Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

com 6 . başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor.. parmaklarının derisini kaldırıyordu. Bir kurşun ağzını parçalamış. parmaklarını ısıtmaya. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu. Gemici fenerinin ışığıyla. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı. ayakta http://genclikcephesi. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti.. 3. Buz gibi çelik forsep. Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. bir araya topluyorlardı. yerini umursamazlığa bırakmıştı. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. Çam dalları tazeydi. Ormana dalanlar. yaklaşıyordu. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi. Alay'a aniden ateş açıldı. imkânsızdı. Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. gece çarpışan. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. Bölük buraya. Ağır aksak. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı. Eldivenleri çıkardı. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi. Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu. donmalarını önlemeye çalışıyordu. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. uyumayın. Derken tipiye çevirdi hava. Ağzında. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı. çılgınlık olacaktı. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. kıpırdanın. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti. makas eline yapışıyor. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. neşter. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. askerlerini "2. Subaylar. tutuşmuyordu. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. Alay. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık. Bu koşullar altında 91. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu. Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. bağırıyordu: "Uyumayın ha. Oradan ayrılmak. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı. bu çağrılar işe yaramıyor. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş. Çevresinde toplanan otuz. Sabaha doğru. 15 Doktor Derviş. Kaim eldivenlerle aletleri tutması.. Onbeş saat yol yürüyen. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. Ellerinde kazma. güçlerinin. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar.." Ateş başı bulamayanların.blogspot. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91. birazcık kestirmeden. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. kürek. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler.. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. bir daha ateşe sokulamamak demekti.. süngü. çavuşlar ortalıkta dolaşıyor. Donma korkusu. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. Arada bir garip çığlıklar. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak. soğuğun etkisi daha artmıştı.

yapılan yoklamada asker sayısının 1. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı. 16 17 kollar. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. Kurtlar ise. İyimserlik buna denirdi. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi. Çaresiz bitkin savaşçı. erzak. hay kırıyorlardı.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. dehşet içinde çığlık atıyor. bir yanlarına yatmışlar. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler. Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı. parçalamaya donukları. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu.com 7 . bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. son umutlarıydı. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. Atın dışkısı dahi. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. çaktı.. kesilecekti. yumuşaklık yoktu yatışlarında. arabalara. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. sakallarında. atlara. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş.300 dolayındaydı. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. yürürken elinde olmadan öğürüyor. Torbanın dibinde. yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar.. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. Subay kaybının az oluşu. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. bitkin. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. Koca bir tümenden artakalan aç. kaşınma gereği duymamışlardı. Sayım yapıldı. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor. Açlıktan deşilmişti.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. Atların. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi. giysilerin yakalarında. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu. Havaya kalkık bacaklar. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. boyunlarında. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. Tümen 10.blogspot.duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. Tarih.

Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. kurtların karınlarından parçaladığı 90. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler. ne hikâyesi yazıldı. daha da soğuk bir yere. Bulgar-lar'm izin veririz .. inanılmaz kahramanlığı. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. ne anıtı dikildi. Fransızlar'dan yardım isterler. Trabzonlu.kurtulunamaz. lngilizler'den.. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı. büyük paralar istiyorlardı. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı. I Türk orduları. dağlarda 90.000-1. Alman subaylar korkudan. belgeleri yasakladı. Rus arşivlerinde. Sa19 Urlarını. Sizler. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol. sosyal destek verilir. Ancak. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip. Afyonlu..blogspot. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır. çıldırıp donarak teslim olmuştu. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. kurtlar. ev ev çarpışmalar başladı. Sibirya'ya sürdüler. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz. Kazak Türkleri. Sokak sokak. leş kargaları.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü. sirkelerine ne demeli. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti. adlarına ne bir film yapıldı.. soğuk. sahipsiz bırakmayın. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı.. Bu yoksul halkı yalnız. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim. Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp. askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. bir tümenden geriye 180 asker. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i.000 Yozgatlı. cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi. bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum.. kitabın sonunda yayımlar. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. geriye televizyonlarda. Geriden destek üç ayda gelmez. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları. donarak ölürken. Ayakta kalan 1. Allahüekber Dağla-rı'nda. Doy muş. bitler ve macerasever komutanlara. geçit izni vermesi gerekiyordu. aralarına beni de koyun. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. ısınmış. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır. Kars'ın. koyunlarınıza sokuşturun. Yeşil gibi. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu. üçkâğıtçının eline kaldık. Biz ise cumhuriyetimizi. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup. yılın en soğuk gecesi. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur. itin..com 8 . ibnenin. bir bahar günü. Sivaslı. uykusunu almış. Bitlerin yumurtalarına. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın.. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız.

bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp. iki kere iki dört eder. oryantalistler kadar inceleme. elçi. partilerini. Modern toplum. "kanlısını" daha makbul. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. fizik. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar. Deprem rakamı büyükse de. müziği. son ikiyüzyılm Türk aydınları. planlama. büyük bir sosyal. felsefeyle sorgulamaya. bu topraklarda hiç denemeden. dozerler. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini.com 9 . Bu ayaktakımına gazeteler.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. bu göz boyamayla. müfredatımızda yoktur. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti. o dar kasabadan. Batılılar. güya uzman. devasa teknolojilerini oluşturdular. şehirlerimizi.. elma ağaçtan düşer. sosyal. televizyonlar bağışlayıp. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. "mekanik" bir çağ başlattı. ahlâki. hâlâ http://genclikcephesi. hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük. öğretim konusu. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. parçaladılar. ama. televizyonlarımızı. o küçük. kullanmaya başladık. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. dar kasabalarında zaten biliyorlar. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. dış dünyayı. imkânlarını yaşamadan. kimya. matematik ve edebiyat. lâiklik.-organizasyon olarak. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü. barbarlığı aşma yetenekleri. 18. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor. panel. partilerimizde. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. kutsal gördüler. Sadece para kazanmayı değil. bilgi çağma. artık istemesek de biz de. üniversitelerimizde. ağaçlarım. Ezcümle. Bakın. Bu çağ. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. gözlük camlarımızı. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. ama. yönlerini. İlk olarak. Türkler'in dini. yine de. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. matbaa makineleri bunlara örnektir. asker. hepsini ezip. bin yıllık. bizi aşağıladıklarını savunduk. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. insanî ne kadar duygu varsa. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili. akademilerimizi. yok ettiler. siyasi yapılarını. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. bir kurs. "kalkınmanın". yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. 200 yıldır. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. Kısacası. Ama. onu yaşamış kabul edip. pusulayı ne yapsın. bize çağ atlattılar. biz bu rakamı. kendi topraklarını. profesyonel ekipler gelinceye kadar. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız.blogspot. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. sonra. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur. ancak. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. ayrıştırmaya başlayıp. Biz oryantalizme nefretle baktık. oryantalistlerden nefret etti. Bizler ise.

"başımız sağolsun" deseydi. Mısır. Şimdi diyorum. Kudüs'ü. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. herkes gelişigüzel küfrediyor. Kazım Kara-bekir Paşa. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız. mezhep. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. Evet. yerle bir etti. ben sapık mıyım. Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır. ikinci olarak. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp. üstelik kafatasçı herifleri. sonra. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz.blogspot.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. din. on binlerce başsağlığı mesajı. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. Diyarbakırlı yoksul bir kadının. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır. "annemiz öldü" dediğiudc. ülkücülük. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. hiç değilse bundan sonra. ikincisi. doktora mı görünmeliyim. her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. kasaba müftüsü bu adamları. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. Yunan. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. Diyarbakır'a. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. Mustafa Kemal. îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. bizi. kılım kıpırdamıyor. gibi duygulara yol açtı. ilkin Mısır terk ettiler. ağlayacağımız nokta. biçimsiz küfürlerin. 24 ailemden babam. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. milliyetçilik. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. ayaktakımını iktidar yaparsak. yardımlaşma. televizyonlar. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. Yılmaz'ı rezillik. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. güneydoğudan. Başbakanların.. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz. Israiloğulları. Ne zaman ki. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". Gölcük'te açılan. işte. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. büyük yapıları. çok savaş. kepazelik duyguları içinde izliyorum. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. Bahçeli'yi. trafik kazalarından. diyorum ki. Karabekir http://genclikcephesi. şimdi kalabalıklaştık. Türkeş yaşasaydı. hayır. soğuk. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu. organize etmek.com 10 . naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. biri Japonlar. ama. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. kitleleri. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de.. insanlığın bölüşme. zihnimden geçiriyorum. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. bizi Yunan'a. kimin ne giydiği. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. smıf demeden. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması. Hadi. ağabeyim. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. Tarihimizin en büyük felaketi olmuş.. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. duvar gibi suratla ayaktayım.. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı. o dar kasaba evreninde belliydi. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı. insan olma noktasında başlıyor. Şimdi. yarılan yerkabukları da. holdinglerine. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler.

parçaladı. sizle neden birlik olalım. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. Çünkü sağcı insan. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. beraberlik olup kan kustunuz. Bizi. parçalayana. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. halkları düşman kılan. Özal'a. holdingleri. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz. "sağcı" ahlâğın. bitirdi koca ülkeyi!.Paşam. doymayın. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. Yere göğe yemin olsun. Götlerinde asılı kuyrukları çekip. öç duygusu yaşatacak.. yaşamaz. işte alevin. Taş üstünde taş kalmamış. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. davaya. onlara sorsak. otladıkları çimenliğe. tartışmaya. beraberlik günüymüş. hepimizin başı sağolsun. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. hurdayız. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. hurdayız. http://genclikcephesi. bilime düşmandırlar. Tanrı'nın bir cezasıydı. insan haklarına. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır. o melek göğüslü genç kızlar. önce ülkemizde iç savaş.. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. Müteahhitlerin. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. unutmadır. milletimize. Orbay Paşam. bu bağırsak yiyici. bu yüzden suratları. tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. felaketlerin felaketidir. eleştirmeye. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. eylem türü yoktur. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. o saç tokalarının intikamını alacağız. iman. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur. dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler. telaş. panik. Lidere. o incecik biçimli. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın. bu bedenleri neden taşıyoruz. öfke. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı.blogspot. Saldırganlıkları. bir daha yalayın!. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. üzüntü duydukları. kargaşa. Kardeşlerim. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. Çünkü sağcılaşmış insan. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız. Türkeş'e. ülkelerini çok sevdikleri için değil. halkımıza. "rüyaları" bozuluyor. Sağcılık hayra alâmet değildir. Kardeşlerim. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde. bu Özal vahşetinin sırtlanları. Vicdanlarımız utanmayacaksa. ideolojisini de öğretemediyse. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. oynaştıkları günleri görene kadar. televizyonları. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. O çakal.. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. geçtiğimiz yirmi yıl size. deniz suyuyla seviştikleri. 26 Keşke. Demirel'e bağlılık. devlet oluşunu. "sağcı zihniyetin" kadroları. Milletlerin karakterleri. ayaktakımınm iktidarını. hepsini gördünüz. beyanat veriyorlar. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır. gidin stadyumun yanında açılmış. işte felaket asrı oldu. bu25 nu. ey ülkemin genç kızları. memurları. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. başka hiçbir güç.com 11 . İşte devasa bir çöküş anında. sonsuza dek. omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. saçlarında unuttuğu tokası. Belleklerini uyaracak hiçbir facia. yeterince birlik. Dışarıda olup bitenler. sonra Bulgaristan göçleri.. sonra. sonra Susurluk.

" diye korkuyla bağırıyor. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. üniversite kapısında. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. Çörtükler. Ceset kokuları hoşlarına gider. yazarı. Susurluk'ta da. işte sağlık bakanı baykuştan beter. Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. "Amca amca kardeşim öldü. kılıktan kılığa giren siyasileri. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. ekonomi yeni paralarla canlandı. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma. liderlerine sorsak. Koç. şimdi büyücü. sağcı. aptallık. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. genç kızların saç tokaları. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı. Kameralar gösteriyor.com 12 . bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. partilisi şişirilmiş borsaları. on-binlerce http://genclikcephesi. kapıdan kovuldular. Bayındırlık Bakanlığı. Allah'ın bir cezası. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. akrep. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. Allah'ın arslanı. ya da camilerden seçiyor? Çakal. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. yüzlerce üniversitede. ancak çamur yapmak. siyasi liderler. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. alev. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. Kardeşlerim. kes sesini! Annenin cesedi. gazetecisi. mahşerimsi o yer kâbus değildi. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan. akşamları. atölyesinde. holdinglerinde. sağcılara göre. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. holdingler. yorgan içlerini dahi kamalarla. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. manyaklık.blogspot. canilik kusan. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. Sabancı. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. medyacıları. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. sanayileşmenin gözbebeği.. ülkemizin. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. amca amca ne olur annemi de kurtar. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. uykusuna. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi. kurt. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. Tıkabasa yedikten sonra.öldürmenin bunca sapıkçası. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar. kuzu sürülerini yağmalayan.. Küçük kardeşim. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. "Ne yapalım Allah'ın afeti. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar. müneccim din adamlarına. ne yapalım. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp. Güneydoğu'da. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız. gencecik çocukların. delilik. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. yastıklarını. bu yüzbinlerce delirmiş. Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz.

kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. Gece. Demirlerin. müteahhitler. aynı taş blok altında ezilip. çok görüp. morarıp. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye. yardımsever dualarınıza yetişemediği için. Ancak "Zeus" değildi. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına.. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş.. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. yarı me~ 28 29 lek eziği. 1960 İhtilali. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. alkışlarla. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. çocuğunun kıkırdak elleriyle. gömüldükleri taş blokların içinden. joplarım. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur. sizden de. Sayın Diyanet Başkanı. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. bedeninden kurtulmaya çabalarken. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. Bir labirent mi vardı.. bir koridor mu hayatlarında. ilkokuldan üniversiteye.ilköğretim okulunda. karısı. devletlerinin. henüz piyasaya çıkmadan. birbirine kucağında bulanmış. denenmemiş. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. Sayın müftüm. müteahhitlerinin. dininizden de özür dileriz. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi. Bataklığa gömülen yılanlar gibi. Amerika'dan. işkence aletlerini. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. bir insan bulamacına dönüştüğü. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip.blogspot. övgülerle. iri suratlı. daha canavarca. tarihi. artık korkudan solumayı unuttuğu. en pahalı teknolojik silahlarını. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz.. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri. dördünde de cumhuriyeti. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. beton blokların içine gömülüp. ağır sıcak altında çürüyüp. Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. cesetlerimiz. bunu bu sağcı partiler. ülkeyi. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. çünkü kemalistler. yarısı kafatasma karışmış. gecenin en güzel uykusundan. harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler. holdingler dışında kimse başaramazdı. ke-mirterek kemiklerini.com 13 . 12 Mart Darbesi. dininizden de... çocuğu. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi. http://genclikcephesi. o yerde.

Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. köye. ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi. şeriatı püskürtmek düşünceleri. Hatta. bir fikirdir öğrenelim. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız. Mesela. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. erkekçe karşılarına çıkıp. mesela. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu.blogspot. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. Mustafa Suphi de bu gruptaydı.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. hepimizin yapması gerekir. Ve her kemalist darbe. Misak-ı Milli. Bunu. asker vermiyordu. ya susturmuş. Orman Çiftliği. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. http://genclikcephesi. Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. uygulandı. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri. Mesela. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. akımlara yol açtı. avuntuları olmuştur. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi. II. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. Meşrutiyet'ten beri vardı.com 14 . bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız. bunu da adam eden. İlginç olacak ama olsun. çünkü başkaları vergi vermiyor. pasifize etmiştir. Atatürk'ten önce de vardı. bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. saray. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. Paranoyalaşan bu sevgiyi. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. kardeşçe. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti..

Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. kendileri ayağa kalktı. tartışmıyor. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. tartıştılar. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. takipçisi ve devrimcisi oldu. Açlığı kendileri çekti. başı okşanıyor. Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri. kimlik gösterilerine davet ediliyor. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. ölüme kendileri yürüdü. meşrutiyeti ilan etti. bağışlar. talimat verecek kimse yoktu.blogspot. Peki neden şimdi. eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. tarlalarda kendileri çalıştı. Atatürk denilince. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. An„ . kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. Oysa. padişah için çalışmaktı. onlar için şeref. Emir verecek. dil. bugünün kemalist kadroları.. Gerçek o ki. Galeyana ancak. meydanlarda kendileri öldü. serbest. Şova dönüşen mitingler. tartışmıyorlar. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular. Yani işsizlik. marşlarla ayağa kalkıp. hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. tarih. Mustafa Kemal gibi okumuyor. 33 cak cumhuriyet kadroları. ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler. dünyayı böyle okumuş. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. Sindirilmiş halk. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. idareyi ele geçirdiklerinde. bayrak. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor.tartışmaları es geçiyoruz. kendileri uyguladı. ödüller.. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar. arka plandaki bu aydınları.com 15 . Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar. başöğretmen gibi değil. 57. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki. böyle anlamışlardı.. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. hem cumhuriyeti kurdular. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar.Mesela. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. analarından kul-köle doğmuşlardı. övgüye değer bulunuyor.. Birinciler. bir sinema. Ama. okumuyorlar. çılgınlar gibi savaştılar. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. müsaade edilmiş bir galeyan. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. Bir de bizde. Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. Irak ve İran'da yaşıyor. Ve bu topraklar üstünde halk. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden. Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. bir roman. http://genclikcephesi. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro. Ama neden.

direnişle. Kemalistler Kral Lear gibi. vermeyeceğiz. Cordelia gibi soylu. bağırarak. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi. bu numarayı yerler. yağlı parçaların hatırı içindir. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. padişah gibi. bağımsızlıkla.Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır. hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır.blogspot. ancak.. Mustafa Kemal'in devrimlerini. kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir". Ülke sevgimiz. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. Yalakaların ülke sevgisi.. o topraklar üstünde krallık süreceklerse.. doğrudan sağlarlar.. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez. aleni sevgi gösterileri ister. gösteriyle sunarlar. köpüre-rek.com 16 . tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Duygu bakımından bir dev olan Lear. taş yürekli. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez.. Kral Lear. Biz vermeyiz. sorgulayarak. Çünkü bizler. Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin. tartışarak değil. ülke topraklarından kopardıkları. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister. Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. Ve kemalistler. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm. onurlu insanlar. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur. Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz.. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur. onurla. Kemalistler henüz . Bir ülkeyi yönetecek insanlar. Lear. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. midesi bulanır. kısaca.. Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler.. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. Karanlık ruhlu." http://genclikcephesi. Çünkü. yaşayan. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü. Kemalistler... Adaleti. ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir. soylu bir adalet duygusuyla olur. delirerek bize "hain" diye bağırır. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. Yalnız Cordelia dürüst davranır. kopartmakta oldukları ballı. halktan ve medyadan. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar. araştırarak. Kral Lear.. "pazar karakteri" der adına. Sevgi35 sinden emindir. Kralı artık halk seçecektir. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını. Tanımayacağız. her darbe öncesi ve sonrası.. aldatıldığını delirerek bağırır. Ve bu oyun her defasında yine oynanır.. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. halkın eline geçmiştir. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle.

Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. insan kişiliğine verdiği değer. bu duygusuz insanlar yalnız değildir. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır. sevgi ve nefret duygularından yoksundur. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından. olması. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur."Yani. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak. Demi-rel'i. gazeteci. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. ama fark edip. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler.com 17 .. Şehrin kusmuğu yoksullar ise." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. eteği. derme çatma sobalar. topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. Aydın Doğan. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur. hocacı tiplerden aniden etkilenirler." 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur. Yüzlerce mimar. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. götür.. Bu arada soru sormak. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan. Bu karaktere sahip insanlar.. ağrı-sızı duymazlar. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. Getir. Ancak. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. Tüm bunlardan üzüntü." "Pazar karakterinin en üst hedefi. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar. Bu insanların elinde nükleer felaket. hiçbir şey onu ilgilendirmez. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim. Serdar Turgut. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. kaldır. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur." Onların dostları da eşyaları gibidir. kırık camlar. Bunun nedeni. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için. yağlı kilimler.blogspot. Gülay Göktürk vs." "Pazar karakteri. her an sürekli bir hareket içinde olup. gözyaşı. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. sızlanma. keder. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir." "Bu karakter. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur. Onlara neden acelecisiniz dediğinizde. Loş ışıklar. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar. çevre kirlenmesi olmasına rağmen. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. mühendis. Ayşe Arman. kızları kerhaneye düşse dahi. Hakkı Devrim. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan. bu karaktere sahip insanlar. kışın.

yıkılmışlık. hiçbir yemeğe soğuktu. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. bacak. bozuk yiyecekler toplar ama. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. ucuz olduğu için değil. orada durduğu için seyrederler. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. sıcaktı. yadırgatıcı. o çelimsiz vücutlarıyla. Ancak. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum.. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. içyağı. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur. but değil. bunu bir iş. et-kol. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. ne bir sosyal felaket... burada başka bir insan cinsi yaşıyor. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. Ne dinler onlara inmişti. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. ne bir maç ilgilerini çekiyordu. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar. ne deprem. ne anayasalar. Televizyonu dahi meraktan değil. çağırtı. bağırsak. yani hiçbiri görünmeden yaşar. belki doğru söylerim. olup biten şeylere karşı güçleri.okudukları görülmedi. Onlar asla etrafa bakarak yürümezler. Sonsuza kadar makarna. ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır. kemiklerine kadar işlemiş. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında. ne diyeceğimi de bilmiyorum. ne ihtilal. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara.com 18 . beleş. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. bu insanlar. Ot gibi yaşıyorlar dersem. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar. oralı olmadı. çapulcu. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar.blogspot. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. riski göze almadıkları için. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. parçalanmış kasaları. adamın kılı kıpırdamadı. boğuldukları. merak etmedi. bitmişlik. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. garip değildir. Ama neden. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. aile fertlerine. kelepir. önlerine beş tabak bulguru koysan. Mesela herkes musluk. Boksullar adını ben yakıştırdım. hırsız olsa da asla kederlenmez. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. kendi dertlerine dahi. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. Anladım ki. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. Çünkü. diye bakmazlar. gördüm ve çok sonra anladım ki. şaşırtıcı. siktiredilmekten gocunmazlar. aynı saatte o evde olurlar. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. biliyorum. Bir gün. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. hayat hep böyle bir iş olduğu için. http://genclikcephesi. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. ancak hırsızlık gibi çalma değil. kovulmaktan. bulgur yemekten bıkmazlar. yiyecek. takadan kalmamış. hayal kurmamak için o sekiz saati de. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar.. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. hastalandıkları. beşini de yerler. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. Sistemli bir şekilde çalarlar. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. Bu insanlar da pazardan çürümüş. çocukları balici. kadın oralı olmadı. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar. Dilenci. İşte orada düşündüm. Vermezsen sızlanmazlar. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar.

Evlerinden. anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. görmek istemiyorlar ailelerini. Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. gazete. aynı saatte. nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. Ve hatta kadınlar kocaları. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. ben de olsam kaçardım bu evden. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak.. isyanı hatırlatıyor. kimi sokağa. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar. yine işin içinden çıkamadım. bir acıklı türkü söyleyip. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar. hayatı hatırlatıyor. inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. Ya Savaş Ay'ın programında. ne lan bu hayat deseler. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. umudu kendileri kaybetmedi. komşular. yani ebedi umutsuzluk. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. Aile içi bir dertle. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim. Çünkü bu insanlar. isyan etmeyi öğrenmek. işte orada tanıyoruz onları. acı çekmek. Ve asla abartmadan. kederlenmeyi. Umudu babaları kaybetmişti. Aslında. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. dayanamıyor. türkü söylemek yok. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar. dedim.com 19 . Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. Ve zamanla inandım ki. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. hapse düşüp. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. üzülmeyi. bir umut. balici. ben de rahat edecektim. üzülüp. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında. kayboluyor. köpeklerle dahi konuşabilir. televizyon..blogspot.. küfür edip. o kadar. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. acı çekmeyi. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. onları yoksullar kategorisine alıp. onu arayabilirlerdi. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. bulutların uçuşması. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. getir götür işlerle karın doyuruyor. Kendileri kaybetmiş olsalardı. kimi kerhaneye. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. onlar gibi suskun-duy-gusuz. nefret ediyorlar. Ağlamadan. çağırıp.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. Birilerinin. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden. ağlamayı. Orospulaşan. İbadet ederler. Sokağa düşen çocuklar. Cenazelerinin ortada. ya da küçük komilik. İnsan maymunlarla.. Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar. bağırıp. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar. bu aptalca. Sokak. Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. Tam bunlar yoksulluğu. Ayakta kalanlar. dertlenip. yiyecek verirse. hastane.

bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. Hatta. "Bak oğlum. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi.. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için. serçeymiş. oturduğu yerde. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş.. neler çekiyorum. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor.. kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. yavruymuş. Uyuyamıyorsa geceleri.blogspot. kış geldi mi soğuğa çıkma.bozduklarında. Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. Sık sık takılırlar.. Her şeyi. Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var. Yüksek sınıf.. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. yumuşak. Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. hayatı.. o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine. hadi biz bu ibneliğe alıştık. Gerçek iyilik. dışarıyı. hastalığını arkadaşların bilmemeli. bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. "Bak oğlum. Anlamışlardır ki. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza. İşte ancak.. en adi küfürleri etseler de. Doktorları.kilmiş sıpadır. Ancak. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş. Kusmuş. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış. Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor. Ve ancak. rahatlığın. Hatta. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar. sabırlı. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım. dikkatli olmayı. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında. hastaları inceledim. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!.com 20 . köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. mayalı içki yok. önemsemeyi öğrendim. hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler.. 43 Otursun. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar. kurtar diyenler de oldu. yıldızmış. yavruymuş gibi beyanatlar verip. bize sokağı.. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler. Bilmiyorlar ki lalenin hası. serçeymiş. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin". dünyanın en mutlu yaratığı . kendimi korumayı. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip. Kestir. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde. acılı yemeyeceksin. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar. Ancak. aileymiş. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim. hayatmış.

kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı.. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu. o Anadolu'nun kavruk. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir. kendilerinden emin değiller. Bir kaşık bal verdi bana." Yani. Akrabalarımız ki. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım. ahlâkları. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. solcu. ama. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. farelerden toplumsal tezler. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. öyle neşeliyim ki anlatamam. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar.com 21 . uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor.blogspot. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal. Şeref Amca. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi. Tuzlu. Kendimizi la-boratuvara koysak. Bilim. Çakalların. bir yazar fare dedi mi duracaksın. yağlı. evde kalmış evladı. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu. başka bir sefer tartışırız da. taraf tutmazlar. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. Trabzon'dan gelen ağabeyim. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi. Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. Abartmak istemiyorum ama. siyasal olarak düzüldü ki. içimi derin bir sevinç kapladı. Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü. dişimi sıktım. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım. çok çalışkan insanlar. inlerini bulurdu. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü. üstü gün ortasında bile karanlıktı.. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu. çok kırışık yüzlü. Günlerce ağladım. doğaldır. fikirler üretiyoruz. namusları. Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. fazla yeme" dedi. çünkü fareden bahseden yazar. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. Doğrusu. devletçi. Ve büyük mucize gerçekleşti. bilimden bahsediyor demektir. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak.. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor. daha içtendir." Yazıyı. Kar dizboyu olduğu günlerde. arı kovanlarıyla uğraşırdı. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. "Deli baldır vurur. ideolojik. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına. Ama. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. karakterleri. sağcı. taraf tutarız. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. Hadi sıpayı geçtik. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. en büyükleri Şeref Amcadır. deney.. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir. İnce uzun. Emperyalist-kapitalist sistem. cumhuriyetçi gibi davranmaz.

güneşli ve sabah. sert çileler çekmiş. "Deli bal ne demek?". dedi.. Yolda çiğköfte yiyorum. havalandıralım. öğle. o bal delidir..sakız gibi çiğnerken..." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım. "Bu insanlar sahici melek" dedim. arılar minik borularına çektiklerinde. keyfim yerinde. İnsan zihni neler uyduruyor. Genç arının konuşmasına bayıldım. hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. meyveler niye tatlıdır." Gittim. Ağabeyimle birlikte yine." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde. otuz yıl öncesine daldık. Müstehcen fıkralar anlattım. hurdasız. soğuk taşlara oturuyorum. Birçoğunun kellesi kopmuş. çiçeklerin etrafında dans ederler.. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek. sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez. Kraliçe arı sinirliyse.. Balı. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler. insanlar ne zaman tatlıdır. http://genclikcephesi. tek bir satırında bıkkınlık olmayan. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu. Mevlâna. Ve özsuyu iyice çalkalamak için.. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. şenlikli ve klas küfürler savurduk. rüzgâr dallarını salladığı için. böceğe vurmadan. coşkun bir yazar. onun balı da delidir. hazır araba var. gerçek mucizesi. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz. cinlerin bir şakası mı. "Bu insanlar melek" dedi. akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu. hayalle gerçek birbirine girdi. sıkıntılarından birkaçını bitirelim. güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı. anlar gündelik işini yaparken.com 22 . deyip kestirip attı. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim.. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. balı. zaten aynı köyün çocuğuyuz. yağmurlu. bir kâbus gibiydi. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı.. bizim için evin önünde.. orgazm. genç arının konuşması alkışlarla kesildi. Ama sonra.. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu. Şeref Amca. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. dönüşte eve getiren ağabeyim. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. metafizik uçlara kadar götürdüm işi. Uyurken. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye. hemen gel. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı. dramatik bir konuşma yaptı. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim. çiçeğin özsuyu olur. Birkaç saat karşılıklı sustuk. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle. yabani mandalar gibi şa-kalaştım. acımıyor. Hilesiz.. Çiçeklerin renklerinin bulutlu.blogspot.. ancak bu iş için. Hayallerim yıkıldı. havaya kalkmış kahraman başı gibi. iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi." Dediklerine inandım. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. derine.. kovan pis çalılarla doluydu.

. alnı ayna gibi parlardı. Yakınlarından bir genç anlattı. sakin. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. Arkadaşlarına. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş.. ihtiyar. yağmur yağdı ben ağladım.. Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık. yalıları. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor. yemediler. hak veriyorum hepsine. Buna can dayanmaz. İşkenceler. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü. şeker yüzlü bir adam. Beş yıl önce. dedim. kalp. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa. 7 yaşındayken. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor. içeride koğuşta herkes ağlıyordur. temiz. Oğlu yanmdayken. yaptığınız bal.. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi. gülümseyişleri yumuşak. böcek aradım. Kendimi sakinleştirmem lazım.. ulan ziftlenip duruyorsunuz.kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk.. içeri düştü diyemedi. Bu kadarı da fazla Tanrım. sessizce. İşkenceden hali kalmamış. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı.?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi. ağırına gitti bulaşıkçılık. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı. 16 yaşında girdi. 16 yaşında içeri düşmüş. dedim içimden.. aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor. Bir arkadaş ağlayarak "(. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri.. böbrekler iflas. Adli Tıp'a koşalım. her sabahın beşinde kalkmak. Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu. yüzleri yumuşak. işe gitmek için babası. bu . Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri. O küçücük maaşla.. Şakalarımızı. nazik bir adam.. Bastık gaza girdik yola. 20 yaşında ölüsünü veriyorlar.. Hali yoktu. polis her yanı kesmiş.com 23 .. yedirdiler... o an. buna can dayanmaz. başım döndü. Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor. zayıf yüzlü. berber fıkralarına geldi sıra. sabaha kadar balkonda. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın. pankart açmaktan. arka49 daşlar güldü.. Telefon sesiyle uyandım.blogspot. ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. kâh utandı. süt. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu. http://genclikcephesi. bakımsızlık. Yığıldım yere.. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik. İki ay çalışabildi. antikaları. İçeride insanlar işkenceden ölürken. Şimdi. sinek.. fotoğraflarına bakıyorum.. dedi. bulaşıkçı aldı yanına. kafamı duvara vurdum.. Şimdi yirmisine giriyor. kusar gibi oldum.. ne çok mutlu olmuşlar. genç bir tutuklu geldi. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne. efendi...İçeriden çok sonra. alt tarafı bir pankart açmış. helada. yorgun. sıkıldık. 50 şimdi.. ben basur maceraları anlattım. Ne çok eğlenmiş.. bazı şeyler vardır eksik kalır. işte Kraliçe arı.. kâh korktu.. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. giysileri yumuşak. Delirmek.. yol uzadı.. ayrıldı. alnımda kanlı bir boynuz.. Babası müstahdem.. iki vasıtaya binmek zorunda.. sefaları etrafında şamatası. Vurdum kafayı yattım. Yağmur yağdı ben ağladım. Dedi ki.. komşularına oğlum pankart açtı. gözleri kırmızı bir kömür. En son onunla kucaklaştım. "Oğlum askere gitti" dedi. yüzü solgundu. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi.. kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi.. Evleri Mamak'm bile tepesinde. o uzun çocuğa en son sarılacak. döner. uzun boylu.

ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler. Üstü başı.... okşanan şeyler. sigaram. Dudakları.. zambaklar tadında. Kimseye etmedim şikâyet. gri... Gencecik. bundan sonra kızgın. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların. Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk. Bu insanları öyle göriyem ki... Hani eti buzdolabına koymaz. devlet oluyor.. Horasanlı.com 24 . saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum.... Sonra gördüm ki. Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72. ıtır kokulu genç anneler. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum. Eşşekler gibi mutlu oldum. her yer karanlık.. "Nihat Gardaş." Alelacele çıktım. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük. Kokirsiniz. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem... Murtaza. geniş avluları.. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. Bundan on sene önce.yaptığımız bal. Bal gibi. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor. duru şehirde yazmaya başladım.. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor. nedir bu evin hali. Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi. günbatımı yok bu şehrin. can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat. soysuz katliamlara sessiz kalıyor... eve dönüp. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca. arabalar. hayatı herkesten.. Nihat Gardaş. Üç-beş kişi ancak var. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum... içeride sigara içmek yasak. Çünkü. Ben onları ele görüyem. Bak... Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde. dışarıda bırakırsan. Kara tren vagonları gibi. her şeyden kıskanıyor. Anladım ki. bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak. bu insanlar kokarak ölürler. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor. aynı siyasi kara örümceğin ağlarında. dışarıya attım kendimi. Erzurum şivesiyle konuşuyor. Ağlar gibi oluyorum. Bir günü akşam etmek. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla. elbisem... İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum.. avuçları yarılmış... Toprağa çıplak ayakla basmamış. Kokiyrik. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor. bu dünya.. taşlar. Yarım saat kadar konuştum. Büyük demir kapıları. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. Ne tatlı konuşuyor. İşte artık gün batıyor. yatağı sıcak.. Ağlar gibi oldum.. sevgililer sevgilisi. sıcak.. Rahatı kaçmış bir insanı.. kavrulmuş toprak renginde." Kokirler. dişlenmiş nar tadında. Horasan Dağları'nda. 66 yaşında genç bir delikanlı.. güzeller güzeli.kilmiş bir sıpa olmadan. "Nihat unutma. bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan.. seyrettikçe. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş. İnsanı sarhoş eden. Tanrım. Koğuş. Artık itiraf edelim. dayak oluyor. korkunç.. hepsi kokir bunların. sesi tatlı. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum. Halkevi küçük bir oda. kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya.. 52 Malta Kuşatması Bu.blogspot. mehtabı. .. konuşkan. öyle dinle beni. yumuşak. şu insanlara bak.. Titreyen mum ışığı gibi sessizce. insanı ham ayva tadında bencil yapıyor.. kara. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş. işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz. Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken. şarap yüzlü çocuklar. Bir telefon. Geride kalan tüm iğrenç.. Güzel kokulu sevgilim.

incecik yağ tabakasıyla oynarım. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. aşık olacağım. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. başka bir insan oldum. katladığım kısa konuşmalar. Telaş. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. ıssız. ayaklarımın bağı çözülür. ne uzaktan geçen bir gemi. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. hasta. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. kebapçılar. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. Akşam telaşını. Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim. ölmüş mü?). yorgunluğunu unutmak. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. çıplak. nasılsın. Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım. toz. Kim konuşsa. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. çamur. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. çiçekçiler. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. merhaba. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. deyip. yorgun. http://genclikcephesi. Sidik kokan bir rezillik suratım. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış.com 25 .blogspot. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. ekmekçiler sokağa fırlıyor. soğuk. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. yazdım. kız. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm. Hiçbir işim yokken kaçarım. dükkân sahipleri dayanamaz. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. Bayi önünde dergiler karıştırır. çalı. ey insanlar. cücük. çelimsiz. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. hep susmuş. nasılsınız. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. (ne zamandır görülmüyor. hamsiyi tanımayan Ankaralıya. Turşucular. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. yumruklarım. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. kendi sesim sanırdım. çamaşır ipine kelimeler dizerdim. toprak. paslı konuşmalar. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. kara. bir çözülseler altıma işeyeceğim. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. yüz binlerce ecük. yangın gibi kara güller yetiştirip. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. güçsüz. tökezlerim. Terden sırılsıklam. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. yuttular beni. hırsımdan ağlarım. peri masallı. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. bugün nasıl geçiyor. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. uçurumun kenarında. Deli Türkan bunlardan biriydi. beyaz geceli. kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. mahşer yerinde. kibrit çöpünü liflerine ayırır. biracılar. yetim. Kürt balıkçılar akşam pazarı. dehşet içinde tir tir titretir. telaş içinde ölürdü akşam. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. Balıkçılar. sardalyeyi. kızarmış yüzü. kim konuşsa. sessiz. Benimle. her şeyi sil baştan karıştıracağım. inleyen. Kimseye etmedim şikâyet. erkek. Yoldan geçenler. kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. kalabalığın ortasında önümü keser. Dolu 54 bir salonda oturmadım. Nereye baksam. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. Benim gibi.

ne demokrasiye. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. Birini mi öldürüyorlar. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz. Kemirilmiş fare kürklü mantosu.com 26 . Yaşar. sanatlarının peşinden gitsene. Kelimelerimin acı şekeri. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. Çok güzel bir kadındı diye başladı. Yapış yapış saçları pırasa rengi. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. sevgilisini bekler. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar.. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım. ancak. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. koklarım sayfaları. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. Elinde. biri mi boğdurtuluyor. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu. Bir güzelleşmeye iyi geliyor. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. Okur. korkudan. kendime. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi.. belki. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. Kızı görünce. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. Çayım içip. bozuk. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. gelir masama oturur. Deli Türkan'ı. güler. Issızlığın ortasında uğulda-yan. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. Medeniyetler müzesine kaçıyorum. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır.. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. Nasıl acı bir çığlık. o kadar boş masa varken. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım. bu memleket bu kadar büyük adam. doktor başka kadınla evlendi. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor. Uygarlığımız ne barışa yaradı. bir doktora aşıktı. Hücrede sorguda bizi bekleyen. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. aşk romanının sayfalarını. Rıdvaniye ise. Neden. ne ekonomiye. delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. zıpkın gibi beynime giriyor. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor. bu düzenbaz yoksulluk. Nereye kaçsam. gözleri korkudan fırlamış. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. Aşkları dillere destan. arslan heykellerinin gözlerine bakın. onların şiirlerinin. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. Herkesin alay ettiği. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. korkudan içimde ne varsa boşaltır. yüzüm. Sarkık alt dudağından salyası. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir."Bağırtmayın kadını. Aklımı aldı kadının çığlığı.Kemal'in. diye sordum yaşlı kitapçıya. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. yazdıklarımın üniforması. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi. Aklımı alır. tınlayan boş bir tabuta dönerim. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı.. almaz ise. kartalların gözleri delirmiş. yırtılmış. onlarla konuşur.blogspot. ya da. Türkiye çok değişti. Kemal Tahir'in Çukurovalı. hayırlı evlat çıkarmış. kudurmuş gibi fırlamış. ne olduysa işte.

Kemal Tahir çok ciddiydi. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. insanı aptallaştırdığına göre. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. gururlu. Fakir Baykurt. yüreği olan her şeyi yakarak. budala diye küfürler savururum. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. ağıtını. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. beyinlerimizi. çaresizliğini es-tetize ediyor. yurdumuzu kurtaracaktı. Kararımı çoktan verdim. Çığlıklarımız. pamuk ipliğine bağlı hayatım. Hepimiz. bu kadar dinç. Bu çocuk hangi ülkeden. köylünün. acılı annelerin. deprem. bin yıldır çıldırtıyor. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar. çığlığıma hazırlanıyorum. Yaşar Kemal. televizyonlarda bu çığlıklar.blogspot. incecik bir oğlan. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. güçlü yapılı. miskin. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri. mutsuz olun.. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. duru bir yüzü var. Türkan'ın çığlığıyla koptu. arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. Bu uyuşuk. Şimdi. edebiyattan sözediyoruz. odalarımızda. savaş. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. onlarcası. Fikret Otyam.bir tüy tabakası vardı. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. bu akşam. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. Bense. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. Yoksa çirkinlik. haber bültenleri. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. Onlar da çok pahalı. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. çok satıyorlardı. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. bir toplama kampında yakmahyız. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. bu sokakta.com 27 . sakin. Sovyet bayrakları. Bir zamanlar Aziz Nesin. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. kırılacak. Kontrolümü kaybediyorum. Orhan Kemal. Talip Apaydın. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. şaşıp kalıyorum. götünden düşmekte olan eteği. aptallar ve çirkinler sürüsünü. afişleri ne kadar abartılıymış. altüst oluyorum. işte yine geçiyorlar deyip. kirazları sey- 56 57 rediyorum. güzel adaleli işçi kızları. http://genclikcephesi. insanlar. kulaklarımızı kesiyor. İşte burada. İş çıkışı. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. Ahlâkla ahlâksızlığı. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. çekingen. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. görün zıkkımın kökünü yeyin. sağlıklı. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. Yolunu gözlüyor. varoşlardaki insanların yasını. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. baharlar geçiyor. sel. güzel olabilmeleri mümkün değildi. bir de üstüne sanattan. cahilliğini. günlerce unutamıyorum suratını. bir zahmet toplamazdı. heyecanlı. Acıyla.

oğlanın fermuarını açıyor.." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı. bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım. kolonya getirdiler. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış. ayrıntılarıyla dinledim. mutsuz.. Garson Kemal kulağıma. gelir. gitti. Öpüşmekte. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum. parala üstünü. kulağıma. sapık. yeri göğü titreten. El feneriyle iyice kimlik resimlerine. Bugün bile Malta'da. ne vatanı." Öyle günlerce işledi içime. "Kopardı ipi. Rıdvaniye. Rıdvaniye." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum. Kemal'i gördüm.Çaresiz. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip. Tam da o sırada. O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. kafayı yedi. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz. ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor. Turgut Reis adında lokantalar vardır. oyalandığımıza göre.. ne sanatı.. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. Polis niye dövsün.. Aradan yıllar geçti.com 28 .. İkincisi Malta Kuşatması.. ben de nasılım ki. sarılmakta olanların keyfini kaçırır. sen şöyle çekil. fermuar muhabbeti başlamış bankta. Anayoldan içi karanlık. İçişleri Bakanlığı önünde. Çok düşündüm bunu. Neye uğradığımızı şaşırdık. cinsel bir entrika anlatır gibi. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi...mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". Su. Garson Kemal. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye. gittiği gibi geri geldi. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti. Kanuni. çökmüş. rahat etti!" dedi. benden önce. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü. anladım ki domuzdan.. cumartesi anneleri. Belinde ağır makineli silah. ne biliyorsam. "Hatırlıyor musun Kemal. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. parkta tekme-tokat dövmüş bunları. Rıdvaniye benden önce kopardı. Kız boylu boyunca banka uzanıyor.. "Polis.. Yeni bir tür. kızın ezik. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. başka cins insanlar olduk. "Zavallı. bu iniltiler. kaçamak sevgililer parkı vardır.. Emir verdim kendime. Tam sırası. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. sandalyeleri parçalamaya başladı. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu. Türk tarihinin en büyük padişahıdır. Yanımdaki masadan.. Otuz-bin levent sulara gömüldü. Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda. "Hayırdır. bas çığlığı. Biri Viyana Kuşatması." Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya. ne insanlığı. basıyordum ki çığlığı. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine. Turgut Reis şehit oldu. Rıdvaniye'nin. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan. ne ülkesi. kaybetti. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. yuttu. Gizli.blogspot. aynaları kırmaya. "Bir saniye Nihat ağabey.. Garson Kemal'e sordum. Niyeyse. düşkün halini gördükçe. bas çığlığı. bu ağıtlar. bizimki yalnız" dedim. kulağıma: ". sigara ve çayla ağlayıp duruyor. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta.. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan. polis yakalıyor. akşamlan. Osmanlı da böyle yaptı işte. "Nefes al bacım.

yine her sabah doktorun gelip. Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. Her sabah servislerde. zavallı bir adam. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir. bir Tanrı gibi. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda.blogspot. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur. bir daktilom vardı odamda. bu köylü.. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle. Hayatım orada. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. O benim... sırtlan suratlı kapıcılar. acı çekmiş yüzü var ki. Neyse iyi görünüyorsun. beş kuruşu yok. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. Çocuğu yüzünden çalışamıyor. güya o kadın benim sevgilim. bazen üç. yazısını yazıp. Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. bağırsak. yarım uykulu. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin. şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur. 4-5 yaşlarında. ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. üç zeytinin. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi. Yalnızdım odamda. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder. herkesin boynuna sarılıp.. Ne yazayım. haşlanmış yumurtanın.bakarak "Sen de az değilsin.. Kadına gidip yardımcı olsam. Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp.com 29 . eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi.. lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden. bok.. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor. en ünlüsü. neydi o Viyana kapıları Na-polyon. Alnında deri o kadar incelmiş." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla. aşçılar etrafına çöreklenmiş. Hikâye değil mi. ka- http://genclikcephesi. pirzola. Kocası işsiz. bulaşıp. haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. Papaz sakalı gibi saçları. Mahşer yerine döndürür servisleri. yumurta yemek için memurların . bazen beş zeytin. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. köpek adamları. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. bir hüzünlü. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. "hayır benim hakkımdı o yumurta". haşlanmış yumurtadır.ikini mi yalıyorsun". diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. avuturdum kendimi. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. Çocuğu spastik. bir de Bozkurt reçeli. Oturur hayalimden hikâyeler yazar. toplamışsın. çok uzaktaki karagözlüm. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk. püsürük.

sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları. Kendimi kurtarmanın tek yolu.blogspot. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. görevim burası. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum. Çünkü. acayip. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi. dudaklarımla düzeltiyor. duvarlar. camlar. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. ama. çöplük dağılıp. tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. ağıtlarıyla uyanıyorum. cam parçaları fırlatıyorlar. yola yayılmış yemek artıkları içinde.62 rasevdalım. işte. ben. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. bağırışlarla deliren kalabalık. ben. ben. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim. korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz. geniş bıyıklı eski zaman subayı. entarilerine. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum. unutmak için dışarısını. çıplak. Her şeyi unutmanın yolu. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri." Her gece sabaha doğru dörtte. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına.. Sanki. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. aldatmasız. bu sabah yerinden taşlar.. hortlak gibi. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken. yırtınma. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. Öyle umutsuz. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. her sabah hurdayım. duvarlar. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. Kadınlar çığlık atmıyor. hiç kimse dışarıda kalamıyor. kabir böcekleri gibi ruhumu. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. fare kuyruklarından jiletler. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. kaygısız. diyeyim. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. soğuk. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. yaşmaklar. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen.. kol. üstünü başım parçalarken. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. ameliyat bezleri. kendimi son bir can havliyle. soylu. köpek.com 30 . bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. Ne diyeyim. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. dürüst. git evinde ağla" mı. romantik. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası. burada ağlama. Etraftan geçen herkes. ruhuma. tenimi yiyor. morgun kapısında ölü çığlıkları. katı cesedimi mezara bırakırlarken. ekmek param burası. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor. "Teyze. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum. http://genclikcephesi. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. ayaklar. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. bacaklar. insanlar sanki burada. ezanın sesine karışıyor. hikâyem güzel olsun. bembeyaz. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. beynime. bacak.

Eline benim hikâyemi aldı. Korktuğum başıma geldi. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". hoşsohbet. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. fotokopisini çıkartıp. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım.Allah kahretsin. Gün boyu elinde fal.. ama. İkinci şey. 64 bu kadar sahici. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. hayaller başkasının olabilir. bu serum şişeleri. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa.!" Başhemşirenin odasından çıkarken. aceleyle yazılmış. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. sen çok güzel bir çocuksun.. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. saklanarak. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi. İzmir'de. uyduruyorum. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu. böyle bir kız yok. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi. onu garsonlardan utanıp. Başhemşire odasına çağırdı beni. kurtulmak için. öyle usta bir kalemim var ki. Hikâyemde. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla. fazlasıyla kilolu bu kadın. kazanova bir kara kaplanın. aşağılık. burç kitaplarıyla gezen. çünkü bu bir hikâye. ama...blogspot. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum.. ilk defa orada düşündüm. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu. "Dikkat ettiyseniz. dedi. kalemimi." Ben. hadi. hayalle gerçek birbirine karışıyor. ama. bu erkekler hep böyle. Bana o günleri hatırlattın. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. zavallı kadının iç çekişlerinden. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari. işte burada. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. beni karşısına aldı. tüm hemşirelere dağıttı. Bu tereddütler içinde. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor. "Oğlum. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. benim de böyle bir aşkım oldu. gizlice öpüyorum. İstanbul'a tayinini de çıkartırım. artık İzmir'e öldürseler gitmem. Çok hoşuna gitti. nasıl sevmiş seni.! Yani. hem trenle gidiyorum hikâyede. Ertesi gün. süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım. istersen.. Sabaha doğru. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. Başhemşire. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. olmayan. Güya karagözlüm İstanbul'da.. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. uyduruyorum. kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. iki yardımcısını odasından çıkartıp. hayalimde yazdığım bir hikâye. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana.com 31 . eşsiz bir aşk. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. işte yine gece başlıyor. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden. delirmeden sabahı nasıl bulacağım. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor. bak. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren.

tüm çamurunu tutup. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor. sonra merdivenlere doğru fırladı. iki haşlanmış yumurta bıraktı. Nasıl seviyor kelimelerim onu. İncecik bacakları. hıçkırarak ağlıyorum. Dışarıda. ah. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor.. ikimizin de kolları sıska. midyeler. hırsız diye hücuma geçip. Nesine kızayım bu adamın. ikimiz de toprak testi. Yüzüne. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için. geçti yanımdan. kara kadının bakışları içimde büyüyor. Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik. çocuğu koynunda. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. gizlice yedirmiş. Odama yürüyüp. Bir su kenarında ayaklarını. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. Şarap şişeleriyle dolu. oralarını. sakat. sabahın beşi. iki avucunda sıkıh.. Ben de hikâyemde. arka koridoru dolaştım.. ardından baktım.. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. buna benzer sesler mi duydu diye. Suçüstü yakalanan bendim.. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu.. bir sinek. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor. onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. sarılıyorum ona. iki avucuna. zehir hayattan kaçmıyorum onu. yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor. ah tatlı bebeğim. bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış. iki haşlanmış yumurta." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek.. ovalar gibi. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. eteğini boydan boya yırtmışlar.. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri. Çocuğum açlıktan ölür mü diye. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi. Ah. Kadınlar. parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi. hayatıma dair bilgiler topluyorum. kadını göremedim. dayın nasıl iş bitiyor. inciler toplasam. Göbeği inip kalkıyor. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış.. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken.. bir kavun getirmiş.. simsiyah saçları dokundukça bedenime. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna. ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. İçine girip. Hiç değilse o. bu hayat nedir mi diye.blogspot.Kalemimi şarabımla. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor.com 32 .. daktilomu önüme koyana kadar. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. en gizli sevinçlerim. onu yatağıma bırakıyorum usulca. ikimiz de böyle zayıf. sıskacık. o. koynunda. Kapıcı: "Görüyon. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. odamda aynı işi yapıyorum. Gece. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç.

Bir ekmek parasına bir baklava.. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. Zayıfça. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor.serip. ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. deyip oğlunu başından öpüverdi. dersini ağır bir ciddiyetle. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup. iktisadileştir-di. suratına sürdü. daha da ötesi yazar. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık. kara kuru adam. köftesini. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki.blogspot. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş.com 33 . Şimdi. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. burada. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. çocuk. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. Atatürk devrimlerinden girip. Annesi. ütopyasını sevdiğim için. hırçın. çocuğun ağzına doğru götürdü. bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. orayı inceleyin. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. Mesleğinde zirveye oturdu. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. en magazinel ismi oldu. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. çorbasını. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. mercimeğin baklavasını. bir düzene koyup. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. Mercimeğinden değil. yüzlerce makale yayımladı.. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. ah canım. Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp. kamuoyunu etkilemiş. http://genclikcephesi. 1928'lerde yazıldı. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. Durdum ve düşündüm. heykeli dikilesi bir kadın. gülüşerek şakalaşmaya başladılar. Adam. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir. radikal bir İslâm çıkar altından. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. Mercimekçi Ayşe. Mercimekçi Ayşe. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. karnımız şişer. doyduğumuzu sanırdık. yaygınlaştırdı. Rizeliler. şu çocuğun ağzına giden. Balzac'ı. "Özal. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi. Şekspir'i. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. helvasını. bu satırları yazarken sizi bilmem. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. dünyanın tüm edebiyatı. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. vs. 1930'da doğan Ayşe Baysal. ama işte ben yine ağlıyorum. bulgura dönmüş. bıkıp usanmadan anlatırdı. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı.

Değişim. Seyyahlar.. Sanki onlar daha sahici insanlardı.. ama işte. ancak başkalarından şüpheliyiz. gördüm ki. milli kaynağın.. ele güne muhtaç olmamamızın. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak. gülmek-len kırılır. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor. sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap. bulgur yazılarına başladı. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu. işte Şizofrengi dergisi. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. değişim adında parti dahi kuruluyor. kebaptan çok. sondan şerbet. İşte bu çok doğru. İkincisi. hariç. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum. yola çıkmıştık. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz.. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik... yol görünmüştü. Telefonu kapattım. onu yazacağım.. Trabzon. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş. İslâm gitti diye akılları çıkacak. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. diyor. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. dolmalar. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. yüzlerine bakan yok. http://genclikcephesi. Rize muhafazakâr oyların deposu.." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. değiştirmek için de. 40'h yıllarda yayımlanmış. tarihe karışmak üzere. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor. kısmet olmadı. kitaplar. yazarlar.. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. Milli yemeğimiz çorbadır.Çünkü onlar. Özal mühendisleri yanma alıyor.. patates dinini anlatacaktım. güldü. "Ne yazacaksın?" dedi. Cehalet ne kadar korkunçsa. kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış. yeryüzünün bu en güzel.com 34 ... asırlar boyu tümüyle unutmuşuz. ekinin. Dağılmayan. bunlar deli mi diye. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı.. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm. kendi kendimize yetmemi70 zin. Bir gün daha kalsaydı. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. gençler hapiste.. lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş. gördüm ki. ne bulurlarsa doldururlar. on-yedi çeşitten sözediyor.blogspot. arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. artık biz iyiyiz. TV'de izledim.. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor. gülmeyin. marketlerden ithal cipsler. Seyyahlar. baştan çorba. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den. toprağın. konuşmak o kadar zordur. işte orada siyaset yapmaya karar verdim. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya... ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. Bugün. Erbakan geldi.. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim." Salon alkışla hopladı. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. yerli malının. diyerek yayın hayatlarına son verdi. bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık.. kendi çabalarımızın. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz.

bizim neyimiz eksik dediler. medya boğuştu. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. yanıldığımı anladım. zihinleri "yalın. Boyner'in. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel. asırlarca köy. kasabalarda anlatılan metinlerde. hamasi nutukların istilasına uğradık. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. Ancak meddah hikâyeleri çok farklı. Gülay Göktürk. Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu. borsa. çirkinliğimizden. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu. Hadi Uluengin. destan-laştırıldığı. Karı oynatıp. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu. Meddahlar. Seda Sayanlar.com 35 .. çıktı. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi.... http://genclikcephesi. özdeşleştirdik. değişim gazı. uyuşuk ölçülere. Aydın Doğan'm. Kalbimizin çığlıklarını. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. Ayşegül Tecimerler. Özal'm. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi...blogspot.. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. Köroğlu.. Türk aydını. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu. hayalici çıktı. toplama bilgilerin istilasına uğramış. inmiyordu.Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti. bir gün Özal değiştiriyordu bizi. Yılan kabuk değiştirmezse ölür. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor.. Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la.. dolma. Bu sesten Duygu Asenalar. Duygu Asena. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. Değişiyorduk. o kadar.. İzel'in.. nasıl olacak" çoktan başlamışlardı. Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu. ateş koru testerelerle 73 dağladılar.. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. Bunu iyi düşünelim. artık ruhumuz kabarmıyor. Mükemmel bir katakulliye geldiler. TV'lerden... uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor. kayboldu. değerlere tapıyor. Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi.. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti. Gökberk Ergenekon Nilüferle.. Özal köprüleri sat72 mış. bir gün Hıncal Uluç... işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. değişim canavarının kudurmasıyla. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!. futbolcu satıp.. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. Gülay Ashtürkler.. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken. banker. Battal Gazi gibi aşk. derin mavileri unuttuk.. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda. Osman Ulagay Hasan Cemal. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor. yılanları güçlendirdi. radyolar açılıyor. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü.. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. Halk hikâyeleri köylerde. Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü. Hmcal Uluçlar.. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca.. kahramanlık hikâyeleridir. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü. erdi muradına. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses. toplama beynini kalkınmanın.. dolma.

sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası.. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte. ve o cüreti ise. oyun. Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok. kasaba tarzından çıkamıyorlar!. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. kaçış. Ayrıca. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın. Filizli onbinlerce film. Selim Edes. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını.. İddiam odur ki. Kürşat Başar... tatminsiz. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. cinayet öykülerini işlerken. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası.. Meddahlar bu cüreti. Duygu Asena. Ve ilginçtir. Ahmet Altan. basitliğindedir. Türk romanı.. ne gazeteler. hırsızlık. bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş.. ancak. dramatik zenginliğe. çarpıcı. meddahlık bugünkü sinema. Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım.. söz dokunduramaz.. Buket Uzuner tarzı yazarlar. eleştirebiliyorlardı.. renkli üsluba. hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün. Gülay Ashtürk. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış. bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları. Avrupa şehirlerinden öndeydi..Önce şunu öğrenelim. Ya da. hikâyesi. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir. köşe yazarları. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin. Ayşegül Tecimer. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz. kitap. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi. kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!. meddah. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. sürükleyicilik. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz.. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi. ayrıntılı. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. tiyatrodan daha yaygındı. edebiyatçıları.. Türkanh. Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri.com 36 . Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. http://genclikcephesi. çirkin bir davranış. iktidar. çünkü meddahlar.. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer.blogspot. Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi. ne medya. köy. Bugünkü öykü yazarları. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu. Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde.. bu hikâyelerde. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi. her akşam bir program vardı. makale.. hırsızlık.. Bir de şunu öğrenelim. her yeni darbe. seks. İnsan. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım". aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması.. binlerce dizi. Şimdi. sert. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen. Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir.. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. 74 yasaktı.. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor. naifliği. Aydın Doğan'm çiftliği.. Hemen her kahvede... "şehrin sanatçılarıydılar". meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu. eleştirel cesarete ulaşmıyor. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü.. Sonra şunu öğrenelim.

Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. Yüzyıl içinde. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize. Bu. yanlan aynalarla. nakışlarla süslüydü. yüzyılda arabalara cam takıldı. transmisyon organları. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. Louis'nin bir bakanının. 19. direksiyon. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir.com 37 . Fiat-çılar diğer durakta. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. 1960'dan sonra en iyi müşteri. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. izmir'de Fevzi Özakat. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. şasi. patlama ile motor gücü elde edilebileceği. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. sürgülü camlı. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç. Faytonlar. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. yüzyılda süspansiyon gelişti. motor. Kennedy'yi. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Osmanlı'nın koçu arabaları. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. Sultan arabaları. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. elektrik sistemi. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı. Gallia Ailesi. Diyarbakır'da Birecikli Halil. Dodge otomobil ve kamyonları. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. Kemal Halil. üstleri örtülü. 16. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. frenler. Trabzon'da Sadıkzadeler. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. Meşrutiyet'ten önce. Studebaker otomobil ve kamyonları. Haklıydı. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. Ford. 1753 yılında Paris'te 14. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. tekerlekler. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. Chevroletciler bir durakta. ön dingil döner hale getirildi. Motoru Avrupalılar buldu. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar.blogspot. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. öküzlerle çekilen. Abdi İpekçi. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. Meşrutiyetle hürriyet geldi. etrafları açık. Chevrolet.

Kovulmalarının arkası gelmez. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu. 80 http://genclikcephesi. 260'ını Koç. ne hazin itiraflar saklı kitapta. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. Ford'la görüşmeyi. Bu bilgileri edindiğim kitap. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. 1500'e yakın otomobil. son kırk yılımızı özetliyordu. "Medeniyeti veriyorlar ama. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. birçok araba parçasını biraraya getirip. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. köle zihniyetin bir parçası. Niye gireyim kardeşim. 450 işçi ile faaliyete geçen. Her neyse. montaj üretim yapan bu fabrika. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. ya da onur bilmezler. 100'e yakın kaptı kaçtı. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. yine kapınıza geliyorsa. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. 1930'da 956 olan traktör sayısı. köy filmlerinin. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı.blogspot. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. Çin'deki karışıklıklar neticesi. kamyon ürünleri satan Koç. Ancak. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı. Ankara ve havalisine otomobil. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. ne zaman Ford'a gitse kovulur. Otomotiv Sanayi Derneği. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. 1930'a geldiğimizde. köy romanlarının. bacadan girenlere güvenmeyin!". hayatının ütopyası haline getirdi. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. cins bir köpeğiniz oldu. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. demektir. Vehbi Koç. Milli Savunma Bakanlığı'na. Mektuba karşılık Ford. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı. "Pencereden kovuluyorsan. Çünkü onlar ya düzenbazdır. Kovmak. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı.6 milyon insan çalışmaktaydı.com 38 . cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. Bu vecize. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı. üretimi durdurdu. günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. Ford Motor Company. işadamlarımrz. Koç. 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. parça sandıklarını denize attılar. 50Ti yılların karakteristiği oldu. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. Sanayi ve Maadin Bankası. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. "toplama" usûlü dedikleri. Traktör ve jeep. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü.'"minibüsçüler" oldu. ikincisi jeep'leri üretti. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. anılarında. nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. aşağılık komplekslerini. iyi iş yapmış sayılırdı.

Kızıl Elma gibi bir ideal edinir. piyangodan Ford'la görüşülür. politikacımız. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi.. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar.blogspot.. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu.. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır.. Devrim otomobili. siyasetçimiz. modern dünyaya kafa tutması. Uzmanlarımız. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık. İstanbul. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç. Sonunda bir şans. orada. özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol. 90 gün içinde otomobil yapılacaktır. "sac" yerine. son elli yılımızın siyasetini. Türkiye halkına sattık. montaj sanayini aşağılamak için. Türkler de otomobil üretecektir.. montaj sanayi suçlamaları vardır. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. Gözdesi. Kaportada sac değil. Ankara.. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan. askerin. Otomobili kendimiz yapacağız. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur. dediği gibi.. İşte bu kovulma. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi. Yine de istediğini alamaz. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!.. http://genclikcephesi.. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. tüm yoksulluğumuzdan. Solcu aydınlarımız montaj sanayini.. işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. biz de otomobil yapabilirsek. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik. ihtilalin. bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. geri adım atıp. bunun adı: Fiber-glass'dır. Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız. otomobil virüsü ülkeye girmişti. çünkü emir demiri keser.. çünkü Koç. Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır.. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik. "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. Ancak. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. Merkez Bankasını. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar". ceplerine indirmiştir. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır.com 39 . ha gayret!. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün. fiyaskoyla sonuçlandı. Amerika davetlisidir. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. ortalık yangın yerine döner. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık.. talaştan yapılan bir levha görür. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür.. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. tarihin benzersiz diktatöründen alınır. otuz yıl sonra.60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza. vatan haini ilan edilirler. Adını Devrim Otomobili koydular. Bitmeyen bir it savaşı başlar. dalgaya alınca. şimdi sırada Koç'un. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip. Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı. devletin." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız. Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. ambalaj sanayini eleştirip. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz". Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'. kabadayıca meydan okumasının eseriydi. bu işi ancak.

ve 700'ün üstünde grevle. I anlatalım. anarşi çıkartan gençlere yüklendi. Magirus. 12 Eylül'e kadar. devlet bir ampul dahi üretemiyor!. 12 Eylül'ün kapısına dayandık.. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. Bütün suç. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır. Türk Otomotiv Sanayiidir. köylülük. nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk.. rupa'dan mal almamışlardır. giren dövizi. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım . gâ. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi. Murat 124. Cezayir Bağımsızlık Savaşı.1 Koç... ucuz işçinin sebil' leşmesiyle. Neden Cezayir'e.. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır. Onurlarına yedirememişler. . sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği . tarımın yanında gelişmiş.24 Ocak kararlan. 1990'a kadar de ğil otomobil. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. 0302 serisi Mercedesler üretildi. Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu. ': sonra 0302 Mercedes. tuhaf değil mi. jeepler.82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. Devrim Otomobili.. I 12 Eylül . hem teşvik alırsın. dışarıya buzdolabı satı.1 80'lerin ortasında tek övündükleri. vatan. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz.. bu kırk yıl içinde. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir.1 yoruz idi.i ürünlerini ihraç etmiş. peşinden banker skandali. Yetmiş sente muhtaç. vur malları olan buzdolapları.. ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1. http://genclikcephesi.. overlokçuluktur. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. Ve dünyada.blogspot. tarımı geride bırakamamıştır. memleket sevgileri de işte bu.. halde. Renault 12. turizm ve konfeksiyon. Anadol. uzun müddet asla Av. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler...com 40 . 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. Cezayirlilerin başkaldırısı. . j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. Sultanahmet'te tu. ülkeye döviz sokamamıştır. Nereye? Cezayir'e. ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken. Ancak. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş. Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları. Ford dahil.

Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti. Mehmet Sabri denen bu cani.. Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı. otomobilleşmeyle. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi. kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları. Topal Osman'dan Yeşü'e. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı. Ve teneke otomobillerine. lanet hayat onların bize hediyesidir.com 41 . komik devletimiz için şeytani bir rastlantı. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor. bizimkiler asla!. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu. sır noktaları arşivlerde kapalıdır. kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma. http://genclikcephesi. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış.) Cumhuriyet. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi. fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz.blogspot. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar.. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. Cumhuriyetimizin 75.. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. tas kebap. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor... 4. hep kazanan onlar oldu. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı. Dinleyelim: 84 85 ". romantizmin heyecanına kapılmış. Bu yalanı gösteren tek yer. iç savaşlara rağmen kazandılar. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz. 68'li öğrenciler ise. üstelik.. yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır. terörist. Hikâye uzundur. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim. Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim. ya da aydınları öldüren bir mermi. kebaplar faslında ise. Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75. ihtilallere rağmen kazandılar.Elli yılda tek kazanan. cilt 376 sayfa. Bu rezil. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay." (Yakın Tarihimiz. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi... devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli.

diğerleri sorgulanır. Suikast yapmaya geldim. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. bulunamaz. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Ayıcı Arif vs. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. hepsi sırayla idam edilirler. ya namusumuzla yaşayacağız. bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp. Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey.. Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. Ziya Hurşit. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi. meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister. ya öleceğiz". Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. aranır. "canileri affetmeyeceğiz. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste. Sarı Edip. doğrudur. bulunur. Ama başaramadım. Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. heyecanlı. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir. istiklal mahkemeleri kurulur. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam.blogspot. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. Hüseyin Avni Bey. meclisin en çalışkan. ne diyebilirim. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in.com 42 . bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder. Laz ismail. 75 yıl süren büyük yarasını alır. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum.. Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür. Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür.27 Mart 1923 günü. Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp. ruhu imişsiniz. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim.

en yakın arkadaşları Kazım Karabekir. 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. çünkü. hem de elimden kurtulamazsın. cumhuriyet kararı anidir. (Bu ittihatçı ruh. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak.) İşte. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı. http://genclikcephesi.Ben zaten başka bir şey beklemiyordum. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım.En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. ipek mendilini düzeltip. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı. salıncağa da benziyor." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran. 'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi. Yolcu yolunda gerek. Sizin elinizden yalnız bu gelir. 75. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor. Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar.. ancak. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. Aman beyim. Dünya sana kalacak. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip.. Rauf Orbay.. millet meclisi kavramı yetiyordu". Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. ağır ağır giyindi. Sana orada suikast yaparım ha.. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar. . ben kendi işimi kendim görürüm. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck. merak etme. ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. yüksekliğine de bakacağım. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı. Ziya Hurşit. hiç danışılmamıştır.. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir. yani. çabuk ol' diyen cellada gülerek. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal. Zahmet buyurmayın.. Başbakan Rauf Orbay. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 .. . maccıa-perest. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte.blogspot. Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş.Hepsi bu kadar mı. haklı haksız gidiyoruz işle.'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. Halk Fırkası ömrü boyu.. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz. Ama bu da zevk. şöyle ki. şaşılacak derecede soğukkanlıydı.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin. milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur. vakit geçiyor. İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü.. sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni. Ali Fuat.' demişti. Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. Nuri Bey. Ziya Hurşit.com 43 . Mustafa Kemal ve arkadaşları. istediğim de buydu' demişti. Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin. . yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı. geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: .

. Talat'ın adamı. dönüşte.com 44 .. millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu.. trenin gideceği yolun.. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Tansu Çiller'in adamı vs.. Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır.. aç kaldılar. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. Bize milli hakimiye. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. ancak. skorpit yarası mı. millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü. çünkü millet meclisinin. kum mu. oluyorlar. tanımamış. Hangi Ahmed'i. Adalet Partisi'ne. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. http://genclikcephesi. şöyle bir sahne anlatır: ".Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. sarayın adamı gözüyle bakarmış. partileri. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya. siyasetçilerini bu ülke görmemiş. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti. Koç'un adamı. İstasyonda bir kadın durmuş. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış. Doğrudur. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu. meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti. Ancak. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Kanal'a mı. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin. Adnan Menderes'in mecliste. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi.. Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. olmadı. Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur.. diyor. kenetlenmişlerdi.. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense. Anadolu hepimize hmç.. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. Sarıkamış'a mı. Medine'ye mi.. Meşrutiyet'te herkes birbirine. şehit oldular. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında. Demirci'm adamı. şüphe ve güvensizlikle bakıyor. O tarafa? Aden'e mi. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. Bu lafızlarla iktidara gelenler. yüz bin Ahmed'in hangisini. Ülkemizin cumhuriyet kavramı. ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak. ezildiler. Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Tansu Çiller'e. su mu. hilafeti istemesi değil. ona da soracaksın. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. lâik-şeriat değil. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur.blogspot.. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. Aydın Doğan'm adamı. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da.Cumhuriyet devletinden yana olanlar. Ahmed'ini görsen. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. Enver'in adamı. MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. millet meclisi ne89 den yetmeliydi. bir çuval inciri berbat edecek. bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar ... milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. Allah'ın. sürüldüler. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi.. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti.

oğlunu arıyor. soracak. Yüzü vücudu çok kıllıdır. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça. Evlatlarının peşinde yalvaran. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. Rauf Orbay'a özür diler gibi. Dinleyelim. Kabil'den. Taliban'dan.Şimdi Anadolu'ya.. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. oyuncak müzemiz yok. Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. biz yine muhalefet!. istanbul'da yine birkaç tane. göklerden yüksek oğullarınız. ismet Paşa. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. Ahmed'lerini arayan analar. Kolu bacağı kırıktır. onu da kaçırdım. Çatlı'yı. Falih Rıfkı'nın dediği gibi.. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş. Biraz uzun sürecek anneler. Bin yıldır gömülüyoruz. Malezya'dan. şenlenir evimiz.. bulgur yedik Şehit verdik.. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor. Kovukta. http://genclikcephesi." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. Shirley bebek yapıyordu. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. İşte şehit anneleri. Rauf Orbay. işini kuruttum. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir.. kayıtsız milli hakimiyete. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın. vermiyor. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar.. şoseye. işte cumartesi anneleri. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. İzmir'de üç dükkân. bir Alman Yahudisi vardı. gövdesi pamuk. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. oyuncakçı da. Çakıcı'yı dahi vermedi. nerede ölüyorlar. demiryoluna. Kuşlardan küçük. uçup gittiler. saçından sürüklenerek götürülüyor. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik. yirmi yıl sonra döndüğünde. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki." Evet. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. iktidarı sahiplenenler. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk. Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak.. başı mukavva. oyuncağı hiç sevmemişiz. kahraman işadamlarımrz. Adını tam bilemiyorum. Bebeği pek az kimse bilirdi.. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı. Bizim gibi karadır. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz. sen yine parti başkanı. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. Ahmed'leriniz bir nefes değildi. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler. fazla sitem-kâr olmayalım. Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. Yeşil'i. ağlayacak ama. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor".. Kahire'den. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün.blogspot. delikte büyümediler. kimseye diz çökmeden. sağdan. ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür. yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. kırılıp gittiler. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden.com 45 . Batı'dan. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok. oyuncağımız yok. Anadolu. Büyük şehirlerde bile.. "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. kar ya-92 nakli. Doğu'dan. Bir Macar vardı İstanbul'da. o bize. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin". Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. Senin serin dağlarında. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!. ben gelince yendim onu bebek imalinde. Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. Anaları ellerinde fotoğraf.

Bebeğin karnına basınca ses verir. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. Mantar. bu fikri kaynanam vermişti. Tahtadan tabancalar. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. kukla gerçekten gülüyor. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda." "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde. kız bebek yaptı. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu.. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar. Kalıpçılar çok şaştılar buna. makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu.. çatapat. tamiriyle uğraştım. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. 62'de başardım. ondan yapılmıştı. 53-54 seneleri. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu. "Bizimki de mukavva kafalıydı. Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. Gövdesini saman doldururduk. "İlk defa sıpa yaptık.blogspot. Parmak bebekler üretti babam. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. Birgün bozmuş bebeği. Sallanan tahta at yaptım mesela. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. eve ince talaş yayılırdı. Gemini çekince gözleri yanardı. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk. tarih mi belki 68-69. süs kâğıdı. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. Çukurel. ilk 95 o yaptı. kızma birader. havai fişek. babam Mehmet Sülün. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır.. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak.5 liraydı bu bebekler. kâğıt fener. plastik tabağı. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. mal yetmiyordu. Gözlerine ampul taktım. başın üst kısmını kestim. oyuncak ithal etmek istiyor. bardağı. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor." Tüm bu bilgileri. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi. 1950'de. 51-52 yılında ithalata yöneldik.com 46 . bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp. Mam-ma sesine 1948'de başladım. sonra biz. Karakaçan. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu. Spiro Giokas. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. Monopol. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. Sonunda buldum. http://genclikcephesi.. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra. kendi icadım olarak. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı. oğlan bebek. Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında.. il il dolaşmış. 14 sene uğraştım. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. Ben de tahta tabanca yaptım. içerde. Çocuk bir iğneyle dokunsa. kestane fişeği. 1 veya 1. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit. Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. Grup oyunları yapmaya başladım. 550 kuruşa. Tombala filan yaptık. Kafası mukavvadan. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım. tüfekler yapardı. Kızıma vermiştim bebeği." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. kumaşla kaplardık. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof.. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü.

hepsi birbirine tellerle bağlı. tombul bir poposu. yuvarlak tıknaz bir adamdı. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. bir bebek hatırlıyorum mesela. arslan gibi. evet evet.. ucunda iki tekerleği.. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor.com 47 . ayı. elbiseli nadirdi. yerli kurşun asker yapıldı. bir de ufak masası. ondan önce el sanatı olarak kalmış. başı hareketli kahkaha atıyor. Balık ihraç etmek istiyor adam. 1947'de Ankara'da doğdu. bir pencere. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. tahta oyma biblolar giriyor. altı çeşit hayvanla başladı. Kim olduğunu bilmiyorum. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok. annem anlatırdı. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. Sonra başı derde girdi kurşunla. şaşırırlarmış. kaleler de vardı. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. bir çığır açtı. Hatırladım o Alman şimdi.blogspot. adama aynısını yaptırıyor. fil. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. bombalar patlarken. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek. arkasında duvar. pencerenin perdesi. Burada oyuncak yok. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü. tabii. zehirli filan diye. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. Tenekeden kanatlar. çocuk sopayı elinde tutacak. insan sureti anlayışı ile engelleniyor." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak.. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. Çok iyi hatırlarım. "Bir de atbaşı vardı. maymun. bebek hâlâ istenmiyor. ata biniyormuş gibi oynayacak. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. burun ve kulaklar. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. Bir divan. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş.omuzları hareketli. 69'da anne oldu. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile. Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. http://genclikcephesi. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. Ülkü için olabilir. işe. Hiçbir şey bulamadım." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. "Harbin başlangıç yılları. "Çocuğum bir yaşındaydı. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. tekerlekli bir sopa. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. köpek. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. Arnavut kralı. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. tombul bir göğsü. uzun bir gövde. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik. iki koltuğu. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir.. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş.

Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü. İsveç'te. sürtmeli oyuncakların ayrı. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum. onlarca. Oyuncak. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. Çemberi hepimiz oynamışızdır.. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün. ama oyuncak yok. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda. kullanışlı değil. kiminin tekerlekleri de demir telinden. neden tahtadan. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. büfe eşyası. çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi. ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. biz. korkunç bir kediydi. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. ancak. tüm haftalığımı verip aldım. düş yok. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir.com 48 . İnanılır gibi değil." Ve Fatma ilhan. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. o. Antik Yunan. estetik gelişmemiş. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. ki. diye cevap verir. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı. maskotlar. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok. ancak. zekâ oyunlarının. yeşil süs boyası olurdu. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. çok şanslı çocuklardık. 17. Seramiğin bin türü var. O renksiz televizyonun. oysa.. taşla ya da topla devirmekti.. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır. aydım.. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. Çinliler kırbaçla çevirirmiş. kimisi makaradan. Çocuklarımızı sevmemiş. 80'li yıllarda Kara Şimşek. Bu din kardeşimizin. Biz ise modadan uzak. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. şimdi yok. Hollanda'da oyuncak müzeleri. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. pilli. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç. ayakta iki sanayi kaldı. hediye almak hiç aklımda yoktu. Bizde halkımız. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. pembe. haftalığım cebimdeydi.blogspot.. ki. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor. görün kültürünüzün acımasızlığını. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. zekâ yok. bebeklerin ayrı.. Hayal gelişmemiş.. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi. Çünkü hayal yok. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı. hantal süs eşyaları. tahta arabaların. Almanya savaşta harap oldu. dünyasına girmek istememişiz. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim. dünyanın en büyük şovuna götürün. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır.. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. İkincisi. büyü-98 lendim. aralarında süs eşyaları. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. alacak hiçbir şey bulamadım. seramikten oyuncak yok. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı. biri topaç. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır. meşhurdu. orijinalite yok. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. camileri. çünkü o zamanlar kârlı değildi. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. bizimkinin atbaşı yoktu. çok pahalıydı. ancak. Batı'da. Fatoş. (Oyuncağın da modası olur. Demir telinden yapılan araba.. oyuncağım daha değerli görecektir. biri oyuncak sanayi.Özellikle kediler.. kültürü. buluş. 90'h yıllarda da Batman moda olur. kurmalı. ki. ama. değnekten at.

Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor.. televizyonlar kullanıyor. Oyuncak. çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız.. boyun eğip. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin. Bu. kendini oynatacak üstler. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin. ruhsal parçasıdır.. ayrıca.. Eline oyuncak geçiremezse. Kendiyle oynayamayan çocuk.. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor. Oyuncaksızlık. kendi iç dünyasını. bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti. kör bir acımasızlık öğretir. hayallerini. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar. o halde ben haklıyım. canlısını. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. İyi ya da kötü..com 49 . onun için askerler. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. ben daha çok acı çekiyorum. kış orada takılı kalırdı. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. edebiyatçısı.. Doğru ya da yanlış.. arkadaş olduğu. kendi dünyasını. Çocuk.blogspot. solcusu. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. bu yüzden sen benimsin. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar.. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. çocukken kullandığı kızağın adıdır. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. dilini inşa ettiği. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır. tahtadan bir at yapamamışsın. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız.. Dinç Bilgin. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane. tüm tabiattaki nesneleri.. diye sahiplenir. muazzam boşluğu mafya kullanıyor. sakin. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. dünyanın en zengin. ancak. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor. en şöhretli insanı oluverir. bu sahte.. bir kahve makinesi görür. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz.. Tabiatı masum. "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince. Neden korkmuş isek. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. ne dini ne bilimi. kayasını. çocuğun başına onunla vurmuşuz. 'bozkurt'. kurşun asker. en derin eşya. İnsan sormak istiyor. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor. çocuğun sahiplendiği. Her şeye sahip olmuş bir insanın. büyülü. haber bültencile-ri. dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur. yalancı aynaları. http://genclikcephesi. daha da ileri gider. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor. der. kendi halinde lüm nebatını. Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor.. göğü delen kuş gözüyle görüyor. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz. 'dokuz tuğ'. onu da ağır. Arkadaşının uçağına biner. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz. Kardeşlerim.. acı çekerek talep eder. konuştuğu. mutlulukta geri kaldık. ama bu derin. senin için en çok ben acı çekiyorum. Acı çekmeyi içselleştirir. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor. Çocuk artık. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. gazeteleri..kendine daha yakın. kimse anlayamaz.. Siyasi hayatta önümüze çıkar.. sağcısı. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. Bizler. itaat arar. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır.. Sevdiği kıza bir gün.. gizemli bir eşya.

Alışılmış konuşmalar. Açlıktan öldü." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin. ama kendi çaplarında. ithal canavar filmler.." Üstelik böbrekleri. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür. tekrar yaptırdım. sizin burada işiniz yok. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil.. Mehmet Emin Yurdakul en başta. Kur'an'da buna bir mani de yoktur. umutları.. Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir. *** Kurtuluş Savaşı'nda. ordan aşağı açılur mu demeyin.. ona ilgi göstermedik.olayları. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse. Her yıl anma günleri düzenlenir. Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı. ortalık karıştı. ben müsaade etmem. o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım. denilince. Lakin. Demirel'i. diye kovdu. dışladık. dünya sıralamasına giremiyoruz. Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış. Ofli şi-vesiyle konuşan. karaciğeri bozuktu. Hatta. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?". bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!. sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım. Abdülhak Hamit. çok başarılı buluyorum.. üç yaşındaki çocuğun korkulan. deyip. büyük şairimiz açlıktan öldü. Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum. İthal canavar oyuncaklar. bir toplantıdan. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim.com 50 . Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum.. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. büyük şairimiz yalnızdı.. Ben Mesut.blogspot.. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi. Bana sorarsa-nuz." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. Zekeriya Sertel'i. dolma yerken öldü.. Önüne. röportajda.. örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır. " * •% * liir "gay" dergisi 53. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır. Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. halkın dinî sorularını cevaplamakta. Mizahçı Necef Uğurlu. 102 103 bu sefer canım yanmadı. bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız. Başörtüsü şart değüldür. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir.. canım yandı." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir.... Mesut Yılmaz'ı. Hamdullah Suphi.

bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. http://genclikcephesi. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı.com 51 . İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama.. Ankara'nın en köklü kurumudur. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. bunu kimse de merak etmez. Çünkü. geceyarılarına kadar orada geçirirdi. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. ihtilal ve bakan gören adamıdır.)* Anadolu Kulübü. Dünyanın en çok başbakan. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. * •% * Bir başkasına geçelim. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. tüm makalesi boyunca. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. Padişahın insan emeğini küçümsediğini. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı. acemi gazeteciler de. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. Türk masonlarının büyük ismidir. Rumlarla Türkler savaş halindeydi. Ancak. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. yanmaz. Bu tarihsel bir rekordur. bu insanlara depolarını açmaz. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. ancak. örnek olarak da. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. hükümet. yani Kızılay'dır. Osmanlı padişahlarından birinin. otuz yılını doldurmuştur. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır.açar. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. dünyada yoktur. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış. orada neler döndüğünü kimse bilmez. çürütüldü. atları Rum. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. kokmaz.blogspot. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu. işte bu tartışmalara yol açtı. bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. Dil Kurumu. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. halktan uzaklaştırıldı. Kızılay neden. Mesela. Kötü.. ancak. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz.

bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. yayın. basımevinin başına oğlu. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. Ankara piyasasında tekel oluşturdu. gazete. Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. Baba-oğul kurumu. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. hatta 108 http://genclikcephesi. Görevi. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. büyük bir ticarethane yaptı. Tarih Kurumu basıyordu. Türk tarih çalışmaları. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. skandal ört-bas edildi. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. nasıl oldukları onun bilgisindedir. sportoto. kıskanmıştır. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür. Arabesk. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. kazıları yönetmek.Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. Tarih Kurumu ayrıca. kimse uğraşmaz. piyasaya iş yapmaya. basına sızmadı. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. Dil Kurumu ve CHP gibi. İnsan soruyor. değil Türkiye'de. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı. Ajans Türk. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. parti afişleri. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. Öldüğünde TRT ardından. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. 1978 yılında. Danıştay'a. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. baskısı. büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. cunta. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. bozuk diliyle hasta. Rakibi. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde. bitmek bilmeyen davalar açılır. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. Böylelikle Tarih Kurumu. dergi. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. Gökmen miydi. Tarih Kurumu. şehir telefon rehberleri. bilim. BM'den ısmarlanan teknoloji. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır. piyango bileti. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. çok sevimliydiler. oy pusulaları. devlet evrakı. Çünkü. İğdemir'i getirdi. Kenan Evren televizyonda.com 52 . Ancak. Türk resminin kayda geçmiş. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. Diyanet İşleri. suçlayarak. Devlet. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. deli etti. dizgisi. Nerede oldukları. rehber gibi. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. Mehmet Özel. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar.blogspot. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa.

yıllar boyu bin. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim. kan yok. artık toplum tartışsa ne olur. Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. gezmediği ülke kalmadı. tekmeliyordu. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. Şiddet yok. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. dergi. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz. işte Çağlar ve yüzlercesi. başta Hakan ve Çağlar geliyor. 16. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. televizyonda gördüm. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan. "Çekilin lan.blogspot. Hasan bir yandan. işte. medyanın. ilk defa televizyon görüyorduk. halkın. insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü. Yayın yoktu. espriler yapıyorlar." http://genclikcephesi. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. koruduğu ve hiç kimsenin. herkes gidip seyrediyor. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. Devletin. o da ayrı mesele. gazetenin. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. size oracıkta köfte ekmekler. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. gencecik içimizden bir çocuk. iki bin baskıyı geçmedi. hakimleri. vatan hainliğiyle suçlamıştır. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. yani. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. bok mu var" diye kovuluyorduk. insan soruyor.büyük bir matbaa sahibi olmayı. toplumu. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği. kafamıza sert tekmeler yeyip. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir. örgüt suçlarıdır. "Tüh lan ben göremedim" dedim. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. Bu medya.* Ancak. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler. işte pankartçı gençler. Hasan: "Adam seni dövüyor. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. bugün.) Kaba hatlarla. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda. koğuştan birçok genç tanıdım. İlhan Çevik meşhur. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. gazete. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. televizyonun içine bakıyordu. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. İngilizce gazetesi. hakimlerimiz. baklava çalan çocuklar. İslamcı kitap. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. kapalı devre yayın yapılıyor. bizleri. sorusunun cevabı buralarda yatar. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. neşeyle usta işi muhabbetler. llnur Çevik pek çirkin ama. bağımsız.com 53 . tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. Koşarak gittik." Ben üzülerek. keyifle. silah yok. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik. aydınların. Sadece sefaretler satın alıyordu. hukuğu. Çağlar 20 yaşlarında. kültür ortamı neden oluşturulamadı. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele. (*) Türk Hava Kurumu. ileri derece masondu.

Kırk yıldır oradayım. Kalbim yerinden koptu. çay içiyorum. acı duyarak. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. Yanıma Doğulu iki genç oturdu.. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni. Gezintimi bitirdim. O kadar sıkılgandılar ki. Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı. Bıktım. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. bu sefer. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi.. ağlamaya hali kalmamış. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. Hayat Buysa . benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. kumlu solucan. soluk sarı yüzü. Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım. Şalvar gibi bir kot pantol. ne hukuğu. gündüzleri kırılgan. "Yooo rica ederim... kanundan. yirmi yıl başım yerde. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak.. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi". gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız. çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm. Bu sözler beni. Kaldırdım antik bir taşı. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz. Diz çöktüm. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım.. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. ne polisi. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın. seçimden.. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim. kara.. biz ekrana.. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim. hakimden. soluyorum hâlâ mutlulukla. pavyonda komilik.. insan haklarından. acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni. şakacı bir avlumuz olsun. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. Balta girmemiş bir ormanda.blogspot. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. hayallerimi savunan son ağaç burası. pis. dağların en yaşlısına tırmandım. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. Ne yazarı.mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş. çıkarın tüm bunları hayatınızdan. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için.. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir. Sırtımı dayadım. işte orada. Jack Nicholson. ne anayasası.. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten.com 54 . Eski. Garson boş bardakları alırken. ne yasası. Dünya kadar geniş sanıyordum. Dinleyin beni. ne insan hakları.. felçli gibi oturuyorlardı. garsonluk yapıyorlarmış. parasını da al!" http://genclikcephesi. yazmaktan. Bağırıyorum cansız bedenine. Can verir gibi. bir küçücük yer.O gün bugün. kımıldamadan!. kaybolmuşum.

iki.. yine. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir.. Akköprü Aktepe. Çaylar. iyi soru sorarım. bir şey ya iyi olacak. Arapça. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. ya kovduk. derin bir muhabbetimiz başlamış. Bir fıkra anlattı. Belki de martı demeyi yeni öğrendik. Mevzuyu öğrenmenin yolu. değil mi. ya kötü. Onu durdurmak ne mümkün. İbrahim. milli. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. akvaryum almış. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. kuğuları. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı. geçen gitmiş. geldi. hem beyaz. Son yüzyıldır ise. bu oğlan para tutamaz. iyi soru sormaktır. Laf ilerledi. beyaz güvercinleri. Divan Edebiyatı. ama. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen. patates tarlalarında çapa yapıyorlar. Gerede. İç savaş başlıyor. küçük dilimi yuttum.. Martıları ya görmedik. ilk masaya oturmuş. boşaldı. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli. bembeyaz tülbendi eşarpları. Hüseyin Aktoprak. Yırtıcı imgesi için arslan. hem yırtıcı.Hiç tanımadığım iki insan. gün boyu ağlıyoruz. Kendi tahminimi söyleyeyim. Rumca. Martılar yırtıcı hayvanlardır. Türkçe isim verildi. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. İbrahim! http://genclikcephesi. açıldı. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar. diğeri böyle. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. Beyazlığım övmek istesek. Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. leş yiyor. Yerine: "Akyazı. teyzeciğim. Melahat Akalın. martıyı kullanmayan şairimiz yok. mevzuyu öğrenmeliyim. "martılar" kafa karıştırmıştır. Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar.. Biri öyle düzenliyor. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik. Kullandıkları dil. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar.blogspot.. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı.com 55 . istisnai olarak turna kullanılmış. Ermenice isimler değiştirildi. ağlar mısın. sıkılgan kardeşlerim. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. olmaz bu. Son yüzyıldır. Doğu. Güler misin. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş.. gibisinden muhabbete girmeli. gitti. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. kaplan. Ne iş baba. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. Mesela. türkü çığırdı. "martı" yok. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum. yavaş yavaş masaya dokunmaya. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi. ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. mitolojik hayvanlarımız var. turnaları severiz... başta İran geleneğini sürdürüyor. Hem yırtıcı.. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. Uzman bir hocama soruyorum. sesim çok güzeldir". Amatör bir tarihçiyim. Akkaya. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. iki bin dolar biriktiri-yormuş. ne güzel ülkemiz var. ortak bir hayalin süslü kelimeleri. "Abi. güzel". Var bunda bir bit yeniği. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. Peki. Düz-ce'de kadınlar. ağlayarak tarlalara koştum.. bizim ne güzel topraklarımız var.. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur. hem "beyaz. Belki de o zaman martının adı başka. imgeyi şiire somıyor da. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. Akpınar. Her neyse.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

tanrısal adaletin ancak. ilhan Selçuk. bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. "Aydın cuntasının güvendiği. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. hürriyetler. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. Mümtaz Soysal. Yaşar Kemal.. sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. Hasan Cemal. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. Geriye kalan üçyüz sayfa. DEVRÎM dergisini çıkarır. hem de meclis. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. doğrulansa da. Anılarında. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda. bu bölüm. acımasız. 60'larm sonunda. yine ser verip sır vermez. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. arkadaşlarını yüzüstü bırakır.. Yeni devletimizin ruhunu. 1986'larda Nazlı Ilıcak. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal. basın tarihimizin en sert. eşitsizliği giderecek siyasi kararın. bugün. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir. hem gençlik. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır. postal. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu. Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır. işkence yapılıyor dedim. Aydınlar. Yalçın Küçük. köşke gidelim. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. o cuntanın başında iktidardadır. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. şimdi devrim zamanı deyip. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. sonra unutuldu. ucunda sehpa vardı. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil. altmış yılından sonra. İlhan Selçuk'u sıkıştırır. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. Yön dergisini çıkarttık. kararlılık ve baskıyla. bugün o sütunda İlhan Selçuk. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır.com 61 . üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. bir şey yapalım. sert. cuntayı deşifre eder. yönü gösterdik. Son anda çark edip. Uluç Gürkan. İşkencede.126 Son kırk yılımızda. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir.blogspot. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. ta ki. Doğan Avcıoğlu. saldırgan. diyor. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim. Nadir Nadi. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen.

sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş. bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. işsizlik. dünyaya açılacakmışız. çok kötü. o elleri temizle-yemezsiniz. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor. bir daha hayıflanacak! (Ha. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor. Bir de küreselleşmişiz. bu yazdıklarını gördük. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. bugün Koç'un. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. beceremiyor. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri. diyor. http://genclikcephesi. Velhasıl ne dediği. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. vs. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. sessiz. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. galiba ihtiyarladığında da. bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. Çünkü. Ancak. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını. silik bir köşeye çekildiğinde. başaramaz. ama. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka. utanılacak kadar zayıf. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına. arınmak için. İsimleri önemli sayılır. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. tembel bir liberal! Görünen o ki. diye. Raymond Aron. Bu silik liberal. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. idam edilenlere üzülüyor. hayıflanmak yetmez. Boztepe'ye 80 km. Çünkü. İlhan Selçuk'u. Hasan Cemal'i. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz. Şık bir salon adamı olabilir. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. soruyor Hasan Cemal'e. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. eğitim. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. Kendisi neden dünyaya açılmıyor. Aydın Doğan'm. üç-dört kitap. işinin ehli. imanla. ama. bunu da beceremiyor. bu kitaplar. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. Anıları yayımlandığında. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. bir de Özal. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. devletin kavalyesi üslubuyla. içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor. sıkıcı kitabından dolayı. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. Pandora'nm kutusunu açıyor. Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la.kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener.) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. sağlık. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı.blogspot. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu. liste çok zayıf! Koca kitabında. elinde hiçbir şey kalmadı.. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. ama. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız.com 62 . Altmışlı yıllarda çay. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir.

Muhsin Batur. 12 Mart. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. 12 Eylül. Sabah-akşam. Nafile turlar. aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. Her dönem. biz bozuyoruz. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. yedi yıl sonra. bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. 12 Mart darbesini. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz. Nihat Erim. 60. 12 Mart'm hızlı. Celal Eyiceoğlu. cuntadan sonra. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp. Ferit Melen.com 63 . Ve büyük şirketlerin. cuntacı subaylar.. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler. peş peşe kurulan kukla hükümetlere. Mecliste.Bşk. Muhsin Batur. Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. ilaç zammını durdurur.Kr.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. Faruk Gürler. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler. bankalar soyulur.Kuv. mutsuz. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. komiğe düştüklerini anlarlar. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu.blogspot. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. gece komutanlar. Mem-duh Tağmaç. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü. Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. Artık. Gn. Demirel'in acı intikamıyla çekildi. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri. 28 Şubat. durumdan vazife çıkartan savcıları.Kuv. Hv. ürkek. yüzlerce seçim turu yapıldı. İlk işleri. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. önce kontenjandan senatör. bu turlarda 300 oy çıkardı. Atilla'nın http://genclikcephesi.. durdurma kararını kaldırtır. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. yoklu! İşkencecileri vardı. Dz. yani diyor insan. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı. İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse. askerler gelip düzeltiyor!". ortada bırakır. Eczacıbaşı. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. solcu gençlere bombaları patlattırır. tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. bu vahim durum üzerine. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. 1980 öncesi. İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. tarih sahnesinden. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip. Kara Kuv.

seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. Aşk yoktu kalplerinde. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. darbe. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. her seçim biraz daha büyük yenilgi. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. şimdi de sulanmaktadır.blogspot. Darbe uygarlığında. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. ihtilal sebebi saymadı. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. başka siyasi alanlara kaçıyorlar. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. Avcıoğlu. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. Oysa.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne. Gazeteleri alın. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. daha da eriyecek muhtıracı sol. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. Modernleşmeden anladığımız. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. Darbe ideolojisini. slogan attığı için 19 yıl yemiş. Evren Paşalar. bir milyon ev. tepeden inmeci inkılap kanunları. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu.com 64 . cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. entrikacı. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri. İkinci Dünya Savaşı öncesi. Aydtnhfe'ta yazıyor. yanlış bir yöndü. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. hepsi bu. uygulansın. Elli yıldır her seçim. 30'un üstünde genç insanı. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. Çünkü. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. sempatizan kitleler. Halilim. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. Ancak. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş. hevesli. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti. faşizmi halk tabanına yaymış. hiçbir politikacı. bir darbe uygarlığına dönüştü. ama. işe güce girince. Seksen bir vilayetin. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. Sebep: Halka güvensizlik. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. antik. birbirinin aynı. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor. solun kâbusu oluyor. Allah başka keder vermesin. işte İlhan Selçuk. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. Cins. Bu hazin manzarayı görüp. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. 1961'in Yön'ü.

gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. fareye peynir gösterir gibi. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. boşuna.Ve Melih Gökçek'in. Onurlu ismini. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. hem kanunsuzluk. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. yine. ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. kültür. sanat dergisinin sahip olmadığı. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. Toprak kardeşlerim. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. magazin dergisi. buradan bağırıyo-rum. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. Dinç Bilgin. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. birileri. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. gözyaşıyla. SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. ama yılan deliklerinden ürküyor. sanat. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. bugüne değin hiçbir edebiyat.. matbaa masraflarının. Aktüel. sadece ekmeğin resmini gösterip. Enver Ören. bilimadamlığını. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum. oy alıyorlar!. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun. devletten alınan paralarla. Ekmek.com 65 . acıyla. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. kaç zamandır. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra.blogspot. en beğenilen yazarı. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. hem de edebiyat. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. Erol Aksoy. değişen hiçbir şey yok. Bir / Altı saatlik tartışma programında.

kim varsa. Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. yazarak. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. magazin dergisi çıkardığı. ses sanatçısına kadar. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar. Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar. İstanbul'u. Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. http://genclikcephesi. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. Bunları görmeyen. "Bütün bir şair neslinin. devlet televizyonunun seyredilmediği. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. söylemeyen. ormanları. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. MİT'in görevli köşe yazarları. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. sanatçılarla kolkola girip. bunca kap-salağın. üniversiteler. duymayan. üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. yazarın. düşüncelerinden başka. makamından alınmış. denyonun. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni. ot kafalının. hocasıdır. sivil yüzlerce kurumun. İşinden olmuş. yoksul. üçkâğıtçı. mafya babalarının görevli köşe yazarları. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. öğrenciler. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. Çörtük'lere.sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela.blogspot. bundan bir ay önce. 40lı. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse. reklamsız. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı.com 66 . gazetecinin. iddia eder. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. önüne gelenin televizyon kurduğu. hırsız. Eyüboğlu. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. bir tek kez. medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları. sözde bilim-adamlannın. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. kendi gayretleriyle düşünerek. kuponsuz. kredisiz. biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. Ertuğrul Acun. kararlı bir bilimadamı. hayrını görün. Refah'm Milli Gazete'sinin. fikrini söyleyerek. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. keskin bir bahar kokusu var" der. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi". sanatçılar.

Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar. http://genclikcephesi.com 67 . Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey. Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak. Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece. Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler. dünyayla yarışan başkaları da var." Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun. kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil. bir ışık. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının.blogspot.. açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun.. sakin. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa.Ve doyumsuz bir iştahla. Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması.. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim. sevinci. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi. Tarancı: "Ah.S. Taranta . Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk.. çocukluğa.. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. yazarın burada kasıtlı bir şekilde. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar.. Çünkü güreş de halkın onuru.... köylü. bu çok zeki yazarlarımız. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor.Babu. bu kara gerçeği. mutsuzluk. en sefil gününde. dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor. her dakika dünyayla hesaplaşma. yazarların bu amansız savaşma. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar. bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. Esnaf. Ve.. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar. İnsan ağlamak istiyor. Tarihin ilk gününden beri. bir ölüm." C. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz. "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. aynı yıllarda yazılmış. tabut. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle. yeniden başlamak hayata. bir sevinç aradığını görürsünüz. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. ışığı. aşka ve sanata".. içmiyor. kendi halinde. yemiyor. bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç". kendine yeten insanlar kurar. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor.. Demokrasiyi ise. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor.

Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor. akşamdan atarım. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur. bir acaip evim var." Bilmeceleri ruh. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. Lahana. eşyaya. Bir meyve ne garip bir mimari. hayale sığmayan.. Chagall'ın.com 68 . her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte. 1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır. İnsanoğlu. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca. gerçekte. Kavun. kana boyanır. siyasi kirlenmişlik. sahralarda bey idim. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler. Bilmeceler." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar)." Zeytin yaramaz kızdır. Hatta bilmeceler. sağcı. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur. sarı entarili ve selvi boylu. oyunlar neden bulmuştur. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize. ufacık ve realist bir roman. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. akıl dışı. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür. içi dolu mercan. Fini fini tanımı. ne idim. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm. Ölümden korkmayan. cam kırılır. kırmızı fistanlı.blogspot. ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir. yeşil feraceli. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. bu acaip kırmızı evde ben. ne acaip şey diye. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız.. tarif141 ler. Bir meyveye bile ne tuhaf. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. bakabilmek. ölümü göze almış. "Kara kız sarkar durur. illim bağ aşar. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. Ve Eyüboğlu. asık suratlı ve dedem sakallıdır. estetik. cama dayanır. siyah düğmeli bir misafirdir. Picasso'nun. Bakın şu bilmece. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz. yahut bir dram içinde göstermektedir. bu denli acaip. pırasa. sabahtan toplarım (yıldızlar). diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum. Bir insan gözü ne acaip. illim dağ aşar.. illim kemiksiz. bir gelindir. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. kâinata benim diyebiliyor. ne harikulade bir varlıktır. Dünyayla hesaplaşmayı.. mafyatik. asma kabağı. tarihöncesinden gelen.Bugün. Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp." Mesela bir süpürge. faşist militanları kurtarmanın tek yolu. kırk gömlekli bir kız. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi. kendini Tanrı yerine koyup. "Benim bir kalbur boncuğum var." Nar. "Uyanır. "Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk.

öğrenci olayları. "Efendiler bu aletin adı teyptir. Ve bu sefer hileyle değil. Sanatçılar. şaşkınız. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler. Makaralı teyp dönmeye başlayınca. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. Bu büyük "acaiplik devriminin". tez elden. başta Adnan Menderes. görevliye: "Oğlum. burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir. belki de bu açlıktan. felaketlere. nesneleri. onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. aptallaşıyoruz. kabine üyeleriyle toplantı halindedir. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. Sevda Demirel. ama. köle.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. yakın şunu" der. kabine üyelerini ter basar. basit. figürleri. İnsanoğlu. içimizde-dışımızda kopartılmış. ahlâksızlıkla. siyasi. tamamen değiştirmişlerdir. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. en büyük iki sanatçıdır. Leman dergisinden Fatih Solmaz . Koraltan: "Ne korkunç bir alet. toplantı bitmek üzere. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. Bize yeni bir göz. İşte magazin haberlerini izliyoruz.com 69 . Normal hayattan çıkarıldı. çözemediği. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir.. getir!" der. resmetmeliler.. sosyal. kapalı gişe. Gündemdeki Kıbrıs meselesi. gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. zamanı.blogspot. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. getirilen şey bir teyptir. yok edin" der. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. ahlâksızlıklara. Toplantının başında Celal Bayar. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. başka duruş ve oluşlarla. İşte medyayı izliyoruz. Hayranlık verici dehaları. karşılığını veremediği. eşyayı yenemediği. içgüdülerim. İkisi de. perspektifleri bozmuş. yazarlar.. Celal Bayar.. anlayamadığı vahşetle. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. İnsanoğlu. iki saat sonra söyleyeceğim" der. daha derin bilinçaltı denizlerine girip. Magazin ve medya. büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. savaşı. infiale kapılırlar. Celal Bayar. çaresiz kalıyoruz. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. 90'h yılların sonunda.Picasso ve Dali.

içmişliğimiz.com 70 . şenlikli bir adamdır. benim ibne gardaşlarım. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir." der. silinebilir" der. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde." Kahramanımız işte böyle masalsı. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. benim orospu bacılarım. Celal Bayar: "O halde silin!. müdürden izin alması gerekmektedir." der. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz. Müdür. kalkın gelin. "Eşber Yağmurdereli". bugün bu teyp açılmış. hanımlar. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var... cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru." der. Uzun müddet dostluğu ilerletir. kiralık ev bulamaz İzmir'de. dinlenmiş olursunuz!" der. Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır.. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar. cezaevini babasının malı gibi kullanıp. niye mahkûmların hepsi fakirdir. 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay. bu aleti kullanmayacağım. Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir.. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık.büyür. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur. duyan olur" deyince. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar. mahkûmları yıldırmış.. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. "Yakın" der.. "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu. cunta alaşağı edilir. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık.. Eşber Yağmurdereli." Muhabbet bu şekilde giderken. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir. İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir. gömlekleri. Size şimdi diyecektir ki. müdür. pantolonları. Burada yazamıyoruz. kapat telefonu.. yazık olmasın diyorum. süründürmüş. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar. Celal Bayar da.. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var. bizi ajan filan sanacaklar.. sorar: "Oğlunuz kim?".. tatil yapmış. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi. fukaradır. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım... dostluğumuz var. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü. bizimki cunta kurup başına geçti. gizlice oraya gelirsiniz. Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez.. sakın ola ki inanmayın. görüşme. Günler geçer. gider ve aylar sonra. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır.blogspot. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı.. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş. Yunanlı subayın görevi biter.

Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. yanlış anlamışsınız. Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. mahkûmlardan çok fazla. müdürler. koğuşlarda şikâyetler yükselir. Bu kurumlarda ister istemez.Anne çok üzülür ve görüşte. top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür.. annesi söylemez. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder. sonunda müdür. dürüst. müdürün çok soylu. ordumuza tank mı bağışladınız. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. çok uzaktan geldiniz. ziyaret saatlerini kısa tutup.. bir gün çıkarız. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. git de sabah. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. yorgunsunuzdur. konuşuruz. buyrun bizde misafir olun". garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen. yani. yani ağa olana ağa. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp. Allah'ın bir nimeti. "Olur mu Eşber Bey.maddeli cezaevi yasasına göre.blogspot. garnizon komutanına telefonlar edip. keyfince uygulamaya başlayınca. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. oturur. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür. taşra cezaevlerinde pişmiş. oğluna da söz geçi-remeyince. baba müdürün. neye uğradığını şaşırmıştır. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar." diye. çalışkan. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. söyle de anasını getirsin" der. Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. gönül. hatır. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. çünkü müdür. Eşber Yağmurdereli. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der. gibi cümleleri görünce. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. sabahın dördünde koğuşa girer. hesap döner.com 71 . müdürlerin "aile" düzenin içine girer. "Anne sana ne oldu?" der. Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. mahkûma davrandığı gibi. müdür: ". alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. tartışmalar. Müdür. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır. benim hanımım çok misafir canlısıdır. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş. Bir gün yine müdür. Oğlu. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır. etli butlu ve lezizdir. mahkûmu çok iyi tanıyan. dostluk. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. mahkûma çıkışır: "Ulan. Müdür." Müdürün mahkûmları sahiplenip.. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar. ben hanım teyzeye dedim ki. Türk devletinin artık karakteridir. dilekçe verilir. bir gece yine kafayı çekip.. Müdür. ancak askerlerin ekmeği. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş... bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi. yemeği. uzar gider.

duruşlarıyla... çünkü spiker: "Efendim. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar. Bu yasanın bana verdiği .. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi. "Bakın. aydınların.. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün.ker. Birçok TV randevu saatini bekliyor. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı. derken.. ya da Eşber Bey yanındayız. naklen yayında arıza olur. Ben.. bana değer verin diye sabah. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. bize. küçük kız. diyorlar.. senin adam meşhur oldu.görevlidir.blogspot. Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. eserleri.. sanatçıların. her gün ekranlarda". akşam çırpmmaz.. emekliye ayrılmıştır. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım. 13 yaşında bir küçük kız.. Medyanın gündemi esir alışı. spiker. Eşber Yağmurdereli. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. şişirme olurdu. yazarların. ne iş yaparsınız?" dedi.. "ayılmamıştı". beklerin kafa vurması. ürünleriyle. çamura batardı ağırlaşırdı. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti. filozofik bir komplimanla. futbol topu deyip geçmeyin. fotoğraf çektiren. "Ne yapacaksın?" dedim. http://genclikcephesi. isminiz neydi. belli olmaz. tam o sırada. Eşber Yağmurdereli. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. müdürü tanıyanlar sorar. ihtiyarlamış." Müdür. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu. "Efendim. ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. anlamlı bir derdim var. kibarca. kendi gündemi. TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum. görüntüde maç akmaya başlayınca.. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor.. halen. ben eğittim. bir kamera önümüzde belirdi. sizinle beraberiz.. Ancak. bize maçı anlatmaz. dışındaki insanları. ismini aldıktan sonra dahi.com 72 . "Avukat. Beni alkışlayıp. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum.. Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken.. bizi alkışlayın. önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler. tüm manşetler onu konuştu. Aydın insanlar. ülke gündemiyle çakıştı.. bizi neden önemsemiyorsunuz diye.. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim. beyin sarsıntısına yol açardı. diyorum. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor. halkı esir alışı. Yani. meşinden yapılmıştır. futbol topunun ağırlığı 400 gramdır. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir. sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz. O anda ekranda bir futbol topu vardır.. bir imza verir misiniz. bastonuna tutunarak yürür. futbol topunu izleriz. Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor. daha değerli. ekranda görüntü donar. Dakikalar geçer." derken. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. Spiker teşekkür etti. şöyle geçelim. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır. yorulunca da.. Eşber Yağmurdereli de.. "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. ekrana getirilen Türk vatandaşı. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. yazmış olduğunuz mektupta. mikrofonunun kablosunu toplarken. bana. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu. hayatında bir kez. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi. karşısındaki. ben. ben başka bir şey istiyorum." dedi. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş. Eşber Yağmurdereli. yolda. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. "şaşkınlığımız" sona erdi. kim kimin anasını . şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. demek istedi.

Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". hiçbir işe yaramaz. Güzel bir söz.. Eşber Yağmurdereli anlattı. "peki. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. Ganj aktıkça. Kemal Tahir'leri.. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor." bu halk zangır zangır titrese de. işsizlik. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım". insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi. götürüyorlar!. "anlamlı. manevi vatanıdır. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar.com 73 . Aynı anket. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor. "ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele. sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. eleştirel yaklaşanlara da. dünya aydınlanıyor. yazarlar. elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar. Ganj. borsaları. orada kalmış. Sakın bana başka bir şey anlatmayın. petrol yüklü Urları. An geliyor. Kırk ayrı renkte. tam iki buçuk sene. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor. bir soru daha soruldu. gibi. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı. insan olanın. anılacaklardır. "çok seviyoruz". aydınların. adam. cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. kasap suratlı adamlar. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. "değerli". Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım. "cumhuriyeti seviyor musunuz?". "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor.. deyip alkışlayanlara. omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. medyaları. o ülke tarihe karışır. omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. sağlık. Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi.. değerli bir küçük dalınız kalmadı. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. Hintliler. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor. ancak. dualarıyla. 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek.blogspot.. bunlar ise. Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. cumhuriyeti seviyoruz. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana.çma. . hamama götürdüler. Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. içme... "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Hindistan'ın ruhudur. uyuşturucu saklı otobüsleri. törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak. meyve yüklü kamyonları. zeybek oyunu. sanatçılardır. başka ülkeye gitmek istiyoruz". eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. yoksul.İşte bu küçük kız. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor.. Yılmaz Güney'leri görürsünüz.. sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. kırk değişik takım elbise de giyseniz. yeme. bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. sorusunu. diye cevapladı. sanatçılar.

götümle 152 153 gülüyorum. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. Ey halkım hayal et. Kuyruklaşmak. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor. kız. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. mimar. çizerler. sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. altında kalırsınız. tahta bavul. tek bir düşünce avcısı. kambur. Halay. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir.. uyuyan upuzun bir tenya. kuyruğa kaynak olup.blogspot. milli bir psikoterapi.. Gelir ki. ne güzel!". Ütüsüz. edebiyatçı. derin bir sağlık göstergesi. yumruklarını sıkarak "Hayal edin.. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar. Bilgi. kahya düşünür. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. ağa. bir tek küçük sandalınız yoksa. Biraz daha içine girince. Halayın "doygunluk" vermesi.. bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış. birbirine sarılma değişmez. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz. bu http://genclikcephesi. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir. hayal edin!". Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması. konuşması sıkıcıydı. Bir Azeri fıkrasıdır. pısırık. kahya: "Düşünürem ki ağam. şamataya dönüşüyor. zengin. Şehirlerin adı değişir. sanatçımızın dilinde. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar. hayal edin dedi... kâhyasına atını emanet edip uyur. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum. Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. ama konuşmaya gelince.. ne düşünürsün kahya. istediğiniz kadar acı çekin.. tehlikeli bir ruhsal şaka. Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik. Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik. kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor.com 74 . ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. şair. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası. Arada bir de bizim kahya uyur. hayal edin çocuklar. sanatımın sırrını söylüyorum. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. ne dedi bu adam. sahile gelen onbininci dalgayla. bağırsak tembeli. bir bok becerip diyemedi.... derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum. bu bağırış. atlayamayan insanların halayını. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok. Hantal. çok çiğnenmiş. güvensiz.da bir türkü duymayalım. ağa sorar. Bu zırsalak adamlar. yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. macerasever çıkmıyor buradan. şimdi rahatım. çekingen. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar. Hayal. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor. sahneyi. bu haykırış. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. insan soruyor..

ne şeytandır onlar. işte devlet milliyetçiliği. İstediğiniz kadar ıkının. Düzenlenmemiş sevginin yeri. şımarm. Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur.blogspot. ne ağaçlar umutla çiçek açar. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. başkaldırmaktan korkuyoruz. Ne deniz umutla dalgalanır... sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır. Umutçu insanlar arıyorlar. şikâyet etmek. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış... Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. Birazdan tekrar Ağa. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. düzenlenmemiş nefret. umut yok... Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir. ancak köleler birbirini ısırır. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk. Birine karşı gelmekten. hem umutsuzculuk oynarlar. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. iyi kahya sen düşünmeye devam et. Düzenlenmemiş sevgi. eşyayı anlamak yok. panel afişinde yıldızlar. yerden. bakar ki. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. gazetelerimiz.torpak nere gider?". mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. hüzünlenmeden duramazsınız. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. umut yok eşşek oğlum. parça155 lar. insan gururunu yokeden. "düşünüyorlar". panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. Birilerinden nefret edersek. bunlar Neşe Karaböcek. kehanet yüzlü. Kayahan'm şarkılarında geçer. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir.. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi.. eşi. dost. umutçuluğu bırakın.. uysal eder. İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. umutsuz mu?". Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!. itiraz etmektir. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. http://genclikcephesi. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. Sevgimizi kontrol edemiyor. satürn. "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam. köle-leştiren. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın. patlayın. dolandırmış demektir. tanrıyı öldüren. hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. büyücü ayaklı. zavallı. şeytansı. umut edin!". Birarada yaşamanın yolu. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım.com 75 . falcı gözlü bir böcektir. Düşünme alışkanlığı yok. tarih umutların şehit olmuş halidir.. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar. sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. aile ortamıdır. gökten kırk tilkinin götünden. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası. Her yazar. kendine güvensizliğin ürünüdür. akademisyenlerimiz. paniğin. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. "hayal ediyorlar". Umutçuluk-umutsuzculuk. kahya yine kara kara düşünür. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. kahyayı kontrole gider. sevgi. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. Umut ancak bu kadar tüketilir.. umutlu musunuz. kezzapla sarhoş olunmaz. biz seviyoruz. hem psikologluk yaparlar. Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. dişkr. önümde yol ve yürümek var. telaşın. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. Ülkemiz gani gani sevginin. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. ben mi?.. kör eder. ömrünüzü yer bitirir. Orhan Gencebay. Umut sağırlaştırır. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. boşuna uğraşmayın. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum.

Doğu hastalığı. İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma. bir oynaşmadığım kaldı. diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor. alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. benimkiler okuyacak. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı.. Vücut parçalarının. kelle çevirip.. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu. "Sen niye okumadın teyze. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum.. üstünde hoplayıp kırıyor. "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. Bir arkadaşım anlattı... İçimizden.. sokarak ateşin içinde döndürüyor.. biri üçe gidiyor. Sonra. "Teyzeciğim.İnsan beynine abartılı bu hayranlık. diğeri orta ikiye. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek.... televizyon.. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. Annesi gibi burada... aynı anda ortak bir şey geçti. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce. "Yemez olur muyum?" dedi.. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor. okuyamadık!". Ne kadar tanıdık. işte Erdal İnönü'nün hali. kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup.. televizyon. Elindeki sopayı. ilerler. yoldan geçen birine işaret etti mi. matematik olimpiyatları. çocukluğuma ne kadar aşina. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor. "Zekâ. Beni de annem uzaktan. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!". hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor. Annem gibi konuştu. "Ne bileyim. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor.. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim.. kellelerin burun deliklerinden. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim.. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük. yapısını insanoğlu öğrenir. iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. Lenin öldü. bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. bir sıkıntım çocukların okuması. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup. etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu. hayvani bir hastalık.. bu büyük beynin içindekileri. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana." Sonra. o küçüğün okuması. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi.blogspot. gün gelir bilim gelişir." Sopayla çukurun." der. kulakla156 rından. beyni kavanozda. Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor. komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine.. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım. burada." http://genclikcephesi. fen liseleri. açlığı. diye!". Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları.. sarhoş oluyor. et görmemişliği. dersleri çok iyidir.com 76 . dedim. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. zihin açıklığı vardır" dedi. bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. tek bir derdim. ağzından. şarkı söyler gibi. Beyni yiyince ne olacak.

. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin.. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü. Ateşe sokuldum. bir daha indirdi satırı. çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. alt çene düştü. duman. Bu iki yakayı birleştirirsek. Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen. ya da Çanakkale'den geçsin. ilk defa bir beyni alttan görüyordum. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat. yal vararak söylüyorlardı bunları. Fatih Çekirge. mağaranın deliklerine indim: "Hm. bunu hiç bekletmeyeceksin. dedikleri çıktı... Özal'ın yetiştirip. Taha Akyol'un "kafaları". çalışan onlarca aydın mimar. bugün bu aydınların dediği çıktı. hemen yiyeceksin!". Adı İsmet İnönü Caddesi. o yoldan.. ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi.. bu insanlar köprüye karşı... Güneri Cıvaoğlu. bir bakın. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. Sonunda bir daha indirdi satırı. beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi. Taha Akyol... Oktay Ekşi. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum. çünkü gidilecek başka cadde yoktur. başka 158 yerden geçirmeli. dağları. Karanlık bir delikten.. Bu otuz yıllık münakaşadır.. Menderes'in. şehirleri çaresizleştirir. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır. kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi. Fatih Çekirge. Avrupa. şehri kilitleriz diyorlardı. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip. Onun da komşuları. olmadı. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla.. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara. eliyle alt çenesine kuvvet geçirip. tertemiz.. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. diyorlardı. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası. gidilecek başka yol yoktur. sadece İstanbul değil. şehir köprüye doymaz.. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir. Üsküdar ve Avrupa yakası.blogspot. kilitlersiniz. Kahin değildiler. Artık geri dönüş de yok... kalkınmaya karşı vatan hainiydiler.. nafile. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden. Açılıyor mu zihinleri. akrabaya dağıtıp. Yavuz Donat. görüyor musun.... Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!." 159 http://genclikcephesi. dedesi gibi. neyi? kellenin genzi mi olur. Emin Çölaşan.com 77 . dedi. Ancak. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı.Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan. Kardeşlerim. kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu.. İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği. kurban etini hısıma. bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı. Emin Çölaşan. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans. Ayağa kalktım. evet.. işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni... iki ayrı şehir. Açın.. eğer köprü yaparsanız. alev içine kafamı sokup. Satırı verdim.. bilimadamıydılar. beyin o mu?". bir fırsattı.. Cumhuriyetin. Anlatayım o kafayı. "Beyin beyin. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim. Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil.. dişlerin sertliği kırılmadı.. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. Ayrıca. Rauf Tamer. hâlâ demekte. kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu... "mecburiyet kafa-sı"dır.

Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. siyah başlıklar. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış. askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. heyecanlı halk. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. Samsun'a gönderildi. Ankara'dan gelen bu alaya 49.com 78 . ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze... Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti. gümüşi avcı elbisesiyle M.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. intikam hisleri kamçılanıyor. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu. kilitlemiş. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. işte bu mecburiyet kafası. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. şehrin tam da ortasından yürüyerek. Kemal ortada. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. Karadeniz uşakları. ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. etrafında. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi.. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. kadın. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. Öyle ki. dart dart. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. çocuk. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu... Topal Osman. Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş. esas vazifesini unutmuştu. gri kalpağı. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. topluca dolaştıkları. Yörük Ali Efe ise. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!".. bir arı uçsa vuracaklar. amca çekil de geçelim. Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. Alay adı verildi. cinayetler yapılıyordu. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. Hükümet konağının bahçesi. Karadeniz sahillerinde de Of'un. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi..blogspot. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı. Sürmene'nin vs. Arkadan kamyon gelmiş. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. Ya Samsun'a gelirken. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. Soygunlar. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi.

Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. Albay Hakkı. Başına buyruk kesilmişti. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. sonunda ilginç bir yol buldular. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar. bardağı taşıran son damla oldu. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. Topal Osman. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. sonra öptü. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. çete harbinde esir alınmazdı. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. sonra zorla ikna oldu. dedi. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu. Topal Osman'ı ikna edemediler. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem. elini öpecek.com 79 . Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. söyle ona bana görünmesin. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı. hasmıydı. Albay Hakkı. yanındaki iskemleye bırakıp gitti. O sıralarda Samsun'da kurulan 15. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. Giresunlu. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle.blogspot. Yolda eşkıya köylerini yaktı. dedi. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. Ağa. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. Mehmet önce tereddüt etti. Topal Osman bu gençten korkuyordu. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. gideceğim zamanı ben bilirim.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. henüz vücudu bile soğumamış. Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. http://genclikcephesi. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. Çünkü babasını öldürmüştü. perişan halde evine bıraktı. Mehmet'i getirdim. Topal Osman'ın maksadı. bağırsakları dışarı fırlamış. Şevki Bey'i dağdan getirdi. Yarbay Hakkı Bey. Ancak Mehmet. adı Mehmet. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. Şikâyetler yağıyor. dedi. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. Albay Hakkı. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. Osman Ağa'nın yanma girdi. Mustafa Kemal imzalı. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. bir plan kurdu. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım.

çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. . Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır. ayaklarıyla dürtüyor. Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı. Ünlü gazeteci. Peki ağam. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı.com 80 . bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. dedi.blogspot. çocuğa saygı gösterip ilgilenir. Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der. ağa yalvarışlara aldırış etmedi. haykırışları ortalığı inletti. Çocuk. Ahmet Emin "Klişesini basacağım. asabiyeti bir türlü geçmiyordu. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz.. getirin şu gâvurları. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. büyük bir işkencenin bağrışmaları. . bana cefa yapma.. çocuk http://genclikcephesi. güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. içinde bir sıkıntı vardı. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. Arkada kalanlara ibret olsun.Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi.. . Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. Ama. Bu korkunç fikre adamları da inandı. vermem" deyince.Ağam fışkım yiyeyim. geminin sadece hava164 sına değil. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek. Yok uşaklar yok. ya kacağım onları. Ahmet Emin Yalman anlatır. Topal Osman. onları geri çekilmeye zorluyordu. diye bağırdı. Hristo. harekâtına hakim oldular. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. kurşuna dizdirmek istiyordu. oradaki havaya hakim oldular. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. Haydi inelim aşağıya. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun.. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: . Son kalan Yanko. Topal Osman soğukkanlı: . gemi süvarisi. bir an iyi mi ettim. çek tabancanı vur beni. dedi. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı. sen.Atın bunu da. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur.Ne duruyorsunuz be getirin dedim. Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı. değil. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim. deyip hep beraber merdivenlerden indiler. Aylardan beri tıraş olmadıkları. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı. çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. ruhunda. hatta. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı. bunlara merha met olmaz. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü. nihayet emir verdi: Ha bunları alın. Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı. boşaltma. İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür.

Rumlar. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. tarihçilerimiz Topal Osman için. Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. Ahmet Emin. tiyatrocu. Topal Osman'ın konağı çevrilir. sohbet sırasında. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik". kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur. onursuz bir hayat bıraktılar geride. Sağ milliyetçiliğin kalesi. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız.. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir. satılmış. Rauf Orbay. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken. fotoğrafı ahr. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık.. yemek yerken insan öldürtülür mü. Erzurum'u. vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz. sorguda değil. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar. devleti Yeşil'e. şerefi oldu bu isimler. Başbakan Rauf Or-bay. 75.com 81 . yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. iş anlaşılır. siyasetçi. Bu isimlere övgüler düzerek. Ütopyadan. Topal Osman. bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak.blogspot. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı. 75. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor. eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi.. derler... Çatlılar'a teslim etti... "Ver ulan!". Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. Şikâyetler öyle bir hal alır ki. ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı. öldürdü. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz. adamın sohbetini. Topal Osman kendi hesabınca. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip.. diye ilave ederler. kellesi kopartıldı. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar.. Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz.. onurunu.. . Topal Osman'a haber verilmez. maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. fanteziden kendimize düşünce kuruyor. sizlere saf. "Evet.. Ancak. http://genclikcephesi.. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. Erzincan'ı... yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı. "Hemşerim. Son elli yıldır ülke sevgisini. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. temiz.belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. parlamentodan aldığı güçle. Bir yaşlı adamı. ardından. çürümüş kokmuş.

1938 yılına kadar görevine devam etti. holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. mafyanın. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz.. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. Çünkü. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler.com 82 . yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. sağcı partiler. kılıç kimin neresine geliyordu. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi. halkın iradesini temsilen parlamentodur. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. babası. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. ardından gelen tır. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. http://genclikcephesi. herkes bunu kullanmalı diye eroin. Fransa da 18. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. STV. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu.. tarih bunu tartışmıyor.blogspot. ve 19.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. Halkın meclisini tanımayan bir devlet.. vatanın tedavi edildiği yerdir. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. TRT. İngiltere. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. Takriben onyedi yaşlarında.. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi. çakalların. 30 kişi ölüyor. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok. katil mi. Yeşil kimdir? Sapık mı. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar. Meclis. Hürriyet. vs. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. esrar götürürse şaşırmayalım. gazellerini. aynı zamanda hanendedir. 1930 yılında emekli olduğu halde. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur. günde bir milyon lira kazanmak için.. yola düşenlerin üstünden geçip. prostatlı generallerin çakal devletidir. Sabah. 1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. yerli malı yurdun malı. vs. Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor. Milliyet. aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. Kılıcı kim adına. Hatta. Amerika. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. kaza geçirip.

Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. hem sosyal acılarının. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. hâlâ testiden su içmek istediğini. 1980'li yılların sonu. bin yıllık acının bitmediğini. duygulu. ifadeli. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. oyunları. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. Yine de bizler. büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. Ve. hep dinî. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. plakları satış rekorları kırmış. bu toprakların hem siyasi. Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. Buna can dayanmaz. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. Yazımın girişindeki hikâyeyle. Şimdi gelelim. mavi gözlü bu adama. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. umudunu yitirdiği. şansa bakın ki. ailesi hakkında da bilgi yok. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. toplumsal. Aslen Malatyalı. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda. tekerleğin ilk defa döndüğü. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. eşarbını çıkartmak istemediğini. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. Dertlerine kilitlendiği. Tekniği sağlam. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. madenin ilk defa eritildiği. Orfeon. Coğrafyamızın nehirleri.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. geleneklere bağlı. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. Türkülere geri dönmemiz. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. köyüne. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. Homorkot. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. burada oturmuştu. Lirfon. Aynı dönemde. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. kavrularak. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. Doğuştan kör olan sanatkâr. yüzyılın başında. aynı tarihler. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. geride kültür diye bir şey kalmaz. mezarlıklarının şahididirler. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. yakışıklı. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir. siyasi çözümü şehirden. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. kalkardı. devletten değil. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. zarıl zarıl ağladığını. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. Gizli Türk Halk Musikisi.com 83 . yazmasını.blogspot. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. Gizliliği sona ermesi. yani. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. sosyal dünyaya güvenini kaybedip. buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi.

bu türküleri söyleyenler. tıkmarak. içlerinde yelken. martılar yoktur. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler. Duasını. Bin yılın yol yorgunu. İşte son on yılda. dolarlara. bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. bu türkülerin üzerine. Halkın bu en değerli hazinelerini. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. sırf program ucuza geliyor diye. ağaya. Bu türküleri. Öfkenin türküsüne. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. aklına estiği her yerde. yani gönüllere. herkesin. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. bedduasını. geçen on yıl içinde gördük ki. genel beğeniye okumanın. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. türkülerimiz ekranda. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. tekkeden çıkıp. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. Bu türküleri söyleyen abdallar. psikolojiden daha ince. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. teneke surat. önüne gelene söyletmek. şebek gibi göbek atarak söyletmek. Bu acıları taşımayan. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. paşaya. bu inanç soyundan gelmeyenler. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. aksıra-rak. terk ettiği evini barkını. üç ayrı kıtada. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle. ekranda okumanın. ahlâksızlığın en loş uçurumudur.ilgilendirdi. bir koruyan-karışan yok diye. gerçek bir felaketle. Bu türküler. Büyük otellerde. parayı veren. türkülerin duygu mantığını bozuyor. Zulüm bitmemiştir. Görünen o ki. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. ensesi kaim herkes. deniz.blogspot. şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. Bu deliliktir. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde. yüreklerimizin. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. alkışa.com 84 . ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. şiş göbekli. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. korunmasız. felsefeden. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor. ibadetle günlük yaşamı. kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. birer modern derviş olmak zorundadırlar. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. bu türkülerin dergâhtan. duygusuz ifadelerle söylemesi. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle.

Ancak.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara. çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. Ve ayrıca. delice gülüştü sanatçılarıyla.blogspot. Kendileri Türkiye olmadığı gibi.. röportajlar. bilimsel. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta. bozlaklardaki. salyalı bir cehalet. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa. zindanlara tıkılmışlardır. ödüller. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız. Hilmi Yavuz. ama sarhoş olmaz. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. dalgasını geçer. bu acıları duymayıp. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi. eğlenir. diyor ekranda. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. herhangi bir itirazları da yok!. Enis Batur. bu türküler işçilik rolüyle.dolaşmış. Bu da bizim görevimiz. kudurmuş. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu. mezarlıklardan. Buna kimsenin hakkı yoktur.com 85 . Seren Serengil. sıralamalar yapar. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya. Yemen Türküsü. Üstelik ağıtlardaki. açlıktan.. Artık ne söylesek nafile. kurallaştırarak. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. devletin kültürü "taklitçidir". kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. http://genclikcephesi. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda.. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. kalpazanların listeleridir. deyişlerdeki bu çığlıkları.. gurbetten. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp. bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi. halkın gerçeğini. düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. içyağı suratlı. Sibel Can. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. tartıştığımı düşündüm. Buna nasıl canları dayanıyor. Ve devlet. ya da sanat dergisi de değiller... güler. kimse de sesini çıkarmıyor.. Her işçi bir başka çeşidini üretir. fikir. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. ama şimdi. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. ayrılıktan. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat. sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki.. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. alay etmez. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde. hiç kimse ciddiye almaz. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı. güya kültür adına. görev aşkıyla okunmamıştır. kendileri en çok satan haftalık. içer. küfür etmez.. Vefasızlık değil bunların-ki. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar. stilize ederek. tebeşirden kültür bakanlarıyla. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler. yalnız halka el açmıştır.

ya da Enis Batur. bu şahane şarlatan. Sonuna kadar aldanmışım. Mesela Serdar Turgut. saçmalamayı dahi beceremiyorlar. önüne gelen her gazete. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur.. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!. Acemi. Bunda da aldanmışım. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak.. adalet. Bunda da aldandım.. Selahattin Duman. Çünkü bu insanlar.blogspot. saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm. vefa. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına. önce. Buna rağmen medyanın gazeteleri. http://genclikcephesi. yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. her dergide. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi.. Bir zaman sonra bu insanları önümüze. tartışılmamış. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!. bütün kapıları tutmuşlardır. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm.. amatör. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. açık tartışmaya girecek. hüznün ve sidiğin şairi. işte bu parayla..com 86 .. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. eserini. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. Bu isimler siyasi. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır. onur. Sonunda kararımı verdim. ülkelerine. Sonra.. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. Halklarına sırt dönmüş. eleştirilmemiş. buna kimse karar veremez. Aldandığımı anladım. Atarlarsa. Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. yön veremeyecek. ürününü. her an ağzına gelen avare.. içlerinde çelik gibi sağlam. açık tartışmada ortaya sürecek. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti.. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. dergileri. tek örnekleri yoktur.. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar... Adam. diğeri. Bir diğeri. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. dergiyle düşe kalka. ya da nankörlük içinde. bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor. Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz. edebi bir tartışmaya giremeyecek. Mesela. olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. basit insanları. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir. Bugüne değin. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya. sosyal.. saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip... Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var. maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. Her gün konuşup. Herkesin. soyluluk. Hiç kuşkunuz olmasın. her sezon. Türkiye'nin en büyük sorunu. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar.Küçük bir rastlantı. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor. Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl.

insanlara. Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!. emeklilerin..Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!.. Tek başına fırtına. aydınlar. kötüsü. edebiyat.. Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar. Kürtlerin kanı... Benim samimi bir tavsiyem var!. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır.. Krallar devrildi. Cyrano. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek.. apartman demeden yıkar. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi. Aralarında şu diyalog geçer!. aynı rolü oynadılar.. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. insanlık. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla.com 87 ....... kızlarının ihanetini yaşamış. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan.. askerin kanı. yeryüzünün klasik değerlerini. "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz. sevgilisinin ölümünden sonra. dans eder.. Christian savaşta ölür. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır. demek ister. önemli insanlar olunacak... başkasının adına mektuplar yazar. adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak. benim gerçek sevgilim sizsiniz. çırak çocukların kanı.. inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla. eleştirmenler aldı.. içine gömülelim. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. soytarıların yerini. yazar olunamaz. kırar geçirir!.. ağaç. Fırtınanın iyisi. Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda. onu aşağılar. (Roxane. kitap. sanat. küçük. Fırtınada http://genclikcephesi. kan. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da. başkasının döktüğü kanda. büyük. Duygu eğitimi olmadan.. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken.. Türk büyüğü olmaz. en temel insanî duyguların. duygular modalara göre değişmez!. sanat. bağımsız dergiler... Ama çok geçmeden. akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!. kralın... Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar. Fırtına. Vakit geç değildir.. Karadeniz'de... kan.. vefa. Hiçbir eleştiri kabul etmeme. yani siyasi iktidarın adamları. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı... makale. Eleştiriyi dışlayanlar. yavaş yavaş delirmektedir. kralına "deli muamelesi" yapıp.. Sonunda anladım ki. bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu.. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. İşte tam da bu yüzden. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma. eğitim.. Peki onlara şimdi. vicdan azabı. önemlisi.blogspot. kral.. onun kanı!. oynar. Zigana'dan aşağı. Aşk mektupları yazdığı adam. Roxa-ne..) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan. Eleştirmenler.. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar... yoksulların. Ama siz. bu mektupları yazan siz iseniz.

.. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi..blogspot. "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir. 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. güçlük çıkartılamaz".. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. Bir yazar. penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. insanlar bu sütten emmek. hiç değilse. Ne olduysa. sakalını. başkaldırılarla.. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz... Napolyon. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır". "Acıma" duygusu. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa. İşte. çaresizliklerle. bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. ifadelerini taşıyordu. http://genclikcephesi. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle. Bu duygularını kaybetmiş yazarlar.. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa. burası gerçek bir tımarhanedir. melodisiyle.. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. şu son zamanlarda oldu. heyecanları öğretir. bestekâr. Tüm bu yazıyı neden yazdım.. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek...com 88 . eskimiş. ma-ganda. Bu küçük ömrümüzde. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!. meydan kavgalarıyla. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir. kralların. Enver Paşa. TEK BİR YAZAR YAZMADI!. tırnaklarını keserler. bakm neler oluyor Türkiye'de. itinayla giyerlerdi.. Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi. Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. delilik sınırlarını aşmış. 100 Türk aydını.. hızla delirmektedir. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı.. acıma duyguları da yoktur. yani doğayla alırlar eğitimlerini!. Korunan insanlar. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU. bir günde onlarca kişi ölürken. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1. kendine saplamıyorsa. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı. ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında.. hastalıklarla. köylü. iniltilerle. insanı kahredecek. edebiyat burada devreye girip... halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi. yamalı elbiselerini ütüyle. Ama insanlar fırtınayla.. yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi. başyazar. kendini günahkâr hisseder. duyguları. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu. Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana. Halk.. Saçını. Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!.. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!. anlatayım..insanlara dair duygular yoktur. satırlarıyla. saplamayı denemiyorsa..

elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. Çünkü. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. susuz. iki değil. öyle büyük bir dert peydah oldu ki. çocuğun yememek için kaçtığını. kirli. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. tatlı.. Ve birkaç yıl sonra. Kurumuş otları bile nezaketle koklar. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. takımyıldızları gibi çoğaldı. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar. hiç evlenmemişti. kim kimin derdine düşecek. http://genclikcephesi. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. akşama kadar orada gömülü kalırdı. 45-50 yaşlarında. ben de tuhaf olurdum. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı. şükür üstüne şükür ederlerdi. Kaim. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. İşe başladığı yıllarda bakkalda. Ve onunla bütün konuşmalarımız. ağızda eriyen şekerler çıktığında. Ve gün geldi yoksullar bir. yirmibeş kuruştan başlıyor. Çok iri gözleri vardı. balıklar yüzer. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. bu kadar uzun bir süre içinde. Kuşlar uçar. dua üstüne dua. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır.blogspot. koluna takıp gezdirdiği. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini.. hayır para almayacağım senin olsun. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. akide ve horoz şekerleri vardı. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. bembeyaz saçlı bir adam. bu kadardı. elmaların boy boy sıralanması. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. yalan söylemez. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. ekşi nasıl ayırdedilmesi. dedikodu yapmaz. Ve çoğu zaman onu. İlk işi. Yatalak bir annesi vardı. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. yaz kış oradaydı.com 89 . Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. anneler.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. akasya ağaçları gibi kibar. işleri gerilemeye başladı. manolya ağacı gibi soylu. kendilerini acındırmazlardı. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. sebebini bir türlü anlayamazdı. İlk günlerinde bana. elinde bir elmalı şeker. buyur. Onu ilk gördüğümde. tüylenmiş paltosuyla. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. kadınların neden bu kadar şekilsiz. fazlasıyla kötüleşmişti. unutuldu. yani işi. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. manisi de bu kadardı. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. asla dilenmez. üstü başı kirlendi. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. diye ikram eden. onun da ısrar ettiğini görür. hatta yalvaran haline çocukların öcü. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. Onun.

. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. Bu son derece beyefendi. jöle olmadığı için. başka bir işi olmadığına göre. törenler.. tezgâhının başında bekledi. orada kayboldu. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı. Yani. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı. Ve bir zaman sonra. Dikine bir tabut. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. hâlâ orada mı onu da bilen yok. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. kimi "çekip gitti" dedi. kamburu çıktı. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki. ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı.. yıllarca onun hakkında bilgi aradım. telefon ettiğimde. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi.. kimi "hâlâ orada" dedi. içinde elma şekerleri mi. hareketlerinde hiçbir endişe. oralı olmadı. Orada var mıydı. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. şemsiyesiyle oradaydı. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı.. Lapa lapa kar yağdı. Bu insan. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. Çok yaşlanmış. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. kimi. kalmadı. dedim. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. yarın bir bakiyim" dedi. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. annesi ölmüştü. İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. Bekledi! Yüzünde. öldü. ancak. Yıllar 184 geçti. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. onu burada bekleten. annesinin ilaçları. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. şehrin tılsımını çözer gibi oldu. Orta boyluydu. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu.. Nereden geldiğini. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. yardımı kabul etmesi. casus. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. gümbür gümbür yağmur yağdı. diz boyu karın altında oradaydı. korku. hastalığı arttıkça. çok geniş. ama o yine. Bir kez olsun. http://genclikcephesi. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı. mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. hatırlayan kimse kalmadı.com 90 . Orada. çünkü rüzgârı farket-mişti. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. o kadar kemikli bir yüzü vardı. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi. dönüp bakmadı. sonra onun da modası geçti. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. günlük tıraşını asla ihmal etmeden. kime tele185 ı Di fon ettiysem. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları. caddeden resmi geçitler. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar. nasıl bir adam olduğunu. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski. çok derinden bükmüştü boynunu. "dur. ancak. Bir gün çekip gittiğinde. para kabul etmemiş. Omuzları çöktü.blogspot. bir sokak mumyasına dönüştü. niçin burada durduğunu. Bir kez olsun.Bunun bir sebebi vardı. ama. Herkesin ortasında görünmez oldu. Hikâye burada biter. aynı sokakta. para yetiştiremeyip. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. elleri cebinde tezgâhını beklerdi. sevinç. Hatta. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi.

soylu bir ruhun malikânesine benziyor. üstün zevkleri olan bu insanı. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. dedi. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi.blogspot. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek. Bir zamanlar son derece zeki. bu upuzun bekleyişli ölüm. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. Bu köhnemiş. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. Mağlubiyetini çok incelmiş. Onu. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. Yoksulluk. Çünkü. gizlenerek. Bu büyük ülke. boşuna eğilmişim.. onu titretmeyişi. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. bu büyük susuşa dayanamaz. almak için eğildim. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. Çünkü. Ve sonra. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm. Yoksa. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. Elmalı şeker satmayı seçmişti. büyük bir bekleyişe koyuldu. ne şık bir paltosu. çocuklara elmalı şeker satmak. masalsı. içinde büyük bir ülke olmalı. çok duygulu. Bu insanı. Bir annem var hayatta deyip. Ancak.. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. hançerlemiş olmalı.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. sıradan hayatı bilmiyordu. dost tutmadığına göre. Kesinlikle. Çünkü bir asi. yirmibeş kuruş gördüm. romantik bir serüvenle silmek istedi. uzaklara düşerek intikam almak istemişse. şakası olmayan derin bir kuyuydu. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. o soylu adamı. taşrayı bilmiyordu.com 91 . yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen. geri dönmeyi deneyebilirdi. bunu başardı. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. her soylu gibi. asla aptalca. bir hayal kırıklığı gibi miydi. Yoksulluğu. ne suratı. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre. Geriye dönecek. Yoksulluk taşa çevirdi onu. haydut. çok inandığı. Artık bir ihtiyar değil. asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. Yirmibeş kuruş değil. gazoz kapağıymış. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. sinematografik bir fantezinin ürünü. onu sırtına alıp. Bu duruşuyla. süt dişleri çıkmış.. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. bütün masalını bozdu. içinde donup kaldı. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada. o arkamdan: Gazoz kapağı. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. eşkıya. rezil. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. kepaze eden. Ancak. ne de yaşayabildiği bir macera. ses. bir asi. o zaman değerli bir paraydı. "muhtaç" olmayı. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. başkaldı-ran bir adam değildi. ancak. Bu adam birilerinden kaçarak. ruhunda. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı.

her şeye rağmen. Münir Nurettinler. başsız. çok sonra ünlü koro şefi olacak. eskimiş. burun deliklerine. http://genclikcephesi. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. erdem dolu. uyuşuk. sahneye çıktığı için dışlanmış. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. 70'li yıllara geldiğimizde. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. umutları. itinayla giyerlerdi. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı. bedenin. hayatı umutlarla. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. Nevzat Atlığ. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. yamalı elbiselerini ütüyle. gazinoda çaldığı. sonunu hazırladı. bildiğim bir şey var. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir. bilemiyorum. uyuz. Dışlananların haddi hesabı yoktur. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa.. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. sahneye çıktı. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. Selahattin Pınar. İnsanlar bu sütten emmek. iyi ki kaldı. bayraksızdır. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta. sert.. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. ancak. umutla dolan. toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor.com 92 . hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam. burada duran. saçını. hayatın. Zeki Müren. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi.blogspot. hapse atılmadıkları kalmıştır. sakalını. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. ki. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. boka sokar! İnsan. kendisi çok arzu etmesine rağmen. kitlelere öğreten büyük deha dahi. ömrüm boyu benim en büyük. insan. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. Çünkü insan gençliğinde. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için. ama. programdan sonra bir şişe viski içiyordu. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. üstün tanbur yeteneğine rağmen. kralsız. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. para. hep duran. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da. Türk Müziği de yüzyıldır. Hacı Arif Bey. klasiklerle -sahne. Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. mükemmel manolya sesi. acımasız eleştirilere uğramıştır. bilgi dolu dostum oldu. akşam besteliyor. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. tırnaklarını keser. şöhret. tüm hayal kırıklıklarını aşıp. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. Sadettin Kaynak. hasetlik. sabah okuyor ve halka. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları.. lokal. cıvırların gün ortasında seri üretimleri.. Uzamış memeleri. sahilde. Hayatta gerçekleri yoktu.com 98 . aşk. erkeksi ve küstah gösterdi onları. Ne ölümdü. Önüne gelene düzdüren bu tip. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına. yıldız. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. çok geç kalmış bir rahatlıkla. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin. 200 programcı. basit. kendi için yaşayan kadındı..ı giren milyonlarca çıtır. oralarda "kaymak" gibi kızların. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. bir aşk dolandırıcısı. hayatsız aşklarıyla.. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. çökmüş. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı. düzgün. sinemacı. ne matemdi bunun adı.. Bu romansı umutla. nasıl olmuş-larsa. Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu. yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı.. en çok inandıkları. onların adı: Kompleksli idi. Göksel Arsoy. yüz binlerce depresyon. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar. ilişki. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi. onlar gerçekti. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi. Yüzbinlerce yıkılmış hayat. yıkılmış. Pantalon giydikçe sokağa. kaynayıp. aşk gitmiş. Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti. bütün arkadaşlarımı aldı. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. çay bahçesi. bu depremi hiçbir yazar. yerini çapkınlık almıştı. tiyatrocu konuşmadı. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında. kahve. kahraman. yakışıklı adamlar değillerdi.. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar. beraberlik. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu. Bu "talep" eden.. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri. zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. ya da kesim.. ortada hayat yoktu!. hayatı açmak istediler. hor görülmüş bedenleri.mak... Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla. düz. sıradan bu insanlar. artık. Ama. Tarık Akan vs. milyonlarca kez. barlara inmeye başladılar.. yakışıklılar. saçları gibi yolup. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. daha da doğrusu.. Hayatsız aşklar. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. piyasaya yeni .. Asla kötü söz söylemeyen. bir veba salgınıydı.blogspot. Tımarhanedeydiler. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü. el ele. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp. sarhoş oldukları romanı. Her ne kadar biz farketmediysek de. cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı. Ediz Hun. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. Ya tayyör-etek. sempatikler. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. Bir nevi olmayan masalsı tipleri. Müjde Ar piyasaya sürüldü. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. buhar http://genclikcephesi.. Hayat olmadıktan sonra. prens rolü oynamışlar... Annelerinin asil kızları... parçaladılar. bir akıl depremiydi. Ve nihayet boydaşım kızlar. bunu aşk sandılar. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı. Aşık olan gençler. "akıl hastası" gibi bir surat verirler. psikiyatrlara taşındı. konuşkanlar. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı. orantılı hatlara sahip adamlardı. parkta. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. Kız suratlı. "isteyen" sertlikle reddeden. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. durdu.

yani öğretmiyor. "Başka erkek mi yok". sinemacılarımız. yazarları da aşkı. Hülya Koçyiğit.ı her şey değişir. aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. tavuk gibi silik roller vermişti. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın. artık inanılmaz becerikli oldular.. hiçbirinin odası. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor. Aşk. Oyun olsun diye insan. ne zaman konuşsam. . beyin yıkıyor.. Ne olduklarını hiç söylemiyor. her gün biriyle düzüşerek. yüksekten düşer gibi konuşuyorlar.. koşmak ayıp değil. Ve şimdi tam tersi oluyor.. devasa ateşiyle. burç. Emel Sayın bir filminde. hem de kördür. kaçamak. aşk. Oyun olsun diye insan üşümez.. Belgin Doruk vs. Romancılarımız. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı.. hayat oyuncaklaştırıldı. elmadan. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken. Hayatın götüne bir tekme atıp. bulamayınca ruhen çökmüştük.. Faşizm: mutsuzluk getirir. camdan. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. yazarlarımız. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar.com 99 . mesela Milli Güvenlik. şebekleştiriyor. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında. aldı başını gitti. Tavuktan prenses olmaz. Boydaşım kızlar. Ama hayat bize. Gündelik telaşlarını aşk sanıp. Annelerinin asil kızları. Emel Saym çok mutludur.201 olup uçtu. Hem zen' http://genclikcephesi. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için. Çünkü.. Hem güçsüzlüğünü haykırmak. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. . hepsi bu kadar. bir "din" oldu.. gözleri açılır. genellikle aptal ve bozuk oldukları için. günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. cüzdanı boş değil. onu söylüyor. Evet.. şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum.blogspot. sevgili}? sinden de ayrıdır. bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. ama onlar. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez.. kocayı aldatma. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. sempatik. Şimdi. Türk romanları. Annelerinin asil kızları. bizi akıl hastanelerine emanet edip. hem fakir. Afrikalıların ilk gördükleri saati. düşünceler. gibi tiplerin neşesiz. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. modern dünyanın modasına uyup. Dünkü Türk filmleri. hem her şeye yalan demek. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum. "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar. heyecansız. şiirselleştirildi. nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de. çirkin. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı. bitmişlik dolu cümleler kuruyor. fal. artık konuşurken. elleri titriyor. Oyun olsun diye insan ağlamaz.. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar.. iyi mi kötü mü. aşktan kaçıyorlar. Cinsellik oyuncaklaştırıldı. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar. Kadınların beklenti ve umutları. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. koşsunlar. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan. Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı. kırkma toslamış boydaşım kızlar. hem utanmazlık. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. milyonlarca piş manlık. yakışıklı. Kişilikleri en sağlamlan.. mizah ve kadın dergileri. burun deliklerine asmaları gibi. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. okullarında gelişti. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. Mongol sineması. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. Duygular. Sevgiliyi. Anarşizm: kargaşa getirir. kovacak gücü.

Ben can sıkıntım için değil... Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. hem de sarayına kavuşmuştur. et değil. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar... geç bunları. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı.. Aşkı arıyorsanız. dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse.blogspot. annelerin en tatlı kokusu.. Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. http://genclikcephesi. Ve muhafazakâr. gördüm ki. insan çıkmadı. parayı. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika. siyaset. Oysa aşk.. Annelerinin asil kızları. ağlamıyor. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı. sanatı. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor. liberal karşınıza geçip. sıçarlar. ülkemizle. yürekten isyan eden tek bir yazar. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız. hayat bomboş. en soylu kılıcıdır. her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek. Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. dünya sarhoş".. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. ruhlara sinmiş. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor. Şöhreti... yardımseverlik. der. elle tutulmayan en keskin. tırnak değil" mısraları. boyunu aşar. hiç kimse. Bu ülke böyle konuşanları seviyor.. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. ruhumuzun görünmeyen. bir gün onu bulamadan ölürsem. çünkü hem yer. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor. Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın. onsuz olmak..com 100 . İşte tam da burası. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. Asırlar boyu kölelerin olmadı. canımı yaktığı için aşkı istiyorum. Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. ekranda. kimse onun kadar sevilmedi. ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. çünkü. siz de Tanrı olabilirsiniz. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz. yapamazsın. Bu sanatçılar. kendimizle.gindir. Bu ülkede nasıl bir tarih. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. birşeyler yapın.. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. ruhumuzla. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi. umutsuz dünyası. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor. değiştiremezsin. nevro-tik şebeklere döndürdü... baskının. içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. Ama çok iyi biliyorum ki. boydaşım kızlara son bir sözüm var. dünyanın tam ortası. CHP'li kadınlar. kemiklerimden tarak yapsınlar. Sağcılığın. mağlup olsak da. devletçiliğin. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş". hem hayata inanmazlar. sindirilmişliğin. İşte bu cümleler. Psikiyatrların öğütlediği gibi. hayata karşı. aşk-maşk olmaz.. asla pişman değilim. bir ülke..

Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber. Verem hastaneleri menüsünde. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır.. İnanmayacaksınız. her veremli zayıf. yanlarında bulunmak yasaktır. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. koğuşlarında. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. toplam beş öğün yemek. yalan. AİDS. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar. Öksürdükleri. Verem Savaş Dispanserleri. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. Küçük bir habbecik 100023. yoksulluk idi. Hasta kendini kırık. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. Yakın tarihimizin en büyük afeti. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı. 50li yıllarda 200. böyle bir kayıt yoktur.. peynire benzediği için peynirleşme denir. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. veremin yeniden hortlaması. buna verem dokusu denir. kuvvetsiz hisseder. çünkü aşırı üzüntü.com 101 .blogspot. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı.000 arası basil taşır. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir. Açık. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S. Dünya Savaşı. veremdir. Basiller. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur. 2. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. Menderes. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. nüfusa oranı binde yirmi. 60lı yıllarda bunun da üstünde. unutmaya çalışıyoruz. ses kısıklığıyla kendini gösterir.. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır. Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır. kanama olur. üç ayrı kahvaltı. Bunları bize ilkokullarda. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen. kuruyunca. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini. Göğüs ağrıları. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. ince yapılı olursa da.S bir haber: Verem Hortluyor. atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur. gerçek bu. 68.. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır. vücut. temiz hava şarttır. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık.000. 1945'te 100. http://genclikcephesi. açık veremliler yere tükürseler. Hitler. veremlilerin odalarında.. Tüberküloz denilen doku. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. iltihap meydana getirir. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur..O. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. hafif ateş başlar. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır.Bir Alman dergisi. Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey. çok iyi yemek.. iki öğün yemek uygulanır. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. istirahattır. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır. nüfusa oranı binde onaltı.000 açık veremli.. Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir.

anlarlar da. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. babam arka koltuğu dörtler. insanların ağzından düşmezdi. sen bir yazar olacaksın. bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. taşkın değildir. dispanserler ise. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi. kollarım kopardı. Kokulu süslü mektuplarda. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. Ankara'da. Veremlinin aşkı. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. ağır hareket ederler. vahşi. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. BCG aşısından asla. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. veremli hastalara yakın akrabalarımız. açık gezi yerleri. Tanrı "Oğlum. deyip. sessiz. zarafet düşkünüdür.. bir çamlık gezisi düzenlerdi. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. tantanayı sevmez. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. sanatoryumlar hafif hastalar. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. ilk dispanserler. veremli hastaları. çirkinlik umurunda değildir. o. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane. Güzellik. veremli çapkın değildir. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. kaldırır. ön tedbirler almak için kurulmuştur. ayıklar. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. sırf babamdan harçlık almak için gider. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum. mesela annem komşularıyla dertleşirken. kayıklar. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. suskun. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. korulardır. Atapark'taki babamın durağıydı. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. verem taraması yapmak. ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş. gecenin mehtabı. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir.Verem hastaneleri ağır hastalar. zarif utangaç ve duyguludur. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. gelirdim. ne beni. olmadı. babam beni zorla. işıe bu dispanser. içli. şamatayı. İncitici bir kelimeyi. basit bir söze kırılır. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine.blogspot. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya.com 102 . peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir.. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. çam ağaçları kökünden söküldü. Bursa'da. mek209 tup ve şarkı sever. tahta masalar. Keskin. Roman. arkadaşlarımız da katıldı. müşteriler kabul ederse. İstanbul'da açılmıştır. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. ayrıntılı hayal güçleri vardır. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. sonra Burgazada'da. gücüm yetmez. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. rüyalarını yorumlamak. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer. en samimi. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. ekmek parasına çalışıyoruz. 1950'li. altı müşteri. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. hilesiz kelimeler kullanır. bir çam havası muhabbeti. düşünür. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. Ziyaret günleri. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. Çamlık Hastane" diye. kusursuz bir gurur hastasıdır.

ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. sobanın yanında oturtulmaz. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. Türk filmleri de. sümbül. utangaçlıklarından değil. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. Bitkinlik. ay ışığı. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. şarkılar. Kadının. Günbatımının. onur kırıcı görmezler. etine. Uzun. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. nefret ettikleri insanlarla. masalların masalıdır. hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. tütün kolonyaları. yavaş ölüm. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. 211 yoksa.. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. amatör yazarlar tarafından kullanılır. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. kenardan. bedeni inceltip. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. dolabın. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. ev halkıyla yüz göz olmaz. sevda. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. arkadaş meclisinde oturmamak. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır.) Yasemin. dalgalı saçına hayrandırlar. ağaçların önünde alacakaranlık. yorucu kitaplar okumazlar. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu. seni seviyorum diyemezler. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır. uzaktan izlerler. toplu eğlenceleri sevmezler. aynı kahvede. düz. Edebiyat. işsiz olmayı. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. kirpiğine. kokularından tanınırdı. işsizliklerini hiç önemsemezler. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. bir mangal odasına götürülür. Düğünleri. hastalık ilerledikçe. menekşe. karşılaşmamak için ince. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. vs. çökertiyordu. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. eşyaları ayrılır. parasız. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi. halının. hayatın tadı. çömelirler.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. Bu sevgide kadın. Zaman yavaş ilerlerdi. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. için için ağlıyorlardı. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. Türk müziği de bitti. mangalda hem saçlarını kurutur. dakik ayarlar yaparlar. ruhlarında uyurlardı. pek hazin bekleyişleri vardı. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. partileri. eski bir gömlek. ayrılık. ay ışığının hayal meyal renkleri. sobadan çekilen ateşle. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları.. her gün özenle çırpılan battaniyeler.com 103 . kibar adıyla: melankolik aşklardır. parayı. mutfağı. dalgınca sessizleşip. gökyüzünde buluşan. butuna değil. mehtap. bulutların ardından çıkarken. Verem bitti. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları. duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir.blogspot. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. kaşına.

bu hazan yaprağının rengini. http://genclikcephesi. Türk müziği bitti. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. süründürüyordu. insanoğlunun en derin macerası. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı.gelişmeye hiç müsait değildi. başına özenle bakar. Toplumda varolmak isteyenler. mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. Mavi. gözlerine. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. bal almak zorundaydı. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. zevklerin zevkiydi. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. serseri bir görüntü vermeyi. kutsal kitap gibi törenle açılır. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. törenle toplanır. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür.com 104 . tek bir öpücük. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. gazeteler. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. son mısralarma kadar söylerlerdi. Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar. en değerli hazineler gibi saklanır. Şarkıları. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. koklamrdı. ağacı. kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. bir göz aralığı. kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. Sevgilinin evet demesi. aksırarak şarkılarını söyleyip. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. iyi gıda rejimi gerekliydi. Çekmecenin süslü mobilyası. onlar öldü. yüzüne. utanılacak bir duyguydu. Sevda nedir bilmeyen. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. Çift mendil taşırlardı. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. Bu acı. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. Hayat. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. ıstırabım. hayatlarının en büyük müjdesiydi. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. kaygısız hoppalardır. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak. upuzun. neşeli olmak. Gıy gıy veremin ninnisiydi. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür. katillikle eş tutardı. Hayat ne kadar değişti. küçük kancalı sürgüsü. uyuşturup. sapıklık. bu çekmeceydi. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. yatak ucundan ay ışığına bakar. sallanışım.blogspot. Sağlıklı. tesellinin ta kendisiydi. mor yollu mendiller özenle ütülenir. | dar bütçelerle bu yağlar. sevgililerine ihanet bilir. sabaha kadar hırlayarak. çekip gitmişlerdir. ballar. cilası. mendilin arasına tükürür.) Üstüne. avare.

ne yazarlar. üç-dört ay kalırlardı. ki. bozuklukları da gişeye teslim ettim. kendimi eğlenceye kaptırdım. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. giden gelen. enine boyuna yakışıklı. yanında bir iki tezgâhı vardı. kutu gibi bir evimiz vardı. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı. Bazen o çadırın içine ben de girer. O ince ruhlu insanlar.. uçan sandalyeleri. gerçek bir derebeyiydi. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor. nakit işlerini ben görüyor. zarif insanlar yemden geldiler. ne sağlık bakanlığı. diye soruyor insan. herkes kapılıyordu. pahalı elbiseler giyen.. Patron kocası ki. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. çaresiz kalan annem. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert. yüzlerini kapatıyor. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. bir şey de diyemiyor. pek havalıydı. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. yumuşak başlı. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. ne filmler. patron çalışanlara ayrı. ne edebiyatçılar. şakacı ve sert bir adamdı. polis var mı diye kontrol ediyorum. Motorsiklet üstüvanesi. lunaparkta bir dönme dolabı. bu hastalığa aristokrat. başına büyük bir tülbent çeker.. artist gibi bir karısı vardı. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi. Evin tuvaletini. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. Meltem abla. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. üzülmeliyiz diye düşündüm.com 105 . Bir de benim yaşlarımda kızları. bu hastalığı yalnız çaresiz. Sanki bu elbiseler onu. Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi.. ki. evdeyken. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. burjuva. Verem yeniden hortladı denildiğinde. uyurdum. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. evcil bir kadına benziyordu. sabaha kadar dışarıdan pidelerini. Cesur motorsikletçiler.blogspot. gidip. mutfağını ortak kullanıyorduk. kaybolan. purolu. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. kumara geçilirdi. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir.. Lunaparkın patronu. işim yine de bitmezdi. tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor. Takıları nişanları gibiydi. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. temiz yüzlü. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. değişen. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. Bu aile. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. Ama bugün. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi.. uçan sandalyeye derken. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. Süslenip sokağa çıktığında ise. Lunaparkta tam bir isyan oldu. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. seyirciler. motorsiklet kumandasız kalıyordu. kasayı ben saklıyorum. kaybettiğime inanmadılar. ama. bir de erketelik yapıyor. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. Amerikan sirk patronları gibi.Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. 214 Kaya Ortaokuldaydım. ama. sevindim. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. Tuhaf bir duygu. askere gidince parasız kaldık. kebaplarını getirmek benim işim. biz de aynı evde kiracıydık. annem. Meltem abla. Enine boyuna. mezarlığın üstünde iki odalı. Bağdat'a düşen bomba seslerini. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor. aceleyle boşaltılır.

bunun yanında işiyor.. orada adım Kleopatra oldu.. "Bu karı var ya. Parola "mis gibi"ydi. on saate yakın orada durur. Ayşe hepsini idare ediyordu. utanıyor. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. azgınlıktan çatlayacak çirkin. kupa işaretleri daireler içinde. cinsel hayallerinde aranılan. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. mevlüt okutacağım" deyip. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim. pembe yüzlü. boyalı. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. "Bir saatte alırız" dedim. sinek. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri. gece biter. okuldaki arkadaşlar. kıskanılacak bir adam olmuştum. çişleri gelmez. hani filmi de oldu. İşin en ağır yeri de burasıdır. binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. karakolda ifade verildi. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum. lunaparktan görevli iki eli sopalı. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. bu büyük.) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının. karo. kaçıhrdı. kavgalar. hem hocalık. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. laf atmalar.. çocuğa bak yahu. bu çocuk bu parayı saklamıştır. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken. Tezgâhın gerisinde ise ben varım.. birbirlerine "Ayşe var ya. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. İşsiz kaldım. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı. sürtünmeler. tüm şehir uyumuş. en ünlüsü maça'dır. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor." deyip beni kovacak. birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. hem erketelik yapardım. kalabalığı dağıtıp. Ayşe. çim-cikler. iki gün çalışabildim. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. bir masa üstünde.. Ayşe'nin halkası. sigaraları düzeltiyor. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. patrona. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır.. patronun adamı gibi çalışmak. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu.blogspot. Ayşe... morlukları. parayı memelerinin arasına sokuştururdu. "Hasikür ulan. diye. dünyanın parasını halkaya yatıranların. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. ama tüm mahalle. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni. Şahmeran olmasın diye rica edince. Günde bir lira alıyorum. bir dergiden. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. bizim oğlan koca çocuk oldu. dilleri.. en kalabalık çadırdı. sonunda Şahmeran çadırında. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. Ayşe. nerede yiyecek. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler. Gündüz boştum. polis çağırıldı.çekildim. işten kovuldum. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. Sonra. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. tezgâhın önünü açardı. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi. inanılmaz el gösterisiyle. biraz öteye. kabadayı pozlarla. makyajımı tazeleyeyim. aç kalmazlar. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe.. paranı birine yatırırsın. elleri. gözleri. Annem. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. "Vay orospu." desem. müşteri kılığında takılmak.com 106 . çayının. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. küçük bir kitleyi kudurtuyordu. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle.. hoca olmak. halkaları topluyor. peşime de adam taktılar. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu. Ayşe üstünü başını kontrol eder. güzel kalçalı. "Abla. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. Susamazlar. deyip arkaya işemeye gider. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı.. gülerek. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. otuz yıldır bu geyik değişmedi. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. maça. cinsel şakalar. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra. vücudu yılan olan bir gösteri. dolgun bacaklı. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar.

Eksik sigaraları tamamlar. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar. sızardı. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi. bir gün sonra çok düşünüp. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek. seks. o kadar doğru bir laf ki. altın dişleri. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk. benim prenses kızımın parası var. Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır. kazıkların bir ucu Musul'da.tlü konuşmalar kızışır. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum. çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. fırlatır.kemezsiniz diye. para sayma işini. yine şaraba başlarlar. oysa onlar. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları. patron sırası mı. çadırı buraya açtık ama. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. oradan uçan sandalyelere.. Ancak. parası olanlara kur yapar. ne desem anında yapıyor. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla. "Bana göre kötü değilse.. analı. elletir.. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. tadını sonsuzluğun. eğlenirdik. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır. bu lafı çözemedim. hiç kimseye kötü değildir" dedi.. "Bana bak Kleopatra. altın bilezikleri. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır. önce halkada çalıştırdım. Sivrisinekler kitabında okumuştum. Dürüst. havalarda uçarken. pis ve kötü değil. çözemediğim bir laf etti.. yeniden sınırlar tayin edilir. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu. utandım. kodumlu. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz. yine altından kalkamadığım. çıkarttımlı.blogspot. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor.. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi. tezgâhlar yıkılır. Elletme. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. Öğleye doğru geri döndüğümde.. g. İşte benim eve gitme zamanım. Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi.. Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar.. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi. Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına. Öyle içerdi ki. demeden. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar.dolapta döner dururduk. bir ucu Bosna'da. Çadır topraktı. bir şey diyemiyorum. nereye gitsem peşimden geliyor. taranmış saçlarımı gösterdi. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. kurtulduğumuzu sanıyor. birbirimizin sandalyesini tutup. o. bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar. sakız ağzında. öyle emmişler ki. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. Çadır kazıkları sökülür.. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi. nasıl kavga çıkardı. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi.. şarabın dibini bulurlardı. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. onu . bana. çok etkilendim. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir. keyifle tövbe çekerler. sularım. Ayşe'nin anası paraları savurur. demir sopalar havalarda uçar. ancak Meltem abla göründü mü. Burada seks.com 107 . Bunca zaman kitap okudum.

büyük bir kütle. Öyle yorulmuştum ki. sakız işine giriştim. "Ver ulan hepsini" dedi. bin ton mu... dedi. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten... deyip dualarla geçiyor. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi.. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi.. Yanaklarımı sıkıp. polislere haber verdik. yüz ton mu. bir defasında yorgunluktan. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi. ben buradayım. bavullarını toplamış. ne hortum ne de musluk vardı. Kayanın düşmüş halini gördüm. artık işsiz kalmıştım. öğrendim artık her şeyi. 220 Patronun ince. gelecek sezonu beklerdik. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. ağzı. kaya. elimde iki kova. çocukları çağırır para dağıtırdı. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen. Ayşe inanamadı. yolda. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. Tanrı. felaket haberleri görüp. Acımam ve üzülmem. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü. Gözümde foku canlandırdım." deyip iş vermek istemediler. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. evde sızıp uyumuş. uzun sarışın hanımı Meltem abla. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu. Umduğum gibi çıkmadı. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe. hemen dilencileri. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. bu kaya gelir. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor. Gelip geçenler. "tüh tüh" deyip kulağını çekti. bekliyoruz her gün. kaya düşüyor. annem zeytinyağı. Topal beni patrona şikâyet etti.blogspot. okullar başlardı. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. toprağı delip.. saydım. evi ezmekten öte. bıyıkları. fokun topal bir bakıcısı vardı. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım. Çoğu zaman Ayşe. Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. kahvede şimdi düştü. sivri ucu evi.. uzaktan. birine acısa.verdim. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse.com 108 . "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi. kitap alırdık. gelecek sene de kalırız derlerdi. O an Allah'tan evde kimse yokmuş. foku biliyor musun.. gelecek sene fok balığı getiriyoruz. insan gibi her şeyi anlıyor.. kıpırdamadan. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider. evimizden on-onbeş kat büyük. Evimizin üstüne düştü düşecek. insana benziyor. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı.. Bir yerlerde. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum. yerin dibine saplanmış çivi gibi. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip. bir defasında beni ziyarete geldi. aklıma. Yıllar sonra Trabzon'a gittim. biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre. deprem. bu oğlunuz çok içli. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu.. Çocukluğumu. "Yazık. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların. dedi. terliğini hesaplıca kullanmış. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım. Ayşe her gün beni çağırıyor. gözleri. yoksulluk. kaçarım. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması.. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu.. küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce. kola kutusu gibi altına alıp ezmiş. düşecek diye kenara çekilir. bir kenarda usulca ağlamaya başladım.. sonra da onu öldürmüşler. düştü düşecek. kaç deseniz de. koca evi. adamlarına taşıttırıyor. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. şükür bugün de düşmedi. orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi. demirden boruya üç defa vurdu. efendi. ceket.. seni Ayşe'nin yanından alacağım. sağdan-soldan konuşuyorduk. Kayanın altından sürekli su akıyor.. sirke şişesi yapıp. biliyor. kaya düşmezse. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu.. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini. onüç-ondört tane. bilincime öyle işlemiş ki. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum.. "Patron da orada kalıyor" dedim. annem. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor. ölüyorum.. giderken.. "Hanım teyze. burnu.. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. yazık olmasın çocuğa.

Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu. Hamiyet Yüceses. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Müzehher Güyer. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu.blogspot. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. Muğla'da 1945'te 995. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir. en çok para kazanan sanatçıdır. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır. Müzeyyen Senar'dır. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. Perihan Altındağ Sözeri. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. Radyoda yurttan sesler korosunu. 51'de 2021. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün. kuşkusuz sanat müziğiydi. Zati Sungur. Suzan Güven. sonra film müzikleri yaptı. Çevriye Ceyhun. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. bu ilgi üzerine. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. Mediha Fidan. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. Müziğin kalesi. küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. İstanbul'da Tepebaşı. http://genclikcephesi. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir. hayranları. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş. Adım Nihat Genç. Doktor Alâadin Yavaşça. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. Vecihe Daryal. ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte. uzun boyu. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. Mualla Aracı. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. Çorum'da 1945'te 657. Harika çocuk İdil Biret. o gün de meşhurdu. Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer.. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. Behiye Ak-soy Fahriye Caner. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. Sanat müziği. annemin tülbenti altında orada okudum. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. hafif Batı müziği sunmaktadır. tahtına çok erken oturdu. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren. Hatta. Sanat müziğinden uzak kalan halk. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. 1951'de 3291. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. Safiye Ayla.com 109 .. Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. başlarına düşecek kayayı. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Nevin Demirdöven.

çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. yerine. Ancak. "Türk" kelimesi fazladır. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. neyleyim sarayı. kötü kullanılacaklarına inanırlardı. O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a. Eserlerinin çalınacaklarına. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken. Mahremiyet kalkıyor. kirpik gibi ince. mahalle arasından şehre iniyorlardı. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana. Şimdi. Gizli tutarlardı. pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir. Evet. Musevi. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. modern kadınlardır. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. Denilebilir ki. vahşi ve kudurgan Moğolluktan. kitlelerce alkışlanmış.blogspot.. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu. Hıristiyan. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. İkinci dert. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi. Ürkek. ancak. kederli insanlar olu-verdik. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. köşklerini. sevgili karilerim. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur.. Yunanistan'a konserlere gitmiş. sert ve kötü zevklerden. Hindistan. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş. bu acılı kalplerin tutsaklığı.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. dostları. Asırlarca. yanlıştır. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama. Ka-hire'ye. şehirden şehire. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. Iran. ud. "Türk sanat müziği" diyoruz ki. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. Macaristan.. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir.. milli fanatikliğimizin ürünüdür. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş.Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar... Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları. derlemek üzerine kurmuştur. 225 Önce. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. Mısır. duygusal.com 110 . kıskanırlardı eserlerini. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. http://genclikcephesi. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş. sanatlarında öncü. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki. Halkın yalnız sesinden tanıdığı. trafik canavarından beterdir. modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada.

dinî müzik. 226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa. Öyle ki. kâr semai eserleri revaçta iken. Üçüncü bir dert. birden. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi... Konservatuvar eğitimi ve nota. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür.com 111 . para karşılığı yapılmaya başlandı. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış.. (Müziğimiz ikiye ayrılır. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü. Itri ve Dede Efendi'nin. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. beğeni tuhaf duygulardı. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. Bir şarkı. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. Sanat Müziği. x Çünkü en büyük dert. Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı. maymunlaştırıyor. Dindışı müziğin kalesi ise saraydı. Dedikleri doğru çıktı. saraydan kovulmuştu ama. ud ve darbukadan ibaret. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. meşhurdu. bugün öyle de oldu. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. "etik" dersinden habersiz. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış.) Hacı Arif. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar.blogspot. Bir başka dert. işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş. eserler ihsan karşılığı. Notaya dökmek. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. bu hocayı baştan çıkartırım diye. bırakın Adnan Şensesler'i. bestelerin kabarık. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. Akşam aklına gelen şarkıyı. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım.değiştirilip. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde. incesaz takımının tüm klasını harcayıp. herkesin okuyamayacağı. Üçüncü dert. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. Galata ve Yenikapı seyirciye değil. konservatuvar eğitimi. kabasaz denilen bir cümbüş. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi. çıkarttı. onu yurdundan. meşk. sabah okuyordu. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. http://genclikcephesi. dehamızın hayatını mahvetti. başka türlü okunacaklarına. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. talebeler yetiştirilirdi. bırakın o eseri kaybolup gitsin. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. üstünden mevsimler geçmeden.. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. Ve hatta. incesaz takımı denilen tam teşekkül. kahvelere. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. coşkun. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. dindışı (ladini) müzik. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı. sarhoş edici gücünü yok etmiş. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. Hacı Arif Beyle başlar. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. o an. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri.

bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. tartışabiliriz. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. doldurulmuş. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu. hüzün gidiyor. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım. akşam olacak. hüzün geldi. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. kabirle. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. Makber'i. ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti. mezarla. milyarlar ve şöhretler kazandı. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı.com 112 . Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?". kart pezevenk kılıklı bulununca. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. baskılar. iki sembol ismi misal olarak verip. Bir başka dert.. onlarca yıl şans verdi. http://genclikcephesi... Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. Bir başka dert. Bir başka dert. kurallar. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. erkek şarkıcılarımız çirkin. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip. ah öldüm. yani. türbeyle. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. Abdülhak Hamit. Çünkü Atlığ. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. kendisi Londra sefirliğinde. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. tek otoriteydi. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı.. Biri. yönetimle ilgilidir. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. Buna bir de imaj sorunu eklendi. Bir başka dert. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp. mesela Bülent Ecevit dahi. Ancak. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış. Abdülhak Hamid. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. Ancak.. o da başlarda. Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş. Zaten muhafazakâr melankolinin. TRT. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi.blogspot. müziğimizin eskimiş olduğunu. Bir başka dert. yoksa. devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. ki. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede. korodan ritm sazı çıkartmış. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir. Akşam oldu. Sami Aksu gibi yumurta suratlı.. akşam oluyor. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası.Şimdi. yani müziğin "tamamlanmış". kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif... kadınsı ses ararlarmış. söyleyip sanatseverleri üzdü.

Şükrü Saraçoğlu. lanet okur. tek çizgiyi takip eder. çoksesli müzik. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla.com 113 . aşağılanırken. Kazım Karabekir. yüz tane roman çıkar. Fevzi Çakmak. o küstah. karanlık. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. torpilli solistler sevilmez. Refik Saydam. Fethi Okyar sayılabilir. artık kart pezevenk tadı veriyor.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. TRT'yi istila etmiştir. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. sonra İsmet İnönü. çağımız artık çoksesli çağıymış. Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça. aynı çizgide birden çok ses. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. ardından Adnan Adı var. önemli. akşam. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. gece. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa. kantoların sözleri dahi hafif bulunur.. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. Halide Edip. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir.. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. sümbül. darbeler görmemiş. Şarkı sözlerimizden aşk. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u.. Ve hepsinden daha büyük dert ki. Divan şiirinden kalma. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. ev kabadayısı suratları değişmiyor. geriye bir şey kalmaz. ay. garip sübyancı bir sevda.. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi. Recep Peker. gül. yani armonik yapıdadır. çünkü hepsi kırk haramiler. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. ko-rodakiler.blogspot. Şemsettin Günaltay vs. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor. azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. melodik yapıdadır. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. artık ayıklamak da imkânsızdır. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler. yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. sağcı-solcu tüm tarihçiler. uzattı. şarkılarını repertuvardan geçirmek. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. çemen türü bitkilerle. Sanat müziği nağme müziğidir. akasya. Yüzyılımızın en soğuk günü. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım. Korodaki zebani kadınlar. Bir başka dert ki. lale. piyasadakileri sevmez. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur.

mukaddes mi mukaddes. DP şemsiyesi altında kimler yoktu. Necip Fazıl. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler. Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. Adnan Menderes işte bu bastırılmış.. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması. O günlerin tarihçileri. buzul parçaları gibi çarpıştı. üvey çocuk kimdi. sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise.. ya da. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı. Necip Fazıl. yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. lâik rejime zarar veriyor. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı.. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır. j Saraçoğlu döneminde basına.. ne bir roman. deyip marş ısmarladı. asla bu kahraman ların partisi değildi. silah.. Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar. Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor..com 114 . yasaklar aklını biraz daha oynattı. liberal bir siyaset. dava arkadaşı... DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. sinema. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu. Amerikancı. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi. bu yadsınacak bir şey değildir. sürülmüş. gururlu inanılmaz adamlardı. hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor. Mustafa Kemal'in. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur.blogspot. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan.. büyük kahramanlarının gururları. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". Ali Fuat Cebesoy. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını.. Onlara gıpta edelim. muhafazakâr. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz.. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu. DP bu tavra karşıydı ama. cephe. hatıratlarına sansür koyulmuş... hem görünüşleri. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. tiyatro. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu. büyük bir kutsal hareket başlamıştı. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!. Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M.Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır. Amerikancı. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok. İsmet İnönü'nün tek partisi mi.

Menderes ve neredeyse onunla özdeş. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. hatta. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. karakter değiştirip. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür. İktidar herkesi kötü yapar. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim. bugün devrimlerin bekçisi. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. huy. 70'li yılların Tercüman gazetesi. Ah uğursuz sermaye. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. aynen Amerikancı. Fevzi Çakmak. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. Kör öldü. dün mason dedikleri. aynen tarikatların desteğini alır. tarikatlar. Ah uğursuz insanoğlu. liberal. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti.. varsa yoksa: MENDERES!. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. 70'li yılların Tercüman gazetesi. kemalist sosyal demokrasi. varoşları ve tarikatları almıştı.. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise. hatta. ölüm herkesi kutsallaştırır. dinsiz. büyük holdinglerde nasıl. Kısa zamanda televizyon kurdu. bugüne değin. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. Menderes geleneği merkezde erirken.. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler. bir sürü masonik. başta Enver Ören. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. liberal.. 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. Bugün bu çizgiyi devam ettiren. diğeri. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. lâik-muhafazakâr bir hal aldı. arkasına köylüleri. Gün programında belgeseli anlatıldığında. asılma olayım. Menderes'in devamıdır.. Rauf Orbay Cebesoy. ne çabuk bozdu tarikatları..com 115 . mazlumların demokrasisiydi. hızla atlayalım 70'li yıllara. ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. en büyük parti oldu. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır. Bir Fethullah Hoca geç kaldı. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu.blogspot. Atatürk düşmanlığından. Özal'm köşe dönücü. bir Büyük Doğu sempatizanı. bugün orada. Amerikancı. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi.Ahmet Emin.. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. konuşma. badem gözlü mü oldu.. bu gerçekten böyle midir. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları. 32. Adalet Partisi. Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı. Uzun bir konuşma yaparsınız. Her neyse.

Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. Siirt. Biz buna yüz yıldır. diğer tarafta şehirliler. Genç Osmanlılar. Rauf Or-bay Ali Fuat.açmaya çalıştı. hiç kimse modernizmden korkup. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. ancak şehri basarlar.blogspot. padişahın mülküne karşı. Kabakçı. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. şiirlere yerleştirmiş. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. yabancı dilden çeviri yapacak. çizerleri. nicesi. İttihatçılar. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. Hatta Türkçü hareket. Halid Ziya. Kuvayı Milliye. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. aklınıza kimin adı gelirse. Maraş. Refah'm kitlesi de köylüydü. darbenin. Yakup Kadri. her dini. gelişmesi. Muhtıra. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. şair. liberal. Namık Kemal. Tevfik Fikret. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. TGRTnin Amerikancı. Malatya. her ırkı. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. Bin yıllık tarihi içinde.com 116 . doğuşu. Türkçü hareket. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. Urfa. Mardin. Celaliler. oligarşinin son halkasıdır. huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur. "şehirli" hareketlerdir. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. Şahkulu. hatta eşkıya. Türkçü hareketle insanımız. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. Antep. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. Enver-Talât-Cemal Paşalar. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. http://genclikcephesi. Baba İshak Ayaklanması. olacaktır. tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. kitlesi köylüydü. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. Bir savaştır gidiyor işte. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz. Batılı kitaplar okuması. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. İrtica köylü hareketidir. kendi topraklarına derin bir bağlılık. bu görünüşte doğru. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. Tarikatçı sermaye. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. Süleyman Nazif. muhafazakâr holdinglerle memleket. tarihi. Refik Halid. bir tarafta köylüler. önderleri şehirli insanlardı. Avrupalı giyim tarzları. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. Padişahın kulu. darbeler. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. hatta köyü kalkındırmak. şehirden irtica hareketi çıkmaz. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. Yazarları.. hatta üç-dört dil bilen. Pir Sultan.

. |.. par. çünkü. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır. sağcılar. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur. sıkıntılı. mesela. Dün saraya bağlı dalkavuklar. güzel kravat takıp. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi. köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur.. İşte medyası. Yeni köylü hareketin diğer kanadı. Başka bir ayrımla..Aydın. onun zincirinde tek bir halka vardır. |. bugün milyar dolarları var. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. 12 Eylül'de solcuları ver. milli geliri. hepsi kul-köle olmuşlardır. Solcular. güya çağdaş gibi laflar edip. bölüşen bir tavırla. çırılçıplak kendisi. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz. mezhep. ibne olurlar. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar.blogspot. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. şehri. görevi. dik. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. ANAP. ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. çünkü şehirlidirler.. Benim gibiler acemi yazarlardan olur. ırk. slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı. '. lamentoda palazlanmış.0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. |i Ama profesyonelleşmiş. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. şehrin insanı. sonra Kürtler'i verdik. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor. Yapamazdı. güya opera dinleyip. modası gelir 68'li olurlar.. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. profesyonel yazarlar vardır. çünkü. uygar. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. modern çağın en yalnız yaratığıdır. olmadı. modası gelir puşt. Fenerbahçeliler. müteahhitlerden. modern. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP.. Profesyoneller. şehirleş-memek için direniyor. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi. görevi. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. çünkü kendisi köylüydü. kentli. modası gelir Türkçü olurlar. on yıl sonra. 238 DYP. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz. cici dergilerde yazıp. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. vergi kaçıran işadamları. emir komuta. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar. krallığımızın karnını doyurmak için ne. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar. Refah'm kitlesini acemi köylüler. bir komutla piyade yaparsınız. modası gelir Kürtçü olurlar. sosyal hakları. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken. sonra irticayı verdik. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. köylüleri kırbaçlayıp. reden irtica bulup kapısına atacağız. karşısında hangi güç olursa olsun.com 117 . TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık.i|. modası gelir Fethullahçı olurlar. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar.. çünkü yağlanıyor. cins. rüşvetle oynayıp. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. şehri yuva yapmış. bu basit. yalakalaşmış. http://genclikcephesi. düşünmeden köylüyle. işçiyle bölüşmektir. insan haklarını. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!.. bir de acemi yazarlar.

İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım.com 118 . bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm. hiç yokmuş gibi. biri tavana. Ama nafile.blogspot. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. Bu bal. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler. dut kurusu tadında kibar olunca da.239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi. Çünkü bir kez et. Zekâyı. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti.. Ama.. bugün de derim. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. Kusurlu. günah neyim varsa. her şeyi merakla izliyorum. sebzeyle beslerler. akıl hastası olduklarım bilmiyordum. Ağaç. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. ama Ankara'da ilk. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. Kanın kokusu tattığında. Erkekler çoğunlukla pipo.. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim. İşte böyle. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde. parçalarmış. Nedir. Vücutları birbirlerine dönük. trapezdeki maymuna döndük. ya abartılmış bir avallıkla. hayatımı kurtardım. Bu bana yeter. durgun sular bulur beni. ikisini de kaybettik. Sürüden atılmak istemiyorum. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. sapık. Konuştukça güzelleşiyor. biri yere. berrak. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm. Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu. Şaşkınlığımı gizleyemedim. ama.. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak. et vermezlermiş. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. önümde donmuş bir hayvan. Sanıyordum ki. en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı.. otla. hiç görmemiş gibi davranalım. çekip gitsin. dağların en temiz havasıyla temizlenir. Kalbim. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı. Öyle tatlı gelirmiş ki... çoban köpeklerini hani. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. Peşinden gidemem çaresizliğimi. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama. artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. kan kokusunu tadan çoban köpekleri. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. deliler matinesiydi. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. En iyisi. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. Hayatımda zaten. İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez. Tam da o hayalin içinde duyulmamış.

. Ve oyun arasında. Keloğlandan farkım.. yani. ellisinde ölmesi bir insanın. bozuklukları. topluca güldüğünü görmedim. Yüz vermedim. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. Oyun başladığında. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi. çok şey okudum. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. Hatta. oysa. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. ben öyle değilim. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. Bir tuhaflık var ama. Burada seyirciler böyle. hepsi aynı gemide yaşıyor. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim. Titanic'in batması gibi. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim. ondan bir parçayı. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. Her neyse.blogspot. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. delice aşık oldum ona. Durum biraz tuhaf dedim. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor. tüm bu parçaları alır.. tiyatro çok bozulmuş. dünyanın en harika yeri. Elimde olmayan bir güvenle. annemin iğne-iplik kutusuna benziyor. İster istemez onlar gibi durmaya başladım. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana.. hayatın herhangi bir anında. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. küçük bir sandalın batması gibi.. Ben ne olur ne olmaz. şakalaşıyorlar. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları. Kendimce konuşmaların. Hepsi tek bir insan. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali. Geriye döneceksem. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni. ilk günkü seyirciler gibi. bu mimikler içinde dile getiriyordum. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü. hiç kimsenin toplu alkışladığını. tablolar karşısında büyülü duruşları.. Hep şu hayali kurmuştum. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi. Birkaç şey de öğrenmiştim. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri.. dedim. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. edebiyatım. pek laubali bir seyirci gördüm..böyle oluyor. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı... Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır. tedbiri elden bırakmamak lâzım. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor.. ben keloğlan gibi.. Aradan yıllar geçti. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi. Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. Yüksek sesle konuşuyor. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. Ama. oysa normal seyirciydi bunlar.. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır. Orası tiyatro.. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi.com 119 . anlatmayayım. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin. Çünkü tat almıyorum. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. gerçekten "deli" olmuştum. ama. Sonunda sıkıldığımı anladım. onların. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. kahvede. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. öğrendim. Ağırca başımı döndürerek. içimden.

kavgaya ne gerek var. kemalist. Bugün tüm TV tartışmaları. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. Yakup Kadri vs.com 120 . beyinlerine. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. bir imparatorluğun çocuklarıyız. devletçi bir sürü adam. Mecnun. Ancak İngilizler. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. İslâm devleti yazıyorlar ama. dilimizde ne çok dilden kelime varsa.ğım binlerce resim. çünkü taklit bir delilik bu. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. Ama ben. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. Halit Ziya. tartışmalar izliyorum TV'lerden. Türk. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. heze-yanlarıyla tartışılıyor. sevgiliye. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı. düşümüzdür. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. tarihin o büyük. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. sağcı. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi.blogspot. Acemle. Oysa. Türkçeleştirme manyaklığı. şarkıları-mızdaki Acem kızları. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. çünkü. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. yoksa islamcı mıdır. önce bakıma muhtaç mıdır. düşünce. hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. köşeyazarları. ancak. güvertesi epeyce yüklü. Arapla düşman yapmaya çalışanlar. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. Ve bizler. Türkçü. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır. Biz. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. Türkçü. İslâm. Leyla bizim ortak sevgilimiz. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. İslamcı. siyasi İslâm'ın curcuna. Oku da nasıl okursan oku. kemalist. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. Mesela. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. devletçi. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. Bu yazarların da deposu. Türkçü. Ahmet Haşim. bir hasta insan önce hasta mıdır. Türkleştirme. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. kaba havadan çıkamıyoruz. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. taşa Türk. devletçi yazılar yazıyorlar. Mecnun'un aşkıyla. durultacak içten sohbetim olmuyor. hayal. Hüseyin Rahmi. insanı var eden önce aşk mıdır. Bu ağır. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. Bizi. giderek delice duruşumu kaybediyorum. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. Hiçbirimiz bu koyu. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. Sağcı. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. gibi soylu ve saygın yazarlarımız. jest. sağcı. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı. bakım isteyen emekli. istediğimiz kadar reddedelim. İslamcı. İslamcı. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor. İslamcı. dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır.

hasır iskemleler. "Yarın ne yapalım" diyorduk.com 121 . Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız.. Her gün. kalabalık içinde kızı aradım. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. Maçın tam ortasında.." 247 Müthiş bir macera. "Tam saat birde. saat birde hazır olduk. Yakup Kadri. saatin bir olmasını bekliyor. "Her yeri çekirdek yaptınız. ardından gideceğim. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler. Gördüm onu. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk. Şansını denemeyen kalmamıştı. eşsiz çıplak kolları. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. "Ben de?" dedim. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar. kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. hüsranla dönüyordu. Mahalle takımı beş kişilikti. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor.. çünkü bu soylu yazarlar. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi. 245 fikri. yaprakları kendini bırakıverdi. Ah Ahmet Haşim.blogspot. "O kız gelmiş. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi. Elma içi yüzünün teni. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. Şaşırdım. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. "Gene?". boğazlı kalın kazak giyiyorsun. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları.!" Ertesi gün saat birde uzun. başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. Mustafa. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor..avallıkla. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. Kusursuz göğsü çepçevre açık. Maç başladığında. karşı takımın kalecisi.. seni seyrediyor" dedi. her öğle sonrası. hangi kız gelirse.. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla. Tarihin sürüklediği bu büyük gemi. kalın kaşlarına gömülmüş.. erik reçeli kadar küçük. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. Uzun uzun esiyor rüzgâr. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. "Sen yapamazsın. oynamaktan elindeki gül pörsüdü. terliyor.. Öbür perşembe. domates kasaları üzerine oturuyor. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar. Döndüm. neden hepiniz birden çekip gittiniz. hayatı bu insanlar. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi.. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. kim bakar sana. içimde titreyen o kuş yüreğimde. birbirimizin kafasını gözünü şişirip. Bir gün sahilde. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. Yarın perşembe.. arkadaşım Mustafa'yla. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. bu tartışmalar sanıp. yaz tatili gelmişti. yaklaştıkça kız. mahallenin bakkalı Firar amca. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. Duru kalçaları. mahallede olacağım. Gelecek perşembe. Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de.. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz. daha fazla bakmaya utanıyorum.

Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu. ispanya'dan müzik. tütün idaresi. Ahh. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor. İçin için gülüyor. acilen ayakkabı da bulmalıyım. uçuyorum. O da yoruldu dolaşmaktan. kıskandı. son defa baktım ardından. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi. Sunuşu ne güzel. bir kız daha geçti. "Olmaz oğlum dedim. Heyecandan yüzüne bakamıyorum.. Yolun karşısında. evet. bir gemi gelmese de. mahalleden Kemal'in ayakkabıları.blogspot. Allah kahretsin... "Şey.com 122 . içtim. Gören olur korkuyorum. "neden?" dedi.. bu ilk konuşmalar. mağara kadar kuytu. sıkıştırıldım.." diye küfretmeye başladı. uyuyamıyorum. telaşlandık. deli bir çocuk girdi aramıza. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum. Yılanın ağzım gösteriyor. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi. Ah.. gördüm onu. En yakın arkadaşımı kıramam. arkadan mum sarısı topukları..arasında tatlı tatlı bakıyordu." Yüreğim koptu kopacak. Top ayağıma dolandı.. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan." O gece Mustafalarda 248 kaldım.. Elini uzattı. gibi. Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum. bu Kemal'in kız kardeşi. buzlu kaynak suları içtim. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır". der gibi. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki.. gece dönüyor. Mustafa'lara koştum. saat iki olmamıştı. umudu kesmeyelim. radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz.. "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?". bir an durdu. dayanamıyorum. Mustafa'nın gömleğini geri verip. Uzunso-kak'taki pastanede.. demiştik".iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git.. Yolun ortasında. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı. tanıştık. elinde ölmüş bir yılan. kim geçerse.. aceleyle. Deli çocuk zorla elimi tuttu. Ben de Nihat! dedim. Bu koca ormanda artık ikimiz varız. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. tanıdık galiba. ne yapacağım. ne bahane uydurulur. Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum.. Yüreğim yerinden oynayacak. Erik gibi incecik kolları. Saat. ". bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu.... tül gibi. Etrafta ayak sesleri.. elektrik direğinin dibinde. "Neden?" dedim. çekti beni evin kömürlüğüne. bağırıyor. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin.. Hazırlandım.. Korkuyla "Annem görür" deyip. attım kendimi geriye. bu bizim uzak akraba. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. kararacak. sonra birden kayboluyor.. Yanma yaklaştım. Çaresiz perşembeyi bekledim. dilersen. "nerde?". yengemlerin kulağına giderse. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi. o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum. Birden karanlığın içinde. bir fırtına." Memleketimiz bir deniz ülkesi. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları.. ağır ağır yürüdü. ageeee". içimden.. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı. bu kız peri gibi. perşembe günü saat birde. Ayağıma gelen her topu kaybettim.. İstiridye gibi parlak tırnakları.. terler içinde bir oldu. koş. ev akşama kadar boştu. aynı takımdaki arkadaşlarım. onunla çıkacağız. kekeliyorum. Verdiğim söze bok süre-mem. ölecek gibi oluyorum. "Ben Asuman!" dedi. ve parçala beni. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum. ya ayıp olur. Mustafa gitarla. canım. "ageee.. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur. geriye döndüm. yarın buluşalım mı?". gidip vitrinlerin önünde duruyor.. kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu. "Seninle kavilleştik. "şey.". dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim. öyle bir sundu ki kendini. gel. "Olmaz oğlum. Her şey bitti. gece radyoyu açtık. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. o herkesin övdüğü. Gel de konuş. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. O da heyecanlı. Koca dünyada tek bir şansım kaldı.. Maç biter bitmez. ayaklarımın bağı çözüldü.. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama. Hava karardı. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor. bana göre değil.

küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. bu kız ortaokula gidiyordur. "Bir şey olmaz. kendisini de. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum.. masalar. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. çok güzel bir elbise giymişti Asuman.. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. dedi. fruko içtik.. yolumu keserdi bu kız. dedi. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. ama en sonundan. ne güzel gülüştük. Utanarak çekildi. bir kadını nereden saracağını. Biz. bu. 250 Eskiden pastanelerin içinde. Masalımı yoluverdi. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim. asma bahçe gibi Ganita. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. yan masadan. valilikte odacılık yapıyor. dedim. Asuman.com 123 . ellerini nereye koymalı. kaçardım. neden yoksul insanlar. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. Arnavut taşları. korudu beni. o kadar küçüktü ki çantası. yaşı 20'yi. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. onyedi yaşındaydı. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. işte o sıra. o.. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki. Asuman. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. bir an biz de kalkalım. "Ben hiç dans etmedim" dedi. yanımıza ilişti. Deli çocuk. dün akşam yanan sobayı devirdi. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı. birbirimizin elini tutup.. "Ben de birkaç sefer" dedim. o kadarına cesaret edemiyorum. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. eğildiğinde. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış. birkaç küçük demir para çıkarırken. burnunun üstünden öpüverdim. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. masanın üstüne bir tarih yazdım. hatıra defteri. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi. "Acı çekmek istemiyorsan. dedik. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. Birbirimize öğretiriz. beni dövüyor. Asuman her şeyi anlıyor. o. dedim. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. 251 Koşar adım. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. hakaret dolu laflar atıp. loş iç odasında yerimize oturduk. yılanını sallayıp "ageee. her akşam annemi. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. loca loca. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. ah. 25'i geçmiş. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. eskiden pastanelerde dans edilirdi. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. Ona sorarsan bana aşıkmış. sıkıldıysan kalkalım. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. Ayşe yan masadan. Ben onsekiz. Asuman. başını o yana döndürme" dedi. sahile. güzelim. Korktuğum başıma geldi. Yağmur başlamıştı. bugünkü kafelere benzer. yan masadan en çirkin.. Yine gördüm o parmakları. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. "Korkma?" dedi. bunun annesini de tanıyorum. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. ipeksi bluz giymiş ablalar. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. dalgasını geçti. simli. ağaçların altında. Yapraklan. bize çok modern gelirdi. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. Nedir bu? der demez. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. Küçük para çantasını çıkardı. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. Üst locadan bir alkış tufanı koptu.. evimiz yanıyordu". tane tane öğrenmeli. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam. Tahta masaya oturduk. ama iyi bilmem.blogspot. yine oralı olma gibi. o almış. korkma!" dedi. Madara olmuş hissettim kendimi. dudaklarımı tutup. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle. işte böyle sevgilim olmalı dedim. Tören gibi giriverdik içeri. aşka. Simli formikayla döşenmiş duvarlar. İstersen kalkalım. Başımızı kaldırdık baktık.çalışıyor. hediye etti bana. bizimle dalga geçiyorlar. üst üste. bir yerden başladı işte. http://genclikcephesi. Bir cam parçası bulup. birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. Dansederken insanlar. bahçeler. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. En kuytu köşeyi seçtik.

Önden düğmeli kot elbise giydi. babam. giriş katın solunda. tazelikle dudaklarını öptüm. sıyırdım dizlerine kadar. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. Korudu beni. dudağıma alıyorum. yakamoz başka bir şey. Acelem var.blogspot. öyle bozuldum ki. delirmek üzereydim. sahile koştuk. Büyük demir kapısı. umutsuz bir yolculuğa çıkmış. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. Asuman. midem kaldırmadı. geceleri dışarıyı görsünler diye. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. öküz gibi güçlü. Ben. Yakamoz. çıkartması zor oluyor. "canım" dedi. fileli hırkası. gözlerini kapattı. Erkekliğim. Zorla yılanın ağzına sokacak. kokusu. büyüyünce Amerika'ya gidip. her http://genclikcephesi. buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı. elimi kurtaramadım. Çıkart şunu. öğrenmiş olurum. küçük parıltılı pencereleri... külotu da dizinden aşağı indirmiyordu. Boğuşmaya başladık. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. Hayır. dişlenmedik yeri kalmasın. Afyonlu şerbet içmişim gibi. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım". Asuman.. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi. orada duruyor! Hava kararıyor. Külotlu çorap giyiyordu. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme. O gün orada öğrendim ki. Öptükçe onu. çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. "Sen. elleriyle önünü kapattı. sanki öpüşmek başka türlü. sinirle. kızarttım uçlarını. ben hızla uzaklaştım. dedi. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. o da avuçlarını açtı. bilmiş gibi. mermerden bir çamaşırhane. Her tarafım öpmek istiyordum. ince bir sıyrık. işte böyle. acıyla çekti parmağım.. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım." Ertesi gün sokakta beni. dedim. koyu. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne. annem kullanmazdı. Narlıbahçe Sokağı'na geldik.. gitarını alıp. aradan geçen yirmibeş yıldır. ahh. dedim. çıtırtısı. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük. Annemler her yıl Ankara'ya giderdi.. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. ormanın en kara yerine dokununca. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek. gizlice çamaşırhaneye girerdi.com 124 . annem kapıda eyvah. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu. ben Mustafa'ya.." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam. sokağa beni sokmayacak. baştan aşağı su gibi. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü. ayrılmalıydık. Bir güzel so-yuverdim. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". Sakinleşip. üç katlı eski bir Rum konağı. "İyi de tuhafıma gitti. Ay ışığı denize vuruyor. çok telaşlandığımı anlayıp. Asuman. Dilim çıra alevi." diye laf attı. Nar çiçeği gibi bacakları. İnsanı ağlatan bir heyecanla. deyip eve koştu. "Dur. Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. Asuman. insanlar buna yakamoz diyor.Saçlarından sızan yağmuru sıktım.. Biz içeride sevişirken. Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. kırmızı çorabı. ya da yollukları alır sererdik altımıza.. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü. ışıl ışıl. çok uzun. dudağını. "Sen çok korkuyorsun. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. uykulu memelerini fırlatınca dışarı. Ölene kadar. moralim. açılmış. Asuman. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. en derin yerlerimizin. dünyada eşi olmayan şahane memeler. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim.

on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz. O zaman masmavi. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk.. dedim. Çok sonra annem. cezaevi kapısı. bekçi köpekleri yaygaraya başladı. O kuyu. deyip sıyırdı çorabım.. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. elli metre derinliğinde. Senin bana sunduğun gibi. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına. oraya koştu. ya da hiç görmemeliyiz.. bunlar kitaptan almışlar. giyin. Çünkü hiç yalan söylemedim. öyle bir boşluk bıraktı içimde. dedi. "Elin kızı. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için.. haber vermişler. annem kuyunun dibine bakıyor. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık. o zaman çek git. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana. kuyu. polisler. mektup geldiği. mahallenin ortasındaki diğer. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma. On gün dolmaya yakın. ben yokum. deyince. kuyuya düşmüştüm. üstü tahta kasalarla kaplıydı. Asuman. Başarmış. oynarken. dolsun o kuyu. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir. Bizimkisi hayal. çıkart! Olmaz. milli bir galeyan. bir daha buluşamadık. Za254 ten.. yüzbin faks. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. Asuman. On gün birbirimizin peşine koştuk. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz. Kavilleştik. karakol. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. onlarınki hayat. Çok çalıştım Asuman. orası kalsın.. Ne zaman sevecek gibi olsam. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. Her tarafımı öpüyorsun ya. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri.com 125 . çırpımrken ben. dedim. kuyunun başında çığlıklar atıyor. içimi insanlığa sunmak istedim. Halil Paşa.. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa. iki metre derinliğinde. derin kuyu sanmış. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken. bir kerecik gösteriyorum. O boşluğa dayanamıyorum. hanım kız ikinci bir sual sordu: . yazıyorum. Ama.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı. Asuman'dan sonra. dedi.. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim. Annem mukabelede. Asuman. Haşlak çay dökülmüş. O kadar seviyorduk birbirimizi. sana hediye gömlek almış. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. Yalvardım. ama. sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım. buluşamadık. manolya ağacı kadar soylu.. ne olmuş. Yirmibeş yıl oldu. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık. ölene dek doldurmak için. o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde.. Büyüdüğümde. annem. güzel gözlerini hayretle açarak. dizimin altım asla. saçlarını yoluyor. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. ne derler. Annem. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. yazıyorum yazıyorum. babası bir adam bıçaklamış. aradık. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. aşk dediğim şey. dedi. Asuman. sahneye koymuşlar.blogspot. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. Ayağa fırladım. Ve gerçek bir erkek oldum artık. onun anası babası yok mu" dedi. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. sokakta kalmış işportacı. ağladık. sarstım. bir daha hiç görmeyelim. çıkart.yerimi öpebilirsin. yırtındık. "Estetik yaptırmcaya kadar. Niye içeri almadın. bugüne dek. galeyan manşetlere taşındı.

sözlük ulemalarından öğreniyoruz. Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı.. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler. affediyordu. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. tecavüzcüyü neden affedelim. Görevli. şevkli. Tanrı. en sonra da. dünya edebiyatının af. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili. Mesela neden af deyince. sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. Neden? Ahmet Mithat Efendi. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. hiç sinek yoktu. Devletin. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. vecd günü. birden mağdur dostu oluverdi. ulus-devletlerin kadir gecesidir. Milli vecd günleri. hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. huzura ihtiyacı vardı.. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar.. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. tebasmm delilerini bile görmek ister. selam verdim Arab'a. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız. milli kudurganlık kayda değer. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi.blogspot. devlet. sinekten geçilmez. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. katil. İncil'den çok satıldı. Af. "merhaba" diyor^ sun adama. Bu. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan. pişmanlık. haklarına yer vermeyenler. Hollanda'da modern bir ahırı gezer. hani toplumun sevgiye. Fransızca'dan alınma. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. heyecanlı. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer. der. düşük anlamında. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına. işte şu kökten gelmedir. Af. bir katili. Panikle. Şimdi bol sinek üretiyoruz. / dedi bana merhaba. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. Sefiller romanı ki 19.. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni. Yunus Emre'nin. onlara "decaden". hani sevecek. milli yas günleri. vs. bir hiç uğruna. kral devletten yadigâr..duklarmı köpürerek söylüyorlardı. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi.. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu. padişah. diye. siyasi bir af değil. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor. Çünkü artık bizler kelimeleri. demekmiş der. şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. bir kendinden geçiş günü. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da. Sohbetçi yazar Aydın Boysan. sözlük karşılığı aşağılık. önce tertemizdi. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var... harekete gelsin. adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba.". Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp. suç. değmez. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. inekler kuyruk sallasın. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi. hapis. bir caniyi. Kendimizden geçip. ceza. Radikal'in.. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden.. beyaz bir sayfa açmak istiyor. milli bayramlar. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar. Şenlikte. Modern devlet kendini. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi.com 126 . Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı. Af. canlı. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar.

Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu. toplumun en sapık insanına. aslında kendini affediyor. ben çömlekçi Eyyüp'üm. yağmur yağı-yormuş. koğuş-lardaki yönetim.. bunalmışlardır.. vergi siyaseti. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin. Yazılarınıza dikkat edin..blogspot." İlk iki hafta tüm basını okudum. hapishaneler genişlesin. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış. gülünçlüğüne her gün değil. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. kendilerine. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor. size psikologluk yapayım. gerekçesi hazırdı. Sabır da bir yere kadar. canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz.. bir böyle. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar. hapishaneleri ele geçirmiştir. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. Yine.. öldürdüklerini göremiyor. Dosyaları temizlemek istiyor. aranızdaki tek fark. pişmanlık hissi yaşatmak. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. Bu. yüzyıldır şahit oluyoruz. rahatça istediğimizi içeri atalım. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. iki böyle. Af çıkartarak devlet.. hırsla ayağa kalkmış. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. devlete olan inançları çok yorulmuş. gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. Af.biliyoruz ki. içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor. Onbinlerce ölüm tehdidi. 258 259 Çok da borcu varmış. Af. hakimlerini dinlendirmek istiyor. hukuk sisteminiz sizin. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş.. Elinizdeki kalem. adalete. bir daha dönüp bakın yazılarınıza. kaslarına engel olamamış. kasla değil. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun. toplum dışına itilmiş insanlarına dahi. tarla açacak. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. nerede bende o sabır. gelir siyasetinin. Bitmeden. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz. bir katili neden affedelim. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. öderim dermiş. Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu.. her gün yağmur. beyinle hareket eder. ormanı yakacak. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu.com 127 .

. televizyonda tartışılacak mezhep değildir. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. Hiçbir eşkıyaya. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. onlar Çinli. İstedikleri an. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar. her büfede su içerken adam öldürürler. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır. Anında duygusuzca temizlerler. onlar Korsikalı. insanlık tarihinde benzerleri yoktur.. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz. Çünkü kendilerine. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. 260 Onlar artık cezalarını aldı. gazetelere. Allah belalarını versin. evleri yoktur. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. koruyucuları. cam yanmış bir aşiret değildir. Evleri yoktur. Mafya çok geride kaldı. Bu insanların. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!. Ancak. eğitime. Bu çocukların. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir. polise. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. Tüm gazeteler yazdı. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir. Her an lokantaya. hem ırzlarına geçmiş. kadın ticareti. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. Brezilyalı. gasp. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde. kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir. Ne yaptınız. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu. doğdukları. basınımız. Daha da beter olsun. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. Bu meclis. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. biz rahat konuşalım. Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler. kız kardeşleri. tartışan kaç yazar. argo lügati. bu ondokuz. çakallar. Yüz binlerce polis şefi. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. bin yıllık eşşekleri devirdi.. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir. Çünkü yürekten inanıyorum ki. sapıklar. toprakları. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar.. kopuklar. tekmelenen günler geride kaldı. kaç yazı tanıyorsunuz. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir.com 128 .. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar.döndünüz. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. Porto Rikolu.. her lüks otele.. ağabeyleri. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. Silahlarına taparlar. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse.. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. Benim de siyasi düşüncem. ipsiz.blogspot. Gazete okumazlar. Dişe diş göze göz yasaları var. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır. Hiçbir değerleri. uyuşturucu. topluma. tamam. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır.. köşeyazarlarımız dışında. Şimdi içerdeler. kaçakçılık. hırsızlar. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. hiçbir serseriye benzemezler. Her an her yerde ayaklanırlar. Harlemli. Devlete. sapsız serseriler. tanrıları. Ellerinden her şey gelir. ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır. http://genclikcephesi. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. Bu adamlar mutlak bağsızlardır. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. Her barda. yandaşlarına asla itimatları yoktur. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı. ellerine Tan gazetesi vermekten başka. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon.

töreden önce. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir.. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları.blogspot. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir. hiçbir işkence. Başka şansımız da yoktur. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı. Silahlanın ve kendinizi koruyun. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. hiçbir gardiyan. daha düşünceli. avutucu gözleri yok artık. Yargıçlarımız.. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu. Ama onun taşmış. çileye. Kardeşlerim. haber alamadım. psikiyatrları. kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça.. hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. toplumdan. racon. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar. henüz geleneksel. sabra. yüzyıl yaşayacağına. kendi istekleridir. İnsan. 263 Kırmızı Kazak Döne. çete yapılanmalarında olduğu gibi. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. arkadaşvari örgütler. yeni cins bir insanla tanıştılar. Sicilyalık'ı iken yok. Tanrıdan. yüreğimi deldi geçti. "gerekçeyi" biz arayalım. Ama şimdi. Çünkü onlar. "racon devri tarihe karıştı". sadece filmlerde kaldı. aileden. Sezar. güvenle ölüm korkusunu yener. koruyuculuk. Onu arar. daha içten yazılar yazacağız. Bugün bizdeki mafya. psikiyatrlar. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp. saygıdan. kara. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. Artık Amerikan polisi. Özel hayatımda bir efsane olmuştu. hapishane damlarına çıkıp.. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde. birer Na-polyon. dediğiniz gibi yapalım. Akbaba gibi leş yiyip. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor.. Mutlak bağsızlar. FBI. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. Duygularıdır. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta. enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür. delikanlılık. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. Sicilyalık. tek kişilik Hitler'dir. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. neyin insanı olacaklar. Tüketim kışkırtısı. Evet af çıkartmayalım. o mafya romantizmi. eğitimciler. Topluma. aile kavramları öndeydi. yüzlerine tü-kürelim. üstlerine işeyelim. Katil dediğin hayatta bir kere. Uzun bir hikâyesini yazmıştım. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. hiçbir hücre. güvene. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar.com 129 .Hiçbir ağır ceza. gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. metresinize ev tutuyorsunuz. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. Yazarlar. Katillerimiz ise. Kayboldu. hiçbir güç frenleyemez bu insanları. zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. bilemedin iki kere cinayet işler. On yıla kalmaz.. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. sizin semtinizde. İnsana güvenmek zorundayız. Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. onu.

Bir muhasebe yapmam gerekirse. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim. Zırıltıları ve çamsakızı. öyle kötü bir ölüm ki. vaktini boşa harcardı. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. Döne'den de küçük. ama sinsi ve hissiz bir kızdı. bir iki güzel söz. Kezban'm bir adı da orospuydu. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. sevgiyle bakamaz. tanıdı. Kendimle. Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. ölü bitleriyle sarılmışlar. Tüm http://genclikcephesi. Ve bir gün. Hepsi beni terketmiş. Büyümüş. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. Aşk. dilenmez. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. yine dizlerimin bağı çözülür. O da. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken. lastiğini çıkartıp kaçtı. On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. Menekşe gözlü. karmakarışık saçlı. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. içimdeki çocuksu tasviri değişti. Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. Kıbrıs bir adaydı. dans ve şovun tadını kaçırır. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. Kezban'ı gördüm. İçinden bakıyorum. Altı yaşlarındaydı ama. Döne'nin dedikodusunu yapar. bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu. Altı yaşındaydı. içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. çekiştirir. göbeğini. Döne... Çünkü gözlerinin içine. mümkün değil. onlarla konuştukça. Türk önde. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. iftiralar atar. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. biçimsiz. Orospu lafı şirretliği. bir sürpriz jest. Kezban. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. "Bu var ya. çok büyümüş.com 130 . dedim. Beni. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. ve hiç anlayamam. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz. Genç kız haliyle görünce onu. ama yüzlerine karşı yapamadım!. Nasılsın Kezban. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. bir türlü çöpe atamıyorum. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. buz kesilirim. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi.iyi bir sürücüsü olur. akşama kadar zırlatırdı. huysuzluğundan değil. dalaveracmın tekiydi. Yine ne varsa bu ölülerde var. aşktan. Bir gün Döne geldi. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu. kendini sevdirmeye çalışır. hiçbirini gerçekleştiremedim. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler.blogspot. Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. Cilveli bir çalım atarak alaylı.. tanıyamadı. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. çevirip dışından bakıyorum. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde. O muydu acaba. orospu. Türk ileri" diyerek geçip gitti. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. iğrenirdiniz.

Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. şerefi. diyordur. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. ya ölürüm. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. bu asker. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim. yepyeni bir adam olsam. İyi bak. tamamlanmış bir tebessüm. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. Namusu. ya çıkarım. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. İnadına. İçimden geçen korkularım. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. Rahatla ve kendini bırak. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. gıdıklayacağım. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum.. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. ürkmem gerekiyor. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. çıkartamadı beni. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. bela gibi. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. İçinden. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. otursam bir yerde. kutsallığı. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. gardaş ne iş? dedi. zen. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor. Onu alsam. tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?. Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. öyle olmadı. tuhaflığımı şımartıp. gözleri mercimek kadar küçük. Yanında bir askerle geldi. öyle görünüyor. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. doğru. hişşt. Ya gazetedeki bir resimle. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. şu hayvanla biraz eğleneyim. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam.arzularımı. herhalde kalbimden bıçaklayıverir. Bir basit hayvanı tekmeler gibi. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. "Her şey yolunda. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. http://genclikcephesi. Birden lafını kesip araya girdim. Evet. işte bu. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. yanımda Kezban.. Aşk bir hastahksa. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. giden bıçaklanarak gitmiş. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. Akşamın serinliğinde dalların. Asker. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. Bu işe fazla devam edemeyeceğim. yine bunun en ani biçimine yakalandım. Susmayacağım. Şimdi. belki de dişeti iltihabı olmuş.com 131 . Budizm işte bu. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. ayağıyla ayağıma vurarak. Avuçlarımı açıp. deşer beni. Kezban tanıyamadı. benim gibi. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. Ama. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. Yeniden tanışıklık verdim. Ben bunları düşünürken. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. Biri hemen kurtarsın beni. intihar edebilirim. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. mutluluğu işin içine sokmadan. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum.blogspot. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. dökülüşünü hissediyorum. çakallar. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi. Biri kurtarsın beni. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı. şöyle bir gezinsek. Yalnız. ya olursalar gibi tereddütleri yok. Leşler. Doğu. bulur bulmaz fırlayacak. Kadının tebessümüne bak.. mutlaka çıkıp gelir.

. o hiç anlamaz. bu Türk aydını yok mu. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum.. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem.. Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim. Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım. yazmaya inanmıyorum. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin..blogspot. Ama şimdi. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. dedim. Sovyetler çöktü.. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım. Bu şehrin anasını satayım. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. artık işim biraz daha zor.) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi.. birden korkudan. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu. ite köpeğe eğlencelik olduk. Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. "Nasıl olacak. şafak kaç. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. Peşinden. Ben bir kıza aşıktım. Hafifçe sektirerek. Çünkü saat dördü geçiyordu. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi. Öyle anlamsız yerde düştüler ki.. aynı askerlere dövdürür. mantar gibiymişim.. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. Bu Kezban var ya. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez." dedi. bir tekme daha attı. öyle kaz adımları kalmadı. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. "Herif doğru diyor" dedi. Birkaç askeri alt etmek. Hepsi bu. Suud kralının muhafız askerleri gibi.. "Peki. dedim. ağzına sıçarım.ikiyim. Aşık olduğum kızı tanıyordu. Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum. Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. sen bilmezsin. Çünkü dedim. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. ". 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca.. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı.. diyen asker. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum. Yazar oldum da ne oldu. "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım.com 132 . Çok erken yaşta klasik oldum. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor. artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar.. Niyeymiş. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi. Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. denizin üstündeymişim. askerlerin teslim olma vakti gelmişti. bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana. Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi. onun . İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum.. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler.ötünü . eğitim alanında güneşin altında dön baba dön. Biraz daha kararlı.kerim şafağını. rezil rüsva oluyoruz!. İsterseniz gidin sorun. Kuşlar yuvasını çalıyla. ağaçlara benziyorum. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım.Demek askersin hee. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. Hiçbir gazete yazmadı. Ama kalsın. İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. saatine bakan kaçmaya başladı. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım. beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı.. turp gibi kızarıyorlardı.

ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var. kafasını kırdım.. Yenerler'e gittim. yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun... kızların peşinde dolaşamaz olduk. Bir gün benim kız gördü beni. Ama ne yalan söyleyeyim. o tarafa gitmek istemiyorum. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu. Ne kadar zaman geçti. ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. Yener'in ağabeylerine sulanır.. Ben de eşşek değildim. cenaze çıkıyormuş gibi. Hemen veririm. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı. her şeyi anlıyorum. Kezban. dedim." http://genclikcephesi.. bu ne zarafet!. o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu. Yıllar sonra öğrendim ki. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. Şu salak iradi zekâma sıçayım. Kazağı hiç çıkartmadım. bir ağacın dibinde uyuşmuş. Allah bilir. eşşek kadar mutlusun!". "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. hoştu. top oynayamaz. "Hadi kalk.. Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü. Kez-ban'dı. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. Bunu Yener söylemiş olamaz. "Pisliklerini temizledim". Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar. irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!". ama artık susup oturuyorlar. "Nereye?" dedim. Reis. kazak çok güzel.. ohh!.. oynuyor. iliklerini üüüpp! çekeriz. Üç büyük kutu bira aldım. Tarzım ciddi bulmadım. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. çok mutlusun.. Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp.blogspot. Sınıfsal. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi.. onun bir hikâye dinlemesi. başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım.hazırladığım tuhaflık. uykuya dalmıştı.. güldü. Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi. Kendimle gurur duydum. Ben kazağı çıkarmıyorum. Her şeyi bölüşecektik.. Saatlerdir yüzünde. Aramıza soğukluk girdi. Tutulmayan bir aynayım artık. beni uçurttu! Bildik bir ad. "O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. Parıltımı sevdim. zamanını. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. Fermuarımın üstünde bir el farkettim. bir kuzu haşlama yiyelim. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan.. Üstümdeki kusmukları temizledi. kırmızı çoraplar?" dedim. Yepyeni bir boyuttayım. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. onlar benimle konuşmuyor. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor. bizim kıza." "Çoraplar. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!. Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş. kankardeş oluyorlar. tuhaf. suyunu çorba gibi içeriz.. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı.com 133 . Yenerler'e her gittiğimde annesi. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. kalıt270 sal bir delilik mi benimki. gibi olaylar olmalı. çirkin. insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da. Çimenlere uzandım. bu sözlerle kuşatılmışım. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum. gölgeleri seçebilsem.. kazağı süzdü. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. beyaz adamla barış yapıyor. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi. yanında da karanfilli bir aşure. bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. Farkettim gibi.. kalk" deyip durdu. dedi verdi. Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. emdik parmaklarımızı. ama. "Lise birdeyim. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik. "Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!". Kadın her şeyin farkında. benim kazaktan dolayı.. eşşekler kadar mutlusun!". "Kalk. bir ses duysam. bu kadın söylemiş... Biraz daha içersem. ben anlatırken. geçti. götüne bıçak sapladım. çekilmez bir tebessüm. Sonra içtiler. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. "Havuza altım. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık.. beraber sinemaya gidemez. onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor..

Tanrım. Tarlalaşmış şu sokakta. kaldırım. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. demir..com 134 .. hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm.. o yaptı dedi.. ağız dolusu küfürleri.ötünüze sokarım.. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor. "Kıyamam ona" dedi. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor.. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor. sonra asker gerildi. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk. iskeletim. arabaların içine düşüverdim. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz. yatırımcı zekâmı geliştirdi. motorize güçlerden. ben de buradan çıkabilirim. arabalardan hoşlanmıyor. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. patlamadan geçti. çok derinde! Beşik salıntısı.blogspot.. çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. derinden.. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım. kilitlendi. DDT kokusu. Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. Kaç gün burada böyle açılmadan. ağulu bir bulutun içinde. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti. Tek duyduğum. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi. Hepsi karman çorman. havuz. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. bilyeli küçük tahta araba. Kezban avucunun içiyle vurdu.. . Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim.. Kezban: "Kötü şeyler düşünme. Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. Sopamla onları batırdım.arağımı . içli. onaltı. Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim.Havuza baktım. etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan. Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince.. akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. Trafikçe yasak. bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum. Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. Tornetçi çocuğun cinsel pozları. Bu. olsun ben de ona orospu diyorum. bir beşik salıntısı. son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan.. Kezban'a gösterip.. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. Tornetçi. Ne yerdeyim ne gökte. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü. yanık. sırıtarak. Tornet. o benim kardeşim" dedi. canlı olarak böbreklerini.. Taş.. ağaç. hepsi ağu püskürüyor. Bana artık düz bir deli gibi davranıyor. paramparça etti beni. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum. neler oluyor diye başını uzatan. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. Onu kıskandığım tek şey ise. "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. Hatta turizm hizmetinden öte. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum.

elmas bir intikam duygusuyla. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. başka sefere! Soğuktan. Gelirler. Şimdi okuyorlardır bu satırları. kelime kelime kendim ördüm. bana acıyorsun ama. İşte. yazılacak ne çok şey var. 274 İlmik ilmik. 12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. yüz lira" isterler. kitabın edebi üslubuyla değil. ikiyüzlü kelime oyunları. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi. bir tebessümle. ben yalan söylemem. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. Dedim ki avunmak için. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. kitleler halinde düzülürsünüz!. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. Bu kin için yaşayacağım. adına aşk demişiz. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. kıyamam. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. kendimi sevdikçe. Rahat yüzü görmemiş. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. sahici görmemi sağladı. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. tüm düşlerini. mineral bir kin. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. açım. aynı köyün iki ayrı dalı imişler. 276 http://genclikcephesi. bazıları bilmediği için şaşırıyor. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. boşuna.rünen. klasik romantik dengemi kaybetmişim. Ankara'nın. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. dört-beş sene geçsin. ekmek parası. "Ekmek değil ağabey. cümbüşle. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum. tüm. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. kimse demedi bana. Aynı köyün yolcusu. demokratik yazarları. pazarlığımı unuttum. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. sokaktayım. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. "Abi. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. Benim mutlu olmam için uçmam. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. Şimdi olmaz. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur.blogspot. açlıktan zangır zangır titreyip. dedim. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Ah Türkiye ah. Aklı başında biri. bu kan davasını bırakmam. eski hızıyla parlak neşesine dönüp.. faşistlikle suçladılar.com 135 . oldukları gibi. aşklara karakterini feda eder. doğru. Aşk değilmiş yaşadıklarım. demek isterler. bu şekilsiz tutkulara. şarap alıcam" derler. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. kıyamam sözcüğü. on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. her şeyi. Parayı alır almaz da. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. kimsem yok. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. Zekâm. delirmem gerekiyor. yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır.

Beni bir şeye benzetemedi. içlerindeki yalanı. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları. mezhep savaşları verip. Onlara kızmıyorum. Ego ve kibiri yokedecek. beni bir "yazar" olarak değil de. sıtma nöbeti. devletin.. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. etrafa seslendi. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. ikibine bir kala halimize bakın. estetize edilmemiş. "Yahu burada bir yazar varmış. hiç değilse yakayı.. Nakşi. basık mekânlarda ele geçirilmiş.. kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. ötedeki dünyayla çarpıştırıp. çoğunlukla. yaşlı insanlar. rezil programlardan sonra bahşiş. döndürüp dolaştırıp. Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi.com 136 . Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor.. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı. riyayı. boynunu eğ. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. giysileri kirli. rüya kadar güzel. nerede?". Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. Kişisel dünyalarını. kuldan utanmaz. onlar yazarları biraz şakacı. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. görüntüden olsun kurtaramıyorum.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. başaramadılar. kirliliği öldürecek... Asıl eşitsizlik. Kutsal trans hali. hukuk önünde iki eşit insandır. Allah'tan korkmaz. şifacılarm aradığı bir şeydir. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş.. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. bu kana doymaz. Zikr edenler yağlı saçlı. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. eski. http://genclikcephesi. şöyle otur. tertemiz insanlar olacaklardır.. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor. dünyadaki tüm dinlerin. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz. büyücülerin. dar. Şeyhle mürid. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid. Görüntüler çiğ. ondan mı. Daha da sosyal. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. sakallı. Sağa-sola baktı. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş. yani. Fotoğrafçı kız masaya baktı. "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. çünkü o an. psikolojik tahliller yapabilirsiniz. neymiş efendim. dörtyüzyıl iç savaşlar. sana başka bir ceket giydirelim. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor.. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. şuraya bak. biraz da teatral insanlar olarak tanımış. Üstüm başım bozuk.blogspot. Açması Reha Muhtar yine.. ancak yüzler karanlık. Sanki gerçek değiller. görsel çağımıza çok uygun. yalakalık yaparken ele veriyor. diye veryansın ediyor.

detaylandırmaya yanaşmamışlardır. kitlenin içinde çoluk. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. insan hata yapar. günahlarını. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. başka mekânlara taşımamaktadır. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela. Burada. sinemanın. Üstelik bağımsız. şehrin estetiği çok farklıdır. İşte güvensiz. yani. tartışmak zorundayız. sadece muhafazakârları değil. hiçbir gazete. estetize etmektir. çirkini sevip. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. bilinmeyeni. sapıktır. dar imkânh beyninizle. köylerde yaşayan bu fıkraları. şehre sokmamıştır. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. anlatmaya. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. "Güzel olanı" herkes sever. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. aile. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık. görevini hiç yapmayıp. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. tiyatronun. hatalarını. sizin de siyasal bir diliniz var demektir.com 137 . duygularını. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. Güzel bir örnek vermek istiyorum. sallayan. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. insanlarımızı korumaya. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. arkadaş. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen. siyasiler. şehir. deşmeye. edebiyatın. problemlidir. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. bu toprakların insanlarını. korkak. şimdi. ağlamakta olan bebeğin ağzına. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. Çünkü İslamcı aydınlar. çocuk olur olmaz herkes vardır. şehrin. Yüzyıllardır. Bu ülkenin çocuklarıyız. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. Siz yayımlasanız dahi. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. cesur bir yazar değil.) http://genclikcephesi. köylerden derlenmiş. Tarih boyu da böyle olmuştur. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. Yazarların görevi. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. bozuktur. saçmadır. ideolojinize sürekli hesap vermek. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. korkusu boşunadır. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. şehrin insanı. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. kollamaya çalışırsanız. tasvir etmeye. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. Bu fıkralar yayımlandı. "İslamcı aydınlardır". görüntünün esiri olmuşlardır. Oysa. Halka güvenmek zorundasınız. Medya kitleye açıktır.blogspot. Müslüman aydınların. toplumlar. Trajedisi olmayan çöl beyinli. İslamcı kitleyi kandıran. halk. bugün olduğu gibi. derindeki çirkini. Kapalı köy odalarının diliyle. iyileştirici bir ilaç değildir.Hem tarikatların. tarih. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. Müslüman gençliği. tüm çıplaklığıyla.

Oysa askerler. 280 Hastadır. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. acısını. gestapo sağcı. ama bu halkın aşkın coşkusudur. 1970'deki pamuk işçisini. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar. derin devletin sürüleştirdiği. http://genclikcephesi. Şimdi. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz. acıya rağmen. Ve her defasında halkı yönetemez.com 138 . şeriatçıya göre çirkin lâiktir. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. Çirkin. fe odal toplumda.. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. muhafazakâr karşınıza çıkar. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. ordumuz. Çünkü hepsi için halk sürüdür. çoktan ölüp gittiler. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?. ama bizdendir. bu hikâyeyi. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. güdülür. Kimse kendini çirkin görmez. Kadın göğsünü açamaz. göğüslerini açması söylenir. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. Orduya göre çirkin şeriatçıdır. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. tarihin içine sokmuş. yani bu ülkenin insanlarını görmek. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. tek tip gördüğü bu halkı. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim. yö281 netemeyince. öyküsüne dayanamamıştır. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. Yazarsanız.. Ama. göğüs ameliyatı geçirmiş. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir. Kim savaşta öne çıkarsa. bozuktur. çirkin onun düşmanıdır. onlarcası. bu hikâye. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı.Medyaya göre kim parayı basarsa. işte bu yazarlar insanlaştırmış. muhafazakâr. tek göğsüyle utanmaktadır. insanlarımızı "stilize" ederek. hapishaneyi. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız. size küfrediyor. şeriatçı. oğlunun ölümünden çok. Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. biziz! Kemalist. kadın soyunur.blogspot. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. hapse tıkmış. derin devlete göre çirkin hukuktur.. muhafazakârın. utanmasından öte. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini. soyunması istenir. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. Orhan Kemal. yani insandır. yırtınarak. Mesela. derler. geride. tek tip yücelterek. canlandırıp. onca hapisliğe. Aziz Nesin. kapıda kadın polisler tarafından aranır. Asker. muhafazakâr. 1950'deki köylümüzü. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir.. şeriatçının. dizlerini dövüp. Çünkü on lar. Ordunun. Mesela." Kadın ağıtın içinde. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir. halkı arkasına aldığını düşünür.. derdini. solcu edebiyatçılardı. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. şeriatçılar hiç söyleyemez. tanımak istiyorsanız.

Rus subayı nereden bulduysa. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir.. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. Türkiye'ye sığınırlar. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler.com 139 .." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. yıkılır gibi ol du. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. parlak düğmeli gösterişli giysiler. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. valsler. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. şimdi yerinden yurdundan atılmış.blogspot. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş. ama olduğu yerde sallandı. Rus subayı da kuyruğa girmiş. İçlerinde birçok general. albay olduğu halde. polkalar.. 1917'de suikastler. hem casus. kovasını doldurup aldı. Subay. subayım! Hem Rus'sun. Tüm şamatalar. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. sırasını bekliyor. ellerinde beyaz ipek eldivenler. dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor.şeriatçılar. bayram ederler. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor... ama işte bir insan sıcağı. Almanya hesabına casusluk yaparlar. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu. Danslar. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. Arkasından. Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller. Ve şimdi. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi. su gibi akan votkalar. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır. Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. umutları suya düşer. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza. ihtilal.. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam.

Götürür. yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. Kendime 285 yemin ederim. Kendi ülkemizde. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!. hem casustan beter. ekmek parasına kuyruğa girmişim.com 140 . buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım. kıvamında. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur.. Çirkin. sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım. sesler. çocuk gülüşlü bir kadın ararım. Ben de senin gibi.. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç. Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. senin o kovayı burada. kırılmış bir vazo sokak!. seccade diye". Kışları nasıl soğuk olurdu. öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar. Bulgur suratlı çaycı. camı hohlaya-rak. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!. Tanrım ne olur. çıkışmıyor. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. sarayını başına indiren komünistlerden biri.blogspot. Elimde miki resimli çocuk kovası.. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer. itilmişlikle. Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!. aşağılıyorlar bizi. kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. çayımı yudumlar. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!. ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur. lanet insanlar olduğumuz için değil. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. işe gidiyorum.. Kalorifere ellerimi koyar.. yüzyıl sonra olsun görsünler. yoksullukla. işkenceci sapık. Hikâyeler. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar. soğuk. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam.. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır. radyoyu açar. karm tokluğuna. sokak! Bir deri bir kemik kalmış. kelimeler dolduruyo-rum. dışarıda sağır bir ayaz. soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. soğuk değil.283 nü. Apartman kapısını açıp içeri alsam.. geceden kalma çürümüş bir soğuk. Üstelik. kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla. çirkinliklerimizle!. kırlentler sokuştur. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!. kollan çok uzun. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker. sokağı seyreder. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. hem Rus. bir güzel alem içinde sarhoş olurum. Ama bizim de farkımız yok senden. Ellerimi kalorifere koyup.... Simitler camekânlı tezgâhın içinde. bu sütunda da dolduruyoruz. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. bilmiyorum. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi.. Boyu küçük.. dini olduğu için bu küfürler.. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. Gözün yurdunda kalmasın subayım.. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!. küfrediyoruz. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor. artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor. yüzler. hasretle... 284 Cemal!. "Bugün cuma şunu götüreyim. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. karın tokluğuna. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. canhıraş küfürleri. Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. gece gündüz!. Kalorifere ellerimi koyar. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi..

arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup.. şimdi okulunda olmalı!". kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi. http://genclikcephesi. kendimi yaşamamış hissederdim. Kalorifere ellerimi koyar. bir gün yanından geçerken. profesyonelleşmiş salaklar. Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum.. bir güzel okşuyor. kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum. Yemeyeceğim halde.. ordular. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta. ne bileyim.. ceplerine sıcaklar doldurup.. gel seyret şu kadını. mavi önlüklü. tekrar tezgâhına koşuyor. söyleyeceğim. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi. "Ulan köylüler. halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum. Ellerimi kalorifere koyar.. "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?". hepinizin Allah belasını versin!. kızı bir görseniz.. daha yeni!.. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar.. Sanki.. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var. yumuşuyorum. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. bir gözü simitlerinde.kadına. sinsice gülüşüyorlar!. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi. tezgâhta sen dur.. devlet çürütmede uzmanlaşmış. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!. durup durup bir daha sarmalıyor. Kalorifere ellerimi koyar. beyaz yakalıklı. melek gibi!. daha somut bir şeyler yapmalıyım. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor. "Asker üşümez. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı. kızı ne isterse alıyor.. kalsın. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. ben büroda çalışayım!. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor. portakal suları içiriyor. Gözlemeler alıyor. nedir şu hal... Kadını ezberliyorum. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum.. öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor. o gün. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. birazcık ısınıp. pintileşmiş. tarikatlar. film gibi kadını izlerim.. patlayacak gibi. burunlarını tutuyor. çayın dumanını buradan görüyorum. Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. Hayır. simitçiye de çay taşıyor.. Öfkeli şairlerle. (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum. Kestaneciye koşup. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler.. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım. yapamam. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. Masonlar.. "Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla. İmam halıfleksi severek alıyor. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!".blogspot. Çaycı imama.. patlıcan gibi. ikiye katlıyor. toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!. şirketler. Kızına büfeden. ben de şiirler yazıyorum. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm.. kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum. j Ellerimi kalorifere koyar. okşuyor. nedir ulan!. eldiven içleriyle İ. O gün kadına yeterince üzülmemiş." Çaycı imam. mafyalar. Ya derse ki..com 141 . geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. ellerine. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam. kürklü kadınlar.

hurda aşklarımızı ortaya döküyor. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor. Ama. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım. çocukların hepsi porselen hamuru gibi.. annesini bir sevinç aldı. Parmak kadar çocukların bacaklarına. "Hiç aşık olmadım" diyor. Renk vermedim. iş bitimi oturuyor. Gül. yürütme. Gül'ün kulağına söyledim. elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. Beni tanır gibi oldu. "Ağabey. Kaşlarını çatıp.. Gül. soruyu geçiştir-sen.. oyunlar yapıyor. annesinin boynundan hiç inmiyor. onu. hareket edebilme eğitimi veriyor. her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm.. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki.. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. dudağını bükmüş.. halıfleks yağmurda su çeker.. bizim çaycının karısı!. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. burun farkıyla trenin altındaydım. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki. simitçi kadın. kendini savaş suçlusu hissediyorsun. sen küsme. burada sıra bekliyor. felçli. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır. işe yaramaz. Adı Cemal!. Gül çok yakınlık gösterince. toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor.. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. ben de ona komik. sanki atlayacak gibi. "Ben hiç aşık olmadım" dedi. mesleğinin altını üstüne getiriyor. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor.. o. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. amirine rica edip.blogspot. kaslarını kontrol etme. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. dedikodu aşklardan sözediyoruz. Trenin gürültüsüyle mi. Gül. küçük oğluymuş.com 142 . çürümüş tavan insanı yutup yiyecek. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım.. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar. yine de sırdaş oluyoruz. gözlerime inanamadım. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor. Büroyu çoktan tasfiye ettim. bu sözlerle mi. vermesen.. Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde. Kime konuşsam. Gül. Cemal. Gülle beraber gidip çocuğu sevdik. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz. at olsaydım. çocuğun sırası gelmiş. ölürüm bu defteri okumam. annesi kalbim tutuyor. ben bununla evlenecektim". öyle diyor ki. Cemal eğitime başladı. işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor. inşallah olur. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor.. dıştan tutacak demir iskelet. "Bu kadın var ya. Mindere ayak basmıyor. ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. o kadar torpilli hasta var ki. Çok eskiden notlarımı aldığım. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. yanakları.. imamın kadına halıfleksi götürmesini.. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor. şaklabanlıklar yapıyor. Ve çok sonra öğreniyorum. Cemal'in http://genclikcephesi. ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. gülmekten yerlere yattı. öyle sarsıldım ki. çok da konuşkan. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. Cemal yürüsün diye. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım.. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor. Gül. şaklabanlık. seyrederim.Ellerimi kalorifere koyar. konuşmayı bilmiyor. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. ye289 rinden hiç kımıldamıyor. çocuk eğitimi alamazsa. çocuklar nasıl küçücük.. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer. hemen bir mızrak çıkartıp. elleri. Ben sanırdım ki. bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. spastik çocuklara. sen üzülme.

herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi. bir yakınım vefat etti. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. dünyalar benim oldu. gözlerinizin içiyle. Cemal hiç yüz vermedi. Umudumuz yok. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor. sebebi yok. ağırlığı yok. Yüzü sevinç dolu. trampet adımlarla. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. hangi kelimeyi bulsak yasaktır. Bir hafta yoktum. herkes karamsar... O küçük.. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!. nasıl anlatır bu hikâyeyi. zehirli bir meyve oldu. şiirleri kendine sanıp. uzun hikâye. Oyunlarını bozmadan. Annesi.. böyle yürümek için çok çalıştı!.blogspot. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem. İlk günler taklalar atıp.. der. sessizce geri çıktım. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi.. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor. onların çocukları girecek sıraya!. perişan olduk.rdı. sımsıcak dokunayım dedim. ben onları. kendi kendime. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış. orada duruyor. Bir hışımla eğitim salonuna girdim.. alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan. annesinin kalbini kimse tutamıyor. sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. hastaneye koştum. gerçek dostları.. dönüşte eve uğramadan. pırıltısı kalmamış biz insanlar. Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış.. Dedim ki. şakalaşıyorlar. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını. koridorda uzun uzun ağlıyor!. Gidip tanışıklık vereyim. Ne ulan bu hayat mı? Gül. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. http://genclikcephesi. annesi yanlarında. Gül. diyorum ki. her sertliği delen pırıltıları. "Haberler kötü. cevap vermezse.. İşte orada gördüm. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. Cemal'in elleri. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı. o kadar. yanımızdan. melek bir hali v^. baksana şu insanların yüzüne.. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse. pembe kirli salondaysa. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. başardık. bir poyraz. şahidiyim. ayakları nişasta lapası.. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim. gerginlik atıyoruz. mutlu.. hatırlar. Gözlerimle gördüm. yalanları. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı.süresini birkaç kere uzattı. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz. ellerine!. Cemal oyuna niçin girmiyor. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış.. çünkü tanıdım onu. uzaktan ben. Herkes tren altında can verir gibi. çileden çıkıyor. o kadar.com 143 . Çok haklıdır. simitçi kadındı o.. Simitçi kadındı o. demiri. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. bir deliliktir gidiyor. yakınımın vefat ettiği gün. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!... Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. Foks. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm. ne oldu da Cemal eğitime. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor. Ellerimden utandım. oyuna girmeye karar verdi. gururla yürüyor!. oyunlar çeviren Gül için Cemal. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. her gelen dalgaya sarılır. apar topar fırladım... bakmaya korkuyor insan. kaloriferde ısıttım!.. kendi kendime. siyaset kötü. gözlerinizin içine bakıyor. o kadar!. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. Bir muhabbet..

Anılar kitabı. bu daha önceydi. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. Mustafa Kemal diyorlar. Atatürk nereli hemşerim.. Mîna hanım da hâlâ. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. sonra adını q ile yazmış. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. parçalasın diye. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz. Mîna hanım da. Ahmet Haşim. hadi o sağcı diyelim.. Selanik diyorlar. tamam. Erken konuşmayalım. Bu bizim kaderimiz. oğlu Mustafa Irgat.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. yangın yeri gibi arzulu.. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım. yediği haltları sakladı." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. Yani. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. Ankara sıkıntısı. yazar. Görünürsek öldürülürüz. bilen yok. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir.. Necip Fazıl. diye sevinir. ikinci cildi bekliyoruz. ancak. bayıldım. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. Peki. memleketine. o zaman beğenirdi. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. okuyun). Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. Atatürk soyadını almadan önceki adını. Mustafa Kemal girsin demiş. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. Hadi bir soru daha. Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış. Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı. ancak.. dururdu. Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. Abidin Dino. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. bu ülkenin neresinden. politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır. gösteriyor ki. doyurucu değil. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı.. adı-soyadı: Kemal Öz. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. orası doğduğu yer ve çocukluğu. sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi.com 144 . (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz. beğenmemiş. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık".. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. Falih Rıfkı. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. herkesin tanıdığı Halide Edip. anıları olağanüstü güzellikte. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. diyorum onu da bilmiyorlar. sanatçı yok gibidir. bunu bilenler. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa. neyi saklıyor. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. ikinci cildi bekleyelim. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. Mîna Urgan. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi.blogspot. Atatürk'ün. köklü bir solcu. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. kasaba plajında denize giremezdi. altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor.

Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı. Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü. insan aklının önünü açtılar. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı. Toplumbilimciler. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı.) Hür fikirlerimizi. yarın orada savaşıyor. heykeltıraş ortaya fırladı.) Dağlar.. halta sıkıntıdan... şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar.) Atatürk de bıkar. gibi yüzlerce. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri. yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp..) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. zenginliğin. hantal. Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz.. bozkır kasabalarında büyümüştür. Osmanlı ordularının azametini de. güzel yaşamın. Hadi bunları yedir. özel olanımızı. bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. Atatürk de öyle. çığrmdan çıktı. Herkes kendi dilini konuşmaya başladı. arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı. durmaksızın. çıplaklığımızı. On binlerce malikânede on binlerce prens. Cumhuriyet dönemi yazarları. yollar. sporun. Yani on bin kişilik ordu. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk..ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu. ücretli köylü askerler bir gün burada. doyur. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için... kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz.. bir gün Katolik.. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş... öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı. 19. (.. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi.. Doğrusu şu ki. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu. (. Rembrand. Halikarnas Balıkçısı da. lüksün. akşam kararınca. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar. edebiyatçılarım yakından tanırsanız. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu. ağır kalabalıkların tarla -kilise.blogspot.. Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar". ütopyalarımızı. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof. ressam. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. ordudan da büyük askerlerin çocukları. aileleri yürüyordu. bu ağır." http://genclikcephesi... Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. kral. Leonardo.oldu. diğer gün Protestan. 1618'den 70'e kadar. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. (. Rönesans'ı inşa ettiler.. tepeler. Üniformalar icat olunmamıştı. tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. siyaset. Kasaba sıkıntısı. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar. Siyasetçiler. (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir. yeni bir akıl buluyordu. mezhep değiştirerek. aynı kasabaları görürsünüz. ayaklanan köylüler topluca katledildi.com 145 . bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi.. içerek öldürüyorlardı..

geceden gecelere uzanmış. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi. Mustafa Kemal ismi. Kardeşlerim. ancak. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu.. lavuk. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı.. çiçek çocukları. tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi. 68'li ağabeyleriniz.Ve bunun yanında. meyhanenin. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz. Katmandu. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. eşcinsellik. Çiçek çocukları.. hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar..bitmek bilmemiş. Che'yle özdeşleşen 3. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. ucube ütopyalar içinde. Sidharta okuyan gençlik. Aynı. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. tarımın. Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler.. Hindistan. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. Kasaba kaldırımları çok serttir. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu. ticaretin. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya. sıkıntı çıbanlarını. Ancak. sıkıntınızı. bu http://genclikcephesi. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu. Birincisi. renksiz. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li. 68'li ağabeylerimiz. sanatın bütün büyük ustaları.. hippilerin özgürlük anlayışıyla. 68 özgürlük mücadelesiydi. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı. Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. uyuşturucu.com 146 . Bu iki tür 68'in içine. felaket gibi inen geceler. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar.. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. geceler. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. boşluk bulduğunda. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. kasabanızı terkedin. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler. zihinleri delirten uçuk. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. Nepal'e yola çıkan. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş.blogspot. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular. İkincisi. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek.. şebekleri izleyerek de unutabiliriz. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi.. Ya sübyancı olursunuz. Anıtkabir'e yürüdüler. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi. (beatnik hereketi) başlayan. ütopyaları.

dağlarına tırmanarak. babamdan ve ülkemden konuşuyorum. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. romantik. fıkranın sonunu getirir. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız.. cansız. ne de uzun boylu bir çocuktum. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki. sağcıhk-solculuğu kazıyıp. mezarlık. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca.296 297 renksiz kasabayı düşünelim. Ölüm. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. 68'li ağabeylerimiz ise bugün. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. Kardeşlerim. yolu. sanki darbeler olmasaymış. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı. derken. çekimsiz. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. orada. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. çay. soğuk. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. eve gelen sakallı. darbelere yürüyorlar. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar. bacanağım. Hangi fıkra derler. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı... Sinemada. o kasabada. gerilla ruhlu insanların.. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı. Yüzyıl önceki şairimizin. Ev sahipleri..com 147 . Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan. özgürlükçü kahramanlarımız. hepimiz. bir fıkra da ben anlatayım. sanatta. çünkü küçük kasabalarında eltim. itfaiye eri: Kel Şarkıcı. der.. yine akşam!" http://genclikcephesi. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini. teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam. şosesi. tatsız.... eve bir itfaiye eri girer. o kasabada. der. militanlaşıyor.blogspot. yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. tiyatroda. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. evine ti kılı karı-koca uçuk. dava arkadaşı gibi gideriz.. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. Hem 68 hem 80 kuşağı. tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. mimaride. evet der. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler.. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi. çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır. Özgürlük adına yollarını kesip. sizlerle. Anıtkabir'e gidersek bir gün. Ama. Ne annemin gözleri maviydi. cinnetin rasyonel bir din olup.. terminali olmayan. Anılarını yazmadılar. Yürüyerek. kahramanlar devşirdiler. sineması olmayan kasabalarda büyüdük.. Cizvit rahipleri gibi. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. Orada. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. yine akşam. zaman geçmek bilmez. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır.

neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar.ötüne balta sapı sokuyor. Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor. artık. devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken. neden çocuk cinselliğine başvururlar. iblisin kuyrukaltı gibi. bu adamın yüzü. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. her darbeye daya-nabilmeli. Yıllarca önce bir vatandaşımız. Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". ama. Henüz önsözdeyim. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler. Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz. Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken. Aslında halkımızın.298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için. melekler kadar uzaklar birbirlerine. yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. girilmez. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav. bu yıkıcı. hüngür hüngür ağladım.. Yazmaya karar verdim. şimdiden özür dilerim. onbinlerce genç gelin vardı. sormak lazım. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım.. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır". başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı.Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir.com 148 . cinlerle ilişkiye giren. duruşu mesela. insan. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. sancılı yataklarını tamamen hayal. Marx'tı." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. asla konuşamazsınız. insan yine de merak ediyor. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. bu ülkeden de kaçamayız. hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi. leyleğin derisinden kanayan parçalar da.. yoksa.. Ancak. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. cehalete kurban veremeyiz.blogspot. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. yoksa. bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. ifadesi imkânsız bilgiler vardır. bu. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. çünkü. korkunç heyecanın süsü oluverir. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. saf bir melektir. Leylek. Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. minyatürlerde.

öyle iştahlı öğretir ki.duvarları melek tasvirleriyle doluydu. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur. konuşması. Ve bir gün melekler büyür. komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. en çoğunu. gezinip. hantal. anneanne. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. ağır. Oysa. zulümden kaçıp. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. kulu. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. göklerde. Bebek.. cinsel özgürlüğü mü. en uçtakini. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. dokunması. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu. Rahibeler. meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize.. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. tüm hayatımızı zincirler. o kadar da güzel. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. öyle doyumsuz. Arjantin'in simgesi oluverdi. Hem Uzakdoğu dinleri. ki. ama. saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar. hayatı bize öğreten meleklerdir. "meleği" bulamadılar. en yüksektekini ister. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. dünyevi tutkulardan.. ya da tasavvuf bize. Hıristiyanlığı bilmiyordu. ne din tanır. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz.. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak. gökyüzü dersleri alır. İsa'nın melekleri adları. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik. besini. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. bulutlarda. boğuk. anneler yaşlanır. dudakları. zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. Eva Peron çok. Açması başarısızlığa uğramış. yine de meleklere işkence yaparız. ne sosyal statü. bebekler. Bu yüzden kutsal dinler bize. Tanrı her canlıya bir bebek verir.. Bir yığm Uzakdoğu dini. bu içsel fırtına. bedenimizden kurtulabilmek. düpedüz ve doğrudan. uçabilen. Güle oynaya. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder. her anne-babayı. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı. rengi. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. bu melekler aşkına. anneannelerine-dedelerine bakıp.yoksul bir kadındı. Bu sefer çocuklar. kokusu. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız.com 149 . anne. Juan Peron bir albaydı. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. Öyle bir efsane oldu ki. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir.. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk. milyonlarca kitabın.blogspot. İnsan. kölesi oluruz. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. Toplumu uçurumdan düşüren. Mesela Antep'te. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor.

devredilemez. Ortasından kesilmiş. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. şöhret. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. Yani Türkçesi. fışkıran.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken. bir Rus sapığı.. Buldum. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda. hırsızlar. inanılmaz bir şey oldu. Sürekli estetik yaptırarak.. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi. muhtemelen muhafazakârlar. Jackson'm sesi ne erkek. kendimize ve başkasına iyilik yapma. Canice öldürmek istediğim adamı. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. tiksintiyi nasıl durdurmalı. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm. dokunma.. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. çocuğu parçalayan.. neşeyle gönderdi. sevgilerin bizi getireceği yer. bölüşmek. ortada. ya da çocuklara sahip olarak. kaniş köpek paramparça. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına. kendi içimizi infilak ettiren. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü. http://genclikcephesi. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim. birileri. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın. Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı. Dante. bedenim. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. şeyhin.blogspot. kilise. Amerikalı şarkıcı M.. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. erkekliğini. çözerler. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. Her insanın içinde uçmak.. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. Dinleyicisi olmayan.. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. Zırıl zırıl ağlayan.com 150 . cinselliği de ortada.. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. Ancak. sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş. yani. milyonlarca insanı. küçük bebeklere. Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir. İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. anneyi. balığı. boş koltuklarla dolu aşkların. liderin kucağıdır. Cehennemde yalancılar. ya da Türkiye güzeli seçilerek.. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. koklaşmak. ahret: cehennemaraf-cennet. yükselmek. nefreti. melekliğin ise. kimsenin. para. Nefret. Yüzü. ancak. Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. sapıklaşıp. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz. yok eden bir tuhaf yere geliriz. sevişmek. İçimizdeki meleği susturduğumuzda. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar. birileri. bu vahşi olay geldi aklıma. "melek" bir karizma istiyor. sevişmek. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız. ya da uyuşturucu kullanarak. Ben de öyle düşündüm. öna-yakları gövdeden ayrılmış. ne kadın. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. duruşu bir şey anlatıyordu. Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi.. başkası için çalışmak. ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım.

Bu kadınlar. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. Çok sonra öğrendim ki. Anneannem de bir melekti. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. Biri Çin Sed-di'dir. Şoka uğrayan yardımseverler. Ermeni soykırımını. küçükken beni dizlerine alır. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi. Ancak. Tanrı. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. giyeceğe. kibarlıkla geçiştirdiler. trajik bir kaza yaşandı. tarih iki büyük eser yaratmıştır. Ermeni kızma "melek" rolü veren. bu topraklarda yaşamak için. kapkara giysiler içinde. anlamak zorundayız. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar. bu davranışlarıyla.com 151 . coşturup. Her geçen gün kavimler. Hâlâ orada. ayının olduğu bu yol. gül yüzlü.. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları. Hacı Ahmet baba. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. ne Ermeniler bizden az kestiler. ikiyüz kilometrelik. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak. çok okuyan erkekler de vatan haini. Kardeşlerim. Katilliğimizi. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. ya da gerçekten melek idiler. elinde kalınca bir sopa. Birbirinden güzel insanlarımız. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. Dağda bayırda gezip duruyor. ırklar. ihtiyar da. abartıyor. Sonunda. http://genclikcephesi. Yoksa. şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. sapıklığımızı. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. hem kör. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. Kardeşlerim. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım. melekleşerek. bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. birbirimizi boğazladık. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler.blogspot. Biz. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı. modern kültür. geçti. Babam uzaktan selam verdi.Yine. milletler. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. Ancak. çünkü. melek insanlar tanıdım. hem korkusuz. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. ya büyük bir medeniyetin habercileri. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. hepinizden özür dilerim. Babam. "Hacı Ahmet babadır" dedi. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş. Anneannem ve komşusu. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. çocukken ben. bizimkiler. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. Ermeni kız melek olmuş uçmuş. anlatırdı mışıl mışıl. tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor. bizler. ellerinde ne varsa yardıma koştu.. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. bir gün Rum. Ermeni. Anlattığı efsaneye göre. bu acıyı neden bize çektiriyorsun.

padişahlarımızın. hayaldir. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. günahları her yere saçabilir. içimizde. zarafetleri olmadıkları için. Kürtler. hayattan usanmış.. Efsanesi tarihe gömüldü. hatta. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. aşka. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. Ciz-vitlerin. ertesi gün babasına saldırarak bağırır. Hitit'ten bugüne. değil erkeklikten.. halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. huysuzluk. evliyamızın. Baykal'm. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. insanlığa dair becerileri. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. ama. Yoksa hızla hepimizin yüzü. yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir. iyi geliyor. vücudumuz alçılaşır. Yine de duadan tek bir gün uzak durmak. derken tarihin acılarını sırtlanmış. Demirci'm. ütopyadır demeyin.. bedenini unutmayı. akşama kocam da gelir. kimi büyük hastalıklar geçirir. savaş.. Halkımız da gayet rahattır. şairler. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu. kuma. Rahibeler. bir ömrün duaya.. yoksulluk. 306 307 Bir efsanedir. içinizdeki şeytanları. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş". Budizmin Hint tapmaklarına.İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. her gelen yazar bir taş koyuyor. Ancak. ahlâkla içice düşünüldü. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. asla yumuşamayacak.blogspot. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız... hayatlarında şarkıya. peygamberimizin Fuzuli'nin. yazarlar. saldırganlığın http://genclikcephesi. Allah'a bin şükür ki. Mustafa Kemal'in hayatları. Bekâretlik kolay değildir. Ermeniler. hayat zordur. çocuğa bakmak zorunda kalır. yalıtmayı seçmiştir. ne olur siz de bir taş koyun. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. göç. Çin Seddi'nin karşısında.. bezmiş. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!. titizlik cadalozu psikopat türler. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor. sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor.. namus-bekâret kavramları.. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. gençler laf dinlemiyor" yazıyor.. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar. Türkler. telkine verildiğini görürsünüz. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır.com 152 . bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür. Bugün. Ancak. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. Anadolu kadını. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin. Bu şanlı geçmiş olmazsa.

zarın yırtılmasını değil. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek. dalgasını hâlâ geçmektedir. Bir organik kusurunuz yoksa. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. karşılığında. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür. Bekâretle anlağın. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. denildiğinde. başgöz ederler.. Topluma artık kemikleşmiş. tek bir fikir 310 içine. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir. yirmisini geçmekte olan genç kızı. silah omuzda namus bekliyoruz. umut için. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. gelecek için doğurur. büyük. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. abla. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri.. Ancak. sabaha kadar bana "buğz" edecek. bayatlamasını da gündemine almalı. dişini sıkıp bakir kalarak. kendini kurban etmiş. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür. başarı öyküsü mü anlatır. Bir kadın daha güzel bir dünya için.. yeteneği olan insanlar. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek.. çünkü direnerek. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. toplumsal istekleri asla normal olamaz. evlendirmek için çırpımr. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor. ya da bakire kalarak bir yetenek. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek. aile içinde yengeler. demektir. ticaretlerin en rezilidir. yani makam. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. kasabı. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. bakireliğe takılıp kalmak.. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz. onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum.vahşi dozunu görebilir. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. yani. hayatın yüzbin rengi içinde. Hatta içimizde bir insan. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp. Benim kayık çok dar mı demek ister.blogspot. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. ben şimdi karımın koynundayım.com 153 . kıskanmak. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek. Genel müdür. onu evlendirmesem. dehşetle açıklanır. etrafta bekâr bir erkek varsa. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var. İhtilal gibi. çürümesi. bakkalı. arkadaşı. neden. değerli bir insan olmayı talep etmek. artık belediye başkanları dahi.. öyle yatar.. Mahallede ablalar. Tarihin en örgütlü kurumu. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne. sahiplenmek. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir.. tıkanmış pislik içinden evliyalık. geleneklerimizin en çerçevelisidir. Bir kadın telkinle. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır. sosyal statü. neden hâlâ direnirsiniz. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor. gelenek üretmeye çalışıyor. zekâları var. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. bir Ortaçağ ahlâkıdır. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. bu dehşet ahlakıyla.. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. teyzeler. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir.. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip.

çok şey vermişlerdir. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. Bunların aklına iyi bir aile. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir. gelenekleriyle. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. Bu küçücük sahtekârlık -hile. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. kaybettiği çocuklar-anneler. Mazbut bir insan. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. ne âlâ. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!. eşcinseller dahi dergilerinde. http://genclikcephesi. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık.. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan. milli çıkışsız bir hastalık. katı ihtiyatın patlaması mı. Elma gibi. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur.. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar. siyasete hizmet eden. Bravo doğrusu. çünkü çok şey almış. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. Türk edebiyat ve kültürü. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor. Ama içimizden bazıları. atalarıyla. saplantıyla.kişilik bozukluğuyla dolu. köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup. ekşi el312 mayı. kokuşmuş peynir suratlarıyla. pek pahalı.. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. kızlık zarını bozmak. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. simgesel canavarlığa kimse döndüremez. kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. bilmedikleri üzerine konuşamaz.. konusunu oluşturur. tartışmaları yapıyorlar. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir. ahbap-çavuş. ne ince bir hanımefendilik.bankasında değeri kalmadı. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur. bilmiş olmalısınız. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı. bilmeyen. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı. mavi denizler gibi doğa nimetidir. Her çocuk anne-babasım arar. bir imkân. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. bir kültürden sözedemez.. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. bekâret düşkünlüğünü. hatta. Akıl hastalıkların. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla.. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor. annebabasma bir şey veremeyen. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. hayatın en acıklı yanıdır. laubali. tatlı ve doyurucu olması. bir dilim ekmek. tatlı elmayı da bilemez.blogspot. bu.com 154 . İçimizde. Burjuvalar aileleriyle övünür. Üstelik özel mahremiyet alanını. Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu.. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur.

dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz. sineması yapılıp. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. defol karşımdan. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. ancak. türküden. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor. sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor.. rahibeler gibi. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. canımız mı çıkar. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır. Fethullah Hoca gibi. hayatı bizden çok seviyorlardı. komşu karılarım hayal etmek. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur.. balkon demirlerine sulanmak. İçgüdülerinden soyunan. Cinsel gücünüz. Çatlı. Türkeş. milli ahlâkla bütünleşti. telkinle.blogspot. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya. yine de çoluk çocuğunu. Sürtmek. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız.. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor.. kalabalıktan. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. birçoğumuzun anneleri gibi. milli kültür.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır. hayata sımsıkı bağlıdırlar. sizler de böyle tatmin olursunuz. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan. size söyleyecek lafımız olmazdı. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip. Oysa. Ben elli yaşma kadar bakirim.. Bu ahlâk değil. liselere saldırdınız. o halde birinci ahlâk benim. telkin.com 155 .. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. gazeteler bunun içindir. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. sadece ellettin. fırın. sen.. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. Yok etme duygusu güçlü olanlar. nedir. yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz. İnsan soruyor. Çakıcı. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua. telkine vaktimiz kalmıyor. söyleyin! Dergiler. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!.. Hepimizin cinselliğine. ırzına geçip yok etmeniz. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. hiçbirinin gücü.. Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde. inşaat işçiliğinde geçirmiş. yalatmak. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. Rahibeler bile. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş.. Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız. Elli yaşma kadar rahibe olmadan. orospusun. Allah'ın verdiği. Flitler. kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur. zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. o halde rezil. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda.

içimizdeki şeytanlar. Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. mevlit. hem entellektüeller. her gün. ama yokedemem. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça. kandil. toplum. İçgüdülerimizi. kendini sorgulamayan.. bir zehirlenme şeklidir. günahlar ülkemizi işgal edebilir. çekilmez kılıyor. ülkeyi. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. Çünkü. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. yokede-meyiz. siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor.. siyaset. insan tanımayan otoritenin adıdır. "güçlü. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz. Hem askerler. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor.. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor. öfkelerini. insanın kendiyle. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. Bir tek gün kaçırırsanız. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. çünkü çözülürsünüz.. sağcılık. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın.. marşçılar. gerçekte.. ama. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. ilan etmek zorundasınız. bayram. bedeninden korkan.blogspot. kendini ele verir. Ancak. solcuları asarsınız. türkü de mi söylemediniz. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça. Celalileri yoke-dersiniz. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar. Her gün marş söylemek zorundasınız. Bu hastalık nedense hep. sosyal suçluluk duygusu hep. barbar ahlâkçılar. milliyetçilik oluyor. RTÜK'ler. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız. 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor. İyi bir toplum.. şiddetlerinden "yönetici". senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz. yokedemezsiniz. YÖK'ler. hem kadınlar. Böylelikle ülkemizde ne kadm.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. Erkeklerden korkuyu. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. çağdaşsı entellektüeller. milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte.com 156 . ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. birey. milli devletler. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. bunun adı da hayat. Çünkü. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim. Ülkemizde entellektüeller. tüm orospuları. söy-lemediniz. Ulus-devletler.. toplumla bu savaş hali. Yani günde sekiz saat. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için. erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. ne de erkek kültürü gelişemiyor. "düzen" cephesinde rol alıp. Çünkü taraflar. "ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. seni armağanlara boğacak.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

çok geç yaşlarda bile. öfkeli. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. mazı. kuzey ülkelerinde zafer. dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. Ayrıca. Bu büyük zenginlik. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir.com 162 . dericiliğin tarihidir. İstanbul. 10. çam kabuğu. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. Güney ülkelerinde defne yaprağı. Mezopotamya. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. Biga'nın. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel. şöhret ve ikbal sembolüdür. Yine aynı yazar. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır. Ayrıca boyacılıkta. somak. kök ve kütükten sürgün verir. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü. sakız ağacı. ilaç imalinde faydalanılır. Ezine'nin http://genclikcephesi. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini. Palamut meşelerinin tarihi. kestane. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. söğüt. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. bu tarih. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. palamut. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir. ancak. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi. Borckhard. Tuzla'nın. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. Bu cennet vatana. Meşe. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı.blogspot. meşe kabuğu. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi.. Menderes Nehri boyunca. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. demektedir. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir. ılgın..

duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. orman müfettişleri. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. Zenginlerin. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. mobilyacı sitelerindedir. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları. Basınımızda. orman okulları açılmaya başlanır. çünkü bu mühendisler. Apo. Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. arpalığı olmak yolunda. Oysa Demirel. bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. Orman Bakanhğı'nda. Çünkü. ormanlarda değil. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir.com 163 .).blogspot. Demirel'in kardeşidir. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. basınımız. ilk orman kitapları çevrilir. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. orman yangınlarının suçunu. Velhasıl kardeşlerim. Ertuğ-rul Acun. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir.. Yüzyılların en büyük. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Tüm basın onların elinde.. büyük holdinglere sırtını vermemiş. orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. Dr. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. cinayeti daha iyi anlamamız için. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür. çünkü.. bu http://genclikcephesi. demiryolu şirketinin olacaktır. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre. soluna iyice bakmamız lazım. Menderes iktidarında şaha kalktı. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir. büyük holdinglerin şahsi arazisi. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi. Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma. madenler. haritalarım çıkartmışlardır. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır. ORÜS. ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. demiryolunun geçtiği tüm yollarda.Kaz-dağı'nm vb. para yememiş. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. gerçek yangınlar.

elimde gazete. soylu dal arası bulamıyor.. gazetenin manşetinde polisler casusmuş. ama her şeye. Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir.. sonra bizi birbirimize kırdırdı. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. telefon dinliyormuş. Üniversiteden. arkalarından bir günden bir gün bir para. . bir haber http://genclikcephesi.holdinglerin içinde. o kadar iyi kalpli.. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". yolda bir siyasi görsek. parlak. komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. eski güzel günler gibi. o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün. bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne. uzun ince kızı süzüyorum. ağladık. 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!".blogspot. kızılcam gibi.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim.. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. Ege'de yangın. diyor. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. tırnaklarından dudaklarına. mutlu muyuz bu şehirde..ölçümüz Mossad geliyor. bütün faaliyetleri.. tişörtü çekip geldi. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a. ah neler dönüyormuş. palamut meşelerinin altında bekleyecek. uzun yıllar. vermiyorum para ulan.. sizden iyi olmasın. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor. hikâyeden sayılmaz. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. hem Ortadoğu'yu idare etmek. elli yıldır . kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. burası da devlet sırrıdır. ordu-polis kavgası mı. sonra Mossad. içten içe kendince yanarlar. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. ne yer ne içer bu denizaltılar. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. yarın daha ne mesajlar isteyecek. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. ama Mossad. Çok hüzünlü hikâyedir. hiç terlemez bu türler.. insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik.. Mossad modası Duygu Asena. neden denizaltı almıyoruz. balici çocuklar para istiyor. niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak. şimdilik sekiz yıllık eğitim. Kardeşlerim. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. "Sorma?". "sorma?". Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. mutlu musun güzel kız. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. 333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. ruhumuzun anlatılamaz. yani açlıklar çektik. kuyruklu yıldızlar kadar güzel. Hasan. CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. hükümet düştü. yoksul kuşların aygırlaşmasmı. elimde gazete. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. çok kilo almışsın. lütfen herkes gözünü kapatsın. deve kafasını. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak. vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır. yan sayfada Egeli bir manken. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. "Sorma?". ben yemedim. böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana. saf bir çocuktu ki. hem derin devlet denizaltıları sevmez. benim altm bir tacım var: ben soymadım. Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın. CIA-Mossad kavgası mı. gidin ve doyun.. canım arkadaşlarımdan Hasan. onurlu. aygırların ibneleşmesini anlatır. Hasan. bir orman köylüsü olsam. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu.ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. dergiden arkadaşım olurlar. üşenmedim okudum dergilerini. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. saldırsam kızılçamlara.com 164 . . ordu polis kavgası.

"Tamam oğlum. gözleri.öt oğlanının.. başbakanın tam arkasmdaymış. akıllar vermiş.. birlikte yarım saat http://genclikcephesi. hadi eyvallah!". birinin Fenerli olması lazım. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter.gelmedi peşlerinden. "Yok yahu. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden. Benim küfredebilmem için. ". Ve sonra araştırma görevlisi olurlar. "Oğlum. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar.. belki de sırf bunun için gelmiştir. sarılık mikrobu kapmış. Fener umurumda değil. o kadar zor alışırım ki. bulanık. Akçaabat köftesiyle meşhur. her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz. birkaç tur mezarlıkta. bu bir tencere. bir adam olup. cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz.. olsun. Hasan işte tam da oradaymış. ben gidiyorum.. patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk. ama Fener'dir. kırk tane sekreter!". her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu". memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle.. yakından tanı. çalıştıkça köpekleşirler. yarı kuzu. dedi ya.".. havanız olur. ama Fener'den vazgeçerse. Bu şehirde çok mutsuzum. espri güme gitti. "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum. buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var. ben araba çıkartır seni aldırtırdım". dur bir fıkra anlatayım. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe.. ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler. Hamsiköy sütlacıy-la. Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları. babamın köyü Hacevera. "Bak Hasan.X "Nesini tanıyayım lan o . birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir. Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım. tek başıma küfredi334 yorum. tetikçi olsun. ben ne bok yerim!. o kadar işin arasında". sonra işte böyle.. analarını. bil bakalım neyiyle meşhur. Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya. ekranlarda. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken. Kiralık katil olsun. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. sen de seversin. Fener iki gol yedi Cimbomdan. dönüp yanımdakine. Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı. "Neyse. çok havası varmış.. kin dolardı. Geri döndü. "Çok yoğunsunuz. utanırım. "Öyle deme be Nihat.. ağlayacak gibi oldum. " kiyim Fener'ini. önemli toplantılarda görürüm onları. yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. ne iki yılda aldığı paralara.com 165 . bakanlıklar bir köpekler cehennemidir. "Ne kızdı?" diyor. ne büyük projeler hazırlamış. çünkü artık. birine yanaşırsınız... insan bir not bırakır. Hasan kıza takılıyor.. bilmem nerede yönetime girmiş.. bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi. iki gol yediniz dedim. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". Maç bitmeden çıktık kahveden. önemli görevlere gelirsiniz. benim kızılcama benziyor. Ayıp mı ediyorum. ne büyük kararlar almış. yarı fare. davul mezhebidir.iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten". İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. gazetelerde.. ekmek parasına başlar. ortalıktan kaybolduktan. Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum.ötü tıraşlarıdır. çanak yalayıcısı olsun. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir. "İnsan bir uğrardı be Nihat?".blogspot. Ah benim kardeşlerim. dışarıdan rjyle görünüyor". Umurumda değil. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. çok kıllıdırlar. Bir yığın polis müdürü! İnce. buraya kadar gelmiş. dediğinde film koptu. . ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar... eliyle dizime vurup... katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. hatta o fikri de o söylemiş. "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?". Dışarı çıktı konuşmak için. bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem.iktiret oğlum. o anlamsız turlarken.. önemli görüşmelerini anlatmaya başladı.

. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor. hocayla ortaklığına neden dayanamadı. yoksa. yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına. Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor.. Birinci Dünya Savaşı'nda. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad. diyor ve alıp orduyu geri dönüyor.. yola çıkar.. af. ırkçılığın önünü açar. sana bir fıkra anlatayım... Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor. gibi politik dostlarını düşündüm.. bu kadar yer olur mu... biz. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor. köleler geliyor... Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti.. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. kuryelik yapıyor. partiler kilitlenmiş. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin. milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde.. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra. Aklıma Evliya Çelebi geldi. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı. İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak. Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini. Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur. yine cep telefonu çaldı.. yani.. olup biteni anlatan bir yazarımız. uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa.. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı.kızı konuşuyoruz.. Geçmişini.. yarın neleri savunacağız. işçi liderleri susturulmuş. O da Osmanlı'nın casusu. kaşır.. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz. Evliya Çelebi gibi. Hiç değilse yılışık bir köpek değil. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. Hayatımız. bu ülkede.. Hasan bir mafya çakalı mı. bu kadar toprak. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı. birinciler ulufe. çünkü Hasan yalatmıyor. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım. "İsrail neden güvenmedi bu karıya. Mossad bunu nasıl başaracak.. Sinirlenerek: "Geçmişini . yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor.. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. 83'ten beri. Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. Amerika'dan http://genclikcephesi. yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor. Karı İsrail'e kadar gitti.com 166 .. Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı... ordunu al.blogspot. cep telefonu. hem kayınbiraderlerini. Bir rüya şov. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı. bu topraklar bize İsrail'den. ikna edemedi. kendime getirdi beni. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe. Erzurum'a yürü. dediğim yerde. bir insan.. bakalım başımıza hangi çorabı örecek.. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi. o hiç yürümemiş demektir. üçüncü gol olmalı. iki tür yazarımız olmuş. Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden." Ya bırak Hasan. bir çocuk kahkahası patlattım. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları. Hasan'm silahı.. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler. Ey halkı. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten. bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor.ik-tiğimin padişahı.. olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. Paşa orduyu alır. düşünce yasaları gibi.. git git bitmiyor". Ve. ikincisi. Saraydan cephelere mektup taşıyor. Ruslar'ın önünü kes. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi.

fahişe taşlanırken. bir namussuz. Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder.. "Bak Hasan. Hasan: "Söyle Nihat..blogspot.. ama sen göreceksin. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim. şarap... Dedi ki şeyhe. evladım ben görmeyeceğim o günü.. şarabı. müzede gördüm.. "Aklın varsa." Hasan'm kahkahasının tam ortasında. bir ayağı kırık!..com 167 . oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş. kal. Ben küçükken sanıyordum ki.. http://genclikcephesi... Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. . Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi. "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi. insan ruhunu sarhoş. Hasan. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe. var. kıyameti kendisi göremeden öldü. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları. sordum.. çok keramet sahibiydi. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail. müziği." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var. Ama gördüm ki. kadifesi dökülmüş. Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor. giysiyi. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor.. aynen olmuş. derin bir kuyuya taş atar gibi. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti. eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. ilk kerameti çıktı. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. Nâzım Hikmet'ten öğrendim. söyle!". Gerçekten ademden önce. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. güzel koku. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. Ben okulu bitirip. anladım ki".. ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. dans. Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü. avı.. demedinmi. İsa mı söylüyordu. güzel kokuyu.. bir milyon dürüst adamı kullanıp. kıyamet ne zaman kopacak... Ya. fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak.miras kalmadı.. önümü kesip. Yavuz'la ilgili konuşurken. senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor. av. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. ağzının içinde geveleme. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur. Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi." Cevabı kestiriyorum. Dedim. ben o divanı gördüm.iktiret Hasan. gel sana bir fıkra anlatayım... bari ilk taşı. memlekete öğretmen gidecektim.. soylu kılan şey nedir? Müzik. Şeyh efendi de. çok pahalıya mal olacak vicdanınız. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!". "He var. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur.. ekmek parası.. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği. oyun.. Sıfırdan. yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak.. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten. içinizde günahsız olanınız atsın!. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor. Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. Mustafa Kemal gibi başınız dik. "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden...

artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu. üretimin mahiyeti değişti. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. insanoğlu şarabın. günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. her şeyi açıklamak mümkün ama. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. eğitim. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. der). dramlara dönüşmüştü. Bugün bir milyar insan köle dahi değil. Televizyonun hipno-tik etkisi. sağlık. emek. sofrada yemek yiyemiyoruz. felsefe. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir.. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. Sırf etkili. Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. bu soylu zevkler için "zenginlik". düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri". son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. http://genclikcephesi. büyük sanatlar doğuyordu. Ve artık moda değişti. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı.com 168 . Felsefe güzel konuşma sanatıdır. demokrasi. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil". çoktan insanoğlunun çaresizliğini. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip.. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe.. etrafına topladığı gençlere ahlâk. Sömürü düzeni değişmedi. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir. Mimari. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. kitlelerin kan.. Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. erdem dersleri veriyor. işçi. şiir. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor. Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler. İlkel toplumun ağıtları. ancak. o kadar meze var ki. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı. Ancak. şimdi de "medya" sorgulanıyor. sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. tüm giderleri belediye. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi.blogspot. Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. erdemli bir insan olmaksa. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. şiirin ve tiyatronun kızgın. yiyecek. acısını sorgulayan büyük tragedyalara.Neyse. Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. sonra kibrit kutusuna ip bağlar. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. Etkileyici. Ardında aydınlara oynayacakları birey. Sahilde bir tur atmak yetmedi. kökünden yoketti.

fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. vatan sevgisi. http://genclikcephesi. Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. sloganvari. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. tenha. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. buna ne halk. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki. kıskançlık. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. Çünkü Roma. Ve filozof insanlardı. sert. kanlı. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. Mesela. sert yapraklı. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. kuşların kanatlarını.Yunan'a övgüler düzdükleri halde. kelimelerle krallar deviriyor. Mübalağa sanatını. "Dil". Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil. neden. hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. üstün bir dil kullanır. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. avukatlığı inşa etmiştir. ıstırabı. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan. Hitabetin gizli dili ise. ölmüştür. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. Ancak. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. isyan çıkartıyorlar. vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. emir cümleleri fazladır. halk. Roma kralı Sezar da büyük hatipti. Mirabeau. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. açlık. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. vurucu. Bu insanlar. Danton. göğsündeki damarlardan biri koparak. Roma'mn da hatipleri. tılsımlı kelimeleri. cinsellik. birbirlerini güzel sözlerle. mesela. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. kaybeden gözden düşer. her ne ise konu. bugünkü mahkemeyi. onbinlercesi bugüne kadar geldi. etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. Ve propagandist. En ünlüsü Cicero'dur. etkileme ustasıydı. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı". kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. yenmeye çalışırlardı. Hitabet şerefler mesleği idi. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. beyne sıkılan kurşunu. insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. savunmayı. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. ateşli. tragedyayı sevmiyordu. Öfkeli. kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. Rönesans aydınları. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. fırtınalar. kısa. kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. Romalılar. heyecanlı ve hikmet. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. içinde çok "tekrar" vardır. etkili. Roma'da hatiplik. sakin. öyle se342 verdi ki. Propaganda dili. doyumsuz mecazları çok iyi işler. çiçekler. "bambaşka çapta bir adam".com 169 . Hortensius adlı ünlü bir avukat. "ıslah edilmez. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. kalbe sokulan hançeri. kasırgalar estiriyor.blogspot. hatta kendisi oluvermişti. canlı". "ateşli. ağır. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi".

. Sokrat'a. Yalnız mizah sanalını. Fransız Ihtilali'nde. Berlin. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. manâ. Bugün "Omo-reklamı".. parazit. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir. başa dönelim. kısa. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo. Hepsi bu. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. hikâye. müziği.. çöküşü. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi.. taşlama üzerine kurmuşlardı. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte. Ve Cumhuriyet kuşağı. hamasi nutuklarıyla dolu. neşeyi. "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. Örnek olsun diye verdiğim Roma. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta. Propagandist. bu satırların yazarı. 15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. tüm insanî duygulardan kovulmuş. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. sinema. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır.. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor. Bir başkasının yıkımı. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için.. Oysa.. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. Hitler'in propaganda bakanı. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!. Paris. yani emir-komutayla değil. bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. eğlenceyi. aşağılama. Namık Kemal'in. heyecan. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. oyunu.. Kitleler. birbirlerinin mezarlarına işediler. hatta ona zorluyordu. mesela adam omo satıyor. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. tiyatro. şarabı. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. Jakobenlerin kısa. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu.com 170 . neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır. küçük düşeni bir daha düşürecekler. parçalanması. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır.blogspot. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. Bu çocuğun. her zaman üstte kalanı. (Eğer. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor. karşısında onu dinlersiniz. güzel kokuyu. Mesela. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz. roman. Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. duyuş. Hitabetlerin kısa. bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar.. Arada bir http://genclikcephesi.Karşı tarafı aşağılamak. etkili. içimizdeki fikir. iğdiş edilmiştir. dostluğu. galibi alkışlayacaklardır.

" Yahya Kemal. Aldanıyorlar. yazılıyor. Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. öğrendik. yoksulluk. Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz. denilemiyor. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır. vatandaş. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. halk. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. Dörder. sevgi. Yahya Kemal. barış gibi anlayan aydınlarımız. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. parti. aruzla seviyorum. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor. okulun konferans salonunda. çağdaşlık vs.) Ve artık.com 171 . en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. Çünkü. Nazif'in ölümünden sonra. hak. . barış değil. bu "soyut güzellemelerden". zihinlerinde varsaydıkları barış. emek. denilemiyor. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç. Amerikan sinemasıyla dünden. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım.. Klişeleşmiş birtakım konular.. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır. Karadeniz. ancak. Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. beşer iki gruba ayrılır.. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. Bugün de. Adalar denizi. "Canım. demokrasi... "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. jakobenler.. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim. nutukçular konuşurken kimse araya giremedi. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. Şimdi var mı bilmiyorum. hukuk.. beşer dakikalık metinler hazırlar. http://genclikcephesi. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken.. anayasa. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. Türk aydınının kullandığı. okul mu?". Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar. öğrenim mi?" tartışılırdı. Anadolu.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları. soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı.. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. hayal dünyaları Batman. demokrasi. hukuk. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi. sevinçlerin uzun. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli.blogspot. başkan.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. En uzak denizlerin. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir. sendika. 1950'lere. öğretmen konuşurken kimse araya giremez..

mesela bugün de medyada bilgi. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti. şehrin ileri gelenleriyle doluydu. ancak. düzgün Türkçe. onyedi öğretmeni bulunmaktadır. soylu insanlardı. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. Mesela. bilgi dışında. derken tezimizi. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. hangi tavuk kümesine hakimdir.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı.. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki. Şikâyetler müdüre gittiğinde. Ve. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. ancak "grup dayanışması" mükemmel. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır. topluma hazırlamak için yapıyoruz. Pratik zekâ. ama olsun. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. karşı cevaplar hazırlardık. ya da. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek. aile mi önemli.) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. http://genclikcephesi. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu. karşı takımda müdürün kızı varsa. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. bönlüğün cilveleridir. okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. Ve karşı takım. sınıflar arasında birinci olunca. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır. erkekler mi? Salon. pratik zekâmızla yazardık. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci.blogspot. tezimi nasıl hazırladığım sorulur. Ben de kürsüye çıkıp. oysa horoz. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli. grup dayanışması gibi notlar da vardı. Bahane kolaydı. dedim. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. (Ne değişti ki. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım.. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. şimdi size soruyorum. karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık. diyar diyar dolaştırır. törelerimiz gereği yüce. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir.. kümesi arkasına takar.com 172 . çalan tarafı ödüllen-dirirdi. Büyük alkışlardan salon kırılırken. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. akıl yok. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız. bugün de öyle. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz. müdür. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi. hitabet. diğer okul müdürleri. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı.. çünkü derecelendirmede. mutlaka onlar kazanırdı. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. bilemezdik.

hatta. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı. kütüphanelerde değil" dedim. "Kadınlar mı. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk. düşünce beyin jimnastiğine. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı.. siz solcusunuz.. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz. sağcı. sağcı -solcu .. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk. size solcu gazete çıkarıyorum. sevmiyor.Ve bitiş konuşmamda. daha önce hayatımızda hiç olmamış. daha o zaman. Daha da eğlencelisi. erkek bilimadamlarından. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme. siz sağcısınız. Bir taraf aydınlara. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. İki tokat atıp..com 173 .. size de sağcı. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi.. istedikleri: Başarı... Mesela Aydın Doğan. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış. John Robinson da şunu söylemiş. kemalist. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi. Ondan da beteri. hatta.şeriatçı farketmiyor. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi.. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk. Fazlasını beklemeyin. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç. papağanlar hızla çoğalıyorlar. solcu.. Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa. üç gün cezalısın dedi. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim. neşeden sarhoş oluyorduk. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar.. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz.. beni misafirler önünde rezil ettin.blogspot. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar. genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. kelime kalpazanlığı yapıp. bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk." Aynen Ataç'm dediği gibi. şeriatçı farketmiyor. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler. tüm genç aydınları barındırıyor. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor. insansı maymunlar. kurayla ve torpille seçilmişler. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk. Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. öğreniyorduk. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. bilmiyor.. Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı. henüz 19 yaşında. yalan söyledik desem. romancılardan sözedip. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!.

. Ne zaman gecenin bir vakti.. bir an düşünüp. onlarcasımn cenazesini kaldırdım. Toptan red.. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki.. hayatın. Soyut düzenlemeler. anayasa. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı.. Eşyayı algılamaları bozulur. mafyatik.. kavramların iç yaşantısına. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini. gerçek kimliğimizi bulamayız. başkaldırı için ayağa kalkıp. bir an görür onu ama açıklayamaz. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. halkı. neşeye. sağcı. kendilerinden iğreniyorlar. ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce.. solcu onlarca arkadaşım oldu. birey nedir. tarih konusunda düzenin. yoksulluğumuza dair.blogspot. sevgiliye. kucağımda öldüler. düzenin sağcı. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!. ay gibi. işçi.. yarinin kaşını. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor. acıyı mutluluğu göremiyoruz. sevinç. TV'lerde olduğu gibi. politik saplantıların içine giriyorlar..medyanın dili kurtaramıyor onları. acının. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu. çünkü. ben ona / Hepsi bu kadar. güzellikle.iktiret" gibi. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir. "bırak şimdi".com 174 . varlıklarım unutup. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp. gibi hazır kavramları altında gömülü. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp. Ancak.. mutluluğa. demokrasi. Ve gün gelip. hak. ". ekmek yedikleri kapı. güzeldir de. medyanın. ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor. 353 http://genclikcephesi. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. özgürlük nedir.. hukuk. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da. ekmekle. sağcıysalar. Köşe yazılarında. solcu bulanık terminolojisine koşarlardı. hüzüne dair. kendiyle konuşamayan. politika. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler. bu insanî bir haldir. Hepimizin gerçek varlıkları. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp. Sloganik. İnsan bazen dalar. gözünü. bulutların arasında ay gibi örtülüdür. kendi sahici bedenlerini. yirmi yıl öncesinden sağcı. İnsanın iç varlığı. çalışmayla. hatta ileri gidip. Ancak hayat. tarihine bakmadan. mutlulukla. Nâzım'ın bir şiiri. İfade edemediğimizi. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar. 352 Yari.. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı. kendilerinAsağlam. bir an olsun bu karmaşık. Kendine ait olmayan. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi. lâik. diri bulabilmek için. klişe solcu.Ve kelimelerin. kurulu düzenin. neşe.. solcuysalar aşırı bir liberalizme. halk nedir. Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar. üstün gelmek. oturuşunu açıkça anlatamaz. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. sokağın. Bu mezardan daha derin örtü. Ve aniden. ne zaman kendimize dair. Divan şiiri gibi. Bu şiirin son cümlesi. barış. dışarıyla ilişkisi kesilir. solcu.. işte o kadar beni çarpar. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam. keder. halk. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. devlet. Öyle gömülü ki. kestirip atarlardı. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların.. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş.. biri Stalin'in cinayetlerini. insanları. içeriyle konuşacak.

çünkü onun dilini bilmiyoruz. basit bir asker. midenize. ya da rütbesi olan. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. insanoğlunun en güzel kokusu. ben usulca döktüklerini toplardım. ödüllerini iade etmelerini bekliyorum. Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim.. Kendi tarihinize. Kim dağıtır: Dernekler. milliyetçi. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın. barış. dürüst olmalı. O namusu kendinde aramıyor. ben davetiye çıkarıyorum. Oysa romanın dili. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları. onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır.. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi.. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri. doludizgin tarihlerine bakın. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş. canımdan can kopardı. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü. vakıflar. barış. Ama. Türkçü. sanatçılara. Çok çalıştım. öldüreceklermiş. yarışmaları severim.. Anlatanların hepsi dadısı olan. hangi sahada neyi başarmış.. Kimde var bu namus? Her neyse. ben içkilerini taşırdım. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu. Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. medyaya dağıtıyorlar. Romanda Naci adında bir kahraman vardı. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü. yani kendinizi geri isteyin. Terbiyesi kolay bir köpektir.. anlatımı http://genclikcephesi..com 175 .. geçmişinize hayatınıza. kendi sevgilinize. içim giderdi. kendisine ünü. o zaman kestirip atacaksınız. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime. er. kendinizi. halk. bir tane sıradan insan. onlar öpüşürler. ben de ödülleri. hakettim bu ödülleri.. onurunuzu geri isteyin. kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş. Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. şimdi içinde yaşadığınız tarihi. demokrasi. mesela. asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. ya da yüksek bürokratlardı. O gün bugün de bu dölü yazarlara. sokağınıza.. burada. ama. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da. o namusu kendine ödül verende aramıyor. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. Vuracaklarmış. Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. yardım edeceğim insan namuslu.blogspot. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı. kurumlar!. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor. maaşınıza. Kırım Savaşı'ndan Kore. fularlı yazarlar yazmıştır.... çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki.. halktan biri bulamazsınız... Garsonluk yapardım sabaha kadar. solcu. neyi inşa etmiş ki. Yani. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı.. annenize acılarınıza bakın. her yılbaşında ödüller dağıtılır. medyanın dilinden. gençler içer. çıkıp başından geçenleri anlatamadı. Açın bakın. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip.

aslında müstehcen olana karşı değil. keseriz. Bulundukları dergilerde.. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz.. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. dil kullanıyorlar. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. sen ne karışıyorsun. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım. sansürle.. Penislerini döl yoluna değil. penisleriyle. haz ve mutluluk yoktu. Henüz iki ay geçmemişti ki. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı. küfürlü mektuplar. eşşek kadar imzalar topladılar. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum). faili meçhullerde. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. küfürlere karışması beni çok düşündürdü.bambaşka. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. kovulmamı istiyordu. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur. Beni işten alacaklarmış. ne bu lan kültüründen alıyordu. Kitabın fonunda mekân: Hastane. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. varsa yoksa küfür. iki defa. Ellibin öğretim görevlisi içinde. vatan.blogspot. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip. epey iş görmüşler. E-5 yollarında. bayrak. Fena alışmışlar. Kültürleri böyle öğretmiş.. kötü. İdeolojileri gibi. ancak. Dergilerinde. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. zekâdan ve duygudan değil. küfürler konusunda uzmanlaştım. gizli. Birçok arkadaşım selam vermez oldu. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış.. din gibi konular oluyor. asarız. işten atıldım. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. yasak ve kirli bir metod. Mektuplar yazdılar. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. avans alıp işe başlayacağım gün. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. ideolojilerde..com 176 . Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. birileri kitaplarımı hatırlattı. O çıksın kızımız girecek. vatan. beni Lemcm'dan alacaklarmış. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor. Ayağa kalktılar. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı. iki ayrı işten. Mesela. Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. dükkânlarında beni terslediler. http://genclikcephesi. son nefesini veriyordu. Ve sonra One Man Show. yazar mı görmedik. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. ıssız tarlalarda. Bu tür insanlar. Yani sevişme. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. Ben yazarken. bayrak. şeyim kalmamıştı. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. önümü kesmeler. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. neyse. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. cemaatlerde.

bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. benim yazmaktan başka ekmek param yok. yıkılmadım!. milletvekili dostlarınız. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın. Allah kahretsin ki. güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım. çapulcusu. Ama. Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi.. ikincisi. mölümlü tehditler. Ölümlü. tüm bu tehditleri. korksam dahi. çek-senet çeteleriniz var. yazarınız. tehdit. dayak. reklam. Ve o gencecik. pırıl pırıl çocukların. http://genclikcephesi. meydan okudum. Küme çalışması yapıyorlardı. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. Yani. Çünkü be!n kendimi çoktan. Orta Anadolu'muzun. düzensiz. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. Davalar. Hadi ben ölür giderim. hasinnesi. didişme malzemesi olarak kullanırdım. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. bilimada-mmız. imza kampanyaları. yüzbinlerce genç insanın odasında!. artık. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak. Bu da uzun bir fasıl sürdü. rotatifleriniz. o emniyetin damından atılmış bildim. Telefonlar kilitlendi. tek bir yazı. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. küfürden. ancak. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı. kemalistler girdi sahneye. üniversitesi. tehditler. Bu kesim. her şeyi zamana bıraktım. yerel gazetelerde ilanlar. bir lunapark neşesi çıkartmam. prostat. karşı yazılar yazsın. adamlarınız var.Ama bunlar biraz değişikti. bu yazılar. Sıcağı Sıcağına sansasyon. Bu çok tehlikeliydi. ruh. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar.. Sustum ve zamana bıraktım. Paranız var. gelmedi. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı. Ani ve indirici darbeleri vardı. TV'leri-niz.. çakallarınız.. İslamcısı.. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar.. küfür. yaradan. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim. başımı dik tuttum. Ben naramı attım. akademisyeniniz çıksın. Ne ilk olacağım. hemşiresi. Derken. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek. ne son. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. zırnık geri adım atmam. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı. yaradana sığmarak geçiyordu.. ne biliyorsanız yapın. Artık. eşcinseli. kemalisti derken. Ancak beklediğim performansı bulamadım. tartışma. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. mafyanız. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. karışık. telefonlar. içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. Artık ben ölürsem bir Celali.com 177 . Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa.blogspot. Artık geçti!. cinsel güçlükleri had safhadaydı.

. konuşmaya geçildi. "çok sivrisinek var" dedi. sevindim. Nasıl güzel uyudunuz mu. benim ödüllerim. Hem kültürlü. Oysa. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi. Bırakın dedim. yemek masasındaki hal ve gidişleri. zekice cevaplar alıyorum. kitapları. Velhasıl. Kanınız coşkuyla akıyor ise. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. Bu küfürlere bozulmuyorum. Pencereyi açtım. mışıl mışıl!" dedim. Kendinden emin hali öldürdü beni. parti olsa da. bu yaratığa biraz duygu. Bu benim elimde değil. Sabah. artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. Halkın organı vahşi.. bu kadar Yunus Emre.. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. bahçe ilaçlandı. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. hepsi çok kültürlü insanlar. rahatsız oluyormuş dediler. estetikmiş. Bense mahvolmuş durumdayım. Onlar alışmış. İşçilere emretti. yazarları. lafı ağzıma tıkıyorlar. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk... Kanınız coşkulu akmıyorsa. yakışıklı. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi. onları ısırmıyor. siz kaybedersiniz!. ceketleri. çini desenleriyle. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. öğretmen.. "Çok güzel uyudum. Huzurum uzun sürmedi. hem nazik. yemek masası içeri taşındı. ben ne yapabilirim. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim. öbürü geliyor. varoluşu.. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan. Birini öldürüyorum. kitapları. galeyana gelen kıllı yaratık. tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır. dediler.blogspot. zekâ katabileselerdi.. yanımda kim olsa. çünkü. bayıldım vesselam. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum. Yani. yabani manda derisiyle karıştırıyor. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı.. Ulan ne güzel ülkemiz var. iradesiz. benim ülkeme yazarlığı.. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim. umurlarında değil.. İçkiler devlet kesesinden.. pek zarif insanlar kapımı çaldı. çok yüksek bir yazar olamazsınız. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. Kravatları. Yine nazikçe kaymakama. dedim. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. sormayın. trajikmiş.. yazar olamazsınız. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız. işte devlet tesisleri. bir mutlu oldum. mühendis. Hangi mevzuu açılsa. Bir zaman sonra dayanamadım. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. Tekrar yemeğe. Ama. "Öyle" dedi. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. bunlar! http://genclikcephesi. beni gösterip. korunmanın imkânı yok. Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. Kaymakam. Varoluşmuş. yanımda oturan kaymakam beye. buradayım.. dernek olsa da. hem de şık bu insanları görünce. yukarıdaki hikâyeyi anlattım. "pusuyla" değil!. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. Düzgün giyimli. Etrafa baktım. öğretmenleri. Neler oluyor diyen kasabalılar da. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. sanatçıları olabilmeliydi. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim. tüm sinekler gelir beni bulur.com 178 . "Çok sivrisinek var".. Acıdan kıvranıyorum. yalan söyledim. adları bilimadamı olsa da. Kime soru sorsam. O kadar samimiydiler ki. halkın organı. Akşam oldu. sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. deyip ovaya koşmak istedim. gülerek. Dalkavuklar ödüllerini alsın..359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar. köşe minderlerindeki süs gibi. Benim çok romantik bir kanım var. arkadaş. şu trajediyi. Nerede yatsam. yüzlerce sivrisinek. Nihayet yatacağız.

Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında. mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. bir gün boyunca savaştılar. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi. savaş demedi. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. milli duygularla ortak bir vatan bilinci. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. bir zamanlar İsviçre. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. ancak. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar. yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı. milliyetçi bir zihniyet hazırlandı. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. ancak. havamızdan geçilmiyordu. en az 1. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi". 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi. İlk uçaklarımızı 1. çünkü. siyasetsiz. İngiltere. yoksa. etli butlu bir ekonominiz varsa. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. Ve bu saatten sonra. çünkü yurttaş olmuşlardı. Fransa. tüm dış politika teorileri. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz. Ve nihayet Arn\erika. hararetli bir coğ363 rafyada. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. 1789'dan sonra şövalyeler değil.com 179 . Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi. ağabeyiniz olmalı. Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. biz Yunanistan'la savaşırsak. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. şeklinde önem kazandı. içine çaput. bazıları 10. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. bu konuyu enine boyuna tartıştılar. 4-2. buna da imkân yoktur. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. Savaş teorileri de gelişti. savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak. lise maçları ise 2-2. yalnız 2-3 kişi öldü. bugünkü molotof kokteyli benzeri. Yani. Ya da bir Orta Amerika.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. mi. http://genclikcephesi. bunlar da attan düşmüştü. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi. Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. keşif yerine varmadan denize düşüyor. dış politika uzmanları. ya da Arnavutluk. Günümüz dış politika yazarları. çokça bozuluyorlardı. Ancak. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi.000 dediler. şehirler vurulmalı. bu füzeler çok başlıklı.blogspot. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi.

peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. Matematik dersinden çok görgü. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri. bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. kibrit. okuldan atılıyorlardı. dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. birincisi Irak. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. dünya otomobil. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler. her program. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi. çataldan söz ediyorsunuz. acıklı. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. hâlâ ambargo altında. uygarlığın. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. insan haklarının bekçisi. hocam ekmek yok yemeye. ütü. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. projesi Almanya'dan.. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. hatta romancılar. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. Amerika. dağılmaktan. geçinip gidiyoruz. bu büyük devasa güç pazarının. ki 18. laf atanlar. Batı karşısında yenildikçe ezildik. arabaları satılıyor. Amerika. zavallı. bugün.com 180 . pazarlanması Fransa'dan. satılması Mısır'a olabiliyor. Mesela. Kırk yıla yakın sürdü. İkiyüzyıldır aydınlarımız. İşte bir sürü uluslararası konferans. müeyyide. Çengelli iğne. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. işte böyle yürürler. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. üretimi Rusya'dan. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. elektronik. İkinci örnek İran Devrimi..Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu. aman ağabey diyoruz. hatta şairler. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. perişan halleriyle! Bu güç. biz de Nato'nun karakolu. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. iletişim. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. Fransa yapamıyor. Mısır. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. her ne boksalar. vergi. diye laf atıyordu. Fransa. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık. her proje. gelin bu sevdadan vazgeçelim. emriyle oluşturuluyor. bu akılal-maz silahlar Rusya. bu büyük nükleer gücün gölgesinde. ilaçları satılıyor. Yugoslavya. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de. muaşeret dersleri verilir. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. telefon nasıl kullanılır. partilerimiz. Yani bir malın hammaddesi Çin'den.. Fransa ki. Yani. sinema vs. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. Çin.. yılma giriyor. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu.blogspot. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz. kültürün. yasa. Yeşilçam ne bok yesin. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. Herkes reform dersi veriyor. tüm egemenlik sınırları. ilaç. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. bu Amerika için iyi bir fırsattı. dışarıda kalmak sonumuz olur. İngiltere'de mevcut. Rusya'nın pes etmekten. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. toplantı. benimsetildi. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. hatta.

İlk gönderdiğimiz kız. camisi kül olup giderdi. Keçiören. sevinçten havaya uçtuk.. şapkalarımızı gösterdik. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik. Türkçü görüşler. İstanbul bitti. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma.com 181 . nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar. derneklerde.. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. kızlara yalvardık. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. yangınları ancak deniz durdururdu. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı.. Ancak.. ırkçı. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı. traji-ko-mik yine de sevinirdi. tahta. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. eski. 366 Velhasıl. yıkıcı. birlikte. Alman ülkemizi ziyaret etse. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. taş taş üstüne koymayı da öğrendik. marşlarla. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. sağcı.. düzen. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. Çok geçmeden İslâm. O kadar kibardılar ki. dediler. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler.. bunun adına da davul yakısı derlermiş. Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı. Adını koyalım: TÜRK . Gâvura saldıramaymca. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. hangi Fransız. çapulcu. çünkü. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. ne parlamento! http://genclikcephesi. büyük şehirler inşa ettik.blogspot. sizi koruyan olacak. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu. işte meclisiniz. zaten Ankara. yıkıcı. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. kendimize saldırmaya başladık. Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan.. tasavvuf. Artık. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak..364 365 buluyoruz kendimizi. zenginlerin. Tüm reformlarımız askerlerin. Yine insanlarımızı. Oysa. Neyse. biz neymişiz. Londra'da nehre attı kendini. yalnız kalmayacaksınız. Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki. barkı. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış. parlamentosunun. halkın evi. yangınlar bitmedi. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti. kurtuldular. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. burada neler oluyor. hukuk tanımayan. medyasının bombok bir bataklığa döndüğü. uluslararası şirketlerin işine yaramış. reformun tek ve köklü anlamı. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye. Ve artık. talimli yürüyüşleriyle. çığlıklar attılar. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!.. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. parçalayıcı. At-pazarı. başağrısı geçer mi bilmem. ana kuzusuydu. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. Kalemli'nin kasasına gidiverdi. Sonra kimse gitmek istemedi. halk züğürt tesellisi. kollarından tutup. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. Yıktığımızı tamir ettik.

dost. Günlerce uykusuzum. Dönün Avrupa'ya. üç kız çocuğu. 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. İrak'ta idam edilmiş. Bir daha görmedim Kasım'ı.. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. Ama bu sefer. neden silahlanır! Neden. Yani.. silahlanmak. sonunda. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. şairimiz. hayvanın da. bilimmiş. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. bu küçük çocuk. çocuklarına sarılmaktır. Deli gibi uykum var. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı.. Tamer ve Nihat geldi... Birden sınıfa sivil polisler girdi. Ne demek Kerküklü olmak. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. Ne güzel çay içerdi. sadrazamlara. kediyi bırakmıyor. çıkmıyor. bombaymış. teknikmiş. sahipsize. görüyoruz.. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. bize düşen. artık herkes bir hayvana sarılıyor.. dost.İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. ırkını yokettiği.. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir.blogspot. döndü dolaştı. kardeş demiş. sesi çıkan olursa. milyonlarca hayvan akıl hastası. ne güzel dik dik bakardı. ne kadar sahte bir dilmiş. hukuğu. Yenimahalle'de bir eve girdim. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı. Yüzyılımızın son perdesini. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik. bir reformcu. insanoğlunun da ilk refleksi. can. Kasım bir gün aşık olmuştu. Çok sonra anladık ki. gelmeyecektir." http://genclikcephesi. sert yapılı kapkara bir çocuktu.com 182 . etraflıca bilemezdim. edebiyatmış. Rıdvan. dışarıdan bir saldırı geldiğinde. yokediyordu? Cevabı.. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. yazarımız. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı. Bugün bu rezil halimizi görünce. soğuk. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". Yoksula. birbirlerine asla güvenmez. Nöbetten döndüm. ruh hastası kedilerde arıyoruz. güveni. şefkati. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. Batı'ya bakın. bu güçle ne Fransa. kendim kurtarmak için!. yıkıyor. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. tüm paralarını polis coplarına. Biz de öyle. uysallaş-tırılmış. Kasım'ı götürdüler. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. kendine. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. bir küçük zavallı hayvan. Moğollar parçalıyor. sigortayı. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. köpeklerine yatırıyorlar. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. işsize. kaç gündür uykusuzum. Kedi. ısınmak. siyasetçi çıkmadı. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında. şehir kültürünü. camlar kırık. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı. kardeş. üstleri başları perişan. Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. artık sevgiyi. gönül. hayvanların yırtıcı organları alınmış. baştan savar gibi ve-dalaştım. kardeş diyecek. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor.

Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. bir bir gitti arkadaşlar. şehit oldular. gazetenin manşetinde üçünün de resmi. Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp.Konuşacak halim yok.. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. tadımlık sofralar hazırlamak için. Muhammed Ali'ye. Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize.. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. sıkılmış portakal. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. topuna birden üzüldük. gidiyoruz. Fidel Castro'ya... borçlu hissediyorsunuz.. "Abi ne olursun kalk. IHH. çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. Ölüm haberi geldi. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi. Monaco prensesi Caroline'e. Binlerce Bosnalı'ya ufacık..com 183 . arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. helva. Çeçenistan. börek yemeleri için. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. yüreğimiz yırtıldı. hafızasını kaybetmiş Avrupa. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu. yazıyordu. Otobüse bindim.. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip. birkaç laf et bizimle. Bosna. http://genclikcephesi. Bosnalı kızlar hoş kokulu. o mantığı o insanlar orada. çok uykusuzum." Sonra halimi görüp.. dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. peşinden Afganistan. Bosna'ya giden bir genci. savaş düşünme. Bosnalılar. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında. birkaç gün sustuk.. En öndeyim. 370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. Türkiye halkının kan ağladığı. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni. gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı.. senin konuşmalarına doyamıyorum. Askerde bir gün bir ay gibi. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu. istediğin kadar bana ne. Bu vatan borcu. sonu gelmeyen çığlıklar içinde.. Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu.blogspot. deyiver. toplumsal sorumluluk değil. ertesi gün Rıdvan'ı da. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken. kapkara. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş. acımasız insanlar oluverdik. rahatsız etmeyelim". bir gün daha rafadan yumurta. Teskereye bir gün kalmıştı. sert. gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık. Nihat'ı da unuttum. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi. Göklerde bulutlar eridi. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu. "Hadi ağabey sen yat. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. ya da.

Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış. reklamı sevmedi. orada umut oldu. Bosnalılar Türkiye dediklerinde. Türkiye üzerinden. solcu. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız. Bir hafta kadar önce gazetede duydum. Büyük filozoflar zariflik için. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek.. en zor günlerinde Çe-çenistan. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız.. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü. tek bir satır yaz373 inadınız. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. "Her akşam seyrediyorum.. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. Doğu Türkistan.. Bosna. Adını Hakan'dan duymuştum... O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım. IHH.. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan.. Bu genç adam.. lâik olun.. Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler. Kendini afişe etmedi. Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. dağlar yıkıldı. holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. kılıç darbeleriyle uzun uzun.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu. başta Bosna. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım.. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. bildikleri tek şey: IHH. yiyecek. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. ama. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. böğürterek. Hangi gazeteci Bosna'dan dönse. Vicdan..blogspot. İşte bunu bana kimse inandıramaz. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. asırlar geçse. benim de elimden bu geliyor" dedi. dünya görüşlerine saldır. sağcı. top mermisi ağaca isabet ediyor. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. 372 dim. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı. solcu. Saldıracaksan Refah'a saldır. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane.. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları. ben inanmam. kahroluyorum. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya. hukuk inanır. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. vicdanın vatanı yoktur. "İyi de müşteriden buna ne?" de-. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. Fransa'nın fularlı en-telleri. pankart asmadı. Tanımıyorum. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde. altın kalpli birkaç adam. sürünen. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu.. Iz-zetbegoviç anlatıyor. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı. sağcı.com 184 . zavallı insanlığa inat. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş..

Türkiye'de Trakya. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması. Sevgili Bülent.. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. biri elma büyüklüğünde turuncu.. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. IHH. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. şeker. ziraat. bir daha geçmiş olsun diyorum. Sevgili Bülent geçmiş olsun. hakkında başka bilgimiz yok." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz.. diye ikram ediyor. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!. Onun da yazısının kaynağı. Zagrep'ten anlatıyor. http://genclikcephesi.. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. pirinç dağıtıyor. Japon hurması" biçiminde yer almakta. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor. diğeri küçük. Bosna'ya değil. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. ama aynı toprağın. Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor. bitki-insan.O günlerde Hakan. aynı yüreğin çocuklarıyız. Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki). Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok... Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor.blogspot. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen. teneke teneke zeytinyağ. Ne yapabiliriz. fındık büyüklüğünde. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi.. lütfen. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. kara. Çeçenistan'a. hem kararmışlarını yiyor. Size ikram edecek. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin. Kehikeç dergisinde. kara-kara.. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması. Sizler. Doğu Karadeniz ve Hatay. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. 1908 sonrasında. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!.com 185 . modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak. Halk paniğe. Yazarı Mesut Remzi. Beyrut'tan gönderiyor. bal. ufağı. İçel'de yetiştirilir. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum. un. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir.

114 ağaç. Taze iken sarf edilir-lerse. ki asıl Trabzon hurması budur. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. damağımı aptallaştıran tadıykı. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir. Trabzon'da 3. pepeçura. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. Ağzımı. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. İşte sevgili okuyucu. İçel'de 43. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması.148 ton. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. muhallebisi yapılır. Trabzonlular bu hurmayı. içi. Ekonomik değeri olan da budur. Trabzon hurması. yaş ilerledikçe. narin. Hatay'da 218.797. Taze iken. Armut ve şeftali ağaçları. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş. Kurutulup kompostosu yapılır. Eğin'de bilinir. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. 1. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. meyve vermeyen 120. nişasta veya mısır unuyla.840. Yahudi hurması.000 ve üretimi on bin tondur. yüzümüze. bu küçük hanımefendi. özetliyorum. elma büyüklüğünde. taamları kekredir. Balkanlar'da.blogspot. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye. damağımızda masallaşı-yor. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta. bu turuncu elbiseli. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. Bir miktarı taze sarf olunur.465. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez.com 186 . dilimizi kamaştıran. Ordu'da 30. kabız bir lezzet hasıl eder. Karahurma. 24 tondur. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. çekirdekli-çekirdeksiz. daha seyrek olarak Tortum. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor. Toplam ağaç sayısı. ikincisi 376 makbuldür. Güney Fransa ve İtalya'da. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. sonra vazgeçilmiş. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter).234 ton. dilimi. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur. taamları leziz olur. damağa yapışır. meyve veren 375 bin. Trabzon hurmaları ise aksi. o meşhur çocukluğumuzun hurması. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. 829 ton. Dil ucunu gıcıklatıcı. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti. Maraş'ta 43.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise. Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman. 590 ton iken. ne zamandır size tanıştırmak istediğim. Tomurcuk halindeki çiçek. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı. bugün ağaç sayısı.620. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. üretim 4. iki çeşidi vardır.

Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu.. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. dilimizin altındadır. biri tuz. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. kızılcık. göl-gesiz.Çocukluğum için bir bayrak. meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara.blogspot. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın.. Dokunmanın en ince. Ağzımıza en güzel meyve dokunur. bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat. dilin valsidir. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır. müzikten. bulaşıyorlar. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. duygusunu. Orhan Boran.. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir. tadı dürüst. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır. ruhsuz. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil. uğursuz. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. neşesiz. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. tabiatın meyveleri artık. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. yağ aynı yağ. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. şaşırtıcı güzellikte. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler. ekşi üzüm. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın. en hassas teli. dondurulmuş bir trajedi.com 187 . çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. Dalında yarılırken çatırtısı narın. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. ağrısız. böğürtlen.. Reha Muhtar. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize. bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. Sadri Alışık.. bir korsan bayrağı yapmak istersem. su aynı su. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir. hurmanın resmini yaparım! Sonra. Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar. Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. bize neşenin. Mesut Yılmaz. turunç ve ayva. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. aşkın. kutsal bir makam vermedi. tutkusunu. Hayat öyle renksizleşti ki. Şener Şen. kardeş. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder. bağırarak. hepsi kişiliksiz. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış. ama. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. Ferhan Şensoy kitle tüketimi. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı.hilmeden. tava aynı tava. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. tadını. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri.. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava.. bize akraba. hangimizi zevkten delirtmez.. diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur. hamur aynı hamur. karton yüzlü şeyler olup. ya şekerli! Oysa. Deniz Baykal.. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. üstüne önce. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor. barbunyaları. dudağımıza. şeker aynı şeker.. yüzlerce çiklet. ağzımızın tadı. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. vişne. Tadı tiz. bedenler. lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi. acımasız bize öğreten. henüz insanlık yüce. ağabey. meşrubatları. ya tuzlu. Tansu Çiller. McDonald's köftesi gibi. yüzlerce manken.

çocuk kalbinin rüyası-dır. baktım. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. Şövalyenin zırhı pembe. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları. korktum. ateşli. Gözüm hâlâ o erikte. Derken. tekerlek izlerinden. İzmaritleri kiliseye teslim ettim. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah." Kâbemiz. Bu kokulu bahçede. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. Ezmeyin eriği. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. eriği bulmanın heyecanıyla. kiraz. size bir tek kez. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. soylu. biraz ortadan sürün. bir tekme atar. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. yaşlanmaz. bülbül sözlü. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar..blogspot. dudaklarımız tadından çatlamıyor. beynimiz çatlıyor. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. yakarıştan başka ne vardır. bu o erik mi diye kaldırıp. bir müddet sallandım. hızlarından ödüm kopuyor. enseme vurur. kızılcık bir dudağı bize önce. kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. İzmarit topladığımı gören olursa. çocukluğumuzun o savurgan. dünya nimetleridir. bacaklarımın arasına aldım. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. upuzun yolun adımlarını karıştırır. deşince çocukluğumu. beynimiz kamaşıyor! Ah. Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. Bu yüzden.. paketlenir. ince çiçekli. kıstırılmış. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde. Bana vuran adam da uzaklaştı. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur.öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz. "Bırak lan o pis şeyi!". İçimden bir ses. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. uğursuz tatlarla. Arabalar çiğnedi. dudaklarımız kamaşmıyor tadından. bahçelerin. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. nar. Gitti. çölde duadan. öbür taraftan sürün. arabaların altına. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. kalbimde. O erik! Kafama ani bir tokat indi. ilkokul. coşturan. ormanların. Gül yüzlü.. ben onlara gösterebiliyor muyum. eriğe kıyamam. dokunamadım. çünkü oraya oturulmaz. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim. sımsıcak! O bir dişilik tadında. \ 381 http://genclikcephesi. Eriği. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. ne olur. irice erik gördüm. Beni de. Akdeniz'in. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük.. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. "Ben size gösteririm" dedi. Ancak. hemen ağacın altında kasalanır. Eriği. Ama. bir iki. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. içinde bir tane. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. beni dinleyen olmadı. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur.com 188 . derimizin nabzını düzenleyen. Mersin'in. nereden öğrendim. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana. yumuşak. bir gün büyürsünüz. Türk ırkı dokunmadan. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. Bu yüzden. bilmiyorum. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde. çiğneyecek. memleketi Rize'ye. Yerden onu alırken görürler diye. böyle taşkın olmayı. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş.

Mecalsiz kalbi. küçük hanımefendi! Burada. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. yorgun sesine rağmen. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. yaşayabilmesi için. Demirel'in Ilksan.blogspot. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur. sakin. Ben. ülkemizdeki suçların zenginliği. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için. hayatın lezzetini. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin.\\ Koparılıp. Ah. Refah'm akbil. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin. en ürkek kuşların. ilahiler söyleyen. benimsemesi gerekir.com 189 . acılarını. çünkü artık ekmek. en cılız yıldızların. çalınıp. hareketli. beyaz. Birinci aşama tamamlandı. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. itilmiş. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. Değil parmak izlerini. suç hâlâ. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. soslarını. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. ikinci aşamadayız. Bir suçun. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. usûl usûl yaşlanırken. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli. DYP ve http://genclikcephesi. tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. hacmi vardır. suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. nereden kestin yolumu! Biliyorum. Ancak.. turuncu elbiseli. ballanmış Trabzon hurması. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. Parti. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. İtalyan orta sınıfının sade. Çünkü suçun da bir sınırı. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır. Mesela. hepsi bu ülkenin çocukları. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. Onlar için umutsuz bir savaş. beni de hapislerde çürütecek. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. Tanrı'nın kolları gibidir. büyük kalabalıkların onu tutması. CHP'nin İSKİ. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. Kardeşlerimin dudakları. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz. o gün bugün. sakin besini makarnadır. İtalyan mafyası. makarnanın çorak kültürel ortamından. demokrasiye. Şimdi. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. ama. o gün bugün kodeslerde çürümekte. en tatlı sırlar hâlâ bende. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç. yani. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum.. şehitlerimiz için mevlitler okuyan. yıkıcı.. isyancı yanımla. bu sade. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. çakal gibi çullanırken. yapış yapış. bu. Tanrı'nın meyvelerine.

. legal şirketler kurup. (Ünlü işadamları. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar. Basın tarihimizde bir tek gün. Banka. Ulus-devlet. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. hızla toplumun en üstüne çıkıp. çünkü ertesi gün. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları.ötüne koyduğuna göre. kaplan gibi hayvanların bugüne değin. aynı yoksul garsonun. depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar. mağaza soyguncuları. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır. gazetelerde. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. Çünkü. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. halkı oy davarı haline getirip. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası. çıldırmış. Biri koruma. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. ortak.) http://genclikcephesi. güvenlik rolünü oynar. işadamının egemenlik sahası içindedir. işadamının elinden alan politikacı. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil. en çok ağızlarının içine bakarlar. Ancak. yardımcı. bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla.. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir. sel felaketini büyük bir umutla. müjdeyle bekler. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır.com 190 .." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da . Çeki.. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı. merkeze toplanma. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları).ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. ayı.. fidyeciler. Bu da doğru. işte bu ulusal birliktir. Bir de cins psikiyatrlar vardı. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken. Bunun en güzel örneği.ötüne koyayım. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş. hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ. gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı. Türkçe meali: Herkes herkesin . cinnet getirmiş. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. İkinci iddia. çakallarla kapitalistlerin birliğidir. Doğru.. Bir yoksul garsonun. merkez sağ.blogspot. benzer manyak sosyologların. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır. iş dünyamız için güven verdi. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. diğeri klasik sömürüsüne devam eder. Büyük loknlaları bir defada hızlı.. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş. ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır. depremi. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir..

cafelere. bizde laf boldu. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. Henüz yirmi yıl önce. şöhret oluyorlar. kuşak dayanışması. kovalamacüık oynayan. Bu denli vıdı vıdı. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. usulca birbirlerini süzer dikkatli.. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. soyut bir özgürlük konuşan. Gerçek o ki. Daha iki gün dolmadı. muhafazakâr. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. ölmüş. pişmanlıklarını. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor. amca. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. banka soyarken. radikalizm. yamalı.. almayalım mı. aslında. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. Şimdi. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. şekere saldırmaktır! Yani. geveze. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi. Şimdi. avantür suçlular milletvekili oldu. Şimdi. evcil. Allah razı olsun derlerdi. böyle memleket olur mu. masaya oturur oturmaz. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. okulda. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var. evcil. abla. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. umumi helada. boyası dökük. polis arabaları da mükemmel. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. yırtık. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. Aksine. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. gerçekliğin dilinden konuşuyor. cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. başkaldıran. çakalların. tekstil atelyelerine doluştular. tek bireyi kalmamıştır. daldaşşak lafa giriyor. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. İnsan hakları gibi. barda. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. http://genclikcephesi. şimdi. Türk solu. alalım mı. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. Türk solu da. Basit bir çakalı. teyze. Çakallar. ukala. Hırsız-larmki de mükemmel. Bugün. siyasi zekânın. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. gerçek siyaset yapıyor. Yalvarırlardı. Sol bunun şiirlerini yazdı. yani burjuvayı tokatlayıp. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. makarnacılarımız artık solculardır. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. Çakalların. Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. Ağlarlardı boyunları bükük. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. O ülke. Çalıp kaçan memnun. yeni tanıştığımız insan. değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz. komşuda. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. kuruntularını. ürkütü-386 yordu. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. içler acısı. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. 387 yalvaranlar. toz toprak içindeydi. pencerenin. üçüncü dünya ülkesiydi. Bilmiş.blogspot. evde kalmış can sıkıntılarını. isyancı olan çakallardır. Şimdi. sokağa ve hayata çağırdı. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. arkasındaki polis de memnun.Suçluların. durdu. tekke solcusu. kahvede. avantür bir suçluyu. Ve sonunda. bohça gibi elbiseleriyle. Bu kadınları.com 191 . sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. kısır. özgürlüğe. geri kalmıştı. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar.

vurup. delirtir kendini!. babasını üzüntüden öldürür. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim. sende mi adam oldun?" demiş. babayı düşünmez. kaşık. http://genclikcephesi. bacakları. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. KOYUNOGLU: 19. Mecnun da. soyluluk unvanıdır. hem de oturur oturmaz. Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. KONANÇ: Dedeleri.. Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor. Neye kızgınız.. ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. kitapla değiştirmek mümkün değildir. çölde tek başına öldürür. 388 Yüzyıllardır halkımız. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. davranışlarını.com 192 . Mecnun. geride bıraktığı. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. Fak. Yurdum insanının karakterini. sevgiliyi. dergisinden aldım.. soyadları. her dediğini yaptıran. annesini. sevdiği kızı. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. Leyla'yı yüzüstü bırakır. niçin küskünüz. Geleneksel toplumlarda. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini. gözyaşından. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. Neymiş efendim. Bu zat. yorumlayamamıştır. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız. kitapla bu aşkı anlayamazsınız. Anlatıldığına göre memur. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta. Edeb. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş. anneyi. duygularını şekillendirmede. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu. Sine-i millete. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta. biz yazarların inmesi lazım.blogspot. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. Başta ben.. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım. kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. kollan. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor.Oturmak için bir masaya. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. sinirden. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. incecik kuşkonmaz yüzlü. Bakın.. Çevrede kaşıkçı. Leyla'nın güzelliği de neymiş. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. hem de babası. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış. övünülür. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi.Ü. hem Leyla. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış. Çöllerde kendini yiyip bitirir. neden bir şeyleri sevmiyoruz. her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. hem annesi.. yeni gelene de. Biz falancıoğullarmdanız. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken. milletvekilleri değil. hem en kalabalık mekânları seçeriz. çok şey öğrendim. Umumiyetle geyik av-larmış.. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar.

" ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş.blogspot. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. nüfus memuru listeden seçip vermiş. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. burada var oldum" demiş. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır. Bir yolcu.. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. söyleyemem". Komutam bir gün der ki. Her şeyi çabuk sezen. VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş.*anlayan anlamına gelir.. sebebi ne" diye sormuş. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. telefon numarasını bırakmış.. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. geniş ve çok kültürlü bir insan. O zaman dedem "buradayım" demiş. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. ne lakaptır. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj. Nüfus memuru. dedem de kabul etmiş. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış. yorgunluğumu bahane edip. "Amca seni hep burada görüyorum. aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım.. Yukımo'yla tanıştık. Sezik. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok. benimle tanışmak istiyormuş. Nüfus memuru köye geldiğinde. biri Demirci'den sonra ikinci adam. açarmış. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum. o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel. Babamın kendisi seçmiş. Senin kuştan farkın yok. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey. dedim. sezgisi kuvvetli demektir. Trabzon'dan bir davet almıyorum.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. "Orası. Derken. Temelli buradayım. Sanki bir kuş gibi uçuyordun. neden doğduğum. Yazılarımı okuyor. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım. SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır. işte böyle." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. ileri derecede Türkçe biliyor. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı.. Japonya üzerine çok şey öğrendim. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. beğenmiş koymuştur. Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler. hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor.com 193 . ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. büyüdüğüm şehirden." Neyse. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş.. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş. ne kadar mutlu oldum.. benim memleketim.

yazı yazmayı bilsin bilmesin.alıkları. meydanlara fırlamıştır. usta-çırak terbiyesi almadan. edebiyatla. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. matbuat. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. tiyatroya. gelişigüzel yazı yazabilmesi. yazıya.. tam tersi olmuş. romana. kültüre. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. dediler. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. tartışmaya. geride kalan 35 milyonluk seçmen. Ve üstüne. ahlâk gelmedi. yani. insanoğlunun bu en büyük meşalesi. ahlâki bir direniş. Gazete. dergiye. 90'lı yıllarda değil patron. matbaa geldi. önüne gelen herkesin. matbuatın varoluşu. http://genclikcephesi. diğeri de gelir. projeyle. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. Oysa. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. kâğıt. gazeteye. diye endişeli tartışmalar yaptılar! . sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı. Velhasıl cenabet insanların. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor. toplumların önünü açmıştır. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. her tartışma programında vardılar. bilinçle. siyasi karşı bir tezle. kültür. artık. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. tiyatrolar. j Aynen öyle oldu. yazının insan elinden çıkıp. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir. tartışmak mümkün değildir. ftın boynu büküktür. halkın hem otoriteden korkusunu. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. önce "anlağını" getirmeliydik. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. elinden maaş alan ins. yazı. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. büyük promosyonlar var! Yazıya. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. bunu halka yaymasından korktular. büyük gazeteler var.com 194 . abdestsiz. yazı nın ruhuna vakıf olmadan. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. Kâğıt. 80'li yıllarda muhasebeden. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. Yazar. sıcaklığını görüp. dergi ve kültür. tiraj düşerdi. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek. yazı. halkevleri. ona karşı gelmesi zordur. konuşarak tartışarak. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. bakanlıklar yaptılar. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. buna rağmen otuz bin oy alamadılar. paneller. Batı'nm tekniğini alalım. yazı bitmiş. aydınlar. bilinç. Bunun modern anlamı. çünkü büyük holdingler. makineye girdiğini. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. gazeteye. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. Şimdi yazarlar yok. mitingler vardı. artık tarihe karışmış. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk. hırsızlık yoktu.. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. 70'li. hiçbirinde yolsuzluk. birini aldık mı. Patronun yüzünü. bizim ahlağımızla birleştirelim. 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. düşünceyle.blogspot.Modern toplumda yazarlığın. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. ahlâklı büyük yazarlar vardı. Bugünden baktığımızda. Bu hüsran.

aynı yollara. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe. yalnız tekniği alalım demişlerdi. insana saygı. Duygu Asena gibi cahil. ve sonra: "Komünist geldi. kasaba kasaba dolaşır. yoksul Anadolu'nun tam göbeği. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst. "Ağabey. o. topluma saygı. kasabalarda halktan insanlar. gülüşürken ayrıldık... Aşık Veysel mi. ağabey şurada duralım. makineleri.. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi. Onu aldığımız yerde ot yok. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. ben önde. iyice bak bize. Melih Aşık gibi samimi. "Bizim köyde anlatıyorlar. havada eline vurdum. Dururken. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. Köylü delikanlı geride kaldı. komünist nasıl oluyormuş. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi. tanıyamadım ağabey. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. sonra. gidek. dedi.com 195 . bir gazeteye muhabir olmadan önce. ağaç yok.. diye. Yolda. dedi. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı. Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. çağırmazsa varma gönül.". işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. Bir kasabaya okul açmak için gider. dedi. sonuç hüsrandır! Rotatifleri. dedi. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. 17.. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. böcek yok. matbaaya adım atmadan önce. sonra. Okul açmak için. Birkaç dakika sustu. Batı'ya geri gönderin. bilgisayarları. "çak" deyip. genç bir delikanlı el kaldırdı. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu.!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar. arkadan inip ön camın önüne geldi. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. Seçimlerde kime oy verdin.. her şeyden önce. hukuka saygı. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu. görmek isteyenler. halk ozanıdır. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. götürdük. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim.. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı." Tuncay da ben de güldük. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. aldık. anlağını isteyin.. toplumu dönüştürmek isteyenler. cambazlar gelir. Serdar Turgut gibi yılışık. Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. Bir-iki dakika düşündü. İyi düşün. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı. önce ben güldüm. Karayağız. aşıktır. peki bir komünist görmek ister misin. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. Anadolu'nun tam ortasmdadır. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır.aydınlarımız tam tersini düşünmüş. okulda komünist hocalar varmış.blogspot. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş. köylü delikanlı. dedim.. şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. dedim. dedim.

diye. bu boku yemeyin. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. Yavşan bozkırı. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. beyaz mermer taşın üstüne koyup. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor. Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı. Ancak. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. boku. tarihe karıştılar. ama buralarda sanayisi yok. Hikmet Birand ağlarcasma.. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek.com 196 . bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran. buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş... bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen. köylü tohumu atıp kaçmış.. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister. Tilki. O boku yemeyin. Yine canı yanar. göbek atan sağcı. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın. geven. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken. fareler tarlaları kelleştirmiş. Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş. bağlanıp da durma gönül.blogspot. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". \ Yemyeşil bahar.. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand.. çalışmıyoruz! Yol uzuyor. bağlanıp da durmadı bu toprakta. her boku yemeyin. seni sevmezse. Aslında hardal daha çok para eder. yabani ot gibi görülür. fare istilası önlenemiyor. Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar. soğukta taşla-şıp. traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak.. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet. Köylüler arasında anlatılır. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için. sorar: "Babacığım. ya da en etkili yöntem. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. Genç bir tilki. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil.. Her seçim. öyle yedirecekler bu köylülere.Ne ulaşılmaz. yüzlerce fare istila etmiş. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor. it gevene bir kere sıçar. diye. Aydınlar. Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır.

ihtişamıyla... Elias Canetti. kitap... cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası. göklerin suyunu sıkacak! Takır. cinsel organlarımız. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak. Sopayı eşeğe indirdikçe. bizlerin ise güneşidir. öyle sıcak ki toprağın üstü. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış. kabartıp. Elias Canetti. çıplak dağ-/ ların toprağı. yüzbinlerce küçük otu. toz toz. zavallı. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. "Sopadan kalın organını görünce. İlgaz.. bir deri bir kemik. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği. şu incecik otların yanıbaşma. bir de biz sıçalım Tuncay!. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı.. zincire vurulmuş. artık acımadım ona" der. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi. rüzgârda kırılırken. gazeteler. yol sonsuza dek uzuyor.com 197 . Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı. karikatür çizmeyelim. bulutların yaygarası. Sabah erkenden kalkıp. Toroslar. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe. kafesteki canavarlar gibi. dünyaca ünlü yazar. çamaşır sıkar gibi bulutların. onların eşeği. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz. Öyle kurak. anne kuzusu çocukların . milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu. eğleniyorlarmış. çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta.. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları. minik çukura gömülecek. Erciyes.. eşek ağlıyor. halk gülüyormuş.blogspot..ötüne cop sokmayı. cip cip diye başlayan yağmur taneleri.Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. tukur kuru toprakta. eşeğin peşine düşer. kuru çalı dikenleri önüne katacak. bir eşek nasıl böyle dövülür... zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim... sıkıntılı kuru sıcağı. Fazla da üzmeyelim kendimizi. pudra pudra lekelere. simli kanadı. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp. Ve birazdan yağmur dinecek. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük. o gece uyuyamıyor. Çiçeklenmeden. su üstüne çıkıp yüzecek. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu. Aşık Veysel söylüyor. lüzumsuz her http://genclikcephesi.. iki küçük serçe. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. böceğiyle. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim. Bir daha bakalım. Uludağ. derisi dökülmüş. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. ince ince yağmurun sesini görmeden. Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler. tohumlar tombulla-şacak. Kaçkar. yazı. Ya da sür. Bura da.iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. taşı... gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. Birden... kopartalım. Şu incecik yapraklı dergiler. diye kendi kendini yer. kelebeğin pırıltılı. Tanrı. dünkü sopadan daha kalındır organı. 399 . aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için. Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz. Şu cümbüşlü yağmuru.

) Ülkenin kaderiyle. top. öksüzlerin. hiç kâğıt oyunu oynamazdı. hırsızlara kol kanat germeden. gencecik çocukların. akşam. bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel. bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan.com 198 . şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini. bilardo. ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. şeref orospusu. açların.) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış. sivilleri coplatmadan. sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde. halkın kaderiyle oynayarak giderirler. Balkanlar'a. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi. lafını ettikçe. gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine. partisini. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler. sabah. yetimlerin. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye. Adriyatik'ten Çin Denizi. Sırp televizyonunun komik şovmenleri.blogspot.yerde. her konuda kullanan. vs. gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. "Devletin teminatıyız" gibi. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir. sözünü. insan hakları. sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız". istikbalini. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden. diyorlar! Kâğıt. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. şeref israfçısı. hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". tek bir partiye. Kafkasya'ya. hırsızları genel müdür.

. Demirel'in. bir gün olsun. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde. demokrasiden halkı. şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor. derin devletin. politik çıkarları gereği..ker de döndürür. insanlara. her Allah'ın günü ben vatan satmam. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. çocuklara. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür". üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. ibneye. medyanın. "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? . aydına. Susurluk'un. dediklerinde. 19 yıl ceza alıyorlar. ama vardır. hem onların paralarını biz verelim. bahara. burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. ben memleketi çok severim demeden." Üstelik bugün durum değişti.com 199 . kovup. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi. http://genclikcephesi. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. yine de bizi eziyorsunuz. halk yığınlarının oylarım yok eder. herkesin ben ahlâklıyım. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . "Halk yığınları. bununla dahi yetinmeyip. mutlu musunuz. Manisa ve Göktepe davalarında. evini. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz.korkmadan. ahlâk..blogspot. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker. Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür.) Mahkemeye saygı gösteren. polis. milli menfaat gibi palavralara rağmen. ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç.. hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. biz. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. namus. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. Halka. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. MİT'in icadı garip.. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. arabasını. kurama güvenmeden. ya da devlet memuru. insandan korkmadan. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. yazlığını. ülkemizde özerk. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz. halkın oyunu alıp.tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi. ben namusluyum. medeniyetten korkmadan. savunma hakkına saygı gösteren. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde.." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi.

... Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi. ölünceye dek bol keseden namus. bir işe yaramamak. kafa yapısı. Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. Ancak.." Vatan gazetesi yazarı. Ancak.. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim. mesut değilsiniz. bol/keseden "maneviyat". meclise girince. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu.. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. çocuk. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi. hayat. milli ahlâkları vardı.. vatan vardı. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam." 68'liler. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır.. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla.Yüzlerine bir an olsun baktığınızda.. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler.. http://genclikcephesi.. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. namusu. dünya. düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler. yoksulluklarını.. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı. Aklımız hakim olursa. leventlerdi bunlar. insan. neşe. hakkı. oturma. Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur. bazı tarihçiler de.. Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi. bu sükûnet. çok yaşamış. Saban-cı'da para onlarda ahlâk. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. bir taşa korum. Çorum. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler.blogspot. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza.. o korkunç vebali. daireler^ olan zengin gençleri gördüler. bol keseden "idealizm" vardı. Saban-cı'da para.com 200 . Çankırı. macera. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak. Köy yiğitleriydi. Yozgat. Tokat. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. arkadaş. onlarda kuru inanç vardı. insan hayata bir kere gelir. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. arabaları. "kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor. şekil.. fikirleri. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar. üslup. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar. projeleri. kırk yılm üstünde yazı yazmıştır.. Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde.. Tarihçiler. adap. Diyalogun sonunda. ahlâk sattılar.

ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk. battallar. Ve "Kendim kurban olmaktansa. ahlâk. ülkesi. olmayan şerefi.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar. kendini topluma ispatlama. siyaseti işgal edip. zihinsel. Çünkü.. kendisi. dün Refah'ın. en basit kendini gösterme. vatanı. kurusundan. hayata gelişini. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. zekâ. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde.com 201 . dünyanın anlamım. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın. modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya".iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. Burada bekliyoruz. onurun.. proje. ülkesi. en ucuz. barbarlar şehri.. Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı. hangi delikte olurlarsa olsunlar. olmayan namusu.. namus. önce kendine inandırması. bu orospu. anasını . basit hayatlarını. vatan. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım. olmayan ahlâkla.. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma. düşünsel." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. Önceki gün Özal'ı. kendini önemli sayma yollarının en yaygını. anlağın. ucuzundan.. Tokat'ta. büyük. Önceki gün Özal'm. iktisadi.. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu.. zenginlik. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. girişimcilik.. cellatlık da olsa.blogspot. basitinden.. bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der. insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!. Çakallar. dün Fazilet'i. halk kitlelerini Çorum'da. ona bu kendini geliştirme. Çankırı'da. kendisini. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi.. hangi köyde. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. bunun ötesinde. velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. medyası. kısır.404 405 Çavuş Medroso. kutsal. Yoksul. vatanı. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak... çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır.. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. bulamayınca da. yüz üniversite. çaresiz. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel.

havai bir zevk düşkünü.. sarı köşklerde parasını verip. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. kırbaçlarla dövüyor ki. utancımızdan. pudralı resmine iyice bakın. şair mi. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek." Yani. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. nadir.. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. Yahya Kemal'in şiirlerinden. katışıksız bir Türk büyüğü. müzisyen mi. Başta İstanbul. pembe. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. Dizlerine kapanmalıyım. Yeşil Sera. Sarı Köşk. burnu neden büyük. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş. Kaynağı bilinmeyen bir servetle. Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan. Beyaz Köşk. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş.com 202 . soylu kılıcıyla savaş veren. Bir defasında. İstanbul'a sarılmak. Amerikan filmlerinde eskiden. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. Şimendifer. kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı. Kölelerine talimatlar veren. Eski zamanların. vapur gibi http://genclikcephesi. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım. tir tir titriyoruz. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında.blogspot. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş. Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur. uyuşuk. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. kahve içmek. ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. onun ruhuna girmek. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. Bursa olmak üzere.. rakı içmek. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki. bu büyük açıklamayı. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. Pembe Sera. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. kralları. adı: Turing Kulüp. Pembe. yeraltı saraylarının. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı. tembel. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese. kolonya dökülürken berberinde yapmıştı.

biri Türkiye Kızılay Derneği. Saray köşk. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. boş. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. yeni bir düzene kavuşturularak. 1981 yılında bir milyar liradır. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. 411 Ve biz yoksul halk. Turing Kulüp. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. yazısını. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin. pembe köşk. 70'li yıllardan sonra. bir de. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. müziğin. Atlı Spor Kulübü. gülünç. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. nasıl olduysa. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. halkmış gibi. Başardılar da. diğeri Türk Hava Kurumu. maliye bakanlığına gitmesi gereken. ancak. Turing Kulübü. medyanın büyük katkısıyla. Kulüp aslında. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı. otomobillerden çoktur. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. bunu başarır. tüpgaz kuyruklarında. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde.blogspot. Çelik Gülersoy. çizgisini öğretmeye koyuldular. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. kahve höpürdetiyor. mecliste dahi yakacak yakıtı. Ampul. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer. mirasın içine eden. 410 Ancak. imtiyazlı bir duruma yükselir. kulüp. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. Onlar gibi istanbul sevdalısı. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. http://genclikcephesi. Kendi ifadesiyle. tüpgazsız bir hayat yaşarken. Ancak. aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. briç oy nuyor. hayvanlar ölecek. otomobiller çoğalacak. atlı arabaların hayvanları öldükçe. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. sefa sürüyor beyler. hiçbir kimse veya organ. Yasada iki istisna vardır.com 203 . onbinlerce insan. Hazineye. ananın mı köşk. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. bir nevi araç pasaportu. Bir basit dernek. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. Çamlıca köşk. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. Devlet. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. yağsız. "halktan" iğrenmeyi. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. benzinsiz.

köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. ayaktakımı." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. şeması değiştirilmiş. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. pembeye boyanıp.com 204 . dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. tarihsel yanlışlarla. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. değişen bir şey olmamıştır. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. renkli sarayların dıştan albenili sarı. avam. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. süse ve dekoratif görüntüye. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. meyhanecilik. http://genclikcephesi. sonunda. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. Gümrük Tekel Bakanlığı. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. Cumhuriyet gazetesinde. sarıya. Içoğlu. dışı uyumsuz. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı. bu paralar nereye gidiyor. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları. yolsuzluklar ki. Yine. lokantacılık. çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor.blogspot. Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. şekli. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır. ne kadarı kayboldu kimse bilmez. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. Tahsiline destek olur. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. usta ve büyük romantik çizeri. Gülersoy. bazı savcılıklar soruşturma açmış. burası Türkiye. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. efendiler içeri. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. pembe. ki. laf arasında. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. Maliye Bakanlığı. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. Artık. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. Kim söylüyor bunları. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor. turizme. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak. usulsüzlük ki.

ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. halktan tiksinecek. Bunlarda hakim olan unsur. hem halkın parasıyla dernek kuracak. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. çağdaş. artık bir devlet armamız var. Ümraniye'de. Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. yabancı seyyahlar. yoksul halkın üstüne atacaklar.. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski. bir zamanlar . istanbul'un yağmalanması suçunu. Metin And'm kitabına bakarsak. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. Ressamlar. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir.tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi. coşkulu. renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak. Hepsi. yeni bir devletin arması olamaz. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. fedakâr. Ha civat aydını temsil edermiş. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır. hem tarihten. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır. yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. hem de. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra. mimariden kopuk. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan. İstanbul mahvoluyor dendikçe. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise.blogspot. Sultanbeyli'de. büyük "kafalar". Hacivat." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. Dışarıdan gelen halk. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. kurtarıcı." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi. Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. yine İstanbul. istanbul'un Kumkapı'sı. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. Anılarında anlatıyor..Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. beyefendi!. Ve de aydınlarımız. hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. kahraman. hem de.. Ve Afet İnan. İstanbul'u çok seviyoruz. Türk Hava Kurumu'nun. mahvediyor. Atatürk hiçbirini beğenmez. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. Cici beyefendiler. Türk devletinin bir arması yoktur. bir gün.com 205 ..

Karagöz'ün ba sitliği. Karagöz. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. Karagöz'ün her oyunda. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. tekniği. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir.. halkın zaferi.. karşı tarafı zora sokar. Bir söz cambazlığı. o an.. bir fon kurarak. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. kafasına vura vura ona nezaket. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. neredeyse tüm hayvan isimleri. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. Espriler iç kazık gibi.Ve bir zaman sonra. 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. Karagöz'ün. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. çaresiz bulursa da buna aldırmaz. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz. halkımız. Karagöz perdeye çıkıp. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp.com 206 . Karagöz'ün oyun süresi içinde. tiyatroların yanında. ancak öyle sabırsız ki. oyunun başında aşağılanmasından sonra. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. Ancak. kendi ruhundan silkinir gibi.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). Hacivat'ı mat edeceği kesin. oyunun sonunu bekleyemez.blogspot. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. yakın tarihimizde. bu sıradan. Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor. toplumda yenilik hareketleri başlayıp. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları. beğenmiyor. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. tiksinip. Ve işte konuşacak. ister olmuş. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır. Projesi olan insan modern insandır. bu mizah dergilerinin adı olur. 416 1830'lu yıllardan sonra. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen. muaşereti vb. http://genclikcephesi. Meşrutiyet. anında cevap vermesini. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje).yimi. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz. burun büker oldu. Sonra ne oluyorsa. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş. Zaten Karagöz. beceriksizlikleri sergilediğinde.. canı çektiği gibi eleştirip. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. karşı çıkışları beğenmez. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. Ve. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. paniğe kapılır olmuş. güzel konuşmayı. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. halkımız biraz bekleyebilse. ve sosyal düzenleyicidir. Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır. saygı. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. hem de kendinden utanır olmuş. modayı. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir. hem Karagöz'den. halk. sarayda bir yer açıp. halkımız. Avrupa'dan getirilen müzikaller. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. bozuk laflar söyleyip.

deyip. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. ya da adaleli sağlıyor. Paşam. açlık. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar. diriltmeye karar verir. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor.com 207 . kendine güveni "utanca" dönüşmüş. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. Türk Ocağı'nda oynatır. sosyalist. projesi yoktur. konuyu işlemeye çalışır. O gün. Şaşırtıcı olan. Girit. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. neden bilim yapamıyoruz. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur. ileri bir hamlesi. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. bugün. Kıbrıs. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık. Yakın tarihimizde. ancak tadını alamaz. Davaroğlan. der. Karagöz'ün tam tersi. siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. hayata karşı. Yani. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. derler. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. düşmanları yeniyor. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. savaş. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar. cumhuriyet. Karagöz. birileri incelesin" diyor. halkın milli zaferi gibi merak edip. ayaklanmalar. milli folklora düşkün halkçı.blogspot. Kemal Sunal'm kendisine de sordum. Karagöz terk etti bizi. Aziz Ne-sinler dahi. güler. mizah dergilerinin kapağında. "karşı bir atağı" yoktur. yahu hiç olmaz. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. Derin bir korkuyla sinmiş. Türkçeyi güzel söylesin. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. Bunun yazarı kimdir. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel.) Bu hürriyet ortamına rağmen. TRT deki. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor.Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. Bunu. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı. bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. iç savaşlar. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. "şanslar" ve "tesadüflerdir". küfür etmesin. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. mülayim. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. Anlaşılır ki. darbeler. Karagöz eski Karagöz değildir. İslamcılık. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır. Çünkü Karagöz konuşmaları. Türkçülük. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. Adam gibi konuşsun kardeşim. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır. tarihe gömdüler onu. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. ne biri Karagöz. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. kötüyü yenmek için. cinsel şakalar yapmasın.

Şaban da. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. 1830'lu yıllardan beri halkımız. aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. Şaban bir anarşist. ayağı bir yere takılıyor. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine. bir yığın düzenlenmiş gariplikler. yoksulluk. Bunca. Batı'dan hocalar getirdik. biz tiyatro yapamıyoruz. sendika. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz. ancak. meclis. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. "yapamıyoruz". kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. adam diyor ki. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz. köşeyi döneriz. ikna oldum. küçük puştluklarla yazar olmuş. kaldırım. şöhret olmaya çalışıyoruz. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. emek israf oldu. halısını. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi. çeviri filmler. ucuz kurtarıyor. savaş dolu hayata karşı. fırlıyor. Hayatımıza bakalım. ya da acı.. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor.. moda. Ama yine kazanan Şaban oluyor. "zekâsıyla" cevap verecek. bir şey olmadığına. Bilim. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. Memurum işini bilir. puştluğuna imanı sarsılmıyor. Kırmızı ışık yanıyor. bir şansa götürüyor. karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz. Ciddiye alınmayışı. birkaç tane iyi oyunumuz var. Ne olur ne olmaz. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. teknik. 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. kendiliğinden yeniliyor. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban. Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. yırttığına. Mesela. medya. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar. küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp.. öyle aptal bir anarşist ki. edebiyat.com 208 . bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu. konservatuvarlar kurduk. Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım.. akademi.Yani Şaban. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. para. Sanat. hayali ihracatları. devlete karşı. gösteririz. aynı şekilde. şöyle fırlayayım geçerim. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık. yani küçük "hırtlıklar". Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. Doğru.blogspot. ama. Kemal Sunal tezinde. her ne boksa. hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı. belki çıkar. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. tesadüflere tuhaf aptallıklara.

. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım. MHP'ye koşmuş. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır. zehirden de korkuyorum.. Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun. külün üstüne yavruları koyalım. Reha Muhtar'in zekâsı. bir küreğin üstüne koy. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!". Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim. milli piyangodan. Seda Sayan'ın zekâsı. bir karşı tezi yok. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere. Annem: "Naciye kız. Naciye: "Duydum. git başka yerde öl!" Yaşayacağız.blogspot. küçük puştluklarla. kayırmalarla. kendine.. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti.. geliyorum. Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun. Duygu Asena'nm zekâsı. Kosova. yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. korkulu. bana yardım edin!. İkinci kalitedeki yemekler. bunlara kapan mapan işe yaramıyor.com 209 . aksine.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye.. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi. şimdi faremiz son durak. sil baştan. öğretmenlerin. Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere. büyük dolabın altından geliyordu!. Kamer Genc'in zekâsıyla. partisine güveni yok. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu. birinin helasından kaçıyor. Kardak kayaları değildir. başkası giremiyor. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. SSK kuyruğunda öldüğünde. kıyma yavrularına Naciye. yani faremiz. şefkate dönüşmüş... öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir.. YÖK ve kırk televizyon. bizim herif evde yok.. bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta. küreğin üstüne kül koyalım. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak.. milli eğitim müfredatı varoldukça. YÖK sistemi. araştırma görevlilerine. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında. televizyonlar yanlış yorumluyor. bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. göreceğiz. oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete. bu kısır döngü. dur. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. Apo'nun yakalanması. orta sınıfın önünü açacağına.!" Annem: "Ahhh canım. Bunu tüm aydınlar. oradan salyası akan din tacirlerini görünce.. bir sürü yavrusu var. tesadüflerle. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş.. ikiyüzyılın korkusudur. Ama tam tersi oluyor. Bu korku. bekle!" Acı.. Israrla talep ettiği bir projesi yok. başkası giremiyor. Ve ülkemizde. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş. Konuştukça severiz onu. duydum. torpille. küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız. heladan helaya kaçarak." Annem: "Allah canını alsın. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş.. beni bulun. Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim. Cem Özer'in zekâsı. sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye. sen de duydun mu gece tıkırtıyı".

altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda.com 210 . Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. Tevfik Bey: "Kara" dedi. annem gibi. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. Ancak. göt koklayarak hayatımı kazanmadım. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. demokrat görünen yazar.. Madrid'e bakan bu tepede. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı. sanatçı. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. Sultan Mahmud'un köpeği kara. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse.Fareler ülkeyi. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. Abdülaziz. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı. yarın. Abdülhamid. ağalara elden verilmesi karara bağlandı. yolları açık olsun! Ben. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. dedi. Saray. sordu. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. Aceleden sarıklar düşüyor. Bir tavşanı kovalıyordu.blogspot. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış. diye. eğlendirirdi. altın serpilirken fakirler üstlerini. başkalarını da eğlendiriyor. ağa niye geldin. renkli. şehzadesinin doğumu şerefine. ben çağırmadım. havuzda şakalaşmasına. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. Abdülmecid. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. Beyaz köpek tavşanı yakaladı. tavşanı hangisi yakaladı. birkaç tas dolusu altın serper. akıllı. Sultan Mahmud. el çırpıp. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. Franko. saraydan sürgüne gönderilir. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. güreşmesi. sultanla açık şekilde şakalaşır. İlhan Selçuk. seçimin ikinci günü. Napolyonvari çizme giyer. Osmanlı'nın 700. burada. Madrid'e saldıracağım!. makaleler yazmaya devam edeceğim. imamın başını oracıkta kestirir. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. Sultan. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. alnımın teriyle. parti olmuş. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal. dedi. sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye. Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir. şefkatli. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. Madrid'deki farelerle. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit. yüce. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. Sultan Mahmud. zıplayarak. sıçrayarak. MHP'nin zaferini kutluyordu. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip.

Sultan Mecid'e. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler. Osmanlı padişahları. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. Serfiraz: "İstemem. zevkini bozacaksın" diye bağırır.com 211 . Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. Türk. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. Serfiraz kapatıldığı köşkte. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. Ancak. Kurulan sofralar iki bine varırdı. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım. zavallı kızcağız. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. küfürlerini. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder.blogspot. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. Bir Fransız üçkâğıtçı. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. Sultan Mecid.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. pencereden yukarı yalvarır. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Bütün saray kadınları. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı. aşçı yamağı. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. Naz yapar. Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. koca padişaha "çekil git" diye küfreder. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi. Saraya. http://genclikcephesi. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş. İtalyan. Abdülmecid insaf edip. zevk ve safası. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. manzarayı bozmuştur. padişahı üzer. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi.

Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir.000 altını beygirlere yükler.000 altın ihsan eder. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. gelip geçeni seyreder. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. Padişaha da bir ders vermek ister. sıkıp. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. Memur bunları gözden geçirir. Sonra nefesi ile şişirir. Cariyelerden birkaçını getirir. Padişah sepet sepet beygirleri görünce. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. padişah da şaşırır canı sıkılır. Sadrazam. o da alır. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. Abdülaziz limon müptelası idi. Fabrika. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. 25. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. boşaltır. bir eli ile sıkar. tiyatro binasını ahıra çevirip. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi.blogspot. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı. tabak yetiştirecekti. atar. Tüm bu bilgileri tıpatıp. böylece tablayı emip. taklitçiler "onbire on var. Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. birini bitirir 428 diğeri. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. bu yüzden bu köşke. "Nedir bu yük?" der. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir. Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki.com 212 . içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. 429 Abdülhamid'in masa. İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini. kızlar havuza girerdi. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. akşam yaklaşınca. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25. Her defa. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi. suyunu emer. ihsanı anlayamaz. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. sandalye. Abdülaziz ise. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz. Dama Köşkü denilirdi. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. Bulunmazsa fena kızardı. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. Yıldız sarayına kâse.000 altın der. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi. Sadrazam şaşırır. aklına geleni yerdi. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. şişirip.

Ali Efendi havuza atılır. mühürlenir ve saklama odasında. hem Abdülhamid döneminde. Osmanlı tarihinin en şatafatlı. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. Padişahtan harem saklanmazdı. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların. karşı karşıya geçer. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. su gümüş bardaklarda içilirdi. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer. öpüş. Aslında bu sağlam delilden.. sünnet olur.blogspot. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. saklanırdı. saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. üçüncüsünü . Girit elden çıkmaya. Yemekler altın taslarda yenir. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der. Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa.. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti. kaba zevkleriyle ün yaptı. o. yaraları iyileşince. Büyüdüklerinde. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder.Evet dört kadın alırız. gösterişli. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz. yüzü siyaha boyanır. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. Abdülaziz küt zekâsı. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa. 15 yıl tahtta kaldı. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. Abdülmecid: . İki takım olurlar. onunla eğlenirdi. dudak. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. sultan.. "Getirin şunun elbiselerini.. Bu israfa dur diyen. Padişah. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini. hadım edilirdi. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi.com 213 . Sultanhamid. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir. bir defasında. penis olmadığı için. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. Avrupa devletlerinden borç alıp. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i. padişahın huzurunda. lüks saraylarını yaptırttı. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır. Hem Abdülmecid. hayvani ihtirasları. sidiğini içirir Ali Efendi'ye. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği.

İnsanoğlunun çığlıkları. öldürüldü diyenler. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş.. saltanatın bitmeyen sefasını. Bugün meclisin. önce onu söylerdik. Ve hayat önümüze öyle derin. gücümüz olmadı. İntihar etmedi. fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. ya bunu bilicem. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. berrak. derdim. Trakya. kabuğunu elimiz yanarak soyar. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi. çapulcu. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil. peygamberlerin. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi. İntihar etti diyenler. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir. meclis salonlarında. derdik. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan.. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir". kapkara olurduk. karmaşık. biz dediği. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi.başladı. makası bizzat islediği. başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. kasaba kalmadı. çirkin sorular koydu ki. Yeryüzündeki kralların. Biz. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp. Mithat Paşa'dır. yanına önce kimi alırsın. ayağı çıplak. Türk anayasasının babasıdır. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada. her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. bilmeceler sorardık. Ya bunu bilicen. el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. Sevdiğim kızı. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar.. Bilmeceyi sormadan önce. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. 1876'da intihar etti.com 214 . Taif zindanına gönderir.blogspot.. bu saltanata başkal-dıranlardan. sağ elini makasla kestikten sonra. birbirimize sokulur. Ardından gidecek yelkenlimiz. II. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken. ya bu gece ölecen! Büyüdük. cani. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. hayatlarında bir gün kira ödememiş. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar. kalkıp tek laf etsenize. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen.

biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor. aşk. Hızla aşkı. delice bağlılıklar geride kalıyor. acısını. pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. Spinoza'ya bir okuyucu. diye derslerine devam eder. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar.. bizim için kötü müdür. dünyanın en büyük fortevitidir. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa. Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. seviniyorum. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". kan davası gibiydi. Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi. imana da. içimizde en süslü kadın. Kahve diye bugün. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu. Turşularımıza bakın. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü.. kalkanları delik deşik eden hançerlere. yıldırımın ağaca düşeceğini. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. bedenimize. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. Seyyar kahveciler vardı. Herkes içsin diye. Bazı beyazlar. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini. yıldırımı yi435 yor. eski yazarlar. Öyle demeyin.. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. Demlenirdi. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz.blogspot. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik. gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları.) Oysa. yalnız Hitler'den değil. biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. beyazpeynir. bedenim için kötü olan şey nedir. ışık olduğu halde. ocakta beklerdi. lahanaları canından bezdirip. panikleyip ağacın altına atıyor kendini. sıcak kahverengi su içiyoruz. ba~ 434 lından yenmez. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. yolumuza. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. birkaç söz kaldı. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. Şimdi biz de Fransızlar gibi. Şimdi bizler de. Çünkü ışığın gücü. Spinoza. Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz. gözünüzü kapatırsınız. sizi rahatsız eder. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. o da biliyor. suyunu. Biz. Modern toplum. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. perişan etmenin adı oldu turşu. şairler. Başkaları "üstün yaratık". aşktan da kaçıyoruz.. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi. sulandırdı bozayı ve çok tutuldu.. mesela. Bir çocuk oyunu. Kahve tiryakileri. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini. Allah'tan bulasıca..com 215 . şimdi. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık. önce sulandırdılar. sırtlarında taşırdı ocaklarını. diye sorar. biberleri. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. kömürleşerek ölüyor. on gün de güneş gördüler mi. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil. bu bir rekor. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. vahşi korunma duygusuyla. cezveleri.:. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. Zahmetine.. fasulyeleri. elbiseleri. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil. kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı.

sarı çayı çok seviyoruz. sıcak. sarhoşluk. kederin. türkü. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. arkadaş. anne. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. gece. tadında bir çay içtiğimizde. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın. aslında. hem ciddiye almazsınız. Sü-müksü hayıflanmalar. dost. ses-problem çıkartmayanından. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı. 437 çünkü. kavga. çünkü. sevgi sadaka-lısmdan. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. demli. sokak. Yoksa. durup düşünüyorum. Nargile de öyle. kardeş. her şeyin tadı. hayat. içinizdekileri. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. damağımızı. bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. ağır mı geldi. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. hakiki tadını. hayatı ciddiye alacak. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. ucuzundan. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. Tütün dükkânları vardı. yani. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. ikram edene. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. Ucuz çayın sayesinde. ayağa kaldıran keskin turşuyla. kıyımları. kalabalıklaştıkça. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. sıcak süte dönüşmüş. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. derimizi. bugünkü sigara şeklinde değildi. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. nimete. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. her şeyi temkin. bağlılık değeri değil. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. en curcu-nalısmdan. en gürültülüsünden. dürüst. maddi ve manevi gücümüz yoktur.canlanıp coşan. başkasına karşı. en neonlusu. arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. turşu sularını da sulandırdık. aşk acısından-şipşağından.blogspot. Tütün. sabah. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların. Ne ulan bu. koyuluğunu yitirmiş. işime karışmasından. sevgili. diye hayıflanacaksınız. aile. fedakârlık bana-nesi'nden. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. adil. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü.. şöyle uzayalım sokağa. sevişme. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz. ürkmeye mi başladı. güç. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. Oysa. küçülüp. değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. başımıza yük olmamalısından. soğuk. her şeyi hastalıklı bir itina. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. bana bulaşmasından. kavga. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. az az. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. hem bunu herkes yapıyor. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. her şeyin tadından birkaç dakika.com 216 . En iyisi. elmayı yemek istemeyişimiz. Hem ucuz olur. uzun çubuklarla içilirdi.

toplumsal alana saldırdım. güçsüzlüğümü öğrendiğim. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. ağzımda diş kalmamıştı. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. kudretimizi artırmak. vahşi arzularımızı seviyor. bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. Sonra yıkıyoruz. öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor. Yıkmanın tadını..blogspot. utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. Herkese yayarsınız. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra. üzeyim seni... daha da kırbaçlıyor. kudretimizin eksikliğini. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını.. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan. Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim. üz beni.. YA BU GECE ÛLECEN!. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor.. Cananı bulduğumda. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır. bir ömür böbürlenip hatırlanacak. Ve Moğol. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu. Büyümek.. her gün. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum. Sonunda. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. bir iltihap gibi. parçalayıcılığını. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş. enkazını. holdinglere. korkmuşuzdur. Aşk. aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş. Türk sanat müziği. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. onları büyütmüş. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. rüzgâr gibi eser geçer içimden. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. sınırlarımızı genişletmek için. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu. http://genclikcephesi. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır.. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş. hileli bir oyun kağıdı gibiydi. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. zehrimizi kustukça. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. ateşli. paramparça olana kadar dişlerim. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar. Her türlü hileyi. dengeli görünmeye çalışan cambaz. tehlikeli bir boşluk gibi öğretti.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı.. aşktan geride kalan ne varsa.com 217 . uçuyor. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. yalanı. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde. siyasilere. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. kudretimiz artmıştır.. leşini çiğniyor. mide bulandırıcı. ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. bu iğrenç. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor.

ormana giderler.. Ey sevgili.blogspot. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi.. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları... (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde.. Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz. İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. kâh ısırdım. http://genclikcephesi. (El.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine... ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi... (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler. Niyazi'nin. 440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini. Fadime'ye gider. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük. Şalvar Destanı. (Birbirlerine sokulmaları. ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim.com 218 . "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura.. sert yağmurlar yağıyor. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir. sonra. seviştik. kol. Niyazi. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları.. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği.) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana.. Hikâyesi basittir." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami.. (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma. binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip. "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür. basmayı Fadime'ye verir. ilk temaslar. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim. yarin ayakları sarhoş. gördüm ki yar benden hoş. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum.. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa.. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi. (Sabahı zor ettikten sonra. "Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini.. bu yana.Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor. Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur... Romantizm. Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm. muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna.. Fadime elbiseyi üstüne göre diker.

"Çekdum aldum başından / .. "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun.) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi. "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır. "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari. nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / . Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin. bu kadar sade. Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını.... "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile.. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi.... "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me.. bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi..... "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye.. nenesi şüphelenir. "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa... "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe. yıkanma sahnesi şalvarın. (Fadime eve dönünce. silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama. "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden.blogspot.. (Fadime. "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini.com 219 .. "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle.. "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri.. "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi. "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm.... "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari.. sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir. "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur..... çelik kakma. hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini.. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri.. Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp.. hiçbir düzenbazlık yapmadan........ "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz. "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi. .. "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe... (Çerkeş arması.. (Diğer tarafta.. Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere.. "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda... "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim.... (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar...(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline..Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni..Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri. (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur.

"Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. Gün olur. Sonra çocuklarını. en karanlık. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. tüm halk edebiyatımızda. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. pervasız. En samimi mısralar. Ermeni.. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır. düğünlerinde. halı alır da. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak.usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş.com 220 . Oyunda. Beyaz kadm tenini. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. üniversitede öğretelim. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır. her çeşit mobilya. içimizde gizlenmiş en sert. babalar. şamatacı. Karagöz. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir. evlerine her cins. bilmiş. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. kelimelerimize asla hilekârca. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. günaha girmeden. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. billur sular işte bu mısralardadır. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın. çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. kelimeleri har vurup harman savurmadan. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. kaba göstermeden. yırtıcı kuşların ölümü gibi. bu mısralar! Çocukluğumuzda. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. koltuk. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet". cinsel samimiyeti öğretir. En sonra Kastamonulu gelir. bu mısralar! Anneler. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. en acımasız tüm dünya renklerini. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. en yoksuluna. Rum. biz yazarları eğitir. arzuhalcidir. su gibi kayalarla. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. yıpranmış olsak dahi. bu mısralar! Hayatın en utanç. neşeli. kendini. aradığımız insanlık cenneti. filozof.. sahtekâr renkler veremeyiz. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. mıs-ralarımız yok ise. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma.. kudurmuşçasma atar kendini.. Nedense. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken. haritada gördüğümüz tüm dereleri. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir.blogspot. Laz. bu mısralar. aradığımız temiz hava. Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur... bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri. yaraların en soylusuna.

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

Babası. Tatarlar. talanları. yoksul. dörtyüz atlı geri döneriz. Kaybolmuş. madem birileri "devlet"i hak edecekti. sanılanın çok üstündedir. devletin değil. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. bu ürkeklik. hâlâ. siz. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. Ya da.Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi. evsiz. askerlerinizi sınırlara yığın. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon. araştırmacılar. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta. onlara yazmalarıyla. Enver Paşa. Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken. tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. 80'li yılların ortalarında. yağmaları. derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. toprağımızdan. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur. cümlesini hep sarfetmişler. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar.. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. bu yüzden. bayraksız. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. bildik bileli burada oturuyoruz. bu toprakların üzerinde yaşayan insanların. vs. ne sorulursa sorulsun. Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında.com 226 .. başka bir toprağı yurt edinmiştir. kardeşçe. padişahsız.. Korku yalnız padişahın. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. Çerkesler. barksız. konu: "Türkiye'de Türkler!". oysa. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu. köylüler. anayurdun işgalini görünce. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir.. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. Kerküklüler. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. çiçeklerimizden. Özbekler. İşlerine gelmedi. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. başka sebepler de var. Balkan muhacirleri. Biz.. çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. daha çok hak ediyordu. onun. çaresiz. Bizanslılar. Gürcüler. Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük. köylülere onlarca soru sorarlar. dört yüz çadır geldik. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. Bunları zaten biliyorsunuz. Azerbaycanlılar. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı.. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş. biz. ama "devletsiz" yapamayız. Oysa. "uçurum" gibi görmek. Kırımlılar. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. oluşturuyor. Yurdundan olmuş..blogspot. gelecek sene 30 katrilyon. yaparız. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması. TRTye bir belgesel yapayım dedim. sırtından geçinmektedir! Bizler. ancak.

uçurdu. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar. halis muhlis yerli.. Ve Borges de. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. Dünyanın bütün büyük delileri.. yere çakılacağız!. hani bazen. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. Bizi bu paşaların maaşları batırdı". Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir..com 227 . 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı.. http://genclikcephesi. masalı unuttuğumuzda. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar. Mutsuz bir aydındı. Cemil Meriç çok güzel bir adamdı. aldatır. bu tarifsiz güzel adamı. ikisi de savurdu beni. hattâ. en büyük uzmanı. bu haberi gazetelerden okudum. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. ütopyaların. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. Talihin şu cilvesine bakın ki. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. tane tane ve hayranlıkla anlatır. ne zaman başbaşa kalsamz. uzun uzun. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız. İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür. düşüncenin maskesini düşürdü. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü. Zaten Süleyman Demirel. Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı. Fırtınada değil. Binbir gece masalları. Amasya elması. özel aşk mektuplarını okuyunca. Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. binbir gece masallarının hayranıydı. Eşber Yağmurdereii. masalları ve hayalleridir!. Çünkü. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri. coşkuyla atıverdi bizi.. Kütahya pınarları. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!. bu ülkede iki kör adam tanıdım. geçmişin. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. Türkçesi. gözlerimiz boşluğa asılır.. yazarların katilidir. ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp. sonunda bir müşteri çıkar. Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. limanda battı gemisi. çinileri gibi cümleleri. geleceğin.. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. Jurnal kitabı basıldığı gün. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. hazla. Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi. dalar gideriz. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı. önümüzü açtı.blogspot. tadı kaçmış bu dünyaya. masalların ağına düşürür. Eşber Yağmurdereli de öyle.. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. Çünkü bataklığa dönüşmüş. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur. mutlulukla. Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir. neşeyle. Jules Verne de. o da onur ve kitap delisi. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. sapıklıkla suçladılar. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. düşlerin. denizleri. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. yoksa kendini öğütür" diyordu. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. Macellan da. 459 Bu iki.. binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle.. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını. dinleri.. İkincisi Eşber Yağmurdereii.

hayallerle yürüyor. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı. Eşber Yağmurdereli anlattı. Eşber Yağmurdereli.blogspot.. http://genclikcephesi. tekerleklerin altında ezildi. onurlu bir insan olmak. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik.. ezilecektir.. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi. Polis geldiğinde kör numarası yapar. elli değnekten sonra açar gözlerini. açmadı gözlerini. yani numaradan gözleri kapalı olan. der ki. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır. Rüyalara aldansaydım. kaymak söyle. devlet. tam da adamın evinin bahçesindedir. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış. değil yurtdışı. hikâyeleri o kadar çok ki.. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!.. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı. Masaldaki olağanüstü kahramanlar. Adam Kahire'ye gider. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar. şeker söyle.. Oysa Eşber Yağmurde-reli. mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. yükünü yıkacak bir kıyı... ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır. toprağına bağlı! Pasinler Ovası. devler çok büyüktü ama. ben de babam da. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi.. Tarihin tekerlekleri bu masallarla. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan.. çoktan Bağdat'a giderdim. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların. Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. Boynu dik. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini. soylu. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın. hep bunu yapıyoruz. uluslararası hırsızların. ben gözümü elli değnekte açtım. yelken direği gibi. polise bir iftirada bulunur. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. soluğu yurtdışında alır. hakim. yılanlar soksa da beynimizi. çok hazin.Yaşamak için tek bir şansımız vardı.. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye". Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e.. Ancak. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. der.. boynu her yerde dik... Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini. Hakim bütün macerasını dinler. binbir gece değil. Hırsız. çok trajik hikâyelerimiz vardır. Rumeli türküleri gibi sevdim onu.. çok küçük bir şeydi. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar. bal söyle". Çölde kaybolanlar "serap" görür. katillerin.. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu. binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır.. hırsız. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. Hazineyi de bulamaz. beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. Yüzünü seyrettim aylarca.. ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş.com 228 .. insanların istediği çok sade. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. Sakalları ipeksi yelken bezinden. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük. masalını unutanlar.

ben ne yapayım" deyip kayboluyor!.. dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi. neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. Sonra. sen doğru adamsın. ama şu halka güvenme. çocuk altına işerse bir türbeye.. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!. Kimdi bunlar. Eşber Yağmurdereli'yi görünce. Madem hayal ediyorsun. Hamlet. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına. kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar. Mesela Atinalı Timon. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. ihanet onu delirtir!. insan hakları. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar...... arkadaşlarının hiç tanımadığı. sayıklamalardan. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor. kör-cahil!". patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet. insanlar. ya da bu mücadeleyi oradan verdiler.. sonunda dostları tarafından aldatılır. demokrasi gibi kavramları. Latin Amerika'ya. yoksa. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi. Eşber Yağmurdereli.... yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. çok zengin bir adamdır. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir.com 229 . Kral Le-ar\. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der.. ya yurtdışından ithal ettiler.. Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım. İtalya'ya. avukat ve yazar. "allı turnanın" ta kendisi. satılmış. hakim. "delirmeye" yüz tutmuşlardır." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız. ben de bir şeyler yapmak istiyorum. dördüncü günü. ama sizi Allah inandırsın. hırsızlıklara dayanamamış. Machbet. delirmek üzeredir. yalanlar. bir tur daha atalım. ama ben maçı kaybettim ağabey. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. hakim sorar. Bir başka adam gecenin bir vakti. sızacak kadar içmiş... Atinalı Timon. sonra Manş Denizi'ne. ömürboyu dostlarına dağıtır..." deyip kayboluyor. Halkın içinden insanlar. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum.. Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı. Eşber Yağmurdereli. ihanete uğramış. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey.Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı. Yarı deli konuşmalar. önünü kesmişlerdi. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış..blogspot. Felsefe tahsil etti." der. Othello. hepsi. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye. bu saatte işten çıkıyorum. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan.. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır.. çünkü Yağmurdereli. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. "Yaz kızım. adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir.. ben yapamam. "Ne iş yapıyorsun?". açlık grevinin üçüncü. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur. Machbet.. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. Yolda gezinirken. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye. Othello. Yunan adalarındaki lokantalardan. sen doğru adamsın.

Elimizden hiçbir şey gelmese de. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini. insanlık derslerini. dağımıza.. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı.. o korkmadı. Bastırırız!.. 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı. destekliyoruz!. ülkemize. onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden. (bugün 4-5 saatte). yolda bıraktıkları araba.. Sıradan. Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz.. ancak. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!. ha-valı-şişirme değil. Atinalı Timon. yedi günde Van'a. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. Hızır Aleyhis-selam'dan başka. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı.. Othello. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı.. Yani. giderken. sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!. Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de. sopumuza onur verdin!. taşımıza. bir bas iki kaldır usûlü.. Hiç kaza yapmadığıyla övünür.. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi. beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet.. Kamyon Zigana'yı devirdi mi. kimseye farkettirmeden. olsun. kendileriyle her gün. Bu soruların da cevabı yok! Ama. Hızır olduğunu. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi.. Ve hepsi içlerinden.com 230 . Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!. dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza.blogspot. Evimize. yani bizler. Kurtarma ekipleri de yoktu. türkülerin hepsi güzel!. yarı deli meczupların ağzından verir!. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. yani hepimiz: Yani deliler!.. Cevap... Tekerlekleri kauçuk dolgu.Yani Şekspir. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. kurtardı. olsun. bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip. Eşber Yağmurdereli.. biz korktuk. deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!. Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi. deve hörgücü gibiydi. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları". insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. Fren sistemi de. halis muhlis Anadolu çocuğu.. Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. kahramanlarını delirttikten sonra. Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler. onu alkışlıyor. Hepsi bu mu? Hepsi bu!. şimdi. ayaklarının ters olduğundan anladı.. o olmadı!. toprağımıza. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları. Kral Learl Hepsi delirmiş.. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu. Kendisine değil. anası Erzurumlu. Machbet. Ba-tum'a kadar gidip. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. şu sokaktaki düz insanlar.. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!.. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. balatalar yerine fren çubukları vardı. bu düz.. Ne pahasına olursa olsun. bugünkü gibi. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir.

ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. Her birine sırayla giderdi. Lazca konuşur. bunun uydurma olduğunu. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. yine çalıştı. Bir küfe soğan. kapı önüne minderler atar. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. yağı. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. Kuşatma altında kaldı. fındık taşırdı. şehre yeniden atıyla girerdi. bir daha kendini toparlayamadı. birkaç kasa balık. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. üçüncüsü Erzurum'dan. sini kurdururdu. atma biner. yedi. Müşterileri ona bayılıyordu. kiremit. İstemese de. bir küfe domates. arabanın gidişini seyre gelirdi. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. canlı hayvan. ekmek parası. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi.İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu. dönüşte. Rumca. içti. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. inşaat malzemesi. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. tulum peyniri getirirdi. Trabzon. dişlerinin ucuyla yakalardı. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. beşincisi Bayburt'tan. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. oniki de akraba. çünkü. ayağında ne varsa. kendi yemeği. dilenci. üç numaralı oğluyum. çamura boğardı. kahvede sekiz köşe otururlar!. Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu. bıçak oyunu dillere destandı. fotoğraflarda kaldı. 40'a geldiğimizde günde bir araba. kamyonları çevrildi. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. http://genclikcephesi. ikincisi Gümüşhane'den. Bu adam. böyle açılırdı. Rusça. küçük oğulları onu. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. Akşam yemeğine oturmadan. Şoför Sabri yeni bir kadın. balı.. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. Oniki çocuğu oldu. ormandakiler ormanı bırakıp. dolmuşçuydu artık. yıllarca süren bir hastalığa düştü. dururlardı. Türkçe okur! Yollar topraktı.com 231 . çalıştı. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. yoksul. Osmanlıca okur-yazar. Kars. birini kardeşi kaçırdı. un. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca.blogspot. dört tanesini ölene kadar tuttu. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. Seferleri.. topluiğne başlı. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. kadınlara. yabancı kimseleri toplatıp. Arabalar şehre girerken. babam olur. Biz. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. böyle. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Elinde. tarlayı. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. sohbetli muhabbet kurardı. ilki Trabzon'dan. karın ilk yüzmetresini muavinler. Van. Erivan'ın içine kadar girerdi. canlı hayvan. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. baba değil. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. erkeklere. Ve bu mağrur masal adamı. oğullarını sokağa salar. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar. kemik sırtlı. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. elinde bir kamyon kaldı. çocuklara. balığı özeldi. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. Orta yemeğinden ayrı olarak. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. eşrafla sofralı. son kamyonunda tanıdık. Horonu da iyi oynardı. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. Geçmiş.000 lira ile gezerdi. dördüncüsü Kars'tan. Doğu'ya şeker.

araşma cevizleri dizmiştir. Baba. "Bana öyle geliyor ki oğlum. muşambası yırtılmış. ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!". fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır.. değirmenlerin sesinden korkuyordum. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır. tuzlanır. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar. iki numara şimdi. "Oğlum.. "Yanında ne vardır oğlum!". şimdi elde yok.. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın. Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. dere boyu kar yağıyordu. arazinin içindeki değirmenleri. dere boyu kar yağıyordu. Farlar zayıftı. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!". sorma!. tepsiye limonu. lahanayı ince ince kıymıştır. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle." Yol uzar.. Jandarma gelir.. bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım. Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken. soğanı koymuştur. elindeki tapuyu gösterir. maydanozunu içine atmıştır. "Yanında ne vardır?". "Yanında ne vardır oğlum?".. "Sen üzülme baba. baba. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. Babam küçücükmüş. mısırları yumuşacık pişirmiştir. balıklar temizlenir. hanımları pek de gönüllü değil.. annem şimdi.. Küfürler. süngeri küflü koltuklara siner. tabaklara konur! Akşam oldu olacak. "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır. eti incecik kıymıştır. biraz zor yatıştırırlar babamı. dört numara ne yapmıştır?".. çocukluk günleriyle birbir sayıklar." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır. bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri.. iki numara. altıyüzün üstünde nüfus. büyük ağabeyim vermiştir!". tuzunu.com 232 . Farlar zayıftı.. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. "Vermiştir baba.Eski günler aklına geldikçe. tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur.. gelir. şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar.. annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır..blogspot.. demek). dere boyu kar yağıyordu. sorma!. "Üç numara baba. "Baba. 468 469 soğanları doğramış. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır. Arazisine yerleşmiş. "İki numara ne yapmıştır oğlum!". tavada bir güzel kavurmuştur. pazardan bir bakraç yoğurt almıştır. artık. uzun yola köye çıkardık.. gelir... Farlar zayıftı. Sakinleşir... hem. yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". "Vermemiştir oğlum!". Araba. uykusu ağır ağır gelir babamın. baba!". "Baba. uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır. baba. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş. karabiberini. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk. avuçta yok. ormanları isimleriyle. yeter ki babamın uykusu gelmesin. sorma!".. "Ne yapmıştır oğlum". Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. sinirli. korkudan ödüm patlardı. yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır.. yaprak biberleri lime lime etmiştir. Babam hışımla kaportayı kaldırır. silahını kontrol eder. sigara. Farlar zayıftı. kızartılır. kırk yıldır yüzüne bakmadığı. Farlar zayıftı. baba. domatesi. yol bitmek bilmiyordu.. sorma!". çay. "Baba... "Yapmıştır. dere boyu kar yağıyordu. hem konuşturup açmak lazım babamı. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. Ben de arka koltukta. şehre gireriz. Her virajı dönüp. derdim. aç. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır. Yol uzar. bir numara şimdi.. geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş. dere boyu kar yağıyordu. "Oğlum. vermiştir!". bir lahana çorbası yapmıştır. babam. sülalelerin anasını avradını düz giderken. her an dereye uçabiliriz. "Baba..

"Ömrün boyu şu meretin. gözyaşlarını siler gibi. şimdi annem... bu mısranm içine gizlenmiş. Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik. "Ne yemini baba". fırfırlı eteğini de görürsünüz." Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm." İçinden hangi hesapları yapmışsa. Babam.. Bu sinirle eve gidersek. kazan kazan suları kaynatmıştır!". Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. Gazın gürültüsüne..) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa." "Oğlum. nedir? Dedi ki. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca. Ancak. bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça. araba gürler. direksiyonun başına oturmayacaksın!". koluma felç girer. Ön kapağı tutacak. dağlı bir Karadenizli iseniz. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış. çamur içinde. "İyi okuyor musun oğlum!".. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. biz kara ekmek (çavdar ekmeği). "Baba. İyi ki babam karneden. Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi.. Karadenizli olmanız gerekmez. Karadenizli iseniz. Karadenizli değilseniz. muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum. Karadenizli iseniz. bu hikâyeyi yazdım.. bu şiirde gizlenmiş.. yine onlar beyaz ekmek yiyor. İncil midir. Dişlilerin gözünü oyar. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir. bu mısrada gizlenmiş. Bir de.. hayvan taşıdım. Un taşıdım. dokuları görürsünüz. hüzün dolu bir çaresizlik görür. bu şiirde gizlenmiş.. "Oturmayacağım baba!. bu türküyü duyduğunuzda. bu türkünün içine gizlenmiş. Karadeniz türküleri üzerine. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı.com 233 .. Beyaz Ordu'da bir subay. siler. evin de altını üstüne getirir. Ön takımlardan alevler fırlar. ön takımları bir güzel okşar. bu yarı köpürmüş. "Okuyorsun değil mi oğlum". "Kaynatmış mıdır oğlum!". Halk daire olur etrafımızda. sevgilinin sarı. Ne zaman gitsem..dilinden iyi anlar. şanzımanm. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. "Okuyorum baba". kolumla tutarım. Ödüm kopar. Şimdi okul dağıldı. geçtiğimiz ay. her tarafı yağ. Kur'an mıdır. Rusya'nın karışık zamanı." (Babamın bu sözlerini hatırladım. "Bana bir yemin ver oğlum". Karadenizli değilseniz. dağılacak. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da... "Kaynatmıştır baba!. dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz. pembe. "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız.. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. bujilerin kafasını çıkarır. Basar gaza. Türkçe konuşan tüm insanlar.. Sevdiğim kız. demir yoktur. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri.. Ve şehirli değil. havalanmakta güçlük çekip. ikmalden anlamıyor. motorun gırtlağına sarılır.blogspot.. sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına. "İyi okuyorum baba"... amortismanların yedi sülalesini. Karadenizli değilseniz.

. Mantığımızı bozan. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış. Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik. sigarasını tüttürüp.. canavarlığın salyası. dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi. kır evinin şöminesinde. Canavarlıktır bu.. Mihri Belli. Her neyse. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür.öt sallamaya başlarlar. Tertemiz. devletten. hüzün.. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. TV programı. belgesel.com 234 . ordudan. edebi eserler. beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. holdinglerden. birlikte. tane tane okuyun kitaplarını. bu uğurda kavga vermişlerdir. Düzensizleştirir. derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. çocuksu.. Ancak.. rakı içmiş. Ve Cüneyt'in yüzü. Hazzı.blogspot. kurtardığı kızla. Latinler . onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş. sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi... Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını. kavgası haline getirmiş. sinema. hepsi. sayın seyirciler. endişeleniriz de. bir kısa film çekmek istiyoruz. elimizde bu mısralar vardır ve bizler.. işte bu yüzden. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. bedenimize değil.olduğunu düşünürsek. Evet.. algılarımızı ka473 paur.. Bu çılgın zevk. Toplumlar yoksullaşıp. masum. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir.öt sallamanın şampi yonudur. Çünkü.öt sallıyorlar. Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . barbarca katlediyorsunuz. Bu curcunalı. koltuk altındaki silah kılıfıyla. Bozuk kurgu. terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız. Sa-dun Aren. Mehmet Ali Aybar. her şeyden büyüktür. saf. bileklerimiz korkusuzdur.. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz. akademilerden. bu ülke bizi yormaz. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı. siyasi karışıklıklar art tıkça . solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. Behice Boran. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir. ne kadar öfkeli olursak olalım. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip. bölmek. Başrollerde Cüneyt Arkm. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada. Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. bu mısralar. Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz. tiyatro. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış.. Bu mısralar. bölücülük. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz.

kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu. mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir.. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış.. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney. 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. o 475 günün teknik. tüm baskılara. cinayetlerini. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken.com 235 .. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi.. küstah aydınlara.. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla. yokluklara rağmen. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını. Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister. Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. Tüm meslektaşları. izleyin. idamla yargılanmışlardır. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde.. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar. Fehim Adak. onların düşüncesidir. ama. Gerisini gidin. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. hattâ. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir.. içli sahnesidir. bilgisayar. sürülen. 141-142. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. http://genclikcephesi. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü. çünkü.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında. evine dönerken. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. maddeler. Yer yer etkileyici. otuzbin kişi öldürûl-memişti. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu.." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. Sonra ahırda karısını görür. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor. filmin en duygulu. muhteşem sahneleri var. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır. sübyan koğuşunu anlatır.25'te Ankara'ya ulaştırılıp. sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü. film gözümüzde daha da büyüyor. ancak. içinden. yani. Yılmaz Güney içeride. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir.. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. Köpek gibi horlanan. onlar ayrılmak istiyorlarsa. Seyit. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. yalnız su ve ekmek verilmekte. sürünen. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken. oyuncular.. gece saat 1.blogspot. gensoru verilmiş. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım. yani." Bu sözler. Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan). Kadın donarak ölürken. Son söz olarak. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir.. bu benim görüşüm. o dinler ağlardı" der. Yine de sürülmüşler. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. yoksulluktan bahsedenleri.. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek.

Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla. İnsanlığın. Başrollerinde bu aydınlar. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu. derelerin. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar. evet. yok etmekle. öldürmekle. Bu ülkede. bu malum yazarlar. Cüneyt Arkın gibi. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var. güzel. karıştıran. bulmuş. duygularını. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını. köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. yaratmış. Canavarca bozdunuz. tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. dağların. 1950'den beri.blogspot.. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. Ama. bugünkü medyamız.. o gün de vardı. Ve sonunda Apo yakalandı. bu öyküyü elimizden alıp. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. asmakla. Bu. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için.com 236 . bu öyküyü. 1981'de Apo yoktu. 1940'tan. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. barbarca. bu öykülerle insanları. hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. bizlere vatan haini deyip. politikacılar. http://genclikcephesi.. asmakla. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız. dikenlerin. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar... mantığını. O gün de birilerini parçalamakla. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı. bu lirik öyküler. bağırmakla. Ama malum yazarlar. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. İnsan aklını. suç sayıp. Sizler. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. o günlerde de. 1950'lerde de Apo yoktu. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. 1970'lerde de Apo yoktu. Bu öyküler. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur.Hem dağlarında kaval çalınmıyor. Şimdi orada. iş basındaydılar. hep Apolar aramış. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. Halkımız. Altemur Kılıç. Son onbeş yılda. insan zekâsını bozan. ülkemiz. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi. Biz. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti. aydınların tek sığmağıdır. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye.. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. Fatih Altaylı. yasaklayıp. halkı kandırırız. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. dağlarda otuzbin insan ölürken. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı. parçalamışlardır. dünyanın.

. kurtardık ülkemizi. Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı. kaval sesinde. Allah aşkına artık. Cüneyt Arkın'ın polis. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. cumartesi anneleri duyuyor yalnız. süt. . Her biri servet sayılacak mücevherler. İşte asıl bunlar yandı. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı. ışıl ışıl insan gözlerini.. kına çiçeği ellerinin. Kurban olsunlar senin o biber. batırdı.ikile büyüdük. Doğulu olmasak da. kaval sesinde. Ve biz. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. Yunan bir şey söylemesin. Bu. bayrağımız. O vizite yataklarında. Bizim devletimiz. bizler.Bu yanık kaval sesini artık. Yazarız. cuma anneleri. Falih Rılkı. annelerimiz. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden. Ahmet Emin Yalman.blogspot. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını. Ki. kurdu. Alevi. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü. çirkin. Kovaladık.. yakaladık. kardeşlerimiz. Sekiz gazete. uzun kaval sesi. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. Marmaris sahillerinde toplattırılan. özel tim filmleri çevirdik.. Görürdünüz.. meyve kadar tatlı yanaklarının. şeriat. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını. çimenler üzerinde koşturan.. yanık... bal.. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar. bu öykülerdir. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi.. komiser. üçler-yediler-kırklara karıştın. parçaladık.ikile . beynimiz. kovalamak. bu ülkenin çocuğusunuz. kara yüzüne. İyi gazete için muhalefet şarttır. Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına.. yakalamak.. Kürt. Biz. kardeşimiz. Yesinler senin o incir içi gibi tatlı. bize kimse Türk. pamuk tarlalarından. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney. ciğerleri kavrulmuş. edebiyatçıyız... Diyarbakır. Düşüncemiz. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini.com 237 .. Bir de.. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü... çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum... ince. Bu yanık. Bir büyük aile gibi yaşanırdı. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey." Ali Naci Karacan. kapkara kömür ateşi gözleri. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. İşte herkesin gözü önünde. Otuzbin ölüye rağmen görmedik.. Bu posterlerin sokağında büyüdük. parçalamak oldu. Tanrımız.

com 238 .. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş. yuvarlak. aradıklarımız var. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. biraz kumara. Gerekçesi. düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir. Bugünkü medyayı görüp. Sumo güreşi hikâye. Hüseyin Cahit'in. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. bir adam boyuna yakın derinlikte. bu parayı da kumara yatırdı. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. 80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı.. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı..blogspot. boşuna aramayın. Ahmet Emin'in. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır. kucak açtı. Babasına gazete çıkarken. devletlü akçeli işlere karışmıştır. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. http://genclikcephesi. hepsi. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir. Milliyet'i çıkartırken. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. galip sayılırdı. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. İşte asıl bunlar yandı. medyamız patronların eline geçti. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı. Ancak. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını... 45 bin tirajı bulur. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı. Zekeriya Ser-tel'in. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy. Dokuz ay sonra İpekçi. Ancak. İşte asıl bunlar yandı. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. İpekçi'yi değil. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı. Abdi İpekçi'dir bu. yeniden kuracak olduktan sonra..devrimlerine muhalif olamam. gazetesini batırdı. Aydın Doğan Milliyeti satın aldı.. o günlerin Hüseyin Cahitlerini. 480 481 Meclisin ilk günlerinde. Akşamcı Naci. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok. Yunus Nadilerini. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi. İşte asıl bunlar yandı. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. Türk basınını kalbinden vurdu.. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. biraz da kadınlara düşkündü. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. kuruşsuz kaldı. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir. Havuz şeklinde.. geniş çukurlar açılırdı. Bu büyük ve cefakâr kemalist. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı. Bütün yıktıklarımızı. ki. Bedii Faiklerini. Mehmet Ali Ağca. genç bir delikanlı getirir.. bulup küçümser. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması.

Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır. bir şartı var.Değişen. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz.com 239 . Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu.blogspot. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci. İzmir'de Yüksel Çakmur. soğuklar mı bitti.CHP'nin başkanları ise. "delikanlı" taburları yapmalı. ölçüsüz. meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim.. hattâ. İşte. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak.. ancak beş-on kişi olabiliyor. diye sormadı. hayat mı değişti. bunlar da arada yanıverdi. bu evliliği bitirdi. İşte. bu üç hayvanın da soyu tükendi. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti. bizler lâikti. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır. Hattâ. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. nerede meşhur bir kebap varsa. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması. Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az. İklim mi değişti. Bir de "delikanlıları"..... arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor. tahta kuruları da öldü. http://genclikcephesi. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da. pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken.. topçu. çünkü. bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. arada bunlar da yandı. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur. şeriattı derken. yahu hangi sol. Ankara keçisi.. Ankara tavşanı.. derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular. piyade birlikleri gibi. tüketti. meşe odunu ateşinde. diye sevinirmiş. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı. gerçek hayatta ise. tükenecek.. olsun. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz. neyin solu. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda.. Oysa Türkiye halkı. Sırrı. Ankara'da Karayalçm. Ankara kedisi.. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor. Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır. İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp. İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi. çünkü. at arabalarım çektiriyor... kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar... uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar.. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde... ancak. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. Ve.

. kanalizasyon. Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu... pis su borularının maliyeti... Değil lSKl'nin gelirleri.. darbe oldu. Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. saldırgan. tabancılar için yeniden. diye karşılık verdi. insan hakları..com 240 . işadamları. Tayyip Erdoğan farklıydı. şimdi neden köpürüyorlar. Gerçekten Refah saflarında. yasaların çalıştığı bir günde. Daha... kestiler.. dediler. Aticak. üşenmeyin gidin görün. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar... Tekrar başa döndük. Menemen vakalarına... meclisin. yazarlar-medya da bahaneyi buldu.. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için. Allah.. şimdi talancılarını bekliyor. Keşke harbiden darbe olsaydı. Pirelerin. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı. serbest fırkalara dönüverdik. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu. diyemedi.. Ve. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a. siyasiler. adını Ertuğrul koyarlar. olan olmuştu. öl. talanla. daha acı bir çığlık.. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. patronların solcu arkadaşı.. işte burada... Askerin en kızgın. Halkın acıyla.. medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde. sessiz. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı. yobaz.. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise. ünlü fıkradır.. ellerinden geleni ardlarma koymadılar. din. kitap. Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. 484 çöpü. Şair Eşref. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı. Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. Ancak. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su. çevre. herkes. iyi niyetli bir tabiatı vardı... hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. çok geçmeden.blogspot. sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak. "anayasayı" hiçe saydılar. holdingler. vs. en sahtekâr holdingleri. siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler. dar bir görüş. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. depolarındaki temiz.. istiklal mahkemelerine.. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti. derdik ki. Medya yüzyıldır. "hukuğu". Bir küçük aÇ!k bulup. desene tekrar başa döneceğiz" demişti. tarihin en yalancı gazetecileri. çakallar. çirkin şovcu. böyle oldu... bağırdılar. suyu. öfkesi burnunda. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi. Sıradan. Hattâ içeri attırmak. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar... Refah da. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. kudurmuş hırsları. merinos tıraşlı. en puşt kameramanları. başörtüsü.. daha önce. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi.Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı. zaten sen adam değilmişsin. Ama onlar gün ortasında. Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü... havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. demokratik ortamda. Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul. hattâ yurtdışına kaçırtmak. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar.. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada. gösterişsiz bir ha-Yatl.

Şoför... sonra anladım ki herkes abaza.. tertemiz. yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu. Fethul-lah Hocası. halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz. hayal kırıklığına uğramıştı. Şevki Yılmazları. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. Ancak. http://genclikcephesi. Şovmen Cem Özer.. Ön tarafa geçerken. Menderes'e gönül bağlamış halk. insanlar kahkahadan kırıldı.. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar. gitti.. top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi.. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar.. Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar. gösterişsiz. Çünkü. temkinli." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım... Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik.. fazla da heyecan taşımayan..blogspot. Oysa bu insanlar. seminerde.. özür dileyen halini beklediler. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız.com 241 ... Ancak. Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana..... zili yok arabanın" dedi. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı.. basit. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor. tekrar yola koyulduk. Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde.. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır. iri. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen. süslü maden gibi parlıyordu.. Daha da hazinleri var. Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim... arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler.. mesela. Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız. herkes sana. Tayyip Erdoğan. Ama. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. kim. başı düşmüş. memleketsever. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. başka nereyi sorsun. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla. şovmen Leyla Te-kül'dü. Arkasında boyalı bir orkestra. halis. halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. parlak. o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı. TGRT televizyonu. sıradan. muavin sesini çıkartmadı. tarihe geçti. ondan. üzüntülü. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük. 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım. kendine güvenliydi... gözleri. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar. îşte asıl bunlar yandı.kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar.. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise.

başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya. dedi. üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden. Hastanede çalıştığım yıllarda. Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır. en rahat o. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi. çünkü koridorda yalnız tuvalet var.. müdür için gavat. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. onlara niye kalkıcam" dedi.. hangi odacı kime kalkıyorsa. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. melekti.. niçin arada bir kalkıyorsun?".. hımbıl. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu. hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi..com 242 . başhemşire birinci. yalnız başhemşireye. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem). orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım. zil deyince. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli.. bu dört odacının. Mehmet Kaplan. "Ben. hem bayanlar tuvaleti. Mesela. başhemşire. ben de kalkma diyom. benimsemenin de anlaşılmayan. en baştaki hiç kalkmıyor.. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. kalkıyorlar. müdür tuvalete geçince kalkıyor. müdür muavinlerine kalkmam.. çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. dördünde de dört odacı. erdem. piyano tuşları gibi birinin oturup.Pencereden dışarısı karanlık. dedi. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi. yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. "Başhekime de kalkarım. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur. Saatler geçer. parasızdır. başhekimin odacısıydı. Uzaktan baktığınızda.. donmuş.. Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni. Diğerine dedim ki. birinin aniden kalktığını görürsünüz. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu. Diğerleri başhekim için "hırsız" der. Bu adam da. Sonra anladım ki. ama. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır. tekrar oturuyorlar. insanların hayat diye... Başodacı başhekime laf kondurmaz. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi.. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin. "Sen dedim. başhekim. kalkıyorlar.. "Onun işi çok rahat. hikâyelerinin tekniği. En baştaki hiçbirine kalkmıyordu. ikinci. servis şeflerini sallamam" dedi.. ona kalırsa. der. sen niye hepsine kalkmıyorsun. birinci katta başhekim.. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı. müdürün odaları var. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim.. "Çok iyi kızdı.blogspot. daktilo.. başhekime ve müdüre kalkarım." İtaatin benimsemeyi. "Ben bunlar gibi çömez değilim. Behçet Mahir üstüne onlarca master. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler..mına koyum. Koridorun sonunda da hem erkekler. başhemşire için orospu. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu.. ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. ama ilk tanışmam böyle oldu. doktora çalışması yapılmış. "Ben. başhemşire. Ancak. fena mı ediyom?". onu benimsemiş. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor. Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . yorumlanmamış doğruları doğurduğu. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır. yarı uykulu düşündüm. muavinleri sallamam" dedi. o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. bir de tuvalet dönüşü. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. En başta dört köşe kurulmuş odacı. Behçet Mahir. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım". Dr. sevmiştir..

yıllarca odacılık yaptıktan sonra.. tek bir çırak bırakmadı. hepimizi kucaklayan güzelliğin. hayata diretiriz. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur... Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur. erdemi öğretmek toplumun borcudur. Tanrı'ya inanın. o kadar güzelsin ki" der.. açlığı. hepimizin içinde yaşayan.. Faust.. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. Tanrıya inanın ya da inanmayın. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti.. Türkçe sevgisi aşılıyor. Gelini çağırmak için. o anları anlayamazsak. güzel bir manzara. tartışmasını. hayatı üzerine. anarşi çıkarıyorlarmış." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için. siyaset.. çok yakın bir arkadaşımın babası.blogspot. haa ne oluyormuş. insanın... hayatın kendisi. 1988'de öldü. o ana. gün gelir. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. halk türküleri. ayvazı çağırdı. içimizde duyduğumuz derin bir ses. bir duygudur. "Dur hocam... hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını. varolmanın güzelliği kazanmıştır. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar. "Geçme dur. babasının malına göz dikmişse. "Hayatın hiçbir anma geçme dur. her insan erdemini. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. 492 Faust bahsi kaybetmiştir. sanat. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren. ya da inanmayın. Ancak. varolmanın sesi. Bu anı düşünmekten haz duyar. bahsi kaybeder. tam öleceği an. aşk. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. hikâyeler. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu. karıştırırız.. seze-bilmesini. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır. onun anlayıp. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu. yani. hocası onu sürekli. adını ne koyarsanız koyun... Çok sevdiğim. yaşayabilmesini sağlar.yarın. sinema.. babasının ölüm anıdır. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı. Mesela bir çocuk. güzel bir şiir. ama. insana derin bir Anadolu. İşte halk türküleri.. İnsanlar bilmedikleri.. Bu ses güzelleştirir insanı. hayatın öyle anları vardır ki. edebiyat. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. Bir siyasi örnek verelim.. güzel bir ses. hem kendine. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam. Sanat. sevgili. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir. tabiatın güzel manzaraları. Üstüne. Sırf kendi karnımızın doyması için. güzel bir ses. fıkralar. Behçet Mahir. sanatı. yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur. insanlık kazanmıştır. Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana. anlayamadıkları.com 243 . Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. Her insan anlayabildiği doğruları benimser. http://genclikcephesi. bir çay içimi molası verip. çünkü mirasa konacaktır. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. psikoloji. "Geçme dur. maalesef bunlardan habersiziz. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar. Evini yerleştirir. zile basıp çağırıyordu.. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. Ancak. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız. o kadar güzelsin ki" dersiniz. çayımdan bir içim" deyip. koyar. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor. vicdanı.

şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar. "kendi doğruları" yoktur. aklım kullanamayan dandaklar-dır. Zil sesiyle sanatçı olurlar. düz.. Sanatçılar da. yüce aşkı. arkadaş. estetik. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. sahipsiz. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. Orhan Gencebay. konservatuvarları. "Geçme dur. haz. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. kolay doğruları vardır. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". uyuşturucu tüccarı katiller ise. eskilerin dediği gibi. dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. karmakarışıktır. zil sesiyle giden. gidecektir. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. zil sesiyle giderler. bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. kardeş düşmanları. o kadar güzelsin ki" anlarını. birinde Bob Marley.. sirk hayvanları zekâları kadardır. Öğrenci. zil sesiyle "benimsenmiş" düz.. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları. Cem Uzan'm. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. Bize. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır. miskinliği aşacak. "büyüktür. yorumlayamayacak kadar basit. "değerlerini" bilebilmesi için. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları.. zil sesiyle gelen. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur. soylu beğenileri tanımazlar. bilge insanlardan seçeriz. 494 495 http://genclikcephesi.. kendi gerçeğini anlayıp. onların işgal ettiği bir ülkede. saygıdır. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. zile basıverir birisi. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak.blogspot. efendisiz. Dandaklar ise. dost. sevgilimizi onurlu...com 244 . "Anarşi çıkarıyorlar. zihinsel uyuşukluğu. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur.. Mesela. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. Cumhurbaşkanının. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller.. işin arkasına indiğimiz YÖK. güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. yirmi senelik okul hayatına bakıp. Dinç Bilgin'in. susarlar!.. Erbakan'm. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. tabiatı tanımazlar. sevgiliyi. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. beğeni. soylu. Onların hakim olduğu. itaatle. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir. güzellik duyguları. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye. Aydın Doğan'm elini öpmeyi. hırlaşır dururlar. sanatçı. haz duyarlar. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak.. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır. İçimizde... karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela. ahlâksızlar. zil sesiyle iktidar olurlar.Ancak. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip. Şimdi. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler.

Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. Türk ekonomisinin lokomotifi oldu. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı. Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. hattâ ormanlarına. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. ipeğe. rakip hafif kalır. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu. kimini çapaya.İşçi lazım olurdu. (vurgunu). en genç. haşa. Adana'da haşa denir. Ayrıca. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı.. Adana'ya pamuğu. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. ilk çırçır fabrikası kuruldu. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. buna. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar. Mitsui'nin rakibi.. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. İlk işi. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. benimle gelin' derdi. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden. Çırçır'da makine. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. ". Kimine pamuk bastırır. Pamuk Adana'nın ruhu.. birbirlerine sokulmuş. Üçyüzyıllık aile mirası. hattâ." http://genclikcephesi. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. tek başına. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. köle pamuk işçileri zencilerdi. yün. selüloz. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. pamuktan. sen. altın. ayrıca büyük bir gemi filosu vardı.. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da. köyünden işçiler getirmeye başladı. Yevmiyeniz şu kadar derdi.blogspot. toplamaya götürürdü. ki. Hacı Ömer Sabancı idi. dokumaya. Sabancı ailesinin. öldürülmüştür. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. kimya.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. tütün. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. en okumuş. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. "aile" geleneğine dayalı. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü. küçük sermayesini büyütüyordu. genç. konserve. kimine balya taşıtır. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan. vs.com 245 . ayakta bekleşen. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. Mitsuiler gibi. yaşlı. aile dağılmadı. hanında. Kuzey-güney savaşının konusu. bir işçi simsarı oldu. pamuk ekmesini tavsiye ettiler. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı. sen. Verilen azmış. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu. giderdi ırgat pazarına. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. İnsan emeğinden bol. sıkıştırılmış 120-130 kilo alır. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. cumhuriyet tarihine damgasını basacak.

Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". toprak sahibi olmak. varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. Deli miydi bu herif. Hacı Ömer.blogspot. Hacı Ömer. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti. yine de köle işçilerin ağası. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki.com 246 . Bu ortaklık. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. Celal Bayar. yağmurlu geçerdi. asırlarca patronların rüyasını süsler. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. Adana'daki bol. Keyifle avuçlarını ovuşturdu. müdür. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu.. mal. teşvik etti. köylü kurnazı Hacı Ömer. lanetler yağdırıyordu. İstiklal savaşı henüz bitmişti. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. ustalıklı. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü. Rumlar'dan. ilk büyük ortaklığıyla başlar.. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. kar olmaz. Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti. kuyruklar büyüyordu. önlerini açtı. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş. simsarı olarak bilirdi. Güçlerinin sarhoşu ağalar için. mal darlığı yokluklar. paşalar gibi sefalar sürmek. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. büyük bir voli vurmuş. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince.. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet.. üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. "eziyeti" haline geldi. üstüne de kazanmıştı. Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile. ancak. Varlık Vergisi. muhteşem bir Amerikan filmi olacak. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. o pamuğunuzu alıyom. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. 40'h yıllara gelindiğinde. Hacı Ömer. ucuz işgücü. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. Fiyat artışları. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. Yokluk yıllarında halk. mülk. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu. gözlerine kimse inanamadı. Hacı Ömer de "ortak" oldu. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. yol gösterdi. don olmaz. Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi.. İçten pazarlıklı. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş. beyler. deyip. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi. ilk toprakla tanışması da.

Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır.blogspot..Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez. aslında yurtdışından kim gelirse. beş milyon lira kredi aldı. Refik Koraltan başta. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor. Giyimi kuşamı savruk." diye sızlanıyor. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi. Amerika'nın kara haydut bayrağının. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. Sonunda geri kalan % 35. aştı. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. geleneksel aile mirasını tutamaz.. mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar.. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim.) Hasis davranışları bizi etkiliyor.Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim. çocuklar. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü. kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir. büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm. başka laf dinlemiyordu. Türkiye'yi ikiye bölen. sen yeterince oyalandın. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. Menderes. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir. tam da burada... sinema işinde büyük para olduğunu görünce. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri.." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar.com 247 ." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. Hacı Ömer'e giderdi.. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı. Sanayi Kalkınma Bankası. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti....) Bu hikâyenin kahramanı. Sadıka hanım.. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. dağılırlar.. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık. masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür.5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu.. (. 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. köşke uğramayan politikacı yoktur. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ". bize pul bayiliği verin. bende oğul. Elinden düşürmediği. Hacı Ömer. İşte.. serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer. Bossa kurulur-¥en. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü.. Türkiye'nin geleneksel.. değil Adana'nın. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu. paldır küldür giriyor. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur. Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler. Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi. saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü.) Tabii. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti." Hacı Ömer'in son büyük volisi.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir. O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar. Hacı Ömer. Protokol filan tanıdığı yok. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur. derler bizde.. uşak çok. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor.. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti. (.

bu yaptığın iş mi diyenlere de. Hacı Ömer fiyatının üçyüzbin lira olduğunu öğre nince. köşkün önüne de. tehlikeli bir "roman karakteri"' var. değneğini yemeden de tüy. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok.500 501 atıp. ziyafetler için hazırladı. bir kenarda eğlenirdi. Sakıp evlenecekmiş. Zavallı Ayşe kadın üzülür. seyredip. eşeği dama çıkarmak deccalın aklına gelir mi bire kâfir" diye küfürler sayar.com 248 . Hacı Ömer tellal çıkartıp numaradan köylünün atım insaniyet namına bulan varsa diye aratır. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdırıp tenekelerin bulunduğunu Ayşe halaya bildirir. kuru fasulye. yaşlı Ayşe hala kışlık ve peynir ve yağın iki tenekesini soğukluk olarak kullanılan mağarada saklar. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip. 20-25 sene içinde çırçır. çünkü haftanın üç günü alaym yemekhanesindedir. eğlenmiyorlar mı? http://genclikcephesi. kasabın kırdığını sanıp. kaldım. sıkı bir proje yapmış. teftişe giderdim. Rum-lar'dan kalma bir hanın damına çektirir. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. Yine bir akşam. "Bak yeğenim. şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. haftanın üç günü topçu alayının yemekhanesine gidip. iplik. mobilyacıları Güngör anlatıyor. öğrenelim. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız. dondum. Sakıp çok beğenmiş. sinema seyreder gibi eğlenirdi.. piyadelerle yemek yiyor. yemeğe para harcamayıp. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir. "Yeğenim bunların hepsini ocağın altına atsan bir çorba pişirmez" dedi. Oysa ortada." deyip. siz çözümleyin. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur. köylü acıyla Hacı Ömer'e: "Ulan çocukluğundan çektiğimiz yetmedi. Yine yaylada. köyün çarşısında kızılca kıyamet kopar berber-kasap ölesiye kavga ettikçe. İhtiyar eşeği bulamayınca bas bas bağırır. kasap Hacı Ahmet'in dükkânına saldırırdı. Hacı Ömer. gör. Hacı Ömer bir kenarda sinema seyreder gibi eğlenirdi. kay-bol" diyor. Şimdi duyduklarınıza ise inanamayacaksınız. Hacı Ömer. \ Bir dikili ağacı yokken. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. bu gelenek bugün. ya da parayla yazılmış intihası veriyor. yağ fabrikaları sahibi olmuş. Adana'nın tarih içinde yetiştirdiği en zengin adamlardan Hacı Ömer. asker karavanası yemek için. köyü hırsızlar bastı diye ağlar. Karavana yemeğe geldim. alayın yemekhanesine dalardı. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. zayıf." Nasıl pazarlıkçı. berberin çömleklerinden bir ikisini gizlice kırdırır... "Seyret şimdi sinemayı. mercimek çorba gibi. evinde ziyafetlerle ağırlamış. sonra gizlediği at ortaya çıkanca. Hacı Ömer eğlenirdi. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. yanından geçerken koluna çarpmış gibi çömleğini düşür. biz anlatalım. berber Ömer de. der. hatır için. para ile tuttuğu çocuklara.. Yoldan bir çocuk tutar.blogspot. Yetmiş yıldır. demiş. Nedendir bilinmez.. bu bilgileri edindiğimiz Sadun Tanju'nun kitabı ise son derece düzeysiz. mobilya siparişi vermiş. Hacı Ömer bu tenekeleri kaybettirir. sızlanır. ünlü antikacı Portakal'dan "at heykelini" almayı ihmal etmedi. Menzil komutanı Güventürk anlatıyor: "Adana'da topçu alayımız vardı..

işsizlik sigortası. bildiğimiz yolda ilerlemeye devanı edeceğiz. onların zihnini kalbini hiç yormadı. Hacı. içli-dışlı. Oysa. tek başlarına yürü-_ yen bir "güç" olabilseydi. kasaların içlerine kadar eğilir her birine tek tek bakardım. Bu ailelerin servetleri. yani kafasıyla iş gören adam yok.blogspot. benim de siyasi görüşüm budur: Eğitim.. Baktım borsada köpürerek ileri geri söyleniyor: "Bu yaptığınız heç doğru değil" diyor.. ve "Bu yaptığınız heç eyi değil" dedi. Aile dağılmadı. kendi yağıyla kavrulan. altmışbeşmilyonluk halkı. hâlâ parasıyla iş gören bir aile. ) Ama. Çocukların üç büyüğü babalarının servetine güvenip okumadılar. Sülük gibi birbirine bağımlı bu iki dev gücü kimse ayıramıyor. müzisyen çıkartamadı. hafızaları her yeni gelen nesle tazelemektir.. İhsan. Bu satırları kaleme alan bizler ise.Hayatında iki kez canı sıkıldı. pamuk fiyatları düşüyor. yetmiş yıldır. ben düşüşü durdurmakla görevli devlet bankası sorumlusu. Güler Sabancı'nm babası. Hacı Ömerler zemzem suyuyla yıkanmış gibi ortaya çıkıyor. İhsan. 60'lı yıllarda onlarca büyük romana ko nu olmuş. oynuyor. 1960 ihtilalinde banka kasaları açılırken yaşadı "Bu işler heç doğru değel Emin efendi kardaşım" diye