 . cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı. kaynayıp. Hayatsız aşklar. Uzamış memeleri.. Ediz Hun. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin. parkta... ilişki. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler. oralarda "kaymak" gibi kızların. artık. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi. erkeksi ve küstah gösterdi onları. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına... bir akıl depremiydi. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. Bu "talep" eden. buhar http://genclikcephesi. bütün arkadaşlarımı aldı. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. Yüzbinlerce yıkılmış hayat. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk. Bu romansı umutla. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. aşk gitmiş. Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları. aşk. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. Ne ölümdü. bu depremi hiçbir yazar. yakışıklı adamlar değillerdi. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. bunu aşk sandılar. Aşık olan gençler. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı. sinemacı. nasıl olmuş-larsa. onların adı: Kompleksli idi.. milyonlarca kez. çay bahçesi. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu. Ya tayyör-etek. barlara inmeye başladılar. yerini çapkınlık almıştı. orantılı hatlara sahip adamlardı. hor görülmüş bedenleri. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı. "akıl hastası" gibi bir surat verirler. saçları gibi yolup. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi. Ama. Hayatta gerçekleri yoktu. prens rolü oynamışlar.. Ve nihayet boydaşım kızlar. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar.ı giren milyonlarca çıtır. piyasaya yeni . sempatikler. yakışıklılar. daha da doğrusu. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. 200 programcı. Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler. Kız suratlı. Tarık Akan vs. ne matemdi bunun adı. parçaladılar. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp.. Bir nevi olmayan masalsı tipleri. Annelerinin asil kızları. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. bir veba salgınıydı. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. psikiyatrlara taşındı. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. bir aşk dolandırıcısı. ya da kesim. basit. Her ne kadar biz farketmediysek de. Tımarhanedeydiler. Müjde Ar piyasaya sürüldü.. beraberlik. sıradan bu insanlar.. Pantalon giydikçe sokağa. cıvırların gün ortasında seri üretimleri... Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti.. "isteyen" sertlikle reddeden. yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı.

kovacak gücü. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez. Boydaşım kızlar. Hülya Koçyiğit. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın.. Evet. beyin yıkıyor. iyi mi kötü mü.blogspot.. Gündelik telaşlarını aşk sanıp. bitmişlik dolu cümleler kuruyor. gibi tiplerin neşesiz. düşünceler. bulamayınca ruhen çökmüştük. . yakışıklı. geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. ne zaman konuşsam...com 99 . bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. hepsi bu kadar. Tavuktan prenses olmaz.. Hem zen' http://genclikcephesi. hem de kördür. Sevgiliyi. şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum. burun deliklerine asmaları gibi. mesela Milli Güvenlik. Ne olduklarını hiç söylemiyor. yazarlarımız. bir "din" oldu. kırkma toslamış boydaşım kızlar. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. genellikle aptal ve bozuk oldukları için. hem fakir. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken. cüzdanı boş değil. hiçbirinin odası. çirkin. yazarları da aşkı. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. bizi akıl hastanelerine emanet edip. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı. tavuk gibi silik roller vermişti. mizah ve kadın dergileri.. onu söylüyor.. Oyun olsun diye insan ağlamaz. Cinsellik oyuncaklaştırıldı.. Faşizm: mutsuzluk getirir. Hem güçsüzlüğünü haykırmak. Şimdi. günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. yüksekten düşer gibi konuşuyorlar. . Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. devasa ateşiyle.. Romancılarımız. akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. "Başka erkek mi yok". aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. aldı başını gitti.201 olup uçtu. Kişilikleri en sağlamlan. Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı. şiirselleştirildi. hem utanmazlık. Çünkü.. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. fal. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. sinemacılarımız. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir. Anarşizm: kargaşa getirir. hem her şeye yalan demek. hayat oyuncaklaştırıldı. her gün biriyle düzüşerek. sevgili}? sinden de ayrıdır. Emel Saym çok mutludur.ı her şey değişir. "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar. yani öğretmiyor. aşktan kaçıyorlar. camdan. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. Ama hayat bize. nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de. koşmak ayıp değil. Annelerinin asil kızları. kaçamak. burç. koşsunlar. Mongol sineması.. elleri titriyor. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı. Belgin Doruk vs. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar. Dünkü Türk filmleri. ama onlar. Annelerinin asil kızları. milyonlarca piş manlık. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında. Oyun olsun diye insan üşümez. Emel Sayın bir filminde. kocayı aldatma. gözleri açılır. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor.. okullarında gelişti. elmadan. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. Ve şimdi tam tersi oluyor. Aşk. artık inanılmaz becerikli oldular. şebekleştiriyor.. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. heyecansız.. Oyun olsun diye insan. Kadınların beklenti ve umutları. modern dünyanın modasına uyup. Afrikalıların ilk gördükleri saati. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. sempatik. Duygular. Hayatın götüne bir tekme atıp. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar. aşk. artık konuşurken. Türk romanları.

her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. boydaşım kızlara son bir sözüm var. hiç kimse. Annelerinin asil kızları. Ve muhafazakâr. CHP'li kadınlar. dünyanın tam ortası.. birşeyler yapın. kendimizle. ekranda. Bu ülke böyle konuşanları seviyor. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. sindirilmişliğin. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. İşte tam da burası. hayata karşı.. ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına. Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. hayat bomboş. canımı yaktığı için aşkı istiyorum.gindir. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor. devletçiliğin. ruhlara sinmiş.. liberal karşınıza geçip. baskının. Ama çok iyi biliyorum ki. sanatı. elle tutulmayan en keskin. Sağcılığın. içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. en soylu kılıcıdır. umutsuz dünyası. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. aşk-maşk olmaz. Psikiyatrların öğütlediği gibi. et değil. nevro-tik şebeklere döndürdü. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor. insan çıkmadı. ülkemizle. Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. mağlup olsak da. onsuz olmak. sıçarlar. değiştiremezsin. boyunu aşar. kimse onun kadar sevilmedi.. çünkü hem yer.. Bu sanatçılar. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. geç bunları. asla pişman değilim.. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. parayı. İşte bu cümleler. Aşkı arıyorsanız. http://genclikcephesi.. Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın.. yürekten isyan eden tek bir yazar. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı. ruhumuzun görünmeyen. dünya sarhoş". dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür.com 100 . annelerin en tatlı kokusu. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek..blogspot.. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi. yapamazsın.. çünkü. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor.. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz.. kemiklerimden tarak yapsınlar. gördüm ki. Ben can sıkıntım için değil. Şöhreti. hem hayata inanmazlar. Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. hem de sarayına kavuşmuştur.. siyaset.. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. ağlamıyor. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. der. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor. bir gün onu bulamadan ölürsem.. Bu ülkede nasıl bir tarih. siz de Tanrı olabilirsiniz. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş".. bir ülke. ruhumuzla. Oysa aşk. Asırlar boyu kölelerin olmadı. yardımseverlik. Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. tırnak değil" mısraları.

Bir Alman dergisi. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur. Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk. Bunları bize ilkokullarda. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. Hasta kendini kırık. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini. üç ayrı kahvaltı. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır. Verem Savaş Dispanserleri. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır.. ses kısıklığıyla kendini gösterir. Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır. Öksürdükleri. AİDS. kanama olur. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. http://genclikcephesi. buna verem dokusu denir. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber. Yakın tarihimizin en büyük afeti. toplam beş öğün yemek. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir.O. koğuşlarında. Göğüs ağrıları.. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez. 2. 60lı yıllarda bunun da üstünde. Verem hastaneleri menüsünde. böyle bir kayıt yoktur. iltihap meydana getirir. istirahattır. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. 68. Dünya Savaşı. Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır. her veremli zayıf. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir. iki öğün yemek uygulanır. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. Basiller. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. İnanmayacaksınız. peynire benzediği için peynirleşme denir. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur. gerçek bu. açık veremliler yere tükürseler. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır.com 101 . nüfusa oranı binde yirmi. kuruyunca. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. çok iyi yemek. Menderes. yalan. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. hafif ateş başlar.. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar. veremlilerin odalarında. Küçük bir habbecik 100023. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı. yoksulluk idi. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. ince yapılı olursa da. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S. 50li yıllarda 200. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık.000. unutmaya çalışıyoruz.. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. çünkü aşırı üzüntü.. veremin yeniden hortlaması. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur.. veremdir. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. Hitler. kuvvetsiz hisseder. Açık...000 açık veremli.blogspot. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı. yanlarında bulunmak yasaktır. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. temiz hava şarttır. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. nüfusa oranı binde onaltı.S bir haber: Verem Hortluyor. 1945'te 100. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu. vücut. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi.000 arası basil taşır. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. Tüberküloz denilen doku.

çirkinlik umurunda değildir. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu. sanatoryumlar hafif hastalar. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. dispanserler ise. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. ekmek parasına çalışıyoruz. hilesiz kelimeler kullanır. içli. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. sırf babamdan harçlık almak için gider. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. Roman. mesela annem komşularıyla dertleşirken. taşkın değildir. Tanrı "Oğlum. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. ilk dispanserler.. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. anlarlar da.com 102 . İncitici bir kelimeyi. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya. kusursuz bir gurur hastasıdır. gecenin mehtabı. sen bir yazar olacaksın. basit bir söze kırılır. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. Atapark'taki babamın durağıydı. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. zarafet düşkünüdür. işıe bu dispanser. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum. babam beni zorla. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. altı müşteri. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. Bursa'da. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. arkadaşlarımız da katıldı..Verem hastaneleri ağır hastalar. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. sonra Burgazada'da. kollarım kopardı. ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş. peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir. hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir. ayrıntılı hayal güçleri vardır. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. Kokulu süslü mektuplarda. veremli çapkın değildir. veremli hastalara yakın akrabalarımız. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. müşteriler kabul ederse. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. 1950'li. bir çamlık gezisi düzenlerdi. suskun. mek209 tup ve şarkı sever. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. veremli hastaları. şamatayı. zarif utangaç ve duyguludur. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi. Ziyaret günleri. vahşi. ağır hareket ederler. Keskin. deyip. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. ön tedbirler almak için kurulmuştur. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. o. gücüm yetmez. kaldırır. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. İstanbul'da açılmıştır. insanların ağzından düşmezdi. bir çam havası muhabbeti. bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. gelirdim. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine. düşünür. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. tahta masalar. korulardır. tantanayı sevmez. rüyalarını yorumlamak. BCG aşısından asla. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. Veremlinin aşkı. kayıklar. ne beni. açık gezi yerleri. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane. olmadı. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. Çamlık Hastane" diye. ayıklar. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. Güzellik. sessiz.blogspot. en samimi. babam arka koltuğu dörtler. Ankara'da. sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. çam ağaçları kökünden söküldü. verem taraması yapmak.

Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. hayatın tadı. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır. yavaş ölüm. işsizliklerini hiç önemsemezler. onur kırıcı görmezler. partileri. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. 211 yoksa. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. ay ışığının hayal meyal renkleri. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. sevda. hastalık ilerledikçe. gökyüzünde buluşan. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. seni seviyorum diyemezler. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. yorucu kitaplar okumazlar. Uzun. halının. ev halkıyla yüz göz olmaz. şarkılar. amatör yazarlar tarafından kullanılır. Zaman yavaş ilerlerdi. için için ağlıyorlardı. dakik ayarlar yaparlar. Türk müziği de bitti. Bitkinlik. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. nefret ettikleri insanlarla.blogspot. dolabın. parasız. utangaçlıklarından değil. karşılaşmamak için ince. kokularından tanınırdı. sümbül. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu. ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. tütün kolonyaları. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. parayı. ruhlarında uyurlardı. düz. aynı kahvede. bulutların ardından çıkarken. Kadının. kenardan.com 103 . her gün özenle çırpılan battaniyeler. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. arkadaş meclisinde oturmamak. ağaçların önünde alacakaranlık. Türk filmleri de. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. toplu eğlenceleri sevmezler. masalların masalıdır. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. çökertiyordu. mehtap. Verem bitti. kaşına. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. sobanın yanında oturtulmaz. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. mutfağı. sobadan çekilen ateşle. butuna değil. bedeni inceltip. dalgalı saçına hayrandırlar. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. etine. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. Bu sevgide kadın. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. eski bir gömlek. kibar adıyla: melankolik aşklardır. ay ışığı. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. Edebiyat. menekşe. vs. ayrılık. bir mangal odasına götürülür. çömelirler. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. Düğünleri. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. Günbatımının. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları.. dalgınca sessizleşip.) Yasemin. uzaktan izlerler. işsiz olmayı. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır. kirpiğine.. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir. pek hazin bekleyişleri vardı. mangalda hem saçlarını kurutur. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. eşyaları ayrılır.

katillikle eş tutardı.gelişmeye hiç müsait değildi. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. Hayat ne kadar değişti. en değerli hazineler gibi saklanır. törenle toplanır. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. küçük kancalı sürgüsü. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. aksırarak şarkılarını söyleyip. neşeli olmak.) Üstüne. kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar. Sevgilinin evet demesi. Çift mendil taşırlardı. uyuşturup.blogspot. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür. yüzüne.com 104 . Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur. sabaha kadar hırlayarak. bu hazan yaprağının rengini. tesellinin ta kendisiydi. mendilin arasına tükürür. iyi gıda rejimi gerekliydi. kaygısız hoppalardır. serseri bir görüntü vermeyi. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. avare. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır. insanoğlunun en derin macerası. Sağlıklı. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. süründürüyordu. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. upuzun. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. tek bir öpücük. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. hayatlarının en büyük müjdesiydi. koklamrdı. Toplumda varolmak isteyenler. gazeteler. Gıy gıy veremin ninnisiydi. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. Sevda nedir bilmeyen. sevgililerine ihanet bilir. bir göz aralığı. Hayat. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini. Çekmecenin süslü mobilyası. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. çekip gitmişlerdir. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. ıstırabım. Türk müziği bitti. mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak. ballar. utanılacak bir duyguydu. kutsal kitap gibi törenle açılır. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı. sapıklık. sallanışım. onlar öldü. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. cilası. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. http://genclikcephesi. ağacı. | dar bütçelerle bu yağlar. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak. bal almak zorundaydı. başına özenle bakar. zevklerin zevkiydi. mor yollu mendiller özenle ütülenir. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. gözlerine. son mısralarma kadar söylerlerdi. yatak ucundan ay ışığına bakar. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. Şarkıları. Mavi. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. bu çekmeceydi. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. Bu acı.

giden gelen.com 105 . tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi. yumuşak başlı. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. ne sağlık bakanlığı. Sanki bu elbiseler onu. bir şey de diyemiyor. ne edebiyatçılar. patron çalışanlara ayrı. lunaparkta bir dönme dolabı. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi.. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına.. biz de aynı evde kiracıydık. şakacı ve sert bir adamdı. polis var mı diye kontrol ediyorum. Amerikan sirk patronları gibi. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. temiz yüzlü. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı.blogspot. kaybolan. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. bu hastalığa aristokrat. Motorsiklet üstüvanesi. başına büyük bir tülbent çeker. Bağdat'a düşen bomba seslerini. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir. gerçek bir derebeyiydi. zarif insanlar yemden geldiler. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. nakit işlerini ben görüyor. uçan sandalyeleri. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. Ama bugün. Cesur motorsikletçiler. işim yine de bitmezdi. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. Meltem abla. uyurdum. herkes kapılıyordu. evdeyken. pahalı elbiseler giyen. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. Evin tuvaletini. yanında bir iki tezgâhı vardı. diye soruyor insan. annem. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. kebaplarını getirmek benim işim. sabaha kadar dışarıdan pidelerini. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. Lunaparkın patronu. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. yüzlerini kapatıyor. üç-dört ay kalırlardı. çaresiz kalan annem. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. Lunaparkta tam bir isyan oldu. üzülmeliyiz diye düşündüm. bir de erketelik yapıyor. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. purolu. sevindim. gidip. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor. evcil bir kadına benziyordu. kaybettiğime inanmadılar.. Patron kocası ki.. Enine boyuna. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. motorsiklet kumandasız kalıyordu. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. uçan sandalyeye derken. enine boyuna yakışıklı. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert. kutu gibi bir evimiz vardı. değişen. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. mutfağını ortak kullanıyorduk. 214 Kaya Ortaokuldaydım. Verem yeniden hortladı denildiğinde. ama. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. aceleyle boşaltılır. mezarlığın üstünde iki odalı. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. seyirciler.. burjuva. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. ne yazarlar. O ince ruhlu insanlar. ki. Süslenip sokağa çıktığında ise. Takıları nişanları gibiydi. bozuklukları da gişeye teslim ettim. artist gibi bir karısı vardı. pek havalıydı. ama. Meltem abla. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. ne filmler.Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. Bazen o çadırın içine ben de girer. ki. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. askere gidince parasız kaldık. kasayı ben saklıyorum. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. Bu aile. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. bu hastalığı yalnız çaresiz. kendimi eğlenceye kaptırdım. kumara geçilirdi. Bir de benim yaşlarımda kızları.. Tuhaf bir duygu. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor.

İşsiz kaldım. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. halkaları topluyor. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. elleri. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk. hem erketelik yapardım. Ayşe üstünü başını kontrol eder. Ayşe.çekildim. okuldaki arkadaşlar. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu. Ayşe. pembe yüzlü. bizim oğlan koca çocuk oldu. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor.. biraz öteye. hani filmi de oldu. kıskanılacak bir adam olmuştum. diye. cinsel hayallerinde aranılan. patrona. en kalabalık çadırdı. otuz yıldır bu geyik değişmedi. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. sinek. binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. laf atmalar. dilleri. çayının. "Bu karı var ya. iki gün çalışabildim. müşteri kılığında takılmak. birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. maça. paranı birine yatırırsın. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. küçük bir kitleyi kudurtuyordu. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. dolgun bacaklı. inanılmaz el gösterisiyle. Tezgâhın gerisinde ise ben varım. "Bir saatte alırız" dedim. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası.. kabadayı pozlarla. gülerek. Sonra. çişleri gelmez.. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. patronun adamı gibi çalışmak." desem. bu büyük. polis çağırıldı. cinsel şakalar. karakolda ifade verildi. Ayşe hepsini idare ediyordu. makyajımı tazeleyeyim.. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu. morlukları. Parola "mis gibi"ydi. karo.. mevlüt okutacağım" deyip. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar. bu çocuk bu parayı saklamıştır. çocuğa bak yahu. utanıyor. çim-cikler. kalabalığı dağıtıp. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken. bunun yanında işiyor." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim. Gündüz boştum. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum. kaçıhrdı. gece biter. peşime de adam taktılar. İşin en ağır yeri de burasıdır.. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. dünyanın parasını halkaya yatıranların." deyip beni kovacak. tezgâhın önünü açardı. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi. birbirlerine "Ayşe var ya. Annem. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer. hoca olmak. aç kalmazlar. ama tüm mahalle. Günde bir lira alıyorum. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra. lunaparktan görevli iki eli sopalı. sonunda Şahmeran çadırında..) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. vücudu yılan olan bir gösteri. hem hocalık. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe.com 106 .blogspot. işten kovuldum. Ayşe'nin halkası.. gözleri. nerede yiyecek. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı. en ünlüsü maça'dır. bir dergiden. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar.. "Hasikür ulan.. "Abla. güzel kalçalı. Susamazlar. kupa işaretleri daireler içinde. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor. Şahmeran olmasın diye rica edince. sigaraları düzeltiyor. on saate yakın orada durur. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi. sürtünmeler. azgınlıktan çatlayacak çirkin.. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. orada adım Kleopatra oldu. "Vay orospu. Ayşe. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. boyalı. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. bir masa üstünde. kavgalar.. tüm şehir uyumuş. parayı memelerinin arasına sokuştururdu. deyip arkaya işemeye gider. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık.

tezgâhlar yıkılır. hiç kimseye kötü değildir" dedi. Elletme. Dürüst. ancak Meltem abla göründü mü. sakız ağzında. "Bana bak Kleopatra. nasıl kavga çıkardı. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına. o kadar doğru bir laf ki. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi. çok etkilendim. kurtulduğumuzu sanıyor. fırlatır. önce halkada çalıştırdım. bir ucu Bosna'da.. elletir. bir şey diyemiyorum. sızardı. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar. Sivrisinekler kitabında okumuştum. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi..blogspot. yeniden sınırlar tayin edilir.. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk.. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır. demeden. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. oysa onlar.. onu .com 107 . Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. para sayma işini. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. eğlenirdik..tlü konuşmalar kızışır. oradan uçan sandalyelere. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. altın dişleri. analı. çıkarttımlı. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum. bana. kodumlu. pis ve kötü değil. patron sırası mı. Eksik sigaraları tamamlar. Çadır kazıkları sökülür. havalarda uçarken. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar. g. utandım.. taranmış saçlarımı gösterdi. altın bilezikleri. keyifle tövbe çekerler. parası olanlara kur yapar. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu.. Bunca zaman kitap okudum.. bu lafı çözemedim. benim prenses kızımın parası var. nereye gitsem peşimden geliyor. yine altından kalkamadığım.dolapta döner dururduk. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi. Öyle içerdi ki. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor. şarabın dibini bulurlardı. çözemediğim bir laf etti. yine şaraba başlarlar. birbirimizin sandalyesini tutup. Ayşe'nin anası paraları savurur. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi. çadırı buraya açtık ama. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları. "Bana göre kötü değilse. bir gün sonra çok düşünüp. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar. Burada seks. Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim. Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır. öyle emmişler ki. sularım. bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar. Ancak. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış. kazıkların bir ucu Musul'da. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar.. seks. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. Öğleye doğru geri döndüğümde. çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. İşte benim eve gitme zamanım.kemezsiniz diye. ne desem anında yapıyor.. o. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir. tadını sonsuzluğun. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. Çadır topraktı. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek. demir sopalar havalarda uçar. Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır.

sağdan-soldan konuşuyorduk. kıpırdamadan. kaçarım. bin ton mu.. Yanaklarımı sıkıp. "Ver ulan hepsini" dedi.. Yıllar sonra Trabzon'a gittim. Çoğu zaman Ayşe. Umduğum gibi çıkmadı.. gelecek sezonu beklerdik. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu. bu kaya gelir. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi. efendi. sirke şişesi yapıp. çocukları çağırır para dağıtırdı. yüz ton mu. Topal beni patrona şikâyet etti. O an Allah'tan evde kimse yokmuş. polislere haber verdik. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor. uzaktan. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. koca evi. kaya. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların... biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü. hemen dilencileri. giderken. Evimizin üstüne düştü düşecek. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider.. ağzı. onüç-ondört tane. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. biliyor. toprağı delip.. deyip dualarla geçiyor. evde sızıp uyumuş.. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. ceket. okullar başlardı. Acımam ve üzülmem. aklıma. orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi. sakız işine giriştim.verdim. bavullarını toplamış. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması. "Patron da orada kalıyor" dedim. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. dedi. burnu. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe. "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum.com 108 . bir defasında beni ziyarete geldi." deyip iş vermek istemediler. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten. insan gibi her şeyi anlıyor. birine acısa. Öyle yorulmuştum ki. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım. gözleri. terliğini hesaplıca kullanmış. bir kenarda usulca ağlamaya başladım. insana benziyor. demirden boruya üç defa vurdu. kaya düşmezse. deprem.. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. saydım. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum. seni Ayşe'nin yanından alacağım. Gözümde foku canlandırdım. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu.. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. evi ezmekten öte.. Bir yerlerde. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı. gelecek sene de kalırız derlerdi. bıyıkları. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi. Kayanın altından sürekli su akıyor. küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce.... bu oğlunuz çok içli. "tüh tüh" deyip kulağını çekti. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım. Tanrı. Çocukluğumu. yazık olmasın çocuğa. çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip.. bir defasında yorgunluktan. felaket haberleri görüp. kaç deseniz de.. sonra da onu öldürmüşler. öğrendim artık her şeyi. annem zeytinyağı.. kahvede şimdi düştü. sivri ucu evi. Kayanın düşmüş halini gördüm.. Ayşe her gün beni çağırıyor. ben buradayım. "Hanım teyze. annem.blogspot. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen.. fokun topal bir bakıcısı vardı. düştü düşecek. evimizden on-onbeş kat büyük. uzun sarışın hanımı Meltem abla. dedi. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse. kaya düşüyor. foku biliyor musun. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. kola kutusu gibi altına alıp ezmiş. adamlarına taşıttırıyor. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini. bekliyoruz her gün.. kitap alırdık. yerin dibine saplanmış çivi gibi. Ayşe inanamadı. "Yazık. ne hortum ne de musluk vardı. bilincime öyle işlemiş ki. yoksulluk. düşecek diye kenara çekilir. büyük bir kütle. elimde iki kova. gelecek sene fok balığı getiriyoruz.. ölüyorum. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. 220 Patronun ince. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. artık işsiz kalmıştım. şükür bugün de düşmedi.. Gelip geçenler. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. yolda. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı.

Radyoda yurttan sesler korosunu. Mualla Aracı. Behiye Ak-soy Fahriye Caner.. o gün de meşhurdu. Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer. Hamiyet Yüceses. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor. Müzeyyen Senar'dır. Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu. 1951'de 3291. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. Mediha Fidan. Perihan Altındağ Sözeri. bu ilgi üzerine. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. Muğla'da 1945'te 995. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. Nevin Demirdöven. Safiye Ayla. Harika çocuk İdil Biret. Çevriye Ceyhun. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. hafif Batı müziği sunmaktadır. Doktor Alâadin Yavaşça. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. 51'de 2021. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. Sanat müziği.. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. Adım Nihat Genç. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte. hayranları. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır.blogspot. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. Hatta.com 109 . en çok para kazanan sanatçıdır. Sanat müziğinden uzak kalan halk.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. uzun boyu. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. Müzehher Güyer. annemin tülbenti altında orada okudum. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. Müziğin kalesi. Vecihe Daryal. kuşkusuz sanat müziğiydi. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. http://genclikcephesi. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. Çorum'da 1945'te 657. İstanbul'da Tepebaşı. Suzan Güven. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. tahtına çok erken oturdu. Zati Sungur. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. sonra film müzikleri yaptı. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. başlarına düşecek kayayı. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün. ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş.

ancak. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. ud. kıskanırlardı eserlerini.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a.. Iran. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. kederli insanlar olu-verdik. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar.. sert ve kötü zevklerden. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu.. dostları. modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada. Ürkek. yerine. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken.. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. Musevi. kitlelerce alkışlanmış. İkinci dert. trafik canavarından beterdir. Halkın yalnız sesinden tanıdığı. Mahremiyet kalkıyor. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. Evet.. sevgili karilerim. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş. Şimdi. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur. "Türk sanat müziği" diyoruz ki. Hindistan. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana. Mısır. Ka-hire'ye. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. sanatlarında öncü.blogspot. Eserlerinin çalınacaklarına.Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. vahşi ve kudurgan Moğolluktan. Asırlarca. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar. modern kadınlardır. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. yanlıştır.. bu acılı kalplerin tutsaklığı. Ancak. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. Macaristan. kötü kullanılacaklarına inanırlardı. 225 Önce. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki. mahalle arasından şehre iniyorlardı. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. neyleyim sarayı. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. milli fanatikliğimizin ürünüdür. şehirden şehire. kirpik gibi ince. Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. Yunanistan'a konserlere gitmiş. duygusal. "Türk" kelimesi fazladır.com 110 . talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş. derlemek üzerine kurmuştur. Denilebilir ki. köşklerini. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. Hıristiyan. Gizli tutarlardı. http://genclikcephesi. pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir.

incesaz takımı denilen tam teşekkül. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. x Çünkü en büyük dert. Sanat Müziği. dindışı (ladini) müzik. ud ve darbukadan ibaret. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. maymunlaştırıyor. Öyle ki. herkesin okuyamayacağı. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. kahvelere. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış.. para karşılığı yapılmaya başlandı. Hacı Arif Beyle başlar. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. Ve hatta. dinî müzik.değiştirilip. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. (Müziğimiz ikiye ayrılır.blogspot. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir. "etik" dersinden habersiz. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği. kabasaz denilen bir cümbüş. kâr semai eserleri revaçta iken. bugün öyle de oldu. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. Notaya dökmek. Akşam aklına gelen şarkıyı. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü.. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür. Galata ve Yenikapı seyirciye değil.. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. saraydan kovulmuştu ama. Itri ve Dede Efendi'nin. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. Bir şarkı. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. dehamızın hayatını mahvetti. konservatuvar eğitimi. Bir başka dert. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. birden. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. onu yurdundan. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. beğeni tuhaf duygulardı. bu hocayı baştan çıkartırım diye. bestelerin kabarık. eserler ihsan karşılığı. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. meşk. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı.com 111 . Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı. Dedikleri doğru çıktı. başka türlü okunacaklarına. talebeler yetiştirilirdi. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. Konservatuvar eğitimi ve nota. üstünden mevsimler geçmeden. sabah okuyordu. meşhurdu. bırakın o eseri kaybolup gitsin. incesaz takımının tüm klasını harcayıp. bırakın Adnan Şensesler'i. http://genclikcephesi. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. Üçüncü bir dert. işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş. coşkun..) Hacı Arif. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. o an. 226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa. çıkarttı. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi. sarhoş edici gücünü yok etmiş. Üçüncü dert. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. Dindışı müziğin kalesi ise saraydı.

akşam oluyor. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı. Bir başka dert. korodan ritm sazı çıkartmış. Sami Aksu gibi yumurta suratlı.. Çünkü Atlığ. akşam olacak. kendisi Londra sefirliğinde. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. söyleyip sanatseverleri üzdü. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. Bir başka dert. ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti.com 112 . devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. Ancak.. iki sembol ismi misal olarak verip. ah öldüm. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. Zaten muhafazakâr melankolinin. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. Ancak. müziğimizin eskimiş olduğunu. milyarlar ve şöhretler kazandı. mezarla. yoksa. baskılar. kurallar. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?".. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. yani müziğin "tamamlanmış".Şimdi. onlarca yıl şans verdi. ki. http://genclikcephesi. tek otoriteydi. Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp.. Abdülhak Hamit. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi. Biri. hüzün geldi. o da başlarda. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış. erkek şarkıcılarımız çirkin. geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp. bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. Makber'i. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. hüzün gidiyor. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif. Bir başka dert. yani.. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede. tartışabiliriz. Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. doldurulmuş. kadınsı ses ararlarmış. Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. kabirle. Akşam oldu. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş. kart pezevenk kılıklı bulununca.. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. türbeyle. yönetimle ilgilidir. TRT. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. Abdülhak Hamid. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip. mesela Bülent Ecevit dahi. Buna bir de imaj sorunu eklendi. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için.blogspot. Bir başka dert. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım.. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış.. Bir başka dert. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu.

çağımız artık çoksesli çağıymış. aynı çizgide birden çok ses. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u.. sümbül. yüz tane roman çıkar. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. çoksesli müzik. ay. Refik Saydam. akasya. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım. çemen türü bitkilerle. uzattı. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. çünkü hepsi kırk haramiler. gece. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler.. Halide Edip. aşağılanırken. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor.blogspot.com 113 . saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam. Bir başka dert ki. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. Şemsettin Günaltay vs. melodik yapıdadır. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır. geriye bir şey kalmaz. ev kabadayısı suratları değişmiyor. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi. Şükrü Saraçoğlu. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. Korodaki zebani kadınlar. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa. sağcı-solcu tüm tarihçiler. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır. yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. TRT'yi istila etmiştir. Sanat müziği nağme müziğidir. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla. garip sübyancı bir sevda. artık kart pezevenk tadı veriyor. akşam. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. torpilli solistler sevilmez. karanlık.. Fevzi Çakmak. önemli. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. sonra İsmet İnönü.. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. Kazım Karabekir. Fethi Okyar sayılabilir. şarkılarını repertuvardan geçirmek. tek çizgiyi takip eder. darbeler görmemiş. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. o küstah. Ve hepsinden daha büyük dert ki. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça. piyasadakileri sevmez. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi. kantoların sözleri dahi hafif bulunur. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır. lanet okur. Yüzyılımızın en soğuk günü. ko-rodakiler.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. lale. Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. gül. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam. ardından Adnan Adı var. yani armonik yapıdadır. Recep Peker. Şarkı sözlerimizden aşk. Divan şiirinden kalma. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. artık ayıklamak da imkânsızdır.

sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı. Adnan Menderes işte bu bastırılmış. yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti. DP şemsiyesi altında kimler yoktu. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok. deyip marş ısmarladı.. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. sürülmüş. üvey çocuk kimdi. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi.. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu. hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor. Ali Fuat Cebesoy.. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". Amerikancı. hem görünüşleri. lâik rejime zarar veriyor. Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden.Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır. DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. ya da. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı.blogspot. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar.. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı. Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı.. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu. mukaddes mi mukaddes. cephe. O günlerin tarihçileri. Necip Fazıl. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı.. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz.. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler.. ne bir roman.. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını. gururlu inanılmaz adamlardı. Mustafa Kemal'in. liberal bir siyaset. dava arkadaşı. bu yadsınacak bir şey değildir..com 114 . hatıratlarına sansür koyulmuş. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar. silah. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık. büyük kahramanlarının gururları. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu. buzul parçaları gibi çarpıştı. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. muhafazakâr. Necip Fazıl. yasaklar aklını biraz daha oynattı. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. Amerikancı. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M. Onlara gıpta edelim. İsmet İnönü'nün tek partisi mi. asla bu kahraman ların partisi değildi... Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. j Saraçoğlu döneminde basına. tiyatro. büyük bir kutsal hareket başlamıştı. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır.. sinema. DP bu tavra karşıydı ama. Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir.

Her neyse. Ah uğursuz insanoğlu. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi. huy. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim.. Fevzi Çakmak. ölüm herkesi kutsallaştırır. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler. aynen tarikatların desteğini alır. Bugün bu çizgiyi devam ettiren. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi. varsa yoksa: MENDERES!. Atatürk düşmanlığından. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. bu gerçekten böyle midir. 70'li yılların Tercüman gazetesi. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. Özal'm köşe dönücü. hatta. en büyük parti oldu. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz.. bugün orada. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları. Gün programında belgeseli anlatıldığında. asılma olayım. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. Menderes geleneği merkezde erirken. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. Adalet Partisi. Kısa zamanda televizyon kurdu. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür. badem gözlü mü oldu. bir sürü masonik. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti. hızla atlayalım 70'li yıllara. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. liberal. Uzun bir konuşma yaparsınız. kemalist sosyal demokrasi.. İktidar herkesi kötü yapar. liberal. Kör öldü. Amerikancı. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu. dinsiz. Ah uğursuz sermaye. dün mason dedikleri. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti.com 115 . Bir Fethullah Hoca geç kaldı. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. hatta. ne çabuk bozdu tarikatları. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise. Menderes'in devamıdır. Menderes ve neredeyse onunla özdeş. arkasına köylüleri. mazlumların demokrasisiydi.. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. 32. bugüne değin. başta Enver Ören. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. bugün devrimlerin bekçisi... 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. Rauf Orbay Cebesoy. tarikatlar. ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır.blogspot. konuşma. büyük holdinglerde nasıl. diğeri. lâik-muhafazakâr bir hal aldı.Ahmet Emin.. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. bir Büyük Doğu sempatizanı.. Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı. karakter değiştirip. 70'li yılların Tercüman gazetesi. varoşları ve tarikatları almıştı. aynen Amerikancı.

huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. Batılı kitaplar okuması.com 116 . her dini. Baba İshak Ayaklanması. Avrupalı giyim tarzları. Genç Osmanlılar. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı. hiç kimse modernizmden korkup. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. tarihi. kendi topraklarına derin bir bağlılık. darbeler. Kuvayı Milliye. muhafazakâr holdinglerle memleket. Pir Sultan. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. gelişmesi. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise. Biz buna yüz yıldır. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. TGRTnin Amerikancı. Türkçü hareketle insanımız. aklınıza kimin adı gelirse. Yakup Kadri. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. Tevfik Fikret. oligarşinin son halkasıdır. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. Bir savaştır gidiyor işte. şehirden irtica hareketi çıkmaz. http://genclikcephesi. Enver-Talât-Cemal Paşalar. hatta eşkıya. doğuşu. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. "şehirli" hareketlerdir. Hatta Türkçü hareket. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. padişahın mülküne karşı. olacaktır. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. Kabakçı. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir.. İttihatçılar. kitlesi köylüydü. çizerleri. Muhtıra. önderleri şehirli insanlardı. hatta üç-dört dil bilen. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. Urfa. her ırkı. Bin yıllık tarihi içinde. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. bu görünüşte doğru. İrtica köylü hareketidir. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. Antep. şiirlere yerleştirmiş. Malatya. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. Süleyman Nazif. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. Tarikatçı sermaye. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur. Namık Kemal. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan. Mardin.açmaya çalıştı. Celaliler. liberal. Maraş. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. diğer tarafta şehirliler. Şahkulu.blogspot. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. Padişahın kulu. hatta köyü kalkındırmak. nicesi. yabancı dilden çeviri yapacak. Siirt. Yazarları. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. Refah'm kitlesi de köylüydü. Halid Ziya. Türkçü hareket. şair. Refik Halid. bir tarafta köylüler. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. Rauf Or-bay Ali Fuat. darbenin. ancak şehri basarlar.

Profesyoneller. onun zincirinde tek bir halka vardır. görevi. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi. lamentoda palazlanmış. Başka bir ayrımla. düşünmeden köylüyle. güzel kravat takıp. bölüşen bir tavırla. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor. sosyal hakları.Aydın. işçiyle bölüşmektir. TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık.blogspot. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP. ANAP. hepsi kul-köle olmuşlardır. çünkü.. insan haklarını. reden irtica bulup kapısına atacağız. ırk. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar.. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor. köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur. şehirleş-memek için direniyor. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. Benim gibiler acemi yazarlardan olur. sağcılar. modası gelir 68'li olurlar. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. sıkıntılı.. bir de acemi yazarlar. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. modası gelir Fethullahçı olurlar. karşısında hangi güç olursa olsun. şehri. ibne olurlar. dik. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur. şehrin insanı. modası gelir puşt. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. çünkü yağlanıyor. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. modası gelir Kürtçü olurlar. 238 DYP.. '. krallığımızın karnını doyurmak için ne. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. |. Solcular. Dün saraya bağlı dalkavuklar. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar. emir komuta. par. slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!. kentli.. http://genclikcephesi. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz. köylüleri kırbaçlayıp. olmadı. İşte medyası.. milli geliri.i|.. güya opera dinleyip. sonra irticayı verdik. modern çağın en yalnız yaratığıdır. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar. sonra Kürtler'i verdik. Refah'm kitlesini acemi köylüler. cins. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar. mesela. çünkü kendisi köylüydü. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır. rüşvetle oynayıp. Yeni köylü hareketin diğer kanadı. uygar. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. |i Ama profesyonelleşmiş. çırılçıplak kendisi.0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. bu basit. güya çağdaş gibi laflar edip. cici dergilerde yazıp. çünkü şehirlidirler. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. görevi. müteahhitlerden.. modern. |. modası gelir Türkçü olurlar. çünkü. Fenerbahçeliler. ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken.. on yıl sonra. mezhep. yalakalaşmış. şehri yuva yapmış. profesyonel yazarlar vardır. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. bir komutla piyade yaparsınız. vergi kaçıran işadamları. Yapamazdı.com 117 . bugün milyar dolarları var. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. 12 Eylül'de solcuları ver.

Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır.. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir.com 118 . en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm. günah neyim varsa. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. ikisini de kaybettik. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. Öyle tatlı gelirmiş ki. deliler matinesiydi. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. sebzeyle beslerler. Ama nafile. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. ama. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler. İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım. Çünkü bir kez et.. et vermezlermiş.blogspot. Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. Vücutları birbirlerine dönük. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama. Hayatımda zaten.239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. Ağaç. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. berrak. hiç görmemiş gibi davranalım. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. çoban köpeklerini hani. ya abartılmış bir avallıkla. artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. Şaşkınlığımı gizleyemedim. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı. hiç yokmuş gibi. otla. ama Ankara'da ilk. bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. önümde donmuş bir hayvan.. Kusurlu. sapık. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. En iyisi. Kalbim. Bu bana yeter. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti.. biri tavana. her şeyi merakla izliyorum. durgun sular bulur beni. artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. Nedir. bugün de derim. İşte böyle. dut kurusu tadında kibar olunca da. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum. Sürüden atılmak istemiyorum. Zekâyı. akıl hastası olduklarım bilmiyordum. kan kokusunu tadan çoban köpekleri. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak. biri yere. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. parçalarmış. Peşinden gidemem çaresizliğimi. Konuştukça güzelleşiyor. İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi. trapezdeki maymuna döndük. çekip gitsin. dağların en temiz havasıyla temizlenir. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. Bu bal. Ama. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle.. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. Kanın kokusu tattığında.. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. Tam da o hayalin içinde duyulmamış. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. Sanıyordum ki. Erkekler çoğunlukla pipo. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık.. hayatımı kurtardım.

Birkaç şey de öğrenmiştim. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi. ellisinde ölmesi bir insanın. pek laubali bir seyirci gördüm. Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. çok şey okudum. delice aşık oldum ona. oysa normal seyirciydi bunlar. Ben ne olur ne olmaz. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan.. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi.. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni. Bir tuhaflık var ama. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı... küçük bir sandalın batması gibi. bu mimikler içinde dile getiriyordum. annemin iğne-iplik kutusuna benziyor. hepsi aynı gemide yaşıyor. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. oysa. öğrendim. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. Ama. Burada seyirciler böyle. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. Ve oyun arasında. ilk günkü seyirciler gibi. kahvede. anlatmayayım. Her neyse. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum. topluca güldüğünü görmedim. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. tüm bu parçaları alır. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları. İster istemez onlar gibi durmaya başladım..böyle oluyor. Hatta. tablolar karşısında büyülü duruşları. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim. onların.. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak. ben öyle değilim. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali. ama. bozuklukları. Yüz vermedim. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı. Sonunda sıkıldığımı anladım. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. Keloğlandan farkım. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim. tedbiri elden bırakmamak lâzım. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. Elimde olmayan bir güvenle. Hepsi tek bir insan. Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır.. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. gerçekten "deli" olmuştum. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin.. Çünkü tat almıyorum. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. Oyun başladığında.. şakalaşıyorlar. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. Ağırca başımı döndürerek.. Orası tiyatro.blogspot.. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum.com 119 . Aradan yıllar geçti. Kendimce konuşmaların. ben keloğlan gibi. Yüksek sesle konuşuyor. dünyanın en harika yeri.. hiç kimsenin toplu alkışladığını. dedim. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana. içimden. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. Hep şu hayali kurmuştum. edebiyatım. Titanic'in batması gibi. Durum biraz tuhaf dedim. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. hayatın herhangi bir anında. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak... Geriye döneceksem. ondan bir parçayı. tiyatro çok bozulmuş. yani.

İslamcı. Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. düşünce. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. Biz. durultacak içten sohbetim olmuyor. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. Türkçü. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. istediğimiz kadar reddedelim. Bu ağır. Oku da nasıl okursan oku. dilimizde ne çok dilden kelime varsa. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. Yakup Kadri vs. önce bakıma muhtaç mıdır. devletçi. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. düşümüzdür. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. Mecnun. Mecnun'un aşkıyla. İslâm. kaba havadan çıkamıyoruz. köşeyazarları. jest. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. güvertesi epeyce yüklü. heze-yanlarıyla tartışılıyor. Türkçü. Leyla bizim ortak sevgilimiz. Ve bizler. Halit Ziya. İslamcı. beyinlerine. Bu yazarların da deposu. İslâm devleti yazıyorlar ama. bir imparatorluğun çocuklarıyız. giderek delice duruşumu kaybediyorum. sağcı. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı.com 120 . hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. Bizi. Türkçeleştirme manyaklığı. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. Türkleştirme. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. Hiçbirimiz bu koyu. tartışmalar izliyorum TV'lerden. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. yoksa islamcı mıdır. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. insanı var eden önce aşk mıdır. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. Türkçü. sevgiliye. ancak. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor. Mesela. çünkü. hayal. devletçi bir sürü adam. kemalist. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. kavgaya ne gerek var. Ancak İngilizler. Hüseyin Rahmi. siyasi İslâm'ın curcuna. bakım isteyen emekli. tarihin o büyük.ğım binlerce resim. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. sağcı. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. İslamcı. kemalist. bir hasta insan önce hasta mıdır. taşa Türk. Ahmet Haşim. gibi soylu ve saygın yazarlarımız. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. Oysa. Arapla düşman yapmaya çalışanlar. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. devletçi yazılar yazıyorlar. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. İslamcı. şarkıları-mızdaki Acem kızları. Ama ben. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır. Bugün tüm TV tartışmaları. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. Sağcı.blogspot. Türk. Acemle. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. çünkü taklit bir delilik bu. benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı.

başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. birbirimizin kafasını gözünü şişirip. Elma içi yüzünün teni. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi.com 121 . seni seyrediyor" dedi. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de.. hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz.. "Ben de?" dedim. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline. erik reçeli kadar küçük.. Duru kalçaları. Tarihin sürüklediği bu büyük gemi. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. saatin bir olmasını bekliyor. mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk. oynamaktan elindeki gül pörsüdü.. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. Maç başladığında. yaprakları kendini bırakıverdi.. bu tartışmalar sanıp. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. "Yarın ne yapalım" diyorduk. "Tam saat birde. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. Ah Ahmet Haşim. neden hepiniz birden çekip gittiniz. boğazlı kalın kazak giyiyorsun. "Gene?". içimde titreyen o kuş yüreğimde. dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. hüsranla dönüyordu.avallıkla. Mustafa. Döndüm. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. Maçın tam ortasında. mahallede olacağım. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. hangi kız gelirse. "Sen yapamazsın. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla. Şaşırdım. Her gün. domates kasaları üzerine oturuyor. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. yaklaştıkça kız. "Her yeri çekirdek yaptınız.!" Ertesi gün saat birde uzun.. terliyor. kim bakar sana. Gelecek perşembe.. Şansını denemeyen kalmamıştı. mahallenin bakkalı Firar amca.. Gördüm onu. Bir gün sahilde. ardından gideceğim. Uzun uzun esiyor rüzgâr. hasır iskemleler.blogspot... Kusursuz göğsü çepçevre açık. kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar. saat birde hazır olduk. kalın kaşlarına gömülmüş. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar.. her öğle sonrası. arkadaşım Mustafa'yla. kalabalık içinde kızı aradım. Yakup Kadri. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi. Yarın perşembe. "O kız gelmiş. karşı takımın kalecisi. daha fazla bakmaya utanıyorum. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. 245 fikri. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!. yaz tatili gelmişti. eşsiz çıplak kolları. Öbür perşembe." 247 Müthiş bir macera. Mahalle takımı beş kişilikti. hayatı bu insanlar. çünkü bu soylu yazarlar.

.. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı.." diye küfretmeye başladı. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum.. O da yoruldu dolaşmaktan. tütün idaresi. dayanamıyorum. "şey.... bu Kemal'in kız kardeşi.com 122 . "nerde?". bir gemi gelmese de. sıkıştırıldım.. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı. dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim. mağara kadar kuytu. buzlu kaynak suları içtim.blogspot. tanıdık galiba. gel. çekti beni evin kömürlüğüne. bana göre değil. bu ilk konuşmalar. Yolun ortasında. Erik gibi incecik kolları. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu.. Ah.. içimden. Sunuşu ne güzel. gördüm onu.. "neden?" dedi. koş. bu kız peri gibi. ne bahane uydurulur. ölecek gibi oluyorum. Yüreğim yerinden oynayacak. gece radyoyu açtık. "Ben Asuman!" dedi. tül gibi. Yolun karşısında. kim geçerse. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur.. Saat. Korkuyla "Annem görür" deyip. perşembe günü saat birde." Memleketimiz bir deniz ülkesi. "Olmaz oğlum. demiştik". En yakın arkadaşımı kıramam. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum. radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz. Heyecandan yüzüne bakamıyorum. evet. Yılanın ağzım gösteriyor. canım.... "Neden?" dedim.. arkadan mum sarısı topukları." O gece Mustafalarda 248 kaldım. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum. aceleyle. Etrafta ayak sesleri. deli bir çocuk girdi aramıza.arasında tatlı tatlı bakıyordu. Koca dünyada tek bir şansım kaldı. uyuyamıyorum. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor. Birden karanlığın içinde. "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?". Ahh. "ageee.. yengemlerin kulağına giderse. o herkesin övdüğü. umudu kesmeyelim. Deli çocuk zorla elimi tuttu. Hazırlandım. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. Hava karardı. son defa baktım ardından.. Bu koca ormanda artık ikimiz varız. İçin için gülüyor. bir an durdu. uçuyorum. ispanya'dan müzik." Yüreğim koptu kopacak. bir kız daha geçti. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları.. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. Verdiğim söze bok süre-mem. geriye döndüm. Gören olur korkuyorum. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama. elinde ölmüş bir yılan. aynı takımdaki arkadaşlarım. bağırıyor. sonra birden kayboluyor. "Seninle kavilleştik.. "Olmaz oğlum dedim. Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum. ve parçala beni. ". Mustafa gitarla. acilen ayakkabı da bulmalıyım.. Mustafa'nın gömleğini geri verip. Elini uzattı. Her şey bitti. onunla çıkacağız. Top ayağıma dolandı. Gel de konuş. İstiridye gibi parlak tırnakları. kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu. yarın buluşalım mı?". bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu... gibi. gidip vitrinlerin önünde duruyor. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum. gece dönüyor. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi.. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor. ne yapacağım. "Şey.. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır". der gibi. mahalleden Kemal'in ayakkabıları. dilersen. Allah kahretsin. kararacak. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin. Yanma yaklaştım. bir fırtına. ayaklarımın bağı çözüldü.. bu bizim uzak akraba. Ayağıma gelen her topu kaybettim.. ev akşama kadar boştu. Uzunso-kak'taki pastanede. saat iki olmamıştı. Çaresiz perşembeyi bekledim. o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı. Ben de Nihat! dedim. terler içinde bir oldu. Maç biter bitmez. attım kendimi geriye. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi. Mustafa'lara koştum... kıskandı. tanıştık. ağır ağır yürüdü. içtim. kekeliyorum. ya ayıp olur. ageeee"..iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git.". telaşlandık. O da heyecanlı. öyle bir sundu ki kendini. elektrik direğinin dibinde. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan.

En kuytu köşeyi seçtik. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. hakaret dolu laflar atıp. o kadarına cesaret edemiyorum..çalışıyor. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. korkma!" dedi. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. 25'i geçmiş. Korktuğum başıma geldi.. yine oralı olma gibi. bugünkü kafelere benzer. Yine gördüm o parmakları. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. eskiden pastanelerde dans edilirdi. bir kadını nereden saracağını. o. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu. "Ben hiç dans etmedim" dedi. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum. Ayşe yan masadan. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim. eğildiğinde. Deli çocuk. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. 251 Koşar adım.. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki. Yapraklan. evimiz yanıyordu". 250 Eskiden pastanelerin içinde. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. Yağmur başlamıştı. ellerini nereye koymalı. Ben onsekiz. Madara olmuş hissettim kendimi. Asuman. bu kız ortaokula gidiyordur. "Ben de birkaç sefer" dedim. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. güzelim. başını o yana döndürme" dedi. Bir cam parçası bulup. birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. dedim. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış. dedi. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. hatıra defteri. Başımızı kaldırdık baktık. bir an biz de kalkalım. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. ama iyi bilmem. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. yaşı 20'yi. birbirimizin elini tutup. dün akşam yanan sobayı devirdi. yolumu keserdi bu kız. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. o. o kadar küçüktü ki çantası. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. dudaklarımı tutup. Küçük para çantasını çıkardı. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. "Korkma?" dedi. o almış. aşka. burnunun üstünden öpüverdim.com 123 . Dansederken insanlar. bize çok modern gelirdi. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam. Arnavut taşları. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. bizimle dalga geçiyorlar. İstersen kalkalım.. ağaçların altında. tane tane öğrenmeli. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle. çok güzel bir elbise giymişti Asuman. Üst locadan bir alkış tufanı koptu. ama en sonundan.. "Bir şey olmaz. dalgasını geçti. sahile. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. Tahta masaya oturduk. Asuman. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. masalar. valilikte odacılık yapıyor. işte böyle sevgilim olmalı dedim. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. Asuman. her akşam annemi.blogspot. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. yanımıza ilişti. ipeksi bluz giymiş ablalar. bunun annesini de tanıyorum. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. Birbirimize öğretiriz. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. http://genclikcephesi. Utanarak çekildi. simli. ne güzel gülüştük. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. onyedi yaşındaydı. üst üste. dedim.. yan masadan. yan masadan en çirkin. dedi.. birkaç küçük demir para çıkarırken. ah. dedik. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. loş iç odasında yerimize oturduk. Asuman her şeyi anlıyor. Nedir bu? der demez. kaçardım. beni dövüyor. Biz. hediye etti bana. loca loca. "Acı çekmek istemiyorsan. kendisini de. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı. işte o sıra. Ona sorarsan bana aşıkmış. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. Masalımı yoluverdi. neden yoksul insanlar. Tören gibi giriverdik içeri. bir yerden başladı işte. korudu beni. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. bu. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. sıkıldıysan kalkalım. bahçeler. fruko içtik. küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. Simli formikayla döşenmiş duvarlar. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. masanın üstüne bir tarih yazdım. asma bahçe gibi Ganita. yılanını sallayıp "ageee.

yakamoz başka bir şey. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım. sokağa beni sokmayacak. Büyük demir kapısı. giriş katın solunda. delirmek üzereydim. acıyla çekti parmağım. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. "İyi de tuhafıma gitti. Asuman. Bir güzel so-yuverdim. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü. Her tarafım öpmek istiyordum. çıtırtısı. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek. her http://genclikcephesi. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme. elimi kurtaramadım. öğrenmiş olurum. "canım" dedi. midem kaldırmadı. buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. çok uzun. Ay ışığı denize vuruyor. insanlar buna yakamoz diyor. dünyada eşi olmayan şahane memeler. külotu da dizinden aşağı indirmiyordu. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım". Zorla yılanın ağzına sokacak. ben Mustafa'ya. elleriyle önünü kapattı. Korudu beni.blogspot.. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. Asuman. dedim. "Sen çok korkuyorsun. koyu. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum.. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik. o da avuçlarını açtı. Yakamoz. aradan geçen yirmibeş yıldır. Nar çiçeği gibi bacakları. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük.. İnsanı ağlatan bir heyecanla. dudağıma alıyorum. mermerden bir çamaşırhane. Çıkart şunu. Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. gizlice çamaşırhaneye girerdi. annem kapıda eyvah.. sanki öpüşmek başka türlü. Ben. kırmızı çorabı. Asuman. küçük parıltılı pencereleri. ormanın en kara yerine dokununca.. moralim. Ölene kadar. geceleri dışarıyı görsünler diye. işte böyle. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. Külotlu çorap giyiyordu.. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. Asuman. dedim. kokusu. bilmiş gibi. sinirle. baştan aşağı su gibi.. deyip eve koştu. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim. kızarttım uçlarını. Hayır. Öptükçe onu. Önden düğmeli kot elbise giydi. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü." Ertesi gün sokakta beni. Biz içeride sevişirken. dişlenmedik yeri kalmasın. tazelikle dudaklarını öptüm. açılmış. sahile koştuk. gözlerini kapattı. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". büyüyünce Amerika'ya gidip. en derin yerlerimizin. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu. üç katlı eski bir Rum konağı. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. dudağını. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı. Boğuşmaya başladık. Narlıbahçe Sokağı'na geldik. fileli hırkası. Acelem var. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. öyle bozuldum ki. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. ince bir sıyrık. öküz gibi güçlü. annem kullanmazdı." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam. çok telaşlandığımı anlayıp.Saçlarından sızan yağmuru sıktım. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. dedi.. Afyonlu şerbet içmişim gibi. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi. Dilim çıra alevi. Asuman. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. ya da yollukları alır sererdik altımıza. ışıl ışıl. ahh. "Dur. Annemler her yıl Ankara'ya giderdi. ben hızla uzaklaştım. umutsuz bir yolculuğa çıkmış. çıkartması zor oluyor. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne. babam.. Sakinleşip. sıyırdım dizlerine kadar." diye laf attı. uykulu memelerini fırlatınca dışarı.com 124 . çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. orada duruyor! Hava kararıyor. ayrılmalıydık. "Sen. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. Erkekliğim. gitarını alıp. O gün orada öğrendim ki. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar.

sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı.. Yirmibeş yıl oldu. deyip sıyırdı çorabım. çıkart! Olmaz. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için. ölene dek doldurmak için. sokakta kalmış işportacı. Halil Paşa. milli bir galeyan. güzel gözlerini hayretle açarak. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. O zaman masmavi. Büyüdüğümde. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz. Ayağa fırladım. kuyu. yazıyorum. ne olmuş. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. saçlarını yoluyor. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık. polisler. Kavilleştik. Annem. oraya koştu. On gün birbirimizin peşine koştuk. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. orası kalsın. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. giyin. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu. ya da hiç görmemeliyiz. dedim. dolsun o kuyu. haber vermişler. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. Ve gerçek bir erkek oldum artık. hanım kız ikinci bir sual sordu: . O kadar seviyorduk birbirimizi. Ne zaman sevecek gibi olsam. üstü tahta kasalarla kaplıydı. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. "Elin kızı. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir. Ama. o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde. cezaevi kapısı. bunlar kitaptan almışlar.yerimi öpebilirsin. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. derin kuyu sanmış. O kuyu. sahneye koymuşlar. buluşamadık. Asuman. Yalvardım. yüzbin faks. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim. sana hediye gömlek almış. karakol. Asuman.. Senin bana sunduğun gibi. ama.. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma. dizimin altım asla.. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. ağladık. aradık. Başarmış. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. Asuman'dan sonra. dedi. Çünkü hiç yalan söylemedim. kuyuya düşmüştüm. bugüne dek. Çok sonra annem. O boşluğa dayanamıyorum. Asuman. ne derler... Annem mukabelede. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk. bir kerecik gösteriyorum. bekçi köpekleri yaygaraya başladı.com 125 .. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. onun anası babası yok mu" dedi. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa. bir daha hiç görmeyelim. kuyunun başında çığlıklar atıyor. deyince. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer. oynarken. mektup geldiği. galeyan manşetlere taşındı. dedim. o zaman çek git. Niye içeri almadın. mahallenin ortasındaki diğer. yırtındık. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri. babası bir adam bıçaklamış. ben yokum. iki metre derinliğinde. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. Bizimkisi hayal. Asuman. çıkart. içimi insanlığa sunmak istedim. dedi. sarstım. "Estetik yaptırmcaya kadar. Haşlak çay dökülmüş..blogspot. onlarınki hayat. aşk dediğim şey. on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. elli metre derinliğinde. yazıyorum yazıyorum. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına.. manolya ağacı kadar soylu. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken. bir daha buluşamadık. çırpımrken ben.. annem. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık. Her tarafımı öpüyorsun ya. On gün dolmaya yakın. dedi. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. Çok çalıştım Asuman. annem kuyunun dibine bakıyor. Za254 ten. öyle bir boşluk bıraktı içimde.

Devletin.. önce tertemizdi. Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. hiç sinek yoktu.. Görevli. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi.. siyasi bir af değil. canlı. Af. Kendimizden geçip. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler. affediyordu. Sefiller romanı ki 19. 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu. Sohbetçi yazar Aydın Boysan. sözlük karşılığı aşağılık. Bu. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor. Yunus Emre'nin. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi. selam verdim Arab'a. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. ceza. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. suç.. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. devlet. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar.. beyaz bir sayfa açmak istiyor. demekmiş der. hani toplumun sevgiye. milli bayramlar. sinekten geçilmez. huzura ihtiyacı vardı. Neden? Ahmet Mithat Efendi. Milli vecd günleri. birden mağdur dostu oluverdi. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi. vs. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar... adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba. diye. en sonra da. hani sevecek. pişmanlık. milli kudurganlık kayda değer. Mesela neden af deyince. İncil'den çok satıldı. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da. Modern devlet kendini. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. ulus-devletlerin kadir gecesidir. padişah.". vecd günü. Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı. onlara "decaden". şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. işte şu kökten gelmedir.. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar. düşük anlamında.blogspot. kral devletten yadigâr. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. Çünkü artık bizler kelimeleri. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. şevkli. Radikal'in. Şimdi bol sinek üretiyoruz. Af. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden. der. bir hiç uğruna. Hollanda'da modern bir ahırı gezer. bir caniyi. katil.. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi. Fransızca'dan alınma. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına. Şenlikte. sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. değmez. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. haklarına yer vermeyenler. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer.duklarmı köpürerek söylüyorlardı. tecavüzcüyü neden affedelim. milli yas günleri. inekler kuyruk sallasın. Tanrı. tebasmm delilerini bile görmek ister. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. harekete gelsin. Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı.com 126 . sözlük ulemalarından öğreniyoruz. Panikle. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. hapis. / dedi bana merhaba. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. Af. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler. dünya edebiyatının af. bir katili. "merhaba" diyor^ sun adama. bir kendinden geçiş günü. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni.. heyecanlı. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız.

. hapishaneler genişlesin.. bunalmışlardır. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış. içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. Elinizdeki kalem. ormanı yakacak. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. rahatça istediğimizi içeri atalım. hırsla ayağa kalkmış. yağmur yağı-yormuş.. yüzyıldır şahit oluyoruz. size psikologluk yapayım. gerekçesi hazırdı." İlk iki hafta tüm basını okudum.blogspot. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. beyinle hareket eder. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır.. aslında kendini affediyor. nerede bende o sabır. kaslarına engel olamamış. Af. 258 259 Çok da borcu varmış. Yazılarınıza dikkat edin.com 127 . vergi siyaseti. toplumun en sapık insanına.... canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz. bir katili neden affedelim. Dosyaları temizlemek istiyor. hukuk sisteminiz sizin. koğuş-lardaki yönetim. her gün yağmur. Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa. Af. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak. Onbinlerce ölüm tehdidi. devlete olan inançları çok yorulmuş. Yine. bir daha dönüp bakın yazılarınıza. Bitmeden. kasla değil. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin. Bu. toplum dışına itilmiş insanlarına dahi. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun. öderim dermiş. bir böyle. ben çömlekçi Eyyüp'üm. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. hakimlerini dinlendirmek istiyor. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz. gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz. tarla açacak. Sabır da bir yere kadar. aranızdaki tek fark. adalete. öldürdüklerini göremiyor.biliyoruz ki. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu.. gelir siyasetinin. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. hapishaneleri ele geçirmiştir. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. gülünçlüğüne her gün değil. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu. Af çıkartarak devlet. kendilerine. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş. pişmanlık hissi yaşatmak. iki böyle. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar.

ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır.. 260 Onlar artık cezalarını aldı. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. çakallar. Brezilyalı. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. onlar Korsikalı. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu.. tanrıları. Ne yaptınız. bu ondokuz. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır. http://genclikcephesi. Evleri yoktur. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar. tartışan kaç yazar. Dişe diş göze göz yasaları var.. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek. biz rahat konuşalım. topluma. Ellerinden her şey gelir. her lüks otele. bin yıllık eşşekleri devirdi.blogspot. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. Bu meclis. eğitime. kız kardeşleri. Bu çocukların.. Şimdi içerdeler. sapıklar. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. kaç yazı tanıyorsunuz. Çünkü kendilerine. Daha da beter olsun. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır. Çünkü yürekten inanıyorum ki. sapsız serseriler. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar. ipsiz. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. tamam. hırsızlar.. polise. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. Hiçbir eşkıyaya. tekmelenen günler geride kaldı. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. Tüm gazeteler yazdı.. onlar Çinli. koruyucuları. toprakları. kopuklar. Hiçbir değerleri. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. cam yanmış bir aşiret değildir.. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz. ellerine Tan gazetesi vermekten başka.döndünüz. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım.. kaçakçılık. gasp. Mafya çok geride kaldı. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti. köşeyazarlarımız dışında. Gazete okumazlar. yandaşlarına asla itimatları yoktur. hem ırzlarına geçmiş. Harlemli. basınımız. Her an lokantaya.. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir. televizyonda tartışılacak mezhep değildir.com 128 . Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. gazetelere. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde. kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. kadın ticareti. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. Silahlarına taparlar. her büfede su içerken adam öldürürler. Porto Rikolu. doğdukları. Bu adamlar mutlak bağsızlardır. Bu insanların. Devlete. İstedikleri an. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. Yüz binlerce polis şefi. Anında duygusuzca temizlerler. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. insanlık tarihinde benzerleri yoktur. evleri yoktur. ağabeyleri. argo lügati. Benim de siyasi düşüncem. Allah belalarını versin. Ancak. Her barda. Her an her yerde ayaklanırlar. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir. uyuşturucu. hiçbir serseriye benzemezler. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir.

gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. racon. Silahlanın ve kendinizi koruyun. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. yüzlerine tü-kürelim. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. üstlerine işeyelim. hiçbir işkence. Mutlak bağsızlar. Sezar. On yıla kalmaz. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. Sicilyalık'ı iken yok. kara. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. onu.. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta. çileye. arkadaşvari örgütler.. kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça. Evet af çıkartmayalım. daha düşünceli. o mafya romantizmi. "racon devri tarihe karıştı". hiçbir gardiyan. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. psikiyatrları. güvene. hiçbir güç frenleyemez bu insanları. Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde. daha içten yazılar yazacağız. yüzyıl yaşayacağına. Çünkü onlar. birer Na-polyon. Özel hayatımda bir efsane olmuştu. delikanlılık. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. Onu arar. Kayboldu. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. sadece filmlerde kaldı. haber alamadım. FBI. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. kendi istekleridir. psikiyatrlar. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. Katillerimiz ise. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. Yazarlar. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. hapishane damlarına çıkıp. yüreğimi deldi geçti. hiçbir hücre. hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. Artık Amerikan polisi. Katil dediğin hayatta bir kere. "gerekçeyi" biz arayalım. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir.Hiçbir ağır ceza. Uzun bir hikâyesini yazmıştım. güvenle ölüm korkusunu yener. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. tek kişilik Hitler'dir.com 129 .blogspot. Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları. İnsan. saygıdan. Duygularıdır.. Ama onun taşmış.. neyin insanı olacaklar. Tanrıdan. sizin semtinizde. Yargıçlarımız. eğitimciler. İnsana güvenmek zorundayız. Tüketim kışkırtısı. yeni cins bir insanla tanıştılar. çete yapılanmalarında olduğu gibi. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu.. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar. Sicilyalık. dediğiniz gibi yapalım. aileden. toplumdan. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp. töreden önce. Ama şimdi. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar. Başka şansımız da yoktur. Topluma. avutucu gözleri yok artık. zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar.. Akbaba gibi leş yiyip. sabra. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. Kardeşlerim. aile kavramları öndeydi. henüz geleneksel. metresinize ev tutuyorsunuz. koruyuculuk. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. Bugün bizdeki mafya. bilemedin iki kere cinayet işler. 263 Kırmızı Kazak Döne. enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür.

blogspot. iftiralar atar. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken. yine dizlerimin bağı çözülür. biçimsiz. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz. bir sürpriz jest. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. Tüm http://genclikcephesi. O da. Çünkü gözlerinin içine. iğrenirdiniz. İçinden bakıyorum. çevirip dışından bakıyorum. lastiğini çıkartıp kaçtı. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu. Hepsi beni terketmiş. Altı yaşlarındaydı ama. Bir gün Döne geldi. Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde. göbeğini. Yine ne varsa bu ölülerde var. On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. kendini sevdirmeye çalışır. akşama kadar zırlatırdı. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. dedim. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. ama yüzlerine karşı yapamadım!. bir türlü çöpe atamıyorum.com 130 . bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi.iyi bir sürücüsü olur. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. orospu. dalaveracmın tekiydi. çekiştirir. bir iki güzel söz. tanıdı. Kendimle. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. sevgiyle bakamaz. dilenmez. "Bu var ya. onlarla konuştukça. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu.. Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. Menekşe gözlü. Nasılsın Kezban. Döne'den de küçük. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim. Döne. ölü bitleriyle sarılmışlar.. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. O muydu acaba. karmakarışık saçlı. çok büyümüş. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. Bir muhasebe yapmam gerekirse. Orospu lafı şirretliği. buz kesilirim. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. Zırıltıları ve çamsakızı. mümkün değil. Kezban'm bir adı da orospuydu. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. ama sinsi ve hissiz bir kızdı. öyle kötü bir ölüm ki. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. Kezban. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi. Döne'nin dedikodusunu yapar. vaktini boşa harcardı. dans ve şovun tadını kaçırır. hiçbirini gerçekleştiremedim. Türk ileri" diyerek geçip gitti. Aşk. Türk önde.. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. Genç kız haliyle görünce onu. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz. Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. Kıbrıs bir adaydı. tanıyamadı. Büyümüş. Ve bir gün. Altı yaşındaydı. Kezban'ı gördüm. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. Cilveli bir çalım atarak alaylı. ve hiç anlayamam. Beni. huysuzluğundan değil. aşktan. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. içimdeki çocuksu tasviri değişti.

dökülüşünü hissediyorum. Yanında bir askerle geldi. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. İnadına. tamamlanmış bir tebessüm. Yeniden tanışıklık verdim. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. Biri hemen kurtarsın beni. ürkmem gerekiyor. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi. işte bu. Kadının tebessümüne bak. yine bunun en ani biçimine yakalandım. http://genclikcephesi. Yalnız. zen. giden bıçaklanarak gitmiş. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. şöyle bir gezinsek. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni. gözleri mercimek kadar küçük. tuhaflığımı şımartıp. öyle olmadı. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. İyi bak. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. İçinden. "Her şey yolunda. Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor. kutsallığı. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem.. hişşt. Namusu. öyle görünüyor. Avuçlarımı açıp. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. Ama. çakallar. yepyeni bir adam olsam. doğru. Aşk bir hastahksa. Evet. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. mutlaka çıkıp gelir. benim gibi. şu hayvanla biraz eğleneyim. bulur bulmaz fırlayacak. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. İçimden geçen korkularım. tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?. Ya gazetedeki bir resimle. otursam bir yerde. gardaş ne iş? dedi. Bu işe fazla devam edemeyeceğim. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu.. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum.com 131 .arzularımı. yanımda Kezban. Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. ya olursalar gibi tereddütleri yok. Budizm işte bu. ya çıkarım. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. deşer beni. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum.. Asker. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. bela gibi. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. Doğu. gıdıklayacağım. Susmayacağım. çıkartamadı beni. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. bu asker. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. herhalde kalbimden bıçaklayıverir. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. Akşamın serinliğinde dalların. belki de dişeti iltihabı olmuş. Birden lafını kesip araya girdim. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. Rahatla ve kendini bırak. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları. Ben bunları düşünürken. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. mutluluğu işin içine sokmadan. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. ayağıyla ayağıma vurarak. Kezban tanıyamadı. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı.blogspot. Onu alsam. Leşler. ya ölürüm. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam. diyordur. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. şerefi. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. Bir basit hayvanı tekmeler gibi. Biri kurtarsın beni. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. intihar edebilirim. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. Şimdi. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim.

Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım.. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor.. dedim.Demek askersin hee. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi.blogspot. Hiçbir gazete yazmadı. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik. eğitim alanında güneşin altında dön baba dön.kerim şafağını. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı. Sovyetler çöktü. artık işim biraz daha zor. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı.ötünü . Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. turp gibi kızarıyorlardı. Ama kalsın. Niyeymiş. Çünkü saat dördü geçiyordu. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin. ite köpeğe eğlencelik olduk. saatine bakan kaçmaya başladı.. Kuşlar yuvasını çalıyla. Ama şimdi. bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana.. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım.. mantar gibiymişim. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım. o hiç anlamaz. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. Bu Kezban var ya. diyen asker.ikiyim. Çok erken yaşta klasik oldum. bir tekme daha attı. 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. şafak kaç. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum. dedim. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem.. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu. İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim.. Hafifçe sektirerek.. rezil rüsva oluyoruz!.. Bu şehrin anasını satayım. Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim.. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler. sen bilmezsin. Birkaç askeri alt etmek. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın. "Peki. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. Suud kralının muhafız askerleri gibi. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. Biraz daha kararlı. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. askerlerin teslim olma vakti gelmişti." dedi..) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi. aynı askerlere dövdürür. Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum. Yazar oldum da ne oldu. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. Aşık olduğum kızı tanıyordu. beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. ". denizin üstündeymişim. bu Türk aydını yok mu. öyle kaz adımları kalmadı. Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım.. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi.. Çünkü dedim. İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. İsterseniz gidin sorun. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım. ağaçlara benziyorum. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım. Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi. "Nasıl olacak. Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye.com 132 . birden korkudan. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. Öyle anlamsız yerde düştüler ki. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş. onun . "Herif doğru diyor" dedi. ağzına sıçarım. Ben bir kıza aşıktım. Peşinden. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum. artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar. Hepsi bu. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez. yazmaya inanmıyorum..

Allah bilir. "O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. oynuyor. Sınıfsal.. onun bir hikâye dinlemesi. kalıt270 sal bir delilik mi benimki. ama artık susup oturuyorlar. uykuya dalmıştı. Kezban.. bu ne zarafet!.. Kazağı hiç çıkartmadım. Ama ne yalan söyleyeyim. bir ağacın dibinde uyuşmuş. iliklerini üüüpp! çekeriz. Yıllar sonra öğrendim ki. "Kalk. dedim. kankardeş oluyorlar. "Lise birdeyim. "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık.. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi.com 133 . Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu. "Hadi kalk. benim kazaktan dolayı. Bunu Yener söylemiş olamaz. Yepyeni bir boyuttayım. onlar benimle konuşmuyor. kalk" deyip durdu. kızların peşinde dolaşamaz olduk. Farkettim gibi. her şeyi anlıyorum... Her şeyi bölüşecektik. ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var. Çimenlere uzandım.. bir kuzu haşlama yiyelim. Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi. zamanını. tuhaf. çekilmez bir tebessüm. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. kazağı süzdü. Ben de eşşek değildim. irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!"." "Çoraplar. beraber sinemaya gidemez.. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan.. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim.. Yenerler'e her gittiğimde annesi. Yener'in ağabeylerine sulanır. götüne bıçak sapladım. eşşekler kadar mutlusun!".. Hemen veririm. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. emdik parmaklarımızı. kafasını kırdım. Üstümdeki kusmukları temizledi.blogspot. o tarafa gitmek istemiyorum. bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum.. bu sözlerle kuşatılmışım. Tutulmayan bir aynayım artık. Tarzım ciddi bulmadım. "Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!". Fermuarımın üstünde bir el farkettim. Biraz daha içersem. hoştu. ben anlatırken. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. eşşek kadar mutlusun!". gibi olaylar olmalı. Aramıza soğukluk girdi. bir ses duysam. suyunu çorba gibi içeriz. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. ohh!. Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp. yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun. Parıltımı sevdim. top oynayamaz. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı. Kadın her şeyin farkında. Ben kazağı çıkarmıyorum. Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar. Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi. Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş. beyaz adamla barış yapıyor. güldü. geçti. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı. yanında da karanfilli bir aşure. o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu... Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı.hazırladığım tuhaflık... dedi verdi. gölgeleri seçebilsem." http://genclikcephesi. "Nereye?" dedim. Üç büyük kutu bira aldım. Bir gün benim kız gördü beni. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. beni uçurttu! Bildik bir ad. Ne kadar zaman geçti. Yenerler'e gittim. bizim kıza. Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. Kendimle gurur duydum. onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor. insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da.. "Havuza altım. kazak çok güzel. çirkin.. cenaze çıkıyormuş gibi. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi. ama. Sonra içtiler. Saatlerdir yüzünde. çok mutlusun.. Kez-ban'dı. "Pisliklerini temizledim". Şu salak iradi zekâma sıçayım.. bu kadın söylemiş.. Reis. kırmızı çoraplar?" dedim.

Onu kıskandığım tek şey ise. Kezban'a gösterip. hepsi ağu püskürüyor. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim. Tarlalaşmış şu sokakta. Kezban avucunun içiyle vurdu. neler oluyor diye başını uzatan. Kezban: "Kötü şeyler düşünme. derinden. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı. sonra asker gerildi. Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim. "Kıyamam ona" dedi. kaldırım. havuz. Bana artık düz bir deli gibi davranıyor..Havuza baktım. Tornet. sırıtarak.. Tornetçi. son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan. bir beşik salıntısı.com 134 . DDT kokusu. Taş.. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. canlı olarak böbreklerini. o yaptı dedi. iskeletim. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. Ne yerdeyim ne gökte. ben de buradan çıkabilirim... bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. Hepsi karman çorman. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım.. o benim kardeşim" dedi. ağaç. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. Tek duyduğum. Hatta turizm hizmetinden öte. çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı.. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. kilitlendi. Trafikçe yasak. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum. bilyeli küçük tahta araba. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti. motorize güçlerden. çok derinde! Beşik salıntısı. olsun ben de ona orospu diyorum. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü..arağımı .. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum.. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz.. Sopamla onları batırdım. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. patlamadan geçti. Bu. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı... Tornetçi çocuğun cinsel pozları. "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. ağız dolusu küfürleri. yanık. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz.blogspot. paramparça etti beni. Tanrım. Kaç gün burada böyle açılmadan. Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü. Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum. ağulu bir bulutun içinde. arabaların içine düşüverdim. onaltı...ötünüze sokarım. Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor. etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor. yatırımcı zekâmı geliştirdi. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. demir. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. . Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince. içli. arabalardan hoşlanmıyor.

Zekâm. adına aşk demişiz. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. ikiyüzlü kelime oyunları. on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. sokaktayım.. yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. faşistlikle suçladılar. İşte. 274 İlmik ilmik. kelime kelime kendim ördüm. bu kan davasını bırakmam. Ah Türkiye ah. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. delirmem gerekiyor. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. kıyamam sözcüğü. 276 http://genclikcephesi. Rahat yüzü görmemiş. klasik romantik dengemi kaybetmişim. Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. ekmek parası. boşuna. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. yüz lira" isterler. ben yalan söylemem. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. 12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. kitabın edebi üslubuyla değil. dört-beş sene geçsin. eski hızıyla parlak neşesine dönüp.rünen. bana acıyorsun ama. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. kendimi sevdikçe. tüm. Gelirler. Aklı başında biri. Bu kin için yaşayacağım. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. Ankara'nın. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. bir tebessümle. Aynı köyün yolcusu. pazarlığımı unuttum. Şimdi okuyorlardır bu satırları. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur. cümbüşle. kimsem yok. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. sahici görmemi sağladı. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. dedim. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. aşklara karakterini feda eder. demokratik yazarları. mineral bir kin. demek isterler. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim. yazılacak ne çok şey var. kimse demedi bana. doğru. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. bazıları bilmediği için şaşırıyor. başka sefere! Soğuktan. elmas bir intikam duygusuyla. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. Benim mutlu olmam için uçmam. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. Şimdi olmaz. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. Parayı alır almaz da. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. "Ekmek değil ağabey.blogspot. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. açım. "Abi. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. kitleler halinde düzülürsünüz!. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere.com 135 . kıyamam. tüm düşlerini. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. Aşk değilmiş yaşadıklarım. oldukları gibi. şarap alıcam" derler. bu şekilsiz tutkulara. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Dedim ki avunmak için. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. açlıktan zangır zangır titreyip. her şeyi. aynı köyün iki ayrı dalı imişler.

devletin. yalakalık yaparken ele veriyor. Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş. Açması Reha Muhtar yine. "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. Nakşi. biraz da teatral insanlar olarak tanımış. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde. basık mekânlarda ele geçirilmiş.. Beni bir şeye benzetemedi. boynunu eğ. Sanki gerçek değiller. sıtma nöbeti. döndürüp dolaştırıp. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. Onlara kızmıyorum.. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor.. yaşlı insanlar. http://genclikcephesi. kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. hiç değilse yakayı. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım. Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. Görüntüler çiğ. bu kana doymaz. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor. dünyadaki tüm dinlerin. diye veryansın ediyor. etrafa seslendi. çoğunlukla. şuraya bak. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. mezhep savaşları verip.. giysileri kirli. görsel çağımıza çok uygun. Allah'tan korkmaz. büyücülerin. eski. rezil programlardan sonra bahşiş. onlar yazarları biraz şakacı. içlerindeki yalanı. Fotoğrafçı kız masaya baktı. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı. sakallı. estetize edilmemiş. çünkü o an.blogspot. başaramadılar. "Yahu burada bir yazar varmış. Daha da sosyal. sana başka bir ceket giydirelim. Üstüm başım bozuk. Asıl eşitsizlik. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz.. dar. ancak yüzler karanlık. Kutsal trans hali. kirliliği öldürecek. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. ötedeki dünyayla çarpıştırıp. nerede?".. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları. Sağa-sola baktı. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş. Kişisel dünyalarını. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. hukuk önünde iki eşit insandır. neymiş efendim.. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. ondan mı. şöyle otur.. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid. Şeyhle mürid. kuldan utanmaz. Ego ve kibiri yokedecek. beni bir "yazar" olarak değil de. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. riyayı. psikolojik tahliller yapabilirsiniz. yani.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. rüya kadar güzel. tertemiz insanlar olacaklardır. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. Zikr edenler yağlı saçlı. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş. ikibine bir kala halimize bakın. görüntüden olsun kurtaramıyorum. şifacılarm aradığı bir şeydir.. dörtyüzyıl iç savaşlar.com 136 .. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı.

Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. aile. şehre sokmamıştır. köylerde yaşayan bu fıkraları. hiçbir gazete. edebiyatın. Trajedisi olmayan çöl beyinli. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. yani. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. şehrin estetiği çok farklıdır. görevini hiç yapmayıp. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. sadece muhafazakârları değil.com 137 . korkak. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. saçmadır. siyasiler. şimdi. başka mekânlara taşımamaktadır. bugün olduğu gibi. insan hata yapar. tasvir etmeye. ideolojinize sürekli hesap vermek. hatalarını. şehrin insanı. Bu ülkenin çocuklarıyız. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen. Yüzyıllardır. bu toprakların insanlarını. arkadaş. sallayan. kollamaya çalışırsanız. Güzel bir örnek vermek istiyorum. "Güzel olanı" herkes sever. Müslüman gençliği. bozuktur. İşte güvensiz. Siz yayımlasanız dahi. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. duygularını. çirkini sevip. iyileştirici bir ilaç değildir. sapıktır. estetize etmektir. ağlamakta olan bebeğin ağzına. dar imkânh beyninizle. sizin de siyasal bir diliniz var demektir. sinemanın. derindeki çirkini. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. Bu fıkralar yayımlandı. Çünkü İslamcı aydınlar. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. Oysa. halk. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela.blogspot. anlatmaya. Üstelik bağımsız. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. insanlarımızı korumaya. kitlenin içinde çoluk. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. görüntünün esiri olmuşlardır. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. şehir.) http://genclikcephesi. korkusu boşunadır. tiyatronun. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. cesur bir yazar değil. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. Halka güvenmek zorundasınız. Yazarların görevi. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık. şehrin.Hem tarikatların. çocuk olur olmaz herkes vardır. tüm çıplaklığıyla. toplumlar. tarih. Burada. bilinmeyeni. köylerden derlenmiş. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. problemlidir. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. Müslüman aydınların. "İslamcı aydınlardır". İslamcı kitleyi kandıran. günahlarını. Tarih boyu da böyle olmuştur. Medya kitleye açıktır. tartışmak zorundayız. Kapalı köy odalarının diliyle. detaylandırmaya yanaşmamışlardır. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. deşmeye.

Kadın göğsünü açamaz. Mesela. Ve her defasında halkı yönetemez. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. şeriatçının. Asker. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz. Oysa askerler. bu hikâyeyi. Ama. geride. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat. fe odal toplumda. utanmasından öte. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. kapıda kadın polisler tarafından aranır.. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı. derler. soyunması istenir. çirkin onun düşmanıdır. güdülür. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. gestapo sağcı. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. 280 Hastadır. şeriatçı. canlandırıp.Medyaya göre kim parayı basarsa.. muhafazakâr karşınıza çıkar." Kadın ağıtın içinde. ama bu halkın aşkın coşkusudur. işte bu yazarlar insanlaştırmış. Kimse kendini çirkin görmez. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir. size küfrediyor. muhafazakârın. onlarcası. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. Yazarsanız. derdini. Ordunun. tarihin içine sokmuş. derin devlete göre çirkin hukuktur. öyküsüne dayanamamıştır. yani bu ülkenin insanlarını görmek. biziz! Kemalist. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. acıya rağmen. Kim savaşta öne çıkarsa.com 138 .. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur. acısını. halkı arkasına aldığını düşünür.. yö281 netemeyince. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. 1950'deki köylümüzü. muhafazakâr. solcu edebiyatçılardı. Orhan Kemal. hapse tıkmış. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?. derin devletin sürüleştirdiği. göğüs ameliyatı geçirmiş. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. şeriatçılar hiç söyleyemez. yani insandır. Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar. http://genclikcephesi. Mesela. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. yırtınarak. ama bizdendir. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. tanımak istiyorsanız. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. bu hikâye. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim.blogspot.. hapishaneyi. göğüslerini açması söylenir. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar. Çirkin. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız. insanlarımızı "stilize" ederek. tek göğsüyle utanmaktadır. Çünkü hepsi için halk sürüdür. tek tip gördüğü bu halkı. tek tip yücelterek. Orduya göre çirkin şeriatçıdır. Şimdi. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. 1970'deki pamuk işçisini. oğlunun ölümünden çok. dizlerini dövüp. şeriatçıya göre çirkin lâiktir. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. onca hapisliğe. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. çoktan ölüp gittiler. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. Çünkü on lar. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini. bozuktur. Aziz Nesin. muhafazakâr. kadın soyunur. ordumuz.

Türkiye'ye sığınırlar. İçlerinde birçok general. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. 1917'de suikastler. su gibi akan votkalar. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler. ihtilal. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. kovasını doldurup aldı. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona. Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor. Arkasından. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi. bayram ederler. albay olduğu halde.blogspot. Tüm şamatalar. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı.. ellerinde beyaz ipek eldivenler. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. valsler. Ve şimdi. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. şimdi yerinden yurdundan atılmış. subayım! Hem Rus'sun. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam. parlak düğmeli gösterişli giysiler. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır.. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor. yıkılır gibi ol du. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller.şeriatçılar. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. sırasını bekliyor. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu.. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor. polkalar... dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. ama olduğu yerde sallandı. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış. Almanya hesabına casusluk yaparlar. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı. Subay. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir. Rus subayı da kuyruğa girmiş. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. umutları suya düşer. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı. Rus subayı nereden bulduysa.. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş.com 139 ." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer. hem casus. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. Danslar. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler. ama işte bir insan sıcağı.

hem Rus. Simitler camekânlı tezgâhın içinde. kelimeler dolduruyo-rum. sokağı seyreder. kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!. Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. Götürür. 284 Cemal!. Kendime 285 yemin ederim. Çirkin. buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım. kırlentler sokuştur. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. Ellerimi kalorifere koyup.com 140 . yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman. kollan çok uzun. ekmek parasına kuyruğa girmişim.. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. Kalorifere ellerimi koyar. sarayını başına indiren komünistlerden biri. Kendi ülkemizde.. itilmişlikle.. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam.. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda... karm tokluğuna.. artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer. kıvamında. Apartman kapısını açıp içeri alsam. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker.. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!. seccade diye". dışarıda sağır bir ayaz. soğuk değil. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur. Hikâyeler. dini olduğu için bu küfürler. işkenceci sapık. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların. çirkinliklerimizle!. Bulgur suratlı çaycı. çocuk gülüşlü bir kadın ararım. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!. Ben de senin gibi. Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri. aşağılıyorlar bizi. gece gündüz!. öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. sesler. ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur. Ama bizim de farkımız yok senden. Gözün yurdunda kalmasın subayım. Boyu küçük. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. hasretle. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi.. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır.. soğuk. geceden kalma çürümüş bir soğuk. "Bugün cuma şunu götüreyim. Tanrım ne olur.. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor.. çıkışmıyor. hem casustan beter. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım.blogspot. senin o kovayı burada. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç. işe gidiyorum. kırılmış bir vazo sokak!. çayımı yudumlar. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. Kışları nasıl soğuk olurdu. bilmiyorum. karın tokluğuna. camı hohlaya-rak. yüzler. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar.. canhıraş küfürleri. bu sütunda da dolduruyoruz. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. lanet insanlar olduğumuz için değil. Elimde miki resimli çocuk kovası. yoksullukla. Kalorifere ellerimi koyar. radyoyu açar. kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla. sokak! Bir deri bir kemik kalmış. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. küfrediyoruz. Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!..283 nü. Üstelik. yüzyıl sonra olsun görsünler.. soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!.. bir güzel alem içinde sarhoş olurum. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!..

blogspot. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor. Kadını ezberliyorum. bir güzel okşuyor. Kestaneciye koşup. hepinizin Allah belasını versin!. "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?". (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum." Çaycı imam. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki.. Ya derse ki.. durup durup bir daha sarmalıyor. tezgâhta sen dur.. ben de şiirler yazıyorum. bir gözü simitlerinde. halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum.. şimdi okulunda olmalı!". toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!. kürklü kadınlar. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!". "Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla. nedir şu hal.. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. profesyonelleşmiş salaklar. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi. burunlarını tutuyor.. söyleyeceğim. gel seyret şu kadını. her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. mafyalar. daha yeni!.. ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi.. Yemeyeceğim halde. nedir ulan!.. ordular.. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam. kendimi yaşamamış hissederdim. okşuyor. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum. "Ulan köylüler.. öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım. geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. Sanki. j Ellerimi kalorifere koyar. pintileşmiş. Çaycı imama.. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı. yumuşuyorum. İmam halıfleksi severek alıyor. ikiye katlıyor. Kalorifere ellerimi koyar. melek gibi!.com 141 . şirketler.. ceplerine sıcaklar doldurup.kadına. Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. Masonlar. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum. Hayır. bir gün yanından geçerken. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm. Ellerimi kalorifere koyar.. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. patlayacak gibi. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler.. tarikatlar. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar. Kızına büfeden. portakal suları içiriyor. arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup.. eldiven içleriyle İ. o gün. beyaz yakalıklı. çayın dumanını buradan görüyorum... patlıcan gibi. kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi. devlet çürütmede uzmanlaşmış. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor. yapamam.. http://genclikcephesi. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor. Öfkeli şairlerle. kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum. Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum. kızı bir görseniz. tekrar tezgâhına koşuyor. ellerine. O gün kadına yeterince üzülmemiş. film gibi kadını izlerim.. Kalorifere ellerimi koyar. mavi önlüklü.. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. ben büroda çalışayım!.. birazcık ısınıp. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. kalsın. kızı ne isterse alıyor. daha somut bir şeyler yapmalıyım. simitçiye de çay taşıyor. Gözlemeler alıyor. sinsice gülüşüyorlar!. kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!. ne bileyim. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta. "Asker üşümez. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu.

annesinin boynundan hiç inmiyor. Cemal yürüsün diye... ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. burada sıra bekliyor.Ellerimi kalorifere koyar. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. iş bitimi oturuyor. Gül'ün kulağına söyledim. elleri. Renk vermedim. oyunlar yapıyor. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki. "Ağabey. çok da konuşkan. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz. Gül.. işe yaramaz. gözlerime inanamadım. amirine rica edip. o kadar torpilli hasta var ki. at olsaydım. Adı Cemal!. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor.blogspot. çocukların hepsi porselen hamuru gibi. Trenin gürültüsüyle mi.. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor. Gül. bu sözlerle mi. imamın kadına halıfleksi götürmesini. yanakları. "Hiç aşık olmadım" diyor. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. simitçi kadın.. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. Kime konuşsam. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır. öyle sarsıldım ki. gülmekten yerlere yattı. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer. Büroyu çoktan tasfiye ettim. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor.. onu.. ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. Beni tanır gibi oldu. Cemal. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. soruyu geçiştir-sen.. hemen bir mızrak çıkartıp. Gülle beraber gidip çocuğu sevdik.. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım. "Bu kadın var ya.com 142 . dudağını bükmüş. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. bizim çaycının karısı!. Gül çok yakınlık gösterince. ben bununla evlenecektim".. Mindere ayak basmıyor. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor.. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. o. konuşmayı bilmiyor. sen küsme. annesi kalbim tutuyor. Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde. sanki atlayacak gibi. Gül. mesleğinin altını üstüne getiriyor. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. ölürüm bu defteri okumam. ye289 rinden hiç kımıldamıyor. kendini savaş suçlusu hissediyorsun. Gül. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. şaklabanlıklar yapıyor. inşallah olur. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor. şaklabanlık. "Ben hiç aşık olmadım" dedi. küçük oğluymuş. seyrederim. annesini bir sevinç aldı. spastik çocuklara. Ve çok sonra öğreniyorum. Cemal eğitime başladı. yine de sırdaş oluyoruz. her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki. hareket edebilme eğitimi veriyor. bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. çocuklar nasıl küçücük. Çok eskiden notlarımı aldığım. Kaşlarını çatıp. burun farkıyla trenin altındaydım. ben de ona komik. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor. Ben sanırdım ki. Ama. çürümüş tavan insanı yutup yiyecek. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. dıştan tutacak demir iskelet. felçli. Gül. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. öyle diyor ki... elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. yürütme. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. halıfleks yağmurda su çeker. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım. toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor. vermesen. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor. çocuğun sırası gelmiş. Cemal'in http://genclikcephesi. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor.. çocuk eğitimi alamazsa. sen üzülme. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor. hurda aşklarımızı ortaya döküyor.. dedikodu aşklardan sözediyoruz. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım.. kaslarını kontrol etme. Parmak kadar çocukların bacaklarına. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar.

uzaktan ben.. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi. koridorda uzun uzun ağlıyor!. bakmaya korkuyor insan. Gidip tanışıklık vereyim. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm. oyunlar çeviren Gül için Cemal. yakınımın vefat ettiği gün. İlk günler taklalar atıp.. http://genclikcephesi.com 143 . sımsıcak dokunayım dedim. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem.. demiri. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık... Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış. ben onları. her gelen dalgaya sarılır.. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi. başardık. orada duruyor. çileden çıkıyor. her sertliği delen pırıltıları. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam. Bir muhabbet. O küçük. apar topar fırladım. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. gerçek dostları. ayakları nişasta lapası.. şahidiyim. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. yanımızdan. çünkü tanıdım onu. annesi yanlarında. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor.. Dedim ki. Bir hışımla eğitim salonuna girdim. diyorum ki.. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı. Gül. onların çocukları girecek sıraya!. hatırlar. pembe kirli salondaysa.blogspot.. hangi kelimeyi bulsak yasaktır. sessizce geri çıktım. dönüşte eve uğramadan. Ne ulan bu hayat mı? Gül. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. der. pırıltısı kalmamış biz insanlar. baksana şu insanların yüzüne.. perişan olduk. o kadar!. İşte orada gördüm. melek bir hali v^. cevap vermezse. Cemal hiç yüz vermedi. uzun hikâye. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış. nasıl anlatır bu hikâyeyi. Umudumuz yok.. herkes karamsar. mutlu. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış. bir yakınım vefat etti. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor. alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan. o kadar. kaloriferde ısıttım!. Simitçi kadındı o. Gözlerimle gördüm. şiirleri kendine sanıp. böyle yürümek için çok çalıştı!. sebebi yok. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını. herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. yalanları.süresini birkaç kere uzattı.. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse.. Çok haklıdır. Yüzü sevinç dolu. bir poyraz. Oyunlarını bozmadan. gözlerinizin içine bakıyor. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!.. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim. şakalaşıyorlar. Bir hafta yoktum. bir deliliktir gidiyor. sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. kendi kendime. Ellerimden utandım. hastaneye koştum. ellerine!. Foks. Cemal oyuna niçin girmiyor. siyaset kötü. o kadar. zehirli bir meyve oldu. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. Cemal'in elleri. simitçi kadındı o. "Haberler kötü. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım.. gerginlik atıyoruz. Herkes tren altında can verir gibi. dünyalar benim oldu. trampet adımlarla. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı. ağırlığı yok. gözlerinizin içiyle.. ne oldu da Cemal eğitime... oyuna girmeye karar verdi.. annesinin kalbini kimse tutamıyor. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor.. Annesi.rdı. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. gururla yürüyor!. kendi kendime. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle.

bilen yok. sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi. Bu bizim kaderimiz. orası doğduğu yer ve çocukluğu. Peki. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. yediği haltları sakladı. ancak. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. Atatürk'ün. yangın yeri gibi arzulu. (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık". altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor. Atatürk soyadını almadan önceki adını. Mustafa Kemal girsin demiş.. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı. Mustafa Kemal diyorlar. Hadi bir soru daha. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. ikinci cildi bekleyelim. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. Mîna hanım da. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır. neyi saklıyor. doyurucu değil. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. Yani. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. memleketine. Ankara sıkıntısı. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse.. sanatçı yok gibidir. Atatürk nereli hemşerim. okuyun). politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. Abidin Dino. Erken konuşmayalım.. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım. ancak. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi. dururdu. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. bu ülkenin neresinden. yazar. parçalasın diye. hadi o sağcı diyelim. ikinci cildi bekliyoruz. Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. herkesin tanıdığı Halide Edip. Necip Fazıl. diyorum onu da bilmiyorlar. beğenmemiş. gösteriyor ki. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. o zaman beğenirdi.com 144 .. diye sevinir... bu daha önceydi. oğlu Mustafa Irgat. Görünürsek öldürülürüz. Falih Rıfkı. sonra adını q ile yazmış. kasaba plajında denize giremezdi. Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. bunu bilenler.blogspot. Ahmet Haşim. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa. Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. bayıldım. adı-soyadı: Kemal Öz. anıları olağanüstü güzellikte. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. Mîna Urgan. tamam. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. köklü bir solcu. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. Selanik diyorlar. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır.. Mîna hanım da hâlâ. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz. Anılar kitabı.

Herkes kendi dilini konuşmaya başladı. kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar..) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof. Osmanlı ordularının azametini de. mezhep değiştirerek. arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı. Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz. 1618'den 70'e kadar.. (. Siyasetçiler.oldu. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan. tepeler.. hantal. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. yeni bir akıl buluyordu. güzel yaşamın. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur. şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar. Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz..com 145 . Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar"...blogspot.. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı. Atatürk de öyle.... tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. Rembrand.. diğer gün Protestan. içerek öldürüyorlardı. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar.. durmaksızın. zenginliğin. Yani on bin kişilik ordu. yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp. Cumhuriyet dönemi yazarları.. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için. edebiyatçılarım yakından tanırsanız.) Dağlar. (. sporun. kral. gibi yüzlerce. Hadi bunları yedir.. ücretli köylü askerler bir gün burada. yarın orada savaşıyor.. Toplumbilimciler. yollar.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz... 19. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı. bozkır kasabalarında büyümüştür. insan aklının önünü açtılar. Üniformalar icat olunmamıştı. doyur. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı. öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı.. siyaset. heykeltıraş ortaya fırladı.) Atatürk de bıkar. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar. özel olanımızı. akşam kararınca. lüksün. ayaklanan köylüler topluca katledildi. Halikarnas Balıkçısı da." http://genclikcephesi. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar. On binlerce malikânede on binlerce prens. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk. ressam. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu. (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir. aileleri yürüyordu. çıplaklığımızı. Leonardo.. çığrmdan çıktı.ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu.) Hür fikirlerimizi. ağır kalabalıkların tarla -kilise.. Kasaba sıkıntısı. Rönesans'ı inşa ettiler. halta sıkıntıdan. bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü. aynı kasabaları görürsünüz. Doğrusu şu ki. (. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş. ordudan da büyük askerlerin çocukları. bu ağır. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken. ütopyalarımızı. bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi. bir gün Katolik. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri.

tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi.. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz.. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar. ancak. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular.. Anıtkabir'e yürüdüler. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz. Çiçek çocukları. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır.com 146 . renksiz. geceden gecelere uzanmış. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. ütopyaları. anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu. uyuşturucu. 68 özgürlük mücadelesiydi. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. 68'li ağabeyleriniz. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm. Ancak. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. tarımın. eşcinsellik. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti.Ve bunun yanında. boşluk bulduğunda. Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler. Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. sanatın bütün büyük ustaları. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu. Sidharta okuyan gençlik. Katmandu. Ya sübyancı olursunuz. Aynı. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. sıkıntınızı. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi. lavuk. Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. felaket gibi inen geceler. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi. Bu iki tür 68'in içine. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş. Kasaba kaldırımları çok serttir. zihinleri delirten uçuk. kasabanızı terkedin. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir. sıkıntı çıbanlarını. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. Birincisi... çiçek çocukları. meyhanenin. Hindistan. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler. geceler. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz.. hippilerin özgürlük anlayışıyla. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi. ticaretin. (beatnik hereketi) başlayan. Che'yle özdeşleşen 3. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek.. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le. Nepal'e yola çıkan. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. bu http://genclikcephesi. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar.blogspot. ucube ütopyalar içinde.bitmek bilmemiş. Kardeşlerim. İkincisi. Mustafa Kemal ismi. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu. şebekleri izleyerek de unutabiliriz... 68'li ağabeylerimiz.

çekimsiz.. Ev sahipleri... eve gelen sakallı. hepimiz.... teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler. Anıtkabir'e gidersek bir gün. Anılarını yazmadılar. çünkü küçük kasabalarında eltim. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. sizlerle... çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. o kasabada. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. Ölüm. sağcıhk-solculuğu kazıyıp. kahramanlar devşirdiler. mezarlık. Ne annemin gözleri maviydi.296 297 renksiz kasabayı düşünelim. Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan. romantik. özgürlükçü kahramanlarımız. yine akşam!" http://genclikcephesi. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız.. terminali olmayan. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister. sanki darbeler olmasaymış. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. dava arkadaşı gibi gideriz.. mimaride. Cizvit rahipleri gibi. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. zaman geçmek bilmez. şosesi. fıkranın sonunu getirir. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. Sinemada. cansız. 68'li ağabeylerimiz ise bugün.. soğuk.com 147 . sineması olmayan kasabalarda büyüdük. tatsız. sanatta. itfaiye eri: Kel Şarkıcı. bir fıkra da ben anlatayım. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı. ne de uzun boylu bir çocuktum. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler. çay. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki. der. Hem 68 hem 80 kuşağı. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. o kasabada. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı. evet der. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı. darbelere yürüyorlar. derken. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam.. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. Özgürlük adına yollarını kesip. dağlarına tırmanarak. Hangi fıkra derler. eve bir itfaiye eri girer. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar. der. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri.blogspot. Kardeşlerim. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. Orada. militanlaşıyor. Yürüyerek. gerilla ruhlu insanların. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. yolu. bacanağım. tiyatroda. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi.. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. evine ti kılı karı-koca uçuk. babamdan ve ülkemden konuşuyorum. Yüzyıl önceki şairimizin. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. cinnetin rasyonel bir din olup. Ama. yine akşam. tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. orada.

blogspot. saf bir melektir. Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken.ötüne balta sapı sokuyor. yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. sancılı yataklarını tamamen hayal. Ancak.. neden çocuk cinselliğine başvururlar. duruşu mesela. bu adamın yüzü.Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. insan. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. asla konuşamazsınız. Yıllarca önce bir vatandaşımız. yoksa. iblisin kuyrukaltı gibi. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. ama. şimdiden özür dilerim. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor.. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav. sormak lazım. yoksa. Aslında halkımızın. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle. onbinlerce genç gelin vardı. melekler kadar uzaklar birbirlerine. Marx'tı. leyleğin derisinden kanayan parçalar da. insan yine de merak ediyor. Leylek. artık. cinlerle ilişkiye giren. Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım. devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. Yazmaya karar verdim. minyatürlerde.. girilmez. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır". Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor. Henüz önsözdeyim. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". bu yıkıcı. Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi. hüngür hüngür ağladım.com 148 . korkunç heyecanın süsü oluverir. bu. cehalete kurban veremeyiz. Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz.. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler.298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için. ifadesi imkânsız bilgiler vardır. her darbeye daya-nabilmeli. başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı. çünkü. bu ülkeden de kaçamayız.

en çoğunu. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder. Bu yüzden kutsal dinler bize. yine de meleklere işkence yaparız. komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. Hıristiyanlığı bilmiyordu. öyle iştahlı öğretir ki. milyonlarca kitabın. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı.yoksul bir kadındı. zulümden kaçıp. konuşması. bedenimizden kurtulabilmek. Ve bir gün melekler büyür. ne din tanır. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. Güle oynaya. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı.. İnsan. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. hantal. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. ama. Hem Uzakdoğu dinleri. Tanrı her canlıya bir bebek verir. gezinip. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. dokunması. ki. saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar.. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. her anne-babayı. anneannelerine-dedelerine bakıp. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. anneler yaşlanır. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. uçabilen. Bir yığm Uzakdoğu dini. Oysa. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. dünyevi tutkulardan. Öyle bir efsane oldu ki. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir.duvarları melek tasvirleriyle doluydu. düpedüz ve doğrudan. tüm hayatımızı zincirler. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak. anneanne. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk.blogspot. Arjantin'in simgesi oluverdi. dudakları. bu içsel fırtına. ağır. ya da tasavvuf bize. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. kulu. boğuk. gökyüzü dersleri alır. Bebek. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. Eva Peron çok. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir. Toplumu uçurumdan düşüren. kölesi oluruz. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. Bu sefer çocuklar. ne sosyal statü. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. bebekler. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. besini. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik. hayatı bize öğreten meleklerdir. kokusu. en yüksektekini ister. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş. anne. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz. Rahibeler... İsa'nın melekleri adları. en uçtakini. bulutlarda.. o kadar da güzel. bu melekler aşkına. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. öyle doyumsuz. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu.. Mesela Antep'te. rengi. Juan Peron bir albaydı. göklerde. cinsel özgürlüğü mü. Açması başarısızlığa uğramış. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. "meleği" bulamadılar.com 149 . meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti.

http://genclikcephesi. çözerler. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım. ortada. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. öna-yakları gövdeden ayrılmış. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm. şöhret. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. yani. boş koltuklarla dolu aşkların. kilise. inanılmaz bir şey oldu. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. Yani Türkçesi. birileri. anneyi. İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir. kendi içimizi infilak ettiren. çocuğu parçalayan. Ben de öyle düşündüm. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. bölüşmek. para. Ancak. ya da uyuşturucu kullanarak. kendimize ve başkasına iyilik yapma. bir Rus sapığı. İçimizdeki meleği susturduğumuzda. Dante. hırsızlar. Zırıl zırıl ağlayan. liderin kucağıdır. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde.. Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. ne kadın. Canice öldürmek istediğim adamı. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş. milyonlarca insanı. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın.com 150 . Dinleyicisi olmayan. Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. küçük bebeklere. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. Nefret. ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. cinselliği de ortada. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim.. Amerikalı şarkıcı M. melekliğin ise. başkası için çalışmak.. şeyhin. Her insanın içinde uçmak. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. Yüzü.. koklaşmak. Buldum. birileri. erkekliğini. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli. ahret: cehennemaraf-cennet. "melek" bir karizma istiyor. yok eden bir tuhaf yere geliriz. sevişmek. Cehennemde yalancılar. devredilemez. neşeyle gönderdi.. sevişmek. sapıklaşıp. sevgilerin bizi getireceği yer. kimsenin. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. muhtemelen muhafazakârlar.. nefreti. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda. Sürekli estetik yaptırarak. kaniş köpek paramparça. ya da çocuklara sahip olarak. dokunma.. bu vahşi olay geldi aklıma. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken. yükselmek. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi.. Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi. Jackson'm sesi ne erkek. Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. duruşu bir şey anlatıyordu. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. tiksintiyi nasıl durdurmalı.. ya da Türkiye güzeli seçilerek. balığı.blogspot. fışkıran. Ortasından kesilmiş. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim. ancak. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına.. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar. bedenim.

hepinizden özür dilerim. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. milletler. çocukken ben. Ermeni kızma "melek" rolü veren.. Babam. Tanrı. modern kültür. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. sapıklığımızı. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. Babam uzaktan selam verdi.com 151 . Ancak. elinde kalınca bir sopa. Dağda bayırda gezip duruyor. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. Anneannem de bir melekti. kibarlıkla geçiştirdiler. melekleşerek. giyeceğe. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. birbirimizi boğazladık. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. geçti. anlamak zorundayız. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. kapkara giysiler içinde. Her geçen gün kavimler. Ermeni kız melek olmuş uçmuş. Hâlâ orada. Ermeni. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. bizler. çünkü. ayının olduğu bu yol. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. Hacı Ahmet baba. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. bir gün Rum. bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. Bu kadınlar. Biri Çin Sed-di'dir. Ancak. ikiyüz kilometrelik. trajik bir kaza yaşandı. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. gül yüzlü. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. ne Ermeniler bizden az kestiler. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. küçükken beni dizlerine alır. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş.Yine. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. ihtiyar da. Şoka uğrayan yardımseverler. bu davranışlarıyla. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler.. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. Ermeni soykırımını. Sonunda. melek insanlar tanıdım. bizimkiler. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım.blogspot. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. anlatırdı mışıl mışıl. bu acıyı neden bize çektiriyorsun. coşturup. ya büyük bir medeniyetin habercileri. http://genclikcephesi. Yoksa. Birbirinden güzel insanlarımız. ırklar. Çok sonra öğrendim ki. çok okuyan erkekler de vatan haini. şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. "Hacı Ahmet babadır" dedi. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. Biz. bu topraklarda yaşamak için. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. ya da gerçekten melek idiler. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. hem kör. hem korkusuz. ellerinde ne varsa yardıma koştu. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. Katilliğimizi. Kardeşlerim. Anlattığı efsaneye göre. Anneannem ve komşusu. Kardeşlerim. tarih iki büyük eser yaratmıştır. abartıyor. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor.

titizlik cadalozu psikopat türler. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur.. hayatlarında şarkıya. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. hayat zordur. yoksulluk. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. Kürtler. ahlâkla içice düşünüldü. sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor. günahları her yere saçabilir. padişahlarımızın. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. gençler laf dinlemiyor" yazıyor. ama. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. ütopyadır demeyin. insanlığa dair becerileri. Bekâretlik kolay değildir. Efsanesi tarihe gömüldü.blogspot. evliyamızın. Rahibeler. bir ömrün duaya. Yine de duadan tek bir gün uzak durmak. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor. peygamberimizin Fuzuli'nin. Yoksa hızla hepimizin yüzü. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin. çocuğa bakmak zorunda kalır. hayaldir. namus-bekâret kavramları. Ancak. Çin Seddi'nin karşısında. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. Anadolu kadını. her gelen yazar bir taş koyuyor. savaş. hatta. yalıtmayı seçmiştir. saldırganlığın http://genclikcephesi. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!. derken tarihin acılarını sırtlanmış. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu.. şairler. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız. huysuzluk. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!. zarafetleri olmadıkları için... halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. iyi geliyor. 306 307 Bir efsanedir. Hitit'ten bugüne. Allah'a bin şükür ki. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. Türkler. vücudumuz alçılaşır. bedenini unutmayı. içinizdeki şeytanları. akşama kocam da gelir. Baykal'm. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır. yazarlar.. Halkımız da gayet rahattır. Bu şanlı geçmiş olmazsa. telkine verildiğini görürsünüz. hayattan usanmış. ertesi gün babasına saldırarak bağırır. bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür. kuma. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur. göç. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş". yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir. aşka. asla yumuşamayacak.. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. kimi büyük hastalıklar geçirir. içimizde. Demirci'm. Bugün. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. Ancak.com 152 . değil erkeklikten.. ne olur siz de bir taş koyun. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu... Budizmin Hint tapmaklarına.. Mustafa Kemal'in hayatları. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. Ermeniler. Ciz-vitlerin. bezmiş..İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız.

çürümesi. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip. denildiğinde. neden hâlâ direnirsiniz. yani makam. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri.. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek. Genel müdür. artık belediye başkanları dahi.blogspot. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. Topluma artık kemikleşmiş. onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. öyle yatar. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir. değerli bir insan olmayı talep etmek. Bekâretle anlağın.. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. Ancak.com 153 . ben şimdi karımın koynundayım. sosyal statü. başarı öyküsü mü anlatır. hayatın yüzbin rengi içinde. demektir. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. silah omuzda namus bekliyoruz. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. ya da bakire kalarak bir yetenek. zarın yırtılmasını değil. ticaretlerin en rezilidir. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp.. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. etrafta bekâr bir erkek varsa. bu dehşet ahlakıyla. bakireliğe takılıp kalmak. büyük. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür. toplumsal istekleri asla normal olamaz. ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. dişini sıkıp bakir kalarak. Tarihin en örgütlü kurumu. Hatta içimizde bir insan. onu evlendirmesem. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. İhtilal gibi. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş. dehşetle açıklanır. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. zekâları var.. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. bir Ortaçağ ahlâkıdır. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur. dalgasını hâlâ geçmektedir. umut için. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var. teyzeler. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. Bir kadın daha güzel bir dünya için. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor.. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek. gelenek üretmeye çalışıyor. bayatlamasını da gündemine almalı.. geleneklerimizin en çerçevelisidir. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir. gelecek için doğurur.vahşi dozunu görebilir. evlendirmek için çırpımr. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. kendini kurban etmiş. kıskanmak. abla. tek bir fikir 310 içine. yeteneği olan insanlar. neden. kasabı. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar. karşılığında. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz. çünkü direnerek.. başgöz ederler. arkadaşı. tıkanmış pislik içinden evliyalık. Bir organik kusurunuz yoksa. aile içinde yengeler. gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne. Benim kayık çok dar mı demek ister.. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. Bir kadın telkinle. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor. Mahallede ablalar. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek.. bakkalı. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. sahiplenmek. sabaha kadar bana "buğz" edecek. yirmisini geçmekte olan genç kızı. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. yani..

bekâret düşkünlüğünü. Bunların aklına iyi bir aile. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor. Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu.kişilik bozukluğuyla dolu. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır.. çok şey vermişlerdir. Elma gibi. Bravo doğrusu. Mazbut bir insan. bilmedikleri üzerine konuşamaz. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden. Her çocuk anne-babasım arar. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir. Akıl hastalıkların. ne ince bir hanımefendilik. http://genclikcephesi. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. ahbap-çavuş. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!.. tatlı ve doyurucu olması...com 154 . mavi denizler gibi doğa nimetidir. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. Bu küçücük sahtekârlık -hile. Üstelik özel mahremiyet alanını. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire. Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. katı ihtiyatın patlaması mı. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur. eşcinseller dahi dergilerinde. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. kokuşmuş peynir suratlarıyla. Burjuvalar aileleriyle övünür. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. çünkü çok şey almış. pek pahalı. hatta. bilmeyen. İçimizde.. milli çıkışsız bir hastalık. ekşi el312 mayı. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. kızlık zarını bozmak. köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup. ne âlâ. laubali. kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor.. tartışmaları yapıyorlar. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı. bilmiş olmalısınız. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı.blogspot. annebabasma bir şey veremeyen.bankasında değeri kalmadı. siyasete hizmet eden. saplantıyla. konusunu oluşturur. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık. Ama içimizden bazıları. atalarıyla. Türk edebiyat ve kültürü. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. kaybettiği çocuklar-anneler. simgesel canavarlığa kimse döndüremez. hayatın en acıklı yanıdır. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. bu. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne. bir dilim ekmek. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan.. tatlı elmayı da bilemez. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. bir imkân. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. bir kültürden sözedemez. gelenekleriyle.

. zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip.. Yok etme duygusu güçlü olanlar. liselere saldırdınız.. yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor.com 155 . sizler de böyle tatmin olursunuz. komşu karılarım hayal etmek. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur. dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz.. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. telkinle. Türkeş. Oysa. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır. Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi. Cinsel gücünüz. fırın. sadece ellettin.. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. Hepimizin cinselliğine. türküden.. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. Allah'ın verdiği. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. orospusun. Rahibeler bile. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız. Elli yaşma kadar rahibe olmadan. İnsan soruyor.. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız.. balkon demirlerine sulanmak. size söyleyecek lafımız olmazdı. nedir. Sürtmek. birçoğumuzun anneleri gibi.blogspot. gazeteler bunun içindir. Fethullah Hoca gibi. hayata sımsıkı bağlıdırlar. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan. telkine vaktimiz kalmıyor. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur. inşaat işçiliğinde geçirmiş. ancak. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor. kalabalıktan. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre. hiçbirinin gücü. söyleyin! Dergiler. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. defol karşımdan. canımız mı çıkar. telkin. o halde rezil. Çatlı. Ben elli yaşma kadar bakirim. Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde.. o halde birinci ahlâk benim. sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua. İçgüdülerinden soyunan. rahibeler gibi. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya. Bu ahlâk değil. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. Çakıcı. Flitler. yine de çoluk çocuğunu. sen. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!. kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur. milli kültür. sineması yapılıp. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. yalatmak. milli ahlâkla bütünleşti.. ırzına geçip yok etmeniz. hayatı bizden çok seviyorlardı.

tüm orospuları. marşçılar. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor.. şiddetlerinden "yönetici". birey. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. toplumla bu savaş hali. YÖK'ler. sosyal suçluluk duygusu hep. RTÜK'ler. "düzen" cephesinde rol alıp. çekilmez kılıyor. Hem askerler.. yokedemezsiniz.. Bir tek gün kaçırırsanız. Çünkü. Her gün marş söylemek zorundasınız. "ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. solcuları asarsınız. türkü de mi söylemediniz. Ancak. içimizdeki şeytanlar. Çünkü taraflar. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça.. İçgüdülerimizi. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar. milli devletler. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor. seni armağanlara boğacak.. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor.. kendini ele verir. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. toplum. öfkelerini. günahlar ülkemizi işgal edebilir. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. Çünkü. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. Celalileri yoke-dersiniz.. ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. bayram. Böylelikle ülkemizde ne kadm. Erkeklerden korkuyu. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp.blogspot. hem kadınlar. Yani günde sekiz saat. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça. siyaset. "güçlü. söy-lemediniz. her gün. kendini sorgulamayan. insanın kendiyle. Bu hastalık nedense hep. hem entellektüeller.. insan tanımayan otoritenin adıdır. mevlit. sağcılık.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. Ulus-devletler. ne de erkek kültürü gelişemiyor. ülkeyi.com 156 . erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. gerçekte. milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. çünkü çözülürsünüz. Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. bedeninden korkan. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar. bunun adı da hayat. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. İyi bir toplum. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz. ama. milliyetçilik oluyor. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz. bir zehirlenme şeklidir. barbar ahlâkçılar. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için. kandil. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın. çağdaşsı entellektüeller. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. ama yokedemem. Ülkemizde entellektüeller. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. yokede-meyiz. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor. ilan etmek zorundasınız. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

çok geç yaşlarda bile. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar.. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı. mazı. söğüt. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi. Mezopotamya. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir. dericiliğin tarihidir. demektedir. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü. Bu cennet vatana. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler. çam kabuğu. Ayrıca. dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. Biga'nın. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir. Güney ülkelerinde defne yaprağı. kestane. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur. ılgın. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. kök ve kütükten sürgün verir. ilaç imalinde faydalanılır. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden. İstanbul. öfkeli. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. meşe kabuğu. Meşe.blogspot. Yine aynı yazar. Tuzla'nın. sakız ağacı. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. Ayrıca boyacılıkta. Bu büyük zenginlik. 10. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar.. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri.com 162 . Ezine'nin http://genclikcephesi. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. bu tarih. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği. Borckhard. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi. şöhret ve ikbal sembolüdür. palamut. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. kuzey ülkelerinde zafer. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. Menderes Nehri boyunca. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta. somak. Palamut meşelerinin tarihi. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır. ancak. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi.

bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır. holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. Çünkü. haritalarım çıkartmışlardır. Orman Bakanhğı'nda. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Oysa Demirel. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma. soluna iyice bakmamız lazım. Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek. büyük holdinglere sırtını vermemiş. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir.blogspot. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok. cinayeti daha iyi anlamamız için. Yüzyılların en büyük.. mobilyacı sitelerindedir. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. Apo. orman yangınlarının suçunu. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. ilk orman kitapları çevrilir. Tüm basın onların elinde. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof.Kaz-dağı'nm vb. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi. Ertuğ-rul Acun. demiryolu şirketinin olacaktır. ORÜS. arpalığı olmak yolunda. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. ormanlarda değil. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. bu http://genclikcephesi. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır. Dr. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. basınımız. demiryolunun geçtiği tüm yollarda. gerçek yangınlar. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak.. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. Menderes iktidarında şaha kalktı. Basınımızda. çünkü.). sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir. madenler. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. Zenginlerin. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. orman okulları açılmaya başlanır. çünkü bu mühendisler. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. para yememiş. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları.com 163 . Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. Demirel'in kardeşidir. orman müfettişleri. büyük holdinglerin şahsi arazisi. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür.. duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında. Velhasıl kardeşlerim.

ama her şeye.blogspot. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak. kuyruklu yıldızlar kadar güzel. içten içe kendince yanarlar. sonra Mossad. CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı..ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne. "Sorma?". sizden iyi olmasın. o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. sonra bizi birbirimize kırdırdı.. hiç terlemez bu türler. saldırsam kızılçamlara. tişörtü çekip geldi. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. benim altm bir tacım var: ben soymadım.. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. onurlu. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu. deve kafasını. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". elimde gazete. eski güzel günler gibi. CIA-Mossad kavgası mı. o kadar iyi kalpli. lütfen herkes gözünü kapatsın. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı. Ege'de yangın.. üşenmedim okudum dergilerini. hikâyeden sayılmaz. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!". ne yer ne içer bu denizaltılar. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. uzun yıllar.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim. soylu dal arası bulamıyor. "sorma?". komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. ordu polis kavgası. aygırların ibneleşmesini anlatır. Kardeşlerim. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a.. Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın. "Sorma?". bütün faaliyetleri. ah neler dönüyormuş. hem derin devlet denizaltıları sevmez.. diyor. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. Mossad modası Duygu Asena.. yani açlıklar çektik.. hükümet düştü. vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır. neden denizaltı almıyoruz. ama Mossad. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor. bir haber http://genclikcephesi. dergiden arkadaşım olurlar. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana. gidin ve doyun. ruhumuzun anlatılamaz. vermiyorum para ulan. kızılcam gibi. yoksul kuşların aygırlaşmasmı. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. mutlu muyuz bu şehirde. burası da devlet sırrıdır. yarın daha ne mesajlar isteyecek. telefon dinliyormuş. tırnaklarından dudaklarına. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. mutlu musun güzel kız. Hasan. arkalarından bir günden bir gün bir para.. hem Ortadoğu'yu idare etmek. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler. çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak. . insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik. uzun ince kızı süzüyorum. canım arkadaşlarımdan Hasan. ordu-polis kavgası mı. saf bir çocuktu ki. balici çocuklar para istiyor.holdinglerin içinde. Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir. yolda bir siyasi görsek. Üniversiteden.ölçümüz Mossad geliyor. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. elli yıldır . kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. Çok hüzünlü hikâyedir.. yan sayfada Egeli bir manken. 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. ağladık. çok kilo almışsın. bir orman köylüsü olsam. ben yemedim. gazetenin manşetinde polisler casusmuş.com 164 . Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. . dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. 333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. Hasan. palamut meşelerinin altında bekleyecek. elimde gazete. parlak. şimdilik sekiz yıllık eğitim.

tek başıma küfredi334 yorum. bir adam olup. Hamsiköy sütlacıy-la.blogspot. havanız olur. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". bu bir tencere. birkaç tur mezarlıkta. bakanlıklar bir köpekler cehennemidir. ne büyük kararlar almış. tetikçi olsun. Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı. ne iki yılda aldığı paralara. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden. "Ne kızdı?" diyor..ötü tıraşlarıdır.. sarılık mikrobu kapmış. dur bir fıkra anlatayım. "Yok yahu. babamın köyü Hacevera. "Neyse. dedi ya.. o anlamsız turlarken. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter. eliyle dizime vurup. . espri güme gitti. Hasan işte tam da oradaymış. analarını. gözleri. "Bak Hasan. ekmek parasına başlar. Umurumda değil. çanak yalayıcısı olsun. olsun. davul mezhebidir. Bu şehirde çok mutsuzum. dediğinde film koptu. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe.". " kiyim Fener'ini.. Fener umurumda değil.. o kadar işin arasında".. her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu". bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem. sen de seversin. sonra işte böyle. Fener iki gol yedi Cimbomdan.. ağlayacak gibi oldum. patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. o kadar zor alışırım ki. Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım.iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten". ". dışarıdan rjyle görünüyor". cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. "Tamam oğlum. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken. Ayıp mı ediyorum.. bulanık. akıllar vermiş. iki gol yediniz dedim. önemli görevlere gelirsiniz. "İnsan bir uğrardı be Nihat?". önemli görüşmelerini anlatmaya başladı.. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir... bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi. başbakanın tam arkasmdaymış. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?".. Bir yığın polis müdürü! İnce. Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum. benim kızılcama benziyor. yarı fare. her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz.com 165 . İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk. ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler.. "Öyle deme be Nihat. bil bakalım neyiyle meşhur.. utanırım. ben gidiyorum. Ve sonra araştırma görevlisi olurlar. ortalıktan kaybolduktan. ama Fener'dir. "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi. "Çok yoğunsunuz. birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir. manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. Ah benim kardeşlerim. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. ben ne bok yerim!.. Dışarı çıktı konuşmak için. memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle. çalıştıkça köpekleşirler. dönüp yanımdakine. Akçaabat köftesiyle meşhur.. ne büyük projeler hazırlamış.. hatta o fikri de o söylemiş. bilmem nerede yönetime girmiş. yakından tanı. Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya. insan bir not bırakır. kin dolardı.. ekranlarda.. katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. çok kıllıdırlar.X "Nesini tanıyayım lan o . ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar. Kiralık katil olsun. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz.. çünkü artık. Maç bitmeden çıktık kahveden. ama Fener'den vazgeçerse. buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var. ben araba çıkartır seni aldırtırdım". gazetelerde.öt oğlanının. belki de sırf bunun için gelmiştir. birlikte yarım saat http://genclikcephesi. birinin Fenerli olması lazım. "Oğlum. birine yanaşırsınız. Hasan kıza takılıyor. çok havası varmış. Geri döndü. yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. hadi eyvallah!". önemli toplantılarda görürüm onları. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar.gelmedi peşlerinden.. Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları.iktiret oğlum. buraya kadar gelmiş. yarı kuzu. İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum. Benim küfredebilmem için. kırk tane sekreter!".

bu kadar yer olur mu. Saraydan cephelere mektup taşıyor. Hiç değilse yılışık bir köpek değil. Sinirlenerek: "Geçmişini ... 83'ten beri. "İsrail neden güvenmedi bu karıya. dediğim yerde. bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz.. düşünce yasaları gibi.. bir çocuk kahkahası patlattım. Mossad bunu nasıl başaracak. Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti... bakalım başımıza hangi çorabı örecek.com 166 . yoksa. Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor. yani. biz. diyor ve alıp orduyu geri dönüyor. bu ülkede. bu topraklar bize İsrail'den. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor.. sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. af.blogspot.. o hiç yürümemiş demektir. çünkü Hasan yalatmıyor. Hasan bir mafya çakalı mı. Hasan'm silahı. kendime getirdi beni.. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. Bir rüya şov. birinciler ulufe.. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten. Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini. Hayatımız. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe.. yarın neleri savunacağız.kızı konuşuyoruz.. ırkçılığın önünü açar. git git bitmiyor".. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım. Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur. Ruslar'ın önünü kes. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad.. yine cep telefonu çaldı. hem kayınbiraderlerini. gibi politik dostlarını düşündüm. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. Karı İsrail'e kadar gitti. kuryelik yapıyor. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler.. Ve. bu kadar toprak. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin. olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi. ordunu al. milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde.ik-tiğimin padişahı. hocayla ortaklığına neden dayanamadı.... Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. olup biteni anlatan bir yazarımız. Aklıma Evliya Çelebi geldi. iki tür yazarımız olmuş. kaşır. işçi liderleri susturulmuş.. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. sana bir fıkra anlatayım. Paşa orduyu alır. Evliya Çelebi gibi..... yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına.. üçüncü gol olmalı. uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa. Amerika'dan http://genclikcephesi. ikna edemedi. yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor." Ya bırak Hasan. Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi.. Birinci Dünya Savaşı'nda. partiler kilitlenmiş. ikincisi. cep telefonu. Ey halkı. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor.. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı. köleler geliyor. Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur. O da Osmanlı'nın casusu. Erzurum'a yürü.. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı. Geçmişini. bir insan. yola çıkar. İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak.. yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor... Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı.

yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla.. müziği.. ekmek parası.. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği. müzede gördüm. Dedim. Dedi ki şeyhe. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş. Nâzım Hikmet'ten öğrendim.... soylu kılan şey nedir? Müzik. Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. Ben küçükken sanıyordum ki. derin bir kuyuya taş atar gibi. bari ilk taşı. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. kıyameti kendisi göremeden öldü.. Ben okulu bitirip." Hasan'm kahkahasının tam ortasında.iktiret Hasan. içinizde günahsız olanınız atsın!. Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu.. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden. kal.. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur.blogspot. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var.miras kalmadı. eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. demedinmi. kıyamet ne zaman kopacak.. şarap. güzel koku. senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. avı. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten.. memlekete öğretmen gidecektim. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde... kadifesi dökülmüş. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe. fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi. fahişe taşlanırken. evladım ben görmeyeceğim o günü. söyle!". Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü.. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler. bir milyon dürüst adamı kullanıp." Cevabı kestiriyorum. ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. ama sen göreceksin. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail.. av.. ağzının içinde geveleme. Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi. Gerçekten ademden önce. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak. insan ruhunu sarhoş. Hasan: "Söyle Nihat. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor.... "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. "Aklın varsa.. oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş. şarabı. bir ayağı kırık!. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. Ama gördüm ki.. Mustafa Kemal gibi başınız dik.. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur. dans.com 167 . . Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!". "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi.. Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor. aynen olmuş. bir namussuz. ben o divanı gördüm. "He var. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak. "Bak Hasan. Hasan. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı.. http://genclikcephesi. Sıfırdan. gel sana bir fıkra anlatayım. Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder.. güzel kokuyu. Yavuz'la ilgili konuşurken.. anladım ki". çok keramet sahibiydi. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti. giysiyi. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. oyun. Ya... var. ilk kerameti çıktı. Şeyh efendi de. sordum. İsa mı söylüyordu. çok pahalıya mal olacak vicdanınız. önümü kesip.

her şeyi açıklamak mümkün ama. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. eğitim. üretimin mahiyeti değişti. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. acısını sorgulayan büyük tragedyalara.com 168 . soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. şimdi de "medya" sorgulanıyor. şiirin ve tiyatronun kızgın. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti. bu soylu zevkler için "zenginlik". Ardında aydınlara oynayacakları birey. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. Sömürü düzeni değişmedi. Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. insanoğlu şarabın. tüm giderleri belediye. sofrada yemek yiyemiyoruz. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. Sahilde bir tur atmak yetmedi. dramlara dönüşmüştü. erdem dersleri veriyor. kitlelerin kan. Ancak. Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. Mimari.. o kadar meze var ki. yiyecek. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu. etrafına topladığı gençlere ahlâk. Sırf etkili. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. erdemli bir insan olmaksa. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. büyük sanatlar doğuyordu. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor.blogspot. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil". felsefe. http://genclikcephesi. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. kökünden yoketti. sağlık. Bugün bir milyar insan köle dahi değil. der). şiir. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. Etkileyici.. Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler.Neyse. ancak. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe. Televizyonun hipno-tik etkisi. işçi. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. İlkel toplumun ağıtları. artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı. sonra kibrit kutusuna ip bağlar. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. çoktan insanoğlunun çaresizliğini. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. emek. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. Ve artık moda değişti. demokrasi. Felsefe güzel konuşma sanatıdır. düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri"... günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz.

ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. üstün bir dil kullanır. Ve filozof insanlardı. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı". http://genclikcephesi. ölmüştür. kaybeden gözden düşer. yenmeye çalışırlardı. Propaganda dili. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. Hitabet şerefler mesleği idi. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. sert yapraklı. buna ne halk. Çünkü Roma. sloganvari. vatan sevgisi. heyecanlı ve hikmet. Mesela. Bu insanlar. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. kuşların kanatlarını.com 169 . etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. Romalılar. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. birbirlerini güzel sözlerle. kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. kasırgalar estiriyor. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. kıskançlık. canlı". kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan. neden. Hitabetin gizli dili ise. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. Roma'mn da hatipleri. Hortensius adlı ünlü bir avukat. sert. etkili. mesela. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. tenha. Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil.blogspot. beyne sıkılan kurşunu. Danton. Öfkeli. Roma kralı Sezar da büyük hatipti. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. emir cümleleri fazladır. tılsımlı kelimeleri. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. göğsündeki damarlardan biri koparak. içinde çok "tekrar" vardır. tragedyayı sevmiyordu. "ateşli. açlık. kelimelerle krallar deviriyor. fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. cinsellik. öyle se342 verdi ki. savunmayı. ıstırabı. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. vurucu. kanlı. hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. "Dil". En ünlüsü Cicero'dur. doyumsuz mecazları çok iyi işler. çiçekler. isyan çıkartıyorlar. kalbe sokulan hançeri. kısa. Ancak. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. onbinlercesi bugüne kadar geldi. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi". Mübalağa sanatını. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. sakin. "ıslah edilmez. Rönesans aydınları. bugünkü mahkemeyi. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. Mirabeau. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. ateşli. kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. Ve propagandist. "bambaşka çapta bir adam". halk. ağır. etkileme ustasıydı. fırtınalar.Yunan'a övgüler düzdükleri halde. her ne ise konu. Roma'da hatiplik. avukatlığı inşa etmiştir. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. hatta kendisi oluvermişti. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki.

15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. Bu çocuğun. Oysa.. yani emir-komutayla değil. Örnek olsun diye verdiğim Roma. her zaman üstte kalanı. hatta ona zorluyordu. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar. parazit. Jakobenlerin kısa.. Hepsi bu. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. duyuş. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. Hitabetlerin kısa. her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın. eğlenceyi. tüm insanî duygulardan kovulmuş. müziği. Bugün "Omo-reklamı". "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım. aşağılama. heyecan. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. küçük düşeni bir daha düşürecekler.. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar. Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. galibi alkışlayacaklardır.. birbirlerinin mezarlarına işediler. hikâye. Hitler'in propaganda bakanı. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. Sokrat'a.com 170 . Berlin. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir.. Namık Kemal'in. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. Mesela. güzel kokuyu. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte. Fransız Ihtilali'nde. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu.. roman. neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. çöküşü. şarabı. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. Yalnız mizah sanalını. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!. (Eğer. Ve Cumhuriyet kuşağı. hamasi nutuklarıyla dolu. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. kısa. neşeyi.blogspot. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için. içimizdeki fikir. mesela adam omo satıyor. tiyatro. manâ. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. başa dönelim. bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. bu satırların yazarı.Karşı tarafı aşağılamak. Arada bir http://genclikcephesi. taşlama üzerine kurmuşlardı. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. parçalanması. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz.. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor.. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır. Bir başkasının yıkımı. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo. etkili. oyunu. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi. Paris.. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. Propagandist. Kitleler. sinema. iğdiş edilmiştir. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. dostluğu. karşısında onu dinlersiniz. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor.

Şimdi var mı bilmiyorum. vatandaş. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak.com 171 . soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı. zihinlerinde varsaydıkları barış. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez.. yoksulluk. okul mu?". demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz. emek. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez. sendika. demokrasi. Anadolu. Yahya Kemal. sevgi. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç.. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. çağdaşlık vs. http://genclikcephesi. anayasa. Dörder. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa. Aldanıyorlar. Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar. öğrenim mi?" tartışılırdı. yazılıyor. hak. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. "Canım. denilemiyor. beşer iki gruba ayrılır. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor." Yahya Kemal. Nazif'in ölümünden sonra. Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. . barış gibi anlayan aydınlarımız. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak. hukuk. öğrendik.. nutukçular konuşurken kimse araya giremedi. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir. barış değil.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları. denilemiyor. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken. Bugün de. aruzla seviyorum. sevinçlerin uzun. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor.. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. demokrasi. En uzak denizlerin. "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli. Adalar denizi. Amerikan sinemasıyla dünden. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım. beşer dakikalık metinler hazırlar. en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz. bu "soyut güzellemelerden". Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil. Çünkü. Karadeniz. ancak.. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. jakobenler. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken.. okulun konferans salonunda. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. Türk aydınının kullandığı.blogspot. öğretmen konuşurken kimse araya giremez. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır.) Ve artık.. 1950'lere.. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır. halk. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim. hukuk. parti... Klişeleşmiş birtakım konular. hayal dünyaları Batman. başkan.

ancak. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. ancak "grup dayanışması" mükemmel. pratik zekâmızla yazardık. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. diğer okul müdürleri. Büyük alkışlardan salon kırılırken. erkekler mi? Salon. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. mutlaka onlar kazanırdı. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. akıl yok. (Ne değişti ki.. Pratik zekâ. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım. bilemezdik. bönlüğün cilveleridir. karşı takımda müdürün kızı varsa. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. mesela bugün de medyada bilgi. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. hitabet. Ve. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız. sınıflar arasında birinci olunca. ama olsun. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. karşı cevaplar hazırlardık. Ve karşı takım.blogspot. çünkü derecelendirmede. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim. şimdi size soruyorum. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. dedim. bugün de öyle. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. Şikâyetler müdüre gittiğinde. şehrin ileri gelenleriyle doluydu. oysa horoz. ya da. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. Mesela. düzgün Türkçe. http://genclikcephesi. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek.. aile mi önemli. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. Ben de kürsüye çıkıp. topluma hazırlamak için yapıyoruz. hangi tavuk kümesine hakimdir.. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir. grup dayanışması gibi notlar da vardı. tezimi nasıl hazırladığım sorulur. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. diyar diyar dolaştırır.com 172 . okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. müdür. törelerimiz gereği yüce. Bahane kolaydı. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci. soylu insanlardı. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. derken tezimizi.. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz. onyedi öğretmeni bulunmaktadır. çalan tarafı ödüllen-dirirdi. bilgi dışında. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır.) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. kümesi arkasına takar. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli.

sevmiyor. kelime kalpazanlığı yapıp. daha o zaman. "Kadınlar mı. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç." Aynen Ataç'm dediği gibi. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı. romancılardan sözedip. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk. tüm genç aydınları barındırıyor. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi. sağcı. İki tokat atıp. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar. size de sağcı. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor. erkek bilimadamlarından. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı. yalan söyledik desem. Ondan da beteri. Daha da eğlencelisi. neşeden sarhoş oluyorduk.blogspot. daha önce hayatımızda hiç olmamış. bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor.. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. size solcu gazete çıkarıyorum. hatta. genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar. Fazlasını beklemeyin.. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. üç gün cezalısın dedi. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. Bir taraf aydınlara... Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa... siz sağcısınız. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam. bilmiyor. düşünce beyin jimnastiğine. kemalist. öğreniyorduk.com 173 . papağanlar hızla çoğalıyorlar. kurayla ve torpille seçilmişler. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler. solcu. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı.Ve bitiş konuşmamda. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli. istedikleri: Başarı. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk.şeriatçı farketmiyor. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. siz solcusunuz. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış.. John Robinson da şunu söylemiş. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi. henüz 19 yaşında. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor. Mesela Aydın Doğan. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim.. hatta. insansı maymunlar.. sağcı -solcu . beni misafirler önünde rezil ettin.. kütüphanelerde değil" dedim. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk. Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk. şeriatçı farketmiyor.. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın...

halk. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. İnsanın iç varlığı. Soyut düzenlemeler. solcuysalar aşırı bir liberalizme.. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp. ". tarihine bakmadan.. kestirip atarlardı. 353 http://genclikcephesi. dışarıyla ilişkisi kesilir. bir an görür onu ama açıklayamaz. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı.. güzellikle. keder. hak. Öyle gömülü ki. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!. ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu.. oturuşunu açıkça anlatamaz. 352 Yari. üstün gelmek. Toptan red. insanları. çünkü. Divan şiiri gibi. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini.. neşeye. solcu. ekmek yedikleri kapı. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. halk nedir. birey nedir. hüzüne dair. kavramların iç yaşantısına. ne zaman kendimize dair. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da. halkı.Ve kelimelerin. işçi. politika. hayatın. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar. Hepimizin gerçek varlıkları. Ancak hayat. barış. sokağın. gözünü. varlıklarım unutup. sağcıysalar. tarih konusunda düzenin. gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp.. içeriyle konuşacak.. acının. solcu onlarca arkadaşım oldu. bulutların arasında ay gibi örtülüdür. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların.. "bırak şimdi". işte o kadar beni çarpar. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı. anayasa. gerçek kimliğimizi bulamayız. klişe solcu. yarinin kaşını.. kendilerinAsağlam.. başkaldırı için ayağa kalkıp.. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor. güzeldir de. mafyatik. düzenin sağcı. çalışmayla. bu insanî bir haldir. acıyı mutluluğu göremiyoruz. demokrasi. diri bulabilmek için. politik saplantıların içine giriyorlar. Bu şiirin son cümlesi. neşe. hatta ileri gidip. kendilerinden iğreniyorlar.iktiret" gibi. İfade edemediğimizi. ay gibi.. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini.. Köşe yazılarında. onlarcasımn cenazesini kaldırdım. medyanın. mutluluğa. lâik. TV'lerde olduğu gibi. aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. gibi hazır kavramları altında gömülü. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam.blogspot. kendi sahici bedenlerini. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir. yirmi yıl öncesinden sağcı. Ve gün gelip. Ancak.medyanın dili kurtaramıyor onları. Ne zaman gecenin bir vakti... sevgiliye. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp. Eşyayı algılamaları bozulur. kurulu düzenin. sağcı. bir an olsun bu karmaşık. hukuk. mutlulukla. Ve aniden. bir an düşünüp. İnsan bazen dalar. devlet. Sloganik. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi. ben ona / Hepsi bu kadar. solcu bulanık terminolojisine koşarlardı. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler. Nâzım'ın bir şiiri. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. ekmekle. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . özgürlük nedir. yoksulluğumuza dair. ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm. biri Stalin'in cinayetlerini. Kendine ait olmayan.. sevinç. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. Bu mezardan daha derin örtü. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. kendiyle konuşamayan. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp.com 174 . Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar. kucağımda öldüler.

Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. sokağınıza. ama. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip. maaşınıza. barış. çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. anlatımı http://genclikcephesi. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı. barış. Anlatanların hepsi dadısı olan. midenize. Kimde var bu namus? Her neyse. neyi inşa etmiş ki.. dürüst olmalı. ben içkilerini taşırdım. kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş. yarışmaları severim. Kim dağıtır: Dernekler. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek.. Türkçü.. vakıflar.. onlar öpüşürler. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor.. Ama.. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu. ben davetiye çıkarıyorum. doludizgin tarihlerine bakın.. Vuracaklarmış. Açın bakın.blogspot. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi. medyanın dilinden. kendinizi. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş. ben de ödülleri. milliyetçi. asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. O gün bugün de bu dölü yazarlara. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır. halk. annenize acılarınıza bakın.. Kırım Savaşı'ndan Kore. Terbiyesi kolay bir köpektir. her yılbaşında ödüller dağıtılır. hakettim bu ödülleri. basit bir asker. ya da rütbesi olan. demokrasi. Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. bir tane sıradan insan. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı.. o namusu kendine ödül verende aramıyor. burada. insanoğlunun en güzel kokusu.. Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim. hangi sahada neyi başarmış.. Garsonluk yapardım sabaha kadar. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü.com 175 . Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. onurunuzu geri isteyin.çünkü onun dilini bilmiyoruz.. şimdi içinde yaşadığınız tarihi. solcu. mesela. Yani.. Oysa romanın dili. Çok çalıştım. ben usulca döktüklerini toplardım. kendi sevgilinize. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri. er. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı. sanatçılara. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime.. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da. gençler içer. medyaya dağıtıyorlar. halktan biri bulamazsınız. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları. fularlı yazarlar yazmıştır. Romanda Naci adında bir kahraman vardı. O namusu kendinde aramıyor. canımdan can kopardı. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. kendisine ünü. yardım edeceğim insan namuslu. o zaman kestirip atacaksınız. yani kendinizi geri isteyin. çıkıp başından geçenleri anlatamadı.. ödüllerini iade etmelerini bekliyorum. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın. kurumlar!.. öldüreceklermiş. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. Kendi tarihinize. ya da yüksek bürokratlardı. geçmişinize hayatınıza. içim giderdi. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu..

yasak ve kirli bir metod. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip.. Mektuplar yazdılar. önümü kesmeler. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım. avans alıp işe başlayacağım gün. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. ıssız tarlalarda. Mesela. O çıksın kızımız girecek. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. E-5 yollarında. şeyim kalmamıştı. cemaatlerde. asarız. bayrak. ideolojilerde.. Beni işten alacaklarmış. iki ayrı işten. epey iş görmüşler. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. yazar mı görmedik. gizli. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. işten atıldım. Kültürleri böyle öğretmiş. neyse. haz ve mutluluk yoktu. varsa yoksa küfür. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum). faili meçhullerde. keseriz. zekâdan ve duygudan değil. Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. Yani sevişme. birileri kitaplarımı hatırlattı. son nefesini veriyordu. aslında müstehcen olana karşı değil. http://genclikcephesi. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. Fena alışmışlar. Bulundukları dergilerde.com 176 .. Ellibin öğretim görevlisi içinde. sansürle.blogspot. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. Dergilerinde.bambaşka. ne bu lan kültüründen alıyordu. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı. Ayağa kalktılar.. dükkânlarında beni terslediler. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu. dil kullanıyorlar. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. iki defa. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor. sen ne karışıyorsun.. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. küfürler konusunda uzmanlaştım. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. bayrak. Ve sonra One Man Show. eşşek kadar imzalar topladılar. İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. beni Lemcm'dan alacaklarmış.. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur. ancak. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar. vatan. din gibi konular oluyor. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. küfürlü mektuplar. penisleriyle. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. Birçok arkadaşım selam vermez oldu. vatan. Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. Henüz iki ay geçmemişti ki. Penislerini döl yoluna değil. küfürlere karışması beni çok düşündürdü. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı. kovulmamı istiyordu. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. Ben yazarken. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. Bu tür insanlar. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. İdeolojileri gibi. kötü. Kitabın fonunda mekân: Hastane.

güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi. çek-senet çeteleriniz var. didişme malzemesi olarak kullanırdım. Derken.com 177 . zırnık geri adım atmam. rotatifleriniz. tehdit. Artık geçti!. ne son. yıkılmadım!. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim. Ancak beklediğim performansı bulamadım. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. Küme çalışması yapıyorlardı. karşı yazılar yazsın. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı. Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı. pırıl pırıl çocukların. Ölümlü. Ve o gencecik. kemalistler girdi sahneye.. yaradan.Ama bunlar biraz değişikti. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. meydan okudum. benim yazmaktan başka ekmek param yok. Paranız var. küfürden. Davalar. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar. mölümlü tehditler. kemalisti derken. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla. yaradana sığmarak geçiyordu. eşcinseli. http://genclikcephesi. bu yazılar. hasinnesi. düzensiz. Telefonlar kilitlendi. Allah kahretsin ki. şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. tartışma. Bu da uzun bir fasıl sürdü. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. hemşiresi. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak. korksam dahi. ancak. dayak. bir lunapark neşesi çıkartmam. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. karışık. yazarınız. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım. TV'leri-niz. o emniyetin damından atılmış bildim. Orta Anadolu'muzun. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın. tüm bu tehditleri. içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. milletvekili dostlarınız. telefonlar. Artık. Sustum ve zamana bıraktım. Hadi ben ölür giderim. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde.. ikincisi. yüzbinlerce genç insanın odasında!. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. Ne ilk olacağım.. bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. Ama. imza kampanyaları. Çünkü be!n kendimi çoktan. tek bir yazı. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. çakallarınız. Artık ben ölürsem bir Celali. çapulcusu. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek. küfür. üniversitesi.. prostat..blogspot. bilimada-mmız. Ani ve indirici darbeleri vardı. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı. akademisyeniniz çıksın. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar. başımı dik tuttum. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. reklam. Bu kesim. tehditler. ruh. Yani. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı... İslamcısı. Sıcağı Sıcağına sansasyon. ne biliyorsanız yapın. gelmedi. cinsel güçlükleri had safhadaydı. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. mafyanız. adamlarınız var. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. yerel gazetelerde ilanlar. Bu çok tehlikeliydi. artık. her şeyi zamana bıraktım. Ben naramı attım.

Ulan ne güzel ülkemiz var. yanımda kim olsa. Varoluşmuş. Bırakın dedim. Huzurum uzun sürmedi. bahçe ilaçlandı.. hepsi çok kültürlü insanlar. Hangi mevzuu açılsa. işte devlet tesisleri. yukarıdaki hikâyeyi anlattım.359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. Kravatları. yalan söyledim. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. yüzlerce sivrisinek. Dalkavuklar ödüllerini alsın. varoluşu. yabani manda derisiyle karıştırıyor. O kadar samimiydiler ki. adları bilimadamı olsa da.. bu yaratığa biraz duygu. öğretmen. deyip ovaya koşmak istedim. Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. Bense mahvolmuş durumdayım. Kaymakam. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. trajikmiş. Sabah. Neler oluyor diyen kasabalılar da. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. Ama. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. yazar olamazsınız. Bu küfürlere bozulmuyorum. benim ülkeme yazarlığı. sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. konuşmaya geçildi. pek zarif insanlar kapımı çaldı.. yemek masası içeri taşındı. sevindim. benim ödüllerim. bir mutlu oldum. dediler. yazarları.blogspot. "Çok güzel uyudum. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı. yemek masasındaki hal ve gidişleri.. şu trajediyi... çünkü. tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır. iradesiz. halkın organı. öğretmenleri. arkadaş. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. Etrafa baktım. gülerek. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar.. "pusuyla" değil!. Velhasıl. çini desenleriyle. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim. Kanınız coşkuyla akıyor ise. Bir zaman sonra dayanamadım. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. "Öyle" dedi. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı. mışıl mışıl!" dedim. Kendinden emin hali öldürdü beni. çok yüksek bir yazar olamazsınız. korunmanın imkânı yok.. parti olsa da. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. ceketleri. rahatsız oluyormuş dediler.com 178 . Hem kültürlü. Yine nazikçe kaymakama. sanatçıları olabilmeliydi.. Tekrar yemeğe. umurlarında değil. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan. Birini öldürüyorum. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız. tüm sinekler gelir beni bulur. yakışıklı. Pencereyi açtım. Kanınız coşkulu akmıyorsa. Acıdan kıvranıyorum. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. mühendis. onları ısırmıyor. Halkın organı vahşi. yanımda oturan kaymakam beye.. kitapları. bayıldım vesselam. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın. lafı ağzıma tıkıyorlar. Nihayet yatacağız. zekâ katabileselerdi. Kime soru sorsam. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim.. öbürü geliyor. köşe minderlerindeki süs gibi. Düzgün giyimli. Nerede yatsam.. Benim çok romantik bir kanım var. galeyana gelen kıllı yaratık. hem de şık bu insanları görünce. Nasıl güzel uyudunuz mu.. "çok sivrisinek var" dedi. Yani. ben ne yapabilirim. zekice cevaplar alıyorum. Onlar alışmış. Bu benim elimde değil. Akşam oldu. "Çok sivrisinek var". artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar. bu kadar Yunus Emre. sormayın. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. siz kaybedersiniz!.. İçkiler devlet kesesinden. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. hem nazik. İşçilere emretti. beni gösterip. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim. bunlar! http://genclikcephesi. kitapları.. buradayım. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru.. estetikmiş. dernek olsa da. dedim. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi. Oysa. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi.

milliyetçi bir zihniyet hazırlandı. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. yoksa. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında. mi. Günümüz dış politika yazarları. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. Fransa. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi. bazıları 10. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi. hararetli bir coğ363 rafyada. 1789'dan sonra şövalyeler değil. çünkü. şeklinde önem kazandı. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. bir gün boyunca savaştılar.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. 4-2. bunlar da attan düşmüştü. tüm dış politika teorileri. Savaş teorileri de gelişti. Ya da bir Orta Amerika. Ve bu saatten sonra. çokça bozuluyorlardı. ancak. bu konuyu enine boyuna tartıştılar. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. siyasetsiz. bugünkü molotof kokteyli benzeri. bu füzeler çok başlıklı. etli butlu bir ekonominiz varsa. İngiltere. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi".com 179 .blogspot. Ve nihayet Arn\erika. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. en az 1. Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. ancak. Yani. ağabeyiniz olmalı.000 dediler. dış politika uzmanları. 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi. İlk uçaklarımızı 1. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti. yalnız 2-3 kişi öldü. şehirler vurulmalı. http://genclikcephesi. içine çaput. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi. Ancak. ya da Arnavutluk. yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı. biz Yunanistan'la savaşırsak. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. keşif yerine varmadan denize düşüyor. milli duygularla ortak bir vatan bilinci. buna da imkân yoktur. çünkü yurttaş olmuşlardı. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. havamızdan geçilmiyordu. lise maçları ise 2-2. savaş demedi. bir zamanlar İsviçre. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir.

İşte bir sürü uluslararası konferans. hatta. ilaç. her ne boksalar. telefon nasıl kullanılır. Amerika. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. İngiltere'de mevcut. arabaları satılıyor. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık.. muaşeret dersleri verilir. Çengelli iğne. dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz.. Matematik dersinden çok görgü. hâlâ ambargo altında. hatta romancılar. ilaçları satılıyor.. İkinci örnek İran Devrimi. birincisi Irak. toplantı. Kırk yıla yakın sürdü. hocam ekmek yok yemeye. hatta şairler. Batı karşısında yenildikçe ezildik. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. her program. Yani bir malın hammaddesi Çin'den. Amerika. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. bugün. emriyle oluşturuluyor. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. bu Amerika için iyi bir fırsattı. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. Fransa. acıklı. her proje. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. iletişim. yılma giriyor. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. ütü. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. Mesela. dışarıda kalmak sonumuz olur. uygarlığın. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. ki 18. yasa. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. diye laf atıyordu. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. projesi Almanya'dan. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. benimsetildi. elektronik. partilerimiz. kültürün. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri. bu büyük devasa güç pazarının. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. biz de Nato'nun karakolu.. sinema vs. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. tüm egemenlik sınırları. peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. müeyyide. aman ağabey diyoruz. perişan halleriyle! Bu güç. Yugoslavya. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. dünya otomobil. İkiyüzyıldır aydınlarımız. kibrit. satılması Mısır'a olabiliyor. çataldan söz ediyorsunuz. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. Fransa ki. zavallı.com 180 . bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi. bu akılal-maz silahlar Rusya. Mısır. üretimi Rusya'dan. Çin. vergi. Rusya'nın pes etmekten.blogspot. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. Yeşilçam ne bok yesin. işte böyle yürürler. Herkes reform dersi veriyor.Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. okuldan atılıyorlardı. Fransa yapamıyor. laf atanlar. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. geçinip gidiyoruz. gelin bu sevdadan vazgeçelim. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. Yani. bu büyük nükleer gücün gölgesinde. insan haklarının bekçisi. pazarlanması Fransa'dan. dağılmaktan. bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de.

. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. halk züğürt tesellisi. yangınlar bitmedi. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış. işte meclisiniz. yıkıcı. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. hangi Fransız. şapkalarımızı gösterdik. traji-ko-mik yine de sevinirdi.. dediler. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. Yıktığımızı tamir ettik. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes.. Ve artık. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu.. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. biz neymişiz.. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. yangınları ancak deniz durdururdu. kızlara yalvardık. derneklerde. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı. kendimize saldırmaya başladık. Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki. Gâvura saldıramaymca.. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. Yine insanlarımızı. ana kuzusuydu. Türkçü görüşler. talimli yürüyüşleriyle. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik.. Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı. Çok geçmeden İslâm. çünkü. uluslararası şirketlerin işine yaramış. taş taş üstüne koymayı da öğrendik. ne parlamento! http://genclikcephesi. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. büyük şehirler inşa ettik. 366 Velhasıl. zaten Ankara. camisi kül olup giderdi. parçalayıcı. At-pazarı.364 365 buluyoruz kendimizi.. ırkçı. Adını koyalım: TÜRK . Oysa. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. tahta. hukuk tanımayan. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. reformun tek ve köklü anlamı. sağcı. kurtuldular. İlk gönderdiğimiz kız. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi. Londra'da nehre attı kendini.. sevinçten havaya uçtuk. Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular. çığlıklar attılar. çapulcu. başağrısı geçer mi bilmem. nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar. yalnız kalmayacaksınız. bunun adına da davul yakısı derlermiş. marşlarla. Keçiören. düzen. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. Sonra kimse gitmek istemedi. O kadar kibardılar ki. Alman ülkemizi ziyaret etse. kollarından tutup. tasavvuf. Tüm reformlarımız askerlerin. medyasının bombok bir bataklığa döndüğü. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. sizi koruyan olacak. burada neler oluyor. barkı. birlikte. zenginlerin. İstanbul bitti. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. Neyse. Kalemli'nin kasasına gidiverdi.com 181 . parlamentosunun. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. eski.blogspot. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı. yıkıcı. halkın evi. Ancak. Artık. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler.

güveni. Birden sınıfa sivil polisler girdi.. bombaymış. hayvanların yırtıcı organları alınmış. sigortayı. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı." http://genclikcephesi.. Bir daha görmedim Kasım'ı. neden silahlanır! Neden. bu küçük çocuk. Günlerce uykusuzum.. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri. işsize. baştan savar gibi ve-dalaştım. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. Tamer ve Nihat geldi. Çok sonra anladık ki. Yani. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. kendine. Dönün Avrupa'ya. siyasetçi çıkmadı. bilimmiş. sert yapılı kapkara bir çocuktu. Rıdvan. üstleri başları perişan. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!.. insanoğlunun da ilk refleksi. gönül. görüyoruz. kardeş diyecek..İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. Kasım bir gün aşık olmuştu. Ne demek Kerküklü olmak. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. İrak'ta idam edilmiş. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı. ırkını yokettiği. şairimiz. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında. yokediyordu? Cevabı. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. Batı'ya bakın. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. kaç gündür uykusuzum. Ama bu sefer. artık sevgiyi. Bugün bu rezil halimizi görünce. uysallaş-tırılmış. Yüzyılımızın son perdesini. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. sonunda. köpeklerine yatırıyorlar. çocuklarına sarılmaktır. ne kadar sahte bir dilmiş. üç kız çocuğu. Kasım'ı götürdüler. Yoksula. dost. birbirlerine asla güvenmez. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. hukuğu. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik. ne güzel dik dik bakardı. gelmeyecektir. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı. tüm paralarını polis coplarına.blogspot. dost. çıkmıyor. döndü dolaştı. kardeş. camlar kırık. şehir kültürünü. bize düşen. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı.. yıkıyor.. Biz de öyle. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. bir küçük zavallı hayvan. soğuk. sahipsize. kendim kurtarmak için!.. kediyi bırakmıyor. teknikmiş. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. etraflıca bilemezdim. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. kardeş demiş. Ne güzel çay içerdi.com 182 . 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. Kedi. bu güçle ne Fransa. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi. hayvanın da. edebiyatmış. şefkati. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir. sesi çıkan olursa. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. can. milyonlarca hayvan akıl hastası. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. artık herkes bir hayvana sarılıyor. Yenimahalle'de bir eve girdim. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. yazarımız. insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. Deli gibi uykum var. Nöbetten döndüm. dışarıdan bir saldırı geldiğinde.. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı. ruh hastası kedilerde arıyoruz. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". silahlanmak. ısınmak. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor. bir reformcu. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. sadrazamlara. Moğollar parçalıyor.

Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı. Çeçenistan. deyiver. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. sıkılmış portakal. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye.. peşinden Afganistan. 370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim.. Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu. çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu. ya da. "Abi ne olursun kalk. senin konuşmalarına doyamıyorum. istediğin kadar bana ne. Göklerde bulutlar eridi. Askerde bir gün bir ay gibi. En öndeyim. hafızasını kaybetmiş Avrupa. Ölüm haberi geldi. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip.blogspot. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. Binlerce Bosnalı'ya ufacık. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu.. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. ertesi gün Rıdvan'ı da. Bosnalı kızlar hoş kokulu. topuna birden üzüldük.. IHH. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. şehit oldular. kapkara. bir bir gitti arkadaşlar. savaş düşünme. Bu vatan borcu. Otobüse bindim. gazetenin manşetinde üçünün de resmi. helva.. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni.. rahatsız etmeyelim". gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. "Hadi ağabey sen yat. Nihat'ı da unuttum. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi. gidiyoruz. bir gün daha rafadan yumurta... arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. Teskereye bir gün kalmıştı. yazıyordu.. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. http://genclikcephesi. Monaco prensesi Caroline'e. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. börek yemeleri için. borçlu hissediyorsunuz. Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. tadımlık sofralar hazırlamak için. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı. birkaç laf et bizimle. Fidel Castro'ya. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize. Muhammed Ali'ye." Sonra halimi görüp. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş. Bosnalılar. çok uykusuzum. birkaç gün sustuk. sert. o mantığı o insanlar orada. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık. suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. acımasız insanlar oluverdik. sonu gelmeyen çığlıklar içinde. Türkiye halkının kan ağladığı. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. Bosna'ya giden bir genci. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu.com 183 . toplumsal sorumluluk değil... dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı.Konuşacak halim yok. yüreğimiz yırtıldı. Bosna.

siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. top mermisi ağaca isabet ediyor.. Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. Bu genç adam.. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan.. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız. lâik olun. zavallı insanlığa inat. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu. solcu.. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım. başta Bosna. Hangi gazeteci Bosna'dan dönse.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu. Fransa'nın fularlı en-telleri. vicdanın vatanı yoktur. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek. ama. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. Türkiye üzerinden. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya.. Adını Hakan'dan duymuştum. Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi. Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor. böğürterek. reklamı sevmedi. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi. solcu. kılıç darbeleriyle uzun uzun. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü. hukuk inanır. en zor günlerinde Çe-çenistan. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu. benim de elimden bu geliyor" dedi.. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları.. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı. dünya görüşlerine saldır. IHH. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı.blogspot. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. kahroluyorum. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı. tek bir satır yaz373 inadınız. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. bildikleri tek şey: IHH. Bosna. asırlar geçse. "Her akşam seyrediyorum. yiyecek. Saldıracaksan Refah'a saldır. Vicdan... O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım.. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. dağlar yıkıldı. Kendini afişe etmedi. altın kalpli birkaç adam. Bir hafta kadar önce gazetede duydum.. orada umut oldu. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. sağcı. Büyük filozoflar zariflik için.com 184 . Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler. "İyi de müşteriden buna ne?" de-.. sağcı.. bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız. Doğu Türkistan. Iz-zetbegoviç anlatıyor. 372 dim. Bosnalılar Türkiye dediklerinde.. holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. sürünen. ben inanmam. pankart asmadı. Tanımıyorum. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından.. İşte bunu bana kimse inandıramaz. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır.

Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!. Yazarı Mesut Remzi. 1908 sonrasında. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir.O günlerde Hakan. hem kararmışlarını yiyor. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. Sevgili Bülent. bal. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. bitki-insan. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. Beyrut'tan gönderiyor. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor.. Japon hurması" biçiminde yer almakta. Sizler.. İçel'de yetiştirilir. kara. kara-kara. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz. IHH. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. Türkiye'de Trakya.. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor. Bosna'ya değil. pirinç dağıtıyor.. Doğu Karadeniz ve Hatay. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması. Size ikram edecek.. http://genclikcephesi. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!. ufağı.com 185 . İsmail Hakkı Baltacıoğlu. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor. Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin. Halk paniğe. Kehikeç dergisinde. Zagrep'ten anlatıyor.. Onun da yazısının kaynağı. Sevgili Bülent geçmiş olsun. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. teneke teneke zeytinyağ. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. fındık büyüklüğünde. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor. biri elma büyüklüğünde turuncu. Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum.. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki). hakkında başka bilgimiz yok. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. şeker. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi. Çeçenistan'a. un. Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor. lütfen. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. aynı yüreğin çocuklarıyız. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen.blogspot. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan.. diğeri küçük. diye ikram ediyor. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. bir daha geçmiş olsun diyorum. Ne yapabiliriz. sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince. ama aynı toprağın. ziraat. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış. Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak.

bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter).840. muhallebisi yapılır. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. Karahurma. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur. elma büyüklüğünde.465.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. dilimizi kamaştıran. sonra vazgeçilmiş. İşte sevgili okuyucu. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. Ekonomik değeri olan da budur. dilimi.234 ton. 24 tondur. Tomurcuk halindeki çiçek. pepeçura. Taze iken. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. Güney Fransa ve İtalya'da. çekirdekli-çekirdeksiz. Trabzonlular bu hurmayı. taamları kekredir. yüzümüze.620. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma.000 ve üretimi on bin tondur. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken.797. ki asıl Trabzon hurması budur. 1. ikincisi 376 makbuldür. ne zamandır size tanıştırmak istediğim. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. 829 ton. Yahudi hurması.blogspot. Balkanlar'da. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez. Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. Kurutulup kompostosu yapılır. Hatay'da 218. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir. o meşhur çocukluğumuzun hurması. İçel'de 43. yaş ilerledikçe. Eğin'de bilinir.com 186 . Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman. Trabzon hurmaları ise aksi. bu küçük hanımefendi. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. narin. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. meyve vermeyen 120. özetliyorum. bugün ağaç sayısı. Maraş'ta 43. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş. içi. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. Ağzımı. Trabzon'da 3. Trabzon hurması. Armut ve şeftali ağaçları. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta. nişasta veya mısır unuyla. daha seyrek olarak Tortum. üretim 4. kabız bir lezzet hasıl eder. 590 ton iken.148 ton. Dil ucunu gıcıklatıcı. Ordu'da 30. meyve veren 375 bin. Bir miktarı taze sarf olunur.114 ağaç. damağımı aptallaştıran tadıykı. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. bu turuncu elbiseli. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. Taze iken sarf edilir-lerse. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti. Toplam ağaç sayısı. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. iki çeşidi vardır. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. damağa yapışır. damağımızda masallaşı-yor. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor. taamları leziz olur. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması.

dilimizin altındadır. bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. McDonald's köftesi gibi. Tadı tiz.Çocukluğum için bir bayrak. turunç ve ayva. Deniz Baykal. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak. ruhsuz. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava. biri tuz. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. göl-gesiz. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. en hassas teli. Ferhan Şensoy kitle tüketimi.blogspot. dondurulmuş bir trajedi. tutkusunu. Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. üstüne önce. tava aynı tava. Mesut Yılmaz. Hayat öyle renksizleşti ki. kızılcık. Sadri Alışık. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. acımasız bize öğreten. yüzlerce manken.hilmeden.. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi. diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur. uğursuz. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. barbunyaları. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları. bize akraba. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. bulaşıyorlar. su aynı su. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir. ağzımızın tadı. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı. tabiatın meyveleri artık. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. kutsal bir makam vermedi. tadını. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir.. hangimizi zevkten delirtmez. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır. ağabey. Ağzımıza en güzel meyve dokunur. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. ama. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize... lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor. müzikten. Dalında yarılırken çatırtısı narın. bir korsan bayrağı yapmak istersem. tadı dürüst. meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara. bağırarak. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor. henüz insanlık yüce.. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış. dilin valsidir.. Dokunmanın en ince. Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler. Reha Muhtar. ağrısız.. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri. hamur aynı hamur. neşesiz. meşrubatları. yüzlerce çiklet. kardeş. aşkın. ya şekerli! Oysa. Şener Şen. karton yüzlü şeyler olup. duygusunu. Orhan Boran.. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. hepsi kişiliksiz. hurmanın resmini yaparım! Sonra. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama.. Tansu Çiller.. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder. bize neşenin. şaşırtıcı güzellikte. böğürtlen. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. dudağımıza. yağ aynı yağ. şeker aynı şeker. vişne. bedenler. bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. ya tuzlu. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil.com 187 . Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar. ekşi üzüm. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın.

Beni de. Türk ırkı dokunmadan. dudaklarımız tadından çatlamıyor.blogspot. dokunamadım.. çocuk kalbinin rüyası-dır. Mersin'in. Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. ince çiçekli. çölde duadan. kalbimde. içinde bir tane. Akdeniz'in. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. uğursuz tatlarla. bir müddet sallandım. bu o erik mi diye kaldırıp. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. memleketi Rize'ye. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları. yumuşak. biraz ortadan sürün. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. bilmiyorum. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. çiğneyecek.. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş. "Ben size gösteririm" dedi. irice erik gördüm. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. beynimiz kamaşıyor! Ah..öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık. Bu kokulu bahçede. Bu yüzden." Kâbemiz. Yerden onu alırken görürler diye. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. O erik! Kafama ani bir tokat indi. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. bir tekme atar. eriği bulmanın heyecanıyla. Ezmeyin eriği. paketlenir. kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. "Bırak lan o pis şeyi!". ilkokul. bir gün büyürsünüz. Bana vuran adam da uzaklaştı. çocukluğumuzun o savurgan. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. yakarıştan başka ne vardır. Bu yüzden. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana.com 188 . ben onlara gösterebiliyor muyum. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. bülbül sözlü. hemen ağacın altında kasalanır. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur. böyle taşkın olmayı.. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. tekerlek izlerinden. Gül yüzlü. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. upuzun yolun adımlarını karıştırır. baktım. nar. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz. İzmarit topladığımı gören olursa. Derken. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. ormanların. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. İçimden bir ses. dudaklarımız kamaşmıyor tadından. bacaklarımın arasına aldım. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde. kıstırılmış. Gözüm hâlâ o erikte. \ 381 http://genclikcephesi. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. öbür taraftan sürün. kiraz. bir iki. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde. enseme vurur. coşturan. Eriği. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. Gitti. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. arabaların altına. Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. kızılcık bir dudağı bize önce. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. ateşli. Şövalyenin zırhı pembe. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah. soylu. çünkü oraya oturulmaz. Arabalar çiğnedi. deşince çocukluğumu. Eriği. hızlarından ödüm kopuyor. eriğe kıyamam. beynimiz çatlıyor. size bir tek kez. ne olur. Ama. İzmaritleri kiliseye teslim ettim. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. sımsıcak! O bir dişilik tadında. nereden öğrendim. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar. yaşlanmaz. beni dinleyen olmadı. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. korktum. derimizin nabzını düzenleyen. dünya nimetleridir. Ancak. bahçelerin.

ülkemizdeki suçların zenginliği. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. yorgun sesine rağmen. çalınıp. CHP'nin İSKİ. Ancak. yapış yapış. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. isyancı yanımla. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. şehitlerimiz için mevlitler okuyan.blogspot. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. Parti. ikinci aşamadayız. Kardeşlerimin dudakları. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için. acılarını. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. demokrasiye.. hacmi vardır. o gün bugün kodeslerde çürümekte. suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. en tatlı sırlar hâlâ bende. ama. Ah. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. Tanrı'nın meyvelerine. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin. çünkü artık ekmek. Birinci aşama tamamlandı. soslarını. İtalyan mafyası. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. beyaz. büyük kalabalıkların onu tutması. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum. Ben.. yaşayabilmesi için. itilmiş. Çünkü suçun da bir sınırı. suç hâlâ. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli. yani. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. Refah'm akbil. İtalyan orta sınıfının sade. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. çakal gibi çullanırken. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. Şimdi. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç.com 189 . tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. en ürkek kuşların. makarnanın çorak kültürel ortamından. benimsemesi gerekir. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. küçük hanımefendi! Burada. turuncu elbiseli. yıkıcı. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. hareketli. sakin. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin.. beni de hapislerde çürütecek.\\ Koparılıp. Tanrı'nın kolları gibidir. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. bu sade. Onlar için umutsuz bir savaş. Mesela. hepsi bu ülkenin çocukları. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. ilahiler söyleyen. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. bu. hayatın lezzetini. o gün bugün. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. Bir suçun. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. Demirel'in Ilksan. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. en cılız yıldızların. usûl usûl yaşlanırken. sakin besini makarnadır. DYP ve http://genclikcephesi. ballanmış Trabzon hurması. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. Değil parmak izlerini. nereden kestin yolumu! Biliyorum. Mecalsiz kalbi.

çıldırmış. merkeze toplanma. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken. merkez sağ. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları. benzer manyak sosyologların. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası.... Bu da doğru. Türkçe meali: Herkes herkesin .ötüne koyduğuna göre.. Biri koruma. işadamının egemenlik sahası içindedir. aynı yoksul garsonun. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş. Çünkü. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da . gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı. vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş. (Ünlü işadamları.) http://genclikcephesi. legal şirketler kurup. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir. işadamının elinden alan politikacı. Bunun en güzel örneği. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla.ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır. çakallarla kapitalistlerin birliğidir. işte bu ulusal birliktir.blogspot. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar. sel felaketini büyük bir umutla. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. fidyeciler. halkı oy davarı haline getirip. Bir yoksul garsonun. kaplan gibi hayvanların bugüne değin. Doğru. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. Büyük loknlaları bir defada hızlı. hızla toplumun en üstüne çıkıp. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. güvenlik rolünü oynar. Ancak. Banka. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. depremi. mağaza soyguncuları. Bir de cins psikiyatrlar vardı.com 190 .ötüne koyayım. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları). ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı. iş dünyamız için güven verdi. çünkü ertesi gün.. hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. yardımcı. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar.. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla. diğeri klasik sömürüsüne devam eder. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi. Basın tarihimizde bir tek gün. en çok ağızlarının içine bakarlar. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır.. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. İkinci iddia. Çeki.. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. Ulus-devlet. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. ayı. gazetelerde. müjdeyle bekler. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir. cinnet getirmiş. ortak." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla.

böyle memleket olur mu.Suçluların. Şimdi. Allah razı olsun derlerdi. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. Gerçek o ki. boyası dökük. Bu kadınları. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. Çalıp kaçan memnun. kuruntularını. Türk solu da. özgürlüğe. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. başkaldıran. kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. sokağa ve hayata çağırdı. okulda. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. İnsan hakları gibi. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. siyasi zekânın. ölmüş. yani burjuvayı tokatlayıp. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. umumi helada. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. abla. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. yırtık. evcil. Sol bunun şiirlerini yazdı. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. geveze. makarnacılarımız artık solculardır. değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. Ve sonunda. pencerenin. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. tek bireyi kalmamıştır. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. isyancı olan çakallardır. http://genclikcephesi. şekere saldırmaktır! Yani. avantür bir suçluyu. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. kovalamacüık oynayan. Çakalların. soyut bir özgürlük konuşan. Şimdi. yeni tanıştığımız insan. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar. Daha iki gün dolmadı. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar.. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. bohça gibi elbiseleriyle. cafelere. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. 387 yalvaranlar. daldaşşak lafa giriyor. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. Aksine. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. amca. komşuda. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip. gerçek siyaset yapıyor. muhafazakâr. tekstil atelyelerine doluştular. çakalların. Bilmiş. içler acısı. kısır. Bu denli vıdı vıdı. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. avantür suçlular milletvekili oldu. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. banka soyarken. ürkütü-386 yordu. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. almayalım mı. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi. Henüz yirmi yıl önce. Şimdi. alalım mı. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara. gerçekliğin dilinden konuşuyor. ukala. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. barda. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. durdu. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. masaya oturur oturmaz. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. radikalizm. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor. evde kalmış can sıkıntılarını. yamalı.blogspot. teyze. kuşak dayanışması. evcil. aslında. Yalvarırlardı. Basit bir çakalı. Bugün. toz toprak içindeydi. Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. Çakallar. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. şimdi. usulca birbirlerini süzer dikkatli. pişmanlıklarını. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. O ülke. geri kalmıştı. üçüncü dünya ülkesiydi. arkasındaki polis de memnun. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. tekke solcusu.. Türk solu. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. şöhret oluyorlar. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. Ağlarlardı boyunları bükük. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. Hırsız-larmki de mükemmel. polis arabaları da mükemmel. kahvede. Şimdi.com 191 . bizde laf boldu.

Umumiyetle geyik av-larmış. KONANÇ: Dedeleri. Geleneksel toplumlarda. http://genclikcephesi. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar. KOYUNOGLU: 19. hem Leyla. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta. anneyi. Mecnun da. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. 388 Yüzyıllardır halkımız. Leyla'nın güzelliği de neymiş. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. Biz falancıoğullarmdanız. soyluluk unvanıdır.Oturmak için bir masaya. çölde tek başına öldürür. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. bacakları. sinirden. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor... babayı düşünmez. Neymiş efendim. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. neden bir şeyleri sevmiyoruz. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. Anlatıldığına göre memur. geride bıraktığı. davranışlarını. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. vurup. babasını üzüntüden öldürür. hem en kalabalık mekânları seçeriz. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. Yurdum insanının karakterini. övünülür.Ü.. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini. niçin küskünüz. soyadları. duygularını şekillendirmede. Bu zat. sende mi adam oldun?" demiş. Sine-i millete. Bakın. hem de babası. yeni gelene de. sevgiliyi. her dediğini yaptıran. Leyla'yı yüzüstü bırakır. annesini. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış. dergisinden aldım. sevdiği kızı. delirtir kendini!. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. gözyaşından. kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. Fak.blogspot. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş.. Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. Edeb. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor. Mecnun. Çevrede kaşıkçı. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken. biz yazarların inmesi lazım. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. Başta ben. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım... ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. incecik kuşkonmaz yüzlü. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş. kaşık. çok şey öğrendim. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta. Çöllerde kendini yiyip bitirir. kollan. Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak.. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor. milletvekilleri değil. yorumlayamamıştır. Neye kızgınız. hem annesi. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir. hem de oturur oturmaz. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş.com 192 . kitapla bu aşkı anlayamazsınız. kitapla değiştirmek mümkün değildir.

" ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. Trabzon'dan bir davet almıyorum.com 193 . VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş. "Orası.. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım. aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. Komutam bir gün der ki. büyüdüğüm şehirden. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı. benimle tanışmak istiyormuş. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. Sezik. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. yorgunluğumu bahane edip. beğenmiş koymuştur. sezgisi kuvvetli demektir. Senin kuştan farkın yok. dedem de kabul etmiş. benim memleketim. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. sebebi ne" diye sormuş. Bir yolcu. dedim. ileri derecede Türkçe biliyor.. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş. Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. nüfus memuru listeden seçip vermiş. açarmış. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. Sanki bir kuş gibi uçuyordun. o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel. TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. işte böyle. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. telefon numarasını bırakmış. Yazılarımı okuyor.*anlayan anlamına gelir. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır. O zaman dedem "buradayım" demiş. Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok.." Neyse. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş. hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım..blogspot. Yukımo'yla tanıştık. geniş ve çok kültürlü bir insan. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin. ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. "Amca seni hep burada görüyorum. Temelli buradayım. Japonya üzerine çok şey öğrendim. ne lakaptır. burada var oldum" demiş. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum. Babamın kendisi seçmiş.. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş. Nüfus memuru köye geldiğinde. Derken.. biri Demirci'den sonra ikinci adam.." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. ne kadar mutlu oldum. Her şeyi çabuk sezen. dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. Nüfus memuru. neden doğduğum. söyleyemem". ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş.

gelişigüzel yazı yazabilmesi. diye endişeli tartışmalar yaptılar! . elinden maaş alan ins. yazı nın ruhuna vakıf olmadan. mitingler vardı.Modern toplumda yazarlığın. diğeri de gelir. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. projeyle. artık. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor. önüne gelen herkesin. 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. ona karşı gelmesi zordur. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. ftın boynu büküktür. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. bizim ahlağımızla birleştirelim. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. ahlâklı büyük yazarlar vardı. hiçbirinde yolsuzluk. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri. konuşarak tartışarak. dergiye. meydanlara fırlamıştır. birini aldık mı. matbuat. Şimdi yazarlar yok. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir. gazeteye. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. düşünceyle. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. Oysa. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. matbuatın varoluşu. Kâğıt. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı.. halkın hem otoriteden korkusunu. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. insanoğlunun bu en büyük meşalesi. yazı yazmayı bilsin bilmesin. Bu hüsran. yazı. yazının insan elinden çıkıp. siyasi karşı bir tezle. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. çünkü büyük holdingler. tartışmaya. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. her tartışma programında vardılar. paneller. 70'li. sıcaklığını görüp. tartışmak mümkün değildir. ahlâki bir direniş. abdestsiz. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk. bilinç. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. yani. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. 90'lı yıllarda değil patron. tiraj düşerdi. Gazete. bilinçle. tam tersi olmuş. dergi ve kültür. büyük gazeteler var. aydınlar.. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. dediler. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. geride kalan 35 milyonluk seçmen. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. kültür. yazıya. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar.alıkları. Yazar. artık tarihe karışmış. Bugünden baktığımızda. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. bunu halka yaymasından korktular. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. bakanlıklar yaptılar. Ve üstüne. matbaa geldi. http://genclikcephesi. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. toplumların önünü açmıştır. büyük promosyonlar var! Yazıya. Batı'nm tekniğini alalım. yazı bitmiş. hırsızlık yoktu. j Aynen öyle oldu. 80'li yıllarda muhasebeden. buna rağmen otuz bin oy alamadılar. kültüre. önce "anlağını" getirmeliydik. usta-çırak terbiyesi almadan.com 194 . romana. Velhasıl cenabet insanların. tiyatrolar. edebiyatla. halkevleri. makineye girdiğini. kâğıt. tiyatroya. ahlâk gelmedi. Patronun yüzünü. Bunun modern anlamı.blogspot. gazeteye. yazı.

"çak" deyip. ağabey şurada duralım. sonra.. kasabalarda halktan insanlar.. Dururken. yoksul Anadolu'nun tam göbeği. gülüşürken ayrıldık.aydınlarımız tam tersini düşünmüş. Anadolu'nun tam ortasmdadır. dedi. Köylü delikanlı geride kaldı. aldık.!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar. insana saygı. halk ozanıdır. İyi düşün. önce ben güldüm. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz. dedim. arkadan inip ön camın önüne geldi.com 195 . görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. Seçimlerde kime oy verdin. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe.". ben önde. matbaaya adım atmadan önce. makineleri. dedi. beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş. Birkaç dakika sustu. ve sonra: "Komünist geldi. topluma saygı. Melih Aşık gibi samimi. Karayağız. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır. çağırmazsa varma gönül. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. götürdük. Serdar Turgut gibi yılışık. komünist nasıl oluyormuş. böcek yok. diye. peki bir komünist görmek ister misin. Yolda. o. havada eline vurdum. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu. hukuka saygı.. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu. şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. her şeyden önce. dedi... görmek isteyenler. toplumu dönüştürmek isteyenler. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. Bir kasabaya okul açmak için gider. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu. 17. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi. gidek. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. Okul açmak için. işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. Onu aldığımız yerde ot yok. bir gazeteye muhabir olmadan önce.. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı. genç bir delikanlı el kaldırdı." Tuncay da ben de güldük. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi. köylü delikanlı.. sonuç hüsrandır! Rotatifleri. aynı yollara. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. Aşık Veysel mi. cambazlar gelir. Bir-iki dakika düşündü. dedi. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı. okulda komünist hocalar varmış.blogspot. dedim. sonra. "Ağabey. tanıyamadım ağabey. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı. dedim. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim. Duygu Asena gibi cahil. iyice bak bize. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. bilgisayarları. aşıktır.. kasaba kasaba dolaşır. yalnız tekniği alalım demişlerdi. ağaç yok. anlağını isteyin.. Batı'ya geri gönderin. "Bizim köyde anlatıyorlar.

Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş.. soğukta taşla-şıp. seni sevmezse. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar.. fare istilası önlenemiyor. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. her boku yemeyin. bağlanıp da durmadı bu toprakta. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken. tarihe karıştılar. Hikmet Birand ağlarcasma. yüzlerce fare istila etmiş. Genç bir tilki. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler. Ancak. köylü tohumu atıp kaçmış. diye. Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce. göbek atan sağcı. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. Aydınlar. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". Aslında hardal daha çok para eder. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister. bağlanıp da durma gönül. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen. örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. Yine canı yanar. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor. Köylüler arasında anlatılır. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. beyaz mermer taşın üstüne koyup.. çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak. Tilki. boku. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. Yavşan bozkırı. buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş. \ Yemyeşil bahar.. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran. O boku yemeyin. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. fareler tarlaları kelleştirmiş.com 196 . it gevene bir kere sıçar. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand. geven. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi.Ne ulaşılmaz. sorar: "Babacığım. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. bu boku yemeyin. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler... traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. yabani ot gibi görülür. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. ya da en etkili yöntem. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel. ama buralarda sanayisi yok. Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın.blogspot. diye. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. öyle yedirecekler bu köylülere. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu... Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil. Her seçim. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor. bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur. çalışmıyoruz! Yol uzuyor.

Kaçkar. anne kuzusu çocukların . bulutların yaygarası.com 197 .. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış. dünyaca ünlü yazar. rüzgârda kırılırken. Toroslar. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe. İlgaz. Ya da sür. bir eşek nasıl böyle dövülür. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta. şu incecik otların yanıbaşma. Bir daha bakalım. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. bizlerin ise güneşidir.. karikatür çizmeyelim. su üstüne çıkıp yüzecek. Bura da.. pudra pudra lekelere. böceğiyle. Şu cümbüşlü yağmuru. milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu. zavallı. Öyle kurak.ötüne cop sokmayı. çıplak dağ-/ ların toprağı. toz toz... gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz. halk gülüyormuş. eğleniyorlarmış. göklerin suyunu sıkacak! Takır. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz.. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. bir de biz sıçalım Tuncay!. taşı. cinsel organlarımız. Sabah erkenden kalkıp. Elias Canetti. cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası. Aşık Veysel söylüyor. çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım. cip cip diye başlayan yağmur taneleri. iki küçük serçe.. Erciyes. kitap. tohumlar tombulla-şacak.. Elias Canetti. Tanrı. diye kendi kendini yer. gazeteler.. o gece uyuyamıyor. artık acımadım ona" der. Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı. zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp.. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük.. 399 . "Sopadan kalın organını görünce. Çiçeklenmeden. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği.. onların eşeği. dünkü sopadan daha kalındır organı.. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak. bir deri bir kemik. ince ince yağmurun sesini görmeden. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. öyle sıcak ki toprağın üstü. yazı. zincire vurulmuş. lüzumsuz her http://genclikcephesi. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim. kafesteki canavarlar gibi. kopartalım.. Fazla da üzmeyelim kendimizi. simli kanadı. aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için.Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. çamaşır sıkar gibi bulutların.. Ve birazdan yağmur dinecek. Sopayı eşeğe indirdikçe. kabartıp. Birden. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları. minik çukura gömülecek. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp.. eşek ağlıyor. derisi dökülmüş. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi.. kelebeğin pırıltılı. Uludağ. Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz. sıkıntılı kuru sıcağı. eşeğin peşine düşer.iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik. kuru çalı dikenleri önüne katacak. yüzbinlerce küçük otu. yol sonsuza dek uzuyor..blogspot. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. Şu incecik yapraklı dergiler. ihtişamıyla. tukur kuru toprakta. Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler.

şeref orospusu. sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için.blogspot. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini. diyorlar! Kâğıt. sivilleri coplatmadan. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız". MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip. "Devletin teminatıyız" gibi. vs. partisini. hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. şeref israfçısı.) Ülkenin kaderiyle. istikbalini. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. Adriyatik'ten Çin Denizi. yetimlerin. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel.com 198 . hırsızları genel müdür. Kafkasya'ya. bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. Sırp televizyonunun komik şovmenleri. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir. top. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine. gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. hiç kâğıt oyunu oynamazdı. Balkanlar'a. ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". öksüzlerin. halkın kaderiyle oynayarak giderirler. bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler. bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. gencecik çocukların. özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. tek bir partiye. lafını ettikçe. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye. bilardo. açların. her konuda kullanan. insan hakları. sabah.) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış.yerde. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi. bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. akşam. hırsızlara kol kanat germeden. mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde. sözünü.

çocuklara. ama vardır. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker. ibneye. mutlu musunuz. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . bununla dahi yetinmeyip. ben namusluyum. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. hem onların paralarını biz verelim. ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor. bir gün olsun. http://genclikcephesi. MİT'in icadı garip. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür". "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? . burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi..ker de döndürür. Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür.) Mahkemeye saygı gösteren. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. Susurluk'un. savunma hakkına saygı gösteren. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde. "Halk yığınları. kurama güvenmeden. biz. bahara. şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". demokrasiden halkı. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. halk yığınlarının oylarım yok eder. ülkemizde özerk. evini. dediklerinde... kovup. ahlâk. Halka. Manisa ve Göktepe davalarında.. namus." Üstelik bugün durum değişti. hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. ben memleketi çok severim demeden.tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi.. arabasını. holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. halkın oyunu alıp. politik çıkarları gereği.blogspot. derin devletin. milli menfaat gibi palavralara rağmen." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. 19 yıl ceza alıyorlar. Demirel'in. yine de bizi eziyorsunuz. medyanın. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi. ya da devlet memuru. her Allah'ın günü ben vatan satmam.. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde. insanlara. üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. yazlığını. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. insandan korkmadan. herkesin ben ahlâklıyım.korkmadan. aydına. polis. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz. medeniyetten korkmadan.com 199 .

ölünceye dek bol keseden namus. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. neşe. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü. ahlâk sattılar. çok yaşamış.. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor. kırk yılm üstünde yazı yazmıştır. bir taşa korum. adap.. milli ahlâkları vardı. projeleri. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak. bazı tarihçiler de. şekil. Tokat. arkadaş. düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı. Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi.. mesut değilsiniz. "kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır.com 200 . Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi. Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam. Diyalogun sonunda. daireler^ olan zengin gençleri gördüler. vatan vardı. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. onlarda kuru inanç vardı. Köy yiğitleriydi. hayat. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. fikirleri. Çorum.. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler. Çankırı. kafa yapısı.. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e. yoksulluklarını.. bu sükûnet. oturma." Vatan gazetesi yazarı. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla. sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. dünya. Ancak. Saban-cı'da para onlarda ahlâk. değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. insan.... o korkunç vebali. Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı. arabaları. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır..blogspot. bol keseden "idealizm" vardı.Yüzlerine bir an olsun baktığınızda. bol/keseden "maneviyat".. insan hayata bir kere gelir. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi. Tarihçiler.. Saban-cı'da para. namusu. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu.. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak." 68'liler. leventlerdi bunlar. bir işe yaramamak. Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur.. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. Ancak. http://genclikcephesi. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar. hakkı. Yozgat. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır. meclise girince. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde... Aklımız hakim olursa. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. macera.. çocuk. üslup. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler.

basitinden.. ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk. Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini. halk kitlelerini Çorum'da. ona bu kendini geliştirme. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın.. Ve "Kendim kurban olmaktansa. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. hangi köyde. Önceki gün Özal'm. modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece. onurun. bunun ötesinde. dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. kurusundan.iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. cellatlık da olsa. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. dün Refah'ın. iktisadi. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya". önce kendine inandırması.. ülkesi.blogspot. vatanı. bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. zenginlik.. hangi delikte olurlarsa olsunlar.. ucuzundan. olmayan namusu. bu orospu. kendini önemli sayma yollarının en yaygını. Tokat'ta. ülkesi. girişimcilik. dünyanın anlamım. Çünkü. medyası.. vatan.. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel. Yoksul. bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der. bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır. ahlâk. Çankırı'da. zihinsel. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi.. büyük. en basit kendini gösterme.com 201 .. Burada bekliyoruz. proje.. zekâ. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki. Önceki gün Özal'ı. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev. kısır. vatanı. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım. basit hayatlarını.. anasını . insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!. anlağın. velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. bulamayınca da. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak. çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu. dün Fazilet'i.. barbarlar şehri. en ucuz. bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. kendini topluma ispatlama. kendisini. düşünsel. kendisi. siyaseti işgal edip. kutsal." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . hayata gelişini.404 405 Çavuş Medroso. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde. Çakallar. olmayan ahlâkla. yüz üniversite. olmayan şerefi. çaresiz.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar. battallar.. namus..

İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. Pembe. Bursa olmak üzere. katışıksız bir Türk büyüğü." Yani. Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. nadir. Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. kırbaçlarla dövüyor ki. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında. tembel. Şimendifer. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. kolonya dökülürken berberinde yapmıştı. Kaynağı bilinmeyen bir servetle. Dizlerine kapanmalıyım. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş. Amerikan filmlerinde eskiden. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese. Beyaz Köşk. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. Yahya Kemal'in şiirlerinden. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı.. burnu neden büyük.. Kölelerine talimatlar veren. pembe. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var.. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. pudralı resmine iyice bakın. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. Pembe Sera. Yeşil Sera. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. bu büyük açıklamayı. soylu kılıcıyla savaş veren. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım. Sarı Köşk.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. utancımızdan. kralları. havai bir zevk düşkünü. uyuşuk. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş.blogspot. müzisyen mi. Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı. vapur gibi http://genclikcephesi. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş. şair mi. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan. kahve içmek. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. İstanbul'a sarılmak. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. sarı köşklerde parasını verip. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. tir tir titriyoruz. rakı içmek. Bir defasında. Eski zamanların.com 202 . yeraltı saraylarının. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". Başta İstanbul. adı: Turing Kulüp. onun ruhuna girmek.

bunu başarır. hiçbir kimse veya organ. medyanın büyük katkısıyla. diğeri Türk Hava Kurumu. yağsız. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. Ampul. kulüp. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin.com 203 . tüpgazsız bir hayat yaşarken.blogspot. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. Kulüp aslında. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı. Hazineye. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. mirasın içine eden. ananın mı köşk. otomobiller çoğalacak. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. çizgisini öğretmeye koyuldular. pembe köşk. maliye bakanlığına gitmesi gereken. 70'li yıllardan sonra. bir de. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. tüpgaz kuyruklarında. hayvanlar ölecek. http://genclikcephesi. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. yazısını. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. Onlar gibi istanbul sevdalısı. gülünç. biri Türkiye Kızılay Derneği. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır. kahve höpürdetiyor. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. "halktan" iğrenmeyi. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde. Çamlıca köşk. 410 Ancak. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. sefa sürüyor beyler. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. müziğin. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. Saray köşk. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı. bir nevi araç pasaportu. imtiyazlı bir duruma yükselir. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. atlı arabaların hayvanları öldükçe. Bir basit dernek. briç oy nuyor. Ancak. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer. Çelik Gülersoy. nasıl olduysa. Devlet. benzinsiz. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. Turing Kulübü. ancak. boş. yeni bir düzene kavuşturularak. onbinlerce insan. Yasada iki istisna vardır. otomobillerden çoktur. mecliste dahi yakacak yakıtı. aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. halkmış gibi. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. Atlı Spor Kulübü. Başardılar da. 1981 yılında bir milyar liradır. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. Kendi ifadesiyle. 411 Ve biz yoksul halk. Turing Kulüp.

değişen bir şey olmamıştır. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. şeması değiştirilmiş. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. http://genclikcephesi. laf arasında. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. ayaktakımı. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. Gümrük Tekel Bakanlığı. renkli sarayların dıştan albenili sarı. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. Yine. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. Cumhuriyet gazetesinde. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı. meyhanecilik. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. pembeye boyanıp. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. ne kadarı kayboldu kimse bilmez. bazı savcılıklar soruşturma açmış. sonunda. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. Maliye Bakanlığı. burası Türkiye. usulsüzlük ki. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. şekli. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. Içoğlu. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. pembe. efendiler içeri. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor. sarıya. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. turizme. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. Tahsiline destek olur. dışı uyumsuz. tarihsel yanlışlarla. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. bu paralar nereye gidiyor. avam. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil. çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı.blogspot. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. yolsuzluklar ki. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. Kim söylüyor bunları. usta ve büyük romantik çizeri. lokantacılık. Artık. ki. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış.com 204 . Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. Gülersoy." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. süse ve dekoratif görüntüye.

tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi. mimariden kopuk. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra. Ha civat aydını temsil edermiş. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi. kurtarıcı. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan. Ve Afet İnan. Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. hem de. Türk devletinin bir arması yoktur. Sultanbeyli'de. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. İstanbul'u çok seviyoruz. Ve de aydınlarımız. İstanbul mahvoluyor dendikçe. istanbul'un Kumkapı'sı. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. halktan tiksinecek. mahvediyor. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. hem halkın parasıyla dernek kuracak. beyefendi!.Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski. Hepsi. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. istanbul'un yağmalanması suçunu. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. artık bir devlet armamız var. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. hem tarihten. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak. Bunlarda hakim olan unsur. bir gün. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. Atatürk hiçbirini beğenmez. Cici beyefendiler.. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. fedakâr. Türk Hava Kurumu'nun. yeni bir devletin arması olamaz. yoksul halkın üstüne atacaklar.com 205 . büyük "kafalar". Metin And'm kitabına bakarsak. yine İstanbul. hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları. Anılarında anlatıyor. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır. çağdaş. bir zamanlar . kahraman.. yabancı seyyahlar. Ressamlar. yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise... renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. coşkulu. Dışarıdan gelen halk. Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Hacivat. hem de. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır.blogspot. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. Ümraniye'de.

bir fon kurarak. Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir. Ancak. tiksinip. Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. Bir söz cambazlığı. Hacivat'ı mat edeceği kesin. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır. toplumda yenilik hareketleri başlayıp. ancak öyle sabırsız ki. muaşereti vb. halkımız. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. karşı tarafı zora sokar. 416 1830'lu yıllardan sonra. güzel konuşmayı. Avrupa'dan getirilen müzikaller. halkımız. bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. halk. karşı çıkışları beğenmez. ve sosyal düzenleyicidir.Ve bir zaman sonra. hem Karagöz'den. anında cevap vermesini. Projesi olan insan modern insandır. tiyatroların yanında. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları. ister olmuş.. hem de kendinden utanır olmuş. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır. burun büker oldu. canı çektiği gibi eleştirip. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa. Ve. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. Karagöz'ün ba sitliği. modayı. halkın zaferi. 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş.blogspot. http://genclikcephesi. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. Karagöz. Karagöz perdeye çıkıp. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. oyunun başında aşağılanmasından sonra. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. paniğe kapılır olmuş. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp. oyunun sonunu bekleyemez. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz.. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz. beceriksizlikleri sergilediğinde. sarayda bir yer açıp.. kafasına vura vura ona nezaket. saygı.com 206 . o an. Karagöz'ün her oyunda. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. Espriler iç kazık gibi.. kendi ruhundan silkinir gibi. Sonra ne oluyorsa. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje). yakın tarihimizde.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir. halkımız biraz bekleyebilse.yimi. bu sıradan. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. Karagöz'ün. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. çaresiz bulursa da buna aldırmaz. Zaten Karagöz. Meşrutiyet. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. bu mizah dergilerinin adı olur. Karagöz'ün oyun süresi içinde. tekniği. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça. Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen. Ve işte konuşacak. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. bozuk laflar söyleyip. neredeyse tüm hayvan isimleri. beğenmiyor. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız.

kötüyü yenmek için. Şaşırtıcı olan. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. ancak tadını alamaz. mülayim. kendine güveni "utanca" dönüşmüş. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor. ayaklanmalar. ya da adaleli sağlıyor. asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. cinsel şakalar yapmasın. küfür etmesin. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. yahu hiç olmaz. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. projesi yoktur. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor. siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. Paşam. Davaroğlan. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. deyip. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. mizah dergilerinin kapağında. Türkçülük. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. darbeler. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. Anlaşılır ki. ileri bir hamlesi. hayata karşı. konuyu işlemeye çalışır. Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. "karşı bir atağı" yoktur. ne biri Karagöz. O gün. Karagöz'ün tam tersi. diriltmeye karar verir. Karagöz. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu.com 207 . ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi. sosyalist. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. iç savaşlar. birileri incelesin" diyor. "şanslar" ve "tesadüflerdir". cumhuriyet. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". Derin bir korkuyla sinmiş. Karagöz terk etti bizi. o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. TRT deki. savaş. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. halkın milli zaferi gibi merak edip. Türk Ocağı'nda oynatır.Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. Türkçeyi güzel söylesin. Karagöz eski Karagöz değildir. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık. der. düşmanları yeniyor. Girit. açlık. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar.) Bu hürriyet ortamına rağmen. tarihe gömdüler onu.blogspot. milli folklora düşkün halkçı. Kemal Sunal'm kendisine de sordum. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. Adam gibi konuşsun kardeşim. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır. İslamcılık. Kıbrıs. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. Çünkü Karagöz konuşmaları. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur. bugün. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. Bunun yazarı kimdir. Bunu. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. derler. Aziz Ne-sinler dahi. Yakın tarihimizde. neden bilim yapamıyoruz. Yani. güler.

gösteririz. köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz. karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda. yırttığına. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. meclis. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor. bir şey olmadığına. savaş dolu hayata karşı. küçük puştluklarla yazar olmuş. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. yani küçük "hırtlıklar". Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım. aynı şekilde. Doğru. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine. şöyle fırlayayım geçerim. Batı'dan hocalar getirdik. adam diyor ki.. sendika. aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. "yapamıyoruz". bir şansa götürüyor.com 208 . bir yığın düzenlenmiş gariplikler.. Kemal Sunal tezinde. ucuz kurtarıyor. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. ancak. para. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. Bunca. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. ayağı bir yere takılıyor. fırlıyor. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik.. ya da acı. medya. Ciddiye alınmayışı. hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. kendiliğinden yeniliyor. 1830'lu yıllardan beri halkımız. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban. köşeyi döneriz. bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu. devlete karşı. Ne olur ne olmaz. her ne boksa. 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. belki çıkar. Sanat. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz. Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz.Yani Şaban. birkaç tane iyi oyunumuz var. kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. konservatuvarlar kurduk. Mesela. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık. Bilim. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı.. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. teknik. yoksulluk. ikna oldum. çeviri filmler. Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. Hayatımıza bakalım. ama. Ama yine kazanan Şaban oluyor. puştluğuna imanı sarsılmıyor. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. kaldırım. moda. küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp. Şaban bir anarşist. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. edebiyat. biz tiyatro yapamıyoruz. Memurum işini bilir. öyle aptal bir anarşist ki. halısını. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. hayali ihracatları.blogspot. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. emek israf oldu. şöhret olmaya çalışıyoruz. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". "zekâsıyla" cevap verecek. akademi. tesadüflere tuhaf aptallıklara. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. Kırmızı ışık yanıyor. Şaban da. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar.

sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye. Konuştukça severiz onu. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete. milli eğitim müfredatı varoldukça.. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. oradan salyası akan din tacirlerini görünce. yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. Bu korku. git başka yerde öl!" Yaşayacağız. dur. zehirden de korkuyorum. milli piyangodan. bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. partisine güveni yok. Kosova. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş. birinin helasından kaçıyor. İkinci kalitedeki yemekler.. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!". Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim.. oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. SSK kuyruğunda öldüğünde. beni bulun.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye. YÖK ve kırk televizyon. aksine.!" Annem: "Ahhh canım. Israrla talep ettiği bir projesi yok.. kendine. Bunu tüm aydınlar. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu. külün üstüne yavruları koyalım. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım. sen de duydun mu gece tıkırtıyı". küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız.. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır. Naciye: "Duydum. öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların. küçük puştluklarla. yani faremiz.. bekle!" Acı. televizyonlar yanlış yorumluyor. torpille. korkulu. YÖK sistemi. bana yardım edin!.. Kardak kayaları değildir. Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim.com 209 .blogspot. bir sürü yavrusu var. geliyorum. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu.. Apo'nun yakalanması. şefkate dönüşmüş. Cem Özer'in zekâsı. Seda Sayan'ın zekâsı. Annem: "Naciye kız. şimdi faremiz son durak. Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş. bizim herif evde yok. küreğin üstüne kül koyalım. bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta. orta sınıfın önünü açacağına. Ve ülkemizde. Duygu Asena'nm zekâsı. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir. heladan helaya kaçarak. Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun." Annem: "Allah canını alsın.. başkası giremiyor. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere.. Kamer Genc'in zekâsıyla... MHP'ye koşmuş. bir küreğin üstüne koy. başkası giremiyor.. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş. bu kısır döngü. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak. araştırma görevlilerine. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi. ikiyüzyılın korkusudur. duydum. öğretmenlerin. Ama tam tersi oluyor. göreceğiz. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş. büyük dolabın altından geliyordu!. tesadüflerle. kayırmalarla. Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun. bir karşı tezi yok. kıyma yavrularına Naciye. sil baştan. Reha Muhtar'in zekâsı.. bunlara kapan mapan işe yaramıyor. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi.

Franko. demokrat görünen yazar. Sultan Mahmud.. dedi. tavşanı hangisi yakaladı. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. Aceleden sarıklar düşüyor. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip. sanatçı. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit. güreşmesi. Madrid'e bakan bu tepede. Bir tavşanı kovalıyordu. burada. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. şefkatli. MHP'nin zaferini kutluyordu. Tevfik Bey: "Kara" dedi. eğlendirirdi. başkalarını da eğlendiriyor. dedi. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. birkaç tas dolusu altın serper. seçimin ikinci günü. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe. Sultan Mahmud. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. annem gibi. sordu. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış. saraydan sürgüne gönderilir. makaleler yazmaya devam edeceğim. Abdülhamid. ağa niye geldin. Madrid'e saldıracağım!. diye. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. göt koklayarak hayatımı kazanmadım. sıçrayarak. sultanla açık şekilde şakalaşır. Osmanlı'nın 700. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. ağalara elden verilmesi karara bağlandı. havuzda şakalaşmasına. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. akıllı. parti olmuş. yolları açık olsun! Ben. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. Beyaz köpek tavşanı yakaladı. imamın başını oracıkta kestirir. zıplayarak. renkli. Saray. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. altın serpilirken fakirler üstlerini. Abdülmecid. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. alnımın teriyle.Fareler ülkeyi. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. Abdülaziz. Sultan. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. Ancak. yüce. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. ben çağırmadım. el çırpıp. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. yarın. Madrid'deki farelerle.blogspot. Sultan Mahmud'un köpeği kara. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. İlhan Selçuk. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir. şehzadesinin doğumu şerefine. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı. Napolyonvari çizme giyer.com 210 . Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye.

Serfiraz kapatıldığı köşkte. koca padişaha "çekil git" diye küfreder. küfürlerini. sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince.com 211 . Sultan Mecid'e. Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı. http://genclikcephesi. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. Osmanlı padişahları. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. Kurulan sofralar iki bine varırdı. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Bir Fransız üçkâğıtçı. zevk ve safası. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım. zevkini bozacaksın" diye bağırır. Türk. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. Bütün saray kadınları. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. Serfiraz: "İstemem. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez.blogspot. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar. aşçı yamağı. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. padişahı üzer.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. Ancak. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler. manzarayı bozmuştur. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı. Saraya. modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. Sultan Mecid. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. Abdülmecid insaf edip. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da. Naz yapar. İtalyan. pencereden yukarı yalvarır. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. zavallı kızcağız.

İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı.000 altın ihsan eder. Abdülaziz limon müptelası idi. sandalye. suyunu emer. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. Tüm bu bilgileri tıpatıp. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder. bu yüzden bu köşke. Padişaha da bir ders vermek ister. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. taklitçiler "onbire on var. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. o da alır. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. böylece tablayı emip. Bulunmazsa fena kızardı. boşaltır. Sadrazam. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir.blogspot. bir eli ile sıkar. Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. 25. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. Her defa. Yıldız sarayına kâse. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. Sonra nefesi ile şişirir. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. kızlar havuza girerdi. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir.000 altın der.000 altını beygirlere yükler. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek. Padişah sepet sepet beygirleri görünce. Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. Abdülaziz ise. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı. tabak yetiştirecekti. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. Dama Köşkü denilirdi. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. gelip geçeni seyreder. sıkıp. tiyatro binasını ahıra çevirip. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. 429 Abdülhamid'in masa. aklına geleni yerdi. Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış. ihsanı anlayamaz. Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. padişah da şaşırır canı sıkılır. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi. birini bitirir 428 diğeri. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. şişirip. akşam yaklaşınca. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz. "Nedir bu yük?" der. Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. Sadrazam şaşırır. Memur bunları gözden geçirir. Cariyelerden birkaçını getirir. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini. atar. Fabrika. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur. Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25.com 212 .

Girit elden çıkmaya. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi.blogspot. gösterişli. hem Abdülhamid döneminde. Ali Efendi havuza atılır. onunla eğlenirdi. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. Padişahtan harem saklanmazdı. İki takım olurlar. lüks saraylarını yaptırttı. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. sidiğini içirir Ali Efendi'ye. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti.. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar. hayvani ihtirasları. yüzü siyaha boyanır. padişahın huzurunda. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i. Hem Abdülmecid. Aslında bu sağlam delilden. Büyüdüklerinde. saklanırdı. padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. sünnet olur. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı. o. Padişah. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. üçüncüsünü . saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der.. yaraları iyileşince.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken. kaba zevkleriyle ün yaptı. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer. Abdülaziz küt zekâsı. mühürlenir ve saklama odasında. Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa. hadım edilirdi. "Getirin şunun elbiselerini. Bu israfa dur diyen. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. dudak. karşı karşıya geçer.. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. Yemekler altın taslarda yenir.. penis olmadığı için. bir defasında. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır. Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini.com 213 .Evet dört kadın alırız. Avrupa devletlerinden borç alıp. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. 15 yıl tahtta kaldı. Osmanlı tarihinin en şatafatlı. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi. Abdülmecid: . Sultanhamid. sultan. öpüş. su gümüş bardaklarda içilirdi. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi.

derdik. ayağı çıplak. cani. Ya bunu bilicen. Türk anayasasının babasıdır. II.. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. Trakya. Ve hayat önümüze öyle derin. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar. edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir. bilmeceler sorardık. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". sağ elini makasla kestikten sonra. meclis salonlarında. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür.. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. bu saltanata başkal-dıranlardan. yanına önce kimi alırsın.blogspot. karmaşık. Bilmeceyi sormadan önce. ya bunu bilicem. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken. Sevdiğim kızı. çirkin sorular koydu ki. berrak.başladı. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. İntihar etti diyenler. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir". hayatlarında bir gün kira ödememiş. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş. peygamberlerin. Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. kapkara olurduk. Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. derdim. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. Biz. el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin. önce onu söylerdik. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar. kasaba kalmadı.. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. 1876'da intihar etti. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum. çapulcu.com 214 . Yeryüzündeki kralların. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan. gücümüz olmadı. Bugün meclisin. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi.. Ardından gidecek yelkenlimiz. İntihar etmedi. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır. saltanatın bitmeyen sefasını. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen. Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada. Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. öldürüldü diyenler. makası bizzat islediği. birbirimize sokulur. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi. Taif zindanına gönderir. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. kalkıp tek laf etsenize. kabuğunu elimiz yanarak soyar. başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. ya bu gece ölecen! Büyüdük. biz dediği. Mithat Paşa'dır. İnsanoğlunun çığlıkları.

acısını. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip.. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa. Öyle demeyin. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil... Allah'tan bulasıca. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz. on gün de güneş gördüler mi. Turşularımıza bakın..com 215 . Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. bu bir rekor. dünyanın en büyük fortevitidir. delice bağlılıklar geride kalıyor. bedenimize. şimdi. yıldırımı yi435 yor. Bir çocuk oyunu. cezveleri. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini. seviniyorum. Başkaları "üstün yaratık". mesela. Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". Spinoza'ya bir okuyucu. diye sorar. diye derslerine devam eder. birkaç söz kaldı. Kahve diye bugün. beyazpeynir.. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. Seyyar kahveciler vardı. gözünüzü kapatırsınız. Şimdi biz de Fransızlar gibi. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. Hızla aşkı. aşk. bizim için kötü müdür. vahşi korunma duygusuyla. sırtlarında taşırdı ocaklarını. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar. yıldırımın ağaca düşeceğini. kalkanları delik deşik eden hançerlere. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. aşktan da kaçıyoruz. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. içimizde en süslü kadın. pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. perişan etmenin adı oldu turşu. Demlenirdi. o da biliyor. biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz. şairler. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık. imana da. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. Şimdi bizler de. yolumuza. kömürleşerek ölüyor. sulandırdı bozayı ve çok tutuldu. sıcak kahverengi su içiyoruz. eski yazarlar.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. Bazı beyazlar. kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı. önce sulandırdılar. suyunu. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi. gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kahve tiryakileri. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. Çünkü ışığın gücü. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. ışık olduğu halde.blogspot. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik.. yalnız Hitler'den değil. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. sizi rahatsız eder. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. ocakta beklerdi. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil. Biz. bedenim için kötü olan şey nedir.. Modern toplum. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında.) Oysa. Spinoza. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. biberleri. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü. ba~ 434 lından yenmez. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır. Zahmetine. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze. Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. fasulyeleri. Herkes içsin diye. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu. kan davası gibiydi. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. panikleyip ağacın altına atıyor kendini.:. elbiseleri. lahanaları canından bezdirip. kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz.

Hem ucuz olur. en curcu-nalısmdan. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. tadında bir çay içtiğimizde. sabah. uzun çubuklarla içilirdi. arkadaş. En iyisi. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. kavga.com 216 . bağlılık değeri değil. ağır mı geldi. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. sıcak süte dönüşmüş. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. kavga. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük. çünkü. sokak. kederin. elmayı yemek istemeyişimiz. Oysa. başımıza yük olmamalısından. yani. adil. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. Nargile de öyle. Ne ulan bu. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. ses-problem çıkartmayanından. türkü. hem ciddiye almazsınız. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. en neonlusu. aile. her şeyi hastalıklı bir itina. sevişme. sarı çayı çok seviyoruz. kalabalıklaştıkça. gece. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. diye hayıflanacaksınız. maddi ve manevi gücümüz yoktur. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. kardeş. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı. hayat. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. güç. Tütün dükkânları vardı. Tütün. en gürültülüsünden. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. anne. işime karışmasından. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü. arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. dürüst. derimizi. Sü-müksü hayıflanmalar. her şeyin tadı. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın. soğuk. bugünkü sigara şeklinde değildi. nimete. bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. sarhoşluk. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların.. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. Ucuz çayın sayesinde. fedakârlık bana-nesi'nden. hem bunu herkes yapıyor. şöyle uzayalım sokağa. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. sevgi sadaka-lısmdan. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. her şeyi temkin. içinizdekileri. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz. sıcak. koyuluğunu yitirmiş.blogspot. ucuzundan. 437 çünkü. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. ikram edene. durup düşünüyorum. az az. aşk acısından-şipşağından. başkasına karşı. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. dost. ürkmeye mi başladı. her şeyin tadından birkaç dakika. kıyımları.canlanıp coşan. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. ayağa kaldıran keskin turşuyla. hakiki tadını. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. Yoksa. demli. aslında. damağımızı. küçülüp. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. turşu sularını da sulandırdık. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. sevgili. bana bulaşmasından. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. hayatı ciddiye alacak.

holdinglere. leşini çiğniyor. Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. kudretimiz artmıştır. aşktan geride kalan ne varsa. yalanı. her gün. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra. Sonra yıkıyoruz. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor. Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. bir ömür böbürlenip hatırlanacak. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. Sonunda. daha da kırbaçlıyor. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı. Cananı bulduğumda.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını. siyasilere. kudretimizi artırmak. Türk sanat müziği. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır. kudretimizin eksikliğini... öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor. üzeyim seni. vahşi arzularımızı seviyor.. Her türlü hileyi.blogspot.. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar. uçuyor. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". paramparça olana kadar dişlerim. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş. aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş.. dengeli görünmeye çalışan cambaz. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan.. rüzgâr gibi eser geçer içimden. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. onları büyütmüş. güçsüzlüğümü öğrendiğim.. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. YA BU GECE ÛLECEN!. tehlikeli bir boşluk gibi öğretti.com 217 . toplumsal alana saldırdım. bu iğrenç. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş. Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. Aşk. üz beni. hileli bir oyun kağıdı gibiydi. mide bulandırıcı. sınırlarımızı genişletmek için.. ağzımda diş kalmamıştı. Yıkmanın tadını. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. korkmuşuzdur. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde. parçalayıcılığını. ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. Büyümek.. http://genclikcephesi. bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz. enkazını. Herkese yayarsınız. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. bir iltihap gibi. ateşli. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. Ve Moğol. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. zehrimizi kustukça.. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu.

binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip. sert yağmurlar yağıyor. bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur..com 218 .Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor.. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın. yarin ayakları sarhoş.. Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz. (Birbirlerine sokulmaları. Romantizm..blogspot.. kâh ısırdım. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği. Niyazi'nin. Ey sevgili.. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir.. 440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu. bu yana. "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura. İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi.. Niyazi. basmayı Fadime'ye verir. (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine. muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna.. kol. gördüm ki yar benden hoş." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami.. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları. "Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini. ilk temaslar. Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi.. (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma. ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır. (El..) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana. güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür. (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde. http://genclikcephesi.. Fadime elbiseyi üstüne göre diker. sonra. (Sabahı zor ettikten sonra. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü. ormana giderler. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar. seviştik. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum.. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği.. Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm... ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim. Hikâyesi basittir. "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. Fadime'ye gider. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa.. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim. Şalvar Destanı..

) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi. "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur. "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe...... "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me. Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını.Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni.. "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur......blogspot.. "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm.... bu kadar sade. "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. (Fadime. bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi..... Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp..... (Diğer tarafta. "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda..... "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari. "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa. "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim. "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari. hiçbir düzenbazlık yapmadan. "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri. "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. .. nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / .. Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere. hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini. "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi. sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir..... nenesi şüphelenir.. "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile... "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun.Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri.. samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle.. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri...com 219 ... (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi.. Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi. yıkanma sahnesi şalvarın. silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama. "Çekdum aldum başından / . çelik kakma. "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz.. (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar. (Fadime eve dönünce...... "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini... "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe. "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye. Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin. "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi. (Çerkeş arması..(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline..

Oyunda.. filozof.. bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır. sahtekâr renkler veremeyiz. üniversitede öğretelim. her çeşit mobilya.usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş. "Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i. aradığımız insanlık cenneti. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. bilmiş.. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak. kelimeleri har vurup harman savurmadan. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. kaba göstermeden. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. kendini. cinsel samimiyeti öğretir. çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. yaraların en soylusuna. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma. Gün olur. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar. tüm halk edebiyatımızda. en acımasız tüm dünya renklerini. neşeli. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. arzuhalcidir. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet". koltuk. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir.. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi.com 220 . pervasız. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır. babalar.blogspot. biz yazarları eğitir.. En sonra Kastamonulu gelir. En samimi mısralar. Ermeni. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. billur sular işte bu mısralardadır. insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. halı alır da. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. Rum. haritada gördüğümüz tüm dereleri. bu mısralar! Hayatın en utanç. düğünlerinde. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın. yıpranmış olsak dahi. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır. aradığımız temiz hava. evlerine her cins. bu mısralar! Çocukluğumuzda. su gibi kayalarla. Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur. Laz. bu mısralar! Anneler. yırtıcı kuşların ölümü gibi. Nedense. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. şamatacı. Sonra çocuklarını. Beyaz kadm tenini. mıs-ralarımız yok ise. günaha girmeden. en karanlık. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken. içimizde gizlenmiş en sert. kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. kelimelerimize asla hilekârca. kudurmuşçasma atar kendini. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri.. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır. Karagöz. bu mısralar. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. en yoksuluna.

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

Yurdundan olmuş. dört yüz çadır geldik. barksız. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon. araştırmacılar.Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi. ancak. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. Ya da. Kırımlılar. oluşturuyor.. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük.. Özbekler. bu yüzden. padişahsız. yoksul. köylüler. çaresiz.blogspot. dörtyüz atlı geri döneriz. TRTye bir belgesel yapayım dedim. yağmaları. Biz. biz. bu ürkeklik. vs. Tatarlar. ama "devletsiz" yapamayız. Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. Bizanslılar.. madem birileri "devlet"i hak edecekti. ne sorulursa sorulsun. başka sebepler de var. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması. başka bir toprağı yurt edinmiştir. talanları.. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. Korku yalnız padişahın. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar. Kaybolmuş. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta.com 226 . gelecek sene 30 katrilyon. daha çok hak ediyordu. evsiz. Babası. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur. Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. anayurdun işgalini görünce. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. İşlerine gelmedi. Oysa. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir. hâlâ.. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. Gürcüler. bayraksız. Bunları zaten biliyorsunuz. oysa. onlara yazmalarıyla.. tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır. Çerkesler. köylülere onlarca soru sorarlar. konu: "Türkiye'de Türkler!". onun. 80'li yılların ortalarında. bu toprakların üzerinde yaşayan insanların. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. siz. Balkan muhacirleri. Azerbaycanlılar. askerlerinizi sınırlara yığın. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. sanılanın çok üstündedir. bildik bileli burada oturuyoruz. çiçeklerimizden. yaparız. toprağımızdan. derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş. Enver Paşa. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu.. devletin değil. cümlesini hep sarfetmişler. Kerküklüler. "uçurum" gibi görmek. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. sırtından geçinmektedir! Bizler. kardeşçe.

geçmişin. bu ülkede iki kör adam tanıdım. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. Ve Borges de. ne zaman başbaşa kalsamz. halis muhlis yerli. Eşber Yağmurdereii.com 227 . Cemil Meriç çok güzel bir adamdı. Türkçesi. Amasya elması. Jurnal kitabı basıldığı gün. bu haberi gazetelerden okudum. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. hazla. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip.. özel aşk mektuplarını okuyunca. sonunda bir müşteri çıkar. geleceğin. bu tarifsiz güzel adamı. Eşber Yağmurdereli de öyle. masalı unuttuğumuzda. önümüzü açtı. binbir gece masallarının hayranıydı. Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı. limanda battı gemisi. sapıklıkla suçladılar. Zaten Süleyman Demirel. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar.. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. aldatır. uzun uzun. en büyük uzmanı. masalların ağına düşürür... Mutsuz bir aydındı.. ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp.. kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. hani bazen. Jules Verne de. Binbir gece masalları. 459 Bu iki. yoksa kendini öğütür" diyordu. gözlerimiz boşluğa asılır. Çünkü. denizleri. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir. Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir. neşeyle.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir. Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir. tadı kaçmış bu dünyaya. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!. Fırtınada değil. Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar. o da onur ve kitap delisi. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor.. uçurdu. hattâ. İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. Çünkü bataklığa dönüşmüş. http://genclikcephesi. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi.blogspot. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. coşkuyla atıverdi bizi. Bizi bu paşaların maaşları batırdı". binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle... Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. düşüncenin maskesini düşürdü.. dalar gideriz. yazarların katilidir. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü. mutlulukla. masalları ve hayalleridir!. Talihin şu cilvesine bakın ki. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. Kütahya pınarları. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız. düşlerin. 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı. yere çakılacağız!. ikisi de savurdu beni. dinleri.. çinileri gibi cümleleri. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. İkincisi Eşber Yağmurdereii. Macellan da. ütopyaların. Dünyanın bütün büyük delileri. tane tane ve hayranlıkla anlatır. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır.

Tarihin tekerlekleri bu masallarla. Hakim bütün macerasını dinler. tam da adamın evinin bahçesindedir. beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. açmadı gözlerini. Rumeli türküleri gibi sevdim onu... Sakalları ipeksi yelken bezinden. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. bal söyle". mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. yelken direği gibi. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur. der ki. insanların istediği çok sade. Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı. devlet. hep bunu yapıyoruz. soluğu yurtdışında alır. yükünü yıkacak bir kıyı.. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. hırsız. çok hazin. ezilecektir. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu. Polis geldiğinde kör numarası yapar. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!. Hırsız.com 228 . Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini. binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. soylu. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın. Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük. ben gözümü elli değnekte açtım. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. elli değnekten sonra açar gözlerini. Yüzünü seyrettim aylarca. Ancak. çoktan Bağdat'a giderdim. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi. yılanlar soksa da beynimizi. çok küçük bir şeydi.. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır. polise bir iftirada bulunur.. çok trajik hikâyelerimiz vardır.. ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!.. devler çok büyüktü ama. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. değil yurtdışı. Eşber Yağmurdereli anlattı. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. katillerin. der. tekerleklerin altında ezildi. Çölde kaybolanlar "serap" görür.. ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. şeker söyle.. ben de babam da.. toprağına bağlı! Pasinler Ovası. hayallerle yürüyor. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye". onurlu bir insan olmak.. http://genclikcephesi. boynu her yerde dik. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. Rüyalara aldansaydım. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi. Boynu dik... Hazineyi de bulamaz. uluslararası hırsızların. Oysa Eşber Yağmurde-reli. Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar.blogspot. yani numaradan gözleri kapalı olan. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik. kaymak söyle. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır.. Eşber Yağmurdereli.. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. Masaldaki olağanüstü kahramanlar. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan.. binbir gece değil.. Adam Kahire'ye gider.Yaşamak için tek bir şansımız vardı... hikâyeleri o kadar çok ki. hakim. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş.. masalını unutanlar.

Felsefe tahsil etti. önünü kesmişlerdi. "allı turnanın" ta kendisi. kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar... Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi.. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. kör-cahil!"... Kimdi bunlar. ama sizi Allah inandırsın. sızacak kadar içmiş. Eşber Yağmurdereli.. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!. arkadaşlarının hiç tanımadığı.blogspot. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur. avukat ve yazar. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış. "Ne iş yapıyorsun?". açlık grevinin üçüncü. demokrasi gibi kavramları.. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar. ben ne yapayım" deyip kayboluyor!." der. yalanlar. Machbet. bir tur daha atalım. patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet. Yolda gezinirken. ihanete uğramış. insan hakları. hakim sorar.. Yarı deli konuşmalar. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey. çok zengin bir adamdır. ihanet onu delirtir!. hakim. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. Mesela Atinalı Timon. ama şu halka güvenme. çünkü Yağmurdereli. Othello. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye.. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. sonunda dostları tarafından aldatılır. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. sen doğru adamsın. yoksa. Kral Le-ar\. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum.. Latin Amerika'ya. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır.Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı. Eşber Yağmurdereli. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. hırsızlıklara dayanamamış. delirmek üzeredir." deyip kayboluyor. Bir başka adam gecenin bir vakti. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey. sonra Manş Denizi'ne.com 229 . dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi. neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. "delirmeye" yüz tutmuşlardır... Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım.. dördüncü günü." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız... satılmış. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan. "Yaz kızım. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye. Sonra... ya yurtdışından ithal ettiler. Halkın içinden insanlar. Eşber Yağmurdereli'yi görünce.. adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir. Atinalı Timon.. insanlar. çocuk altına işerse bir türbeye. Machbet... sen doğru adamsın. Hamlet. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış.. ama ben maçı kaybettim ağabey. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der. Madem hayal ediyorsun. ya da bu mücadeleyi oradan verdiler. İtalya'ya. bu saatte işten çıkıyorum. Othello. ben de bir şeyler yapmak istiyorum. hepsi. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir. ben yapamam. Yunan adalarındaki lokantalardan. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına. ömürboyu dostlarına dağıtır.. sayıklamalardan. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor.

. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları". Kurtarma ekipleri de yoktu. onu alkışlıyor. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. yedi günde Van'a. bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip. bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. Fren sistemi de. kurtardı. beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet. bugünkü gibi. Elimizden hiçbir şey gelmese de. Bastırırız!. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir.Yani Şekspir. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz. o olmadı!. ha-valı-şişirme değil. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!...... sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!. şu sokaktaki düz insanlar. yani bizler. ayaklarının ters olduğundan anladı. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini.. 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı. Ne pahasına olursa olsun. biz korktuk. taşımıza. yarı deli meczupların ağzından verir!. olsun. kimseye farkettirmeden. Hepsi bu mu? Hepsi bu!. Kamyon Zigana'yı devirdi mi..com 230 . düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler.. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları. Tekerlekleri kauçuk dolgu.. Bu soruların da cevabı yok! Ama. uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. sopumuza onur verdin!. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. bir bas iki kaldır usûlü.. (bugün 4-5 saatte). anası Erzurumlu. ülkemize. dağımıza. giderken. Ba-tum'a kadar gidip. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu. Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de. Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz. Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler.. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. olsun. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir. 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!. halis muhlis Anadolu çocuğu. Yani. Evimize. Eşber Yağmurdereli. Hızır Aleyhis-selam'dan başka. toprağımıza. Cevap. şimdi. Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi. kahramanlarını delirttikten sonra. deve hörgücü gibiydi. Atinalı Timon. o korkmadı. dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza. Machbet. Hiç kaza yapmadığıyla övünür.... insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. bu düz.. Kral Learl Hepsi delirmiş. türkülerin hepsi güzel!. balatalar yerine fren çubukları vardı. Othello. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı. Sıradan.. yolda bıraktıkları araba.. Ve hepsi içlerinden.. Hızır olduğunu. Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. yani hepimiz: Yani deliler!. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi. Kendisine değil.. ancak.blogspot.. kendileriyle her gün. insanlık derslerini. destekliyoruz!. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı.

yağı. dolmuşçuydu artık. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca. sini kurdururdu. birkaç kasa balık. erkeklere. un. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. kiremit. oğullarını sokağa salar. bir daha kendini toparlayamadı. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi. atma biner. Seferleri. böyle açılırdı. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. topluiğne başlı. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. ormandakiler ormanı bırakıp. eşrafla sofralı. Bu adam. dişlerinin ucuyla yakalardı. bunun uydurma olduğunu. bıçak oyunu dillere destandı. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. Kars. dilenci. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. ekmek parası. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. arabanın gidişini seyre gelirdi. balığı özeldi. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. canlı hayvan. Rumca. dönüşte. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. bir küfe domates. Trabzon. içti. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. kapı önüne minderler atar. Şoför Sabri yeni bir kadın. beşincisi Bayburt'tan. birini kardeşi kaçırdı. tarlayı. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. kadınlara. ikincisi Gümüşhane'den. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. yedi. karın ilk yüzmetresini muavinler. Lazca konuşur. çamura boğardı. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. elinde bir kamyon kaldı. üçüncüsü Erzurum'dan. ilki Trabzon'dan. babam olur. Oniki çocuğu oldu. Kuşatma altında kaldı. Erivan'ın içine kadar girerdi. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. çünkü. yıllarca süren bir hastalığa düştü. Geçmiş. Rusça. sohbetli muhabbet kurardı. Her birine sırayla giderdi. çocuklara. böyle. son kamyonunda tanıdık. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. Arabalar şehre girerken.com 231 .İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu. Akşam yemeğine oturmadan. dördüncüsü Kars'tan. Müşterileri ona bayılıyordu. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. kemik sırtlı. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. üç numaralı oğluyum. yabancı kimseleri toplatıp. http://genclikcephesi.. Türkçe okur! Yollar topraktı.blogspot. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. kamyonları çevrildi. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. Ve bu mağrur masal adamı. şehre yeniden atıyla girerdi. küçük oğulları onu. kendi yemeği. yoksul. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. Doğu'ya şeker. Orta yemeğinden ayrı olarak. ayağında ne varsa. baba değil. dört tanesini ölene kadar tuttu. dururlardı. inşaat malzemesi. Bir küfe soğan.000 lira ile gezerdi. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar. Van. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. 40'a geldiğimizde günde bir araba. oniki de akraba.. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. Biz. fındık taşırdı. Osmanlıca okur-yazar. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. İstemese de. kahvede sekiz köşe otururlar!. tulum peyniri getirirdi. yine çalıştı. çalıştı. fotoğraflarda kaldı. Elinde. Horonu da iyi oynardı. balı. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp. canlı hayvan. ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol.

baba. sorma!". uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır. maydanozunu içine atmıştır. altıyüzün üstünde nüfus. Farlar zayıftı. sülalelerin anasını avradını düz giderken. annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır. tavada bir güzel kavurmuştur. Arazisine yerleşmiş. muşambası yırtılmış. şehre gireriz.blogspot. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!". iki numara.com 232 . uykusu ağır ağır gelir babamın. "Vermiştir baba.. yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır. "Baba. her an dereye uçabiliriz... "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır. sorma!. "Sen üzülme baba. gelir. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. aç. mısırları yumuşacık pişirmiştir. "Baba. "Ne yapmıştır oğlum". Baba. avuçta yok. Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken. yol bitmek bilmiyordu. bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım. hem konuşturup açmak lazım babamı. Ben de arka koltukta. Her virajı dönüp... balıklar temizlenir. Küfürler. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın. "Yapmıştır. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar. eti incecik kıymıştır. "Yanında ne vardır oğlum!".. baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır. tabaklara konur! Akşam oldu olacak. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır.. vermiştir!". dere boyu kar yağıyordu. ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar. soğanı koymuştur. gelir. tuzunu. domatesi. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle.. Farlar zayıftı. 468 469 soğanları doğramış. artık. korkudan ödüm patlardı. Araba. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk.. dere boyu kar yağıyordu. "İki numara ne yapmıştır oğlum!". arazinin içindeki değirmenleri.. "Bana öyle geliyor ki oğlum. sigara. tepsiye limonu.." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". sorma!". silahını kontrol eder. sinirli." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!". yaprak biberleri lime lime etmiştir. Sakinleşir. bir lahana çorbası yapmıştır. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır." Yol uzar.. "Baba. fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır. geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş. karabiberini. değirmenlerin sesinden korkuyordum... bir numara şimdi. tuzlanır.. "Oğlum.. dere boyu kar yağıyordu. Jandarma gelir. hem. ormanları isimleriyle.Eski günler aklına geldikçe. Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. iki numara şimdi. Babam hışımla kaportayı kaldırır. Farlar zayıftı. derdim... lahanayı ince ince kıymıştır. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır.. Yol uzar. baba!". büyük ağabeyim vermiştir!". Farlar zayıftı. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi. hanımları pek de gönüllü değil. araşma cevizleri dizmiştir. Babam küçücükmüş.. kırk yıldır yüzüne bakmadığı. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş. dört numara ne yapmıştır?"... baba. babam. bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri. "Üç numara baba. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. çay. "Yanında ne vardır?". "Baba. Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. şimdi elde yok.. tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur.. kızartılır. şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür. uzun yola köye çıkardık. baba. demek). sorma!. pazardan bir bakraç yoğurt almıştır. süngeri küflü koltuklara siner. çocukluk günleriyle birbir sayıklar. annem şimdi. "Vermemiştir oğlum!". Farlar zayıftı. yeter ki babamın uykusu gelmesin. "Oğlum. "Yanında ne vardır oğlum?". dere boyu kar yağıyordu.. yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". dere boyu kar yağıyordu. elindeki tapuyu gösterir. biraz zor yatıştırırlar babamı...

Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. Basar gaza.. Bu sinirle eve gidersek." (Babamın bu sözlerini hatırladım.. kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun. "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da. araba gürler.) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa. Karadenizli iseniz. Dişlilerin gözünü oyar. bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça. siler. dağlı bir Karadenizli iseniz. Ödüm kopar. şanzımanm... bu mısrada gizlenmiş. şimdi annem. bu yarı köpürmüş. dokuları görürsünüz. Halk daire olur etrafımızda. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır.. Ancak. kazan kazan suları kaynatmıştır!". Ön kapağı tutacak.. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca.dilinden iyi anlar. pembe.. Türkçe konuşan tüm insanlar. gözyaşlarını siler gibi.. Şimdi okul dağıldı. evin de altını üstüne getirir. çamur içinde. "Baba.. koluma felç girer. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış. sevgilinin sarı. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. geçtiğimiz ay. sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına.blogspot. Karadenizli olmanız gerekmez. fırfırlı eteğini de görürsünüz. Ne zaman gitsem. ikmalden anlamıyor. hayvan taşıdım. hüzün dolu bir çaresizlik görür. Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik.. her tarafı yağ. İyi ki babam karneden. Sevdiğim kız. dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz. Ve şehirli değil. muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum. İncil midir. motorun gırtlağına sarılır.. "Okuyorum baba". Un taşıdım. Karadenizli değilseniz. "Okuyorsun değil mi oğlum". Gazın gürültüsüne. kolumla tutarım. Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi. "İyi okuyorum baba". bu mısranm içine gizlenmiş... havalanmakta güçlük çekip. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri. Karadeniz türküleri üzerine. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. Ön takımlardan alevler fırlar. bu türküyü duyduğunuzda." İçinden hangi hesapları yapmışsa. bu hikâyeyi yazdım. Karadenizli değilseniz. Karadenizli iseniz. "Bana bir yemin ver oğlum". direksiyonun başına oturmayacaksın!". bu türkünün içine gizlenmiş.. bu şiirde gizlenmiş.. "Oturmayacağım baba!. demir yoktur. amortismanların yedi sülalesini. Bir de. nedir? Dedi ki. biz kara ekmek (çavdar ekmeği). bu şiirde gizlenmiş. yine onlar beyaz ekmek yiyor. "İyi okuyor musun oğlum!"." Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm." "Oğlum. bujilerin kafasını çıkarır.com 233 .. Kur'an mıdır. "Ömrün boyu şu meretin. Rusya'nın karışık zamanı. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. Babam.. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir. ön takımları bir güzel okşar. "Kaynatmış mıdır oğlum!". "Kaynatmıştır baba!. "Ne yemini baba".. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. dağılacak.. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı. Karadenizli değilseniz.. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. Beyaz Ordu'da bir subay.

Her neyse. onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. devletten. bu ülke bizi yormaz. Ve Cüneyt'in yüzü. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor. onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı. Düzensizleştirir. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. Mantığımızı bozan. bileklerimiz korkusuzdur.öt sallamanın şampi yonudur. ne kadar öfkeli olursak olalım. işte bu yüzden. kurtardığı kızla. barbarca katlediyorsunuz. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış.. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. Ancak. Mihri Belli. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz. endişeleniriz de. edebi eserler. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp.. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler. algılarımızı ka473 paur. Mehmet Ali Aybar. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. bölmek. her şeyden büyüktür. hepsi. Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik. ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz. Sa-dun Aren. sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız..öt sallıyorlar. koltuk altındaki silah kılıfıyla.. saf. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı.. holdinglerden. kır evinin şöminesinde. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . çocuksu. Toplumlar yoksullaşıp. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş. derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. ordudan. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. Canavarlıktır bu.. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi. Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz. elimizde bu mısralar vardır ve bizler. solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. tane tane okuyun kitaplarını. kavgası haline getirmiş. dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi. sigarasını tüttürüp. rakı içmiş.olduğunu düşünürsek. tiyatro. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış.. Bu çılgın zevk. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada... Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş. Bu mısralar.. belgesel.blogspot. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. bu uğurda kavga vermişlerdir. bir kısa film çekmek istiyoruz. bu mısralar.. hüzün. Bozuk kurgu. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip. Behice Boran. TV programı. bedenimize değil. sayın seyirciler. Hazzı. akademilerden. masum.. Çünkü. canavarlığın salyası.. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür. bölücülük. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. Başrollerde Cüneyt Arkm. Evet. Latinler . birlikte. siyasi karışıklıklar art tıkça .com 234 . Tertemiz.öt sallamaya başlarlar. Bu curcunalı. Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir. sinema.

Sonra ahırda karısını görür. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum. Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. muhteşem sahneleri var. yani. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde. oyuncular. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış. oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım.blogspot.25'te Ankara'ya ulaştırılıp. içinden. onların düşüncesidir. 141-142.. Köpek gibi horlanan. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu. sürülen. 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir. gensoru verilmiş. yoksulluktan bahsedenleri. Yılmaz Güney içeride. çünkü. sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü.. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi. Gerisini gidin. sürünen. Kadın donarak ölürken. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir. onlar ayrılmak istiyorlarsa.com 235 .. Fehim Adak. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi. Yine de sürülmüşler. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu. hattâ. Son söz olarak. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken. bilgisayar. ancak. Seyit. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. film gözümüzde daha da büyüyor... mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş.. izleyin. küstah aydınlara. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan).. evine dönerken." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. gece saat 1.. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu. Yer yer etkileyici.. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla. bu benim görüşüm. filmin en duygulu. içli sahnesidir. otuzbin kişi öldürûl-memişti. http://genclikcephesi. Tüm meslektaşları. cinayetlerini." Bu sözler.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır.. idamla yargılanmışlardır.. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi. o 475 günün teknik. o dinler ağlardı" der. tüm baskılara. yani. maddeler. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor. yalnız su ve ekmek verilmekte.. yokluklara rağmen. sübyan koğuşunu anlatır. ama.

bugünkü medyamız. 1940'tan. O gün de birilerini parçalamakla. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar. 1981'de Apo yoktu. insan zekâsını bozan. köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. Biz. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. bu öykülerle insanları. evet. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. Son onbeş yılda. İnsanlığın. Cüneyt Arkın gibi. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı. Bu. yasaklayıp. tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. hep Apolar aramış. 1970'lerde de Apo yoktu. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. asmakla. Ve sonunda Apo yakalandı. Ama malum yazarlar. dağlarda otuzbin insan ölürken. dünyanın. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye. aydınların tek sığmağıdır. http://genclikcephesi. bu öyküyü elimizden alıp. güzel. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. Altemur Kılıç.. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul. bu malum yazarlar.Hem dağlarında kaval çalınmıyor..blogspot. ülkemiz. hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. bağırmakla. Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla.. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı.. suç sayıp.. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. 1950'den beri. dağların. o günlerde de. Halkımız. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. Fatih Altaylı. yok etmekle. duygularını. halkı kandırırız. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. 1950'lerde de Apo yoktu. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar. Başrollerinde bu aydınlar. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi.. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. Sizler. Ama.com 236 . iş basındaydılar. asmakla. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu. mantığını. karıştıran. Şimdi orada. Bu ülkede. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. o gün de vardı. bulmuş. bizlere vatan haini deyip. öldürmekle. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. barbarca. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. İnsan aklını. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. bu öyküyü. politikacılar. Canavarca bozdunuz. bu lirik öyküler. yaratmış. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. Bu öyküler. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. derelerin. dikenlerin. parçalamışlardır.

bu öykülerdir. kurtardık ülkemizi. süt. bu ülkenin çocuğusunuz.Bu yanık kaval sesini artık. Bizim devletimiz. İşte asıl bunlar yandı. cumartesi anneleri duyuyor yalnız. Allah aşkına artık. Bu... üçler-yediler-kırklara karıştın. Görürdünüz. meyve kadar tatlı yanaklarının. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. İyi gazete için muhalefet şarttır. kaval sesinde. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü. Bir büyük aile gibi yaşanırdı. Bu posterlerin sokağında büyüdük. kardeşlerimiz........ kovalamak." Ali Naci Karacan. Ki. ciğerleri kavrulmuş. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu. çirkin. şeriat. Marmaris sahillerinde toplattırılan... Yunan bir şey söylemesin. çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum.blogspot. Kovaladık. Alevi. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. kına çiçeği ellerinin. kaval sesinde. Sekiz gazete. özel tim filmleri çevirdik.. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi. Yazarız. kapkara kömür ateşi gözleri. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney..ikile . ışıl ışıl insan gözlerini. Düşüncemiz. Doğulu olmasak da. . Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı. batırdı. Tanrımız.. cuma anneleri. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey. parçalamak oldu. yakaladık. uzun kaval sesi. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi. Ahmet Emin Yalman. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını. Cüneyt Arkın'ın polis. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı.ikile büyüdük... Falih Rılkı.com 237 .. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini. komiser. O vizite yataklarında. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü. beynimiz. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar. Biz. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. Bir de. Diyarbakır. İşte herkesin gözü önünde. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda. Ve biz. Kürt... kurdu. bizler. Kurban olsunlar senin o biber. edebiyatçıyız. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. bayrağımız. Otuzbin ölüye rağmen görmedik. ince. Her biri servet sayılacak mücevherler. Bu yanık. bize kimse Türk. pamuk tarlalarından. yakalamak. çimenler üzerinde koşturan. yanık. parçaladık.. kardeşimiz. kara yüzüne. annelerimiz. bal.. Yesinler senin o incir içi gibi tatlı.

düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. Gerekçesi. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy. Bugünkü medyayı görüp.. medyamız patronların eline geçti. gazetesini batırdı.. Bütün yıktıklarımızı. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. kuruşsuz kaldı. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır.blogspot. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri. Bu büyük ve cefakâr kemalist. 45 bin tirajı bulur. Abdi İpekçi'dir bu. bir adam boyuna yakın derinlikte. Zekeriya Ser-tel'in. boşuna aramayın. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. Milliyet'i çıkartırken. 80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. hepsi. bulup küçümser. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı. 480 481 Meclisin ilk günlerinde. Dokuz ay sonra İpekçi. yeniden kuracak olduktan sonra.. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı. Babasına gazete çıkarken. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. Aydın Doğan Milliyeti satın aldı. Akşamcı Naci. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması. galip sayılırdı.. Türk basınını kalbinden vurdu.com 238 . kucak açtı.. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir.devrimlerine muhalif olamam. İpekçi'yi değil. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı. İşte asıl bunlar yandı. aradıklarımız var.. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş.. Sumo güreşi hikâye. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. biraz kumara. Ahmet Emin'in. o günlerin Hüseyin Cahitlerini. bu parayı da kumara yatırdı. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. Ancak. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. biraz da kadınlara düşkündü. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok.. Havuz şeklinde. geniş çukurlar açılırdı. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. Ancak. Bedii Faiklerini. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını. Mehmet Ali Ağca.. İşte asıl bunlar yandı. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. Yunus Nadilerini. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. devletlü akçeli işlere karışmıştır. genç bir delikanlı getirir. http://genclikcephesi. yuvarlak. Hüseyin Cahit'in. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı. İşte asıl bunlar yandı. bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir.. ki. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı.

. İşte. İşte. Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. nerede meşhur bir kebap varsa. çünkü. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu. hattâ.blogspot.. topçu. İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi. bu üç hayvanın da soyu tükendi. ölçüsüz. gerçek hayatta ise. Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. diye sevinirmiş. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci. at arabalarım çektiriyor.CHP'nin başkanları ise. Sırrı. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde.. kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar. diye sormadı. pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. Oysa Türkiye halkı. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur.. Ankara tavşanı.. bu evliliği bitirdi.. tahta kuruları da öldü.. Ankara kedisi. olsun. piyade birlikleri gibi. bizler lâikti. neyin solu. ancak beş-on kişi olabiliyor. İklim mi değişti.. Hattâ. yahu hangi sol. hayat mı değişti. arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top.. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz. Ankara keçisi. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz. çünkü. Ankara'da Karayalçm. İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp.com 239 . şeriattı derken. oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı..Değişen. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye. http://genclikcephesi. arada bunlar da yandı. bir şartı var.. "delikanlı" taburları yapmalı. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi.. derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular. uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar. bunlar da arada yanıverdi. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken. bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün. Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır.. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. meşe odunu ateşinde. ancak. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı. soğuklar mı bitti. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da. tükenecek. Bir de "delikanlıları".. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor.. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması... meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim.. Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır. tüketti. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip.. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır. Ve. İzmir'de Yüksel Çakmur.

iyi niyetli bir tabiatı vardı. holdingler. yasaların çalıştığı bir günde.. darbe oldu.. üşenmeyin gidin görün. tabancılar için yeniden. yobaz. sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak.. kanalizasyon. Şair Eşref..Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı. Gerçekten Refah saflarında. çirkin şovcu. saldırgan. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada. Aticak. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. çok geçmeden.. ünlü fıkradır.. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su. derdik ki. tarihin en yalancı gazetecileri. Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. herkes. suyu.... meclisin.... öl.. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi. siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak. Menemen vakalarına. şimdi talancılarını bekliyor. öfkesi burnunda. Bir küçük aÇ!k bulup. Allah.. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda. Daha.. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar. adını Ertuğrul koyarlar. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar.. Ve.. olan olmuştu. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise.. hattâ yurtdışına kaçırtmak. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler. "anayasayı" hiçe saydılar. Halkın acıyla... en sahtekâr holdingleri. dediler. Pirelerin. başörtüsü. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. din.. Keşke harbiden darbe olsaydı. depolarındaki temiz.. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti... Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. demokratik ortamda. desene tekrar başa döneceğiz" demişti. Sıradan. böyle oldu. Tayyip Erdoğan farklıydı.. Tekrar başa döndük. Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul. dar bir görüş. kudurmuş hırsları. havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. merinos tıraşlı.com 240 . çakallar. ellerinden geleni ardlarma koymadılar. zaten sen adam değilmişsin. patronların solcu arkadaşı. Askerin en kızgın.. "hukuğu".. vs. Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü. Ancak. çevre. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. Hattâ içeri attırmak. işte burada. Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı. gösterişsiz bir ha-Yatl. Ama onlar gün ortasında. diye karşılık verdi.. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu. Değil lSKl'nin gelirleri. en puşt kameramanları.. kestiler. istiklal mahkemelerine. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı.. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a.. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. daha önce. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. işadamları. şimdi neden köpürüyorlar. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı.. 484 çöpü. yazarlar-medya da bahaneyi buldu. hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. kitap. daha acı bir çığlık.. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı. Refah da. bağırdılar. Medya yüzyıldır. pis su borularının maliyeti. insan hakları.. siyasiler.blogspot. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde. serbest fırkalara dönüverdik. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti. talanla.. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu.. diyemedi. sessiz. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a.

top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi.. süslü maden gibi parlıyordu. Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana. Şevki Yılmazları. Ön tarafa geçerken. arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler. halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. Tayyip Erdoğan. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız. o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı. temkinli.. herkes sana.. ondan. parlak. Menderes'e gönül bağlamış halk. insanlar kahkahadan kırıldı. Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. gösterişsiz.com 241 . özür dileyen halini beklediler. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı. halis. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar. Fethul-lah Hocası... Şovmen Cem Özer. fazla da heyecan taşımayan. Ancak. muavin sesini çıkartmadı. 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım. üzüntülü. Çünkü. halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır. Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde. gözleri. Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik. şovmen Leyla Te-kül'dü. Oysa bu insanlar.. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük... yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar. sonra anladım ki herkes abaza. Ancak.. http://genclikcephesi. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. tarihe geçti. Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim. Daha da hazinleri var. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. kendine güvenliydi. memleketsever. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. basit. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar. TGRT televizyonu. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor.. Şoför... hayal kırıklığına uğramıştı. zili yok arabanın" dedi. Arkasında boyalı bir orkestra. Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız.... sıradan.blogspot.. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz.. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya.kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar.. gitti. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali.. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var.. başka nereyi sorsun. îşte asıl bunlar yandı. seminerde.. iri. kim. Ama. mesela. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım.... başı düşmüş. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları. tertemiz..... tekrar yola koyulduk.

Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim. sevmiştir.. "Sen dedim. ikinci. Behçet Mahir üstüne onlarca master. müdür tuvalete geçince kalkıyor.. der. başhekim. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi. "Başhekime de kalkarım. başhekime ve müdüre kalkarım. çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. daktilo. hımbıl.. parasızdır.. tekrar oturuyorlar. başhemşire için orospu. "Çok iyi kızdı. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor." İtaatin benimsemeyi. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı. kalkıyorlar. fena mı ediyom?".. müdür muavinlerine kalkmam. ben de kalkma diyom. yorumlanmamış doğruları doğurduğu. insanların hayat diye. piyano tuşları gibi birinin oturup.blogspot. Bu adam da.. Mehmet Kaplan. başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya. en rahat o. "Ben bunlar gibi çömez değilim. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur. dedi. "Ben. başhemşire.mına koyum. başhekimin odacısıydı. yalnız başhemşireye. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu. onlara niye kalkıcam" dedi. birinci katta başhekim. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi. yarı uykulu düşündüm. dedi. muavinleri sallamam" dedi. hikâyelerinin tekniği. müdürün odaları var. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır. bir de tuvalet dönüşü. servis şeflerini sallamam" dedi. benimsemenin de anlaşılmayan. doktora çalışması yapılmış.. sen niye hepsine kalkmıyorsun. Başodacı başhekime laf kondurmaz... Sonra anladım ki. ona kalırsa.. onu benimsemiş. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda.. Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır. zil deyince. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. Saatler geçer. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar. erdem. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi.. hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi. üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden. "Onun işi çok rahat. Ancak. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli.. Diğerine dedim ki. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. hem bayanlar tuvaleti. birinin aniden kalktığını görürsünüz. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. Diğerleri başhekim için "hırsız" der. ama ilk tanışmam böyle oldu. niçin arada bir kalkıyorsun?"..com 242 .. kalkıyorlar. Koridorun sonunda da hem erkekler. o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem). Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. Mesela. Hastanede çalıştığım yıllarda. müdür için gavat. yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. Uzaktan baktığınızda. orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım. çünkü koridorda yalnız tuvalet var. hangi odacı kime kalkıyorsa. En baştaki hiçbirine kalkmıyordu. Behçet Mahir. donmuş.. başhemşire.Pencereden dışarısı karanlık. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. "Ben.. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır. en baştaki hiç kalkmıyor.. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım"... melekti.. dördünde de dört odacı. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti. ama. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. bu dört odacının. En başta dört köşe kurulmuş odacı. Dr. başhemşire birinci. Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni.

Mesela bir çocuk. koyar. Bu anı düşünmekten haz duyar. gün gelir. 1988'de öldü. yaşayabilmesini sağlar. tam öleceği an. edebiyat. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin. bir çay içimi molası verip. hikâyeler. Türkçe sevgisi aşılıyor. tabiatın güzel manzaraları. aşk.. adını ne koyarsanız koyun. fıkralar. Tanrı'ya inanın. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. o ana. İşte halk türküleri. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı. http://genclikcephesi. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı.. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda. Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır. insanın. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur. Faust. bahsi kaybeder. hayatın öyle anları vardır ki. varolmanın sesi.. halk türküleri. maalesef bunlardan habersiziz. yıllarca odacılık yaptıktan sonra. Evini yerleştirir... içimizde duyduğumuz derin bir ses. onun anlayıp. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir. hepimizi kucaklayan güzelliğin. babasının ölüm anıdır.. güzel bir ses.. çok yakın bir arkadaşımın babası. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti. siyaset. o kadar güzelsin ki" dersiniz. çünkü mirasa konacaktır. sinema. Sırf kendi karnımızın doyması için. sevgili. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. ayvazı çağırdı. Sanat." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için. Bir siyasi örnek verelim. İnsanlar bilmedikleri. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. güzel bir manzara. Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. "Dur hocam. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. Her insan anlayabildiği doğruları benimser.. güzel bir şiir. o anları anlayamazsak. varolmanın güzelliği kazanmıştır. hayata diretiriz. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar. Gelini çağırmak için. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu. vicdanı. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. sanatı. yani. her insan erdemini. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur... bir duygudur. Behçet Mahir.. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana. "Geçme dur. psikoloji..yarın. hayatı üzerine. Üstüne. "Hayatın hiçbir anma geçme dur. anlayamadıkları. Ancak. açlığı.blogspot. sanat. Çok sevdiğim. erdemi öğretmek toplumun borcudur. hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını. tartışmasını. hem kendine. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız. tek bir çırak bırakmadı. çayımdan bir içim" deyip. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam.. hepimizin içinde yaşayan.. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar... insanlık kazanmıştır. Bu ses güzelleştirir insanı. ama.com 243 . karıştırırız. Ancak. seze-bilmesini. Tanrıya inanın ya da inanmayın. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren. ya da inanmayın. güzel bir ses. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır. hayatın kendisi. haa ne oluyormuş. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu. anarşi çıkarıyorlarmış.. o kadar güzelsin ki" der. hocası onu sürekli. "Geçme dur. zile basıp çağırıyordu. 492 Faust bahsi kaybetmiştir... babasının malına göz dikmişse.. insana derin bir Anadolu. yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz.

dost.com 244 . "büyüktür. beğeni. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. Zil sesiyle sanatçı olurlar. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak. susarlar!. ahlâksızlar. Sanatçılar da. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". karmakarışıktır. zihinsel uyuşukluğu. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. miskinliği aşacak. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler. 494 495 http://genclikcephesi. eskilerin dediği gibi. estetik. bilge insanlardan seçeriz. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. Onların hakim olduğu.. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları. haz duyarlar. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur. işin arkasına indiğimiz YÖK. kardeş düşmanları. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. Erbakan'm. "Geçme dur. "Anarşi çıkarıyorlar. zil sesiyle gelen. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır. güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. Bize...blogspot. gidecektir. birinde Bob Marley. Cumhurbaşkanının. kolay doğruları vardır. sevgiliyi. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. onların işgal ettiği bir ülkede. saygıdır. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar. Şimdi. Aydın Doğan'm elini öpmeyi.. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. tabiatı tanımazlar. arkadaş. şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar... zil sesiyle giden. yüce aşkı. hırlaşır dururlar. yirmi senelik okul hayatına bakıp. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip.. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır. Cem Uzan'm. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur. Mesela. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir. Dandaklar ise. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. kendi gerçeğini anlayıp. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. soylu. haz. sevgilimizi onurlu. soylu beğenileri tanımazlar. sahipsiz. aklım kullanamayan dandaklar-dır. zil sesiyle "benimsenmiş" düz.. düz. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. itaatle. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye. efendisiz. Dinç Bilgin'in. sirk hayvanları zekâları kadardır. zil sesiyle giderler. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. uyuşturucu tüccarı katiller ise. zil sesiyle iktidar olurlar. güzellik duyguları. "değerlerini" bilebilmesi için.. İçimizde.. zile basıverir birisi. sanatçı.. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. Orhan Gencebay. Öğrenci.. karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela. "kendi doğruları" yoktur. konservatuvarları.. yorumlayamayacak kadar basit. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak. o kadar güzelsin ki" anlarını.Ancak. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları.

en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. toplamaya götürürdü. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. Üçyüzyıllık aile mirası. Sabancı ailesinin. giderdi ırgat pazarına. buna. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. Ayrıca. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. tek başına. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan. rakip hafif kalır. öldürülmüştür. yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. ilk çırçır fabrikası kuruldu.İşçi lazım olurdu. kimini çapaya. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. hattâ ormanlarına. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. pamuk ekmesini tavsiye ettiler. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. sen. Hacı Ömer Sabancı idi.com 245 . Kuzey-güney savaşının konusu. selüloz. Yevmiyeniz şu kadar derdi. hanında. Verilen azmış. Mitsuiler gibi. Mitsui'nin rakibi. Türk ekonomisinin lokomotifi oldu. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. ayakta bekleşen. Kimine pamuk bastırır. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden. (vurgunu). çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu. bir işçi simsarı oldu. vs. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı.. yaşlı. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". ayrıca büyük bir gemi filosu vardı. İlk işi.. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. birbirlerine sokulmuş. altın. Adana'ya pamuğu. yün. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. Pamuk Adana'nın ruhu. genç. haşa. İnsan emeğinden bol. hattâ. cumhuriyet tarihine damgasını basacak. sıkıştırılmış 120-130 kilo alır. küçük sermayesini büyütüyordu. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü.blogspot. dokumaya. benimle gelin' derdi. Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. "aile" geleneğine dayalı. kimine balya taşıtır. aile dağılmadı. köyünden işçiler getirmeye başladı. pamuktan.. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı. tütün. ". Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. en okumuş. köle pamuk işçileri zencilerdi. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. sen. ki. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu.. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. konserve. ipeğe. Çırçır'da makine. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı." http://genclikcephesi. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen. Adana'da haşa denir. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. en genç. kimya.

varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. ustalıklı. Keyifle avuçlarını ovuşturdu. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. kuyruklar büyüyordu. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. Hacı Ömer de "ortak" oldu. Güçlerinin sarhoşu ağalar için.. "eziyeti" haline geldi. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. köylü kurnazı Hacı Ömer. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. gözlerine kimse inanamadı. büyük bir voli vurmuş. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. müdür. toprak sahibi olmak. yağmurlu geçerdi. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı.. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi.com 246 . Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi. ilk büyük ortaklığıyla başlar. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. mal.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. ancak. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. İstiklal savaşı henüz bitmişti. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş. don olmaz. beyler. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. Yokluk yıllarında halk. Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar. mal darlığı yokluklar. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. kar olmaz. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu. Hacı Ömer. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. teşvik etti. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. Fiyat artışları. İçten pazarlıklı. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. Hacı Ömer. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince. simsarı olarak bilirdi. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı. paşalar gibi sefalar sürmek. o pamuğunuzu alıyom. Deli miydi bu herif. üstüne de kazanmıştı. Adana'daki bol. Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir. asırlarca patronların rüyasını süsler. lanetler yağdırıyordu. ilk toprakla tanışması da. Celal Bayar.. ucuz işgücü. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. deyip. yol gösterdi. Varlık Vergisi. Hacı Ömer. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". 40'h yıllara gelindiğinde. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet. üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. önlerini açtı. mülk. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı.. muhteşem bir Amerikan filmi olacak. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. Rumlar'dan. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü..blogspot. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. Bu ortaklık. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş. yine de köle işçilerin ağası.

5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. aslında yurtdışından kim gelirse. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi.blogspot..) Tabii..Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş. dağılırlar. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim. Türkiye'yi ikiye bölen.. aştı. saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. uşak çok. Refik Koraltan başta. Hacı Ömer. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14.) Hasis davranışları bizi etkiliyor. başka laf dinlemiyordu.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım. Hacı Ömer'e giderdi. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ".. geleneksel aile mirasını tutamaz. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir.. Elinden düşürmediği. Sanayi Kalkınma Bankası.. köşke uğramayan politikacı yoktur. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir..) Bu hikâyenin kahramanı. Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor.. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi. değil Adana'nın. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü. serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer.." diye sızlanıyor.. kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz. Bossa kurulur-¥en.com 247 . mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım. bende oğul. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor. İşte. Menderes. beş milyon lira kredi aldı. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor. Giyimi kuşamı savruk." Hacı Ömer'in son büyük volisi. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü.. Protokol filan tanıdığı yok. Sadıka hanım.. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer. O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar.. Sonunda geri kalan % 35. derler bizde. sinema işinde büyük para olduğunu görünce. tam da burada. büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. (. Türkiye'nin geleneksel. 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi.. masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür. Amerika'nın kara haydut bayrağının... Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip. Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır. (.. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. sen yeterince oyalandın. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir. Hacı Ömer. bize pul bayiliği verin. paldır küldür giriyor. çocuklar.Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi.. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti.

hatır için. "Seyret şimdi sinemayı. biz anlatalım. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok. bu yaptığın iş mi diyenlere de. kasap Hacı Ahmet'in dükkânına saldırırdı. piyadelerle yemek yiyor. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdırıp tenekelerin bulunduğunu Ayşe halaya bildirir. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur. mobilyacıları Güngör anlatıyor. Şimdi duyduklarınıza ise inanamayacaksınız. mercimek çorba gibi. alayın yemekhanesine dalardı. siz çözümleyin.. Hacı Ömer. zayıf. bir kenarda eğlenirdi. kaldım. dondum. köylü acıyla Hacı Ömer'e: "Ulan çocukluğundan çektiğimiz yetmedi. eşeği dama çıkarmak deccalın aklına gelir mi bire kâfir" diye küfürler sayar. bu gelenek bugün. Hacı Ömer fiyatının üçyüzbin lira olduğunu öğre nince. sinema seyreder gibi eğlenirdi. Hacı Ömer. \ Bir dikili ağacı yokken. Zavallı Ayşe kadın üzülür. Menzil komutanı Güventürk anlatıyor: "Adana'da topçu alayımız vardı. köyü hırsızlar bastı diye ağlar. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. haftanın üç günü topçu alayının yemekhanesine gidip. iplik. Rum-lar'dan kalma bir hanın damına çektirir. yanından geçerken koluna çarpmış gibi çömleğini düşür. Yine bir akşam. Hacı Ömer bu tenekeleri kaybettirir. yemeğe para harcamayıp. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip. Yoldan bir çocuk tutar. bu bilgileri edindiğimiz Sadun Tanju'nun kitabı ise son derece düzeysiz. "Bak yeğenim.blogspot. kasabın kırdığını sanıp. şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. ziyafetler için hazırladı. "Yeğenim bunların hepsini ocağın altına atsan bir çorba pişirmez" dedi. berberin çömleklerinden bir ikisini gizlice kırdırır. öğrenelim. berber Ömer de. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. Yine yaylada. yağ fabrikaları sahibi olmuş." Nasıl pazarlıkçı. Adana'nın tarih içinde yetiştirdiği en zengin adamlardan Hacı Ömer. kuru fasulye. köşkün önüne de.. ünlü antikacı Portakal'dan "at heykelini" almayı ihmal etmedi. değneğini yemeden de tüy." deyip.. İhtiyar eşeği bulamayınca bas bas bağırır. para ile tuttuğu çocuklara.. kay-bol" diyor. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. çünkü haftanın üç günü alaym yemekhanesindedir. der. evinde ziyafetlerle ağırlamış.500 501 atıp. teftişe giderdim. seyredip. Oysa ortada. Nedendir bilinmez. mobilya siparişi vermiş. Hacı Ömer tellal çıkartıp numaradan köylünün atım insaniyet namına bulan varsa diye aratır.com 248 . Sakıp çok beğenmiş. Sakıp evlenecekmiş. gör. Hacı Ömer bir kenarda sinema seyreder gibi eğlenirdi. köyün çarşısında kızılca kıyamet kopar berber-kasap ölesiye kavga ettikçe. eğlenmiyorlar mı? http://genclikcephesi. Yetmiş yıldır. Hacı Ömer eğlenirdi. sonra gizlediği at ortaya çıkanca. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız.. sızlanır. demiş. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir.. tehlikeli bir "roman karakteri"' var. asker karavanası yemek için. ya da parayla yazılmış intihası veriyor. sıkı bir proje yapmış. 20-25 sene içinde çırçır. yaşlı Ayşe hala kışlık ve peynir ve yağın iki tenekesini soğukluk olarak kullanılan mağarada saklar. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. Karavana yemeğe geldim.

Korkmaz Yiğit gibileri piya saya fırlayınca. Yetmişyıllık bu aile. ve "Bu yaptığınız heç eyi değil" dedi. onlarca torun. balıkpazarma giderdim. deyip denize koşardım. 60'lı yıllarda onlarca büyük romana ko nu olmuş. Baktım borsada köpürerek ileri geri söyleniyor: "Bu yaptığınız heç doğru değil" diyor. Bu ailelerin servetleri. Ne kadar çok balık. Özer Çiller. senli-benli olduğu politikacılar asılırken "bu yaptıklarınız heç doğru değil" diyebilirdi. 23 katrilyonluk bütçenin yedi katrilyonunu iç borç olarak ellerinde tutuyor. Çocukken. erken hastalıklarla. borsaya gidip devlet adına masa kurdu. Denizi seyredip.. Şevket. ne mutlu ülkemiz. Bugün Türk ekonomisine hükmediyor. hafızaları her yeni gelen nesle tazelemektir. İhsan.. Ancak. ne güzel bir dünya. ben düşüşü durdurmakla görevli d