Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

Ormana dalanlar. Alay. parmaklarını ısıtmaya. birazcık kestirmeden. Çevresinde toplanan otuz. Bu koşullar altında 91. kıpırdanın. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş. donmalarını önlemeye çalışıyordu. parmaklarının derisini kaldırıyordu. askerlerini "2. Eldivenleri çıkardı.. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı. bir araya topluyorlardı. süngü. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. Çam dalları tazeydi. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı.blogspot. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. güçlerinin.. çavuşlar ortalıkta dolaşıyor. Onbeş saat yol yürüyen. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91.. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı. Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu. Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. neşter.com 6 . Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. Alay'a aniden ateş açıldı. Arada bir garip çığlıklar. tutuşmuyordu. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti. Donma korkusu.. Gemici fenerinin ışığıyla." Ateş başı bulamayanların. ayakta http://genclikcephesi. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. makas eline yapışıyor. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu. bir daha ateşe sokulamamak demekti. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. yaklaşıyordu. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. yerini umursamazlığa bırakmıştı. Bir kurşun ağzını parçalamış. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. bağırıyordu: "Uyumayın ha. kürek. uyumayın. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı. imkânsızdı. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi. 15 Doktor Derviş. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler. bu çağrılar işe yaramıyor. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık. 3. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. Buz gibi çelik forsep. Bölük buraya. Ellerinde kazma. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10.. Kaim eldivenlerle aletleri tutması. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar. gece çarpışan. Sabaha doğru. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. Ağzında.. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı. soğuğun etkisi daha artmıştı. Subaylar. çılgınlık olacaktı. Ağır aksak. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. Derken tipiye çevirdi hava. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. Oradan ayrılmak. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak.

Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı.blogspot.duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları. Subay kaybının az oluşu. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor. Atın dışkısı dahi. son umutlarıydı. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. giysilerin yakalarında. sakallarında. 16 17 kollar. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı. Tümen 10. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. yapılan yoklamada asker sayısının 1. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi.300 dolayındaydı. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. Atların. Açlıktan deşilmişti. Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı. erzak. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. parçalamaya donukları. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. kesilecekti.. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. bir yanlarına yatmışlar. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu. Torbanın dibinde. Koca bir tümenden artakalan aç. arabalara. kaşınma gereği duymamışlardı. bitkin.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. Sayım yapıldı. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. boyunlarında. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı. Havaya kalkık bacaklar. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler.. dehşet içinde çığlık atıyor.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. atlara. hay kırıyorlardı. Tarih. çaktı. yumuşaklık yoktu yatışlarında. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu. yürürken elinde olmadan öğürüyor. Kurtlar ise. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya.com 7 . İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-. Çaresiz bitkin savaşçı. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. İyimserlik buna denirdi.

. dağlarda 90. I Türk orduları. uykusunu almış. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi. adlarına ne bir film yapıldı. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız. bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum. Ayakta kalan 1. Alman subaylar korkudan. ısınmış. kurtların karınlarından parçaladığı 90. soğuk.kurtulunamaz. geçit izni vermesi gerekiyordu. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı. Afyonlu. bitler ve macerasever komutanlara. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. Geriden destek üç ayda gelmez. sahipsiz bırakmayın. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. çıldırıp donarak teslim olmuştu. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler.com 8 .. ibnenin. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol. kurtlar. Bitlerin yumurtalarına. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. donarak ölürken. Ancak. sosyal destek verilir. aralarına beni de koyun. lngilizler'den. Doy muş. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip.. Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti. Biz ise cumhuriyetimizi. itin. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler. Allahüekber Dağla-rı'nda.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı. kitabın sonunda yayımlar. Sivaslı.. daha da soğuk bir yere. belgeleri yasakladı. sirkelerine ne demeli. Kazak Türkleri. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. koyunlarınıza sokuşturun. Kars'ın. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü.000 Yozgatlı. Rus arşivlerinde.. Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu. Sizler. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz.000-1. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur.. askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. Bu yoksul halkı yalnız. geriye televizyonlarda.. Bulgar-lar'm izin veririz .blogspot. ev ev çarpışmalar başladı. bir tümenden geriye 180 asker. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır. Sokak sokak. Trabzonlu. Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i. üçkâğıtçının eline kaldık. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. ne anıtı dikildi. 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. yılın en soğuk gecesi. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. Fransızlar'dan yardım isterler.. Sa19 Urlarını. Yeşil gibi. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. leş kargaları. inanılmaz kahramanlığı. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim. bir bahar günü. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti. büyük paralar istiyorlardı. ne hikâyesi yazıldı. Sibirya'ya sürdüler. cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi.

asker. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. matbaa makineleri bunlara örnektir. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. yine de. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. "mekanik" bir çağ başlattı. ayrıştırmaya başlayıp. hâlâ http://genclikcephesi. hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. "kalkınmanın". yönlerini. akademilerimizi. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur. felsefeyle sorgulamaya. Deprem rakamı büyükse de. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. bu topraklarda hiç denemeden. yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. insanî ne kadar duygu varsa. şehirlerimizi. bilgi çağma. bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. o dar kasabadan. oryantalistlerden nefret etti. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. öğretim konusu. fizik. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. profesyonel ekipler gelinceye kadar. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır.. panel. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. gözlük camlarımızı. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. yok ettiler. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar. elma ağaçtan düşer. devasa teknolojilerini oluşturdular. kimya. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. Bakın. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. lâiklik. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti.blogspot. onu yaşamış kabul edip. ama. "kanlısını" daha makbul. bizi aşağıladıklarını savunduk. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. dar kasabalarında zaten biliyorlar. üniversitelerimizde. partilerimizde. iki kere iki dört eder. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş. müziği. elçi. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. son ikiyüzyılm Türk aydınları. müfredatımızda yoktur. bize çağ atlattılar. barbarlığı aşma yetenekleri. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük. Bu çağ. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. Kısacası. oryantalistler kadar inceleme. bin yıllık. biz bu rakamı. 18. pusulayı ne yapsın. İlk olarak. kendi topraklarını. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. Bizler ise. matematik ve edebiyat. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp. imkânlarını yaşamadan. Bu ayaktakımına gazeteler. kullanmaya başladık. ağaçlarım. Modern toplum. dozerler. o küçük. parçaladılar. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. güya uzman.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. 200 yıldır. Batılılar. planlama. siyasi yapılarını. bir kurs. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor. ama. Sadece para kazanmayı değil. kutsal gördüler. sosyal. artık istemesek de biz de. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. partilerini. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. sonra. Türkler'in dini. Ama.com 9 . ancak. Ezcümle. televizyonlar bağışlayıp. bu göz boyamayla. televizyonlarımızı. dış dünyayı. ahlâki. büyük bir sosyal.-organizasyon olarak. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp. Biz oryantalizme nefretle baktık. hepsini ezip.

. Şimdi. Diyarbakır'a. Israiloğulları. biçimsiz küfürlerin. Kudüs'ü. Ne zaman ki.. yardımlaşma. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. herkes gelişigüzel küfrediyor. her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. ülkücülük. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp. üstelik kafatasçı herifleri. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması.. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. Gölcük'te açılan. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri. gibi duygulara yol açtı. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. on binlerce başsağlığı mesajı. bizi. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı. ama. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. Kazım Kara-bekir Paşa. güneydoğudan. o dar kasaba evreninde belliydi. büyük yapıları. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. hayır. smıf demeden. doktora mı görünmeliyim. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. sonra. bizi Yunan'a. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. milliyetçilik. soğuk. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı. diyorum ki. Yunan. Türkeş yaşasaydı. Evet. Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. mezhep. ilkin Mısır terk ettiler. ayaktakımını iktidar yaparsak. biri Japonlar. holdinglerine. kılım kıpırdamıyor. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır.com 10 . ben sapık mıyım. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. Tarihimizin en büyük felaketi olmuş. kitleleri. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ikinci olarak. îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. 24 ailemden babam. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı. Mustafa Kemal. Karabekir http://genclikcephesi. çok savaş. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. kasaba müftüsü bu adamları. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. kepazelik duyguları içinde izliyorum.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. şimdi kalabalıklaştık. Yılmaz'ı rezillik. yarılan yerkabukları da. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz. işte. ikincisi. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. Başbakanların. Mısır. ağabeyim.. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". insan olma noktasında başlıyor. "annemiz öldü" dediğiudc. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. din. insanlığın bölüşme. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. Hadi. naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. trafik kazalarından. zihnimden geçiriyorum. Şimdi diyorum. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu.blogspot. kimin ne giydiği. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de. hiç değilse bundan sonra. Bahçeli'yi. duvar gibi suratla ayaktayım. "başımız sağolsun" deseydi. ağlayacağımız nokta. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. organize etmek. Diyarbakırlı yoksul bir kadının. televizyonlar. yerle bir etti. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız.

ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. öç duygusu yaşatacak. Demirel'e bağlılık. telaş. sonsuza dek. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır. sizle neden birlik olalım. bitirdi koca ülkeyi!. televizyonları. Saldırganlıkları. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın.Paşam. hurdayız. tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. Vicdanlarımız utanmayacaksa. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. "sağcı" ahlâğın. yeterince birlik. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. üzüntü duydukları. oynaştıkları günleri görene kadar. sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız.com 11 . otladıkları çimenliğe. Çünkü sağcılaşmış insan. bu Özal vahşetinin sırtlanları. holdingleri. Kardeşlerim. Kardeşlerim. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. bu yüzden suratları. halkları düşman kılan. saçlarında unuttuğu tokası. beraberlik olup kan kustunuz. hepimizin başı sağolsun. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. doymayın. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. 26 Keşke. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. Orbay Paşam. tartışmaya. parçalayana. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. parçaladı. ey ülkemin genç kızları. "sağcı zihniyetin" kadroları. sonra. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. Taş üstünde taş kalmamış.. Müteahhitlerin. bu25 nu. sonra Susurluk. bir daha yalayın!. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. ideolojisini de öğretemediyse. öfke. halkımıza. omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. bu bağırsak yiyici. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz.. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. Bizi. geçtiğimiz yirmi yıl size. bilime düşmandırlar.. onlara sorsak. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. gidin stadyumun yanında açılmış. devlet oluşunu. beraberlik günüymüş. dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır. unutmadır. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. Belleklerini uyaracak hiçbir facia. beyanat veriyorlar. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. o incecik biçimli. başka hiçbir güç. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur. bu bedenleri neden taşıyoruz. yaşamaz. önce ülkemizde iç savaş. panik. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. sonra Bulgaristan göçleri.. hepsini gördünüz. İşte devasa bir çöküş anında. http://genclikcephesi.blogspot. Sağcılık hayra alâmet değildir. Lidere. eylem türü yoktur. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde. Türkeş'e. işte felaket asrı oldu. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. ayaktakımınm iktidarını. "rüyaları" bozuluyor. felaketlerin felaketidir. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. kargaşa. ülkelerini çok sevdikleri için değil. Çünkü sağcı insan. iman. O çakal. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. o melek göğüslü genç kızlar. Yere göğe yemin olsun. hurdayız. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. memurları. Tanrı'nın bir cezasıydı. davaya. eleştirmeye. Götlerinde asılı kuyrukları çekip. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. o saç tokalarının intikamını alacağız. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. insan haklarına. Milletlerin karakterleri. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. işte alevin. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. Özal'a. Dışarıda olup bitenler. deniz suyuyla seviştikleri. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı. milletimize.

Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler. partilisi şişirilmiş borsaları. işte sağlık bakanı baykuştan beter. kılıktan kılığa giren siyasileri. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. kuzu sürülerini yağmalayan. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. ekonomi yeni paralarla canlandı. "Amca amca kardeşim öldü. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi.. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz. bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan. siyasi liderler. akrep. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. ya da camilerden seçiyor? Çakal. Allah'ın arslanı. şimdi büyücü. Güneydoğu'da. ancak çamur yapmak. gencecik çocukların. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. sağcılara göre. sanayileşmenin gözbebeği. Çörtükler. Tıkabasa yedikten sonra. Allah'ın bir cezası.. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma.com 12 . Koç. sağcı. manyaklık. mahşerimsi o yer kâbus değildi. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. yüzlerce üniversitede. Susurluk'ta da. Bayındırlık Bakanlığı. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların. holdingler. gazetecisi. Ceset kokuları hoşlarına gider. müneccim din adamlarına. kes sesini! Annenin cesedi. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp." diye korkuyla bağırıyor. yastıklarını. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. Kardeşlerim. medyacıları. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. Küçük kardeşim. canilik kusan. Sabancı. liderlerine sorsak. ülkemizin. genç kızların saç tokaları. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini. on-binlerce http://genclikcephesi. alev. Kameralar gösteriyor. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp.blogspot. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer. akşamları. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. "Ne yapalım Allah'ın afeti. atölyesinde. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. üniversite kapısında. delilik. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı. yazarı. kapıdan kovuldular. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. uykusuna. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar.öldürmenin bunca sapıkçası. kurt. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri. ne yapalım. amca amca ne olur annemi de kurtar. bu yüzbinlerce delirmiş. aptallık. Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. yorgan içlerini dahi kamalarla. holdinglerinde. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız.

kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında. Bir labirent mi vardı. joplarım. ağır sıcak altında çürüyüp. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. en pahalı teknolojik silahlarını. ülkeyi. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. ke-mirterek kemiklerini. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. artık korkudan solumayı unuttuğu. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. çocuğunun kıkırdak elleriyle. alkışlarla. kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. cesetlerimiz. http://genclikcephesi. ilkokuldan üniversiteye. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi.. daha canavarca. gecenin en güzel uykusundan. Sayın müftüm.. denenmemiş. Gece. Demirlerin. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur. bunu bu sağcı partiler. dördünde de cumhuriyeti. beton blokların içine gömülüp. müteahhitler. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş. dininizden de. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. o yerde. karısı. birbirine kucağında bulanmış. yardımsever dualarınıza yetişemediği için.. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler. dininizden de özür dileriz.blogspot. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. morarıp. tarihi. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. iri suratlı. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. bir insan bulamacına dönüştüğü. Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. 1960 İhtilali. çünkü kemalistler. holdingler dışında kimse başaramazdı. Amerika'dan. gömüldükleri taş blokların içinden. bir koridor mu hayatlarında. müteahhitlerinin. henüz piyasaya çıkmadan... övgülerle. aynı taş blok altında ezilip. devletlerinin. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. Bataklığa gömülen yılanlar gibi. işkence aletlerini..com 13 . harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi.ilköğretim okulunda. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. yarısı kafatasma karışmış. Ancak "Zeus" değildi. 12 Mart Darbesi. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. çok görüp. yarı me~ 28 29 lek eziği. Sayın Diyanet Başkanı. bedeninden kurtulmaya çabalarken. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. sizden de. çocuğu.

bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. http://genclikcephesi. köye. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. Misak-ı Milli. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı.blogspot. hepimizin yapması gerekir. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. Paranoyalaşan bu sevgiyi.com 14 . Orman Çiftliği. avuntuları olmuştur. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. şeriatı püskürtmek düşünceleri. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. Mustafa Suphi de bu gruptaydı. erkekçe karşılarına çıkıp. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi. bir fikirdir öğrenelim. ya susturmuş. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. İlginç olacak ama olsun. uygulandı. Meşrutiyet'ten beri vardı. ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. saray. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. Bunu. Atatürk'ten önce de vardı. çünkü başkaları vergi vermiyor. ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi. Hatta. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. Mesela. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. asker vermiyordu. pasifize etmiştir. kardeşçe. akımlara yol açtı. II. bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi.. Mesela. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. Ve her kemalist darbe. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti. mesela. bunu da adam eden.

kimlik gösterilerine davet ediliyor. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden. Galeyana ancak. bugünün kemalist kadroları. Atatürk denilince. http://genclikcephesi. bir sinema. Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu. marşlarla ayağa kalkıp.. meşrutiyeti ilan etti. böyle anlamışlardı. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular. Gerçek o ki. bir roman. kendileri ayağa kalktı. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. serbest. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. takipçisi ve devrimcisi oldu. ölüme kendileri yürüdü. Yani işsizlik. kendileri uyguladı.blogspot.. eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. tartışmıyor. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı. bağışlar. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor. Oysa. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. dil. kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. Mustafa Kemal gibi okumuyor. dünyayı böyle okumuş. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. Sindirilmiş halk. analarından kul-köle doğmuşlardı. Irak ve İran'da yaşıyor. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar.. hem cumhuriyeti kurdular. idareyi ele geçirdiklerinde. Birinciler. Bir de bizde. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. 33 cak cumhuriyet kadroları. Ve bu topraklar üstünde halk. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun. müsaade edilmiş bir galeyan. meydanlarda kendileri öldü. tarih. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki.tartışmaları es geçiyoruz. ödüller. tartışmıyorlar. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar.com 15 . Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. tartıştılar. Ama. övgüye değer bulunuyor. Peki neden şimdi. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. talimat verecek kimse yoktu. başöğretmen gibi değil. hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. An„ . padişah için çalışmaktı. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri. Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. onlar için şeref. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. çılgınlar gibi savaştılar.. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar. başı okşanıyor. 57. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor. okumuyorlar. bayrak. Ama neden. Emir verecek.Mesela. tarlalarda kendileri çalıştı. Şova dönüşen mitingler. arka plandaki bu aydınları. Açlığı kendileri çekti. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar.

o topraklar üstünde krallık süreceklerse.. Adaleti. Kral Lear. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. Lear. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa. Kemalistler henüz . Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. yağlı parçaların hatırı içindir..Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır.... hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır. Ve kemalistler. tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar. onurla. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez. halkın eline geçmiştir. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir. tartışarak değil." http://genclikcephesi. Yalnız Cordelia dürüst davranır. Bir ülkeyi yönetecek insanlar. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. araştırarak. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir. Cordelia gibi soylu. kısaca. Kemalistler Kral Lear gibi.. kopartmakta oldukları ballı. Çünkü bizler. ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. vermeyeceğiz. taş yürekli. aldatıldığını delirerek bağırır. bağırarak. Sevgi35 sinden emindir. aleni sevgi gösterileri ister... kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir". onurlu insanlar. bu numarayı yerler. delirerek bize "hain" diye bağırır. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister. bağımsızlıkla.. Kral Lear. soylu bir adalet duygusuyla olur. gösteriyle sunarlar.. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını. Çünkü. Karanlık ruhlu. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. "pazar karakteri" der adına. Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak.blogspot. Tanımayacağız. halktan ve medyadan. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle. Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin. midesi bulanır. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. köpüre-rek. sorgulayarak. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. doğrudan sağlarlar. Mustafa Kemal'in devrimlerini.com 16 . Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz. Biz vermeyiz. Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler.. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi. ancak.. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar. Duygu bakımından bir dev olan Lear. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir. her darbe öncesi ve sonrası. padişah gibi. Ülke sevgimiz.. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur. direnişle. yaşayan. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. Yalakaların ülke sevgisi. Kralı artık halk seçecektir. ülke topraklarından kopardıkları. Kemalistler. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar. Ve bu oyun her defasında yine oynanır.

Bu arada soru sormak. Ancak. Loş ışıklar. Bu karaktere sahip insanlar." "Pazar karakterinin en üst hedefi. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından.. Onlara neden acelecisiniz dediğinizde. Şehrin kusmuğu yoksullar ise. Getir. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. derme çatma sobalar. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak. kaldır. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. mühendis. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. Tüm bunlardan üzüntü."Yani. Aydın Doğan. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur. olması. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim. hiçbir şey onu ilgilendirmez. ama fark edip. eteği." Onların dostları da eşyaları gibidir. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı. topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar. çevre kirlenmesi olmasına rağmen. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. yağlı kilimler. Yüzlerce mimar. ağrı-sızı duymazlar.. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar. hocacı tiplerden aniden etkilenirler. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. insan kişiliğine verdiği değer. sevgi ve nefret duygularından yoksundur.com 17 . mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. Hakkı Devrim. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. gözyaşı. Ayşe Arman. bu duygusuz insanlar yalnız değildir. Bunun nedeni. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler. kızları kerhaneye düşse dahi. kırık camlar. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. kışın. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar. Gülay Göktürk vs. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan.. sızlanma. Demi-rel'i. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. bu karaktere sahip insanlar. Bu insanların elinde nükleer felaket. keder. Serdar Turgut.blogspot." 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. götür. gazeteci. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez." "Bu karakter. her an sürekli bir hareket içinde olup." "Pazar karakteri. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur.

ne bir maç ilgilerini çekiyordu. Mesela herkes musluk. ne deprem. olup biten şeylere karşı güçleri. içyağı. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. gördüm ve çok sonra anladım ki. hayat hep böyle bir iş olduğu için. boğuldukları. yıkılmışlık. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar. ancak hırsızlık gibi çalma değil. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. sıcaktı. Çünkü. hırsız olsa da asla kederlenmez. diye bakmazlar. çağırtı. Sistemli bir şekilde çalarlar. şaşırtıcı. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler.com 18 . Anladım ki. Ama neden. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar. o çelimsiz vücutlarıyla. Boksullar adını ben yakıştırdım. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. İşte orada düşündüm.. hayal kurmamak için o sekiz saati de. Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara. Televizyonu dahi meraktan değil. kelepir. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. beleş. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken. siktiredilmekten gocunmazlar. ne anayasalar. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar..blogspot. beşini de yerler. Onlar asla etrafa bakarak yürümezler.. ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. ucuz olduğu için değil. bacak. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. kovulmaktan. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. Ne dinler onlara inmişti. Ot gibi yaşıyorlar dersem. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. ne ihtilal. burada başka bir insan cinsi yaşıyor. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. Vermezsen sızlanmazlar. hastalandıkları. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. garip değildir. et-kol. but değil. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. ne diyeceğimi de bilmiyorum. oralı olmadı. Ancak. önlerine beş tabak bulguru koysan. takadan kalmamış. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. biliyorum. Sonsuza kadar makarna. bunu bir iş. bağırsak. belki doğru söylerim. bu insanlar. yani hiçbiri görünmeden yaşar. aile fertlerine. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar. hiçbir yemeğe soğuktu. aynı saatte o evde olurlar. kendi dertlerine dahi. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler. çocukları balici. bitmişlik. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar. riski göze almadıkları için. ne bir sosyal felaket. Dilenci. Bu insanlar da pazardan çürümüş.okudukları görülmedi. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. yadırgatıcı. adamın kılı kıpırdamadı. orada durduğu için seyrederler. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. kadın oralı olmadı. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında. http://genclikcephesi. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. çapulcu. bozuk yiyecekler toplar ama. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar.. yiyecek. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. kemiklerine kadar işlemiş. bulgur yemekten bıkmazlar. Bir gün. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. parçalanmış kasaları. merak etmedi.

uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. acı çekmeyi. kayboluyor. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. nefret ediyorlar. Evlerinden. Ve asla abartmadan. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. Aslında. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni. bir umut. onları yoksullar kategorisine alıp. balici.com 19 . inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. bu aptalca. Ağlamadan. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. isyan etmeyi öğrenmek. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler. hapse düşüp.. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. Ayakta kalanlar. yani ebedi umutsuzluk. ya da küçük komilik. İbadet ederler. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. Orospulaşan.. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. ben de rahat edecektim.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar. Sokağa düşen çocuklar. üzülüp. yine işin içinden çıkamadım. hayatı hatırlatıyor. Umudu babaları kaybetmişti. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil. bulutların uçuşması. kimi kerhaneye. küfür edip. bağırıp. Ve zamanla inandım ki. Kendileri kaybetmiş olsalardı. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. dertlenip. Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. Çünkü bu insanlar. ağlamayı. Tam bunlar yoksulluğu. üzülmeyi. o kadar. bir acıklı türkü söyleyip. Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. televizyon. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. ben de olsam kaçardım bu evden.blogspot. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak. yiyecek verirse. Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim. Sokak. ne lan bu hayat deseler. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. Cenazelerinin ortada. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında. Birilerinin.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. İnsan maymunlarla. Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar. Ve hatta kadınlar kocaları. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar. köpeklerle dahi konuşabilir. çağırıp. gazete. isyanı hatırlatıyor. umudu kendileri kaybetmedi. işte orada tanıyoruz onları. acı çekmek.. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. Ya Savaş Ay'ın programında. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. hastane. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. türkü söylemek yok. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. dedim.. onlar gibi suskun-duy-gusuz. aynı saatte. nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. getir götür işlerle karın doyuruyor. onu arayabilirlerdi. kimi sokağa. komşular. kederlenmeyi. dayanamıyor. Aile içi bir dertle. görmek istemiyorlar ailelerini. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar.

Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. Ancak.com 20 . Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş. "Bak oğlum. Her şeyi. Gerçek iyilik. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar. "Bak oğlum. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz. neler çekiyorum.blogspot. hayatı. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu.. ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar. oturduğu yerde. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine. hastaları inceledim.. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi. kendimi korumayı. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. önemsemeyi öğrendim. Hatta. Doktorları. serçeymiş. rahatlığın. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. hastalığını arkadaşların bilmemeli. aileymiş. Anlamışlardır ki. kurtar diyenler de oldu. bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. bize sokağı. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz. hadi biz bu ibneliğe alıştık. köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. Uyuyamıyorsa geceleri... İşte ancak. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin". Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor. hayatmış. yavruymuş gibi beyanatlar verip. Sık sık takılırlar. dünyanın en mutlu yaratığı . dikkatli olmayı. hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim. Kestir.. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip. acılı yemeyeceksin. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar. Yüksek sınıf. Bilmiyorlar ki lalenin hası. Ancak. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. serçeymiş. yumuşak. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış.. dışarıyı. Hatta.kilmiş sıpadır.. 43 Otursun. yıldızmış. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. en adi küfürleri etseler de. Kusmuş. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım.bozduklarında. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. kış geldi mi soğuğa çıkma. mayalı içki yok. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi.. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza.. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. yavruymuş. sabırlı. Ve ancak. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler.

siyasal olarak düzüldü ki. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım. Doğrusu. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı. Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. Abartmak istemiyorum ama.com 21 . Kendimizi la-boratuvara koysak. bilimden bahsediyor demektir. Akrabalarımız ki. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü. çok kırışık yüzlü. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. cumhuriyetçi gibi davranmaz. deney. doğaldır. İnce uzun. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. içimi derin bir sevinç kapladı.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor. bir yazar fare dedi mi duracaksın. kendilerinden emin değiller.. devletçi. ama. Şeref Amca. taraf tutmazlar. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi. kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. solcu. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu. taraf tutarız. o Anadolu'nun kavruk.blogspot. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak. "Deli baldır vurur." Yazıyı. fikirler üretiyoruz. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir. çünkü fareden bahseden yazar. başka bir sefer tartışırız da. Trabzon'dan gelen ağabeyim. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. Bilim. çok çalışkan insanlar. Bir kaşık bal verdi bana. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. Ve büyük mucize gerçekleşti. Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar. sağcı. Çakalların. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal. dişimi sıktım. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir. Günlerce ağladım. ahlâkları. öyle neşeliyim ki anlatamam. ideolojik. namusları. Tuzlu.. üstü gün ortasında bile karanlıktı. Emperyalist-kapitalist sistem. daha içtendir. inlerini bulurdu. Hadi sıpayı geçtik. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına. yağlı.. arı kovanlarıyla uğraşırdı. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi." Yani. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu. evde kalmış evladı. karakterleri. farelerden toplumsal tezler. Kar dizboyu olduğu günlerde.. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. Ama. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker. en büyükleri Şeref Amcadır. fazla yeme" dedi. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım. uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış.

soğuk taşlara oturuyorum. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. zaten aynı köyün çocuğuyuz. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. otuz yıl öncesine daldık. derine. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. çiçeğin özsuyu olur. arılar minik borularına çektiklerinde. metafizik uçlara kadar götürdüm işi... deyip kestirip attı. Yolda çiğköfte yiyorum. cinlerin bir şakası mı..com 22 . iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi. Genç arının konuşmasına bayıldım. hemen gel. sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez. Müstehcen fıkralar anlattım. İnsan zihni neler uyduruyor. yağmurlu. havalandıralım. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. acımıyor. şenlikli ve klas küfürler savurduk. kovan pis çalılarla doluydu.. keyfim yerinde. çiçeklerin etrafında dans ederler. balı. Uyurken. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. rüzgâr dallarını salladığı için.. http://genclikcephesi. "Deli bal ne demek?".blogspot. böceğe vurmadan. Mevlâna. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. o bal delidir. güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı.. bir kâbus gibiydi. havaya kalkmış kahraman başı gibi. tek bir satırında bıkkınlık olmayan. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz... hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. Kraliçe arı sinirliyse. genç arının konuşması alkışlarla kesildi.. coşkun bir yazar. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota. dramatik bir konuşma yaptı. güneşli ve sabah. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye. gerçek mucizesi. ancak bu iş için. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim. hazır araba var. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle.. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu. yabani mandalar gibi şa-kalaştım." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. Şeref Amca. Hilesiz. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. sıkıntılarından birkaçını bitirelim.. Ağabeyimle birlikte yine.. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler. Hayallerim yıkıldı. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım. insanlar ne zaman tatlıdır. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek. öğle. Balı. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim. "Bu insanlar sahici melek" dedim. hayalle gerçek birbirine girdi.. "Bu insanlar melek" dedi. onun balı da delidir. akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu. sert çileler çekmiş. meyveler niye tatlıdır. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu. dönüşte eve getiren ağabeyim. Birçoğunun kellesi kopmuş. anlar gündelik işini yaparken. hurdasız. Birkaç saat karşılıklı sustuk. Çiçeklerin renklerinin bulutlu. Ama sonra. orgazm.sakız gibi çiğnerken. dedi. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. Ve özsuyu iyice çalkalamak için. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri.." Gittim. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı." Dediklerine inandım. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. bizim için evin önünde.

kalp. Hali yoktu. komşularına oğlum pankart açtı. genç bir tutuklu geldi. o an. yüzü solgundu. Yağmur yağdı ben ağladım. Bastık gaza girdik yola. yalıları. böbrekler iflas.. böcek aradım. 16 yaşında içeri düşmüş. fotoğraflarına bakıyorum. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım. yol uzadı. kâh utandı. alt tarafı bir pankart açmış. ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. http://genclikcephesi. Dedi ki.. İşkenceden hali kalmamış. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri... 7 yaşındayken. uzun boylu. Yığıldım yere. İki ay çalışabildi. Beş yıl önce.. başım döndü. pankart açmaktan. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama. yemediler. içeri düştü diyemedi..?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi. işe gitmek için babası. alnı ayna gibi parlardı. kafamı duvara vurdum.İçeriden çok sonra. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu. Evleri Mamak'm bile tepesinde.. Oğlu yanmdayken. berber fıkralarına geldi sıra. Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor.. 50 şimdi. kusar gibi oldum.. yaptığınız bal. gülümseyişleri yumuşak.. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş. Adli Tıp'a koşalım. yüzleri yumuşak. Delirmek. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp. polis her yanı kesmiş. yorgun. dedim. Şimdi yirmisine giriyor. her sabahın beşinde kalkmak. ne çok mutlu olmuşlar. Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim.. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. sakin. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor... Vurdum kafayı yattım. Telefon sesiyle uyandım. Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik... "Oğlum askere gitti" dedi. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu. gözleri kırmızı bir kömür. 20 yaşında ölüsünü veriyorlar. sinek. içeride koğuşta herkes ağlıyordur. şeker yüzlü bir adam. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa. sıkıldık. Buna can dayanmaz. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı. temiz.... sabaha kadar balkonda. alnımda kanlı bir boynuz. bazı şeyler vardır eksik kalır. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın.. En son onunla kucaklaştım. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne. Şimdi. Şakalarımızı. süt. bu .. kâh korktu. Arkadaşlarına.. antikaları.. iki vasıtaya binmek zorunda. o uzun çocuğa en son sarılacak.. aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor. zayıf yüzlü. giysileri yumuşak. 16 yaşında girdi. sefaları etrafında şamatası. Bu kadarı da fazla Tanrım. ayrıldı.kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk. Ne çok eğlenmiş. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum. İşkenceler. efendi.. yağmur yağdı ben ağladım.. ulan ziftlenip duruyorsunuz. ağırına gitti bulaşıkçılık. buna can dayanmaz. Yakınlarından bir genç anlattı. yedirdiler. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor.. helada. Babası müstahdem. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi. ihtiyar. ben basur maceraları anlattım. Bir arkadaş ağlayarak "(.. hak veriyorum hepsine. dedim içimden. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. bulaşıkçı aldı yanına. bakımsızlık. İçeride insanlar işkenceden ölürken....blogspot. nazik bir adam. Kendimi sakinleştirmem lazım. Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu. arka49 daşlar güldü. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor. O küçücük maaşla.com 23 .. işte Kraliçe arı. sessizce. dedi. kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi.. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi.. döner..

. 52 Malta Kuşatması Bu. ıtır kokulu genç anneler.blogspot. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi. şu insanlara bak. Bir telefon. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum. Büyük demir kapıları. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla. Horasan Dağları'nda. Dudakları. dışarıda bırakırsan.... dişlenmiş nar tadında. gri. Bu insanları öyle göriyem ki. mehtabı.. Anladım ki. kara.. Bundan on sene önce. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş." Alelacele çıktım. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya. Yarım saat kadar konuştum. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi. Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk.. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde. konuşkan. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum. korkunç. dışarıya attım kendimi. Kokiyrik.. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. eve dönüp. Artık itiraf edelim... Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72. Rahatı kaçmış bir insanı. insanı ham ayva tadında bencil yapıyor. sevgililer sevgilisi.. duru şehirde yazmaya başladım.. Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor. İnsanı sarhoş eden. Koğuş. "Nihat Gardaş. kavrulmuş toprak renginde. hayatı herkesten. Kokirsiniz. saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum.. Erzurum şivesiyle konuşuyor. Bir günü akşam etmek.. geniş avluları. Ağlar gibi oluyorum. Sonra gördüm ki. içeride sigara içmek yasak. Tanrım. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik. zambaklar tadında... soysuz katliamlara sessiz kalıyor. Kimseye etmedim şikâyet." Kokirler. kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım... bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak.kilmiş bir sıpa olmadan. hepsi kokir bunların.. "Nihat unutma. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum. Hani eti buzdolabına koymaz. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. seyrettikçe. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların.. bu insanlar kokarak ölürler. Ben onları ele görüyem. 66 yaşında genç bir delikanlı.. Horasanlı. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. şarap yüzlü çocuklar.yaptığımız bal. Üstü başı.. elbisem.com 24 .. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük... Toprağa çıplak ayakla basmamış... işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz. bu dünya. sigaram. dayak oluyor. Geride kalan tüm iğrenç. . nedir bu evin hali... can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş. güzeller güzeli. yatağı sıcak. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor.. arabalar. ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler... Bal gibi. günbatımı yok bu şehrin. İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum. Ne tatlı konuşuyor. Halkevi küçük bir oda. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor. Nihat Gardaş. bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan. Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken. avuçları yarılmış. Bak. okşanan şeyler.. Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi.. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem. sıcak. sesi tatlı.. Ağlar gibi oldum. her yer karanlık. bundan sonra kızgın. devlet oluyor. Eşşekler gibi mutlu oldum. Gencecik. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor. Çünkü... Üç-beş kişi ancak var. Güzel kokulu sevgilim. Murtaza.... taşlar. İşte artık gün batıyor. aynı siyasi kara örümceğin ağlarında. yumuşak. Kara tren vagonları gibi. öyle dinle beni.. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor. Titreyen mum ışığı gibi sessizce. her şeyden kıskanıyor..

çiçekçiler. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. kim konuşsa. çıplak. Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim. deyip. yorgun. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. http://genclikcephesi. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm.blogspot.incecik yağ tabakasıyla oynarım. sessiz. peri masallı. hasta.com 25 . kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. paslı konuşmalar. yazdım. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. kendi sesim sanırdım. çamaşır ipine kelimeler dizerdim. çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. Telaş. çamur. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. (ne zamandır görülmüyor. çelimsiz. nasılsın. yorgunluğunu unutmak. bugün nasıl geçiyor. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. yuttular beni. cücük. yetim. ey insanlar. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. ayaklarımın bağı çözülür. kalabalığın ortasında önümü keser. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. hep susmuş. telaş içinde ölürdü akşam. inleyen. başka bir insan oldum. ölmüş mü?). Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. kara. erkek. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. Balıkçılar. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. Bayi önünde dergiler karıştırır. aşık olacağım. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. merhaba. Kürt balıkçılar akşam pazarı. hamsiyi tanımayan Ankaralıya. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. uçurumun kenarında. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. Benimle. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. yumruklarım. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. Dolu 54 bir salonda oturmadım. hırsımdan ağlarım. ıssız. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. Nereye baksam. kibrit çöpünü liflerine ayırır. kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. Kim konuşsa. sardalyeyi. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. dükkân sahipleri dayanamaz. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. yüz binlerce ecük. mahşer yerinde. Terden sırılsıklam. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. toprak. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. katladığım kısa konuşmalar. kız. ne uzaktan geçen bir gemi. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. yangın gibi kara güller yetiştirip. güçsüz. kebapçılar. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. dehşet içinde tir tir titretir. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. beyaz geceli. Sidik kokan bir rezillik suratım. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. biracılar. kızarmış yüzü. ekmekçiler sokağa fırlıyor. Turşucular. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. Kimseye etmedim şikâyet. Hiçbir işim yokken kaçarım. nasılsınız. Deli Türkan bunlardan biriydi. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. çalı. Yoldan geçenler. bir çözülseler altıma işeyeceğim. toz. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. tökezlerim. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. her şeyi sil baştan karıştıracağım. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. soğuk. Benim gibi. Akşam telaşını.

kartalların gözleri delirmiş. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. güler. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. Okur. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu.Kemal'in. korkudan içimde ne varsa boşaltır. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. ancak. Çayım içip. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. tınlayan boş bir tabuta dönerim. Sarkık alt dudağından salyası. Bir güzelleşmeye iyi geliyor. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi.. hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz. Aklımı alır. zıpkın gibi beynime giriyor. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar. Nereye kaçsam. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor.com 26 . sevgilisini bekler. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. bozuk. Kemal Tahir'in Çukurovalı. Türkiye çok değişti. Herkesin alay ettiği. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. Yaşar. Deli Türkan'ı. biri mi boğdurtuluyor. Elinde. Çok güzel bir kadındı diye başladı. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. ne demokrasiye. Aşkları dillere destan. Yapış yapış saçları pırasa rengi. gelir masama oturur. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. Kızı görünce. bu memleket bu kadar büyük adam. korkudan. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in.blogspot. doktor başka kadınla evlendi. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir. yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. aşk romanının sayfalarını. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor.. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. Uygarlığımız ne barışa yaradı. yüzüm. kendime. Hücrede sorguda bizi bekleyen.. Birini mi öldürüyorlar. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. yırtılmış. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. sanatlarının peşinden gitsene. Aklımı aldı kadının çığlığı. ya da. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı. delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. bu düzenbaz yoksulluk. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. belki. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. Issızlığın ortasında uğulda-yan. almaz ise. Kelimelerimin acı şekeri. Nasıl acı bir çığlık. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu.. arslan heykellerinin gözlerine bakın. bir doktora aşıktı. Kemirilmiş fare kürklü mantosu."Bağırtmayın kadını. Medeniyetler müzesine kaçıyorum. yazdıklarımın üniforması. hayırlı evlat çıkarmış. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi. onlarla konuşur. ne olduysa işte. diye sordum yaşlı kitapçıya. kudurmuş gibi fırlamış. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor. o kadar boş masa varken. ne ekonomiye. onların şiirlerinin. gözleri korkudan fırlamış. koklarım sayfaları. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. Rıdvaniye ise. Neden.

arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür. yurdumuzu kurtaracaktı. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar.bir tüy tabakası vardı. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. çok satıyorlardı. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. televizyonlarda bu çığlıklar. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. Bir zamanlar Aziz Nesin. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. kirazları sey- 56 57 rediyorum. sakin. işte yine geçiyorlar deyip. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. edebiyattan sözediyoruz. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. Çığlıklarımız. baharlar geçiyor. incecik bir oğlan. bir toplama kampında yakmahyız. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. şaşıp kalıyorum. acılı annelerin. Yaşar Kemal. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. Yolunu gözlüyor. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor.blogspot. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. çekingen. Bu çocuk hangi ülkeden.. bu sokakta. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. mutsuz olun. İşte burada. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. heyecanlı. budala diye küfürler savururum. İş çıkışı. Hepimiz. sağlıklı. ağıtını. bu akşam. Talip Apaydın. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. pamuk ipliğine bağlı hayatım. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. görün zıkkımın kökünü yeyin. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. beyinlerimizi. bin yıldır çıldırtıyor. güzel olabilmeleri mümkün değildi. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. varoşlardaki insanların yasını. http://genclikcephesi. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. Ahlâkla ahlâksızlığı. sel. Fikret Otyam. Kararımı çoktan verdim. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. Acıyla. bu kadar dinç. Kontrolümü kaybediyorum. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. Türkan'ın çığlığıyla koptu. götünden düşmekte olan eteği. bir zahmet toplamazdı. deprem. günlerce unutamıyorum suratını. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. bir de üstüne sanattan. Şimdi. Fakir Baykurt. cahilliğini. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri.com 27 . Onlar da çok pahalı. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. aptallar ve çirkinler sürüsünü. Orhan Kemal. güzel adaleli işçi kızları. haber bültenleri. Yoksa çirkinlik. insanı aptallaştırdığına göre. savaş. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. afişleri ne kadar abartılıymış. insanlar. yüreği olan her şeyi yakarak. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. Sovyet bayrakları. çaresizliğini es-tetize ediyor. köylünün. altüst oluyorum. kırılacak. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. çığlığıma hazırlanıyorum. onlarcası. duru bir yüzü var. Kemal Tahir çok ciddiydi. gururlu. güçlü yapılı. Bense. miskin. Bu uyuşuk. odalarımızda. kulaklarımızı kesiyor.

" Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya. Yanımdaki masadan.. akşamlan. mutsuz. Otuz-bin levent sulara gömüldü. ne biliyorsam. gitti.. Polis niye dövsün.. Bugün bile Malta'da. Aradan yıllar geçti. ben de nasılım ki. ne sanatı.blogspot. sen şöyle çekil. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye. "Hayırdır. Turgut Reis adında lokantalar vardır.. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım. ne insanlığı. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". yeri göğü titreten.... düşkün halini gördükçe. benden önce. İçişleri Bakanlığı önünde. bas çığlığı. Garson Kemal. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan. "Kopardı ipi. anladım ki domuzdan. aynaları kırmaya. Anayoldan içi karanlık. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış. kolonya getirdiler. Tam sırası. yuttu. Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda.. cinsel bir entrika anlatır gibi. Rıdvaniye." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi. Çok düşündüm bunu. O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. parala üstünü. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti.. polis yakalıyor. kaçamak sevgililer parkı vardır. oyalandığımıza göre. gelir. oğlanın fermuarını açıyor. kızın ezik. Niyeyse. Rıdvaniye. "Bir saniye Nihat ağabey. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü.. Garson Kemal'e sordum. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. Emir verdim kendime. gittiği gibi geri geldi. kulağıma.. ne ülkesi. bu iniltiler. Belinde ağır makineli silah. sigara ve çayla ağlayıp duruyor. rahat etti!" dedi. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine. basıyordum ki çığlığı. çökmüş. "Nefes al bacım.. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. kafayı yedi. bizimki yalnız" dedim. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta.. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır. bu ağıtlar. parkta tekme-tokat dövmüş bunları. Tam da o sırada. cumartesi anneleri. Biri Viyana Kuşatması. Rıdvaniye benden önce kopardı. Öpüşmekte." Öyle günlerce işledi içime. ayrıntılarıyla dinledim. Turgut Reis şehit oldu. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan. sapık. "Hatırlıyor musun Kemal. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. Yeni bir tür. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. Gizli. İkincisi Malta Kuşatması. El feneriyle iyice kimlik resimlerine. Kanuni. ne vatanı. Garson Kemal kulağıma. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu. bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. Rıdvaniye'nin.mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. Neye uğradığımızı şaşırdık. "Polis. Kemal'i gördüm. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip.. Osmanlı da böyle yaptı işte. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. sandalyeleri parçalamaya başladı. fermuar muhabbeti başlamış bankta." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı. Türk tarihinin en büyük padişahıdır. "Zavallı. kulağıma: ".. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz. bas çığlığı. başka cins insanlar olduk. sarılmakta olanların keyfini kaçırır. ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor. Su.Çaresiz.com 28 . Kız boylu boyunca banka uzanıyor.." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum. kaybetti.

suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden. "hayır benim hakkımdı o yumurta". Kadına gidip yardımcı olsam. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. Çocuğu spastik. sırtlan suratlı kapıcılar. bir de Bozkurt reçeli. Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu. lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. yumurta yemek için memurların . toplamışsın.. yine her sabah doktorun gelip. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor.bakarak "Sen de az değilsin. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır..ikini mi yalıyorsun". O benim. beş kuruşu yok. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi. bulaşıp.. Her sabah servislerde. eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi. bok. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi. Papaz sakalı gibi saçları. bu köylü. bir hüzünlü.. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur. neydi o Viyana kapıları Na-polyon. Çocuğu yüzünden çalışamıyor. bir daktilom vardı odamda. ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. Ne yazayım. köpek adamları. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir. haşlanmış yumurtadır. Alnında deri o kadar incelmiş. ka- http://genclikcephesi. Neyse iyi görünüyorsun." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla.. yazısını yazıp. Oturur hayalimden hikâyeler yazar. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. güya o kadın benim sevgilim. en ünlüsü.. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. pirzola. Kocası işsiz. püsürük. Hikâye değil mi. diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. üç zeytinin. bazen üç. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. 4-5 yaşlarında.. bağırsak. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. Yalnızdım odamda. acı çekmiş yüzü var ki. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. avuturdum kendimi. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur. çok uzaktaki karagözlüm. Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. bazen beş zeytin. ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp. Mahşer yerine döndürür servisleri. Hayatım orada. aşçılar etrafına çöreklenmiş.blogspot. herkesin boynuna sarılıp. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. haşlanmış yumurtanın. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım.com 29 . şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. yarım uykulu. bir Tanrı gibi. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. zavallı bir adam. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk.

hiç kimse dışarıda kalamıyor. "Teyze. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. Her şeyi unutmanın yolu. korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz. dudaklarımla düzeltiyor. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini. aldatmasız. Çünkü. bu sabah yerinden taşlar. tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim.62 rasevdalım. her sabah hurdayım. kol.blogspot.. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum. yaşmaklar. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları. http://genclikcephesi. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. unutmak için dışarısını. duvarlar. beynime. ben. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. Etraftan geçen herkes. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. görevim burası. Kendimi kurtarmanın tek yolu. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. duvarlar. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri. bembeyaz. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. Öyle umutsuz. hikâyem güzel olsun. ezanın sesine karışıyor.. bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. kaygısız. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. geniş bıyıklı eski zaman subayı. sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. ama. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. camlar. çıplak. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken. burada ağlama. ben. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum.. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. git evinde ağla" mı. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. bacak. fare kuyruklarından jiletler. acayip. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. üstünü başım parçalarken. insanlar sanki burada. yırtınma. soylu. işte. Ne diyeyim. kendimi son bir can havliyle. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. ağıtlarıyla uyanıyorum. ekmek param burası. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi.com 30 . ruhuma. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası. soğuk. tenimi yiyor. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. dürüst. diyeyim. Kadınlar çığlık atmıyor. hortlak gibi. romantik. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor. entarilerine. cam parçaları fırlatıyorlar. bağırışlarla deliren kalabalık. ayaklar. kabir böcekleri gibi ruhumu. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman. bacaklar. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. çöplük dağılıp. yola yayılmış yemek artıkları içinde. ben." Her gece sabaha doğru dörtte. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. katı cesedimi mezara bırakırlarken. köpek. morgun kapısında ölü çığlıkları. Sanki. ameliyat bezleri.

eşsiz bir aşk. kalemimi. bu erkekler hep böyle. ama. "Oğlum. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum. hayalle gerçek birbirine karışıyor. hoşsohbet. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. sen çok güzel bir çocuksun. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. uyduruyorum. delirmeden sabahı nasıl bulacağım.. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan. bak. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. 64 bu kadar sahici. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. beni karşısına aldı. İkinci şey. ilk defa orada düşündüm. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var.blogspot. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor. hadi. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. öyle usta bir kalemim var ki. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren. Güya karagözlüm İstanbul'da. gizlice öpüyorum. İzmir'de.com 31 . Bu tereddütler içinde. fazlasıyla kilolu bu kadın. ama. Gün boyu elinde fal. uyduruyorum. süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım. tüm hemşirelere dağıttı. Başhemşire odasına çağırdı beni. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". "Dikkat ettiyseniz. işte yine gece başlıyor. onu garsonlardan utanıp. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek. saklanarak. istersen. çünkü bu bir hikâye. böyle bir kız yok. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. olmayan. ama. Başhemşire. Ertesi gün. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla.. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde.. hem trenle gidiyorum hikâyede. dedi. Hikâyemde.!" Başhemşirenin odasından çıkarken." Ben. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa. bu serum şişeleri.. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum... kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. zavallı kadının iç çekişlerinden.. işte burada.! Yani. Sabaha doğru. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti.Allah kahretsin. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. burç kitaplarıyla gezen. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı. hayaller başkasının olabilir. artık İzmir'e öldürseler gitmem. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. Bana o günleri hatırlattın. fotokopisini çıkartıp. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden. aşağılık. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. aceleyle yazılmış. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz. hayalimde yazdığım bir hikâye. benim de böyle bir aşkım oldu. kazanova bir kara kaplanın. kurtulmak için. nasıl sevmiş seni. Eline benim hikâyemi aldı. Çok hoşuna gitti. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. İstanbul'a tayinini de çıkartırım. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu. Korktuğum başıma geldi. iki yardımcısını odasından çıkartıp. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım.

Göbeği inip kalkıyor. midyeler. Bir su kenarında ayaklarını. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken. en gizli sevinçlerim. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış. daktilomu önüme koyana kadar. Suçüstü yakalanan bendim.. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi. Kadınlar. iki haşlanmış yumurta.. ikimizin de kolları sıska. İncecik bacakları.blogspot. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. Çocuğum açlıktan ölür mü diye.. Ben de hikâyemde. hayatıma dair bilgiler topluyorum. Nesine kızayım bu adamın. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna.com 32 . Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç. arka koridoru dolaştım. ovalar gibi. ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. iki haşlanmış yumurta bıraktı...Kalemimi şarabımla. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. odamda aynı işi yapıyorum. koynunda... Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi.. Nasıl seviyor kelimelerim onu. buna benzer sesler mi duydu diye. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri. Şarap şişeleriyle dolu. İçine girip.. oralarını." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu. bir kavun getirmiş. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. Gece. sıskacık. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor. Yüzüne. ardından baktım. iki avucuna. bir sinek. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu. sonra merdivenlere doğru fırladı. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. iki avucunda sıkıh. ikimiz de toprak testi. simsiyah saçları dokundukça bedenime. zehir hayattan kaçmıyorum onu. Kapıcı: "Görüyon. hıçkırarak ağlıyorum. ikimiz de böyle zayıf. hırsız diye hücuma geçip. sakat. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. Hiç değilse o. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. gizlice yedirmiş. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için. sarılıyorum ona. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. sabahın beşi. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. dayın nasıl iş bitiyor. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. kara kadının bakışları içimde büyüyor. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış.. bu hayat nedir mi diye. ah tatlı bebeğim. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. ah. eteğini boydan boya yırtmışlar. inciler toplasam. geçti yanımdan. Ah. parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor.. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. çocuğu koynunda. onu yatağıma bırakıyorum usulca. tüm çamurunu tutup. Dışarıda.. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen. kadını göremedim. o. Odama yürüyüp.

com 33 . bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. kara kuru adam. Rizeliler. Annesi. köftesini. ah canım. bu satırları yazarken sizi bilmem. yüzlerce makale yayımladı. Bir ekmek parasına bir baklava. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. deyip oğlunu başından öpüverdi. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. Balzac'ı. yaygınlaştırdı.blogspot. Durdum ve düşündüm. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. 1928'lerde yazıldı. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. en magazinel ismi oldu. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi.. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer. ama işte ben yine ağlıyorum. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş. helvasını. Mercimekçi Ayşe. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. Mercimeğinden değil.. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. Zayıfça. Adam. suratına sürdü. ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. heykeli dikilesi bir kadın. Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. çocuğun ağzına doğru götürdü. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. "Özal. Mercimekçi Ayşe. dersini ağır bir ciddiyetle.serip. dünyanın tüm edebiyatı. Şekspir'i. burada. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. ütopyasını sevdiğim için. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. karnımız şişer. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık. orayı inceleyin. kamuoyunu etkilemiş. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. hırçın. bıkıp usanmadan anlatırdı. http://genclikcephesi. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. 1930'da doğan Ayşe Baysal. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. Atatürk devrimlerinden girip. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. doyduğumuzu sanırdık. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. gülüşerek şakalaşmaya başladılar. bir düzene koyup. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. şu çocuğun ağzına giden. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor. çorbasını. bulgura dönmüş. Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp. radikal bir İslâm çıkar altından. vs. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. Şimdi. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor. daha da ötesi yazar. mercimeğin baklavasını. Mesleğinde zirveye oturdu. iktisadileştir-di. çocuk. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı.

http://genclikcephesi. değişim adında parti dahi kuruluyor. yerli malının. Sanki onlar daha sahici insanlardı. Erbakan geldi. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz." Salon alkışla hopladı. arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi. ne bulurlarsa doldururlar. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum. lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım. sondan şerbet. İşte bu çok doğru." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. hariç. toprağın. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş. on-yedi çeşitten sözediyor.. Değişim.. Bugün. bulgur yazılarına başladı. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm. değiştirmek için de.blogspot. bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den. kitaplar. sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi. yazarlar... diyerek yayın hayatlarına son verdi.. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza. artık biz iyiyiz. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor. kısmet olmadı. Özal mühendisleri yanma alıyor. Telefonu kapattım. milli kaynağın. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler. yola çıkmıştık. gençler hapiste. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik. tarihe karışmak üzere. işte Şizofrengi dergisi. ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. gördüm ki. asırlar boyu tümüyle unutmuşuz. gülmek-len kırılır. Rize muhafazakâr oyların deposu. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. güldü. ekinin. "Ne yazacaksın?" dedi.com 34 ... kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim. Bir gün daha kalsaydı. kendi çabalarımızın. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor.. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda. yüzlerine bakan yok. patates dinini anlatacaktım. yol görünmüştü. dolmalar. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz.. gördüm ki. kendi kendimize yetmemi70 zin. marketlerden ithal cipsler.. İslâm gitti diye akılları çıkacak. diyor.Çünkü onlar. yeryüzünün bu en güzel. konuşmak o kadar zordur. TV'de izledim.. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz. ama işte. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz. gülmeyin... bunlar deli mi diye. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu... Milli yemeğimiz çorbadır.. 40'h yıllarda yayımlanmış. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor. işte orada siyaset yapmaya karar verdim. İkincisi. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. ele güne muhtaç olmamamızın. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak.. kebaptan çok.. Seyyahlar. Dağılmayan. ancak başkalarından şüpheliyiz. Trabzon. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. baştan çorba. Cehalet ne kadar korkunçsa. onu yazacağım. Seyyahlar. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya.. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış.

Gülay Göktürk. Kalbimizin çığlıklarını. uyuşuk ölçülere. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor. derin mavileri unuttuk. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. Ayşegül Tecimerler. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi. işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu.. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. Gülay Ashtürkler. hamasi nutukların istilasına uğradık. nasıl olacak" çoktan başlamışlardı.... Özal köprüleri sat72 mış.. değerlere tapıyor.. TV'lerden. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu.Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti. Bu sesten Duygu Asenalar. kasabalarda anlatılan metinlerde. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti.... Ancak meddah hikâyeleri çok farklı. destan-laştırıldığı. çıktı.blogspot. yılanları güçlendirdi. Türk aydını. Halk hikâyeleri köylerde.com 35 . Battal Gazi gibi aşk. Aydın Doğan'm.. Köroğlu. Duygu Asena. dolma. Bunu iyi düşünelim. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu.. Seda Sayanlar. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar. Hmcal Uluçlar. Yılan kabuk değiştirmezse ölür. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca... erdi muradına. Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü... hayalici çıktı. Gökberk Ergenekon Nilüferle. medya boğuştu. değişim gazı. artık ruhumuz kabarmıyor. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses. dolma. bir gün Hıncal Uluç. toplama bilgilerin istilasına uğramış.. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek. http://genclikcephesi. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. inmiyordu. yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. Özal'm. asırlarca köy. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. toplama beynini kalkınmanın. futbolcu satıp. Mükemmel bir katakulliye geldiler. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son. Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la. banker. uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor. Osman Ulagay Hasan Cemal. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar. Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda. kayboldu. Hadi Uluengin. Karı oynatıp.. Boyner'in.. özdeşleştirdik. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!. o kadar.. Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu. bir gün Özal değiştiriyordu bizi. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü. borsa. bizim neyimiz eksik dediler. ateş koru testerelerle 73 dağladılar. değişim canavarının kudurmasıyla. Meddahlar.... yanıldığımı anladım. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış.. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor. Değişiyorduk. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel.. İzel'in. zihinleri "yalın. çirkinliğimizden. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu. kahramanlık hikâyeleridir.. radyolar açılıyor. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken..

kasaba tarzından çıkamıyorlar!. sürükleyicilik. bu hikâyelerde. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte... Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. köşe yazarları. meddahlık bugünkü sinema.. Ahmet Altan.. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız. ancak. meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu.. Avrupa şehirlerinden öndeydi. çünkü meddahlar. naifliği.blogspot. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını.. Türkanh. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın. Filizli onbinlerce film. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir. tatminsiz. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen.. Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi.. Meddahlar bu cüreti. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde.Önce şunu öğrenelim.. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. her yeni darbe. hırsızlık.. makale. Ve ilginçtir.. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası. basitliğindedir. dramatik zenginliğe. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi. Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım. renkli üsluba. ne gazeteler. kitap. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. kaçış. eleştirel cesarete ulaşmıyor. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. Ayrıca. her akşam bir program vardı. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin. cinayet öykülerini işlerken. edebiyatçıları. "şehrin sanatçılarıydılar". Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri. İddiam odur ki. http://genclikcephesi. Aydın Doğan'm çiftliği.. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti.. Gülay Ashtürk. ayrıntılı... bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş. meddah. iktidar. tiyatrodan daha yaygındı. çarpıcı. seks. binlerce dizi.. Bugünkü öykü yazarları. İnsan.. Kürşat Başar.. Türk romanı. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım". Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde. hikâyesi. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. hırsızlık.. Hemen her kahvede. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer. Selim Edes. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir. ve o cüreti ise. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi. Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok. Ya da. oyun. Buket Uzuner tarzı yazarlar. sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları.com 36 . aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen. Duygu Asena. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz. ne medya.... hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün. kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!.. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor. Şimdi. sert. 74 yasaktı. Sonra şunu öğrenelim. çirkin bir davranış. köy. Bir de şunu öğrenelim. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış.. eleştirebiliyorlardı. Ayşegül Tecimer. söz dokunduramaz.

Motoru Avrupalılar buldu. Fiat-çılar diğer durakta. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı. Diyarbakır'da Birecikli Halil. üstleri örtülü. yüzyılda süspansiyon gelişti. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. Haklıydı. Louis'nin bir bakanının. Kennedy'yi. öküzlerle çekilen. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. etrafları açık. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler.com 37 . saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. Kemal Halil. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. Studebaker otomobil ve kamyonları. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı.blogspot. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. Yüzyıl içinde. 16. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize. yanlan aynalarla. ön dingil döner hale getirildi. Bu. 1960'dan sonra en iyi müşteri. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. 19. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. Faytonlar. nakışlarla süslüydü. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar. şasi. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. sürgülü camlı. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu. Meşrutiyet'ten önce. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir. Osmanlı'nın koçu arabaları. Ford. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Trabzon'da Sadıkzadeler. izmir'de Fevzi Özakat. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. transmisyon organları. direksiyon. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. patlama ile motor gücü elde edilebileceği. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. motor. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. Gallia Ailesi. frenler. yüzyılda arabalara cam takıldı. Dodge otomobil ve kamyonları. Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. Abdi İpekçi. Chevroletciler bir durakta. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. Chevrolet. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. Meşrutiyetle hürriyet geldi. Sultan arabaları.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. 1753 yılında Paris'te 14. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular. tekerlekler. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. elektrik sistemi. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç.

günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. köle zihniyetin bir parçası. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. Ford'la görüşmeyi. Koç. parça sandıklarını denize attılar. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. cins bir köpeğiniz oldu. cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. hayatının ütopyası haline getirdi. Her neyse. Mektuba karşılık Ford. 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı.'"minibüsçüler" oldu. 1930'a geldiğimizde. Sanayi ve Maadin Bankası. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. 80 http://genclikcephesi. Vehbi Koç. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. 100'e yakın kaptı kaçtı. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. Otomotiv Sanayi Derneği. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. Niye gireyim kardeşim. 260'ını Koç. son kırk yılımızı özetliyordu. Bu bilgileri edindiğim kitap. Çünkü onlar ya düzenbazdır. Kovmak. demektir. iyi iş yapmış sayılırdı. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. 1500'e yakın otomobil. Bu vecize. "Pencereden kovuluyorsan. 50Ti yılların karakteristiği oldu. Milli Savunma Bakanlığı'na. anılarında. bacadan girenlere güvenmeyin!". montaj üretim yapan bu fabrika. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. köy filmlerinin. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. Ankara ve havalisine otomobil. "Medeniyeti veriyorlar ama. ne hazin itiraflar saklı kitapta. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. birçok araba parçasını biraraya getirip. işadamlarımrz. "toplama" usûlü dedikleri. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu. 450 işçi ile faaliyete geçen. üretimi durdurdu. Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon. yine kapınıza geliyorsa. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı.com 38 . Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. Ford Motor Company. ya da onur bilmezler. Traktör ve jeep. ikincisi jeep'leri üretti. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. 1930'da 956 olan traktör sayısı. kamyon ürünleri satan Koç. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi.blogspot. Ancak. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. ne zaman Ford'a gitse kovulur.6 milyon insan çalışmaktaydı. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. Çin'deki karışıklıklar neticesi. Kovulmalarının arkası gelmez. aşağılık komplekslerini. köy romanlarının.

Otomobili kendimiz yapacağız. otomobil virüsü ülkeye girmişti. piyangodan Ford'la görüşülür. bunun adı: Fiber-glass'dır. dalgaya alınca. Kızıl Elma gibi bir ideal edinir. http://genclikcephesi. yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. Solcu aydınlarımız montaj sanayini.blogspot. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur. İşte bu kovulma. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır. geri adım atıp. Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız.com 39 . "sac" yerine. kabadayıca meydan okumasının eseriydi.. ihtilalin." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir. Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. biz de otomobil yapabilirsek. ambalaj sanayini eleştirip. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan.. askerin. İstanbul.. Uzmanlarımız. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. montaj sanayi suçlamaları vardır.. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip. ortalık yangın yerine döner.. Adını Devrim Otomobili koydular.60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç.. otuz yıl sonra.. devletin. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık. çünkü emir demiri keser. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. talaştan yapılan bir levha görür. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu. "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol.. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür. montaj sanayini aşağılamak için. Ancak. son elli yılımızın siyasetini. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". modern dünyaya kafa tutması. Merkez Bankasını. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz". Sonunda bir şans. ceplerine indirmiştir. 90 gün içinde otomobil yapılacaktır. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar.. dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. Devrim otomobili.. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. ha gayret!... tarihin benzersiz diktatöründen alınır. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'. Bitmeyen bir it savaşı başlar. Amerika davetlisidir. fiyaskoyla sonuçlandı. kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. Kaportada sac değil. siyasetçimiz. çünkü Koç. Türkiye halkına sattık. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar". Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır. Türkler de otomobil üretecektir. işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır. bu işi ancak. şimdi sırada Koç'un. orada. aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız. Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur. Gözdesi. politikacımız. Ankara. dediği gibi. Yine de istediğini alamaz.. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi. vatan haini ilan edilirler. bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu. tüm yoksulluğumuzdan. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak.. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı.

1 yoruz idi. Onurlarına yedirememişler. Neden Cezayir'e. Bütün suç..82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. overlokçuluktur. turizm ve konfeksiyon. Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları.blogspot.24 Ocak kararlan. Anadol. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. rupa'dan mal almamışlardır. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler. ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz. Cezayirlilerin başkaldırısı. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. Nereye? Cezayir'e. I anlatalım. tuhaf değil mi.. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. giren dövizi. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. anarşi çıkartan gençlere yüklendi. Murat 124. 0302 serisi Mercedesler üretildi.. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım . j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı. vatan. Renault 12.. halde. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. Cezayir Bağımsızlık Savaşı. ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1. köylülük. Sultanahmet'te tu. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri. 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır. ': sonra 0302 Mercedes. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir. Devrim Otomobili. 1990'a kadar de ğil otomobil.. bu kırk yıl içinde. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. Ancak. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş.. dışarıya buzdolabı satı. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. gâ. .. 12 Eylül'ün kapısına dayandık.. peşinden banker skandali.com 40 .1 80'lerin ortasında tek övündükleri. ucuz işçinin sebil' leşmesiyle. sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği .. Magirus. . I 12 Eylül . Yetmiş sente muhtaç. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. memleket sevgileri de işte bu. tarımı geride bırakamamıştır..1 Koç. Ve dünyada. Ford dahil. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor. ülkeye döviz sokamamıştır. nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk. hem teşvik alırsın. tarımın yanında gelişmiş. http://genclikcephesi. vur malları olan buzdolapları. Türk Otomotiv Sanayiidir. devlet bir ampul dahi üretemiyor!. jeepler. 12 Eylül'e kadar. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır. ve 700'ün üstünde grevle.i ürünlerini ihraç etmiş. uzun müddet asla Av...

üstelik. Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti.) Cumhuriyet. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim.. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi.Elli yılda tek kazanan. devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli. kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor. ya da aydınları öldüren bir mermi. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar. Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim.. 68'li öğrenciler ise.. Bu rezil. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış. Dinleyelim: 84 85 ". ihtilallere rağmen kazandılar. kebaplar faslında ise. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi. otomobilleşmeyle. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi.. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75.blogspot. cilt 376 sayfa. Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir. romantizmin heyecanına kapılmış. iç savaşlara rağmen kazandılar. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı. Ve teneke otomobillerine. bizimkiler asla!. Mehmet Sabri denen bu cani. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. Topal Osman'dan Yeşü'e.com 41 .. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor. Cumhuriyetimizin 75. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları. terörist. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu. hep kazanan onlar oldu.. yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır. fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. lanet hayat onların bize hediyesidir." (Yakın Tarihimiz. 4. komik devletimiz için şeytani bir rastlantı. Hikâye uzundur. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı. Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır... Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak. tas kebap. http://genclikcephesi. Bu yalanı gösteren tek yer. sır noktaları arşivlerde kapalıdır.

Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. aranır. Ama başaramadım. doğrudur. 75 yıl süren büyük yarasını alır. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. Suikast yapmaya geldim. "canileri affetmeyeceğiz. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam. heyecanlı. hepsi sırayla idam edilirler. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. ya öleceğiz". diğerleri sorgulanır. istiklal mahkemeleri kurulur. Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür. Hüseyin Avni Bey. Laz ismail. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi. ne diyebilirim. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. ya namusumuzla yaşayacağız. Sarı Edip. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp.. bulunamaz..27 Mart 1923 günü. meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister. meclisin en çalışkan. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey. Ayıcı Arif vs. bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste.com 42 . Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder. Ziya Hurşit. Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür. bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp.blogspot. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. bulunur. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi. ruhu imişsiniz.

ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar. yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı. 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme. ipek mendilini düzeltip. Ali Fuat. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi. maccıa-perest.. http://genclikcephesi. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: . ağır ağır giyindi. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak. Nuri Bey. merak etme.. Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş.Ben zaten başka bir şey beklemiyordum. haklı haksız gidiyoruz işle. yani. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı. Halk Fırkası ömrü boyu. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. millet meclisi kavramı yetiyordu". İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz. 'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi.. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. Ziya Hurşit. Rauf Orbay. . Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir. Ziya Hurşit.." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. 75. ben kendi işimi kendim görürüm.. önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte. Aman beyim.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor. salıncağa da benziyor.'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi.. cumhuriyet kararı anidir. ancak. Sana orada suikast yaparım ha.blogspot. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. Sizin elinizden yalnız bu gelir. Zahmet buyurmayın. şaşılacak derecede soğukkanlıydı..En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya.) İşte. çünkü. Mustafa Kemal ve arkadaşları.com 43 . geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur. (Bu ittihatçı ruh. en yakın arkadaşları Kazım Karabekir.. sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni.. . . Dünya sana kalacak. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu.Hepsi bu kadar mı. çabuk ol' diyen cellada gülerek.' demişti. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. hiç danışılmamıştır. yüksekliğine de bakacağım. hem de elimden kurtulamazsın. Ama bu da zevk. Başbakan Rauf Orbay. Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı. şöyle ki. istediğim de buydu' demişti. Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. Yolcu yolunda gerek. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. vakit geçiyor. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 . kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin. Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal.

Kanal'a mı. İstasyonda bir kadın durmuş. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış. Tansu Çiller'e. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. şöyle bir sahne anlatır: ".. Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. ona da soracaksın. Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. lâik-şeriat değil. Ahmed'ini görsen. Sarıkamış'a mı.. oluyorlar. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur. Anadolu hepimize hmç. ancak. ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü. Koç'un adamı. MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi. sarayın adamı gözüyle bakarmış. olmadı.blogspot. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti. millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu. meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti. Tansu Çiller'in adamı vs. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. Ülkemizin cumhuriyet kavramı. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense. çünkü millet meclisinin. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak. şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Hangi Ahmed'i. millet meclisi ne89 den yetmeliydi. Meşrutiyet'te herkes birbirine... Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur. Ancak. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Talat'ın adamı. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. dönüşte.. http://genclikcephesi. bir çuval inciri berbat edecek. aç kaldılar. kum mu. skorpit yarası mı. ezildiler. Enver'in adamı.. su mu. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu. diyor. hilafeti istemesi değil.. sürüldüler. millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. trenin gideceği yolun. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. Bu lafızlarla iktidara gelenler. siyasetçilerini bu ülke görmemiş. milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. Adnan Menderes'in mecliste. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. Doğrudur.. partileri.Cumhuriyet devletinden yana olanlar.com 44 . Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır. Bize milli hakimiye. tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. şehit oldular. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü.Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. tanımamış.. bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar . Demirci'm adamı. kenetlenmişlerdi. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında.. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. Allah'ın.. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya. yüz bin Ahmed'in hangisini.. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. Aydın Doğan'm adamı. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da... Medine'ye mi. O tarafa? Aden'e mi.. Adalet Partisi'ne.

Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. onu da kaçırdım. Batı'dan. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. ben gelince yendim onu bebek imalinde. Anadolu. saçından sürüklenerek götürülüyor. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler. İşte şehit anneleri. sağdan. biz yine muhalefet!. göklerden yüksek oğullarınız. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor". Kuşlardan küçük. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk. Yüzü vücudu çok kıllıdır. oyuncakçı da. istanbul'da yine birkaç tane. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar. başı mukavva. fazla sitem-kâr olmayalım. Kolu bacağı kırıktır. sen yine parti başkanı. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın. Çatlı'yı. demiryoluna. Bizim gibi karadır.com 45 .. Adını tam bilemiyorum. kahraman işadamlarımrz. gövdesi pamuk. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir. işte cumartesi anneleri.. bulgur yedik Şehit verdik. Kabil'den. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün. kırılıp gittiler. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. Rauf Orbay. iktidarı sahiplenenler. bir Alman Yahudisi vardı. işini kuruttum." Evet. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça. yirmi yıl sonra döndüğünde. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin". Yeşil'i. şenlenir evimiz. Shirley bebek yapıyordu. oyuncağı hiç sevmemişiz. kayıtsız milli hakimiyete. kimseye diz çökmeden." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. uçup gittiler. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden. Kahire'den. oğlunu arıyor. delikte büyümediler. Malezya'dan. ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür. ağlayacak ama. Falih Rıfkı'nın dediği gibi. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler.. Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. oyuncak müzemiz yok. Ahmed'leriniz bir nefes değildi. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. Anaları ellerinde fotoğraf. Kovukta. Taliban'dan. oyuncağımız yok. Rauf Orbay'a özür diler gibi. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!. vermiyor. Bin yıldır gömülüyoruz. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik. Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. Çakıcı'yı dahi vermedi. Senin serin dağlarında. Büyük şehirlerde bile.Şimdi Anadolu'ya. http://genclikcephesi. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor.. İzmir'de üç dükkân.. Ahmed'lerini arayan analar. Evlatlarının peşinde yalvaran. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. şoseye.blogspot. o bize. kar ya-92 nakli. Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz. Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak. "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. ismet Paşa. Doğu'dan. yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. nerede ölüyorlar... soracak. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet. Bir Macar vardı İstanbul'da.. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok.. Dinleyelim. Bebeği pek az kimse bilirdi. Biraz uzun sürecek anneler. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki..

" "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor. Sonunda buldum. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof. oyuncak ithal etmek istiyor. Spiro Giokas. eve ince talaş yayılırdı. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır. Kızıma vermiştim bebeği. havai fişek. 53-54 seneleri.. 1950'de. tamiriyle uğraştım. "Bizimki de mukavva kafalıydı. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra. Mam-ma sesine 1948'de başladım. Çocuk bir iğneyle dokunsa. Kafası mukavvadan. ondan yapılmıştı.5 liraydı bu bebekler. Gövdesini saman doldururduk. Monopol. Grup oyunları yapmaya başladım. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. bardağı. oğlan bebek.. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. Gözlerine ampul taktım. Birgün bozmuş bebeği. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda.. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı.blogspot. kâğıt fener. Tombala filan yaptık. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. 550 kuruşa. mal yetmiyordu. Parmak bebekler üretti babam. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor. Ben de tahta tabanca yaptım. tarih mi belki 68-69. Karakaçan." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi.com 46 . kendi icadım olarak. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit. Kalıpçılar çok şaştılar buna. içerde. çatapat. kumaşla kaplardık. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor. plastik tabağı. kız bebek yaptı. Çukurel. "İlk defa sıpa yaptık. Tahtadan tabancalar. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. babam Mehmet Sülün. başın üst kısmını kestim. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce." Tüm bu bilgileri. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. il il dolaşmış. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. 51-52 yılında ithalata yöneldik. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım... Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. kızma birader. kestane fişeği. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. Mantar. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım. Sallanan tahta at yaptım mesela. süs kâğıdı. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş. bu fikri kaynanam vermişti. http://genclikcephesi. kukla gerçekten gülüyor. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu. Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp.. sonra biz. tüfekler yapardı. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik. 1 veya 1. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. Bebeğin karnına basınca ses verir. Gemini çekince gözleri yanardı. 14 sene uğraştım. makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu. 62'de başardım. ilk 95 o yaptı.

yerli kurşun asker yapıldı. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. arslan gibi. altı çeşit hayvanla başladı. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. tabii. "Harbin başlangıç yılları. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok. yuvarlak tıknaz bir adamdı. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. ondan önce el sanatı olarak kalmış. ucunda iki tekerleği. Tenekeden kanatlar. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir. başı hareketli kahkaha atıyor. arkasında duvar. 1947'de Ankara'da doğdu. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum. ata biniyormuş gibi oynayacak. ayı. şaşırırlarmış. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. tahta oyma biblolar giriyor. "Bir de atbaşı vardı. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. bir de ufak masası. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. Kim olduğunu bilmiyorum. burun ve kulaklar. Burada oyuncak yok. uzun bir gövde. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. bir çığır açtı. insan sureti anlayışı ile engelleniyor." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. bir bebek hatırlıyorum mesela. hepsi birbirine tellerle bağlı. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek. köpek. 69'da anne oldu. Ülkü için olabilir.blogspot.omuzları hareketli. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a. maymun. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. annem anlatırdı. Sonra başı derde girdi kurşunla. Hiçbir şey bulamadım. iki koltuğu. çocuk sopayı elinde tutacak. Arnavut kralı." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak. Balık ihraç etmek istiyor adam. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. işe. kaleler de vardı.. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. adama aynısını yaptırıyor.. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş.. bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. bebek hâlâ istenmiyor. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış.. tombul bir göğsü. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. tombul bir poposu. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak. Çok iyi hatırlarım.com 47 . tekerlekli bir sopa. Hatırladım o Alman şimdi. Bir divan. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta. sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler. bombalar patlarken. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. http://genclikcephesi. pencerenin perdesi. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. "Çocuğum bir yaşındaydı. fil. zehirli filan diye. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. evet evet. elbiseli nadirdi. bir pencere. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş.

17. (Oyuncağın da modası olur. kimisi makaradan. çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi. Demir telinden yapılan araba. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç. çünkü o zamanlar kârlı değildi. Bu din kardeşimizin. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. Fatoş. çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. İnanılır gibi değil. çok şanslı çocuklardık. ancak. Seramiğin bin türü var.. zekâ oyunlarının. ama. yeşil süs boyası olurdu. maskotlar. ama oyuncak yok. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık.. büfe eşyası. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. haftalığım cebimdeydi. büyü-98 lendim. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. pilli. ki. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. 80'li yıllarda Kara Şimşek. orijinalite yok. pembe. Bizde halkımız. çok pahalıydı. ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. kurmalı. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır. neden tahtadan. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış. Hayal gelişmemiş. kiminin tekerlekleri de demir telinden. buluş. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum. ancak. Çinliler kırbaçla çevirirmiş. ki. düş yok. Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. taşla ya da topla devirmekti. tahta arabaların. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. görün kültürünüzün acımasızlığını. Antik Yunan. biri topaç. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. şimdi yok. hantal süs eşyaları. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. dünyasına girmek istememişiz. camileri. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. seramikten oyuncak yok.com 48 . ki. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim.. Çocuklarımızı sevmemiş. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır. ancak.. onlarca. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı. Oyuncak. kullanışlı değil. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. meşhurdu. korkunç bir kediydi. Batı'da.Özellikle kediler.. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok. oyuncağım daha değerli görecektir. bizimkinin atbaşı yoktu. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir. zekâ yok. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi.. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. o. O renksiz televizyonun. Çemberi hepimiz oynamışızdır. ayakta iki sanayi kaldı. Almanya savaşta harap oldu. dünyanın en büyük şovuna götürün. Biz ise modadan uzak. aydım. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. biri oyuncak sanayi. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. İsveç'te. estetik gelişmemiş. tüm haftalığımı verip aldım. hediye almak hiç aklımda yoktu. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda. bebeklerin ayrı. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. aralarında süs eşyaları.. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. kültürü. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır. diye cevap verir. İkincisi. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. değnekten at.. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor.blogspot." Ve Fatma ilhan.. alacak hiçbir şey bulamadım. sürtmeli oyuncakların ayrı. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. Hollanda'da oyuncak müzeleri. oysa.. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze. 90'h yıllarda da Batman moda olur. biz. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. Çünkü hayal yok. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün.

. ruhsal parçasıdır. kendi halinde lüm nebatını. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. muazzam boşluğu mafya kullanıyor. boyun eğip. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. kendi iç dünyasını.. Tabiatı masum. en derin eşya. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız.. Eline oyuncak geçiremezse. kış orada takılı kalırdı.blogspot. ayrıca. İnsan sormak istiyor. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor. onu da ağır. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz. dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur. canlısını. Bu. kayasını. kendi dünyasını... arkadaş olduğu. bir kahve makinesi görür. http://genclikcephesi. senin için en çok ben acı çekiyorum. kendini oynatacak üstler. gizemli bir eşya. edebiyatçısı. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. Neden korkmuş isek. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. mutlulukta geri kaldık. çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız. Çocuk artık. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten. İyi ya da kötü. o halde ben haklıyım. Sevdiği kıza bir gün.. kurşun asker... Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor.. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. der. Arkadaşının uçağına biner. dünyanın en zengin. itaat arar.. 'dokuz tuğ'. Her şeye sahip olmuş bir insanın. Siyasi hayatta önümüze çıkar.. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar. büyülü. dilini inşa ettiği. göğü delen kuş gözüyle görüyor. bu sahte. diye sahiplenir. Doğru ya da yanlış. kimse anlayamaz. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor. haber bültencile-ri. onun için askerler. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz. sağcısı. Kendiyle oynayamayan çocuk. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor. Oyuncak. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz.. kör bir acımasızlık öğretir.kendine daha yakın. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır. yalancı aynaları. 'bozkurt'. ben daha çok acı çekiyorum.. ama bu derin. daha da ileri gider.. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. tahtadan bir at yapamamışsın. hayallerini. bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti.. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz.. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz.. Acı çekmeyi içselleştirir. Kardeşlerim. çocuğun başına onunla vurmuşuz. Dinç Bilgin. Çocuk. çocukken kullandığı kızağın adıdır. Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. ancak.. tüm tabiattaki nesneleri. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler. Oyuncaksızlık. solcusu.com 49 . "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince. bu yüzden sen benimsin. televizyonlar kullanıyor. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar. Bizler. konuştuğu. ne dini ne bilimi. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor.. gazeteleri. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. çocuğun sahiplendiği.. sakin. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane. en şöhretli insanı oluverir. acı çekerek talep eder.

102 103 bu sefer canım yanmadı. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse.com 50 . Açlıktan öldü.. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?".. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. denilince. büyük şairimiz yalnızdı." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin. Başörtüsü şart değüldür. ordan aşağı açılur mu demeyin. o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım. örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır. diye kovdu. Hamdullah Suphi. bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda. halkın dinî sorularını cevaplamakta." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir. Abdülhak Hamit.blogspot. İthal canavar oyuncaklar. " * •% * liir "gay" dergisi 53. Her yıl anma günleri düzenlenir..olayları. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!. sizin burada işiniz yok. canım yandı. Hatta. üç yaşındaki çocuğun korkulan. dolma yerken öldü. Önüne. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi. Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum. çok başarılı buluyorum... Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. büyük şairimiz açlıktan öldü. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım.. umutları. Ben Mesut. sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor. dışladık. karaciğeri bozuktu. ithal canavar filmler. bir toplantıdan. Zekeriya Sertel'i.. Mehmet Emin Yurdakul en başta. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz. Kur'an'da buna bir mani de yoktur. Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. Alışılmış konuşmalar.." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim. Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış. Demirel'i. Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. tekrar yaptırdım." Üstelik böbrekleri. röportajda. dünya sıralamasına giremiyoruz. Mizahçı Necef Uğurlu. bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir. Bana sorarsa-nuz. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor. ben müsaade etmem. *** Kurtuluş Savaşı'nda. Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir.. Lakin... Ofli şi-vesiyle konuşan. Mesut Yılmaz'ı. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır. ona ilgi göstermedik. deyip.. ama kendi çaplarında. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil.. bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız.. ortalık karıştı. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim.

acemi gazeteciler de. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. bunu kimse de merak etmez. örnek olarak da. bu insanlara depolarını açmaz. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. http://genclikcephesi. ancak. Padişahın insan emeğini küçümsediğini.blogspot. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir. bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. ihtilal ve bakan gören adamıdır. ancak. Dil Kurumu. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. dünyada yoktur. Kızılay neden. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla.)* Anadolu Kulübü. Dünyanın en çok başbakan. * •% * Bir başkasına geçelim. hükümet. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer. yanmaz. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. işte bu tartışmalara yol açtı. yani Kızılay'dır. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. Çünkü. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir. çürütüldü. bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. Mesela. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Ankara'nın en köklü kurumudur. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. Bu tarihsel bir rekordur. İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir.com 51 . Türk masonlarının büyük ismidir. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler. Rumlarla Türkler savaş halindeydi. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. tüm makalesi boyunca.. halktan uzaklaştırıldı. otuz yılını doldurmuştur. atları Rum. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır. Kötü. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış. kokmaz. parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. orada neler döndüğünü kimse bilmez.. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz. Ancak. geceyarılarına kadar orada geçirirdi.açar. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. Osmanlı padişahlarından birinin. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip.

Diyanet İşleri. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. kimse uğraşmaz. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. çok sevimliydiler. skandal ört-bas edildi. piyango bileti. hatta 108 http://genclikcephesi. Ancak. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. Böylelikle Tarih Kurumu. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar. Görevi. BM'den ısmarlanan teknoloji. büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. bitmek bilmeyen davalar açılır. büyük bir ticarethane yaptı. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. suçlayarak. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. kazıları yönetmek. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür. Türk resminin kayda geçmiş. Kenan Evren televizyonda. deli etti.com 52 . yayın. Mehmet Özel. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. Tarih Kurumu ayrıca. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı.blogspot. Öldüğünde TRT ardından. 1978 yılında. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. Tarih Kurumu basıyordu. Ajans Türk. rehber gibi. Türk tarih çalışmaları. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. basına sızmadı. İğdemir'i getirdi. Rakibi. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. Ankara piyasasında tekel oluşturdu. gazete. oy pusulaları. değil Türkiye'de. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. nasıl oldukları onun bilgisindedir. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. Danıştay'a. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa.Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır. dergi. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. dizgisi. cunta. devlet evrakı. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. Dil Kurumu ve CHP gibi. piyasaya iş yapmaya. Arabesk. kıskanmıştır. Çünkü. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde. Devlet. Tarih Kurumu. basımevinin başına oğlu. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. baskısı. sportoto. bilim. bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. İnsan soruyor. parti afişleri. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. bozuk diliyle hasta. Nerede oldukları. şehir telefon rehberleri. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. Gökmen miydi. Baba-oğul kurumu. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır.

hukuğu. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. hakimleri. herkes gidip seyrediyor. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir.com 53 . insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü." http://genclikcephesi. Yayın yoktu. keyifle. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. kültür ortamı neden oluşturulamadı. yani. Çağlar 20 yaşlarında. baklava çalan çocuklar. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. kafamıza sert tekmeler yeyip. İlhan Çevik meşhur. neşeyle usta işi muhabbetler. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. bizleri. gezmediği ülke kalmadı. İslamcı kitap. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. televizyonun içine bakıyordu. "Tüh lan ben göremedim" dedim. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler.büyük bir matbaa sahibi olmayı. (*) Türk Hava Kurumu. başta Hakan ve Çağlar geliyor." Ben üzülerek. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. İngilizce gazetesi. "Çekilin lan.) Kaba hatlarla. o da ayrı mesele. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. iki bin baskıyı geçmedi. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi. Koşarak gittik. llnur Çevik pek çirkin ama.blogspot. silah yok. medyanın. dergi. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. Devletin. tekmeliyordu. kan yok. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. Hasan bir yandan. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. gazete. artık toplum tartışsa ne olur. işte Çağlar ve yüzlercesi. toplumu. Sadece sefaretler satın alıyordu. aydınların. Hasan: "Adam seni dövüyor. yıllar boyu bin. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz. sorusunun cevabı buralarda yatar. vatan hainliğiyle suçlamıştır. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik. bugün. size oracıkta köfte ekmekler. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. ilk defa televizyon görüyorduk. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. Şiddet yok. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. işte pankartçı gençler. koruduğu ve hiç kimsenin. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. kapalı devre yayın yapılıyor. Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. bok mu var" diye kovuluyorduk. televizyonda gördüm. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. ileri derece masondu. insan soruyor. 16. gazetenin. Bu medya. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği.* Ancak. işte. koğuştan birçok genç tanıdım. hakimlerimiz. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. gencecik içimizden bir çocuk. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan. örgüt suçlarıdır. bağımsız. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. espriler yapıyorlar. halkın.

Balta girmemiş bir ormanda. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi". hayallerimi savunan son ağaç burası. dağların en yaşlısına tırmandım. Gezintimi bitirdim. Ne yazarı.. hakimden. pis. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni. Bu sözler beni. O kadar sıkılgandılar ki. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim. çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi... Bağırıyorum cansız bedenine. biz ekrana. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim. Yanıma Doğulu iki genç oturdu.. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın. bu sefer.. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi. Eski. Kaldırdım antik bir taşı. soluk sarı yüzü. Kırk yıldır oradayım.O gün bugün. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız. Sırtımı dayadım. acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni. Şalvar gibi bir kot pantol. insan haklarından. Dünya kadar geniş sanıyordum. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim.. felçli gibi oturuyorlardı. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen. Jack Nicholson. parasını da al!" http://genclikcephesi. pavyonda komilik. ne insan hakları. çıkarın tüm bunları hayatınızdan. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. Garson boş bardakları alırken. "Yooo rica ederim. Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. Kalbim yerinden koptu. soluyorum hâlâ mutlulukla. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için. yazmaktan. acı duyarak.. bir küçücük yer. Hayat Buysa . ne yasası.com 54 . gündüzleri kırılgan. kaybolmuşum. ne hukuğu. çay içiyorum. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız.. kanundan. şakacı bir avlumuz olsun.. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm. yirmi yıl başım yerde... Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım. işte orada. bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım. ne polisi.blogspot. seçimden. Can verir gibi. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. ne anayasası. kımıldamadan!.. garsonluk yapıyorlarmış. Diz çöktüm. kara. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir.mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş. Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten. Bıktım. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. ağlamaya hali kalmamış. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. Dinleyin beni. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz. kumlu solucan. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda..

bir şey ya iyi olacak.. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. açıldı. Rumca. bembeyaz tülbendi eşarpları. her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar. geldi. teyzeciğim. güzel". Akpınar. yine. Onu durdurmak ne mümkün. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. değil mi.. Var bunda bir bit yeniği. iyi soru sorarım. istisnai olarak turna kullanılmış. ya kötü. Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. Ermenice isimler değiştirildi.com 55 . Martılar yırtıcı hayvanlardır. iki. Belki de martı demeyi yeni öğrendik.. Mesela. Hüseyin Aktoprak. yavaş yavaş masaya dokunmaya. sıkılgan kardeşlerim. Akkaya. Her neyse. İbrahim.. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. iki bin dolar biriktiri-yormuş. Peki. küçük dilimi yuttum. Son yüzyıldır. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. Akköprü Aktepe. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. Düz-ce'de kadınlar. Çaylar. gün boyu ağlıyoruz. olmaz bu. iyi soru sormaktır. gitti. boşaldı. martıyı kullanmayan şairimiz yok. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. gibisinden muhabbete girmeli. ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. başta İran geleneğini sürdürüyor. Divan Edebiyatı. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. imgeyi şiire somıyor da. mitolojik hayvanlarımız var. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik. mevzuyu öğrenmeliyim. Mevzuyu öğrenmenin yolu. patates tarlalarında çapa yapıyorlar. leş yiyor. Kullandıkları dil. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. ne güzel ülkemiz var. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. kaplan. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş. Gerede.. Bir fıkra anlattı. milli. Beyazlığım övmek istesek. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı. hem "beyaz.. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı. Güler misin. derin bir muhabbetimiz başlamış. Biri öyle düzenliyor. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar... ya kovduk.. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. Kendi tahminimi söyleyeyim. Türkçe isim verildi. Doğu. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli.. ilk masaya oturmuş.blogspot. akvaryum almış. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. kuğuları. bizim ne güzel topraklarımız var.Hiç tanımadığım iki insan. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. Son yüzyıldır ise. İbrahim! http://genclikcephesi. ağlar mısın. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. turnaları severiz. sesim çok güzeldir". Arapça. hem beyaz. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum. Uzman bir hocama soruyorum. Martıları ya görmedik. Hem yırtıcı. Ne iş baba. Belki de o zaman martının adı başka. diğeri böyle. Melahat Akalın. beyaz güvercinleri. Yırtıcı imgesi için arslan. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. türkü çığırdı. geçen gitmiş. ama.. Laf ilerledi. ortak bir hayalin süslü kelimeleri. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. ağlayarak tarlalara koştum. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur. Amatör bir tarihçiyim. hem yırtıcı. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. "martı" yok. Yerine: "Akyazı. "martılar" kafa karıştırmıştır. bu oğlan para tutamaz. İç savaş başlıyor. "Abi.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

"Aydın cuntasının güvendiği. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. Yaşar Kemal. 1986'larda Nazlı Ilıcak. yine ser verip sır vermez. Hasan Cemal.com 61 . aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. Doğan Avcıoğlu.. yönü gösterdik. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. hem gençlik. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen. Yön dergisini çıkarttık. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim. sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. postal. Aydınlar. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. doğrulansa da. ta ki. bugün o sütunda İlhan Selçuk. saldırgan. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk. tanrısal adaletin ancak. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. İlhan Selçuk'u sıkıştırır. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. sonra unutuldu. bir şey yapalım. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil.. altmış yılından sonra. Nadir Nadi. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu. acımasız. ucunda sehpa vardı. şimdi devrim zamanı deyip. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. 60'larm sonunda. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. işkence yapılıyor dedim. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. bu bölüm. Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır. arkadaşlarını yüzüstü bırakır. İşkencede. köşke gidelim. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. eşitsizliği giderecek siyasi kararın.126 Son kırk yılımızda. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. Geriye kalan üçyüz sayfa. bugün. cuntayı deşifre eder. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır. hem de meclis. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. DEVRÎM dergisini çıkarır. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. Yeni devletimizin ruhunu. kararlılık ve baskıyla. Anılarında. Mümtaz Soysal. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. basın tarihimizin en sert.blogspot. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. sert. sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur. Uluç Gürkan. üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. ilhan Selçuk. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. hürriyetler. Son anda çark edip. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. diyor. o cuntanın başında iktidardadır. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. Yalçın Küçük. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal.

işinin ehli. ama. çok kötü. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu. idam edilenlere üzülüyor. elinde hiçbir şey kalmadı. bunu da beceremiyor. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş. Bu silik liberal. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. ama. o elleri temizle-yemezsiniz. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka. bu kitaplar. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. http://genclikcephesi.blogspot. işsizlik.. sessiz. Velhasıl ne dediği. diyor. liste çok zayıf! Koca kitabında. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. ama. Bir de küreselleşmişiz. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. galiba ihtiyarladığında da. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız. İlhan Selçuk'u. bir daha hayıflanacak! (Ha. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz.com 62 .) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı. beceremiyor. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. vs. Raymond Aron. bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. Kendisi neden dünyaya açılmıyor. Aydın Doğan'm. Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la. Altmışlı yıllarda çay. soruyor Hasan Cemal'e. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. Boztepe'ye 80 km. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. imanla. Ancak. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. İsimleri önemli sayılır. Şık bir salon adamı olabilir. bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. utanılacak kadar zayıf. başaramaz. tembel bir liberal! Görünen o ki. Çünkü. arınmak için. silik bir köşeye çekildiğinde. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. bir de Özal. bu yazdıklarını gördük. Pandora'nm kutusunu açıyor.kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını. Anıları yayımlandığında. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. eğitim. içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri. devletin kavalyesi üslubuyla. Çünkü. üç-dört kitap. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor. sıkıcı kitabından dolayı. hayıflanmak yetmez. dünyaya açılacakmışız. sağlık. bugün Koç'un. diye. Hasan Cemal'i.

aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. tarih sahnesinden. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. Artık. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. mutsuz. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu. bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. solcu gençlere bombaları patlattırır. cuntacı subaylar. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. Mecliste. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu. Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı. Faruk Gürler. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri.Bşk. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz. 12 Mart'm hızlı.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. Demirel'in acı intikamıyla çekildi. 28 Şubat. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi.blogspot. Atilla'nın http://genclikcephesi. yedi yıl sonra. ortada bırakır. bu turlarda 300 oy çıkardı. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. Kara Kuv. peş peşe kurulan kukla hükümetlere. ürkek. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. yani diyor insan. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. 12 Eylül. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. askerler gelip düzeltiyor!". Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. komiğe düştüklerini anlarlar. Hv. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip.Kuv. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. 12 Mart. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü.Kuv. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. yoklu! İşkencecileri vardı. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. Sabah-akşam.. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. 1980 öncesi. durumdan vazife çıkartan savcıları. durdurma kararını kaldırtır.. Dz. ilaç zammını durdurur. gece komutanlar. cuntadan sonra. 60. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. Mem-duh Tağmaç. Nihat Erim. biz bozuyoruz. Nafile turlar. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. 12 Mart darbesini. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz. Gn. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. önce kontenjandan senatör.Kr. Ve büyük şirketlerin. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. Eczacıbaşı. bankalar soyulur. Her dönem. Ferit Melen. yüzlerce seçim turu yapıldı. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım. İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse.com 63 . tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. Celal Eyiceoğlu. bu vahim durum üzerine. İlk işleri. Muhsin Batur. Muhsin Batur. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları.

solun kâbusu oluyor. slogan attığı için 19 yıl yemiş.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. Ancak. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. faşizmi halk tabanına yaymış. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. hiçbir politikacı. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. Halilim. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. daha da eriyecek muhtıracı sol. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. Çünkü.com 64 . işe güce girince. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. Aydtnhfe'ta yazıyor. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. darbe. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş. hevesli. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. ama. İkinci Dünya Savaşı öncesi. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. bir darbe uygarlığına dönüştü. 1961'in Yön'ü. başka siyasi alanlara kaçıyorlar. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. Avcıoğlu. Seksen bir vilayetin. birbirinin aynı. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. şimdi de sulanmaktadır. Darbe uygarlığında. Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama. Aşk yoktu kalplerinde. işte İlhan Selçuk. Evren Paşalar. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. antik. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. Cins. Darbe ideolojisini. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem. seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor. Modernleşmeden anladığımız. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu. Allah başka keder vermesin. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. bir milyon ev. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un.blogspot. sempatizan kitleler. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. yanlış bir yöndü. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. 30'un üstünde genç insanı. entrikacı. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir. Sebep: Halka güvensizlik. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. Bu hazin manzarayı görüp. ihtilal sebebi saymadı. tepeden inmeci inkılap kanunları. Gazeteleri alın. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. hepsi bu. uygulansın. Oysa. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. Elli yıldır her seçim. her seçim biraz daha büyük yenilgi. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri.

SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. Toprak kardeşlerim. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. hem kanunsuzluk. birileri.com 65 . en beğenilen yazarı. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun. sanat dergisinin sahip olmadığı. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. kaç zamandır. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. Bir / Altı saatlik tartışma programında. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum. gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. magazin dergisi. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra. Aktüel. cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. bugüne değin hiçbir edebiyat. Dinç Bilgin. hem de edebiyat. Onurlu ismini. kültür. buradan bağırıyo-rum. matbaa masraflarının. Enver Ören. yine. fareye peynir gösterir gibi. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. bilimadamlığını. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. oy alıyorlar!. acıyla. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. sanat. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim. Erol Aksoy. sadece ekmeğin resmini gösterip.Ve Melih Gökçek'in. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. değişen hiçbir şey yok. ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. gözyaşıyla. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına.. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. devletten alınan paralarla. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. Ekmek. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. ama yılan deliklerinden ürküyor. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. boşuna.blogspot.

MİT'in görevli köşe yazarları. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse. üniversiteler. sanatçılar. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. sanatçılarla kolkola girip. hayrını görün. iddia eder. reklamsız. gazetecinin. 40lı. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar.blogspot. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni. duymayan. ses sanatçısına kadar.com 66 . üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. magazin dergisi çıkardığı. Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. denyonun. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. makamından alınmış. kararlı bir bilimadamı. öğrenciler. Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. İşinden olmuş. kim varsa. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. sivil yüzlerce kurumun. kuponsuz. hocasıdır. Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. bunca kap-salağın. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. Çörtük'lere. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. söylemeyen. "Bütün bir şair neslinin. sözde bilim-adamlannın. Ertuğrul Acun. yazarın. yoksul. fikrini söyleyerek. İstanbul'u. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur. hırsız. ot kafalının. Refah'm Milli Gazete'sinin. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi".sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela. bundan bir ay önce. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. keskin bir bahar kokusu var" der. devlet televizyonunun seyredilmediği. medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları. bir tek kez. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar. ormanları. düşüncelerinden başka. yazarak. Bunları görmeyen. üçkâğıtçı. http://genclikcephesi. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. önüne gelenin televizyon kurduğu. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. mafya babalarının görevli köşe yazarları. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. kendi gayretleriyle düşünerek. kredisiz. Eyüboğlu.

Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması. "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi. Ve. aşka ve sanata". bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. yeniden başlamak hayata.. Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk. dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının." Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor. İnsan ağlamak istiyor. en sefil gününde. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. sevinci. açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun. çocukluğa. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor.. Taranta . yazarın burada kasıtlı bir şekilde. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa. aynı yıllarda yazılmış.blogspot. bir ışık. Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler.. Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. sakin." C. dünyayla yarışan başkaları da var. kendi halinde. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar. yemiyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak. http://genclikcephesi. Demokrasiyi ise. kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil. mutsuzluk. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar.com 67 . Tarihin ilk gününden beri.. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar. köylü. dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor. ışığı. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. Çünkü güreş de halkın onuru. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor.Ve doyumsuz bir iştahla.. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar... bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç". kendine yeten insanlar kurar. her dakika dünyayla hesaplaşma. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu. bir sevinç aradığını görürsünüz. Tarancı: "Ah.. bu kara gerçeği. içmiyor. bir ölüm. yazarların bu amansız savaşma.." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden... "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar. Esnaf.S. Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece. tabut. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim.Babu. bu çok zeki yazarlarımız.. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle.

"Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. sağcı. bir acaip evim var. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte. illim dağ aşar." Mesela bir süpürge. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz. ne harikulade bir varlıktır. yahut bir dram içinde göstermektedir. Bir insan gözü ne acaip. sabahtan toplarım (yıldızlar). siyah düğmeli bir misafirdir. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. kendini Tanrı yerine koyup....com 68 . kırk gömlekli bir kız. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. Bir meyveye bile ne tuhaf. kâinata benim diyebiliyor. Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp. cama dayanır. Ve Eyüboğlu. "Benim bir kalbur boncuğum var. cam kırılır. oyunlar neden bulmuştur. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir. Bakın şu bilmece. kana boyanır. sahralarda bey idim. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler. Fini fini tanımı. Ölümden korkmayan. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan.. akşamdan atarım. pırasa. tarif141 ler. Picasso'nun. Bilmeceler. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim. kırmızı fistanlı. asma kabağı. sarı entarili ve selvi boylu. her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte." Nar. bakabilmek. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir. Lahana. Dünyayla hesaplaşmayı. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. akıl dışı. bu denli acaip. Bir meyve ne garip bir mimari. 1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır. İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur. faşist militanları kurtarmanın tek yolu. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. illim kemiksiz. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. Hatta bilmeceler. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. ölümü göze almış. bir gelindir. edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca. tarihöncesinden gelen. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi. gerçekte. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm." Zeytin yaramaz kızdır. yeşil feraceli." Bilmeceleri ruh. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum.Bugün. "Kara kız sarkar durur. ufacık ve realist bir roman. asık suratlı ve dedem sakallıdır. eşyaya. diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. "Uyanır. ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. hayale sığmayan. illim bağ aşar. ne acaip şey diye. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız. içi dolu mercan. Kavun. Chagall'ın." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar). bu acaip kırmızı evde ben.blogspot. ne idim. mafyatik. estetik. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur. İnsanoğlu. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk. siyasi kirlenmişlik. Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor.

onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. Leman dergisinden Fatih Solmaz . yok edin" der. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. tez elden. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. Normal hayattan çıkarıldı. basit. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". ama.. gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. şaşkınız. karşılığını veremediği. kapalı gişe. sosyal. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. iki saat sonra söyleyeceğim" der. getirilen şey bir teyptir. siyasi. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik. başta Adnan Menderes. çaresiz kalıyoruz. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. Hayranlık verici dehaları. kabine üyeleriyle toplantı halindedir. Magazin ve medya. tamamen değiştirmişlerdir. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. anlayamadığı vahşetle. yazarlar. Toplantının başında Celal Bayar. Sevda Demirel. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. eşyayı yenemediği. Ve bu sefer hileyle değil. daha derin bilinçaltı denizlerine girip. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler. Koraltan: "Ne korkunç bir alet. İşte medyayı izliyoruz. çözemediği. toplantı bitmek üzere. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir. öğrenci olayları. büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. perspektifleri bozmuş. Bize yeni bir göz. resmetmeliler. getir!" der. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. infiale kapılırlar. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. kabine üyelerini ter basar. burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar. yakın şunu" der.. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. Gündemdeki Kıbrıs meselesi.. İnsanoğlu. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. köle. İşte magazin haberlerini izliyoruz. Bu büyük "acaiplik devriminin". "Efendiler bu aletin adı teyptir.Picasso ve Dali. Celal Bayar.. 90'h yılların sonunda.blogspot. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar. başka duruş ve oluşlarla. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi. en büyük iki sanatçıdır. içgüdülerim. ahlâksızlıkla. içimizde-dışımızda kopartılmış. Celal Bayar. aptallaşıyoruz. İnsanoğlu.com 69 . nesneleri. görevliye: "Oğlum. figürleri. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir. belki de bu açlıktan. o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı. savaşı. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. Sanatçılar. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. ahlâksızlıklara.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. İkisi de. zamanı. Makaralı teyp dönmeye başlayınca. felaketlere.

İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir. Burada yazamıyoruz." Kahramanımız işte böyle masalsı. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir.com 70 ." der. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. kapat telefonu. müdür. mahkûmları yıldırmış. benim ibne gardaşlarım. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi. müdürden izin alması gerekmektedir. kalkın gelin.. "Eşber Yağmurdereli".. "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu." Muhabbet bu şekilde giderken. içmişliğimiz. benim orospu bacılarım. hanımlar.. bizimki cunta kurup başına geçti. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi.. yazık olmasın diyorum. şenlikli bir adamdır. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var.. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü. Yunanlı subayın görevi biter. dinlenmiş olursunuz!" der. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır. Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez." der. fukaradır. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar. tatil yapmış. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık.. Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır. Müdür. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde.. bugün bu teyp açılmış. Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir. bizi ajan filan sanacaklar.. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz.büyür. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. cunta alaşağı edilir. kiralık ev bulamaz İzmir'de. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum. gömlekleri. pantolonları. Uzun müddet dostluğu ilerletir. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü. görüşme. Eşber Yağmurdereli. niye mahkûmların hepsi fakirdir. cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru. dostluğumuz var. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş.... 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay. Celal Bayar: "O halde silin!." der. "Yakın" der. gider ve aylar sonra. bu aleti kullanmayacağım.. Celal Bayar da. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur. sakın ola ki inanmayın. gizlice oraya gelirsiniz. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar.. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü... duyan olur" deyince. cezaevini babasının malı gibi kullanıp. süründürmüş. silinebilir" der.blogspot. Günler geçer. sorar: "Oğlunuz kim?". Size şimdi diyecektir ki. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez.

yorgunsunuzdur." diye. ordumuza tank mı bağışladınız. koğuşlarda şikâyetler yükselir. Eşber Yağmurdereli. mahkûmu çok iyi tanıyan. yanlış anlamışsınız. Müdür. dürüst.. uzar gider. konuşuruz. yemeği.. müdürler. git de sabah. ancak askerlerin ekmeği. bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır. taşra cezaevlerinde pişmiş. garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. söyle de anasını getirsin" der.. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. annesi söylemez. Allah'ın bir nimeti. mahkûma çıkışır: "Ulan. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. Müdür. dilekçe verilir. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. yani. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. Bir gün yine müdür. baba müdürün. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp. neye uğradığını şaşırmıştır.Anne çok üzülür ve görüşte. yani ağa olana ağa. Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar. garnizon komutanına telefonlar edip. Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. "Anne sana ne oldu?" der. benim hanımım çok misafir canlısıdır. çünkü müdür. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş. gibi cümleleri görünce. alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. Bu kurumlarda ister istemez. ben hanım teyzeye dedim ki. mahkûmlardan çok fazla. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır. bir gece yine kafayı çekip. tartışmalar.maddeli cezaevi yasasına göre. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. müdürlerin "aile" düzenin içine girer. "Olur mu Eşber Bey. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi. gönül. müdür: ". hatır." Müdürün mahkûmları sahiplenip. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. sonunda müdür. top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür. buyrun bizde misafir olun". Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. oğluna da söz geçi-remeyince.. kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için. dostluk. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der.. müdürün çok soylu. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip.com 71 . hesap döner. bir gün çıkarız. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. Oğlu. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır. oturur. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. sabahın dördünde koğuşa girer. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar.blogspot. çok uzaktan geldiniz. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. ziyaret saatlerini kısa tutup. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. Türk devletinin artık karakteridir. etli butlu ve lezizdir. çalışkan. keyfince uygulamaya başlayınca. mahkûma davrandığı gibi. Müdür..

. eserleri. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum. tam o sırada.. kim kimin anasını . Beni alkışlayıp.. bana değer verin diye sabah.. belli olmaz. meşinden yapılmıştır.. duruşlarıyla. anlamlı bir derdim var. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. Medyanın gündemi esir alışı. Eşber Yağmurdereli." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti. hayatında bir kez." Müdür. yorulunca da. Yani. ne iş yaparsınız?" dedi. bana. ben.. ekranda görüntü donar. şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. http://genclikcephesi. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar.. ekrana getirilen Türk vatandaşı. müdürü tanıyanlar sorar. Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken. Ben. kendi gündemi. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş. bize maçı anlatmaz. Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor. 13 yaşında bir küçük kız." dedi. akşam çırpmmaz. dışındaki insanları. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı. bizi alkışlayın. ürünleriyle. sanatçıların. Birçok TV randevu saatini bekliyor. TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. futbol topunun ağırlığı 400 gramdır. sizinle beraberiz. O anda ekranda bir futbol topu vardır.. "Ne yapacaksın?" dedim. çünkü spiker: "Efendim. Aydın insanlar. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım.. Eşber Yağmurdereli." derken. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz. çamura batardı ağırlaşırdı. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir. bastonuna tutunarak yürür. halen. bizi neden önemsemiyorsunuz diye.. ya da Eşber Bey yanındayız.ker. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. emekliye ayrılmıştır. görüntüde maç akmaya başlayınca. demek istedi. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. fotoğraf çektiren.. Dakikalar geçer. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu.. Bu yasanın bana verdiği . futbol topu deyip geçmeyin. naklen yayında arıza olur. Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan.com 72 . yolda. spiker. şişirme olurdu. Spiker teşekkür etti. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün.. küçük kız. "Avukat. bir imza verir misiniz.. daha değerli. senin adam meşhur oldu. her gün ekranlarda". sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. tüm manşetler onu konuştu.. Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen. şöyle geçelim. bize. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz. futbol topunu izleriz. Eşber Yağmurdereli. Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. "Efendim. ihtiyarlamış. beklerin kafa vurması..blogspot. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler. karşısındaki. ülke gündemiyle çakıştı. mikrofonunun kablosunu toplarken. kibarca. "şaşkınlığımız" sona erdi. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. Eşber Yağmurdereli de. yazmış olduğunuz mektupta.. derken. ismini aldıktan sonra dahi. ben eğittim. bir kamera önümüzde belirdi.. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu.. isminiz neydi. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim.görevlidir. diyorlar. Ancak. aydınların. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. halkı esir alışı. beyin sarsıntısına yol açardı. filozofik bir komplimanla.. "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. yazarların. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor.. önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum. diyorum. "Bakın. ben başka bir şey istiyorum. "ayılmamıştı".

cumhuriyeti seviyoruz. Ganj aktıkça. manevi vatanıdır. uyuşturucu saklı otobüsleri. Aynı anket.. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı.. kasap suratlı adamlar. "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. hamama götürdüler. hiçbir işe yaramaz. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor. götürüyorlar!. Hintliler." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. Ganj. Güzel bir söz..çma. bunlar ise. Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım.İşte bu küçük kız. insan olanın. sorusunu. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor. sanatçılardır. diye cevapladı. Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek. "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor. elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar. bir soru daha soruldu." bu halk zangır zangır titrese de.. petrol yüklü Urları. "peki. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. deyip alkışlayanlara. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları. bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. orada kalmış. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. borsaları. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. "cumhuriyeti seviyor musunuz?". Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. yoksul. içme. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana. gibi.blogspot. insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar. Sakın bana başka bir şey anlatmayın. eleştirel yaklaşanlara da. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor. "çok seviyoruz". yeme. anılacaklardır. Eşber Yağmurdereli anlattı. törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak. medyaları. sanatçılar.com 73 . Yılmaz Güney'leri görürsünüz. Kemal Tahir'leri. "anlamlı. "değerli". tam iki buçuk sene.. o ülke tarihe karışır. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım". kırk değişik takım elbise de giyseniz. Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır.. Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi. eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor. ancak. zeybek oyunu. yazarlar.. meyve yüklü kamyonları.. işsizlik. sağlık. cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz.. değerli bir küçük dalınız kalmadı. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. dualarıyla. aydınların. dünya aydınlanıyor. başka ülkeye gitmek istiyoruz". Hindistan'ın ruhudur. Kırk ayrı renkte. adam. "ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. An geliyor. . 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı. ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele.

uyuyan upuzun bir tenya. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum. Hantal. çekingen. tehlikeli bir ruhsal şaka. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. Bir Azeri fıkrasıdır. çizerler. ne düşünürsün kahya. Biraz daha içine girince. derin bir sağlık göstergesi. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar. Gelir ki. kız. sahile gelen onbininci dalgayla. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. konuşması sıkıcıydı. tahta bavul. ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. bu bağırış. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. bir bok becerip diyemedi. ağa sorar. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor. şimdi rahatım. Bu zırsalak adamlar. Şehirlerin adı değişir. şamataya dönüşüyor... Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması.. atlayamayan insanların halayını. bu http://genclikcephesi. Arada bir de bizim kahya uyur. insan soruyor. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı. kambur. kâhyasına atını emanet edip uyur. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik.. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar. altında kalırsınız. kuyruğa kaynak olup. Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik.. milli bir psikoterapi. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum.blogspot.. bir tek küçük sandalınız yoksa. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor. yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. güvensiz. Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. zengin. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. ama konuşmaya gelince. edebiyatçı. bağırsak tembeli. istediğiniz kadar acı çekin. Kuyruklaşmak. hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. pısırık. macerasever çıkmıyor buradan. götümle 152 153 gülüyorum. Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış. hayal edin dedi. kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. ne güzel!". Ütüsüz. kahya düşünür. Halayın "doygunluk" vermesi. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir. ağa. Hayal. şair. kahya: "Düşünürem ki ağam. sanatçımızın dilinde. Bilgi. hayal edin!". Ey halkım hayal et. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok.. hayal edin çocuklar. tek bir düşünce avcısı. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar. sahneyi. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. bu haykırış.da bir türkü duymayalım.com 74 . mimar.. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor.. derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz.. Halay. bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış. birbirine sarılma değişmez. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir... sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. yumruklarını sıkarak "Hayal edin. sanatımın sırrını söylüyorum. ne dedi bu adam. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. çok çiğnenmiş. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor.

. ömrünüzü yer bitirir. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir. "düşünüyorlar".. umutlu musunuz. Ülkemiz gani gani sevginin. şımarm. sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. şeytansı. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın. büyücü ayaklı. umut edin!". kör eder. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. Orhan Gencebay. http://genclikcephesi.blogspot. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası. Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!. şikâyet etmek. akademisyenlerimiz. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar. dişkr. Birine karşı gelmekten. falcı gözlü bir böcektir. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım. Düşünme alışkanlığı yok. gökten kırk tilkinin götünden. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk. köle-leştiren. tanrıyı öldüren. Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi.. umut yok eşşek oğlum. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. Umut ancak bu kadar tüketilir.. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. Birarada yaşamanın yolu. kezzapla sarhoş olunmaz. "hayal ediyorlar".. hem psikologluk yaparlar. umut yok. kahyayı kontrole gider. işte devlet milliyetçiliği. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır.. Kayahan'm şarkılarında geçer. bakar ki. hem umutsuzculuk oynarlar. Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir. eşi. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. umutsuz mu?". bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. insan gururunu yokeden. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. Ne deniz umutla dalgalanır. hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. itiraz etmektir.com 75 . "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam. İstediğiniz kadar ıkının. parça155 lar. satürn. başkaldırmaktan korkuyoruz. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce. kahya yine kara kara düşünür. umutçuluğu bırakın. Sevgimizi kontrol edemiyor. Umut sağırlaştırır.torpak nere gider?". ne ağaçlar umutla çiçek açar. Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. zavallı.. ben mi?. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. eşyayı anlamak yok. dost. düzenlenmemiş nefret. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. iyi kahya sen düşünmeye devam et. ne şeytandır onlar. Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur. Umutçuluk-umutsuzculuk... duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. bunlar Neşe Karaböcek. gazetelerimiz. tarih umutların şehit olmuş halidir. kendine güvensizliğin ürünüdür. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. boşuna uğraşmayın. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış. biz seviyoruz. Düzenlenmemiş sevgi. yerden. Umutçu insanlar arıyorlar. ancak köleler birbirini ısırır. önümde yol ve yürümek var. panel afişinde yıldızlar. dolandırmış demektir. Her yazar. Düzenlenmemiş sevginin yeri. uysal eder. panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. sevgi. aile ortamıdır. Birilerinden nefret edersek. paniğin. telaşın. Birazdan tekrar Ağa.. kehanet yüzlü.. patlayın.. hüzünlenmeden duramazsınız.

çocukluğuma ne kadar aşina. ağzından. kellelerin burun deliklerinden. Doğu hastalığı.. dedim.com 76 . bir sıkıntım çocukların okuması. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor. kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. Elindeki sopayı. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. televizyon. hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor.. şarkı söyler gibi. etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor. Vücut parçalarının. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti.. o küçüğün okuması. gün gelir bilim gelişir.. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu... Beni de annem uzaktan. açlığı. sarhoş oluyor.. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim..blogspot. diğeri orta ikiye. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım. et görmemişliği. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor. bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. "Ne bileyim. işte Erdal İnönü'nün hali. yapısını insanoğlu öğrenir. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi.. diye!". "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları. İçimizden.. "Teyzeciğim. Annesi gibi burada.. fen liseleri. kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. aynı anda ortak bir şey geçti. "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı. kelle çevirip. komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar. tek bir derdim. zihin açıklığı vardır" dedi. İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma. ilerler. matematik olimpiyatları. Sonra.. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". "Yemez olur muyum?" dedi.." der. okuyamadık!"... hayvani bir hastalık. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana. kulakla156 rından. bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. dersleri çok iyidir. "Zekâ.. "Sen niye okumadın teyze.İnsan beynine abartılı bu hayranlık. bu büyük beynin içindekileri. Ne kadar tanıdık. Beyni yiyince ne olacak. biri üçe gidiyor. beyni kavanozda. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı. Lenin öldü. benimkiler okuyacak.." http://genclikcephesi. Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!"... diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim. Annem gibi konuştu. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor. bir oynaşmadığım kaldı. Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. Bir arkadaşım anlattı. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum. yoldan geçen birine işaret etti mi.. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. burada." Sonra. alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. sokarak ateşin içinde döndürüyor." Sopayla çukurun. üstünde hoplayıp kırıyor. televizyon. iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük.." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu.

dağları. görüyor musun...." 159 http://genclikcephesi. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim.. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu. Kahin değildiler. yal vararak söylüyorlardı bunları.. eliyle alt çenesine kuvvet geçirip.. çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden. iki ayrı şehir. nafile.. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir. Güneri Cıvaoğlu. Adı İsmet İnönü Caddesi. diyorlardı. sadece İstanbul değil. Taha Akyol'un "kafaları". Açın. Bu otuz yıllık münakaşadır. Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları. Rauf Tamer.Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan.blogspot. hemen yiyeceksin!". çalışan onlarca aydın mimar. Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen. başka 158 yerden geçirmeli. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı. Kardeşlerim. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. beyin o mu?". Ayağa kalktım. bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı. bir bakın.. Ateşe sokuldum... dedikleri çıktı. Ancak. gidilecek başka yol yoktur. Fatih Çekirge. işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni.. eğer köprü yaparsanız. Menderes'in. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın.. Üsküdar ve Avrupa yakası. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum. Fatih Çekirge. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. Anlatayım o kafayı.. kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası..... dişlerin sertliği kırılmadı.. Onun da komşuları. kurban etini hısıma. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır. bir fırsattı. tertemiz. duman. ya da Çanakkale'den geçsin.. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip. Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!. Ayrıca. o yoldan. "Beyin beyin. olmadı. Oktay Ekşi. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara. Karanlık bir delikten. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. Yavuz Donat. Artık geri dönüş de yok. Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu. "mecburiyet kafa-sı"dır. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz. Satırı verdim. Emin Çölaşan.. Bu iki yakayı birleştirirsek. akrabaya dağıtıp.. Özal'ın yetiştirip. bunu hiç bekletmeyeceksin. Taha Akyol. İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği... beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış. Avrupa. neyi? kellenin genzi mi olur. Sonunda bir daha indirdi satırı. şehirleri çaresizleştirir. dedi.com 77 . kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi. Açılıyor mu zihinleri. şehri kilitleriz diyorlardı.. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla. alev içine kafamı sokup. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. ilk defa bir beyni alttan görüyordum. çünkü gidilecek başka cadde yoktur. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat.. Emin Çölaşan. alt çene düştü... kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin. ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi. kalkınmaya karşı vatan hainiydiler. mağaranın deliklerine indim: "Hm. Cumhuriyetin.. hâlâ demekte. bugün bu aydınların dediği çıktı. bu insanlar köprüye karşı. bir daha indirdi satırı. dedesi gibi. evet.. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans.. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. şehir köprüye doymaz. bilimadamıydılar.. kilitlersiniz..

Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti. kilitlemiş. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. çocuk. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte. Ankara'dan gelen bu alaya 49.. Karadeniz uşakları. Soygunlar. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. heyecanlı halk..com 78 . Hükümet konağının bahçesi. ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış.. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi. Topal Osman. Arkadan kamyon gelmiş. etrafında. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş. Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. şehrin tam da ortasından yürüyerek. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. amca çekil de geçelim. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. topluca dolaştıkları. bir arı uçsa vuracaklar. Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. Samsun'a gönderildi. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri. Kemal ortada. Yörük Ali Efe ise. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. kadın. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. cinayetler yapılıyordu. Karadeniz sahillerinde de Of'un. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu. esas vazifesini unutmuştu. intikam hisleri kamçılanıyor. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor.. Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti.. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu. Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. işte bu mecburiyet kafası. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. Alay adı verildi. gümüşi avcı elbisesiyle M.blogspot. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi. siyah başlıklar. sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!". askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. Ya Samsun'a gelirken. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü.. dart dart. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi. Sürmene'nin vs.. gri kalpağı. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. Öyle ki.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu.

yanındaki iskemleye bırakıp gitti. Yarbay Hakkı Bey.com 79 . çete harbinde esir alınmazdı.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu. elini öpecek. Mustafa Kemal imzalı. Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış. bardağı taşıran son damla oldu. hasmıydı. Topal Osman'ı ikna edemediler. O sıralarda Samsun'da kurulan 15. sonra öptü. Albay Hakkı. dedi. Mehmet önce tereddüt etti. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. adı Mehmet. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. Topal Osman'ın maksadı. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu. Şikâyetler yağıyor. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. Ağa. vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. Çünkü babasını öldürmüştü. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. söyle ona bana görünmesin. Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. bağırsakları dışarı fırlamış. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. dedi. Albay Hakkı. dedi. Albay Hakkı. Başına buyruk kesilmişti. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem. sonra zorla ikna oldu. gideceğim zamanı ben bilirim. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. Topal Osman. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. Giresunlu. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. Osman Ağa'nın yanma girdi. Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. Topal Osman bu gençten korkuyordu. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. Şevki Bey'i dağdan getirdi. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. http://genclikcephesi. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım. sonunda ilginç bir yol buldular. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. bir plan kurdu. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. Yolda eşkıya köylerini yaktı. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle. perişan halde evine bıraktı.blogspot. Ancak Mehmet. Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. Mehmet'i getirdim. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. henüz vücudu bile soğumamış. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı.

ruhunda. Aylardan beri tıraş olmadıkları. Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der.. . Bu korkunç fikre adamları da inandı. Topal Osman. Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı.. Arkada kalanlara ibret olsun. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur. bunlara merha met olmaz. bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi. güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. Çocuk. dedi. onları geri çekilmeye zorluyordu. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. Yok uşaklar yok.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun. ayaklarıyla dürtüyor. Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır. deyip hep beraber merdivenlerden indiler. değil. çocuğa saygı gösterip ilgilenir. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim. Ahmet Emin Yalman anlatır. içinde bir sıkıntı vardı. Ünlü gazeteci. bir an iyi mi ettim. Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler.blogspot. geminin sadece hava164 sına değil. Peki ağam. İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür. ağa yalvarışlara aldırış etmedi. boşaltma. vermem" deyince. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı.. Hristo.Ne duruyorsunuz be getirin dedim. harekâtına hakim oldular. bana cefa yapma. Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay.Atın bunu da. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek. çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. Son kalan Yanko. . nihayet emir verdi: Ha bunları alın.com 80 .. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra. çocuk http://genclikcephesi. . Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. Ama. haykırışları ortalığı inletti. diye bağırdı. Ahmet Emin "Klişesini basacağım. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı. getirin şu gâvurları. kurşuna dizdirmek istiyordu. büyük bir işkencenin bağrışmaları. gemi süvarisi. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı. ya kacağım onları. hatta. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: . asabiyeti bir türlü geçmiyordu.Ağam fışkım yiyeyim. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. sen. Topal Osman soğukkanlı: . çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. oradaki havaya hakim oldular. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu.Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz. dedi. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı. çek tabancanı vur beni. Haydi inelim aşağıya. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti.

.. eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi. Çatlılar'a teslim etti. onursuz bir hayat bıraktılar geride. Sağ milliyetçiliğin kalesi. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar.. Rauf Orbay. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. siyasetçi. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik". maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. tarihçilerimiz Topal Osman için. fotoğrafı ahr. Ahmet Emin. sorguda değil. fanteziden kendimize düşünce kuruyor.. bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar. .. Erzurum'u. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı. derler. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. Bir yaşlı adamı. yemek yerken insan öldürtülür mü. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. "Ver ulan!". parlamentodan aldığı güçle.. Topal Osman kendi hesabınca. iş anlaşılır. sizlere saf. Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları. ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz. kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur.. temiz. diye ilave ederler. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. Rumlar. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken. devleti Yeşil'e. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!.belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. onurunu. adamın sohbetini.. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı... vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de. sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik. öldürdü. Topal Osman'ın konağı çevrilir. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor. Topal Osman.. Ütopyadan. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz. Erzincan'ı. çürümüş kokmuş. Şikâyetler öyle bir hal alır ki. Topal Osman'a haber verilmez. yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. satılmış. "Evet. Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız. "Hemşerim. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Bu isimlere övgüler düzerek.com 81 .. tiyatrocu.. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der. 75. 75. sohbet sırasında. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. ardından. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar. yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor..blogspot. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz. Son elli yıldır ülke sevgisini. http://genclikcephesi. Ancak. şerefi oldu bu isimler. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz. Başbakan Rauf Or-bay. kellesi kopartıldı. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz.. Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip.

1930 yılında emekli olduğu halde. Halkın meclisini tanımayan bir devlet. 1938 yılına kadar görevine devam etti. yola düşenlerin üstünden geçip. günde bir milyon lira kazanmak için. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. Hatta. herkes bunu kullanmalı diye eroin. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi. Sabah. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar. tarih bunu tartışmıyor. yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular..blogspot. yerli malı yurdun malı. holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. Meclis.. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz..com 82 . kılıç kimin neresine geliyordu. ardından gelen tır. vatanın tedavi edildiği yerdir. sağcı partiler. Çünkü. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. gazellerini. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. vs. İngiltere. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. aynı zamanda hanendedir.. Kılıcı kim adına. kaza geçirip. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma. esrar götürürse şaşırmayalım. Amerika. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. vs. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur. STV. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. http://genclikcephesi. o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına. Yeşil kimdir? Sapık mı. halkın iradesini temsilen parlamentodur. TRT. ve 19. Hürriyet. Fransa da 18. prostatlı generallerin çakal devletidir. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler. çakalların. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. mafyanın. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. Takriben onyedi yaşlarında. katil mi.. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu. Milliyet. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. 30 kişi ölüyor. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. 1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. babası. Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor.

bu toprakların hem siyasi. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. Lirfon. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. köyüne. Coğrafyamızın nehirleri. Yine de bizler. Tekniği sağlam. burada oturmuştu. geleneklere bağlı. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. hep dinî. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. Gizliliği sona ermesi. yüzyılın başında. Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti. mezarlıklarının şahididirler. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. hâlâ testiden su içmek istediğini. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. kalkardı. ailesi hakkında da bilgi yok. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor. Şimdi gelelim. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. madenin ilk defa eritildiği. aynı tarihler. mavi gözlü bu adama.com 83 . hem sosyal acılarının. Orfeon. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. Ve. bin yıllık acının bitmediğini. ifadeli. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. tekerleğin ilk defa döndüğü. Homorkot. yakışıklı. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. 1980'li yılların sonu. Türkülere geri dönmemiz. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. toplumsal. buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. Yazımın girişindeki hikâyeyle. işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. şansa bakın ki. siyasi çözümü şehirden. Doğuştan kör olan sanatkâr. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. sosyal dünyaya güvenini kaybedip. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. Buna can dayanmaz. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. plakları satış rekorları kırmış.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. yani. duygulu. yazmasını. eşarbını çıkartmak istemediğini. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. geride kültür diye bir şey kalmaz. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. zarıl zarıl ağladığını. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi. Gizli Türk Halk Musikisi. oyunları. Aslen Malatyalı. kavrularak. Dertlerine kilitlendiği. Aynı dönemde. umudunu yitirdiği.blogspot. devletten değil.

büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. deniz. bu türkülerin dergâhtan. dolarlara. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. türkülerimiz ekranda. geçen on yıl içinde gördük ki. şiş göbekli. Büyük otellerde. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. önüne gelene söyletmek. tekkeden çıkıp. Bu türküler. alkışa. martılar yoktur. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. üç ayrı kıtada. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. İşte son on yılda. Bu türküleri. bedduasını. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle. herkesin. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. birer modern derviş olmak zorundadırlar. ahlâksızlığın en loş uçurumudur. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir. içlerinde yelken. bu inanç soyundan gelmeyenler. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. teneke surat. ağaya. bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. şebek gibi göbek atarak söyletmek. kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. terk ettiği evini barkını. ekranda okumanın. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. Görünen o ki. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler. Bu acıları taşımayan. ibadetle günlük yaşamı. parayı veren. Öfkenin türküsüne. Zulüm bitmemiştir. korunmasız. yani gönüllere. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. aksıra-rak. ensesi kaim herkes. Halkın bu en değerli hazinelerini. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde. Bin yılın yol yorgunu. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor. Bu deliliktir.blogspot. bu türkülerin üzerine. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. türkülerin duygu mantığını bozuyor. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler. ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle. psikolojiden daha ince. duygusuz ifadelerle söylemesi. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet.com 84 . aklına estiği her yerde. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. genel beğeniye okumanın. çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. bir koruyan-karışan yok diye.ilgilendirdi. gerçek bir felaketle. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. sırf program ucuza geliyor diye. bu türküleri söyleyenler. Duasını. tıkmarak. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. Bu türküleri söyleyen abdallar. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. felsefeden. paşaya. yüreklerimizin.

Seren Serengil.dolaşmış. Buna nasıl canları dayanıyor. bozlaklardaki. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta. kendileri en çok satan haftalık. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum. ama sarhoş olmaz. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa. düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. kimse de sesini çıkarmıyor. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı. yalnız halka el açmıştır. fikir. kalpazanların listeleridir. Yemen Türküsü.com 85 . Üstelik ağıtlardaki. stilize ederek. zindanlara tıkılmışlardır. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde. güler. dalgasını geçer. mezarlıklardan. bilimsel. diyor ekranda. Buna kimsenin hakkı yoktur. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler. Ancak. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. kudurmuş.. bu acıları duymayıp. güya kültür adına. kurallaştırarak. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz. Artık ne söylesek nafile. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. deyişlerdeki bu çığlıkları. gurbetten. http://genclikcephesi. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. Bu da bizim görevimiz. ama şimdi. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları.blogspot. içer. Enis Batur.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. içyağı suratlı. Ve ayrıca... sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki. çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. devletin kültürü "taklitçidir". tebeşirden kültür bakanlarıyla. herhangi bir itirazları da yok!.. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. röportajlar. bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi. Her işçi bir başka çeşidini üretir. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır. Kendileri Türkiye olmadığı gibi. Vefasızlık değil bunların-ki. sıralamalar yapar. Hilmi Yavuz. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler.. ayrılıktan. salyalı bir cehalet. tartıştığımı düşündüm. açlıktan. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat.. alay etmez... ödüller. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız.. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. Ve devlet. hiç kimse ciddiye almaz. eğlenir. delice gülüştü sanatçılarıyla. bu türküler işçilik rolüyle. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. küfür etmez. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. ya da sanat dergisi de değiller. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar. görev aşkıyla okunmamıştır. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. Sibel Can. halkın gerçeğini. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi.

her dergide. Herkesin. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!.. bu şahane şarlatan. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!.. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya. Bir zaman sonra bu insanları önümüze. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak.. maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var. her an ağzına gelen avare. Sonuna kadar aldanmışım.. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm.. Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım... bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor. adalet. önce. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. http://genclikcephesi. edebi bir tartışmaya giremeyecek. Bir diğeri. Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz. her sezon. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi. saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm. amatör. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır.blogspot. açık tartışmaya girecek. Halklarına sırt dönmüş. Mesela Serdar Turgut. sosyal. işte bu parayla. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla.com 86 . Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz. basit insanları. buna kimse karar veremez.. eserini... tek örnekleri yoktur. yön veremeyecek. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!. bütün kapıları tutmuşlardır. onur. Sonra. ya da Enis Batur. vefa. ülkelerine... önüne gelen her gazete. Bunda da aldanmışım. Çünkü bu insanlar. dergileri. içlerinde çelik gibi sağlam. Adam.. olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. Buna rağmen medyanın gazeteleri.Küçük bir rastlantı. Acemi. açık tartışmada ortaya sürecek. Türkiye'nin en büyük sorunu. Sonunda kararımı verdim. yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. Atarlarsa. saçmalamayı dahi beceremiyorlar. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. Selahattin Duman. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. Bunda da aldandım. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir. saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip.. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler. ya da nankörlük içinde. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl. Hiç kuşkunuz olmasın. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti.. Bugüne değin. Her gün konuşup. ürününü. tartışılmamış. dergiyle düşe kalka. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor. Bu isimler siyasi. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. soyluluk. hüznün ve sidiğin şairi. Mesela. Aldandığımı anladım. diğeri.. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına. eleştirilmemiş.

Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda. Fırtınanın iyisi. bu mektupları yazan siz iseniz.. yoksulların. Fırtınada http://genclikcephesi. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma. önemlisi. Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. Roxa-ne. Hiçbir eleştiri kabul etmeme. küçük.com 87 .. akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!. Krallar devrildi. Eleştirmenler. eğitim. Aşk mektupları yazdığı adam. Sonunda anladım ki. kötüsü. Benim samimi bir tavsiyem var!.. sevgilisinin ölümünden sonra.. insanlara. eleştirmenler aldı.. yeryüzünün klasik değerlerini. vefa. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi. sanat. duygular modalara göre değişmez!. kitap. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek. (Roxane.. kralına "deli muamelesi" yapıp. emeklilerin. en temel insanî duyguların... Karadeniz'de.. Fırtına.. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan. kralın. aydınlar. kızlarının ihanetini yaşamış. Aralarında şu diyalog geçer!. sanat... Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır.. aynı rolü oynadılar.. onun kanı!.Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!.. kan.. bağımsız dergiler. İşte tam da bu yüzden. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır. içine gömülelim. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir. dans eder..... Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!. adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak.. Duygu eğitimi olmadan. çırak çocukların kanı.. ağaç.. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da. inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!.. Eleştiriyi dışlayanlar.. oynar. Zigana'dan aşağı.. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla.) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan. önemli insanlar olunacak. soytarıların yerini. vicdan azabı. büyük. Ama siz. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı. yavaş yavaş delirmektedir. benim gerçek sevgilim sizsiniz. apartman demeden yıkar.. Christian savaşta ölür. makale. bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu.. "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz.. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de. Kürtlerin kanı. Ama çok geçmeden.. yani siyasi iktidarın adamları. edebiyat.. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar. Tek başına fırtına.. askerin kanı.. başkasının adına mektuplar yazar. Peki onlara şimdi... onu aşağılar. demek ister. Cyrano. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. Türk büyüğü olmaz... başkasının döktüğü kanda... Vakit geç değildir. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. kan. kral. insanlık.blogspot.. yazar olunamaz. kırar geçirir!..

satırlarıyla. anlatayım. yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle. Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir. köylü. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. Halk. duyguları. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız.. Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken. bakm neler oluyor Türkiye'de. ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında. melodisiyle. kendine saplamıyorsa. Saçını. güçlük çıkartılamaz". 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir.com 88 . insanı kahredecek. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı.. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!. TEK BİR YAZAR YAZMADI!. eskimiş. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1.. acıma duyguları da yoktur. başkaldırılarla.... kendini günahkâr hisseder. çaresizliklerle. Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana. ma-ganda. Napolyon.. hızla delirmektedir. hiç değilse.. şu son zamanlarda oldu.. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi. sakalını. ifadelerini taşıyordu. hastalıklarla.. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır. Tüm bu yazıyı neden yazdım.. başyazar.insanlara dair duygular yoktur. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor. halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa. yamalı elbiselerini ütüyle. Bu duygularını kaybetmiş yazarlar. penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. Bir yazar. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları. bir günde onlarca kişi ölürken. insanlar bu sütten emmek. İşte.. tırnaklarını keserler.... Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz. burası gerçek bir tımarhanedir. edebiyat burada devreye girip.. Ne olduysa.blogspot. itinayla giyerlerdi. heyecanları öğretir.. http://genclikcephesi. delilik sınırlarını aşmış. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. kralların. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı.. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa. yani doğayla alırlar eğitimlerini!. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı.. bestekâr. Ama insanlar fırtınayla. 100 Türk aydını. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. Enver Paşa. meydan kavgalarıyla.. Korunan insanlar.. Bu küçük ömrümüzde. "Acıma" duygusu... bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır". saplamayı denemiyorsa. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!. iniltilerle.

iki değil. İşe başladığı yıllarda bakkalda. Ve birkaç yıl sonra. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. Onu ilk gördüğümde. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. ağızda eriyen şekerler çıktığında. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. İlk işi.blogspot. unutuldu. Çok iri gözleri vardı. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. Kaim. dua üstüne dua. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. üstü başı kirlendi. buyur. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını. akşama kadar orada gömülü kalırdı. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. koluna takıp gezdirdiği. kirli. akasya ağaçları gibi kibar. Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı. İlk günlerinde bana. tüylenmiş paltosuyla. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı. yirmibeş kuruştan başlıyor. Onun. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. 45-50 yaşlarında. kim kimin derdine düşecek. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. hatta yalvaran haline çocukların öcü. sebebini bir türlü anlayamazdı. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. dedikodu yapmaz. hiç evlenmemişti. elmaların boy boy sıralanması. takımyıldızları gibi çoğaldı. kadınların neden bu kadar şekilsiz. şükür üstüne şükür ederlerdi. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini. yani işi. onun da ısrar ettiğini görür. elinde bir elmalı şeker. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır. anneler. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. http://genclikcephesi. ben de tuhaf olurdum. Kurumuş otları bile nezaketle koklar. işleri gerilemeye başladı. Ve çoğu zaman onu. bu kadardı. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. fazlasıyla kötüleşmişti. Çünkü. Ve gün geldi yoksullar bir. kendilerini acındırmazlardı. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. tatlı. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. Kuşlar uçar.. bembeyaz saçlı bir adam. akide ve horoz şekerleri vardı.com 89 . yalan söylemez. bu kadar uzun bir süre içinde. asla dilenmez. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. manolya ağacı gibi soylu. hayır para almayacağım senin olsun. susuz. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. diye ikram eden. öyle büyük bir dert peydah oldu ki. manisi de bu kadardı. balıklar yüzer.. ekşi nasıl ayırdedilmesi. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar. Ve onunla bütün konuşmalarımız. Yatalak bir annesi vardı. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. yaz kış oradaydı. çocuğun yememek için kaçtığını.

ancak. dedim. Ve bir zaman sonra. aynı sokakta. yarın bir bakiyim" dedi. yıllarca onun hakkında bilgi aradım. oralı olmadı. sonra onun da modası geçti. Orada var mıydı. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. gümbür gümbür yağmur yağdı. nasıl bir adam olduğunu. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. http://genclikcephesi. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları. orada kayboldu. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı. Yani. annesi ölmüştü. tezgâhının başında bekledi. kalmadı. niçin burada durduğunu. sevinç. Hikâye burada biter.. kimi "hâlâ orada" dedi. Yıllar 184 geçti. Herkesin ortasında görünmez oldu. "dur.. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. korku.blogspot. şemsiyesiyle oradaydı. yardımı kabul etmesi. Nereden geldiğini. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı. Orada. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi. Bekledi! Yüzünde. Lapa lapa kar yağdı. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki.Bunun bir sebebi vardı. Çok yaşlanmış. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. başka bir işi olmadığına göre. Bir kez olsun. ama o yine. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. Hatta.. Orta boyluydu. Bu insan. şehrin tılsımını çözer gibi oldu. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. kime tele185 ı Di fon ettiysem. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu. Dikine bir tabut. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. içinde elma şekerleri mi. Bir gün çekip gittiğinde. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. diz boyu karın altında oradaydı. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. telefon ettiğimde. öldü. törenler. elleri cebinde tezgâhını beklerdi. kimi. İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı. kimi "çekip gitti" dedi. çünkü rüzgârı farket-mişti. hatırlayan kimse kalmadı. Bu son derece beyefendi. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. hastalığı arttıkça. jöle olmadığı için. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. Omuzları çöktü. dönüp bakmadı. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. caddeden resmi geçitler. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar. Bir kez olsun.. casus. ama. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı. ancak. hâlâ orada mı onu da bilen yok. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. bir sokak mumyasına dönüştü. mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. o kadar kemikli bir yüzü vardı. para kabul etmemiş. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. çok derinden bükmüştü boynunu. hareketlerinde hiçbir endişe. annesinin ilaçları. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. para yetiştiremeyip. ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı..com 90 . günlük tıraşını asla ihmal etmeden. kamburu çıktı. çok geniş. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi. onu burada bekleten..

çok duygulu. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. Ancak. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada. Mağlubiyetini çok incelmiş. Çünkü. büyük bir bekleyişe koyuldu. sıradan hayatı bilmiyordu. o arkamdan: Gazoz kapağı. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. Ancak. Bir zamanlar son derece zeki. Bu büyük ülke. taşrayı bilmiyordu. Bir annem var hayatta deyip. Yoksulluk taşa çevirdi onu. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. kepaze eden. boşuna eğilmişim. her soylu gibi. bu büyük susuşa dayanamaz. ancak. çocuklara elmalı şeker satmak. Onu. bir hayal kırıklığı gibi miydi. o soylu adamı. hançerlemiş olmalı. onu sırtına alıp. dedi.. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. Yirmibeş kuruş değil. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. o zaman değerli bir paraydı. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. bunu başardı. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. eşkıya. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi. Çünkü bir asi. yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen. Çünkü. bir asi. Yoksulluk. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek. gazoz kapağıymış. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. Bu duruşuyla. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. romantik bir serüvenle silmek istedi. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. uzaklara düşerek intikam almak istemişse. Bu insanı. asla aptalca.blogspot. başkaldı-ran bir adam değildi.com 91 . ne şık bir paltosu. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. yirmibeş kuruş gördüm.. gizlenerek. süt dişleri çıkmış. dost tutmadığına göre. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. Artık bir ihtiyar değil. onu titretmeyişi. Geriye dönecek. Bu köhnemiş. Kesinlikle. şakası olmayan derin bir kuyuydu. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir. ne suratı. ne de yaşayabildiği bir macera. geri dönmeyi deneyebilirdi. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. rezil. içinde donup kaldı. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. soylu bir ruhun malikânesine benziyor. Ve sonra. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. "muhtaç" olmayı.. haydut. sinematografik bir fantezinin ürünü. Yoksulluğu. Yoksa. bütün masalını bozdu. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. ruhunda. çok inandığı. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. üstün zevkleri olan bu insanı. almak için eğildim. ses. Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm. masalsı. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. Bu adam birilerinden kaçarak. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. bu upuzun bekleyişli ölüm. Elmalı şeker satmayı seçmişti. içinde büyük bir ülke olmalı. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç.

erdem dolu. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. ama. saçını. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. uyuşuk. bayraksızdır. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir. Zeki Müren. kendisi çok arzu etmesine rağmen. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir.. bilgi dolu dostum oldu. çok sonra ünlü koro şefi olacak. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti. Dışlananların haddi hesabı yoktur. bilemiyorum. uyuz. sert. hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. burun deliklerine. hayatın. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. klasiklerle -sahne. Hacı Arif Bey. ki.com 92 . Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama.blogspot. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. sonunu hazırladı. Selahattin Pınar. hasetlik. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. para. tırnaklarını keser. Çünkü insan gençliğinde. itinayla giyerlerdi.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir. İnsanlar bu sütten emmek. gazinoda çaldığı. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. sahneye çıktığı için dışlanmış. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. sahneye çıktı. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. hep duran. mükemmel manolya sesi. tüm hayal kırıklıklarını aşıp. http://genclikcephesi. boka sokar! İnsan. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. iyi ki kaldı.. hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam. sakalını. ancak. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için. eskimiş. umutla dolan. hapse atılmadıkları kalmıştır. burada duran. yamalı elbiselerini ütüyle. şöhret. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da. her şeye rağmen. 70'li yıllara geldiğimizde. Münir Nurettinler. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. ömrüm boyu benim en büyük. üstün tanbur yeteneğine rağmen. bildiğim bir şey var. kitlelere öğreten büyük deha dahi. başsız. akşam besteliyor. insan. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. acımasız eleştirilere uğramıştır. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı. hayatı umutlarla. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa. Nevzat Atlığ. sabah okuyor ve halka. umutları. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan. bedenin.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor. kralsız. Sadettin Kaynak. Türk Müziği de yüzyıldır. programdan sonra bir şişe viski içiyordu.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

en çok inandıkları. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları. sıradan bu insanlar.. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. çay bahçesi. Annelerinin asil kızları. Aşık olan gençler. düzgün. yüz binlerce depresyon. çok geç kalmış bir rahatlıkla. Hayat olmadıktan sonra. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. milyonlarca kez. artık. bütün arkadaşlarımı aldı. Pantalon giydikçe sokağa. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar. onlar gerçekti. Hayatta gerçekleri yoktu. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. onların adı: Kompleksli idi. Kız suratlı. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı. saçları gibi yolup. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu.. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. ilişki.com 98 . Ve nihayet boydaşım kızlar. orantılı hatlara sahip adamlardı. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla. konuşkanlar. bir aşk dolandırıcısı. Ya tayyör-etek. Asla kötü söz söylemeyen. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. sempatikler. bir akıl depremiydi. tiyatrocu konuşmadı. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk. yıldız... "akıl hastası" gibi bir surat verirler. sahilde. Bu romansı umutla. kaynayıp. basit. cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı. parçaladılar. Hayatsız aşklar. nasıl olmuş-larsa. Her ne kadar biz farketmediysek de. Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar. Tarık Akan vs. kahraman. Ne ölümdü. hor görülmüş bedenleri.. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar. Müjde Ar piyasaya sürüldü. Ediz Hun. aşk gitmiş. Bir nevi olmayan masalsı tipleri.. Ama. zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. daha da doğrusu.. yakışıklılar. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. "isteyen" sertlikle reddeden. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı. Bu "talep" eden. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında.. çökmüş. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı. Göksel Arsoy.. durdu. bunu aşk sandılar. yerini çapkınlık almıştı.mak. sinemacı. Önüne gelene düzdüren bu tip. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler.. beraberlik.. piyasaya yeni . yıkılmış.. düz. ortada hayat yoktu!. bir veba salgınıydı. hayatsız aşklarıyla. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri.. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. lokal. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı.ı giren milyonlarca çıtır. kahve. el ele.. 200 programcı. Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti. Uzamış memeleri.. cıvırların gün ortasında seri üretimleri. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. psikiyatrlara taşındı. ya da kesim. barlara inmeye başladılar. yakışıklı adamlar değillerdi. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. Yüzbinlerce yıkılmış hayat. buhar http://genclikcephesi. erkeksi ve küstah gösterdi onları. Tımarhanedeydiler. kendi için yaşayan kadındı. sarhoş oldukları romanı. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. hayatı açmak istediler.. Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu.. parkta. oralarda "kaymak" gibi kızların. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi. aşk. bu depremi hiçbir yazar. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp.blogspot.. ne matemdi bunun adı. prens rolü oynamışlar..

Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı. Kişilikleri en sağlamlan. Faşizm: mutsuzluk getirir. artık inanılmaz becerikli oldular. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı. aldı başını gitti. hem her şeye yalan demek. Ne olduklarını hiç söylemiyor. okullarında gelişti. Anarşizm: kargaşa getirir. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. elleri titriyor. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. hiçbirinin odası. Boydaşım kızlar. hem fakir. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan. hem de kördür. Türk romanları. sempatik. düşünceler. elmadan. "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar. Ve şimdi tam tersi oluyor. Aşk. Belgin Doruk vs. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. koşsunlar. hayat oyuncaklaştırıldı. . kocayı aldatma.blogspot. kaçamak. artık konuşurken. mizah ve kadın dergileri. fal. yakışıklı. akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. burç. tavuk gibi silik roller vermişti.. Hem güçsüzlüğünü haykırmak. camdan. bulamayınca ruhen çökmüştük. mesela Milli Güvenlik. devasa ateşiyle. sevgili}? sinden de ayrıdır. bitmişlik dolu cümleler kuruyor. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. burun deliklerine asmaları gibi. Annelerinin asil kızları. şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum. Ama hayat bize. Hülya Koçyiğit. Çünkü. bizi akıl hastanelerine emanet edip. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar.. Gündelik telaşlarını aşk sanıp. heyecansız. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. . yazarları da aşkı. aşktan kaçıyorlar. yani öğretmiyor. aşk. hem utanmazlık.. Emel Sayın bir filminde. Hayatın götüne bir tekme atıp. Oyun olsun diye insan üşümez. iyi mi kötü mü. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın. Oyun olsun diye insan. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez. Şimdi. çirkin. ne zaman konuşsam..com 99 . modern dünyanın modasına uyup. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı. Dünkü Türk filmleri. beyin yıkıyor. Oyun olsun diye insan ağlamaz. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için.. cüzdanı boş değil. şiirselleştirildi. Romancılarımız. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum. Kadınların beklenti ve umutları. Hem zen' http://genclikcephesi. "Başka erkek mi yok". Afrikalıların ilk gördükleri saati.. sinemacılarımız. hepsi bu kadar. ama onlar.. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında. bir "din" oldu. Mongol sineması. gibi tiplerin neşesiz.. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. milyonlarca piş manlık. gözleri açılır.ı her şey değişir.. nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. Sevgiliyi. yazarlarımız. günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken. Duygular. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir..201 olup uçtu. bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. kovacak gücü. genellikle aptal ve bozuk oldukları için. Tavuktan prenses olmaz. yüksekten düşer gibi konuşuyorlar. Cinsellik oyuncaklaştırıldı. Emel Saym çok mutludur. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor. Annelerinin asil kızları. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. şebekleştiriyor. onu söylüyor. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar. kırkma toslamış boydaşım kızlar. koşmak ayıp değil.... her gün biriyle düzüşerek.. Evet.

Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. baskının.. yürekten isyan eden tek bir yazar. geç bunları. aşk-maşk olmaz.. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor. değiştiremezsin.. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. canımı yaktığı için aşkı istiyorum. et değil. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı. Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş". boydaşım kızlara son bir sözüm var. onsuz olmak. dünyanın tam ortası. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. Aşkı arıyorsanız. ülkemizle. CHP'li kadınlar. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor. her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. çünkü hem yer. dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür. Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. Annelerinin asil kızları. hayat bomboş... mağlup olsak da. sindirilmişliğin. dünya sarhoş". kimse onun kadar sevilmedi. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz. ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına.gindir. çünkü.blogspot. bir gün onu bulamadan ölürsem. Bu ülke böyle konuşanları seviyor. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir. sanatı. ruhumuzla. ruhlara sinmiş... liberal karşınıza geçip. ağlamıyor. umutsuz dünyası. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika. asla pişman değilim. http://genclikcephesi. Bu sanatçılar. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. en soylu kılıcıdır. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek. bir ülke. annelerin en tatlı kokusu. Ama çok iyi biliyorum ki. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse. Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. insan çıkmadı. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey.. Şöhreti. İşte tam da burası. hem hayata inanmazlar. hayata karşı. elle tutulmayan en keskin. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. Oysa aşk.. Bu ülkede nasıl bir tarih. hiç kimse. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi.com 100 . siz de Tanrı olabilirsiniz.. İşte bu cümleler. siyaset. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız. yardımseverlik. ekranda. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı. boyunu aşar. Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. parayı... Ben can sıkıntım için değil.. birşeyler yapın. yapamazsın. sıçarlar. hem de sarayına kavuşmuştur.. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. tırnak değil" mısraları. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor. içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar.. kemiklerimden tarak yapsınlar.. der. Psikiyatrların öğütlediği gibi. kendimizle. nevro-tik şebeklere döndürdü. gördüm ki. Ve muhafazakâr.. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. ruhumuzun görünmeyen. devletçiliğin. Asırlar boyu kölelerin olmadı. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. Sağcılığın.

Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber... Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır.O. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır. Öksürdükleri. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen.000 açık veremli. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. 50li yıllarda 200. toplam beş öğün yemek.000. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. 60lı yıllarda bunun da üstünde. yoksulluk idi. Menderes. böyle bir kayıt yoktur. http://genclikcephesi. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez.com 101 .. ince yapılı olursa da. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır. veremlilerin odalarında.blogspot. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini. çok iyi yemek.Bir Alman dergisi. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır. nüfusa oranı binde onaltı. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. 1945'te 100. hafif ateş başlar. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. istirahattır. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur. iki öğün yemek uygulanır. nüfusa oranı binde yirmi. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır. Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır. koğuşlarında.. gerçek bu. Bunları bize ilkokullarda. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. 2. veremin yeniden hortlaması. vücut.S bir haber: Verem Hortluyor. AİDS. yanlarında bulunmak yasaktır. buna verem dokusu denir.. Hasta kendini kırık. Basiller. İnanmayacaksınız. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S. Tüberküloz denilen doku. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. Verem Savaş Dispanserleri. Göğüs ağrıları. Hitler. Açık. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. Dünya Savaşı. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. unutmaya çalışıyoruz.. yalan.000 arası basil taşır. ses kısıklığıyla kendini gösterir. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri. iltihap meydana getirir. kuvvetsiz hisseder. temiz hava şarttır. açık veremliler yere tükürseler. kuruyunca. Verem hastaneleri menüsünde. 68. çünkü aşırı üzüntü. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. Yakın tarihimizin en büyük afeti. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur. Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir. peynire benzediği için peynirleşme denir. veremdir.. her veremli zayıf. üç ayrı kahvaltı. Küçük bir habbecik 100023. kanama olur.. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu.

1950'li. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. anlarlar da. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine. kayıklar. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. veremli çapkın değildir. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. ilk dispanserler. müşteriler kabul ederse. ne beni. kusursuz bir gurur hastasıdır. korulardır. zarafet düşkünüdür. vahşi. Ziyaret günleri. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. verem taraması yapmak. çirkinlik umurunda değildir. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. bir çam havası muhabbeti. Roman. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. İstanbul'da açılmıştır. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. açık gezi yerleri. İncitici bir kelimeyi.Verem hastaneleri ağır hastalar. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. suskun. gücüm yetmez. Veremlinin aşkı. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. Keskin. Tanrı "Oğlum. Kokulu süslü mektuplarda. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. dispanserler ise. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. çam ağaçları kökünden söküldü. Atapark'taki babamın durağıydı. veremli hastaları. rüyalarını yorumlamak. peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir. hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir. bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. Çamlık Hastane" diye. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur. Bursa'da. ağır hareket ederler. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. mek209 tup ve şarkı sever. altı müşteri. gecenin mehtabı. kaldırır. kollarım kopardı. deyip. zarif utangaç ve duyguludur. sanatoryumlar hafif hastalar. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. ön tedbirler almak için kurulmuştur. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. gelirdim. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer. BCG aşısından asla. bir çamlık gezisi düzenlerdi. içli. olmadı. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu.com 102 . insanların ağzından düşmezdi. Ankara'da. ayrıntılı hayal güçleri vardır. babam beni zorla. mesela annem komşularıyla dertleşirken. veremli hastalara yakın akrabalarımız. işıe bu dispanser. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. sessiz. en samimi. tantanayı sevmez. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. basit bir söze kırılır. düşünür. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. sen bir yazar olacaksın. taşkın değildir. sonra Burgazada'da. sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane. Güzellik. babam arka koltuğu dörtler. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş. hilesiz kelimeler kullanır. şamatayı. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi.blogspot. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır.. arkadaşlarımız da katıldı. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. ayıklar. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. tahta masalar. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. ekmek parasına çalışıyoruz. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. o.. sırf babamdan harçlık almak için gider.

ağaçların önünde alacakaranlık. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu. halının. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. dakik ayarlar yaparlar. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. dolabın. karşılaşmamak için ince. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. 211 yoksa. her gün özenle çırpılan battaniyeler. Düğünleri. Edebiyat. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. bulutların ardından çıkarken. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. mangalda hem saçlarını kurutur. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. arkadaş meclisinde oturmamak. utangaçlıklarından değil. tütün kolonyaları. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır. kaşına. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. menekşe. ay ışığının hayal meyal renkleri. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. Türk filmleri de. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. onur kırıcı görmezler. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. eski bir gömlek. Günbatımının. mutfağı. vs. pek hazin bekleyişleri vardı.blogspot. Zaman yavaş ilerlerdi. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. şarkılar. Türk müziği de bitti. Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. Bitkinlik. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. çömelirler. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. Kadının. butuna değil. hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. hastalık ilerledikçe. hayatın tadı. sümbül. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. gökyüzünde buluşan. ayrılık. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. Bu sevgide kadın. parayı. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. nefret ettikleri insanlarla. Verem bitti. kibar adıyla: melankolik aşklardır. ruhlarında uyurlardı. yavaş ölüm. için için ağlıyorlardı. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları. ev halkıyla yüz göz olmaz. masalların masalıdır. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. toplu eğlenceleri sevmezler. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. kenardan. aynı kahvede. bir mangal odasına götürülür.com 103 . çökertiyordu. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. sevda. eşyaları ayrılır. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. işsiz olmayı.) Yasemin. Uzun. uzaktan izlerler. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları. dalgalı saçına hayrandırlar.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. sobadan çekilen ateşle. seni seviyorum diyemezler. ay ışığı. etine. kokularından tanınırdı. parasız. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. amatör yazarlar tarafından kullanılır. ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. mehtap. dalgınca sessizleşip. duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. yorucu kitaplar okumazlar. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem. düz.. partileri.. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. sobanın yanında oturtulmaz. kirpiğine. işsizliklerini hiç önemsemezler. bedeni inceltip. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu.

insanoğlunun en derin macerası. Toplumda varolmak isteyenler. | dar bütçelerle bu yağlar. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. neşeli olmak. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. Bu acı. zevklerin zevkiydi. ballar.gelişmeye hiç müsait değildi. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. serseri bir görüntü vermeyi. mendilin arasına tükürür. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak. Çift mendil taşırlardı. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece.) Üstüne. mor yollu mendiller özenle ütülenir. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar. Çekmecenin süslü mobilyası. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. sallanışım. başına özenle bakar. son mısralarma kadar söylerlerdi. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür. Sağlıklı. çekip gitmişlerdir. kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. iyi gıda rejimi gerekliydi. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. uyuşturup. onlar öldü. Şarkıları. gözlerine. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. bal almak zorundaydı. bu çekmeceydi. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. ağacı. ıstırabım. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. avare. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. bu hazan yaprağının rengini. bir göz aralığı. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. sevgililerine ihanet bilir. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. süründürüyordu. törenle toplanır. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. küçük kancalı sürgüsü. koklamrdı. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur. yüzüne. kaygısız hoppalardır. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür. sabaha kadar hırlayarak. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. utanılacak bir duyguydu. sapıklık. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır. cilası. Sevda nedir bilmeyen. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. gazeteler. http://genclikcephesi. katillikle eş tutardı. tesellinin ta kendisiydi. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak. yatak ucundan ay ışığına bakar.blogspot. Hayat ne kadar değişti. upuzun. Hayat. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini. aksırarak şarkılarını söyleyip. kutsal kitap gibi törenle açılır. tek bir öpücük. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. Sevgilinin evet demesi. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. hayatlarının en büyük müjdesiydi. en değerli hazineler gibi saklanır.com 104 . Gıy gıy veremin ninnisiydi. Türk müziği bitti. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. Mavi.

yumuşak başlı.blogspot. 214 Kaya Ortaokuldaydım. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. kebaplarını getirmek benim işim. ne filmler. Tuhaf bir duygu. herkes kapılıyordu. kasayı ben saklıyorum. zarif insanlar yemden geldiler. aceleyle boşaltılır. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. ama. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. Takıları nişanları gibiydi. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. değişen. çaresiz kalan annem.. sabaha kadar dışarıdan pidelerini. kendimi eğlenceye kaptırdım. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor. pahalı elbiseler giyen. kutu gibi bir evimiz vardı. Sanki bu elbiseler onu. başına büyük bir tülbent çeker. uçan sandalyeleri. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. giden gelen. Evin tuvaletini. Meltem abla. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. sevindim. Ama bugün. seyirciler. kaybolan. Amerikan sirk patronları gibi. üç-dört ay kalırlardı. bir de erketelik yapıyor. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. ne yazarlar. ama. ne sağlık bakanlığı. kaybettiğime inanmadılar. bozuklukları da gişeye teslim ettim. annem. şakacı ve sert bir adamdı. tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi. kumara geçilirdi. biz de aynı evde kiracıydık. Verem yeniden hortladı denildiğinde. yanında bir iki tezgâhı vardı...Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor. evcil bir kadına benziyordu. Süslenip sokağa çıktığında ise. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. ki. bir şey de diyemiyor. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. işim yine de bitmezdi. gerçek bir derebeyiydi. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. burjuva. nakit işlerini ben görüyor. Cesur motorsikletçiler. uyurdum. purolu. mutfağını ortak kullanıyorduk. enine boyuna yakışıklı. Lunaparkın patronu. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. gidip. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. O ince ruhlu insanlar. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. Meltem abla. patron çalışanlara ayrı. Bazen o çadırın içine ben de girer. pek havalıydı. Motorsiklet üstüvanesi. uçan sandalyeye derken. Bu aile. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. evdeyken. Enine boyuna. motorsiklet kumandasız kalıyordu. Bağdat'a düşen bomba seslerini.com 105 . ki.. askere gidince parasız kaldık. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. Lunaparkta tam bir isyan oldu. temiz yüzlü. ne edebiyatçılar. artist gibi bir karısı vardı. diye soruyor insan. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına. üzülmeliyiz diye düşündüm. bu hastalığa aristokrat.. bu hastalığı yalnız çaresiz. Patron kocası ki.. polis var mı diye kontrol ediyorum. Bir de benim yaşlarımda kızları. lunaparkta bir dönme dolabı. mezarlığın üstünde iki odalı. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. yüzlerini kapatıyor. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı.

. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk. Ayşe hepsini idare ediyordu. bunun yanında işiyor.) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının. hoca olmak. Ayşe üstünü başını kontrol eder. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken. deyip arkaya işemeye gider.çekildim. hem erketelik yapardım. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor. kaçıhrdı. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. dolgun bacaklı. parayı memelerinin arasına sokuştururdu. Günde bir lira alıyorum.. sürtünmeler.. müşteri kılığında takılmak. "Hasikür ulan. kupa işaretleri daireler içinde. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. pembe yüzlü. patronun adamı gibi çalışmak. iki gün çalışabildim. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. kavgalar. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. lunaparktan görevli iki eli sopalı. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi. çim-cikler. "Bu karı var ya. binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. güzel kalçalı. laf atmalar.. Gündüz boştum. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe. azgınlıktan çatlayacak çirkin. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı. cinsel hayallerinde aranılan. elleri. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum. İşsiz kaldım. nerede yiyecek. halkaları topluyor. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. biraz öteye. birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. Şahmeran olmasın diye rica edince. sigaraları düzeltiyor.. tezgâhın önünü açardı. sonunda Şahmeran çadırında. bir masa üstünde. patrona. küçük bir kitleyi kudurtuyordu. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır. cinsel şakalar. gözleri. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim. utanıyor. "Bir saatte alırız" dedim. "Abla. sinek. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. karakolda ifade verildi. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler. ama tüm mahalle. çayının.blogspot. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. tüm şehir uyumuş.. diye. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. kıskanılacak bir adam olmuştum. dilleri.. peşime de adam taktılar. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar. Tezgâhın gerisinde ise ben varım. kalabalığı dağıtıp.com 106 . en kalabalık çadırdı. birbirlerine "Ayşe var ya. maça. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. inanılmaz el gösterisiyle. bizim oğlan koca çocuk oldu.." deyip beni kovacak. otuz yıldır bu geyik değişmedi. Parola "mis gibi"ydi. işten kovuldum." desem. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. boyalı. morlukları. "Vay orospu. paranı birine yatırırsın. kabadayı pozlarla. mevlüt okutacağım" deyip. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık. en ünlüsü maça'dır. bu büyük. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası. Susamazlar. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni. karo. okuldaki arkadaşlar. hem hocalık. aç kalmazlar. gülerek. bir dergiden. Ayşe. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu. polis çağırıldı.. makyajımı tazeleyeyim. vücudu yılan olan bir gösteri. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. Ayşe. çocuğa bak yahu. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. dünyanın parasını halkaya yatıranların. hani filmi de oldu. Ayşe. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. Sonra. on saate yakın orada durur.. orada adım Kleopatra oldu. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. İşin en ağır yeri de burasıdır. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı.. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. gece biter. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. çişleri gelmez. Ayşe'nin halkası. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar. bu çocuk bu parayı saklamıştır.. Annem. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra.

çadırı buraya açtık ama. Burada seks. önce halkada çalıştırdım. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar. öyle emmişler ki. havalarda uçarken. Sivrisinekler kitabında okumuştum. çok etkilendim.. Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim.tlü konuşmalar kızışır. "Bana göre kötü değilse. "Bana bak Kleopatra. altın dişleri. onu . Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır.dolapta döner dururduk. patron sırası mı. eğlenirdik. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk. bu lafı çözemedim. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. benim prenses kızımın parası var. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. Ancak. sakız ağzında. şarabın dibini bulurlardı. oradan uçan sandalyelere. bana. bir şey diyemiyorum. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek.blogspot. yine şaraba başlarlar. çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar. sızardı. ne desem anında yapıyor.. parası olanlara kur yapar.. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. birbirimizin sandalyesini tutup. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi. o. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum.. seks. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. o kadar doğru bir laf ki. Bunca zaman kitap okudum. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. elletir. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz.. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır.. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar. yine altından kalkamadığım.kemezsiniz diye. tadını sonsuzluğun. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu. Öğleye doğru geri döndüğümde. kurtulduğumuzu sanıyor. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar.com 107 . bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. oysa onlar. nereye gitsem peşimden geliyor. kazıkların bir ucu Musul'da. hiç kimseye kötü değildir" dedi. bir ucu Bosna'da.. fırlatır. Öyle içerdi ki. İşte benim eve gitme zamanım. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. tezgâhlar yıkılır. Eksik sigaraları tamamlar. kodumlu. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi.. bir gün sonra çok düşünüp. Çadır topraktı. sularım. çözemediğim bir laf etti. demir sopalar havalarda uçar. Elletme. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi. keyifle tövbe çekerler. nasıl kavga çıkardı. Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim.. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi.. taranmış saçlarımı gösterdi. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. altın bilezikleri. Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi. çıkarttımlı. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. utandım. analı. g. para sayma işini. yeniden sınırlar tayin edilir. ancak Meltem abla göründü mü. demeden. pis ve kötü değil. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi.. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına. Ayşe'nin anası paraları savurur. Dürüst. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları. Çadır kazıkları sökülür. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla.

kaya düşmezse.. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe. Kayanın düşmüş halini gördüm. evi ezmekten öte.blogspot. Bir yerlerde. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi. bir defasında yorgunluktan. Evimizin üstüne düştü düşecek. annem zeytinyağı. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. birine acısa. seni Ayşe'nin yanından alacağım. yüz ton mu. insana benziyor. bir defasında beni ziyarete geldi. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu. felaket haberleri görüp. terliğini hesaplıca kullanmış. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini. onüç-ondört tane. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların.. ağzı.. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. gelecek sene fok balığı getiriyoruz. Öyle yorulmuştum ki. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü. bilincime öyle işlemiş ki. kıpırdamadan. burnu. insan gibi her şeyi anlıyor.. Gözümde foku canlandırdım. Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. bekliyoruz her gün. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. gelecek sezonu beklerdik. fokun topal bir bakıcısı vardı. büyük bir kütle... çocukları çağırır para dağıtırdı. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. toprağı delip. sakız işine giriştim. sonra da onu öldürmüşler. "Yazık. Çocukluğumu. gözleri.. Ayşe her gün beni çağırıyor. O an Allah'tan evde kimse yokmuş. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum. yoksulluk. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. Çoğu zaman Ayşe. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. foku biliyor musun. ceket. dedi. Gelip geçenler. ne hortum ne de musluk vardı. biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten. biliyor. "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi. bu kaya gelir. giderken. demirden boruya üç defa vurdu. bu oğlunuz çok içli. Tanrı. Ayşe inanamadı.com 108 . küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce. Yanaklarımı sıkıp.verdim. öğrendim artık her şeyi.. bıyıkları. "tüh tüh" deyip kulağını çekti.. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum. Yıllar sonra Trabzon'a gittim. kaçarım. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor. saydım. şükür bugün de düşmedi. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. koca evi... dedi. evimizden on-onbeş kat büyük. "Ver ulan hepsini" dedi. yerin dibine saplanmış çivi gibi. uzaktan. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı.. deprem. "Hanım teyze. bin ton mu. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor. efendi. Kayanın altından sürekli su akıyor. bavullarını toplamış. kaç deseniz de. kola kutusu gibi altına alıp ezmiş.. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. evde sızıp uyumuş. deyip dualarla geçiyor. annem.. polislere haber verdik. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse. kaya. uzun sarışın hanımı Meltem abla. Acımam ve üzülmem. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. yolda.. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. ben buradayım. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması. 220 Patronun ince. "Patron da orada kalıyor" dedim. adamlarına taşıttırıyor. çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip. okullar başlardı.. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider. Umduğum gibi çıkmadı. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. hemen dilencileri. yazık olmasın çocuğa. orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi.. gelecek sene de kalırız derlerdi." deyip iş vermek istemediler. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım.. düştü düşecek. kahvede şimdi düştü. bir kenarda usulca ağlamaya başladım. artık işsiz kalmıştım. Topal beni patrona şikâyet etti. kitap alırdık. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu. sirke şişesi yapıp.. elimde iki kova. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı.. düşecek diye kenara çekilir. sağdan-soldan konuşuyorduk. aklıma... kaya düşüyor. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. ölüyorum. sivri ucu evi.

uzun boyu. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). Safiye Ayla. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. başlarına düşecek kayayı. Hamiyet Yüceses. 51'de 2021.. Müziğin kalesi. Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer. Muğla'da 1945'te 995. Harika çocuk İdil Biret. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. Suzan Güven. Sanat müziğinden uzak kalan halk. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. İstanbul'da Tepebaşı.. Perihan Altındağ Sözeri. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. Adım Nihat Genç. Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte. annemin tülbenti altında orada okudum. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş. kuşkusuz sanat müziğiydi. hafif Batı müziği sunmaktadır. Doktor Alâadin Yavaşça. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır. Sanat müziği. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. Nevin Demirdöven. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. Behiye Ak-soy Fahriye Caner. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. sonra film müzikleri yaptı. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. Vecihe Daryal. o gün de meşhurdu. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte. Zati Sungur. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Hatta. hayranları. tahtına çok erken oturdu.com 109 . ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır. Radyoda yurttan sesler korosunu. en çok para kazanan sanatçıdır. Mediha Fidan. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor. Çorum'da 1945'te 657. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. bu ilgi üzerine. Müzehher Güyer. Müzeyyen Senar'dır. 1951'de 3291. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. Çevriye Ceyhun. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. http://genclikcephesi. küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. Mualla Aracı. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir.blogspot.

O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş. kötü kullanılacaklarına inanırlardı. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana.. Denilebilir ki. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada. kirpik gibi ince. kederli insanlar olu-verdik. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. duygusal. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. kitlelerce alkışlanmış. Hindistan.. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. bu acılı kalplerin tutsaklığı. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur. Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir. Şimdi. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. Evet. İkinci dert. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. Musevi. kıskanırlardı eserlerini. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar. mahalle arasından şehre iniyorlardı.. Eserlerinin çalınacaklarına. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur. ancak. sevgili karilerim. Ka-hire'ye. yerine. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki.com 110 . pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar. köşklerini. talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. Mısır. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. neyleyim sarayı. 225 Önce. sert ve kötü zevklerden. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi.. çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. modern kadınlardır. Asırlarca. Iran. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a.. Hıristiyan. http://genclikcephesi. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü. şehirden şehire. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. Halkın yalnız sesinden tanıdığı. yanlıştır. Gizli tutarlardı. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. Macaristan. sanatlarında öncü. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. milli fanatikliğimizin ürünüdür. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. Ürkek. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu. vahşi ve kudurgan Moğolluktan.Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. "Türk sanat müziği" diyoruz ki.blogspot. ud. trafik canavarından beterdir. Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları. "Türk" kelimesi fazladır. Ancak.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. derlemek üzerine kurmuştur.. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. Mahremiyet kalkıyor. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış. Yunanistan'a konserlere gitmiş. dostları. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama.

Dindışı müziğin kalesi ise saraydı. üstünden mevsimler geçmeden. bestelerin kabarık. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar. dinî müzik.. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi. Üçüncü bir dert. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. herkesin okuyamayacağı. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı. birden. beğeni tuhaf duygulardı. kahvelere. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. Bir şarkı. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. Galata ve Yenikapı seyirciye değil. Notaya dökmek. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. meşhurdu. saraydan kovulmuştu ama. incesaz takımı denilen tam teşekkül. Itri ve Dede Efendi'nin. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. sabah okuyordu. ud ve darbukadan ibaret. Hacı Arif Beyle başlar. Ve hatta. Konservatuvar eğitimi ve nota. sarhoş edici gücünü yok etmiş.) Hacı Arif. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. http://genclikcephesi. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. meşk. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste. 226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa.değiştirilip. eserler ihsan karşılığı. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış.blogspot. çıkarttı. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür. Akşam aklına gelen şarkıyı. Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı. kabasaz denilen bir cümbüş. onu yurdundan.com 111 .. bugün öyle de oldu. başka türlü okunacaklarına. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. Sanat Müziği. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği. Dedikleri doğru çıktı. dindışı (ladini) müzik. işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi. maymunlaştırıyor. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. x Çünkü en büyük dert. "etik" dersinden habersiz. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı. bırakın o eseri kaybolup gitsin. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu. coşkun. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri. (Müziğimiz ikiye ayrılır. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. konservatuvar eğitimi. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. kâr semai eserleri revaçta iken. para karşılığı yapılmaya başlandı. talebeler yetiştirilirdi. incesaz takımının tüm klasını harcayıp. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. dehamızın hayatını mahvetti. o an. Üçüncü dert. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış. bırakın Adnan Şensesler'i. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir.. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. Bir başka dert. bu hocayı baştan çıkartırım diye. Öyle ki. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde..

tek otoriteydi. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. akşam olacak. Sami Aksu gibi yumurta suratlı. geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp.. Zaten muhafazakâr melankolinin. Bir başka dert. Çünkü Atlığ.. http://genclikcephesi. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. yani müziğin "tamamlanmış". TRT. yönetimle ilgilidir.. kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif. devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı...com 112 . söyleyip sanatseverleri üzdü.. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. mezarla. ki. bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp. müziğimizin eskimiş olduğunu. kart pezevenk kılıklı bulununca. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. onlarca yıl şans verdi.Şimdi. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. mesela Bülent Ecevit dahi. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası. Abdülhak Hamid. ah öldüm. Bir başka dert. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede. Biri. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. korodan ritm sazı çıkartmış. yani. akşam oluyor. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım. Makber'i. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. kadınsı ses ararlarmış. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. kabirle. hüzün gidiyor. erkek şarkıcılarımız çirkin. kendisi Londra sefirliğinde. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. türbeyle. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. tartışabiliriz. Ancak.. Akşam oldu. Bir başka dert. hüzün geldi. kurallar. Buna bir de imaj sorunu eklendi. fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş. o da başlarda. Bir başka dert. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. Bir başka dert. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. doldurulmuş. iki sembol ismi misal olarak verip. Ancak. Abdülhak Hamit. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir. ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti. baskılar. yoksa.blogspot. milyarlar ve şöhretler kazandı. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?".. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip.

artık kart pezevenk tadı veriyor. torpilli solistler sevilmez. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka. Korodaki zebani kadınlar. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. gece. artık ayıklamak da imkânsızdır. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. Fevzi Çakmak. çemen türü bitkilerle. önemli. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça. Şemsettin Günaltay vs. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir.. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor.. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. yüz tane roman çıkar. tek çizgiyi takip eder. Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. darbeler görmemiş. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. uzattı. Yüzyılımızın en soğuk günü. TRT'yi istila etmiştir. aşağılanırken. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. Şarkı sözlerimizden aşk. Bir başka dert ki. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir. Refik Saydam. ay. melodik yapıdadır. azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. piyasadakileri sevmez. gül. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. çünkü hepsi kırk haramiler. Şükrü Saraçoğlu. sonra İsmet İnönü. lanet okur. akasya. Ve hepsinden daha büyük dert ki. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi. Halide Edip. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım.. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. şarkılarını repertuvardan geçirmek..com 113 . sağcı-solcu tüm tarihçiler. sümbül.blogspot. Kazım Karabekir. Recep Peker. lale. Divan şiirinden kalma.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. garip sübyancı bir sevda. karanlık. geriye bir şey kalmaz. o küstah. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. ko-rodakiler. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. Fethi Okyar sayılabilir. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır. ev kabadayısı suratları değişmiyor. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. Sanat müziği nağme müziğidir. çağımız artık çoksesli çağıymış. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler. saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. kantoların sözleri dahi hafif bulunur. ardından Adnan Adı var. akşam. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla. yani armonik yapıdadır. aynı çizgide birden çok ses. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. çoksesli müzik. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi.

dava arkadaşı.. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet. lâik rejime zarar veriyor.. büyük kahramanlarının gururları..blogspot. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M. Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. mukaddes mi mukaddes. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını... Necip Fazıl. Amerikancı. İsmet İnönü'nün tek partisi mi. sürülmüş.. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". DP şemsiyesi altında kimler yoktu. O günlerin tarihçileri. üvey çocuk kimdi. hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı. Amerikancı. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar. bu yadsınacak bir şey değildir. deyip marş ısmarladı. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan.. Mustafa Kemal'in. büyük bir kutsal hareket başlamıştı.. DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise. j Saraçoğlu döneminde basına. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı. asla bu kahraman ların partisi değildi. tiyatro. gururlu inanılmaz adamlardı. hem görünüşleri.. Adnan Menderes işte bu bastırılmış. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. sinema. yasaklar aklını biraz daha oynattı. Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor...Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır. muhafazakâr. yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti. liberal bir siyaset. Onlara gıpta edelim. cephe. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı.. silah. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. hatıratlarına sansür koyulmuş. ne bir roman. DP bu tavra karşıydı ama. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!. buzul parçaları gibi çarpıştı. Ali Fuat Cebesoy. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar. Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı. ya da. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık.. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu.com 114 . Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir. Necip Fazıl.

ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. Uzun bir konuşma yaparsınız.com 115 .. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz. huy. konuşma. ölüm herkesi kutsallaştırır. karakter değiştirip.. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp. mazlumların demokrasisiydi. hatta. Fevzi Çakmak. bir sürü masonik. aynen tarikatların desteğini alır. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. asılma olayım. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları. tarikatlar. Ah uğursuz sermaye. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür.blogspot. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise. hatta. 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık.Ahmet Emin. Özal'm köşe dönücü. badem gözlü mü oldu. Rauf Orbay Cebesoy. Bugün bu çizgiyi devam ettiren. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. kemalist sosyal demokrasi.. Kör öldü. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. 32. Kısa zamanda televizyon kurdu. bu gerçekten böyle midir. Menderes'in devamıdır. dinsiz. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi. dün mason dedikleri. bir Büyük Doğu sempatizanı. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. diğeri. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. Atatürk düşmanlığından. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. 70'li yılların Tercüman gazetesi. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim. Gün programında belgeseli anlatıldığında. Ah uğursuz insanoğlu. bugün devrimlerin bekçisi. Menderes ve neredeyse onunla özdeş. aynen Amerikancı. Menderes geleneği merkezde erirken. varsa yoksa: MENDERES!. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. bugüne değin. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu. Amerikancı. büyük holdinglerde nasıl. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. Bir Fethullah Hoca geç kaldı. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar. İktidar herkesi kötü yapar. bugün orada.. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. hızla atlayalım 70'li yıllara. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti... ne çabuk bozdu tarikatları. Adalet Partisi. liberal. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. lâik-muhafazakâr bir hal aldı. varoşları ve tarikatları almıştı. arkasına köylüleri. 70'li yılların Tercüman gazetesi. Her neyse. liberal... başta Enver Ören. en büyük parti oldu. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti.

Avrupalı giyim tarzları. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise.blogspot. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. önderleri şehirli insanlardı. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. Tarikatçı sermaye. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. darbenin. Malatya. Bir savaştır gidiyor işte. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. Mardin. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. hatta köyü kalkındırmak. ancak şehri basarlar. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. darbeler. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. Baba İshak Ayaklanması. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. hiç kimse modernizmden korkup. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz. Genç Osmanlılar. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. çizerleri. kendi topraklarına derin bir bağlılık. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. Bin yıllık tarihi içinde. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. tarihi. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. Kuvayı Milliye. Yakup Kadri. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur.açmaya çalıştı. gelişmesi. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. Kabakçı. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir. şehirden irtica hareketi çıkmaz. Türkçü hareket. Şahkulu. huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. http://genclikcephesi. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. İttihatçılar. olacaktır. her dini. şair. İrtica köylü hareketidir. Namık Kemal. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. bu görünüşte doğru. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. Tevfik Fikret. doğuşu. Urfa. muhafazakâr holdinglerle memleket. Hatta Türkçü hareket. "şehirli" hareketlerdir. nicesi. hatta eşkıya. kitlesi köylüydü. Refah'm kitlesi de köylüydü. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. Celaliler. aklınıza kimin adı gelirse. diğer tarafta şehirliler. oligarşinin son halkasıdır. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. şiirlere yerleştirmiş. bir tarafta köylüler. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. padişahın mülküne karşı. her ırkı. liberal. yabancı dilden çeviri yapacak. Süleyman Nazif. hatta üç-dört dil bilen. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. Refik Halid. Halid Ziya. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. Rauf Or-bay Ali Fuat. Pir Sultan. Yazarları. Biz buna yüz yıldır. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Muhtıra. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. Batılı kitaplar okuması. Türkçü hareketle insanımız. TGRTnin Amerikancı. Enver-Talât-Cemal Paşalar. Padişahın kulu. Siirt.com 116 . tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan.. Antep. Maraş. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki.

çünkü. Solcular.0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. olmadı. onun zincirinde tek bir halka vardır. cins. ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. 238 DYP. Başka bir ayrımla. bir de acemi yazarlar.. ırk. bu basit. modası gelir Kürtçü olurlar.. sosyal hakları. yalakalaşmış. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken. rüşvetle oynayıp. kentli. '. ANAP.. Refah'm kitlesini acemi köylüler. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. şehrin insanı. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur.i|. bölüşen bir tavırla. |i Ama profesyonelleşmiş. slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP.. krallığımızın karnını doyurmak için ne. şehri. işçiyle bölüşmektir. lamentoda palazlanmış. vergi kaçıran işadamları. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. müteahhitlerden. reden irtica bulup kapısına atacağız. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar. modern çağın en yalnız yaratığıdır. modası gelir 68'li olurlar. TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık. Yeni köylü hareketin diğer kanadı. çünkü şehirlidirler. sonra Kürtler'i verdik. insan haklarını. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar. düşünmeden köylüyle. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi. şehri yuva yapmış. sonra irticayı verdik. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. Dün saraya bağlı dalkavuklar. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. görevi. şehirleş-memek için direniyor. bir komutla piyade yaparsınız. modası gelir Türkçü olurlar. modası gelir puşt. İşte medyası. mezhep. köylüleri kırbaçlayıp. hepsi kul-köle olmuşlardır. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar. mesela. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. sıkıntılı. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler. Profesyoneller. cici dergilerde yazıp. milli geliri. on yıl sonra. |. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. uygar. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor. çünkü yağlanıyor.. çırılçıplak kendisi. sağcılar. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar. çünkü kendisi köylüydü. par. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. güzel kravat takıp. dik.. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz. güya opera dinleyip. http://genclikcephesi. karşısında hangi güç olursa olsun.com 117 .. |.. güya çağdaş gibi laflar edip. bugün milyar dolarları var. Fenerbahçeliler. profesyonel yazarlar vardır. emir komuta.Aydın. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır. Yapamazdı. ibne olurlar.. Benim gibiler acemi yazarlardan olur. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. modası gelir Fethullahçı olurlar. çünkü. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz.blogspot. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. modern. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. görevi. 12 Eylül'de solcuları ver.

artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. Konuştukça güzelleşiyor. deliler matinesiydi. Ağaç.239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi. Nedir. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. Peşinden gidemem çaresizliğimi. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. biri tavana. hayatımı kurtardım. ya abartılmış bir avallıkla. otla. bugün de derim. sapık. ama. Vücutları birbirlerine dönük. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. berrak. Çünkü bir kez et. önümde donmuş bir hayvan. Bu bana yeter. dağların en temiz havasıyla temizlenir. Kanın kokusu tattığında. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. akıl hastası olduklarım bilmiyordum. En iyisi. ikisini de kaybettik. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama. Kalbim.. Bu bal. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir. sebzeyle beslerler. Erkekler çoğunlukla pipo. Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak... İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez. Öyle tatlı gelirmiş ki. çekip gitsin. İşte böyle. kan kokusunu tadan çoban köpekleri. parçalarmış. İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım. biri yere. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde.. hiç görmemiş gibi davranalım. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler. en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. Tam da o hayalin içinde duyulmamış. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. durgun sular bulur beni. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. dut kurusu tadında kibar olunca da. bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. et vermezlermiş. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. Ama. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. Hayatımda zaten. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim. Ama nafile.blogspot. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. Zekâyı. Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm.com 118 . Şaşkınlığımı gizleyemedim. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı.. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. Kusurlu.. çoban köpeklerini hani. Sanıyordum ki. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. her şeyi merakla izliyorum. artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. hiç yokmuş gibi. Sürüden atılmak istemiyorum.. günah neyim varsa. trapezdeki maymuna döndük. ama Ankara'da ilk. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum.

Titanic'in batması gibi. Ben ne olur ne olmaz. Birkaç şey de öğrenmiştim. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. hiç kimsenin toplu alkışladığını.. dünyanın en harika yeri. Keloğlandan farkım. oysa.böyle oluyor. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor. Geriye döneceksem. tablolar karşısında büyülü duruşları. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır. tiyatro çok bozulmuş. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin. Hep şu hayali kurmuştum. dedim. bu mimikler içinde dile getiriyordum. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. pek laubali bir seyirci gördüm. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. öğrendim. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi.. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. anlatmayayım.. Yüz vermedim. oysa normal seyirciydi bunlar. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum.blogspot. Sonunda sıkıldığımı anladım. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle.. Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır. Ama. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim... Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri. tedbiri elden bırakmamak lâzım. ellisinde ölmesi bir insanın.. kahvede. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. Ve oyun arasında. Aradan yıllar geçti. Ağırca başımı döndürerek. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. şakalaşıyorlar. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan.. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. onların. annemin iğne-iplik kutusuna benziyor.com 119 . küçük bir sandalın batması gibi. ondan bir parçayı. hayatın herhangi bir anında. İster istemez onlar gibi durmaya başladım. içimden. ama. Bir tuhaflık var ama. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi. Kendimce konuşmaların. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. Elimde olmayan bir güvenle. yani. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. topluca güldüğünü görmedim. Hepsi tek bir insan. gerçekten "deli" olmuştum.. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim.. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları.. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim.. ilk günkü seyirciler gibi. tüm bu parçaları alır.. bozuklukları. Orası tiyatro. Her neyse. Burada seyirciler böyle. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi. çok şey okudum. edebiyatım. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak. Çünkü tat almıyorum. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı. Hatta. Durum biraz tuhaf dedim. ben keloğlan gibi. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. Yüksek sesle konuşuyor. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. hepsi aynı gemide yaşıyor. delice aşık oldum ona.. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum. Oyun başladığında. ben öyle değilim. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni.

kaba havadan çıkamıyoruz. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. Türkçü. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. Ama ben. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. Mesela. İslamcı. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. İslamcı. güvertesi epeyce yüklü. Arapla düşman yapmaya çalışanlar.ğım binlerce resim. kemalist. heze-yanlarıyla tartışılıyor. sağcı. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. Sağcı. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır. insanı var eden önce aşk mıdır. Hüseyin Rahmi. devletçi yazılar yazıyorlar. tartışmalar izliyorum TV'lerden. Biz. beyinlerine. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. Türkçü. istediğimiz kadar reddedelim. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. Ve bizler. durultacak içten sohbetim olmuyor. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. Leyla bizim ortak sevgilimiz. Ancak İngilizler. giderek delice duruşumu kaybediyorum. Bu ağır. Türkleştirme. Bizi. Acemle. şarkıları-mızdaki Acem kızları. dilimizde ne çok dilden kelime varsa. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır.blogspot. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. yoksa islamcı mıdır. benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. jest. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. Ahmet Haşim. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. taşa Türk. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. sağcı. Hiçbirimiz bu koyu. tarihin o büyük. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. çünkü. Türkçü. Oku da nasıl okursan oku. Türk. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. İslâm devleti yazıyorlar ama. Mecnun'un aşkıyla.com 120 . Bugün tüm TV tartışmaları. Mecnun. İslamcı. düşünce. hayal. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi. dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. Oysa. İslâm. köşeyazarları. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. ancak. devletçi bir sürü adam. Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. bir hasta insan önce hasta mıdır. İslamcı. sevgiliye. hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. siyasi İslâm'ın curcuna. gibi soylu ve saygın yazarlarımız. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor. Bu yazarların da deposu. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı. kavgaya ne gerek var. çünkü taklit bir delilik bu. Türkçeleştirme manyaklığı. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. Halit Ziya. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. düşümüzdür. kemalist. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. önce bakıma muhtaç mıdır. bir imparatorluğun çocuklarıyız. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. Yakup Kadri vs. bakım isteyen emekli. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. devletçi.

Mustafa. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi. "Gene?". hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz. Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline. kalın kaşlarına gömülmüş.. hayatı bu insanlar. Döndüm.. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş. çünkü bu soylu yazarlar. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. daha fazla bakmaya utanıyorum. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla. hasır iskemleler. domates kasaları üzerine oturuyor. başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. arkadaşım Mustafa'yla. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. içimde titreyen o kuş yüreğimde. terliyor. Bir gün sahilde..com 121 . Gördüm onu. Mahalle takımı beş kişilikti.. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. erik reçeli kadar küçük. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. birbirimizin kafasını gözünü şişirip. yaklaştıkça kız.. Duru kalçaları. "Ben de?" dedim. mahallede olacağım. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. Yakup Kadri. eşsiz çıplak kolları. Tarihin sürüklediği bu büyük gemi. saat birde hazır olduk. hüsranla dönüyordu. Şaşırdım.!" Ertesi gün saat birde uzun.. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi. "Her yeri çekirdek yaptınız. seni seyrediyor" dedi. kalabalık içinde kızı aradım. Ah Ahmet Haşim... kim bakar sana. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. yaprakları kendini bırakıverdi. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. "Sen yapamazsın. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. "O kız gelmiş. Kusursuz göğsü çepçevre açık. 245 fikri. her öğle sonrası. Öbür perşembe. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor. boğazlı kalın kazak giyiyorsun. Elma içi yüzünün teni. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. "Yarın ne yapalım" diyorduk. mahallenin bakkalı Firar amca.avallıkla. kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. hangi kız gelirse. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu. saatin bir olmasını bekliyor. Şansını denemeyen kalmamıştı. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk. Maç başladığında. Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler.. Her gün. karşı takımın kalecisi. bu tartışmalar sanıp. yaz tatili gelmişti. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım." 247 Müthiş bir macera. Gelecek perşembe. neden hepiniz birden çekip gittiniz. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar.. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de. mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. oynamaktan elindeki gül pörsüdü. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. ardından gideceğim. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!. Maçın tam ortasında. Uzun uzun esiyor rüzgâr.blogspot. Yarın perşembe. "Tam saat birde. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor..

.blogspot. ya ayıp olur. En yakın arkadaşımı kıramam. kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu. dayanamıyorum. Gel de konuş. ne bahane uydurulur. saat iki olmamıştı. der gibi. Bu koca ormanda artık ikimiz varız. Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum. Korkuyla "Annem görür" deyip.. onunla çıkacağız. Ah. "Şey. radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz." O gece Mustafalarda 248 kaldım. arkadan mum sarısı topukları. bu ilk konuşmalar.. sonra birden kayboluyor. ". Top ayağıma dolandı. ne yapacağım. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi. ispanya'dan müzik. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum.. "Seninle kavilleştik.. ağır ağır yürüdü. mağara kadar kuytu. son defa baktım ardından. çekti beni evin kömürlüğüne. aynı takımdaki arkadaşlarım. bir gemi gelmese de." Yüreğim koptu kopacak. bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu. Hava karardı.. kekeliyorum. İstiridye gibi parlak tırnakları. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama.. Yüreğim yerinden oynayacak. Heyecandan yüzüne bakamıyorum..... Saat. Gören olur korkuyorum. "Olmaz oğlum.arasında tatlı tatlı bakıyordu. dilersen.. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi. ayaklarımın bağı çözüldü. sıkıştırıldım. "şey. "ageee. Yolun karşısında. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi. içtim. Ben de Nihat! dedim. telaşlandık.. elinde ölmüş bir yılan. acilen ayakkabı da bulmalıyım. evet. Mustafa'nın gömleğini geri verip.. ev akşama kadar boştu. ölecek gibi oluyorum. içimden. Uzunso-kak'taki pastanede.".. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin. o herkesin övdüğü.. Deli çocuk zorla elimi tuttu. Mustafa gitarla... "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?". Sunuşu ne güzel. bağırıyor. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum. tanıştık. kim geçerse.. kıskandı. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. geriye döndüm.. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki.. gördüm onu. o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı. tanıdık galiba. ve parçala beni. kararacak. Verdiğim söze bok süre-mem. Ayağıma gelen her topu kaybettim. attım kendimi geriye. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. "neden?" dedi. öyle bir sundu ki kendini." diye küfretmeye başladı. bir fırtına. O da yoruldu dolaşmaktan.. bu bizim uzak akraba. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları. canım. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. aceleyle. Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum.. umudu kesmeyelim. gece radyoyu açtık. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor. Allah kahretsin.com 122 . Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu. "Olmaz oğlum dedim. dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim.iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git. bu kız peri gibi. Her şey bitti." Memleketimiz bir deniz ülkesi. bana göre değil. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum... Yolun ortasında. O da heyecanlı.. buzlu kaynak suları içtim. yarın buluşalım mı?". Birden karanlığın içinde. demiştik". bir an durdu. Etrafta ayak sesleri. Yanma yaklaştım.. Çaresiz perşembeyi bekledim. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor. bir kız daha geçti. Elini uzattı. Mustafa'lara koştum. Ahh. "Ben Asuman!" dedi. Maç biter bitmez. gel. Koca dünyada tek bir şansım kaldı. elektrik direğinin dibinde. ageeee". Yılanın ağzım gösteriyor. tütün idaresi.. terler içinde bir oldu. uyuyamıyorum. mahalleden Kemal'in ayakkabıları.. tül gibi. "Neden?" dedim. koş. perşembe günü saat birde. bu Kemal'in kız kardeşi. İçin için gülüyor.. uçuyorum. gece dönüyor. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır". Erik gibi incecik kolları. gibi. "nerde?". deli bir çocuk girdi aramıza. yengemlerin kulağına giderse. Hazırlandım. gidip vitrinlerin önünde duruyor.

"Ben de birkaç sefer" dedim. Asuman.. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi.. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. Yine gördüm o parmakları. beni dövüyor. bizimle dalga geçiyorlar. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. Asuman. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. bahçeler. dün akşam yanan sobayı devirdi. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. bize çok modern gelirdi. bugünkü kafelere benzer. tane tane öğrenmeli.. eskiden pastanelerde dans edilirdi. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. bu. Birbirimize öğretiriz. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. Dansederken insanlar. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. dedim. http://genclikcephesi. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. işte böyle sevgilim olmalı dedim. Bir cam parçası bulup. yan masadan. evimiz yanıyordu". dudaklarımı tutup. korkma!" dedi. Yapraklan. ellerini nereye koymalı. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. Madara olmuş hissettim kendimi.com 123 . dalgasını geçti. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı. fruko içtik. Ben onsekiz. üst üste. o. her akşam annemi. Üst locadan bir alkış tufanı koptu.. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. "Bir şey olmaz. o.blogspot. masanın üstüne bir tarih yazdım. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim. başını o yana döndürme" dedi. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle. Korktuğum başıma geldi. bir kadını nereden saracağını. Asuman. Tahta masaya oturduk. Ona sorarsan bana aşıkmış. loş iç odasında yerimize oturduk. Deli çocuk. o kadarına cesaret edemiyorum. bu kız ortaokula gidiyordur. masalar. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam.çalışıyor. bunun annesini de tanıyorum.. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. dedik. yan masadan en çirkin. burnunun üstünden öpüverdim. ama iyi bilmem. 250 Eskiden pastanelerin içinde. Arnavut taşları. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. korudu beni. hediye etti bana. 251 Koşar adım. bir yerden başladı işte. ama en sonundan. "Acı çekmek istemiyorsan. hakaret dolu laflar atıp. işte o sıra. kendisini de. En kuytu köşeyi seçtik. simli. kaçardım. ne güzel gülüştük. Simli formikayla döşenmiş duvarlar. dedi. hatıra defteri. asma bahçe gibi Ganita. Ayşe yan masadan. dedim. küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. Küçük para çantasını çıkardı. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. Yağmur başlamıştı. yolumu keserdi bu kız. o almış. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. yaşı 20'yi. ah. yanımıza ilişti. ağaçların altında. neden yoksul insanlar. birkaç küçük demir para çıkarırken. İstersen kalkalım. Başımızı kaldırdık baktık.. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki. eğildiğinde. dedi. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum. sıkıldıysan kalkalım. bir an biz de kalkalım. onyedi yaşındaydı. Asuman her şeyi anlıyor. yılanını sallayıp "ageee. aşka.. Masalımı yoluverdi. güzelim. o kadar küçüktü ki çantası. "Ben hiç dans etmedim" dedi. çok güzel bir elbise giymişti Asuman. valilikte odacılık yapıyor. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. Biz. loca loca. Tören gibi giriverdik içeri. yine oralı olma gibi. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. 25'i geçmiş. Nedir bu? der demez. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. ipeksi bluz giymiş ablalar. birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. birbirimizin elini tutup. "Korkma?" dedi. sahile. Utanarak çekildi.

ya da yollukları alır sererdik altımıza. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım. sahile koştuk. delirmek üzereydim.. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü. babam. Asuman.. Zorla yılanın ağzına sokacak. büyüyünce Amerika'ya gidip. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı. Biz içeride sevişirken. dünyada eşi olmayan şahane memeler. ışıl ışıl. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım". "canım" dedi. dişlenmedik yeri kalmasın. yakamoz başka bir şey. açılmış. öyle bozuldum ki.com 124 . dudağını. giriş katın solunda. Asuman. Narlıbahçe Sokağı'na geldik. Ay ışığı denize vuruyor. geceleri dışarıyı görsünler diye. deyip eve koştu. çok uzun. Asuman.. gizlice çamaşırhaneye girerdi. gitarını alıp. kokusu. insanlar buna yakamoz diyor. Korudu beni. Annemler her yıl Ankara'ya giderdi." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam. üç katlı eski bir Rum konağı. o da avuçlarını açtı. mermerden bir çamaşırhane. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. İnsanı ağlatan bir heyecanla. tazelikle dudaklarını öptüm. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. O gün orada öğrendim ki. sokağa beni sokmayacak. buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük. umutsuz bir yolculuğa çıkmış. "Sen çok korkuyorsun. ayrılmalıydık. kırmızı çorabı. Büyük demir kapısı. çok telaşlandığımı anlayıp. Acelem var. çıtırtısı. Erkekliğim. Nar çiçeği gibi bacakları. külotu da dizinden aşağı indirmiyordu. dedim. Her tarafım öpmek istiyordum. Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. Önden düğmeli kot elbise giydi. acıyla çekti parmağım. işte böyle. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. Çıkart şunu. Yakamoz. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar. "İyi de tuhafıma gitti. fileli hırkası. Asuman. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. çıkartması zor oluyor. sinirle. küçük parıltılı pencereleri. dedim.. Ölene kadar. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. midem kaldırmadı. öğrenmiş olurum. ahh. "Sen. baştan aşağı su gibi. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü.. Sakinleşip. öküz gibi güçlü. en derin yerlerimizin. Dilim çıra alevi. Asuman. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. Bir güzel so-yuverdim." diye laf attı. annem kapıda eyvah.blogspot. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. sanki öpüşmek başka türlü. aradan geçen yirmibeş yıldır. Öptükçe onu. elimi kurtaramadım. elleriyle önünü kapattı. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum. Külotlu çorap giyiyordu. "Dur. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". annem kullanmazdı. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi. koyu. ben hızla uzaklaştım. dedi. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. uykulu memelerini fırlatınca dışarı. ormanın en kara yerine dokununca. kızarttım uçlarını.. dudağıma alıyorum. çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. Ben.." Ertesi gün sokakta beni. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. ben Mustafa'ya. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme.Saçlarından sızan yağmuru sıktım. Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne.. ince bir sıyrık. bilmiş gibi. her http://genclikcephesi. Boğuşmaya başladık. Hayır.. sıyırdım dizlerine kadar. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. gözlerini kapattı. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. Afyonlu şerbet içmişim gibi. moralim. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu. orada duruyor! Hava kararıyor.

Ne zaman sevecek gibi olsam.blogspot. çıkart. çıkart! Olmaz. ağladık. sarstım. yazıyorum.. Halil Paşa.. giyin. O boşluğa dayanamıyorum. derin kuyu sanmış. o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. Ve gerçek bir erkek oldum artık. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri. bunlar kitaptan almışlar. mektup geldiği. hanım kız ikinci bir sual sordu: . "Elin kızı. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim. mahallenin ortasındaki diğer. Çok sonra annem.com 125 . onlarınki hayat. Asuman. milli bir galeyan. oynarken. dedi. annem. Annem mukabelede. Asuman. buluşamadık. kuyu. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. Ayağa fırladım. öyle bir boşluk bıraktı içimde. annem kuyunun dibine bakıyor. dedi. bekçi köpekleri yaygaraya başladı. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer. oraya koştu. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir. sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım.. deyip sıyırdı çorabım.. On gün dolmaya yakın. Başarmış. ya da hiç görmemeliyiz. ne olmuş. sana hediye gömlek almış. Haşlak çay dökülmüş. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık. haber vermişler. üstü tahta kasalarla kaplıydı. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. Niye içeri almadın. aradık. yazıyorum yazıyorum. Büyüdüğümde. o zaman çek git. Kavilleştik. sokakta kalmış işportacı. iki metre derinliğinde. içimi insanlığa sunmak istedim. manolya ağacı kadar soylu.yerimi öpebilirsin. galeyan manşetlere taşındı. onun anası babası yok mu" dedi. babası bir adam bıçaklamış. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken. O kuyu. yırtındık. Senin bana sunduğun gibi. ölene dek doldurmak için. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için. bir kerecik gösteriyorum. deyince. karakol. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa. cezaevi kapısı. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. On gün birbirimizin peşine koştuk.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. dedim. Bizimkisi hayal. bir daha hiç görmeyelim. aşk dediğim şey. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. ne derler. dizimin altım asla. dedi. saçlarını yoluyor. polisler. Asuman. bir daha buluşamadık. kuyunun başında çığlıklar atıyor.. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. Ama. dedim. kuyuya düşmüştüm. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına. Her tarafımı öpüyorsun ya. O kadar seviyorduk birbirimizi. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık.. güzel gözlerini hayretle açarak. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz. yüzbin faks.. Asuman'dan sonra. ben yokum. orası kalsın. Yirmibeş yıl oldu. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk. Asuman. çırpımrken ben. ama. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. Çok çalıştım Asuman. sahneye koymuşlar. "Estetik yaptırmcaya kadar. Annem.. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma.. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu. Za254 ten. bugüne dek. dolsun o kuyu. Yalvardım. Çünkü hiç yalan söylemedim. on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz. elli metre derinliğinde. O zaman masmavi. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana..

önce tertemizdi.. en sonra da. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı. 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu. Milli vecd günleri. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler. Af. vs. der. inekler kuyruk sallasın. Fransızca'dan alınma. Modern devlet kendini. padişah. siyasi bir af değil. devlet. Devletin. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi. heyecanlı. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi. düşük anlamında. hani sevecek. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. şevkli.. sözlük ulemalarından öğreniyoruz. Panikle. / dedi bana merhaba. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni.. kral devletten yadigâr. vecd günü. değmez. bir hiç uğruna. canlı. bir kendinden geçiş günü. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar. Bu. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. diye.. Af. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. selam verdim Arab'a. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. beyaz bir sayfa açmak istiyor. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına. adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da.". Hollanda'da modern bir ahırı gezer. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. Şimdi bol sinek üretiyoruz. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. "merhaba" diyor^ sun adama. bir katili. milli bayramlar. İncil'den çok satıldı. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden. tebasmm delilerini bile görmek ister. Çünkü artık bizler kelimeleri. demekmiş der. Radikal'in. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan. sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız. Af. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar. işte şu kökten gelmedir. suç. birden mağdur dostu oluverdi.. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer. ulus-devletlerin kadir gecesidir. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. affediyordu. Tanrı. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. Görevli.. katil. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var. Sefiller romanı ki 19.duklarmı köpürerek söylüyorlardı. huzura ihtiyacı vardı. milli kudurganlık kayda değer.blogspot. Şenlikte. hiç sinek yoktu.. bir caniyi. sinekten geçilmez. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar.. harekete gelsin. Sohbetçi yazar Aydın Boysan.. onlara "decaden". Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi. dünya edebiyatının af.. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi. hapis. Yunus Emre'nin. Kendimizden geçip. ceza. milli yas günleri. Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp. pişmanlık. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili.com 126 . hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. Neden? Ahmet Mithat Efendi. Mesela neden af deyince. şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. hani toplumun sevgiye. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. tecavüzcüyü neden affedelim. haklarına yer vermeyenler. sözlük karşılığı aşağılık.

aslında kendini affediyor. Elinizdeki kalem. koğuş-lardaki yönetim. tarla açacak. bunalmışlardır. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. yağmur yağı-yormuş. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. kasla değil. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış. Sabır da bir yere kadar. gerekçesi hazırdı. hukuk sisteminiz sizin." İlk iki hafta tüm basını okudum. her gün yağmur. 258 259 Çok da borcu varmış. Dosyaları temizlemek istiyor. Bu. yüzyıldır şahit oluyoruz. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. hapishaneler genişlesin. Yazılarınıza dikkat edin. nerede bende o sabır. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz. iki böyle.. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır.blogspot. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar. Onbinlerce ölüm tehdidi... kaslarına engel olamamış. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. rahatça istediğimizi içeri atalım. bir daha dönüp bakın yazılarınıza. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin.com 127 . Af çıkartarak devlet. hakimlerini dinlendirmek istiyor. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar. kendilerine. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. vergi siyaseti. canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz. ormanı yakacak. Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu. hırsla ayağa kalkmış. pişmanlık hissi yaşatmak. gelir siyasetinin. bir böyle.. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. öldürdüklerini göremiyor. ben çömlekçi Eyyüp'üm. Bitmeden.biliyoruz ki. aranızdaki tek fark. beyinle hareket eder.. size psikologluk yapayım.. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. bir katili neden affedelim. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz. Af. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun. içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak. toplum dışına itilmiş insanlarına dahi.. Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa. devlete olan inançları çok yorulmuş. Af. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor. gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz. Yine. hapishaneleri ele geçirmiştir. öderim dermiş. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. adalete. toplumun en sapık insanına.. gülünçlüğüne her gün değil.

İstedikleri an. televizyonda tartışılacak mezhep değildir. hiçbir serseriye benzemezler. tanrıları. çakallar. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. Ne yaptınız. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. onlar Çinli.. bu ondokuz. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. onlar Korsikalı.. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım. Tüm gazeteler yazdı. Anında duygusuzca temizlerler. doğdukları. topluma. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon. her lüks otele. Benim de siyasi düşüncem. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. kız kardeşleri. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. eğitime. ipsiz. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar. sapsız serseriler. Porto Rikolu. Allah belalarını versin. argo lügati. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. kopuklar. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse. Brezilyalı. Ellerinden her şey gelir. ağabeyleri. Daha da beter olsun. Her an lokantaya. toprakları. ellerine Tan gazetesi vermekten başka. uyuşturucu. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar. Bu adamlar mutlak bağsızlardır. Harlemli. Yüz binlerce polis şefi. 260 Onlar artık cezalarını aldı. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. Her an her yerde ayaklanırlar. Çünkü yürekten inanıyorum ki. Bu insanların. kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir.blogspot. http://genclikcephesi. her büfede su içerken adam öldürürler. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir. kaçakçılık. gasp. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. Evleri yoktur. insanlık tarihinde benzerleri yoktur.com 128 . Ancak. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler.. gazetelere. basınımız. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. hem ırzlarına geçmiş. tartışan kaç yazar. Mafya çok geride kaldı. bin yıllık eşşekleri devirdi. Devlete.. cam yanmış bir aşiret değildir. Çünkü kendilerine. Hiçbir eşkıyaya.. Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek.. yandaşlarına asla itimatları yoktur. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde. biz rahat konuşalım. Dişe diş göze göz yasaları var. koruyucuları.. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. Şimdi içerdeler. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!.. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır. Gazete okumazlar. tekmelenen günler geride kaldı. Bu meclis. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz.. sapıklar. ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır.döndünüz. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. Bu çocukların. kadın ticareti. evleri yoktur. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. köşeyazarlarımız dışında. hırsızlar. polise. kaç yazı tanıyorsunuz. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır. Her barda. Silahlarına taparlar. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır. Hiçbir değerleri. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir. tamam.

Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. daha içten yazılar yazacağız. eğitimciler. metresinize ev tutuyorsunuz. Ama şimdi. Katil dediğin hayatta bir kere. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp.com 129 . o mafya romantizmi. delikanlılık. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir.. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. psikiyatrlar. On yıla kalmaz. Katillerimiz ise. neyin insanı olacaklar. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. Uzun bir hikâyesini yazmıştım. gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. hiçbir güç frenleyemez bu insanları.blogspot. kara. zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. Tanrıdan. 263 Kırmızı Kazak Döne. FBI. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu. yüreğimi deldi geçti. çete yapılanmalarında olduğu gibi. "racon devri tarihe karıştı". Yazarlar. Evet af çıkartmayalım. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar. "gerekçeyi" biz arayalım. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. Tüketim kışkırtısı. avutucu gözleri yok artık. arkadaşvari örgütler. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları. Topluma. bilemedin iki kere cinayet işler. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. İnsana güvenmek zorundayız. Silahlanın ve kendinizi koruyun. hiçbir gardiyan. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir. güvene. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür. Bugün bizdeki mafya. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. saygıdan. sizin semtinizde. töreden önce. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta. koruyuculuk. daha düşünceli. güvenle ölüm korkusunu yener. aile kavramları öndeydi. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. psikiyatrları. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. aileden. hapishane damlarına çıkıp. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. Ama onun taşmış. Çünkü onlar. hiçbir hücre. Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. Kardeşlerim. hiçbir işkence. çileye.. Özel hayatımda bir efsane olmuştu. kendi istekleridir. Sezar. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. onu. dediğiniz gibi yapalım. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. üstlerine işeyelim. henüz geleneksel.Hiçbir ağır ceza. Artık Amerikan polisi. birer Na-polyon.. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı.. Başka şansımız da yoktur. haber alamadım. Onu arar. Kayboldu. tek kişilik Hitler'dir. Duygularıdır. İnsan.. sabra. kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça. yeni cins bir insanla tanıştılar.. Sicilyalık. hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. racon. Mutlak bağsızlar. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar. Sicilyalık'ı iken yok. yüzlerine tü-kürelim. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. sadece filmlerde kaldı. toplumdan. yüzyıl yaşayacağına. Yargıçlarımız. Akbaba gibi leş yiyip.

Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. ölü bitleriyle sarılmışlar. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz. onlarla konuştukça. yine dizlerimin bağı çözülür. Kezban. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. göbeğini. Yine ne varsa bu ölülerde var. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. hiçbirini gerçekleştiremedim.. mümkün değil. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. Tüm http://genclikcephesi. dedim. bir iki güzel söz. karmakarışık saçlı.com 130 . içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. dalaveracmın tekiydi. Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. Orospu lafı şirretliği. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. Menekşe gözlü. Nasılsın Kezban.blogspot. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. Altı yaşlarındaydı ama. içimdeki çocuksu tasviri değişti. Döne. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. Döne'den de küçük. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim. Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. bir sürpriz jest. O da. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. Kendimle. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. Altı yaşındaydı. çevirip dışından bakıyorum. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. Kezban'ı gördüm. Zırıltıları ve çamsakızı. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. Kıbrıs bir adaydı. kendini sevdirmeye çalışır. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu. ve hiç anlayamam. ama yüzlerine karşı yapamadım!. "Bu var ya. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi. ama sinsi ve hissiz bir kızdı. O muydu acaba. akşama kadar zırlatırdı. İçinden bakıyorum. buz kesilirim. Kezban'm bir adı da orospuydu. Ve bir gün. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu. biçimsiz. çekiştirir. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. tanıyamadı. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. huysuzluğundan değil. Döne'nin dedikodusunu yapar. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz.. Çünkü gözlerinin içine. aşktan. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu. sevgiyle bakamaz. bir türlü çöpe atamıyorum.iyi bir sürücüsü olur. Türk ileri" diyerek geçip gitti. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. lastiğini çıkartıp kaçtı. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken. Bir muhasebe yapmam gerekirse. Bir gün Döne geldi. Cilveli bir çalım atarak alaylı. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. Aşk. Büyümüş. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi. Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. dans ve şovun tadını kaçırır. Türk önde. Beni. Genç kız haliyle görünce onu. çok büyümüş. Hepsi beni terketmiş. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. orospu. tanıdı. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu. vaktini boşa harcardı. dilenmez. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. öyle kötü bir ölüm ki. iftiralar atar. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde.. iğrenirdiniz.

Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. tamamlanmış bir tebessüm. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. Yanında bir askerle geldi. http://genclikcephesi. Birden lafını kesip araya girdim. şerefi. gardaş ne iş? dedi. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim.blogspot. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. yepyeni bir adam olsam. Kadının tebessümüne bak. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. Aşk bir hastahksa. ayağıyla ayağıma vurarak. bela gibi. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor. ya olursalar gibi tereddütleri yok. Bir basit hayvanı tekmeler gibi. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. otursam bir yerde. şu hayvanla biraz eğleneyim. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. Biri kurtarsın beni. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. yine bunun en ani biçimine yakalandım. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. İyi bak.arzularımı. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. Namusu. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. Asker. Leşler. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim. ürkmem gerekiyor. öyle görünüyor. Budizm işte bu. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. zen. İçimden geçen korkularım. Avuçlarımı açıp. doğru. ya ölürüm. tuhaflığımı şımartıp.. Bu işe fazla devam edemeyeceğim. bu asker. Yeniden tanışıklık verdim. Rahatla ve kendini bırak. çıkartamadı beni. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. yanımda Kezban. ya çıkarım. "Her şey yolunda. gözleri mercimek kadar küçük. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı. İçinden. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var. deşer beni. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları.com 131 . benim gibi. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. Ya gazetedeki bir resimle. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. gıdıklayacağım. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. Kezban tanıyamadı. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. çakallar. belki de dişeti iltihabı olmuş. mutlaka çıkıp gelir. Onu alsam. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. bulur bulmaz fırlayacak. Şimdi. giden bıçaklanarak gitmiş. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. Evet. Susmayacağım. herhalde kalbimden bıçaklayıverir. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi. Ama. dökülüşünü hissediyorum. hişşt. kutsallığı.. şöyle bir gezinsek. Akşamın serinliğinde dalların. öyle olmadı. diyordur. tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum. İnadına.. mutluluğu işin içine sokmadan. Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. Biri hemen kurtarsın beni. Ben bunları düşünürken. intihar edebilirim. Doğu. Yalnız. işte bu. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam.

bir tekme daha attı. ağzına sıçarım. sen bilmezsin. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi.. Hafifçe sektirerek.. "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım.. Niyeymiş. Bu şehrin anasını satayım.blogspot. Ama kalsın.. diyen asker. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. öyle kaz adımları kalmadı. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım." dedi. bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana. Suud kralının muhafız askerleri gibi.. "Peki. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım. ite köpeğe eğlencelik olduk. denizin üstündeymişim. o hiç anlamaz.ikiyim. Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik. aynı askerlere dövdürür..kerim şafağını.. saatine bakan kaçmaya başladı. Öyle anlamsız yerde düştüler ki.) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi. Sovyetler çöktü.. İsterseniz gidin sorun. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi. ". Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım.com 132 . İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin.. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler. askerlerin teslim olma vakti gelmişti. Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi.. birden korkudan. eğitim alanında güneşin altında dön baba dön. "Nasıl olacak. Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. Çünkü saat dördü geçiyordu. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu.. Hepsi bu. 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı. Çünkü dedim. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. Ama şimdi. Çok erken yaşta klasik oldum. Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. turp gibi kızarıyorlardı. bu Türk aydını yok mu. dedim. onun . yazmaya inanmıyorum. "Herif doğru diyor" dedi. Hiçbir gazete yazmadı.. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. Ben bir kıza aşıktım. Biraz daha kararlı. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum. dedim. artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum. İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim.. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. Kuşlar yuvasını çalıyla. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor. rezil rüsva oluyoruz!. Birkaç askeri alt etmek.ötünü . Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim.. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez. Bu Kezban var ya. Aşık olduğum kızı tanıyordu.Demek askersin hee. şafak kaç. mantar gibiymişim. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı. Peşinden. ağaçlara benziyorum. artık işim biraz daha zor. Yazar oldum da ne oldu. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem.

onlar benimle konuşmuyor. "Lise birdeyim. o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu. Yener'in ağabeylerine sulanır. Kezban. Parıltımı sevdim. eşşek kadar mutlusun!". bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. Aramıza soğukluk girdi.. bir ağacın dibinde uyuşmuş. Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar. Kendimle gurur duydum.. ama artık susup oturuyorlar. cenaze çıkıyormuş gibi. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu. Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi. tuhaf. "O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı.. oynuyor. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor. Kez-ban'dı. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. gölgeleri seçebilsem.com 133 . yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı. kankardeş oluyorlar. suyunu çorba gibi içeriz." http://genclikcephesi. kazak çok güzel. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum. Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. dedi verdi. Ben de eşşek değildim. onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor. insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da. ama. "Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!". bir ses duysam. Yıllar sonra öğrendim ki.. beyaz adamla barış yapıyor. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi. Saatlerdir yüzünde. güldü. Ne kadar zaman geçti. ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var.. ohh!. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. gibi olaylar olmalı. onun bir hikâye dinlemesi. Hemen veririm. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan. Fermuarımın üstünde bir el farkettim. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. çok mutlusun.. Allah bilir.. emdik parmaklarımızı. Kadın her şeyin farkında. zamanını.. kırmızı çoraplar?" dedim. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. bu sözlerle kuşatılmışım. bir kuzu haşlama yiyelim. Farkettim gibi. Üstümdeki kusmukları temizledi. dedim. ben anlatırken.. Sonra içtiler. "Pisliklerini temizledim". Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp. bu kadın söylemiş.. o tarafa gitmek istemiyorum. Tarzım ciddi bulmadım. "Nereye?" dedim. Bunu Yener söylemiş olamaz. "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. Sınıfsal.. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. benim kazaktan dolayı. çekilmez bir tebessüm." "Çoraplar.. kalıt270 sal bir delilik mi benimki. kafasını kırdım. Şu salak iradi zekâma sıçayım. kızların peşinde dolaşamaz olduk. Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş... kalk" deyip durdu.. beni uçurttu! Bildik bir ad. "Hadi kalk. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!. hoştu. iliklerini üüüpp! çekeriz. bu ne zarafet!. Bir gün benim kız gördü beni. top oynayamaz. her şeyi anlıyorum. götüne bıçak sapladım. uykuya dalmıştı... başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. Tutulmayan bir aynayım artık. ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. Biraz daha içersem.. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik. "Kalk. Her şeyi bölüşecektik. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. yanında da karanfilli bir aşure. "Havuza altım. bizim kıza. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi. Çimenlere uzandım.blogspot.. Üç büyük kutu bira aldım. Yenerler'e gittim. eşşekler kadar mutlusun!". geçti. Ama ne yalan söyleyeyim. Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. Reis.hazırladığım tuhaflık. Kazağı hiç çıkartmadım. Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü.. Yepyeni bir boyuttayım. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı. beraber sinemaya gidemez. irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!". Ben kazağı çıkarmıyorum.. çirkin. Yenerler'e her gittiğimde annesi. kazağı süzdü.

Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince. yatırımcı zekâmı geliştirdi. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. Tanrım.ötünüze sokarım. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. ben de buradan çıkabilirim. ağaç. iskeletim. havuz. paramparça etti beni.. arabaların içine düşüverdim. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. içli. hepsi ağu püskürüyor. Hatta turizm hizmetinden öte. Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum.. Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. Tornetçi çocuğun cinsel pozları. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm. ağulu bir bulutun içinde. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor. Taş. Tornetçi. canlı olarak böbreklerini. çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı. kaldırım.. kilitlendi. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. bilyeli küçük tahta araba. Tarlalaşmış şu sokakta. Kaç gün burada böyle açılmadan. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü.com 134 . Ne yerdeyim ne gökte. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. olsun ben de ona orospu diyorum. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı. Tornet. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim.. onaltı. ağız dolusu küfürleri. o yaptı dedi. derinden.. Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi.blogspot. Kezban avucunun içiyle vurdu. etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan. DDT kokusu. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor.. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor. Kezban'a gösterip. o benim kardeşim" dedi. Tek duyduğum. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. sonra asker gerildi. Bu... "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk. Bana artık düz bir deli gibi davranıyor. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz. Trafikçe yasak. "Kıyamam ona" dedi.. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı. bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". bir beşik salıntısı. patlamadan geçti. akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü.. . Sopamla onları batırdım. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım. Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. neler oluyor diye başını uzatan. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum. demir. Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor.arağımı . arabalardan hoşlanmıyor." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. Kezban: "Kötü şeyler düşünme. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti. çok derinde! Beşik salıntısı.. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime.... Hepsi karman çorman. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz. yanık. motorize güçlerden. sırıtarak.. Onu kıskandığım tek şey ise.Havuza baktım. Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum.

bana acıyorsun ama. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. İşte. elmas bir intikam duygusuyla. delirmem gerekiyor. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. dedim. her şeyi. Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. faşistlikle suçladılar.rünen. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. klasik romantik dengemi kaybetmişim. kitabın edebi üslubuyla değil. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. Ankara'nın. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır. pazarlığımı unuttum. doğru. adına aşk demişiz. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. ben yalan söylemem. Benim mutlu olmam için uçmam. ikiyüzlü kelime oyunları. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. kıyamam sözcüğü. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. Aşk değilmiş yaşadıklarım. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. 274 İlmik ilmik. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. bu kan davasını bırakmam. 12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. başka sefere! Soğuktan. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. demek isterler.com 135 . ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. 276 http://genclikcephesi. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. kıyamam. sahici görmemi sağladı. eski hızıyla parlak neşesine dönüp. boşuna. aşklara karakterini feda eder. kelime kelime kendim ördüm. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum. Gelirler. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. Dedim ki avunmak için. bir tebessümle. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. aynı köyün iki ayrı dalı imişler. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. kendimi sevdikçe. Bu kin için yaşayacağım. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. Rahat yüzü görmemiş. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. açlıktan zangır zangır titreyip.. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. açım. Şimdi olmaz. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. Ah Türkiye ah. tüm. cümbüşle. yazılacak ne çok şey var. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. oldukları gibi. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. tüm düşlerini. demokratik yazarları.blogspot. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim. yüz lira" isterler. kitleler halinde düzülürsünüz!. kimsem yok. sokaktayım. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. şarap alıcam" derler. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. "Ekmek değil ağabey. kimse demedi bana. bu şekilsiz tutkulara. dört-beş sene geçsin. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. Zekâm. Şimdi okuyorlardır bu satırları. on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. Parayı alır almaz da. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. Aynı köyün yolcusu. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. "Abi. Aklı başında biri. bazıları bilmediği için şaşırıyor. ekmek parası. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. mineral bir kin.

. Kişisel dünyalarını. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş. mezhep savaşları verip. dörtyüzyıl iç savaşlar. Sağa-sola baktı. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz. ötedeki dünyayla çarpıştırıp. Üstüm başım bozuk. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı. basık mekânlarda ele geçirilmiş. diye veryansın ediyor. şöyle otur. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. psikolojik tahliller yapabilirsiniz. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. görsel çağımıza çok uygun.. ikibine bir kala halimize bakın. yaşlı insanlar. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor.. kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. Asıl eşitsizlik.com 136 . dar. rezil programlardan sonra bahşiş. Allah'tan korkmaz. tertemiz insanlar olacaklardır. çünkü o an.. biraz da teatral insanlar olarak tanımış. büyücülerin. sıtma nöbeti. eski. Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş.. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı.. çoğunlukla. http://genclikcephesi. rüya kadar güzel. onlar yazarları biraz şakacı. Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi. döndürüp dolaştırıp. Ego ve kibiri yokedecek. Sanki gerçek değiller. şuraya bak. içlerindeki yalanı. etrafa seslendi. Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. "Yahu burada bir yazar varmış. sana başka bir ceket giydirelim.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. Nakşi. Fotoğrafçı kız masaya baktı. Kutsal trans hali. giysileri kirli. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş.blogspot. Açması Reha Muhtar yine. hiç değilse yakayı. dünyadaki tüm dinlerin. estetize edilmemiş. Onlara kızmıyorum. neymiş efendim. ancak yüzler karanlık. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. şifacılarm aradığı bir şeydir. hukuk önünde iki eşit insandır. boynunu eğ. sakallı. riyayı. Görüntüler çiğ.. ondan mı. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor. nerede?". "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. Zikr edenler yağlı saçlı. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. yani. Beni bir şeye benzetemedi.. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. Daha da sosyal. beni bir "yazar" olarak değil de. Şeyhle mürid. kirliliği öldürecek. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor. yalakalık yaparken ele veriyor. başaramadılar. bu kana doymaz. görüntüden olsun kurtaramıyorum. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor.. kuldan utanmaz.. devletin.

İslamcı kitleyi kandıran. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. bozuktur. Güzel bir örnek vermek istiyorum. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen.blogspot. sapıktır. köylerden derlenmiş. insan hata yapar. Müslüman aydınların. görüntünün esiri olmuşlardır. saçmadır. İşte güvensiz. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. Medya kitleye açıktır. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. korkak. "Güzel olanı" herkes sever. korkusu boşunadır. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. Trajedisi olmayan çöl beyinli.) http://genclikcephesi. problemlidir. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. sizin de siyasal bir diliniz var demektir. kitlenin içinde çoluk. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. Siz yayımlasanız dahi.com 137 . arkadaş. sallayan. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. cesur bir yazar değil. kollamaya çalışırsanız. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. dar imkânh beyninizle. detaylandırmaya yanaşmamışlardır. şehir. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. halk. tarih. ideolojinize sürekli hesap vermek. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. günahlarını. Halka güvenmek zorundasınız. Kapalı köy odalarının diliyle. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela. şimdi. deşmeye. Yazarların görevi. "İslamcı aydınlardır". Üstelik bağımsız. bilinmeyeni. Çünkü İslamcı aydınlar. çirkini sevip. derindeki çirkini. yani. Oysa. insanlarımızı korumaya. ağlamakta olan bebeğin ağzına. başka mekânlara taşımamaktadır. çocuk olur olmaz herkes vardır. Yüzyıllardır. Burada. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. Bu ülkenin çocuklarıyız. hatalarını. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. bu toprakların insanlarını. hiçbir gazete. siyasiler. şehrin. anlatmaya. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. Müslüman gençliği. şehre sokmamıştır. aile. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. duygularını. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık. tasvir etmeye. toplumlar. sinemanın. şehrin estetiği çok farklıdır. tüm çıplaklığıyla. sadece muhafazakârları değil. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. tiyatronun. Bu fıkralar yayımlandı. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. şehrin insanı. köylerde yaşayan bu fıkraları. tartışmak zorundayız. bugün olduğu gibi. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. iyileştirici bir ilaç değildir. estetize etmektir.Hem tarikatların. edebiyatın. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. Tarih boyu da böyle olmuştur. Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. görevini hiç yapmayıp.

Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar.." Kadın ağıtın içinde. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. muhafazakâr. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. ordumuz. Oysa askerler. hapse tıkmış. derdini. güdülür. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir. Mesela. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?. kapıda kadın polisler tarafından aranır. Kimse kendini çirkin görmez. oğlunun ölümünden çok.Medyaya göre kim parayı basarsa. yani bu ülkenin insanlarını görmek. muhafazakâr. derin devletin sürüleştirdiği. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. işte bu yazarlar insanlaştırmış. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. tek tip gördüğü bu halkı. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız. gestapo sağcı. tek göğsüyle utanmaktadır. ama bizdendir. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. yö281 netemeyince. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. Asker. Orduya göre çirkin şeriatçıdır.. Aziz Nesin. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. Çünkü hepsi için halk sürüdür. muhafazakârın.com 138 . 280 Hastadır. Kadın göğsünü açamaz. utanmasından öte. Mesela. Ordunun. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. çoktan ölüp gittiler.. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. Ve her defasında halkı yönetemez. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. acısını. Orhan Kemal. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. Yazarsanız. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. onlarcası. bozuktur. bu hikâye. göğüs ameliyatı geçirmiş. size küfrediyor. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. öyküsüne dayanamamıştır. muhafazakâr karşınıza çıkar. fe odal toplumda. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. acıya rağmen. Ama. çirkin onun düşmanıdır. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini. yırtınarak. onca hapisliğe. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz. kadın soyunur. Çirkin. halkı arkasına aldığını düşünür. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat. şeriatçılar hiç söyleyemez. göğüslerini açması söylenir. şeriatçıya göre çirkin lâiktir. yani insandır. derler. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar. 1950'deki köylümüzü. geride. şeriatçının. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. soyunması istenir. canlandırıp.blogspot. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur. bu hikâyeyi. derin devlete göre çirkin hukuktur.. hapishaneyi. şeriatçı. solcu edebiyatçılardı. Çünkü on lar. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. tanımak istiyorsanız. http://genclikcephesi. ama bu halkın aşkın coşkusudur.. dizlerini dövüp. insanlarımızı "stilize" ederek. Şimdi. Kim savaşta öne çıkarsa. tek tip yücelterek. biziz! Kemalist. 1970'deki pamuk işçisini. tarihin içine sokmuş.

Subay. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. ellerinde beyaz ipek eldivenler. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler.. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam..com 139 . Danslar. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu. Türkiye'ye sığınırlar. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. şimdi yerinden yurdundan atılmış. Ve şimdi. umutları suya düşer. albay olduğu halde.blogspot. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. İçlerinde birçok general. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır.. Almanya hesabına casusluk yaparlar. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. Arkasından. subayım! Hem Rus'sun. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona. ama olduğu yerde sallandı. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. polkalar. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış. dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. parlak düğmeli gösterişli giysiler. Rus subayı da kuyruğa girmiş. ama işte bir insan sıcağı.. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. bayram ederler. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller. valsler. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. kovasını doldurup aldı. yıkılır gibi ol du. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır. Rus subayı nereden bulduysa. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır. su gibi akan votkalar. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. 1917'de suikastler. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut. hem casus.. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. Tüm şamatalar. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir.. sırasını bekliyor. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer. Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler.şeriatçılar. ihtilal. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu.

Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda.. işkenceci sapık.. canhıraş küfürleri.blogspot. hem casustan beter. hem Rus. bilmiyorum. karın tokluğuna. bir güzel alem içinde sarhoş olurum.. Bulgur suratlı çaycı. çayımı yudumlar.. Kalorifere ellerimi koyar. camı hohlaya-rak. dışarıda sağır bir ayaz. kelimeler dolduruyo-rum. Gözün yurdunda kalmasın subayım. radyoyu açar. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış..283 nü. Ellerimi kalorifere koyup. itilmişlikle. çirkinliklerimizle!. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç. yoksullukla. yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. aşağılıyorlar bizi. çıkışmıyor. bu sütunda da dolduruyoruz. sarayını başına indiren komünistlerden biri. dini olduğu için bu küfürler... Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri. Ama bizim de farkımız yok senden. kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. hasretle. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker. 284 Cemal!. çocuk gülüşlü bir kadın ararım. kırılmış bir vazo sokak!. Çirkin. "Bugün cuma şunu götüreyim. karm tokluğuna. Kışları nasıl soğuk olurdu. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar.. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı. soğuk değil. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. yüzyıl sonra olsun görsünler. sesler. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur. soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. Kalorifere ellerimi koyar. kırlentler sokuştur. Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. Ben de senin gibi. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. soğuk. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi. gece gündüz!. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!.. senin o kovayı burada. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların... sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım. küfrediyoruz. Boyu küçük. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. Götürür. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!.. kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla.. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi. Hikâyeler. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam. lanet insanlar olduğumuz için değil. sokağı seyreder. geceden kalma çürümüş bir soğuk. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!. Tanrım ne olur.. Kendi ülkemizde. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum.. işe gidiyorum. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor. Apartman kapısını açıp içeri alsam. öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar. Elimde miki resimli çocuk kovası. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar.. ekmek parasına kuyruğa girmişim. sokak! Bir deri bir kemik kalmış. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. Simitler camekânlı tezgâhın içinde. artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor.. kollan çok uzun.com 140 . ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur. seccade diye". kıvamında. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır. yüzler. Üstelik. Kendime 285 yemin ederim.

nedir şu hal. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. Hayır. ceplerine sıcaklar doldurup.. ordular. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var.. Kalorifere ellerimi koyar.. mavi önlüklü. pintileşmiş. "Asker üşümez. eldiven içleriyle İ.. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta. kızı bir görseniz. kızı ne isterse alıyor. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar. durup durup bir daha sarmalıyor. öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor.blogspot. devlet çürütmede uzmanlaşmış. Çaycı imama.. melek gibi!. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum. Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. O gün kadına yeterince üzülmemiş. geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. bir gün yanından geçerken.. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!.. ben büroda çalışayım!.. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!".. bir güzel okşuyor. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. şirketler. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım. sinsice gülüşüyorlar!. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi.kadına.. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. "Ulan köylüler. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. İmam halıfleksi severek alıyor. Yemeyeceğim halde.. yumuşuyorum. tarikatlar. ben de şiirler yazıyorum. kendimi yaşamamış hissederdim. kalsın... profesyonelleşmiş salaklar.. her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. Ellerimi kalorifere koyar. (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum. okşuyor. patlayacak gibi. kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi. film gibi kadını izlerim. "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?". ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi. mafyalar. bir gözü simitlerinde. Kalorifere ellerimi koyar. Ya derse ki. toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!.. Kestaneciye koşup. ikiye katlıyor.. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum. söyleyeceğim. j Ellerimi kalorifere koyar. portakal suları içiriyor.." Çaycı imam. şimdi okulunda olmalı!". kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum.com 141 . nedir ulan!. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum. Öfkeli şairlerle. http://genclikcephesi. Kadını ezberliyorum.. arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı. yapamam. tezgâhta sen dur. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor. daha somut bir şeyler yapmalıyım... Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor. Gözlemeler alıyor. patlıcan gibi.. Kızına büfeden. gel seyret şu kadını. simitçiye de çay taşıyor. çayın dumanını buradan görüyorum. beyaz yakalıklı. tekrar tezgâhına koşuyor. ne bileyim. hepinizin Allah belasını versin!. birazcık ısınıp. o gün. kürklü kadınlar. Sanki. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum. ellerine. "Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor. burunlarını tutuyor. daha yeni!. Masonlar. halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum.. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu.

Parmak kadar çocukların bacaklarına. yürütme. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. Cemal. ben bununla evlenecektim". hemen bir mızrak çıkartıp. ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. soruyu geçiştir-sen. Ve çok sonra öğreniyorum. toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor. çocukların hepsi porselen hamuru gibi. Gül. ye289 rinden hiç kımıldamıyor. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım. vermesen. simitçi kadın. Cemal yürüsün diye. gülmekten yerlere yattı. Gül'ün kulağına söyledim. imamın kadına halıfleksi götürmesini. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. öyle diyor ki. Çok eskiden notlarımı aldığım. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor. bu sözlerle mi. at olsaydım. Gülle beraber gidip çocuğu sevdik. Ben sanırdım ki. Ama. annesinin boynundan hiç inmiyor. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz. onu. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor. halıfleks yağmurda su çeker. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım. sen küsme. seyrederim. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. mesleğinin altını üstüne getiriyor. Kime konuşsam. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde.. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor. elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. iş bitimi oturuyor. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor.. Cemal eğitime başladı. konuşmayı bilmiyor. Renk vermedim. "Bu kadın var ya. dedikodu aşklardan sözediyoruz. her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm. o. Cemal'in http://genclikcephesi. öyle sarsıldım ki. Gül.. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer. hareket edebilme eğitimi veriyor. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. hurda aşklarımızı ortaya döküyor.. yine de sırdaş oluyoruz. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. sen üzülme. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar.. oyunlar yapıyor. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki. "Hiç aşık olmadım" diyor. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor. elleri.. annesi kalbim tutuyor. bizim çaycının karısı!. çocuklar nasıl küçücük. çok da konuşkan. küçük oğluymuş. ben de ona komik. Büroyu çoktan tasfiye ettim. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar. çürümüş tavan insanı yutup yiyecek. işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. kendini savaş suçlusu hissediyorsun. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. dudağını bükmüş. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor.blogspot. Gül... bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. amirine rica edip. Beni tanır gibi oldu. dıştan tutacak demir iskelet. spastik çocuklara. Gül. şaklabanlık. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor.. burada sıra bekliyor. inşallah olur. Trenin gürültüsüyle mi.. gözlerime inanamadım. çocuğun sırası gelmiş. Kaşlarını çatıp. annesini bir sevinç aldı. şaklabanlıklar yapıyor. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. Gül çok yakınlık gösterince. Gül. burun farkıyla trenin altındaydım. sanki atlayacak gibi... çocuk eğitimi alamazsa. ölürüm bu defteri okumam. felçli. "Ben hiç aşık olmadım" dedi.. kaslarını kontrol etme. "Ağabey... o kadar torpilli hasta var ki.com 142 . Adı Cemal!. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım..Ellerimi kalorifere koyar. yanakları. işe yaramaz. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor. Mindere ayak basmıyor.

.. Ellerimden utandım. alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan. perişan olduk. yakınımın vefat ettiği gün. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi. her gelen dalgaya sarılır. diyorum ki. hastaneye koştum. Herkes tren altında can verir gibi. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. siyaset kötü. pırıltısı kalmamış biz insanlar. Gözlerimle gördüm. böyle yürümek için çok çalıştı!. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. sebebi yok.. uzun hikâye.. gururla yürüyor!. o kadar. sessizce geri çıktım. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı. kaloriferde ısıttım!.rdı. apar topar fırladım. O küçük. Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. gerçek dostları. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm. yanımızdan. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam. Gül. zehirli bir meyve oldu. Dedim ki. çileden çıkıyor. ne oldu da Cemal eğitime. Cemal hiç yüz vermedi.. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. Ne ulan bu hayat mı? Gül.. her sertliği delen pırıltıları. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!. Foks... herkes karamsar. hatırlar. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!. orada duruyor.. ayakları nişasta lapası. oyuna girmeye karar verdi. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım. o kadar... Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını. bir deliliktir gidiyor. çünkü tanıdım onu. pembe kirli salondaysa. simitçi kadındı o. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor... Oyunlarını bozmadan. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor. nasıl anlatır bu hikâyeyi. Bir hafta yoktum. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri. İlk günler taklalar atıp. İşte orada gördüm. bir yakınım vefat etti. o kadar!. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. ellerine!. "Haberler kötü. başardık. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı. Cemal oyuna niçin girmiyor. bir poyraz. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz. trampet adımlarla. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık.süresini birkaç kere uzattı. Gidip tanışıklık vereyim. http://genclikcephesi. Çok haklıdır. cevap vermezse. baksana şu insanların yüzüne. şakalaşıyorlar. şahidiyim.. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse. Cemal'in elleri. kendi kendime. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem.. gözlerinizin içine bakıyor. der. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle. annesi yanlarında. sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. gözlerinizin içiyle. ağırlığı yok. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi. dönüşte eve uğramadan.. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış. hangi kelimeyi bulsak yasaktır... Simitçi kadındı o.. gerginlik atıyoruz. uzaktan ben.com 143 . onların çocukları girecek sıraya!. Umudumuz yok.blogspot. ben onları. yalanları.. demiri. Yüzü sevinç dolu. oyunlar çeviren Gül için Cemal. annesinin kalbini kimse tutamıyor.. kendi kendime. dünyalar benim oldu. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. bakmaya korkuyor insan. şiirleri kendine sanıp. Bir hışımla eğitim salonuna girdim. mutlu. Bir muhabbet. melek bir hali v^. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. Annesi. sımsıcak dokunayım dedim. koridorda uzun uzun ağlıyor!. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim.

beğenmemiş. diyorum onu da bilmiyorlar. Falih Rıfkı. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz. hadi o sağcı diyelim. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. bayıldım. Abidin Dino. bilen yok. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık".blogspot. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. Mîna hanım da.. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa.. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. o zaman beğenirdi. sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi. sonra adını q ile yazmış. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır. Atatürk nereli hemşerim.. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. doyurucu değil. bu daha önceydi. adı-soyadı: Kemal Öz. Atatürk soyadını almadan önceki adını. Mîna hanım da hâlâ.com 144 . Atatürk'ün. tamam. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır. kasaba plajında denize giremezdi. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. parçalasın diye. Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz. (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. neyi saklıyor. bu ülkenin neresinden. Bu bizim kaderimiz. Mustafa Kemal diyorlar.. Görünürsek öldürülürüz. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım. Erken konuşmayalım. Mustafa Kemal girsin demiş. altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. okuyun). Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. herkesin tanıdığı Halide Edip. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi. Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. Hadi bir soru daha... Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı. ikinci cildi bekliyoruz. Mîna Urgan.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. yazar. dururdu. bunu bilenler. yediği haltları sakladı. orası doğduğu yer ve çocukluğu. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. ancak. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış.. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. sanatçı yok gibidir. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. diye sevinir. oğlu Mustafa Irgat. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. Ankara sıkıntısı. ikinci cildi bekleyelim. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. gösteriyor ki. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. memleketine. ancak. Necip Fazıl. anıları olağanüstü güzellikte. Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. Yani. Selanik diyorlar. Peki. Anılar kitabı. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. yangın yeri gibi arzulu. köklü bir solcu. Ahmet Haşim. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi.

lüksün. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi. bu ağır. aileleri yürüyordu.. akşam kararınca.. Leonardo. Yani on bin kişilik ordu. içerek öldürüyorlardı. tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. hantal. bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. (. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı.. ağır kalabalıkların tarla -kilise... Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü. yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp... aynı kasabaları görürsünüz. ordudan da büyük askerlerin çocukları..) Atatürk de bıkar. Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz. Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz. tepeler. ücretli köylü askerler bir gün burada. ressam. Herkes kendi dilini konuşmaya başladı.) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. gibi yüzlerce. Kasaba sıkıntısı. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. ayaklanan köylüler topluca katledildi. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar... 19..) Hür fikirlerimizi. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof. Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar". çıplaklığımızı. On binlerce malikânede on binlerce prens.. Halikarnas Balıkçısı da. ütopyalarımızı. edebiyatçılarım yakından tanırsanız. durmaksızın. arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı. Hadi bunları yedir. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu.. yeni bir akıl buluyordu.oldu. Üniformalar icat olunmamıştı. siyaset. zenginliğin.." http://genclikcephesi. Cumhuriyet dönemi yazarları.blogspot. çığrmdan çıktı. kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. yollar. Atatürk de öyle. Osmanlı ordularının azametini de. Rembrand. diğer gün Protestan. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu.. özel olanımızı. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri. yarın orada savaşıyor.. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş. şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar. bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için. Toplumbilimciler. halta sıkıntıdan. Rönesans'ı inşa ettiler. Doğrusu şu ki. bir gün Katolik. (. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan. mezhep değiştirerek. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı..com 145 .. bozkır kasabalarında büyümüştür. güzel yaşamın.. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız. insan aklının önünü açtılar. (. sporun. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı.) Dağlar. 1618'den 70'e kadar. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur. doyur. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar. (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir. Siyasetçiler.ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu. heykeltıraş ortaya fırladı. öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı.. Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. kral.

Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. Nepal'e yola çıkan. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık.blogspot. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. ancak. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi. ütopyaları. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz. bu http://genclikcephesi. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı. şebekleri izleyerek de unutabiliriz. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır. eşcinsellik. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı.. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya. hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. meyhanenin..Ve bunun yanında. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. Bu iki tür 68'in içine. İkincisi. Hindistan. sıkıntı çıbanlarını. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz. ticaretin. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz. Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. boşluk bulduğunda. Sidharta okuyan gençlik. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. tarımın. felaket gibi inen geceler. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu.. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. sıkıntınızı. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek.. hippilerin özgürlük anlayışıyla. renksiz. anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu. tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi.. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le. zihinleri delirten uçuk. kasabanızı terkedin. Che'yle özdeşleşen 3. 68 özgürlük mücadelesiydi. Mustafa Kemal ismi. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu.. Katmandu. uyuşturucu.bitmek bilmemiş. Kasaba kaldırımları çok serttir. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar.. geceden gecelere uzanmış. geceler. Çiçek çocukları. sanatın bütün büyük ustaları.com 146 .. 68'li ağabeylerimiz. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. Ya sübyancı olursunuz. lavuk. Anıtkabir'e yürüdüler. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı. 68'li ağabeyleriniz. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi. çiçek çocukları. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. Ancak. Kardeşlerim. ucube ütopyalar içinde. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li. Aynı. Birincisi. Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler. (beatnik hereketi) başlayan. Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren..

com 147 . o kasabada. Sinemada. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır. sizlerle.. tatsız. eve bir itfaiye eri girer. darbelere yürüyorlar.. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. cansız. cinnetin rasyonel bir din olup. der. bacanağım. Yüzyıl önceki şairimizin. Ne annemin gözleri maviydi.296 297 renksiz kasabayı düşünelim.. hepimiz. evine ti kılı karı-koca uçuk. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı. çekimsiz. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. soğuk. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. sanatta. fıkranın sonunu getirir. gerilla ruhlu insanların.. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. Ölüm. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. mezarlık. babamdan ve ülkemden konuşuyorum. romantik. o kasabada. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. 68'li ağabeylerimiz ise bugün. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam.. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar.. tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. dava arkadaşı gibi gideriz. dağlarına tırmanarak. itfaiye eri: Kel Şarkıcı. yolu.. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri. bir fıkra da ben anlatayım. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. der. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi. Kardeşlerim. yine akşam. Hangi fıkra derler. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı. Cizvit rahipleri gibi. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. Hem 68 hem 80 kuşağı. zaman geçmek bilmez. Orada. çay. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. Anıtkabir'e gidersek bir gün. mimaride. özgürlükçü kahramanlarımız. Ev sahipleri. tiyatroda.. yine akşam!" http://genclikcephesi. Yürüyerek. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler. çünkü küçük kasabalarında eltim. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim.. şosesi. Ama. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. Özgürlük adına yollarını kesip. eve gelen sakallı. teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler. sağcıhk-solculuğu kazıyıp. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini.. çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır.blogspot. evet der. militanlaşıyor. derken. sanki darbeler olmasaymış. sineması olmayan kasabalarda büyüdük.. kahramanlar devşirdiler. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur. ne de uzun boylu bir çocuktum. Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan.. Anılarını yazmadılar. terminali olmayan. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. orada..

blogspot. Ancak. insan yine de merak ediyor. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler. iblisin kuyrukaltı gibi. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle.ötüne balta sapı sokuyor. artık. leyleğin derisinden kanayan parçalar da. bu. yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır". yoksa. Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. bu adamın yüzü. hüngür hüngür ağladım." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". bu yıkıcı.com 148 . Leylek. bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. Aslında halkımızın. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken. neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar. Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken.. duruşu mesela. yoksa. asla konuşamazsınız. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. sormak lazım. insan...298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için. şimdiden özür dilerim. hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi. sancılı yataklarını tamamen hayal. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için. Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor. her darbeye daya-nabilmeli. Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor. onbinlerce genç gelin vardı. Yıllarca önce bir vatandaşımız. saf bir melektir.. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. korkunç heyecanın süsü oluverir. Henüz önsözdeyim. cehalete kurban veremeyiz. girilmez. minyatürlerde. cinlerle ilişkiye giren. Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. bu ülkeden de kaçamayız. ifadesi imkânsız bilgiler vardır. çünkü. ama. başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı.Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir. Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. Yazmaya karar verdim. neden çocuk cinselliğine başvururlar. Marx'tı. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar. melekler kadar uzaklar birbirlerine.

anneannelerine-dedelerine bakıp. gezinip.com 149 . Bu yüzden kutsal dinler bize. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. Açması başarısızlığa uğramış. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. kokusu.. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. Mesela Antep'te. konuşması. hayatı bize öğreten meleklerdir. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik. rengi. o kadar da güzel. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk. cinsel özgürlüğü mü. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak. anneanne.blogspot. Ve bir gün melekler büyür. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir. meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize. ağır. öyle iştahlı öğretir ki. en yüksektekini ister. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk. ne sosyal statü. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. dudakları. saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar. Hıristiyanlığı bilmiyordu.. komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler.. Güle oynaya. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. dünyevi tutkulardan. bebekler. kulu. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor. ne din tanır. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. her anne-babayı. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir. dokunması. Hem Uzakdoğu dinleri. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız. en çoğunu. milyonlarca kitabın. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. bu içsel fırtına. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. ama. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı... zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. Bebek. gökyüzü dersleri alır. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş. en uçtakini. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. besini. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder.yoksul bir kadındı. İnsan.. bu melekler aşkına. tüm hayatımızı zincirler. düpedüz ve doğrudan. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. Rahibeler. anne. Toplumu uçurumdan düşüren.duvarları melek tasvirleriyle doluydu. Bu sefer çocuklar. bulutlarda. Arjantin'in simgesi oluverdi. ya da tasavvuf bize. Tanrı her canlıya bir bebek verir. hantal. boğuk. zulümden kaçıp. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. Bir yığm Uzakdoğu dini. Öyle bir efsane oldu ki. uçabilen. kölesi oluruz. göklerde. "meleği" bulamadılar. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı. anneler yaşlanır. öyle doyumsuz. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. Oysa. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. bedenimizden kurtulabilmek. Juan Peron bir albaydı. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. yine de meleklere işkence yaparız. İsa'nın melekleri adları. ki. Eva Peron çok.

öna-yakları gövdeden ayrılmış. hırsızlar. Sürekli estetik yaptırarak. ahret: cehennemaraf-cennet. Zırıl zırıl ağlayan. balığı. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. yani. cinselliği de ortada. ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. bu vahşi olay geldi aklıma. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar. Jackson'm sesi ne erkek. kimsenin. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim.. birileri. şöhret. Ancak. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. Cehennemde yalancılar. Her insanın içinde uçmak. çözerler. fışkıran. yükselmek. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor. kaniş köpek paramparça. İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır. Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda. http://genclikcephesi. Ortasından kesilmiş. Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi. liderin kucağıdır. şeyhin. para.com 150 .. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına. kendimize ve başkasına iyilik yapma. bedenim. küçük bebeklere. Canice öldürmek istediğim adamı. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. Amerikalı şarkıcı M. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. milyonlarca insanı. sapıklaşıp. ya da çocuklara sahip olarak. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. sevişmek. melekliğin ise. Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı. ne kadın. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü.. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir.. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". sevgilerin bizi getireceği yer. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm. neşeyle gönderdi.. Dante. Yani Türkçesi. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli. Nefret. bir Rus sapığı. nefreti.. boş koltuklarla dolu aşkların. duruşu bir şey anlatıyordu. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. ortada. ya da Türkiye güzeli seçilerek.. Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. "melek" bir karizma istiyor. İçimizdeki meleği susturduğumuzda. bölüşmek. ancak. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız. devredilemez. Dinleyicisi olmayan. tiksintiyi nasıl durdurmalı. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor. dokunma.. çocuğu parçalayan. inanılmaz bir şey oldu. erkekliğini. Yüzü. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. koklaşmak. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim.blogspot. yok eden bir tuhaf yere geliriz. anneyi.. sevişmek. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. kendi içimizi infilak ettiren. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. birileri. Ben de öyle düşündüm. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. kilise. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken.. ya da uyuşturucu kullanarak. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. başkası için çalışmak. Buldum. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. muhtemelen muhafazakârlar. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş.

Hâlâ orada.Yine. çünkü. Ancak. Anneannem de bir melekti. bu acıyı neden bize çektiriyorsun. Ermeni kızma "melek" rolü veren. ihtiyar da. gül yüzlü. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. giyeceğe. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. çok okuyan erkekler de vatan haini. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler. küçükken beni dizlerine alır. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. ırklar.com 151 . bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. http://genclikcephesi. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. ya büyük bir medeniyetin habercileri. Ermeni. Anneannem ve komşusu. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı.blogspot. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. melekleşerek. bizler. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. Tanrı. coşturup. abartıyor. Yoksa. Babam. Çok sonra öğrendim ki. Her geçen gün kavimler. bir gün Rum. Kardeşlerim. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. Dağda bayırda gezip duruyor. bu topraklarda yaşamak için. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. Anlattığı efsaneye göre. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. Biz. Babam uzaktan selam verdi. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. Ancak. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. Şoka uğrayan yardımseverler. Kardeşlerim. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş. Ermeni kız melek olmuş uçmuş. trajik bir kaza yaşandı. süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. Bu kadınlar. birbirimizi boğazladık. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. geçti. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir. Birbirinden güzel insanlarımız. anlatırdı mışıl mışıl. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak. bizimkiler. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. ne Ermeniler bizden az kestiler. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. Katilliğimizi. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. bu davranışlarıyla. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. ya da gerçekten melek idiler. melek insanlar tanıdım. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler. Sonunda. ellerinde ne varsa yardıma koştu. Biri Çin Sed-di'dir. Ermeni soykırımını. kibarlıkla geçiştirdiler. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. modern kültür. "Hacı Ahmet babadır" dedi.. hem korkusuz. anlamak zorundayız. şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. çocukken ben. Hacı Ahmet baba. tarih iki büyük eser yaratmıştır. hepinizden özür dilerim. ayının olduğu bu yol.. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım. hem kör. sapıklığımızı. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. milletler. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. ikiyüz kilometrelik. kapkara giysiler içinde. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor. elinde kalınca bir sopa. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı.

bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür. zarafetleri olmadıkları için. evliyamızın. Yoksa hızla hepimizin yüzü. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur. ütopyadır demeyin. Ancak. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!. yalıtmayı seçmiştir. vücudumuz alçılaşır. 306 307 Bir efsanedir.. huysuzluk. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. titizlik cadalozu psikopat türler. Rahibeler. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. asla yumuşamayacak. savaş. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor.. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. Ermeniler.blogspot. saldırganlığın http://genclikcephesi. Türkler. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız... derken tarihin acılarını sırtlanmış. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı.. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar.. Bugün.. Halkımız da gayet rahattır. Demirci'm..İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. göç. yoksulluk. Kürtler. Hitit'ten bugüne. Efsanesi tarihe gömüldü. iyi geliyor. namus-bekâret kavramları. kuma. günahları her yere saçabilir. içimizde. içinizdeki şeytanları. hayat zordur. gençler laf dinlemiyor" yazıyor. Bu şanlı geçmiş olmazsa. hayaldir. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu. insanlığa dair becerileri.. Ciz-vitlerin. hatta. yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. Ancak. aşka. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. hayatlarında şarkıya. telkine verildiğini görürsünüz. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur. Baykal'm. ne olur siz de bir taş koyun. sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor. şairler. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin. bir ömrün duaya. ertesi gün babasına saldırarak bağırır. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. Çin Seddi'nin karşısında. Bekâretlik kolay değildir. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. Budizmin Hint tapmaklarına. hayattan usanmış... Yine de duadan tek bir gün uzak durmak. her gelen yazar bir taş koyuyor. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. ama. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş". bedenini unutmayı. Anadolu kadını. ahlâkla içice düşünüldü. Allah'a bin şükür ki. akşama kocam da gelir. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor. peygamberimizin Fuzuli'nin. kimi büyük hastalıklar geçirir. değil erkeklikten. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!. yazarlar. Mustafa Kemal'in hayatları. çocuğa bakmak zorunda kalır. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. bezmiş. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu. padişahlarımızın.com 152 .

artık belediye başkanları dahi. Hatta içimizde bir insan. sahiplenmek. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. kendini kurban etmiş. gelenek üretmeye çalışıyor. kasabı. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor. Genel müdür. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek. bu dehşet ahlakıyla. Ancak. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır. sabaha kadar bana "buğz" edecek.. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz.. bayatlamasını da gündemine almalı. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri. geleneklerimizin en çerçevelisidir. gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip. Bir kadın daha güzel bir dünya için. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. çünkü direnerek. ben şimdi karımın koynundayım. başgöz ederler.. öyle yatar. Bir kadın telkinle. abla. dalgasını hâlâ geçmektedir. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir. Topluma artık kemikleşmiş. yani. sosyal statü. toplumsal istekleri asla normal olamaz. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir. neden hâlâ direnirsiniz. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür. etrafta bekâr bir erkek varsa. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir.. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. değerli bir insan olmayı talep etmek. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum. evlendirmek için çırpımr. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp. büyük. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. dehşetle açıklanır. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş. bakkalı. Benim kayık çok dar mı demek ister. Tarihin en örgütlü kurumu. ya da bakire kalarak bir yetenek. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. hayatın yüzbin rengi içinde. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek.. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. gelecek için doğurur.vahşi dozunu görebilir. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne.com 153 . onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. arkadaşı. yirmisini geçmekte olan genç kızı. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir. İhtilal gibi. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. onu evlendirmesem. zarın yırtılmasını değil. tıkanmış pislik içinden evliyalık.. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. Bekâretle anlağın. ticaretlerin en rezilidir. Mahallede ablalar. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. denildiğinde. umut için. teyzeler. demektir. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur..blogspot. silah omuzda namus bekliyoruz.. yeteneği olan insanlar. bir Ortaçağ ahlâkıdır. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek. başarı öyküsü mü anlatır. aile içinde yengeler.. neden. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. zekâları var. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür. yani makam. dişini sıkıp bakir kalarak. karşılığında. tek bir fikir 310 içine.. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar. çürümesi. bakireliğe takılıp kalmak. Bir organik kusurunuz yoksa. kıskanmak.

Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık. kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. konusunu oluşturur. tatlı ve doyurucu olması. laubali. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. Ama içimizden bazıları. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı. Bunların aklına iyi bir aile. bilmiş olmalısınız. Her çocuk anne-babasım arar. hatta.. kaybettiği çocuklar-anneler. çünkü çok şey almış. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım. bilmedikleri üzerine konuşamaz. ne âlâ. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. mavi denizler gibi doğa nimetidir. bir kültürden sözedemez.kişilik bozukluğuyla dolu. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. İçimizde.. bir imkân. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla. simgesel canavarlığa kimse döndüremez.. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!. ne ince bir hanımefendilik. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. saplantıyla. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne. pek pahalı. http://genclikcephesi. milli çıkışsız bir hastalık. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. atalarıyla. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan. Burjuvalar aileleriyle övünür. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur. gelenekleriyle. siyasete hizmet eden. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi. bilmeyen. Türk edebiyat ve kültürü. Bu küçücük sahtekârlık -hile.com 154 . köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor.blogspot. bir dilim ekmek. ekşi el312 mayı. eşcinseller dahi dergilerinde. kızlık zarını bozmak. Bravo doğrusu. ahbap-çavuş. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır.. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu.. katı ihtiyatın patlaması mı. tartışmaları yapıyorlar. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. hayatın en acıklı yanıdır. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. Mazbut bir insan. Akıl hastalıkların. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire. kokuşmuş peynir suratlarıyla. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. Üstelik özel mahremiyet alanını. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. Elma gibi. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur. tatlı elmayı da bilemez.. bekâret düşkünlüğünü. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı..bankasında değeri kalmadı. çok şey vermişlerdir. bu. annebabasma bir şey veremeyen. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez.

. orospusun. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız. Elli yaşma kadar rahibe olmadan.. rahibeler gibi. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. fırın.. ırzına geçip yok etmeniz. yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. birçoğumuzun anneleri gibi. sadece ellettin. dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş.com 155 . Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. yalatmak. zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip. ancak. inşaat işçiliğinde geçirmiş. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız. Çakıcı. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek. İnsan soruyor. o halde birinci ahlâk benim. telkin. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. liselere saldırdınız. Sürtmek.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi.. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. nedir. Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde. topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur. telkinle. sineması yapılıp. o halde rezil. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan. hayatı bizden çok seviyorlardı. hayata sımsıkı bağlıdırlar.. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır. Yok etme duygusu güçlü olanlar. hiçbirinin gücü. telkine vaktimiz kalmıyor. Rahibeler bile. kalabalıktan. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. türküden.. Ben elli yaşma kadar bakirim. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır. Fethullah Hoca gibi. kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur.. komşu karılarım hayal etmek. milli kültür. milli ahlâkla bütünleşti.. Çatlı. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. size söyleyecek lafımız olmazdı. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır. Oysa. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda.. sen. defol karşımdan. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor. Türkeş. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya.. Allah'ın verdiği. sizler de böyle tatmin olursunuz. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. Flitler. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!. canımız mı çıkar.blogspot. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor. sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor. balkon demirlerine sulanmak. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. gazeteler bunun içindir. Hepimizin cinselliğine. İçgüdülerinden soyunan. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz. Bu ahlâk değil. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua. söyleyin! Dergiler. Cinsel gücünüz. yine de çoluk çocuğunu.

sosyal suçluluk duygusu hep. milli devletler. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. "ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. her gün. seni armağanlara boğacak. bunun adı da hayat.blogspot. şiddetlerinden "yönetici". sağcılık. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim. barbar ahlâkçılar. yokede-meyiz. ülkeyi. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. Erkeklerden korkuyu. gerçekte. ama. milliyetçilik oluyor. İyi bir toplum. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp. kandil.. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça. bedeninden korkan. ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. siyaset. ilan etmek zorundasınız. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz. tüm orospuları. Bir tek gün kaçırırsanız. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. söy-lemediniz. marşçılar. mevlit. hem entellektüeller. Ulus-devletler. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz. RTÜK'ler. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. öfkelerini. bir zehirlenme şeklidir. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor. senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar. Çünkü. Hem askerler. ne de erkek kültürü gelişemiyor. YÖK'ler. Ülkemizde entellektüeller. günahlar ülkemizi işgal edebilir. solcuları asarsınız. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. bayram. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça.. Çünkü. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. Bu hastalık nedense hep.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. çekilmez kılıyor. içimizdeki şeytanlar. Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için.. toplum. İçgüdülerimizi. Her gün marş söylemek zorundasınız. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. Celalileri yoke-dersiniz.. 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. hem kadınlar. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. çünkü çözülürsünüz.com 156 .. türkü de mi söylemediniz. ama yokedemem. kendini sorgulamayan. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz. erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. insanın kendiyle. yokedemezsiniz. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız. "güçlü. Böylelikle ülkemizde ne kadm.. insan tanımayan otoritenin adıdır. Ancak. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın. birey.. "düzen" cephesinde rol alıp. Yani günde sekiz saat. milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte.. kendini ele verir. Çünkü taraflar. çağdaşsı entellektüeller. toplumla bu savaş hali. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

dericiliğin tarihidir. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi. şöhret ve ikbal sembolüdür. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır. Yine aynı yazar. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel.. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar. kestane. 10. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. Ezine'nin http://genclikcephesi. meşe kabuğu. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir. Mezopotamya. çam kabuğu. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. somak. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini. sakız ağacı. kök ve kütükten sürgün verir. çok geç yaşlarda bile. Borckhard. Menderes Nehri boyunca.. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. Meşe.blogspot. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. ılgın. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur. söğüt. palamut. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. öfkeli. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. Tuzla'nın. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır. Bu cennet vatana. dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler. Palamut meşelerinin tarihi. ancak. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. ilaç imalinde faydalanılır. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. Güney ülkelerinde defne yaprağı. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir. Bu büyük zenginlik. Ayrıca boyacılıkta. Biga'nın. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. demektedir. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar. kuzey ülkelerinde zafer. bu tarih. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır. Ayrıca. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. İstanbul. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi.com 162 . mazı. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir.

blogspot. çünkü.. bu http://genclikcephesi. Demirel'in kardeşidir. basınımız. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre. çünkü bu mühendisler. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. ORÜS. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. soluna iyice bakmamız lazım. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. Orman Bakanhğı'nda. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. Çünkü. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI.. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. mobilyacı sitelerindedir. Menderes iktidarında şaha kalktı. Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır.Kaz-dağı'nm vb. Dr. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma. orman okulları açılmaya başlanır.. demiryolu şirketinin olacaktır. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları. cinayeti daha iyi anlamamız için. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek.). madenler. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. Oysa Demirel. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi. ilk orman kitapları çevrilir. holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. orman müfettişleri. Tüm basın onların elinde. ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. haritalarım çıkartmışlardır. sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir.com 163 . para yememiş. büyük holdinglere sırtını vermemiş. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. büyük holdinglerin şahsi arazisi. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. ormanlarda değil. Yüzyılların en büyük. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. Basınımızda. Zenginlerin. demiryolunun geçtiği tüm yollarda. arpalığı olmak yolunda. orman yangınlarının suçunu. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. Velhasıl kardeşlerim. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok. Apo. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. Ertuğ-rul Acun. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür. gerçek yangınlar. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında.

vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır. hem derin devlet denizaltıları sevmez. mutlu musun güzel kız. Kardeşlerim. benim altm bir tacım var: ben soymadım. . Üniversiteden.. çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak.. komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. ah neler dönüyormuş. ama Mossad. içten içe kendince yanarlar.. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün. ruhumuzun anlatılamaz. Ege'de yangın.. çok kilo almışsın. şimdilik sekiz yıllık eğitim. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. yani açlıklar çektik. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir. yan sayfada Egeli bir manken. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor. arkalarından bir günden bir gün bir para. ne yer ne içer bu denizaltılar. kızılcam gibi. elimde gazete. Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. eski güzel günler gibi. hükümet düştü. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu.. burası da devlet sırrıdır. o kadar iyi kalpli. onurlu. "Sorma?". balici çocuklar para istiyor.holdinglerin içinde. bir orman köylüsü olsam. ama her şeye. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". diyor. uzun ince kızı süzüyorum. sonra Mossad. bir haber http://genclikcephesi. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. hikâyeden sayılmaz. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. üşenmedim okudum dergilerini.blogspot. saldırsam kızılçamlara. mutlu muyuz bu şehirde. böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana. deve kafasını. gazetenin manşetinde polisler casusmuş. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. hiç terlemez bu türler. dergiden arkadaşım olurlar. elli yıldır .. niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. soylu dal arası bulamıyor. CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. tırnaklarından dudaklarına. yolda bir siyasi görsek. aygırların ibneleşmesini anlatır. elimde gazete.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim. CIA-Mossad kavgası mı. tişörtü çekip geldi.ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. Çok hüzünlü hikâyedir. 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. Mossad modası Duygu Asena. bütün faaliyetleri. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a.com 164 .. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. 333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. sonra bizi birbirimize kırdırdı. ağladık. ordu polis kavgası. kuyruklu yıldızlar kadar güzel.ölçümüz Mossad geliyor. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. yarın daha ne mesajlar isteyecek. Hasan. insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik. . uzun yıllar. vermiyorum para ulan. ben yemedim. gidin ve doyun.. sizden iyi olmasın. telefon dinliyormuş. "sorma?". ordu-polis kavgası mı. yoksul kuşların aygırlaşmasmı. Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın. dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler. palamut meşelerinin altında bekleyecek. lütfen herkes gözünü kapatsın. canım arkadaşlarımdan Hasan. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı. hem Ortadoğu'yu idare etmek. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!". Hasan. neden denizaltı almıyoruz. bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne... saf bir çocuktu ki. "Sorma?". parlak.

Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı. gazetelerde. "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi. bakanlıklar bir köpekler cehennemidir. insan bir not bırakır. cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. Hasan işte tam da oradaymış.blogspot.. Hamsiköy sütlacıy-la. ortalıktan kaybolduktan. tetikçi olsun. çanak yalayıcısı olsun. bilmem nerede yönetime girmiş... ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. babamın köyü Hacevera. ama Fener'den vazgeçerse. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar... manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. sonra işte böyle. ben ne bok yerim!. Fener iki gol yedi Cimbomdan. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir.. sarılık mikrobu kapmış. yarı fare. "İnsan bir uğrardı be Nihat?".. Kiralık katil olsun. " kiyim Fener'ini. Benim küfredebilmem için. birinin Fenerli olması lazım. her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz. önemli toplantılarda görürüm onları. ne büyük projeler hazırlamış. "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum. patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. tek başıma küfredi334 yorum. Fener umurumda değil. bulanık. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. kin dolardı. ben gidiyorum. ekranlarda.. İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . yakından tanı. . gözleri. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe. Akçaabat köftesiyle meşhur. çok havası varmış. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden. ben araba çıkartır seni aldırtırdım".. davul mezhebidir. dediğinde film koptu. dedi ya.com 165 . akıllar vermiş.. bu bir tencere. ". Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları. buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter. "Öyle deme be Nihat. bil bakalım neyiyle meşhur. dışarıdan rjyle görünüyor". ne büyük kararlar almış. önemli görevlere gelirsiniz. "Bak Hasan. Hasan kıza takılıyor. çünkü artık.".. benim kızılcama benziyor. espri güme gitti. belki de sırf bunun için gelmiştir. her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu". memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle. kırk tane sekreter!".. "Oğlum. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken.X "Nesini tanıyayım lan o .ötü tıraşlarıdır. yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. dönüp yanımdakine. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. buraya kadar gelmiş. Ayıp mı ediyorum. o kadar zor alışırım ki... utanırım. Dışarı çıktı konuşmak için. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz. bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi. olsun.. "Tamam oğlum. ağlayacak gibi oldum. hatta o fikri de o söylemiş. eliyle dizime vurup. ama Fener'dir. birine yanaşırsınız. katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. çalıştıkça köpekleşirler. analarını. yarı kuzu. İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk. önemli görüşmelerini anlatmaya başladı.iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten". çok kıllıdırlar. "Ne kızdı?" diyor. Umurumda değil. hadi eyvallah!". Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum. "Çok yoğunsunuz.gelmedi peşlerinden. başbakanın tam arkasmdaymış. birlikte yarım saat http://genclikcephesi. sen de seversin. bir adam olup. havanız olur. Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım. Maç bitmeden çıktık kahveden. Geri döndü.. "Yok yahu. bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem.öt oğlanının. o kadar işin arasında". Ah benim kardeşlerim. o anlamsız turlarken..... Bu şehirde çok mutsuzum. Ve sonra araştırma görevlisi olurlar. birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir..iktiret oğlum. iki gol yediniz dedim. ne iki yılda aldığı paralara. ekmek parasına başlar. birkaç tur mezarlıkta. "Neyse. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?". Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya. Bir yığın polis müdürü! İnce. dur bir fıkra anlatayım. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar.

olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. yarın neleri savunacağız. Evliya Çelebi gibi. 83'ten beri. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı. bu kadar yer olur mu. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi. kendime getirdi beni.blogspot. cep telefonu.. ırkçılığın önünü açar. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı. "İsrail neden güvenmedi bu karıya. o hiç yürümemiş demektir. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor...... diyor ve alıp orduyu geri dönüyor. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad.. Saraydan cephelere mektup taşıyor. bu topraklar bize İsrail'den. yola çıkar.. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler. Hasan bir mafya çakalı mı. düşünce yasaları gibi. af. bu kadar toprak.. İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak. Paşa orduyu alır. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz. bu ülkede.. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin. yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor.. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. Hiç değilse yılışık bir köpek değil. Amerika'dan http://genclikcephesi. bir çocuk kahkahası patlattım. Bir rüya şov. gibi politik dostlarını düşündüm. ikincisi. bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor. sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra. Ey halkı. hocayla ortaklığına neden dayanamadı. Erzurum'a yürü. Birinci Dünya Savaşı'nda. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten. Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı. yoksa.. Hayatımız. biz. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı. olup biteni anlatan bir yazarımız. Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti. Ruslar'ın önünü kes. Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur. Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. kaşır... birinciler ulufe. sana bir fıkra anlatayım. Aklıma Evliya Çelebi geldi. Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden. Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. köleler geliyor. ordunu al. dediğim yerde.ik-tiğimin padişahı. kuryelik yapıyor.. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur. işçi liderleri susturulmuş.. Sinirlenerek: "Geçmişini . yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor. yani. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor...kızı konuşuyoruz. partiler kilitlenmiş. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. git git bitmiyor". iki tür yazarımız olmuş. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları.. yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına... üçüncü gol olmalı. hem kayınbiraderlerini. Hasan'm silahı. bir insan. ikna edemedi. yine cep telefonu çaldı." Ya bırak Hasan.. Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. çünkü Hasan yalatmıyor. Ve.. Mossad bunu nasıl başaracak. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe. O da Osmanlı'nın casusu. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı. uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa...com 166 .. Karı İsrail'e kadar gitti. bakalım başımıza hangi çorabı örecek. Geçmişini. milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde.... Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini..

. "Aklın varsa. ekmek parası. Ben okulu bitirip.. Mustafa Kemal gibi başınız dik. "He var. ... müzede gördüm. kal. Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi. aynen olmuş. kıyamet ne zaman kopacak. "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti.... Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak.iktiret Hasan. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş.. Hasan: "Söyle Nihat. dans.. şarap. ama sen göreceksin. evladım ben görmeyeceğim o günü.. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur. Gerçekten ademden önce.. fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi.. anladım ki". çok pahalıya mal olacak vicdanınız. Sıfırdan. söyle!".. güzel kokuyu. insan ruhunu sarhoş. içinizde günahsız olanınız atsın!.. bari ilk taşı. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden. senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği." Hasan'm kahkahasının tam ortasında.. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları.miras kalmadı. Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. güzel koku.blogspot. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim. Nâzım Hikmet'ten öğrendim.. av. çok keramet sahibiydi. Dedi ki şeyhe. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor.. ilk kerameti çıktı. Ya. avı. memlekete öğretmen gidecektim. demedinmi. İsa mı söylüyordu." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!". soylu kılan şey nedir? Müzik. gel sana bir fıkra anlatayım. şarabı. Dedim. bir namussuz. giysiyi. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde. Ben küçükken sanıyordum ki. "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi. "Bak Hasan. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. kadifesi dökülmüş.. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. müziği.. Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş. fahişe taşlanırken. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. sordum... önümü kesip.. Yavuz'la ilgili konuşurken.. derin bir kuyuya taş atar gibi. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler..com 167 . ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. http://genclikcephesi. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten. ağzının içinde geveleme. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail.. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe. Ama gördüm ki. bir milyon dürüst adamı kullanıp. Şeyh efendi de. Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor. var. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum. Hasan." Cevabı kestiriyorum.. ben o divanı gördüm.. bir ayağı kırık!. kıyameti kendisi göremeden öldü. oyun. yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla. Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi..

İlkel toplumun ağıtları. Bugün bir milyar insan köle dahi değil. sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti. şiir. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil". Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler. Sırf etkili. erdemli bir insan olmaksa. Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. demokrasi. sofrada yemek yiyemiyoruz. dramlara dönüşmüştü. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar.. her şeyi açıklamak mümkün ama. bu soylu zevkler için "zenginlik". çoktan insanoğlunun çaresizliğini. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. emek. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. o kadar meze var ki. Ancak. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. der). Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. büyük sanatlar doğuyordu. sağlık. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. http://genclikcephesi. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe.com 168 . Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri"... Felsefe güzel konuşma sanatıdır. Ve artık moda değişti. işçi. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. eğitim. erdem dersleri veriyor. Sömürü düzeni değişmedi. sonra kibrit kutusuna ip bağlar. Sahilde bir tur atmak yetmedi. Televizyonun hipno-tik etkisi. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. ancak. Ardında aydınlara oynayacakları birey. günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı. yiyecek. Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. felsefe. artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. şiirin ve tiyatronun kızgın..Neyse. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. tüm giderleri belediye. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir. insanoğlu şarabın. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor. soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip. etrafına topladığı gençlere ahlâk. şimdi de "medya" sorgulanıyor.blogspot. acısını sorgulayan büyük tragedyalara. kitlelerin kan. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. Etkileyici. kökünden yoketti. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. üretimin mahiyeti değişti. Mimari. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu.

kanlı. http://genclikcephesi. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. Roma'mn da hatipleri. vurucu. ölmüştür. Mübalağa sanatını. Roma'da hatiplik. kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar.Yunan'a övgüler düzdükleri halde. "Dil". kasırgalar estiriyor. canlı". Roma kralı Sezar da büyük hatipti. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. kıskançlık. tılsımlı kelimeleri. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki. heyecanlı ve hikmet. birbirlerini güzel sözlerle. sakin. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. hatta kendisi oluvermişti. kalbe sokulan hançeri. Mesela. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. Rönesans aydınları. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. Propaganda dili. En ünlüsü Cicero'dur. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. halk. savunmayı. isyan çıkartıyorlar. Romalılar. geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. kuşların kanatlarını. avukatlığı inşa etmiştir. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. ağır. kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. buna ne halk. etkili. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. onbinlercesi bugüne kadar geldi. öyle se342 verdi ki. sert yapraklı. beyne sıkılan kurşunu. yenmeye çalışırlardı. mesela. etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. emir cümleleri fazladır. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan. "bambaşka çapta bir adam". insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. "ıslah edilmez. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı". kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. Bu insanlar. tragedyayı sevmiyordu. ıstırabı. çiçekler. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. göğsündeki damarlardan biri koparak. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki. her ne ise konu. kaybeden gözden düşer. açlık. Hitabet şerefler mesleği idi. etkileme ustasıydı. Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil. Hitabetin gizli dili ise. vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. Hortensius adlı ünlü bir avukat. ateşli. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi". doyumsuz mecazları çok iyi işler. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. Çünkü Roma. cinsellik. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. neden. Ve propagandist. fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. Danton. Öfkeli. Mirabeau. kelimelerle krallar deviriyor. sert. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. sloganvari. kısa. fırtınalar.blogspot. vatan sevgisi. Ancak. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. Ve filozof insanlardı. "ateşli.com 169 . bugünkü mahkemeyi. içinde çok "tekrar" vardır. tenha. üstün bir dil kullanır.

Bu çocuğun. sinema. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz. karşısında onu dinlersiniz. Oysa. duyuş. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta. parçalanması.. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. parazit. hamasi nutuklarıyla dolu. manâ. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. başa dönelim. hikâye. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!. Namık Kemal'in. yani emir-komutayla değil. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. Fransız Ihtilali'nde.. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. etkili. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor. Hitabetlerin kısa. 15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte.Karşı tarafı aşağılamak. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. dostluğu. taşlama üzerine kurmuşlardı. Bugün "Omo-reklamı". bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar.. Hepsi bu. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo. Berlin. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. Jakobenlerin kısa. neşeyi. birbirlerinin mezarlarına işediler. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor. Yalnız mizah sanalını. tüm insanî duygulardan kovulmuş. şarabı. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. galibi alkışlayacaklardır.com 170 . her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın. güzel kokuyu. Örnek olsun diye verdiğim Roma.. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. bu satırların yazarı. Mesela. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. müziği. Arada bir http://genclikcephesi. kısa. tiyatro. Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar. iğdiş edilmiştir. bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. mesela adam omo satıyor. "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla. hatta ona zorluyordu. içimizdeki fikir. Bir başkasının yıkımı. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. heyecan. (Eğer. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için. neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır.. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır. küçük düşeni bir daha düşürecekler. eğlenceyi.. Sokrat'a. çöküşü. Hitler'in propaganda bakanı.. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte.. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor. her zaman üstte kalanı. Kitleler.. Propagandist. oyunu.blogspot. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi. Ve Cumhuriyet kuşağı. Paris. aşağılama. roman.

.) Ve artık. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi. okul mu?".. ancak. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak... jakobenler. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim. En uzak denizlerin. halk. hukuk. Bugün de. sendika. Klişeleşmiş birtakım konular. demokrasi. bu "soyut güzellemelerden". demokrasi. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez. "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli. yoksulluk." Yahya Kemal. Şimdi var mı bilmiyorum. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa.. Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki. sevgi.. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz. Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. Anadolu. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. denilemiyor. demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak. Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. öğrenim mi?" tartışılırdı.. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye. hayal dünyaları Batman. Karadeniz. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. hak. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. yazılıyor. parti. Türk aydınının kullandığı. emek. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. barış gibi anlayan aydınlarımız. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. http://genclikcephesi. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır. Çünkü. Amerikan sinemasıyla dünden. beşer iki gruba ayrılır. barış değil. Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar. Adalar denizi. beşer dakikalık metinler hazırlar.. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları. en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor. . "Canım. öğrendik. başkan. denilemiyor. okulun konferans salonunda.blogspot.com 171 . sevinçlerin uzun. aruzla seviyorum. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır. Yahya Kemal. Aldanıyorlar. nutukçular konuşurken kimse araya giremedi. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir. zihinlerinde varsaydıkları barış.. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken. Nazif'in ölümünden sonra. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez. Dörder. çağdaşlık vs. 1950'lere. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım. vatandaş. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. anayasa. hukuk.. öğretmen konuşurken kimse araya giremez. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır.

karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık.com 172 . onyedi öğretmeni bulunmaktadır. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır.. tezimi nasıl hazırladığım sorulur.. karşı cevaplar hazırlardık. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. şehrin ileri gelenleriyle doluydu. aile mi önemli. hangi tavuk kümesine hakimdir. kümesi arkasına takar.) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. Pratik zekâ. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir. karşı takımda müdürün kızı varsa. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. diğer okul müdürleri. ancak. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. sınıflar arasında birinci olunca. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa. (Ne değişti ki. ya da. Şikâyetler müdüre gittiğinde. bugün de öyle. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. hitabet. müdür. derken tezimizi. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. mesela bugün de medyada bilgi. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır. Bahane kolaydı. Ben de kürsüye çıkıp. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. akıl yok. bilemezdik.. ama olsun. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı. bilgi dışında. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. Büyük alkışlardan salon kırılırken. törelerimiz gereği yüce.. erkekler mi? Salon. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız. bönlüğün cilveleridir. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. Ve. soylu insanlardı. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti. oysa horoz. okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. grup dayanışması gibi notlar da vardı. Ve karşı takım. ancak "grup dayanışması" mükemmel. topluma hazırlamak için yapıyoruz. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci. çalan tarafı ödüllen-dirirdi. diyar diyar dolaştırır. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. mutlaka onlar kazanırdı. Mesela. pratik zekâmızla yazardık. şimdi size soruyorum. http://genclikcephesi. düzgün Türkçe. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. çünkü derecelendirmede. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır.blogspot. dedim.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı.

Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı. papağanlar hızla çoğalıyorlar. Fazlasını beklemeyin. sevmiyor. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç. sağcı.. erkek bilimadamlarından. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk. Bir taraf aydınlara. "Kadınlar mı. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk.com 173 . solcu. Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar. Mesela Aydın Doğan. kurayla ve torpille seçilmişler. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. hatta.... henüz 19 yaşında. size solcu gazete çıkarıyorum. istedikleri: Başarı. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. öğreniyorduk.. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim. kelime kalpazanlığı yapıp..blogspot. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam. İki tokat atıp. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar. Daha da eğlencelisi. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!.şeriatçı farketmiyor. neşeden sarhoş oluyorduk. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor. size de sağcı.. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi. daha o zaman. daha önce hayatımızda hiç olmamış. Ondan da beteri.. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın.. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk... Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler. John Robinson da şunu söylemiş. bilmiyor. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi. tüm genç aydınları barındırıyor. insansı maymunlar.Ve bitiş konuşmamda. düşünce beyin jimnastiğine. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. siz solcusunuz. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. şeriatçı farketmiyor. romancılardan sözedip. sağcı -solcu . bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç.. kütüphanelerde değil" dedim. yalan söyledik desem. üç gün cezalısın dedi. beni misafirler önünde rezil ettin.. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk. genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. kemalist. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar." Aynen Ataç'm dediği gibi. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış. hatta. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. siz sağcısınız. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk.

"bırak şimdi".. gibi hazır kavramları altında gömülü. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm. halk nedir. Hepimizin gerçek varlıkları. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini. keder.medyanın dili kurtaramıyor onları. solcu onlarca arkadaşım oldu. neşe. birey nedir. acının. gözünü. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. yarinin kaşını. mutluluğa. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir. bir an görür onu ama açıklayamaz. güzellikle... gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp. ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce. Nâzım'ın bir şiiri. insanları. solcu. Ne zaman gecenin bir vakti.. ne zaman kendimize dair. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam. İnsanın iç varlığı. düzenin sağcı.. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi.iktiret" gibi. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar..Ve kelimelerin. Toptan red. güzeldir de. kestirip atarlardı. bir an olsun bu karmaşık. onlarcasımn cenazesini kaldırdım. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!. kavramların iç yaşantısına. politik saplantıların içine giriyorlar. sokağın. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp. 352 Yari. yoksulluğumuza dair. ekmek yedikleri kapı. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. kucağımda öldüler. kendilerinden iğreniyorlar. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların. bu insanî bir haldir. acıyı mutluluğu göremiyoruz. Sloganik. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp. kurulu düzenin. ay gibi. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı. hüzüne dair. sağcı. tarihine bakmadan. çalışmayla. devlet. Bu mezardan daha derin örtü. Soyut düzenlemeler. işte o kadar beni çarpar. sevgiliye... aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar. tarih konusunda düzenin.com 174 . Köşe yazılarında. içeriyle konuşacak.blogspot. Ve gün gelip. Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar. bulutların arasında ay gibi örtülüdür. Ancak hayat. kendi sahici bedenlerini. ben ona / Hepsi bu kadar. diri bulabilmek için. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler. demokrasi. sağcıysalar. işçi. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da. hukuk. anayasa. çünkü. yirmi yıl öncesinden sağcı. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük.. mutlulukla. Bu şiirin son cümlesi. mafyatik. Ancak. özgürlük nedir. lâik. halkı. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı. sevinç. İnsan bazen dalar. oturuşunu açıkça anlatamaz.. klişe solcu. başkaldırı için ayağa kalkıp. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu.. halk. Eşyayı algılamaları bozulur. gerçek kimliğimizi bulamayız. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam.. hayatın. neşeye. biri Stalin'in cinayetlerini. İfade edemediğimizi. Kendine ait olmayan. varlıklarım unutup. solcu bulanık terminolojisine koşarlardı. Öyle gömülü ki. hak. Ve aniden. üstün gelmek. kendilerinAsağlam.. barış.. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş. hatta ileri gidip. 353 http://genclikcephesi. medyanın.. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor.. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . ". ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini. solcuysalar aşırı bir liberalizme. bir an düşünüp. politika. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. Divan şiiri gibi. kendiyle konuşamayan. ekmekle. TV'lerde olduğu gibi. dışarıyla ilişkisi kesilir.

Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim. Vuracaklarmış. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı. yarışmaları severim.. Anlatanların hepsi dadısı olan. medyanın dilinden. maaşınıza. milliyetçi.. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi. Kim dağıtır: Dernekler. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı.. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları.. içim giderdi. Açın bakın. Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. ödüllerini iade etmelerini bekliyorum.. ben içkilerini taşırdım. Türkçü. barış. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu.. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip. barış. solcu. onlar öpüşürler. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü. çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki. Yani. ya da yüksek bürokratlardı. Çok çalıştım. sanatçılara. ben davetiye çıkarıyorum. medyaya dağıtıyorlar. Garsonluk yapardım sabaha kadar. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek. ya da rütbesi olan. gençler içer. şimdi içinde yaşadığınız tarihi. demokrasi. Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. burada. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı. Kırım Savaşı'ndan Kore. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş. kendisine ünü.çünkü onun dilini bilmiyoruz. vakıflar. yardım edeceğim insan namuslu. O gün bugün de bu dölü yazarlara.. onurunuzu geri isteyin. insanoğlunun en güzel kokusu. mesela. kurumlar!. kendinizi. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri. bir tane sıradan insan.. kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş. doludizgin tarihlerine bakın... Kendi tarihinize. asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. hangi sahada neyi başarmış. er. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu. Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. O namusu kendinde aramıyor.. fularlı yazarlar yazmıştır.. Oysa romanın dili... geçmişinize hayatınıza. sokağınıza. neyi inşa etmiş ki. Terbiyesi kolay bir köpektir. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime. basit bir asker. onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır. Kimde var bu namus? Her neyse. o namusu kendine ödül verende aramıyor. kendi sevgilinize. ben de ödülleri. anlatımı http://genclikcephesi. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da. halk. halktan biri bulamazsınız.. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor.. o zaman kestirip atacaksınız. canımdan can kopardı. ama. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. öldüreceklermiş. annenize acılarınıza bakın. Romanda Naci adında bir kahraman vardı..blogspot. hakettim bu ödülleri. çıkıp başından geçenleri anlatamadı. ben usulca döktüklerini toplardım. midenize. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü. yani kendinizi geri isteyin.com 175 . her yılbaşında ödüller dağıtılır. dürüst olmalı. Ama.

birileri kitaplarımı hatırlattı. önümü kesmeler. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. iki ayrı işten. Dergilerinde. ıssız tarlalarda. epey iş görmüşler. din gibi konular oluyor. küfürlere karışması beni çok düşündürdü. Ben yazarken. dükkânlarında beni terslediler. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. vatan. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış. O çıksın kızımız girecek. neyse. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. Bulundukları dergilerde. eşşek kadar imzalar topladılar. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. asarız. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı. sen ne karışıyorsun. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. Fena alışmışlar. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. aslında müstehcen olana karşı değil. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. Ellibin öğretim görevlisi içinde. küfürler konusunda uzmanlaştım. Beni işten alacaklarmış. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise. işten atıldım. Yani sevişme. bayrak. Kitabın fonunda mekân: Hastane. bayrak. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım.. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum). Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. avans alıp işe başlayacağım gün. dil kullanıyorlar. Penislerini döl yoluna değil. haz ve mutluluk yoktu. iki defa. beni Lemcm'dan alacaklarmış. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz. Ayağa kalktılar. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor... http://genclikcephesi. Kültürleri böyle öğretmiş. son nefesini veriyordu. faili meçhullerde.. keseriz. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar.blogspot. Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. ideolojilerde. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. E-5 yollarında. penisleriyle. sansürle. kötü. Mesela. varsa yoksa küfür. cemaatlerde. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. Henüz iki ay geçmemişti ki. yazar mı görmedik. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip. Ve sonra One Man Show. zekâdan ve duygudan değil. Bu tür insanlar. vatan. ancak. küfürlü mektuplar. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi. ne bu lan kültüründen alıyordu. gizli. yasak ve kirli bir metod. Mektuplar yazdılar. kovulmamı istiyordu. şeyim kalmamıştı.com 176 .. İdeolojileri gibi. Birçok arkadaşım selam vermez oldu..bambaşka.

bilimada-mmız. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa. ne biliyorsanız yapın. Küme çalışması yapıyorlardı. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. prostat. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar. hasinnesi. şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. Hadi ben ölür giderim. mafyanız. pırıl pırıl çocukların. kemalistler girdi sahneye. Telefonlar kilitlendi. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla.. tek bir yazı. Orta Anadolu'muzun. karşı yazılar yazsın. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. yıkılmadım!. düzensiz. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı... Artık ben ölürsem bir Celali.com 177 . küfür. o emniyetin damından atılmış bildim. tüm bu tehditleri. yüzbinlerce genç insanın odasında!. Sustum ve zamana bıraktım. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. Artık. Ancak beklediğim performansı bulamadım. artık.Ama bunlar biraz değişikti. bu yazılar. Ve o gencecik. yerel gazetelerde ilanlar. Artık geçti!. karışık. kemalisti derken. Yani. didişme malzemesi olarak kullanırdım. Çünkü be!n kendimi çoktan. İslamcısı. rotatifleriniz. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak. Ölümlü. Paranız var.. milletvekili dostlarınız. üniversitesi. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. gelmedi. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. korksam dahi. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi. her şeyi zamana bıraktım. ruh. benim yazmaktan başka ekmek param yok. dayak.. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı. akademisyeniniz çıksın. Ben naramı attım. TV'leri-niz. Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek. yaradan. bir lunapark neşesi çıkartmam. Ani ve indirici darbeleri vardı. meydan okudum. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı.blogspot. tartışma. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. Bu çok tehlikeliydi. yaradana sığmarak geçiyordu. mölümlü tehditler. http://genclikcephesi. imza kampanyaları. cinsel güçlükleri had safhadaydı. bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. tehditler. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. tehdit. Ama. Allah kahretsin ki. ikincisi. yazarınız. Bu kesim. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim.. çakallarınız. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. adamlarınız var. zırnık geri adım atmam. ne son. telefonlar. ancak. küfürden. çek-senet çeteleriniz var. hemşiresi. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın. başımı dik tuttum.. Sıcağı Sıcağına sansasyon. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar. eşcinseli. Ne ilk olacağım. reklam. çapulcusu. Derken. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım. güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi. Bu da uzun bir fasıl sürdü. Davalar.

Pencereyi açtım. öğretmenleri. çünkü. köşe minderlerindeki süs gibi.. Kaymakam. öbürü geliyor. arkadaş. yemek masası içeri taşındı. bir mutlu oldum. Kime soru sorsam. Acıdan kıvranıyorum.359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. bunlar! http://genclikcephesi. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim.. parti olsa da. mışıl mışıl!" dedim. trajikmiş. O kadar samimiydiler ki. dedim. zekice cevaplar alıyorum. estetikmiş. sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk. siz kaybedersiniz!. Onlar alışmış. Bırakın dedim. kitapları. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum.. varoluşu. hem nazik. korunmanın imkânı yok. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. gülerek. yanımda oturan kaymakam beye. Halkın organı vahşi. benim ülkeme yazarlığı. halkın organı. dediler. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. yazarları. onları ısırmıyor. Neler oluyor diyen kasabalılar da. Akşam oldu. Benim çok romantik bir kanım var. bu yaratığa biraz duygu. Düzgün giyimli. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar. adları bilimadamı olsa da. Sabah. yakışıklı. yalan söyledim. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar.. İşçilere emretti. Yine nazikçe kaymakama. dernek olsa da. beni gösterip. lafı ağzıma tıkıyorlar. bayıldım vesselam.. sormayın. sanatçıları olabilmeliydi. Velhasıl. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı. "çok sivrisinek var" dedi. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın. yanımda kim olsa. hepsi çok kültürlü insanlar. Kravatları. deyip ovaya koşmak istedim. Ulan ne güzel ülkemiz var.. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi. "pusuyla" değil!. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. yukarıdaki hikâyeyi anlattım. Nasıl güzel uyudunuz mu. umurlarında değil. Bu benim elimde değil..com 178 . Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. işte devlet tesisleri. çini desenleriyle. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru. Oysa. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. Hangi mevzuu açılsa.blogspot. Nerede yatsam. Hem kültürlü. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız. Kanınız coşkuyla akıyor ise. kitapları. galeyana gelen kıllı yaratık.. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan. şu trajediyi. "Çok güzel uyudum. Nihayet yatacağız. Huzurum uzun sürmedi. Ama. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim.. mühendis. yüzlerce sivrisinek. hem de şık bu insanları görünce. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. ceketleri. Etrafa baktım. "Çok sivrisinek var". Birini öldürüyorum.. Varoluşmuş. Bir zaman sonra dayanamadım. çok yüksek bir yazar olamazsınız... Kendinden emin hali öldürdü beni. Bense mahvolmuş durumdayım. benim ödüllerim... Tekrar yemeğe. İçkiler devlet kesesinden. pek zarif insanlar kapımı çaldı. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. Dalkavuklar ödüllerini alsın. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim. tüm sinekler gelir beni bulur.. "Öyle" dedi. yabani manda derisiyle karıştırıyor. artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. sevindim. buradayım. bu kadar Yunus Emre. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi. Yani. yazar olamazsınız. iradesiz. konuşmaya geçildi. Bu küfürlere bozulmuyorum. ben ne yapabilirim. yemek masasındaki hal ve gidişleri. öğretmen. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. zekâ katabileselerdi. rahatsız oluyormuş dediler. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan. bahçe ilaçlandı. Kanınız coşkulu akmıyorsa..

000 dediler. milliyetçi bir zihniyet hazırlandı. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi". savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar. lise maçları ise 2-2. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir. bir zamanlar İsviçre. biz Yunanistan'la savaşırsak. etli butlu bir ekonominiz varsa. milli duygularla ortak bir vatan bilinci. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı. şehirler vurulmalı. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. havamızdan geçilmiyordu. Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. içine çaput.com 179 . İlk uçaklarımızı 1. ancak.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. Yani. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. ya da Arnavutluk. siyasetsiz. çünkü. ağabeyiniz olmalı. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. bugünkü molotof kokteyli benzeri. Ve nihayet Arn\erika. mi. bu konuyu enine boyuna tartıştılar.blogspot. buna da imkân yoktur. 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi. en az 1. bazıları 10. çünkü yurttaş olmuşlardı. hararetli bir coğ363 rafyada. savaş demedi. ancak. bu füzeler çok başlıklı. Günümüz dış politika yazarları. http://genclikcephesi. şeklinde önem kazandı. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. yoksa. mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. Savaş teorileri de gelişti. Ancak. Fransa. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. keşif yerine varmadan denize düşüyor. 4-2. Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında. bir gün boyunca savaştılar. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. Ya da bir Orta Amerika. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti. yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler. çokça bozuluyorlardı. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz. bunlar da attan düşmüştü. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi. tüm dış politika teorileri. yalnız 2-3 kişi öldü. Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. Ve bu saatten sonra. dış politika uzmanları. 1789'dan sonra şövalyeler değil. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. İngiltere. Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi.

Fransa yapamıyor. vergi. Fransa. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri. dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. zavallı. Herkes reform dersi veriyor. bu Amerika için iyi bir fırsattı. hatta şairler. Batı karşısında yenildikçe ezildik. İngiltere'de mevcut. Matematik dersinden çok görgü. toplantı. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. laf atanlar. bu akılal-maz silahlar Rusya. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. satılması Mısır'a olabiliyor. Rusya'nın pes etmekten. biz de Nato'nun karakolu. dağılmaktan. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. çataldan söz ediyorsunuz. kibrit. arabaları satılıyor. hâlâ ambargo altında. birincisi Irak. projesi Almanya'dan. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. okuldan atılıyorlardı. hatta. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. insan haklarının bekçisi. bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. ilaçları satılıyor. kültürün. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. Yeşilçam ne bok yesin. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. Amerika. Kırk yıla yakın sürdü. emriyle oluşturuluyor. diye laf atıyordu. üretimi Rusya'dan. İkinci örnek İran Devrimi.. işte böyle yürürler. uygarlığın. aman ağabey diyoruz.. partilerimiz. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. bugün.Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. ilaç. pazarlanması Fransa'dan. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. bu büyük nükleer gücün gölgesinde. Fransa ki. iletişim. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. perişan halleriyle! Bu güç. hatta romancılar.. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. Çin. Yugoslavya. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. gelin bu sevdadan vazgeçelim. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu. yılma giriyor. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. her ne boksalar. muaşeret dersleri verilir.. acıklı. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. dışarıda kalmak sonumuz olur. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. Mesela. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu. sinema vs. bu büyük devasa güç pazarının. Amerika. İkiyüzyıldır aydınlarımız. telefon nasıl kullanılır. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. Yani. geçinip gidiyoruz. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. her program. İşte bir sürü uluslararası konferans. dünya otomobil. ki 18.blogspot. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. Yani bir malın hammaddesi Çin'den. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık. hocam ekmek yok yemeye. elektronik. her proje. Mısır. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. Çengelli iğne. benimsetildi. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi.com 180 . tüm egemenlik sınırları. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. müeyyide. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi. ütü. yasa.

medyasının bombok bir bataklığa döndüğü.364 365 buluyoruz kendimizi. kendimize saldırmaya başladık. Çok geçmeden İslâm. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede.. ana kuzusuydu... hukuk tanımayan. dediler. camisi kül olup giderdi. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. Oysa. burada neler oluyor. başağrısı geçer mi bilmem. Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!. kurtuldular. sevinçten havaya uçtuk. zenginlerin. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. Gâvura saldıramaymca. birlikte. Yıktığımızı tamir ettik. halkın evi. zaten Ankara. İstanbul bitti. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. uluslararası şirketlerin işine yaramış. parlamentosunun. sizi koruyan olacak. çünkü. Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular. yıkıcı. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı.. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi.. eski. yalnız kalmayacaksınız. 366 Velhasıl. biz neymişiz. düzen. çapulcu. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler. talimli yürüyüşleriyle. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. Sonra kimse gitmek istemedi. yıkıcı. bunun adına da davul yakısı derlermiş. Türkçü görüşler.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan. Adını koyalım: TÜRK . yangınlar bitmedi. büyük şehirler inşa ettik. yangınları ancak deniz durdururdu. Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. kızlara yalvardık. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. tasavvuf. sağcı. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış.. Keçiören. reformun tek ve köklü anlamı. kollarından tutup.com 181 . halk züğürt tesellisi. traji-ko-mik yine de sevinirdi. ırkçı. Neyse. şapkalarımızı gösterdik. barkı. Kalemli'nin kasasına gidiverdi. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik.. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar.. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. O kadar kibardılar ki. taş taş üstüne koymayı da öğrendik. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma. tahta. İlk gönderdiğimiz kız. parçalayıcı. Tüm reformlarımız askerlerin. derneklerde. Artık. Alman ülkemizi ziyaret etse. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. Yine insanlarımızı. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. hangi Fransız. Ve artık.. çığlıklar attılar. At-pazarı. işte meclisiniz. Ancak. ne parlamento! http://genclikcephesi. Londra'da nehre attı kendini. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak.blogspot. marşlarla.

sigortayı.. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında... bir küçük zavallı hayvan. çıkmıyor. kardeş demiş.. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. Bugün bu rezil halimizi görünce. kendim kurtarmak için!. şefkati. dost. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. insanoğlunun da ilk refleksi. baştan savar gibi ve-dalaştım. uysallaş-tırılmış. gönül. silahlanmak. sonunda. edebiyatmış. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. Batı'ya bakın. Kedi. Çok sonra anladık ki. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik. üç kız çocuğu. Birden sınıfa sivil polisler girdi. Nöbetten döndüm.. kendine. dost.İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. Ama bu sefer. bu küçük çocuk. çocuklarına sarılmaktır. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. ne kadar sahte bir dilmiş. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. Ne demek Kerküklü olmak. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. İrak'ta idam edilmiş.. Yani. yıkıyor. Dönün Avrupa'ya. tüm paralarını polis coplarına. Günlerce uykusuzum. can. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor. Yüzyılımızın son perdesini. üstleri başları perişan. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri. Moğollar parçalıyor. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi." http://genclikcephesi. kediyi bırakmıyor. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı. kardeş. şehir kültürünü. gelmeyecektir. sesi çıkan olursa. kardeş diyecek. işsize.blogspot... soğuk. Tamer ve Nihat geldi. bilimmiş. güveni. Yenimahalle'de bir eve girdim. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. kaç gündür uykusuzum. Kasım'ı götürdüler. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. ruh hastası kedilerde arıyoruz. Rıdvan. artık sevgiyi. dışarıdan bir saldırı geldiğinde. şairimiz.com 182 . 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. sahipsize. Yoksula. birbirlerine asla güvenmez. bombaymış. bu güçle ne Fransa. ne güzel dik dik bakardı. artık herkes bir hayvana sarılıyor. hayvanların yırtıcı organları alınmış. etraflıca bilemezdim. sadrazamlara. ısınmak. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir. Bir daha görmedim Kasım'ı. bize düşen. ırkını yokettiği. köpeklerine yatırıyorlar. hayvanın da. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!. sert yapılı kapkara bir çocuktu. hukuğu. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. bir reformcu. görüyoruz. yokediyordu? Cevabı.. Deli gibi uykum var. yazarımız. Biz de öyle. döndü dolaştı. teknikmiş. Ne güzel çay içerdi. siyasetçi çıkmadı. neden silahlanır! Neden. camlar kırık. Kasım bir gün aşık olmuştu. milyonlarca hayvan akıl hastası.

gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı. birkaç gün sustuk. Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu. Bosna'ya giden bir genci. Teskereye bir gün kalmıştı.. Bosnalı kızlar hoş kokulu. 370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. birkaç laf et bizimle. Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı. o mantığı o insanlar orada. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş. http://genclikcephesi.Konuşacak halim yok. Nihat'ı da unuttum. bir gün daha rafadan yumurta.. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip. savaş düşünme. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp.. ertesi gün Rıdvan'ı da.. Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. sıkılmış portakal. sert. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken. toplumsal sorumluluk değil. tadımlık sofralar hazırlamak için. yazıyordu. acımasız insanlar oluverdik. Otobüse bindim. Çeçenistan. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. deyiver.. Türkiye halkının kan ağladığı. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında. Fidel Castro'ya. arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. istediğin kadar bana ne. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu. senin konuşmalarına doyamıyorum. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize." Sonra halimi görüp. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu.. dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. börek yemeleri için.. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi. gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. Monaco prensesi Caroline'e. "Abi ne olursun kalk. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. peşinden Afganistan.. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu.. Muhammed Ali'ye. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi. kapkara. helva. "Hadi ağabey sen yat. sonu gelmeyen çığlıklar içinde. IHH. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni. Bu vatan borcu. Binlerce Bosnalı'ya ufacık. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. borçlu hissediyorsunuz. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. Bosna. şehit oldular. yüreğimiz yırtıldı. Göklerde bulutlar eridi. Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye. bir bir gitti arkadaşlar. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. ya da.blogspot. çok uykusuzum. uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu. gazetenin manşetinde üçünün de resmi.. hafızasını kaybetmiş Avrupa. Ölüm haberi geldi. topuna birden üzüldük.. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. Askerde bir gün bir ay gibi. rahatsız etmeyelim". Bosnalılar. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. gidiyoruz.com 183 . En öndeyim. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık.

Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. orada umut oldu. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. solcu. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde. Doğu Türkistan. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı. altın kalpli birkaç adam. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi.. sürünen. Kendini afişe etmedi. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü.. İşte bunu bana kimse inandıramaz. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. ama. Bir hafta kadar önce gazetede duydum. Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından. Bosnalılar Türkiye dediklerinde. asırlar geçse. yiyecek. ben inanmam. Fransa'nın fularlı en-telleri. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan. en zor günlerinde Çe-çenistan.. lâik olun. solcu. hukuk inanır. Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış.. başta Bosna. Türkiye üzerinden. zavallı insanlığa inat. benim de elimden bu geliyor" dedi. Büyük filozoflar zariflik için. Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. böğürterek. reklamı sevmedi. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor. kahroluyorum... kılıç darbeleriyle uzun uzun. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. IHH. dünya görüşlerine saldır. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı.com 184 . Bu genç adam. pankart asmadı. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş.. Tanımıyorum.blogspot. bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız.. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek. "Her akşam seyrediyorum. top mermisi ağaca isabet ediyor. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım.. tek bir satır yaz373 inadınız. Bosna. dağlar yıkıldı. 372 dim.. Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. Vicdan. bildikleri tek şey: IHH.. sağcı. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu.. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. vicdanın vatanı yoktur. Iz-zetbegoviç anlatıyor. Hangi gazeteci Bosna'dan dönse.. sağcı. "İyi de müşteriden buna ne?" de-. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken.. Adını Hakan'dan duymuştum.. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. Saldıracaksan Refah'a saldır. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır.

Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor.. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum. Kehikeç dergisinde. Halk paniğe.O günlerde Hakan. Beyrut'tan gönderiyor. Onun da yazısının kaynağı. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı... Sevgili Bülent geçmiş olsun. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. Size ikram edecek. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış. Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. biri elma büyüklüğünde turuncu. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. Yazarı Mesut Remzi. un.. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki).. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir.. 1908 sonrasında. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!. IHH.. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum.. kara. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. lütfen. teneke teneke zeytinyağ. bir daha geçmiş olsun diyorum." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz. Zagrep'ten anlatıyor. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. fındık büyüklüğünde. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. hakkında başka bilgimiz yok. Ne yapabiliriz. kara-kara. İçel'de yetiştirilir. pirinç dağıtıyor. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor. modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak. Sizler.blogspot. Çeçenistan'a. Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!. bitki-insan. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan. Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. şeker. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi. diğeri küçük. Doğu Karadeniz ve Hatay. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen. diye ikram ediyor. Sevgili Bülent. ziraat. Japon hurması" biçiminde yer almakta. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor.com 185 . Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. bal. Türkiye'de Trakya. ufağı. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince. ama aynı toprağın. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında. http://genclikcephesi. Bosna'ya değil. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. aynı yüreğin çocuklarıyız. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor. hem kararmışlarını yiyor. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması.

Karahurma. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. üretim 4. muhallebisi yapılır. yüzümüze. kabız bir lezzet hasıl eder. 829 ton. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. Toplam ağaç sayısı. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. daha seyrek olarak Tortum. Taze iken. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur. Ekonomik değeri olan da budur. 24 tondur. dilimi. meyve vermeyen 120.465. Güney Fransa ve İtalya'da. narin. ikincisi 376 makbuldür.com 186 . İçel'de 43. içi. damağımızda masallaşı-yor. sonra vazgeçilmiş. 1. ki asıl Trabzon hurması budur. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması. Hatay'da 218. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma. Ağzımı. damağa yapışır.840. Ordu'da 30. Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman. Taze iken sarf edilir-lerse. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. bu küçük hanımefendi. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. Tomurcuk halindeki çiçek. Trabzon'da 3.blogspot. iki çeşidi vardır. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor. Trabzon hurması. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez. bu turuncu elbiseli. yaş ilerledikçe. damağımı aptallaştıran tadıykı. Maraş'ta 43. Armut ve şeftali ağaçları. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. İşte sevgili okuyucu. nişasta veya mısır unuyla. 590 ton iken. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. taamları kekredir. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. Dil ucunu gıcıklatıcı.620. bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı.000 ve üretimi on bin tondur. ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. pepeçura. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti.114 ağaç. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. Balkanlar'da. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir.234 ton. Trabzonlular bu hurmayı. Trabzon hurmaları ise aksi. taamları leziz olur. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş.797. çekirdekli-çekirdeksiz. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter). Yahudi hurması. dilimizi kamaştıran. o meşhur çocukluğumuzun hurması. Kurutulup kompostosu yapılır. bugün ağaç sayısı. Bir miktarı taze sarf olunur. Eğin'de bilinir. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta. meyve veren 375 bin.148 ton. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. elma büyüklüğünde. özetliyorum. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye. ne zamandır size tanıştırmak istediğim.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise.

diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur. Dokunmanın en ince. ya şekerli! Oysa. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor.. dilin valsidir. meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara. hurmanın resmini yaparım! Sonra. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. uğursuz. hepsi kişiliksiz. bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. meşrubatları. göl-gesiz. Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar. karton yüzlü şeyler olup. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın. ya tuzlu. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. aşkın. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder. ağzımızın tadı. Reha Muhtar. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. bedenler. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu.. tadı dürüst. kızılcık. turunç ve ayva. yüzlerce manken. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi. Tadı tiz. su aynı su. ağrısız.hilmeden. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. Şener Şen. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. bir korsan bayrağı yapmak istersem. çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. yüzlerce çiklet. bize neşenin. şaşırtıcı güzellikte. vişne. kardeş. tabiatın meyveleri artık. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir. neşesiz. şeker aynı şeker. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri. dudağımıza. Tansu Çiller. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. Ferhan Şensoy kitle tüketimi. McDonald's köftesi gibi. biri tuz. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. bağırarak. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları. lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. duygusunu. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava.com 187 . Mesut Yılmaz. en hassas teli.. kutsal bir makam vermedi. bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. hamur aynı hamur. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış. ekşi üzüm. müzikten. Sadri Alışık.. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. Orhan Boran. ama. bize akraba. hangimizi zevkten delirtmez. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize..blogspot.. yağ aynı yağ.. henüz insanlık yüce. ruhsuz.Çocukluğum için bir bayrak. acımasız bize öğreten.. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil. Dalında yarılırken çatırtısı narın. Ağzımıza en güzel meyve dokunur. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. tutkusunu. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı. Deniz Baykal. Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak. böğürtlen. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. tava aynı tava. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. dilimizin altındadır. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. ağabey. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. tadını.. barbunyaları. bulaşıyorlar. dondurulmuş bir trajedi. Hayat öyle renksizleşti ki. üstüne önce..

bu o erik mi diye kaldırıp. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları.. yakarıştan başka ne vardır. Beni de. arabaların altına. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. kalbimde. bacaklarımın arasına aldım. nereden öğrendim. bir tekme atar. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. Ama. dünya nimetleridir. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. Gitti. soylu. \ 381 http://genclikcephesi. bir müddet sallandım. uğursuz tatlarla. "Bırak lan o pis şeyi!". eriğe kıyamam. O erik! Kafama ani bir tokat indi. Yerden onu alırken görürler diye. dudaklarımız kamaşmıyor tadından. upuzun yolun adımlarını karıştırır. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. bir iki. içinde bir tane.öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana. dudaklarımız tadından çatlamıyor. biraz ortadan sürün. çocuk kalbinin rüyası-dır. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz. coşturan. kıstırılmış. Bu yüzden. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. deşince çocukluğumu. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. yumuşak.. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler. derimizin nabzını düzenleyen. kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. yaşlanmaz. ince çiçekli. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. Arabalar çiğnedi. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. Gözüm hâlâ o erikte. bir gün büyürsünüz. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar. bilmiyorum. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. ilkokul. çocukluğumuzun o savurgan. Bana vuran adam da uzaklaştı. çölde duadan. korktum. Eriği. "Ben size gösteririm" dedi. Şövalyenin zırhı pembe. kızılcık bir dudağı bize önce.. Ancak. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde. bülbül sözlü. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar. ormanların. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. dokunamadım. Gül yüzlü. çünkü oraya oturulmaz. böyle taşkın olmayı.. Ezmeyin eriği. beni dinleyen olmadı. bahçelerin. eriği bulmanın heyecanıyla. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük.com 188 . ne olur. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. irice erik gördüm. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. hızlarından ödüm kopuyor. sımsıcak! O bir dişilik tadında. tekerlek izlerinden. baktım. ben onlara gösterebiliyor muyum. Derken. Mersin'in. Bu kokulu bahçede. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur. İzmarit topladığımı gören olursa. beynimiz kamaşıyor! Ah." Kâbemiz. İzmaritleri kiliseye teslim ettim. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. ateşli. nar. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. Türk ırkı dokunmadan. Eriği. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. paketlenir. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. hemen ağacın altında kasalanır. memleketi Rize'ye. enseme vurur. Akdeniz'in. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. çiğneyecek. Bu yüzden. öbür taraftan sürün. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. size bir tek kez. Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. beynimiz çatlıyor. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim. Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. kiraz. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. İçimden bir ses. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde.blogspot.

ama. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. Ancak. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. İtalyan orta sınıfının sade. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. Değil parmak izlerini. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin. Şimdi. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum. yıkıcı. hacmi vardır. suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. Refah'm akbil. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. en ürkek kuşların. en tatlı sırlar hâlâ bende. Ben. şehitlerimiz için mevlitler okuyan. yani.. o gün bugün. DYP ve http://genclikcephesi. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. ülkemizdeki suçların zenginliği. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç. CHP'nin İSKİ. acılarını. sakin besini makarnadır. tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. yapış yapış. Parti. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. Ah. Mesela. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için.\\ Koparılıp. bu. en cılız yıldızların. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. nereden kestin yolumu! Biliyorum. hayatın lezzetini. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. Çünkü suçun da bir sınırı. çalınıp. isyancı yanımla. çakal gibi çullanırken. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır.. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. Mecalsiz kalbi. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım. beyaz. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. Tanrı'nın kolları gibidir. hepsi bu ülkenin çocukları. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin. ilahiler söyleyen. çünkü artık ekmek. Bir suçun. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. Demirel'in Ilksan. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. o gün bugün kodeslerde çürümekte. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. Kardeşlerimin dudakları. sakin. Onlar için umutsuz bir savaş. Tanrı'nın meyvelerine. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. ballanmış Trabzon hurması. bu sade. yorgun sesine rağmen. İtalyan mafyası. küçük hanımefendi! Burada. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. benimsemesi gerekir.blogspot. soslarını. suç hâlâ. hareketli. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. ikinci aşamadayız. yaşayabilmesi için. itilmiş. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz.com 189 . büyük kalabalıkların onu tutması. makarnanın çorak kültürel ortamından. turuncu elbiseli. demokrasiye. Birinci aşama tamamlandı. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. usûl usûl yaşlanırken. beni de hapislerde çürütecek..

bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla. Banka. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. müjdeyle bekler. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları). yardımcı. Bir de cins psikiyatrlar vardı. kaplan gibi hayvanların bugüne değin. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah. legal şirketler kurup. hızla toplumun en üstüne çıkıp. işte bu ulusal birliktir.. diğeri klasik sömürüsüne devam eder. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. merkeze toplanma.) http://genclikcephesi. en çok ağızlarının içine bakarlar. ortak. çünkü ertesi gün. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla.blogspot. Çeki.. işadamının egemenlik sahası içindedir. Bunun en güzel örneği. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da . çıldırmış. depremi. ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken..ötüne koyduğuna göre.ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. ayı. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. Ancak. çakallarla kapitalistlerin birliğidir. Bu da doğru. Doğru. aynı yoksul garsonun. Türkçe meali: Herkes herkesin . depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. İkinci iddia. iş dünyamız için güven verdi. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil. halkı oy davarı haline getirip. güvenlik rolünü oynar. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. fidyeciler. Çünkü. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı.. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır.. Büyük loknlaları bir defada hızlı." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. sel felaketini büyük bir umutla. Basın tarihimizde bir tek gün.. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. mağaza soyguncuları. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır. Biri koruma. Bir yoksul garsonun.com 190 . vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir.. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak.ötüne koyayım. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası. cinnet getirmiş. merkez sağ. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. Ulus-devlet.. işadamının elinden alan politikacı. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi. benzer manyak sosyologların. gazetelerde. (Ünlü işadamları.

şekere saldırmaktır! Yani. kısır. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. Daha iki gün dolmadı. avantür bir suçluyu. okulda. kahvede. durdu. evcil. bizde laf boldu. arkasındaki polis de memnun. Henüz yirmi yıl önce. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar. Çalıp kaçan memnun. radikalizm. kuşak dayanışması. Şimdi. abla. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. gerçekliğin dilinden konuşuyor. şöhret oluyorlar. teyze. üçüncü dünya ülkesiydi. makarnacılarımız artık solculardır. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. tekke solcusu. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. çakalların. ürkütü-386 yordu. 387 yalvaranlar. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. Türk solu da. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. Bu denli vıdı vıdı. Çakalların. içler acısı. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. polis arabaları da mükemmel. komşuda. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. Hırsız-larmki de mükemmel. Ağlarlardı boyunları bükük. barda. Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. usulca birbirlerini süzer dikkatli. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. O ülke. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. yırtık. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. evcil. masaya oturur oturmaz. Çakallar. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. gerçek siyaset yapıyor. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. ölmüş. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip.blogspot. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. alalım mı. pişmanlıklarını. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. Sol bunun şiirlerini yazdı. geveze. ukala. amca. yeni tanıştığımız insan. kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. Allah razı olsun derlerdi. toz toprak içindeydi.Suçluların. Gerçek o ki. kuruntularını. soyut bir özgürlük konuşan. Bilmiş. http://genclikcephesi. başkaldıran. daldaşşak lafa giriyor. banka soyarken. tekstil atelyelerine doluştular. Şimdi. Aksine. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. boyası dökük. şimdi. sokağa ve hayata çağırdı. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. Bu kadınları. siyasi zekânın. Bugün. pencerenin. Şimdi. almayalım mı. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. umumi helada.. evde kalmış can sıkıntılarını. muhafazakâr. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. aslında. Yalvarırlardı. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. Türk solu. kovalamacüık oynayan. yani burjuvayı tokatlayıp.. avantür suçlular milletvekili oldu. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. Şimdi. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. Basit bir çakalı. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. yamalı. İnsan hakları gibi. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. cafelere. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. özgürlüğe. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. böyle memleket olur mu. bohça gibi elbiseleriyle. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor.com 191 . değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. geri kalmıştı. Ve sonunda. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. isyancı olan çakallardır. tek bireyi kalmamıştır. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi.

hem en kalabalık mekânları seçeriz. Mecnun. annesini. bacakları. 388 Yüzyıllardır halkımız. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle.Oturmak için bir masaya. Anlatıldığına göre memur. gözyaşından. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış. Leyla'yı yüzüstü bırakır. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. Mecnun da. Neye kızgınız. kitapla bu aşkı anlayamazsınız. yeni gelene de. Biz falancıoğullarmdanız. Edeb. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar. dergisinden aldım. incecik kuşkonmaz yüzlü. kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. geride bıraktığı. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. milletvekilleri değil. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta.. Bu zat. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini..com 192 . hem annesi. anneyi. Çevrede kaşıkçı. her dediğini yaptıran. Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak. biz yazarların inmesi lazım. KONANÇ: Dedeleri. soyadları. hem de babası. Başta ben. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor. ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. duygularını şekillendirmede. sende mi adam oldun?" demiş. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. soyluluk unvanıdır.. kollan. Umumiyetle geyik av-larmış. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız. hem Leyla. sevdiği kızı. Leyla'nın güzelliği de neymiş. KOYUNOGLU: 19. sevgiliyi.. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. çok şey öğrendim. Sine-i millete. kaşık. babayı düşünmez. niçin küskünüz. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. Çöllerde kendini yiyip bitirir. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup.. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir.Ü. sinirden. çölde tek başına öldürür. http://genclikcephesi. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. hem de oturur oturmaz. Geleneksel toplumlarda. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken. kitapla değiştirmek mümkün değildir. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. delirtir kendini!. babasını üzüntüden öldürür. Yurdum insanının karakterini.. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. neden bir şeyleri sevmiyoruz. Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. Fak. Bakın. övünülür. vurup. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim. yorumlayamamıştır. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor. davranışlarını.blogspot. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor.. Neymiş efendim.

Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. biri Demirci'den sonra ikinci adam. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş. Her şeyi çabuk sezen. geniş ve çok kültürlü bir insan. burada var oldum" demiş.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. neden doğduğum. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum. Trabzon'dan bir davet almıyorum. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. benimle tanışmak istiyormuş. söyleyemem". Yazılarımı okuyor. Babamın kendisi seçmiş. nüfus memuru listeden seçip vermiş. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. ileri derecede Türkçe biliyor. ne kadar mutlu oldum.. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. dedem de kabul etmiş. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey. Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni. Sezik. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. sebebi ne" diye sormuş. işte böyle. Bir yolcu. Nüfus memuru. büyüdüğüm şehirden. hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor. yorgunluğumu bahane edip. Senin kuştan farkın yok.. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj. o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. sezgisi kuvvetli demektir.com 193 . TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş. dedim. VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş.blogspot. "Amca seni hep burada görüyorum. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin.. aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman. Derken. ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı." ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş.. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş. ne lakaptır. SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır." Neyse. Temelli buradayım. Japonya üzerine çok şey öğrendim. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. "Orası. dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu.. Sanki bir kuş gibi uçuyordun. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım. Komutam bir gün der ki. beğenmiş koymuştur. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. açarmış. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş.. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım.. Yukımo'yla tanıştık. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır.*anlayan anlamına gelir. benim memleketim. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. Nüfus memuru köye geldiğinde. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok. O zaman dedem "buradayım" demiş. telefon numarasını bırakmış.

mitingler vardı. Batı'nm tekniğini alalım. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. ona karşı gelmesi zordur. http://genclikcephesi. ftın boynu büküktür. artık.Modern toplumda yazarlığın. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. elinden maaş alan ins. artık tarihe karışmış. Velhasıl cenabet insanların. paneller. tartışmak mümkün değildir. kültür. yazı yazmayı bilsin bilmesin. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. Bugünden baktığımızda. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. aydınlar. birini aldık mı. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. her tartışma programında vardılar. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. Oysa. diye endişeli tartışmalar yaptılar! . buna rağmen otuz bin oy alamadılar. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk..alıkları. meydanlara fırlamıştır. tam tersi olmuş. dergi ve kültür. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. tiyatroya. j Aynen öyle oldu. 80'li yıllarda muhasebeden. sıcaklığını görüp. bilinçle. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. ahlâk gelmedi. Ve üstüne. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. önüne gelen herkesin. yazıya. sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı. dergiye. edebiyatla. insanoğlunun bu en büyük meşalesi. yazının insan elinden çıkıp. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. kültüre. matbuat. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek.. ahlâklı büyük yazarlar vardı. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. büyük gazeteler var. bakanlıklar yaptılar. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. önce "anlağını" getirmeliydik. düşünceyle. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. projeyle. abdestsiz. toplumların önünü açmıştır. makineye girdiğini. halkın hem otoriteden korkusunu. çünkü büyük holdingler. siyasi karşı bir tezle. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar. yani. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. tiraj düşerdi. Şimdi yazarlar yok.blogspot. Bu hüsran. hırsızlık yoktu. romana. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor. matbaa geldi. yazı bitmiş. gazeteye. geride kalan 35 milyonluk seçmen. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. yazı. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. Bunun modern anlamı. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. matbuatın varoluşu. tartışmaya. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. kâğıt. gelişigüzel yazı yazabilmesi. Gazete. büyük promosyonlar var! Yazıya. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. gazeteye. dediler. tiyatrolar. diğeri de gelir. 70'li. bunu halka yaymasından korktular. hiçbirinde yolsuzluk. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri. ahlâki bir direniş. yazı nın ruhuna vakıf olmadan. Patronun yüzünü. Kâğıt. usta-çırak terbiyesi almadan. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. bizim ahlağımızla birleştirelim. 90'lı yıllarda değil patron. halkevleri. konuşarak tartışarak. Yazar. yazı.com 194 . 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. bilinç.

Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. kasaba kasaba dolaşır. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz. yalnız tekniği alalım demişlerdi. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi. Serdar Turgut gibi yılışık. Bir kasabaya okul açmak için gider. Yolda. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı. gülüşürken ayrıldık. ağabey şurada duralım. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim. Karayağız. Aşık Veysel mi. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. kasabalarda halktan insanlar. topluma saygı. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. Bir-iki dakika düşündü. Okul açmak için. Seçimlerde kime oy verdin. "Ağabey. aşıktır. her şeyden önce. Duygu Asena gibi cahil. yoksul Anadolu'nun tam göbeği. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. Batı'ya geri gönderin. dedim. iyice bak bize.. insana saygı. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. 17. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. sonuç hüsrandır! Rotatifleri. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır. komünist nasıl oluyormuş. şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. böcek yok. peki bir komünist görmek ister misin.!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar. götürdük. Melih Aşık gibi samimi. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu. çağırmazsa varma gönül. beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş... okulda komünist hocalar varmış. köylü delikanlı. sonra. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. havada eline vurdum. dedi. Köylü delikanlı geride kaldı. dedim. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. gidek.. dedi. matbaaya adım atmadan önce.". Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. dedi. tanıyamadım ağabey. bir gazeteye muhabir olmadan önce. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. toplumu dönüştürmek isteyenler. o. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. aynı yollara. dedim. aldık.. genç bir delikanlı el kaldırdı. ağaç yok. anlağını isteyin. diye. görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. İyi düşün. makineleri. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe. Anadolu'nun tam ortasmdadır. arkadan inip ön camın önüne geldi. görmek isteyenler.. ben önde. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı.. "çak" deyip. cambazlar gelir. hukuka saygı. dedi.com 195 ." Tuncay da ben de güldük. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı. Birkaç dakika sustu. bilgisayarları.. sonra. önce ben güldüm.blogspot. Onu aldığımız yerde ot yok.. ve sonra: "Komünist geldi. Dururken. halk ozanıdır. "Bizim köyde anlatıyorlar.aydınlarımız tam tersini düşünmüş.

ama buralarda sanayisi yok. fare istilası önlenemiyor. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce. köylü tohumu atıp kaçmış. seni sevmezse. boku. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için... \ Yemyeşil bahar. soğukta taşla-şıp. bağlanıp da durmadı bu toprakta. bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur.. Genç bir tilki. göbek atan sağcı. Aslında hardal daha çok para eder. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek. tarihe karıştılar. bağlanıp da durma gönül. Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı. diye. her boku yemeyin.. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor. Aydınlar. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. Yine canı yanar.Ne ulaşılmaz. sorar: "Babacığım.. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor. öyle yedirecekler bu köylülere. bu boku yemeyin. O boku yemeyin.. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler. fareler tarlaları kelleştirmiş. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken.com 196 . buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş. Hikmet Birand ağlarcasma. it gevene bir kere sıçar. Yavşan bozkırı. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler. traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. Ancak. geven. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister... Tilki. çalışmıyoruz! Yol uzuyor.blogspot. beyaz mermer taşın üstüne koyup. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi. Her seçim. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. yabani ot gibi görülür. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu. ya da en etkili yöntem. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor. çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak. Köylüler arasında anlatılır. Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. yüzlerce fare istila etmiş. diye. Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş.

cip cip diye başlayan yağmur taneleri. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. eşeğin peşine düşer. diye kendi kendini yer. Fazla da üzmeyelim kendimizi. onların eşeği. ince ince yağmurun sesini görmeden. şu incecik otların yanıbaşma.. Erciyes. derisi dökülmüş. bir deri bir kemik. bir eşek nasıl böyle dövülür. Şu cümbüşlü yağmuru. Sopayı eşeğe indirdikçe. kitap. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği.. göklerin suyunu sıkacak! Takır. zavallı. su üstüne çıkıp yüzecek. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta.. Birden. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu. taşı. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp. simli kanadı. Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı.. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi. Öyle kurak. cinsel organlarımız. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. Ya da sür. minik çukura gömülecek. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları. Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz. tohumlar tombulla-şacak. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. çıplak dağ-/ ların toprağı.. Elias Canetti. eşek ağlıyor. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış. aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için. sıkıntılı kuru sıcağı.. kuru çalı dikenleri önüne katacak. öyle sıcak ki toprağın üstü.ötüne cop sokmayı. dünkü sopadan daha kalındır organı.Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp. halk gülüyormuş. çamaşır sıkar gibi bulutların. Tanrı. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı. cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası. 399 . yol sonsuza dek uzuyor.blogspot. Bir daha bakalım. gazeteler. gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. Toroslar... çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım.. karikatür çizmeyelim. tukur kuru toprakta. iki küçük serçe. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim.iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik. anne kuzusu çocukların . "Sopadan kalın organını görünce. bulutların yaygarası.. milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu. lüzumsuz her http://genclikcephesi. kafesteki canavarlar gibi. Sabah erkenden kalkıp. ihtişamıyla. Çiçeklenmeden. bir de biz sıçalım Tuncay!.. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. kelebeğin pırıltılı.. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz.. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe. bizlerin ise güneşidir. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz. artık acımadım ona" der. zincire vurulmuş. Bura da. Ve birazdan yağmur dinecek. pudra pudra lekelere..com 197 . Elias Canetti.. dünyaca ünlü yazar. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak.. Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük. yazı. İlgaz. kabartıp. eğleniyorlarmış. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim. Kaçkar. böceğiyle. yüzbinlerce küçük otu. Şu incecik yapraklı dergiler. o gece uyuyamıyor. Aşık Veysel söylüyor. kopartalım. Uludağ. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay.. rüzgârda kırılırken.. toz toz.

sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için. bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. sivilleri coplatmadan. diyorlar! Kâğıt. mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. Sırp televizyonunun komik şovmenleri. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye.blogspot. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. Adriyatik'ten Çin Denizi. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine. top. yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. bilardo. "Devletin teminatıyız" gibi. gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. halkın kaderiyle oynayarak giderirler. gencecik çocukların. lafını ettikçe. şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini. sözünü. hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". hiç kâğıt oyunu oynamazdı. yetimlerin. tek bir partiye. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir. Kafkasya'ya. şeref orospusu. sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde. her konuda kullanan.) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış. Balkanlar'a. partisini. hırsızları genel müdür. açların. istikbalini. öksüzlerin. bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan.) Ülkenin kaderiyle.yerde. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip. insan hakları. sabah. şeref israfçısı. hırsızlara kol kanat germeden. özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden.com 198 . bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. vs. akşam. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız".

. burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. aydına. namus. politik çıkarları gereği. ben memleketi çok severim demeden. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. ya da devlet memuru. MİT'in icadı garip. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. çocuklara. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz.korkmadan. ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz. bir gün olsun.) Mahkemeye saygı gösteren. biz. ben namusluyum.ker de döndürür. Demirel'in.. hem onların paralarını biz verelim... demokrasiden halkı.blogspot. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. polis. milli menfaat gibi palavralara rağmen. üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. ibneye. "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? .tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". insanlara. medyanın. yine de bizi eziyorsunuz. ahlâk. bahara. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar. mutlu musunuz. derin devletin. bununla dahi yetinmeyip. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi.com 199 . yazlığını." Üstelik bugün durum değişti. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde. kurama güvenmeden." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. 19 yıl ceza alıyorlar. halkın oyunu alıp.. ülkemizde özerk. kovup. halk yığınlarının oylarım yok eder. her Allah'ın günü ben vatan satmam. ama vardır. hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. Manisa ve Göktepe davalarında. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. "Halk yığınları. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür". http://genclikcephesi. insandan korkmadan. Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor. savunma hakkına saygı gösteren. Halka. evini. Susurluk'un. medeniyetten korkmadan. herkesin ben ahlâklıyım. arabasını. dediklerinde.. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde.

sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. Saban-cı'da para.. insan hayata bir kere gelir. bol keseden "idealizm" vardı. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza. Diyalogun sonunda. Çankırı.. çok yaşamış... milli ahlâkları vardı. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun. namusu. bir taşa korum... Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam. Ancak. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü. bazı tarihçiler de. Saban-cı'da para onlarda ahlâk.. Aklımız hakim olursa. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler. Köy yiğitleriydi. adap. leventlerdi bunlar. Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. hayat. dünya. http://genclikcephesi.. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e.Yüzlerine bir an olsun baktığınızda." Vatan gazetesi yazarı. ölünceye dek bol keseden namus. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde.. onlarda kuru inanç vardı. Çorum. Ancak. insan. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. yoksulluklarını.. değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi. macera. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır. üslup. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak. fikirleri. projeleri. daireler^ olan zengin gençleri gördüler. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. oturma. bu sükûnet. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. çocuk. şekil. Tarihçiler. hakkı. meclise girince. neşe. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla. bir işe yaramamak.. mesut değilsiniz.. ahlâk sattılar.. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi. o korkunç vebali.... kafa yapısı. arkadaş. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. "kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır." 68'liler. vatan vardı. Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı.com 200 . bol/keseden "maneviyat". arabaları. Tokat.. Yozgat. Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi. kırk yılm üstünde yazı yazmıştır.blogspot. düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor.

zenginlik.. modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece.. halk kitlelerini Çorum'da.blogspot. kurusundan. Burada bekliyoruz. Ve "Kendim kurban olmaktansa. zihinsel. bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. namus. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. barbarlar şehri. vatanı. ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk. kendini önemli sayma yollarının en yaygını. hangi delikte olurlarsa olsunlar. dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki.iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. olmayan namusu. bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. kendisini. dün Refah'ın.. iktisadi. en basit kendini gösterme... bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır. vatan. hayata gelişini. Çakallar. basit hayatlarını. zekâ. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın.. büyük. olmayan şerefi. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. Yoksul. bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı.com 201 . o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . cellatlık da olsa.. kısır. yüz üniversite. Çünkü. düşünsel. bulamayınca da. medyası. çaresiz..404 405 Çavuş Medroso. dün Fazilet'i. bu orospu. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım.. Çankırı'da.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar. bunun ötesinde. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. ülkesi. dünyanın anlamım. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak. ülkesi. Önceki gün Özal'm. anlağın. siyaseti işgal edip. battallar.. ucuzundan. Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini.. önce kendine inandırması. hangi köyde. basitinden.. kutsal. en ucuz. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. kendini topluma ispatlama. Önceki gün Özal'ı. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi. insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!. kendisi. vatanı. ona bu kendini geliştirme. anasını . onurun. proje. ahlâk. çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. olmayan ahlâkla. Tokat'ta. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya". girişimcilik.. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev..

.. Yeşil Sera. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı. kralları. büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. Kölelerine talimatlar veren. vapur gibi http://genclikcephesi. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. bu büyük açıklamayı. müzisyen mi. kolonya dökülürken berberinde yapmıştı. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var. Dizlerine kapanmalıyım. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım. Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza. tembel. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. Bursa olmak üzere. kahve içmek. Pembe Sera. Yahya Kemal'in şiirlerinden. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. sarı köşklerde parasını verip. Pembe. burnu neden büyük." Yani. şair mi. İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. nadir. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. pembe. yeraltı saraylarının. Bir defasında. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı.com 202 . Kaynağı bilinmeyen bir servetle. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki. İstanbul'a sarılmak. Sarı Köşk.blogspot. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan.. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında. Başta İstanbul. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. soylu kılıcıyla savaş veren. pudralı resmine iyice bakın.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. rakı içmek. katışıksız bir Türk büyüğü. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. Amerikan filmlerinde eskiden. havai bir zevk düşkünü. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. onun ruhuna girmek. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. tir tir titriyoruz. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. utancımızdan. kırbaçlarla dövüyor ki. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. Beyaz Köşk. adı: Turing Kulüp. Şimendifer. uyuşuk. Eski zamanların. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş. ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı. Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam.

"halktan" iğrenmeyi. kulüp. medyanın büyük katkısıyla. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. halkmış gibi. bir nevi araç pasaportu. otomobiller çoğalacak. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. hiçbir kimse veya organ. Kulüp aslında. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. Hazineye. hayvanlar ölecek. diğeri Türk Hava Kurumu. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. http://genclikcephesi. boş. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. ananın mı köşk. çizgisini öğretmeye koyuldular. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. Saray köşk. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı. yazısını. bunu başarır. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. ancak. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. 70'li yıllardan sonra. mecliste dahi yakacak yakıtı. Çamlıca köşk. imtiyazlı bir duruma yükselir. aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip. otomobillerden çoktur. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. tüpgaz kuyruklarında. Başardılar da. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı. Devlet. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. Atlı Spor Kulübü.blogspot. yeni bir düzene kavuşturularak. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. mirasın içine eden. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. kahve höpürdetiyor. 1981 yılında bir milyar liradır. tüpgazsız bir hayat yaşarken. Çelik Gülersoy. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. maliye bakanlığına gitmesi gereken. onbinlerce insan. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. Ampul. 410 Ancak. yağsız. pembe köşk. Turing Kulüp.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. gülünç. biri Türkiye Kızılay Derneği.com 203 . müziğin. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. briç oy nuyor. benzinsiz. 411 Ve biz yoksul halk. Onlar gibi istanbul sevdalısı. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. nasıl olduysa. Kendi ifadesiyle. Bir basit dernek. Yasada iki istisna vardır. Ancak. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. Turing Kulübü. sefa sürüyor beyler. atlı arabaların hayvanları öldükçe. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. bir de.

Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. Gümrük Tekel Bakanlığı. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. renkli sarayların dıştan albenili sarı. sarıya. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor. ne kadarı kayboldu kimse bilmez. bazı savcılıklar soruşturma açmış. Cumhuriyet gazetesinde. Artık." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları.blogspot. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. usta ve büyük romantik çizeri. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak.com 204 . fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum. ayaktakımı. değişen bir şey olmamıştır. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. burası Türkiye. sonunda. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. bu paralar nereye gidiyor.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. şekli. turizme. Maliye Bakanlığı. pembe. şeması değiştirilmiş. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. meyhanecilik. Tahsiline destek olur. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. laf arasında. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. dışı uyumsuz. Kim söylüyor bunları. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. ki. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. Yine. pembeye boyanıp. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil. lokantacılık. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. Içoğlu. Gülersoy. süse ve dekoratif görüntüye. yolsuzluklar ki. avam. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. efendiler içeri. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. usulsüzlük ki. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. http://genclikcephesi. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. tarihsel yanlışlarla.

Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. halktan tiksinecek. kahraman. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş.Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak. çağdaş. Türk devletinin bir arması yoktur. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra.com 205 . Ümraniye'de. beyefendi!. renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip.tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi. istanbul'un Kumkapı'sı.. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. hem de. Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar.. büyük "kafalar". coşkulu. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. Dışarıdan gelen halk. hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. artık bir devlet armamız var. Atatürk hiçbirini beğenmez. Anılarında anlatıyor. Bunlarda hakim olan unsur. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. yabancı seyyahlar. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan. istanbul'un yağmalanması suçunu. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. Hepsi. fedakâr. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan.. mahvediyor. kurtarıcı.blogspot. İstanbul mahvoluyor dendikçe. yine İstanbul. İstanbul'u çok seviyoruz. hem tarihten. Ve Afet İnan. Sultanbeyli'de. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. bir zamanlar . hem halkın parasıyla dernek kuracak. mimariden kopuk. yoksul halkın üstüne atacaklar. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi. Hacivat. Türk Hava Kurumu'nun. Ressamlar. Cici beyefendiler. bir gün. Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. Metin And'm kitabına bakarsak. Ha civat aydını temsil edermiş." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır. hem de. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. yeni bir devletin arması olamaz. Ve de aydınlarımız..

Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır. Avrupa'dan getirilen müzikaller. Hacivat'ı mat edeceği kesin. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. Ve. o an. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. tekniği. kafasına vura vura ona nezaket. paniğe kapılır olmuş. ister olmuş. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. Karagöz'ün.. tiksinip.com 206 . 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. bu sıradan. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor.. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. sarayda bir yer açıp. anında cevap vermesini. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. halk. neredeyse tüm hayvan isimleri. Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. Karagöz'ün ba sitliği. oyunun başında aşağılanmasından sonra. beceriksizlikleri sergilediğinde. güzel konuşmayı. Karagöz. Meşrutiyet. ve sosyal düzenleyicidir. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp. hem de kendinden utanır olmuş.yimi. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir. Karagöz perdeye çıkıp. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. Espriler iç kazık gibi. 416 1830'lu yıllardan sonra. http://genclikcephesi. bu mizah dergilerinin adı olur. bozuk laflar söyleyip. Zaten Karagöz. Ancak. saygı. modayı. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. hem Karagöz'den. Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. canı çektiği gibi eleştirip. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje). halkımız. Ve işte konuşacak.blogspot. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). Sonra ne oluyorsa. toplumda yenilik hareketleri başlayıp. karşı çıkışları beğenmez. karşı tarafı zora sokar. Karagöz'ün her oyunda. kendi ruhundan silkinir gibi. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları. bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık. tiyatroların yanında.Ve bir zaman sonra. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. halkın zaferi. muaşereti vb. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. halkımız.. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş.. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. çaresiz bulursa da buna aldırmaz. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça. oyunun sonunu bekleyemez. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. ancak öyle sabırsız ki. beğenmiyor. Bir söz cambazlığı. burun büker oldu. yakın tarihimizde. bir fon kurarak. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen. Karagöz'ün oyun süresi içinde. Projesi olan insan modern insandır. halkımız biraz bekleyebilse. Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir.

Bunun yazarı kimdir. siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. Paşam. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. Yakın tarihimizde. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. "şanslar" ve "tesadüflerdir". TRT deki. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. cumhuriyet. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. cinsel şakalar yapmasın. milli folklora düşkün halkçı. birileri incelesin" diyor. Kıbrıs. düşmanları yeniyor. açlık. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. ya da adaleli sağlıyor. neden bilim yapamıyoruz. Çünkü Karagöz konuşmaları. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi. Türk Ocağı'nda oynatır. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. Adam gibi konuşsun kardeşim. ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. Türkçeyi güzel söylesin. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel. Derin bir korkuyla sinmiş. savaş. hayata karşı. Karagöz terk etti bizi. bugün. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. iç savaşlar. bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu. mülayim. ancak tadını alamaz. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur.) Bu hürriyet ortamına rağmen. der. ne biri Karagöz. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. Şaşırtıcı olan. sosyalist. derler. ayaklanmalar. Türkçülük. İslamcılık. Yani. tarihe gömdüler onu. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". Girit. darbeler. projesi yoktur. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. mizah dergilerinin kapağında. Bunu. deyip.blogspot. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. "karşı bir atağı" yoktur. Davaroğlan. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı.Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. Aziz Ne-sinler dahi. asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. diriltmeye karar verir. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar. O gün. ileri bir hamlesi. Karagöz eski Karagöz değildir. küfür etmesin. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. halkın milli zaferi gibi merak edip. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır.com 207 . kötüyü yenmek için. Kemal Sunal'm kendisine de sordum. kendine güveni "utanca" dönüşmüş. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. Karagöz. konuyu işlemeye çalışır. güler. Karagöz'ün tam tersi. Anlaşılır ki. yahu hiç olmaz.

medya. köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. teknik. küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp. kaldırım. Memurum işini bilir. Mesela. "yapamıyoruz". halısını. Hayatımıza bakalım. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor. Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. devlete karşı. fırlıyor. edebiyat. kendiliğinden yeniliyor. Bunca. meclis. öyle aptal bir anarşist ki. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. şöhret olmaya çalışıyoruz. Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban. annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine. Sanat. Batı'dan hocalar getirdik. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık. Ama yine kazanan Şaban oluyor. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar. Şaban da. belki çıkar. para.. köşeyi döneriz. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik. ayağı bir yere takılıyor. ama. aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. Doğru. "zekâsıyla" cevap verecek. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. bir yığın düzenlenmiş gariplikler. 1830'lu yıllardan beri halkımız. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. Şaban bir anarşist. ya da acı. moda. Bilim. yani küçük "hırtlıklar". Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. adam diyor ki. savaş dolu hayata karşı. Kırmızı ışık yanıyor. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı. ucuz kurtarıyor. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. biz tiyatro yapamıyoruz. Kemal Sunal tezinde. emek israf oldu. tesadüflere tuhaf aptallıklara. yoksulluk. şöyle fırlayayım geçerim.. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". ancak. aynı şekilde. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. puştluğuna imanı sarsılmıyor. ikna oldum. Ne olur ne olmaz. hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi.. bir şansa götürüyor. kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık.blogspot. sendika. birkaç tane iyi oyunumuz var. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu.Yani Şaban. konservatuvarlar kurduk. Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım. her ne boksa.com 208 . küçük puştluklarla yazar olmuş. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. bir şey olmadığına.. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. Ciddiye alınmayışı. yırttığına. gösteririz. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. akademi. hayali ihracatları. çeviri filmler. karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda.

ikiyüzyılın korkusudur.. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir. geliyorum.com 209 . milli eğitim müfredatı varoldukça. Israrla talep ettiği bir projesi yok. aksine. korkulu. küçük puştluklarla. bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere. İkinci kalitedeki yemekler. Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş." Annem: "Allah canını alsın. Ama tam tersi oluyor. küreğin üstüne kül koyalım. Apo'nun yakalanması. Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun. Reha Muhtar'in zekâsı. tesadüflerle. oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu.. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye.. heladan helaya kaçarak. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi. televizyonlar yanlış yorumluyor... Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun. oradan salyası akan din tacirlerini görünce. bir karşı tezi yok. git başka yerde öl!" Yaşayacağız. şefkate dönüşmüş.... beni bulun. bir sürü yavrusu var. Bu korku. kayırmalarla. göreceğiz.. duydum. torpille. Kosova. Konuştukça severiz onu. küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız. orta sınıfın önünü açacağına. Kamer Genc'in zekâsıyla. bizim herif evde yok.!" Annem: "Ahhh canım. sil baştan. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!". SSK kuyruğunda öldüğünde. kendine. MHP'ye koşmuş. YÖK ve kırk televizyon. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi. Naciye: "Duydum. başkası giremiyor. Kardak kayaları değildir. bir küreğin üstüne koy. Annem: "Naciye kız. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır.. öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların. bana yardım edin!. zehirden de korkuyorum. birinin helasından kaçıyor. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete. milli piyangodan. yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. öğretmenlerin. külün üstüne yavruları koyalım. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. Duygu Asena'nm zekâsı. yani faremiz. bekle!" Acı. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak.. Cem Özer'in zekâsı. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu. şimdi faremiz son durak. Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere. büyük dolabın altından geliyordu!. Seda Sayan'ın zekâsı. bunlara kapan mapan işe yaramıyor. bu kısır döngü. sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye.. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş.. sen de duydun mu gece tıkırtıyı". bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta. kıyma yavrularına Naciye. Bunu tüm aydınlar. dur.blogspot. partisine güveni yok. Ve ülkemizde. başkası giremiyor.. araştırma görevlilerine. YÖK sistemi.

seçimin ikinci günü. Napolyonvari çizme giyer. makaleler yazmaya devam edeceğim. sordu. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. yolları açık olsun! Ben. Madrid'e bakan bu tepede. imamın başını oracıkta kestirir. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. eğlendirirdi. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. ağalara elden verilmesi karara bağlandı.blogspot. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış. başkalarını da eğlendiriyor. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir.Fareler ülkeyi. annem gibi. göt koklayarak hayatımı kazanmadım. akıllı. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. Sultan. Aceleden sarıklar düşüyor. Abdülhamid. şefkatli. Tevfik Bey: "Kara" dedi. güreşmesi. tavşanı hangisi yakaladı. dedi. demokrat görünen yazar. Ancak. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. yarın. Osmanlı'nın 700. dedi. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. yüce. şehzadesinin doğumu şerefine. Abdülaziz. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı. Sultan Mahmud'un köpeği kara. havuzda şakalaşmasına. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip. Beyaz köpek tavşanı yakaladı. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir. parti olmuş. burada. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. İlhan Selçuk. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. birkaç tas dolusu altın serper. Sultan Mahmud. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. sıçrayarak. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. Saray. sultanla açık şekilde şakalaşır. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe. Bir tavşanı kovalıyordu. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. Madrid'deki farelerle. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. alnımın teriyle.. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. saraydan sürgüne gönderilir. ağa niye geldin. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. Franko. sanatçı. diye. MHP'nin zaferini kutluyordu. zıplayarak. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. Madrid'e saldıracağım!. ben çağırmadım. el çırpıp. Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. Sultan Mahmud. renkli. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit.com 210 . altın serpilirken fakirler üstlerini. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. Abdülmecid.

zavallı kızcağız. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. Sultan Mecid. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi. Serfiraz kapatıldığı köşkte. koca padişaha "çekil git" diye küfreder. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar.blogspot. İtalyan. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. Ancak. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. Türk. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. aşçı yamağı. zevk ve safası. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. Naz yapar. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. http://genclikcephesi. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar.com 211 . Osmanlı padişahları. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. pencereden yukarı yalvarır. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. zevkini bozacaksın" diye bağırır. Sultan Mecid'e. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. Kurulan sofralar iki bine varırdı. padişahı üzer. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı. Bir Fransız üçkâğıtçı. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. Saraya. küfürlerini. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. manzarayı bozmuştur. Bütün saray kadınları. Serfiraz: "İstemem. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. Abdülmecid insaf edip. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi.

Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki. içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. Sadrazam şaşırır. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. Dama Köşkü denilirdi.000 altın ihsan eder. kızlar havuza girerdi. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. 429 Abdülhamid'in masa. Fabrika. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. birini bitirir 428 diğeri. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder. sıkıp. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı.blogspot. ihsanı anlayamaz. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça. Cariyelerden birkaçını getirir. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. Yıldız sarayına kâse. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı.000 altını beygirlere yükler. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. Bulunmazsa fena kızardı. böylece tablayı emip. 25. o da alır. suyunu emer. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi. akşam yaklaşınca. Sonra nefesi ile şişirir. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. "Nedir bu yük?" der. İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. Abdülaziz ise. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir.com 212 . Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi.000 altın der. tiyatro binasını ahıra çevirip. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. bir eli ile sıkar. şişirip. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir. aklına geleni yerdi. Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. tabak yetiştirecekti. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. Abdülaziz limon müptelası idi. sandalye. Padişaha da bir ders vermek ister. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. taklitçiler "onbire on var. Sadrazam. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz. gelip geçeni seyreder. Her defa. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz. padişah da şaşırır canı sıkılır. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. bu yüzden bu köşke. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir. Tüm bu bilgileri tıpatıp. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. Memur bunları gözden geçirir. Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. atar. boşaltır. Padişah sepet sepet beygirleri görünce. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini.

sidiğini içirir Ali Efendi'ye. yaraları iyileşince. İki takım olurlar. hem Abdülhamid döneminde.Evet dört kadın alırız. Padişahtan harem saklanmazdı. Ali Efendi havuza atılır. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. Abdülmecid: . Aslında bu sağlam delilden. Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi. Hem Abdülmecid. saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar.blogspot. sultan.. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder. o. Bu israfa dur diyen. mühürlenir ve saklama odasında. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini. Girit elden çıkmaya. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. Büyüdüklerinde. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı.com 213 . yüzü siyaha boyanır. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye. kaba zevkleriyle ün yaptı. gösterişli. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar. padişahın huzurunda. Avrupa devletlerinden borç alıp. Osmanlı tarihinin en şatafatlı. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. hadım edilirdi. penis olmadığı için. Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların. padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti. saklanırdı. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. hayvani ihtirasları. onunla eğlenirdi. karşı karşıya geçer. "Getirin şunun elbiselerini. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der. Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa.. Sultanhamid. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. 15 yıl tahtta kaldı. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. su gümüş bardaklarda içilirdi. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. dudak. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği. Yemekler altın taslarda yenir. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. Abdülaziz küt zekâsı. öpüş. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken.. bir defasında. sünnet olur. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i.. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer. üçüncüsünü . Padişah. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. lüks saraylarını yaptırttı.

yanına önce kimi alırsın. çapulcu. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. ya bu gece ölecen! Büyüdük. İntihar etmedi. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. kalkıp tek laf etsenize. her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. kasaba kalmadı. Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. bu saltanata başkal-dıranlardan. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir". kapkara olurduk. kabuğunu elimiz yanarak soyar. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi.. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin. derdik. edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir.. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan. Biz. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum. meclis salonlarında.. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. çirkin sorular koydu ki. saltanatın bitmeyen sefasını. biz dediği. ya bunu bilicem. öldürüldü diyenler. İntihar etti diyenler. Bugün meclisin. berrak. başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. sağ elini makasla kestikten sonra. ayağı çıplak. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar. Ve hayat önümüze öyle derin. Yeryüzündeki kralların.com 214 . Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. karmaşık.. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada. Mithat Paşa'dır. İnsanoğlunun çığlıkları. fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır. birbirimize sokulur.blogspot. Ardından gidecek yelkenlimiz. Taif zindanına gönderir. makası bizzat islediği. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi. Türk anayasasının babasıdır. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil.başladı. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. peygamberlerin. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi. Ya bunu bilicen. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür. hayatlarında bir gün kira ödememiş. Trakya. 1876'da intihar etti. bilmeceler sorardık. Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. önce onu söylerdik. Bilmeceyi sormadan önce. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. cani. Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. gücümüz olmadı. Sevdiğim kızı. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. derdim. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar. II.

on gün de güneş gördüler mi. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil. eski yazarlar. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu.. diye derslerine devam eder. Demlenirdi. gözünüzü kapatırsınız. içimizde en süslü kadın. acısını. ba~ 434 lından yenmez. Modern toplum. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. sizi rahatsız eder.. bedenimize. Hızla aşkı. Herkes içsin diye. ocakta beklerdi. kömürleşerek ölüyor. cezveleri. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü. kan davası gibiydi. Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. yalnız Hitler'den değil. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip. kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi. yıldırımı yi435 yor. Şimdi biz de Fransızlar gibi. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. yolumuza.com 215 . Şimdi bizler de. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini. birkaç söz kaldı. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır. aşktan da kaçıyoruz. Bir çocuk oyunu. o da biliyor. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". Allah'tan bulasıca. Spinoza. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık. Biz. diye sorar.. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini.. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi. elbiseleri. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa.:. sıcak kahverengi su içiyoruz. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. sırtlarında taşırdı ocaklarını. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. sulandırdı bozayı ve çok tutuldu.. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. aşk. Başkaları "üstün yaratık".. bedenim için kötü olan şey nedir. kalkanları delik deşik eden hançerlere. imana da. vahşi korunma duygusuyla. Bazı beyazlar. pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. ışık olduğu halde. Çünkü ışığın gücü.) Oysa. Turşularımıza bakın. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. yıldırımın ağaca düşeceğini. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. biberleri. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar. panikleyip ağacın altına atıyor kendini. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları. kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. Kahve tiryakileri. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. Spinoza'ya bir okuyucu. gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". Öyle demeyin. Zahmetine. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. Seyyar kahveciler vardı. beyazpeynir. Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. seviniyorum. önce sulandırdılar. perişan etmenin adı oldu turşu. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor.blogspot. lahanaları canından bezdirip. şairler.. bu bir rekor. fasulyeleri. şimdi. biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz. delice bağlılıklar geride kalıyor. dünyanın en büyük fortevitidir. suyunu. mesela. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. bizim için kötü müdür. Kahve diye bugün. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında.

arkadaş. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. sokak. değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. ayağa kaldıran keskin turşuyla. adil. en gürültülüsünden. aslında. hakiki tadını. hayat. demli. kederin. uzun çubuklarla içilirdi. hayatı ciddiye alacak. her şeyi temkin. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. derimizi. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük.canlanıp coşan. güç. ses-problem çıkartmayanından. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. Oysa. koyuluğunu yitirmiş. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. Tütün. kavga. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. kardeş. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. ağır mı geldi. Ucuz çayın sayesinde. fedakârlık bana-nesi'nden. arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. başımıza yük olmamalısından. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. dürüst. içinizdekileri. Hem ucuz olur. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. hem bunu herkes yapıyor. her şeyi hastalıklı bir itina. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. dost. Sü-müksü hayıflanmalar. sarhoşluk. küçülüp. başkasına karşı. türkü. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. diye hayıflanacaksınız. Ne ulan bu. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. şöyle uzayalım sokağa. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. En iyisi. turşu sularını da sulandırdık. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz.. sevgili. durup düşünüyorum. gece.com 216 . bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. sıcak süte dönüşmüş. en neonlusu. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. bugünkü sigara şeklinde değildi. Tütün dükkânları vardı. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. aile. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. kavga. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların. nimete. maddi ve manevi gücümüz yoktur. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. Yoksa. anne. sevişme. az az. çünkü. kalabalıklaştıkça. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. Nargile de öyle. işime karışmasından.blogspot. sarı çayı çok seviyoruz. sevgi sadaka-lısmdan. hem ciddiye almazsınız. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. en curcu-nalısmdan. sabah. sıcak. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. kıyımları. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. yani. her şeyin tadı. ucuzundan. her şeyin tadından birkaç dakika. ikram edene. bana bulaşmasından. tadında bir çay içtiğimizde. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. ürkmeye mi başladı. bağlılık değeri değil. damağımızı. elmayı yemek istemeyişimiz. 437 çünkü. soğuk. aşk acısından-şipşağından. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı.

ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. holdinglere. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar. Cananı bulduğumda. yalanı. uçuyor. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor. YA BU GECE ÛLECEN!. kudretimizin eksikliğini. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. Ve Moğol. Sonra yıkıyoruz. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır. leşini çiğniyor.. onları büyütmüş. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş. mide bulandırıcı... bir ömür böbürlenip hatırlanacak. kudretimiz artmıştır. parçalayıcılığını. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. güçsüzlüğümü öğrendiğim. hileli bir oyun kağıdı gibiydi. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır.. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. vahşi arzularımızı seviyor. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum.. siyasilere. toplumsal alana saldırdım. bu iğrenç. sınırlarımızı genişletmek için. Türk sanat müziği. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. üz beni. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. paramparça olana kadar dişlerim. Sonunda. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. Her türlü hileyi. Herkese yayarsınız. her gün. utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim. Yıkmanın tadını. http://genclikcephesi.... Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. dengeli görünmeye çalışan cambaz. Aşk. öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor. ateşli. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. aşktan geride kalan ne varsa. daha da kırbaçlıyor. zehrimizi kustukça. kudretimizi artırmak. aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş.. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu. tehlikeli bir boşluk gibi öğretti.com 217 . Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde.blogspot.. üzeyim seni. ağzımda diş kalmamıştı. korkmuşuzdur. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. rüzgâr gibi eser geçer içimden. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan. Büyümek. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu. bir iltihap gibi. enkazını.

"Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini. (Sabahı zor ettikten sonra. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim. ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz. kol.. Şalvar Destanı. İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. Ey sevgili." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami. Fadime'ye gider. Romantizm. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine. (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü.. (El. Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi.. bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur.blogspot. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu. basmayı Fadime'ye verir. Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük... güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür. yarin ayakları sarhoş. sonra. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır. Hikâyesi basittir. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir.. gördüm ki yar benden hoş. 440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini. seviştik. Niyazi'nin. binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip.. http://genclikcephesi.com 218 . ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim. (Birbirlerine sokulmaları. kâh ısırdım... muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna.. "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura.. (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma.. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi. bu yana. sert yağmurlar yağıyor.. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği. ilk temaslar. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir. ormana giderler....) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana. (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler.Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor. Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar. Niyazi... "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın.. Fadime elbiseyi üstüne göre diker. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği.

yıkanma sahnesi şalvarın.. "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe... "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi. Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere. (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi.. "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye. (Çerkeş arması... "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim.Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni. (Fadime eve dönünce. bu kadar sade. "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi... "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden.. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri. hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini. "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me.Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri.. "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda.. nenesi şüphelenir..... (Diğer tarafta.. "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile.. "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari. Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp.. "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm.blogspot..... silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama. "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun... Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını. "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur...(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline.. samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle. . Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin. "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe.... "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri... "Çekdum aldum başından / ..) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi..... "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari.. bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi. "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini. "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa.. nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / . "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. (Fadime.com 219 .. hiçbir düzenbazlık yapmadan. çelik kakma.. sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir..... (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur.. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi. "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz....... Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır..

bu mısralar! Hayatın en utanç. halı alır da. en yoksuluna.. En samimi mısralar. insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir. Sonra çocuklarını. Rum. kudurmuşçasma atar kendini. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır. Beyaz kadm tenini. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. kendini. billur sular işte bu mısralardadır. kaba göstermeden. sahtekâr renkler veremeyiz.usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş. Oyunda. düğünlerinde. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. bilmiş. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar. En sonra Kastamonulu gelir. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak.. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma.blogspot. haritada gördüğümüz tüm dereleri. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. bu mısralar! Anneler.. Ermeni. içimizde gizlenmiş en sert. bu mısralar. filozof. tüm halk edebiyatımızda. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i. Nedense. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. yıpranmış olsak dahi. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. Gün olur. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. Karagöz. cinsel samimiyeti öğretir. her çeşit mobilya. aradığımız temiz hava. üniversitede öğretelim. biz yazarları eğitir. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken. şamatacı. kelimeleri har vurup harman savurmadan. neşeli. su gibi kayalarla. bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır. "Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır. aradığımız insanlık cenneti. koltuk. pervasız.. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. günaha girmeden. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır. kelimelerimize asla hilekârca. evlerine her cins. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. yırtıcı kuşların ölümü gibi. arzuhalcidir. Laz. kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur. yaraların en soylusuna. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. babalar. bu mısralar! Çocukluğumuzda.com 220 .. mıs-ralarımız yok ise. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. en acımasız tüm dünya renklerini. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş.. çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. en karanlık. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet".

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

80'li yılların ortalarında. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. talanları..com 226 . Tatarlar. derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. vs. Babası. hâlâ. kardeşçe. başka sebepler de var. askerlerinizi sınırlara yığın. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu. siz. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. ancak. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. Gürcüler. "uçurum" gibi görmek. Enver Paşa. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken. barksız. bildik bileli burada oturuyoruz. köylüler. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon.. bu ürkeklik. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar. devletin değil. yaparız. Balkan muhacirleri. Biz. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması. yoksul.. padişahsız. Yurdundan olmuş. gelecek sene 30 katrilyon. köylülere onlarca soru sorarlar. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta. TRTye bir belgesel yapayım dedim. ne sorulursa sorulsun. konu: "Türkiye'de Türkler!". tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. bu yüzden. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. onun. daha çok hak ediyordu. madem birileri "devlet"i hak edecekti. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir. Çerkesler. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon.blogspot. araştırmacılar. oysa. bayraksız. anayurdun işgalini görünce.Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi. Oysa. Ya da. Korku yalnız padişahın. Azerbaycanlılar. Kırımlılar. biz. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş.. yağmaları. çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. Özbekler. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. dörtyüz atlı geri döneriz. oluşturuyor. başka bir toprağı yurt edinmiştir. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. onlara yazmalarıyla. evsiz. çaresiz. Bunları zaten biliyorsunuz. Kaybolmuş.. bu toprakların üzerinde yaşayan insanların. cümlesini hep sarfetmişler. Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. dört yüz çadır geldik. toprağımızdan. sanılanın çok üstündedir. sırtından geçinmektedir! Bizler. çiçeklerimizden. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır. İşlerine gelmedi. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. Kerküklüler.. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında.. ama "devletsiz" yapamayız. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur. Bizanslılar.

kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. hazla. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar. Cemil Meriç çok güzel bir adamdı. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. Kütahya pınarları. Jurnal kitabı basıldığı gün. Fırtınada değil. o da onur ve kitap delisi. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. Zaten Süleyman Demirel. hani bazen. düşlerin.. ikisi de savurdu beni. Dünyanın bütün büyük delileri. mutlulukla. düşüncenin maskesini düşürdü. denizleri.. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. özel aşk mektuplarını okuyunca. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor.. Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır.. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri.. hattâ. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır. Eşber Yağmurdereii. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir. en büyük uzmanı. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar. binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle. aldatır. uçurdu. 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. Macellan da. İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür.. neşeyle. uzun uzun. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı.. http://genclikcephesi. yere çakılacağız!. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. geçmişin. ütopyaların. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip. Talihin şu cilvesine bakın ki. Mutsuz bir aydındı. coşkuyla atıverdi bizi. Amasya elması. bu haberi gazetelerden okudum. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. Ve Borges de.blogspot. dalar gideriz.. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir. Türkçesi. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. İkincisi Eşber Yağmurdereii. Çünkü bataklığa dönüşmüş. tadı kaçmış bu dünyaya. limanda battı gemisi. Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını. 459 Bu iki. çinileri gibi cümleleri.com 227 . Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları.. Çünkü. yoksa kendini öğütür" diyordu. binbir gece masallarının hayranıydı. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. gözlerimiz boşluğa asılır. bu tarifsiz güzel adamı. tane tane ve hayranlıkla anlatır. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. halis muhlis yerli. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp. masalların ağına düşürür. yazarların katilidir. sapıklıkla suçladılar. Bizi bu paşaların maaşları batırdı". Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir.. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. masalları ve hayalleridir!. önümüzü açtı. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. Eşber Yağmurdereli de öyle. ne zaman başbaşa kalsamz. Jules Verne de. masalı unuttuğumuzda. bu ülkede iki kör adam tanıdım. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü.. geleceğin. Binbir gece masalları. sonunda bir müşteri çıkar. dinleri.

Rumeli türküleri gibi sevdim onu. katillerin. Eşber Yağmurdereli anlattı. çok hazin. Çölde kaybolanlar "serap" görür. Ancak. Oysa Eşber Yağmurde-reli. yükünü yıkacak bir kıyı... hayallerle yürüyor. polise bir iftirada bulunur. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. devler çok büyüktü ama. yılanlar soksa da beynimizi. Adam Kahire'ye gider.Yaşamak için tek bir şansımız vardı.. Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini. beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. uluslararası hırsızların. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan. Boynu dik. yelken direği gibi. ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. der. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş. hırsız. elli değnekten sonra açar gözlerini. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır. binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. boynu her yerde dik.. açmadı gözlerini. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. bal söyle".. onurlu bir insan olmak. Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük. çok küçük bir şeydi. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı.. Hırsız. ben de babam da. tekerleklerin altında ezildi. çoktan Bağdat'a giderdim. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar. Yüzünü seyrettim aylarca.. insanların istediği çok sade. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu.. değil yurtdışı. hikâyeleri o kadar çok ki. Masaldaki olağanüstü kahramanlar.... ben gözümü elli değnekte açtım. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini.. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!. mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar. masalını unutanlar. ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı. toprağına bağlı! Pasinler Ovası.. tam da adamın evinin bahçesindedir.com 228 . Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. Rüyalara aldansaydım. şeker söyle. yani numaradan gözleri kapalı olan. soylu. devlet. Sakalları ipeksi yelken bezinden. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır. der ki.. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış.. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların.. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur.blogspot. Tarihin tekerlekleri bu masallarla. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır.. çok trajik hikâyelerimiz vardır. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. ezilecektir. hep bunu yapıyoruz. http://genclikcephesi. Hazineyi de bulamaz. hakim. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye".. Polis geldiğinde kör numarası yapar.. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. Hakim bütün macerasını dinler. binbir gece değil.. kaymak söyle. Eşber Yağmurdereli. soluğu yurtdışında alır. Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın.

ya da bu mücadeleyi oradan verdiler. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der. adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir. bu saatte işten çıkıyorum.. sayıklamalardan. sen doğru adamsın. neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. ben ne yapayım" deyip kayboluyor!. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. Halkın içinden insanlar." der. çok zengin bir adamdır. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer.. bir tur daha atalım. dördüncü günü. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan. kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar." deyip kayboluyor.. insanlar. "allı turnanın" ta kendisi.. ihanete uğramış. ama sizi Allah inandırsın..Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı.. Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi. yoksa. Mesela Atinalı Timon. Latin Amerika'ya. önünü kesmişlerdi. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır. yalanlar.. ben yapamam. Othello.." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye.. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye..blogspot. Kral Le-ar\. Yarı deli konuşmalar.. hırsızlıklara dayanamamış. hakim sorar. hakim. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar. Atinalı Timon. hepsi.. arkadaşlarının hiç tanımadığı. delirmek üzeredir.com 229 . Yolda gezinirken. patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur.. ama ben maçı kaybettim ağabey.. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. Eşber Yağmurdereli'yi görünce. dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi.. "delirmeye" yüz tutmuşlardır.. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış.. "Ne iş yapıyorsun?".. Machbet.. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey. Sonra. sızacak kadar içmiş. çocuk altına işerse bir türbeye. Eşber Yağmurdereli. Hamlet. İtalya'ya. insan hakları. Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı. "Yaz kızım. ama şu halka güvenme. Madem hayal ediyorsun. Othello. Felsefe tahsil etti.. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. Eşber Yağmurdereli. yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!. avukat ve yazar. Yunan adalarındaki lokantalardan.. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar. sen doğru adamsın. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. sonra Manş Denizi'ne. Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım. satılmış. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir. ömürboyu dostlarına dağıtır. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. Kimdi bunlar. Bir başka adam gecenin bir vakti. demokrasi gibi kavramları. çünkü Yağmurdereli. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. sonunda dostları tarafından aldatılır. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış. ya yurtdışından ithal ettiler. ben de bir şeyler yapmak istiyorum. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum. Machbet... ihanet onu delirtir!. kör-cahil!". açlık grevinin üçüncü.

. insanlık derslerini. deve hörgücü gibiydi. o korkmadı. yedi günde Van'a. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!. Tekerlekleri kauçuk dolgu. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. şu sokaktaki düz insanlar. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir.. sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!. bugünkü gibi. halis muhlis Anadolu çocuğu. kahramanlarını delirttikten sonra. Kral Learl Hepsi delirmiş..blogspot. Fren sistemi de. Evimize. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. yarı deli meczupların ağzından verir!. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu.. Atinalı Timon. türkülerin hepsi güzel!. biz korktuk. destekliyoruz!. bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip.Yani Şekspir. Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz... anası Erzurumlu... Bu soruların da cevabı yok! Ama... Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi.com 230 . Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de.. Machbet. deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!. yani bizler. ancak... olsun. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. Ne pahasına olursa olsun. balatalar yerine fren çubukları vardı. Hızır olduğunu.. onu alkışlıyor. Kendisine değil. bir bas iki kaldır usûlü. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları". 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı.. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi. insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. Hızır Aleyhis-selam'dan başka. yani hepimiz: Yani deliler!. olsun. şimdi. kurtardı. (bugün 4-5 saatte). sopumuza onur verdin!.. Elimizden hiçbir şey gelmese de. bu düz. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı.. Hepsi bu mu? Hepsi bu!. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı. beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet. Hiç kaza yapmadığıyla övünür. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. yolda bıraktıkları araba. Kamyon Zigana'yı devirdi mi. Ve hepsi içlerinden. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini. Bastırırız!. Yani. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!.. Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. ayaklarının ters olduğundan anladı. uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. toprağımıza. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları. onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir. kendileriyle her gün. o olmadı!.. Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz. Cevap. bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. kimseye farkettirmeden. düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler. giderken. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler. Kurtarma ekipleri de yoktu. Ba-tum'a kadar gidip. Othello. Sıradan. 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. ha-valı-şişirme değil.. taşımıza. ülkemize. Eşber Yağmurdereli. dağımıza..

çocuklara. Van. 40'a geldiğimizde günde bir araba. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. baba değil. dört tanesini ölene kadar tuttu. dolmuşçuydu artık. birini kardeşi kaçırdı. un. Osmanlıca okur-yazar. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. ormandakiler ormanı bırakıp. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. Doğu'ya şeker. Arabalar şehre girerken. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. kadınlara. Her birine sırayla giderdi. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. Kuşatma altında kaldı. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. Lazca konuşur. Ve bu mağrur masal adamı. bir küfe domates. http://genclikcephesi. tarlayı. ikincisi Gümüşhane'den. dişlerinin ucuyla yakalardı. Seferleri. Rumca. babam olur. bıçak oyunu dillere destandı. Orta yemeğinden ayrı olarak. atma biner. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. elinde bir kamyon kaldı.000 lira ile gezerdi. inşaat malzemesi. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar. üç numaralı oğluyum. bir daha kendini toparlayamadı. Trabzon. ayağında ne varsa. oğullarını sokağa salar. Elinde.com 231 .. bunun uydurma olduğunu. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. sohbetli muhabbet kurardı. yoksul. canlı hayvan. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. Kars. Akşam yemeğine oturmadan. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. canlı hayvan. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. sini kurdururdu. Bir küfe soğan. Biz. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. Erivan'ın içine kadar girerdi. İstemese de. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu.blogspot. kemik sırtlı. Şoför Sabri yeni bir kadın. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. topluiğne başlı. ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Bu adam. Oniki çocuğu oldu. ekmek parası. çünkü. Müşterileri ona bayılıyordu. tulum peyniri getirirdi. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. kiremit. içti. Horonu da iyi oynardı. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. kapı önüne minderler atar. oniki de akraba. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. yine çalıştı. arabanın gidişini seyre gelirdi.İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu.. yağı. kamyonları çevrildi. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp. üçüncüsü Erzurum'dan. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. fındık taşırdı. dördüncüsü Kars'tan. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. balığı özeldi. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. çalıştı. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. yedi. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. son kamyonunda tanıdık. Türkçe okur! Yollar topraktı. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. böyle. dönüşte. yabancı kimseleri toplatıp. Rusça. kahvede sekiz köşe otururlar!. birkaç kasa balık. dilenci. yıllarca süren bir hastalığa düştü. kendi yemeği. eşrafla sofralı. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. dururlardı. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. küçük oğulları onu. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. balı. böyle açılırdı. ilki Trabzon'dan. karın ilk yüzmetresini muavinler. şehre yeniden atıyla girerdi. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. beşincisi Bayburt'tan. fotoğraflarda kaldı. Geçmiş. çamura boğardı. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. erkeklere.

baba!". dere boyu kar yağıyordu. Ben de arka koltukta. "Ne yapmıştır oğlum". bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri.. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!".. her an dereye uçabiliriz. sülalelerin anasını avradını düz giderken. korkudan ödüm patlardı. yeter ki babamın uykusu gelmesin. tuzunu. eti incecik kıymıştır. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi. dört numara ne yapmıştır?". Araba. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle. domatesi.. annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır. altıyüzün üstünde nüfus. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. Babam küçücükmüş. sorma!. "Baba. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk.. "Oğlum. uzun yola köye çıkardık. iki numara.. 468 469 soğanları doğramış. annem şimdi. yaprak biberleri lime lime etmiştir. uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır.. kızartılır. tepsiye limonu. "İki numara ne yapmıştır oğlum!". Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken. maydanozunu içine atmıştır..com 232 . "Sen üzülme baba. tabaklara konur! Akşam oldu olacak. "Üç numara baba. fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır. "Baba. Farlar zayıftı. "Vermemiştir oğlum!". "Oğlum. tavada bir güzel kavurmuştur. araşma cevizleri dizmiştir. "Baba. Farlar zayıftı. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır.. tuzlanır. sorma!". Yol uzar. Baba. arazinin içindeki değirmenleri. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar. "Bana öyle geliyor ki oğlum. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır.. Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. mısırları yumuşacık pişirmiştir. Her virajı dönüp. bir lahana çorbası yapmıştır. çay. avuçta yok. Babam hışımla kaportayı kaldırır. çocukluk günleriyle birbir sayıklar. büyük ağabeyim vermiştir!". "Yanında ne vardır oğlum!". ormanları isimleriyle. Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür. babam. şehre gireriz. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım. pazardan bir bakraç yoğurt almıştır.. "Yanında ne vardır oğlum?". "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır. derdim. baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır. tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur. Farlar zayıftı... ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. vermiştir!"." Yol uzar. biraz zor yatıştırırlar babamı.. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın.. "Baba. kırk yıldır yüzüne bakmadığı.. sigara. balıklar temizlenir. baba.. gelir. lahanayı ince ince kıymıştır. süngeri küflü koltuklara siner. Arazisine yerleşmiş. "Yapmıştır. dere boyu kar yağıyordu..Eski günler aklına geldikçe. gelir. dere boyu kar yağıyordu. baba.blogspot. dere boyu kar yağıyordu. hem. artık. silahını kontrol eder. "Yanında ne vardır?"." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!". karabiberini.. "Vermiştir baba. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. şimdi elde yok. hanımları pek de gönüllü değil. elindeki tapuyu gösterir. muşambası yırtılmış. Küfürler. demek). geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş. iki numara şimdi.. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş.. değirmenlerin sesinden korkuyordum. Jandarma gelir. Sakinleşir. sorma!"... hem konuşturup açmak lazım babamı. sinirli.. soğanı koymuştur... aç." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır. Farlar zayıftı. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar. baba. dere boyu kar yağıyordu. uykusu ağır ağır gelir babamın. yol bitmek bilmiyordu.. Farlar zayıftı. sorma!. bir numara şimdi..

" Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm. Karadenizli iseniz.. "İyi okuyorum baba". ikmalden anlamıyor.. Rusya'nın karışık zamanı. Türkçe konuşan tüm insanlar. dokuları görürsünüz. Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. Dişlilerin gözünü oyar. dağılacak. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. Karadeniz türküleri üzerine. çamur içinde. bu mısrada gizlenmiş.. "Kaynatmıştır baba!.. her tarafı yağ. Şimdi okul dağıldı.. bu şiirde gizlenmiş. motorun gırtlağına sarılır. "Kaynatmış mıdır oğlum!". direksiyonun başına oturmayacaksın!". kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun.. bu türkünün içine gizlenmiş. Sevdiğim kız. bu mısranm içine gizlenmiş. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi. Un taşıdım. evin de altını üstüne getirir. Halk daire olur etrafımızda... şimdi annem." "Oğlum.. şanzımanm. "Bana bir yemin ver oğlum". dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz. bu türküyü duyduğunuzda. bu şiirde gizlenmiş. "Okuyorum baba". Ve şehirli değil. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. hayvan taşıdım. kolumla tutarım... "Oturmayacağım baba!. "Okuyorsun değil mi oğlum".. gözyaşlarını siler gibi. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri.. bujilerin kafasını çıkarır. pembe.. "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız. Kur'an mıdır. İncil midir. bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça. demir yoktur. Basar gaza. biz kara ekmek (çavdar ekmeği)." İçinden hangi hesapları yapmışsa." (Babamın bu sözlerini hatırladım.dilinden iyi anlar.com 233 . geçtiğimiz ay. Bu sinirle eve gidersek. amortismanların yedi sülalesini. koluma felç girer.. sevgilinin sarı. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir. ön takımları bir güzel okşar. Karadenizli olmanız gerekmez. sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına. Karadenizli değilseniz. İyi ki babam karneden. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da. Ne zaman gitsem. kazan kazan suları kaynatmıştır!". fırfırlı eteğini de görürsünüz. "Ömrün boyu şu meretin. Ancak. Karadenizli iseniz. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. Ön kapağı tutacak. Beyaz Ordu'da bir subay.) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa. Gazın gürültüsüne.blogspot. "Baba. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı. yine onlar beyaz ekmek yiyor.. bu hikâyeyi yazdım. siler. bu yarı köpürmüş. Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik. nedir? Dedi ki. "İyi okuyor musun oğlum!". Karadenizli değilseniz. Bir de. Ödüm kopar. havalanmakta güçlük çekip.. Ön takımlardan alevler fırlar. "Ne yemini baba". hüzün dolu bir çaresizlik görür.. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış. Babam. dağlı bir Karadenizli iseniz. Karadenizli değilseniz... muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum. araba gürler.

Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor. canavarlığın salyası. sigarasını tüttürüp. bir kısa film çekmek istiyoruz. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz. Bu çılgın zevk. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. Bozuk kurgu. Bu mısralar. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler. hüzün.. koltuk altındaki silah kılıfıyla. bileklerimiz korkusuzdur. bedenimize değil..olduğunu düşünürsek. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi. kır evinin şöminesinde. endişeleniriz de. derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. akademilerden. onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp. terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür. Toplumlar yoksullaşıp.. Mihri Belli. siyasi karışıklıklar art tıkça . Ve Cüneyt'in yüzü. Evet. Çünkü. bu uğurda kavga vermişlerdir. tane tane okuyun kitaplarını.. Canavarlıktır bu. rakı içmiş. Her neyse. TV programı. Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz.öt sallıyorlar. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. Ancak. dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi. sinema. Mantığımızı bozan. holdinglerden.. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada.. Tertemiz. Düzensizleştirir. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış..blogspot. ordudan. Sa-dun Aren.. tiyatro. Mehmet Ali Aybar. saf. masum. bölücülük. bölmek. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz... belgesel. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. Başrollerde Cüneyt Arkm. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş. birlikte. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş.öt sallamanın şampi yonudur. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış.. Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz. Bu curcunalı. sayın seyirciler.. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı. kavgası haline getirmiş. Hazzı. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir. hepsi. Behice Boran. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. kurtardığı kızla. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. edebi eserler. beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. ne kadar öfkeli olursak olalım. devletten. Latinler . algılarımızı ka473 paur.öt sallamaya başlarlar. işte bu yüzden.com 234 .. solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç. bu mısralar. çocuksu. barbarca katlediyorsunuz. her şeyden büyüktür. bu ülke bizi yormaz. elimizde bu mısralar vardır ve bizler.

Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. o 475 günün teknik. http://genclikcephesi. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. içli sahnesidir. Yine de sürülmüşler. yoksulluktan bahsedenleri. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır. Kadın donarak ölürken. film gözümüzde daha da büyüyor. onlar ayrılmak istiyorlarsa. hattâ. filmin en duygulu. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi. mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş. o dinler ağlardı" der. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar. Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum. Sonra ahırda karısını görür. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek. Köpek gibi horlanan... sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü. Yılmaz Güney içeride. Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. onların düşüncesidir. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını. ama. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir. evine dönerken. kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor. Son söz olarak. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu.. Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan)... yokluklara rağmen.. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu... Tüm meslektaşları. tüm baskılara. çünkü. küstah aydınlara.. maddeler.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında. yani. 141-142. cinayetlerini.. gensoru verilmiş. 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. bu benim görüşüm.25'te Ankara'ya ulaştırılıp. yani. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla. sürülen.. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney. otuzbin kişi öldürûl-memişti. oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. bilgisayar. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu. Yer yer etkileyici. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir. Fehim Adak.blogspot." Bu sözler. Gerisini gidin. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken. izleyin.. gece saat 1. içinden. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. ancak. yalnız su ve ekmek verilmekte. sürünen. Seyit. idamla yargılanmışlardır.com 235 . sübyan koğuşunu anlatır. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. muhteşem sahneleri var. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. oyuncular.

tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. bu öyküyü elimizden alıp. Ama malum yazarlar. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. 1981'de Apo yoktu. bizlere vatan haini deyip. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. karıştıran. iş basındaydılar. O gün de birilerini parçalamakla. 1940'tan. Son onbeş yılda. 1950'den beri. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için. asmakla. politikacılar. http://genclikcephesi. o günlerde de. barbarca.. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. dikenlerin. evet. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. duygularını. Şimdi orada. Bu ülkede. Altemur Kılıç. bağırmakla. Ama. 1950'lerde de Apo yoktu.. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu. Başrollerinde bu aydınlar. derelerin. bulmuş. bu öykülerle insanları. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur. Fatih Altaylı. öldürmekle. Ve sonunda Apo yakalandı. İnsanlığın. yaratmış. hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. aydınların tek sığmağıdır. Canavarca bozdunuz.Hem dağlarında kaval çalınmıyor. İnsan aklını. bu öyküyü.. halkı kandırırız. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler. mantığını. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını..com 236 .blogspot. bu malum yazarlar. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız. Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı. bu lirik öyküler. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar. insan zekâsını bozan. parçalamışlardır. Cüneyt Arkın gibi. bugünkü medyamız. dünyanın. Sizler. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var. ülkemiz. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. asmakla. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. o gün de vardı. yasaklayıp. dağların. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. güzel. suç sayıp. yok etmekle. Halkımız.. Biz. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı. dağlarda otuzbin insan ölürken. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar.. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. hep Apolar aramış. Bu. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. 1970'lerde de Apo yoktu. Bu öyküler.

.blogspot.. Düşüncemiz. Görürdünüz. yakalamak. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu. ciğerleri kavrulmuş.com 237 . Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. Ki. Marmaris sahillerinde toplattırılan. bal. Yazarız. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü. bizler. Yunan bir şey söylemesin. Bir de. kara yüzüne. ışıl ışıl insan gözlerini. yanık. Bu..ikile . İşte asıl bunlar yandı. edebiyatçıyız. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini. çimenler üzerinde koşturan. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü. uzun kaval sesi. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. Kürt. bu ülkenin çocuğusunuz.. Kurban olsunlar senin o biber. beynimiz.... parçaladık. Tanrımız.. çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum. kardeşlerimiz. cuma anneleri. İyi gazete için muhalefet şarttır.. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını.. annelerimiz. batırdı.. cumartesi anneleri duyuyor yalnız.. Bizim devletimiz. pamuk tarlalarından.. kapkara kömür ateşi gözleri. meyve kadar tatlı yanaklarının. kına çiçeği ellerinin. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı. özel tim filmleri çevirdik. kurtardık ülkemizi. Ve biz.. kardeşimiz. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey. Doğulu olmasak da. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını. Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı." Ali Naci Karacan. bayrağımız. .ikile büyüdük. kovalamak.. yakaladık. kaval sesinde. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda.. Bu posterlerin sokağında büyüdük. kaval sesinde. İşte herkesin gözü önünde. Diyarbakır. çirkin. Bir büyük aile gibi yaşanırdı. Biz. Falih Rılkı. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar. Her biri servet sayılacak mücevherler. Alevi. şeriat. Kovaladık. Allah aşkına artık.. komiser. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. Ahmet Emin Yalman. bu öykülerdir. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney.. O vizite yataklarında.. Yesinler senin o incir içi gibi tatlı. süt. ince. Otuzbin ölüye rağmen görmedik. Sekiz gazete. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi. bize kimse Türk. Cüneyt Arkın'ın polis.. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi. Bu yanık. kurdu. parçalamak oldu. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi.Bu yanık kaval sesini artık. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden. üçler-yediler-kırklara karıştın.. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi.

Bedii Faiklerini. http://genclikcephesi. Bütün yıktıklarımızı. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. İşte asıl bunlar yandı.blogspot. galip sayılırdı. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. hepsi. bu parayı da kumara yatırdı. Türk basınını kalbinden vurdu.com 238 . boşuna aramayın. o günlerin Hüseyin Cahitlerini.. Ahmet Emin'in. Mehmet Ali Ağca. Yunus Nadilerini. biraz da kadınlara düşkündü. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. devletlü akçeli işlere karışmıştır. Bugünkü medyayı görüp. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır. genç bir delikanlı getirir. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. Milliyet'i çıkartırken. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması.devrimlerine muhalif olamam. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. ki. Bu büyük ve cefakâr kemalist. aradıklarımız var. İşte asıl bunlar yandı. biraz kumara. kucak açtı. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir. İpekçi'yi değil. gazetesini batırdı. Havuz şeklinde. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi. kuruşsuz kaldı. Zekeriya Ser-tel'in. medyamız patronların eline geçti. 80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse. bulup küçümser. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını.. bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir. Babasına gazete çıkarken. Hüseyin Cahit'in.. Aydın Doğan Milliyeti satın aldı.. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. bir adam boyuna yakın derinlikte. yeniden kuracak olduktan sonra. 45 bin tirajı bulur. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu.. Sumo güreşi hikâye. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. Ancak. Ancak. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı.. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı. Gerekçesi. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı. yuvarlak. 480 481 Meclisin ilk günlerinde.. Dokuz ay sonra İpekçi. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri. geniş çukurlar açılırdı. düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir... Akşamcı Naci. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı. İşte asıl bunlar yandı. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı.. Abdi İpekçi'dir bu.

Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır. ancak. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor. İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp.blogspot. yahu hangi sol... Ankara'da Karayalçm. Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar. derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular.... İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi. uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz.CHP'nin başkanları ise. tükenecek. pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. hattâ. şeriattı derken. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda.. nerede meşhur bir kebap varsa.. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması. gerçek hayatta ise.. İşte. diye sevinirmiş.. Ankara kedisi.. Ankara keçisi. olsun. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti. İşte. hayat mı değişti.. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi. diye sormadı. http://genclikcephesi. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak.Değişen. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün. çünkü. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu.. piyade birlikleri gibi. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. bu evliliği bitirdi.. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde. meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz. Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır. "delikanlı" taburları yapmalı. topçu. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye. ancak beş-on kişi olabiliyor.com 239 . İzmir'de Yüksel Çakmur. Oysa Türkiye halkı. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı.. Hattâ. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi. kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. çünkü. bu üç hayvanın da soyu tükendi. bir şartı var. İklim mi değişti. Sırrı. arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top. ölçüsüz. tüketti.. Bir de "delikanlıları". soğuklar mı bitti... oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da.. at arabalarım çektiriyor. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil.. tahta kuruları da öldü. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor. Ve. meşe odunu ateşinde. arada bunlar da yandı. bunlar da arada yanıverdi. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci. bizler lâikti. Ankara tavşanı. neyin solu.

sessiz. "anayasayı" hiçe saydılar. Tekrar başa döndük. başörtüsü. zaten sen adam değilmişsin. üşenmeyin gidin görün. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı.. hattâ yurtdışına kaçırtmak. meclisin. işte burada.. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti. havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu. çevre.. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. öfkesi burnunda.. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. öl. çok geçmeden. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a. pis su borularının maliyeti. bağırdılar.. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar. siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak. hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. Pirelerin. yasaların çalıştığı bir günde. 484 çöpü.. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. din. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi. en puşt kameramanları. en sahtekâr holdingleri. diyemedi. desene tekrar başa döneceğiz" demişti.. Gerçekten Refah saflarında. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar... adını Ertuğrul koyarlar. Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı.. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı. Halkın acıyla. Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. böyle oldu. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada... iyi niyetli bir tabiatı vardı.. daha önce. serbest fırkalara dönüverdik... medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde. istiklal mahkemelerine.. Ancak. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı. Değil lSKl'nin gelirleri. Menemen vakalarına.blogspot. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı.. Hattâ içeri attırmak. ellerinden geleni ardlarma koymadılar. olan olmuştu.com 240 . Keşke harbiden darbe olsaydı. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler.. derdik ki. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. Aticak. yobaz.. suyu. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. kitap. daha acı bir çığlık.Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı. holdingler. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar. Allah.. insan hakları. şimdi talancılarını bekliyor. Medya yüzyıldır. herkes. vs. Askerin en kızgın. Tayyip Erdoğan farklıydı. diye karşılık verdi. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a.. kestiler. Ama onlar gün ortasında. darbe oldu. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda.. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. yazarlar-medya da bahaneyi buldu.. patronların solcu arkadaşı. dar bir görüş.. depolarındaki temiz.. dediler. Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul.... kanalizasyon. çakallar. merinos tıraşlı. tabancılar için yeniden. saldırgan. Ve. işadamları. ünlü fıkradır.. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu. "hukuğu".. Daha.. demokratik ortamda.. tarihin en yalancı gazetecileri. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise. siyasiler. Refah da.. talanla. Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. çirkin şovcu.. sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak. Bir küçük aÇ!k bulup. Şair Eşref. şimdi neden köpürüyorlar.. gösterişsiz bir ha-Yatl. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su. Sıradan. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü. kudurmuş hırsları. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için..

Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana. başı düşmüş. üzüntülü. arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler. basit. kim. parlak.. Menderes'e gönül bağlamış halk. Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar. top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi... gösterişsiz.. halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi. îşte asıl bunlar yandı. memleketsever. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar.. insanlar kahkahadan kırıldı.. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise. zili yok arabanın" dedi. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar. Arkasında boyalı bir orkestra. gitti.. tertemiz.. muavin sesini çıkartmadı. http://genclikcephesi. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla.. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali.. tarihe geçti. Şevki Yılmazları. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz... mesela.. halis. şovmen Leyla Te-kül'dü." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar. Şoför. hayal kırıklığına uğramıştı... başka nereyi sorsun. herkes sana. sonra anladım ki herkes abaza. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar. gözleri. iri.. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları.. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı.. 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız. Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor. Daha da hazinleri var.. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım. sıradan. Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. Tayyip Erdoğan.. seminerde. halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. kendine güvenliydi. fazla da heyecan taşımayan. Ancak..kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar. Ama. ondan... yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu. Fethul-lah Hocası. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var.. o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı. TGRT televizyonu. Şovmen Cem Özer. Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim. tekrar yola koyulduk. Ön tarafa geçerken.com 241 . süslü maden gibi parlıyordu. Çünkü... Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız...blogspot. özür dileyen halini beklediler. Oysa bu insanlar. temkinli. Ancak.

Sonra anladım ki. Başodacı başhekime laf kondurmaz. en baştaki hiç kalkmıyor. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı. der. benimsemenin de anlaşılmayan. kalkıyorlar. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır. En baştaki hiçbirine kalkmıyordu.blogspot. başhekime ve müdüre kalkarım. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım". "Sen dedim.. "Başhekime de kalkarım.Pencereden dışarısı karanlık. Mehmet Kaplan.. hikâyelerinin tekniği. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. Mesela. dedi. hem bayanlar tuvaleti. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli. o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. en rahat o. üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden.. birinin aniden kalktığını görürsünüz. Behçet Mahir. "Ben bunlar gibi çömez değilim. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu.. müdür tuvalete geçince kalkıyor. ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. piyano tuşları gibi birinin oturup. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. müdürün odaları var. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin. başhemşire. servis şeflerini sallamam" dedi. yalnız başhemşireye. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar.. onu benimsemiş. doktora çalışması yapılmış.. birinci katta başhekim. daktilo. orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım. yarı uykulu düşündüm. ama. yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. melekti. ona kalırsa. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti. "Ben. Diğerine dedim ki. bu dört odacının. Bu adam da. sevmiştir. "Onun işi çok rahat. Dr.. muavinleri sallamam" dedi.. başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya.. insanların hayat diye. ikinci. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır. hımbıl. Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni. dördünde de dört odacı. onlara niye kalkıcam" dedi. Diğerleri başhekim için "hırsız" der.. Uzaktan baktığınızda.. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu. çünkü koridorda yalnız tuvalet var.. başhekim. sen niye hepsine kalkmıyorsun... hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi. Behçet Mahir üstüne onlarca master.. müdür muavinlerine kalkmam. tekrar oturuyorlar.. müdür için gavat. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim.. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. "Ben.. yorumlanmamış doğruları doğurduğu. En başta dört köşe kurulmuş odacı. başhemşire için orospu. başhemşire birinci. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur. Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . ama ilk tanışmam böyle oldu. zil deyince. kalkıyorlar. ben de kalkma diyom. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. Saatler geçer. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı. dedi. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor.. niçin arada bir kalkıyorsun?". Ancak. erdem. çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. bir de tuvalet dönüşü.. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler. Koridorun sonunda da hem erkekler. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi. fena mı ediyom?"." İtaatin benimsemeyi. donmuş. parasızdır. başhekimin odacısıydı.com 242 ..mına koyum. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem). Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır. başhemşire. "Çok iyi kızdı. Hastanede çalıştığım yıllarda. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda. hangi odacı kime kalkıyorsa.

anarşi çıkarıyorlarmış. "Dur hocam. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda. onun anlayıp. erdemi öğretmek toplumun borcudur. çünkü mirasa konacaktır. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı. tabiatın güzel manzaraları.blogspot. koyar. anlayamadıkları. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için. güzel bir ses.. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam. seze-bilmesini.. insanın. güzel bir şiir. 1988'de öldü. bir çay içimi molası verip. http://genclikcephesi. yaşayabilmesini sağlar. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız. Üstüne. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. hem kendine. Behçet Mahir. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. Türkçe sevgisi aşılıyor. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir.. Evini yerleştirir.. tartışmasını. varolmanın sesi. aşk. Faust. babasının malına göz dikmişse. gün gelir.yarın. hikâyeler. bir duygudur. vicdanı. yani. insanlık kazanmıştır. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. İnsanlar bilmedikleri. sevgili. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. "Hayatın hiçbir anma geçme dur. varolmanın güzelliği kazanmıştır. Mesela bir çocuk.. hayatın kendisi. içimizde duyduğumuz derin bir ses. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler.. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı. sanatı. ayvazı çağırdı. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. çayımdan bir içim" deyip. tek bir çırak bırakmadı. siyaset. açlığı. sinema. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu. o kadar güzelsin ki" dersiniz. edebiyat. halk türküleri. güzel bir ses. İşte halk türküleri.. Tanrıya inanın ya da inanmayın. tam öleceği an. Sanat. o kadar güzelsin ki" der. Ancak.. haa ne oluyormuş. hayatı üzerine. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar. Her insan anlayabildiği doğruları benimser. Çok sevdiğim... Gelini çağırmak için. bahsi kaybeder. Bir siyasi örnek verelim. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur. yıllarca odacılık yaptıktan sonra. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması. maalesef bunlardan habersiziz... Tanrı'ya inanın. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur. Sırf kendi karnımızın doyması için. ya da inanmayın. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. o ana. güzel bir manzara. hepimizin içinde yaşayan.. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin. "Geçme dur. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor. Bu ses güzelleştirir insanı. çok yakın bir arkadaşımın babası. fıkralar.. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. Ancak. "Geçme dur. 492 Faust bahsi kaybetmiştir. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. o anları anlayamazsak. her insan erdemini. hayata diretiriz. sanat. hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını... yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz. karıştırırız. babasının ölüm anıdır. hayatın öyle anları vardır ki. Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. insana derin bir Anadolu.. ama. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur. psikoloji. adını ne koyarsanız koyun. hocası onu sürekli. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar. zile basıp çağırıyordu. hepimizi kucaklayan güzelliğin. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır... Bu anı düşünmekten haz duyar..com 243 . Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana.

yorumlayamayacak kadar basit. zil sesiyle iktidar olurlar.. kolay doğruları vardır. Bize. Dinç Bilgin'in. işin arkasına indiğimiz YÖK. hırlaşır dururlar. "kendi doğruları" yoktur. dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. susarlar!.. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. "Anarşi çıkarıyorlar. gidecektir. itaatle. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak. sevgilimizi onurlu. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları. beğeni. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak. 494 495 http://genclikcephesi.. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye.blogspot. Aydın Doğan'm elini öpmeyi. zile basıverir birisi. efendisiz. konservatuvarları. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller. ahlâksızlar. zil sesiyle gelen.. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur. zil sesiyle giderler. kardeş düşmanları. düz. "değerlerini" bilebilmesi için. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. tabiatı tanımazlar. sanatçı. birinde Bob Marley. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir. sirk hayvanları zekâları kadardır. Orhan Gencebay. zil sesiyle "benimsenmiş" düz. yirmi senelik okul hayatına bakıp. haz duyarlar. onların işgal ettiği bir ülkede. Öğrenci. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. karmakarışıktır. Şimdi. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. güzellik duyguları. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır.. sevgiliyi. Zil sesiyle sanatçı olurlar. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. Cumhurbaşkanının. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. Sanatçılar da. yüce aşkı. soylu beğenileri tanımazlar. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip. soylu. arkadaş. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. kendi gerçeğini anlayıp.. eskilerin dediği gibi. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. bilge insanlardan seçeriz. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar. estetik. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları. sahipsiz..Ancak.. aklım kullanamayan dandaklar-dır. o kadar güzelsin ki" anlarını. Erbakan'm. zihinsel uyuşukluğu. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. İçimizde.... "büyüktür.. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. Cem Uzan'm. uyuşturucu tüccarı katiller ise. haz. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. Onların hakim olduğu. "Geçme dur. karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. miskinliği aşacak. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler.. Mesela. Dandaklar ise. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur. zil sesiyle giden. saygıdır.com 244 . dost.

Çırçır'da makine. Adana'ya pamuğu.İşçi lazım olurdu. sıkıştırılmış 120-130 kilo alır. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu. küçük sermayesini büyütüyordu. İnsan emeğinden bol. Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. dokumaya. haşa. öldürülmüştür.. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı. Hacı Ömer Sabancı idi. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. benimle gelin' derdi. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı. selüloz. ayrıca büyük bir gemi filosu vardı. rakip hafif kalır. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. bir işçi simsarı oldu.com 245 . Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler. Verilen azmış. Mitsuiler gibi. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. Sabancı ailesinin. ilk çırçır fabrikası kuruldu. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. yaşlı. birbirlerine sokulmuş.. kimine balya taşıtır. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. ipeğe. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. Kimine pamuk bastırır. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar. Mitsui'nin rakibi." http://genclikcephesi. vs. en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. toplamaya götürürdü. sen. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu. ki. hattâ. İlk işi. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da. köle pamuk işçileri zencilerdi. kimini çapaya. altın. buna. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. hattâ ormanlarına.. en okumuş. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. genç. aile dağılmadı. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. konserve. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü. köyünden işçiler getirmeye başladı. yün.blogspot. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen. ayakta bekleşen. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı. kimya. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. Üçyüzyıllık aile mirası. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. tütün. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı. çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. tek başına. giderdi ırgat pazarına. pamuktan. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan.. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. ". (vurgunu). cumhuriyet tarihine damgasını basacak. hanında. "aile" geleneğine dayalı. Pamuk Adana'nın ruhu. Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. Ayrıca. Kuzey-güney savaşının konusu. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. sen. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. en genç. Adana'da haşa denir.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. Yevmiyeniz şu kadar derdi. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. Türk ekonomisinin lokomotifi oldu. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". pamuk ekmesini tavsiye ettiler.

kar olmaz. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. 40'h yıllara gelindiğinde. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı. toprak sahibi olmak. muhteşem bir Amerikan filmi olacak. Rumlar'dan. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. Hacı Ömer. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü. müdür. ucuz işgücü. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti.. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. İstiklal savaşı henüz bitmişti. büyük bir voli vurmuş. Fiyat artışları.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. gözlerine kimse inanamadı. yağmurlu geçerdi. Varlık Vergisi. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş. Celal Bayar. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". mal. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. ilk toprakla tanışması da. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince. Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. Keyifle avuçlarını ovuşturdu. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet. Hacı Ömer. asırlarca patronların rüyasını süsler. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. İçten pazarlıklı. o pamuğunuzu alıyom. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu.. varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti.. beyler. "eziyeti" haline geldi.. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. Hacı Ömer de "ortak" oldu. Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş.blogspot. ustalıklı. yine de köle işçilerin ağası. Bu ortaklık. üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. Yokluk yıllarında halk. simsarı olarak bilirdi. Güçlerinin sarhoşu ağalar için.com 246 . Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. deyip. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi. köylü kurnazı Hacı Ömer. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. Hacı Ömer. Adana'daki bol. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki. mülk. kuyruklar büyüyordu. mal darlığı yokluklar.. Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile. lanetler yağdırıyordu. teşvik etti. don olmaz. paşalar gibi sefalar sürmek. ilk büyük ortaklığıyla başlar. Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir. ancak. önlerini açtı. yol gösterdi. Deli miydi bu herif. üstüne de kazanmıştı. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi.

(... Bossa kurulur-¥en. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti. Türkiye'yi ikiye bölen. Protokol filan tanıdığı yok. Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti. Menderes. Amerika'nın kara haydut bayrağının. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım. O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar. sinema işinde büyük para olduğunu görünce.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım.5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu.. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar..blogspot.) Tabii. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü. Sonunda geri kalan % 35.. Refik Koraltan başta.. değil Adana'nın.. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı. serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer. Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır. bize pul bayiliği verin.) Hasis davranışları bizi etkiliyor. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm.. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı. bende oğul. geleneksel aile mirasını tutamaz. dağılırlar." diye sızlanıyor. Sanayi Kalkınma Bankası.. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir.Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor.. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. Türkiye'nin geleneksel. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor. tam da burada. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim. 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14. Hacı Ömer.) Bu hikâyenin kahramanı. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. Hacı Ömer'e giderdi. Sadıka hanım. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş. İşte. kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz. Hacı Ömer.. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip. uşak çok. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur. sen yeterince oyalandın. köşke uğramayan politikacı yoktur. aştı. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü.. beş milyon lira kredi aldı. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık. mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim.. derler bizde.. Elinden düşürmediği. Giyimi kuşamı savruk. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor.com 247 ." Hacı Ömer'in son büyük volisi. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ". büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. aslında yurtdışından kim gelirse.Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor. saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir.." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür.. çocuklar.. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. başka laf dinlemiyordu. paldır küldür giriyor.. (. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp.

seyredip. Hacı Ömer eğlenirdi. Nedendir bilinmez. köylü acıyla Hacı Ömer'e: "Ulan çocukluğundan çektiğimiz yetmedi. yemeğe para harcamayıp. İhtiyar eşeği bulamayınca bas bas bağırır. alayın yemekhanesine dalardı. iplik. mobilyacıları Güngör anlatıyor. ya da parayla yazılmış intihası veriyor.. zayıf. Sakıp evlenecekmiş. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. mercimek çorba gibi. Hacı Ömer fiyatının üçyüzbin lira olduğunu öğre nince. bir kenarda eğlenirdi. Sakıp çok beğenmiş. Menzil komutanı Güventürk anlatıyor: "Adana'da topçu alayımız vardı. ziyafetler için hazırladı. Rum-lar'dan kalma bir hanın damına çektirir. ünlü antikacı Portakal'dan "at heykelini" almayı ihmal etmedi. mobilya siparişi vermiş. Şimdi duyduklarınıza ise inanamayacaksınız.. köyün çarşısında kızılca kıyamet kopar berber-kasap ölesiye kavga ettikçe. teftişe giderdim.blogspot. kaldım. sızlanır. "Bak yeğenim. sıkı bir proje yapmış. haftanın üç günü topçu alayının yemekhanesine gidip. kasap Hacı Ahmet'in dükkânına saldırırdı. Yetmiş yıldır. Adana'nın tarih içinde yetiştirdiği en zengin adamlardan Hacı Ömer. yanından geçerken koluna çarpmış gibi çömleğini düşür. siz çözümleyin. çünkü haftanın üç günü alaym yemekhanesindedir. Karavana yemeğe geldim. Yine yaylada. 20-25 sene içinde çırçır. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok. evinde ziyafetlerle ağırlamış. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız. "Yeğenim bunların hepsini ocağın altına atsan bir çorba pişirmez" dedi. kuru fasulye. berberin çömleklerinden bir ikisini gizlice kırdırır. kasabın kırdığını sanıp. Hacı Ömer. Oysa ortada. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdırıp tenekelerin bulunduğunu Ayşe halaya bildirir. öğrenelim. hatır için. Hacı Ömer bu tenekeleri kaybettirir.." Nasıl pazarlıkçı. bu yaptığın iş mi diyenlere de.com 248 . köyü hırsızlar bastı diye ağlar. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip. Zavallı Ayşe kadın üzülür. Hacı Ömer. köşkün önüne de.. sinema seyreder gibi eğlenirdi. gör. piyadelerle yemek yiyor. kay-bol" diyor. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. yaşlı Ayşe hala kışlık ve peynir ve yağın iki tenekesini soğukluk olarak kullanılan mağarada saklar. sonra gizlediği at ortaya çıkanca. bu bilgileri edindiğimiz Sadun Tanju'nun kitabı ise son derece düzeysiz. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur.. berber Ömer de. tehlikeli bir "roman karakteri"' var. \ Bir dikili ağacı yokken. biz anlatalım." deyip. Yine bir akşam. değneğini yemeden de tüy. der. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. yağ fabrikaları sahibi olmuş. Yoldan bir çocuk tutar. Hacı Ömer tellal çıkartıp numaradan köylünün atım insaniyet namına bulan varsa diye aratır. "Seyret şimdi sinemayı. eğlenmiyorlar mı? http://genclikcephesi. demiş. para ile tuttuğu çocuklara.. bu gelenek bugün.500 501 atıp. eşeği dama çıkarmak deccalın aklına gelir mi bire kâfir" diye küfürler sayar. asker karavanası yemek için. dondum. Hacı Ömer bir kenarda sinema seyreder gibi eğlenirdi.

onlarca torun. bitmek bilmeyen bir karanlık ateşin içinde intiharla. onlar. onların zihnini kalbini hiç yormadı. katrilyonlarca. hepsi canlı. Türkiye'nin tek bir derdi var. borsaya gidip devlet adına masa kurdu. hızla ölüp bu lanet dünyadan kurtuluyorlar. işsizlikle. ) Ama. 1960 ihtilalinde banka kasaları açılırken yaşadı "Bu işler heç doğru değel Emin efendi kardaşım" diye sızlandı.. benim de siyasi görüşüm budur: Eğitim. bildiğimiz yolda ilerlemeye devanı edeceğiz. Sakıp. içimi bir sevinç alır. http://genclikcephesi. sağlık.com 249 . Hacı Ömer'in oğulları... kumarbaz ve içkici olduğu için baştan beri işlerden uzak tutuldu. katrilyonlarca balık var dedikçe. ve "Bu yaptığınız heç eyi değil" dedi. Bu ailelerin servetleri. altmışbeşmilyonluk halkı.. servet düşmanı ve vatan hainleri (!) olarak. katrilyonlarca pamuk çekirdeği. derdim. iki büyük dev aile. bir tane yazar. yani kafasıyla iş gören adam yok. içli-dışlı.. bu topraklarda doğan herkese. Sondan 502 503 üçü İngiltere'de yüksek tahsil gördüler. erken hastalıklarla. hafızaları her yeni gelen nesle tazelemektir. Hacı Ömerler zemzem suyuyla yıkanmış gibi ortaya çıkıyor. balıkçılar sabahın erken vakti... Aile dağılmadı.. sanatçı. açlıkla. oynuyor. katrilyonlarca ton ağırlığında kayalarla dövüyorlar. pamuk fiyatları düşüy