Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu. yerini umursamazlığa bırakmıştı. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. Bu koşullar altında 91. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş. gece çarpışan. bir araya topluyorlardı. Oradan ayrılmak. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar. Subaylar. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti. Ormana dalanlar. ayakta http://genclikcephesi. 3. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık. Donma korkusu. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten.. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. Bölük buraya. Ellerinde kazma. yaklaşıyordu. süngü.. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. bir daha ateşe sokulamamak demekti. tutuşmuyordu. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. Kaim eldivenlerle aletleri tutması. bu çağrılar işe yaramıyor. soğuğun etkisi daha artmıştı. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı.com 6 ." Ateş başı bulamayanların. Çam dalları tazeydi. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. Derken tipiye çevirdi hava. kürek. Ağzında. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. çılgınlık olacaktı. Alay. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu. uyumayın. Onbeş saat yol yürüyen. Alay'a aniden ateş açıldı. parmaklarını ısıtmaya. Sabaha doğru.. Bir kurşun ağzını parçalamış. Gemici fenerinin ışığıyla. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. neşter. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. güçlerinin. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. bağırıyordu: "Uyumayın ha. Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı. birazcık kestirmeden. başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı. Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. parmaklarının derisini kaldırıyordu. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi. Arada bir garip çığlıklar. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı.. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak. Eldivenleri çıkardı. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. çavuşlar ortalıkta dolaşıyor. Ağır aksak. Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. Buz gibi çelik forsep. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı.. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı.blogspot. Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. makas eline yapışıyor. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş. 15 Doktor Derviş. kıpırdanın. imkânsızdı. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. Çevresinde toplanan otuz. donmalarını önlemeye çalışıyordu.. askerlerini "2.

Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı. O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu. Tarih. giysilerin yakalarında. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. Sayım yapıldı. kaşınma gereği duymamışlardı. İyimserlik buna denirdi. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. Atın dışkısı dahi. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. Torbanın dibinde. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. son umutlarıydı. Kurtlar ise.. arabalara. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. 16 17 kollar. Subay kaybının az oluşu. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. parçalamaya donukları. sakallarında. Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. Havaya kalkık bacaklar. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu. Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı. yapılan yoklamada asker sayısının 1.duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler. hay kırıyorlardı. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. Çaresiz bitkin savaşçı.300 dolayındaydı. çaktı. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı.blogspot.com 7 . yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. Atların. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu. bitkin. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor. bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. erzak. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. bir yanlarına yatmışlar. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. kesilecekti. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. Koca bir tümenden artakalan aç. Açlıktan deşilmişti. atlara. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi. yumuşaklık yoktu yatışlarında. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. boyunlarında. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. yürürken elinde olmadan öğürüyor. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. dehşet içinde çığlık atıyor. Tümen 10. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu.. derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları.

000-1. çıldırıp donarak teslim olmuştu. Trabzonlu. Rus arşivlerinde. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip. bir bahar günü.blogspot. ibnenin. 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp.. lngilizler'den.. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler. Sivaslı. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi. aralarına beni de koyun. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim. ne anıtı dikildi. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı. Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. ne hikâyesi yazıldı.. Bitlerin yumurtalarına. ısınmış.. kurtlar. donarak ölürken. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. Fransızlar'dan yardım isterler. daha da soğuk bir yere. yılın en soğuk gecesi. koyunlarınıza sokuşturun. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır. Bu yoksul halkı yalnız. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum. geçit izni vermesi gerekiyordu. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı. Sokak sokak. Kazak Türkleri. belgeleri yasakladı. Sizler. Sibirya'ya sürdüler. Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın.000 Yozgatlı. kitabın sonunda yayımlar. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. kurtların karınlarından parçaladığı 90. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız. sahipsiz bırakmayın. büyük paralar istiyorlardı. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı. geriye televizyonlarda. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup. Alman subaylar korkudan. dağlarda 90. Doy muş. Afyonlu. sirkelerine ne demeli. bir tümenden geriye 180 asker. Ayakta kalan 1. inanılmaz kahramanlığı. Yeşil gibi.. bitler ve macerasever komutanlara. soğuk. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları.. adlarına ne bir film yapıldı. Bulgar-lar'm izin veririz . Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır.. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti. üçkâğıtçının eline kaldık. sosyal destek verilir. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın.com 8 . cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi. Sa19 Urlarını. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. Ancak. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü.kurtulunamaz. ev ev çarpışmalar başladı. Geriden destek üç ayda gelmez. Kars'ın. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. itin. Allahüekber Dağla-rı'nda. uykusunu almış. Biz ise cumhuriyetimizi.. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. leş kargaları. I Türk orduları.

yine de. hâlâ http://genclikcephesi. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. dış dünyayı. barbarlığı aşma yetenekleri. elma ağaçtan düşer. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. Ezcümle. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. pusulayı ne yapsın. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. imkânlarını yaşamadan. gözlük camlarımızı. oryantalistler kadar inceleme. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş.. biz bu rakamı. yok ettiler. Ama. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük. elçi. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. müziği. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp. sosyal. kutsal gördüler. oryantalistlerden nefret etti. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini. ağaçlarım. bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp. planlama. Modern toplum. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. o dar kasabadan. artık istemesek de biz de. ayrıştırmaya başlayıp. televizyonlar bağışlayıp. sonra. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. bilgi çağma. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. kendi topraklarını. ama. onu yaşamış kabul edip. müfredatımızda yoktur. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. Deprem rakamı büyükse de. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. hepsini ezip. "kalkınmanın".blogspot. yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. öğretim konusu. iki kere iki dört eder. bizi aşağıladıklarını savunduk. siyasi yapılarını. "mekanik" bir çağ başlattı. bize çağ atlattılar. insanî ne kadar duygu varsa. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. partilerimizde. Türkler'in dini. matbaa makineleri bunlara örnektir. profesyonel ekipler gelinceye kadar.-organizasyon olarak. şehirlerimizi. bir kurs. Biz oryantalizme nefretle baktık. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. 18. bin yıllık. İlk olarak. dozerler. asker. yönlerini. televizyonlarımızı. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü. Kısacası. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili.com 9 . felsefeyle sorgulamaya. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. matematik ve edebiyat. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. Sadece para kazanmayı değil. bu topraklarda hiç denemeden. kullanmaya başladık. Batılılar. parçaladılar. bu göz boyamayla. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. 200 yıldır. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır. kimya. o küçük. ancak. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor. Bu çağ. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. fizik. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır. Bakın. dar kasabalarında zaten biliyorlar. ama.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. ahlâki. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. büyük bir sosyal. son ikiyüzyılm Türk aydınları. üniversitelerimizde. lâiklik. panel. hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar. devasa teknolojilerini oluşturdular. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. Bizler ise. akademilerimizi. partilerini. "kanlısını" daha makbul. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. güya uzman. Bu ayaktakımına gazeteler.

. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. biçimsiz küfürlerin. Tarihimizin en büyük felaketi olmuş. Diyarbakırlı yoksul bir kadının. ayaktakımını iktidar yaparsak.. ağlayacağımız nokta. Hadi. Bahçeli'yi. çok savaş.blogspot. on binlerce başsağlığı mesajı. 24 ailemden babam.. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. hayır. Şimdi diyorum. şimdi kalabalıklaştık. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. Yunan.. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı. yerle bir etti. bizi. ağabeyim. kitleleri. trafik kazalarından. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. kılım kıpırdamıyor. televizyonlar. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. Türkeş yaşasaydı. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. milliyetçilik. duvar gibi suratla ayaktayım. Israiloğulları. ama. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. smıf demeden. kasaba müftüsü bu adamları. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır. kimin ne giydiği. yardımlaşma. biri Japonlar. Karabekir http://genclikcephesi. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. güneydoğudan. kepazelik duyguları içinde izliyorum. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. mezhep. zihnimden geçiriyorum. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri. hiç değilse bundan sonra. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. din. Diyarbakır'a. bizi Yunan'a. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması. doktora mı görünmeliyim. gibi duygulara yol açtı. Şimdi. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. Başbakanların. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı. diyorum ki. Gölcük'te açılan. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce.com 10 . holdinglerine. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. o dar kasaba evreninde belliydi. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. ülkücülük. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. organize etmek. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de. Mısır. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı. Kudüs'ü. sonra.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. büyük yapıları. işte. Evet. Mustafa Kemal. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. soğuk. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. ilkin Mısır terk ettiler. Ne zaman ki. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. yarılan yerkabukları da. insanlığın bölüşme. insan olma noktasında başlıyor. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. "başımız sağolsun" deseydi. üstelik kafatasçı herifleri. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. herkes gelişigüzel küfrediyor. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. ben sapık mıyım. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu. ikincisi. ikinci olarak. Kazım Kara-bekir Paşa. Yılmaz'ı rezillik. "annemiz öldü" dediğiudc.

dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. beraberlik olup kan kustunuz. memurları. İşte devasa bir çöküş anında. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır. bu yüzden suratları. bu bedenleri neden taşıyoruz. halkları düşman kılan. o melek göğüslü genç kızlar. insan haklarına. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. Orbay Paşam. Çünkü sağcı insan. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın. oynaştıkları günleri görene kadar. "rüyaları" bozuluyor. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. o incecik biçimli. deniz suyuyla seviştikleri. Kardeşlerim. gidin stadyumun yanında açılmış. felaketlerin felaketidir.com 11 . sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. davaya. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. "sağcı zihniyetin" kadroları. "sağcı" ahlâğın. hurdayız. yaşamaz. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. Sağcılık hayra alâmet değildir.Paşam. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. işte felaket asrı oldu. hepimizin başı sağolsun. televizyonları. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. ayaktakımınm iktidarını. sonra. Dışarıda olup bitenler. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. eleştirmeye.. geçtiğimiz yirmi yıl size. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. http://genclikcephesi. Belleklerini uyaracak hiçbir facia. Götlerinde asılı kuyrukları çekip. holdingleri. hepsini gördünüz. Saldırganlıkları. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. 26 Keşke. saçlarında unuttuğu tokası. ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. hurdayız. Yere göğe yemin olsun. O çakal. bu bağırsak yiyici. ülkelerini çok sevdikleri için değil. Kardeşlerim. yeterince birlik. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır.. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. sonra Bulgaristan göçleri. sizle neden birlik olalım. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. önce ülkemizde iç savaş. halkımıza. bu25 nu. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık. bitirdi koca ülkeyi!. sonra Susurluk. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz. onlara sorsak. Tanrı'nın bir cezasıydı. otladıkları çimenliğe.blogspot. milletimize. devlet oluşunu. kargaşa. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. üzüntü duydukları. sonsuza dek. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. Özal'a.. Çünkü sağcılaşmış insan. Türkeş'e. parçalayana. ey ülkemin genç kızları. bilime düşmandırlar. Lidere.. tartışmaya. Demirel'e bağlılık. bir daha yalayın!. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. işte alevin. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. iman. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. öfke. eylem türü yoktur. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur. tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. unutmadır. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. parçaladı. ideolojisini de öğretemediyse. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. Milletlerin karakterleri. bu Özal vahşetinin sırtlanları. Bizi. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. Vicdanlarımız utanmayacaksa. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. telaş. öç duygusu yaşatacak. omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. o saç tokalarının intikamını alacağız. Müteahhitlerin. doymayın. panik. başka hiçbir güç. beyanat veriyorlar. Taş üstünde taş kalmamış. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. beraberlik günüymüş.

şimdi büyücü. ülkemizin. siyasi liderler. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. Sabancı. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini. genç kızların saç tokaları. Allah'ın arslanı. atölyesinde. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. Bayındırlık Bakanlığı. ancak çamur yapmak. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler. Susurluk'ta da. Allah'ın bir cezası. kes sesini! Annenin cesedi. sağcılara göre. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. Kameralar gösteriyor. işte sağlık bakanı baykuştan beter. "Amca amca kardeşim öldü. Ceset kokuları hoşlarına gider. müneccim din adamlarına. akrep.. yorgan içlerini dahi kamalarla. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz." diye korkuyla bağırıyor. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar. gazetecisi. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı.. ya da camilerden seçiyor? Çakal. gencecik çocukların. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. yazarı. akşamları. holdinglerinde. medyacıları. aptallık. mahşerimsi o yer kâbus değildi. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. Çörtükler. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız. Koç. partilisi şişirilmiş borsaları. kılıktan kılığa giren siyasileri. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. "Ne yapalım Allah'ın afeti. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp. Küçük kardeşim.öldürmenin bunca sapıkçası. Kardeşlerim. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. kurt. uykusuna. alev. bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. bu yüzbinlerce delirmiş. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri. Tıkabasa yedikten sonra. Güneydoğu'da. ne yapalım.com 12 . liderlerine sorsak. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. ekonomi yeni paralarla canlandı. holdingler. sanayileşmenin gözbebeği. sağcı. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar. yastıklarını. manyaklık. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. on-binlerce http://genclikcephesi. üniversite kapısında. delilik. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan. kapıdan kovuldular. kuzu sürülerini yağmalayan. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı.blogspot. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. canilik kusan. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. amca amca ne olur annemi de kurtar. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. yüzlerce üniversitede.

Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. karısı. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. artık korkudan solumayı unuttuğu. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. holdingler dışında kimse başaramazdı.. gömüldükleri taş blokların içinden.. iri suratlı. çok görüp. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş. dördünde de cumhuriyeti. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. Bataklığa gömülen yılanlar gibi. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur. bunu bu sağcı partiler. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri.blogspot. gecenin en güzel uykusundan. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. Amerika'dan. o yerde. aynı taş blok altında ezilip. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. övgülerle. ilkokuldan üniversiteye. Sayın Diyanet Başkanı. müteahhitler. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi. Bir labirent mi vardı. dininizden de özür dileriz. Demirlerin. 1960 İhtilali. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. sizden de. kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. denenmemiş. cesetlerimiz. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. dininizden de. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz. yardımsever dualarınıza yetişemediği için. ağır sıcak altında çürüyüp. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. henüz piyasaya çıkmadan. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler. birbirine kucağında bulanmış. müteahhitlerinin. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. alkışlarla.. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip. bir koridor mu hayatlarında. bedeninden kurtulmaya çabalarken. 12 Mart Darbesi. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. işkence aletlerini. bir insan bulamacına dönüştüğü. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına. çocuğunun kıkırdak elleriyle. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. http://genclikcephesi. ke-mirterek kemiklerini. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. yarı me~ 28 29 lek eziği. beton blokların içine gömülüp. devletlerinin. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında. yarısı kafatasma karışmış.. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. daha canavarca.com 13 . Sayın müftüm. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. tarihi.. morarıp. çocuğu. en pahalı teknolojik silahlarını. çünkü kemalistler. Gece. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı.. Ancak "Zeus" değildi. ülkeyi.ilköğretim okulunda. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi. joplarım.

ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. http://genclikcephesi. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı. saray. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. akımlara yol açtı. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. Mustafa Suphi de bu gruptaydı. bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız. asker vermiyordu. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. kardeşçe. uygulandı. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi. avuntuları olmuştur. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. çünkü başkaları vergi vermiyor. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. bir fikirdir öğrenelim. şeriatı püskürtmek düşünceleri. mesela. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. Hatta. Misak-ı Milli. erkekçe karşılarına çıkıp. Bunu. bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. köye. Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. II. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var.. İlginç olacak ama olsun. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi. Atatürk'ten önce de vardı. Mesela. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu.com 14 . Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. Meşrutiyet'ten beri vardı. Ve her kemalist darbe. pasifize etmiştir. hepimizin yapması gerekir. Mesela. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. Paranoyalaşan bu sevgiyi. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti. bunu da adam eden. Orman Çiftliği.blogspot. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu. ya susturmuş.

ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler. Mustafa Kemal gibi okumuyor. dünyayı böyle okumuş.. bir sinema. http://genclikcephesi. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. Ama. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor. 57. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. çılgınlar gibi savaştılar. serbest. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar. bugünün kemalist kadroları.Mesela. Peki neden şimdi. Şova dönüşen mitingler. tarih. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. Birinciler. talimat verecek kimse yoktu. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar.. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. tartışmıyorlar. övgüye değer bulunuyor. başöğretmen gibi değil. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro. hem cumhuriyeti kurdular. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. Emir verecek. Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. padişah için çalışmaktı. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı. idareyi ele geçirdiklerinde. hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. müsaade edilmiş bir galeyan. Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor. bağışlar. analarından kul-köle doğmuşlardı. Oysa. başı okşanıyor. Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri. Atatürk denilince. kimlik gösterilerine davet ediliyor. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. Ve bu topraklar üstünde halk. 33 cak cumhuriyet kadroları. Galeyana ancak.tartışmaları es geçiyoruz. arka plandaki bu aydınları. Irak ve İran'da yaşıyor. ödüller.blogspot. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar. Ama neden.. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü.. takipçisi ve devrimcisi oldu. tarlalarda kendileri çalıştı. Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu. Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. böyle anlamışlardı. Gerçek o ki. Açlığı kendileri çekti. meşrutiyeti ilan etti. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden. Yani işsizlik. eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. ölüme kendileri yürüdü. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun.com 15 . Bir de bizde. kendileri ayağa kalktı. tartışmıyor. meydanlarda kendileri öldü. bir roman. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. kendileri uyguladı. bayrak. dil. onlar için şeref. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. marşlarla ayağa kalkıp. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. An„ . tartıştılar. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. okumuyorlar. Sindirilmiş halk.

yaşayan. onurlu insanlar. Tanımayacağız. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir. Kral Lear. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü.com 16 .. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar." http://genclikcephesi. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. Kemalistler.. Ve bu oyun her defasında yine oynanır. Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak. midesi bulanır. doğrudan sağlarlar. Kemalistler Kral Lear gibi. Bir ülkeyi yönetecek insanlar. araştırarak. Duygu bakımından bir dev olan Lear. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. Çünkü. Lear. Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. aleni sevgi gösterileri ister. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi.. Kral Lear. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur. Cordelia gibi soylu. Yalnız Cordelia dürüst davranır. Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin. Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz. ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını. yağlı parçaların hatırı içindir. Kralı artık halk seçecektir. Yalakaların ülke sevgisi. tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. ancak. kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir".. direnişle. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir... bu numarayı yerler. Mustafa Kemal'in devrimlerini.. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır.. Kemalistler henüz . kısaca.blogspot. Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. her darbe öncesi ve sonrası. onurla. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar.. aldatıldığını delirerek bağırır.. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Ve kemalistler. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler. Karanlık ruhlu. Adaleti.. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. taş yürekli. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir. halktan ve medyadan. vermeyeceğiz. Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler. Sevgi35 sinden emindir. Çünkü bizler. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. "pazar karakteri" der adına. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar. tartışarak değil. delirerek bize "hain" diye bağırır. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister. köpüre-rek. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar. halkın eline geçmiştir. bağımsızlıkla. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır. padişah gibi. ülke topraklarından kopardıkları. soylu bir adalet duygusuyla olur. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez.. Biz vermeyiz. Ülke sevgimiz.. bağırarak. gösteriyle sunarlar.Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle. o topraklar üstünde krallık süreceklerse. kopartmakta oldukları ballı. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez. sorgulayarak. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler.

kışın." Onların dostları da eşyaları gibidir. götür. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından. insan kişiliğine verdiği değer. Tüm bunlardan üzüntü. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez. derme çatma sobalar. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim."Yani. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur." "Bu karakter. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. Bu insanların elinde nükleer felaket.. Hakkı Devrim. Ayşe Arman." "Pazar karakteri. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan. gazeteci." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. bu karaktere sahip insanlar. Gülay Göktürk vs. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. kızları kerhaneye düşse dahi. Şehrin kusmuğu yoksullar ise. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. kırık camlar. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar. eteği. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için. sızlanma. Loş ışıklar. Bunun nedeni. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir. hiçbir şey onu ilgilendirmez. mühendis. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. yağlı kilimler. Yüzlerce mimar. ama fark edip. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. ağrı-sızı duymazlar. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur. mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. Aydın Doğan. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak. Demi-rel'i. topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar. olması. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler.blogspot." "Pazar karakterinin en üst hedefi.com 17 . sevgi ve nefret duygularından yoksundur. kaldır. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar.. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur." 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı. Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. keder. Onlara neden acelecisiniz dediğinizde. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar. Serdar Turgut. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler. Bu arada soru sormak. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar. Getir. Ancak. çevre kirlenmesi olmasına rağmen. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. Bu karaktere sahip insanlar. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci. her an sürekli bir hareket içinde olup.. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. hocacı tiplerden aniden etkilenirler. gözyaşı. bu duygusuz insanlar yalnız değildir.

kovulmaktan. yiyecek. Bu insanlar da pazardan çürümüş. o çelimsiz vücutlarıyla. kendi dertlerine dahi. bitmişlik. beleş. Bir gün. http://genclikcephesi. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar. ucuz olduğu için değil. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken.. hiçbir yemeğe soğuktu. siktiredilmekten gocunmazlar. oralı olmadı. çapulcu. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. bunu bir iş. ne anayasalar. biliyorum. kadın oralı olmadı. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. hayal kurmamak için o sekiz saati de. burada başka bir insan cinsi yaşıyor. önlerine beş tabak bulguru koysan. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar. olup biten şeylere karşı güçleri. ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. ne bir maç ilgilerini çekiyordu. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. Anladım ki. belki doğru söylerim. İşte orada düşündüm. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. Televizyonu dahi meraktan değil. hayat hep böyle bir iş olduğu için. bulgur yemekten bıkmazlar. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar. et-kol.. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. diye bakmazlar. kelepir. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. sıcaktı. yadırgatıcı. Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara. Ne dinler onlara inmişti. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur. şaşırtıcı. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler.blogspot.okudukları görülmedi. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. Vermezsen sızlanmazlar.. Ot gibi yaşıyorlar dersem. bağırsak. but değil. Ancak. adamın kılı kıpırdamadı. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. Ama neden. Onlar asla etrafa bakarak yürümezler. takadan kalmamış. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. Çünkü. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler. hırsız olsa da asla kederlenmez. çağırtı. orada durduğu için seyrederler. çocukları balici.com 18 . Mesela herkes musluk. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. Dilenci. ancak hırsızlık gibi çalma değil. parçalanmış kasaları. ne bir sosyal felaket. gördüm ve çok sonra anladım ki.. bacak. aile fertlerine. yıkılmışlık. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. hastalandıkları. Sonsuza kadar makarna. ne ihtilal. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar. kemiklerine kadar işlemiş. merak etmedi. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar. boğuldukları. riski göze almadıkları için. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. garip değildir. Sistemli bir şekilde çalarlar. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar. Boksullar adını ben yakıştırdım. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. içyağı. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. bu insanlar. aynı saatte o evde olurlar. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. ne diyeceğimi de bilmiyorum. ne deprem. yani hiçbiri görünmeden yaşar. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. beşini de yerler. bozuk yiyecekler toplar ama.

Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar.. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni. dedim. onlar gibi suskun-duy-gusuz. acı çekmeyi. bu aptalca.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar. aynı saatte. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. Ayakta kalanlar. İnsan maymunlarla. yiyecek verirse. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. balici. umudu kendileri kaybetmedi. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. getir götür işlerle karın doyuruyor. çağırıp. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. köpeklerle dahi konuşabilir. ne lan bu hayat deseler. dertlenip. inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. gazete. Orospulaşan. Ağlamadan. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden.com 19 . anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. Ya Savaş Ay'ın programında.. bağırıp. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler. Birilerinin. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. dayanamıyor. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. hayatı hatırlatıyor. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. Aslında. türkü söylemek yok. yani ebedi umutsuzluk. onu arayabilirlerdi. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. o kadar. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. Ve zamanla inandım ki. Aile içi bir dertle. Sokak. ben de olsam kaçardım bu evden. acı çekmek. televizyon. bir umut. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip. kederlenmeyi. görmek istemiyorlar ailelerini. kimi kerhaneye. Tam bunlar yoksulluğu. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil. Ve hatta kadınlar kocaları. isyan etmeyi öğrenmek. nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. Çünkü bu insanlar. ya da küçük komilik. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. kayboluyor. Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. nefret ediyorlar. bulutların uçuşması. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. İbadet ederler. ben de rahat edecektim. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim. Ve asla abartmadan.blogspot. kimi sokağa. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak. yine işin içinden çıkamadım.. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. isyanı hatırlatıyor. küfür edip. Cenazelerinin ortada. Kendileri kaybetmiş olsalardı. Evlerinden. işte orada tanıyoruz onları. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar. hapse düşüp. komşular. ağlamayı. üzülüp. üzülmeyi. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. onları yoksullar kategorisine alıp. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. bir acıklı türkü söyleyip.. Umudu babaları kaybetmişti. uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. hastane. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. Sokağa düşen çocuklar.

bize sokağı. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi.. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş. hayatı. önemsemeyi öğrendim. Hatta. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için.. Gerçek iyilik. İşte ancak. neler çekiyorum. Ancak. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!. Uyuyamıyorsa geceleri. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım. Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor. sabırlı. acılı yemeyeceksin.blogspot.. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. rahatlığın. Bilmiyorlar ki lalenin hası. Her şeyi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar. yıldızmış. köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. Yüksek sınıf. serçeymiş.. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. hadi biz bu ibneliğe alıştık. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar.. Kusmuş. kendimi korumayı. yumuşak. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. kurtar diyenler de oldu. o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine. hastalığını arkadaşların bilmemeli. hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin". Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var.. oturduğu yerde. Doktorları. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip.kilmiş sıpadır. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde. Kestir.bozduklarında. hayatmış. dünyanın en mutlu yaratığı .com 20 . kış geldi mi soğuğa çıkma. bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. Hatta. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu. yavruymuş gibi beyanatlar verip. aileymiş. Ve ancak. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış. dikkatli olmayı. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim... 43 Otursun. yavruymuş. kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında. "Bak oğlum. en adi küfürleri etseler de. Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak. hastaları inceledim. ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. mayalı içki yok. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler. Sık sık takılırlar. Anlamışlardır ki. dışarıyı. bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. "Bak oğlum. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu. serçeymiş. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar.. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza. Ancak.

farelerden toplumsal tezler. ahlâkları. ideolojik. dişimi sıktım. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. cumhuriyetçi gibi davranmaz.. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir. kendilerinden emin değiller. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. daha içtendir. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. öyle neşeliyim ki anlatamam. Emperyalist-kapitalist sistem. üstü gün ortasında bile karanlıktı. devletçi. o Anadolu'nun kavruk. Çakalların. solcu. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu. taraf tutmazlar. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. Kar dizboyu olduğu günlerde. Tuzlu. Ama. Bilim. arı kovanlarıyla uğraşırdı. başka bir sefer tartışırız da. namusları. yağlı. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir.. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu." Yazıyı.. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. Şeref Amca. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi. Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. inlerini bulurdu. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. İnce uzun. Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü.com 21 ." Yani. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu.blogspot. fazla yeme" dedi. Akrabalarımız ki. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına. en büyükleri Şeref Amcadır. deney. kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. içimi derin bir sevinç kapladı. Trabzon'dan gelen ağabeyim. bir yazar fare dedi mi duracaksın. evde kalmış evladı. fikirler üretiyoruz. Doğrusu. Kendimizi la-boratuvara koysak. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı. ama. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. Ve büyük mucize gerçekleşti. taraf tutarız. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal. Hadi sıpayı geçtik. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak. Abartmak istemiyorum ama. "Deli baldır vurur. Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. çok çalışkan insanlar. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. Günlerce ağladım. doğaldır. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. bilimden bahsediyor demektir. sağcı. siyasal olarak düzüldü ki. çok kırışık yüzlü. karakterleri.. çünkü fareden bahseden yazar. Bir kaşık bal verdi bana.

. gerçek mucizesi. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler. rüzgâr dallarını salladığı için. hurdasız. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı. otuz yıl öncesine daldık.blogspot. yağmurlu. onun balı da delidir. Mevlâna. Şeref Amca. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. Ama sonra. http://genclikcephesi. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. havalandıralım. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim." Gittim. akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu. hemen gel. Ve özsuyu iyice çalkalamak için. Yolda çiğköfte yiyorum. acımıyor. Hayallerim yıkıldı. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. o bal delidir. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek.com 22 . "Bu insanlar melek" dedi. İnsan zihni neler uyduruyor. bir kâbus gibiydi. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. şenlikli ve klas küfürler savurduk. insanlar ne zaman tatlıdır. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde. ancak bu iş için. anlar gündelik işini yaparken. sıkıntılarından birkaçını bitirelim. arılar minik borularına çektiklerinde. dramatik bir konuşma yaptı. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. Uyurken. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle. öğle. çiçeğin özsuyu olur.. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. kovan pis çalılarla doluydu. Balı. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur.. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı.. coşkun bir yazar. yabani mandalar gibi şa-kalaştım. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu.. çiçeklerin etrafında dans ederler. balı.. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye. güneşli ve sabah. soğuk taşlara oturuyorum. "Bu insanlar sahici melek" dedim.." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. orgazm. hayalle gerçek birbirine girdi. hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. tek bir satırında bıkkınlık olmayan. Hilesiz." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım. metafizik uçlara kadar götürdüm işi. Kraliçe arı sinirliyse. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri. deyip kestirip attı. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz. zaten aynı köyün çocuğuyuz. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota.. meyveler niye tatlıdır... bizim için evin önünde. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. Ağabeyimle birlikte yine. genç arının konuşması alkışlarla kesildi.. Genç arının konuşmasına bayıldım. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm. Birçoğunun kellesi kopmuş.. Müstehcen fıkralar anlattım. hazır araba var. dönüşte eve getiren ağabeyim. keyfim yerinde. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim.." Dediklerine inandım. sert çileler çekmiş. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi. Birkaç saat karşılıklı sustuk. cinlerin bir şakası mı.sakız gibi çiğnerken.. havaya kalkmış kahraman başı gibi. dedi. Çiçeklerin renklerinin bulutlu. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. derine. böceğe vurmadan. "Deli bal ne demek?".

ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. o an. 16 yaşında girdi. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor. helada. 7 yaşındayken.. buna can dayanmaz. berber fıkralarına geldi sıra. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri. içeri düştü diyemedi. İçeride insanlar işkenceden ölürken. hak veriyorum hepsine. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım.. Hali yoktu. Beş yıl önce. fotoğraflarına bakıyorum. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın.... Ne çok eğlenmiş. ihtiyar. "Oğlum askere gitti" dedi. Bir arkadaş ağlayarak "(. alnımda kanlı bir boynuz. yalıları.. Kendimi sakinleştirmem lazım. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama. sakin. temiz. 50 şimdi. Bu kadarı da fazla Tanrım. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü. sessizce. Şimdi yirmisine giriyor.. Bastık gaza girdik yola. sabaha kadar balkonda. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu. işte Kraliçe arı. sinek.kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk. Oğlu yanmdayken.. Yağmur yağdı ben ağladım. alnı ayna gibi parlardı. yemediler. yorgun. Buna can dayanmaz. zayıf yüzlü. alt tarafı bir pankart açmış. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi. Şakalarımızı. pankart açmaktan. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor... 20 yaşında ölüsünü veriyorlar. ulan ziftlenip duruyorsunuz. sefaları etrafında şamatası. İşkenceden hali kalmamış. gülümseyişleri yumuşak. 16 yaşında içeri düşmüş. sıkıldık. ayrıldı.İçeriden çok sonra. Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu.. Adli Tıp'a koşalım. iki vasıtaya binmek zorunda. içeride koğuşta herkes ağlıyordur. İşkenceler. Yakınlarından bir genç anlattı. genç bir tutuklu geldi... süt.. dedim içimden. Yığıldım yere. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum.. kalp. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik. Dedi ki. Delirmek. başım döndü. Arkadaşlarına.. yol uzadı.. şeker yüzlü bir adam.. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. Evleri Mamak'm bile tepesinde. Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. kâh utandı. bulaşıkçı aldı yanına. Vurdum kafayı yattım. bazı şeyler vardır eksik kalır. yüzleri yumuşak.. Telefon sesiyle uyandım. Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı... ne çok mutlu olmuşlar. kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne. İki ay çalışabildi. her sabahın beşinde kalkmak. http://genclikcephesi.?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi.. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. antikaları.. ağırına gitti bulaşıkçılık. O küçücük maaşla. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor.. yağmur yağdı ben ağladım. Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık.. kafamı duvara vurdum. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa.blogspot. giysileri yumuşak. ben basur maceraları anlattım. komşularına oğlum pankart açtı. dedi. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı. Babası müstahdem. bu .. dedim. bakımsızlık. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu.. işe gitmek için babası. nazik bir adam. aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor.. o uzun çocuğa en son sarılacak. böcek aradım... uzun boylu. kâh korktu.. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş. En son onunla kucaklaştım.. kusar gibi oldum. Şimdi.. yüzü solgundu. böbrekler iflas. döner.com 23 . arka49 daşlar güldü. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri. efendi. yaptığınız bal. polis her yanı kesmiş. gözleri kırmızı bir kömür.. yedirdiler.

sesi tatlı.. Yarım saat kadar konuştum... elbisem. Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi. "Nihat Gardaş. Tanrım. "Nihat unutma... Ne tatlı konuşuyor. Büyük demir kapıları... dayak oluyor... Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72.. insanı ham ayva tadında bencil yapıyor. soysuz katliamlara sessiz kalıyor.. dişlenmiş nar tadında. .. Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor. mehtabı. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi. yatağı sıcak. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük. kavrulmuş toprak renginde. aynı siyasi kara örümceğin ağlarında.com 24 . Ağlar gibi oluyorum. Artık itiraf edelim.. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde. Ağlar gibi oldum.. Erzurum şivesiyle konuşuyor.. Ben onları ele görüyem. avuçları yarılmış. şarap yüzlü çocuklar. Bak." Alelacele çıktım. bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak. devlet oluyor. korkunç. duru şehirde yazmaya başladım. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca. Hani eti buzdolabına koymaz. konuşkan. gri. İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum. Rahatı kaçmış bir insanı. Anladım ki. geniş avluları. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor.blogspot. her şeyden kıskanıyor.... Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk. can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat. Kimseye etmedim şikâyet. Horasan Dağları'nda. içeride sigara içmek yasak. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş. Toprağa çıplak ayakla basmamış. günbatımı yok bu şehrin. Dudakları. İnsanı sarhoş eden... 52 Malta Kuşatması Bu. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. arabalar. nedir bu evin hali. dışarıda bırakırsan. bu insanlar kokarak ölürler.. Bu insanları öyle göriyem ki.. Eşşekler gibi mutlu oldum.... Horasanlı.. 66 yaşında genç bir delikanlı. bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan. Bal gibi. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum.. ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler... taşlar. Üç-beş kişi ancak var.kilmiş bir sıpa olmadan. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi. sigaram. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya. bundan sonra kızgın. hayatı herkesten. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların. sıcak. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor. Sonra gördüm ki. Kokiyrik.yaptığımız bal. saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum. Kara tren vagonları gibi. öyle dinle beni. Murtaza.. işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz.. Nihat Gardaş. güzeller güzeli. Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor... kara. Bundan on sene önce. zambaklar tadında.. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş. sevgililer sevgilisi.. Gencecik. ıtır kokulu genç anneler.. bu dünya. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. eve dönüp. Kokirsiniz. Titreyen mum ışığı gibi sessizce. dışarıya attım kendimi. seyrettikçe. okşanan şeyler. Üstü başı. Geride kalan tüm iğrenç. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. her yer karanlık. Bir telefon. Halkevi küçük bir oda. Çünkü. Koğuş... İşte artık gün batıyor. hepsi kokir bunların.. Güzel kokulu sevgilim. yumuşak. şu insanlara bak. Bir günü akşam etmek.. kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem.. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum." Kokirler. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla..

çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. Kimseye etmedim şikâyet. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. hamsiyi tanımayan Ankaralıya. peri masallı. çiçekçiler. kara. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. Terden sırılsıklam. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. ayaklarımın bağı çözülür. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. telaş içinde ölürdü akşam. nasılsın. yüz binlerce ecük. Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. mahşer yerinde. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. çıplak. Bayi önünde dergiler karıştırır. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. paslı konuşmalar. bir çözülseler altıma işeyeceğim. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. kim konuşsa. sessiz.com 25 . her şeyi sil baştan karıştıracağım. kibrit çöpünü liflerine ayırır. toprak. ne uzaktan geçen bir gemi. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni. yumruklarım. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. çalı. cücük. ölmüş mü?). kızarmış yüzü. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. erkek. deyip. Yoldan geçenler. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. Deli Türkan bunlardan biriydi. yuttular beni. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. çelimsiz. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. kebapçılar. Dolu 54 bir salonda oturmadım. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. (ne zamandır görülmüyor. yorgun. beyaz geceli. Benimle. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. katladığım kısa konuşmalar. başka bir insan oldum.blogspot. kendi sesim sanırdım. yangın gibi kara güller yetiştirip. sardalyeyi. Akşam telaşını. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. kalabalığın ortasında önümü keser. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış. nasılsınız. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. yazdım. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. hasta. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm. uçurumun kenarında. Kim konuşsa. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. toz. güçsüz. dükkân sahipleri dayanamaz. aşık olacağım. Benim gibi. Balıkçılar. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. Kürt balıkçılar akşam pazarı. Sidik kokan bir rezillik suratım. kız. Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım. soğuk. Turşucular. bugün nasıl geçiyor. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. http://genclikcephesi.incecik yağ tabakasıyla oynarım. yetim. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. çamur. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. hırsımdan ağlarım. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. inleyen. kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. biracılar. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. Nereye baksam. ıssız. merhaba. yorgunluğunu unutmak. dehşet içinde tir tir titretir. tökezlerim. Telaş. ekmekçiler sokağa fırlıyor. Hiçbir işim yokken kaçarım. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. hep susmuş. ey insanlar. çamaşır ipine kelimeler dizerdim.

. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. yırtılmış. Kızı görünce. Birini mi öldürüyorlar. ne ekonomiye. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. Yapış yapış saçları pırasa rengi. hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz.Kemal'in. Türkiye çok değişti. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. zıpkın gibi beynime giriyor. doktor başka kadınla evlendi. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. korkudan. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. Nasıl acı bir çığlık. aşk romanının sayfalarını.. diye sordum yaşlı kitapçıya. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. Aşkları dillere destan. Okur. kendime. Aklımı alır. Uygarlığımız ne barışa yaradı. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in. sanatlarının peşinden gitsene. bu düzenbaz yoksulluk. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. Çayım içip. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor. tınlayan boş bir tabuta dönerim. belki. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. gelir masama oturur. Yaşar. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. biri mi boğdurtuluyor. güler. delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. Herkesin alay ettiği. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. Medeniyetler müzesine kaçıyorum.. korkudan içimde ne varsa boşaltır.com 26 . Kemirilmiş fare kürklü mantosu. ancak. koklarım sayfaları. yazdıklarımın üniforması. arslan heykellerinin gözlerine bakın. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar.blogspot. onlarla konuşur. o kadar boş masa varken."Bağırtmayın kadını. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye. bir doktora aşıktı. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. hayırlı evlat çıkarmış. yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır. kartalların gözleri delirmiş. Nereye kaçsam. Kemal Tahir'in Çukurovalı. Sarkık alt dudağından salyası. Deli Türkan'ı. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. ne demokrasiye. Kelimelerimin acı şekeri. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. yüzüm. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. Çok güzel bir kadındı diye başladı. Issızlığın ortasında uğulda-yan.. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. Rıdvaniye ise. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi. Bir güzelleşmeye iyi geliyor. kudurmuş gibi fırlamış. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. Hücrede sorguda bizi bekleyen. sevgilisini bekler. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor. bu memleket bu kadar büyük adam. ne olduysa işte. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. ya da. onların şiirlerinin. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. gözleri korkudan fırlamış. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi. Aklımı aldı kadının çığlığı. almaz ise. Elinde. Neden. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor. bozuk.

pamuk ipliğine bağlı hayatım. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. çok satıyorlardı. sel. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. köylünün. çığlığıma hazırlanıyorum. Şimdi. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. günlerce unutamıyorum suratını. heyecanlı. Bir zamanlar Aziz Nesin. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. haber bültenleri. Bu çocuk hangi ülkeden. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. Onlar da çok pahalı. sağlıklı. cahilliğini. acılı annelerin. Acıyla. görün zıkkımın kökünü yeyin. güzel olabilmeleri mümkün değildi. beyinlerimizi. Bu uyuşuk. Kemal Tahir çok ciddiydi. Fakir Baykurt. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor. Türkan'ın çığlığıyla koptu. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. şaşıp kalıyorum. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. Fikret Otyam. Kontrolümü kaybediyorum. varoşlardaki insanların yasını. güzel adaleli işçi kızları. bir de üstüne sanattan. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. odalarımızda. kulaklarımızı kesiyor. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. mutsuz olun. duru bir yüzü var. incecik bir oğlan. Yolunu gözlüyor. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. götünden düşmekte olan eteği. işte yine geçiyorlar deyip.. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. bu akşam. bin yıldır çıldırtıyor. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. Kararımı çoktan verdim. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. İşte burada. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. yurdumuzu kurtaracaktı. Sovyet bayrakları. aptallar ve çirkinler sürüsünü. İş çıkışı.bir tüy tabakası vardı. kirazları sey- 56 57 rediyorum. Çığlıklarımız. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar. Orhan Kemal. çaresizliğini es-tetize ediyor.blogspot. Yoksa çirkinlik.com 27 . insanlar. arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. bir zahmet toplamazdı. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. budala diye küfürler savururum. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. gururlu. altüst oluyorum. televizyonlarda bu çığlıklar. afişleri ne kadar abartılıymış. onlarcası. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. bu sokakta. ağıtını. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. Yaşar Kemal. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. deprem. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. bu kadar dinç. baharlar geçiyor. Hepimiz. edebiyattan sözediyoruz. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. savaş. Talip Apaydın. http://genclikcephesi. güçlü yapılı. çekingen. Bense. insanı aptallaştırdığına göre. Ahlâkla ahlâksızlığı. bir toplama kampında yakmahyız. kırılacak. sakin. miskin. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. yüreği olan her şeyi yakarak.

Rıdvaniye. Biri Viyana Kuşatması. Garson Kemal. bu iniltiler. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü.. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. Rıdvaniye benden önce kopardı. sapık. Rıdvaniye. Turgut Reis adında lokantalar vardır. "Kopardı ipi. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". sarılmakta olanların keyfini kaçırır. bizimki yalnız" dedim. "Nefes al bacım.. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan. sigara ve çayla ağlayıp duruyor.blogspot. Niyeyse." Öyle günlerce işledi içime. Kız boylu boyunca banka uzanıyor. Aradan yıllar geçti. parkta tekme-tokat dövmüş bunları. ben de nasılım ki. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye. anladım ki domuzdan. Yanımdaki masadan. kaçamak sevgililer parkı vardır. çökmüş. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum. cumartesi anneleri.. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım. Rıdvaniye'nin. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz. El feneriyle iyice kimlik resimlerine. kaybetti. Gizli.. polis yakalıyor. fermuar muhabbeti başlamış bankta. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti.. yuttu. gelir. Çok düşündüm bunu. ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor. ne insanlığı. ne biliyorsam. ayrıntılarıyla dinledim. kulağıma: ". Anayoldan içi karanlık. başka cins insanlar olduk. Yeni bir tür. kafayı yedi.. Tam sırası... Öpüşmekte. "Bir saniye Nihat ağabey." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip. kolonya getirdiler. Osmanlı da böyle yaptı işte. sandalyeleri parçalamaya başladı. "Polis. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış.. Bugün bile Malta'da. "Hatırlıyor musun Kemal. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu. "Zavallı. Tam da o sırada. Kemal'i gördüm. gitti. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. Garson Kemal kulağıma. sen şöyle çekil. Kanuni.. ne sanatı.. aynaları kırmaya.. parala üstünü. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan. oğlanın fermuarını açıyor. "Hayırdır. Garson Kemal'e sordum. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta. akşamlan. Su.Çaresiz." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum. Polis niye dövsün. düşkün halini gördükçe. basıyordum ki çığlığı. İçişleri Bakanlığı önünde. yeri göğü titreten." Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır. Türk tarihinin en büyük padişahıdır.mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. bas çığlığı.. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. benden önce.. O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. rahat etti!" dedi. Otuz-bin levent sulara gömüldü. oyalandığımıza göre. gittiği gibi geri geldi." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi.. bu ağıtlar. Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda. ne vatanı. ne ülkesi. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi. Turgut Reis şehit oldu. kulağıma. bas çığlığı.com 28 . bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. Emir verdim kendime. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine. mutsuz. cinsel bir entrika anlatır gibi. kızın ezik.. İkincisi Malta Kuşatması. Neye uğradığımızı şaşırdık. Belinde ağır makineli silah.

Her sabah servislerde. şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. köpek adamları. Neyse iyi görünüyorsun. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder. herkesin boynuna sarılıp. bazen beş zeytin. 4-5 yaşlarında. bağırsak. lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. sırtlan suratlı kapıcılar. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor. çok uzaktaki karagözlüm..bakarak "Sen de az değilsin. Hikâye değil mi. Oturur hayalimden hikâyeler yazar.ikini mi yalıyorsun".com 29 . neydi o Viyana kapıları Na-polyon. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. bir de Bozkurt reçeli. Mahşer yerine döndürür servisleri. beş kuruşu yok.. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. Papaz sakalı gibi saçları. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. güya o kadın benim sevgilim. yazısını yazıp. pirzola. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur. haşlanmış yumurtadır. Çocuğu yüzünden çalışamıyor. bir daktilom vardı odamda. acı çekmiş yüzü var ki. haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. aşçılar etrafına çöreklenmiş. haşlanmış yumurtanın. avuturdum kendimi. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin.. yarım uykulu. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır.. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. O benim. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi. Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. bok. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip. zavallı bir adam. bu köylü. bulaşıp. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. püsürük. bir Tanrı gibi.blogspot. üç zeytinin. Çocuğu spastik. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur.. Yalnızdım odamda. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. bazen üç. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. bir hüzünlü. Alnında deri o kadar incelmiş. Kadına gidip yardımcı olsam. yumurta yemek için memurların ." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda. yine her sabah doktorun gelip. suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden. Hayatım orada. ka- http://genclikcephesi. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. en ünlüsü. diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. Kocası işsiz. Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". toplamışsın. ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı. Ne yazayım. "hayır benim hakkımdı o yumurta".. ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp..

ruhuma. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim. ezanın sesine karışıyor. Sanki.blogspot. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri. dürüst. yola yayılmış yemek artıkları içinde. Kadınlar çığlık atmıyor. aldatmasız.. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. köpek. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. Her şeyi unutmanın yolu. ameliyat bezleri. Öyle umutsuz. soğuk. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini.com 30 . bembeyaz. üstünü başım parçalarken." Her gece sabaha doğru dörtte. duvarlar. ağıtlarıyla uyanıyorum. kol. fare kuyruklarından jiletler. her sabah hurdayım. burada ağlama. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. görevim burası.62 rasevdalım. bacaklar. git evinde ağla" mı. yırtınma. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen. bağırışlarla deliren kalabalık. katı cesedimi mezara bırakırlarken. kabir böcekleri gibi ruhumu. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. ama. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. kendimi son bir can havliyle. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken. morgun kapısında ölü çığlıkları. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum. insanlar sanki burada. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. romantik. hikâyem güzel olsun. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum.. hortlak gibi.. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına. tenimi yiyor. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman. bu sabah yerinden taşlar. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası. ekmek param burası. geniş bıyıklı eski zaman subayı. acayip. camlar. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. ben. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. "Teyze. Ne diyeyim. unutmak için dışarısını. çöplük dağılıp. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları. Etraftan geçen herkes. soylu. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. entarilerine. beynime. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. Kendimi kurtarmanın tek yolu. cam parçaları fırlatıyorlar. kaygısız. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. çıplak. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki. ben. http://genclikcephesi. tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. hiç kimse dışarıda kalamıyor. Çünkü. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. duvarlar. bacak. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi. işte. ayaklar. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. diyeyim. dudaklarımla düzeltiyor. korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz. yaşmaklar. ben. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum.

bu serum şişeleri. sen çok güzel bir çocuksun..! Yani. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. Güya karagözlüm İstanbul'da. işte burada. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. bak. Hikâyemde. hem trenle gidiyorum hikâyede. onu garsonlardan utanıp. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi.. olmayan. ama. ilk defa orada düşündüm. nasıl sevmiş seni. fazlasıyla kilolu bu kadın. böyle bir kız yok. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. hayaller başkasının olabilir. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz." Ben. kalemimi. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. benim de böyle bir aşkım oldu. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa. istersen.blogspot.!" Başhemşirenin odasından çıkarken. uyduruyorum. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden. "Dikkat ettiyseniz. kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. Ertesi gün. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. gizlice öpüyorum. dedi. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. Başhemşire. İzmir'de. iki yardımcısını odasından çıkartıp..Allah kahretsin. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. Bana o günleri hatırlattın. kazanova bir kara kaplanın. çünkü bu bir hikâye. hayalle gerçek birbirine karışıyor. burç kitaplarıyla gezen. hadi. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari. uyduruyorum. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor. 64 bu kadar sahici. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. Başhemşire odasına çağırdı beni. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu. İkinci şey. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı. hoşsohbet. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor. aşağılık. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu. ama. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum. kurtulmak için. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek. Çok hoşuna gitti. "Oğlum. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana. Eline benim hikâyemi aldı. Sabaha doğru. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. fotokopisini çıkartıp.. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren... hayalimde yazdığım bir hikâye. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım. beni karşısına aldı. Bu tereddütler içinde." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. delirmeden sabahı nasıl bulacağım. öyle usta bir kalemim var ki.com 31 . İstanbul'a tayinini de çıkartırım. ama. süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım. tüm hemşirelere dağıttı. işte yine gece başlıyor. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde. Korktuğum başıma geldi. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var. Gün boyu elinde fal.. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. zavallı kadının iç çekişlerinden. aceleyle yazılmış. bu erkekler hep böyle. eşsiz bir aşk. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". saklanarak. artık İzmir'e öldürseler gitmem. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi.

onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. sabahın beşi. ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. iki avucuna. hırsız diye hücuma geçip. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri. buna benzer sesler mi duydu diye. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu. eteğini boydan boya yırtmışlar. İncecik bacakları. bu hayat nedir mi diye. onu yatağıma bırakıyorum usulca. kadını göremedim. ardından baktım. en gizli sevinçlerim. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. daktilomu önüme koyana kadar. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. Dışarıda. İçine girip. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu.. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. Çocuğum açlıktan ölür mü diye. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. oralarını. Şarap şişeleriyle dolu." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek.. ikimiz de böyle zayıf. geçti yanımdan. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor. Bir su kenarında ayaklarını. Ah. midyeler... Nesine kızayım bu adamın. sarılıyorum ona. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. hayatıma dair bilgiler topluyorum. Hiç değilse o. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna.. inciler toplasam. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi. Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış. sonra merdivenlere doğru fırladı. Kapıcı: "Görüyon.blogspot. bir kavun getirmiş. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi. ovalar gibi. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. dayın nasıl iş bitiyor. ah tatlı bebeğim. iki avucunda sıkıh. simsiyah saçları dokundukça bedenime. Nasıl seviyor kelimelerim onu. Yüzüne. kara kadının bakışları içimde büyüyor. o. sakat. Gece. parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor. koynunda.. tüm çamurunu tutup. bir sinek. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken. zehir hayattan kaçmıyorum onu... iki haşlanmış yumurta bıraktı. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. Suçüstü yakalanan bendim. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. ikimiz de toprak testi. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri. hıçkırarak ağlıyorum. gizlice yedirmiş.. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. sıskacık. Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç. Kadınlar.Kalemimi şarabımla. odamda aynı işi yapıyorum. Göbeği inip kalkıyor. arka koridoru dolaştım. çocuğu koynunda. ikimizin de kolları sıska. Odama yürüyüp. Ben de hikâyemde.com 32 . yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor... iki haşlanmış yumurta. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. ah. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış.. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik.

Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. ah canım. heykeli dikilesi bir kadın. ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. radikal bir İslâm çıkar altından. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. en magazinel ismi oldu. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş. Mesleğinde zirveye oturdu.. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor.com 33 . Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. 1930'da doğan Ayşe Baysal. Balzac'ı. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. Mercimeğinden değil. ütopyasını sevdiğim için. doyduğumuzu sanırdık. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. kamuoyunu etkilemiş. Durdum ve düşündüm. ama işte ben yine ağlıyorum. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi. Rizeliler. bir düzene koyup. Bir ekmek parasına bir baklava. dersini ağır bir ciddiyetle. gülüşerek şakalaşmaya başladılar. bulgura dönmüş. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. bıkıp usanmadan anlatırdı. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. daha da ötesi yazar. yüzlerce makale yayımladı. çorbasını. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer. helvasını. çocuğun ağzına doğru götürdü.serip. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. köftesini. suratına sürdü. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup. mercimeğin baklavasını. vs. karnımız şişer. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. Atatürk devrimlerinden girip. http://genclikcephesi. burada. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. bu satırları yazarken sizi bilmem. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi.. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. Mercimekçi Ayşe. dünyanın tüm edebiyatı. çocuk. Adam. bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. yaygınlaştırdı. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık. kara kuru adam. iktisadileştir-di. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. Mercimekçi Ayşe. deyip oğlunu başından öpüverdi. Şimdi. Şekspir'i. hırçın. Zayıfça. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. "Özal. 1928'lerde yazıldı. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir. Annesi.blogspot. orayı inceleyin. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki. şu çocuğun ağzına giden.

yerli malının. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz. Dağılmayan. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim. ekinin.... tarihe karışmak üzere. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı.. Sanki onlar daha sahici insanlardı. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. gördüm ki. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza. arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi. Bugün. onu yazacağım. kendi çabalarımızın. dolmalar. gülmek-len kırılır. gördüm ki. ama işte." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. Seyyahlar.. TV'de izledim. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu. ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. işte orada siyaset yapmaya karar verdim. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. Cehalet ne kadar korkunçsa. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor.. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz. Değişim. yeryüzünün bu en güzel. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak.com 34 . bulgur yazılarına başladı. Rize muhafazakâr oyların deposu. hariç. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. gençler hapiste. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. sondan şerbet. işte Şizofrengi dergisi. değiştirmek için de." Salon alkışla hopladı. Seyyahlar. yazarlar. İşte bu çok doğru. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz. diyor.blogspot. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış. lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş. patates dinini anlatacaktım. ancak başkalarından şüpheliyiz. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz... Telefonu kapattım.. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde.. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya. milli kaynağın. Erbakan geldi... kısmet olmadı. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım.. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş..Çünkü onlar. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. yol görünmüştü. ne bulurlarsa doldururlar. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor. gülmeyin.. yola çıkmıştık. Bir gün daha kalsaydı. Milli yemeğimiz çorbadır. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap. baştan çorba. artık biz iyiyiz. Trabzon. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum. kebaptan çok. konuşmak o kadar zordur. marketlerden ithal cipsler. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. kendi kendimize yetmemi70 zin. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. on-yedi çeşitten sözediyor. yüzlerine bakan yok. sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi.. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den.. http://genclikcephesi. 40'h yıllarda yayımlanmış. Özal mühendisleri yanma alıyor. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda. "Ne yazacaksın?" dedi. güldü. diyerek yayın hayatlarına son verdi. toprağın. ele güne muhtaç olmamamızın. kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. kitaplar. asırlar boyu tümüyle unutmuşuz.. İslâm gitti diye akılları çıkacak. İkincisi. bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık. bunlar deli mi diye.. değişim adında parti dahi kuruluyor.

dolma. Köroğlu. En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış. toplama beynini kalkınmanın. çirkinliğimizden. yanıldığımı anladım. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü. uyuşuk ölçülere. o kadar. yılanları güçlendirdi. Battal Gazi gibi aşk. bizim neyimiz eksik dediler. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü. değişim gazı. dolma. Türk aydını. bir gün Hıncal Uluç. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor. özdeşleştirdik. Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü.. ateş koru testerelerle 73 dağladılar. inmiyordu. futbolcu satıp. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses. Ancak meddah hikâyeleri çok farklı. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar. değişim canavarının kudurmasıyla. Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım.. uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor... yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. nasıl olacak" çoktan başlamışlardı. çıktı.. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi.. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu. Yılan kabuk değiştirmezse ölür. Karı oynatıp. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. İzel'in. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi... modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. Kalbimizin çığlıklarını. asırlarca köy. Boyner'in. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda. hamasi nutukların istilasına uğradık. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son. Hmcal Uluçlar. Özal'm. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. Meddahlar. Aydın Doğan'm. değerlere tapıyor.. Bunu iyi düşünelim. destan-laştırıldığı. Mükemmel bir katakulliye geldiler. Seda Sayanlar. Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi. hayalici çıktı.. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca. işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. kahramanlık hikâyeleridir. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!.. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel. kayboldu..... Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. banker.. kasabalarda anlatılan metinlerde. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti. Duygu Asena. bir gün Özal değiştiriyordu bizi. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. Değişiyorduk. Gülay Göktürk. Özal köprüleri sat72 mış. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor. borsa.. artık ruhumuz kabarmıyor.com 35 . Bu sesten Duygu Asenalar. Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la. erdi muradına. Gökberk Ergenekon Nilüferle. Halk hikâyeleri köylerde. http://genclikcephesi. TV'lerden. Ayşegül Tecimerler. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar.. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. radyolar açılıyor. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek..Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti. derin mavileri unuttuk. medya boğuştu.. zihinleri "yalın.. toplama bilgilerin istilasına uğramış. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu..blogspot. Hadi Uluengin... Osman Ulagay Hasan Cemal.. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. Gülay Ashtürkler..

Gülay Ashtürk. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız.. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz.. ne medya. ve o cüreti ise. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. kitap. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik. çarpıcı. Selim Edes. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması. bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin. dramatik zenginliğe. iktidar.. ne gazeteler.. Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok.. kaçış. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın. Ayşegül Tecimer. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. tiyatrodan daha yaygındı. Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım.. köy. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası. Bugünkü öykü yazarları. meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu. basitliğindedir. her akşam bir program vardı. Ve ilginçtir. naifliği. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi. sürükleyicilik. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer. Buket Uzuner tarzı yazarlar. 74 yasaktı. cinayet öykülerini işlerken. çirkin bir davranış. tatminsiz. seks. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor.. Avrupa şehirlerinden öndeydi. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor.Önce şunu öğrenelim. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen. Duygu Asena. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. Türkanh. Ya da. Ahmet Altan... Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde. çünkü meddahlar... söz dokunduramaz.. Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi. kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!. eleştirel cesarete ulaşmıyor.. ayrıntılı. sert. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. renkli üsluba. köşe yazarları. binlerce dizi. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz.. her yeni darbe. bu hikâyelerde. Aydın Doğan'm çiftliği. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. Ayrıca.. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir... Filizli onbinlerce film. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. "şehrin sanatçılarıydılar". meddah. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü. hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün. bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş. Kürşat Başar. Bir de şunu öğrenelim. meddahlık bugünkü sinema. sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen.com 36 . hırsızlık.. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu.. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. oyun. İnsan. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım".. Sonra şunu öğrenelim. eleştirebiliyorlardı.. Meddahlar bu cüreti.. Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri. hırsızlık. Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış. ancak. makale. hikâyesi. edebiyatçıları. Şimdi. İddiam odur ki. http://genclikcephesi. kasaba tarzından çıkamıyorlar!..blogspot. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. Türk romanı. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir.. Hemen her kahvede.

Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. Yüzyıl içinde. Faytonlar. Abdi İpekçi. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar. Gallia Ailesi. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. üstleri örtülü. Studebaker otomobil ve kamyonları. ön dingil döner hale getirildi. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. Ford. saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. frenler. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. elektrik sistemi.blogspot. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular. 19. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler. sürgülü camlı. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. Louis'nin bir bakanının. etrafları açık. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. Osmanlı'nın koçu arabaları. direksiyon. şasi. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. Meşrutiyet'ten önce. tekerlekler. makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı. 1960'dan sonra en iyi müşteri. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. izmir'de Fevzi Özakat. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Fiat-çılar diğer durakta. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu. Chevrolet.com 37 . patlama ile motor gücü elde edilebileceği. transmisyon organları. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti. Sultan arabaları. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. Diyarbakır'da Birecikli Halil. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. Kennedy'yi. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. Motoru Avrupalılar buldu. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. Trabzon'da Sadıkzadeler. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. öküzlerle çekilen. Meşrutiyetle hürriyet geldi. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. motor. Kemal Halil. Haklıydı. yüzyılda arabalara cam takıldı. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. yanlan aynalarla. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. Dodge otomobil ve kamyonları. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı. yüzyılda süspansiyon gelişti. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. Chevroletciler bir durakta. nakışlarla süslüydü. Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. Bu. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı. 16. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. 1753 yılında Paris'te 14.

Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı. Çünkü onlar ya düzenbazdır.'"minibüsçüler" oldu. 450 işçi ile faaliyete geçen. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. "toplama" usûlü dedikleri. Koç. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı. köle zihniyetin bir parçası. Bu vecize. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. birçok araba parçasını biraraya getirip. ikincisi jeep'leri üretti. anılarında. Çin'deki karışıklıklar neticesi. 1500'e yakın otomobil. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. ya da onur bilmezler. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. cins bir köpeğiniz oldu. 50Ti yılların karakteristiği oldu. kamyon ürünleri satan Koç. Ford'la görüşmeyi.com 38 .blogspot. işadamlarımrz. köy filmlerinin. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. Mektuba karşılık Ford. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. Traktör ve jeep. bacadan girenlere güvenmeyin!". cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. son kırk yılımızı özetliyordu. hayatının ütopyası haline getirdi. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. 80 http://genclikcephesi. Kovulmalarının arkası gelmez. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. Otomotiv Sanayi Derneği. 1930'a geldiğimizde. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. parça sandıklarını denize attılar. Milli Savunma Bakanlığı'na. yine kapınıza geliyorsa. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası. aşağılık komplekslerini. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. ne hazin itiraflar saklı kitapta. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. Bu bilgileri edindiğim kitap. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı. "Pencereden kovuluyorsan. Sanayi ve Maadin Bankası. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu.6 milyon insan çalışmaktaydı. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. montaj üretim yapan bu fabrika. iyi iş yapmış sayılırdı. "Medeniyeti veriyorlar ama. Ancak. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı. 100'e yakın kaptı kaçtı. 260'ını Koç. Ford Motor Company. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. Her neyse. nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar. ne zaman Ford'a gitse kovulur. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. 1930'da 956 olan traktör sayısı. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü. Ankara ve havalisine otomobil. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi. günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. Niye gireyim kardeşim. Kovmak. üretimi durdurdu. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. demektir. köy romanlarının. 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. Vehbi Koç. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon.

bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır. Türkiye halkına sattık. dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. otomobil virüsü ülkeye girmişti. Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. fiyaskoyla sonuçlandı. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. dalgaya alınca.. Bitmeyen bir it savaşı başlar. 90 gün içinde otomobil yapılacaktır. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'. Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır. ceplerine indirmiştir. "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. çünkü emir demiri keser. Sonunda bir şans. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı. işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır.. tüm yoksulluğumuzdan. aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu. özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol.. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. ambalaj sanayini eleştirip. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar". vatan haini ilan edilirler. piyangodan Ford'la görüşülür.. orada. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik.60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza. son elli yılımızın siyasetini. politikacımız. Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız.. Kaportada sac değil. Uzmanlarımız. ihtilalin. http://genclikcephesi. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur. askerin. bunun adı: Fiber-glass'dır.. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi. Gözdesi. Otomobili kendimiz yapacağız. Devrim otomobili. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş.com 39 . dediği gibi. Merkez Bankasını. çünkü Koç. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi.. "sac" yerine. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik. İstanbul." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır.. Ankara. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. bu işi ancak.. talaştan yapılan bir levha görür. Amerika davetlisidir. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır. otuz yıl sonra. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip. Adını Devrim Otomobili koydular. Yine de istediğini alamaz. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz.. tarihin benzersiz diktatöründen alınır. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. Solcu aydınlarımız montaj sanayini. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. ortalık yangın yerine döner. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün.blogspot. İşte bu kovulma. siyasetçimiz. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. geri adım atıp. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir. Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur.. devletin. ha gayret!. modern dünyaya kafa tutması. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!. kabadayıca meydan okumasının eseriydi. Türkler de otomobil üretecektir. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. Ancak. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz". şimdi sırada Koç'un. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan.. montaj sanayini aşağılamak için. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür... yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. Kızıl Elma gibi bir ideal edinir. montaj sanayi suçlamaları vardır. biz de otomobil yapabilirsek.

giren dövizi. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları. . ülkeye döviz sokamamıştır. peşinden banker skandali. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir.. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı. overlokçuluktur. memleket sevgileri de işte bu. dışarıya buzdolabı satı. tarımı geride bırakamamıştır. . 0302 serisi Mercedesler üretildi. köylülük. Türk Otomotiv Sanayiidir. Ancak. I 12 Eylül . jeepler. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi. Ve dünyada. 1990'a kadar de ğil otomobil. http://genclikcephesi.1 yoruz idi. Cezayir Bağımsızlık Savaşı. Anadol. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. Neden Cezayir'e. 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. tuhaf değil mi.1 Koç.. Cezayirlilerin başkaldırısı. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. ve 700'ün üstünde grevle. turizm ve konfeksiyon. Bütün suç.i ürünlerini ihraç etmiş. Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu. Renault 12.. Onurlarına yedirememişler. Yetmiş sente muhtaç.. Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan. sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği .. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. vur malları olan buzdolapları. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor. Devrim Otomobili. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. I anlatalım. Murat 124. vatan. Nereye? Cezayir'e. 12 Eylül'e kadar. hem teşvik alırsın.blogspot. tarımın yanında gelişmiş.. anarşi çıkartan gençlere yüklendi.. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım . ': sonra 0302 Mercedes. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır.24 Ocak kararlan. gâ. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş. bu kırk yıl içinde. Ford dahil. nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler... ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken.. 12 Eylül'ün kapısına dayandık. halde. rupa'dan mal almamışlardır. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır..82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. uzun müddet asla Av. ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1.com 40 . devlet bir ampul dahi üretemiyor!. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. Sultanahmet'te tu. Magirus.1 80'lerin ortasında tek övündükleri.. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. ucuz işçinin sebil' leşmesiyle.

Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir. tas kebap.. fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor. iç savaşlara rağmen kazandılar.. Topal Osman'dan Yeşü'e. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. kebaplar faslında ise. Cumhuriyetimizin 75. komik devletimiz için şeytani bir rastlantı. üstelik. Ve teneke otomobillerine. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi. Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu.) Cumhuriyet.. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. terörist. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı. Bu rezil. otomobilleşmeyle. bizimkiler asla!. Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır. lanet hayat onların bize hediyesidir. 4. Dinleyelim: 84 85 ". yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır. 68'li öğrenciler ise. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti. hep kazanan onlar oldu. http://genclikcephesi. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi. sır noktaları arşivlerde kapalıdır. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı.. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli.com 41 . kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış.. kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma. Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim. Mehmet Sabri denen bu cani.. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. Hikâye uzundur. romantizmin heyecanına kapılmış. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi. Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak.Elli yılda tek kazanan." (Yakın Tarihimiz. ihtilallere rağmen kazandılar.blogspot. cilt 376 sayfa. ya da aydınları öldüren bir mermi.. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz. Bu yalanı gösteren tek yer. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin.. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor.

com 42 . bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. meclisin en çalışkan. diğerleri sorgulanır. ruhu imişsiniz. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey. aranır. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. istiklal mahkemeleri kurulur. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. Sarı Edip.. Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. doğrudur. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam. Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür. bulunur. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. Ayıcı Arif vs. bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. hepsi sırayla idam edilirler. meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister. Laz ismail.blogspot. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste. ya namusumuzla yaşayacağız. Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi. Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal.. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim. 75 yıl süren büyük yarasını alır. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir.27 Mart 1923 günü. Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir. Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. ya öleceğiz". heyecanlı. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. bulunamaz. Ama başaramadım. Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. Hüseyin Avni Bey. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. "canileri affetmeyeceğiz. Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp. Suikast yapmaya geldim. ne diyebilirim. Ziya Hurşit.

Halk Fırkası ömrü boyu.En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi. Sana orada suikast yaparım ha. cumhuriyet kararı anidir. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. Ama bu da zevk." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir. Aman beyim. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz.. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. . Ziya Hurşit. ben kendi işimi kendim görürüm. http://genclikcephesi. hem de elimden kurtulamazsın. .Hepsi bu kadar mı. . Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal. merak etme. çabuk ol' diyen cellada gülerek.'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. maccıa-perest. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. haklı haksız gidiyoruz işle. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar. ancak.. İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü. sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni. en yakın arkadaşları Kazım Karabekir. (Bu ittihatçı ruh.. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı. 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme. geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. istediğim de buydu' demişti. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: . 75.. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip. önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. salıncağa da benziyor. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran. Yolcu yolunda gerek. Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu. Sizin elinizden yalnız bu gelir. ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları. şöyle ki. Ali Fuat. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak. Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. Nuri Bey. millet meclisi kavramı yetiyordu". kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin.) İşte. hiç danışılmamıştır. şaşılacak derecede soğukkanlıydı. 'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi.Ben zaten başka bir şey beklemiyordum... Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. Zahmet buyurmayın. yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı.. Başbakan Rauf Orbay.. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 . Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. vakit geçiyor. Dünya sana kalacak. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. yani. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı. Ziya Hurşit. Rauf Orbay. ipek mendilini düzeltip. milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin.com 43 . Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar. çünkü. ağır ağır giyindi. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck.. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor.blogspot.' demişti. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi. Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş. yüksekliğine de bakacağım.

Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. O tarafa? Aden'e mi.. hilafeti istemesi değil. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu.com 44 . millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu. şöyle bir sahne anlatır: ". bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar . Ancak. Tansu Çiller'e. Doğrudur..Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü.. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. Anadolu hepimize hmç. MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. trenin gideceği yolun. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. siyasetçilerini bu ülke görmemiş. Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur. Adalet Partisi'ne. Tansu Çiller'in adamı vs.. millet meclisi ne89 den yetmeliydi. Bize milli hakimiye. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında. olmadı..... ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. Kanal'a mı. yüz bin Ahmed'in hangisini. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense. İstasyonda bir kadın durmuş. Meşrutiyet'te herkes birbirine. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin.. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti. dönüşte. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya.. Talat'ın adamı. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır.. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur.Cumhuriyet devletinden yana olanlar. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. skorpit yarası mı. tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. partileri. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak. şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Ahmed'ini görsen. Adnan Menderes'in mecliste. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. tanımamış. sürüldüler. Medine'ye mi. oluyorlar. http://genclikcephesi. Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. şehit oldular. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da. sarayın adamı gözüyle bakarmış. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. Sarıkamış'a mı. ona da soracaksın. Hangi Ahmed'i. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Bu lafızlarla iktidara gelenler. Koç'un adamı. Allah'ın. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. aç kaldılar. meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü.. çünkü millet meclisinin. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. bir çuval inciri berbat edecek... kenetlenmişlerdi. su mu. Demirci'm adamı. ezildiler. diyor. Aydın Doğan'm adamı. Enver'in adamı. lâik-şeriat değil. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. kum mu. millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. Ülkemizin cumhuriyet kavramı.. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. ancak.blogspot.

Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. vermiyor. Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk.. Kovukta. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. Ahmed'leriniz bir nefes değildi. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. http://genclikcephesi. o bize. Ahmed'lerini arayan analar. demiryoluna." Evet. Bin yıldır gömülüyoruz. Bebeği pek az kimse bilirdi. biz yine muhalefet!. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın. kırılıp gittiler. Anaları ellerinde fotoğraf. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça. ağlayacak ama. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok. Dinleyelim. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik. sağdan. Anadolu. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. şenlenir evimiz. gövdesi pamuk. Senin serin dağlarında. ismet Paşa. oğlunu arıyor. İzmir'de üç dükkân. oyuncakçı da. Büyük şehirlerde bile. bir Alman Yahudisi vardı.blogspot. Kabil'den. Batı'dan. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet. Kahire'den. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün.Şimdi Anadolu'ya. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş.. oyuncağı hiç sevmemişiz. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. iktidarı sahiplenenler... nerede ölüyorlar.. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar. işini kuruttum. uçup gittiler. İşte şehit anneleri.. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. Çakıcı'yı dahi vermedi. Rauf Orbay'a özür diler gibi. Bizim gibi karadır. Bir Macar vardı İstanbul'da. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı. onu da kaçırdım. ben gelince yendim onu bebek imalinde. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. Kuşlardan küçük. Falih Rıfkı'nın dediği gibi. soracak. Çatlı'yı. Biraz uzun sürecek anneler. Adını tam bilemiyorum. oyuncak müzemiz yok. fazla sitem-kâr olmayalım. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin"... Taliban'dan. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor". ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür. sen yine parti başkanı. kahraman işadamlarımrz. Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. bulgur yedik Şehit verdik. delikte büyümediler. yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz. göklerden yüksek oğullarınız. Doğu'dan. başı mukavva. saçından sürüklenerek götürülüyor. Evlatlarının peşinde yalvaran.. kar ya-92 nakli. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler. Kolu bacağı kırıktır. yirmi yıl sonra döndüğünde. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. Yüzü vücudu çok kıllıdır. kayıtsız milli hakimiyete. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!.com 45 . "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. Rauf Orbay. şoseye. istanbul'da yine birkaç tane. Shirley bebek yapıyordu. oyuncağımız yok.. kimseye diz çökmeden. işte cumartesi anneleri. Malezya'dan." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden. Yeşil'i. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor.

" Tüm bu bilgileri. kumaşla kaplardık. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. Tombala filan yaptık. ilk 95 o yaptı. plastik tabağı. Ben de tahta tabanca yaptım. Bebeğin karnına basınca ses verir. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım. Kızıma vermiştim bebeği. kestane fişeği. Kalıpçılar çok şaştılar buna. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım." "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde..com 46 . makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu. Gemini çekince gözleri yanardı. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. Sallanan tahta at yaptım mesela. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce. 62'de başardım. http://genclikcephesi. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. sonra biz. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. Kafası mukavvadan. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine.. eve ince talaş yayılırdı. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı. oğlan bebek. havai fişek. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı.. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor.5 liraydı bu bebekler. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik. Mam-ma sesine 1948'de başladım. Grup oyunları yapmaya başladım." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. 550 kuruşa. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş.. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor.blogspot. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar. il il dolaşmış." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. Parmak bebekler üretti babam. içerde. Gözlerine ampul taktım. tamiriyle uğraştım. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. Spiro Giokas. Çocuk bir iğneyle dokunsa. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum. Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü. tüfekler yapardı. "Bizimki de mukavva kafalıydı."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. 14 sene uğraştım. Mantar. bardağı. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. tarih mi belki 68-69. süs kâğıdı. oyuncak ithal etmek istiyor. Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. Birgün bozmuş bebeği.. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak. kendi icadım olarak. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit.. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum. mal yetmiyordu. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. "İlk defa sıpa yaptık. kızma birader. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. 53-54 seneleri. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. Çukurel. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti. kukla gerçekten gülüyor. Monopol. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda. Tahtadan tabancalar. Sonunda buldum. 1950'de. bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof. babam Mehmet Sülün. başın üst kısmını kestim. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır. çatapat. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu. kız bebek yaptı. 1 veya 1. ondan yapılmıştı. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. bu fikri kaynanam vermişti. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. Gövdesini saman doldururduk. 51-52 yılında ithalata yöneldik. kâğıt fener. Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında. Karakaçan.

sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler.omuzları hareketli. bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. http://genclikcephesi. pencerenin perdesi. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. bir çığır açtı. Hiçbir şey bulamadım. Arnavut kralı.com 47 . arkasında duvar. burun ve kulaklar. "Bir de atbaşı vardı. "Harbin başlangıç yılları. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. bombalar patlarken. tabii. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok. zehirli filan diye. yerli kurşun asker yapıldı. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. Bir divan. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. evet evet. köpek. 69'da anne oldu. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. tombul bir poposu. Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. bebek hâlâ istenmiyor. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. fil. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. insan sureti anlayışı ile engelleniyor. iki koltuğu. maymun. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak. tahta oyma biblolar giriyor. bir pencere. Kim olduğunu bilmiyorum. Hatırladım o Alman şimdi. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş. annem anlatırdı. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. altı çeşit hayvanla başladı. Burada oyuncak yok. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile. başı hareketli kahkaha atıyor. uzun bir gövde. ucunda iki tekerleği. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum. hepsi birbirine tellerle bağlı. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. işe. Balık ihraç etmek istiyor adam. arslan gibi. tombul bir göğsü. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. ata biniyormuş gibi oynayacak. ayı. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. bir de ufak masası. yuvarlak tıknaz bir adamdı.. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek. ondan önce el sanatı olarak kalmış. elbiseli nadirdi.. 1947'de Ankara'da doğdu. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. Ülkü için olabilir. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. şaşırırlarmış. adama aynısını yaptırıyor. Çok iyi hatırlarım. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a. çocuk sopayı elinde tutacak. bir bebek hatırlıyorum mesela. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. "Çocuğum bir yaşındaydı. Sonra başı derde girdi kurşunla.blogspot." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak. tekerlekli bir sopa. kaleler de vardı.. Tenekeden kanatlar..

çok şanslı çocuklardık. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda. ancak. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. çünkü o zamanlar kârlı değildi. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış.. biz. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim. onlarca. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı.. orijinalite yok. Seramiğin bin türü var. diye cevap verir. ki. neden tahtadan. O renksiz televizyonun. tüm haftalığımı verip aldım. düş yok. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. Hayal gelişmemiş. Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. Demir telinden yapılan araba. Oyuncak. tahta arabaların. dünyanın en büyük şovuna götürün. ayakta iki sanayi kaldı. hediye almak hiç aklımda yoktu. şimdi yok. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. Hollanda'da oyuncak müzeleri. 80'li yıllarda Kara Şimşek. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. bebeklerin ayrı. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. görün kültürünüzün acımasızlığını. korkunç bir kediydi. ancak. dünyasına girmek istememişiz..Özellikle kediler. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. Çemberi hepimiz oynamışızdır. kültürü. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. büyü-98 lendim. Çocuklarımızı sevmemiş.. maskotlar. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün. ki. çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. biri topaç. Çünkü hayal yok. seramikten oyuncak yok. Bizde halkımız. oyuncağım daha değerli görecektir. camileri.. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum.. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. Biz ise modadan uzak. büfe eşyası.blogspot. buluş. kullanışlı değil. ama. yeşil süs boyası olurdu.com 48 . ama oyuncak yok. ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. hantal süs eşyaları. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. kimisi makaradan. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır. bizimkinin atbaşı yoktu. ki. Batı'da. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. İnanılır gibi değil. biri oyuncak sanayi. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. kurmalı. 90'h yıllarda da Batman moda olur. aralarında süs eşyaları. aydım. alacak hiçbir şey bulamadım. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok. İsveç'te. zekâ oyunlarının. kiminin tekerlekleri de demir telinden. 17. Almanya savaşta harap oldu. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık. haftalığım cebimdeydi. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. oysa. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze.. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor. estetik gelişmemiş.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. değnekten at. pembe. Bu din kardeşimizin. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç. (Oyuncağın da modası olur. meşhurdu. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. sürtmeli oyuncakların ayrı. İkincisi. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı. zekâ yok. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı.." Ve Fatma ilhan. Antik Yunan.. pilli. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. Fatoş. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. çok pahalıydı. ancak. Çinliler kırbaçla çevirirmiş.. o. taşla ya da topla devirmekti. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor. çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi.

Dinç Bilgin. muazzam boşluğu mafya kullanıyor. Çocuk artık.. göğü delen kuş gözüyle görüyor.. 'bozkurt'. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin.. Her şeye sahip olmuş bir insanın. tahtadan bir at yapamamışsın. kimse anlayamaz. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. en şöhretli insanı oluverir. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin. ne dini ne bilimi. solcusu. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz. hayallerini. Bu. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. dilini inşa ettiği. Tabiatı masum. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor.. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor.. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz. Acı çekmeyi içselleştirir. en derin eşya. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır. kendi halinde lüm nebatını. dünyanın en zengin. kendini oynatacak üstler. büyülü. çocuğun başına onunla vurmuşuz. İyi ya da kötü. kayasını. kurşun asker. haber bültencile-ri. kendi iç dünyasını. Neden korkmuş isek. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten. Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor... dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur. bir kahve makinesi görür. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz.. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar.. kendi dünyasını. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. İnsan sormak istiyor. itaat arar. Kendiyle oynayamayan çocuk.blogspot.. çocukken kullandığı kızağın adıdır. boyun eğip. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz.com 49 . sakin. bu yüzden sen benimsin.. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. daha da ileri gider. "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince.. edebiyatçısı.kendine daha yakın. televizyonlar kullanıyor. arkadaş olduğu. kış orada takılı kalırdı. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. Oyuncak. onu da ağır. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor. yalancı aynaları.. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane. Kardeşlerim. der. onun için askerler. gizemli bir eşya. tüm tabiattaki nesneleri. ama bu derin. bu sahte. http://genclikcephesi. Siyasi hayatta önümüze çıkar. Bizler. mutlulukta geri kaldık. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar. canlısını. Sevdiği kıza bir gün.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. ancak. gazeteleri. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır. Oyuncaksızlık. Eline oyuncak geçiremezse. diye sahiplenir. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor. 'dokuz tuğ'... Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor. çocuğun sahiplendiği. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor. konuştuğu. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar. Çocuk. ayrıca. bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. sağcısı.... çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız.. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor. senin için en çok ben acı çekiyorum. Arkadaşının uçağına biner. acı çekerek talep eder. ben daha çok acı çekiyorum. o halde ben haklıyım. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. Doğru ya da yanlış.. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz. ruhsal parçasıdır. kör bir acımasızlık öğretir. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor.

o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım. *** Kurtuluş Savaşı'nda. Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. Mizahçı Necef Uğurlu. dışladık. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse. ben müsaade etmem.olayları. Ben Mesut. Ofli şi-vesiyle konuşan. Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir.. büyük şairimiz yalnızdı.blogspot. Abdülhak Hamit. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin.. büyük şairimiz açlıktan öldü. Demirel'i.. ona ilgi göstermedik. İthal canavar oyuncaklar.. canım yandı. ama kendi çaplarında. 102 103 bu sefer canım yanmadı. çok başarılı buluyorum. ortalık karıştı. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. ordan aşağı açılur mu demeyin. Alışılmış konuşmalar. bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda. Başörtüsü şart değüldür.. Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. diye kovdu. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?". bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım. deyip. dolma yerken öldü. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor. karaciğeri bozuktu. bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir.." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında.. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi. Lakin. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında. Hatta. Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış. denilince. Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı.. Mesut Yılmaz'ı.com 50 . Kur'an'da buna bir mani de yoktur. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır. röportajda. " * •% * liir "gay" dergisi 53. Her yıl anma günleri düzenlenir." Üstelik böbrekleri. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!. Hamdullah Suphi. Açlıktan öldü. Mehmet Emin Yurdakul en başta. üç yaşındaki çocuğun korkulan. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür. dünya sıralamasına giremiyoruz. tekrar yaptırdım.... örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır. halkın dinî sorularını cevaplamakta. sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor... Zekeriya Sertel'i.. ithal canavar filmler." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim. sizin burada işiniz yok. Bana sorarsa-nuz. bir toplantıdan. umutları. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur. Önüne. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim.

parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken.. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu. acemi gazeteciler de. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. kokmaz. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir. bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. bunu kimse de merak etmez. işte bu tartışmalara yol açtı. atları Rum. çürütüldü. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. ihtilal ve bakan gören adamıdır. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. Kızılay neden. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. ancak.açar. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla. geceyarılarına kadar orada geçirirdi.com 51 . yanmaz. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. Dil Kurumu. Çünkü. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. Mesela. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip. Bu tarihsel bir rekordur. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. orada neler döndüğünü kimse bilmez.)* Anadolu Kulübü. ancak. Türk masonlarının büyük ismidir. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. Ankara'nın en köklü kurumudur. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir. İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. örnek olarak da. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış.. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. bu insanlara depolarını açmaz. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. * •% * Bir başkasına geçelim. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. http://genclikcephesi. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler. Dünyanın en çok başbakan. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir. hükümet. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. yani Kızılay'dır. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer.blogspot. Ancak. Rumlarla Türkler savaş halindeydi. Padişahın insan emeğini küçümsediğini. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. dünyada yoktur. otuz yılını doldurmuştur. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. tüm makalesi boyunca. Kötü. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Osmanlı padişahlarından birinin. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. halktan uzaklaştırıldı.

yayın. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. Türk resminin kayda geçmiş. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. İğdemir'i getirdi. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. basımevinin başına oğlu. kimse uğraşmaz. Böylelikle Tarih Kurumu. Tarih Kurumu. piyango bileti. bozuk diliyle hasta. sportoto. cunta. kıskanmıştır. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. piyasaya iş yapmaya. nasıl oldukları onun bilgisindedir. Görevi. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. şehir telefon rehberleri. Devlet. Nerede oldukları. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. Tarih Kurumu basıyordu. gazete. Ajans Türk. skandal ört-bas edildi. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde. Tarih Kurumu ayrıca. değil Türkiye'de. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. bilim. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. rehber gibi. parti afişleri. basına sızmadı. çok sevimliydiler. büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. baskısı. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. büyük bir ticarethane yaptı. Çünkü. Öldüğünde TRT ardından. Türk tarih çalışmaları. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. Danıştay'a. BM'den ısmarlanan teknoloji. bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. dizgisi. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı. suçlayarak. Arabesk. 1978 yılında. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. oy pusulaları. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. hatta 108 http://genclikcephesi. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. Ankara piyasasında tekel oluşturdu. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür.blogspot. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. deli etti. Dil Kurumu ve CHP gibi. bitmek bilmeyen davalar açılır. Gökmen miydi.com 52 . Diyanet İşleri. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. Baba-oğul kurumu.Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır. dergi. devlet evrakı. Mehmet Özel. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. İnsan soruyor. Ancak. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. Rakibi. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa. kazıları yönetmek. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. Kenan Evren televizyonda.

* Ancak. tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. televizyonun içine bakıyordu. hakimlerimiz. ilk defa televizyon görüyorduk. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir. Devletin. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. hukuğu. işte Çağlar ve yüzlercesi. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. işte pankartçı gençler. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi. Koşarak gittik. gencecik içimizden bir çocuk. artık toplum tartışsa ne olur. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. Hasan bir yandan. neşeyle usta işi muhabbetler. tekmeliyordu. yıllar boyu bin. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. (*) Türk Hava Kurumu. baklava çalan çocuklar. işte.com 53 . toplumu. Bu medya. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. Sadece sefaretler satın alıyordu. keyifle. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir. hakimleri. kapalı devre yayın yapılıyor. yani. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. sorusunun cevabı buralarda yatar. başta Hakan ve Çağlar geliyor. llnur Çevik pek çirkin ama. örgüt suçlarıdır. o da ayrı mesele. İlhan Çevik meşhur. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. ileri derece masondu. medyanın. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele." Ben üzülerek. bok mu var" diye kovuluyorduk. silah yok. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. kan yok. kafamıza sert tekmeler yeyip. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler. Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. espriler yapıyorlar.) Kaba hatlarla. bugün. herkes gidip seyrediyor. kültür ortamı neden oluşturulamadı. İslamcı kitap. İngilizce gazetesi. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. Yayın yoktu. bizleri. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda. gazete. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim. "Tüh lan ben göremedim" dedim. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. televizyonda gördüm.blogspot. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. koruduğu ve hiç kimsenin. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. 16. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. aydınların. size oracıkta köfte ekmekler. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. koğuştan birçok genç tanıdım. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. bağımsız. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan. insan soruyor. halkın. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. vatan hainliğiyle suçlamıştır. Çağlar 20 yaşlarında. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği. dergi. Hasan: "Adam seni dövüyor. Şiddet yok. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. gezmediği ülke kalmadı. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik.büyük bir matbaa sahibi olmayı. gazetenin." http://genclikcephesi. iki bin baskıyı geçmedi. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü. "Çekilin lan.

Kaldırdım antik bir taşı.. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir. soluk sarı yüzü. ne insan hakları. Bu sözler beni. benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. ağlamaya hali kalmamış. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım. parasını da al!" http://genclikcephesi. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. çay içiyorum. pis. Sırtımı dayadım. çıkarın tüm bunları hayatınızdan. kaybolmuşum. Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. O kadar sıkılgandılar ki.. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. dağların en yaşlısına tırmandım.. Eski. Can verir gibi. biz ekrana. Balta girmemiş bir ormanda. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. Garson boş bardakları alırken. Ne yazarı. ne yasası. garsonluk yapıyorlarmış.O gün bugün. Gezintimi bitirdim. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi".. soluyorum hâlâ mutlulukla. bir küçücük yer. Dünya kadar geniş sanıyordum. ne anayasası.mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni. kara. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda. "Yooo rica ederim. yirmi yıl başım yerde. işte orada. seçimden. gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız. bu sefer. insan haklarından. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen. hayallerimi savunan son ağaç burası. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için. şakacı bir avlumuz olsun. Bağırıyorum cansız bedenine. acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim.com 54 . Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim. Hayat Buysa . felçli gibi oturuyorlardı. pavyonda komilik. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. yazmaktan.. hakimden. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz.blogspot... bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım. Kırk yıldır oradayım.. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm. gündüzleri kırılgan. Yanıma Doğulu iki genç oturdu.. Jack Nicholson. Şalvar gibi bir kot pantol. Dinleyin beni... kanundan. acı duyarak. Kalbim yerinden koptu. kımıldamadan!. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten. kumlu solucan. ne polisi. çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi. Bıktım. Diz çöktüm.. Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. ne hukuğu.. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim.

. Ermenice isimler değiştirildi. milli. Her neyse. İbrahim. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. türkü çığırdı. Son yüzyıldır. Peki. iki. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli. ağlayarak tarlalara koştum.... Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. yavaş yavaş masaya dokunmaya. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. hem "beyaz. istisnai olarak turna kullanılmış. diğeri böyle. olmaz bu. Kendi tahminimi söyleyeyim. Rumca.. "martı" yok.Hiç tanımadığım iki insan. Türkçe isim verildi.. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş. martıyı kullanmayan şairimiz yok. Kullandıkları dil. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi.com 55 . bir şey ya iyi olacak. Mevzuyu öğrenmenin yolu. Belki de martı demeyi yeni öğrendik. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. sıkılgan kardeşlerim. mitolojik hayvanlarımız var. Bir fıkra anlattı. derin bir muhabbetimiz başlamış. teyzeciğim. akvaryum almış. Çaylar. mevzuyu öğrenmeliyim. Son yüzyıldır ise. Akkaya. her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum. Laf ilerledi. ya kötü. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. Var bunda bir bit yeniği. Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. beyaz güvercinleri. "Abi. turnaları severiz. değil mi. geldi. gibisinden muhabbete girmeli. iyi soru sormaktır. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. Hem yırtıcı. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. kaplan. leş yiyor. Düz-ce'de kadınlar. bu oğlan para tutamaz. kuğuları. Martıları ya görmedik. açıldı. ne güzel ülkemiz var. Biri öyle düzenliyor. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. ya kovduk. Onu durdurmak ne mümkün. Ne iş baba. Doğu. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. bembeyaz tülbendi eşarpları. imgeyi şiire somıyor da. ortak bir hayalin süslü kelimeleri.. Arapça. küçük dilimi yuttum. Hüseyin Aktoprak. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. Akpınar. Belki de o zaman martının adı başka.. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. Akköprü Aktepe. Melahat Akalın. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı. Yerine: "Akyazı. ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. "martılar" kafa karıştırmıştır.. hem beyaz. boşaldı. bizim ne güzel topraklarımız var.blogspot. ağlar mısın.. ama. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. Uzman bir hocama soruyorum. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur. başta İran geleneğini sürdürüyor. gitti. hem yırtıcı. Divan Edebiyatı. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. Mesela. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı. İbrahim! http://genclikcephesi. Yırtıcı imgesi için arslan. iki bin dolar biriktiri-yormuş.. sesim çok güzeldir". patates tarlalarında çapa yapıyorlar. iyi soru sorarım. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. Martılar yırtıcı hayvanlardır. geçen gitmiş. Güler misin. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. Amatör bir tarihçiyim. Gerede. güzel". yine. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik. Beyazlığım övmek istesek. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. gün boyu ağlıyoruz. ilk masaya oturmuş. İç savaş başlıyor.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur. arkadaşlarını yüzüstü bırakır. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. bu bölüm. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. ucunda sehpa vardı. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. Yaşar Kemal. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. Son anda çark edip. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır. altmış yılından sonra. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. kararlılık ve baskıyla. bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. bugün. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk. sonra unutuldu.. sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. Nadir Nadi. 1986'larda Nazlı Ilıcak. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır. işkence yapılıyor dedim. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. şimdi devrim zamanı deyip. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir.blogspot. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir. DEVRÎM dergisini çıkarır. ilhan Selçuk. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. eşitsizliği giderecek siyasi kararın. ta ki. Anılarında. üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. bugün o sütunda İlhan Selçuk. o cuntanın başında iktidardadır. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu. hem gençlik. Hasan Cemal. saldırgan. cuntayı deşifre eder. köşke gidelim. "Aydın cuntasının güvendiği. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. 60'larm sonunda. Aydınlar. diyor. Mümtaz Soysal. sert.. hem de meclis. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda.com 61 . Yön dergisini çıkarttık. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı. hürriyetler. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. Uluç Gürkan. bir şey yapalım. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz. Yalçın Küçük. acımasız. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. Yeni devletimizin ruhunu. Geriye kalan üçyüz sayfa. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. yine ser verip sır vermez. basın tarihimizin en sert. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. İşkencede. aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. İlhan Selçuk'u sıkıştırır. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. Doğan Avcıoğlu. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır. yönü gösterdik. tanrısal adaletin ancak. postal.126 Son kırk yılımızda. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. doğrulansa da. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır.

kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener. soruyor Hasan Cemal'e. silik bir köşeye çekildiğinde. dünyaya açılacakmışız. ama. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. sağlık.) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. Bir de küreselleşmişiz. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını.blogspot. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. Çünkü. ama. bugün Koç'un. diyor. sıkıcı kitabından dolayı. galiba ihtiyarladığında da. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor. imanla. eğitim. Altmışlı yıllarda çay. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. Boztepe'ye 80 km. tembel bir liberal! Görünen o ki. elinde hiçbir şey kalmadı. Aydın Doğan'm. Bu silik liberal. bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor. devletin kavalyesi üslubuyla. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. o elleri temizle-yemezsiniz. Hasan Cemal'i. Çünkü. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir. Velhasıl ne dediği. bir daha hayıflanacak! (Ha. İlhan Selçuk'u. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. beceremiyor. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. sessiz. utanılacak kadar zayıf. üç-dört kitap. hayıflanmak yetmez. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. işinin ehli. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. Pandora'nm kutusunu açıyor. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka. Raymond Aron. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız. Anıları yayımlandığında. idam edilenlere üzülüyor. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı. Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la. bu kitaplar. bunu da beceremiyor. diye. liste çok zayıf! Koca kitabında. Kendisi neden dünyaya açılmıyor. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri. bir de Özal. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar. Ancak. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu.com 62 . içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. çok kötü. bu yazdıklarını gördük. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz. http://genclikcephesi. Şık bir salon adamı olabilir. arınmak için. ama. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. başaramaz. vs. İsimleri önemli sayılır. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor.. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. işsizlik. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına.

12 Eylül. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz.. Mem-duh Tağmaç.Kr.com 63 . ortada bırakır. Muhsin Batur. solcu gençlere bombaları patlattırır. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. 1980 öncesi. tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. ürkek. bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. 60. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler.Kuv. gece komutanlar. Eczacıbaşı.. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım. yüzlerce seçim turu yapıldı. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü. Muhsin Batur. Faruk Gürler. aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. Demirel'in acı intikamıyla çekildi. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. Mecliste. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. biz bozuyoruz. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. Artık. yani diyor insan.Bşk. Nafile turlar.blogspot. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri. Atilla'nın http://genclikcephesi.Kuv. cuntacı subaylar. Sabah-akşam. bu vahim durum üzerine. Ferit Melen. Gn. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. 12 Mart'm hızlı. Kara Kuv. peş peşe kurulan kukla hükümetlere. 12 Mart. yedi yıl sonra. mutsuz. İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı. Dz. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. bankalar soyulur. durumdan vazife çıkartan savcıları. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. 28 Şubat. İlk işleri. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip. 12 Mart darbesini. durdurma kararını kaldırtır. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp. İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu. ilaç zammını durdurur. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. Hv. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi. askerler gelip düzeltiyor!". Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. yoklu! İşkencecileri vardı. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. tarih sahnesinden. Her dönem. Celal Eyiceoğlu. cuntadan sonra. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler. Nihat Erim. komiğe düştüklerini anlarlar. önce kontenjandan senatör. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. Ve büyük şirketlerin. bu turlarda 300 oy çıkardı.

muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne.blogspot. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. her seçim biraz daha büyük yenilgi.com 64 . entrikacı. Avcıoğlu. İkinci Dünya Savaşı öncesi. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. bir milyon ev. Allah başka keder vermesin. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. faşizmi halk tabanına yaymış. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. yanlış bir yöndü. Elli yıldır her seçim. Aşk yoktu kalplerinde. tepeden inmeci inkılap kanunları. Seksen bir vilayetin. Bu hazin manzarayı görüp. Modernleşmeden anladığımız. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. hevesli. Çünkü. ama. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. antik. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. Darbe ideolojisini. Cins. Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. 30'un üstünde genç insanı. Darbe uygarlığında. sempatizan kitleler. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. birbirinin aynı. hiçbir politikacı. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. Gazeteleri alın. başka siyasi alanlara kaçıyorlar. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu. şimdi de sulanmaktadır. slogan attığı için 19 yıl yemiş. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti. daha da eriyecek muhtıracı sol. Evren Paşalar. darbe. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. ihtilal sebebi saymadı. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. uygulansın. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. 1961'in Yön'ü. işte İlhan Selçuk. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. bir darbe uygarlığına dönüştü. Oysa. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. Aydtnhfe'ta yazıyor. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. hepsi bu. işe güce girince. Ancak. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. solun kâbusu oluyor. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. Sebep: Halka güvensizlik. Halilim. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama.

devletten alınan paralarla. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. hem kanunsuzluk. birileri. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. gözyaşıyla. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. Ekmek. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim.. SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra. yine.com 65 . cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. Onurlu ismini. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. sanat. magazin dergisi. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. Aktüel. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına. Dinç Bilgin. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. değişen hiçbir şey yok. Bir / Altı saatlik tartışma programında. boşuna. fareye peynir gösterir gibi. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. oy alıyorlar!. ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla. bilimadamlığını. matbaa masraflarının. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. hem de edebiyat. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. Toprak kardeşlerim. sanat dergisinin sahip olmadığı. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. bugüne değin hiçbir edebiyat. sadece ekmeğin resmini gösterip. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum.Ve Melih Gökçek'in.blogspot. kültür. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. en beğenilen yazarı. ama yılan deliklerinden ürküyor. kaç zamandır. acıyla. buradan bağırıyo-rum. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. Enver Ören. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. Erol Aksoy.

gazetecinin. hırsız. bundan bir ay önce. hayrını görün. sivil yüzlerce kurumun. http://genclikcephesi. ot kafalının. bir tek kez. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. Ertuğrul Acun. kredisiz. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur. kararlı bir bilimadamı. ses sanatçısına kadar. keskin bir bahar kokusu var" der. yazarak.blogspot. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. mafya babalarının görevli köşe yazarları. devlet televizyonunun seyredilmediği. denyonun. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar. "Bütün bir şair neslinin. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. magazin dergisi çıkardığı. kim varsa. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. kendi gayretleriyle düşünerek. yoksul. İstanbul'u. düşüncelerinden başka. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. ormanları. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse.com 66 . Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. üniversiteler. öğrenciler. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı. Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. Eyüboğlu. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. iddia eder. üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. önüne gelenin televizyon kurduğu. medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. MİT'in görevli köşe yazarları. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. sanatçılarla kolkola girip. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. İşinden olmuş. sözde bilim-adamlannın. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi". reklamsız. üçkâğıtçı. biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. bunca kap-salağın. makamından alınmış. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. söylemeyen. Bunları görmeyen. fikrini söyleyerek. 40lı.sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. hocasıdır. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. yazarın. sanatçılar. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca. Çörtük'lere. kuponsuz. duymayan. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. Refah'm Milli Gazete'sinin. Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni.

Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece. yazarların bu amansız savaşma. dünyayla yarışan başkaları da var. kendine yeten insanlar kurar. ışığı. Taranta . açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle.. Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. aşka ve sanata". dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının. Tarihin ilk gününden beri. bu çok zeki yazarlarımız. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor. bu kara gerçeği. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim. çocukluğa.. Ve. içmiyor. sevinci." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar.blogspot. Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak.com 67 . Esnaf.. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar. mutsuzluk. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa.S.. Demokrasiyi ise. tabut. aynı yıllarda yazılmış. mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar. bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç".. her dakika dünyayla hesaplaşma. Tarancı: "Ah." Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun. en sefil gününde.. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. sakin. köylü. yeniden başlamak hayata. Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. bir ölüm. kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil. http://genclikcephesi.. bir ışık. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor....Ve doyumsuz bir iştahla. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi. dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor. "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. Çünkü güreş de halkın onuru. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar. bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar. Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden. Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. İnsan ağlamak istiyor." C. bir sevinç aradığını görürsünüz. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor. yemiyor. yazarın burada kasıtlı bir şekilde..Babu.. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. kendi halinde.

Lahana.blogspot. gerçekte. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk. sarı entarili ve selvi boylu. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize. sahralarda bey idim. ne harikulade bir varlıktır. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız. her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte. diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. mafyatik. sabahtan toplarım (yıldızlar). bakabilmek. akıl dışı. bir acaip evim var. cam kırılır. asık suratlı ve dedem sakallıdır. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. kendini Tanrı yerine koyup. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte. kırk gömlekli bir kız. sağcı. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. "Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. İnsanoğlu." Nar. Chagall'ın. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. kâinata benim diyebiliyor. içi dolu mercan. asma kabağı.. Ölümden korkmayan. bir gelindir. siyasi kirlenmişlik. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm. bu denli acaip. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. tarif141 ler.com 68 ." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar). Bir meyveye bile ne tuhaf. hayale sığmayan. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir. illim dağ aşar. estetik. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler. Picasso'nun. kırmızı fistanlı. tarihöncesinden gelen. illim kemiksiz. bu acaip kırmızı evde ben.. "Benim bir kalbur boncuğum var. oyunlar neden bulmuştur. akşamdan atarım. yahut bir dram içinde göstermektedir. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. Ve Eyüboğlu. Kavun. edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca. ne acaip şey diye. kana boyanır. 1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür. pırasa. illim bağ aşar. "Kara kız sarkar durur.. cama dayanır. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan. Bir insan gözü ne acaip. eşyaya. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi. Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp. Bakın şu bilmece. Dünyayla hesaplaşmayı. yeşil feraceli." Zeytin yaramaz kızdır." Bilmeceleri ruh. Fini fini tanımı. ölümü göze almış. Bir meyve ne garip bir mimari. siyah düğmeli bir misafirdir.Bugün. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum. Hatta bilmeceler. "Uyanır. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor. faşist militanları kurtarmanın tek yolu.. ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur. ufacık ve realist bir roman. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur." Mesela bir süpürge. ne idim. Bilmeceler. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir.

İşte magazin haberlerini izliyoruz. siyasi. büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. başta Adnan Menderes. Sanatçılar. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar. Celal Bayar. kabine üyelerini ter basar. şaşkınız.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. Koraltan: "Ne korkunç bir alet. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. İnsanoğlu. figürleri. İnsanoğlu.. 90'h yılların sonunda. getirilen şey bir teyptir. ahlâksızlıkla. burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar. infiale kapılırlar. "Efendiler bu aletin adı teyptir. belki de bu açlıktan. karşılığını veremediği. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik. anlayamadığı vahşetle. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler. onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. içgüdülerim. yazarlar. Leman dergisinden Fatih Solmaz . köle. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. savaşı. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". kabine üyeleriyle toplantı halindedir.com 69 . İşte medyayı izliyoruz. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı. toplantı bitmek üzere. yok edin" der. Sevda Demirel. öğrenci olayları. görevliye: "Oğlum. basit. Ve bu sefer hileyle değil. sosyal. eşyayı yenemediği. felaketlere. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. tez elden. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. iki saat sonra söyleyeceğim" der. kapalı gişe. Celal Bayar. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. Bu büyük "acaiplik devriminin". Hayranlık verici dehaları. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir.Picasso ve Dali. gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. resmetmeliler. Toplantının başında Celal Bayar. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. İkisi de.blogspot. içimizde-dışımızda kopartılmış.. çözemediği. ahlâksızlıklara. perspektifleri bozmuş. zamanı. Normal hayattan çıkarıldı. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. çaresiz kalıyoruz. aptallaşıyoruz. Magazin ve medya. yakın şunu" der. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. en büyük iki sanatçıdır.. başka duruş ve oluşlarla. daha derin bilinçaltı denizlerine girip. nesneleri. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir. ama. getir!" der. tamamen değiştirmişlerdir. Gündemdeki Kıbrıs meselesi. Bize yeni bir göz. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi. Makaralı teyp dönmeye başlayınca..

. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim.. Yunanlı subayın görevi biter. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. içmişliğimiz. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi. niye mahkûmların hepsi fakirdir. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı. gömlekleri.. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir. sakın ola ki inanmayın. dinlenmiş olursunuz!" der. fukaradır. müdürden izin alması gerekmektedir." der. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez. benim ibne gardaşlarım. Celal Bayar: "O halde silin!. Size şimdi diyecektir ki. Celal Bayar da..blogspot. dostluğumuz var. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar.. süründürmüş. tatil yapmış. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde. cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi. kalkın gelin. Uzun müddet dostluğu ilerletir. bizimki cunta kurup başına geçti. cezaevini babasının malı gibi kullanıp. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar." Muhabbet bu şekilde giderken. "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu.. Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var. şenlikli bir adamdır. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır. sorar: "Oğlunuz kim?". bizi ajan filan sanacaklar. müdür. benim orospu bacılarım.büyür. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz.." Kahramanımız işte böyle masalsı.. kapat telefonu.. mahkûmları yıldırmış. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay. Müdür. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz. Burada yazamıyoruz. hanımlar. İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir. Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur. cunta alaşağı edilir. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum.. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık. silinebilir" der. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar. Eşber Yağmurdereli." der.. bu aleti kullanmayacağım... Günler geçer. gider ve aylar sonra. "Yakın" der. görüşme. pantolonları. "Eşber Yağmurdereli". Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez. kiralık ev bulamaz İzmir'de. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım.. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var." der. duyan olur" deyince. bugün bu teyp açılmış.com 70 . yazık olmasın diyorum. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir.. gizlice oraya gelirsiniz.

konuşuruz. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der.Anne çok üzülür ve görüşte. Allah'ın bir nimeti. müdürlerin "aile" düzenin içine girer. hatır. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp.. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. git de sabah. Türk devletinin artık karakteridir. annesi söylemez. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. keyfince uygulamaya başlayınca. Müdür. "Olur mu Eşber Bey. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip. çalışkan. mahkûmlardan çok fazla. dürüst. garnizon komutanına telefonlar edip. oturur. gibi cümleleri görünce." diye. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. sabahın dördünde koğuşa girer. müdür: ".com 71 . top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür. mahkûma davrandığı gibi.. çünkü müdür. yanlış anlamışsınız. müdürler. Bu kurumlarda ister istemez. Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. mahkûma çıkışır: "Ulan. ancak askerlerin ekmeği. ordumuza tank mı bağışladınız. yemeği. Eşber Yağmurdereli. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi. taşra cezaevlerinde pişmiş. buyrun bizde misafir olun". "Anne sana ne oldu?" der. söyle de anasını getirsin" der. çok uzaktan geldiniz. Oğlu. dilekçe verilir. sonunda müdür. bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır.. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. neye uğradığını şaşırmıştır. Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar. yani ağa olana ağa. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. etli butlu ve lezizdir. benim hanımım çok misafir canlısıdır. Müdür. Bir gün yine müdür. oğluna da söz geçi-remeyince. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. yorgunsunuzdur. alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. gönül. koğuşlarda şikâyetler yükselir. müdürün çok soylu. tartışmalar. mahkûmu çok iyi tanıyan. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar. bir gün çıkarız. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür.. ben hanım teyzeye dedim ki. baba müdürün. hesap döner. Müdür. uzar gider. ziyaret saatlerini kısa tutup. garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen.." Müdürün mahkûmları sahiplenip.maddeli cezaevi yasasına göre. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş. dostluk. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır.. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır.blogspot. kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş. yani. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. bir gece yine kafayı çekip.

. hayatında bir kez. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum. Ben. Dakikalar geçer. Medyanın gündemi esir alışı. şişirme olurdu.. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor. sizinle beraberiz. önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor." dedi.. Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. ihtiyarlamış. dışındaki insanları. Beni alkışlayıp. futbol topu deyip geçmeyin. ben eğittim. aydınların. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım. Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan. meşinden yapılmıştır. görüntüde maç akmaya başlayınca. ekranda görüntü donar. bana değer verin diye sabah... ya da Eşber Bey yanındayız. halen. tam o sırada. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum.. Aydın insanlar. çamura batardı ağırlaşırdı. anlamlı bir derdim var. Eşber Yağmurdereli. tüm manşetler onu konuştu. naklen yayında arıza olur. bastonuna tutunarak yürür.ker. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. ekrana getirilen Türk vatandaşı. duruşlarıyla. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün. diyorum. "Efendim. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş. ürünleriyle.. "şaşkınlığımız" sona erdi. her gün ekranlarda". Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken. kendi gündemi. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi... ismini aldıktan sonra dahi." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti. http://genclikcephesi. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. Eşber Yağmurdereli de. küçük kız..görevlidir. şöyle geçelim.. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz. "Avukat. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. 13 yaşında bir küçük kız. ben. emekliye ayrılmıştır. futbol topunu izleriz. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar. spiker. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. mikrofonunun kablosunu toplarken.. beyin sarsıntısına yol açardı. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim. kibarca. bize maçı anlatmaz. O anda ekranda bir futbol topu vardır. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir. ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor. ne iş yaparsınız?" dedi.. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu. Ancak. filozofik bir komplimanla. derken. senin adam meşhur oldu... Eşber Yağmurdereli. belli olmaz. "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. fotoğraf çektiren. isminiz neydi. sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır.. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz. daha değerli. akşam çırpmmaz. bizi alkışlayın. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. "Bakın.blogspot. ülke gündemiyle çakıştı. halkı esir alışı. demek istedi. kim kimin anasını . şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. Eşber Yağmurdereli. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. yazarların. eserleri. ben başka bir şey istiyorum.. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor. diyorlar. bize. yorulunca da. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi.com 72 . bana. Spiker teşekkür etti.. bir kamera önümüzde belirdi. yazmış olduğunuz mektupta. bizi neden önemsemiyorsunuz diye.. müdürü tanıyanlar sorar. Birçok TV randevu saatini bekliyor. beklerin kafa vurması. sanatçıların. bir imza verir misiniz. yolda.. "Ne yapacaksın?" dedim. TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu." Müdür. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler. karşısındaki. Bu yasanın bana verdiği . "ayılmamıştı". futbol topunun ağırlığı 400 gramdır. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen." derken. Yani.. çünkü spiker: "Efendim.

sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. götürüyorlar!.. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek. ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele. hiçbir işe yaramaz. uyuşturucu saklı otobüsleri. "cumhuriyeti seviyor musunuz?". omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor. borsaları. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. hamama götürdüler. meyve yüklü kamyonları.. gibi. cumhuriyeti seviyoruz. omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz. petrol yüklü Urları. Eşber Yağmurdereli anlattı. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. Güzel bir söz. sağlık. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. Hindistan'ın ruhudur. yazarlar. medyaları. ancak.. sanatçılar. Ganj aktıkça. insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. kırk değişik takım elbise de giyseniz. Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". "değerli". dünya aydınlanıyor. kasap suratlı adamlar. diye cevapladı.. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor.. "çok seviyoruz". törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak. sorusunu. eleştirel yaklaşanlara da. "peki.çma. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım".İşte bu küçük kız. içme. orada kalmış. anılacaklardır.com 73 . sanatçılardır. Kemal Tahir'leri. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır. aydınların. yoksul. "ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi." bu halk zangır zangır titrese de.. insan olanın. bunlar ise. 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı.. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. Ganj. Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi. Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti.blogspot. işsizlik. deyip alkışlayanlara. Hintliler." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. manevi vatanıdır. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor. dualarıyla. "anlamlı. cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. bir soru daha soruldu. tam iki buçuk sene. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. An geliyor. Aynı anket. elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar. yeme. eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. Yılmaz Güney'leri görürsünüz. Sakın bana başka bir şey anlatmayın. Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana. . sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor. adam.. o ülke tarihe karışır. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. başka ülkeye gitmek istiyoruz". değerli bir küçük dalınız kalmadı. Kırk ayrı renkte. "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor.. zeybek oyunu. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor.

sahile gelen onbininci dalgayla. uyuyan upuzun bir tenya. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor. Ey halkım hayal et. kahya: "Düşünürem ki ağam... tehlikeli bir ruhsal şaka. zengin. ne dedi bu adam. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum. ağa... bu haykırış. çizerler. insan soruyor... kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor. Biraz daha içine girince. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. sanatımın sırrını söylüyorum.. hayal edin!". Bir Azeri fıkrasıdır. konuşması sıkıcıydı. şair. Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. Halay. birbirine sarılma değişmez. Kuyruklaşmak. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor. kız. derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. kambur. çok çiğnenmiş. Hayal. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar. mimar.. kâhyasına atını emanet edip uyur. güvensiz. ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. bu bağırış. derin bir sağlık göstergesi. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok. Bilgi. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. ne düşünürsün kahya. yumruklarını sıkarak "Hayal edin. Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz.com 74 . yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. Gelir ki. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor. kuyruğa kaynak olup. Bu zırsalak adamlar. edebiyatçı. macerasever çıkmıyor buradan. Halayın "doygunluk" vermesi. atlayamayan insanların halayını. tek bir düşünce avcısı. Şehirlerin adı değişir. Arada bir de bizim kahya uyur. milli bir psikoterapi. bir bok becerip diyemedi. hayal edin çocuklar. şamataya dönüşüyor.da bir türkü duymayalım.. şimdi rahatım. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. bir tek küçük sandalınız yoksa. istediğiniz kadar acı çekin. bu http://genclikcephesi. kahya düşünür. çekingen. ne güzel!". sanatçımızın dilinde. ama konuşmaya gelince. sahneyi. Ütüsüz. Hantal. tahta bavul. bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış.blogspot. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış. götümle 152 153 gülüyorum. bağırsak tembeli. Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir. hayal edin dedi. pısırık. altında kalırsınız. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar.. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor.. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor.. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. ağa sorar.

sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. kahyayı kontrole gider. Sevgimizi kontrol edemiyor. büyücü ayaklı. Birine karşı gelmekten. umutsuz mu?". hem umutsuzculuk oynarlar. "hayal ediyorlar". hüzünlenmeden duramazsınız. başkaldırmaktan korkuyoruz. aile ortamıdır. İstediğiniz kadar ıkının. umutçuluğu bırakın.blogspot.. ben mi?. kendine güvensizliğin ürünüdür. "düşünüyorlar". Her yazar. Ne deniz umutla dalgalanır. duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. şımarm. dost. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. Orhan Gencebay. ancak köleler birbirini ısırır. umut yok eşşek oğlum. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum.. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın. Ülkemiz gani gani sevginin. yerden. Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur. paniğin. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası. hem psikologluk yaparlar.. Umutçuluk-umutsuzculuk. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. falcı gözlü bir böcektir.... dolandırmış demektir. hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. biz seviyoruz.. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. ne ağaçlar umutla çiçek açar.com 75 . umutlu musunuz. Kayahan'm şarkılarında geçer. tarih umutların şehit olmuş halidir. umut yok. şeytansı. bunlar Neşe Karaböcek. tanrıyı öldüren. ömrünüzü yer bitirir. Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!. "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. uysal eder. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. kezzapla sarhoş olunmaz. Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi. parça155 lar. Umutçu insanlar arıyorlar. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir. kehanet yüzlü. http://genclikcephesi. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. Umut sağırlaştırır. itiraz etmektir. akademisyenlerimiz. Birarada yaşamanın yolu. panel afişinde yıldızlar.. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. Düşünme alışkanlığı yok. ne şeytandır onlar.. panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. insan gururunu yokeden. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. Umut ancak bu kadar tüketilir. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. kahya yine kara kara düşünür. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce.torpak nere gider?". eşi. önümde yol ve yürümek var. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış. düzenlenmemiş nefret. mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. gökten kırk tilkinin götünden. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. eşyayı anlamak yok. satürn. patlayın. Birilerinden nefret edersek. bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. zavallı. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır.. Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. bakar ki. Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir. Düzenlenmemiş sevginin yeri. şikâyet etmek. Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. telaşın. umut edin!". dişkr. sevgi. kör eder. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım. boşuna uğraşmayın. gazetelerimiz. Birazdan tekrar Ağa. köle-leştiren. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar.. iyi kahya sen düşünmeye devam et. Düzenlenmemiş sevgi.. işte devlet milliyetçiliği.

blogspot. ilerler." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu....... televizyon." http://genclikcephesi. kulakla156 rından. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti.. kellelerin burun deliklerinden. hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor. Bir arkadaşım anlattı. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim. Ne kadar tanıdık. üstünde hoplayıp kırıyor.. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı.com 76 . "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı. Lenin öldü. "Sen niye okumadın teyze. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu." der. Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor. biri üçe gidiyor. komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar. beyni kavanozda. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük. "Ne bileyim. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup. bir oynaşmadığım kaldı.. dersleri çok iyidir. bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. tek bir derdim. fen liseleri. Beni de annem uzaktan. Doğu hastalığı. televizyon. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim.. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor.. Annem gibi konuştu. okuyamadık!". bu büyük beynin içindekileri.. "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları... bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi. ağzından.. iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. Elindeki sopayı. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana. diye!". sarhoş oluyor. Beyni yiyince ne olacak. İçimizden.. aynı anda ortak bir şey geçti. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup.İnsan beynine abartılı bu hayranlık. diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor.. çocukluğuma ne kadar aşina. hayvani bir hastalık. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce. etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek." Sonra. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. o küçüğün okuması. yapısını insanoğlu öğrenir. işte Erdal İnönü'nün hali. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor. kelle çevirip. burada. kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine. açlığı. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor. diğeri orta ikiye. "Zekâ. benimkiler okuyacak. İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. Annesi gibi burada. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. bir sıkıntım çocukların okuması. yoldan geçen birine işaret etti mi. zihin açıklığı vardır" dedi.. Sonra. şarkı söyler gibi. "Yemez olur muyum?" dedi. alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. "Teyzeciğim. sokarak ateşin içinde döndürüyor. et görmemişliği. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!".. dedim. Vücut parçalarının. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. matematik olimpiyatları. gün gelir bilim gelişir..." Sopayla çukurun.

o yoldan. işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip.. Kahin değildiler. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum.com 77 . başka 158 yerden geçirmeli. kilitlersiniz.. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası. dağları. Rauf Tamer. hemen yiyeceksin!"... çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. hâlâ demekte. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. Karanlık bir delikten. dedikleri çıktı..Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan. kurban etini hısıma. dişlerin sertliği kırılmadı.. dedesi gibi.. Fatih Çekirge. ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz.. Bu otuz yıllık münakaşadır. bunu hiç bekletmeyeceksin. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir. bir fırsattı. Menderes'in. alt çene düştü.. kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi.. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil. şehirleri çaresizleştirir. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü.. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın. Bu iki yakayı birleştirirsek. eğer köprü yaparsanız. Avrupa. nafile. kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır. sadece İstanbul değil. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır. Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen." 159 http://genclikcephesi. ya da Çanakkale'den geçsin. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı... Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları. şehri kilitleriz diyorlardı. evet. eliyle alt çenesine kuvvet geçirip.. kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi. Ayrıca. Güneri Cıvaoğlu. Emin Çölaşan. çünkü gidilecek başka cadde yoktur.. "Beyin beyin. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat. Sonunda bir daha indirdi satırı. Ancak. kalkınmaya karşı vatan hainiydiler.. Ateşe sokuldum. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. duman. "mecburiyet kafa-sı"dır. Satırı verdim. Taha Akyol'un "kafaları". Oktay Ekşi. Açılıyor mu zihinleri.blogspot. olmadı. Taha Akyol.. bugün bu aydınların dediği çıktı.. Adı İsmet İnönü Caddesi. diyorlardı. Açın. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla. neyi? kellenin genzi mi olur. dedi. bu insanlar köprüye karşı. gidilecek başka yol yoktur. Kardeşlerim. Yavuz Donat.. Anlatayım o kafayı. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. Üsküdar ve Avrupa yakası. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans. Cumhuriyetin. Fatih Çekirge. mağaranın deliklerine indim: "Hm. Emin Çölaşan. bir bakın. çalışan onlarca aydın mimar.. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış.. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. Artık geri dönüş de yok. Özal'ın yetiştirip... şehir köprüye doymaz. iki ayrı şehir. tertemiz. ilk defa bir beyni alttan görüyordum. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara. bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı... bir daha indirdi satırı. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden.. İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği. Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu. Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu. akrabaya dağıtıp.. beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi... alev içine kafamı sokup. görüyor musun.. yal vararak söylüyorlardı bunları. Onun da komşuları. beyin o mu?".. bilimadamıydılar. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin. Ayağa kalktım..

Ya Samsun'a gelirken. Öyle ki. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. amca çekil de geçelim. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti. Karadeniz uşakları.. Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. Kemal ortada. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi. bir arı uçsa vuracaklar. Samsun'a gönderildi. etrafında. intikam hisleri kamçılanıyor. ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. gri kalpağı. Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Arkadan kamyon gelmiş.. Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. heyecanlı halk. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!". Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı. Sürmene'nin vs.. Karadeniz sahillerinde de Of'un. ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi.com 78 .blogspot.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi. cinayetler yapılıyordu. Hükümet konağının bahçesi.. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı.. Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş. kadın. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü. Ankara'dan gelen bu alaya 49. şehrin tam da ortasından yürüyerek. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış.. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. Yörük Ali Efe ise. Alay adı verildi. Soygunlar. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. Topal Osman. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu. dart dart. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. kilitlemiş. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş. topluca dolaştıkları.. siyah başlıklar. gümüşi avcı elbisesiyle M. esas vazifesini unutmuştu. işte bu mecburiyet kafası. çocuk.

Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. Ağa. Mehmet'i getirdim. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. Topal Osman'ın maksadı. bağırsakları dışarı fırlamış. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. dedi. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. Mehmet önce tereddüt etti.blogspot. Çünkü babasını öldürmüştü. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. söyle ona bana görünmesin. bir plan kurdu. Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. gideceğim zamanı ben bilirim. Şikâyetler yağıyor. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı.com 79 . Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı. Osman Ağa'nın yanma girdi. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. Mustafa Kemal imzalı. Albay Hakkı. Topal Osman'ı ikna edemediler. bardağı taşıran son damla oldu. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. adı Mehmet. Albay Hakkı. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu. çete harbinde esir alınmazdı. Topal Osman bu gençten korkuyordu. sonra zorla ikna oldu. Şevki Bey'i dağdan getirdi. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. Yarbay Hakkı Bey. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı. Giresunlu. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki. perişan halde evine bıraktı. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. henüz vücudu bile soğumamış. Topal Osman. hasmıydı. Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. dedi. O sıralarda Samsun'da kurulan 15. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. Başına buyruk kesilmişti. http://genclikcephesi. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. elini öpecek. Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. dedi. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu. yanındaki iskemleye bırakıp gitti. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım. Albay Hakkı. Yolda eşkıya köylerini yaktı.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. sonunda ilginç bir yol buldular. vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. sonra öptü. Ancak Mehmet.

çocuk http://genclikcephesi. Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. içinde bir sıkıntı vardı. Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay. sen.Ağam fışkım yiyeyim. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı. oradaki havaya hakim oldular. harekâtına hakim oldular. dedi. bunlara merha met olmaz. Bu korkunç fikre adamları da inandı.Ne duruyorsunuz be getirin dedim. boşaltma. gemi süvarisi. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. Ahmet Emin Yalman anlatır. İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür. . güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. onları geri çekilmeye zorluyordu. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek. ayaklarıyla dürtüyor. Ama. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra. Hristo. bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi. hatta. çek tabancanı vur beni. haykırışları ortalığı inletti. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. Peki ağam. Topal Osman soğukkanlı: .com 80 . deyip hep beraber merdivenlerden indiler. diye bağırdı. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. ruhunda. getirin şu gâvurları. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. asabiyeti bir türlü geçmiyordu. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim.Atın bunu da. çocuğa saygı gösterip ilgilenir. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. ya kacağım onları. Haydi inelim aşağıya. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur. Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı. kurşuna dizdirmek istiyordu. Ahmet Emin "Klişesini basacağım. Yok uşaklar yok. çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. bir an iyi mi ettim. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü. . Topal Osman. Son kalan Yanko. . nihayet emir verdi: Ha bunları alın. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı.. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı.Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi. Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. Arkada kalanlara ibret olsun.. Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı.blogspot. Ünlü gazeteci. çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. Aylardan beri tıraş olmadıkları. bana cefa yapma. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz. geminin sadece hava164 sına değil. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu.. ağa yalvarışlara aldırış etmedi. dedi.. Çocuk.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun. büyük bir işkencenin bağrışmaları. değil. Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. vermem" deyince. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: . Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır.

belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. Rumlar.. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir.. eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi. çürümüş kokmuş. Sağ milliyetçiliğin kalesi. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz. satılmış. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar. sizlere saf. yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı. http://genclikcephesi.blogspot. onurunu. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor. . ardından. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. öldürdü. Bu isimlere övgüler düzerek. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız. Ütopyadan. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip.. "Ver ulan!". misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca. yemek yerken insan öldürtülür mü. ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı.com 81 .. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. Topal Osman kendi hesabınca. iş anlaşılır. adamın sohbetini. maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. diye ilave ederler. Topal Osman'ın konağı çevrilir. 75. tarihçilerimiz Topal Osman için. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken.. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz. devleti Yeşil'e. kellesi kopartıldı. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der.. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. fanteziden kendimize düşünce kuruyor.. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar. Bir yaşlı adamı. yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. Çatlılar'a teslim etti. parlamentodan aldığı güçle. sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik".. kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor.. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık. Son elli yıldır ülke sevgisini. Topal Osman. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. temiz. siyasetçi. "Evet. Erzurum'u. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz. onursuz bir hayat bıraktılar geride.. derler. sohbet sırasında. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı. tiyatrocu. Ahmet Emin.. fotoğrafı ahr. Ancak. Rauf Orbay. sorguda değil. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak. vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. Şikâyetler öyle bir hal alır ki. Erzincan'ı. 75. şerefi oldu bu isimler. Topal Osman'a haber verilmez. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz..... Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları. "Hemşerim. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker. Başbakan Rauf Or-bay.

1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi. katil mi. halkın iradesini temsilen parlamentodur. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. kaza geçirip. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok. ardından gelen tır. Meclis. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. İngiltere. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz. çakalların. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. ve 19. STV. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. babası. aynı zamanda hanendedir. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi.blogspot. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu. vs. vatanın tedavi edildiği yerdir. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur.. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. Milliyet. Sabah. esrar götürürse şaşırmayalım. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. Hürriyet. vs. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar.com 82 . 1930 yılında emekli olduğu halde. Kılıcı kim adına. Amerika. gazellerini. tarih bunu tartışmıyor. Takriben onyedi yaşlarında. Halkın meclisini tanımayan bir devlet.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler. Hatta. prostatlı generallerin çakal devletidir. TRT. mafyanın. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. yola düşenlerin üstünden geçip. Fransa da 18. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. kılıç kimin neresine geliyordu. Çünkü. aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. herkes bunu kullanmalı diye eroin. yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular.. günde bir milyon lira kazanmak için. 30 kişi ölüyor. yerli malı yurdun malı. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. http://genclikcephesi.... Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. Yeşil kimdir? Sapık mı. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. 1938 yılına kadar görevine devam etti. sağcı partiler. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma.

buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. tekerleğin ilk defa döndüğü. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. siyasi çözümü şehirden. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. mezarlıklarının şahididirler. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. umudunu yitirdiği. aynı tarihler. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. mavi gözlü bu adama. Yine de bizler. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi. sosyal dünyaya güvenini kaybedip. şansa bakın ki. yakışıklı. Aslen Malatyalı. hem sosyal acılarının. ailesi hakkında da bilgi yok. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. bin yıllık acının bitmediğini. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. köyüne. Homorkot. Tekniği sağlam. yüzyılın başında. burada oturmuştu. oyunları. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. eşarbını çıkartmak istemediğini. Lirfon. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. toplumsal. kavrularak. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. Aynı dönemde. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. devletten değil. duygulu. Gizliliği sona ermesi. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti. 1980'li yılların sonu. Coğrafyamızın nehirleri. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. bu toprakların hem siyasi. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. Doğuştan kör olan sanatkâr.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. yazmasını. Şimdi gelelim. zarıl zarıl ağladığını. hep dinî. Yazımın girişindeki hikâyeyle. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. geride kültür diye bir şey kalmaz. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. Gizli Türk Halk Musikisi.blogspot.com 83 . işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. ifadeli. Orfeon. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. yani. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. hâlâ testiden su içmek istediğini. Türkülere geri dönmemiz. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. geleneklere bağlı. Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. kalkardı. Buna can dayanmaz. madenin ilk defa eritildiği. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. Ve. Dertlerine kilitlendiği. plakları satış rekorları kırmış. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor.

bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. duygusuz ifadelerle söylemesi. türkülerimiz ekranda. ekranda okumanın. Halkın bu en değerli hazinelerini. şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor. martılar yoktur. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. Bu türküleri. genel beğeniye okumanın. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. üç ayrı kıtada. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. sırf program ucuza geliyor diye. bu türküleri söyleyenler. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle. terk ettiği evini barkını. herkesin. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet. çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. bir koruyan-karışan yok diye.blogspot. alkışa. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. Görünen o ki. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. Büyük otellerde. parayı veren. Zulüm bitmemiştir. Duasını. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. yüreklerimizin. şiş göbekli. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir. ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. Öfkenin türküsüne. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. bedduasını. İşte son on yılda. Bu türküler. büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. Bu deliliktir. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. psikolojiden daha ince. ensesi kaim herkes.ilgilendirdi. Bu acıları taşımayan. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. aklına estiği her yerde. paşaya. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. ahlâksızlığın en loş uçurumudur. Bu türküleri söyleyen abdallar. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. bu türkülerin üzerine. teneke surat. içlerinde yelken. bu türkülerin dergâhtan. geçen on yıl içinde gördük ki. gerçek bir felaketle. birer modern derviş olmak zorundadırlar. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde. bu inanç soyundan gelmeyenler. ağaya. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. tıkmarak. şebek gibi göbek atarak söyletmek. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. dolarlara. Bin yılın yol yorgunu. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. yani gönüllere. korunmasız. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. türkülerin duygu mantığını bozuyor. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. aksıra-rak. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. felsefeden. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler.com 84 . tekkeden çıkıp. önüne gelene söyletmek. deniz. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. ibadetle günlük yaşamı.

tebeşirden kültür bakanlarıyla. bilimsel. delice gülüştü sanatçılarıyla. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu.. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. Sibel Can. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. salyalı bir cehalet. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat. Vefasızlık değil bunların-ki.. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum. kudurmuş. bu türküler işçilik rolüyle.. deyişlerdeki bu çığlıkları. bu acıları duymayıp. herhangi bir itirazları da yok!. Seren Serengil. Bu da bizim görevimiz. Enis Batur. Ancak. eğlenir. devletin kültürü "taklitçidir". Her işçi bir başka çeşidini üretir. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa. sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki. içer.. açlıktan. Hilmi Yavuz. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. görev aşkıyla okunmamıştır. Yemen Türküsü. kimse de sesini çıkarmıyor. ya da sanat dergisi de değiller. kendileri en çok satan haftalık. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar.com 85 . ama sarhoş olmaz.blogspot. kurallaştırarak. Üstelik ağıtlardaki. mezarlıklardan. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları. Ve devlet. çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler.. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda. diyor ekranda. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp. Buna kimsenin hakkı yoktur. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. fikir. dalgasını geçer. güya kültür adına. Kendileri Türkiye olmadığı gibi. güler.. kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. kalpazanların listeleridir. bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi. yalnız halka el açmıştır.. bozlaklardaki. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız. zindanlara tıkılmışlardır. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. içyağı suratlı. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi. ödüller. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı.. halkın gerçeğini. Buna nasıl canları dayanıyor. Ve ayrıca. stilize ederek. hiç kimse ciddiye almaz.dolaşmış. tartıştığımı düşündüm. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. ayrılıktan.. http://genclikcephesi. alay etmez. Artık ne söylesek nafile. sıralamalar yapar. küfür etmez.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. gurbetten. düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. ama şimdi. röportajlar.

. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!. saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm. amatör. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir. Aldandığımı anladım. eleştirilmemiş. Acemi. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya. açık tartışmada ortaya sürecek. Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz. onur. Çünkü bu insanlar. saçmalamayı dahi beceremiyorlar.. Hiç kuşkunuz olmasın... Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. http://genclikcephesi... maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. Bir zaman sonra bu insanları önümüze. tek örnekleri yoktur. Türkiye'nin en büyük sorunu.. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar. önce. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. Buna rağmen medyanın gazeteleri. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur. Atarlarsa.. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi.. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. Halklarına sırt dönmüş. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!. buna kimse karar veremez. dergiyle düşe kalka.blogspot. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır. sosyal. bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor. ya da Enis Batur. Her gün konuşup.Küçük bir rastlantı.. Mesela. tartışılmamış. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm. her dergide. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar.. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler.. adalet. ürününü. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. Sonuna kadar aldanmışım. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz.. basit insanları.. saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip. olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. bu şahane şarlatan. Herkesin. Adam. ülkelerine. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına. her sezon. yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. Bu isimler siyasi. Bunda da aldandım. diğeri. dergileri. Bugüne değin. Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. vefa.. her an ağzına gelen avare. işte bu parayla. içlerinde çelik gibi sağlam. edebi bir tartışmaya giremeyecek. soyluluk. Bir diğeri. önüne gelen her gazete. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!. Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım. açık tartışmaya girecek. Sonra. Bunda da aldanmışım. Mesela Serdar Turgut. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. eserini. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor. hüznün ve sidiğin şairi.. ya da nankörlük içinde. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti. Sonunda kararımı verdim. yön veremeyecek. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. bütün kapıları tutmuşlardır. Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var.com 86 . Selahattin Duman.

sevgilisinin ölümünden sonra. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken. askerin kanı. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır.Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!. Fırtına. Aralarında şu diyalog geçer!. (Roxane.. yoksulların. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla. emeklilerin. Cyrano. Ama siz. içine gömülelim... Sonunda anladım ki. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. onun kanı!. eleştirmenler aldı.. Türk büyüğü olmaz.. bağımsız dergiler. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. Hiçbir eleştiri kabul etmeme. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da. makale. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. Vakit geç değildir. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma. Christian savaşta ölür. başkasının döktüğü kanda. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan. Duygu eğitimi olmadan. Tek başına fırtına. kralın. önemli insanlar olunacak. akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!. vicdan azabı. Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!.. önemlisi.) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan. kitap. kral. başkasının adına mektuplar yazar.. yavaş yavaş delirmektedir... yeryüzünün klasik değerlerini. sanat... "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz... soytarıların yerini. Eleştiriyi dışlayanlar.. Peki onlara şimdi. yazar olunamaz.... Fırtınada http://genclikcephesi. yani siyasi iktidarın adamları... ağaç. Krallar devrildi.. Zigana'dan aşağı. insanlık. küçük. Ama çok geçmeden. benim gerçek sevgilim sizsiniz.. kan. Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek. onu aşağılar... Karadeniz'de. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar.. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla.. demek ister. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır. İşte tam da bu yüzden.. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı.. büyük. insanlara. eğitim..... inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar. Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda.. dans eder. vefa. edebiyat. Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce. kan. Fırtınanın iyisi. çırak çocukların kanı..com 87 . apartman demeden yıkar.blogspot. oynar. en temel insanî duyguların. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. kralına "deli muamelesi" yapıp. Kürtlerin kanı.. aydınlar. sanat... bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu. aynı rolü oynadılar. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir... kırar geçirir!. Roxa-ne. Aşk mektupları yazdığı adam... kızlarının ihanetini yaşamış. kötüsü. Benim samimi bir tavsiyem var!.. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de. Eleştirmenler. duygular modalara göre değişmez!. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi. bu mektupları yazan siz iseniz. adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak.

ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında.. ma-ganda. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. acıma duyguları da yoktur. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1. Halk. yani doğayla alırlar eğitimlerini!. Tüm bu yazıyı neden yazdım. 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı... tırnaklarını keserler. ifadelerini taşıyordu. Bir yazar. bestekâr. çaresizliklerle. yamalı elbiselerini ütüyle. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi. başkaldırılarla. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU.. bakm neler oluyor Türkiye'de. eskimiş. penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. İşte. ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. TEK BİR YAZAR YAZMADI!.. heyecanları öğretir.. Enver Paşa.. kendine saplamıyorsa. hastalıklarla. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!. saplamayı denemiyorsa. bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. bir günde onlarca kişi ölürken. duyguları. Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi.. satırlarıyla.. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır... Napolyon. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları. anlatayım. "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir. Saçını.... Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana. Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. melodisiyle. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı.com 88 . Bu duygularını kaybetmiş yazarlar. halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi.. insanı kahredecek. Ama insanlar fırtınayla. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz. Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir. burası gerçek bir tımarhanedir. 100 Türk aydını.. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi. hızla delirmektedir. Bu küçük ömrümüzde. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor. "Acıma" duygusu... Korunan insanlar. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa. köylü. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa. itinayla giyerlerdi. güçlük çıkartılamaz".. kendini günahkâr hisseder. edebiyat burada devreye girip. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır". yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı. delilik sınırlarını aşmış. iniltilerle. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. kralların. meydan kavgalarıyla. başyazar. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle.. sakalını.insanlara dair duygular yoktur. Ne olduysa.. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu..blogspot. insanlar bu sütten emmek.. hiç değilse. şu son zamanlarda oldu. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız. http://genclikcephesi.

iki değil. asla dilenmez. hayır para almayacağım senin olsun. fazlasıyla kötüleşmişti. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. çocuğun yememek için kaçtığını. Kaim. ben de tuhaf olurdum. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini. akşama kadar orada gömülü kalırdı. manolya ağacı gibi soylu. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. Onun. 45-50 yaşlarında. bu kadardı. yaz kış oradaydı. dedikodu yapmaz. Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. yirmibeş kuruştan başlıyor. şükür üstüne şükür ederlerdi. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. balıklar yüzer. susuz. üstü başı kirlendi. yani işi. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar. unutuldu. kendilerini acındırmazlardı. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. sebebini bir türlü anlayamazdı. akasya ağaçları gibi kibar. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. elmaların boy boy sıralanması. Ve gün geldi yoksullar bir. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. Ve çoğu zaman onu.com 89 . ağızda eriyen şekerler çıktığında. bembeyaz saçlı bir adam.blogspot. Çok iri gözleri vardı. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı. Yatalak bir annesi vardı. Çünkü.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. tatlı. manisi de bu kadardı. İlk günlerinde bana. öyle büyük bir dert peydah oldu ki. Ve birkaç yıl sonra. Kurumuş otları bile nezaketle koklar.. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. Ve onunla bütün konuşmalarımız. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. hatta yalvaran haline çocukların öcü. http://genclikcephesi. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. diye ikram eden. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. anneler. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. buyur. kirli. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış. ekşi nasıl ayırdedilmesi. dua üstüne dua. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. kadınların neden bu kadar şekilsiz. İşe başladığı yıllarda bakkalda. hiç evlenmemişti. Onu ilk gördüğümde. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. elinde bir elmalı şeker. akide ve horoz şekerleri vardı. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını. bu kadar uzun bir süre içinde. işleri gerilemeye başladı.. yalan söylemez. elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. koluna takıp gezdirdiği. tüylenmiş paltosuyla. kim kimin derdine düşecek. İlk işi. Kuşlar uçar. takımyıldızları gibi çoğaldı. onun da ısrar ettiğini görür.

caddeden resmi geçitler. kimi "hâlâ orada" dedi. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. içinde elma şekerleri mi. oralı olmadı. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki. Orada. dedim. telefon ettiğimde. Ve bir zaman sonra. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. dönüp bakmadı. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu. bir sokak mumyasına dönüştü. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. orada kayboldu. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. tezgâhının başında bekledi.blogspot.. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. Hikâye burada biter. Yıllar 184 geçti. ancak. annesinin ilaçları. Çok yaşlanmış. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar. Bir gün çekip gittiğinde. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı.. ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. Dikine bir tabut. para yetiştiremeyip. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. Orada var mıydı. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. kalmadı. para kabul etmemiş. İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. korku. ama. yardımı kabul etmesi. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. Herkesin ortasında görünmez oldu. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. hareketlerinde hiçbir endişe. Bu son derece beyefendi. kimi. hatırlayan kimse kalmadı.com 90 . günlük tıraşını asla ihmal etmeden. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. sevinç. Nereden geldiğini. yıllarca onun hakkında bilgi aradım. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi.Bunun bir sebebi vardı. çünkü rüzgârı farket-mişti. Bu insan. yarın bir bakiyim" dedi. niçin burada durduğunu. törenler. http://genclikcephesi.. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi. kime tele185 ı Di fon ettiysem. şehrin tılsımını çözer gibi oldu. jöle olmadığı için. ancak. annesi ölmüştü. hastalığı arttıkça. çok derinden bükmüştü boynunu. Lapa lapa kar yağdı. casus. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları. başka bir işi olmadığına göre. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. gümbür gümbür yağmur yağdı. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı.. çok geniş.. onu burada bekleten. "dur. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. Bir kez olsun. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. elleri cebinde tezgâhını beklerdi. Omuzları çöktü. Bekledi! Yüzünde. kamburu çıktı. Yani. sonra onun da modası geçti. aynı sokakta. şemsiyesiyle oradaydı. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. öldü. Hatta. ama o yine. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. hâlâ orada mı onu da bilen yok. diz boyu karın altında oradaydı. Orta boyluydu. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı.. o kadar kemikli bir yüzü vardı. kimi "çekip gitti" dedi. nasıl bir adam olduğunu. Bir kez olsun.

Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm. uzaklara düşerek intikam almak istemişse. o arkamdan: Gazoz kapağı. gizlenerek. dost tutmadığına göre. boşuna eğilmişim. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı. taşrayı bilmiyordu.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. Yoksulluk taşa çevirdi onu. Bu büyük ülke. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. Ancak. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. içinde donup kaldı. Artık bir ihtiyar değil. gazoz kapağıymış. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. ne şık bir paltosu.blogspot. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. o zaman değerli bir paraydı. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada.. çok duygulu. her soylu gibi. büyük bir bekleyişe koyuldu. Ve sonra. sinematografik bir fantezinin ürünü. ancak. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. bunu başardı. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. Bu köhnemiş. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. Çünkü bir asi. Çünkü. yirmibeş kuruş gördüm. eşkıya. kepaze eden.com 91 . almak için eğildim. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. çok inandığı. romantik bir serüvenle silmek istedi. onu sırtına alıp. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. Mağlubiyetini çok incelmiş. bütün masalını bozdu. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. "muhtaç" olmayı. dedi. başkaldı-ran bir adam değildi. Geriye dönecek. süt dişleri çıkmış. Onu. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. içinde büyük bir ülke olmalı. onu titretmeyişi. Yoksulluk. asla aptalca. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. Yoksulluğu. Bir annem var hayatta deyip. Bu duruşuyla. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi. ne suratı. şakası olmayan derin bir kuyuydu.. Çünkü. masalsı. ruhunda. Bu adam birilerinden kaçarak. ne de yaşayabildiği bir macera. o soylu adamı. bir hayal kırıklığı gibi miydi. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. geri dönmeyi deneyebilirdi. çocuklara elmalı şeker satmak. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. hançerlemiş olmalı. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. üstün zevkleri olan bu insanı. Yirmibeş kuruş değil. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. Bir zamanlar son derece zeki. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. bir asi. Yoksa. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek. haydut. Kesinlikle. ses. bu upuzun bekleyişli ölüm. bu büyük susuşa dayanamaz. soylu bir ruhun malikânesine benziyor. Elmalı şeker satmayı seçmişti. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. Ancak. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir.. sıradan hayatı bilmiyordu. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre. asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen. Bu insanı. rezil.

hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. burun deliklerine. sahneye çıktı. Zeki Müren. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. yamalı elbiselerini ütüyle. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. Münir Nurettinler. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir. insan. hasetlik. kitlelere öğreten büyük deha dahi. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan. hapse atılmadıkları kalmıştır. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. tırnaklarını keser. Hacı Arif Bey. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. erdem dolu. burada duran. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. bilemiyorum. uyuşuk. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. sakalını. her şeye rağmen. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. ömrüm boyu benim en büyük. programdan sonra bir şişe viski içiyordu. sonunu hazırladı. toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor. bilgi dolu dostum oldu. hayatı umutlarla. tüm hayal kırıklıklarını aşıp. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. sabah okuyor ve halka. itinayla giyerlerdi. saçını. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir. ki. akşam besteliyor. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. para. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. Sadettin Kaynak. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. 70'li yıllara geldiğimizde. bildiğim bir şey var. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı.com 92 . Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. şöhret. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. sert. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için.. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir. başsız.blogspot. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. boka sokar! İnsan. http://genclikcephesi. klasiklerle -sahne. kralsız. Türk Müziği de yüzyıldır. ancak. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa. hayatın. iyi ki kaldı. İnsanlar bu sütten emmek. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. umutla dolan. bedenin. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. üstün tanbur yeteneğine rağmen. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. Selahattin Pınar. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. umutları. acımasız eleştirilere uğramıştır. Çünkü insan gençliğinde. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi. kendisi çok arzu etmesine rağmen. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. sahneye çıktığı için dışlanmış. gazinoda çaldığı. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. eskimiş. hep duran. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama. ama. çok sonra ünlü koro şefi olacak.. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. bayraksızdır. Nevzat Atlığ. uyuz. Dışlananların haddi hesabı yoktur. mükemmel manolya sesi.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

sahilde. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı. "isteyen" sertlikle reddeden. sempatikler. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. en çok inandıkları.blogspot. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. düz.. konuşkanlar. piyasaya yeni . basit. lokal. çay bahçesi. Ediz Hun. sıradan bu insanlar. düzgün. yüz binlerce depresyon. ortada hayat yoktu!. tiyatrocu konuşmadı. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. Tarık Akan vs. beraberlik.. Tımarhanedeydiler. Müjde Ar piyasaya sürüldü. saçları gibi yolup. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. psikiyatrlara taşındı. Ne ölümdü.ı giren milyonlarca çıtır. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. ilişki. erkeksi ve küstah gösterdi onları. çökmüş. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. oralarda "kaymak" gibi kızların. cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi.. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. Hayat olmadıktan sonra. kaynayıp. Ama.. kahraman. hayatı açmak istediler. bir akıl depremiydi. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. prens rolü oynamışlar.. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı. bütün arkadaşlarımı aldı. Önüne gelene düzdüren bu tip.. Bu romansı umutla. yakışıklılar.. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında. sinemacı. Bir nevi olmayan masalsı tipleri. yıldız.. ne matemdi bunun adı.. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi. Uzamış memeleri. Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu. barlara inmeye başladılar. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu. Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar. Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları. 200 programcı.com 98 . yıkılmış. Her ne kadar biz farketmediysek de. el ele.. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü... "akıl hastası" gibi bir surat verirler. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları. buhar http://genclikcephesi. nasıl olmuş-larsa. durdu. Hayatsız aşklar. kendi için yaşayan kadındı. Göksel Arsoy. onlar gerçekti. Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti.. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı.. ya da kesim. bu depremi hiçbir yazar. bir veba salgınıydı.. sarhoş oldukları romanı. onların adı: Kompleksli idi. yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar. bunu aşk sandılar. cıvırların gün ortasında seri üretimleri.. daha da doğrusu. zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. yakışıklı adamlar değillerdi. yerini çapkınlık almıştı. aşk gitmiş. Annelerinin asil kızları. Bu "talep" eden. çok geç kalmış bir rahatlıkla. Hayatta gerçekleri yoktu. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. Kız suratlı. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. hayatsız aşklarıyla. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin. Pantalon giydikçe sokağa... Ve nihayet boydaşım kızlar. parçaladılar. aşk. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı. artık. Yüzbinlerce yıkılmış hayat.. bir aşk dolandırıcısı. Ya tayyör-etek. parkta. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. hor görülmüş bedenleri. kahve. Asla kötü söz söylemeyen. Aşık olan gençler.mak. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. orantılı hatlara sahip adamlardı. milyonlarca kez.

burç. bir "din" oldu.201 olup uçtu. Çünkü. mizah ve kadın dergileri. şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez. artık inanılmaz becerikli oldular. Ama hayat bize. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar.. kaçamak. şiirselleştirildi. aşktan kaçıyorlar. kırkma toslamış boydaşım kızlar.blogspot.ı her şey değişir. Duygular.. "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar. Emel Sayın bir filminde. . Dünkü Türk filmleri.. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan.. Kadınların beklenti ve umutları. Türk romanları. tavuk gibi silik roller vermişti. Kişilikleri en sağlamlan. bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. Ne olduklarını hiç söylemiyor. gözleri açılır. Mongol sineması. Hülya Koçyiğit. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı. hem utanmazlık. genellikle aptal ve bozuk oldukları için. Aşk. elmadan.. sempatik. mesela Milli Güvenlik. Sevgiliyi. Faşizm: mutsuzluk getirir. aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı. Oyun olsun diye insan üşümez. Anarşizm: kargaşa getirir. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. yakışıklı. bulamayınca ruhen çökmüştük. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. çirkin. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum. hiçbirinin odası. Afrikalıların ilk gördükleri saati. Cinsellik oyuncaklaştırıldı. Hayatın götüne bir tekme atıp. Evet. koşsunlar.. Hem güçsüzlüğünü haykırmak.. sinemacılarımız. Belgin Doruk vs. hem her şeye yalan demek. hepsi bu kadar. camdan. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın. ne zaman konuşsam. onu söylüyor. fal. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. Romancılarımız. yani öğretmiyor. kovacak gücü. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. Emel Saym çok mutludur. devasa ateşiyle. nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de. iyi mi kötü mü. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. sevgili}? sinden de ayrıdır. gibi tiplerin neşesiz. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. modern dünyanın modasına uyup. akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. okullarında gelişti... heyecansız. "Başka erkek mi yok". günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. Şimdi. kocayı aldatma. aldı başını gitti. Ve şimdi tam tersi oluyor. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. düşünceler. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. hem de kördür. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir. her gün biriyle düzüşerek. elleri titriyor. Annelerinin asil kızları. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar. yüksekten düşer gibi konuşuyorlar. burun deliklerine asmaları gibi. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. ama onlar. Hem zen' http://genclikcephesi.. Oyun olsun diye insan ağlamaz. koşmak ayıp değil. aşk. Gündelik telaşlarını aşk sanıp. Annelerinin asil kızları. beyin yıkıyor. Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı.. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için. bitmişlik dolu cümleler kuruyor. artık konuşurken. cüzdanı boş değil. yazarları da aşkı. Oyun olsun diye insan. hayat oyuncaklaştırıldı. milyonlarca piş manlık.com 99 .. geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. . şebekleştiriyor.. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken. Tavuktan prenses olmaz.. yazarlarımız. bizi akıl hastanelerine emanet edip. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. hem fakir. Boydaşım kızlar.

ağlamıyor. ruhumuzla.. ekranda. yürekten isyan eden tek bir yazar. Bu sanatçılar. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse.. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. der. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş". en soylu kılıcıdır.. Şöhreti. Ve muhafazakâr. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. Oysa aşk... Psikiyatrların öğütlediği gibi. Aşkı arıyorsanız.. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir. kimse onun kadar sevilmedi. içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. dünyanın tam ortası. elle tutulmayan en keskin.. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. hem de sarayına kavuşmuştur. yapamazsın. boyunu aşar. geç bunları.. asla pişman değilim. Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi.. liberal karşınıza geçip. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor. Bu ülke böyle konuşanları seviyor.com 100 . ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına. Sağcılığın. gördüm ki. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor. sanatı. baskının. sindirilmişliğin. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz. nevro-tik şebeklere döndürdü. birşeyler yapın. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar. mağlup olsak da. yardımseverlik. hayat bomboş.. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız. değiştiremezsin. hiç kimse. çünkü hem yer. Annelerinin asil kızları. ülkemizle. İşte bu cümleler.. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek. umutsuz dünyası.. tırnak değil" mısraları.. hayata karşı. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. annelerin en tatlı kokusu. Asırlar boyu kölelerin olmadı. sıçarlar.. onsuz olmak. bir gün onu bulamadan ölürsem. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı. aşk-maşk olmaz. her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. dünya sarhoş". Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın. Ben can sıkıntım için değil. http://genclikcephesi.. canımı yaktığı için aşkı istiyorum. CHP'li kadınlar. dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür. Ama çok iyi biliyorum ki. Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. boydaşım kızlara son bir sözüm var. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. parayı.blogspot. ruhlara sinmiş. çünkü. devletçiliğin.gindir. siyaset. hem hayata inanmazlar. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. bir ülke. et değil.. insan çıkmadı. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor. kemiklerimden tarak yapsınlar. Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. Bu ülkede nasıl bir tarih. kendimizle. Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. İşte tam da burası. siz de Tanrı olabilirsiniz.. ruhumuzun görünmeyen. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı.

Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır. ince yapılı olursa da. Basiller. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. vücut.. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. nüfusa oranı binde onaltı. Açık. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur. Göğüs ağrıları. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. 50li yıllarda 200. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. temiz hava şarttır. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır. nüfusa oranı binde yirmi. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir. toplam beş öğün yemek. 68. Verem Savaş Dispanserleri. veremdir. AİDS.. 2. her veremli zayıf. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır.. buna verem dokusu denir. yanlarında bulunmak yasaktır. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. Menderes. İnanmayacaksınız. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır. üç ayrı kahvaltı. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. hafif ateş başlar. ses kısıklığıyla kendini gösterir. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. çok iyi yemek. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi. böyle bir kayıt yoktur.. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. Dünya Savaşı. http://genclikcephesi. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. veremin yeniden hortlaması. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. unutmaya çalışıyoruz. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı.O. Tüberküloz denilen doku. 1945'te 100.000 açık veremli. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. Hasta kendini kırık. peynire benzediği için peynirleşme denir.blogspot. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S.. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır. atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur.S bir haber: Verem Hortluyor. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir. Öksürdükleri. Bunları bize ilkokullarda. istirahattır. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. kanama olur. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık. açık veremliler yere tükürseler. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır. kuruyunca. koğuşlarında. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar. Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen. Hitler. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur. iltihap meydana getirir. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez. iki öğün yemek uygulanır. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. Küçük bir habbecik 100023.. kuvvetsiz hisseder. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı. yoksulluk idi.. çünkü aşırı üzüntü. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini.Bir Alman dergisi. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu.. Verem hastaneleri menüsünde.000. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. Yakın tarihimizin en büyük afeti. yalan.com 101 . Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey.000 arası basil taşır. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri. 60lı yıllarda bunun da üstünde. veremlilerin odalarında. gerçek bu.

deyip. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane. zarif utangaç ve duyguludur. içli. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. Ankara'da. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. açık gezi yerleri. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur. ekmek parasına çalışıyoruz. bir çamlık gezisi düzenlerdi. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. babam beni zorla. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. altı müşteri. kayıklar. sırf babamdan harçlık almak için gider. Tanrı "Oğlum. Veremlinin aşkı. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine. düşünür. çam ağaçları kökünden söküldü. hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir.Verem hastaneleri ağır hastalar. peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. veremli hastalara yakın akrabalarımız. suskun. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. mek209 tup ve şarkı sever. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. gecenin mehtabı. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum.. Roman. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. ayrıntılı hayal güçleri vardır. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. çirkinlik umurunda değildir. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. gücüm yetmez. Kokulu süslü mektuplarda. babam arka koltuğu dörtler. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya. korulardır. ne beni. ayıklar. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. arkadaşlarımız da katıldı. anlarlar da. olmadı. gelirdim. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. en samimi. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. şamatayı. sonra Burgazada'da. sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. İncitici bir kelimeyi. verem taraması yapmak. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. vahşi. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. taşkın değildir. Keskin. dispanserler ise. Güzellik. Ziyaret günleri. o. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer.blogspot. işıe bu dispanser. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu. tantanayı sevmez. sanatoryumlar hafif hastalar. veremli çapkın değildir. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. BCG aşısından asla. kaldırır. insanların ağzından düşmezdi. kusursuz bir gurur hastasıdır. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. zarafet düşkünüdür. rüyalarını yorumlamak. tahta masalar. 1950'li. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. kollarım kopardı. veremli hastaları. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. basit bir söze kırılır. Bursa'da.com 102 . bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. bir çam havası muhabbeti. ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş. Atapark'taki babamın durağıydı. İstanbul'da açılmıştır. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. hilesiz kelimeler kullanır. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. Çamlık Hastane" diye. sessiz. mesela annem komşularıyla dertleşirken. ilk dispanserler. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi. sen bir yazar olacaksın.. ön tedbirler almak için kurulmuştur. müşteriler kabul ederse. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. ağır hareket ederler.

211 yoksa. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. Edebiyat. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. ay ışığı. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları. uzaktan izlerler. mangalda hem saçlarını kurutur. sümbül. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. tütün kolonyaları. şarkılar. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. Zaman yavaş ilerlerdi. karşılaşmamak için ince. düz. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. Günbatımının. onur kırıcı görmezler. bir mangal odasına götürülür. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu. Uzun. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. eşyaları ayrılır.. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi.com 103 . mehtap. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. menekşe. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. butuna değil. işsizliklerini hiç önemsemezler. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. çökertiyordu. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. arkadaş meclisinde oturmamak. Verem bitti. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. dakik ayarlar yaparlar. çömelirler. dalgınca sessizleşip. Türk müziği de bitti. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. aynı kahvede. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. ruhlarında uyurlardı. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. hastalık ilerledikçe. kenardan. bulutların ardından çıkarken. Bu sevgide kadın. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem. toplu eğlenceleri sevmezler. parayı.) Yasemin. dolabın. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. kirpiğine. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. için için ağlıyorlardı. etine. sobanın yanında oturtulmaz. vs. işsiz olmayı. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. halının. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir. partileri. utangaçlıklarından değil. Türk filmleri de. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. gökyüzünde buluşan. ev halkıyla yüz göz olmaz. eski bir gömlek. ağaçların önünde alacakaranlık. yavaş ölüm. parasız. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. her gün özenle çırpılan battaniyeler. nefret ettikleri insanlarla. hayatın tadı. kaşına. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır. sevda. Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. ayrılık. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. masalların masalıdır. amatör yazarlar tarafından kullanılır. ay ışığının hayal meyal renkleri. dalgalı saçına hayrandırlar. yorucu kitaplar okumazlar. kibar adıyla: melankolik aşklardır. mutfağı.. bedeni inceltip. Düğünleri. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. Bitkinlik. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır.blogspot. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. seni seviyorum diyemezler. sobadan çekilen ateşle.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. Kadının. kokularından tanınırdı. pek hazin bekleyişleri vardı.

kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. Gıy gıy veremin ninnisiydi. başına özenle bakar. http://genclikcephesi. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. upuzun. Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur.gelişmeye hiç müsait değildi. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. avare. ağacı. neşeli olmak. sevgililerine ihanet bilir. ıstırabım. mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. iyi gıda rejimi gerekliydi. Toplumda varolmak isteyenler. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. Hayat ne kadar değişti. insanoğlunun en derin macerası. Mavi. tesellinin ta kendisiydi. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. mendilin arasına tükürür. onlar öldü. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. utanılacak bir duyguydu. kutsal kitap gibi törenle açılır. gazeteler. aksırarak şarkılarını söyleyip. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak. mor yollu mendiller özenle ütülenir. Çift mendil taşırlardı. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır.) Üstüne. Türk müziği bitti. Bu acı. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. serseri bir görüntü vermeyi. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. Sağlıklı. Hayat. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. sallanışım. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. bu hazan yaprağının rengini. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar. gözlerine. tek bir öpücük. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. çekip gitmişlerdir. küçük kancalı sürgüsü. en değerli hazineler gibi saklanır. koklamrdı. bir göz aralığı. törenle toplanır. Çekmecenin süslü mobilyası. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. bal almak zorundaydı. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. uyuşturup. kaygısız hoppalardır. bu çekmeceydi. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. süründürüyordu. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür.blogspot. cilası. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. | dar bütçelerle bu yağlar. sapıklık. ballar. Şarkıları. sabaha kadar hırlayarak. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. yatak ucundan ay ışığına bakar. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. Sevda nedir bilmeyen. hayatlarının en büyük müjdesiydi. katillikle eş tutardı. Sevgilinin evet demesi. zevklerin zevkiydi.com 104 . yüzüne. son mısralarma kadar söylerlerdi. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak.

Bu aile. işim yine de bitmezdi. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. purolu. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert.. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. ama. lunaparkta bir dönme dolabı. mezarlığın üstünde iki odalı. Patron kocası ki. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. bir şey de diyemiyor. bu hastalığı yalnız çaresiz. Süslenip sokağa çıktığında ise. Bağdat'a düşen bomba seslerini. Tuhaf bir duygu.. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. ne yazarlar. polis var mı diye kontrol ediyorum. üzülmeliyiz diye düşündüm. motorsiklet kumandasız kalıyordu. değişen. şakacı ve sert bir adamdı. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. enine boyuna yakışıklı. bu hastalığa aristokrat. herkes kapılıyordu. yanında bir iki tezgâhı vardı. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor. uçan sandalyeye derken. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. Motorsiklet üstüvanesi. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. artist gibi bir karısı vardı. Enine boyuna. Lunaparkın patronu. O ince ruhlu insanlar. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. burjuva. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. kendimi eğlenceye kaptırdım. ne sağlık bakanlığı. gidip. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. Amerikan sirk patronları gibi. Sanki bu elbiseler onu. sevindim. nakit işlerini ben görüyor. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. ama.. bir de erketelik yapıyor. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. ki. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. Bir de benim yaşlarımda kızları. Cesur motorsikletçiler. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. temiz yüzlü. ne edebiyatçılar. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. Verem yeniden hortladı denildiğinde. zarif insanlar yemden geldiler. annem. seyirciler. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına. kebaplarını getirmek benim işim. Meltem abla.blogspot. uçan sandalyeleri. ne filmler. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi. çaresiz kalan annem.Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. Evin tuvaletini.. 214 Kaya Ortaokuldaydım. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı. pahalı elbiseler giyen. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. biz de aynı evde kiracıydık. üç-dört ay kalırlardı. başına büyük bir tülbent çeker. giden gelen. kaybolan. bozuklukları da gişeye teslim ettim. sabaha kadar dışarıdan pidelerini. diye soruyor insan. aceleyle boşaltılır. mutfağını ortak kullanıyorduk. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir.com 105 . Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi. kutu gibi bir evimiz vardı. ki. yüzlerini kapatıyor. Ama bugün.. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. Meltem abla. uyurdum. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. Bazen o çadırın içine ben de girer. kasayı ben saklıyorum. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. askere gidince parasız kaldık. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor. gerçek bir derebeyiydi. patron çalışanlara ayrı.. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. evcil bir kadına benziyordu. evdeyken. yumuşak başlı. Lunaparkta tam bir isyan oldu. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor. kaybettiğime inanmadılar. kumara geçilirdi. Takıları nişanları gibiydi. pek havalıydı.

maça. "Vay orospu. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. bu çocuk bu parayı saklamıştır. bir masa üstünde. güzel kalçalı. orada adım Kleopatra oldu.blogspot. en kalabalık çadırdı. karakolda ifade verildi.. pembe yüzlü. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor. İşin en ağır yeri de burasıdır. Ayşe'nin halkası. lunaparktan görevli iki eli sopalı. nerede yiyecek. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. hem hocalık. birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri. en ünlüsü maça'dır. küçük bir kitleyi kudurtuyordu.. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. sonunda Şahmeran çadırında.. "Bu karı var ya. çim-cikler. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. aç kalmazlar. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. Şahmeran olmasın diye rica edince. çocuğa bak yahu. sürtünmeler. iki gün çalışabildim.. çişleri gelmez. kalabalığı dağıtıp. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı. morlukları. otuz yıldır bu geyik değişmedi. binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık. elleri. gözleri. polis çağırıldı. on saate yakın orada durur. birbirlerine "Ayşe var ya. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı. hani filmi de oldu.. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. utanıyor.. patrona. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası. "Bir saatte alırız" dedim. Ayşe hepsini idare ediyordu. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra. paranı birine yatırırsın. peşime de adam taktılar. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. Parola "mis gibi"ydi.. çayının. cinsel hayallerinde aranılan. dünyanın parasını halkaya yatıranların. kavgalar. Tezgâhın gerisinde ise ben varım. ama tüm mahalle. tezgâhın önünü açardı. işten kovuldum. Susamazlar. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni. cinsel şakalar. "Abla. hem erketelik yapardım. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum. bir dergiden.com 106 . sigaraları düzeltiyor. Ayşe üstünü başını kontrol eder. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız.. makyajımı tazeleyeyim. Gündüz boştum. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken." deyip beni kovacak.) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. bunun yanında işiyor. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor. kupa işaretleri daireler içinde. hoca olmak. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk. müşteri kılığında takılmak. karo.çekildim. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer.. okuldaki arkadaşlar. inanılmaz el gösterisiyle. halkaları topluyor. patronun adamı gibi çalışmak. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. Annem. "Hasikür ulan. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. kıskanılacak bir adam olmuştum. dolgun bacaklı. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle. vücudu yılan olan bir gösteri. boyalı. Ayşe. mevlüt okutacağım" deyip. Günde bir lira alıyorum. azgınlıktan çatlayacak çirkin. dilleri. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. İşsiz kaldım.. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. gülerek. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi. Sonra. sinek. kaçıhrdı. Ayşe.. Ayşe. deyip arkaya işemeye gider. gece biter. diye.. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. parayı memelerinin arasına sokuştururdu. tüm şehir uyumuş. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar. bizim oğlan koca çocuk oldu. laf atmalar. kabadayı pozlarla." desem. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. biraz öteye. bu büyük." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim.

Burada seks. elletir. demeden. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir.. Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır. parası olanlara kur yapar. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. bana. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. birbirimizin sandalyesini tutup. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi. seks. onu . öyle emmişler ki. altın bilezikleri. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. para sayma işini. yeniden sınırlar tayin edilir. kodumlu. Ayşe'nin anası paraları savurur.. analı. "Bana göre kötü değilse. Ancak. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. çıkarttımlı. çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey.tlü konuşmalar kızışır. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar. Eksik sigaraları tamamlar. Çadır topraktı. ne desem anında yapıyor. bu lafı çözemedim.. Bunca zaman kitap okudum. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları. yine şaraba başlarlar. bir gün sonra çok düşünüp. Sivrisinekler kitabında okumuştum. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi. çadırı buraya açtık ama. Çadır kazıkları sökülür. nereye gitsem peşimden geliyor. şarabın dibini bulurlardı. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. hiç kimseye kötü değildir" dedi. Öğleye doğru geri döndüğümde.. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. çok etkilendim. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum.blogspot. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi. Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim. kazıkların bir ucu Musul'da. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar. sakız ağzında. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. nasıl kavga çıkardı. kurtulduğumuzu sanıyor. eğlenirdik. keyifle tövbe çekerler. bir ucu Bosna'da.. bir şey diyemiyorum. sızardı.com 107 .. önce halkada çalıştırdım.. tadını sonsuzluğun. havalarda uçarken. Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek. oysa onlar. Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. İşte benim eve gitme zamanım. utandım..dolapta döner dururduk. o kadar doğru bir laf ki. o. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla. tezgâhlar yıkılır. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır.kemezsiniz diye. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar.. g. Dürüst. çözemediğim bir laf etti. Elletme. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk. oradan uçan sandalyelere. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi.. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar. yine altından kalkamadığım. sularım. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu. demir sopalar havalarda uçar. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır. fırlatır. ancak Meltem abla göründü mü. patron sırası mı. "Bana bak Kleopatra. altın dişleri. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına. taranmış saçlarımı gösterdi.. pis ve kötü değil. benim prenses kızımın parası var. Öyle içerdi ki. bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar.

O an Allah'tan evde kimse yokmuş. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. gelecek sezonu beklerdik.. annem zeytinyağı. Bir yerlerde. Gözümde foku canlandırdım. Ayşe her gün beni çağırıyor. kaya düşmezse. öğrendim artık her şeyi. gelecek sene de kalırız derlerdi. bir defasında yorgunluktan. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi.. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların. birine acısa. elimde iki kova. "Hanım teyze. uzun sarışın hanımı Meltem abla. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi. uzaktan. küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce. bavullarını toplamış. ceket. fokun topal bir bakıcısı vardı. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. yolda. sağdan-soldan konuşuyorduk. sivri ucu evi. Ayşe inanamadı. bu oğlunuz çok içli. Gelip geçenler. gözleri. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi... kaç deseniz de. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması.. toprağı delip. ölüyorum.com 108 .. ne hortum ne de musluk vardı. seni Ayşe'nin yanından alacağım. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu. Tanrı. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum. bir defasında beni ziyarete geldi. düştü düşecek. kahvede şimdi düştü.. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum. Çoğu zaman Ayşe. felaket haberleri görüp.. dedi. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. demirden boruya üç defa vurdu. efendi. biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre.blogspot. büyük bir kütle. hemen dilencileri. adamlarına taşıttırıyor. onüç-ondört tane. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım. "Patron da orada kalıyor" dedim. polislere haber verdik. insana benziyor.. Evimizin üstüne düştü düşecek. Yıllar sonra Trabzon'a gittim. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini. giderken. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. insan gibi her şeyi anlıyor.. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe. annem. Umduğum gibi çıkmadı. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten. bin ton mu. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü. burnu. bu kaya gelir.. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider.. bıyıkları. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor. orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi. çocukları çağırır para dağıtırdı. kaçarım. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı.. yerin dibine saplanmış çivi gibi. sirke şişesi yapıp.. terliğini hesaplıca kullanmış. şükür bugün de düşmedi. biliyor." deyip iş vermek istemediler. Öyle yorulmuştum ki. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. Kayanın altından sürekli su akıyor. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor. gelecek sene fok balığı getiriyoruz. Çocukluğumu. yüz ton mu. kola kutusu gibi altına alıp ezmiş.. "Yazık.. kaya. kaya düşüyor. ağzı. kitap alırdık. "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi. saydım. 220 Patronun ince. Kayanın düşmüş halini gördüm. bir kenarda usulca ağlamaya başladım. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. bekliyoruz her gün. yoksulluk. ben buradayım. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu. evimizden on-onbeş kat büyük.. koca evi. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu.. yazık olmasın çocuğa. Topal beni patrona şikâyet etti. evi ezmekten öte. bilincime öyle işlemiş ki. okullar başlardı. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu. aklıma. dedi.... çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip. "Ver ulan hepsini" dedi. deyip dualarla geçiyor.verdim.. deprem. Yanaklarımı sıkıp. sonra da onu öldürmüşler. foku biliyor musun. evde sızıp uyumuş. kıpırdamadan. Acımam ve üzülmem. Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. artık işsiz kalmıştım. "tüh tüh" deyip kulağını çekti. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. düşecek diye kenara çekilir. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı. sakız işine giriştim. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım.

Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer. küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. Harika çocuk İdil Biret. Sanat müziği. Vecihe Daryal. Müzehher Güyer. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor. o gün de meşhurdu. en çok para kazanan sanatçıdır. Hamiyet Yüceses. ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. tahtına çok erken oturdu. Sanat müziğinden uzak kalan halk. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. Müzeyyen Senar'dır. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte. sonra film müzikleri yaptı. Mualla Aracı. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. Perihan Altındağ Sözeri. annemin tülbenti altında orada okudum. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte. Zati Sungur. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. Çorum'da 1945'te 657. Nevin Demirdöven. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu. Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir.. başlarına düşecek kayayı. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır. Müziğin kalesi. İstanbul'da Tepebaşı. Hatta. Mediha Fidan. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren. Çevriye Ceyhun. hayranları. uzun boyu. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Radyoda yurttan sesler korosunu. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş. Suzan Güven. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Behiye Ak-soy Fahriye Caner.. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. Safiye Ayla. 51'de 2021. Adım Nihat Genç. hafif Batı müziği sunmaktadır.blogspot. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır.com 109 . 1951'de 3291. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Doktor Alâadin Yavaşça. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). http://genclikcephesi. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. Muğla'da 1945'te 995. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. bu ilgi üzerine. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün. kuşkusuz sanat müziğiydi.

Hindistan... çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. sert ve kötü zevklerden. Iran. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. milli fanatikliğimizin ürünüdür. duygusal. ud. Ka-hire'ye. Gizli tutarlardı. Macaristan. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur.Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. Mısır. Denilebilir ki. dostları. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. kederli insanlar olu-verdik. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. "Türk sanat müziği" diyoruz ki. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. Mahremiyet kalkıyor. Hıristiyan. ancak. http://genclikcephesi. İkinci dert. Ancak. sevgili karilerim. vahşi ve kudurgan Moğolluktan. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. Şimdi. O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü.com 110 . Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken. neyleyim sarayı. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi. yanlıştır. modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. Musevi. kıskanırlardı eserlerini. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. mahalle arasından şehre iniyorlardı. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar. köşklerini. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. Ürkek. Evet. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur.. yerine. kötü kullanılacaklarına inanırlardı.. trafik canavarından beterdir. kitlelerce alkışlanmış. Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları. 225 Önce. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz.. Asırlarca. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. Yunanistan'a konserlere gitmiş. bu acılı kalplerin tutsaklığı. "Türk" kelimesi fazladır.blogspot. pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş. kirpik gibi ince.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. sanatlarında öncü. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. Eserlerinin çalınacaklarına. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana. modern kadınlardır. Halkın yalnız sesinden tanıdığı.. derlemek üzerine kurmuştur. şehirden şehire. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş.

bu hocayı baştan çıkartırım diye. incesaz takımının tüm klasını harcayıp. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. dehamızın hayatını mahvetti. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. saraydan kovulmuştu ama. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. x Çünkü en büyük dert. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. Itri ve Dede Efendi'nin. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım. Galata ve Yenikapı seyirciye değil. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi. incesaz takımı denilen tam teşekkül. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu.. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü. bestelerin kabarık. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. Üçüncü bir dert. Dedikleri doğru çıktı. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. o an. beğeni tuhaf duygulardı. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu. Notaya dökmek. kabasaz denilen bir cümbüş. (Müziğimiz ikiye ayrılır. Üçüncü dert. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi. "etik" dersinden habersiz. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde. onu yurdundan.. Ve hatta. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış. coşkun. meşhurdu. Dindışı müziğin kalesi ise saraydı. meşk. Bir başka dert. sabah okuyordu. kâr semai eserleri revaçta iken. başka türlü okunacaklarına. maymunlaştırıyor. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. dinî müzik. Öyle ki. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. dindışı (ladini) müzik.com 111 . bırakın o eseri kaybolup gitsin. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği. bırakın Adnan Şensesler'i. Hacı Arif Beyle başlar..) Hacı Arif. para karşılığı yapılmaya başlandı. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. eserler ihsan karşılığı. Sanat Müziği. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. bugün öyle de oldu. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş. Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı.değiştirilip. http://genclikcephesi. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. birden. herkesin okuyamayacağı. üstünden mevsimler geçmeden. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. çıkarttı. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. sarhoş edici gücünü yok etmiş.blogspot. kahvelere. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. Akşam aklına gelen şarkıyı. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir. Bir şarkı. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. talebeler yetiştirilirdi. ud ve darbukadan ibaret. konservatuvar eğitimi. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. 226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa. Konservatuvar eğitimi ve nota..

. korodan ritm sazı çıkartmış.. Makber'i. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. onlarca yıl şans verdi. Biri. tek otoriteydi. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu. kurallar. o da başlarda. TRT. baskılar. türbeyle. akşam olacak.. söyleyip sanatseverleri üzdü. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?". Bir başka dert. Bir başka dert. Buna bir de imaj sorunu eklendi. mezarla. ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti.Şimdi. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip. Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp.. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. milyarlar ve şöhretler kazandı. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için. Zaten muhafazakâr melankolinin. kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif. devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı. akşam oluyor.com 112 . geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. Akşam oldu. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. erkek şarkıcılarımız çirkin. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede.blogspot. iki sembol ismi misal olarak verip. Abdülhak Hamit. Çünkü Atlığ.. Ancak. tartışabiliriz. Bir başka dert. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. yani. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir. Ancak.. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. hüzün gidiyor. Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış. doldurulmuş. hüzün geldi. kart pezevenk kılıklı bulununca. Sami Aksu gibi yumurta suratlı. ki. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı. Bir başka dert. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. yoksa. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. ah öldüm. yönetimle ilgilidir. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi. kabirle. Abdülhak Hamid.. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. müziğimizin eskimiş olduğunu. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. Bir başka dert. http://genclikcephesi. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. kadınsı ses ararlarmış.. mesela Bülent Ecevit dahi. kendisi Londra sefirliğinde. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. yani müziğin "tamamlanmış".

garip sübyancı bir sevda. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam.. uzattı. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. artık kart pezevenk tadı veriyor. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. ardından Adnan Adı var. lale. çağımız artık çoksesli çağıymış. çünkü hepsi kırk haramiler. karanlık. aynı çizgide birden çok ses. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler. TRT'yi istila etmiştir. sonra İsmet İnönü. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. yüz tane roman çıkar. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor. gül. aşağılanırken. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. akşam. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır.blogspot. darbeler görmemiş. çoksesli müzik. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. Recep Peker. saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça. Ve hepsinden daha büyük dert ki. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. torpilli solistler sevilmez. artık ayıklamak da imkânsızdır. Sanat müziği nağme müziğidir. Korodaki zebani kadınlar. Yüzyılımızın en soğuk günü. Fevzi Çakmak. azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. çemen türü bitkilerle.com 113 . yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. piyasadakileri sevmez. Refik Saydam. Şemsettin Günaltay vs. Fethi Okyar sayılabilir. ay.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir.. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. akasya. Divan şiirinden kalma. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. sümbül. Şarkı sözlerimizden aşk. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. gece. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam.. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır. lanet okur. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır. Bir başka dert ki. melodik yapıdadır. yani armonik yapıdadır. o küstah. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi.. sağcı-solcu tüm tarihçiler. Şükrü Saraçoğlu. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. önemli. şarkılarını repertuvardan geçirmek. kantoların sözleri dahi hafif bulunur. Halide Edip. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka. geriye bir şey kalmaz. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. tek çizgiyi takip eder. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur. ko-rodakiler. Kazım Karabekir. ev kabadayısı suratları değişmiyor. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla.

Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden. üvey çocuk kimdi. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. ne bir roman. muhafazakâr. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı.. büyük kahramanlarının gururları. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu.. dava arkadaşı. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok. O günlerin tarihçileri. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur. tiyatro. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz. hem görünüşleri. Ali Fuat Cebesoy. gururlu inanılmaz adamlardı.. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık. lâik rejime zarar veriyor. Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir. DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler. sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise. bu yadsınacak bir şey değildir.. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. asla bu kahraman ların partisi değildi. liberal bir siyaset. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı. Amerikancı. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar... Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. İsmet İnönü'nün tek partisi mi. DP bu tavra karşıydı ama. Adnan Menderes işte bu bastırılmış.blogspot. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu.. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı.. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar. j Saraçoğlu döneminde basına. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". büyük bir kutsal hareket başlamıştı.. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. sürülmüş. Onlara gıpta edelim. DP şemsiyesi altında kimler yoktu. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi. Necip Fazıl. mukaddes mi mukaddes. hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor. yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti. cephe. Mustafa Kemal'in. silah. yasaklar aklını biraz daha oynattı. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu. sinema. Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır. Necip Fazıl. deyip marş ısmarladı. Amerikancı... ya da. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması.Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır.com 114 .. hatıratlarına sansür koyulmuş. buzul parçaları gibi çarpıştı..

Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı.. Menderes ve neredeyse onunla özdeş. bugüne değin. İktidar herkesi kötü yapar. diğeri.Ahmet Emin. karakter değiştirip. mazlumların demokrasisiydi. bir Büyük Doğu sempatizanı. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. Kısa zamanda televizyon kurdu. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. lâik-muhafazakâr bir hal aldı. Özal'm köşe dönücü. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar.. konuşma. Her neyse. hızla atlayalım 70'li yıllara. Amerikancı. 70'li yılların Tercüman gazetesi. varoşları ve tarikatları almıştı. dün mason dedikleri. dinsiz. başta Enver Ören. Uzun bir konuşma yaparsınız. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. Rauf Orbay Cebesoy. bir sürü masonik. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. arkasına köylüleri. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp. Gün programında belgeseli anlatıldığında. Menderes geleneği merkezde erirken. 32. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. liberal. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. en büyük parti oldu.blogspot. Ah uğursuz insanoğlu. bu gerçekten böyle midir. büyük holdinglerde nasıl. tarikatlar. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti. hatta. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz. aynen Amerikancı. Atatürk düşmanlığından. bugün devrimlerin bekçisi. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. asılma olayım. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. 70'li yılların Tercüman gazetesi. Fevzi Çakmak. ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. ne çabuk bozdu tarikatları. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim. Adalet Partisi. huy. Bugün bu çizgiyi devam ettiren.. liberal. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti...com 115 .. aynen tarikatların desteğini alır. Bir Fethullah Hoca geç kaldı. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. ölüm herkesi kutsallaştırır. Ah uğursuz sermaye. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık.. kemalist sosyal demokrasi. hatta. bugün orada. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. Menderes'in devamıdır. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler.. Kör öldü. varsa yoksa: MENDERES!. badem gözlü mü oldu.

liberal. Tevfik Fikret. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. doğuşu. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. Rauf Or-bay Ali Fuat. oligarşinin son halkasıdır. Pir Sultan.blogspot. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. Batılı kitaplar okuması. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. Halid Ziya. yabancı dilden çeviri yapacak. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. bir tarafta köylüler. tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan. Urfa. hiç kimse modernizmden korkup. Genç Osmanlılar. Padişahın kulu. http://genclikcephesi. Kuvayı Milliye. Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. Kabakçı. Mardin. Biz buna yüz yıldır. darbenin. şehirden irtica hareketi çıkmaz. ancak şehri basarlar. Tarikatçı sermaye. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. aklınıza kimin adı gelirse. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. Baba İshak Ayaklanması. Bir savaştır gidiyor işte. Enver-Talât-Cemal Paşalar. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. Refah'm kitlesi de köylüydü. TGRTnin Amerikancı. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. Hatta Türkçü hareket.com 116 . olacaktır. her ırkı. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. Yazarları. şair. gelişmesi. her dini. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. önderleri şehirli insanlardı. İttihatçılar. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. "şehirli" hareketlerdir. Namık Kemal. hatta köyü kalkındırmak. kitlesi köylüydü. çizerleri. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. kendi topraklarına derin bir bağlılık. darbeler. Maraş.açmaya çalıştı. Muhtıra. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. hatta eşkıya. nicesi. şiirlere yerleştirmiş. diğer tarafta şehirliler. Şahkulu. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı. Antep. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. Süleyman Nazif. muhafazakâr holdinglerle memleket. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir. hatta üç-dört dil bilen. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. padişahın mülküne karşı. Bin yıllık tarihi içinde. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. Malatya. huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. Celaliler. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur. Avrupalı giyim tarzları. Siirt. Türkçü hareketle insanımız. bu görünüşte doğru. Refik Halid. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. İrtica köylü hareketidir.. Türkçü hareket. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. Yakup Kadri. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. tarihi. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz.

slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı. çünkü. uygar.blogspot. modası gelir Fethullahçı olurlar. modern çağın en yalnız yaratığıdır. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır.. modası gelir puşt. emir komuta. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. işçiyle bölüşmektir. Yapamazdı. düşünmeden köylüyle. Refah'm kitlesini acemi köylüler. Başka bir ayrımla. milli geliri. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. rüşvetle oynayıp. sonra Kürtler'i verdik.Aydın.. krallığımızın karnını doyurmak için ne. Profesyoneller. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor.i|. modası gelir Kürtçü olurlar. bir de acemi yazarlar. modası gelir Türkçü olurlar. karşısında hangi güç olursa olsun. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. Yeni köylü hareketin diğer kanadı.. çünkü.. dik.. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. par. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor. çünkü yağlanıyor. sıkıntılı. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP.. 238 DYP. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. güzel kravat takıp. şehrin insanı. mesela. kentli. bölüşen bir tavırla. bir komutla piyade yaparsınız. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur. sosyal hakları. |. vergi kaçıran işadamları. lamentoda palazlanmış. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!. şehirleş-memek için direniyor. güya opera dinleyip. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar. ANAP. modası gelir 68'li olurlar. ırk. İşte medyası. cici dergilerde yazıp. şehri. köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur. hepsi kul-köle olmuşlardır. TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık. sonra irticayı verdik. Fenerbahçeliler. reden irtica bulup kapısına atacağız. Benim gibiler acemi yazarlardan olur. 12 Eylül'de solcuları ver. çırılçıplak kendisi. güya çağdaş gibi laflar edip. '. sağcılar. |i Ama profesyonelleşmiş.. görevi. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. http://genclikcephesi. şehri yuva yapmış. profesyonel yazarlar vardır. mezhep. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. müteahhitlerden. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar.. insan haklarını. çünkü kendisi köylüydü. bu basit. çünkü şehirlidirler. |. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler. modern. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi.0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. Solcular. yalakalaşmış. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz. köylüleri kırbaçlayıp. ibne olurlar. bugün milyar dolarları var. onun zincirinde tek bir halka vardır. cins. Dün saraya bağlı dalkavuklar.. olmadı. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar. on yıl sonra. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar. görevi. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken.com 117 .

otla. Sürüden atılmak istemiyorum. ikisini de kaybettik. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum. et vermezlermiş. Konuştukça güzelleşiyor. kan kokusunu tadan çoban köpekleri. Peşinden gidemem çaresizliğimi. Sanıyordum ki. sapık. Vücutları birbirlerine dönük.. Kalbim. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle.blogspot. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim.. Hayatımda zaten. biri tavana. Bu bal. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu. İşte böyle. bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. dut kurusu tadında kibar olunca da. Ama. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama.. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır. Kanın kokusu tattığında. parçalarmış. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti. deliler matinesiydi. Zekâyı. çekip gitsin. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. dağların en temiz havasıyla temizlenir. hiç görmemiş gibi davranalım.com 118 . hiç yokmuş gibi.. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez. durgun sular bulur beni. artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm. bugün de derim. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. Kusurlu. Nedir. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık. Ama nafile. en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler.. hayatımı kurtardım. çoban köpeklerini hani. biri yere. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. Öyle tatlı gelirmiş ki. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. Tam da o hayalin içinde duyulmamış. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. günah neyim varsa.239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi. Ağaç. trapezdeki maymuna döndük. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde. her şeyi merakla izliyorum. akıl hastası olduklarım bilmiyordum. ama Ankara'da ilk. En iyisi. berrak. Çünkü bir kez et. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm.. ama. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi.. ya abartılmış bir avallıkla. önümde donmuş bir hayvan. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. Erkekler çoğunlukla pipo. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. Bu bana yeter. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. Şaşkınlığımı gizleyemedim. İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım. sebzeyle beslerler.

annemin iğne-iplik kutusuna benziyor.. Bir tuhaflık var ama. pek laubali bir seyirci gördüm..com 119 . Birkaç şey de öğrenmiştim. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. ama. Kendimce konuşmaların. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. Her neyse. Orası tiyatro. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor.blogspot. tüm bu parçaları alır. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali.. Ağırca başımı döndürerek. ondan bir parçayı. öğrendim. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı. Yüksek sesle konuşuyor. Oyun başladığında. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi. ben öyle değilim. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana. Burada seyirciler böyle. Titanic'in batması gibi. Elimde olmayan bir güvenle. tablolar karşısında büyülü duruşları. Geriye döneceksem. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. şakalaşıyorlar. Ama. Keloğlandan farkım. Yüz vermedim. tiyatro çok bozulmuş. içimden.. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. oysa.. ellisinde ölmesi bir insanın. Hepsi tek bir insan. onların. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü. tedbiri elden bırakmamak lâzım. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi. Çünkü tat almıyorum. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. hiç kimsenin toplu alkışladığını. Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. hepsi aynı gemide yaşıyor.. bu mimikler içinde dile getiriyordum. Durum biraz tuhaf dedim. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin.. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum.. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. Ve oyun arasında.. bozuklukları. anlatmayayım. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde. Hep şu hayali kurmuştum. İster istemez onlar gibi durmaya başladım. çok şey okudum. Ben ne olur ne olmaz. dünyanın en harika yeri. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni.. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi. topluca güldüğünü görmedim. kahvede.. ilk günkü seyirciler gibi. edebiyatım. delice aşık oldum ona. Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum. Sonunda sıkıldığımı anladım. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim. dedim. gerçekten "deli" olmuştum. küçük bir sandalın batması gibi.. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. Aradan yıllar geçti. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. yani.. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim. ben keloğlan gibi. hayatın herhangi bir anında. oysa normal seyirciydi bunlar.böyle oluyor.. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum. Hatta.

dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. bakım isteyen emekli. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. Arapla düşman yapmaya çalışanlar. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. giderek delice duruşumu kaybediyorum. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. kavgaya ne gerek var. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı. Ve bizler. durultacak içten sohbetim olmuyor. Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. İslamcı. İslâm devleti yazıyorlar ama.ğım binlerce resim. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. yoksa islamcı mıdır. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. sağcı. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. İslamcı. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı. Hüseyin Rahmi. gibi soylu ve saygın yazarlarımız. bir hasta insan önce hasta mıdır. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. tarihin o büyük. kemalist. bir imparatorluğun çocuklarıyız.blogspot. Sağcı. Türkçü. devletçi yazılar yazıyorlar. devletçi bir sürü adam. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. Türkçeleştirme manyaklığı. şarkıları-mızdaki Acem kızları. Türkleştirme. Hiçbirimiz bu koyu. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. önce bakıma muhtaç mıdır. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor. hayal. beyinlerine. Oysa. ancak. Bizi. jest. Oku da nasıl okursan oku. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. tartışmalar izliyorum TV'lerden. Türk. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. sağcı. benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. çünkü. İslamcı. Türkçü. Ama ben. güvertesi epeyce yüklü. düşünce. siyasi İslâm'ın curcuna. Leyla bizim ortak sevgilimiz. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. insanı var eden önce aşk mıdır. çünkü taklit bir delilik bu. düşümüzdür. kemalist. taşa Türk. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. Bu yazarların da deposu. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi. sevgiliye. Biz. İslâm. dilimizde ne çok dilden kelime varsa.com 120 . Yakup Kadri vs. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. köşeyazarları. Ahmet Haşim. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. istediğimiz kadar reddedelim. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. Halit Ziya. kaba havadan çıkamıyoruz. Mecnun'un aşkıyla. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. Bugün tüm TV tartışmaları. Bu ağır. Acemle. Mesela. devletçi. heze-yanlarıyla tartışılıyor. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. İslamcı. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. Ancak İngilizler. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. Türkçü. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. Mecnun.

Gördüm onu. oynamaktan elindeki gül pörsüdü. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. Mustafa. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. hangi kız gelirse. Öbür perşembe. Uzun uzun esiyor rüzgâr. Bir gün sahilde. mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu." 247 Müthiş bir macera. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. Şaşırdım. terliyor. "Yarın ne yapalım" diyorduk.. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!.. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk. başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. domates kasaları üzerine oturuyor. daha fazla bakmaya utanıyorum. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. Maç başladığında.. neden hepiniz birden çekip gittiniz.. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor. "Tam saat birde.com 121 . mahallenin bakkalı Firar amca. içimde titreyen o kuş yüreğimde. Ah Ahmet Haşim. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. eşsiz çıplak kolları. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. "Her yeri çekirdek yaptınız. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. "Gene?". kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. Yarın perşembe. Şansını denemeyen kalmamıştı. yaz tatili gelmişti. bu tartışmalar sanıp. Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız. ardından gideceğim... arkadaşım Mustafa'yla. Yakup Kadri. hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz. kalabalık içinde kızı aradım. yaprakları kendini bırakıverdi. erik reçeli kadar küçük. "O kız gelmiş. saatin bir olmasını bekliyor. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor... boğazlı kalın kazak giyiyorsun.avallıkla. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları. Kusursuz göğsü çepçevre açık.. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. Gelecek perşembe. Her gün. Maçın tam ortasında. Döndüm. seni seyrediyor" dedi. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. saat birde hazır olduk. Elma içi yüzünün teni.. 245 fikri. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım. hayatı bu insanlar. "Ben de?" dedim. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla. "Sen yapamazsın. çünkü bu soylu yazarlar.!" Ertesi gün saat birde uzun. kim bakar sana.. kalın kaşlarına gömülmüş.blogspot. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de. hasır iskemleler. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar. birbirimizin kafasını gözünü şişirip. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi. hüsranla dönüyordu. dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. Duru kalçaları. karşı takımın kalecisi. Mahalle takımı beş kişilikti. yaklaştıkça kız. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. mahallede olacağım. Tarihin sürüklediği bu büyük gemi. her öğle sonrası.

kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu. Ahh. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları. Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu... Yolun ortasında. tütün idaresi. bir kız daha geçti.. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi. dayanamıyorum. tanıştık. geriye döndüm. kıskandı. Hazırlandım. bu kız peri gibi. gördüm onu. Uzunso-kak'taki pastanede. Mustafa gitarla. Birden karanlığın içinde. sıkıştırıldım.blogspot. O da yoruldu dolaşmaktan. Ayağıma gelen her topu kaybettim. kararacak. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. umudu kesmeyelim.arasında tatlı tatlı bakıyordu. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan. Allah kahretsin. "Neden?" dedim. Erik gibi incecik kolları. bir gemi gelmese de. kekeliyorum. ağır ağır yürüdü. Verdiğim söze bok süre-mem. Koca dünyada tek bir şansım kaldı.. telaşlandık.. dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim. perşembe günü saat birde. Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama.. "neden?" dedi.. Gel de konuş." Memleketimiz bir deniz ülkesi.. bir fırtına. ne bahane uydurulur. ispanya'dan müzik. Çaresiz perşembeyi bekledim. ev akşama kadar boştu. Yolun karşısında... Deli çocuk zorla elimi tuttu. "Şey. Ah. öyle bir sundu ki kendini.. içtim. Heyecandan yüzüne bakamıyorum. Top ayağıma dolandı.. gece radyoyu açtık. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum. bu bizim uzak akraba. evet. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor.. attım kendimi geriye. gece dönüyor. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi. ve parçala beni. "Olmaz oğlum dedim.... içimden. tanıdık galiba. mağara kadar kuytu. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı.".. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum. İstiridye gibi parlak tırnakları. Sunuşu ne güzel. gibi. son defa baktım ardından. çekti beni evin kömürlüğüne.. yarın buluşalım mı?". o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı. gel.. "Seninle kavilleştik. ageeee". arkadan mum sarısı topukları. ne yapacağım. Yılanın ağzım gösteriyor. Maç biter bitmez. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. elektrik direğinin dibinde. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum. deli bir çocuk girdi aramıza." Yüreğim koptu kopacak.. yengemlerin kulağına giderse. saat iki olmamıştı.. Elini uzattı. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. aynı takımdaki arkadaşlarım. Her şey bitti. "Olmaz oğlum. İçin için gülüyor. sonra birden kayboluyor. buzlu kaynak suları içtim. canım. bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu. Yanma yaklaştım. bu ilk konuşmalar. bir an durdu.. O da heyecanlı. Mustafa'nın gömleğini geri verip. Korkuyla "Annem görür" deyip. Gören olur korkuyorum. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin. "nerde?". "Ben Asuman!" dedi. Mustafa'lara koştum.. elinde ölmüş bir yılan..iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git. Saat. ya ayıp olur.. koş.. der gibi. kim geçerse. bana göre değil. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki. mahalleden Kemal'in ayakkabıları. bağırıyor." O gece Mustafalarda 248 kaldım... Hava karardı. demiştik". onunla çıkacağız. "şey. uyuyamıyorum. tül gibi. Yüreğim yerinden oynayacak. ölecek gibi oluyorum. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi. acilen ayakkabı da bulmalıyım. gidip vitrinlerin önünde duruyor. "ageee. Etrafta ayak sesleri. terler içinde bir oldu.com 122 . Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum.. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır". En yakın arkadaşımı kıramam. "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?". radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz. bu Kemal'in kız kardeşi. dilersen. aceleyle. Ben de Nihat! dedim. ayaklarımın bağı çözüldü. uçuyorum. ". Bu koca ormanda artık ikimiz varız. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor.." diye küfretmeye başladı. o herkesin övdüğü.

Masalımı yoluverdi. beni dövüyor. güzelim. 250 Eskiden pastanelerin içinde. http://genclikcephesi. Biz.. dalgasını geçti. hediye etti bana. birkaç küçük demir para çıkarırken. Tahta masaya oturduk. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. ipeksi bluz giymiş ablalar. "Ben de birkaç sefer" dedim. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. Ona sorarsan bana aşıkmış. yanımıza ilişti. Bir cam parçası bulup. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. Simli formikayla döşenmiş duvarlar. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum. Ayşe yan masadan. Yapraklan.. ama en sonundan. fruko içtik.com 123 . Deli çocuk. eğildiğinde. aşka. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. Küçük para çantasını çıkardı. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış. loca loca. eskiden pastanelerde dans edilirdi. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. ah. hakaret dolu laflar atıp. bir an biz de kalkalım. korudu beni. o. her akşam annemi. Yağmur başlamıştı. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. dudaklarımı tutup. bize çok modern gelirdi. yolumu keserdi bu kız. küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. Birbirimize öğretiriz. evimiz yanıyordu". Korktuğum başıma geldi. İstersen kalkalım. sahile. Arnavut taşları. yılanını sallayıp "ageee. Utanarak çekildi. Asuman.çalışıyor. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. korkma!" dedi. sıkıldıysan kalkalım. birbirimizin elini tutup. simli. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. o kadar küçüktü ki çantası. "Korkma?" dedi. tane tane öğrenmeli. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. başını o yana döndürme" dedi. Üst locadan bir alkış tufanı koptu. ama iyi bilmem. Başımızı kaldırdık baktık. yan masadan. "Bir şey olmaz. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. dedim. Yine gördüm o parmakları. "Ben hiç dans etmedim" dedi. Ben onsekiz. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. kendisini de. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. bizimle dalga geçiyorlar. masanın üstüne bir tarih yazdım. dün akşam yanan sobayı devirdi. Asuman. hatıra defteri. onyedi yaşındaydı. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. dedim. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki.. yine oralı olma gibi. bir kadını nereden saracağını. Nedir bu? der demez. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle.. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu. 25'i geçmiş. Asuman her şeyi anlıyor. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. burnunun üstünden öpüverdim. dedi. bu. o almış. ne güzel gülüştük. Tören gibi giriverdik içeri. "Acı çekmek istemiyorsan. asma bahçe gibi Ganita. bunun annesini de tanıyorum. yaşı 20'yi.blogspot. yan masadan en çirkin. bahçeler. birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. kaçardım. çok güzel bir elbise giymişti Asuman. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. işte böyle sevgilim olmalı dedim.. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. Madara olmuş hissettim kendimi. loş iç odasında yerimize oturduk. ağaçların altında. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. valilikte odacılık yapıyor. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. bugünkü kafelere benzer. En kuytu köşeyi seçtik.. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. neden yoksul insanlar. 251 Koşar adım. bir yerden başladı işte. işte o sıra. üst üste. bu kız ortaokula gidiyordur. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. dedik. masalar. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim.. o kadarına cesaret edemiyorum. ellerini nereye koymalı. o. dedi. Dansederken insanlar. Asuman.

buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı. gitarını alıp. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. Zorla yılanın ağzına sokacak.. elleriyle önünü kapattı. Korudu beni.. Ben. baştan aşağı su gibi. Önden düğmeli kot elbise giydi. Asuman. ben Mustafa'ya. Narlıbahçe Sokağı'na geldik. Ölene kadar. çıkartması zor oluyor. sanki öpüşmek başka türlü. ben hızla uzaklaştım. Boğuşmaya başladık. annem kapıda eyvah. gizlice çamaşırhaneye girerdi. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. işte böyle. Büyük demir kapısı. Erkekliğim. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı. en derin yerlerimizin. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek.." Ertesi gün sokakta beni. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. gözlerini kapattı. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım". deyip eve koştu. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. insanlar buna yakamoz diyor. Yakamoz. küçük parıltılı pencereleri. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar. dudağıma alıyorum. öğrenmiş olurum. dünyada eşi olmayan şahane memeler. Sakinleşip. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. midem kaldırmadı. külotu da dizinden aşağı indirmiyordu. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. "Sen. "Sen çok korkuyorsun. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. Öptükçe onu. aradan geçen yirmibeş yıldır. Asuman. Ay ışığı denize vuruyor. öyle bozuldum ki. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. Her tarafım öpmek istiyordum." diye laf attı. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. O gün orada öğrendim ki. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. uykulu memelerini fırlatınca dışarı. kokusu. kırmızı çorabı. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. her http://genclikcephesi. dedim. Biz içeride sevişirken. üç katlı eski bir Rum konağı.. mermerden bir çamaşırhane. ormanın en kara yerine dokununca." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam. tazelikle dudaklarını öptüm. Afyonlu şerbet içmişim gibi. bilmiş gibi. "İyi de tuhafıma gitti. ışıl ışıl. çıtırtısı. kızarttım uçlarını.blogspot. Asuman. sıyırdım dizlerine kadar. sokağa beni sokmayacak. ayrılmalıydık. delirmek üzereydim. Nar çiçeği gibi bacakları. "canım" dedi. babam. annem kullanmazdı. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". o da avuçlarını açtı. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. çok uzun.. yakamoz başka bir şey. Bir güzel so-yuverdim. Dilim çıra alevi. giriş katın solunda. acıyla çekti parmağım. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım.Saçlarından sızan yağmuru sıktım. dudağını. çok telaşlandığımı anlayıp. sahile koştuk. Çıkart şunu. koyu. Külotlu çorap giyiyordu. fileli hırkası... dedim. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. öküz gibi güçlü. Hayır. dedi.. umutsuz bir yolculuğa çıkmış. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük. dişlenmedik yeri kalmasın. ahh. Asuman. büyüyünce Amerika'ya gidip. Annemler her yıl Ankara'ya giderdi. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim. orada duruyor! Hava kararıyor. Acelem var. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. "Dur. sinirle. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu. çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. açılmış. elimi kurtaramadım. Asuman. İnsanı ağlatan bir heyecanla. ince bir sıyrık.. Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. moralim. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü. geceleri dışarıyı görsünler diye.com 124 . Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme. ya da yollukları alır sererdik altımıza.

Haşlak çay dökülmüş. "Estetik yaptırmcaya kadar. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. Büyüdüğümde. ağladık. yazıyorum. dedi. Her tarafımı öpüyorsun ya. onun anası babası yok mu" dedi. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. Ayağa fırladım.. Çünkü hiç yalan söylemedim. içimi insanlığa sunmak istedim. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. güzel gözlerini hayretle açarak. dedim. saçlarını yoluyor. aradık. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için. sarstım. yazıyorum yazıyorum. Çok sonra annem. elli metre derinliğinde. Annem. kuyu. Ne zaman sevecek gibi olsam. Çok çalıştım Asuman. Asuman'dan sonra. ne olmuş. kuyuya düşmüştüm. cezaevi kapısı. bir daha buluşamadık. çıkart. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. mahallenin ortasındaki diğer. üstü tahta kasalarla kaplıydı. Senin bana sunduğun gibi. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana.. yırtındık. dolsun o kuyu.blogspot. giyin. çıkart! Olmaz. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer.. Yalvardım. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. ya da hiç görmemeliyiz. O zaman masmavi. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık.. Za254 ten. Ve gerçek bir erkek oldum artık. oraya koştu. mektup geldiği. Yirmibeş yıl oldu. annem kuyunun dibine bakıyor. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir.. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. milli bir galeyan. karakol. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. dedi. Asuman. dizimin altım asla. Kavilleştik. onlarınki hayat. öyle bir boşluk bıraktı içimde. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. o zaman çek git. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa. manolya ağacı kadar soylu. ama.. deyince. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk. Halil Paşa. O boşluğa dayanamıyorum. ben yokum. babası bir adam bıçaklamış. orası kalsın. dedim. On gün dolmaya yakın. Bizimkisi hayal. Asuman. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu.. sahneye koymuşlar. yüzbin faks. On gün birbirimizin peşine koştuk. kuyunun başında çığlıklar atıyor. O kuyu. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken. hanım kız ikinci bir sual sordu: . o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına. bekçi köpekleri yaygaraya başladı. aşk dediğim şey. Asuman. deyip sıyırdı çorabım. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim.. ne derler.yerimi öpebilirsin. annem. Asuman. bunlar kitaptan almışlar. Başarmış. on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz. sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım. bugüne dek. Annem mukabelede. sana hediye gömlek almış. iki metre derinliğinde.com 125 . sokakta kalmış işportacı. buluşamadık. derin kuyu sanmış. galeyan manşetlere taşındı. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık. dedi. "Elin kızı. ölene dek doldurmak için. oynarken. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. Ama. O kadar seviyorduk birbirimizi.. bir daha hiç görmeyelim.. bir kerecik gösteriyorum. Niye içeri almadın. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma. çırpımrken ben. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. polisler. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri. haber vermişler.

Mesela neden af deyince. şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. ulus-devletlerin kadir gecesidir. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var. kral devletten yadigâr. milli bayramlar. Panikle. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba. haklarına yer vermeyenler. Kendimizden geçip. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni. / dedi bana merhaba. sözlük karşılığı aşağılık. Af. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer.. Milli vecd günleri. tecavüzcüyü neden affedelim. Neden? Ahmet Mithat Efendi. sinekten geçilmez. katil. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. tebasmm delilerini bile görmek ister. vecd günü. hani toplumun sevgiye. Radikal'in. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. ceza. birden mağdur dostu oluverdi. diye. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. harekete gelsin. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden. İncil'den çok satıldı. Görevli. Sefiller romanı ki 19. Devletin. önce tertemizdi.. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar. bir kendinden geçiş günü. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar. milli yas günleri. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi. Bu.. sözlük ulemalarından öğreniyoruz. selam verdim Arab'a. hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. Şenlikte. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi. Çünkü artık bizler kelimeleri. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da.. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler. Yunus Emre'nin.. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. dünya edebiyatının af. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. işte şu kökten gelmedir. heyecanlı. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi.. inekler kuyruk sallasın. milli kudurganlık kayda değer. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. demekmiş der. Tanrı. hapis. Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp. der. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. suç. canlı. şevkli. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili. affediyordu. bir katili.. Sohbetçi yazar Aydın Boysan. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan..blogspot. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. Şimdi bol sinek üretiyoruz. bir caniyi. değmez. hiç sinek yoktu. devlet. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler. "merhaba" diyor^ sun adama.. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. bir hiç uğruna. padişah.com 126 . sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. hani sevecek. onlara "decaden". Af. Hollanda'da modern bir ahırı gezer. Fransızca'dan alınma. huzura ihtiyacı vardı. Af. pişmanlık. en sonra da. vs. düşük anlamında. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız. Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı.duklarmı köpürerek söylüyorlardı. beyaz bir sayfa açmak istiyor. siyasi bir af değil. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi.. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına.". Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı. Modern devlet kendini.

hırsla ayağa kalkmış. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir.. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır. içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin.com 127 . Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar. aslında kendini affediyor..blogspot. nerede bende o sabır. toplum dışına itilmiş insanlarına dahi. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. Bitmeden. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor. aranızdaki tek fark. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. iki böyle.. canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz. Bu.. adalete. ormanı yakacak. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. koğuş-lardaki yönetim. Dosyaları temizlemek istiyor. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. Yine. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. hukuk sisteminiz sizin. rahatça istediğimizi içeri atalım. kasla değil. bir böyle. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. kaslarına engel olamamış. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış.biliyoruz ki. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar." İlk iki hafta tüm basını okudum.. yüzyıldır şahit oluyoruz. 258 259 Çok da borcu varmış. gerekçesi hazırdı. size psikologluk yapayım. Yazılarınıza dikkat edin. her gün yağmur. Sabır da bir yere kadar. beyinle hareket eder. kendilerine. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz... Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu. Af. hakimlerini dinlendirmek istiyor. bir katili neden affedelim. gelir siyasetinin. gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz.. ben çömlekçi Eyyüp'üm. bunalmışlardır. Af çıkartarak devlet. Onbinlerce ölüm tehdidi. öderim dermiş. gülünçlüğüne her gün değil. pişmanlık hissi yaşatmak. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. vergi siyaseti. toplumun en sapık insanına. tarla açacak. öldürdüklerini göremiyor. Af. hapishaneler genişlesin. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu. bir daha dönüp bakın yazılarınıza. devlete olan inançları çok yorulmuş. yağmur yağı-yormuş. Elinizdeki kalem. hapishaneleri ele geçirmiştir.

bin yıllık eşşekleri devirdi. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. Daha da beter olsun. gazetelere. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı.. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir. İstedikleri an. tartışan kaç yazar. tekmelenen günler geride kaldı. ağabeyleri. basınımız. Her an her yerde ayaklanırlar. tamam. kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir. toprakları. uyuşturucu. http://genclikcephesi. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. Silahlarına taparlar.. biz rahat konuşalım. argo lügati. Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır. Dişe diş göze göz yasaları var. Çünkü kendilerine. onlar Korsikalı. televizyonda tartışılacak mezhep değildir. eğitime. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. Mafya çok geride kaldı. Tüm gazeteler yazdı. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!. çakallar. Çünkü yürekten inanıyorum ki. Allah belalarını versin. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. ellerine Tan gazetesi vermekten başka. yandaşlarına asla itimatları yoktur. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. Devlete. insanlık tarihinde benzerleri yoktur. Ellerinden her şey gelir. Bu meclis. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. Şimdi içerdeler. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler. her büfede su içerken adam öldürürler. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir. Porto Rikolu. sapıklar. ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır. koruyucuları. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir. hırsızlar. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon. Yüz binlerce polis şefi. evleri yoktur. kopuklar.. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır. 260 Onlar artık cezalarını aldı. topluma. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır. Ancak. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. tanrıları.. kaçakçılık. her lüks otele. sapsız serseriler. Hiçbir eşkıyaya. doğdukları. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse. Harlemli. Ne yaptınız. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır.com 128 . Benim de siyasi düşüncem. kadın ticareti. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. Bu çocukların.. Her barda. Her an lokantaya. hiçbir serseriye benzemezler. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. Anında duygusuzca temizlerler. köşeyazarlarımız dışında. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti.. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. cam yanmış bir aşiret değildir. Hiçbir değerleri. Evleri yoktur..blogspot. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. polise.. ipsiz. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde.. Bu insanların. bu ondokuz. Brezilyalı. kız kardeşleri. Bu adamlar mutlak bağsızlardır. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. Gazete okumazlar. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. onlar Çinli. hem ırzlarına geçmiş. kaç yazı tanıyorsunuz. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu.döndünüz. gasp.

hiçbir güç frenleyemez bu insanları. kara. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. Kardeşlerim. kendi istekleridir. gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. yüzlerine tü-kürelim. güvene. bilemedin iki kere cinayet işler.. sabra. hiçbir gardiyan. Artık Amerikan polisi. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. Özel hayatımda bir efsane olmuştu. Sezar. koruyuculuk. Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. Evet af çıkartmayalım. yüreğimi deldi geçti.. 263 Kırmızı Kazak Döne. sizin semtinizde. tek kişilik Hitler'dir. Bugün bizdeki mafya. Mutlak bağsızlar. hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. Uzun bir hikâyesini yazmıştım. Onu arar. çileye. yüzyıl yaşayacağına. yeni cins bir insanla tanıştılar. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. üstlerine işeyelim. sadece filmlerde kaldı. psikiyatrları. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. Akbaba gibi leş yiyip. aileden. daha düşünceli. arkadaşvari örgütler. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar. haber alamadım. henüz geleneksel. birer Na-polyon. "gerekçeyi" biz arayalım. Çünkü onlar. On yıla kalmaz. töreden önce. aile kavramları öndeydi.Hiçbir ağır ceza. o mafya romantizmi. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir. hiçbir işkence. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp. dediğiniz gibi yapalım. çete yapılanmalarında olduğu gibi. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. Tüketim kışkırtısı. Silahlanın ve kendinizi koruyun. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. Sicilyalık'ı iken yok. hiçbir hücre.blogspot. racon. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. saygıdan. Katillerimiz ise. Sicilyalık. kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça. psikiyatrlar. Topluma. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir. neyin insanı olacaklar. Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde... toplumdan. Ama onun taşmış. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta.com 129 . eğitimciler. Ama şimdi. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. daha içten yazılar yazacağız. Katil dediğin hayatta bir kere. Tanrıdan. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. Başka şansımız da yoktur. güvenle ölüm korkusunu yener. FBI. hapishane damlarına çıkıp. İnsan. avutucu gözleri yok artık. Duygularıdır. metresinize ev tutuyorsunuz. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. Yazarlar. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. "racon devri tarihe karıştı". Yargıçlarımız. delikanlılık. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. onu.. enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür.. zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar. Kayboldu. İnsana güvenmek zorundayız. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları.

Cilveli bir çalım atarak alaylı. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi. Bir gün Döne geldi. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. çekiştirir. Tüm http://genclikcephesi. buz kesilirim. Genç kız haliyle görünce onu. Türk önde. Bir muhasebe yapmam gerekirse. Büyümüş.blogspot. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. mümkün değil. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde. Kendimle. Türk ileri" diyerek geçip gitti. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu.. vaktini boşa harcardı. iğrenirdiniz. orospu. Nasılsın Kezban. öyle kötü bir ölüm ki. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. O da.com 130 . Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. içimdeki çocuksu tasviri değişti. Orospu lafı şirretliği. iftiralar atar. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. Aşk. kendini sevdirmeye çalışır.iyi bir sürücüsü olur. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. lastiğini çıkartıp kaçtı. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim. İçinden bakıyorum. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. Altı yaşlarındaydı ama. O muydu acaba. Yine ne varsa bu ölülerde var. hiçbirini gerçekleştiremedim. Ve bir gün. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz. Kezban'ı gördüm. Çünkü gözlerinin içine. Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. çok büyümüş. bir iki güzel söz. bir sürpriz jest. göbeğini. biçimsiz. yine dizlerimin bağı çözülür. karmakarışık saçlı. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. akşama kadar zırlatırdı. tanıyamadı. aşktan. dilenmez... ama sinsi ve hissiz bir kızdı. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. Kezban. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. Beni. bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. Döne'nin dedikodusunu yapar. Altı yaşındaydı. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. dalaveracmın tekiydi. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi. ama yüzlerine karşı yapamadım!. Hepsi beni terketmiş. Kezban'm bir adı da orospuydu. "Bu var ya. dedim. onlarla konuştukça. huysuzluğundan değil. sevgiyle bakamaz. On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. Menekşe gözlü. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. Döne. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. bir türlü çöpe atamıyorum. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. dans ve şovun tadını kaçırır. Zırıltıları ve çamsakızı. Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. Döne'den de küçük. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu. Kıbrıs bir adaydı. ölü bitleriyle sarılmışlar. çevirip dışından bakıyorum. ve hiç anlayamam. Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. tanıdı.

Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. işte bu. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. yepyeni bir adam olsam. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum.com 131 . İyi bak. Yalnız. yine bunun en ani biçimine yakalandım. Birden lafını kesip araya girdim. İçimden geçen korkularım. Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. diyordur. şöyle bir gezinsek. Rahatla ve kendini bırak. Asker. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim.. giden bıçaklanarak gitmiş. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. dökülüşünü hissediyorum. Bu işe fazla devam edemeyeceğim.arzularımı. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. mutluluğu işin içine sokmadan. Budizm işte bu. Namusu. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. Yeniden tanışıklık verdim. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. yanımda Kezban. ürkmem gerekiyor. tamamlanmış bir tebessüm. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim. gardaş ne iş? dedi. ya olursalar gibi tereddütleri yok. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam. çıkartamadı beni. çakallar. ya çıkarım. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. Susmayacağım. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. "Her şey yolunda. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. Biri hemen kurtarsın beni. öyle olmadı. Leşler. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. kutsallığı. Biri kurtarsın beni. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı. hişşt. tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?. doğru. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. intihar edebilirim. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum. Bir basit hayvanı tekmeler gibi. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. ayağıyla ayağıma vurarak. Yanında bir askerle geldi. benim gibi.. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. Ben bunları düşünürken. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. şu hayvanla biraz eğleneyim. Evet. tuhaflığımı şımartıp. Ya gazetedeki bir resimle. öyle görünüyor. Akşamın serinliğinde dalların. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları. Kezban tanıyamadı. zen. Kadının tebessümüne bak. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. İnadına.blogspot. şerefi. İçinden. Ama. bela gibi. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. gözleri mercimek kadar küçük. Doğu. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. http://genclikcephesi. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. Aşk bir hastahksa. Şimdi. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. ya ölürüm. deşer beni. otursam bir yerde.. Onu alsam. Avuçlarımı açıp. Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var. mutlaka çıkıp gelir. bu asker. bulur bulmaz fırlayacak. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. gıdıklayacağım. Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. belki de dişeti iltihabı olmuş. herhalde kalbimden bıçaklayıverir.

Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. o hiç anlamaz. yazmaya inanmıyorum. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım. Niyeymiş. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı.. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın. ite köpeğe eğlencelik olduk.. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. dedim. dedim. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum. "Herif doğru diyor" dedi. artık işim biraz daha zor. birden korkudan. Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum. İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı. Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye.. Bu Kezban var ya. Ben bir kıza aşıktım.. Hiçbir gazete yazmadı. Birkaç askeri alt etmek. mantar gibiymişim. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez. turp gibi kızarıyorlardı.." dedi..com 132 .. Hafifçe sektirerek. İsterseniz gidin sorun. Bu şehrin anasını satayım. bir tekme daha attı. ağzına sıçarım. neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda.) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi..ötünü . onun . askerlerin teslim olma vakti gelmişti. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım. Çünkü saat dördü geçiyordu.Demek askersin hee. Kuşlar yuvasını çalıyla. beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim.. bu Türk aydını yok mu. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem. aynı askerlere dövdürür. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi. bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin. Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim. ".. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş. artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. "Nasıl olacak. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi. Ama kalsın. Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. Öyle anlamsız yerde düştüler ki. eğitim alanında güneşin altında dön baba dön. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım. Sovyetler çöktü. Yazar oldum da ne oldu. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi.. şafak kaç. ağaçlara benziyorum.. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu. Çok erken yaşta klasik oldum. "Peki. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. rezil rüsva oluyoruz!. sen bilmezsin... Hepsi bu. Biraz daha kararlı. diyen asker. Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım. Aşık olduğum kızı tanıyordu. 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca.kerim şafağını. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. denizin üstündeymişim. İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim. Suud kralının muhafız askerleri gibi.ikiyim.blogspot. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum. Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. Peşinden. Çünkü dedim. öyle kaz adımları kalmadı. Ama şimdi. saatine bakan kaçmaya başladı. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım.

. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. oynuyor.. ben anlatırken. dedi verdi. Hemen veririm.. kazak çok güzel. irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!". o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu. "Pisliklerini temizledim". Ben de eşşek değildim. Üstümdeki kusmukları temizledi.. beni uçurttu! Bildik bir ad. onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor. bir ağacın dibinde uyuşmuş. Yıllar sonra öğrendim ki.blogspot. benim kazaktan dolayı. kızların peşinde dolaşamaz olduk.hazırladığım tuhaflık.. başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım. Yener'in ağabeylerine sulanır. Saatlerdir yüzünde. kazağı süzdü.. götüne bıçak sapladım.. Tarzım ciddi bulmadım. yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun. kalk" deyip durdu. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu. Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. Bir gün benim kız gördü beni. ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı. "Kalk. hoştu. eşşekler kadar mutlusun!". zamanını." "Çoraplar. gölgeleri seçebilsem. Fermuarımın üstünde bir el farkettim. top oynayamaz. Çimenlere uzandım. onun bir hikâye dinlemesi. Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. iliklerini üüüpp! çekeriz.. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. Yepyeni bir boyuttayım. yanında da karanfilli bir aşure. Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar." http://genclikcephesi.com 133 . Bunu Yener söylemiş olamaz. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum. kankardeş oluyorlar. bu ne zarafet!. bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. "O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. ama artık susup oturuyorlar... eşşek kadar mutlusun!". Kadın her şeyin farkında. gibi olaylar olmalı. cenaze çıkıyormuş gibi. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi. Her şeyi bölüşecektik. Aramıza soğukluk girdi. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı. çirkin. bir ses duysam. tuhaf. Kazağı hiç çıkartmadım. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık. geçti. kırmızı çoraplar?" dedim. Parıltımı sevdim.. Reis. ama. güldü. ohh!. onlar benimle konuşmuyor. uykuya dalmıştı. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi. Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü. Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. bu kadın söylemiş. Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp.. "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. Şu salak iradi zekâma sıçayım. Yenerler'e gittim.. Üç büyük kutu bira aldım. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. "Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!". ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. Tutulmayan bir aynayım artık.. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. beyaz adamla barış yapıyor. o tarafa gitmek istemiyorum. her şeyi anlıyorum. suyunu çorba gibi içeriz.. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. Allah bilir. Yenerler'e her gittiğimde annesi. "Lise birdeyim.. "Nereye?" dedim. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. bir kuzu haşlama yiyelim. dedim. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. kafasını kırdım. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik.. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan.. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim.. Kendimle gurur duydum. "Havuza altım. Farkettim gibi. çekilmez bir tebessüm. çok mutlusun. beraber sinemaya gidemez. Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş. Biraz daha içersem. emdik parmaklarımızı. Sonra içtiler. Sınıfsal. bu sözlerle kuşatılmışım. Ben kazağı çıkarmıyorum. bizim kıza. kalıt270 sal bir delilik mi benimki. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı. insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da. Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi. Kezban.. Kez-ban'dı. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor. "Hadi kalk. Ne kadar zaman geçti. Ama ne yalan söyleyeyim. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!..

hepsi ağu püskürüyor. Bu. akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. "Kıyamam ona" dedi. hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm. Bana artık düz bir deli gibi davranıyor. bir beşik salıntısı. Kaç gün burada böyle açılmadan. kaldırım. "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. havuz. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk. neler oluyor diye başını uzatan. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü. ben de buradan çıkabilirim. patlamadan geçti. canlı olarak böbreklerini. Tornet. Trafikçe yasak. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime. Ne yerdeyim ne gökte.. onaltı.. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım. ağaç. sırıtarak. bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". DDT kokusu. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince.. Onu kıskandığım tek şey ise. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti. bilyeli küçük tahta araba. o yaptı dedi.com 134 . çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı. paramparça etti beni.. derinden. kilitlendi. Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. arabaların içine düşüverdim.. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor. iskeletim. Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum. Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor..Havuza baktım. Kezban: "Kötü şeyler düşünme.. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. yatırımcı zekâmı geliştirdi." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. o benim kardeşim" dedi. . son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan.ötünüze sokarım. Hatta turizm hizmetinden öte.. Tornetçi. ağulu bir bulutun içinde. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. içli. olsun ben de ona orospu diyorum. Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. yanık. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. sonra asker gerildi. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz. ağız dolusu küfürleri.. arabalardan hoşlanmıyor.blogspot. Tarlalaşmış şu sokakta. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. demir.. Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. Kezban'a gösterip. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum. Kezban avucunun içiyle vurdu. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum. Hepsi karman çorman. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. Taş. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. Tek duyduğum. Tanrım.. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı. motorize güçlerden. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. Tornetçi çocuğun cinsel pozları. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı.. çok derinde! Beşik salıntısı. Sopamla onları batırdım... etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan.arağımı ..

Bu kin için yaşayacağım. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. mineral bir kin. Ah Türkiye ah. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. boşuna. Rahat yüzü görmemiş. bana acıyorsun ama. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. başka sefere! Soğuktan. 12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. bir tebessümle. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. kıyamam. kimsem yok. Aşk değilmiş yaşadıklarım. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. yüz lira" isterler. Parayı alır almaz da. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. dedim. kimse demedi bana. Benim mutlu olmam için uçmam. eski hızıyla parlak neşesine dönüp. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. demek isterler. "Ekmek değil ağabey. 276 http://genclikcephesi. tüm. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur. oldukları gibi. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. Gelirler. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. adına aşk demişiz. dört-beş sene geçsin. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. Dedim ki avunmak için. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. ekmek parası. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim. açlıktan zangır zangır titreyip. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. bu şekilsiz tutkulara. aşklara karakterini feda eder. aynı köyün iki ayrı dalı imişler. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. Aklı başında biri. kitabın edebi üslubuyla değil. "Abi. Şimdi olmaz. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. bazıları bilmediği için şaşırıyor. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. kıyamam sözcüğü. cümbüşle.blogspot. yazılacak ne çok şey var. pazarlığımı unuttum. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. kitleler halinde düzülürsünüz!. 274 İlmik ilmik. her şeyi. demokratik yazarları. yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. Zekâm. on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. Ankara'nın. İşte. doğru. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. bu kan davasını bırakmam. açım. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. sahici görmemi sağladı. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır. kelime kelime kendim ördüm. elmas bir intikam duygusuyla. ikiyüzlü kelime oyunları.rünen. delirmem gerekiyor. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. Aynı köyün yolcusu.com 135 . kendimi sevdikçe. şarap alıcam" derler. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. tüm düşlerini. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. klasik romantik dengemi kaybetmişim. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. faşistlikle suçladılar. ben yalan söylemem. Şimdi okuyorlardır bu satırları. sokaktayım. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum..

Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi. nerede?". kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. giysileri kirli. Zikr edenler yağlı saçlı.. beni bir "yazar" olarak değil de. şifacılarm aradığı bir şeydir. döndürüp dolaştırıp. biraz da teatral insanlar olarak tanımış. şöyle otur. çünkü o an. Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. Ego ve kibiri yokedecek. Kutsal trans hali. büyücülerin. şuraya bak. "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. eski. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. neymiş efendim. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş. kirliliği öldürecek. başaramadılar. Fotoğrafçı kız masaya baktı. Allah'tan korkmaz. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. sıtma nöbeti... estetize edilmemiş. dörtyüzyıl iç savaşlar. yalakalık yaparken ele veriyor. Kişisel dünyalarını. ancak yüzler karanlık. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. http://genclikcephesi. psikolojik tahliller yapabilirsiniz. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. sakallı. tertemiz insanlar olacaklardır. dünyadaki tüm dinlerin. sana başka bir ceket giydirelim. Nakşi. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları. rüya kadar güzel. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. "Yahu burada bir yazar varmış. Asıl eşitsizlik. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor. Beni bir şeye benzetemedi. Sağa-sola baktı. hiç değilse yakayı. çoğunlukla. Üstüm başım bozuk.. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. hukuk önünde iki eşit insandır. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid.. içlerindeki yalanı. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı.. ondan mı. Onlara kızmıyorum. ötedeki dünyayla çarpıştırıp. Görüntüler çiğ. etrafa seslendi. Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş. Sanki gerçek değiller.. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. yaşlı insanlar. görüntüden olsun kurtaramıyorum. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. diye veryansın ediyor. Daha da sosyal. ikibine bir kala halimize bakın. Açması Reha Muhtar yine. riyayı. yani. boynunu eğ.com 136 .. onlar yazarları biraz şakacı.. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş. Şeyhle mürid. kuldan utanmaz. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım. görsel çağımıza çok uygun.. basık mekânlarda ele geçirilmiş. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor. rezil programlardan sonra bahşiş. mezhep savaşları verip. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. bu kana doymaz. dar.blogspot. devletin.

korkak. "İslamcı aydınlardır". Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. Oysa. aile. şehrin estetiği çok farklıdır. günahlarını. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. kitlenin içinde çoluk. korkusu boşunadır. İslamcı kitleyi kandıran. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. hiçbir gazete. sinemanın. dar imkânh beyninizle. Müslüman gençliği. köylerden derlenmiş. cesur bir yazar değil.) http://genclikcephesi. tasvir etmeye. sadece muhafazakârları değil. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. şehre sokmamıştır. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. arkadaş. tartışmak zorundayız. ideolojinize sürekli hesap vermek. şehrin. hatalarını. ağlamakta olan bebeğin ağzına. toplumlar. problemlidir. Müslüman aydınların. yani. bu toprakların insanlarını. Halka güvenmek zorundasınız. Trajedisi olmayan çöl beyinli. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. anlatmaya. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. bozuktur. çocuk olur olmaz herkes vardır. Yüzyıllardır. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. Burada. Bu ülkenin çocuklarıyız.blogspot. Siz yayımlasanız dahi. şehrin insanı. halk. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen. tüm çıplaklığıyla. tarih. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. İşte güvensiz. Medya kitleye açıktır. kollamaya çalışırsanız. Kapalı köy odalarının diliyle. bugün olduğu gibi. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. siyasiler. Yazarların görevi. sallayan. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık.Hem tarikatların. edebiyatın. görüntünün esiri olmuşlardır. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. Tarih boyu da böyle olmuştur. detaylandırmaya yanaşmamışlardır. şehir. iyileştirici bir ilaç değildir.com 137 . tiyatronun. Güzel bir örnek vermek istiyorum. sapıktır. çirkini sevip. Üstelik bağımsız. "Güzel olanı" herkes sever. şimdi. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. bilinmeyeni. köylerde yaşayan bu fıkraları. Bu fıkralar yayımlandı. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. görevini hiç yapmayıp. insanlarımızı korumaya. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. estetize etmektir. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. deşmeye. insan hata yapar. derindeki çirkini. sizin de siyasal bir diliniz var demektir. duygularını. başka mekânlara taşımamaktadır. Çünkü İslamcı aydınlar. saçmadır.

hapse tıkmış. ordumuz. kapıda kadın polisler tarafından aranır. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. soyunması istenir. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı. bozuktur. Şimdi. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir." Kadın ağıtın içinde.. şeriatçının. canlandırıp. göğüs ameliyatı geçirmiş. derler. ama bizdendir. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. Mesela. Mesela. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. 1950'deki köylümüzü. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. çoktan ölüp gittiler. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. muhafazakârın. Oysa askerler.. Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar. öyküsüne dayanamamıştır. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. tek göğsüyle utanmaktadır. acısını. onca hapisliğe. güdülür. Kimse kendini çirkin görmez. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz. bu hikâye. Çirkin. yırtınarak. tanımak istiyorsanız. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. şeriatçıya göre çirkin lâiktir. tarihin içine sokmuş. oğlunun ölümünden çok. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?.blogspot. Ama. muhafazakâr. çirkin onun düşmanıdır. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini. Kadın göğsünü açamaz. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. derdini. gestapo sağcı. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. bu hikâyeyi. dizlerini dövüp. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. göğüslerini açması söylenir... yani bu ülkenin insanlarını görmek. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. Çünkü on lar. derin devletin sürüleştirdiği. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız. derin devlete göre çirkin hukuktur. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. yani insandır. utanmasından öte. kadın soyunur. Ve her defasında halkı yönetemez. geride.Medyaya göre kim parayı basarsa. tek tip gördüğü bu halkı. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. fe odal toplumda. insanlarımızı "stilize" ederek. ama bu halkın aşkın coşkusudur. biziz! Kemalist. halkı arkasına aldığını düşünür. Aziz Nesin. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. Çünkü hepsi için halk sürüdür. acıya rağmen. Orduya göre çirkin şeriatçıdır.. tek tip yücelterek. 280 Hastadır. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar. Asker. işte bu yazarlar insanlaştırmış. Orhan Kemal. yö281 netemeyince.com 138 . Ordunun. şeriatçılar hiç söyleyemez. Yazarsanız. onlarcası. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat. Kim savaşta öne çıkarsa. 1970'deki pamuk işçisini. size küfrediyor. şeriatçı. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. muhafazakâr. http://genclikcephesi. solcu edebiyatçılardı. muhafazakâr karşınıza çıkar. hapishaneyi.

bayram ederler.com 139 . Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona. Rus subayı nereden bulduysa. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor... ama olduğu yerde sallandı. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. Ve şimdi. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi.blogspot. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. şimdi yerinden yurdundan atılmış.. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır. parlak düğmeli gösterişli giysiler.. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu. Türkiye'ye sığınırlar. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. İçlerinde birçok general. ellerinde beyaz ipek eldivenler. Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı. Subay. Almanya hesabına casusluk yaparlar. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. Arkasından.. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler. subayım! Hem Rus'sun. 1917'de suikastler. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. ama işte bir insan sıcağı." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. sırasını bekliyor. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş. albay olduğu halde. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler. valsler. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut. Tüm şamatalar. kovasını doldurup aldı.. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. yıkılır gibi ol du. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. polkalar.şeriatçılar. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı. hem casus. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. ihtilal. Rus subayı da kuyruğa girmiş. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza. umutları suya düşer. su gibi akan votkalar. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. Danslar.

senin o kovayı burada.. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. kırlentler sokuştur. yüzler. sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım. Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri.. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam.. kelimeler dolduruyo-rum. Üstelik. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur.. bilmiyorum.283 nü. Simitler camekânlı tezgâhın içinde. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. Kendime 285 yemin ederim.com 140 . soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. Çirkin. aşağılıyorlar bizi. itilmişlikle. kıvamında. Apartman kapısını açıp içeri alsam. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. çocuk gülüşlü bir kadın ararım. işkenceci sapık. Boyu küçük. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. işe gidiyorum. Hikâyeler. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar. Kendi ülkemizde. Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. sarayını başına indiren komünistlerden biri. hem casustan beter. kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. camı hohlaya-rak. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!. sesler. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda.. sokağı seyreder. seccade diye". Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. hem Rus.. kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla.. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı. Kalorifere ellerimi koyar.. sokak! Bir deri bir kemik kalmış. ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur. lanet insanlar olduğumuz için değil. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış. 284 Cemal!.. bir güzel alem içinde sarhoş olurum. yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. karın tokluğuna. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar. yüzyıl sonra olsun görsünler. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!. geceden kalma çürümüş bir soğuk. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor. öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar.blogspot. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç.. buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım. gece gündüz!. soğuk. kollan çok uzun. Ama bizim de farkımız yok senden. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. radyoyu açar. küfrediyoruz. Bulgur suratlı çaycı. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. ekmek parasına kuyruğa girmişim. Kışları nasıl soğuk olurdu. soğuk değil.. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman... artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. Tanrım ne olur. hasretle. Ben de senin gibi. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. yoksullukla. dini olduğu için bu küfürler. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi.. çıkışmıyor. Ellerimi kalorifere koyup. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi. çayımı yudumlar.. çirkinliklerimizle!. Elimde miki resimli çocuk kovası. "Bugün cuma şunu götüreyim. Gözün yurdunda kalmasın subayım. karm tokluğuna. dışarıda sağır bir ayaz. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların.. Kalorifere ellerimi koyar. Götürür. kırılmış bir vazo sokak!.. canhıraş küfürleri. bu sütunda da dolduruyoruz.

profesyonelleşmiş salaklar. tarikatlar.. pintileşmiş. ceplerine sıcaklar doldurup. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!". her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi. Ya derse ki. kızı ne isterse alıyor. Öfkeli şairlerle. ellerine.. kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum. çayın dumanını buradan görüyorum.. Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum.. söyleyeceğim.. okşuyor. kalsın. (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum.blogspot. İmam halıfleksi severek alıyor. "Ulan köylüler. yumuşuyorum. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. film gibi kadını izlerim. geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. "Asker üşümez. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. burunlarını tutuyor... öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor. kendimi yaşamamış hissederdim.. o gün. portakal suları içiriyor. ben büroda çalışayım!. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam. Kalorifere ellerimi koyar. nedir şu hal. durup durup bir daha sarmalıyor. ordular. kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum. Hayır. patlıcan gibi. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım. daha somut bir şeyler yapmalıyım. Gözlemeler alıyor.. nedir ulan!. yapamam. melek gibi!. Yemeyeceğim halde. Kestaneciye koşup. Kadını ezberliyorum. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi. http://genclikcephesi. ben de şiirler yazıyorum. Ellerimi kalorifere koyar.. tekrar tezgâhına koşuyor. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı. daha yeni!. şimdi okulunda olmalı!". "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?".kadına. Kalorifere ellerimi koyar.. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum." Çaycı imam. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor.. gel seyret şu kadını. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm.. beyaz yakalıklı.. mavi önlüklü. simitçiye de çay taşıyor. tezgâhta sen dur. O gün kadına yeterince üzülmemiş. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. Masonlar. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler.. ne bileyim. ikiye katlıyor. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor. toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!. devlet çürütmede uzmanlaşmış. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. Kızına büfeden.com 141 . kürklü kadınlar. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun.. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor. "Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla. j Ellerimi kalorifere koyar. hepinizin Allah belasını versin!.. Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. şirketler. patlayacak gibi. eldiven içleriyle İ. arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!.. halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum. bir gün yanından geçerken. birazcık ısınıp. bir güzel okşuyor. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum..... mafyalar. sinsice gülüşüyorlar!. Çaycı imama. Sanki. bir gözü simitlerinde. kızı bir görseniz.

Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde. Cemal'in http://genclikcephesi. her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm. "Ağabey. yanakları. sen üzülme. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. simitçi kadın. yürütme. burada sıra bekliyor. Cemal. Adı Cemal!. "Bu kadın var ya. ye289 rinden hiç kımıldamıyor. işe yaramaz. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor. annesini bir sevinç aldı. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. gözlerime inanamadım. konuşmayı bilmiyor. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki. kaslarını kontrol etme. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz.. vermesen. Gül çok yakınlık gösterince. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. Büroyu çoktan tasfiye ettim.. Cemal yürüsün diye. halıfleks yağmurda su çeker.com 142 . işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor. oyunlar yapıyor. o. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. amirine rica edip. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor. kendini savaş suçlusu hissediyorsun. onu.. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor.. o kadar torpilli hasta var ki. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım. Gül. Ben sanırdım ki. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor. inşallah olur.. ölürüm bu defteri okumam. yine de sırdaş oluyoruz. spastik çocuklara. öyle sarsıldım ki. elleri. çürümüş tavan insanı yutup yiyecek.. "Ben hiç aşık olmadım" dedi. dedikodu aşklardan sözediyoruz. ben bununla evlenecektim".. çocuğun sırası gelmiş. hemen bir mızrak çıkartıp. Parmak kadar çocukların bacaklarına. Renk vermedim.. iş bitimi oturuyor. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım.. Mindere ayak basmıyor. Çok eskiden notlarımı aldığım. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. burun farkıyla trenin altındaydım. Trenin gürültüsüyle mi. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar. çocukların hepsi porselen hamuru gibi. hareket edebilme eğitimi veriyor.. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. mesleğinin altını üstüne getiriyor. imamın kadına halıfleksi götürmesini. "Hiç aşık olmadım" diyor. Gül. Cemal eğitime başladı. Gül'ün kulağına söyledim. annesi kalbim tutuyor. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer.Ellerimi kalorifere koyar. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor. Ama. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. felçli. küçük oğluymuş. şaklabanlıklar yapıyor.. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar. öyle diyor ki. sen küsme. elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. Ve çok sonra öğreniyorum. bizim çaycının karısı!. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor. Gül. Gülle beraber gidip çocuğu sevdik. Kime konuşsam. çok da konuşkan. annesinin boynundan hiç inmiyor. gülmekten yerlere yattı.. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor. seyrederim. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır.. dudağını bükmüş.. ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. hurda aşklarımızı ortaya döküyor. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. sanki atlayacak gibi.blogspot. Beni tanır gibi oldu. dıştan tutacak demir iskelet.. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki. çocuk eğitimi alamazsa. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. şaklabanlık. bu sözlerle mi.. Kaşlarını çatıp. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor. ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. Gül. çocuklar nasıl küçücük. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. at olsaydım. Gül. soruyu geçiştir-sen. ben de ona komik.

mutlu. Bir hafta yoktum... alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle. siyaset kötü. o kadar!. hastaneye koştum. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!. zehirli bir meyve oldu. Cemal oyuna niçin girmiyor.. cevap vermezse. orada duruyor. onların çocukları girecek sıraya!. koridorda uzun uzun ağlıyor!. yakınımın vefat ettiği gün.. hatırlar.. İlk günler taklalar atıp. Çok haklıdır. kaloriferde ısıttım!. şakalaşıyorlar. Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. o kadar. Bir muhabbet. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. ayakları nişasta lapası. Simitçi kadındı o. apar topar fırladım. melek bir hali v^. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. uzun hikâye.rdı. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!. demiri. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. simitçi kadındı o. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış. ben onları. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. O küçük. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz.. herkes karamsar. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı. oyuna girmeye karar verdi.. Ne ulan bu hayat mı? Gül. yalanları. uzaktan ben. "Haberler kötü. şahidiyim. o kadar. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam. nasıl anlatır bu hikâyeyi. Gül. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor... sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. sessizce geri çıktım. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım. perişan olduk. bakmaya korkuyor insan. herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. başardık. çileden çıkıyor. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. annesi yanlarında.süresini birkaç kere uzattı.blogspot.. yanımızdan. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. kendi kendime. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı.. gözlerinizin içine bakıyor. Umudumuz yok. Dedim ki. sebebi yok. Ellerimden utandım. sımsıcak dokunayım dedim.. pırıltısı kalmamış biz insanlar.. gururla yürüyor!. Yüzü sevinç dolu... ağırlığı yok. şiirleri kendine sanıp. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem. dönüşte eve uğramadan. ellerine!. Bir hışımla eğitim salonuna girdim. gerçek dostları. her sertliği delen pırıltıları.. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi. annesinin kalbini kimse tutamıyor. Oyunlarını bozmadan. gerginlik atıyoruz.. Cemal hiç yüz vermedi. Cemal'in elleri. böyle yürümek için çok çalıştı!. Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış. bir poyraz. baksana şu insanların yüzüne. trampet adımlarla. çünkü tanıdım onu. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış. bir deliliktir gidiyor. ne oldu da Cemal eğitime. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor. bir yakınım vefat etti. Gidip tanışıklık vereyim. gözlerinizin içiyle. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını.. diyorum ki. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık. der. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse. pembe kirli salondaysa. http://genclikcephesi. Annesi. Foks... kendi kendime. dünyalar benim oldu. İşte orada gördüm. oyunlar çeviren Gül için Cemal. her gelen dalgaya sarılır. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. Herkes tren altında can verir gibi.com 143 .. Gözlerimle gördüm. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. hangi kelimeyi bulsak yasaktır.

Atatürk'ün. Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi. hadi o sağcı diyelim. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir. Mustafa Kemal diyorlar.. altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor. ikinci cildi bekleyelim. neyi saklıyor. herkesin tanıdığı Halide Edip. adı-soyadı: Kemal Öz. sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi. bayıldım. doyurucu değil. ancak. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım.blogspot. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. Hadi bir soru daha. okuyun). Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. Mîna Urgan. bunu bilenler. bu daha önceydi. kasaba plajında denize giremezdi..com 144 . İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık". Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz. (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. Mustafa Kemal girsin demiş. beğenmemiş. sanatçı yok gibidir. anıları olağanüstü güzellikte. Atatürk nereli hemşerim. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi. Falih Rıfkı. Yani.. Necip Fazıl. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. bilen yok. Bu bizim kaderimiz. dururdu. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. Peki. o zaman beğenirdi. Atatürk soyadını almadan önceki adını. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. sonra adını q ile yazmış. Erken konuşmayalım.. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. memleketine. tamam.. yazar. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. yediği haltları sakladı. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa. parçalasın diye. yangın yeri gibi arzulu. Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. diye sevinir. gösteriyor ki. köklü bir solcu. ancak. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. Abidin Dino. Görünürsek öldürülürüz.. Selanik diyorlar. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse. Mîna hanım da hâlâ. diyorum onu da bilmiyorlar. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. Ahmet Haşim. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. orası doğduğu yer ve çocukluğu. bu ülkenin neresinden. Mîna hanım da." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. oğlu Mustafa Irgat. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır. Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı.. ikinci cildi bekliyoruz. Ankara sıkıntısı. Anılar kitabı.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır.

bir gün Katolik. tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. insan aklının önünü açtılar. bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof.. Rönesans'ı inşa ettiler. ordudan da büyük askerlerin çocukları. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu.. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için.. çığrmdan çıktı. arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı. sporun.. öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı.. edebiyatçılarım yakından tanırsanız.) Atatürk de bıkar.. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk. Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. çıplaklığımızı. tepeler. ayaklanan köylüler topluca katledildi.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi. Toplumbilimciler. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri. şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar. lüksün. ütopyalarımızı. bozkır kasabalarında büyümüştür. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar.. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken. Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz. yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp.. diğer gün Protestan. 19. yollar. heykeltıraş ortaya fırladı." http://genclikcephesi. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar. doyur. aileleri yürüyordu. Hadi bunları yedir. (. bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi.. güzel yaşamın..oldu. kral. halta sıkıntıdan. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur.. gibi yüzlerce.. mezhep değiştirerek.. (.. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı. kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı. Kasaba sıkıntısı. yeni bir akıl buluyordu.) Dağlar. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. bu ağır.. akşam kararınca.blogspot. Doğrusu şu ki. içerek öldürüyorlardı. Herkes kendi dilini konuşmaya başladı. durmaksızın.. 1618'den 70'e kadar. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu. aynı kasabaları görürsünüz. zenginliğin. özel olanımızı. Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz. Rembrand. Leonardo. Halikarnas Balıkçısı da. yarın orada savaşıyor.com 145 . Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız. ağır kalabalıkların tarla -kilise. Cumhuriyet dönemi yazarları. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı. Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar". (... (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir. hantal.) Hür fikirlerimizi. ücretli köylü askerler bir gün burada. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan.) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. Siyasetçiler. Üniformalar icat olunmamıştı. On binlerce malikânede on binlerce prens. Atatürk de öyle... Osmanlı ordularının azametini de. Yani on bin kişilik ordu. siyaset. ressam.ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu.

com 146 . Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler. Anıtkabir'e yürüdüler. Birincisi. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. Ancak. Çiçek çocukları. renksiz. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar. (beatnik hereketi) başlayan. 68'li ağabeyleriniz. tarımın. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu.. 68 özgürlük mücadelesiydi. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek. ütopyaları. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş. çiçek çocukları.. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren.. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. Nepal'e yola çıkan. ticaretin. geceden gecelere uzanmış. kasabanızı terkedin. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz. sanatın bütün büyük ustaları. boşluk bulduğunda. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz. zihinleri delirten uçuk. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi. Kasaba kaldırımları çok serttir. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu. Hindistan. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. ancak.Ve bunun yanında. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular. Aynı. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi.blogspot.. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. şebekleri izleyerek de unutabiliriz. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti. sıkıntınızı. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir.bitmek bilmemiş. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. hippilerin özgürlük anlayışıyla. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm. anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. uyuşturucu.. Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler. meyhanenin. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. Kardeşlerim. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi. lavuk. Sidharta okuyan gençlik. İkincisi. ucube ütopyalar içinde.. Mustafa Kemal ismi. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık.. eşcinsellik. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. Che'yle özdeşleşen 3. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar. Ya sübyancı olursunuz. 68'li ağabeylerimiz. Katmandu. geceler. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le.. bu http://genclikcephesi.. Bu iki tür 68'in içine. sıkıntı çıbanlarını. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı. felaket gibi inen geceler. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen.

yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. evine ti kılı karı-koca uçuk. sağcıhk-solculuğu kazıyıp.. zaman geçmek bilmez. Özgürlük adına yollarını kesip. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam. itfaiye eri: Kel Şarkıcı. Ama. Anıtkabir'e gidersek bir gün. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri. tiyatroda. şosesi. soğuk. Orada.com 147 . ne de uzun boylu bir çocuktum. özgürlükçü kahramanlarımız. terminali olmayan. Cizvit rahipleri gibi. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca. dağlarına tırmanarak. derken. eve gelen sakallı. Hem 68 hem 80 kuşağı... sineması olmayan kasabalarda büyüdük. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. babamdan ve ülkemden konuşuyorum. Kardeşlerim. mezarlık. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki.. çay. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp... tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. 68'li ağabeylerimiz ise bugün. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı.. Ne annemin gözleri maviydi. o kasabada. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. cinnetin rasyonel bir din olup. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. Anılarını yazmadılar. teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler. evet der. Hangi fıkra derler. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. der. Yüzyıl önceki şairimizin. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar. bacanağım. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. sanatta. hepimiz. tatsız. mimaride. orada. cansız. sanki darbeler olmasaymış. kahramanlar devşirdiler. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. bir fıkra da ben anlatayım.. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi. Sinemada.. der. yolu. Ölüm. militanlaşıyor. yine akşam. o kasabada. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır. Ev sahipleri. yine akşam!" http://genclikcephesi. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister..296 297 renksiz kasabayı düşünelim. fıkranın sonunu getirir. sizlerle. eve bir itfaiye eri girer. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. Yürüyerek.. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. çünkü küçük kasabalarında eltim.. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur. çekimsiz. romantik. darbelere yürüyorlar. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı.blogspot.. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini. gerilla ruhlu insanların. dava arkadaşı gibi gideriz.

Marx'tı..298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. korkunç heyecanın süsü oluverir. yoksa. girilmez. artık. iblisin kuyrukaltı gibi. Ancak. saf bir melektir. Leylek.com 148 . Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav.blogspot. bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. sormak lazım. Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken. neden çocuk cinselliğine başvururlar. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. duruşu mesela. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. bu. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. her darbeye daya-nabilmeli. cinlerle ilişkiye giren. çünkü. sancılı yataklarını tamamen hayal.ötüne balta sapı sokuyor. hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi. Aslında halkımızın. ifadesi imkânsız bilgiler vardır.. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. şimdiden özür dilerim. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım. Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır".Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir. Henüz önsözdeyim. neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. insan. bu adamın yüzü.. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için. başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi. yoksa. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar. yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken.. onbinlerce genç gelin vardı. asla konuşamazsınız. Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. cehalete kurban veremeyiz. hüngür hüngür ağladım. leyleğin derisinden kanayan parçalar da. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. ama. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. Yazmaya karar verdim. insan yine de merak ediyor. bu ülkeden de kaçamayız. bu yıkıcı. melekler kadar uzaklar birbirlerine. minyatürlerde. Yıllarca önce bir vatandaşımız.

saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar. anne. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. Bu yüzden kutsal dinler bize. göklerde. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. Güle oynaya. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor. kokusu. öyle iştahlı öğretir ki. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. her anne-babayı.duvarları melek tasvirleriyle doluydu. Hıristiyanlığı bilmiyordu. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. Arjantin'in simgesi oluverdi. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk. ya da tasavvuf bize. o kadar da güzel.. meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. bedenimizden kurtulabilmek..com 149 . komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır.blogspot. dünyevi tutkulardan. rengi. öyle doyumsuz. boğuk. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik. ne din tanır. Hem Uzakdoğu dinleri. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. Eva Peron çok. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. "meleği" bulamadılar. anneanne. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. tüm hayatımızı zincirler. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. dudakları. Rahibeler. bulutlarda. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk. Oysa. İnsan. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. anneler yaşlanır. zulümden kaçıp. hayatı bize öğreten meleklerdir. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder. anneannelerine-dedelerine bakıp. gezinip. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir. ne sosyal statü. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. İsa'nın melekleri adları. konuşması. Toplumu uçurumdan düşüren. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir. kulu. dokunması. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir. Juan Peron bir albaydı. Bu sefer çocuklar. en çoğunu. yine de meleklere işkence yaparız. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. uçabilen. düpedüz ve doğrudan. ama. Bir yığm Uzakdoğu dini. hantal. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti. en yüksektekini ister. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. Açması başarısızlığa uğramış. en uçtakini. kölesi oluruz. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş.. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. ağır. gökyüzü dersleri alır. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. Öyle bir efsane oldu ki. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. cinsel özgürlüğü mü. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. bu melekler aşkına.. Ve bir gün melekler büyür. ki. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur.. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. besini. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. bu içsel fırtına. milyonlarca kitabın. Mesela Antep'te. Tanrı her canlıya bir bebek verir. Bebek.yoksul bir kadındı. bebekler..

. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor. para. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim. devredilemez. kendi içimizi infilak ettiren. şeyhin. liderin kucağıdır. birileri. sapıklaşıp. bölüşmek. erkekliğini. Ancak.. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. anneyi. İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır. kilise. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. birileri. sevişmek. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım.. balığı. çocuğu parçalayan. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm. Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu. ne kadın. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. http://genclikcephesi. nefreti. Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. yani. "melek" bir karizma istiyor. boş koltuklarla dolu aşkların. hırsızlar. kimsenin.. Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. Ortasından kesilmiş. sevgilerin bizi getireceği yer. dokunma. cinselliği de ortada. Nefret. Canice öldürmek istediğim adamı. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. başkası için çalışmak. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor. yok eden bir tuhaf yere geliriz. Dinleyicisi olmayan. ahret: cehennemaraf-cennet. Her insanın içinde uçmak.. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. fışkıran. kendimize ve başkasına iyilik yapma. milyonlarca insanı.. ya da çocuklara sahip olarak. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde. Yani Türkçesi. ancak. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş. koklaşmak. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. neşeyle gönderdi. bedenim. Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. ya da Türkiye güzeli seçilerek. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir. çözerler. ortada. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz. Buldum. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. ya da uyuşturucu kullanarak. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. Yüzü. bir Rus sapığı. sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. duruşu bir şey anlatıyordu. melekliğin ise.. Dante. yükselmek. Zırıl zırıl ağlayan. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. Cehennemde yalancılar.blogspot. muhtemelen muhafazakârlar. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız.com 150 . Ben de öyle düşündüm.. şöhret. kaniş köpek paramparça. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. Sürekli estetik yaptırarak. bu vahşi olay geldi aklıma. sevişmek. tiksintiyi nasıl durdurmalı. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. Jackson'm sesi ne erkek. Amerikalı şarkıcı M. küçük bebeklere.. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir. inanılmaz bir şey oldu. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı.. öna-yakları gövdeden ayrılmış. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". İçimizdeki meleği susturduğumuzda.

anlamak zorundayız. çok okuyan erkekler de vatan haini. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. http://genclikcephesi. hem kör. milletler. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. elinde kalınca bir sopa.. Her geçen gün kavimler. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. hem korkusuz. bizimkiler. Kardeşlerim. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. ne Ermeniler bizden az kestiler. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. Katilliğimizi. birbirimizi boğazladık. küçükken beni dizlerine alır. Hacı Ahmet baba. çünkü. Babam uzaktan selam verdi. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. ırklar. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı. giyeceğe. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. Yoksa. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. abartıyor. bizler. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. bu davranışlarıyla. Kardeşlerim. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. Hâlâ orada. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. Çok sonra öğrendim ki. melek insanlar tanıdım. bu topraklarda yaşamak için. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. çocukken ben. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. ihtiyar da. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. Ermeni kızma "melek" rolü veren. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir. Biri Çin Sed-di'dir. bu acıyı neden bize çektiriyorsun. Biz. kapkara giysiler içinde. modern kültür. bir gün Rum. ya büyük bir medeniyetin habercileri. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. kibarlıkla geçiştirdiler. Ermeni kız melek olmuş uçmuş. Şoka uğrayan yardımseverler.Yine. Sonunda. Birbirinden güzel insanlarımız. ikiyüz kilometrelik. şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. geçti. tarih iki büyük eser yaratmıştır. Ancak. Anneannem de bir melekti. Tanrı. Ancak. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. Anneannem ve komşusu. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş. Bu kadınlar. coşturup. melekleşerek. Dağda bayırda gezip duruyor. Anlattığı efsaneye göre. trajik bir kaza yaşandı. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. sapıklığımızı. gül yüzlü. ayının olduğu bu yol. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. Ermeni soykırımını. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. "Hacı Ahmet babadır" dedi. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. Ermeni. hepinizden özür dilerim.com 151 . süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar.blogspot. anlatırdı mışıl mışıl. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. ellerinde ne varsa yardıma koştu. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler. Babam.. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. ya da gerçekten melek idiler.

Kürtler. Rahibeler. padişahlarımızın. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. Halkımız da gayet rahattır. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür. şairler. aşka. Bekâretlik kolay değildir. kuma. yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir. insanlığa dair becerileri. yazarlar. hayaldir. Ancak.. hayattan usanmış. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız. Ciz-vitlerin. Bu şanlı geçmiş olmazsa. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin. Yoksa hızla hepimizin yüzü. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!.. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. kimi büyük hastalıklar geçirir. hatta. yoksulluk. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş". telkine verildiğini görürsünüz. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı. Allah'a bin şükür ki. her gelen yazar bir taş koyuyor. bedenini unutmayı. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır. ne olur siz de bir taş koyun.com 152 . vücudumuz alçılaşır. derken tarihin acılarını sırtlanmış.. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu. göç. Anadolu kadını. Mustafa Kemal'in hayatları. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. günahları her yere saçabilir. ama.. Budizmin Hint tapmaklarına. zarafetleri olmadıkları için. Hitit'ten bugüne. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız. Bugün.. hayat zordur. saldırganlığın http://genclikcephesi. hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor.. Baykal'm. savaş. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur. titizlik cadalozu psikopat türler. huysuzluk. ütopyadır demeyin. Demirci'm. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. 306 307 Bir efsanedir. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar. ahlâkla içice düşünüldü. bezmiş. Ancak. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor. hayatlarında şarkıya. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu. ertesi gün babasına saldırarak bağırır. namus-bekâret kavramları.İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. asla yumuşamayacak. içinizdeki şeytanları. çocuğa bakmak zorunda kalır. Ermeniler. iyi geliyor. değil erkeklikten.. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. içimizde. evliyamızın. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. Yine de duadan tek bir gün uzak durmak. yalıtmayı seçmiştir. peygamberimizin Fuzuli'nin. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!... sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor.. Çin Seddi'nin karşısında. Türkler. Efsanesi tarihe gömüldü..blogspot. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. gençler laf dinlemiyor" yazıyor. akşama kocam da gelir. bir ömrün duaya.

. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. gelenek üretmeye çalışıyor.blogspot. onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. ya da bakire kalarak bir yetenek.. etrafta bekâr bir erkek varsa. bakireliğe takılıp kalmak. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek. tıkanmış pislik içinden evliyalık. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. sabaha kadar bana "buğz" edecek. öyle yatar. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp. bayatlamasını da gündemine almalı. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz. yirmisini geçmekte olan genç kızı. zarın yırtılmasını değil. İhtilal gibi.. karşılığında. kasabı. dehşetle açıklanır. Tarihin en örgütlü kurumu. onu evlendirmesem. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir. hayatın yüzbin rengi içinde. dalgasını hâlâ geçmektedir. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar.. Bir kadın telkinle. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. sosyal statü. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. dişini sıkıp bakir kalarak.. büyük. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür.. çürümesi. toplumsal istekleri asla normal olamaz. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir. demektir. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek.. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş. bakkalı. arkadaşı. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum. silah omuzda namus bekliyoruz. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. Ancak. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz. ben şimdi karımın koynundayım.vahşi dozunu görebilir.. ticaretlerin en rezilidir. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. teyzeler. bu dehşet ahlakıyla. tek bir fikir 310 içine. evlendirmek için çırpımr. başarı öyküsü mü anlatır. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. gelecek için doğurur. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. sahiplenmek. zekâları var. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır.. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. Bir kadın daha güzel bir dünya için. çünkü direnerek. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. Hatta içimizde bir insan. Genel müdür. bir Ortaçağ ahlâkıdır. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor. umut için. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. yani makam. artık belediye başkanları dahi. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip. gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir. yeteneği olan insanlar. yani. denildiğinde. başgöz ederler. Bir organik kusurunuz yoksa. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. abla. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur. geleneklerimizin en çerçevelisidir. kıskanmak. değerli bir insan olmayı talep etmek. aile içinde yengeler. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. neden hâlâ direnirsiniz. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. neden. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir. Bekâretle anlağın. ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. Benim kayık çok dar mı demek ister. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne.. Topluma artık kemikleşmiş. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var. kendini kurban etmiş. Mahallede ablalar.com 153 .

Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi. Mazbut bir insan.. konusunu oluşturur. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı.blogspot. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık. Bunların aklına iyi bir aile. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. ne ince bir hanımefendilik. gelenekleriyle.. çünkü çok şey almış. laubali. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı. Üstelik özel mahremiyet alanını. Ama içimizden bazıları. bilmiş olmalısınız. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur.kişilik bozukluğuyla dolu. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne. bir dilim ekmek. Türk edebiyat ve kültürü. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire.. tartışmaları yapıyorlar. ahbap-çavuş. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan. kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. kokuşmuş peynir suratlarıyla. Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden. annebabasma bir şey veremeyen. bir kültürden sözedemez.bankasında değeri kalmadı. ne âlâ. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. Akıl hastalıkların. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. pek pahalı. tatlı elmayı da bilemez.. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. kaybettiği çocuklar-anneler. tatlı ve doyurucu olması. ekşi el312 mayı. Elma gibi. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. bu. atalarıyla. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez. İçimizde. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. katı ihtiyatın patlaması mı. köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup. http://genclikcephesi. çok şey vermişlerdir. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur. bekâret düşkünlüğünü. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar. Her çocuk anne-babasım arar. Burjuvalar aileleriyle övünür. siyasete hizmet eden. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. kızlık zarını bozmak. simgesel canavarlığa kimse döndüremez. bir imkân. saplantıyla. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!. mavi denizler gibi doğa nimetidir. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. bilmeyen.. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. Bravo doğrusu. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir. bilmedikleri üzerine konuşamaz. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor.. hatta. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor. Bu küçücük sahtekârlık -hile. eşcinseller dahi dergilerinde. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez.. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir.com 154 . hayatın en acıklı yanıdır. milli çıkışsız bir hastalık.

. Flitler. defol karşımdan. Allah'ın verdiği. telkine vaktimiz kalmıyor. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır. Hepimizin cinselliğine. orospusun. zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip. Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi.. nedir. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız.. İnsan soruyor. yine de çoluk çocuğunu. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!.. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız. ırzına geçip yok etmeniz. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor. milli kültür. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. Çatlı. telkinle. komşu karılarım hayal etmek. hayata sımsıkı bağlıdırlar. Sürtmek. Yok etme duygusu güçlü olanlar. kalabalıktan. Cinsel gücünüz. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor.. Bu ahlâk değil. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur. türküden. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. hiçbirinin gücü.. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz. inşaat işçiliğinde geçirmiş. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya. Oysa. söyleyin! Dergiler. sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor. Rahibeler bile. sizler de böyle tatmin olursunuz.blogspot. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. gazeteler bunun içindir. sen. İçgüdülerinden soyunan. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua. Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre.. sineması yapılıp. Elli yaşma kadar rahibe olmadan. Fethullah Hoca gibi. Türkeş. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır.com 155 . hayatı bizden çok seviyorlardı. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. size söyleyecek lafımız olmazdı. ancak. Ben elli yaşma kadar bakirim. sadece ellettin. kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur.. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. balkon demirlerine sulanmak. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip. yalatmak. topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. o halde rezil.. o halde birinci ahlâk benim. Çakıcı. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek.. milli ahlâkla bütünleşti. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. fırın. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi. telkin. rahibeler gibi. birçoğumuzun anneleri gibi. canımız mı çıkar. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. liselere saldırdınız.

gerçekte. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor.. şiddetlerinden "yönetici". sağcılık. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz. sosyal suçluluk duygusu hep. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz. çağdaşsı entellektüeller. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. hem kadınlar. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar. marşçılar. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. tüm orospuları. Yani günde sekiz saat. barbar ahlâkçılar.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. günahlar ülkemizi işgal edebilir. Bu hastalık nedense hep. hem entellektüeller. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça. ama yokedemem. bayram. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. söy-lemediniz. öfkelerini. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte. içimizdeki şeytanlar. çekilmez kılıyor.. Çünkü taraflar. "ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz. İyi bir toplum. kandil. her gün. Ulus-devletler. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor. İçgüdülerimizi. ülkeyi. toplum. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor. Hem askerler. bunun adı da hayat... YÖK'ler. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor. Ülkemizde entellektüeller. kendini ele verir. senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. siyaset. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız. türkü de mi söylemediniz. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp. milli devletler. yokede-meyiz. yokedemezsiniz. kendini sorgulamayan. çünkü çözülürsünüz. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar. Her gün marş söylemek zorundasınız. Bir tek gün kaçırırsanız. solcuları asarsınız. ama. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. Erkeklerden korkuyu. 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. Celalileri yoke-dersiniz. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için. Çünkü.... Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. insanın kendiyle. ilan etmek zorundasınız.. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. bedeninden korkan. milliyetçilik oluyor. birey. mevlit. Böylelikle ülkemizde ne kadm. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim.com 156 . siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. ne de erkek kültürü gelişemiyor. toplumla bu savaş hali. RTÜK'ler. insan tanımayan otoritenin adıdır. bir zehirlenme şeklidir. ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor. seni armağanlara boğacak.blogspot. Ancak. erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. Çünkü. "güçlü. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. "düzen" cephesinde rol alıp. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

Mezopotamya. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur. İstanbul. söğüt. dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. Menderes Nehri boyunca. Tuzla'nın. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. ancak. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir. 10. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini. bu tarih. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı. Borckhard. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. Palamut meşelerinin tarihi. Yine aynı yazar. ilaç imalinde faydalanılır. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır.blogspot. Ayrıca boyacılıkta. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri. Bu büyük zenginlik. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. öfkeli. sakız ağacı. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir. Ezine'nin http://genclikcephesi. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir. demektedir. kestane. çok geç yaşlarda bile. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi. Biga'nın. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü.com 162 . palamut. Güney ülkelerinde defne yaprağı. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır.. Bu cennet vatana. şöhret ve ikbal sembolüdür. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. Ayrıca. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır. meşe kabuğu. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler.. ılgın. dericiliğin tarihidir. çam kabuğu. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. mazı. somak. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. kök ve kütükten sürgün verir. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. kuzey ülkelerinde zafer. Meşe. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi.

). holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. ormanlarda değil. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. Oysa Demirel. orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. Demirel'in kardeşidir. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. para yememiş. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. Apo. bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. demiryolu şirketinin olacaktır. Zenginlerin. soluna iyice bakmamız lazım. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır. Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. orman yangınlarının suçunu. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında. Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. Velhasıl kardeşlerim. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. Dr. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. orman müfettişleri. Ertuğ-rul Acun. ilk orman kitapları çevrilir. orman okulları açılmaya başlanır. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek.blogspot. arpalığı olmak yolunda.. cinayeti daha iyi anlamamız için. gerçek yangınlar. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok. Menderes iktidarında şaha kalktı. madenler. demiryolunun geçtiği tüm yollarda. Orman Bakanhğı'nda. büyük holdinglerin şahsi arazisi. büyük holdinglere sırtını vermemiş. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. ORÜS. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. çünkü. çünkü bu mühendisler. Yüzyılların en büyük. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. bu http://genclikcephesi.. ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. haritalarım çıkartmışlardır. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. basınımız. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi.Kaz-dağı'nm vb. Tüm basın onların elinde. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. mobilyacı sitelerindedir. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür. Çünkü. Basınımızda. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre.com 163 . Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma..

bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne. yoksul kuşların aygırlaşmasmı. gazetenin manşetinde polisler casusmuş. hiç terlemez bu türler. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. diyor.. mutlu musun güzel kız. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor.. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. ama Mossad. burası da devlet sırrıdır. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. telefon dinliyormuş. canım arkadaşlarımdan Hasan. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. parlak. çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak. "sorma?". 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler.. ağladık. Çok hüzünlü hikâyedir. içten içe kendince yanarlar. sonra Mossad. Üniversiteden. "Sorma?".holdinglerin içinde. sonra bizi birbirimize kırdırdı. bir haber http://genclikcephesi. palamut meşelerinin altında bekleyecek.blogspot. uzun ince kızı süzüyorum. Kardeşlerim. ruhumuzun anlatılamaz. gidin ve doyun. dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. soylu dal arası bulamıyor. arkalarından bir günden bir gün bir para. tırnaklarından dudaklarına.. CIA-Mossad kavgası mı. şimdilik sekiz yıllık eğitim. elimde gazete.. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a.. böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana. yani açlıklar çektik. yolda bir siyasi görsek. elimde gazete. . . hükümet düştü. Hasan. Ege'de yangın. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak.. tişörtü çekip geldi. Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir. deve kafasını. o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. benim altm bir tacım var: ben soymadım. vermiyorum para ulan. neden denizaltı almıyoruz. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı. eski güzel günler gibi. üşenmedim okudum dergilerini. lütfen herkes gözünü kapatsın. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır..ölçümüz Mossad geliyor.. ne yer ne içer bu denizaltılar. bir orman köylüsü olsam. saldırsam kızılçamlara. dergiden arkadaşım olurlar. hikâyeden sayılmaz. "Sorma?". ordu polis kavgası. o kadar iyi kalpli. ben yemedim. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. ah neler dönüyormuş. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. elli yıldır . yan sayfada Egeli bir manken. kuyruklu yıldızlar kadar güzel.. 333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. ordu-polis kavgası mı. yarın daha ne mesajlar isteyecek. hem Ortadoğu'yu idare etmek.ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. aygırların ibneleşmesini anlatır. Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. kızılcam gibi. Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın.com 164 . çok kilo almışsın. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!". Mossad modası Duygu Asena. onurlu. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. ama her şeye. uzun yıllar. balici çocuklar para istiyor. hem derin devlet denizaltıları sevmez. mutlu muyuz bu şehirde. Hasan. bütün faaliyetleri. sizden iyi olmasın. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. saf bir çocuktu ki.

"Yok yahu. o anlamsız turlarken. olsun. Akçaabat köftesiyle meşhur. önemli görüşmelerini anlatmaya başladı. yakından tanı. hadi eyvallah!". o kadar zor alışırım ki. "Oğlum. bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi. "Bak Hasan. havanız olur. yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. belki de sırf bunun için gelmiştir. ortalıktan kaybolduktan.. çok kıllıdırlar. Fener iki gol yedi Cimbomdan. ekranlarda. "Neyse.. sarılık mikrobu kapmış.. birlikte yarım saat http://genclikcephesi. İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk.iktiret oğlum.ötü tıraşlarıdır..gelmedi peşlerinden.. çok havası varmış. ben ne bok yerim!. kırk tane sekreter!". bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem. memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle.. Hasan kıza takılıyor. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir. "İnsan bir uğrardı be Nihat?". analarını. katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. ama Fener'dir. çanak yalayıcısı olsun. dediğinde film koptu. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter. gazetelerde.. ". ama Fener'den vazgeçerse. yarı kuzu. "Çok yoğunsunuz. . Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya.. Umurumda değil. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe. birinin Fenerli olması lazım.. Ve sonra araştırma görevlisi olurlar.". sonra işte böyle. "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum.. Bir yığın polis müdürü! İnce.. bakanlıklar bir köpekler cehennemidir. ekmek parasına başlar. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz. " kiyim Fener'ini. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları. ne iki yılda aldığı paralara.. tetikçi olsun. iki gol yediniz dedim. dur bir fıkra anlatayım. kin dolardı.. "Ne kızdı?" diyor.. dönüp yanımdakine. Benim küfredebilmem için. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?". gözleri. Ah benim kardeşlerim.öt oğlanının. çalıştıkça köpekleşirler..iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten". patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. benim kızılcama benziyor. espri güme gitti. "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi. Maç bitmeden çıktık kahveden.. birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir. bu bir tencere. yarı fare. tek başıma küfredi334 yorum. davul mezhebidir. dışarıdan rjyle görünüyor". önemli görevlere gelirsiniz. babamın köyü Hacevera. birine yanaşırsınız.. Hasan işte tam da oradaymış. Kiralık katil olsun. ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden. önemli toplantılarda görürüm onları. bilmem nerede yönetime girmiş. Fener umurumda değil. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken. her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu".blogspot. o kadar işin arasında". Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım. ne büyük projeler hazırlamış. dedi ya. Geri döndü. eliyle dizime vurup. başbakanın tam arkasmdaymış.com 165 . Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı.. akıllar vermiş. utanırım.. insan bir not bırakır. Ayıp mı ediyorum. çünkü artık. sen de seversin. Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum. "Öyle deme be Nihat. bil bakalım neyiyle meşhur. birkaç tur mezarlıkta. manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. "Tamam oğlum. buraya kadar gelmiş. bir adam olup. Hamsiköy sütlacıy-la.. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. Bu şehirde çok mutsuzum. cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. ağlayacak gibi oldum. ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar. buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var.X "Nesini tanıyayım lan o . bulanık. İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . hatta o fikri de o söylemiş. ben araba çıkartır seni aldırtırdım". ne büyük kararlar almış.. ben gidiyorum. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar. Dışarı çıktı konuşmak için.

uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa... yarın neleri savunacağız. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor. iki tür yazarımız olmuş. Mossad bunu nasıl başaracak. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları. Amerika'dan http://genclikcephesi. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler. Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur. yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor. Evliya Çelebi gibi. Karı İsrail'e kadar gitti. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. Erzurum'a yürü.. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. ordunu al. "İsrail neden güvenmedi bu karıya...kızı konuşuyoruz. Hasan'm silahı. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. köleler geliyor. Paşa orduyu alır.. İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak. bu topraklar bize İsrail'den. gibi politik dostlarını düşündüm. Hayatımız. Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden.com 166 ... ikna edemedi. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin.. Birinci Dünya Savaşı'nda. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor. üçüncü gol olmalı. bu ülkede.. Hasan bir mafya çakalı mı.. Geçmişini. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı. yani.. bir çocuk kahkahası patlattım. çünkü Hasan yalatmıyor. Sinirlenerek: "Geçmişini .. diyor ve alıp orduyu geri dönüyor. kuryelik yapıyor. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra.. Aklıma Evliya Çelebi geldi. Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı. işçi liderleri susturulmuş.. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı... olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. bu kadar yer olur mu." Ya bırak Hasan. git git bitmiyor". Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. ırkçılığın önünü açar. biz. partiler kilitlenmiş. Hiç değilse yılışık bir köpek değil.. Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti.. birinciler ulufe. yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına. af. Saraydan cephelere mektup taşıyor. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi.... Ey halkı. bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor.. yine cep telefonu çaldı. sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. bu kadar toprak. düşünce yasaları gibi. Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor. Ve. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor.ik-tiğimin padişahı. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz. hocayla ortaklığına neden dayanamadı. O da Osmanlı'nın casusu. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad. Bir rüya şov. kendime getirdi beni. sana bir fıkra anlatayım.. Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini. ikincisi. 83'ten beri... Ruslar'ın önünü kes. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı... yoksa. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe. o hiç yürümemiş demektir. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı.. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten. hem kayınbiraderlerini.blogspot. yola çıkar. kaşır. bir insan. bakalım başımıza hangi çorabı örecek. milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde. Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur. cep telefonu. olup biteni anlatan bir yazarımız. dediğim yerde..

. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur.. müzede gördüm.. şarap. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti. ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. av. senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. ama sen göreceksin. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum. derin bir kuyuya taş atar gibi.. müziği. yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla.. fahişe taşlanırken. bir milyon dürüst adamı kullanıp.. . soylu kılan şey nedir? Müzik. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği. Ben küçükken sanıyordum ki. Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi." Hasan'm kahkahasının tam ortasında. Ya. giysiyi.com 167 . ben o divanı gördüm. söyle!". Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor. Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi. Nâzım Hikmet'ten öğrendim. İsa mı söylüyordu.. önümü kesip. Şeyh efendi de.. "He var. güzel kokuyu. avı. Dedi ki şeyhe.. insan ruhunu sarhoş. oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim.. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor.. "Aklın varsa.. Sıfırdan. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak. evladım ben görmeyeceğim o günü. kal. Mustafa Kemal gibi başınız dik. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak. dans. Hasan: "Söyle Nihat... ilk kerameti çıktı. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş.. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi.. sordum." Cevabı kestiriyorum.. kıyamet ne zaman kopacak. memlekete öğretmen gidecektim. http://genclikcephesi.. anladım ki". fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!".. Hasan... Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü.miras kalmadı. Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder. Dedim. kadifesi dökülmüş. kıyameti kendisi göremeden öldü. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail. var.blogspot. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı. Ben okulu bitirip. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. güzel koku.. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor.. demedinmi. bari ilk taşı. Yavuz'la ilgili konuşurken.. gel sana bir fıkra anlatayım. oyun. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları. ekmek parası. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. "Bak Hasan.. "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor. bir namussuz. bir ayağı kırık!. aynen olmuş.. şarabı. Ama gördüm ki. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur. Gerçekten ademden önce... çok pahalıya mal olacak vicdanınız. çok keramet sahibiydi. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde. içinizde günahsız olanınız atsın!.iktiret Hasan. Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten. ağzının içinde geveleme. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler.

yiyecek.Neyse. emek. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu. Sırf etkili. Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı. çoktan insanoğlunun çaresizliğini. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. Ancak. sonra kibrit kutusuna ip bağlar. büyük sanatlar doğuyordu. şiirin ve tiyatronun kızgın.blogspot. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir. der). sofrada yemek yiyemiyoruz. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. Sahilde bir tur atmak yetmedi. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi. düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri". erdemli bir insan olmaksa. kökünden yoketti. her şeyi açıklamak mümkün ama. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. şiir. acısını sorgulayan büyük tragedyalara.. sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti.. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. üretimin mahiyeti değişti. şimdi de "medya" sorgulanıyor. sağlık. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. ancak. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. Mimari. kitlelerin kan. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. bu soylu zevkler için "zenginlik". etrafına topladığı gençlere ahlâk. işçi. demokrasi. artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir. insanoğlu şarabın. İlkel toplumun ağıtları. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar. erdem dersleri veriyor.. Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. Ardında aydınlara oynayacakları birey. Etkileyici. Bugün bir milyar insan köle dahi değil. http://genclikcephesi. Ve artık moda değişti. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu. felsefe. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil".. Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler. tüm giderleri belediye. o kadar meze var ki.com 168 . Televizyonun hipno-tik etkisi. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. eğitim. Sömürü düzeni değişmedi. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe. dramlara dönüşmüştü. günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz. Felsefe güzel konuşma sanatıdır.

Rönesans aydınları. içinde çok "tekrar" vardır. Mübalağa sanatını. etkileme ustasıydı. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. buna ne halk.blogspot. neden. fırtınalar. Hortensius adlı ünlü bir avukat. tılsımlı kelimeleri. ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. tragedyayı sevmiyordu. kaybeden gözden düşer. birbirlerini güzel sözlerle. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. beyne sıkılan kurşunu. http://genclikcephesi. sert yapraklı. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. savunmayı. isyan çıkartıyorlar. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. Romalılar. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. Öfkeli. her ne ise konu. avukatlığı inşa etmiştir. Roma'mn da hatipleri. "bambaşka çapta bir adam". hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. Mesela. öyle se342 verdi ki. Ve filozof insanlardı. En ünlüsü Cicero'dur. Mirabeau. sloganvari. üstün bir dil kullanır. Ancak. canlı". geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. kuşların kanatlarını. göğsündeki damarlardan biri koparak. ağır. kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar. kıskançlık. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. onbinlercesi bugüne kadar geldi. vurucu. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. Çünkü Roma. bugünkü mahkemeyi. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. kelimelerle krallar deviriyor. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki. ölmüştür. vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. heyecanlı ve hikmet. doyumsuz mecazları çok iyi işler. kalbe sokulan hançeri. tenha. sert. Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. Hitabet şerefler mesleği idi. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. kanlı. etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. "ıslah edilmez. Ve propagandist. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. emir cümleleri fazladır. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi". kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. ateşli. insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. vatan sevgisi. Bu insanlar. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki.com 169 . mesela. etkili. halk. fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. cinsellik. sakin. "Dil". ıstırabı. Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. Danton. hatta kendisi oluvermişti. Hitabetin gizli dili ise. çiçekler. yenmeye çalışırlardı. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. Propaganda dili. kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. "ateşli. kısa. açlık. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı".Yunan'a övgüler düzdükleri halde. Roma'da hatiplik. Roma kralı Sezar da büyük hatipti. kasırgalar estiriyor.

duyuş. birbirlerinin mezarlarına işediler. hamasi nutuklarıyla dolu. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz.blogspot. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. galibi alkışlayacaklardır. taşlama üzerine kurmuşlardı. Sokrat'a... başa dönelim. sinema. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta. her zaman üstte kalanı. (Eğer. Bu çocuğun. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. Oysa. dostluğu. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için. müziği. Ve Cumhuriyet kuşağı. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. oyunu. Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. Jakobenlerin kısa. Hitabetlerin kısa. Mesela. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. Hepsi bu. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. roman. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. tiyatro. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır. mesela adam omo satıyor. Berlin. şarabı. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla.. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. içimizdeki fikir.Karşı tarafı aşağılamak. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. neşeyi.. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor.. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar. yani emir-komutayla değil. bu satırların yazarı. Paris. 15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte. eğlenceyi. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. heyecan.. kısa. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor.. Arada bir http://genclikcephesi. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. manâ. Örnek olsun diye verdiğim Roma. her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın. Bir başkasının yıkımı. etkili. Yalnız mizah sanalını. güzel kokuyu. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar. Kitleler. Namık Kemal'in. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. parazit. iğdiş edilmiştir. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor. küçük düşeni bir daha düşürecekler. hikâye. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi. aşağılama. parçalanması.. hatta ona zorluyordu. "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım.com 170 . bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. Fransız Ihtilali'nde. neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır. Propagandist. karşısında onu dinlersiniz. Hitler'in propaganda bakanı. Bugün "Omo-reklamı". Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. tüm insanî duygulardan kovulmuş.. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. çöküşü. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır.

bu "soyut güzellemelerden". Yahya Kemal. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. jakobenler. Bugün de.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları." Yahya Kemal. "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri. hayal dünyaları Batman. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor.. aruzla seviyorum.. öğrenim mi?" tartışılırdı. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır. soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken. Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar. emek. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi.. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir.blogspot.. ancak. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır.. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. denilemiyor. Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil.. anayasa. çağdaşlık vs. 1950'lere. okul mu?"...) Ve artık. en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. barış gibi anlayan aydınlarımız. başkan. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. Adalar denizi. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç. barış değil. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım. Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. beşer iki gruba ayrılır. . nutukçular konuşurken kimse araya giremedi. hak. En uzak denizlerin.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez. öğretmen konuşurken kimse araya giremez. Anadolu. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa. Karadeniz. sevinçlerin uzun.com 171 . okulun konferans salonunda. Çünkü. hukuk. Amerikan sinemasıyla dünden. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken. öğrendik. Aldanıyorlar. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. hukuk. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz. beşer dakikalık metinler hazırlar. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli. denilemiyor.. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki. demokrasi. http://genclikcephesi. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak.. yoksulluk. Dörder. halk. Klişeleşmiş birtakım konular. sevgi. parti. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye. zihinlerinde varsaydıkları barış. Türk aydınının kullandığı. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. vatandaş. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim. Şimdi var mı bilmiyorum. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. demokrasi. "Canım. yazılıyor. Nazif'in ölümünden sonra. sendika.

akıl yok. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli. http://genclikcephesi. Pratik zekâ. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. hangi tavuk kümesine hakimdir. onyedi öğretmeni bulunmaktadır. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz.. diğer okul müdürleri. bugün de öyle. topluma hazırlamak için yapıyoruz. tezimi nasıl hazırladığım sorulur. grup dayanışması gibi notlar da vardı. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim.com 172 . ama olsun. Şikâyetler müdüre gittiğinde.. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. sınıflar arasında birinci olunca. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. çalan tarafı ödüllen-dirirdi. pratik zekâmızla yazardık. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. şehrin ileri gelenleriyle doluydu. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. (Ne değişti ki. Büyük alkışlardan salon kırılırken. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi.. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. bilemezdik. Bahane kolaydı. ancak. bönlüğün cilveleridir. Ve. dedim. erkekler mi? Salon. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. ancak "grup dayanışması" mükemmel. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. mutlaka onlar kazanırdı. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa.blogspot. hitabet. çünkü derecelendirmede. soylu insanlardı. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. karşı cevaplar hazırlardık. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir. Mesela. derken tezimizi. diyar diyar dolaştırır. bilgi dışında. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. düzgün Türkçe. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım. okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. şimdi size soruyorum. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. ya da. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. karşı takımda müdürün kızı varsa. Ben de kürsüye çıkıp.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı. törelerimiz gereği yüce. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. Ve karşı takım. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. oysa horoz. aile mi önemli.. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. müdür. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki.) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. mesela bugün de medyada bilgi. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir. kümesi arkasına takar. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır.

üç gün cezalısın dedi.. henüz 19 yaşında. John Robinson da şunu söylemiş. romancılardan sözedip. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. kelime kalpazanlığı yapıp. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi. hatta. hatta. size solcu gazete çıkarıyorum. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme. siz solcusunuz. sağcı -solcu . hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi.. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk. Daha da eğlencelisi. erkek bilimadamlarından. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz. sevmiyor. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam.. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar. Ondan da beteri. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar. "Kadınlar mı. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. Mesela Aydın Doğan.. papağanlar hızla çoğalıyorlar.. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim. kemalist. genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!.. İki tokat atıp. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk.. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç. sağcı. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor. Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. neşeden sarhoş oluyorduk. yalan söyledik desem.. istedikleri: Başarı. kurayla ve torpille seçilmişler. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. insansı maymunlar.com 173 .. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk. daha o zaman. Fazlasını beklemeyin. daha önce hayatımızda hiç olmamış. beni misafirler önünde rezil ettin. tüm genç aydınları barındırıyor. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk. şeriatçı farketmiyor. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı.. solcu. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. size de sağcı. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli.şeriatçı farketmiyor. kütüphanelerde değil" dedim.Ve bitiş konuşmamda. Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış. düşünce beyin jimnastiğine. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk." Aynen Ataç'm dediği gibi.blogspot. Bir taraf aydınlara. bilmiyor. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz. öğreniyorduk. siz sağcısınız. Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor... bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı.. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim.

neşe. anayasa.. solcu bulanık terminolojisine koşarlardı. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!. kendi sahici bedenlerini. mutlulukla.. klişe solcu. İfade edemediğimizi.. kucağımda öldüler. hüzüne dair. Ve aniden.. Nâzım'ın bir şiiri.medyanın dili kurtaramıyor onları. Köşe yazılarında. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı. solcu. işçi. solcu onlarca arkadaşım oldu. yoksulluğumuza dair. politik saplantıların içine giriyorlar. gerçek kimliğimizi bulamayız. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp. Ve gün gelip. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. lâik. kurulu düzenin. aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar. ay gibi. insanları. bir an düşünüp. acıyı mutluluğu göremiyoruz. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki. özgürlük nedir. demokrasi.Ve kelimelerin. keder. güzeldir de. gözünü. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor.iktiret" gibi. çünkü. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da.. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . kendiyle konuşamayan.. Ne zaman gecenin bir vakti. hak. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. işte o kadar beni çarpar. 352 Yari. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler.. halk nedir. İnsan bazen dalar. medyanın. neşeye.. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini. gibi hazır kavramları altında gömülü. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar. biri Stalin'in cinayetlerini. yarinin kaşını. sağcı. Sloganik. oturuşunu açıkça anlatamaz. kestirip atarlardı. ne zaman kendimize dair.. hatta ileri gidip. Ancak. yirmi yıl öncesinden sağcı. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm.. hukuk.. diri bulabilmek için. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam. mafyatik. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı. kendilerinden iğreniyorlar.com 174 . Bu mezardan daha derin örtü. sevgiliye. barış. bir an görür onu ama açıklayamaz. bu insanî bir haldir. Divan şiiri gibi. Bu şiirin son cümlesi. gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp. bir an olsun bu karmaşık. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam. halk. düzenin sağcı. Kendine ait olmayan. başkaldırı için ayağa kalkıp. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. İnsanın iç varlığı. dışarıyla ilişkisi kesilir. üstün gelmek. Hepimizin gerçek varlıkları. Eşyayı algılamaları bozulur. kavramların iç yaşantısına. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu. ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor.. Toptan red. hayatın. içeriyle konuşacak. ekmek yedikleri kapı. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların. halkı. solcuysalar aşırı bir liberalizme.. ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce. acının. TV'lerde olduğu gibi.. varlıklarım unutup. sevinç. Ancak hayat. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini. Öyle gömülü ki. ben ona / Hepsi bu kadar. sokağın. devlet. "bırak şimdi". sağcıysalar. güzellikle. mutluluğa. onlarcasımn cenazesini kaldırdım. tarih konusunda düzenin.. kendilerinAsağlam. birey nedir.. Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar. bulutların arasında ay gibi örtülüdür. çalışmayla. ". politika. ekmekle. Soyut düzenlemeler. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir. 353 http://genclikcephesi. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp.blogspot. tarihine bakmadan.

ya da yüksek bürokratlardı. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü.. ödüllerini iade etmelerini bekliyorum.com 175 .... kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş.. midenize. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. barış. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri. hakettim bu ödülleri. o zaman kestirip atacaksınız.çünkü onun dilini bilmiyoruz. kendinizi. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. bir tane sıradan insan... onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır. kendi sevgilinize. geçmişinize hayatınıza. vakıflar. halk. asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. yardım edeceğim insan namuslu. onurunuzu geri isteyin.. insanoğlunun en güzel kokusu. yani kendinizi geri isteyin. Garsonluk yapardım sabaha kadar. annenize acılarınıza bakın.. halktan biri bulamazsınız. çıkıp başından geçenleri anlatamadı. onlar öpüşürler. basit bir asker. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları. Yani.. solcu. mesela. Ama. milliyetçi. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı. medyaya dağıtıyorlar. sanatçılara. Türkçü. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı.. şimdi içinde yaşadığınız tarihi. fularlı yazarlar yazmıştır. ben de ödülleri.blogspot. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü. medyanın dilinden. Açın bakın. içim giderdi. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi. öldüreceklermiş. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da. Kırım Savaşı'ndan Kore. Terbiyesi kolay bir köpektir. çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki. O namusu kendinde aramıyor. Vuracaklarmış. ya da rütbesi olan. Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim. hangi sahada neyi başarmış. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek. dürüst olmalı. Kim dağıtır: Dernekler. doludizgin tarihlerine bakın. o namusu kendine ödül verende aramıyor. ben davetiye çıkarıyorum. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. ben usulca döktüklerini toplardım. sokağınıza. er. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş. Oysa romanın dili. canımdan can kopardı. Kendi tarihinize. neyi inşa etmiş ki.. Romanda Naci adında bir kahraman vardı.. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip. burada. gençler içer. yarışmaları severim. anlatımı http://genclikcephesi. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor. O gün bugün de bu dölü yazarlara. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın.. kurumlar!. Anlatanların hepsi dadısı olan. demokrasi. Çok çalıştım. Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. maaşınıza. kendisine ünü. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu. ben içkilerini taşırdım.. Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime. ama. barış. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı. Kimde var bu namus? Her neyse.. her yılbaşında ödüller dağıtılır..

İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. avans alıp işe başlayacağım gün. işten atıldım. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. sen ne karışıyorsun. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. birileri kitaplarımı hatırlattı. faili meçhullerde.. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu. Ve sonra One Man Show. Ellibin öğretim görevlisi içinde. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. şeyim kalmamıştı.. Penislerini döl yoluna değil. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. Henüz iki ay geçmemişti ki. Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. yazar mı görmedik. kötü. Mesela. dükkânlarında beni terslediler.bambaşka. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım. Mektuplar yazdılar. Ayağa kalktılar. ideolojilerde. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. Birçok arkadaşım selam vermez oldu. iki defa.. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur.. vatan. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. keseriz. yasak ve kirli bir metod. haz ve mutluluk yoktu. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip. http://genclikcephesi. ıssız tarlalarda. ancak. Bulundukları dergilerde. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı. Ben yazarken. İdeolojileri gibi. vatan. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. Kitabın fonunda mekân: Hastane. E-5 yollarında. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. eşşek kadar imzalar topladılar. Beni işten alacaklarmış. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. varsa yoksa küfür. aslında müstehcen olana karşı değil. son nefesini veriyordu. gizli. penisleriyle. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise. cemaatlerde. dil kullanıyorlar. küfürler konusunda uzmanlaştım. Yani sevişme. zekâdan ve duygudan değil.. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. bayrak. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz. O çıksın kızımız girecek. küfürlere karışması beni çok düşündürdü. kovulmamı istiyordu. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. ne bu lan kültüründen alıyordu. din gibi konular oluyor.blogspot. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. beni Lemcm'dan alacaklarmış. Dergilerinde. neyse. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi.. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. epey iş görmüşler. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor. önümü kesmeler. Fena alışmışlar. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum). iki ayrı işten. bayrak. Bu tür insanlar.com 176 . sansürle. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. küfürlü mektuplar. Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. asarız. Kültürleri böyle öğretmiş.

Çünkü be!n kendimi çoktan. mölümlü tehditler. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar. Artık ben ölürsem bir Celali. düzensiz. çakallarınız. gelmedi. hasinnesi. benim yazmaktan başka ekmek param yok. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek. Allah kahretsin ki. Paranız var. başımı dik tuttum. yüzbinlerce genç insanın odasında!. yaradan. yıkılmadım!. korksam dahi. Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı.blogspot.. yazarınız. meydan okudum. bilimada-mmız. Ne ilk olacağım. didişme malzemesi olarak kullanırdım. adamlarınız var. Davalar. içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. Küme çalışması yapıyorlardı. yaradana sığmarak geçiyordu. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak. güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi.com 177 . Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. imza kampanyaları. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. Ani ve indirici darbeleri vardı. Bu da uzun bir fasıl sürdü. Bu çok tehlikeliydi. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. üniversitesi. Hadi ben ölür giderim. Derken. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. ancak. Yani. Ölümlü. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa. zırnık geri adım atmam. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. Sıcağı Sıcağına sansasyon. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı.. küfür. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. Telefonlar kilitlendi. TV'leri-niz. Ancak beklediğim performansı bulamadım. o emniyetin damından atılmış bildim. telefonlar. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı. ikincisi. karışık. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. karşı yazılar yazsın. bu yazılar. tartışma. rotatifleriniz. akademisyeniniz çıksın. Ben naramı attım.. kemalisti derken. Sustum ve zamana bıraktım. tehditler. İslamcısı. yerel gazetelerde ilanlar. http://genclikcephesi.. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. ne biliyorsanız yapın. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı. bir lunapark neşesi çıkartmam. çek-senet çeteleriniz var. ruh. küfürden. mafyanız. cinsel güçlükleri had safhadaydı. reklam. tek bir yazı. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. tüm bu tehditleri. prostat. Ama. pırıl pırıl çocukların. Artık. Artık geçti!.Ama bunlar biraz değişikti. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın.. Bu kesim. eşcinseli. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde. çapulcusu.. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı. Orta Anadolu'muzun. kemalistler girdi sahneye. hemşiresi. artık. her şeyi zamana bıraktım. ne son. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. milletvekili dostlarınız. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar. dayak. tehdit.. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. Ve o gencecik. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı.

Nihayet yatacağız. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı. bunlar! http://genclikcephesi. tüm sinekler gelir beni bulur. konuşmaya geçildi.com 178 . hem de şık bu insanları görünce. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan.. siz kaybedersiniz!. öğretmenleri. çini desenleriyle. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız. deyip ovaya koşmak istedim. "Öyle" dedi. Etrafa baktım. sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. çünkü. bayıldım vesselam. Onlar alışmış... bu kadar Yunus Emre. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk. Kendinden emin hali öldürdü beni. yazar olamazsınız. yanımda kim olsa. öğretmen. ben ne yapabilirim.. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum. mışıl mışıl!" dedim. tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır.359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. Pencereyi açtım. hem nazik. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. İçkiler devlet kesesinden. bir mutlu oldum. trajikmiş. Kaymakam. Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. kitapları.blogspot. halkın organı. Bu benim elimde değil. Bir zaman sonra dayanamadım. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. çok yüksek bir yazar olamazsınız. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. zekâ katabileselerdi. zekice cevaplar alıyorum. Acıdan kıvranıyorum. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı. Hangi mevzuu açılsa. Kanınız coşkuyla akıyor ise. Kravatları. Huzurum uzun sürmedi. Ama.. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. yakışıklı. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. Bırakın dedim.. Düzgün giyimli. ceketleri. Sabah. parti olsa da. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar. yüzlerce sivrisinek. beni gösterip. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. bahçe ilaçlandı. Ulan ne güzel ülkemiz var. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. Halkın organı vahşi. Neler oluyor diyen kasabalılar da. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. Yine nazikçe kaymakama. Oysa.. bu yaratığa biraz duygu. korunmanın imkânı yok... yemek masası içeri taşındı. öbürü geliyor. Akşam oldu. sevindim. işte devlet tesisleri. Birini öldürüyorum. yukarıdaki hikâyeyi anlattım. "çok sivrisinek var" dedi. Varoluşmuş. galeyana gelen kıllı yaratık. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim.. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi. Nasıl güzel uyudunuz mu. gülerek. köşe minderlerindeki süs gibi. Yani. Benim çok romantik bir kanım var. benim ödüllerim. lafı ağzıma tıkıyorlar. rahatsız oluyormuş dediler. adları bilimadamı olsa da. dernek olsa da. O kadar samimiydiler ki.. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi. onları ısırmıyor. pek zarif insanlar kapımı çaldı. dediler. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim. benim ülkeme yazarlığı. Bense mahvolmuş durumdayım.. Dalkavuklar ödüllerini alsın. Kime soru sorsam. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan. Velhasıl. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. şu trajediyi... Nerede yatsam. buradayım. yanımda oturan kaymakam beye. Kanınız coşkulu akmıyorsa. kitapları. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru. "Çok güzel uyudum. Tekrar yemeğe. "pusuyla" değil!. arkadaş. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın. artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. Hem kültürlü. sormayın. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. Bu küfürlere bozulmuyorum. hepsi çok kültürlü insanlar.. dedim. yazarları. yalan söyledim. estetikmiş. yabani manda derisiyle karıştırıyor. yemek masasındaki hal ve gidişleri. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. sanatçıları olabilmeliydi. varoluşu. İşçilere emretti. iradesiz. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. umurlarında değil.. mühendis. "Çok sivrisinek var".

çünkü. mi. Günümüz dış politika yazarları.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. Fransa. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. İngiltere. Ancak. ancak. Ya da bir Orta Amerika. Ve nihayet Arn\erika. en az 1.com 179 . mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. milliyetçi bir zihniyet hazırlandı. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. milli duygularla ortak bir vatan bilinci. yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. havamızdan geçilmiyordu. Yani. http://genclikcephesi. içine çaput. yoksa. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi. Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. bu konuyu enine boyuna tartıştılar. bazıları 10. hararetli bir coğ363 rafyada. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı. ancak. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi. Savaş teorileri de gelişti. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi.blogspot. savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak. 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında. buna da imkân yoktur. Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi. yalnız 2-3 kişi öldü. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. savaş demedi. bugünkü molotof kokteyli benzeri. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir. İlk uçaklarımızı 1. bu füzeler çok başlıklı. siyasetsiz. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti.000 dediler. lise maçları ise 2-2. 4-2. bir gün boyunca savaştılar. biz Yunanistan'la savaşırsak. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. keşif yerine varmadan denize düşüyor. bir zamanlar İsviçre. ağabeyiniz olmalı. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi". Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. bunlar da attan düşmüştü. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz. dış politika uzmanları. şeklinde önem kazandı. şehirler vurulmalı. Ve bu saatten sonra. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. 1789'dan sonra şövalyeler değil. çokça bozuluyorlardı. tüm dış politika teorileri. çünkü yurttaş olmuşlardı. etli butlu bir ekonominiz varsa. ya da Arnavutluk.

Fransa. peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. diye laf atıyordu. bu akılal-maz silahlar Rusya. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. işte böyle yürürler. elektronik. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri.. Fransa ki. her program. dağılmaktan. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. Rusya'nın pes etmekten. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi. Yani bir malın hammaddesi Çin'den. Amerika. hatta şairler. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu. partilerimiz. Yugoslavya. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. bu büyük devasa güç pazarının. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. Yani. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. geçinip gidiyoruz. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu. bugün. yasa. Batı karşısında yenildikçe ezildik. hatta romancılar. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de. aman ağabey diyoruz. Kırk yıla yakın sürdü. bu büyük nükleer gücün gölgesinde. yılma giriyor.Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. ki 18. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. Çengelli iğne.com 180 . bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. emriyle oluşturuluyor. Mesela. vergi. insan haklarının bekçisi. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. Yeşilçam ne bok yesin. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. müeyyide. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. kibrit. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. telefon nasıl kullanılır. satılması Mısır'a olabiliyor. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. çataldan söz ediyorsunuz. perişan halleriyle! Bu güç. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. projesi Almanya'dan.blogspot. ilaç. benimsetildi. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. gelin bu sevdadan vazgeçelim. sinema vs. hocam ekmek yok yemeye. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. Çin. acıklı. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. arabaları satılıyor. hatta. Matematik dersinden çok görgü. pazarlanması Fransa'dan. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. kültürün. her proje. bu Amerika için iyi bir fırsattı. Amerika. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. İkiyüzyıldır aydınlarımız. tüm egemenlik sınırları. iletişim. laf atanlar. zavallı. üretimi Rusya'dan. hâlâ ambargo altında. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler. ilaçları satılıyor. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. uygarlığın. ütü. dışarıda kalmak sonumuz olur. Fransa yapamıyor. bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi.. birincisi Irak. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. muaşeret dersleri verilir. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık. biz de Nato'nun karakolu. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz. okuldan atılıyorlardı. her ne boksalar. toplantı.. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. Mısır. İngiltere'de mevcut.. Herkes reform dersi veriyor. İşte bir sürü uluslararası konferans. İkinci örnek İran Devrimi. dünya otomobil.

halk züğürt tesellisi. Çok geçmeden İslâm. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. düzen. Gâvura saldıramaymca. Artık. çapulcu. ırkçı. Alman ülkemizi ziyaret etse. burada neler oluyor. Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular. Yıktığımızı tamir ettik.364 365 buluyoruz kendimizi. biz neymişiz. İlk gönderdiğimiz kız. Neyse. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. Keçiören. Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. reformun tek ve köklü anlamı. Adını koyalım: TÜRK . İstanbul bitti. hukuk tanımayan. işte meclisiniz. birlikte. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. Türkçü görüşler. zaten Ankara. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. Oysa.. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti. ne parlamento! http://genclikcephesi. halkın evi.. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. yıkıcı. bunun adına da davul yakısı derlermiş. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma. derneklerde. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik. Londra'da nehre attı kendini. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi.. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. kızlara yalvardık. hangi Fransız. sevinçten havaya uçtuk. camisi kül olup giderdi. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik. Ancak. büyük şehirler inşa ettik.blogspot. şapkalarımızı gösterdik. Yine insanlarımızı. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. tasavvuf. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. Kalemli'nin kasasına gidiverdi. O kadar kibardılar ki. sizi koruyan olacak. sağcı.. yalnız kalmayacaksınız. yangınları ancak deniz durdururdu. Sonra kimse gitmek istemedi. marşlarla.. At-pazarı.. parlamentosunun. yangınlar bitmedi. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. tahta. barkı. Ve artık. kendimize saldırmaya başladık. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı. nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar. çığlıklar attılar. dediler. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. traji-ko-mik yine de sevinirdi.. başağrısı geçer mi bilmem.com 181 . Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı.. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak. Tüm reformlarımız askerlerin. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. medyasının bombok bir bataklığa döndüğü. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu. 366 Velhasıl. parçalayıcı. kollarından tutup. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler. zenginlerin.. yıkıcı. kurtuldular. çünkü. eski. uluslararası şirketlerin işine yaramış. talimli yürüyüşleriyle. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. ana kuzusuydu. taş taş üstüne koymayı da öğrendik.

Yoksula. insanoğlunun da ilk refleksi. neden silahlanır! Neden. güveni. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. dost. camlar kırık. bir reformcu. kardeş diyecek. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor.. ne güzel dik dik bakardı. artık sevgiyi. Yani. Kedi. Birden sınıfa sivil polisler girdi. can. sonunda. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. ne kadar sahte bir dilmiş. çocuklarına sarılmaktır. üç kız çocuğu. ırkını yokettiği. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!." http://genclikcephesi. Ne demek Kerküklü olmak. Bir daha görmedim Kasım'ı. yokediyordu? Cevabı. dost. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı. hayvanların yırtıcı organları alınmış. sert yapılı kapkara bir çocuktu. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri. Moğollar parçalıyor. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". yazarımız. kardeş demiş. etraflıca bilemezdim. insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. Ne güzel çay içerdi. kaç gündür uykusuzum.İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı. Bugün bu rezil halimizi görünce. Deli gibi uykum var. Kasım'ı götürdüler. Rıdvan. uysallaş-tırılmış. bombaymış. artık herkes bir hayvana sarılıyor. Tamer ve Nihat geldi. dışarıdan bir saldırı geldiğinde. görüyoruz. Dönün Avrupa'ya. siyasetçi çıkmadı. döndü dolaştı. birbirlerine asla güvenmez. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı..com 182 . Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. Batı'ya bakın. edebiyatmış. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. işsize. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. Çok sonra anladık ki. gönül.. Yüzyılımızın son perdesini. tüm paralarını polis coplarına. hukuğu. kediyi bırakmıyor. milyonlarca hayvan akıl hastası. Yenimahalle'de bir eve girdim. çıkmıyor. sesi çıkan olursa. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. Nöbetten döndüm. sahipsize.. bu güçle ne Fransa. bir küçük zavallı hayvan. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. gelmeyecektir. bu küçük çocuk. sigortayı. soğuk. kardeş. hayvanın da. ısınmak. İrak'ta idam edilmiş. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. Günlerce uykusuzum.. teknikmiş. Kasım bir gün aşık olmuştu. üstleri başları perişan..blogspot. ruh hastası kedilerde arıyoruz. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. bilimmiş. Ama bu sefer. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik.. kendim kurtarmak için!. şefkati.. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. sadrazamlara.. kendine. silahlanmak. şehir kültürünü. Biz de öyle. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir. şairimiz. köpeklerine yatırıyorlar. baştan savar gibi ve-dalaştım. yıkıyor. bize düşen.

370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim. Bu vatan borcu. birkaç laf et bizimle. ya da. http://genclikcephesi. yazıyordu. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye.. Monaco prensesi Caroline'e.. peşinden Afganistan. borçlu hissediyorsunuz. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. sert.Konuşacak halim yok. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu. "Hadi ağabey sen yat. Fidel Castro'ya. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. sıkılmış portakal. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. Nihat'ı da unuttum.com 183 . şehit oldular. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. birkaç gün sustuk. Bosna. "Abi ne olursun kalk. Otobüse bindim. rahatsız etmeyelim". çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. Çeçenistan. toplumsal sorumluluk değil. Bosna'ya giden bir genci. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş.. sonu gelmeyen çığlıklar içinde. deyiver. Binlerce Bosnalı'ya ufacık. çok uykusuzum. ertesi gün Rıdvan'ı da. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. Türkiye halkının kan ağladığı. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize. hafızasını kaybetmiş Avrupa. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. o mantığı o insanlar orada. Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp. Göklerde bulutlar eridi. kapkara. gidiyoruz. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi.. gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. bir bir gitti arkadaşlar. senin konuşmalarına doyamıyorum. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp. Bosnalı kızlar hoş kokulu. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken.. helva. Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı.. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu.. yüreğimiz yırtıldı.. savaş düşünme. dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. gazetenin manşetinde üçünün de resmi. Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu. Muhammed Ali'ye." Sonra halimi görüp. Askerde bir gün bir ay gibi. IHH.blogspot. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. topuna birden üzüldük.. Teskereye bir gün kalmıştı. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni. istediğin kadar bana ne.. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. acımasız insanlar oluverdik. börek yemeleri için. Ölüm haberi geldi. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş.. tadımlık sofralar hazırlamak için. gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı. Bosnalılar. Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı. bir gün daha rafadan yumurta. uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu. En öndeyim.

bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız.. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. sağcı. Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız. tek bir satır yaz373 inadınız. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından. Adını Hakan'dan duymuştum. "Her akşam seyrediyorum. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu. böğürterek.. dünya görüşlerine saldır. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. "İyi de müşteriden buna ne?" de-. reklamı sevmedi. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. Bir hafta kadar önce gazetede duydum.. Kendini afişe etmedi. Doğu Türkistan... Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. Büyük filozoflar zariflik için. solcu. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları... Hangi gazeteci Bosna'dan dönse. yiyecek. Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış.. Bosna.. pankart asmadı. IHH. top mermisi ağaca isabet ediyor. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan. siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı. Vicdan. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. altın kalpli birkaç adam. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane. sağcı. kılıç darbeleriyle uzun uzun. vicdanın vatanı yoktur. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş. 372 dim. başta Bosna. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu.blogspot. Bosnalılar Türkiye dediklerinde. ama. Tanımıyorum. bildikleri tek şey: IHH. en zor günlerinde Çe-çenistan. lâik olun.. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. zavallı insanlığa inat. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek. solcu. ben inanmam. benim de elimden bu geliyor" dedi. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi.. holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım.. hukuk inanır. Bu genç adam. kahroluyorum. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı.. sürünen. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu. Saldıracaksan Refah'a saldır. dağlar yıkıldı. Iz-zetbegoviç anlatıyor. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. İşte bunu bana kimse inandıramaz. Türkiye üzerinden..com 184 . Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. Fransa'nın fularlı en-telleri.. orada umut oldu. asırlar geçse. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı.

bal. Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. Sevgili Bülent geçmiş olsun.blogspot. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen. Halk paniğe. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması. Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor. kara-kara. Bosna'ya değil. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor. un. Doğu Karadeniz ve Hatay. İçel'de yetiştirilir. aynı yüreğin çocuklarıyız. Kehikeç dergisinde. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı.. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor.. kara. Zagrep'ten anlatıyor. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. bir daha geçmiş olsun diyorum.. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok. hakkında başka bilgimiz yok. Size ikram edecek. Çeçenistan'a. şeker.. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında. Sevgili Bülent. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş. Ne yapabiliriz. modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak. diğeri küçük. Yazarı Mesut Remzi.. diye ikram ediyor. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor. 1908 sonrasında. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı. http://genclikcephesi. ama aynı toprağın. IHH. Sizler.. lütfen. bitki-insan. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. biri elma büyüklüğünde turuncu. Beyrut'tan gönderiyor. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki). sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince.. Japon hurması" biçiminde yer almakta. ufağı. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir. fındık büyüklüğünde. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. ziraat. pirinç dağıtıyor. hem kararmışlarını yiyor. teneke teneke zeytinyağ. Onun da yazısının kaynağı. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. Türkiye'de Trakya.O günlerde Hakan. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması.. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor.com 185 . Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!.

Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman. Trabzonlular bu hurmayı. Trabzon hurması. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. Taze iken. narin. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. damağımı aptallaştıran tadıykı. damağa yapışır. Tomurcuk halindeki çiçek. Toplam ağaç sayısı. 24 tondur. Taze iken sarf edilir-lerse. Karahurma. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. kabız bir lezzet hasıl eder. Trabzon'da 3. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. Maraş'ta 43. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı. dilimi. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye.000 ve üretimi on bin tondur. yüzümüze. meyve vermeyen 120. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma. Eğin'de bilinir. 1. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken. Ağzımı.blogspot. çekirdekli-çekirdeksiz. dilimizi kamaştıran. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur. damağımızda masallaşı-yor. bu küçük hanımefendi. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması. Dil ucunu gıcıklatıcı. muhallebisi yapılır. bu turuncu elbiseli. daha seyrek olarak Tortum. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. içi. pepeçura. yaş ilerledikçe. taamları kekredir. bugün ağaç sayısı.com 186 .840. Ordu'da 30.465. özetliyorum. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor.114 ağaç. Trabzon hurmaları ise aksi.620. elma büyüklüğünde. meyve veren 375 bin. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. Bir miktarı taze sarf olunur. Balkanlar'da. sonra vazgeçilmiş. 829 ton.148 ton. 590 ton iken. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. Kurutulup kompostosu yapılır. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter). Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. nişasta veya mısır unuyla. ki asıl Trabzon hurması budur. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. Yahudi hurması.797. Armut ve şeftali ağaçları. Hatay'da 218. İşte sevgili okuyucu. taamları leziz olur. ne zamandır size tanıştırmak istediğim. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. üretim 4. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. ikincisi 376 makbuldür. iki çeşidi vardır.234 ton. Ekonomik değeri olan da budur. o meşhur çocukluğumuzun hurması. İçel'de 43. Güney Fransa ve İtalya'da. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş.

hurmanın resmini yaparım! Sonra. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır. kardeş. şeker aynı şeker. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir. ruhsuz. Tadı tiz. tutkusunu. tadı dürüst. henüz insanlık yüce. meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara. Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu. yüzlerce manken. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir. dondurulmuş bir trajedi. Dokunmanın en ince. göl-gesiz. hepsi kişiliksiz.. Ağzımıza en güzel meyve dokunur. ya şekerli! Oysa. bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. meşrubatları. Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur.. su aynı su. hangimizi zevkten delirtmez. ama. Şener Şen. vişne. ağzımızın tadı.. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil. karton yüzlü şeyler olup. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. dilin valsidir. ağrısız. Ferhan Şensoy kitle tüketimi. ağabey. duygusunu. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır. turunç ve ayva. biri tuz. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış.. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. üstüne önce. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. kutsal bir makam vermedi. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak.blogspot. Orhan Boran.. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. böğürtlen. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. McDonald's köftesi gibi. şaşırtıcı güzellikte. bağırarak.. Sadri Alışık. tabiatın meyveleri artık. kızılcık.. Reha Muhtar. Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder. yüzlerce çiklet.. bize akraba. ya tuzlu. bulaşıyorlar. müzikten. en hassas teli. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler. aşkın. bize neşenin.Çocukluğum için bir bayrak. tadını. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava. acımasız bize öğreten. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. ekşi üzüm. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. dudağımıza. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. dilimizin altındadır. Dalında yarılırken çatırtısı narın.. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama. Mesut Yılmaz. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi.com 187 . bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. bedenler. Deniz Baykal. bir korsan bayrağı yapmak istersem. Hayat öyle renksizleşti ki. uğursuz. yağ aynı yağ. barbunyaları. tava aynı tava. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. Tansu Çiller.hilmeden. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi. hamur aynı hamur. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat.. neşesiz.

Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. biraz ortadan sürün. coşturan. Şövalyenin zırhı pembe. Bana vuran adam da uzaklaştı. Ezmeyin eriği. dokunamadım. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. Bu yüzden. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde. bir iki. Mersin'in. Gözüm hâlâ o erikte." Kâbemiz. eriği bulmanın heyecanıyla. nar. Yerden onu alırken görürler diye. "Ben size gösteririm" dedi. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. kalbimde. upuzun yolun adımlarını karıştırır. yumuşak. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. İzmarit topladığımı gören olursa. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. enseme vurur. beynimiz çatlıyor. bilmiyorum. öbür taraftan sürün. beni dinleyen olmadı. ince çiçekli. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur. bir gün büyürsünüz. korktum. kiraz. bu o erik mi diye kaldırıp. nereden öğrendim. Derken. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları. İzmaritleri kiliseye teslim ettim. kızılcık bir dudağı bize önce.blogspot. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. Bu kokulu bahçede.öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık. tekerlek izlerinden. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. dünya nimetleridir. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. Eriği. Arabalar çiğnedi. baktım. Ancak. yakarıştan başka ne vardır. beynimiz kamaşıyor! Ah.. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar. bacaklarımın arasına aldım. ateşli. paketlenir. ormanların. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur. bir müddet sallandım. dudaklarımız kamaşmıyor tadından. İçimden bir ses. çocuk kalbinin rüyası-dır. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. ben onlara gösterebiliyor muyum. Ama. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. Akdeniz'in. \ 381 http://genclikcephesi. bahçelerin. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş. O erik! Kafama ani bir tokat indi. dudaklarımız tadından çatlamıyor. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. hızlarından ödüm kopuyor. size bir tek kez. kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. "Bırak lan o pis şeyi!". Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar. Türk ırkı dokunmadan. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. ne olur. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. bir tekme atar. memleketi Rize'ye. çocukluğumuzun o savurgan. soylu. derimizin nabzını düzenleyen. hemen ağacın altında kasalanır. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. deşince çocukluğumu. irice erik gördüm. Eriği. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. Gitti. Gül yüzlü. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler.com 188 . böyle taşkın olmayı. eriğe kıyamam. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. çünkü oraya oturulmaz. çiğneyecek. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. bülbül sözlü. yaşlanmaz. kıstırılmış. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde.. içinde bir tane. uğursuz tatlarla. sımsıcak! O bir dişilik tadında.. çölde duadan. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. arabaların altına. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. Beni de.. ilkokul. Bu yüzden.

hepsi bu ülkenin çocukları. Kardeşlerimin dudakları.com 189 . Ah. o gün bugün. Birinci aşama tamamlandı. İtalyan orta sınıfının sade. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli. Parti. hareketli. benimsemesi gerekir. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. beni de hapislerde çürütecek. küçük hanımefendi! Burada. makarnanın çorak kültürel ortamından. CHP'nin İSKİ. Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum. Refah'm akbil. çakal gibi çullanırken. demokrasiye. Demirel'in Ilksan.. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. çalınıp. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için. Değil parmak izlerini. turuncu elbiseli. Mecalsiz kalbi. Şimdi. Çünkü suçun da bir sınırı. İtalyan mafyası. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. hacmi vardır. yaşayabilmesi için. yıkıcı. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. yani. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. Mesela. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır. ikinci aşamadayız. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım.. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. ilahiler söyleyen. en ürkek kuşların. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin.blogspot. nereden kestin yolumu! Biliyorum. şehitlerimiz için mevlitler okuyan. isyancı yanımla. Tanrı'nın kolları gibidir. ballanmış Trabzon hurması.\\ Koparılıp. Tanrı'nın meyvelerine. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur. yapış yapış. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz. usûl usûl yaşlanırken. ülkemizdeki suçların zenginliği. itilmiş. sakin. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. yorgun sesine rağmen. soslarını. büyük kalabalıkların onu tutması. Bir suçun. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. ama. Onlar için umutsuz bir savaş. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. beyaz.. bu sade. sakin besini makarnadır. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. en tatlı sırlar hâlâ bende. suç hâlâ. bu. çünkü artık ekmek. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin. DYP ve http://genclikcephesi. acılarını. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. hayatın lezzetini. Ben. en cılız yıldızların. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. Ancak. o gün bugün kodeslerde çürümekte.

blogspot. merkeze toplanma. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası. hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ.. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir. hızla toplumun en üstüne çıkıp. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır.. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. iş dünyamız için güven verdi. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi. cinnet getirmiş. gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. Çünkü. Ulus-devlet. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da .ötüne koyayım. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla.) http://genclikcephesi. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. Büyük loknlaları bir defada hızlı. ortak. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar. Biri koruma. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları. Bir de cins psikiyatrlar vardı. legal şirketler kurup.ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. mağaza soyguncuları.. bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları). (Ünlü işadamları. ayı. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı. Bu da doğru. gazetelerde. müjdeyle bekler. kaplan gibi hayvanların bugüne değin.ötüne koyduğuna göre. en çok ağızlarının içine bakarlar. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. Bir yoksul garsonun. merkez sağ. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır. çakallarla kapitalistlerin birliğidir.com 190 . benzer manyak sosyologların. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş... Banka. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. yardımcı. Doğru. sel felaketini büyük bir umutla. depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah. işadamının egemenlik sahası içindedir. halkı oy davarı haline getirip. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken. aynı yoksul garsonun. Türkçe meali: Herkes herkesin .. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. depremi. fidyeciler. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. Basın tarihimizde bir tek gün. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş. işte bu ulusal birliktir.. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır. çıldırmış. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. Ancak. güvenlik rolünü oynar. işadamının elinden alan politikacı. Bunun en güzel örneği. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. Çeki. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla. çünkü ertesi gün. İkinci iddia. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak. ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır.. diğeri klasik sömürüsüne devam eder.

evde kalmış can sıkıntılarını. okulda. Bu kadınları. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. alalım mı. bohça gibi elbiseleriyle. ukala. içler acısı. özgürlüğe. kuşak dayanışması. kuruntularını. Türk solu da. Allah razı olsun derlerdi. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. Bilmiş. Henüz yirmi yıl önce. böyle memleket olur mu. banka soyarken. yamalı. İnsan hakları gibi. umumi helada. ürkütü-386 yordu. isyancı olan çakallardır. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. Şimdi. Şimdi. gerçekliğin dilinden konuşuyor. Çakalların. soyut bir özgürlük konuşan. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. 387 yalvaranlar. Hırsız-larmki de mükemmel. Şimdi. Sol bunun şiirlerini yazdı. Aksine. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. aslında. siyasi zekânın. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. tek bireyi kalmamıştır. Türk solu. teyze. pencerenin. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. şekere saldırmaktır! Yani. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. almayalım mı. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. ölmüş. avantür suçlular milletvekili oldu. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. avantür bir suçluyu. gerçek siyaset yapıyor.com 191 . kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor. Basit bir çakalı. şimdi. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. Çalıp kaçan memnun. Bugün. kahvede. üçüncü dünya ülkesiydi. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. abla. daldaşşak lafa giriyor.Suçluların. polis arabaları da mükemmel. başkaldıran. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. masaya oturur oturmaz.. muhafazakâr. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. yeni tanıştığımız insan. Gerçek o ki. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. bizde laf boldu. tekke solcusu. Bu denli vıdı vıdı. http://genclikcephesi. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. Ve sonunda. Ağlarlardı boyunları bükük. değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz. sokağa ve hayata çağırdı. radikalizm. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar. arkasındaki polis de memnun. Şimdi. boyası dökük. makarnacılarımız artık solculardır. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. geveze. çakalların. cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. Çakallar. tekstil atelyelerine doluştular. cafelere. kısır. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. kovalamacüık oynayan. yırtık. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var.. Yalvarırlardı. yani burjuvayı tokatlayıp. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. evcil. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara.blogspot. geri kalmıştı. şöhret oluyorlar. O ülke. komşuda. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. barda. usulca birbirlerini süzer dikkatli. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. durdu. pişmanlıklarını. evcil. amca. Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. toz toprak içindeydi. Daha iki gün dolmadı.

annesini. delirtir kendini!. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. babasını üzüntüden öldürür. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. kitapla değiştirmek mümkün değildir. kitapla bu aşkı anlayamazsınız. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. Mecnun da. Edeb. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken.. sevdiği kızı. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor.com 192 . Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak. Biz falancıoğullarmdanız. incecik kuşkonmaz yüzlü. vurup. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor. sinirden.Ü. sevgiliyi. duygularını şekillendirmede. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. hem de babası. Umumiyetle geyik av-larmış. Neye kızgınız. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. kollan.blogspot. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. Neymiş efendim. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi. yorumlayamamıştır. geride bıraktığı. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini.. çok şey öğrendim. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış. kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. Anlatıldığına göre memur. http://genclikcephesi. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor. Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. övünülür. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim.. KOYUNOGLU: 19. dergisinden aldım. Fak. Geleneksel toplumlarda. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. Bu zat. Leyla'nın güzelliği de neymiş. 388 Yüzyıllardır halkımız. Çevrede kaşıkçı. Leyla'yı yüzüstü bırakır. niçin küskünüz. yeni gelene de. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. soyadları.. Bakın. bacakları. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş. Başta ben. çölde tek başına öldürür. biz yazarların inmesi lazım. Sine-i millete. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız.. neden bir şeyleri sevmiyoruz. babayı düşünmez. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. milletvekilleri değil... her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. Çöllerde kendini yiyip bitirir. her dediğini yaptıran. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. anneyi. gözyaşından. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle. hem en kalabalık mekânları seçeriz. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. davranışlarını. hem de oturur oturmaz. Yurdum insanının karakterini. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta. kaşık. sende mi adam oldun?" demiş. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. Mecnun. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. hem annesi. KONANÇ: Dedeleri. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. hem Leyla. soyluluk unvanıdır. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış.Oturmak için bir masaya.

hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor. Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler. büyüdüğüm şehirden. nüfus memuru listeden seçip vermiş. dedim. Trabzon'dan bir davet almıyorum. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş." Neyse. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. telefon numarasını bırakmış.. Nüfus memuru. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım. ileri derecede Türkçe biliyor. sebebi ne" diye sormuş. Bir yolcu. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. söyleyemem"." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş. işte böyle. TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok. sezgisi kuvvetli demektir. Sezik. yorgunluğumu bahane edip. o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel. Babamın kendisi seçmiş. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır. dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. Sanki bir kuş gibi uçuyordun.. ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. ne lakaptır. Senin kuştan farkın yok. benim memleketim. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı. neden doğduğum. geniş ve çok kültürlü bir insan. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum. "Amca seni hep burada görüyorum. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. dedem de kabul etmiş. O zaman dedem "buradayım" demiş. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış. beğenmiş koymuştur. Yazılarımı okuyor. SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır. benimle tanışmak istiyormuş. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman.com 193 . Yukımo'yla tanıştık..." ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş.. ne kadar mutlu oldum. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. "Orası. burada var oldum" demiş. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım.. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni..blogspot. Nüfus memuru köye geldiğinde. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj.*anlayan anlamına gelir. ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. Japonya üzerine çok şey öğrendim. biri Demirci'den sonra ikinci adam. açarmış. Derken. Temelli buradayım. Her şeyi çabuk sezen.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. Komutam bir gün der ki. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş.

yazı. konuşarak tartışarak. usta-çırak terbiyesi almadan. Ve üstüne. tiyatroya. kültür. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor. siyasi karşı bir tezle. yazı nın ruhuna vakıf olmadan.alıkları. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. diğeri de gelir. artık tarihe karışmış. dergiye.. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. Bu hüsran. önce "anlağını" getirmeliydik. toplumların önünü açmıştır. geride kalan 35 milyonluk seçmen. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. ftın boynu büküktür. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri.Modern toplumda yazarlığın. meydanlara fırlamıştır. sıcaklığını görüp. her tartışma programında vardılar. artık. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. Velhasıl cenabet insanların. Bugünden baktığımızda. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. 70'li. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. makineye girdiğini. Patronun yüzünü. sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı. büyük promosyonlar var! Yazıya. Şimdi yazarlar yok. yazının insan elinden çıkıp. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. gelişigüzel yazı yazabilmesi. çünkü büyük holdingler. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. büyük gazeteler var. tartışmak mümkün değildir. yazıya. 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. elinden maaş alan ins. kültüre. tiyatrolar. 90'lı yıllarda değil patron. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. j Aynen öyle oldu. paneller. halkevleri. yazı.. http://genclikcephesi. ahlâk gelmedi. matbuatın varoluşu. mitingler vardı. bizim ahlağımızla birleştirelim. yazı yazmayı bilsin bilmesin. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. edebiyatla. ona karşı gelmesi zordur. tam tersi olmuş. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. buna rağmen otuz bin oy alamadılar. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. aydınlar. bilinç. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. ahlâklı büyük yazarlar vardı. 80'li yıllarda muhasebeden. düşünceyle. önüne gelen herkesin. birini aldık mı.blogspot. insanoğlunun bu en büyük meşalesi. tartışmaya. yani. bakanlıklar yaptılar. Kâğıt. gazeteye. Oysa. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. tiraj düşerdi. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. Batı'nm tekniğini alalım. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk. Bunun modern anlamı. kâğıt. bunu halka yaymasından korktular. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. diye endişeli tartışmalar yaptılar! .com 194 . ahlâki bir direniş. dediler. matbuat. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir. hırsızlık yoktu. gazeteye. matbaa geldi. abdestsiz. projeyle. Gazete. halkın hem otoriteden korkusunu. hiçbirinde yolsuzluk. yazı bitmiş. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. romana. dergi ve kültür. Yazar. bilinçle.

arkadan inip ön camın önüne geldi. ben önde. peki bir komünist görmek ister misin. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. kasaba kasaba dolaşır. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu. böcek yok. Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. tanıyamadım ağabey. gülüşürken ayrıldık. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi. Aşık Veysel mi. makineleri. 17." Tuncay da ben de güldük.". "Bizim köyde anlatıyorlar. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz.. bilgisayarları. ağabey şurada duralım. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. Batı'ya geri gönderin. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi..!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar.. yoksul Anadolu'nun tam göbeği.. topluma saygı. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. insana saygı. cambazlar gelir. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim.blogspot. Karayağız. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. ve sonra: "Komünist geldi. Birkaç dakika sustu. Duygu Asena gibi cahil. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı. Anadolu'nun tam ortasmdadır. matbaaya adım atmadan önce. bir gazeteye muhabir olmadan önce. her şeyden önce. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı. yalnız tekniği alalım demişlerdi. havada eline vurdum. anlağını isteyin. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim. dedim. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. ağaç yok. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe. Okul açmak için. aynı yollara. okulda komünist hocalar varmış. dedim. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst. İyi düşün. toplumu dönüştürmek isteyenler. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. aldık. dedi. hukuka saygı. kasabalarda halktan insanlar. dedi. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu. beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş.. görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. çağırmazsa varma gönül. Yolda. köylü delikanlı. görmek isteyenler. iyice bak bize. dedi. gidek. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu. "çak" deyip. Bir kasabaya okul açmak için gider. "Ağabey. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. Köylü delikanlı geride kaldı. götürdük. genç bir delikanlı el kaldırdı. Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. sonuç hüsrandır! Rotatifleri. önce ben güldüm. Dururken. Seçimlerde kime oy verdin. Serdar Turgut gibi yılışık.. halk ozanıdır. sonra.. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. diye. dedi. dedim. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır. Melih Aşık gibi samimi. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. Onu aldığımız yerde ot yok. Bir-iki dakika düşündü. komünist nasıl oluyormuş. o...com 195 . aşıktır.aydınlarımız tam tersini düşünmüş. sonra.

Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı. \ Yemyeşil bahar. seni sevmezse. Genç bir tilki. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister.. Ancak. fare istilası önlenemiyor. çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. Her seçim. Hikmet Birand ağlarcasma. O boku yemeyin. Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken. bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran. Aslında hardal daha çok para eder. buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş.com 196 . köylü tohumu atıp kaçmış. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler. diye. beyaz mermer taşın üstüne koyup. Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar. öyle yedirecekler bu köylülere. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. göbek atan sağcı. soğukta taşla-şıp. Köylüler arasında anlatılır. bu boku yemeyin. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand. bağlanıp da durmadı bu toprakta.. yabani ot gibi görülür.. boku. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor.. traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. ama buralarda sanayisi yok. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek.blogspot. Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır.Ne ulaşılmaz. Yine canı yanar. bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". Tilki. çalışmıyoruz! Yol uzuyor. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için. fareler tarlaları kelleştirmiş. it gevene bir kere sıçar. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil. her boku yemeyin. Yavşan bozkırı. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. yüzlerce fare istila etmiş. Aydınlar.. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. geven. tarihe karıştılar. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. ya da en etkili yöntem. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor.. bağlanıp da durma gönül. sorar: "Babacığım. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor.. diye..

böceğiyle.Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. bir eşek nasıl böyle dövülür. Uludağ. lüzumsuz her http://genclikcephesi. simli kanadı. tukur kuru toprakta. pudra pudra lekelere. Bir daha bakalım. Birden. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış... rüzgârda kırılırken. gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları. dünyaca ünlü yazar. Toroslar. artık acımadım ona" der. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı. öyle sıcak ki toprağın üstü.com 197 . Kaçkar. çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım. cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası. Sopayı eşeğe indirdikçe. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp. yazı.. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. şu incecik otların yanıbaşma. "Sopadan kalın organını görünce. Aşık Veysel söylüyor. kopartalım. zavallı. kafesteki canavarlar gibi. minik çukura gömülecek. zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp. yol sonsuza dek uzuyor. kuru çalı dikenleri önüne katacak. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. çıplak dağ-/ ların toprağı. Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler.. çamaşır sıkar gibi bulutların. anne kuzusu çocukların .. ihtişamıyla. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. bulutların yaygarası. milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği. kitap.. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz. gazeteler. yüzbinlerce küçük otu. Ve birazdan yağmur dinecek. kabartıp.. toz toz.. diye kendi kendini yer. iki küçük serçe. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak. Bura da. zincire vurulmuş. cinsel organlarımız.iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe. sıkıntılı kuru sıcağı. Tanrı. eşek ağlıyor. Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz. halk gülüyormuş. cip cip diye başlayan yağmur taneleri. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu. ince ince yağmurun sesini görmeden. Şu incecik yapraklı dergiler. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz. Çiçeklenmeden. Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı. karikatür çizmeyelim. Öyle kurak. bizlerin ise güneşidir... derisi dökülmüş. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim. 399 . onların eşeği. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz..blogspot. eğleniyorlarmış. su üstüne çıkıp yüzecek. eşeğin peşine düşer. İlgaz. Elias Canetti.. Elias Canetti. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim. Fazla da üzmeyelim kendimizi. taşı. o gece uyuyamıyor. Şu cümbüşlü yağmuru. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta.ötüne cop sokmayı. Sabah erkenden kalkıp. bir deri bir kemik. kelebeğin pırıltılı.. aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için.. Erciyes. tohumlar tombulla-şacak.. göklerin suyunu sıkacak! Takır.. Ya da sür. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük.. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay. bir de biz sıçalım Tuncay!.. dünkü sopadan daha kalındır organı.

hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. diyorlar! Kâğıt. sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için.com 198 . yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip.) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. Balkanlar'a. ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. bilardo. şeref israfçısı. lafını ettikçe. hırsızları genel müdür. insan hakları. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir. partisini.blogspot. her konuda kullanan. vs. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler. sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde. sivilleri coplatmadan. Sırp televizyonunun komik şovmenleri. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi.yerde. tek bir partiye. hırsızlara kol kanat germeden. şeref orospusu. bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. sabah. gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. akşam. "Devletin teminatıyız" gibi. bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. top. şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini.) Ülkenin kaderiyle. istikbalini. gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız". Adriyatik'ten Çin Denizi. hiç kâğıt oyunu oynamazdı. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye. Kafkasya'ya. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. yetimlerin. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel. MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden. sözünü. öksüzlerin. halkın kaderiyle oynayarak giderirler. açların. gencecik çocukların.

dediklerinde. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür"." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . demokrasiden halkı. her Allah'ın günü ben vatan satmam. kurama güvenmeden. insandan korkmadan. herkesin ben ahlâklıyım." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker. halk yığınlarının oylarım yok eder. ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor. "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? .ker de döndürür. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. namus. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz. Susurluk'un. burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi.korkmadan. Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür." Üstelik bugün durum değişti.. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar. Manisa ve Göktepe davalarında. şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". ama vardır. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç. yine de bizi eziyorsunuz.. "Halk yığınları. medyanın. politik çıkarları gereği. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. halkın oyunu alıp. mutlu musunuz. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. ben memleketi çok severim demeden. bahara. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. aydına.tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi. arabasını. ben namusluyum. polis. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi. MİT'in icadı garip. yazlığını. http://genclikcephesi. ahlâk. 19 yıl ceza alıyorlar. bir gün olsun. ya da devlet memuru. biz. bununla dahi yetinmeyip.blogspot. evini. çocuklara. insanlara... holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. Halka. savunma hakkına saygı gösteren. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde.com 199 .. kovup. ibneye. hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. hem onların paralarını biz verelim.) Mahkemeye saygı gösteren. derin devletin. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. ülkemizde özerk. medeniyetten korkmadan.. Demirel'in. milli menfaat gibi palavralara rağmen.

"kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır. insan. vatan vardı. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e. kırk yılm üstünde yazı yazmıştır. macera. bol keseden "idealizm" vardı.. çok yaşamış. Ancak. Çorum. Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi. daireler^ olan zengin gençleri gördüler.com 200 . Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı.. http://genclikcephesi. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar.. üslup. Aklımız hakim olursa.. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler.. milli ahlâkları vardı. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü... o korkunç vebali. bir işe yaramamak. arkadaş. fikirleri.. arabaları. bol/keseden "maneviyat". Saban-cı'da para. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak. bazı tarihçiler de. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam. bu sükûnet. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor.. çocuk." Vatan gazetesi yazarı. mesut değilsiniz. oturma. Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur. leventlerdi bunlar. hayat. ahlâk sattılar. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. Köy yiğitleriydi. onlarda kuru inanç vardı. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. adap. düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler. namusu. ölünceye dek bol keseden namus. dünya.. şekil. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar.. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. Tarihçiler. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza. Ancak. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim." 68'liler. Çankırı. değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır. hakkı. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı.Yüzlerine bir an olsun baktığınızda. insan hayata bir kere gelir... Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. neşe. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak. kafa yapısı. Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi. meclise girince. sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun. bir taşa korum. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi.. Yozgat. projeleri. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır. Tokat.blogspot.. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. Diyalogun sonunda. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. Saban-cı'da para onlarda ahlâk. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu.. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. yoksulluklarını. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla..

Önceki gün Özal'm. barbarlar şehri. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel. medyası. dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. kendisini. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın. Çünkü. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. en basit kendini gösterme. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi. yüz üniversite. ülkesi... zenginlik. proje. ahlâk.. Çankırı'da... onurun. siyaseti işgal edip.. Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini.. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı. anlağın.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar. ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk. kendini topluma ispatlama.. kısır. Önceki gün Özal'ı. kendisi. hayata gelişini. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya". bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. halk kitlelerini Çorum'da. modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece. kutsal. olmayan namusu. Ve "Kendim kurban olmaktansa. girişimcilik..blogspot. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. vatanı. vatan. zihinsel. Burada bekliyoruz..404 405 Çavuş Medroso. anasını .. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu. cellatlık da olsa. dünyanın anlamım. bulamayınca da. ülkesi. büyük. dün Refah'ın. iktisadi. dün Fazilet'i. ona bu kendini geliştirme. battallar. hangi köyde. ucuzundan. bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır. olmayan ahlâkla.iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. kurusundan. basit hayatlarını. vatanı. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak.. kendini önemli sayma yollarının en yaygını. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. düşünsel. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. hangi delikte olurlarsa olsunlar. Yoksul. namus. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev. bu orospu. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. olmayan şerefi. önce kendine inandırması.com 201 . bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der. en ucuz.." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. zekâ.. insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!. Çakallar. çaresiz. Tokat'ta. çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma. velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . basitinden. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde. bunun ötesinde.

Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. Yeşil Sera. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. müzisyen mi. pembe. İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. Şimendifer. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. Amerikan filmlerinde eskiden. Beyaz Köşk. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. Pembe Sera. katışıksız bir Türk büyüğü. Yahya Kemal'in şiirlerinden. Sarı Köşk. havai bir zevk düşkünü. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur.com 202 . uyuşuk. rakı içmek. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. tir tir titriyoruz. büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. vapur gibi http://genclikcephesi. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı. kralları. şair mi. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. tembel. sarı köşklerde parasını verip. bu büyük açıklamayı. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese. onun ruhuna girmek. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza.. Bir defasında. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı. Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. Bursa olmak üzere. soylu kılıcıyla savaş veren. ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. Dizlerine kapanmalıyım. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş. neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. Kölelerine talimatlar veren. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki. Eski zamanların." Yani. kahve içmek. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı. kolonya dökülürken berberinde yapmıştı..blogspot.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. nadir. İstanbul'a sarılmak. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş. yeraltı saraylarının. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında. adı: Turing Kulüp. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım. Kaynağı bilinmeyen bir servetle. kırbaçlarla dövüyor ki. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek. pudralı resmine iyice bakın. Pembe. burnu neden büyük.. Başta İstanbul. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. utancımızdan.

sefa sürüyor beyler. "halktan" iğrenmeyi. Ampul. hayvanlar ölecek. onbinlerce insan. maliye bakanlığına gitmesi gereken. Çamlıca köşk. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. Ancak. ancak. imtiyazlı bir duruma yükselir. hiçbir kimse veya organ. tüpgaz kuyruklarında. Onlar gibi istanbul sevdalısı. boş. müziğin.blogspot. otomobiller çoğalacak. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. medyanın büyük katkısıyla. otomobillerden çoktur. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. ananın mı köşk. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin. mecliste dahi yakacak yakıtı. 70'li yıllardan sonra. pembe köşk. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. gülünç. yağsız. Yasada iki istisna vardır. çizgisini öğretmeye koyuldular. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. mirasın içine eden. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. bir nevi araç pasaportu. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. yeni bir düzene kavuşturularak. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. bir de. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. 410 Ancak. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. benzinsiz. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. Turing Kulüp. Kulüp aslında. kahve höpürdetiyor. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. diğeri Türk Hava Kurumu. 411 Ve biz yoksul halk. aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip. Devlet. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. Hazineye.com 203 . http://genclikcephesi. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde. tüpgazsız bir hayat yaşarken. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer. Kendi ifadesiyle. nasıl olduysa. Çelik Gülersoy. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. kulüp. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. Başardılar da. halkmış gibi. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. 1981 yılında bir milyar liradır. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. Bir basit dernek. Atlı Spor Kulübü. bunu başarır. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. atlı arabaların hayvanları öldükçe. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. biri Türkiye Kızılay Derneği. briç oy nuyor. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. yazısını. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. Turing Kulübü. Saray köşk.

bazı savcılıklar soruşturma açmış. süse ve dekoratif görüntüye. fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. bu paralar nereye gidiyor. usulsüzlük ki. pembeye boyanıp.com 204 . ne kadarı kayboldu kimse bilmez. köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. Yine. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. renkli sarayların dıştan albenili sarı. turizme. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. Gümrük Tekel Bakanlığı. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak. yolsuzluklar ki. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. Artık. http://genclikcephesi. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. laf arasında. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. tarihsel yanlışlarla. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı.blogspot. Cumhuriyet gazetesinde. dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. Maliye Bakanlığı. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. ki. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. Içoğlu. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. lokantacılık. değişen bir şey olmamıştır. avam. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. sarıya. Tahsiline destek olur. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. Kim söylüyor bunları.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. şekli. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. pembe. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor. sonunda. dışı uyumsuz. Gülersoy. burası Türkiye. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. efendiler içeri. meyhanecilik. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan. ayaktakımı. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. usta ve büyük romantik çizeri. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. şeması değiştirilmiş.

yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. Ve de aydınlarımız.. coşkulu. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. Ümraniye'de. Anılarında anlatıyor. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır. hem de. Türk Hava Kurumu'nun. büyük "kafalar". Ha civat aydını temsil edermiş. Sultanbeyli'de. yine İstanbul. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar.blogspot. Türk devletinin bir arması yoktur. mahvediyor. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. hem halkın parasıyla dernek kuracak. Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. Ressamlar. İstanbul'u çok seviyoruz. bir zamanlar . Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. çağdaş. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. fedakâr.tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi... Atatürk hiçbirini beğenmez. Ve Afet İnan. bir gün.com 205 . Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. halktan tiksinecek. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise.Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. yabancı seyyahlar. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski. yeni bir devletin arması olamaz." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip. Metin And'm kitabına bakarsak. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. Hacivat. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. istanbul'un Kumkapı'sı. Hepsi. kahraman. hem de. ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. artık bir devlet armamız var. hem tarihten. Dışarıdan gelen halk. İstanbul mahvoluyor dendikçe. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra. beyefendi!. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. istanbul'un yağmalanması suçunu. kurtarıcı.. Cici beyefendiler. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. yoksul halkın üstüne atacaklar. mimariden kopuk. Bunlarda hakim olan unsur. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları.

bozuk laflar söyleyip. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız. neredeyse tüm hayvan isimleri. hem Karagöz'den. kafasına vura vura ona nezaket. Karagöz'ün oyun süresi içinde. Sonra ne oluyorsa. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa.. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. Hacivat'ı mat edeceği kesin. halkımız. Karagöz. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça. tekniği. Espriler iç kazık gibi. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp. kendi ruhundan silkinir gibi. burun büker oldu. ancak öyle sabırsız ki.Ve bir zaman sonra. Ve. o an. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. tiyatroların yanında.com 206 . Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. Karagöz'ün. canı çektiği gibi eleştirip. muaşereti vb. halkımız biraz bekleyebilse. modayı. http://genclikcephesi. halkın zaferi. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. Ancak. Ve işte konuşacak. 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık. bir fon kurarak.blogspot. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. karşı tarafı zora sokar. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. Avrupa'dan getirilen müzikaller.. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. anında cevap vermesini. tiksinip. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. ister olmuş. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. Karagöz'ün her oyunda. ve sosyal düzenleyicidir. Zaten Karagöz. bu sıradan. hem de kendinden utanır olmuş. Bir söz cambazlığı. beceriksizlikleri sergilediğinde. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. beğenmiyor.. Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. karşı çıkışları beğenmez. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. paniğe kapılır olmuş. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. güzel konuşmayı. bu mizah dergilerinin adı olur. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje). çaresiz bulursa da buna aldırmaz. Meşrutiyet. Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor. oyunun başında aşağılanmasından sonra. Karagöz'ün ba sitliği. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. sarayda bir yer açıp. Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen. halk. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz. Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir. yakın tarihimizde. oyunun sonunu bekleyemez. Karagöz perdeye çıkıp. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister. toplumda yenilik hareketleri başlayıp.yimi. 416 1830'lu yıllardan sonra. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. halkımız.. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. Projesi olan insan modern insandır. saygı.

Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. darbeler. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. Anlaşılır ki. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı. Yani. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. ileri bir hamlesi. Karagöz terk etti bizi. Şaşırtıcı olan. Türkçülük. Bunu. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. O gün. cinsel şakalar yapmasın. Karagöz.com 207 . hayata karşı. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". ayaklanmalar. Girit. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar. Derin bir korkuyla sinmiş.Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. milli folklora düşkün halkçı. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. küfür etmesin. İslamcılık. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor. halkın milli zaferi gibi merak edip.) Bu hürriyet ortamına rağmen. cumhuriyet. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. projesi yoktur. güler. Karagöz'ün tam tersi. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. der. Adam gibi konuşsun kardeşim. Davaroğlan. Kıbrıs. "şanslar" ve "tesadüflerdir". asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. deyip. tarihe gömdüler onu. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. birileri incelesin" diyor. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır. ne biri Karagöz. Aziz Ne-sinler dahi. sosyalist. o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. Türk Ocağı'nda oynatır. ya da adaleli sağlıyor. düşmanları yeniyor. kendine güveni "utanca" dönüşmüş. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. "karşı bir atağı" yoktur. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. açlık. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. Çünkü Karagöz konuşmaları. bugün. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. Yakın tarihimizde. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. derler. TRT deki. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. savaş. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu. Türkçeyi güzel söylesin. neden bilim yapamıyoruz. ancak tadını alamaz. siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. kötüyü yenmek için. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi.blogspot. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. Paşam. Bunun yazarı kimdir. mizah dergilerinin kapağında. iç savaşlar. diriltmeye karar verir. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. Kemal Sunal'm kendisine de sordum. konuyu işlemeye çalışır. Karagöz eski Karagöz değildir. yahu hiç olmaz. mülayim.

Ciddiye alınmayışı. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz. ikna oldum. ya da acı. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. fırlıyor. Bilim. bir şey olmadığına. savaş dolu hayata karşı. Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi. sendika. Mesela. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. medya. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık. Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım. 1830'lu yıllardan beri halkımız. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. Kemal Sunal tezinde. teknik. Hayatımıza bakalım. öyle aptal bir anarşist ki. halısını. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik. Bunca. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. puştluğuna imanı sarsılmıyor. Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları. akademi. yani küçük "hırtlıklar". karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. ancak.. bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu. konservatuvarlar kurduk. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. hayali ihracatları. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. bir yığın düzenlenmiş gariplikler. annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine.. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz.com 208 . moda. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". para. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. küçük puştluklarla yazar olmuş. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık. Kırmızı ışık yanıyor. 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. Memurum işini bilir. köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp. birkaç tane iyi oyunumuz var. edebiyat.Yani Şaban. ayağı bir yere takılıyor. ucuz kurtarıyor. gösteririz. yoksulluk. şöyle fırlayayım geçerim. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz.blogspot. Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban. meclis. ama. emek israf oldu. kendiliğinden yeniliyor. tesadüflere tuhaf aptallıklara. belki çıkar. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. Sanat. "zekâsıyla" cevap verecek. "yapamıyoruz". biz tiyatro yapamıyoruz... şöhret olmaya çalışıyoruz. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. devlete karşı. her ne boksa. Şaban da. çeviri filmler. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar. aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. Doğru. köşeyi döneriz. Şaban bir anarşist. Ne olur ne olmaz. kaldırım. aynı şekilde. bir şansa götürüyor. Ama yine kazanan Şaban oluyor. adam diyor ki. Batı'dan hocalar getirdik. yırttığına.

Seda Sayan'ın zekâsı. korkulu. Cem Özer'in zekâsı. bir sürü yavrusu var. sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye. Bunu tüm aydınlar. Ve ülkemizde. milli piyangodan. kayırmalarla. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti. öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların.com 209 . şimdi faremiz son durak.. Apo'nun yakalanması. bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta.. İkinci kalitedeki yemekler.. tesadüflerle. torpille. sil baştan. aksine. Kamer Genc'in zekâsıyla.. Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş. Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim. öğretmenlerin. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş. küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız. bekle!" Acı. ikiyüzyılın korkusudur. bunlara kapan mapan işe yaramıyor. MHP'ye koşmuş. araştırma görevlilerine. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. Duygu Asena'nm zekâsı. kıyma yavrularına Naciye. zehirden de korkuyorum. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır. Ama tam tersi oluyor. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. oradan salyası akan din tacirlerini görünce. yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. Bu korku. Reha Muhtar'in zekâsı. Kardak kayaları değildir. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi. SSK kuyruğunda öldüğünde. git başka yerde öl!" Yaşayacağız. göreceğiz.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye... Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim. oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş. partisine güveni yok. Annem: "Naciye kız. küçük puştluklarla.. Naciye: "Duydum. beni bulun. büyük dolabın altından geliyordu!. bir küreğin üstüne koy. Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında." Annem: "Allah canını alsın. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak.blogspot. geliyorum. birinin helasından kaçıyor. bana yardım edin!. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş. şefkate dönüşmüş. bir karşı tezi yok... YÖK ve kırk televizyon. sen de duydun mu gece tıkırtıyı". Kosova. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere. bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. kendine. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu. bizim herif evde yok. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım.. başkası giremiyor. YÖK sistemi. Israrla talep ettiği bir projesi yok.. orta sınıfın önünü açacağına. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş. heladan helaya kaçarak. dur.!" Annem: "Ahhh canım. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar. Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun. yani faremiz. Konuştukça severiz onu. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete.. külün üstüne yavruları koyalım. duydum. küreğin üstüne kül koyalım.. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu. başkası giremiyor. televizyonlar yanlış yorumluyor. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!". milli eğitim müfredatı varoldukça.. bu kısır döngü.

İlhan Selçuk. dedi. dedi. annem gibi. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. sıçrayarak. burada. altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. başkalarını da eğlendiriyor. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir. yolları açık olsun! Ben. Abdülmecid. Abdülaziz. havuzda şakalaşmasına. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. Napolyonvari çizme giyer. Ancak. Sultan Mahmud'un köpeği kara. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. Madrid'e bakan bu tepede. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe.com 210 . göt koklayarak hayatımı kazanmadım. Abdülhamid. ağalara elden verilmesi karara bağlandı. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit. yarın. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. Osmanlı'nın 700. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. alnımın teriyle. Sultan Mahmud. şehzadesinin doğumu şerefine. parti olmuş. ağa niye geldin. Franko. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. Saray. birkaç tas dolusu altın serper. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir. Tevfik Bey: "Kara" dedi.blogspot. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip. sanatçı. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. imamın başını oracıkta kestirir. Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. makaleler yazmaya devam edeceğim. tavşanı hangisi yakaladı. diye. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. güreşmesi. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. Madrid'e saldıracağım!. seçimin ikinci günü. saraydan sürgüne gönderilir. Madrid'deki farelerle. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. sultanla açık şekilde şakalaşır. Sultan Mahmud. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. şefkatli. sordu. akıllı. MHP'nin zaferini kutluyordu. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der.Fareler ülkeyi. Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. Aceleden sarıklar düşüyor. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. yüce. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. Bir tavşanı kovalıyordu. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış. altın serpilirken fakirler üstlerini. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. Sultan. el çırpıp. demokrat görünen yazar. ben çağırmadım. renkli. zıplayarak. Beyaz köpek tavşanı yakaladı.. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. eğlendirirdi. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı.

koca padişaha "çekil git" diye küfreder. Sultan Mecid'e. Abdülmecid insaf edip. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı. Serfiraz: "İstemem. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. zevk ve safası. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. Türk. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. http://genclikcephesi. Bütün saray kadınları. Ancak. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. aşçı yamağı. küfürlerini. padişahı üzer. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. Bir Fransız üçkâğıtçı. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. Saraya. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. Serfiraz kapatıldığı köşkte. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı. manzarayı bozmuştur. Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. zevkini bozacaksın" diye bağırır. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş.com 211 . modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi. pencereden yukarı yalvarır. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. Kurulan sofralar iki bine varırdı. Sultan Mecid. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. Naz yapar. İtalyan. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler.blogspot. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi. sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince. zavallı kızcağız. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. Osmanlı padişahları. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da.

Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir. şişirip. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi. bu yüzden bu köşke.blogspot. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki. kızlar havuza girerdi. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. Cariyelerden birkaçını getirir. taklitçiler "onbire on var. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur.000 altını beygirlere yükler. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz. Memur bunları gözden geçirir. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder.000 altın ihsan eder. sandalye. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. 25. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. Padişaha da bir ders vermek ister. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi. Her defa. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı. içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı. akşam yaklaşınca. aklına geleni yerdi. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi. Sadrazam şaşırır. Bulunmazsa fena kızardı. Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini. Yıldız sarayına kâse. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. boşaltır. Padişah sepet sepet beygirleri görünce.com 212 . tiyatro binasını ahıra çevirip. bir eli ile sıkar. Sonra nefesi ile şişirir. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. ihsanı anlayamaz. atar. padişah da şaşırır canı sıkılır. tabak yetiştirecekti. sıkıp. Tüm bu bilgileri tıpatıp.000 altın der. birini bitirir 428 diğeri. Fabrika. 429 Abdülhamid'in masa. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. Dama Köşkü denilirdi. "Nedir bu yük?" der. Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz. İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı. gelip geçeni seyreder. böylece tablayı emip. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. suyunu emer. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. Abdülaziz ise. Abdülaziz limon müptelası idi. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça. Sadrazam. Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi. o da alır.

sidiğini içirir Ali Efendi'ye. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. Avrupa devletlerinden borç alıp. dudak.. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i.. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder. onunla eğlenirdi. saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya.. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir. penis olmadığı için. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların. su gümüş bardaklarda içilirdi.com 213 . padişahın huzurunda. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. yüzü siyaha boyanır.blogspot. Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa. sünnet olur. yaraları iyileşince. "Getirin şunun elbiselerini. Abdülaziz küt zekâsı. padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. sultan. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. hayvani ihtirasları. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar. Ali Efendi havuza atılır. kaba zevkleriyle ün yaptı. karşı karşıya geçer. bir defasında. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. üçüncüsünü . hem Abdülhamid döneminde.Evet dört kadın alırız. Padişah. saklanırdı. Girit elden çıkmaya. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der. mühürlenir ve saklama odasında. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. Büyüdüklerinde. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun. hadım edilirdi. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. Sultanhamid. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. Osmanlı tarihinin en şatafatlı. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı. gösterişli. Padişahtan harem saklanmazdı. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye. Bu israfa dur diyen. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. öpüş. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. Abdülmecid: . Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi. Aslında bu sağlam delilden. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer. o. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken.. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. lüks saraylarını yaptırttı. Yemekler altın taslarda yenir. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi. İki takım olurlar. Hem Abdülmecid.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. 15 yıl tahtta kaldı.

başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. önce onu söylerdik. bilmeceler sorardık. öldürüldü diyenler.. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. derdik. Türk anayasasının babasıdır. saltanatın bitmeyen sefasını. İntihar etti diyenler. Trakya. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. Mithat Paşa'dır. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. berrak. karmaşık. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar... Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. derdim. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir". her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. ya bunu bilicem. el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin. kabuğunu elimiz yanarak soyar. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi. kalkıp tek laf etsenize. Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. bu saltanata başkal-dıranlardan. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum. Ya bunu bilicen. İntihar etmedi. Bilmeceyi sormadan önce. Ardından gidecek yelkenlimiz. Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. yanına önce kimi alırsın. hayatlarında bir gün kira ödememiş. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. çapulcu. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. ya bu gece ölecen! Büyüdük. İnsanoğlunun çığlıkları. kasaba kalmadı. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar. kapkara olurduk. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi. Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. biz dediği. ayağı çıplak. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil. gücümüz olmadı. Ve hayat önümüze öyle derin. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar.. peygamberlerin.com 214 . birbirimize sokulur. Sevdiğim kızı. Biz. 1876'da intihar etti. II. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. Yeryüzündeki kralların. makası bizzat islediği. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır. cani.başladı. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir. meclis salonlarında. sağ elini makasla kestikten sonra. çirkin sorular koydu ki. Bugün meclisin. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada.blogspot. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş. Taif zindanına gönderir. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken.

Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. Bir çocuk oyunu. Başkaları "üstün yaratık". biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz. Zahmetine.. ışık olduğu halde. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır. kan davası gibiydi. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları. sıcak kahverengi su içiyoruz. şimdi. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor. beyazpeynir. biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında.blogspot. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz. bedenimize. Turşularımıza bakın. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik. eski yazarlar. önce sulandırdılar. cezveleri. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. gözünüzü kapatırsınız. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil. mesela. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. sizi rahatsız eder.. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini. Allah'tan bulasıca. biberleri. Kahve tiryakileri. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. fasulyeleri.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor.:. yalnız Hitler'den değil. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". kömürleşerek ölüyor. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini. elbiseleri. seviniyorum. kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz. lahanaları canından bezdirip. dünyanın en büyük fortevitidir. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. yıldırımın ağaca düşeceğini. diye sorar. Spinoza'ya bir okuyucu.com 215 . ocakta beklerdi. yolumuza. Bazı beyazlar. delice bağlılıklar geride kalıyor. Öyle demeyin. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. Spinoza. sulandırdı bozayı ve çok tutuldu. şairler. imana da. Kahve diye bugün. içimizde en süslü kadın. perişan etmenin adı oldu turşu. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi. Şimdi biz de Fransızlar gibi. bedenim için kötü olan şey nedir.. birkaç söz kaldı.. Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze. diye derslerine devam eder. Hızla aşkı. on gün de güneş gördüler mi. Şimdi bizler de. pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. ba~ 434 lından yenmez. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar. suyunu. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi.) Oysa. vahşi korunma duygusuyla.. yıldırımı yi435 yor. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. Seyyar kahveciler vardı.. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa. kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı. Biz. Demlenirdi. Çünkü ışığın gücü. bizim için kötü müdür. Modern toplum. aşk. acısını. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. kalkanları delik deşik eden hançerlere. sırtlarında taşırdı ocaklarını. o da biliyor. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. panikleyip ağacın altına atıyor kendini. Herkes içsin diye.. aşktan da kaçıyoruz. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü. bu bir rekor.

değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. anne. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. başımıza yük olmamalısından. işime karışmasından. aslında. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. küçülüp. her şeyin tadı. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. maddi ve manevi gücümüz yoktur. en gürültülüsünden. hem ciddiye almazsınız. kavga. Ucuz çayın sayesinde. arkadaş. Yoksa. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. az az. En iyisi. turşu sularını da sulandırdık. 437 çünkü. ayağa kaldıran keskin turşuyla. aile. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. Tütün dükkânları vardı. uzun çubuklarla içilirdi. dürüst. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların. hayatı ciddiye alacak. içinizdekileri. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. soğuk. hayat. demli. başkasına karşı. bağlılık değeri değil. Hem ucuz olur. Sü-müksü hayıflanmalar. hakiki tadını. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. derimizi. en curcu-nalısmdan. Oysa. aşk acısından-şipşağından. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın.. adil. koyuluğunu yitirmiş. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. bugünkü sigara şeklinde değildi. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. kederin. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. güç. kalabalıklaştıkça. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü. Ne ulan bu.com 216 . arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. ikram edene. en neonlusu. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. Tütün. sokak. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. sıcak. kardeş. fedakârlık bana-nesi'nden. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. dost. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı. bana bulaşmasından. her şeyi temkin. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. şöyle uzayalım sokağa. hem bunu herkes yapıyor. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. sevgili. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. sarhoşluk.blogspot. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. sarı çayı çok seviyoruz. kavga. diye hayıflanacaksınız. kıyımları. elmayı yemek istemeyişimiz. ucuzundan. ürkmeye mi başladı. gece. Nargile de öyle. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. tadında bir çay içtiğimizde. sabah. yani. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. çünkü. nimete. sıcak süte dönüşmüş. sevgi sadaka-lısmdan. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. durup düşünüyorum. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. her şeyi hastalıklı bir itina. ses-problem çıkartmayanından. her şeyin tadından birkaç dakika. damağımızı. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. ağır mı geldi. sevişme.canlanıp coşan. türkü.

bir ömür böbürlenip hatırlanacak. Türk sanat müziği.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. onları büyütmüş. http://genclikcephesi. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. vahşi arzularımızı seviyor. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim.. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş.. sınırlarımızı genişletmek için. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". paramparça olana kadar dişlerim. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum. YA BU GECE ÛLECEN!. Sonunda. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. daha da kırbaçlıyor. zehrimizi kustukça.. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. üzeyim seni. Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. yalanı. kudretimizin eksikliğini. bir iltihap gibi. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır. Büyümek. siyasilere. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı. kudretimizi artırmak. rüzgâr gibi eser geçer içimden.. toplumsal alana saldırdım.. bu iğrenç. ateşli. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. Her türlü hileyi. Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz. dengeli görünmeye çalışan cambaz. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde.. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. leşini çiğniyor.blogspot. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra. Yıkmanın tadını. hileli bir oyun kağıdı gibiydi.. güçsüzlüğümü öğrendiğim. Sonra yıkıyoruz. Herkese yayarsınız. Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. Cananı bulduğumda. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar.com 217 . tehlikeli bir boşluk gibi öğretti.. parçalayıcılığını. mide bulandırıcı. enkazını. ağzımda diş kalmamıştı. holdinglere. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. Ve Moğol. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor.. kudretimiz artmıştır. bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. her gün. aşktan geride kalan ne varsa. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu. üz beni. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş.. Aşk. öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor. uçuyor. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. korkmuşuzdur.

blogspot. Romantizm. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği. gördüm ki yar benden hoş. "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma. (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları. Ey sevgili.. ilk temaslar. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi. "Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır. İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. sonra. Niyazi.Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor. bu yana.. binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip. seviştik. Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz.." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami. http://genclikcephesi. yarin ayakları sarhoş. 440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini.. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü. (Birbirlerine sokulmaları. kâh ısırdım. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği. Fadime elbiseyi üstüne göre diker. "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura. sert yağmurlar yağıyor. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi. muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna. ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim. Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük. Şalvar Destanı. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa.. (Sabahı zor ettikten sonra.... bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur.. kol.. Hikâyesi basittir. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir.. ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz. Niyazi'nin. (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler.... Fadime'ye gider.) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine.. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar. ormana giderler. Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür. (El.. basmayı Fadime'ye verir...com 218 .. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu.

hiçbir düzenbazlık yapmadan.... "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa. nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / .blogspot.... yıkanma sahnesi şalvarın.. "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi.... "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz. bu kadar sade.. "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri.... "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe. Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin. (Fadime eve dönünce.... "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe. "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile. "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi... silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama..com 219 .. (Çerkeş arması.Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni. (Diğer tarafta. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi... "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir.. "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini. "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri.. "Çekdum aldum başından / ... . "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm.. çelik kakma..... "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden. nenesi şüphelenir. hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini.... "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari. (Fadime. "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me. Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere.) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi..Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri.... (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar. "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye. Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır.... samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle.. bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi. "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim. "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari.... "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur.. Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp. Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını.(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline....... "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda. (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi.

. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır..usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın. düğünlerinde. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir. En samimi mısralar. aradığımız insanlık cenneti.. aradığımız temiz hava. bu mısralar. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma. Gün olur. Oyunda. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir. Rum. bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır.. bilmiş.. kelimelerimize asla hilekârca. neşeli. filozof. içimizde gizlenmiş en sert. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri. bu mısralar! Anneler. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. Laz. her çeşit mobilya. kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır. en acımasız tüm dünya renklerini. yıpranmış olsak dahi. biz yazarları eğitir. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. evlerine her cins. kelimeleri har vurup harman savurmadan. su gibi kayalarla. bu mısralar! Hayatın en utanç. Beyaz kadm tenini. yırtıcı kuşların ölümü gibi. kendini. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. kudurmuşçasma atar kendini. babalar. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i.com 220 . kaba göstermeden. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken.. cinsel samimiyeti öğretir. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi. Nedense. Ermeni. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet". billur sular işte bu mısralardadır. üniversitede öğretelim. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş. arzuhalcidir. halı alır da. haritada gördüğümüz tüm dereleri. günaha girmeden. Sonra çocuklarını. en karanlık. şamatacı. "Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. en yoksuluna. pervasız. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir. koltuk. yaraların en soylusuna. bu mısralar! Çocukluğumuzda. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. sahtekâr renkler veremeyiz. tüm halk edebiyatımızda. çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. Karagöz. insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. mıs-ralarımız yok ise. En sonra Kastamonulu gelir. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur.blogspot.

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. Yurdundan olmuş. kardeşçe.. anayurdun işgalini görünce. başka bir toprağı yurt edinmiştir... ama "devletsiz" yapamayız. TRTye bir belgesel yapayım dedim. madem birileri "devlet"i hak edecekti. siz. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur. Çerkesler. başka sebepler de var. Babası. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. İşlerine gelmedi. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. padişahsız. barksız. biz. "uçurum" gibi görmek. Biz. Gürcüler. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar. tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. vs. Tatarlar. çaresiz. ancak. evsiz.. araştırmacılar. yoksul. Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş. dört yüz çadır geldik. yaparız.. bayraksız. cümlesini hep sarfetmişler. ne sorulursa sorulsun. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. Bizanslılar. bu toprakların üzerinde yaşayan insanların. hâlâ. toprağımızdan.. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı. Kaybolmuş. Azerbaycanlılar. Ya da. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon. bu yüzden. yağmaları. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. Oysa. derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş. Enver Paşa. Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. onlara yazmalarıyla. talanları. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. konu: "Türkiye'de Türkler!". devletin değil. Korku yalnız padişahın. sanılanın çok üstündedir. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması.Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi.com 226 . Bunları zaten biliyorsunuz. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. bildik bileli burada oturuyoruz. gelecek sene 30 katrilyon. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır.. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. Kerküklüler. çiçeklerimizden. askerlerinizi sınırlara yığın. onun. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında.blogspot. oysa. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu. bu ürkeklik. köylüler. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. Kırımlılar. sırtından geçinmektedir! Bizler. köylülere onlarca soru sorarlar. oluşturuyor. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. daha çok hak ediyordu. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir. Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken. Özbekler. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. Balkan muhacirleri. dörtyüz atlı geri döneriz. 80'li yılların ortalarında.

İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür. Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir. Eşber Yağmurdereli de öyle. hazla. Talihin şu cilvesine bakın ki.blogspot. bu ülkede iki kör adam tanıdım. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı.. masalı unuttuğumuzda. ütopyaların. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!.com 227 . Bizi bu paşaların maaşları batırdı". Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. Jurnal kitabı basıldığı gün. ikisi de savurdu beni. 459 Bu iki. bu tarifsiz güzel adamı. Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. Mutsuz bir aydındı. Cemil Meriç çok güzel bir adamdı.. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir.. ne zaman başbaşa kalsamz. Kütahya pınarları. tadı kaçmış bu dünyaya. Zaten Süleyman Demirel. geleceğin. 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı. o da onur ve kitap delisi. bu haberi gazetelerden okudum. denizleri. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur. Dünyanın bütün büyük delileri.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. hani bazen. binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle. düşlerin. masalların ağına düşürür. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar. sapıklıkla suçladılar. en büyük uzmanı. Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları.. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi. kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır. Jules Verne de. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. Çünkü. Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir. limanda battı gemisi. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. düşüncenin maskesini düşürdü. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. Eşber Yağmurdereii. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü. Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. İkincisi Eşber Yağmurdereii. Macellan da.. önümüzü açtı. dalar gideriz. yere çakılacağız!. yazarların katilidir. Binbir gece masalları. yoksa kendini öğütür" diyordu. çinileri gibi cümleleri.. Çünkü bataklığa dönüşmüş. neşeyle. http://genclikcephesi. hattâ. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. binbir gece masallarının hayranıydı. geçmişin. gözlerimiz boşluğa asılır. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. Türkçesi.. masalları ve hayalleridir!. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını.. ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp. Ve Borges de. halis muhlis yerli. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir. aldatır. uzun uzun.. özel aşk mektuplarını okuyunca. sonunda bir müşteri çıkar. coşkuyla atıverdi bizi. tane tane ve hayranlıkla anlatır. uçurdu. mutlulukla. Fırtınada değil.. Amasya elması.. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor. dinleri. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız.

beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. Ancak. Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e. Oysa Eşber Yağmurde-reli. Rumeli türküleri gibi sevdim onu. masalını unutanlar. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır. şeker söyle. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. yükünü yıkacak bir kıyı. der. elli değnekten sonra açar gözlerini.. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye". tekerleklerin altında ezildi. Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar..blogspot. ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!. Hazineyi de bulamaz. hayallerle yürüyor. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. kaymak söyle.. boynu her yerde dik. Adam Kahire'ye gider. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. yılanlar soksa da beynimizi. hakim. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. bal söyle". Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük.. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik. çok trajik hikâyelerimiz vardır. devlet.. hep bunu yapıyoruz..com 228 . binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini. tam da adamın evinin bahçesindedir.. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur. Hakim bütün macerasını dinler. soluğu yurtdışında alır. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. açmadı gözlerini. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!. polise bir iftirada bulunur. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı.. toprağına bağlı! Pasinler Ovası.. Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Polis geldiğinde kör numarası yapar. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. Eşber Yağmurdereli. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan.. hırsız. Rüyalara aldansaydım. hikâyeleri o kadar çok ki....Yaşamak için tek bir şansımız vardı. uluslararası hırsızların. yani numaradan gözleri kapalı olan. Hırsız. Eşber Yağmurdereli anlattı. Çölde kaybolanlar "serap" görür. çoktan Bağdat'a giderdim. der ki. ezilecektir. Sakalları ipeksi yelken bezinden.. Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar. binbir gece değil. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi. http://genclikcephesi. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır.. onurlu bir insan olmak.. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. soylu. Tarihin tekerlekleri bu masallarla. ben de babam da. insanların istediği çok sade. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi. yelken direği gibi. çok hazin. ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. çok küçük bir şeydi. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış. ben gözümü elli değnekte açtım. Yüzünü seyrettim aylarca.. katillerin. devler çok büyüktü ama. değil yurtdışı. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın... Masaldaki olağanüstü kahramanlar. Boynu dik..

neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. Sonra. hakim. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye.. hakim sorar. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. Yolda gezinirken. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer. bir tur daha atalım. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye. dördüncü günü. ben ne yapayım" deyip kayboluyor!. kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. sayıklamalardan.... sen doğru adamsın. "allı turnanın" ta kendisi. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum. Yarı deli konuşmalar. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir. sen doğru adamsın.. İtalya'ya. Eşber Yağmurdereli'yi görünce.. Mesela Atinalı Timon. Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi. Kimdi bunlar. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan.. sonra Manş Denizi'ne.. hepsi. açlık grevinin üçüncü. Bir başka adam gecenin bir vakti.Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı.. Othello. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey. Machbet. sızacak kadar içmiş. "Yaz kızım. çünkü Yağmurdereli. yoksa. dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi. "delirmeye" yüz tutmuşlardır. Othello.. Kral Le-ar\. Madem hayal ediyorsun. sonunda dostları tarafından aldatılır. insanlar. "Ne iş yapıyorsun?". Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız. ama sizi Allah inandırsın. avukat ve yazar. Halkın içinden insanlar.. önünü kesmişlerdi." der. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. ihanet onu delirtir!." deyip kayboluyor. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır. Atinalı Timon. demokrasi gibi kavramları. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. ya yurtdışından ithal ettiler. Eşber Yağmurdereli. Eşber Yağmurdereli. ben de bir şeyler yapmak istiyorum. ama şu halka güvenme. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış. Felsefe tahsil etti. adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir. yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. delirmek üzeredir.. yalanlar. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor.. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. çocuk altına işerse bir türbeye... Hamlet. arkadaşlarının hiç tanımadığı. hırsızlıklara dayanamamış. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış.. satılmış.. ömürboyu dostlarına dağıtır. patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet.. Yunan adalarındaki lokantalardan. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. insan hakları. ihanete uğramış. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar.com 229 . bu saatte işten çıkıyorum. ben yapamam.blogspot.. ya da bu mücadeleyi oradan verdiler. Machbet. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. ama ben maçı kaybettim ağabey. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına.. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!.. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar. kör-cahil!".. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der. Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım.. Latin Amerika'ya. çok zengin bir adamdır. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey.

şu sokaktaki düz insanlar. Machbet. 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı. Bastırırız!. yani hepimiz: Yani deliler!. Evimize. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini. Fren sistemi de. ancak.. Cevap. biz korktuk. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!. olsun. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". (bugün 4-5 saatte). beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet.. Hepsi bu mu? Hepsi bu!.. dağımıza. bir bas iki kaldır usûlü. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı. onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden.. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. şimdi. Elimizden hiçbir şey gelmese de. yedi günde Van'a.. taşımıza.. toprağımıza. bu düz. yarı deli meczupların ağzından verir!.. Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!.. anası Erzurumlu. deve hörgücü gibiydi. Kendisine değil. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir.blogspot.... 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. türkülerin hepsi güzel!. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları.. o korkmadı. ülkemize. Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi. insanlık derslerini. Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz. ha-valı-şişirme değil. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi. onu alkışlıyor. o olmadı!. Hiç kaza yapmadığıyla övünür. Sıradan. kimseye farkettirmeden.Yani Şekspir. uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. Kurtarma ekipleri de yoktu.. Tekerlekleri kauçuk dolgu. Hızır olduğunu. Kamyon Zigana'yı devirdi mi. Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler. Yani. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu. Ve hepsi içlerinden... Ba-tum'a kadar gidip.. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. destekliyoruz!. Hızır Aleyhis-selam'dan başka. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi.. balatalar yerine fren çubukları vardı. bugünkü gibi. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de. olsun. halis muhlis Anadolu çocuğu. Kral Learl Hepsi delirmiş. sopumuza onur verdin!. kahramanlarını delirttikten sonra. deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!..com 230 . bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı.. Ne pahasına olursa olsun. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz. kendileriyle her gün. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları". dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza. kurtardı. sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!. yani bizler. Bu soruların da cevabı yok! Ama. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. Eşber Yağmurdereli. insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. Atinalı Timon... yolda bıraktıkları araba. bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı. Othello. giderken. ayaklarının ters olduğundan anladı. düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler.

içti. yağı. canlı hayvan. şehre yeniden atıyla girerdi. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. ekmek parası. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. Trabzon. sohbetli muhabbet kurardı. bir daha kendini toparlayamadı. dönüşte. dördüncüsü Kars'tan. İstemese de. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. Elinde. kemik sırtlı. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar. Geçmiş. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. küçük oğulları onu. oniki de akraba. canlı hayvan. Rusça. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. bıçak oyunu dillere destandı.. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. dört tanesini ölene kadar tuttu. oğullarını sokağa salar. baba değil. çamura boğardı. eşrafla sofralı. böyle açılırdı.İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. Biz. Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. erkeklere. Ve bu mağrur masal adamı. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. Van. Kuşatma altında kaldı. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. tulum peyniri getirirdi. beşincisi Bayburt'tan. yedi. Her birine sırayla giderdi. Bu adam. tarlayı. Şoför Sabri yeni bir kadın.. kapı önüne minderler atar.blogspot. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. son kamyonunda tanıdık. çünkü. fındık taşırdı. dururlardı. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp.000 lira ile gezerdi. kahvede sekiz köşe otururlar!. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. balı. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. çalıştı. ikincisi Gümüşhane'den. Orta yemeğinden ayrı olarak. Bir küfe soğan. kiremit. Kars. ormandakiler ormanı bırakıp. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. http://genclikcephesi. sini kurdururdu. dolmuşçuydu artık.com 231 . Lazca konuşur. yabancı kimseleri toplatıp. Arabalar şehre girerken. Seferleri. arabanın gidişini seyre gelirdi. dişlerinin ucuyla yakalardı. Osmanlıca okur-yazar. üç numaralı oğluyum. un. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. üçüncüsü Erzurum'dan. ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. topluiğne başlı. böyle. elinde bir kamyon kaldı. Akşam yemeğine oturmadan. kamyonları çevrildi. birini kardeşi kaçırdı. yine çalıştı. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. kadınlara. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Oniki çocuğu oldu. Türkçe okur! Yollar topraktı. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. birkaç kasa balık. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. ilki Trabzon'dan. dilenci. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. kendi yemeği. yoksul. Erivan'ın içine kadar girerdi. atma biner. yıllarca süren bir hastalığa düştü. balığı özeldi. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. Müşterileri ona bayılıyordu. çocuklara. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. babam olur. bir küfe domates. Doğu'ya şeker. Horonu da iyi oynardı. ayağında ne varsa. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. inşaat malzemesi. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. karın ilk yüzmetresini muavinler. fotoğraflarda kaldı. 40'a geldiğimizde günde bir araba. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. bunun uydurma olduğunu. Rumca.

arazinin içindeki değirmenleri. ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. lahanayı ince ince kıymıştır. hanımları pek de gönüllü değil. Babam hışımla kaportayı kaldırır. sorma!". bir numara şimdi. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır. Babam küçücükmüş. "Yanında ne vardır?". "Yapmıştır... tuzunu.blogspot.. fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır. süngeri küflü koltuklara siner. her an dereye uçabiliriz. uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır..Eski günler aklına geldikçe. araşma cevizleri dizmiştir. Farlar zayıftı. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!"." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". yol bitmek bilmiyordu. Her virajı dönüp.. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. Sakinleşir. dört numara ne yapmıştır?". bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. "Üç numara baba. baba. pazardan bir bakraç yoğurt almıştır. mısırları yumuşacık pişirmiştir... bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır. dere boyu kar yağıyordu.. gelir. geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş.. artık. derdim. Farlar zayıftı. vermiştir!". Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın. avuçta yok. "Baba. yaprak biberleri lime lime etmiştir. şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür.. dere boyu kar yağıyordu. uzun yola köye çıkardık. iki numara. annem şimdi. "İki numara ne yapmıştır oğlum!". sorma!. "Yanında ne vardır oğlum!".. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar.. baba. hem konuşturup açmak lazım babamı. "Oğlum. baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır. gelir. yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". ormanları isimleriyle. altıyüzün üstünde nüfus. "Sen üzülme baba. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş. Ben de arka koltukta. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. "Vermiştir baba. "Yanında ne vardır oğlum?". sorma!". Farlar zayıftı. dere boyu kar yağıyordu. şehre gireriz. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar. "Ne yapmıştır oğlum". balıklar temizlenir. "Baba. maydanozunu içine atmıştır. Arazisine yerleşmiş. Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken. "Vermemiştir oğlum!". korkudan ödüm patlardı. "Bana öyle geliyor ki oğlum. tepsiye limonu. biraz zor yatıştırırlar babamı.. eti incecik kıymıştır.. elindeki tapuyu gösterir. dere boyu kar yağıyordu. kırk yıldır yüzüne bakmadığı. aç.... bir lahana çorbası yapmıştır. çocukluk günleriyle birbir sayıklar. yeter ki babamın uykusu gelmesin. Jandarma gelir.. çay. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır. uykusu ağır ağır gelir babamın.. sorma!." Yol uzar. sigara.com 232 . soğanı koymuştur. "Baba. büyük ağabeyim vermiştir!". baba. iki numara şimdi..... dere boyu kar yağıyordu. Farlar zayıftı. babam. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi. demek). tavada bir güzel kavurmuştur. sinirli. Farlar zayıftı. silahını kontrol eder. Yol uzar. "Oğlum.. karabiberini. domatesi. Baba. sülalelerin anasını avradını düz giderken. tuzlanır.. hem. 468 469 soğanları doğramış. "Baba. kızartılır. "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır.. muşambası yırtılmış. değirmenlerin sesinden korkuyordum. Küfürler. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk. yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır. annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır. Araba. baba!". tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur. tabaklara konur! Akşam oldu olacak. şimdi elde yok.." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!".

. Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik. Basar gaza. bu türküyü duyduğunuzda.. Halk daire olur etrafımızda. kolumla tutarım. geçtiğimiz ay.. "Kaynatmıştır baba!.. nedir? Dedi ki. araba gürler. Ön takımlardan alevler fırlar. sevgilinin sarı. gözyaşlarını siler gibi. Dişlilerin gözünü oyar. Karadenizli değilseniz. bu mısranm içine gizlenmiş.. "Kaynatmış mıdır oğlum!"." Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. ön takımları bir güzel okşar. fırfırlı eteğini de görürsünüz. bu yarı köpürmüş. bu mısrada gizlenmiş. Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi. bu şiirde gizlenmiş. biz kara ekmek (çavdar ekmeği). koluma felç girer. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. hayvan taşıdım. siler. Karadenizli olmanız gerekmez. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır. dağılacak.. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. Karadenizli iseniz. Karadenizli değilseniz." (Babamın bu sözlerini hatırladım. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı.dilinden iyi anlar.. Ancak. bujilerin kafasını çıkarır. "Baba. Ne zaman gitsem. evin de altını üstüne getirir. kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun. bu şiirde gizlenmiş. demir yoktur. motorun gırtlağına sarılır. Bir de. Ve şehirli değil.. Un taşıdım.." İçinden hangi hesapları yapmışsa. "Oturmayacağım baba!." "Oğlum.. Türkçe konuşan tüm insanlar. ikmalden anlamıyor. Bu sinirle eve gidersek. Rusya'nın karışık zamanı. "Bana bir yemin ver oğlum". Karadenizli iseniz.com 233 .. pembe. yine onlar beyaz ekmek yiyor. havalanmakta güçlük çekip. kazan kazan suları kaynatmıştır!". Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. İyi ki babam karneden. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri. "İyi okuyorum baba"... sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına. dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz.. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca. dağlı bir Karadenizli iseniz. muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum.. Sevdiğim kız.blogspot. Ön kapağı tutacak. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış... "Ömrün boyu şu meretin. Beyaz Ordu'da bir subay. "Ne yemini baba". İncil midir. "Okuyorsun değil mi oğlum". Karadeniz türküleri üzerine. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. Karadenizli değilseniz.. şanzımanm. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da. direksiyonun başına oturmayacaksın!". Kur'an mıdır. Şimdi okul dağıldı. bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça. her tarafı yağ. "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız. dokuları görürsünüz. bu türkünün içine gizlenmiş.. bu hikâyeyi yazdım. Babam.) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa. "Okuyorum baba". şimdi annem. Gazın gürültüsüne. Ödüm kopar. hüzün dolu bir çaresizlik görür. "İyi okuyor musun oğlum!". amortismanların yedi sülalesini.. çamur içinde.

blogspot. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. siyasi karışıklıklar art tıkça . solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. masum. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı. Bu çılgın zevk. saf. bu mısralar. tiyatro.. rakı içmiş... Mihri Belli. hüzün. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi. birlikte. edebi eserler.. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. sinema. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür. TV programı. bedenimize değil. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. kır evinin şöminesinde. holdinglerden. ordudan. Bozuk kurgu. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. bu uğurda kavga vermişlerdir. Behice Boran. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada. canavarlığın salyası. derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. bölücülük. akademilerden. kavgası haline getirmiş. bileklerimiz korkusuzdur... beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş. koltuk altındaki silah kılıfıyla. bölmek.öt sallıyorlar.com 234 . Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. belgesel. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler.. bu ülke bizi yormaz. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp.. Tertemiz. ne kadar öfkeli olursak olalım. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir. Bu curcunalı. dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi. sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. kurtardığı kızla. Sa-dun Aren.. ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz. Canavarlıktır bu. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . Latinler . barbarca katlediyorsunuz. terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız. Her neyse.olduğunu düşünürsek. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir. Evet. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz. Mantığımızı bozan. devletten. Ve Cüneyt'in yüzü. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. çocuksu. tane tane okuyun kitaplarını. sigarasını tüttürüp. sayın seyirciler. onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı.öt sallamaya başlarlar. elimizde bu mısralar vardır ve bizler. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz. Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını. Hazzı. Başrollerde Cüneyt Arkm. bir kısa film çekmek istiyoruz. Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor. endişeleniriz de. Bu mısralar. Çünkü. Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. işte bu yüzden. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış.. Düzensizleştirir. Mehmet Ali Aybar. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. her şeyden büyüktür. Ancak... Toplumlar yoksullaşıp. algılarımızı ka473 paur. hepsi.öt sallamanın şampi yonudur. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç.. onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş.

izleyin. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. otuzbin kişi öldürûl-memişti. onlar ayrılmak istiyorlarsa. yani. yokluklara rağmen. o dinler ağlardı" der. Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan). Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar.. http://genclikcephesi. Tüm meslektaşları. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir. Köpek gibi horlanan. çünkü. film gözümüzde daha da büyüyor. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi. küstah aydınlara. tüm baskılara. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi. kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. o 475 günün teknik. sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. Kadın donarak ölürken. mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş. muhteşem sahneleri var. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi.. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını..25'te Ankara'ya ulaştırılıp. oyuncular. idamla yargılanmışlardır.. Seyit. bilgisayar. Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında. bu benim görüşüm. Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. yalnız su ve ekmek verilmekte. 141-142. ancak. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu. ama. Yer yer etkileyici. sürülen." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. sübyan koğuşunu anlatır.blogspot. Gerisini gidin. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. yani. hattâ. sürünen. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır. Yılmaz Güney içeride. onların düşüncesidir. Son söz olarak. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. yoksulluktan bahsedenleri... oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü.. Yine de sürülmüşler.com 235 . gece saat 1. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum." Bu sözler. filmin en duygulu. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu. cinayetlerini. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir.. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor. Fehim Adak. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor.. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek. maddeler. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir.. gensoru verilmiş. Sonra ahırda karısını görür. 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney.. evine dönerken. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken. içli sahnesidir. içinden..

Kimsenin kimseye itimadı kalmadı. mantığını. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler.blogspot. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti. aydınların tek sığmağıdır.com 236 . İnsan aklını. ülkemiz. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul.. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. 1981'de Apo yoktu. dağların. yok etmekle. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız. suç sayıp. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar. 1950'lerde de Apo yoktu. duygularını. güzel. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. derelerin. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. Halkımız. asmakla. Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla. bulmuş. bağırmakla. dünyanın.. Cüneyt Arkın gibi. bu öyküyü elimizden alıp.. politikacılar. o gün de vardı.Hem dağlarında kaval çalınmıyor. hep Apolar aramış. http://genclikcephesi. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. Başrollerinde bu aydınlar. İnsanlığın. karıştıran. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. bu lirik öyküler. 1940'tan. bizlere vatan haini deyip. parçalamışlardır. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi. yaratmış.. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur. Ve sonunda Apo yakalandı. insan zekâsını bozan. bu öykülerle insanları. Bu öyküler. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar. evet. bu malum yazarlar. Bu.. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye. Ama malum yazarlar. öldürmekle. tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. dikenlerin. 1970'lerde de Apo yoktu. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için. Bu ülkede.. barbarca. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. 1950'den beri. Biz. Sizler. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. o günlerde de. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. dağlarda otuzbin insan ölürken. Son onbeş yılda. halkı kandırırız. iş basındaydılar. Altemur Kılıç. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. bu öyküyü. Fatih Altaylı. O gün de birilerini parçalamakla. Ama. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. bugünkü medyamız. köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. Şimdi orada. Canavarca bozdunuz. asmakla. yasaklayıp. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var.

com 237 . Yesinler senin o incir içi gibi tatlı. Tanrımız. Bu yanık. bizler. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. kurtardık ülkemizi. kara yüzüne. Görürdünüz. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü. ince. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını. şeriat. Ki.Bu yanık kaval sesini artık. kurdu. cumartesi anneleri duyuyor yalnız. İşte asıl bunlar yandı. Biz. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. uzun kaval sesi. Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı.. bayrağımız.. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı. meyve kadar tatlı yanaklarının.. Sekiz gazete. Kürt. Falih Rılkı. edebiyatçıyız. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi.." Ali Naci Karacan. çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum. Alevi. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. süt. Bu posterlerin sokağında büyüdük. Yunan bir şey söylemesin. .. ciğerleri kavrulmuş. bal. Bu. üçler-yediler-kırklara karıştın. cuma anneleri. Otuzbin ölüye rağmen görmedik.... kaval sesinde. yanık. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar. yakaladık. özel tim filmleri çevirdik. parçaladık. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda. O vizite yataklarında. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. İyi gazete için muhalefet şarttır. kardeşlerimiz. bize kimse Türk. Marmaris sahillerinde toplattırılan. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü. Yazarız. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını.ikile . parçalamak oldu. Diyarbakır... Ve biz.... Doğulu olmasak da. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini. batırdı. ışıl ışıl insan gözlerini. Her biri servet sayılacak mücevherler. Ahmet Emin Yalman.. çimenler üzerinde koşturan. Düşüncemiz.ikile büyüdük. çirkin. beynimiz. pamuk tarlalarından. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi. Bir de. bu ülkenin çocuğusunuz. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey.. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi.. kapkara kömür ateşi gözleri. kaval sesinde. Kurban olsunlar senin o biber.. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi. Cüneyt Arkın'ın polis. Kovaladık.. İşte herkesin gözü önünde. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu.. komiser.blogspot. kovalamak. bu öykülerdir. Bizim devletimiz. yakalamak. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden.. kına çiçeği ellerinin.. Bir büyük aile gibi yaşanırdı. Allah aşkına artık. annelerimiz. Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. kardeşimiz.

80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. Yunus Nadilerini. İşte asıl bunlar yandı. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi.. biraz kumara. kucak açtı. biraz da kadınlara düşkündü. bir adam boyuna yakın derinlikte. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı. 45 bin tirajı bulur. Zekeriya Ser-tel'in.devrimlerine muhalif olamam. Milliyet'i çıkartırken. ki. gazetesini batırdı. Ancak.. o günlerin Hüseyin Cahitlerini. http://genclikcephesi. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. boşuna aramayın. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. Gerekçesi. Babasına gazete çıkarken. yuvarlak. Abdi İpekçi'dir bu. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı. Mehmet Ali Ağca.. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. Türk basınını kalbinden vurdu. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı. İşte asıl bunlar yandı. kuruşsuz kaldı. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy.. Hüseyin Cahit'in. İpekçi'yi değil. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok.. 480 481 Meclisin ilk günlerinde. medyamız patronların eline geçti. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. Dokuz ay sonra İpekçi. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. Bütün yıktıklarımızı. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı. devletlü akçeli işlere karışmıştır. hepsi. düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. Bedii Faiklerini. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer.. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. Akşamcı Naci.. Ancak. genç bir delikanlı getirir. Bugünkü medyayı görüp. İşte asıl bunlar yandı.com 238 .. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş. Bu büyük ve cefakâr kemalist. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı.. Aydın Doğan Milliyeti satın aldı. yeniden kuracak olduktan sonra. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse.blogspot. Ahmet Emin'in. bulup küçümser. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı. Havuz şeklinde. aradıklarımız var. Sumo güreşi hikâye. galip sayılırdı. geniş çukurlar açılırdı. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir.. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması. bu parayı da kumara yatırdı. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır.

Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar.. ancak beş-on kişi olabiliyor. meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim.. İzmir'de Yüksel Çakmur. hattâ. diye sormadı. uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar. Ankara tavşanı. gerçek hayatta ise. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı. Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az..Değişen. pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak. Ve. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye. Bir de "delikanlıları". ölçüsüz.CHP'nin başkanları ise. Hattâ. kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar. Ankara keçisi. arada bunlar da yandı... ancak.. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da. Oysa Türkiye halkı. yahu hangi sol. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda. olsun. İşte. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor. Ankara'da Karayalçm. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken. Ankara kedisi. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi. tahta kuruları da öldü. hayat mı değişti.. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. tükenecek. bunlar da arada yanıverdi. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi. Sırrı. meşe odunu ateşinde. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün. İklim mi değişti. "delikanlı" taburları yapmalı. arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır.com 239 . diye sevinirmiş. bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil. http://genclikcephesi. bir şartı var. İşte.. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı.. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor. nerede meşhur bir kebap varsa. Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti.. tüketti. çünkü.. İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz.. at arabalarım çektiriyor. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması. Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır. bu evliliği bitirdi. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci.. çünkü.. bizler lâikti... neyin solu. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu..blogspot. piyade birlikleri gibi. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz.. topçu. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. bu üç hayvanın da soyu tükendi.. şeriattı derken. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur. soğuklar mı bitti.

. işadamları. demokratik ortamda. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su. Sıradan. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada. serbest fırkalara dönüverdik. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. daha acı bir çığlık. derdik ki. "hukuğu"... Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı. Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü.. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. diye karşılık verdi.. pis su borularının maliyeti. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı.com 240 . holdingler. kitap. Daha. Aticak. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı. Menemen vakalarına.. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. desene tekrar başa döneceğiz" demişti. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. yazarlar-medya da bahaneyi buldu... Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul. öl. kestiler. tabancılar için yeniden. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. hattâ yurtdışına kaçırtmak.. adını Ertuğrul koyarlar.. Bir küçük aÇ!k bulup. Gerçekten Refah saflarında.. Ve. Refah da. Şair Eşref. Allah. kudurmuş hırsları.. Pirelerin. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı. hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. sessiz. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı... sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak. diyemedi.. dar bir görüş. siyasiler.. insan hakları. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. en puşt kameramanları. iyi niyetli bir tabiatı vardı.. "anayasayı" hiçe saydılar. şimdi talancılarını bekliyor. Askerin en kızgın.... Hattâ içeri attırmak. çok geçmeden. vs. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti.. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar. 484 çöpü. patronların solcu arkadaşı.. Medya yüzyıldır...Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı.. başörtüsü. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu. yobaz. daha önce.. çirkin şovcu. en sahtekâr holdingleri. tarihin en yalancı gazetecileri. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda.. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar. şimdi neden köpürüyorlar.. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar. Tekrar başa döndük. merinos tıraşlı.. depolarındaki temiz. bağırdılar. Ancak. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise. talanla.. suyu.. kanalizasyon.blogspot. öfkesi burnunda.. üşenmeyin gidin görün. çakallar. istiklal mahkemelerine. Ama onlar gün ortasında. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. herkes. medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde. olan olmuştu. Keşke harbiden darbe olsaydı. Değil lSKl'nin gelirleri. zaten sen adam değilmişsin. havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. çevre. ünlü fıkradır. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi.. meclisin. Tayyip Erdoğan farklıydı. dediler. gösterişsiz bir ha-Yatl.. ellerinden geleni ardlarma koymadılar.. din. böyle oldu.. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi. siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak. Halkın acıyla. yasaların çalıştığı bir günde. saldırgan. işte burada. darbe oldu. Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a.

. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar.. memleketsever.. Tayyip Erdoğan. halis. 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır. sıradan. yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar. insanlar kahkahadan kırıldı. Ancak... Ancak. üzüntülü. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar... Daha da hazinleri var.com 241 .. gösterişsiz... halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. sonra anladım ki herkes abaza. başı düşmüş. Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı... Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde. kendine güvenliydi.kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar.. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali. o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı.. herkes sana. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları. Fethul-lah Hocası. tekrar yola koyulduk. fazla da heyecan taşımayan... mesela. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya. halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi. şovmen Leyla Te-kül'dü. Çünkü. Şoför. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz.. arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler. zili yok arabanın" dedi. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım. Şevki Yılmazları. gitti. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız.. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar. iri.. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar. parlak. basit. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi. başka nereyi sorsun. ondan. temkinli. Ama.. Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik. tertemiz. Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar... Arkasında boyalı bir orkestra. http://genclikcephesi..blogspot. Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana... gözleri. Ön tarafa geçerken. kim. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen. seminerde. süslü maden gibi parlıyordu.. TGRT televizyonu. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. özür dileyen halini beklediler. hayal kırıklığına uğramıştı. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük. Menderes'e gönül bağlamış halk... Oysa bu insanlar. îşte asıl bunlar yandı. Şovmen Cem Özer. tarihe geçti. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. muavin sesini çıkartmadı.

çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. sen niye hepsine kalkmıyorsun. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu. müdür tuvalete geçince kalkıyor. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi. "Sen dedim. Behçet Mahir. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. en rahat o. Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. melekti. kalkıyorlar. sevmiştir.. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim.. benimsemenin de anlaşılmayan. ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. Sonra anladım ki. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem). başhemşire. Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . "Onun işi çok rahat. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı. bir de tuvalet dönüşü.. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti." İtaatin benimsemeyi. Mehmet Kaplan. müdür için gavat. bu dört odacının. müdür muavinlerine kalkmam. ama.. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. başhekim. dedi. dedi. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar.mına koyum. en baştaki hiç kalkmıyor. üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur.. başhemşire birinci. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli. Saatler geçer. donmuş..Pencereden dışarısı karanlık. Başodacı başhekime laf kondurmaz. orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım.. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi.. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin. ama ilk tanışmam böyle oldu. başhekime ve müdüre kalkarım. En baştaki hiçbirine kalkmıyordu. yarı uykulu düşündüm.. yalnız başhemşireye. Bu adam da.blogspot. ben de kalkma diyom. hangi odacı kime kalkıyorsa. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda. ona kalırsa. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu... "Ben. muavinleri sallamam" dedi. dördünde de dört odacı. Koridorun sonunda da hem erkekler. doktora çalışması yapılmış.. parasızdır. tekrar oturuyorlar.. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. kalkıyorlar. Hastanede çalıştığım yıllarda. hem bayanlar tuvaleti. Behçet Mahir üstüne onlarca master. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler. fena mı ediyom?". servis şeflerini sallamam" dedi. insanların hayat diye. Diğerine dedim ki. hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi. En başta dört köşe kurulmuş odacı. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor.. Dr. başhemşire.. ikinci.. başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya. "Ben. birinin aniden kalktığını görürsünüz. daktilo.. birinci katta başhekim.. çünkü koridorda yalnız tuvalet var. zil deyince. "Başhekime de kalkarım. başhemşire için orospu. erdem. "Çok iyi kızdı. yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. onlara niye kalkıcam" dedi. yorumlanmamış doğruları doğurduğu. hikâyelerinin tekniği.. Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır.. "Ben bunlar gibi çömez değilim. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu. der. Ancak. niçin arada bir kalkıyorsun?". o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. müdürün odaları var.. piyano tuşları gibi birinin oturup. Uzaktan baktığınızda. Mesela.com 242 . Diğerleri başhekim için "hırsız" der. hımbıl. başhekimin odacısıydı. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım". onu benimsemiş. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu.

tek bir çırak bırakmadı. Mesela bir çocuk. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar. Gelini çağırmak için. çok yakın bir arkadaşımın babası.. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. adını ne koyarsanız koyun.. o anları anlayamazsak. http://genclikcephesi.. hayata diretiriz. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam. içimizde duyduğumuz derin bir ses. insanlık kazanmıştır. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda.. siyaset. Bu ses güzelleştirir insanı.. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler. yani. karıştırırız. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. çünkü mirasa konacaktır. sanatı. Bu anı düşünmekten haz duyar.. güzel bir ses. haa ne oluyormuş. "Hayatın hiçbir anma geçme dur. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur. Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. Tanrıya inanın ya da inanmayın.blogspot. hepimizin içinde yaşayan. güzel bir manzara. sanat. aşk. erdemi öğretmek toplumun borcudur. ama. güzel bir şiir. yaşayabilmesini sağlar. güzel bir ses. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız.. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır.. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor... insanın. tartışmasını. sevgili.com 243 . bir çay içimi molası verip.. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. insana derin bir Anadolu.yarın. Sanat. çayımdan bir içim" deyip. bir duygudur. hikâyeler. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu. Çok sevdiğim. hocası onu sürekli. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren. Sırf kendi karnımızın doyması için. maalesef bunlardan habersiziz.. Her insan anlayabildiği doğruları benimser. anarşi çıkarıyorlarmış. hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını. hepimizi kucaklayan güzelliğin. zile basıp çağırıyordu. İşte halk türküleri. hayatın öyle anları vardır ki. Türkçe sevgisi aşılıyor. tabiatın güzel manzaraları. Faust. o kadar güzelsin ki" dersiniz." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için.. anlayamadıkları. vicdanı. tam öleceği an.. bahsi kaybeder. Tanrı'ya inanın. sinema. babasının ölüm anıdır.. yıllarca odacılık yaptıktan sonra. halk türküleri.. o ana. psikoloji. hem kendine.. ya da inanmayın. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması. "Geçme dur. Ancak. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı.. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar. 1988'de öldü. Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana. varolmanın sesi. Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. Behçet Mahir. gün gelir. hayatın kendisi. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. ayvazı çağırdı.. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır. her insan erdemini. yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz.. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. 492 Faust bahsi kaybetmiştir. Bir siyasi örnek verelim. varolmanın güzelliği kazanmıştır. koyar. o kadar güzelsin ki" der. "Dur hocam. fıkralar. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti. Üstüne. açlığı. edebiyat. seze-bilmesini. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. Evini yerleştirir. "Geçme dur. hayatı üzerine. Ancak. İnsanlar bilmedikleri. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur. babasının malına göz dikmişse. onun anlayıp. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu.

konservatuvarları.. gidecektir. susarlar!. sanatçı. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir. "Geçme dur. zil sesiyle gelen. sirk hayvanları zekâları kadardır. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır.. Cem Uzan'm. düz. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak.. soylu beğenileri tanımazlar. Onların hakim olduğu. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. Cumhurbaşkanının. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları. Zil sesiyle sanatçı olurlar. yirmi senelik okul hayatına bakıp. dost. aklım kullanamayan dandaklar-dır. "kendi doğruları" yoktur. "değerlerini" bilebilmesi için. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları.blogspot.. 494 495 http://genclikcephesi. güzellik duyguları.. Orhan Gencebay.. Öğrenci. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. estetik.. Dandaklar ise. itaatle. kendi gerçeğini anlayıp.Ancak.. "Anarşi çıkarıyorlar. Erbakan'm. tabiatı tanımazlar. Bize. zil sesiyle giderler. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". onların işgal ettiği bir ülkede. o kadar güzelsin ki" anlarını. soylu. Dinç Bilgin'in. dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. Aydın Doğan'm elini öpmeyi. beğeni. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. kolay doğruları vardır.. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. yorumlayamayacak kadar basit. zil sesiyle iktidar olurlar. eskilerin dediği gibi. birinde Bob Marley. sevgilimizi onurlu. karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela.. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. Mesela. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler. Sanatçılar da. ahlâksızlar. zihinsel uyuşukluğu. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye. uyuşturucu tüccarı katiller ise. sevgiliyi. İçimizde. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. zil sesiyle giden. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip. "büyüktür. güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. haz duyarlar. karmakarışıktır. bilge insanlardan seçeriz. arkadaş. sahipsiz... yüce aşkı. haz.. miskinliği aşacak. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır. hırlaşır dururlar. efendisiz. kardeş düşmanları. bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. zil sesiyle "benimsenmiş" düz. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller. Şimdi. işin arkasına indiğimiz YÖK. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. saygıdır. zile basıverir birisi.com 244 . şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar.

Türk ekonomisinin lokomotifi oldu. öldürülmüştür. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. ilk çırçır fabrikası kuruldu. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı. Verilen azmış. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. Sabancı ailesinin. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. dokumaya. İlk işi. Pamuk Adana'nın ruhu. kimya. Mitsuiler gibi. çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. Yevmiyeniz şu kadar derdi. cumhuriyet tarihine damgasını basacak.blogspot. sen. Adana'ya pamuğu. Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. Hacı Ömer Sabancı idi. Kuzey-güney savaşının konusu. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. ayrıca büyük bir gemi filosu vardı. küçük sermayesini büyütüyordu. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. Çırçır'da makine. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü. konserve. yün. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da. Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. ayakta bekleşen. giderdi ırgat pazarına. Mitsui'nin rakibi.. en genç. (vurgunu). Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". aile dağılmadı. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen.. Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler.. hattâ ormanlarına. yaşlı. sen. en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. genç. pamuk ekmesini tavsiye ettiler. pamuktan. altın. ipeğe. hanında. Ayrıca. birbirlerine sokulmuş. toplamaya götürürdü. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı. İnsan emeğinden bol. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. Üçyüzyıllık aile mirası. ki. köle pamuk işçileri zencilerdi." http://genclikcephesi. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. en okumuş. selüloz. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. tek başına.İşçi lazım olurdu.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. Kimine pamuk bastırır. vs. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. "aile" geleneğine dayalı. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. sıkıştırılmış 120-130 kilo alır.com 245 . benimle gelin' derdi. rakip hafif kalır. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar. haşa. ". kimini çapaya. yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. buna. bir işçi simsarı oldu. hattâ. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı. tütün. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu.. köyünden işçiler getirmeye başladı. Adana'da haşa denir. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu. kimine balya taşıtır.

Bu ortaklık. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. muhteşem bir Amerikan filmi olacak... Yokluk yıllarında halk. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. Güçlerinin sarhoşu ağalar için. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. "eziyeti" haline geldi. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. 40'h yıllara gelindiğinde. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. gözlerine kimse inanamadı. ustalıklı. Deli miydi bu herif. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti. yağmurlu geçerdi. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet. Hacı Ömer.. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı. Hacı Ömer. teşvik etti. mal. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. o pamuğunuzu alıyom. ilk büyük ortaklığıyla başlar. kuyruklar büyüyordu. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi. Keyifle avuçlarını ovuşturdu.. mülk. Adana'daki bol. müdür. Hacı Ömer de "ortak" oldu. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti. kar olmaz. Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi.com 246 . toprak sahibi olmak. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. Varlık Vergisi. mal darlığı yokluklar. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet. Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi. önlerini açtı. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş. paşalar gibi sefalar sürmek. don olmaz.. ilk toprakla tanışması da. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. ancak. büyük bir voli vurmuş. yine de köle işçilerin ağası. yol gösterdi. İstiklal savaşı henüz bitmişti. beyler.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki. üstüne de kazanmıştı. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. Rumlar'dan. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı. Fiyat artışları. deyip. ucuz işgücü. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. asırlarca patronların rüyasını süsler. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. köylü kurnazı Hacı Ömer. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile. Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. Hacı Ömer. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. lanetler yağdırıyordu. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. simsarı olarak bilirdi. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar. İçten pazarlıklı. Celal Bayar.blogspot. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak.

Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler.. Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna. derler bizde. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi. saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti. dağılırlar. aştı. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir.blogspot.. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık.5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti. değil Adana'nın.. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi." Hacı Ömer'in son büyük volisi.. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor. İşte. masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür.. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü.. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti. bende oğul. Giyimi kuşamı savruk. Elinden düşürmediği.) Bu hikâyenin kahramanı. Türkiye'nin geleneksel. köşke uğramayan politikacı yoktur.. paldır küldür giriyor." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. Hacı Ömer. Protokol filan tanıdığı yok. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı.. Sanayi Kalkınma Bankası. kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar. başka laf dinlemiyordu. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ". O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. sen yeterince oyalandın.) Hasis davranışları bizi etkiliyor. Refik Koraltan başta. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir.. Menderes. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü. büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı." diye sızlanıyor. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor. aslında yurtdışından kim gelirse. Amerika'nın kara haydut bayrağının. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu.) Tabii.com 247 . uşak çok..Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor.. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım. Sadıka hanım. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor.Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. beş milyon lira kredi aldı... (. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı. Hacı Ömer'e giderdi. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14. Bossa kurulur-¥en.. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir. Sonunda geri kalan % 35. geleneksel aile mirasını tutamaz. mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri.. tam da burada. Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır. bize pul bayiliği verin. sinema işinde büyük para olduğunu görünce. Türkiye'yi ikiye bölen. Hacı Ömer. 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi.... serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer. (. çocuklar. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım.

"Seyret şimdi sinemayı. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. Adana'nın tarih içinde yetiştirdiği en zengin adamlardan Hacı Ömer. yaşlı Ayşe hala kışlık ve peynir ve yağın iki tenekesini soğukluk olarak kullanılan mağarada saklar. ya da parayla yazılmış intihası veriyor. Yine bir akşam. zayıf. kasabın kırdığını sanıp.. \ Bir dikili ağacı yokken. köşkün önüne de. berber Ömer de. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir..blogspot.500 501 atıp.com 248 . köyün çarşısında kızılca kıyamet kopar berber-kasap ölesiye kavga ettikçe. berberin çömleklerinden bir ikisini gizlice kırdırır. Zavallı Ayşe kadın üzülür. Şimdi duyduklarınıza ise inanamayacaksınız. Hacı Ömer bu tenekeleri kaybettirir. sızlanır. Hacı Ömer eğlenirdi. para ile tuttuğu çocuklara.. biz anlatalım. der. dondum. iplik. kay-bol" diyor. Oysa ortada. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip.. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. alayın yemekhanesine dalardı. 20-25 sene içinde çırçır. "Bak yeğenim.. Yoldan bir çocuk tutar. kuru fasulye. gör. tehlikeli bir "roman karakteri"' var. Nedendir bilinmez. yağ fabrikaları sahibi olmuş. Sakıp evlenecekmiş. bir kenarda eğlenirdi. mobilyacıları Güngör anlatıyor. kaldım. mobilya siparişi vermiş. öğrenelim. evinde ziyafetlerle ağırlamış." deyip. bu gelenek bugün. Karavana yemeğe geldim. mercimek çorba gibi. "Yeğenim bunların hepsini ocağın altına atsan bir çorba pişirmez" dedi. yanından geçerken koluna çarpmış gibi çömleğini düşür. Hacı Ömer. sıkı bir proje yapmış. ünlü antikacı Portakal'dan "at heykelini" almayı ihmal etmedi. Hacı Ömer tellal çıkartıp numaradan köylünün atım insaniyet namına bulan varsa diye aratır. piyadelerle yemek yiyor. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok. yemeğe para harcamayıp. hatır için. ziyafetler için hazırladı. değneğini yemeden de tüy. siz çözümleyin. Hacı Ömer bir kenarda sinema seyreder gibi eğlenirdi. şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. köyü hırsızlar bastı diye ağlar. Rum-lar'dan kalma bir hanın damına çektirir. eşeği dama çıkarmak deccalın aklına gelir mi bire kâfir" diye küfürler sayar. teftişe giderdim. eğlenmiyorlar mı? http://genclikcephesi." Nasıl pazarlıkçı. bu yaptığın iş mi diyenlere de. İhtiyar eşeği bulamayınca bas bas bağırır. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. kasap Hacı Ahmet'in dükkânına saldırırdı. Hacı Ömer fiyatının üçyüzbin lira olduğunu öğre nince. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdırıp tenekelerin bulunduğunu Ayşe halaya bildirir. asker karavanası yemek için. Yetmiş yıldır. Menzil komutanı Güventürk anlatıyor: "Adana'da topçu alayımız vardı. sonra gizlediği at ortaya çıkanca. sinema seyreder gibi eğlenirdi. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız.. köylü acıyla Hacı Ömer'e: "Ulan çocukluğundan çektiğimiz yetmedi. demiş. Yine yaylada. bu bilgileri edindiğimiz Sadun Tanju'nun kitabı ise son derece düzeysiz. çünkü haftanın üç günü alaym yemekhanesindedir. haftanın üç günü topçu alayının yemekhanesine gidip. seyredip. Sakıp çok beğenmiş. Hacı Ömer. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur.

. Erol. Korkmaz Yiğit gibileri piya saya fırlayınca.. müzisyen çıkartamadı. Aile dağılmadı. Baktım borsada köpürerek ileri geri söyleniyor: "Bu yaptığınız heç doğru değil" diyor. Hacı Ömer fiyatların düşmesinden yararlanan bir tüccar. Hacı Ömerler zemzem suyuyla yıkanmış gibi ortaya çıkıyor. bu iç borçların faizlerini ödeyemiyor. altmışbeşmilyonluk halkı. sanatçı. Hacı Ömer'in oğulları. kendi yağıyla kavrulan. onlarca torun.. onlar. yetmiş yıldır. 65 milyon halkın yıllık hasılatı. içimi bir sevinç alır.. Sülük gibi birbirine bağımlı bu iki dev gücü kimse ayıramıyor. Büyüdüm ve gördüm ki. pamuk fiyatları düşüyor. erken hastalıklarla. açlıkla.... Güler Sabancı'nm babası. onların zihnini kalbini hiç yormadı. çoluk sahibi oldu. İhsan. Türkiye'yi üç büyük darbeye sürüklemiş.. zenginin parası züğürdün çenesini yorar diye pek keyifli söylendiler. sesi çıkmadı. Yazarların görevi. Şevket. oynuyor. balıkpazarma giderdim. ben düşüşü durdurmakla görevli devlet bankası sorumlusu. ne mutlu ülkemiz. devlet onlara bağımlı.