Nihat Genç

Modern Çağın Canileri

Bu eser http://genclikcephesi.blogspot.com tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com

1

Nihat Genç Modern Çağın Canileri
NİHAT GENÇ Trabzon'da doğdu. 20 yaşında Ankara'ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllannda gazete ve dergilerde "teknik" eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor! Yayımlanmış kitapları: O/-ü Hoca. Şeriatta Ayıp Yoktur (hikâye), Bu Çağın Soylusu (roman), Dün Korkusu (roman), Dar Alanda Tufan (roman), Soğuk Sabun (roman), Kompile Hikâyeler (deneme), One. Man Show (oyun), Köpekleşmenin Tarihi (deneme), Modern Çağın Canileri (deneme-hikâye), Arkası Karanlık Ağaçlar (deneme). İÇİNDEKİLER 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 11 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok Kemalizmin Yan Etkileri 31 Boksullar 37 Kokarak Ölen İnsanlar 45 Malta Kuşatması 53 Haşlanmış Yumurta 61 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 77 Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Çıplak Bebek 94 Pislik Tutucular (dokunulmazlar) 703 Hayat Buysa ...mına Koyim 113 Modern Çağın Canileri 121 Koyu Zamanlar.; 126 Acayip135 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 144 Mecburiyet Kafası 152 Giresunlu Topal Osman Ağa 161 Devletin Türkü Okuması Deliliktir 170 Soytarı176 Elmalı Şekerci ., 182 Mızrapla Parçalanan Yürekler Hayatsız Aşklar 198 Bir Mendil Niye Kanar? 206 Kaya 215 Dönülmez Akşam 223 Köylüler Piyadeler 232 Deliler Matinesi 240 Narlıbahçe Sokağı 247 ?)< Mutlak Bağsızlar ,256 Kırmızı Kazak 264 Çocuk Kovası 276 189

21

69 85

http://genclikcephesi.blogspot.com

2

Cemal!285 Kasaba Sıkıntısı 292 Melekler ve Sapıklar 300 Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor 309 Roma Nereye Gidiyor 318 Ormanların Gümbürtüsü 325 Bakanlıklar Kızılay 333 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri 340 Toprak Yalan Tutmaz347 Benim Ödüllerim 355 Davul Yakısı 362 Bosna'ya Koşan Çocuklar 369 Trabzon Hurması 375 Gangsterlerin Siyaseti 383 Eşeğin Sopası 392 ...iktirolup Gidecekler400 Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy .408 Orta Sınıfın Tıkırtısı 416 Batan Geminin Padişahları .425 Sevgiliye Mektup .434 Çerkesarması .441 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi 450 Eşber Yağmurdereli .459 Maçka 11 Şoför Sa bri .466 ; Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri472 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz VarTayyip Erdoğan480 Dandaklar (Sanatçılar) 488 Sermayemiz Bir Ah Kaldı 496 Şikayetsiz Ölümün Dinselleşmesi 506 Ağır Misafir (KESK) 514 Boklu Derenin Faresi Godzilla 521 Kartal'daki Bamya Tarlası 528 28 Aralık 1914 Allahüekber Dağları 25 Aralık'ta Enver Paşa, tüm ordulara emrini vermişti, düşman Sarıkamış'ta yok edilecekti. Anadolu'nun içlerinden, Samsun'dan yola çıkmış ordular 10-12 gündür durmaksızın yürüyordu. Galip Paşa son iki gündür yiyecek yetiştirin telgrafları gönderiyordu. Bütün eli silah tutanlar cephede olduğundan yaşları 12-17 arasında değişen 80'i lise öğrencisi 120 çocuk seçildi. Yatak çarşaflarından, perdelerden kesilerek yapılan torbalara mermiler konuldu, çocukların sırtlarına bağlandı. Kafile soğuk havada vola çıktı. Çuh Dağı'nı aşarken tipi ve fırtınaya yakalanan katileden haber alınamadı. 82 çocuk 10 jandarma donarak ölmüştü. 38 çocuk 8 jandarma can çekişirken bulundu, şiddetli soğuk algınlığının yol açtığı zatür-reden öldüler. Arazi, Sarıkamış yönünde güneye ve doğuya doğru yükseliyor. Orduların önünde üstü karla kaplı Akmezar ve Çilhoroz Dağları korkunç bir vahşilikte görünüyordu. Kar yağmıyordu. Ama her taraf dizboyunu aşan karlarla kaplıydı. Tümene destek olsun diye öncüye katılan dağ topçu taburu, emre

http://genclikcephesi.blogspot.com

3

uygun olarak Bardız Yaylası-Malkan komları (hayvan yaylımları demek) yolunda ilerlemeye başladı. Biraz yürüdükten sonra dik yokuşlarla karşılaşıldı. Kar yüksekliği giderek artıyordu. Sa11 vaşçılar karları yarmakta güçlük çekiyor, dağ toplarının parçalarını taşıyan hayvanlar karlara gömülüp kalıyordu. Albay Arif kılavuzunu çağırdı, kılavuz, "Sarıkamış'a Kızılki-lise üzerinden dolanıp gidilse iyi olur. İnişi çıkışı boldur, ama kısadır," dedi... Kılavuzun az kar tuttuğunu söylediği yolda bile karın yüksekliği kalçalara yaklaşıyordu. Savaşçılar bata çıka yürüyorlardı. Yumuşak kar ilk sıralardakileri yoruyor, savaşçılar ikişerli sıralar biçiminde ağır ağır ilerliyorlardı. Yürüyüş hızı git gide azalıyordu. Alman subayları yeni bir akıl verdi! (Savaşa Almanya yüzünden girdiğimiz için ordularımızın başında Alman subayları vardı.) En önde yürüyen bölükler dörderli yürürlerse, karı çiğneyerek geridekilere yol açarlar. Bu akıl da pek işe yaramadı. Kar, çiğnemekle ezilemeyecek kadar çoktu. Askerler adım atarken ayaklarını kar yüksekliğince kaldırmak zorunda kalıyorlar, her adımda karın üstünden atlıyorlardı sanki. Kısa zamanda yoruluyorlar, kalçalarını dayanılmaz ağrılar sarıyordu... Kızılkilise küçük bir köydü. Hıristiyan olan halkı köyü olduğu gibi bırakıp kaçmıştı. Boş evlere girerek azıcık dinlenmeleri, ısınmaları, birşeyler yemeleri askerlere güç kazandıracaktı... Biraz sonra Enver Paşa ve yanındaki Alman subayları Kızıl-kilise'ye girdiler. Enver Paşa Albay Arife öfkeyle bağırdı. "Niçin durdunuz? Ne bekliyorsunuz?" Bağırarak emretti: "Hemen yola çıkın." Köyün evlerine dağılarak, sekilere, ocak başlarına, hasırlar üstüne serilip biraz dinlenmeyi birkaç lokma birşeyler yemeyi umanlar henüz girdikleri evlerden çıkarıldılar. Askerler Kızılkilise köyünü boynu bükük gerilerde bırakırlarken Enver Paşa ve Alman subayları, köyün bacası tüten en büyük evine yerleşmişlerdi. Ev sahibinin kaçarken ocakta bıraktığı tencerede et haşlanıyordu. Almanlar iştah kabartan yemek kokusunun çekiciliğine kapılmışlardı. İhsan Paşa son gelişmeleri sunmak amacıyla eve girmek üzereyken kapı açıldı. Enver Paşa çıktı: "Siz burada mısınız, ne bekliyorsunuz, ileriye, yürüyüş kolunun başına geçin..." 29. Tümen yine kalçalara varan yumuşak karla boğuşmaya başlamıştı. En önde yürüyenlerin işi iyice zorlaşmıştı. Önlerinde insan ayağı değmemiş, uçsuz bucaksız bir kar denizi uzanıyordu. Göz kararı, yolun geçtiğini sandıkları hafif düzlükleri izliyorlar, hendekler, çukurlar kar savruntularıyla örtülmüş olduğundan bazen adım atıyoruz derken bir yamaçtan aşağı yuvarlanıyorlar, ya da boğazlarına dek kara gömülüyorlardı... Zaman ilerleyip kısa kış gününün akşamı yaklaşınca güneş görünürlerden uzaklaşmış, yerini ayaza bırakmıştı. Erimiş kardan sırılsıklam olan çarıklar birden dona çekmiş, askerlerin ayaklarında kaskatı kesilmiş ve buzdan mengenelere dönüşmüştü. Sıfırın altına inen ısı daha aşağılara hızla inmeye başlayınca yürüyüş kolundaki sesler, şakalaşmalar kesilmiş, ayaklar altında ezilen karların hışırtılarından başka ses duyulmaz olmuştu. Isınacak bir ateş başı, bir iki kaşık sıcak yemek bulmaktan nasıl umutlarını kesmişlerse, konuşma isteklerini de öylece yitirmişlerdi... Buzlaşan çarıkların parmak uçlarında başlattığı karıncalanmaların dona çevrilmemesi için, kimi savaşçı yürüyüş biçimini değiştirmişti. Ayak parmaklarını oynatabilmek ve canlılıklarını korumak amacıyla zıplar gibi adım atıyorlar, ayaklarını hızla yere vuruyorlar. Parmaklarda başlayan donma hızla ayak bileklerine ulaşıyordu. Bilekler bükülemez olunca, birkaç küt adımdan sonra yere yıkılmak kaçınılmaz oluyordu. Yürüyüşlerini sürdürenler, yıkılıp kalanların kısa sürede donarak öleceklerini düşünüyorlar, korkuya kapılarak can havliyle zıplamalarını arttırıyorlardı.

http://genclikcephesi.blogspot.com

4

Çoruh ve Araş ırmaklarını dağıtan Sıçankale - Top Yolu -Akmezar Dağı doğrultusunda uzanan doruk çizgisine varılmıştı. Sarıkamış'a giden yolun geçtiği boyun noktasının iki yanında, Ruslar'm mevzilendikleri görülüyordu. Artık düşmanla cephe ilişkisi kurulmuş, herkes önemli olayların başlamakta gecikmeyeceğini sezmişti... Tümen komutanı Albay Arif, atını İhsan Paşa'nın atının yanma sürerek: "Paşam, tümen birlikleri sabahtan beri güç ve

12 13 ağır yürüyüşlerde çok yorgun düştüler. Geceyi burada geçirelim, erleri dinlendirelim..." Enver Paşa sorumlu kolordu komutanının görüşünü beklemeden, saldırı hazırlıklarına başlamıştı... Dağ topçu taburu yeni gelmişti. Sabahtan beri sırtlarındaki top parçalarıyla, cephane sandıklarıyla karları yararak yol alan hayvanlar yorgunluktan bitkindi... Enver Paşa ve Alman subayları bir saldırı planı kurdular. En önde bulunan 86. Alay sessizce Rus mevzilerine yaklaşacak, aniden süngü hücumuna kalkarak düşmanı tepeleyecek. Ne İhsan Paşa'ya ne de Albay Arife haber vermeye gerek görmeden saldırıyı başlattılar. Alaylar yürüyüşe başladığında karanlık bastırmış, insanı iliklerine kadar titreten dondurucu bir ayaz başgöstermişti. Göz gözü görmüyor, savaşçılar yarı bellerine kadar gömüldükleri karları yarmaya çalışarak uzakta kaba hatlarını seçebildikleri sırta ve ormana doğru ilerliyorlardı. Enver Paşa'mn sabırsızlığı git gide artıyor: "Sırta çıkan olmadı mı?" Sırta çıkmak, Rusları süngüleyip hemen ardındaki Sarıkamış'a girmek demekti... Enver Paşa'mn morali bozulmuş gibiydi. Bir ara 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerife döndü: "Bizim askerin gece hücumu yapabileceğini sanmıyorum" dedi... Yarbay Şerif: "Öyleyse gece yarısı askeri bu bilinmeyen dağlara, ormanlara niye sürüyorsun, kumar mı oynuyorsun" dememek için kendini zor tuttu... 86. Alay'm savaşçıları gece yarısına doğru sırta çıkarak süngü hücumuna geçtikleri sırada, kuzey kanattan ilerleyen 87. Alay da mevzilere yaklaşmayı başarmıştı. Rus mevzilerinde kanlı bir süngüleşme başlamış, savaşçılardan "Allah, Allah" sesleri. Rusça verilen komutlar birbirine karışmıştı. Karanlıkta kimin Türk, kimin Rus olduğu zor seçiliyordu. Tek ölçü kafa biçimleriydi. Ruslar uzun kürk başlıklar giydiklerinden kafa siluetleri daha uzundu. Mevzilere ilk giren alaym ikinci taburu Rusları kovalamaya koyuldu. Kanlı boğuşmayı yarasız beresiz atlatan savaşçılar ise sırta tırmanırken, can pazarında dövüşürken terlere bula14 şan iç çamaşırlarının kaskatı kesilmesinden, donuşu kolaylaştıracak buz zerreciklerinin bedenlerini sarmasından korkuyorlardı. Enver Paşa amacına ulaşmış, sırt alınmış, sıra, sırtın hemen gerisindeki Sarıkamış'a girmeye kalmıştı. Sarıkamış yoktu görünürlerde.. Sağa bakıldı, sola bakıldı, dürbünlerle her yan tarandı, mutlu haberler getirecek atlılar gönderildi, boşunaydı... Sonunda facia anlaşıldı. Sarıkamış sekiz kilometre uzaktaydı. Bu yanılgıya eldeki 1/200.000 ölçekli haritanın Oltu paftası neden olmuştu. Paftanın bu bölümünde "Sarıkamış'a gider" anlamında Sarıkamış yazıyordu. Haritacılık tekniğinde yolların uzantısında nereye gidildiğini belirtmek için. Başta Enver Paşa olmak üzere, uydurma haritalarla Kafkasya'nın fethine çıkan herkes yanılmıştı... Sarıkamış'ta bulunan Rus Kafkas Ordusu komutan vekili General Myshlayevski'nin bu sabah aldığı raporlar, Türkler'in Sarıkamış yönünde ilerlediğini doğruluyordu. General, Albay Bukretov'a emir verdi, "Yeni erlerden bölük kurun Türkler'in ilerlemesini durdurun..."

http://genclikcephesi.blogspot.com

5

çavuşlar ortalıkta dolaşıyor. bir araya topluyorlardı. yaklaşıyordu. bağırıyordu: "Uyumayın ha.. başaramaymca umutsuzluk içinde sağa sola koşuyor. Çam dalları tazeydi. parmaklarını ısıtmaya. Penek ile Kosor arasındaki sekiz kilometrelik yolu tam yirmibir saatte aşabildi. Cılız alevlerle isli dumanlar çıkararak yanan ateş sönmeye yüz tutunca yeni dallar kırıp getirmek kimsenin işine gelmiyordu. Bölük buraya. ayakta http://genclikcephesi. kılıç ne varsa onlarla dallan kırıyor. Allahüekber Dağları eteklerine yaklaşabil-mişlerdi. Sabaha doğru. Buz gibi çelik forsep.Albay Hafız Hakkı'nm komutasındaki 10. çarpışmadan sonra da köye dönülmesini önlemişti. tükürükle karışan kan çenesinde ve yanaklarında donmuş. Arada bir garip çığlıklar. çılgınlık olacaktı." Ateş başı bulamayanların. küçük lokmalar girebilecek ölçüde boşluk bırakarak yarayı sardı. Talihi yaver gidenler yakılmış bir ateş görüyor. askerlerini "2. Donma korkusu. Genç subaylar öfkelerinden burunlarından soluyor. Alay. bu çağrılar işe yaramıyor. 15 Doktor Derviş.. imkânsızdı. süngü. Yani askerler saatte 385 metrelik bir hız yapabilmişti. Ormana dalanlar. ellerini bol alkolle yıkayarak sterilize etti. ateş yakamayanlarm durmaksızın kıpırdanması zıplaması dile kolaydı.. Çevresinde toplanan otuz. uyumayın. kirli kırmızı buz kristalleri yüzünü kaplamıştı. Bir kurşun ağzını parçalamış. Ağzında. donmalarını önlemeye çalışıyordu. uykusuzluktan ve dondurucu soğuktan iyice bitkinleşmişti. gece çarpışan.. çarpışırken farkına varamadıkları boş mideleri kemirmeye başlamıştı. Tümenler hedeflerinin 25-30 kilometre gerisindeki yerlere ancak varabilmişler.com 6 . Eldivenleri çıkardı. parçalanan ağzı estetiği bozmayacak biçimde dikmek.blogspot. bilinçsiz adımlarla yürümeye çalışan savaşçılar pusuya düşmüşlerdi. Sarıkamış kuş ucumu 35-40 kilometre uzaklıktaydı. soğuğun etkisi daha artmıştı. geceyi ormanda geçirmeye çalışmak. Gemici fenerinin ışığıyla. Savaşçılar onsekiz saat yürüdükten. tutuşmuyordu. parmaklarının derisini kaldırıyordu. güçlerinin. Kaim eldivenlerle aletleri tutması. Ondört saattir yürüyen savaşçılar yorgunluktan. Korkunç görünüş bir parça giderilebilirdi. Subaylar. makas eline yapışıyor. Yürüyüş hızı emeklemeye dönüştü. sığınacak kuytu yer arıyorlardı. arada aşılması zor Allahüekber Dağları vardı. Son bir metreye yükselen kan küreklerle atıp bir yer açıyorlar. Onbeş saat yol yürüyen. Ağır aksak. Alay'a aniden ateş açıldı. yaralar üzerinde çalışması imkânsızdı. kürek. Oradan ayrılmak. yürüyüşün başlamasından onsekiz saat sonra 91. bundan böyle binbaşının sakal bırakması iyi olacaktı.. Bölük buraya" diye toplamaya çalışıyor. 3. kırk kişi ateşe sokulabilmek için itişip kakışıyordu. Hudut Taburu Komutanı Binbaşı Hilmi'yi tanıyamadı. çünkü askerlerin birçoğu ölmüş. Yırtılan dudaklarından sızan kanların bulaştığı bıyıkları topak topak buz tutmuştu. Bir iki saniye içinde kimseler kalmadı ayakta. birazcık kestirmeden. yaprakları karlara belenmiş çam ağaçlarına saldırmışlardı. direnişlerinin son noktasına gelip zıplayamaz. Alkol uçarken ellerindeki ısıyı da alıp götürmüş.. Bu koşullar altında 91. Enver Paşa biraz gerideki Kızılkilise köyünde gecelenmesine izin vermemiş. Ellerinde kazma. neşter. çamların arasından kalbine çevrilmiş tüfekler kuruntusu. Sıfırın altında yirmibeş dereceyi bulan soğukta. Kibritleri bitene dek didiniyorlar. Zaman zaman ellerini ateşe tutuyor. Doktor Derviş sıhhiyeci erlerini alarak bir kuytuda sargı yeri kurdu. bir daha ateşe sokulamamak demekti. beden ve sinir yorgunluğunu üstlerinden atamadan yola düştüler. Donma korkusu bilinçaltına iyice işlemiş olanlar. Aşırı yorgunluk olanca ağırlığıyla savaşçıların üstüne çökmüş. geceyi uykusuz geçirdikten sonra iki saate yakın çarpışmış. kıpırdanın. yerini umursamazlığa bırakmıştı. Bu kez birazcık ısınabilmek büyük sorun oluyordu. Kolordu birlikleri gece yarısı verilen kısa moladan sonra yeniden yürüyüşe başladı. bir de süngü hücumu yapan bedenler söz dinlemiyordu artık. birçoğu da dondurucu rüzgârdan korunmak için ormana ve Çamurlu-dağ eteklerindeki yamaçlara sığınmışlardı. acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. Derken tipiye çevirdi hava.

Yürüyüş kolunun başı tam ondört saat süren bu ölüm yolculuğundan sonra Allahüekber Dağı'nı aşıp dağın doğu eteğin-deki Beyköy'e ulaştı. Sayım yapıldı. Köy odalarına dağılan savaşçıları büyük tehlike bekliyordu. kendi gözbebekleri gibi koruyan sürücüler kimseleri yaklaştırmıyordu. bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. yapılan yoklamada asker sayısının 1. Bazılarının ellerinde ayaklarında küçük donmalar vardı. çaktı. üstte kalan bacakları boşlukta asılı gibi ileriye uzanmıştı. giysilerin yakalarında. Cinsel organlarının çevresindeki ve koltuk altlarındaki kıllar arasında günlerdir 18 kıpırdanan ve habire üreyen bitlerin ısırmalarını soğuk bedenler fark etmemiş. Çaresiz bitkin savaşçı. Yüzükoyun ya da sırtüstü olanları yoktu insanlar gibi..duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor. kesilecekti. yumuşak yerleri karınlarından dalıyorlar. Yol boyunca sıralanmış donmuşlar. Ruslar'dan kalma bir ateşin başında kürklere bürünmüş Enver Paşa. Allahüekber Dağı'na tırmanmaya başlamadan önce 30. Yürüyüş kolunda öğleden sonra yol kıyısında sıralanan ölmüşlerin sayısı hızla artmaya başladı. kaşınma gereği duymamışlardı. son umutlarıydı. kendilerini bu duruma sokanlara beddualar yağdırmaya harcıyorlardı. Bitler sıcağı görünce dayanamamış. Beyköy'deki bu dinlenmeye bağlıydı. arabalara. soğuktan perişan aksırıklı öksürüklü 1. 16 17 kollar. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya. dağ topu parçaları ve cephane yüklü katırlara. Koca bir tümenden artakalan aç. Sere serpe uzanıştaki rahatlık. Gücünü yitiren hayvan önce bir çöküyor. yumuşaklık yoktu yatışlarında. bu tümenlerin kuş olup uçmalarını bekliyordu. bir yanlarına yatmışlar.400 savaşçının yaşamlarım sürdürmesi. yüzlerinde sürüler halinde dolaşıyorlardı.400'e zor ulaştığı anlaşıldı. sonra o donuğun bir gözünün yuvasının boş kaldığını görmeleri korkuyla titretiyordu savaşçıları. toplara can havliyle tutunmak istiyordu. yürürken elinde olmadan öğürüyor. Kurtlar ise. sürücünün art arda şaklattığı kamçıların uyarısıyla silkinip ayağa kalkıyor. bir erin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını söyler. erzak. Sürücüler buna karşı çıkıyordu. dehşet içinde çığlık atıyor. Donuk hayvanların görünümüyse tek düzeydi. O günlerin nadir canlı tanıklarından yaşlı bir Okulu. Torbanın dibinde. İşte bu tümenler sabah gün doğarken Sarıkamış'a saldıra-.blogspot. Tümen 10. yürüyüş kolu geçtikten sonra döküntülere. Atların. Büyük kazanlara atılmadan bitlerden http://genclikcephesi. fırından yeni çıkmış buram buram tüten ekmeğe benziyordu. sakallarında. çatışma olmadan bir tümen gücündeki bir kuvvetin böyle korkunç bir felakete uğrayışım ilk kez kaydediyordu. atın dudaklarının erişemediği birkaç arpa taneciği. atlara. İyimserlik buna denirdi. odanın sıcaklığıyla ortalığa çıkan bitler. kara bir boşluk gibi gözüken ağızlar ürperticiydi.com 7 . hay kırıyorlardı. Tarih. lyileştirilmediği takdirde kangrene dönüşecek. yürüyenlerin morallerini bozuyordu. donuklara saldıracağını düşünmek sinirlerini yıpratıyordu. 150 savaşçıdan oluşan bölüklerdeki savaşçı sayısı 10-15'e düşmüş. bitkin. Yorgunluktan dermanı kalmayan hayvanları. katırların donarak ölümü farklı olmuyordu. Subay kaybının az oluşu. boyunlarında. Hele arada bir karganın hızla dalıp bir donuğun başına konmasıyla kalkmasının bir olduğunu. Atın dışkısı dahi. çoğunun altında at oluşu ve kendi paralarıyla Erzurum'dan aldıkları kışlık giyeceklerdendi. parçalamaya donukları.300 dolayındaydı. Havaya kalkık bacaklar. Ulumaları yamaçlarda yankılanan kurtların. Açlıktan deşilmişti. derken biraz sonra yeniden yıkılıyordu hayvancağız. hatta bazı bölüklerde kimse kalmamıştı..

. uykusunu almış. Trabzonlu. Allahüekber Dağları'ndan kurt ısırığı üstünde buz kristalleri çiçekler toplayın. 100-150 kişilik Türk kafilesini esir alıp. Enver Paşa savaşla ilgili tüm anıları. çıldırıp donarak teslim olmuştu. Bu dağlarda koç gibi yakışıklı genç bir nesil bütünüyle gitti. Çanakkale Sarıkamış'tan da beterdir. esir Türk askerlerinden acı gerçeği öğrenmişler.. buğday çuvallarını derelere dökmeye başlamıştı. adlarına ne bir film yapıldı. Ve bu yazımı Allahüekber Dağları'nda çıldırarak. böylelikle tifüs hastalığı savaştan daha büyük bir bozguna dönüştü. üç ay geçmeden Ruslar'm imdadına ingilizler.. sosyal destek verilir. sahipsiz bırakmayın. Rus ordusunda savaşan Özbek Türkler'i. Türkler'in savaşmaya hallerinin kalmadığını anlamışlardı. soyundukları elbiselerin karışmasıyla tifüslü bitleri birbirlerine aktarmışlardı.000 Yozgatlı. Sarıkamış'taki komutanlar ise Türkler geliyor diye tüm erzağı. geriden destek getirelim bahanesiyle savaştan kaçmaya başladı. Doy muş. I Türk orduları. daha da soğuk bir yere. ev ev çarpışmalar başladı. Almanya'ya bir iki küçük sınır düzenlemesiyle yetinilip. büyük paralar istiyorlardı. geriye televizyonlarda. koyunlarınıza sokuşturun. Çakıcı gibi çakallara teslim eden devletimize ithaf ediyorum. Alman ve Rus savaş tarihi belgelerine başvurur. Sibirya'ya sürdüler.com 8 . Enver Paşa'nın gözü de bu erzaklardaydı. Afyonlu. Ayakta kalan 1. Ruslar kazandıkları bu büyük savaşı müttefiklerinden gizler. cümlelerini aynen buraya aldığım tarihçi Alptekin Müderrisoğlu. belgeleri yasakladı. kaim kürkler giyinmiş Rus or dusu savaşı kazandığından.. ne anıtı dikildi. donarak ölürken.. Biz ise cumhuriyetimizi. sirkelerine ne demeli. Yeşil gibi. kurtların karınlarından parçaladığı 90. lngilizler'den.000 kişilik ordudan geriye kimse kalmamıştı. her gecesi Sarıkamış'tan acı dokuz yıl sonra bileklerimizle kuracağız. Sokak sokak. Alman subaylar korkudan. Sivaslı. kitabın sonunda yayımlar. Kars'ın.000-1. sağ kaldım diyenlerin çoğu da savaştan sonra Erzurum hastanelerinde öldü. Allahüekber Dağları'nda donarak ölen savaşçıların fotoğraflarını bulup. bitler ve macerasever komutanlara. Allahüekber Dağla-rı'nda. aralarına beni de koyun. inanılmaz kahramanlığı. cumhuriyetlerini daha iyi kurabilmeleri için siyasi.. ısınmış. Sarıkamış kitabını yazmak için çok uğraşır. savaş sonrası Türkler'e Sevr ilan edilirken. bazılarından 4-5 kişi kalmıştı. Geriden destek üç ayda gelmez. Avrupa gazetelerinde her gün Romanya'nın. Fransızlar'dan yardım isterler. Erzurum'un köylerinden bana acılı mektuplar yazan öğretmen kardeşlerim. Ruslar'ın Kafkasya'daki merkez komutanı geri çekilmeye karar vermişti. gazetelerde yakın tarihimizde görüyorsunuz. Bulgar-lar'm izin veririz . bu yoksul halkın başına alikıran başkesen tayin eden alçaklara ithaf ediyorum. itin. bir tümenden geriye 180 asker. Sizler. ne hikâyesi yazıldı. leş kargaları. Rus arşivlerinde. bir bahar günü. yılın en soğuk gecesi. soğuk. Almanya'nın verdiği sözü yerine getirebilmesi için Romanya ve Bulgaristan'ın yol.vermeyiz siyasetleri tartışılırken. dağlarda 90...blogspot. üçkâğıtçının eline kaldık. tarihinin en büyük mekanize üçleriyle Çanakkale'ye saldırır. kurtlar.500 kişilik tümenler can havliyle Sarı kamış'a saldırdı. askerler bilmeden birbirlerine büyük kötülük yapmışlar. Sa19 Urlarını. Avrupa'nın en lüks otellerinde vatansevercilik oynayanları. 20 Türk'ün Türk'ten Başka Düşmanı Yok http://genclikcephesi. Bu yoksul halkı yalnız. ibnenin. Ancak.kurtulunamaz. Diyarbakırlı askerlerin ruhlarında yükselen tarihin bu en büyük trajedisindeki muhteşem asaleti. Kazak Türkleri. geçit izni vermesi gerekiyordu. Bitlerin yumurtalarına.

ama. 22 bu toprakların yüzyıllık insan birikimini bir yana bırakıp. dozerler. fizik. dış dünyayı. o küçük.blogspot. televizyonlarımızı. yarım saat içinde Dağ İndirme Tugayı'yla E-5'i tutup. matbaa makineleri bunlara örnektir. Napolyon döneminde başlattıkları bir tartışmanın evrenini uzun uzun anlatır. ilk yardım konusunda hiçbir şey yapamadığını gördü. Ama. hepsini ezip. ancak. insanî ne kadar duygu varsa. bu göz boyamayla. gözlük camlarımızı. sosyal. partilerimiz ve üniversitelerimiz son yirmi yıldır. hâlâ http://genclikcephesi. pusulayı ne yapsın. bilimsel çalışma yapma zahmetine katlanmadılar! Türkler'de akıl var mı? sorusunu. artık istemesek de biz de. İşte ülkemizde sağcı devletin sağcı kalkınma modeli elli yıldır iktidar ve elli yıllık kalkınma masalları kırk saniyede yerle bir oluyor.-organizasyon olarak. bindörtyüzyıldır namaz kılıyoruz. bugünkü kendi kendine çalışan daktilolarımız. televizyonlar bağışlayıp. Osmanlı'nın çöküş dönemi 17. partilerini. Modern toplum. panel. partilerimizde. üniversitelerimizde. müfredatımızda yoktur. imkânlarını yaşamadan. Kısacası. yönlerini. bilgi çağma. elçi. Biz oryantalizme nefretle baktık. profesyonel ekipler gelinceye kadar. biz bu rakamı. Onbinlerce cep telefonu olan ilgili. ülkemizdeki ri milyonun üstündeki bilgisayarı. oryantalistlerden nefret etti. felsefeyle sorgulamaya. kullanmaya başladık.Cogito dergisinde Klaus Kreiser imzalı bir yazı: "Türkler'de Akıl Var mı?" başlığı altında. elma ağaçtan düşer. ayrıştırmaya başlayıp. bireyin sosyal kalkınmasını öne çıkartıp. sonra. Batılılar. onu yaşamış kabul edip. 18. Bakın. omurilik zedelenmeden arabanın içinde sıkışan adam nasıl çıkartılmalı. bugün Demirel ve sağcı zihniyette kendini ifade eden Özal vahşeti. modernleşmenin başarısı olarak 21 Özal'dan öğrendikleri şekliyle. elektronik çağına atlayabilir miyiz? Hayır. en başında kazma-kürek sapan bilgisini son noktasına taşıdıktan sonra. asker. Batılı-lar'm Türk düşmanı oldukları için. ama. bir kurs. yok ettiler. Bu çağ. fen ve siyasi bilimleri oluşturarak bugünkü akademilerini. Bu ayaktakımına gazeteler. lâiklik. parçaladılar. öğretim konusu. Bunu biz neden akıl edemedik? Çünkü "kasabasından" çıkmamış insanlar. planlama. devasa teknolojilerini oluşturdular. su deniz kıyısında şu derecede kaynar ve yanında kralların karşısında insanı. çürümüş ahlâktan koca bir uygarlığa girdik. oryantalistler kadar inceleme. kimya. Deprem rakamı büyükse de. müziği. kendi topraklarını. iki saat içinde onbinlerce doğal uzman Zonguldak madencilerini yöreye gönderemedik. dar kasabalarında zaten biliyorlar.. onlardan öğrendiğimiz gibi alıp. övgüyle manşete çektiler! Modern toplumun verilerini. ahlâki. bütün dünya da yeniden büyük bir rezillik-kepazelik duyguları içinde bir daha soruyoruz. akademilerimizi. bize çağ atlattılar. bizi aşağıladıklarını savunduk. kutsal gördüler. iki kere iki dört eder. bir milyon internet kullanıcısını ve dünya rekoruna ulaşan cep telefonu talebini rakamlarla verip. beş-altı yılda trafik kazalarının yekûnundan biliyoruz. gelişen teknolojiyi anlama çabaları üzerine bir "Doğu" tartışması başlatır. matematik ve edebiyat. kazma-kürek'i kullanamadığımızı gördük. bu topraklarda hiç denemeden. barbarlığı aşma yetenekleri. siyasi yapılarını. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden de bu buluşu için ödül almıştır.com 9 . 200 yıldır. Türkler'in dini. "ayaktakımını" iktidar yaptılar. büyük bir sosyal. bin yıllık. ağaçlarım. o dar kasabadan. şehirlerimizi. seyyahların Doğu gözlemleri sonrasında Avrupa'da. Bizler ise. Ezcümle. "kalkınmanın". hipnozundan hâlâ kurtulamamıştır. bir kişinin parmağı kesildiğinde ne yapmalı. "mekanik" bir çağ başlattı. yine de. İlk olarak. seccadeye pusula koymayı bir İngiliz tüccar akıl etmiş. Sadece para kazanmayı değil. Hürriyet ve benzeri sağcı holdingci kalkınmanın gazeteleri depremden bir gün önce. güya uzman. son ikiyüzyılm Türk aydınları. yüzyılda Doğu'ya gezide bulunmuş din adamı. "kanlısını" daha makbul. şeriatçılık gibi mezhepsel konular tartışır! Özal'ın çağ atlatan bu vahşetine tüm aydınlar iman etmiş. Bu tartışma "oryantalizm"in temellerini oluşturur.

ağabeyim. ikinci olarak. bin yıldır içimizden bir kişi çıkıp. şimdi kalabalıklaştık.com 10 . ben sapık mıyım. kitleleri. güneydoğudan. üstelik kafatasçı herifleri. ayakkabılarımızı cami içinde çalınmayacak şekilde ku-tulayacak bir sistem geliştiremedi. insan olma noktasında başlıyor.. Türk milliyetçilerinin en kutsal ismi Gün Sazak ailesinden 23 Fenerbahçe Başkanı Güven Sazak'ın inşaatları altında binlerce insan kaldı. herkes gelişigüzel küfrediyor. işte bunu düşündüğümde zırıl zırıl ağlamaktan kendimi kurtaramıyorum. mezhep. Israiloğulları. Bahçeli'yi. 24 ailemden babam. siyasilerden başsağlığı mesajları ağırıma gidiyor. ben hiçbir şey olmamış gibi gömleğimi ütülüyor. küçük bebelerin ölüm görüntüleriyle kendilerini saklamayı başarıyorlar! İlk iki gün felaket görüntülerine rağmen endişe. kepazelik duyguları içinde izliyorum. duvar gibi suratla ayaktayım. insanlığın bölüşme. kırk televizyonun sahipleri de bu ayaktakımınm ortaklarıdır! Şimdi de. büyük yapıları. on binlerce başsağlığı mesajı. televizyonlar. hiç değilse bundan sonra. çıplak ayaklı bebeğini koltuğunun altına alıp. Eskiden kasabamızda herkesin ayakkabısı. ağlayacağımız nokta. trafik kazalarından. yerle bir etti. organize etmek. Kudüs'ü. Yılmaz'ı rezillik. Yunan. dokuz ışık gibi kasaba zekâsıyla çözümlememiz mümkün değil. biçimsiz küfürlerin. Hadi. biri Japonlar. soğuk. Şimdi. sonra. Şimdi diyorum. işte. o dar kasaba evreninde belliydi. on ışıkla ülkeyi yine kurtarırdı.. Kızıldeniz'de Musa'nın asası önünde yarılan yerkabuğu. kırk televizyondan bir tanesi yıkılanın "sağcı ahlâk". ülkücülük.. ilkin Mısır terk ettiler. Diyarbakırlı yoksul bir kadının. ayaktakımını iktidar yaparsak. holdinglerine. bizi. bakanların onca korumasına rağmen camilerimizde ayakkabı çalınmasının önüne geçilemedi. Türkeş yaşasaydı. doktora mı görünmeliyim. yüzyıl önce tüm Budist tapmaklarını yakıp. bizi güya Türk'ten başka her şeye düşman yapanlara anlatamadık! Yıllar önce annem öldüğünde de böyle olmuştu. Evrende bir toz zerresi gibi dünya kabuğu üstünde insan olduğumuzu. kurumlarına yüzyıldır anlatamıyoruz. Karabekir http://genclikcephesi. çok savaş. büyük bir galaksi evreninde birbirimizin elini tutmaya çalıştığımız o anlar. yüzlerce insan başsağlığı diliyor. panik duymamam ve hiç ağlayamamarn. milliyetçilik. başıboş serseri isyanların enkazı altında kaldık. Evet. îsrailoğullarına yeni bir yön gösterdi. smıf demeden. felaketin "sağcı zihniyet" olduğunu göstermemek için. Yunanlı kızların kan verme görüntüleri.blogspot. Başbakanların. kasabanın ayaktakımı tüccarlarına. bizi Yunan'a. ama. işkencelerden ölüme katlanma becerimiz çok büyümüş. stadyuma giren Türk ekibini ayakta alkışladığını görünce. naylon sidik torbası yüzüyle Ecevit'i. Tarihimizin en büyük felaketi olmuş. cephe görmüş komutanlar gibi duvarlaş-mışız. hayır. Mısır. gibi duygulara yol açtı. Ne zaman ki. Kazım Kara-bekir Paşa. tellerim koptu ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Gölcük'te açılan. kutsal camilerimizde bile her cuma onlarca ayakkabı çalınır. kasaba müftüsü bu adamları. her zaman işte bu açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. Diyarbakır'a. dokuz ışığa bir de depremcilik maddesini ekler. "başımız sağolsun" deseydi. diyorum ki. ikincisi. Rauf Orbay Paşa TV'ye çıkıp. Mustafa Kemal. kılım kıpırdamıyor. gazeteler bu isimlere bir küçük eleştiri getirsinler. din. zihnimden geçiriyorum. bizim yönümüzü gösterir! Kasaba tüccarı.kasabanın yön bilgisiyle kıblemizi bulmaya çalışıyoruz. Doğu topraklarında iki tane Doğulu olmayan halk vardır. o sarılma! Bölüşmeye ve yardımlaşmaya "açız"! Felaketler sonrası değil. dudaklarımız kurumuş beklediğimiz.. daha çok yüz binlerce insanımızın kafatası beton bloklar altında kırılır! Bindörtyüz yıldır cuma namazı kılarız. "annemiz öldü" dediğiudc. yeti göğü yırtan bir feryatla kendimi kaybettim. Dünya atletizm şampiyonasında tüm dünya sporcularının. yardımlaşma. bir naylon torba arpa şehriyesini kampanyaya bağışlaması. yarılan yerkabukları da. kimin ne giydiği.

Kardeşlerim. o incecik biçimli. onlara sorsak. Belleklerini uyaracak hiçbir facia. bu25 nu. sonsuza dek. sizle neden birlik olalım. tartışmaya. renkli saç tokalarım aynı sahillerde takıp. geçtiğimiz yirmi yıl size. bu bağırsak yiyici. Bin yıl türküsünü söyledik ama "bir kazmayla bir kürek" alıp mezarını kazamadık. hurdayız. doymayın. Bir müddet sonra hafızalarından silinir. sonra Bulgaristan göçleri. tabiatın koynunda hepimiz mışıl mışıl uyurduk. deniz suyuyla seviştikleri.. "sağcı" ahlâğın. sonra Irak'tan kaçanlarm yollarda telef oluşu. üzüntü duydukları. davaya. ülkelerini çok sevdikleri için değil. iman. artık bitmiş tükenmiş vicdanımız değil. bizi de müteahhit mi sanıyorlar. panik. ey ülkemin genç kızları. o gözleri kapkara bir leke yapana kadar hurdayız. işte felaket asrı oldu. felaketlerin felaketidir. Özal'a. zihinlerini hiç meşgul etmediği için. bitirdi koca ülkeyi!. ideolojisini de öğretemediyse. hepsini gördünüz. yaşamak için hayvan gibi sürekli "unutmak" zorundadır. parçalayana. yaşamaz. On yedi yaşındaki genç kızın uyurken. Sedat Peker deprem yardımı çadırında mehter çalıp yardım eden ülkücülerin yanma! Mandanın suya sıçarken çıkardığı sesten beter bu insanların suratlarını yalayın.Paşam. beraberlik günüymüş. ahlâkı! Türk tarihinin 12 Eylül'den bugüne yirmi yıl içinde.. Kardeşlerim. holdingleri. Tanrı'nın bir cezasıydı. aslında "dünyayı unutma" şeklidir. milletimize. yabani bir kara öküzün ayak tırnaklarına benzer. sonra Susurluk. hurdayız. Taş üstünde taş kalmamış. ülkeleri zehirleyen en ağır siyasi radyasyondur. bu bedenleri neden taşıyoruz. Çünkü sağcılaşmış insan. kuş yüzlü çocukları kalkın ayağa! Gün birlik. tüm bu duygulan normal insanlar yaşar. Avustralya köylerinde yer arayalım kendimize. beyanat veriyorlar. hepimizin başı sağolsun. Saldırganlıkları. parçaladı. Sağcılık hayra alâmet değildir. otladıkları çimenliğe. "rüyaları" bozuluyor. öfke. Sağcılık tarihinin en büyük uğursuzluğu. devlet oluşunu. Orbay Paşam. gidin stadyumun yanında açılmış. dış dünyada olup biten büyük felaketler dahi zihinlerinde iz bırakmaz. vahşi herif devleti yönettiği müddetçe hangi beraberlikmiş bu. Bizi. Dışarıda olup bitenler. yeterince birlik. beyin emici yüz binlerce ahlâksız. bin bir yoksulluğun içinden kurtardığın halkı. memurları. sonra on binlerce insanın işkencede öldürülmesi. boynuz darbeleriyle kendilerini savunurlar. bir ve iki Bosna ve Kosova mezalimi. bok torbasına dönmüş vicdanlarımız utanmayacaksa uçsuz bucaksız okyanus adalarına siktirolup gidelim. yoncalığa başka gölgeler giriyor diye. sonra Güneydoğu'da otuz bin ölü. Çünkü sağcı insan. http://genclikcephesi. Demirel'e bağlılık. eylem türü yoktur. Lidere. büyük çöküş ve yükseliş anlarında ortaya çıkar. saçlarında unuttuğu tokası. daha büyük gaddarlık hiç görülmemiş. o melek göğüslü genç kızlar. bu yüzden suratları. eleştirmeye. sonra. kargaşa.com 11 . İşte devasa bir çöküş anında. öç duygusu yaşatacak. beraberlik olup kan kustunuz. 26 Keşke.blogspot. Yirminci asır Türk asrı olacaktı. Türkeş'e.. omurilikleriyle dışarı çıkartana dek. oynaştıkları günleri görene kadar. Yere göğe yemin olsun. unutmadır. Milletlerin karakterleri. halkımıza. siyasilerin gözbebeklerinin oyuklarının içinde hamamböceklerini tam dibinde ezip. Vicdanlarımız utanmayacaksa. başsağlığı dileyecek hiç kimsemiz kalmamıştır. sizi kurtaramayacaktır! Bir yerlerde hâlâ "sağcı devleti" sağcı kadroları alkışlıyorsanız. ayaktakımınm iktidarını. O çakal. bu topraklarda benim kadar dile getiren yazar yoktur.. televizyonları. bu Özal vahşetinin sırtlanları. Bitişi olmayan bir sersemlik halidir sağcılık. sırtlan müteahhitlerin beton bloklarından kefen olmaz. önce ülkemizde iç savaş. halkları düşman kılan. insan haklarına. yerkabuğu yarılıp hepimizi içine alsaydı. Müteahhitlerin. beton blokun sert hışmıyla kafatasma demir çivi gibi saplanması. o saç tokalarının intikamını alacağız. bir daha yalayın!. telaş. "sağcı zihniyetin" kadroları. işte alevin. Götlerinde asılı kuyrukları çekip. başka hiçbir güç. bilime düşmandırlar. Otuz bin kişinin ölümünü dahi senaryo olarak görürler. dış dünyayı bir rüyaymış gibi görürler.

Tarak dişlerindeki açıklığa göçük altında. televizyonlarında bağırıyorlar: Birlik olacak mıyız? Elinizden ne gelir artık. okuluna yeni hazırlanan çocukların resim defterleri artık olmayacak mı. sağcılara göre. yapılacak yüz binlerce ev var diye demeçler vermeye çoktan başladı. siyasi liderler. talan eden de onlar değil miydi? Dağdaki iki çobanın üstüne milyarlık helikopterleriyle otuz bin kişilik askerî kuvvetleri çullandırıp. delilik. alev. bu hayvanların beslenme alışkanlıkları böyle. denizin ve takımyıldızlarının ve dağlardan esen rüzgârların sevinçle dinlendiği o yer. Allah neden artık azraillerini milli eğitim. ancak çamur yapmak. bu yüzbinlerce delirmiş. on-binlerce http://genclikcephesi. solucan kanıyla büyümüş sağcılar. Güneydoğu'da. dağın başında birbirlerine kerpiç damın altında sarılıp uyuyan zavallı insanların. kurt." diye korkuyla bağırıyor. "birlik ve beraberlik tanrısı" adma. liderlerine sorsak. Ceset kokularına musallat olan çakalları devlet kadrolarına yerleştiren ülkemin "imanlı" "milli" nesillerin yüzyıllık mücadelesi.öldürmenin bunca sapıkçası. holdingler. kapıdan kovuldular. Çörtük'ün Ankara'daki Bayındır Hastane-si'nde tek bir depremzede yok. Koç. kılıktan kılığa giren siyasileri. canilik kusan. deniz kıyısında çalkalanan suları artık seyredemeyecekler mi? Denizlerin içindeki balık sürülerini.blogspot. Sabancı. bir eliyle de mumyalanmış kulaklarını kaşıyıp "Üstesinden geliriz" diyor. azmanlaşmış burun deliklerini tüm ülkeyi yutacak kadar açıp. "Ne yapalım Allah'ın afeti. çöl sırtlanı gibi ceset kokusunun hayaliyle uyurlar. Susurluk'ta da. Dünyadan akan yardım paralarını gören müteahhitler el ovuşturup. "Amca amca kardeşim öldü. medyacıları. akrep. cinleriyle bizi cezalandırdığı yer! Tanrı bizi cezalandırmak için sağcı müteahhitleri mi seçti. şimdi büyücü. sağcı. yemek zorunda devlet! Şimdi öldü mü otuz bin insan. Kardeşlerim. manyaklık. beton blok kefenlerinin üstüne üç tane de baykuş dikmek. uykusuna. on yedi yaşında genç kızların göğüslerinde bitmeyen bir korkulu rüya gibi çöreklenen. müneccim din adamlarına. Ceset kokuları hoşlarına gider. yorgan içlerini dahi kamalarla. devlet her bir yurttaşa miğfer mi dağıtsın" diyorlar! Kafatasları. ülkemizin. bu çamurdan ideolojik tabletler yapıp. kopmuş organlarını kurban diye veriyoruz. aptallık. bir yaşındaki çocukların kafasına korkunç betonları indirmeleri. gazetecisi. bir güvercin yumurtası gibi kırılırken. zebanicesi görülmedi ve hepsi sağcı zihniyetin ideolojilerinde. Allah'ın arslanı. ne yapalım. partilisi şişirilmiş borsaları.com 12 . mahşerimsi o yer kâbus değildi. Allah'ın bir cezası. Bayındırlık Bakanlığı. gencecik çocukların. Malkoçoğlu artık müteahhitler mi? Sağcı ahlâkın ta kendisi bu çakallar!. ya da camilerden seçiyor? Çakal. Çörtükler. uçsuz bucaksız ovalardaki koyun. Tıkabasa yedikten sonra. Kesimhaneler-deki kuzular daha şanslı. yazarı. üniversite kapısında. tek ayağı parça parça ezilip morarmış genç kızların. enkazın beton deliğinden ağlayarak çıkan küçük kız. bebeklerin ağzından yüzyıldır sütü emmekle doymuyorlar. bıçaklarla delik deşik eden bunlar değil miydi? Gecekondusunda. ekonomi yeni paralarla canlandı. atölyesinde.. genç kızların saç tokaları. amca amca ne olur annemi de kurtar. sanayileşmenin gözbebeği. yastıklarını. bizi kötülüklere karşı koruyan bağışlayıcı Tanrı'nın iblis. tek yanağı gül yaprağı gibi kokmuş bebeleri. çürümüşlük püsküren gözlerin sahibi bu insanlar değil miydi? Mağaralılaşmış sırtlan delegelerle doldurulmuş partilerinde milyonlarca minicik çiçek tozunu. sağcı devlet ve onun uğursuz lideri. holdinglerinde. Bu milli korkuluğu ayakta tutan gizli direkler.. sağcı ahlâğın ağzında baldan zamklaşana kadar. akşamları. tüm bu hayvanların karma organlarıyla karışmış. kuzu sürülerini yağmalayan. Kameralar gösteriyor. Küçük kardeşim. işte sağlık bakanı baykuştan beter. yüzlerce üniversitede. yerkabuğu yarıklarından daha ağır bu en korkunç beton sütunla27 rı on yedi yaşındaki genç kızların üstüne indirirken. kes sesini! Annenin cesedi.

Ancak "Zeus" değildi. sizden de.. ke-mirterek kemiklerini. yardımsever dualarınıza yetişemediği için. o yerde. insanlığın hiçbir mucizesinin artık onları kurtaramayacak olması. Bataklığa gömülen yılanlar gibi. devletlerinin. özür dileriz! Kemalizmin Yan Etkileri Mustafa Kemal kahraman bir devrimci ve Cumhuriyet'in kurucusudur.ilköğretim okulunda. müteahhitler.. bu halkın milyar dolarlarıyla getirip. karıncaların bile yuva yapamayacağı kadar pestilleş-miş taş blok aracıkları onlara dinlerinin. bu adamlar değil miydi? Masallarımızda tanıdığımız en büyük korku "gulyabani" idi. bir koridor mu hayatlarında. Demirlerin. henüz piyasaya çıkmadan. Bir labirent mi vardı. çok görüp. dininizden de. çünkü kemalistler. pelteleştiği ve elle tutulmaz hale gelip. yarısı kafatasma karışmış. iri suratlı. cesetlerimiz. bir insan bulamacına dönüştüğü. Amerika'dan. işkence aletlerini. çocuğu. gecenin en güzel uykusundan. alkışlarla. etten lehim gibi birbirlerinin bağırsaklarına. aynı taş blok altında ezilip. cam parçalarının karınlarının boş bağırsaklarını deşip. bedeninden kurtulmaya çabalarken. bunu bu sağcı partiler. tarihi..com 13 . joplarım. Gece. Mustafa Kemal bugün yaşasaydı.. kalkmıyoruz masallarıyla Türkiye'ye. daha canavarca. artık korkudan solumayı unuttuğu. kendi nefeslerinin bir müddet sonra dünyanın en ağır zehirli otundan daha hızla kendilerini öldürdüğü. Kemalizmi zararlı cemiyetler içinde sayardı. şimdi mezarları bilmeceler bilmecesi. kırk televizyonda minicik çocukların beyinlerine tıka basa dolduran bunlar değil iniydi? Dünyanın daha hiç kullanılmamış. müteahhitlerinin.. yoksul halkı parçalayanlar bu insanlar değil miydi? Emniyetin damından atladı diyen resmi rakamlara göre üçyüzelli. harp okullarından tıp fakültelerine tek adam mitolojisiyle açıklamaya mecbur kılmış ve hiçbir reform gerçekleştirememiş. morarıp. onbin-lerce insan nasıl telef edebilirdi. onluk demirlerin ağız boşluklarından dillerini ortadan yarıp geçtiği. Sayın müftüm. tesettüre uygun olmayan görüntülerle beton blokların altında erik kadar memelerini tüm dünya televizyonları gördüğü için sizden de. sivil rakamlara göre ikibin kişiyi intihar ettirenler. dünya tarihinin en büyük canavarını günlerce televizyondan izliyor. dördünde de cumhuriyeti. ağır sıcak altında çürüyüp. karısı.. 12 Mart Darbesi. gömüldükleri taş blokların içinden. bağışsever dayanışmasının bir armağanıydı! O karınca yuvalarını da dünyaya daha fazla rezil olmayalım diye.blogspot. suratlarına banıp kilitlendikleri o anda. ülkemizi dünyaya rezil ettiğimiz için devletimizden özür dileriz. kurtarmak için çabalatmaya çalıştığı ayak bileklerindeki kemiklerini betona demire kemirtip. "yukarıdan emir ve talimatlar" dışında hiçbir varlık gösterememişlerdir. birbirine kucağında bulanmış. genç kızlarımız on dört yaşında gecenin bir yarısında. çiğlik dahi atamadan boğularak öldüklerim. 1960 İhtilali. yarı me~ 28 29 lek eziği. Sayın Diyanet Başkanı. imdat seslerini ıslıksı hırıltılarla. http://genclikcephesi. ilkokuldan üniversiteye. 12 Eylül ve son olarak 28 Şubat gizli darbesiyle yönetime dört kez el koymuş. denenmemiş. kurtarma ekiplerini kovdular! Bebelerin kırılan kafataslarından büyük sıcakla yumurta akı gibi akan beyinlerini tüm kameralar görüp. yarısı kadınının yüz parçaya kırılmış bacak kemikleri. övgülerle. Beton blokların çene kemiklerini kırdığı. Sırf bu yönüyle hayranlık verici bir lider ve her türlü tartışmanın üstündedir. Artık yunus balığı kadar neşeli ve sessiz çocuklar. çocuğunun kıkırdak elleriyle. en pahalı teknolojik silahlarını. holdingler dışında kimse başaramazdı. beton blokların içine gömülüp. çarşafa sarılmış bir heyula karabasan gibi gelirdi. dininizden de özür dileriz. hava alamayacak kadar daracık enkaz altında. ülkeyi.

Paranoyalaşan bu sevgiyi. temsilcileri büyük çapta dergiler çıkardılar. Osmanlı'nın son asrında asker alınabilen. On binlerce köylü dergisi tek tek köylere gönderildi. Hatta. Ve ülkelerini seve seve her defasında bu 30 31 hale getireceklerdir. uygulandı. Mahmud'dan o güne yürürlükteydi. Abdülhamid döneminde tarlatarım çalışmaları aydınlar tarafından en çok tartışılan konuydu. çünkü başkaları vergi vermiyor. şeriatı püskürtmek düşünceleri. yani fonetik alfabe Türkçe'ye uygundu. Orman Çiftliği. ya susturmuş.com 14 . avuntuları olmuştur. Mesela Harf İnkılabım Mustafa Kemal icat etmedi. İlginç olacak ama olsun. Ve her kemalist darbe. Konya'nın başkent olmasını talep ediyorlardı. Anadolu'ya gitmek fikri büyük siyasi oluşumlara. köye. Mi-sak-ı Milli düşüncesinin oluşması da Mustafa Kemal'e ait değildir. Meşrutiyet'ten beri vardı. görüldü ki vergi ve asker Anadolu'dan geliyordu. Mesela Müslüman Türk zengin yaratma fikri. Mesela başkentin Ankara olması fikri de Mustafa Kemal'in 32 değildi.. http://genclikcephesi. o düşünceler bu toprakların aydınları tarafından otuz-kırk yıldır tartışılıyordu. bir fikirdir öğrenelim. Ve yine 28 Şubat gizli darbesiyle okumuş solcu aydın kadrolar. Kılık Kıyafet Kanununu da icat eden Mustafa Kemal değildi. asker çoktan devrimci yenilikler yapmıştı. akımlara yol açtı. Mustafa Suphi de bu gruptaydı. yani milli sınırlar fikri son yüzyılda doğup gelişti. hepimizin yapması gerekir. kemalizmin peşinden koşarak bir kez daha intihar etmişler. Bu yüzden onlara Kral Lear'm yalaka kızları gibi "yağ çeken" burjuva ve holding aydınları gibi değil. Kral Lear'm tek gerçekçi kızı Cordelia gibi soğuk bir onurla gerçeği yüzlerine karşı söylemek zorundayız. Osmanlı aydınları içinde Anadolucular grubu vardı. Mesela ziraat faaliyetlerini de başlatan Mustafa Kemal değildi. kardeşçe. bu darbelerin sonu gelmeyecek ve bu insanlar ülkelerini sevmekten geri kalmayacak. Mesela. Velhasıl kemalistlere bir çift lafım var. Mustafa Kemal bunu da köklü bir çözüme soktu. Bu fikri de Mustafa Kemal devrimci kimliğiyle hayata soktu. Osmanlı aydınları alfabeyi uzun yıllar tartıştı. Misak-ı Milli. mesela. ve büyük bir kısmı da bugünkü haritamızın dışında kaldı. asker vermiyordu. ilk alfabe değişikliği Azeriler'den geldi. II. Sonra Enver Paşa Osmanlıca'ya sesli harfleri soktu. Mesela İzmir İktisat Kongresi'nde alman kararların düşünceleri tek başına Mustafa Kemal'in değildi. çekip çeviren Mustafa Kemal oldu. ancak savaşlar araya girince kapitülasyonların kaldırılması Mustafa Kemal'e kaldı. Cumhuriyet günlerinden çok daha ileride tartışmalar yapıldı. okumuş aydın kadroları ya tasfiye etmiş.Kemalistlerin tüm darbe girişimleri burjuvanın işine yaramıştır. Reji İdaresinin kaldırılması fikri meşrutiyetçilerindi. Mesela. ya da onları tedirgin bir sevgi gösterisi şovuyla yıpratmış. pasifize etmiştir. vergi toplanabilen topraklar kendiliğinden Anadolu olarak belirdi. Atatürk'ten önce de vardı. Kemalizm hastalığını hep birlikte aşmak zorundayız. Hiç kimsenin başka da şansı yoktur. bu güzel Cum-huriyet'in önderi Mustafa Kemal ve bu güzel toprakların onurlu geleceği için birilerinin. Bunu. saray. erkekçe karşılarına çıkıp. bunu da adam eden.blogspot. bunaltıcı sadiz-minden çabucak ayırdetmek zorundayız.

Galeyan kültürü dünya üstünde en çok Kuzey Kore. kulluktan yurttaş yaptıkları insanların başlarına iniyor. kendileri uyguladı.. Ittihatçılar'm B takımı sayılan Kuvayı Milliyeciler ise hem İstiklâl Savaşı yaptılar.. Abdülhamid'in diktacı yönetimine rağmen askerî kadrolar iki büyük devrimci kuşak çıkarttı. kemalistlerin elinde taş bir baltaya dönüşüyor. Yani işsizlik. emir ve talimatlarla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar? Ve neden. bugünün kemalist kadroları. açlık üzerine sokağa çıkmak yasak. o günün savaşlarını dahi bir tiyatro.. tarih. Türk kültürü ve kurumları fikri de Mustafa Kemal'in değildi. Kemalist kadrolar lojmanlarından çıkmıyorlar. ölüme kendileri yürüdü. övgüye değer bulunuyor. An„ . Anadolu topraklarında çığır açan Mustafa Kemal'in düşünceleri.tartışmaları es geçiyoruz. bağışlar. Mustafa Kemal bu topraklar üzerinde yapılmış fikrî tartışmaları en yakından izleyen adamdı. Kemalizmi var eden duygu: Galeyan kültürü. padişah için çalışmaktı. onlar için şeref. dünyayı böyle okumuş. Oysa. böyle anlamışlardı. Alay gibi meydanda savaşacak tek bir adam kalmadı. Osmanlı aydınları tüm bu konularda çok uzun tartışmalar yapmışlar.. eline Atatürk posterleri alıp sokağa dökülüyor. Mustafa Kemal'in sayesinde analarından yurttaş doğdu. Ama neden. tarih çalışmaları bilimsel eserlerini vermeye başlamıştı. arka plandaki bu aydınları. Ve yalnız onları alkışlayan: Koç Holding ve Aydın Doğan'm militan-ke-malist ekranları. okumuyorlar. bayrak. Ve neden cumhuriyet kadroları kulluk-kölelik düzeni hanedanı devirdikleri halde "devrimci" bir kuşak yetiştiremedi? Ve Osmanlı paşaları. bir roman. dil. beyni çocukluğundan beri yıkanmış kitleler gelir. analarından kul-köle doğmuşlardı. Buna rağmen padişaha başkaldırdılar. Bu yüzden çılgınlar gibi okudular.Mesela. çılgınlar gibi savaştılar. meydanlarda kendileri öldü.blogspot. idareyi ele geçirdiklerinde. Holding ekran ve yazarlarının gazıyla halk. hem cumhuriyeti kurdular. 57. Kemalist galeyanların tipik özelliklerini de öğreniyoruz. kimlik gösterilerine davet ediliyor. marşlarla ayağa kalkıp. serbest. cumhuriyet kadroları siyasi liderlerine tapman. Şova dönüşen mitingler. Ama. Yalnızca galeyana geldiğinde "yurttaşlıkla" ödüllendirilip. bir sinema. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan da iyi biliyor ki. tartıştılar. Atatürk denilince. başöğretmen gibi değil. Ve kemalist kadrolar Mustafa Kemal'den bugüne dünya devletleri içinde silaha en çok para ödeyen insanlar oldular. Mustafa Kemal gibi okumuyor. hiç kimseye boyun eğmeleri gerekmiyordu. Cumhuriyet kadrolarının emir ve talimat verme lüksleri yoktu. yoksul milyonların önüne geçip emrediyorlar. Emir verecek. tartışmıyorlar. Sindirilmiş halk. 33 cak cumhuriyet kadroları. http://genclikcephesi. İnsana çıldırtıcı bir şaka gibi geliyor. hayatının hiçbir yerinde 34 "yurttaş" olamıyor. ibadet eden kadrolar çıkardı? Çünkü İttihatçı ve Kuvacı kadrolar hayatı savaş meydanlarında öğrendiler. Galeyana ancak. kendileri ayağa kalktı. takipçisi ve devrimcisi oldu. Irak ve İran'da yaşıyor. talimat verecek kimse yoktu. tarlalarda kendileri çalıştı.com 15 . Bir de bizde. Gerçek o ki. ödüller. bir şiirin estetik becerisine getirmekten yoksun. Peki neden şimdi. Birinciler. müsaade edilmiş bir galeyan. Ve bu topraklar üstünde halk. tartışmıyor. Açlığı kendileri çekti. meşrutiyeti ilan etti. ilkokuldan üniversiteye Mustafa Kemal'i tek adam olarak okutuyor. başı okşanıyor. Ve neden dört defa darbe yapan kemalistler. İttihatçılar Birinci Dünya Savaşı'nda heba oldular.

Ülke sevgimiz. Kemalistler henüz . Sahip Olmak ya da Olmak adlı kitabında pazar ekonomisi karakter biçimini anlatır. doğrudan sağlarlar. Siyasetin binbir cilvesinden habersizdirler. ikiyüzlü riyakâr tavra girmez. hayatta olan bir önder çıkartamamışlardır. gösteriyle sunarlar. Kral Lear. Ve Mustafa Kemal ile hanedanlık. Biz vermeyiz.. Kemalistler sık sık medyadan ve halktan Kral Lear'm riyakâr kızlarından istediğini isterler: Sevgi. bunamış babalarım "idare" etmektedirler. Ve bu oyun her defasında yine oynanır. ülke toprağını kızlarına paylaştırır ve bunadığmda yanıldığını. onurla. apartman önündeki bahçeyi düzenlemek gelir.. ancak.. Tek değişiklik ilkinde kişiliklerin.. Kral Lear'm yalaka kızları gibi sevgilerini şımararak. kopartmakta oldukları ballı.. Kralı artık halk seçecektir. Cordelia gibi soylu. Çünkü. araştırarak. Tanımayacağız.. Dünya edebiyatının bu ünlü klasiklerini yüz defa okuyun. ülke topraklarından kopardıkları. ülke toprağını tapulu malları gibi görürler. Yalnız Cordelia dürüst davranır. Çünkü bizler. sarayın içinde kızlarından kendisine sevgilerini dile getirmelerini ister.com 16 .. çözüm için sosyal mantığı allak bullak eden emirler dışında ellerinden bir şey gelmez.Her şeye rağmen kemalistler "saf" insanlardır. Ve Koç Holding ve Aydın Doğan türü kurumlar. soylu bir adalet duygusuyla olur. "pazar karakteri" der adına. köpüre-rek. bir daha hangi hakla onları kalleşlikle. Sivil hayat denildiğinde akıllarına balık avlamak. Babasının sevgisine şov ve gösteri uğruna ikiyüzlülükle cevap vermez. Ve kemalistler. vermeyeceğiz. midesi bulanır. tarihin bu en büyük oyunlarından biri Kral Lear'de olduğu gibi. Bu aşağılık sevgi gösterilerine pabuç bırakacak ülke ve memleket sevgimiz yoktur. yaşayan. Sert bir iklimde zor bir hayat yaşarlar ve kendilerini anlamayanları toplum dışına atarlar. halkın eline geçmiştir. Boksullar Çağımızın ünlü bilimadamı Erich Fromm. Bunu en çok Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalar ve onların aydınları fazlasıyla verir. Kişilik pazarının değerleme ilkeleri açısından mal ve eşya satılan piyasalardan hiçbir farkı yoktur.. onlar ülke topraklarının yağlı parçalarını çoktan kapmışlar. yağlı parçaların hatırı içindir. devraldıkları toprağı yalakalık gösterileriyle yönetemezler. Kemalistler Kral Lear gibi. Lear. taş yürekli. o topraklar üstünde krallık süreceklerse. bu numarayı yerler. Bir ülkeyi yönetecek insanlar. Sosyal hastalıklardan büyük endişe ve üzüntü duyarlar. tarihimizin en büyük devrimi gibi görmekteyiz. Kral Lear.. Sevgi35 sinden emindir. direnişle. bağırarak. babalarına gösteri olsun diye yüz vermezler.. kızlarına ülke topraklarım dağıtmışsa.. Her defasında nedense Koç Holding ve Aydın Doğan türü burjuvalarla uzlaşırlar. "Yüce bir ruhla çocuksu bir dimağ birleşmiştir." http://genclikcephesi.. bağımsızlıkla. sevgisizlikle suçlayabilir? Çünkü. onurlu insanlar. sorgulayarak. ancak gösterişli kravatlı bu insanları şöyle anlatır: "Yani insan kişilik pazarının malı olmuş gibidir. Hiyerarşiyi reddeden her türlü fikre karşıdırlar.. Sessiz bir gururla babasına "hiç" der. delirerek bize "hain" diye bağırır. aleni sevgi gösterileri ister. tartışarak değil. Oysa Kral Lear'ı gerçekten seven yalnız Cordelia'dır. aldatıldığını delirerek bağırır. Duygu bakımından bir dev olan Lear. kısaca. her darbe öncesi ve sonrası. kafa bakımından gelişmemiş bir çocuk gibidir". Kararlarını zorla kabul ettirebilecekleri yönetici sınıfı her zaman bulmuşlardır. halktan ve medyadan. Bu yüzden hiçbir "kral" tanımıyoruz. eleştirmenlerin Kral Lear için söyledikleri gibi. Yalakaların ülke sevgisi.blogspot. padişah gibi. Her defasında "zoraki" metotları bir öncekinin aynısı olarak kullanırlar. Kemalistler. Adaleti. Mustafa Kemal'in devrimlerini. ikincisinde de malların satılıyor olmasındadır. Karanlık ruhlu.

Bu karaktere sahip insanlar.." Onların dostları da eşyaları gibidir. kışın. Getir. Çünkü pazarda her an yeni bir benliğe bürünmek zorundadır. Serdar Turgut. eteği. Demi-rel'i. kişilik pazarında her koşulda başarılı olmayı sağlayacak olan. topla gibi yarım yamalak yardımcı işleri içgüdüyle yaparlar ve hep böyle yaşarlar." 36 37 "Bu tiplerin büyük ve sürekli değişen bir egoları vardır ama hiçbirinin bir benlik ve bütünlük duygusu ile kendilerine özgü bir kişilikleri yoktur." "Pazar karakteri. ağrı-sızı duymazlar.com 17 . her an sürekli bir hareket içinde olup."Yani. Onlara neden acelecisiniz dediğinizde.. Yoksulluk babadan oğula miras geçmiştir. Bu insanların elinde nükleer felaket. Amerikalı üzerinde yapılan bu araştırmanın en hazin yanı ise şudur: Duygular sürekli yararsız. yağlı kilimler. götür. Talihsiz bir yıldız 38 altında doğmuşlar. insan kişiliğine verdiği değer. Şimdi de içimizde milyonlarcası yaşayan. her şeyi büyük bir acelecilikle halletmekten başka amaçları yoktur. en adi müzik biçimlerinden çok çabuk etkilenirler. kayıtsız şartsız uyumu sağlamaktır. 'daha çok kişiye iş yeri sağlamak' veya 'firmanın üretimini arttırmak' sözleri olacaktır. Ayşe Arman. Aile fertlerinin hiçbirinin namuslu bir yüzü kalmamıştır. derme çatma sobalar. Ahır bozması evlerinde ne soğuğun. engelleyici olduğu için duygular dünyası kısır bırakılmıştır. sevgi ve nefret duygularından yoksundur. Ancak. işleyişi bozacağından bunlara o büyük işleyiş içinde yer yoktur. değişmeyen ve kendini sayabileceği bir ego ve bir benlik bile yoktur. çevre kirlenmesi olmasına rağmen. erkeklerin düzgün bir işleri hiç olmamıştır. olması. Ve çocuk aşamasında kalırlar duygu açısından. mühendis. kızları kerhaneye düşse dahi. Loş ışıklar. Aydın Doğan. İşsizlikleri de! Ellerinden hiçbir iş gelmez. gazeteci. Rahmi Koç'un ikiyüzellibin ağacı bir çırpıda neden kestiğini anlarsınız. bu karaktere sahip insanlar. Tanıdığımız yoksullardan değildir bu insanlar. Gülay Göktürk vs. ne de aile fertlerinin dahi ölümlerinin farkındadırlar.blogspot. ama fark edip. karın doyurmak hiç çözülmeyecek bir sorundur onlar için. hocacı tiplerden aniden etkilenirler. Hakkı Devrim. Çünkü zekâları duygularıyla ayrı yönde ilerlemiştir. bu insanlar kusmuğun acı sarı suyudur. Ertuğrul Özkök'ün neden pop sevdiği. kırık camlar. Bir tek gün gazete http://genclikcephesi. onların duygusuzluğu bir başka kesimi ölüme mahkûm etmiştir!. Saadettin Teksoy gibi şarlatan türü cinci. Yüzlerce mimar. bu duygusuz insanlar yalnız değildir. Bu arada soru sormak. hiçbir şey onu ilgilendirmez. Bunun nedeni. Tansu Çiller'in neden en yakın siyasi arkadaşlarına eşya gibi davrandığı. bulaşık suyu çorbalar ve çerden-çöpten eşyalar içinde yaşayıp giderler." "Bu karakter. Tüm bunlardan üzüntü. mala verdiği değer gibi değiştirilebilir. bu olaylara karşı ilgisiz ve duyarsızdırlar. Şehrin kusmuğu yoksullar ise. adam gibi göremediğimiz yoksul bir kesimden sözedelim." "Pazar karakteri ne kendisine ne de diğer insanlara yakınlık duymadığı için. sızlanma. kaldır. Onun için önemli olan prestij ya da bazı şeyleri kullanarak konforlu yaşamaktır. gözyaşı.. keder. ya da kendini bazı duygulara kaptırmak. Bu tipleme içindeki bir insanda tutunacağı." "Pazar karakterinin en üst hedefi." "Duyguların yitirilmesi bu karakter biçiminin olaylara kolay ve pratik bir gözle bakmasını sağlar. bireylerin benliksiz birer araç gibi düşünülmesi ve kişiliklerinin bürokratik ya da ekonomik büyük güçlere bağlı olmasıdır. Ömürboyu kadınlarının düzgün bir eşarbı.

ya da hayvanın bacakları-kellesi gibi yerleri kurban diye bağışlanır. kendi dertlerine dahi. gündelik hayatın gereği gibi yaparlar. ne diyeceğimi de bilmiyorum. Bir gün bir adamın oğlunun hapse düştüğünü duydum.. ne ihtilal. Sonsuza kadar makarna. Çünkü. o çelimsiz vücutlarıyla.. sıcaktı. oralı olmadı. çünkü bildik yoksullardan 40 değillerdi. biliyorum. aile fertlerine. Sistemli bir şekilde çalarlar. bulgur yemekten bıkmazlar. bir başka kadının kızının bir pavyona kaçırıldığını duydum. hiçbir yemeğe soğuktu. olup biten şeylere karşı güçleri. merak etmedi. hayatın ışığını görmeden yavaş yavaş öldükleri evlerinde hiçbir bağırtı. hiçbir şey olmamış gibi sigaralarını yakıp. takadan kalmamış.. Onlar asla etrafa bakarak yürümezler. beşini de yerler. Bu insanlar da pazardan çürümüş. Vermezsen sızlanmazlar. biz gerçekten yoksul deyip üstünden atlıyoruz. Kimsenin işine derdine karışacak takatları yoktur. ne deprem. Ama neden. boğuldukları. Kurban Bayramında dahi uzak semtlerden bu insanlara. diye bakmazlar.com 18 . kemiklerine kadar işlemiş. Boksullar adını ben yakıştırdım. hayat hep böyle bir iş olduğu için. Onlar için hayatta hiçbir şey çarpıcı. ne bir sosyal felaket. burada başka bir insan cinsi yaşıyor. riski göze almadıkları için. Bir gün. gördüm ve çok sonra anladım ki. endişe yoktur! Dondurucu rüzgâr altında. çocukları balici. Televizyonu dahi meraktan değil. çantalarını çer-çöple doldurur evlerinin yolunu tutarlar. ne bir maç ilgilerini çekiyordu. aynı saatte o evde olurlar. başları önde ve büyük bir dalganın üstünde sürüklenmiş çöpmüş gibi. Yoksulluğun iki kuşak süren şırıngası iliklerine kadar tüm kişiliklerini emip almıştır. but değil. hayal kurmamak için o sekiz saati de. sandalyenin neresinden gıcırtı geliyor deyip gelişigüzel tamiriyle geçirirler. Aşağılanmaktan rahatsızlık duymazlar. ihtilal olduğu günün sabahı kahvede herkes heyecandan ölürken. ne anayasalar. hiçbir işe yaramayan mukavva parçalarını aşırırlar. Mesela herkes musluk. bunu bir iş. Çünkü bir hırsız için gerekli cesarete ve zekâya sahip 39 değildirler. "Niçin veriyorsun?" diye sormazlar. yani hiçbiri görünmeden yaşar. deterjan gibi ele avuca gelen şeyler çalarken. siktiredilmekten gocunmazlar. et-kol. çapulcu. bu insanlar bir kenarda hamurlaşmış kâğıtlar ve çürük tahta suratlarıyla oyun oynuyorlardı ve günboyu bir kez televizyona bakmadılar. yaşayan ölüleri yanlış anlarız. Eski Hint masallarında dahi yoksulların gözlerinde bitmekte olan kandil ışığı gibi onurları vardı. Dilenci. önlerine beş tabak bulguru koysan. belki doğru söylerim. çağırtı. yadırgatıcı. bitmişlik. çarşı iznine çıkmış askerler gibi hepsi yoksulluk üniforması altında tek bir insan gibi görünürler. kelepir. yıkılmışlık. Ne dinler onlara inmişti. çöpten yiyecek toplayan insanların dahi umutları vardır. Ot gibi yaşıyorlar dersem. toplayıcı bir halde ama ısrarla bir aile görüntüsü içinde çabalarlar. Se-kiz-on saat hiçbir iş yapmadan bir sandalye üstünde kıpırdamadan ve sürekli ekmek yiyerek otururlar. Köhnemiş sandallarının sürekli su almasından hiç endişe duymazlar.blogspot.okudukları görülmedi. bağırsak. ancak hırsızlık gibi çalma değil. http://genclikcephesi. yiyecek. Her akşam evin yolunu şaşırmazlar. ama bu ot gibi klişesi yüzünden bugüne kadar olduğu gibi tümüyle bu yaşamı. hırsız olsa da asla kederlenmez. kadın oralı olmadı. Değerli şeyleri sevmediklerinden değil. bozuk toplum düzeninin babadan oğula geçirdiği çürümüşlük. bacak. bu insanlar. orada durduğu için seyrederler. İşte orada düşündüm. kovulmaktan. garip değildir. içyağı. hastalandıkları. açıkta gördüklerini alma âdetleri vardır. cumhuriyetler onlar için kurulmuştu. şaşırtıcı. ama on yedi yıldır takip ediyorum bu insanları. beleş. ucuz olduğu için değil. topluma ve kendilerine karşı sorumluluk duymazlar! Hayata karşı çok kırışmış ve çok eskimiş bir soru soruyorum. parçalanmış kasaları. bozuk yiyecekler toplar ama. Ancak. ama bu insanlara para verdiğinizde alırlar. adamın kılı kıpırdamadı. Bu insanları takibe almaya karar verdiğim gün 12 Eylül günüdür. insanî duyguların ölümüne sebep olmuştur. Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanları daha yakından takip ettim. Anladım ki..

üzülmeyi. Ve zamanla inandım ki. aynı saatte. oğulları bizden daha iyi biliyor ve evlerini terk ediyor. doktor ve ilaç ilgisizliğinden asla şikâyet etmiyorlar. Bir gün sokakta dost olduğum balici bir çocuğun ailesiyle görüşmek üzere Akdere semtindeki evlerine gittim.takatsiz-kemik-çöp hayatlarına geri dönüyorlar.. onu arayabilirlerdi. Sızlanmadan her akşam torbalarını çer-çöple doldurup. Ve hatta kadınlar kocaları. bulutların uçuşması. Ağlamadan. Kendileri kaybetmiş olsalardı. hayvanlaşmış bu insanların ölümü de trajik gelmiyor bize. Kaldırım taşlarmdaki diziliş düzeni.. İnsan maymunlarla. gazete. olup biten her şey hayatı hatırlatıyor onlara. Onlar körleşmiş av köpekleri! Sokaklarda buldukları çalı çırpıyla. Tam bunlar yoksulluğu. Umudu babaları kaybetmişti. Cenazelerinin ortada. üzülüp. Duygu dengelerini bir gün olsun http://genclikcephesi. bir acıklı türkü söyleyip. yaşları otuz-otuzbeşi devirenler. değişmeyecek acı gerçeği hatırlatıyor. dedim. sahipsiz kalışlarına ses çıkarmıyorlar.com 19 . Onların hayatlarına nüfuz edebilmemiz. küfür edip. kayboluyor.Hastanede çalıştığım yıllarda bu insanların trajik. ya Sıcağı Sıcağına programında ya da Şişli'deki masaj salonlarında mastürbasyoncu kız olarak çalıştıklarında. kederlenmeyi. kendiliklerinden tarihin en büyük yasasını öğreniyorlar hayattan: Yaşamak için ağlamak. yani ebedi umutsuzluk. bağırıp. ya da küçük komilik. Orospulaşan. Ama yine de birbirlerinden asla ayrılmıyorlar. Kolay olmadığını ergen yaşa gelmeden kızları. getir götür işlerle karın doyuruyor. inatla aile görüntülerine bir zeval getirmiyorlar. kimi kerhaneye. nasıl bir hayvanın ölümü o kadar trajik gelmez ise bir insana. Sokak. Çünkü bu insanlar. 41 televizyon seyrediyormuş gibi ilgileniyorlardı. aynı yoldan yeraltı Tanrılarının yaşadığı evlerinin yoluna koyulurlar. Sokağa düşen çocuklar. hapse düşüp. Mesela kadmm ağzında yalnızca iki diş vardı ve bu iki diş aygır dişi gibi iri ve güçlüydü. Ayakta kalanlar. köpeklerle dahi konuşabilir. kimi sokağa. 42 Ve anne-babalarma yeraltında gizlenen Tanrılar gibi saygı gösterirler. türkü söylemek yok. hastane. anne-babalarma isyan ederek kaçan bu çocukların ga-galaşan dudakları. Ya Savaş Ay'ın programında. nefret ediyorlar. sahipsiz ölümlerine şahit oldum. Ve asla abartmadan. umudu kendileri kaybetmedi. acı çekmeyi. o kadar. bu aptalca. çünkü 30-40 yaşları arasında büyük hastalıkların pençesine düşüyor. Aslında. Aile içi bir dertle.. Ve her ısırdıklarından dayak yeyip.. Birilerinin. çağırıp. Kızılay'a çocuklarını bulmak için inecekleri iki dolmuş parası olmadığını söylediler. komşular.blogspot. yani statü olarak insan olmayı tatmak için kaçıyorlar o evlerden. ne lan bu hayat deseler. bir umut. görmek istemiyorlar ailelerini. onları yoksullar kategorisine alıp. ama bu insanların ağızlarından iki saat boyunca tek bir cümle çıktı. artık öpmek yerine ısırmaya başlıyor. isyan etmeyi öğrenmek. it köpek olan çocukların büyük kısmı ölüyor. balici. derinliklerinde olup bitenleri çözümleyebilmemiz hiç de kolay değil. İbadet ederler. kocalar kadınları için kan vermek gibi kenarda biriktirdikleri küçük paralar gibi fedakârlıkları asla yapmıyorlar. Çocuklarının durumu dolayısıyla birileri üzülüp kendilerine para. amaçsızca yaşamların farkında olmadan gidiyorlar. Ve hepsi anne babaları için yeryüzü kültürünün en soysuz-sonsuz küfürlerini ediyor. çocukları yüzünden yıldırım gibi üstlerine gelmesinden rahatsızlık duymuyorlardı. annebabaları-nm ne kadar haklı olduklarım görüp. ve babalarından aldıkları tek miras: Kaybedilmiş umut. ben de rahat edecektim. Evlerinden. dertlenip. işte orada tanıyoruz onları. acı çekmek. uzamaktan artık kıvrılmış tırnaklı elleriyle uzanıp alıyorlardı. onlar gibi suskun-duy-gusuz. hayatı hatırlatıyor. ağlamayı. televizyon. ben de olsam kaçardım bu evden. dayanamıyor. yiyecek verirse. yine işin içinden çıkamadım. isyanı hatırlatıyor.

hayatmış. acı gerçekleri önce kendime itiraf etmeyi öğrendim. Bilmiyorlar ki lalenin hası. kış geldi mi soğuğa çıkma.bozduklarında. şu güzelim gözlü şirin mi şirin sıpalardan ne istiyoruz? Yalnız ben mi. Ve yine o günkü gazetede bir haber Demirci'den: "Serçeler bile yavrularını bırakmaz. Duygu dengelerini hiç bozmayan anne-babalarmın kemiksiburuşuk yüzlerinde. Hatta. her insanın mutluluğu yakalayabilmesi için vücudunda. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yüksek huzurlarıyla sokak çocukları için konferans. ya da sabaha kadar sokakta sızıp alkolik. dünyanın en mutlu yaratığı . Her şeyi. hastaları inceledim. Kokarak Ölen İnsanlar 44 Leman dergisi yıllardır döt laleleri seçiyor. Ne diyelim sayın Cumhurbaşkanımıza. hayatı. açlıklarını köpekleriyle aynı sofrada bastırırlar. yavruymuş gibi beyanatlar verip. bunlar nasıl annebaba yavrularını sokağa bırakıyorlar" diyor. Türk halkının değişmez zaafı ve hastalığıdır. keyfin de vücut için ilaçtan değerli olduğunu. İşte ancak. dikkatli olmayı.com 20 . Yoksul insanlara yardım etme şartını bu insanlarda onur aramaya bağlamak. Ertesi hafta Kızılay'da bir afiş. Sık sık takılırlar. henüz ameliyat kıvamına gelmedi. Şu an içeride yatmakta olan Doğu Perinçek Cumhuriyet gazetesinde "Emperya- http://genclikcephesi. Anlamışlardır ki. oturduğu yerde. köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır" diye. hiçbir kışkırtısı olmayan sakin bir sığmakta yaşayıp giderler.. Uyuyamıyorsa geceleri. serçeymiş. dışarıyı. Kestir. Ve ancak. Köpeklerinin hangi köpekle düzüştüğünü şehrazat hikâyesi gibi anlatıp ve evin tek güzel. kaşıntın varsa bir kere düzdüreceksin". rahatlığın.. insanları hatırlatan tek bir çizgi olmadığı için kendilerini huzur içinde bulurlar. mayalı içki yok. en sıcacık minderini altına verip huzur içinde yatarlar. köpeklerini "eşek kulaklı" diye severler. serçeymiş. Çocuğu kerhaneye düşmüş bu insanların tek eğlencesi. o da bu yoksul insanlar gibi en sıcacık minderlerini versin köşkün köpeklerine.. bize sokağı. yıldızmış. önemsemeyi öğrendim. "Bak oğlum. Doktorları. Yüksek sınıf. Ankara Valisi'ne duruma el koyması için telefon etmiş. kadife kumaşlı sandalyeden başkasına oturma. Bir kereden bir şey olmaz" denemiş de olursun. bu yoksul insanlarda onur arıyorlar. Ancak.. dışarısını hatırlatan duygular hatırlatan şeyler söyleyip. onu sürekli dikkatte tutup meşgul edecek bir hastalığın olması gerektiğine inandım. hastalığını arkadaşların bilmemeli. Birçok hastalığımı kendim tedavi ettiğim için. ya birbirlerini bıçaklayıp baba katili olurlar. Hatta ömürleri bu duygularla dalga geçmekle geçiyor. yumuşak. "Bak oğlum.. yavruymuş. Kusmuş.. İşte sayın Cumhurbaşkanımız Savaş Ay'ın programını seyredip bu çocukları görünce uyuyamamış. Jack London'un dediği gibi: "Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış olmaz. şöhret ve para için duygu ve onurlarını gönüllüce iptal ediyor. bazen bir yoksula üç-beş kuruş yardım etmek istediklerinde. en adi küfürleri etseler de. anne-babalar onlara hayatın en yüksek gö-ğündeki nağmeleri öğretmiştir: Duygu dengelerini bozmadan yaşamak. hadi biz bu ibneliğe alıştık. Hatta.. kurtar diyenler de oldu. doğaymış gibi lallar edip DUYGU DENGEMİZİ BOZMASIN!. Allah'a bin şükür bu ince kalpli zarif esprileri yüksek sesle ve her ortamda yapacak bollukta arkadaşım var. Gerçek iyilik. kendimi korumayı. aileymiş. sabırlı. yazarları Nihat Genç! 10 yıl oldu. neler çekiyorum. 43 Otursun..blogspot..kilmiş sıpadır. kendiliğinden kapılarını yuva tutmuş sokak köpekleri. Böyle yazmış olmakla denemek arasında da bir fark yoktur aslında. Ancak. acılı yemeyeceksin.

Abartmak istemiyorum ama. bir kez içeride olup bitenleri görmüştüm. bilimden bahsediyor demektir. bir yazar fare dedi mi duracaksın. bunalım dönemlerinde yarattığı kargaşalık ve güvensizlikle insanları serseme çevirmekte ve gürültü altında kalan farenin durumuna itmektedir. Otuz yıl önce Trabzon Maçka'dan Kayseri'ye yerleşen yakınlarımız Erciyes ve Toros dağlarında arıcılık da yapıyorlar. Çünkü bilimadamları o kadar sosyal. bu farelerin de çektiği nedir canım? Yazı şöyle devam ediyor: "Gürültüde kalan farenin durumunu. Bir kavanoz hakiki Toros balından bir kaşık yediğimin günü mucize gerçekleşti. en büyükleri Şeref Amcadır. ilk defa havadan gelen sudan ucuz bir mucizenin şaşkınlığını yaşıyorum. gererek Kızılderililer gibi konuşmaları kutsal tören gibiydi. yağlı. Emperyalist-kapitalist sistem. Ve büyük mucize gerçekleşti. Köyün bitimi ünlü Maçka Ormanı'ydı. karakterleri.blogspot. çıngıraklı ineklerin ahırdan çıkışları kutsal bir tören gibiydi. Bir vinç gibi kocaman patlak patatese benzeyen eliyle boynumdan tutup fırlattı beni geriye. sansarların sinsice her gece tavuk kümesinden birkaç tavuğu kandırıp parçalamaları ve hâlâ çakalların uğultusu. Peteğin mumunu emerek http://genclikcephesi. çok çalışkan insanlar. ama. daha içtendir. mermer kaya parçası gibi bir kâse içinde önümüze konması kutsal tören gibiydi. Kendimizi la-boratuvara koysak. Ama. Çakalların. Günlerce ağladım. Hadi sıpayı geçtik. sağcı. İnce uzun. Bilimadamları fareleri kurban yapacağına. ormandan kaim ağaç kütükleri sürükleyip getirmediği. Ahşap ve toprak zeminli evin içinde duvara açılmış canavar ağızlı kara fırında minderden büyük ekmeklerin yapılması kutsal tören gibiydi. cumhuriyetçi gibi davranmaz. ıslak tereyağının yayıkta günlerce sallanıp. benim gibi yazıya kendi kaşmtısıyla başlayıp. ahlâkları. Doğrusu. Tuzlu. siyasal olarak düzüldü ki. üstü gün ortasında bile karanlıktı.com 21 . Kaç gündür bu mucizeyle yaşıyorum. Böyle şeylere ben de inanmam ama ne yapabilirim. ben onu 10 yaşlarında yaz tatillerinde köye gittiğimde tanıdım." Yani. Sisli dağların ardında yağmur hiç dinmez aylarca çiselerken. Dağdan dağa büyük yatak çarşaflarını çırparak." Yazıyı. altı sünger gibi yumuşak iğne yapraklarıyla dolu. öyle neşeliyim ki anlatamam.. Akrabalarımız ki.. kendilerinden emin değiller. o Anadolu'nun kavruk. çünkü fareden bahseden yazar. fareler ise modernizmin iğdişinden geçmemiştir.45 lizmle gelen eşcinsellik" başlığı altında bir yazı dizisi yayımlıyor.. dişimi sıktım. Şeref Amca. farelerden toplumsal tezler. devletçi. fikirler üretiyoruz. dizboyu çamura dönen tarlayı komşularla birleşip bellemediği zamanlarda. çok kırışık yüzlü. başka bir sefer tartışırız da. fazla yeme" dedi. solcu. zifiri karanlık geceyarılarınm kutsal töreni gibiydi. Trabzon'dan gelen ağabeyim. deniz gibi dalgalanan yonca çayırında orakla ot biçmediği. durumu harbiden kendi deneyimlerinden örnekleseler bilime katkıları daha büyük olmaz mı? Olmaz. Bir gün kovanın deliğine kadar soktum gözümü. uzun yıllardır görmediğimiz Kayseri'deki akrabalarımıza uğramış. inlerini bulurdu. namusları. "Akit" gazetesi bu haberi duysa: "Allah'ın mucizesi" diye manşete çeker. ideolojik. içimi derin bir sevinç kapladı.. on yıldan beri beni yeyip bitiren "basur" Toros balı sayesinde tarihe 46 gömüldü. taraf tutarız. sırtına eski Osmanlı tüfeğini geçirir. Bilim. son yıllarda Rusya halkı büyük acılarla yaşadı. taraf tutmazlar. "Deli baldır vurur. şu paragrafı birlikte okuyalım: "Bilimadamları gürültülü bir ortamda bırakılan farelerin bir süre sonra eşcinsel ilişkilerini gözlemliyorlar. acı yiyen farelerin "basur"a karşı verdikleri tepkileri konu edinen haberleri okumadım. Bir kaşık bal verdi bana. şubatın birinci günü hastalığım bıçak gibi kesildi. evde kalmış evladı. fare laflan artık günlük gazetelerin de katkısıyla aynı anlama geliyor. deney. Kar dizboyu olduğu günlerde. arı kovanlarıyla uğraşırdı. doğaldır. kurtların ayak izinden dağlar tepeler aşar.

sert alınlarının teriyle taştan ekmek çıkartan bu masal gibi Anadolu insanlarının değişmeyen yoksul hayat kavgalarına romanlar yetmez." Kovanın üstüne yağmur saklayarak vururken. havalandıralım. hayalle gerçek birbirine girdi. acımıyor. coşkun bir yazar. dönüşte eve getiren ağabeyim. Telefonda bir arkadaş: "Samsun Cezaevine görüşe gidiyoruz. korku dolu bir suskunlukla yatakta öylece durup sabahı bekledim. "Bir kraliçenin ölümüyle dağıtmayalım arkadaşlar!" Ayakta kalan binlerce genç arı başına toplandı. dedi... hazır araba var. genç arının konuşması alkışlarla kesildi. Yolda çiğköfte yiyorum. cinlerin bir şakası mı.. O gece işte bunları düşünüp mışıl mışıl uyudum. soğuk ve pişmanlık dolu gözlerle olup biteni izliyordu. anlar gündelik işini yaparken. "Deli bal ne demek?". rüzgâr dallarını salladığı için. derine. deyip kestirip attı. bir kâbus gibiydi. havaya kalkmış kahraman başı gibi." Vücudumu ter basarak kâbusla yataktan fırladım.com 22 . şenlikli ve klas küfürler savurduk. Rüyamda ciddi bir karışıklık çıktı. insanlar ne zaman tatlıdır. kovan pis çalılarla doluydu. iki ayva ağacı arasına hamak gererlerdi. yağmurlu. böceğe vurmadan. "Bu insanlar sahici melek" dedim. Ama sonra. ayakta kalanlardan birkaçı geniş yaprakların battaniye gibi altına girmiş. "Bu insanlar melek" dedi. Kraliçe arı sinirliyse.sakız gibi çiğnerken. "Kraliçeyi seçene kadar kovanımızı temizleye48 Hm. kendini Ergüder Yoldaş gibi ota.. Ve özsuyu iyice çalkalamak için. dramatik bir konuşma yaptı. kovanlardan uzak tutup konuşurdu benimle. meyveler niye tatlıdır. çiçeğin özsuyu olur. Birkaç saat karşılıklı sustuk. ürperdim: "Ablası 17 yaşında ölen 7 yaşındaki çocuklara işkence yapılmasın yasası çıkartalım. Toros Dağları'nm denize bakan yüzünde çalışacağız bu ay. arılar büyük bir savaştan çıkmış gibiydi. çiçeklerin etrafında dans ederler. Kendileri sabahın köründe deprem yarıkları gibi çukurlarla dolu tarlalara girer. keyfim yerinde. Uyurken. "Acilen kraliçeyi seçmek zorundayız!" Bir diğeri.. http://genclikcephesi. hurdasız. hemen gel. ancak bu iş için.. onun balı da delidir. Müstehcen fıkralar anlattım." Dediklerine inandım. Genç bir arıdan dinç ve yırtıcı bir ses duydum. Ayakları zincirle bağlanmış genç bir arı çıktı kürsüye. Bolşevik gibi sert bir konuşma yaptı: "Yakında kovanımızdan Ankara'ya bir kavanoz bal gidecek. Birçoğunun kellesi kopmuş. otuz yıl öncesine daldık. sıkıntılarından birkaçını bitirelim. Çiçeklerin renklerinin bulutlu. Mevlâna. o bal delidir. Genç arının konuşmasına bayıldım. yüzlercesi balın bataklığına gömülmüş boğulmuşlardı. güneşli ve sabah. Ağabeyimle birlikte yine. İnsan zihni neler uyduruyor. sert çileler çekmiş. saniyede yüz kere kanatlarını çırparak bu özsuyu tatlılaştırırlar. Hayallerim yıkıldı. öğle. arılar minik borularına çektiklerinde. Görüş yerinde bir sürü şaklabanlık yaptım. çok çalışıp dans edip yoruldukları zaman. zaten aynı köyün çocuğuyuz. bizim için evin önünde.. metafizik uçlara kadar götürdüm işi. Balı. orgazm. tek bir satırında bıkkınlık olmayan.. çiçeklerin etrafında dans etmeden getirirler. 10 yaşında giremediğim kovanın içine girmişim. Hilesiz... akşam ayrı ayrı tonlara büründüğünü ve büyük gövdeli ağaçların şefkatle miğfer gibi en narin çiçekleri fırtınalara karşı nasıl koruduğunu.. soğuk taşlara oturuyorum... güç bela arkadaşlarını sürükleyerek çekiyorlardı.blogspot." Gittim. Şeref Amca'nm dediklerini hiç unutmadım: "Çiçeklerde as47 İmda bal yoktur.. Şeref Amca. çiçek ve ceset parçalarını toplayıp süpü-relim" diyordu. yüzlercesi yorgun adımlarla peteğin mumunun üstünde. balı. gerçek mucizesi. yabani mandalar gibi şa-kalaştım. hangi bayırın hangi rüzgârı aldığı için o çiçeklerin hangi mevsimlerde açtığını ondan öğrendim. Yoksulluğun ve çalışmanın melekleştirdiği bu insanları tanımak da hayatımın en büyük mutluluğu.

Delirmek. hela sürgüsü gibi kilitli gözleri... En son onunla kucaklaştım.. dedi. dünyanın en güzel armağanı gencecik oğulları yalnız bırakmıştı onları. polis her yanı kesmiş.. dedim. 50 şimdi. Evleri Mamak'm bile tepesinde. antikaları. bakımsızlık. gözleri kırmızı bir kömür. sakin. iki vasıtaya binmek zorunda.. fotoğraflarına bakıyorum. Şimdi yirmisine giriyor. işe gitmek için babası. Dedi ki. buna can dayanmaz.. içeride koğuşta herkes ağlıyordur. Babası müstahdem. saygı ve çekingenlikle yanaklarımızdan öperek. Şakalarımızı.. döner... kapıya konulmuş eski bir tel dolap gibi dinledi. bazı şeyler vardır eksik kalır. süt.kilmiş sıpa yazarlar kendilerini ne bok sanıyor?" Ertesi gün yakınlarından birini bulup konuştuk. ayrıldı.. sonunda mutfakta ziftlenirken buldum birkaçını tüm acımı onlardan çıkardım. İşkenceler. yağmur yağdı ben ağladım. aç çocukların meşinleşmiş yanaklarına kırmızılık mı oluyor. yemediler.. simsiyah saçlarım omuzlarına atıp.. ne çok mutlu olmuşlar... sessizce.. Gergin ve kâbus dolu gecenin tılsımım şimdi öğrendim. arka49 daşlar güldü. Buna can dayanır mı? En son beni öpmüştü. son bir hafta küçük bir hastalığımın iyileşmesi yüzünden dünyanın en neşeli insanı gibi havalara uçmamın suçluluk kompleksi ayan beyan rüyalarıma giriyordu. böcek aradım. Oğlu yanmdayken...İçeriden çok sonra. böbrekler iflas.. her sabahın beşinde kalkmak... Bir arkadaş ağlayarak "(. Buna can dayanmaz. İçeride insanlar işkenceden ölürken. ağırına gitti bulaşıkçılık. 16 yaşında içeri düşmüş.. helada. kâh korktu. dedim içimden.. Benim de böyle yumuşacık yüzüm olsaydı. yorgun. Bu kadarı da fazla Tanrım. pankart açmaktan. işte Kraliçe arı. Şimdi. yol uzadı... Arkadaşlarına. ben basur maceraları anlattım. henüz 15 yaşındayken uzun oğlunu. doyamaz bir daha kucaklaşır-sın. Dökük dişlerinin arasında bal damlayan bir gülüşü vardı ama. Ne çok eğlenmiş. olmayan bir şeyin peşinden koşmaksa.. alt tarafı bir pankart açmış. sabaha kadar balkonda. eğlencesi bitmek bilmeyen İstanbul geceleri. sıkıldık. kusar gibi oldum. genç bir tutuklu geldi.. kâh utandı. nazik bir adam. sinek. Adli Tıp'a koşalım. yüzleri yumuşak. Bu uzun boylu ve sessiz delikanlıların çok içli bir müziği oluyor. Hemen alan değiştirip Belgin Doruk'un hayatını okudum. başım döndü. yedirdiler. http://genclikcephesi. Kendini ibadete vermiş gibi oğullarının peşinden koşturdu. Yoksulluğun melekleştirdiği bu insanları devlet döve döve öldürüyor. ihtiyar. alnımda kanlı bir boynuz. Telefon sesiyle uyandım. temiz. Beş yıl önce. kum gibi güzel çaresiz annelerin memelerine süt mü oluyor. ablası 17 yaşında kalpten ölmüş.. Gecenin bir vakti resim gibi sessizleştik. sefaları etrafında şamatası.com 23 . Yığıldım yere. hak veriyorum hepsine. ahû bakışlarıyla sabaha kadar vursunlar şarabın köküne. hiddetle bağırıyor: "Ben size demedim mi biz o balı. komşularına oğlum pankart açtı. Vurdum kafayı yattım. o an.. 20 yaşında ölüsünü veriyorlar.. Açtım pencereyi Ankara'ya yumuşak bir yağmur yağıyor. 16 yaşında girdi. uzun boylu. Bastık gaza girdik yola. alnı ayna gibi parlardı. O küçücük maaşla. efendi. Hali yoktu. kalp. Ayrılırken herkesle kuvvetle ve neşeli bir kas gücüyle kucaklaştık.blogspot. yüzü solgundu.. ulan ziftlenip duruyorsunuz. Kendinden 25 yaş büyük Faruk Kenç adında sinemacı sosyeteyle evleniyor. o uzun çocuğa en son sarılacak. Alçıdan bir tebessümle hoşgeldin dedi. "Oğlum askere gitti" dedi.?) (dünkü uzun çocuk) öldü" dedi. İki ay çalışabildi.. ak düşmüş o simsiyah kaşlarının arasından bıçağın suyu gibi gözyaşları düşüyor. Yakınlarından bir genç anlattı. bu . içeri düştü diyemedi. gülümseyişleri yumuşak. Kendimi sakinleştirmem lazım. 7 yaşındayken. giysileri yumuşak. Enver Paşa'mn karısı Naciye Sultan'm ailesi.. kafamı duvara vurdum. yaptığınız bal.. öpecek görüşçüsü diye bu adama gönderdik. yalıları.. bulaşıkçı aldı yanına. zayıf yüzlü. şeker yüzlü bir adam. İşkenceden hali kalmamış. Yağmur yağdı ben ağladım. berber fıkralarına geldi sıra.

." Kokirler. mehtabı. sıcak.kilmiş bir sıpa olmadan. konuşkan.. İnsanı sarhoş eden.. Akşam vakti bir sigara 51 içimi. 66 yaşında genç bir delikanlı.. Rahatı kaçmış bir insanı. polis işkenceleri karşısında tarihin en vahşi eziyetleriyle parçalanınca... Hani eti buzdolabına koymaz. her yer karanlık. dokunduğum tüm nesneler zehirli sarmaşıklar gibiydi... bundan sonra kızgın. hareketli Hasan Baba'yı burada herkes seviyor. altı aydır masanın üstünden kaldırılmamış tabağın dibindeki http://genclikcephesi. ağzı en tatlı sevgililer gibi dokunduğum şeyler. Murtaza.. avuçları yarılmış. Ağlar gibi oluyorum. dayak oluyor. her şeyden kıskanıyor. bu dünya. hayatı herkesten. soğukta titreyerek sigara içmenin tadından. sarı apartmanların nemli bodrumlarındaki çay ocaklarında bekledik.. Artık itiraf edelim. Üç-beş kişi ancak var. Sonra pembe sürgülü kapısını açıverdi dünya. Ne tatlı konuşuyor.. işte bu yüzden gözlerimizi yumuyoruz. Horasan Dağları'nda. Bu insanları öyle göriyem ki.. sevgililer sevgilisi. seyrettikçe. Titreyen mum ışığı gibi sessizce.. kör kaya kaşlarının altından akrepler toplayacağım. Bir telefon. eve dönüp. bu deniz ülkesinden güzel bu topraklarda hiç kimse mutlu olamayacak. soysuz katliamlara sessiz kalıyor. birkaç arkadaş halkevinde seninle tanışmak istiyor.. içeride sigara içmek yasak. insanı ham ayva tadında bencil yapıyor.. korkunç. kraliçemle uzun uzun konuşuyorum. Şehre ilk girdiğimde duvarlarında Orhan Kemal'in 72. ıtır kokulu genç anneler. elbisem. Yarım saat kadar konuştum. dışarıda bırakırsan. saç diplerimden fışkıran teri durduramıyorum. karın altında donma tehlikesi yaşadığı geceleri anlatıyor... yumuşak. Ağlar gibi oldum.. Büyük demir kapıları.... Bak. şarap yüzlü çocuklar. Erzurum şivesiyle konuşuyor.. Geride kalan tüm iğrenç. sigaram.. taşlar. Kokiyrik. Horasanlı.. ölü yatağı gibi kirli köşelerinde.. duru şehirde yazmaya başladım. bir kere eline pabucunu alıp bu puştların peşine düşmemiş.. Öğle sonraları bir küçük yürüyüş.com 24 . İspinozlar adlı oyunlarının afişlerini hatırlıyorum. Zaman denen bu akarsu gönlümü çeldi." Alelacele çıktım. Gençliğinde başından geçen siyasi kavgaları anlatıyor. Çünkü. Bundan on sene önce. Anladım ki. Bal gibi. okşanan şeyler. sesi tatlı. bu insanlar kokarak ölürler. kavrulmuş toprak renginde.. Tanrım. Gencecik. can tatlısı tahtırevan gibi bu güzel hayat. bir kez olsun kelebeklerin çimenler üstünde dans ettiğini gören insan.yaptığımız bal.blogspot.. arabalar. demir kapılı bir hücrede başı ezilen iri kıyım bir akrep gibi gördüm kendimi. Güzel kokulu sevgilim. Benim gibi yüz binlerce genç çocukla.. güzeller güzeli. aynı renk arabalar içinde insanlar görüyorum. En hoş kokulu çiçeklerin balını öperken nasılsa dudakların. yıllarca kafalarımızı duvara vurur gibi düşündük. 52 Malta Kuşatması Bu.. Halkevi küçük bir oda.. dışarıya attım kendimi. . aynı siyasi kara örümceğin ağlarında. geniş avluları. yatağı sıcak.. Üstü başı.. Nihat Gardaş. dişlenmiş nar tadında. sonsuz öpüşlerle bir daha kurtaramazsın kraliçem. devlet oluyor. İşte artık gün batıyor.. Koğuş.. Kara tren vagonları gibi. "Nihat Gardaş. Eşşekler gibi mutlu oldum. Küflü turşu kavanozlarına benzeyen soğuk. Hayatımın en korkunç gecesinden uyanırken.. şu insanlara bak. kara. Dudakları. Bir günü akşam etmek. Toprağa çıplak ayakla basmamış.. ağır kömür yükleri çeker gibi konuşuyor.. Kimseye etmedim şikâyet. "Nihat unutma.. Kokirsiniz. hepsi kokir bunların. zambaklar tadında. Sokağın loş köşelerinde insanlar görüyorum. Sonra gördüm ki. günbatımı yok bu şehrin.. nedir bu evin hali. Ben onları ele görüyem. gri.. öyle dinle beni..

çelimsiz. hasta. soğuk. boğucu bir dumana sarılmış incecik yağmur. toz. merhaba. kebapçı komi-leriyle gecelemek öyle dokunurdu içime. kim konuşsa. yumruklarım. Beynimde gıcırtılı bir zımpara. Turşucular. Bayi önünde dergiler karıştırır. hırsımdan ağlarım. Kim konuşsa. kalabalığın ortasında önümü keser. yorgun. mahşer yerinde. mektup gibi uzun boylu konuşan eşek kestanesi olsa. çok işim varmış gibi oraya buraya koşuşan insan seline. eğlenmek için Deli Türkan'la dalga geçiyorlar. Kürt balıkçılar akşam pazarı. Sidik kokan bir rezillik suratım. ey insanlar. Benimle. ayaklarımın bağı çözülür. yuttular beni. uçurumun kenarında. paslı konuşmalar. bugün nasıl geçiyor. Öyle ince bir yüzü vardı ki karanlığın. kara. afişlerle karmakarışık Sakarya'da yıllar boyu turlarken. ne uzaktan geçen bir gemi. Bitmek bilmeyen Allah'ın belası kocakarı soğuklarında. yangın gibi kara güller yetiştirip. Aklımı alırdı tanıdık biriyle merhabalaşmak. Ne zordur aylarca kilitli kalmış kısa. bir çözülseler altıma işeyeceğim. deyip. Her gün havalandırıp bin kez ütülediğim. çiçekçiler. Hiçbir işim yokken kaçarım. cücük. güçsüz. durduğum yerde boşa yokuş tırmanırım. kızarmış yüzü. kibrit çöpünü liflerine ayırır. soğuk akşamları orta yerinden cart diye ikiye ayırır. Kimseye etmedim şikâyet. kasa tahtasından iki çiviyle çatılmış incecik omuzlarım. kendi sesim sanırdım. Yorgunluk ve çaresizlikten sırılsıklam yüzleri seyrederken. Ruhumuzu temizlemekten kömürleşip bez parçasına dönüşmüş bedenimizi avutacak ne bir aşk yorgunluğu. Orhan Kemal'i ellisinde yakalayan onlarca yoksulluk hastalığı. gürültülü sümkürüş-lerle daha da çirkinleşir yüzüm. hep susmuş. kızgın bir demir gibi ağzımın içini dağlardı. nasılsınız. çamaşır ipine kelimeler dizerdim. Benim gibi. toprak. sabaha dek desenler çizerim yağın üstüne. çamur. (ne zamandır görülmüyor. peri masallı.incecik yağ tabakasıyla oynarım. O da kendini savunmak için yeri göğü yırtan kuduzlu bir çığlık atar. yüz binlerce ecük. Aklımın ucundan hiç geçirmediğim patlayıcı maddeler taşıdım. sarsıntısına dayanamazdı düşündüklerimin. çalı. yetim. telaş içinde ölürdü akşam. ne idüğü felaket karamsar bir kalabalığın içine düştüm. biracılar. Ağzına kadar bokla tıkanmış şehir helalarının aynalarında. erkek. başka bir insan oldum. eski bir kol kayışına dönmüş boynu. Zehir kırmızı biber gözlerimi herkesten saklarım. dehşet içinde tir tir titretir. denizin üstünde gemi güvertesinde seyredenlere anlatmak ne büyük ihanettir. kız. Acı soğan gibi midemi yakar hal hatır sormak. kemik ve paçavra yüzlü insanların yanma sürük53 ledi beni. Sessizce ağlamak için akşamları kurulan pazarlara gidiyorum. Terden sırılsıklam. inleyen. Deli Türkan bunlardan biriydi. üç küçük patates kızartmasının yanmış köşelerinden sergiler açtım. sardalyeyi. Bu karanlık derin sularda zıpkın yemiş balıkların acısını. dükkân sahipleri dayanamaz. http://genclikcephesi. sessiz. katladığım kısa konuşmalar. nasılsın. tık nefes yaşlı kadın aksırıkları görüyorum. çıplak.blogspot. beyaz geceli. Entarisini sıyırmış içyağı suratlı bir korku. Dolu 54 bir salonda oturmadım. memeleri hamam kesesi gibi kir ve pişmanlık çığlıkları dolu. yazdım. ıssız. ceplerimde sıkmaktan yumurta kabukları gibi sertleşir. Çatalın ucu kaim gelir desenlerime. hamsiyi tanımayan Ankaralıya. bağıra bağıra hamsi diye kasıyor! Müşteri tezgâhların içinde korkudan herkesin kulaklarını kapattığı tiz bir çığlık kopuyor. Yedi kat yalnız kuru insanların ranzalaştırdığı çay ocaklarında. kebapçılar. ekmekçiler sokağa fırlıyor. ölmüş mü?). Telaş. Balıkçılar. tökezlerim. aşık olacağım. bir kez olsun alnına ayışığı vurmamış. deyip bir tutam kuru ot gibi kopartacağım ayaklarımı topraktan. mütemadiyen saçmalayan edebiyat hastalarıyla kuşatılmış bu ülkeden tiksinti duyan küfürler savururum. Yoldan geçenler. yorgunluğunu unutmak. Nereye baksam. sona kalmış üç-dört patates kızartmasıyla yalnızlığımı bölüşürüm. otuzunu geçmeden oynamaya başladı vücudumuzla. her şeyi sil baştan karıştıracağım. Akşam telaşını.com 25 . Tabağın dibindeki yağa desenler çizdim.

yirmi yıldır yıkamadığı beton gibi kalıplaşmış saçlarıyla Deli Türkan'ı herkes tanır. Deli Türkan'dan öğrendiğim gibi. içimde hafif ateşte pişen deliliklerimin ta kendisi oldu bu çığlıklar. bu memleket bu kadar büyük adam. hayırlı evlat çıkarmış. hayatı boyunca yıkanmamış kadınla sakince nasıl arkadaş olabiliyorsunuz.Kemal'in. zıpkın gibi beynime giriyor. Medeniyetler müzesine kaçıyorum. kültür diye bir korku bahçesinin içine mi düşürmüş bizi. Çirkinliği ustaba-şmm kendisine sarkmamasını sağlıyordu.. sevgilisini bekler. ne ekonomiye. Herkesin alay ettiği. Hücrede sorguda bizi bekleyen. üstü başı perişan deliyi görünce ürküp geriye kaçtım.. şehre ilk girdiğimde yirmiüçyıl önce ben sadece Orhan Kemal'in.. Issızlığın ortasında uğulda-yan. kartalların gözleri delirmiş. Nasıl korkunç! Kadavra tahtasıyla ruhumu dövüyor. Buda gibi mülayim suratlı tanrılarımız olmadı. Uygarlığımız ne barışa yaradı. sanatlarının peşinden gitsene. yirmi iki yıl aralıksız her akşam Deli Türkan'ın çığlıklarıyla akşamlar kırbaçlardı beynimizi. Bir iş bulmanın keyfi ona yetiyordu belki. Okur. Orta Anadolu köylerinin abooovvv diye bağıran kahramanlarını tanırdım. gözleri korkudan fırlamış. o kadar boş masa varken. biri mi boğdurtuluyor. Sarkık alt dudağından salyası. Aklımı alır. havada asılı kramp girmiş bir çığlık. hızla otobüs duraklarına koşuşarak. onlarla konuşur. Yapış yapış saçları pırasa rengi. delirme fantezim Deli Türkan gibi çığlıkla başlıyor. Ne zaman yalnız kalıp hüzünlensem. Çayım içip. Çirkinlik sosyal bir kötülüktür. banda kaydedilmiş işkence çığlıkları. korkudan içimde ne varsa boşaltır. O günlerde bir kırtasiye-kitapçı dükkânında tanıdım Türkan'ı. günahtır yapmayın" diye itişir kakışırlardı. 1980'e kadar hapishanelerde mahkûmların çoğu kız kaçırmadan suçluydu. Yaşlı kitapçıyla çok sakin. bu düzenbaz yoksulluk. yazdıklarımın üniforması. Türkiye çok değişti. Nereye kaçsam. Çirkinlik utanç verici bir hastalıktır! Ömrüm boyu gördüğüm en çirkin kızdı Rıdvaniye. yalnızlığımız buradan da meyvesini alamıyor. diye sordum yaşlı kitapçıya. doktor başka kadınla evlendi. Kemirilmiş fare kürklü mantosu. asit dökülmüş gibi acıyla oyuluyor. yırtılmış. yüzüm. portakal yapraklarının kokusu gibi çevirip çevirip kokladığmı gördüm. Kelimelerimin acı şekeri. üstümü başımı paralayıp karayollarına kaçıyorum. Çok güzel bir kadındı diye başladı. güler. Birini mi öldürüyorlar. Asit gibi içimi öyle bir oydu ki bu çığlık. Konfeksiyon atölyesinde kendiyle birlikte ellinin üstünde genç kızla aynı dairede çalışıyor. Aşkları dillere destan. gelir masama oturur.blogspot. Çiçeklerin uykusunu bölen korkunç bir ağlamayla yıkanmış incecik bedenlerimiz. Dükkâna gelir gider aşk romanları alır. almaz ise. Aklımı aldı kadının çığlığı. Ya da halkın kara isyan bayrağı mı bu çığlık! Kulaklarımızda infilak eden teneşir. saatlerce romanların kapaklarındaki resimlere bakar. İşinde gücünde kalabalık kaskatı kesilip kalırdı. artık kız kaçırma en düşük suçlu grubunu oluşturuyor. ne olduysa işte. akşam saat altıda stad kapısı gibi boşalıyorlar. hepimizi aynı tragedyanın seyircileri 55 yapıyor. aşk romanının sayfalarını. Yaşar. Nasıl acı bir çığlık. Türkiye'nin önünde milyonlarca kara böcek biçimli genç kız bekliyor. Bir güzelleşmeye iyi geliyor."Bağırtmayın kadını. Hitit tanrılarının gözleri çıldırmış patlak. sarkarak katlanan yanaklarında geniş http://genclikcephesi. Neden. Deli Türkan'ı. ne demokrasiye. koklarım sayfaları. bir doktora aşıktı. Ama dev bir hindinin suratına benziyordu. arslan heykellerinin gözlerine bakın. Sakarya esnafından yiyecek topladığı çantası aynıydı. Elinde.com 26 . Rıdvaniye ise.. sümüklüböcek ağı gibi yürüdüğü yolda ipincecik uzayıp giderdi. Kemal Tahir'in Çukurovalı. onların şiirlerinin. kendime. bozuk. kudurmuş gibi fırlamış. tınlayan boş bir tabuta dönerim. ne arıyorsun bir delinin karanlıkları yırtan vahşi hayvanlar gibi çığlığının peşinde. hepsi vücudumuzu hırpalayan dehşet tiz çığlıklarla orada bağırıp duruyorlar. korkudan. Geniş ve engebelerle dolu alnı onu ilkel bir hayvana benzetiyor. Kızı görünce. ya da. hatta fazlasıyla zarif konuşuyordu. ancak. belki.

afişleri ne kadar abartılıymış. olmadı yarın buz gibi kırılıp çığ gibi düşeceğim. Bense. budala diye küfürler savururum. görün ey insanoğlu paniğe kapılın. Öyle mutlu yürüyüşleri vardı ki. Çığlıklarıyla lunaparkta sörf yapanlara imreniyorum. İş çıkışı. işte yine geçiyorlar deyip. Kontrolümü kaybediyorum. kirazları sey- 56 57 rediyorum. yurdumuzu kurtaracaktı. edebiyattan sözediyoruz. Yoksa çirkinlik. pamuk ipliğine bağlı hayatım. güzellikle çirkini ayırt edecek tüm geleneksel ölçülerimi kaybettim. Kendimi toparlamak için manavın önünde dakikalarca sera malı çilekleri. Ne zaman görsem bu boklu kumruları. altüst oluyorum. Kendimi tutamayıp iğne ucu bir gözüm ilişse. sağlıklı. onlarcası. miskin.bir tüy tabakası vardı. odalarımızda. Acıyla. çığlığıma hazırlanıyorum. halkın kara isyan bayrağı mı? Görün bu suratları mideniz kalksın. varoşlardaki insanların yasını. Onlar da çok pahalı. Rıdvaniye'nin sevgilisine ise. Fakir Baykurt.blogspot. bin yıldır çıldırtıyor. şova döndüren bu ülkede ne işimiz var. bir de üstüne sanattan. bin yıllık tazeliğiyle hiç değişmiyor. Kararımı çoktan verdim. Orhan Kemal. bu akşam. kulaklarımızı kesiyor. insanlar. insanı aptallaştırdığına göre. görün zıkkımın kökünü yeyin. Bu çocuk hangi ülkeden. Hepimiz. iz süren av köpekleri gibi beynimin bağırsaklarını hırpalayıp kokuşturan çığlığı bekliyorum. Çirkinliği yetmiyormuş gibi. güçlü yapılı. Şimdi. duru bir yüzü var. köylünün. kırılacak.. Fikret Otyam. Kemal Tahir çok ciddiydi. bir toplama kampında yakmahyız. incecik bir oğlan. çok satıyorlardı. Yoksulluk insanın bedenini erittiğine. medya tik pazarda her Allah'ın akşamı şov görüntüleriyle montajlanıyor. http://genclikcephesi. Hiçbir aşk insanı bu denli kör edemez. Bu acımasız talihsizliği tasarlayan Tanrı'yla aram açılıyor. çaresizliğini es-tetize ediyor. sel. Bu uyuşuk. bu sokakta.com 27 . İşte burada. günlerce unutamıyorum suratını. bu ucube kızın etrafında centilmenler ve melekler gibi fır dönüyor. bir telefon açıp en mahrem orgazm çığlıklarını dinliyorsunuz. Birbirlerine sokulup sokak sokak sonsuz bir mutlulukla gözlerini kapatıp dünyayı unutuyorlar. mahzun çocuğa bu çirkin kıza niye aşıksın ki. Ben ise kulaklarımın dibinde kramp geçirip kaskatı havada kalmış mızrak uçlu çığlık tarafından uçuruma çekiliyorum. çınar yaprakları çiğneyerek birbirlerine sarılmaktan yorulmadılar. Konfeksiyon atölyesinden fırlayan yüzlerce kara küçük bi-çimsiz böcekleri. güzel olabilmeleri mümkün değildi. şaşıp kalıyorum. nasıl bir dünyadan gelmiş! Yıllar geçiyor. baharlar geçiyor. götünden düşmekte olan eteği. Türkan'ın çığlığıyla koptu. heyecanlı. yaseminler gibi sevgilisini öpmekten dudakları kurumadı. Yolunu gözlüyor. derin bir sevinçle tuhaf aşıkları izlerdi. çalımlı bakışlarla kızı bekliyor. ağıtını. Yaşar Kemal. mutsuz olun. sakin. yoksullukla cehaletle göğe yükselen çığlıkları satan. plan ve program dahilinde köy romanlarıyla köylümüzü. televizyonlarda bu çığlıklar. Sovyet bayrakları. cahilliğini. çirkin bir kadından daha büyük acılı bir felaket yoktur. zevkli menekşe gözlerle dünyanın en azap verici seslerini katı bir psikolojiyle izliyor. bu kadar dinç. Nasıl başarmış bu leş parçası yüzü sevmeyi. Talip Apaydın. savaş. çekingen. beyinlerimizi. acılı annelerin. güzel adaleli işçi kızları. Bizler çiçek tozları mıyız rüzgârla uçuşurken kime toslarsak onunla hazla sevişelim. gururlu. aptallar ve çirkinler sürüsünü. akıntılı cerahat gibi yüzlerce suratı gördükçe kafam karışıyor. haber bültenleri. Ahlâkla ahlâksızlığı. deprem. arkasında patlamış fermuarından iç donu gözükür. Çığlıklarımız. bir zahmet toplamazdı. Bir zamanlar Aziz Nesin. yüreği olan her şeyi yakarak. gecekondularda saçını başını yolan yoksul insanların çığlıklarını pazarlıyor.

aynaları kırmaya.com 28 . sapık.mma koduğumun memleketinde garibanların yiyişmesi bile yasak. parala üstünü. Rıdvaniye. kolonya getirdiler.. cumartesi anneleri. bas çığlığı. akşamlan. Kız boylu boyunca banka uzanıyor.. Uçurumundan düşen çığlıkla senkronu nihayet yakalamıştım." Sonra gülerek yüzümün içine http://genclikcephesi. Garson Kemal'e sordum. Sevgilisi çocuk yok ortalıkta." Öyle günlerce işledi içime.. dünyanın en sapık mutlu insanları oluyoruz. Gizli. O bile iki kere büyük yenilgi yaşadı. sarılmakta olanların keyfini kaçırır. bomba düşmüş gibi şangur şungur çığlık atıp. ayrıntılarıyla dinledim. Emir verdim kendime. "Bir saniye Nihat ağabey. ben de nasılım ki. El feneriyle iyice kimlik resimlerine.. fermuar muhabbeti başlamış bankta. ne sanatı. Türkan'ın çığlığı Sakarya'da korkunç tınla-masıyla patladı. Turgut Reis şehit oldu.." Garson Kemal tuhaf tuhaf gözlerime baktı.. gitti. Biri Viyana Kuşatması. İkincisi Malta Kuşatması. Türk tarihinin en büyük padişahıdır. İçişleri Bakanlığı önünde.. garsonlar sakinleştirmek için kollarından tuttu. "Kopardı ipi. Öpüşmekte. Niyeyse. sonra kızarmış pembe yüzlü sevgililerin yüzlerine.. "Hatırlıyor musun Kemal. Rıdvaniye'nin. ağırına gitmiş olmalı hiç ortalıkta görülmüyor. Neye uğradığımızı şaşırdık. Yeni bir tür. sandalyeleri parçalamaya başladı. Yalap şalap tutkuyla kendilerini kaptırdıkları bir anda. Tam da o sırada. bu yoksulluğun çığlığını savaş narası Allah Allah seslerine dönüştürdü. basıyordum ki çığlığı. başka cins insanlar olduk. çökmüş. ağzımdan ilk çıkan laflar: "Bak abla çığım. Yanımdaki masadan. kaçamak sevgililer parkı vardır. oyalandığımıza göre.. yuttu. Turgut Reis adında lokantalar vardır. İçişleri Bakanlığı'nm önünde nöbet tutan polisin canı sıkılır. bizimki yalnız" dedim. parkta tekme-tokat dövmüş bunları. Ne zamandır ağlamaklı ve yalnız oturuyor Rıdvaniye. Türkan'ın çığlığıyla ortalığı birbirine katmasını". Osmanlı da böyle yaptı işte.. Çok düşündüm bunu. "Nefes al bacım. ne insanlığı. Otuz-bin levent sulara gömüldü. kulağıma: ".. sakin ol bacım" sesleri arasında kızın masasında buldum kendimi. kaybetti. tek tek bankları gezip kimlik kontrolü yapar. Kanuni. "Hayırdır. gittiği gibi geri geldi. ne ülkesi." Oysa ben daha hazırlıklıydım ipi koparmaya. kızı kimlere teslim ediyoruz gibisinden beni bir kenara çekti. keyifle nasıl seyredilir cenaze törenleri. oğlanın fermuarını açıyor. gelir. yeri göğü titreten. Tam sırası. cinsel bir entrika anlatır gibi. Garson Kemal kulağıma. düşkün halini gördükçe. Sevgililer ikişer ikişer tüm bankları doldurur. kızı sakinleştirmeye çalışıyorum.Çaresiz. Anayoldan içi karanlık. polis yakalıyor. Rıdvaniye. kafayı yedi. Garson Kemal. "Zavallı.. rahat etti!" dedi.. İnsan ruhunun dinamitlendiği bu seslerle hepimiz eğlenip. Tamamlanmamış bir orgazmın ortasında dövülmek kadar 58 59 insanı ne acıtabilir? Oğlan. sen şöyle çekil. Rıdvaniye benden önce kopardı. Aradan yıllar geçti. eşek kestanesinden olsun ayrılık acısı duyacağım bir sevgilim olmamış.. bas çığlığı. ne biliyorsam. sigara ve çayla ağlayıp duruyor. Su. "Polis. zavallı insanların saçını başını yolarken fırlattığı can yakıcı çığlıklardan orgazm olan." Duygusallıkla salçalaşmış bu romantik aşktan ben de kuşku duyuyordum.. anladım ki domuzdan.. ne vatanı. Kemal'i gördüm. bu iniltiler. mutsuz. bu ağıtlar. Bugün bile Malta'da. kulağıma. benden önce.blogspot. Polis niye dövsün. Belinde ağır makineli silah. Zevkle nasıl izlenir bu programlar. kızın ezik.

diğer yarısını ta-neleştirip bölüştürmek. büyük ateş ocaklarının içine kafalarını sokup yakarken. zavallı bir adam. Papaz sakalı gibi saçları. suçlulukla başımı yere eğip hızla geçiyorum koğuşun önünden. o meşhur iğrenç küfürlerden savuracaklar: "Kız cadı. Bu küfürler öyle korkaklaştırıyor ki beni. yumurta yemek için memurların .bakarak "Sen de az değilsin. haşlanmış yumurta kavgasında saçı başı yolunup bir kenara fırlatılmış. umutsuz bir imha savaşında yumuşak karnınız sün-güleniyor. beş kuruşu yok. Sabah kahvaltısı hastabakıcının tanzimiyle oluşur. Hayatım orada. Yalnızdım odamda.. güya o kadın benim sevgilim.. üç zeytinin. büyük ocaklarda gizlice pi^ şirilip. yazısını yazıp. Kocası işsiz. en sert sorunudur! Bu küfürleri her sabah duymak. Türk milletinin asla çözülemeyecek en hazin. Çocuğu spastik. bu köylü. sekiz -on lions kadın kulübünün aldığı servis aracıyla gazetecilere poz verip. aşçılar etrafına çöreklenmiş. Her Allah'ın sabahı "yumurtam çalınmış". ruhsuz ve hayvanca yumurta hakkı." Haşlanmış Yumurta Kardeşim Davut Genc'e Hastabakıcılar demir gıcırtılı arabayla. yine her sabah doktorun gelip.. acı çekmiş yüzü var ki. "hayır benim hakkımdı o yumurta". haşlanmış yumurtaların bölüşülmesinden çıkan kavgalarda en duyulmamış kadın küfürleri duyarak güne başlamak. diye bağrışan kadınların arasına girip mahkeme etmek. zeytin hakkı üzerine kadınların saç saça kavgaları aşiret kavgası gibi. bir hüzünlü. püsürük. Hastane servisleriyle özdeşleşmiş bu gıcırtılı arabalardan biri törenle değiştirilmiş. O benim. Yemekhane ise görülmemiş bir bolluk. bulaşıp. Günlerce depoda beklediği için çürümüş kokar. hastalarım yatırıp muayene ettiği ilaç kokulu bu hasta yatağında kemiklerimi duvarlara vurmadan düzeltmenin imkânı yoktu! Çocuk koğuşunda. çok uzaktaki karagözlüm. şölen! Henüz sabahın seherinde üç büyük tava et. aracın bir yüzüne kocaman harflerle falan lions kulübün hizmetidir. Mahşer yerine döndürür servisleri.. sırtlan suratlı kapıcılar.blogspot. bir daktilom vardı odamda. herkesin boynuna sarılıp.. pirzola. Kömürleşmiş patates gibi burunlarıyla kavganın ortasına girer. lağım tıkamış leşlere dönüyoruz. bazen üç. haşlanmış yumurtanın. eskiden pencere önlerine asılan kurumuş biberler gibi. yarım uykulu. bazen beş zeytin. bitebilirdi! Bugünlere nasıl geldim sanıyorsunuz. Kadına gidip yardımcı olsam. Neyse iyi görünüyorsun. bu berbat pisliğe bulaşmadan güne başlamanın imkânı yoktu. sabah kahvaltısının haşlak çayım çelik bardaklara doldurur. bağırsak. haşlanmış yumurtadır. berbat suratlı bir genç kadın tanıdım. Çocuğu yüzünden çalışamıyor. bir de Bozkurt reçeli. Saat başı kalkıp hastaneyi kolaçan eder. ka- http://genclikcephesi. köpek adamları.com 29 . bok. fazladan bir dilim ekmeğin gerekçeli kararını açıklarlar! Hastabakıcılar depodan aldıkları teneke zeytinin yarısını her daim iç ettikleri için. bir Tanrı gibi. acılı gözka-paklarımı frengileştiriyor. Her sabah servislerde. 60 61 Parçalanmış kaya parçasına benzeyen öküz suratlı hastabakıcılar bu yüzden buranın krallarıdır. 4-5 yaşlarında. Ne yazayım..ikini mi yalıyorsun". Oturur hayalimden hikâyeler yazar. avuturdum kendimi. en ünlüsü. toplamışsın. Alnında deri o kadar incelmiş. neydi o Viyana kapıları Na-polyon. üzerinden ustalıkla sıyırdığı ince zar gibi. Hikâye değil mi. mutluluk ve sevinçli alkışlar ve hastaların uzaktan bakışlarıyla servise sokmuşlardır. demir karyolaları soğuk uykusundan kaldıran küfürlerle.. ertesi gün diğer kadınlar ona sulandığımın dedikodusunu çıkartıp.

ben. Öyle umutsuz. romantik. tüm yola yağlarıyla akan yemek artıkları bile kurtulamıyor bu seslerden! 63 Her sabah. ama. entariler içinde sınırsız bir bozguna uğramış bedenlerini yerden yere atışlarım seyretmek dayanılır şey değil. Dilenci kılığında binlerce anne çığlıkları.. Uzun siyah saçlarını ırmak gibi beline indiriyorum. Bennet adlı şairin sözlerini yazıyorum: "Seni Siyahlığın İçin Seviyorum / Şu Göğsünü Saran Karanlık İçin / Seni Efkârlı Sesin için Seviyorum / Gölgeli Gözlerin İçin /. insanlar sanki burada. yumuşak beyaz kadın eti dolduruyorum. bacak. nöbeti bırakıp bir yere gidemem. en dibe düşmüş kendi canından bir yere sarılmak istercesine boşluğa atılmış bu bedenler bir zaman sonra. suçlulukla Tanrı huzurunda kezzaplaştırıp döküveriyorlar birbirlerinin gözlerine! Tüm duygular iğrençleştirilip sarkıt buzulları gibi kafatasımıza düşüyor. ben. ameliyat bezleri. ruhuma. Hayalimde yarattığım o uzun siyah saçlı dişi kadının macerasına gömülmeliyim.. çıplak. bembeyaz. bu akıl almaz histerinin içine çekiliyor. morgun kapısında ölü çığlıkları. git evinde ağla" mı. ağıtlarıyla uyanıyorum. Kadınlar çığlık atmıyor. Sanki. Etraftan geçen herkes. kendimi son bir can havliyle.com 30 . burada ağlama. Adını kimsenin koyamadığı bu ötelerden öte şölen. dudaklarımla düzeltiyor. Kısa bluzunun kolundan fırlamış kas izlerinin üstünde diken diken olmuş tüylerini. çöplük dağılıp. böyle hesapta olmayan paramparça edilip kudurması. sanki görünmez zehirli bir oltanın kancası.blogspot. hayali bir denizin içinde şizofren bir ahtapot gibi kollar. ben o hayalimdeki kadına mektup yazmaya başladım. ölümün çöl kertenkelesinin tüylü bacaklarıyla donatılmış sofrasına davet oluyoruz! Ama onlar belki de on yılda bir ölü başında ağlıyor. cam parçaları fırlatıyorlar. bu soğuk ölüm davetine katılacak gücüm kalmadı. küçükken önünden geçtiğim karanlık gecelerdeki mezarlıklardan ölü dişleri. onlarca an-ne-babamn biçimsiz şalvarlar. kol. ezanın sesine karışıyor. Kalemimle canlandırdığım bu eli sonra şehvetle ısırıyorum. geniş bıyıklı eski zaman subayı. unutmak için dışarısını. yola yayılmış yemek artıkları içinde. bağırışlarla deliren kalabalık. her sabah hurdayım. İşte bu kaçıştır benim yazarlığım. köpek. Çünkü. entarilerine. insan hayatının en yüksek uçurumunun kıyısında. tenimi yiyor. kelimeleri özenle seçerken geçirdiğim zamanın eriyip kaybolması. soylu. obur bir vahşi hayvanın homurtularına dönüşüyor. fare kuyruklarından jiletler. camlar. bacaklar. Tam da o kadını anlatan Melih Cevdet çevirisi. Her şeyi unutmanın yolu. Yolunmuş saçlarını hikâyemde düzeltiyorum. duvarlar. korkaklığm verdiği acemilikle hareketlerinden biz mi anlamıyoruz. kabir böcekleri gibi ruhumu. Kadını hayal edip çiziyorum portresini. yırtınma. duvarlar. üstünü başım parçalarken. tam da ciğerlerinin orta yerinden onları tutup savuruyor. Ve şiirin ikinci dörtlüğünde şu mısra deli ediyor beni: "Unut Köle Olduğunu Bir Zaman. her şey yönünü kaybediyor! İnsan bedenlerinin maskesiz. Kendimi kurtarmanın tek yolu. katı cesedimi mezara bırakırlarken. ekmek param burası. soğuk. "Teyze. duvardaki bembeyaz küflenmiş kabarmış yağlıboyalar cins bir virüs gibi. görevim burası. sırtlan gibi insan eti yiyor! Kafa derilerinden sinir parçalarını gagasıyla çıkartan leş akbabalarına dönüştüğü imamın sesine. ben.. acayip. sonsuzluğa mı uçmaya çalışıyorlar. dürüst. işte. Kelleşmiş alnından dümdüz kesilmiş perçem indiriyorum. beynime. bu sabah yerinden taşlar. http://genclikcephesi.62 rasevdalım. bir gölün usûl usûl serin sularına atmaya çalışıyorum. hiç kimse dışarıda kalamıyor. yaşmaklar. Ne diyeyim. hayatları boyu duydukları tüm zevkleri. perişan cesetlerin mezar yüzleriyle karşılaşıyorum ki. iki saatlik uykuma yatıyorum ve beşe doğru. diyeyim." Her gece sabaha doğru dörtte. aldatmasız. ayaklar. Cesedin başında paralanmış insan kalabalıklarının gasilhane mermerine çarpan cıyıltılarmdan kurtulmam imkânsız. hikâyem güzel olsun. gasilhanenin çaput süpürgesinin üstüne bayılıp düşüvermiş kadınların parçalanmış eşarplarına. kaygısız. hortlak gibi. kanlı sargılarla dolmuş taşmış çöp bidonları kadın çığlıklarıyla soğuk öldürücü bir kurulukta kasılırken.

kadının orasını en olmadık kalabalıklar içinde dişliyorum. o büyülü bahçeden kurtaramıyorum. Başhemşire odasına çağırdı beni. benim de böyle bir aşkım oldu. sevdiğin kızın da yanında olursun!" Bana. Bana o günleri hatırlattın.!" Başhemşirenin odasından çıkarken. hayalimde yazdığım bir hikâye. Eline benim hikâyemi aldı. yeniden "yahu bir hikâye" diyemeden.! Yani. fütursuz bir gururla kadına dörtbir yandan saldırıyorum. hayaller başkasının olabilir. İstanbul'a tayinini de çıkartırım. istersen. "Oğlum. böyle bir kız yok. Ertesi günün akşamı nöbete geldiğimde. işte yine gece başlıyor. Kalemim usta bir tiyatrocu olabilir. delirmeden sabahı nasıl bulacağım. Ertesi gün. yazdığım hikâyemi masanın üstünde unuttum. Güya karagözlüm İstanbul'da. çünkü bu bir hikâye. uyduruyorum. fazlasıyla kilolu bu kadın. İzmir'de. süslü kelimelerin hilesiyle damarlarımdaki kanı sımsıcak ısıtan yeni bir sevgili yarattım. Tüm bunları öyle ayrıntılı gerçekçi yazıyorum ki. saklanarak. tüm hemşirelere dağıttı. kalemimi. işte burada. Sabaha doğru. Başhemşire: "O kızı üzdüğünü duymayayım." Başhemşirenin göğüslerinde tatsız bir infilak oldu. nasıl sevmiş seni. gel senin tayini65 ni İstanbul'a çıkartalım. uyduruyorum. Benim bakanlıkta tanıdıklarım var. hem trenle gidiyorum hikâyede." Ben. olmayan bir tuvale kelimelerle çiziktirdiğim gizli ve büyülü bir bahçe! Yazarlığımı.. Bu tereddütler içinde. hayali sevgilim için yardımcı olmaya çalışıyor. Hikâyemi okuyan kadınların başı dönüyor. İkinci şey. aynı odada göreve başlayan doktor arkadaşım tüm hikâyeyi okudu.. Başhemşire. hadi. ilaçlarla canlı cenazeye dönmüş hayatın en deli yerinde bir de ben varım. hoşsohbet. müthiş erkeklik gücünü bedenimde hissediyor. yüzü asla kızarmayan ahlâksız yerlere uzanmasından asla korkmuyorum! Kelimeler beni nereye atarsa. hayalle gerçek birbirine karışıyor. dedi.. Önce Kadıköy Iskelesi'nde buluşuyoruz. aşağılık. Kızgınlıkla bağırdı: "Yazık o kıza. öyle usta bir kalemim var ki. ilk defa orada düşündüm. gizlice öpüyorum. Üsküdar'da bir çay bahçesinde saatlerce oturuyor. yine morgun kapısında korkunç ölüm çığlıkları sabahın dördünde tüm varlığımın yolunu kesecek. onu garsonlardan utanıp. ama. beni karşısına aldı. morgun kapısında ölüm feryatları gasilhane mermerlerinde çarpılırken. bak. olmayan. Korktuğum başıma geldi. 64 bu kadar sahici. Bolu Dağı'ndan telefon ederken söylediğin şu sözler: "Sırtına vuran gölgenden bir ömürboyu oynayacağım uçurtmalar yapmaya geliyorum!". kazanova bir kara kaplanın. yok diyorlar! Çocuk koğuşundaki perişan. ben ona trenle İstanbul'a gidiyorum. Bundan zehirli ve ürkütücü bir gurur duydum. başkalarının hayallerine lağım fareleri gibi iğrenç ve korkakça bir yoldan giren.. Çok hoşuna gitti.com 31 . aceleyle yazılmış.. Hikâyemde. Başhemşirenin hülyalanmış gözlerinde hayalkırıkhğı yaratmak istemem. hayatım için tehlikeli olmaya başlıyor. zavallı kadının iç çekişlerinden. herkes benim ilahi aşkımı ve gizli cinsel fantezilerimi konuşuyordu. fotokopisini çıkartıp.. Ben ne yapacağım! http://genclikcephesi. bu erkekler hep böyle. üçüncü bir şey çırılçıplak önümde. Kanadı kırık bir kuş gibi koynunda ağlıyorum. güzelleştiriyorum ve düzüyorum bu kadını! Hikâyemin utanç verici karanlıklarda sapıkvari. ruhsuz biri gibi hissediyorum kendimi. Hakkımda gizli bir şeyler öğrenmiş olmanın yaygarasıyla. iki yardımcısını odasından çıkartıp. artık İzmir'e öldürseler gitmem. Gün boyu elinde fal.. burç kitaplarıyla gezen. eşsiz bir aşk. ama.Allah kahretsin. bu serum şişeleri. Gecenin sıkıntısıyla yazılmış hikâyem ortalığı karıştırmaya yetti. ama. "Sahiden bu kadar seviyor musun?" dedi. sen çok güzel bir çocuksun. hayatta elimden gelen tek şey yazmak. spastik çocuğuna yedirecek beş kuruşu olmayan kadına olan aşkım.blogspot. hem de Bolu Dağı'ndan telefon ediyorum. "Dikkat ettiyseniz. kurtulmak için.

en gizli sevinçlerim. Şarap şişeleriyle dolu. içimdeki akıntılı karanlık tünelleri dolduracak kadar nar çiçeği desenleriyle uzuyor.. yüzümde ekşi üzüm gibi tatlı bir acıyla buruşuyor. Odamdan tüm hastanenin seslerini tanıyorum asansörün çalıştığını duydum. Nasıl seviyor kelimelerim onu. Bir kenara bırakılmış kirli bir naylon torbası gibi. ardından baktım. Kapıcı: "Görüyon. sarılıyorum ona. İncecik bacakları. o. iki avucunda sıkıh. Birkaç hafta sonra kocası ziyaretine geldi. sıskacık. bir akıl hastası gibi boşluğa bakıyor. ah tatlı bebeğim. inciler toplasam. ikimizin de kolları sıska. sonra merdivenlere doğru fırladı. sabahın dördünde çocuğunu uykudan uyandırıp. İçine girip. Ağlamadan sevişmeyi öğrenebilsem. Bir su kenarında ayaklarını. kadını göremedim. arka koridoru dolaştım. onu da bir yerlere fırlatmış olmalı. zehir hayattan kaçmıyorum onu. bakım olmadığı için ağaçların bile küf bağladığı. iki haşlanmış yumurta. su kenarı gibi baldırlarının içlerini. yandaki hasta çocuğun dün ziyaretçilerin getirdiği portakallardan çalıp. kara kadının bakışları içimde büyüyor. onu yatağıma bırakıyorum usulca. Çocuğum açlıktan ölür mü diye. ince ince toz bulutları uçarak atlıyor kayaların üstüne! Nasıl tutuyor çamurunu. ikimiz de böyle zayıf. hayatıma dair bilgiler topluyorum. koynunda. hayalimdeki sevgilimle doldurmaktan başka çarem yok! Hikâyemde sadece model olan spastik çocuğun annesini iyice tasvir etmek için bir daha çıktım çocuk koğuşuna..blogspot. ikimiz de durduk yerde silkinip ürperen kuşlar gibi. sakat. Nesine kızayım bu adamın. ben onun hayalinde romantik bir aşkın göllerinde yüzerken. hıçkırarak ağlıyorum. Kadınlar. bir solucan gibi arkasında görülmüyor. bu hayat nedir mi diye. daktilomu önüme koyana kadar.. Göbeği inip kalkıyor. bir sinek. nedir? Lastik ayakkabılarla kapı ses çıkartmasın diye. Çocuğunu kucağında son bir can havliyle tutan mecalsiz tüy gibi kolları. odamda aynı işi yapıyorum. dünyanın en tatlı ballanmış meyvelerinin gülüşünü oturtuyorum. ah. bir anlık açılan koğuşun kapısından karanlık bir heyula gibi bakışlarımı sokuyor.. Ben de hikâyemde. dayın nasıl iş bitiyor. ikimiz de bir boşluğa gömülüyor saatlerce çıkamıyoruz.. Masalsı bir gülümsemeye dönüşüyor. gasilhaneden saçını başını yolan kadın çığlıkları ezan sesleriyle yükselirken. ikimiz de toprak testi. ovalar gibi. bir öküz kadar kıllı kapıcı kemerini bağlıyor. Öyle narin yerlerime dokunuyor ki gülüşleri.. Gece. Ah. Çiçeklerini hiç dökmeyen ağaçlar gibiydik. bir gün daha yaşamak için! İkimiz de yaşamak için. köpek boklarıyla dolu bahçenin en dibinde yere gazete http://genclikcephesi. Kelimelerin beni sürüklediği o iğrenç. Odama yürüyüp. utanç dolu ahlâksız uçurumda öyle utandım ki. Hiç değilse o. simsiyah saçları dokundukça bedenime. Dışarıda.. tüm çamurunu tutup..." diye kasılarak iki kolunu deve gibi gerinerek. Yüzüne. nasıl uçuyor tepe üstü kayaların en keskin yerine! Sabaha kadar o su kenarında yıkanıverdik. kuşlar silkinirken neler gelir akıllarına! Tüm bu resmin parçalarını. sabahın beşi.Kalemimi şarabımla. bir kavun getirmiş. çocuğu koynunda. demir karyolanın 66 dibinde bağdaş kurmuş oturuyor. biraz sonra şelale olup 67 delirip döküleceğini biliyor mudur bu dere! Nasıl başarabiliyor bunu dere. Sabahın dördünde çıldırtan ölü sesleri. midyeler. bunu bir yazar nasıl anlatır Tanrım! Dalgalı denizler gibi göğsü. parçalanmış bir kaya parçasına benzeyen. Suçüstü yakalanan bendim. Yalan ve tiyatro ve şeytanlar üstüne kurulu bu ağulu. iki haşlanmış yumurta bıraktı. buna benzer sesler mi duydu diye. eteğini boydan boya yırtmışlar. geçti yanımdan. iki avucuna.. karyolanın kirli köşesine fırlatılmış. gizlice yedirmiş. oralarını. kadınlar üstüne hücum edip gözünü morartmış. zavallıyı paramparça etmiş üstü başı dökülüyor.com 32 . parçalanmış lastik terlikler her şeyi anlatıyor.. hırsız diye hücuma geçip.. vahşi gecekondulu kadınlar koğuşunda portakal çalmış.

ucuza halka sattırmış dahiyane bir bilim kadını. onlarca çeşit yemeğini yaptırıp. Türk diyetisyen ve beslenme uzmanlarının annesi. mercimeğin baklavasını. karnımız şişer. talihini değiştirdiği Rize'den bugün Şevki Yılmaz türü insanların çıktığını görseydi. Mercimekçi Ayşe. çocuk. mercimeğin yoksul halka getireceği faydaları ve Türk mutfak kültürünün engin derinliklerini anlatıyordu. bu satırları yazarken sizi bilmem. doyduğumuzu sanırdık. Anadolu'nun en zengin insanları oluvermiştir.com 33 . Mercimeğinden değil. Doğrusu ben de Mercimekçi Ayşe'den yanaydım. Mercimek üzerine sıkı yazılar yazmış. Şimdi elimde bir ceviz kitabı. Kamuoyunu öyle derinden etkiledi ki. radikal bir İslâm çıkar altından. Rize'de uzun yıllardır ekilen çayı. bir düzene koyup. Bir ekmek parasına bir baklava. ah canım. siz fakir halka mercimek mi yeyin demek istiyorsunuz" gibisinden bir yazıydı. çorbasını. Adam. usanmaz bir çalışkanlıkla yoktan var ediyorlardı. kavunun tatlı ballanmış bir dilimi olabilir mi? 68 Mandanın Suya Sıçarken Çıkardığı Ses Duyduk duymadık demeyin. Ankara sokak ve parklarına emeği çoktur. Mercimekçi Ayşe kendini savunan yazıya "Ben 40 yıllık Cumhuriyet okuruyum" diye başlıyor. ne derdi acaba? Bir akademide hoca olsam. köftesini. ceviz ağacının faydaları uzun uzun anlatılıyor. Mustafa Ekmekçi de bir zaman domuz eti yedirip yoksul halkın et sorununu kırk yıllık yazarlık hayatı boyunca bıkmaksızm savundu. en magazinel ismi oldu. kamuoyunu etkilemiş. ütopyasını sevdiğim için.blogspot. çocuğun ağzına doğru götürdü. Amerika'da eğitimini gördükten sonra yurda dönüp Türk mutfak kültürü ve beslenme üzerine kitaplar yazıp. heykeli dikilesi bir kadın.. şu çocuğun ağzına giden. Atatürk devrimlerinden girip. En ünlüsü Köy Enstitüleri'ydi. gülüşerek şakalaşmaya başladılar.serip. Rizeliler.. Yazarlık hayatımı onlara ithaf edip bir cumhuriyet ütopistleri kitabı yazmak istiyorum. bugün Orta Anadolu'da ceviz ağaçlarından kendine bir köy yapan bir ütopist kendi halinde yaşıyor. Ankara sokaklarının en sevimli bahçıvanı Zihni Derin'dir. bir çeyrek ekmek parasına bir çorba içer. kavunu bıçağıyla ince dilimlere ayırdı. güle oynaya çocuklarını orta yere koyup. yaygınlaştırdı. Durdum ve düşündüm. ama işte ben yine ağlıyorum. deyip oğlunu başından öpüverdi. daha da ötesi yazar. Mustafa Kemal'in devrim ateşini yumuşak bir insancıllık. suratına sürdü. bıkıp usanmadan anlatırdı. Her biri Anadolu kasabalarının kısık alevi içinde. burada. öğrencilerime işte sayıları yüzün üstünde bu ütopistlerin çalışmalarını ödev verirdim. 1928'lerde yazıldı. Mesleğinde zirveye oturdu. Cumhuriyet gazetesinin asırlık kalemi İlhan Selçuk dahi 69 dayanamamış. kredilerini zenginlere peşkeş çektirirken. Anadolu'nun hangi kasabası ve şehrinde rahat ve beleş bir zenginlik varsa. bulgura dönmüş. Toprak Mahsulleri Ofisi'ne bir dizi büfevari dükkânlar açtırıp. hırçın. http://genclikcephesi. kara kuru adam. Kemalizmin bahçıvan bekçisi Zihni Derin. Şekspir'i. ceviz dikilmesi şiirsel bir dille teşvik ediliyor. Annesi. dersini ağır bir ciddiyetle. Balzac'ı. Özal'ın çikita muzla Türkiye'yi değiştirdiği yıllarda. kendini ceviz ağacı dikme ve diktirmeye adamış. Tek kanallı TV yıllarında her akşam mercimek sohbetleri yapar. talebeleri kendisine "armağan" bir kitap hazırladı. Şimdi. Zayıfça. Mercimekçi Ayşe. vs. Mercimekçi Ayşe'yi azarlayan karşı bir yazı yazmıştı. "Özal. Sürekli oynayan başıyla çocuk dilimi ham yaptı. helvasını. kontrol edemediği spas-tik elleriyle kavunun en ballanmış yerlerini avuçladı. Gözümü yaşartır cumhuriyet ütopistleri. bugün çaycılık onun adıyla özdeşleşmiş. onlarca televizyon programına katılmış Köy işleri ve Kültür Bakanlığını derinden etkileyip kaynaklar bulmuş. bir eliyle çocuğun kontrolsüz ellerini tutup diğer eliyle kavunun en ballanmış yerlerinden bir dilimi çakı bıçağına geçirdi. yüzlerce makale yayımladı. Mercimekçi Ayşe'yi açlık yıllarımdan hatırladım. 1930'da doğan Ayşe Baysal. orayı inceleyin. dünyanın tüm edebiyatı. iktisadileştir-di.

sertliğini kaybetmeyen bu tabiatın en ünlü patatesi. gördüm ki. kalabalık ve meraklı kitleye niçin siyaset yapıyorumun hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir gün arkadaşımla Boğaz'da kalkan yiyoruz.. "Hani Erbakan siz patates dinindensiniz diyor ya. bulgur yazılarına başladı. Karadeniz'de üç çeşit üzüm kalmış. hariç. ama işte. Cehalet ne kadar korkunçsa. "Ne yazacaksın?" dedi. yoksul halkın karnını doyurmasının derdine düşmüş halk insanlarıydı. güldü. kendi çabalarımızın. Üstüne seyyahların anılarını eklediğimizde. Milli yemeğimiz çorbadır... arkadaşımın kalkanı çok kızarmış geldi.. Cem Boyner'in kurduğu partinin açılış konuşmasında Le-man dergisi editörü Tuncay Akgün'le beraberdik. kebaptan çok. Trabzon. gülmeyin. Her gün sofrada üç-dört kez karşılaştığımız patatesi bu halk neden tanımaz. Sayımız çok az olduğu için "deli olan" bizdik. bunlar deli mi diye. konuşmak o kadar zordur. kitaplar. ne bulurlarsa doldururlar. ayağa kalkıp siyaset yapacaksın. senin garsona kızmaya hakkın yok dedim. gülmek-len kırılır." Sonra Trabzon'un ünlü paşa patatesini anlattım Yağmurde-reli'ye. ithal fıstıklar yediriyorsunuz çocuklarımıza. garsona çıkıştı bu ne diye? Arkadaşıma döndüm.. son onbeş yıldır çıkmış bir toprak kurdu yüzün71 den.... bir Tuncay ve ben gülme krizine yakalandık. milli kaynağın. Dağılmayan. Toplama ve doldurma zihinsel kabalığımızın savurduğu aydınlar karnavalı. yüzlerine bakan yok. Abdülhamid'in saray davet-Ierindeki menülere baktığımızda.. tıpatıp Fransız mutfağını görürsünüz. ele güne muhtaç olmamamızın. 40'h yıllarda yayımlanmış. Bugün. yol görünmüştü. değiştirmek için de. asırlar boyu tümüyle unutmuşuz. baştan çorba. İşte bu çok doğru. http://genclikcephesi. Yine bir kemalist öğretmenin elinden çıkmış Çanakkale Üzümleri adında bir kitap okudum. Cumhuriyet gazetesi ikiye bölünüp ayrılıyor. Türkler her yemekten önce mutlaka çorba içerler.. sondan şerbet. son onbeş yılda aldığımız mesafeyi saymazsak. işte orada siyaset yapmaya karar verdim.. yola çıkmıştık. İkincisi. gördüm ki.. kuru üzümcülüğümüz üzerine iki kitap okudum. en verimli topraklarında bir patatesi koru yamadılar. değişim adında parti dahi kuruluyor. yazarlar. İşte 80'li yılların özlem dolu dev duygusu. Şarapçılığımız konusunda da üç-dört sıkı kitap." Salon alkışla hopladı. lafla peynir gemisi yürüten siyasetçilerimiz o yıllarda dünyaca meşhur tütünümüzü tarihe gömmüş.. artık biz iyiyiz. Şimdi bu işi iyi bilen bir arkadaşıma sordum. Yine 40'lı yıllarda yayımlanan Tütün Kongresi kitabına baktım. Değişim.Çünkü onlar. onu yazacağım. dolmalar. Sanki onlar daha sahici insanlardı. bir saat sonra polis çilingirle kapıyı açıp götürmüş. patates dinini anlatacaktım. Erbakan geldi. belki de bozuk bilimsel görüşlerinden utanabiliriz. ekinin. "Patatesle ilgili bir kitap" dedim. Bir gün daha kalsaydı. tarihe karışmak üzere.blogspot.. Özal mühendisleri yanma alıyor. Ve Mercimekçi Ayşe de mercimeği bırakıp. yeryüzünün bu en güzel. TV'de izledim. diyor. gençler hapiste. Eşber Yağmurdereli telefonda "Ne okuyorsun" dedi. kendi kendimize yetmemi70 zin. sırf kurutma ve ambalaj teknikleri yüzünden kuru üzüm piyas'asında geri kalmışız. bu ülkede az kızartılmış kalkan yemek yiyorsun. hayatları ve çabaları komiğimize gelebilir. kısmet olmadı. ancak başkalarından şüpheliyiz.. bu ülkeyi değiştirmen gerekir. aydınlarımızın toplama ve doldurma düşünce sistemlerini güzel özetliyor.. İslâm gitti diye akılları çıkacak. on-yedi çeşitten sözediyor.. işte Şizofrengi dergisi... Rize muhafazakâr oyların deposu. diyerek yayın hayatlarına son verdi.com 34 . marketlerden ithal cipsler. toprağın. yerli malının. Seyyahlar. Telefonu kapattım. Türkler ne bulurlarsa içine doldururlar diyor. Seyyahlar.

Değişim rüzgârı onbeş yıl sürdü. hamasi nutukların istilasına uğradık.. çıplak gerçeği" ayıklamayacak kadar. http://genclikcephesi. Meddahlar... Gülay Ashtürkler. Battal Gazi gibi aşk.. Halk hikâyeleri köylerde. Yılan kabuk değiştirmezse ölür. kasabalarda anlatılan metinlerde. destan-laştırıldığı. orta yaşlı onlarca solcu entellektüel medyaya cici köşelerinde pazar yazılarına "diş macunlarını sıkınca. Karı oynatıp. bu büyük değişimi de özelleştirmeyle. Yıldırım Aktuna Ajda Pekkan'la.. Sonunda bu onbeş yıldan dev bir ses çıktı: Mandanın suya sıçarken çıkardığı ses. Boyner'in. bugün değişimin tüm aydınları pişman ve sancılı.. Zafer Mut-lu'nun katakullisine neden geliyor? Neden kaba zihinsel. çıktı. Bu rüyanın sisleri hâlâ dağılmadı. kahramanlık hikâyeleridir. modern çağın tanrıları amansız bir kavgaya girişti. yoksulluğumuzdan utanan yazılar yayımladılar. bir gün Özal değiştiriyordu bizi.. asırlarca köy.Değişim tanrısı bir kez toplumumuzu çarmıha germişti.blogspot. çirkinliğimizden.. hem köprüde trafik polislerini azarlıyor. Çe-lik'in şarkılarına laf yetiştiriyordu. Hmcal Uluçlar. bir gün Hıncal Uluç. Mutlaka kahramanlar iyi ya da kötü. Aydın Doğan'm.. yanıldığımı anladım... Serap Aksoy Aydın Güven Gürkan'la ve nicesi. Hadi Uluengin. değişmenin "büyülü iksiri" gibi görüyor.. uzun öykülerini süslemek için aralara kısa öykü ve taklit sokuşturuyor. Duygu Asena. toplama beynini kalkınmanın. artık ruhumuz kabarmıyor. TV'lerden. o kadar. Seda Sayanlar. Ülkenin tüm ahlâksızları birleşti. dolma. hayalici çıktı.. çünkü bu insanlar asla kötü insanlar değiller. beyaz bir ihtilal gerçekleşiyor. inmiyordu. Ve geçtiğimiz elli yıl nasıl kalkınmayı otomobil bayiciliğiyle özdeşleştirmişsek.com 35 . En sinirli ve telaşlı değişimci şüphesiz Hıncal Uluç'tu.. Türk aydını.. ruhunu yalanla kavuranların tuzağına düşüyor!. İzel'in. Ben de meddahların taklit ve kısa fıkralar anlattıklarını sanırdım. dolma. işte değişimin aydınlan bu işte kullanıldılar. Özal'ın elinden ihracat madalyaları alıyordu.. Gökberk Ergenekon Nilüferle. Ancak meddah hikâyeleri çok farklı. Ercan Karakaş Müjde Ar'la. Bu sesten Duygu Asenalar. Ayşegül Tecimerler.. değerlere tapıyor.. değişim canavarının kudurmasıyla.. Özal'm.. Mutlaka mutlu ya da mutsuz son. Kalbimizin çığlıklarını. yılanları güçlendirdi. Kalbimizin çığlıklarını anlatan tek bir öykü çıkmadı. hem de özgür radyosundan dinlediği harika çocuklar Yonca Evcimik'in. Zafer Mutlu ve Sabah gazetesi ülkemizi eşsiz bir yaz bahçesine dönüştürdü. Bunu iyi düşünelim. borsa. erdi muradına. banker. özdeşleştirdik. toplama bilgilerin istilasına uğramış. futbolcu satıp. kayboldu. yavaş yavaş acı yazılar yazmaya başlıyorlar ve manda bokuyla örttükleri solculuklarını ayıklamaya çalışıyorlar. Değişim rüzgârının efsane ismi: Salyangoz ihracatçısı Samsunlu Hasbi Menteşoğlu'ydu... nasıl olacak" çoktan başlamışlardı... uyuşuk ölçülere. Gülay Göktürk. zihinleri "yalın. kasabalarda anlatılan Ferhat ile Şirin. Özal köprüleri sat72 mış. Hasbi Ağa gibi onlarcası holding kurdu. Zulüm ve zenginlik barbarlığı delirdi. medya boğuştu. büyük bir özveriyle onlar da bizi değiştirmeye karar verdiler!. Hikâye kahramanlarının kutsallaştırıldığı. Değişiyorduk. değişim gazı. Yeni yayımlanmış meddah hikâyelerini okuduğumda. bizim neyimiz eksik dediler. Mükemmel bir katakulliye geldiler. Köroğlu. değişim böyle hayırlı kısmetlere de vesile oluverdi. ateş koru testerelerle 73 dağladılar. Osman Ulagay Hasan Cemal.. Zindanlarda insanların kafaları patlatılarak öldürülürken.. yılların solcusu Çetin Altan değişim rüzgârını arkasına almış. radyolar açılıyor. derin mavileri unuttuk.

Ikiyüzyıl öncesinin Osmanlı şehirleri.. bugünkü Amerikan sinemasından daha dramatik.. tatminsiz. hırsızlık. sürükleyicilik. güçlerini ve cesaretlerini şehrin kozmopolit gücünden. Ya da. her yeni darbe. sürükleyici ve dramatik derinlikteydi.. ayrıntılı. kasaba tarzından çıkamıyorlar!. bu topraklardaki en büyük siyasi olayın cumhuriyet olduğuna inancım tamdır. her akşam bir program vardı.. tiyatrodan daha yaygındı... Kürşat Başar. Türk hikâyesi hâlâ bekliyor. 75 Kandemir Konduk'lu dizilerin senaryo yapıları kasaba ve köy hikâyeleri uysallığı. Mesela 42 yıl kürek mahkûmu olmuş bir insanın hikâyesi. Türk romanı. ne medya. bugün Türk sinema ve tiyatrosunun devamı olan Mahallenin Muhtarları. 42 yıl kürek mahkûmluğu yapmış bir insanın etkileyici hikâyesinin hem yapısını.com 36 .. bu hikâyelerde. Ve ilginçtir.. Şimdi. köşe yazarları. Ayrıca. ne de sinema böyle bir sinema filmi çekecek güçte ve yürekte değildir. Duygu Asena. Halk hikâyelerinde kahramanlara kimse kötü. hırsızlık. Ve darbelerimiz dahi üstün bir alicengiz oyunu. oyun. hikâyesi. http://genclikcephesi.. İnsan. makale. Çünkü "çiftlikte" yaşıyorlar. orijinal metinlerle karşılaşabilirsiniz. Bir de şunu öğrenelim.. meddah... Kaba zihinsel ölçeklerle yazılmış.. Gülay Ashtürk. şehrin isyankâr başkaldırısından alıyorlardı. Aydın Doğan'm çiftliği. dolandırıcılıkla ömrünü geçirmiş bir insanın.Önce şunu öğrenelim. hem de dinleyici üzerindeki etkisini düşünün.. Ayşegül Tecimer. Filizli onbinlerce film. Zafer Mutlu'nun plaza kasabası. seks.. meddahlık bugünkü sinema. Özal'm masallarının anlatıldığı ve artık birer halk tekerlemesine dönüşen. edebiyatçıları. Her birinin senaryosu akıllara durgunluk verecek güzellikte. bu senaryoların "halk hikâyeleri" tarzında geliştirdiğini görürsünüz. naifliği. Avrupa şehirlerinden öndeydi.blogspot. yirmi bin Türk filminin ortalama yapılarına. bu yüksek eleştirici gücünü nereden alıyorlardı? Sık sık Yeniçeri isyanlarıyla vezirlerin kellelerinin alınması. Selim Edes. sıkı bir zekâ komplosu düzeyinde değil. meddahlar hikâye kahramanlarıyla dalga geçebiliyor. Meddahlar bu cüreti. söz dokunduramaz. bu cüret üzerinde düşünmemiz gereken bir yer. böyle bir hikâyenin kahramanı oldukları halde. Bizimkiler gibi senaryoları izlediğimizde. basitliğindedir. çarpıcı. Bugünkü öykü yazarları. hikâye kahramanlarını ilginç süslerle geliştirdi. hatta bu serbestliğe ve eleştiri gücüne kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra yüz sene geçmesini beklemiştir. çirkin bir davranış. eleştirebiliyorlardı. yani bugünkü hikâyemizden ileride bir "anlatım".. ne gazeteler. köy. Ahmet Altan. ve o cüreti ise. Fransız İhtilali çok şey değiştirdi ama en çok.. kasabaya mahkûm aydınlar türetmiştir!. 74 yasaktı.. şaşkınlık düzeyinde ifade zenginlikleriyle. Hemen her kahvede. bu dramatik zenginliğe kavuşabilmek için Tanzimat'tan sonra elli-altmış sene beklemiş. renkli üsluba. kitap. "şehrin sanatçılarıydılar".. cumhuriyet devrimleri "kasaba festivalinden" bir türlü çıkamamış. İddiam odur ki.. her şeyi altüst edebileceğine inanmış "aydmlar"a yüzyıl boyunca güç verdi. binlerce meddah hikâyesi vardı ve repertuvar çok genişti. dramatik zenginliğe. binlerce tiyatro eserimize baktığımızda. yani isyancı bir halk içinde yaşadıkları için mi? İşte burası. Ben bir cumhuriyet çocuğuyum ve cumhuriyet aşığıyım. eleştirel cesarete ulaşmıyor. iktidar. Ve halk hikâyelerinde olduğu gibi. kaçış. binlerce dizi. Bu kadar çarpıcı bir gerçeğe Türk sineması ve tiyatrosunda rastlayamazsınız. Buket Uzuner tarzı yazarlar.. Darbelerimiz dahi basit bir halk tekerlemesine dönüştü. cinayet öykülerini işlerken. meddah hikâyelerindeki kadar zekâ gelişkinliğine. yaşlılığında çaldığı paralarla mutlu olduğunu anlatan bir hikâye dinleyin. Türkanh. ancak. aradan ikiyüz yıl geçmesine rağmen. Sonra şunu öğrenelim.. çünkü meddahlar. meddah hikâyeleri mutlu bitecek diye bir yasa da yoktu. sert...

direksiyon. 1770'li yıllarda otomobilleşmiştir. yanlan aynalarla. ön dingil döner hale getirildi. Aynı dönemde Rudolf Dizel adlı bir başka Alman. Chevrolet.com 37 . Gage-nau kamyon fabrikasına eğitim için beş kişi gönderdik. 1988'e geldiğimizde Avrupa ülkelerinin toplam 77 üretimi 12 milyon 500 bine yükseldi. Dodge otomobil ve kamyonları. frenler. transmisyon organları. üstleri örtülü. Faytonlar. Portekiz Kralı ve veliahtmı otomobilde öldürdüler.blogspot. 1925lerde İstanbul'un çeşitli semtlerinde. Diyarbakır'da Birecikli Halil. Studebaker otomobil ve kamyonları. otomobile sıçrayarak kama ile vurmuştu. Ve zemberek yay veya rüzgârın itme etkisiyle kendi kendine hareket edebilen araç fikri oluştu. birtakım komisyoncular piyasaya sürmeye başladı. ordumuzda otomobil taburu kuruldu. Samsun'da Aldı Kaçtı yeğenler. elektrik sistemi. etrafları açık. kasalar dingiller üzerinde yaylar aracılığıyla kondu. süspansiyon inanılmaz bir hızla ilerledi. Ve asıl mesleği fes ütücülüğü olan Raşit El Katip genç bir işadamı olarak oto-motivciliği kendisine meslek edinen ilk Türk oluyordu. Fordcular bir başka durakta toplanmış olurlardı. seri üretime Amerikalı Henry Ford geçti. Chevroletciler bir durakta.76 Dolapta Pekmez Yala Yala Bitmez 14. teknikten çok o yıllarda koşum takımları. Osmanlı'nın koçu arabaları. Adana'da Rasinzade Bira78 derler. o yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı Carnot'yu anarşistler. Sonra Yüzbaşı Selahattin Bey komutasında. sürgülü camlı. 1928'de Koçzade Vehbi adlı firmasıyla Ankara ve havalisi için Ford bayiliğini aldı. motor. Taksiciler en iyi otomobil müşterisiydiler. Louis'nin bir bakanının. Haklıydı. kolla açılıp kapanan kapılarıyla atlı arabalar. Zonguldak'ta Alişan adıyla tanınan kişiler bayiciliğe başladılar. Trabzon'da Sadıkzadeler. Fiat-çılar diğer durakta. Bu. işlek köşebaşlarım tutmuş taksi durakları oluştu. şasi. makam arabası olarak birkaç otomobil ancak girebildi ülkemize. tekerlekler. araba süslemeleri yüksek bir sanat halini aldı. havanın gaz yanarken genişleyerek pistonu ittiği ve yatay bir buhar makinesine benzeyen bir çift tesirli motoru buji ile ateşlendiği gösterdi. varoşların oluşmasıyla http://genclikcephesi. koçu arabalarından sonra kullanılan ilk yaylı kupalı arabalardı. sıkışan ısınmış hava içine basınçla yakıt püskürterek ateşleme (patlama) temin ettiği diesel motoru geliştirdi. ilk barut motoru denemesiyle kanıtlandı. Meşrutiyet'ten önce. saltanat arabaları örneklerini Avrupa'dan alıyordu. Birinci Cihan Harbi'nin patlamasına sebep olan Saraybosna suikastı da otomobilde. Otomobil taburunda yetiştirilen şoförlere Gagenau marka kamyonların yönetimi verildi. Gallia Ailesi. Yugoslav Kralı ve Fransız Hariciye Nazın. padişahımız öldürülürüm korkusuyla bu otomobili kullanmamıştır. yüzyılın sonuna doğru arabaların ön kısımlarında. yüzyılda arabalara cam takıldı. yüzyılda süspansiyon gelişti. patlama ile motor gücü elde edilebileceği. En iyi deriyle örtülü kupalara sahip. Meşrutiyetle hürriyet geldi. Good Year lastiklerinin acenteliğini yapmaktaydı. Kennedy'yi. Gaziantep'te Mehmet Ali Alevli. öküzlerle çekilen. İleri görüşlülüğünden dolayı Abdülhamid'i suçlayamayız. Mehmet Rıfat ve Şürekası adlı firmaydı. Abdi İpekçi. 19. Nihayet ünlü arabacımız Vehbi Koç. Almanya'dan otomobil bölükleri getirildi. 1860 yılında Lenoir patentinin açıklamasında. Hem Türk hem de Müslüman işadamlarının kurduğu ilk otomobil firması 1927'de faaliyete geçti. 1960'dan sonra en iyi müşteri. Ford. 1753 yılında Paris'te 14. 16. Sultan arabaları. Bartoux'da yan yana otomobil içinde vuruldular. Yüzyıl içinde. izmir'de Fevzi Özakat. Uğur Mumcu ve nicesini otomobilde vurdular. nakışlarla süslüydü. yüzyıl ortalarında atlı tekerlekli taşıt arabalarına süspansiyon sistemi. böylelikle modern dünyanın ibadet edeceği yeni bir yaratık aramıza katı-lıverdi. Abdülhamid'e Mercedes bir araba hediye edilmişse de. Kemal Halil. Motoru Avrupalılar buldu.

köy filmlerinin. Bu vecize. ya da onur bilmezler. anılarında.6 milyon insan çalışmaktaydı. 1950'li yıllarır baş belası belli oldu: Yedek Parça. Kovmak. Ve bu yıllarda ilk otomobil ustaları yetişmeye başladı. yalanlarını örtecek zekâyı dahi bulamamışlar. "Pencereden kovuluyorsan. ilk otomobiller yapıldı ve onlarcası bayilerde satıldı. kamyon ürünleri satan Koç. 1930'a geldiğimizde. Hatta görüşmeye dahi alınmaz. işadamlarımrz. birçok araba parçasını biraraya getirip. 80 http://genclikcephesi. yabancı ortaklı meşhur Türk Traktör Fabrikası'dır. 12'sini de Ziraat Bakanlığı'na satarak ilk tatlı kârını yaptı. Kovulmalarının arkası gelmez. Aziz Nesin'in en güzel hikâyesinin adı da budur: Medeniyetin Yedek Parçası.'"minibüsçüler" oldu. ülkemize 173 değişik marka veya tip traktör girdi. 1500'e yakın otomobil. "toplama" usûlü dedikleri. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle. geçmişteki kapitülasyonlardan da ürkmüş olan halkın yabancı yatırımlara soğuk bakması. Makineleşmenin ekmeklerini ellerinden alacağı kuşkusuna kapılan gümrük hamalları. Otomotiv Sanayi Derneği. 1930'da bir yıl içinde taksicilere 20-25. "Medeniyeti veriyorlar ama. Otomotiv'in tarihsel gelişimini anlatıyor. bacadan gireceksin" şeklinde konuşur. köle zihniyetin bir parçası.com 38 . Her neyse. Ford'la görüşmeyi. hangi aşağılık dedemiz söylemiş bu köpek ruhlu vecizeyi. Sonunda Menderes'ten bir mektup alıp öyle gider. cins bir köpeğiniz oldu. Milli Savunma Bakanlığı'na. üretimi durdurdu. Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramlarında işte bu traktörler süslenip püslenip resmi geçit yapardı. Sanayi ve Maadin Bankası. son kırk yılımızı özetliyordu. Çünkü onlar ya düzenbazdır. demektir. Ford Motor Company. Traktör ve jeep. 1930'da 956 olan traktör sayısı. ne hazin itiraflar saklı kitapta. parça sandıklarını denize attılar. montaj üretim yapan bu fabrika. nezaketle Koç'u ve Türkiye'yi yeterli bulmadığını söyleyip kibarca yine kovar. Talip Apaydm'ın San Traktör romanı da meşhurdur. hayatımızın başrollerine traktör ve askerin kullandığı jeep'ler oturdu. Türk halkının ortak hafızasına yerleşmiş. 260'ını Koç. bu da Sümerbank'a dönüştürüldü. parçasını vermiyorlar" diye bir cümleyle biten bu hikâyenin kahramanı. Koç'un ricasıyla Koç'a satıldı. aşağılık komplekslerini.blogspot. Ancak. bacadan girenlere güvenmeyin!". 1930'da kendisinden çok şey beklenen özel sektörün yerini devlet sektörü aldı. özel otomobil olarak da 10-12 otomobil satabilen bir bayi. 1929 yılında İstanbul'da montaj işine başladı. değiştirelim bu vecizeyi: "Pencereden kovulup. Çankırı'dan Hakkari'ye onlarca bayi Koç'a bağlandı. Niye gireyim kardeşim. ne zaman Ford'a gitse kovulur. hayatının ütopyası haline getirdi. Mektuba karşılık Ford. 3000'e yakın da kamyon olmak üzere tümüyle 5000 motorlu taşıt yollarımızda gezinmeye başladı. 1948'de ancak 2000'e çıka79 bildi. Türkiye bu üretim düzeyini bir daha elli yıl sonra ancak yakalayabilecektir. günlük üretimi 8'e kadar düşürdü ve Türkiye'nin ilk montaj sanayi denemesi İstanbul Ford. Çin'deki karışıklıklar neticesi. 1931'de günlük 38 kamyon ve otomobil üretim sayısına çıktı. 1943 savaş yılında Amerikan sanayi kuruluşlarında 12. giderek Ford'dan Anadolu'nun diğer bayilerini de istedi. Aynı günlerde Ford'un Çin'e sattığı 272 Ford marka askerî kamyon. Vehbi Koç. Türkiye Sanayi Kredi Bankası'na. Ankara ve havalisine otomobil. 450 işçi ile faaliyete geçen. 100'e yakın kaptı kaçtı. Bu bilgileri edindiğim kitap. Koç. ikincisi jeep'leri üretti. yine kapınıza geliyorsa. köy romanlarının. İlk iki büyük montaj fabrikamızdan biri. büyük boy 376 sayfa hazırlamış. iyi iş yapmış sayılırdı. cins köpek yetiştirmek için esaslı bir taktirdir. 50Ti yılların karakteristiği oldu.

Uzmanlarımız. şöyle der Franco: "Mühendis raporlarına bakarsanız bu işi yapamazsınız. Kaportada sac değil. Türk'ün yılmaz gücünü sanayide göstermek ister. Adını Devrim Otomobili koydular. İzmir gibi illerdeki yabancı misyonun kullanılmış otomobilleri çok yüksek fiyatla satılıyordu. Sanat Mektepleri Mezunları Derneği: "Atatürk'ün. özel sektörün icadı otomobil vardı: Anadol..60'h yılların öğrenci hareketlerinde de bacadan girenler için öğrenciler "truva atı" diyordu montajcılarımıza. işte bu sıkıştırılmış talaş kullanılacaktır.. Gözdesi. ambalaj sanayini eleştirip.. Merkez Bankasını.blogspot. Nihayet Devlet Planlama'nm müsaadesiyle terzi İzzet'in otobüs karoseri Ün ver Otobüs Karoseri sanayi Şirketi oldu. "Otomobil fabrikası tahakkuk ediyor". fiyaskoyla sonuçlandı. Truva atı maketi taşıyıp meydanlarda yakıyorlardı. aşağılık kompleksimizden kurtulmuş olacağız. "sac" yerine. şimdi sırada Koç'un. otomobil virüsü ülkeye girmişti. ilk hedefimiz memlekette otomobil sanayini kurmaktır. Bir akıl da İspanya Kralı Franco'dan. bunun adı: Fiber-glass'dır. 68'lilerin tüm bilgilerinde ambalaj sanayi. Ankara. Ford'un dünya bayileri içinde birincisi olmuştur. devletin. piyangodan Ford'la görüşülür. ceplerine indirmiştir. bu işi ancak. dediği gibi. Solcu aydınlarımız montaj sanayini. Bu sevilen reklamla Magirus pek sevildi. Otomobili kendimiz yapacağız. 81 En inandırıcı Erbakan'dır: "Halk tipi otomobil imal edeceğiz. tüm yoksulluğumuzdan. otuz yıl sonra. Devrim otomobili. bilhassa vites dişlileri ve rulmanları ithal etmeyi düşünüyoruz". Ve bu haberin altında Atatürkçü derneğimiz haykırır. İşte bu kovulma.. Bitmeyen bir it savaşı başlar. O yılların da radyolarında en ünlü reklam spotu şuydu: Bir araba sesi. İstanbul. Türkler de otomobil üretecektir. Otomobil üretmeden kalkınmanın imkânı yoktur. tarihin benzersiz diktatöründen alınır. Böylelikle Türkiye tarihinde ilk defa çarptığında "kırılan" arabayı yapıverdik. İnanıyoruz ve yapacağız!" Dinmek bilmeyen bu otomobil ateşine inanmayan tek adam Çetin Altan ve birkaç solcu yazardır. vatan haini ilan edilirler. Türk'ün gücünü cihana göstereceğiz!. orada. Çetin Altan'ın alayları bitmez: "Otomobil yapacağız. Artık yeni şöhretimiz: Murat 124 ve Renault 12'leri piyasaya sürecektik.. ha gayret!. talaştan yapılan bir levha görür. tüm teşviklerimizi sanayicilerimiz bu yaygaraya kilitlemiş. politikacımız. ortalık yangın yerine döner. bu topraklara geldiğimiz günden bugüne. yerli üretim sevdasına son noktayı koydu. emir vererek halledebilirsiniz!" İhtilal olmuş ve Cemal Gürsel de Franco gibi düşünmektedir. bugün haklı çıkan tek insan ise Çetin Altan oldu.. dünyanın her yerinde sanayinin lokomotifi otomobildir. modern dünyaya kafa tutması. montaj sanayi suçlamaları vardır. Kızıl Elma gibi bir ideal edinir. siyasetçimiz. askerin. dolgun bir ses: "Ne Geçti? Magirus Geçti!". Türkiye halkına sattık. son elli yılda ruhumuzu köpekleştiren bir yaygaraya dönüşür. Otomobil parçalarının tümünü memleketimizde yapmamızın imkânı yoktur. sevdiği bilimadamı Necmettin Erbakan'dır. Yine de istediğini alamaz.. dalgaya alınca. çünkü emir demiri keser." Gazetelerin manşetinde artık her gün otomobil haberleri vardır. biz de otomobil yapabilirsek. 90 gün içinde otomobil yapılacaktır. Türk sanat orduları da Akdeniz'e inecektir...com 39 . montaj sanayini aşağılamak için. kırıldığında dünya tarihinde ilk defa. 20 Ekim 1963'te İsrail'e giden Rahmi Koç. "Milli Birlik Kurulu ile bakanlar. ağır sanayinin geliştirilmesi meselesine el attılar". Amerika davetlisidir. dünyanın birçok ülkesinden de akıl almaktadır. 'ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir'.. çünkü Koç. http://genclikcephesi. öküz ve ineklerin yediği kaportasıyla şöhret olmuş arabadan tam seksen yedi bin tane üretip. dikkat edeceğimiz husus sadelik ve sağlamlık.. Ancak. Sonunda bir şans. işadamlarımız Amerika'dan kovulmuş ancak. geri adım atıp. Magi-rus'un 37 kişilik otobüsleri Türkiye'de montajlanmaya başlandı. son elli yılımızın siyasetini.. Karoseri bir türlü sacdan yapamadılar ve Koç. ihtilalin.. kabadayıca meydan okumasının eseriydi. İşte bu yaygaradan hâlâ kurtulamadık..

halde. 28 Şubat'ta Erbakan'm alaşağı edilme sebebinin otomobil sanayiyle oynaması olduğunu birçok köşeyazarı yazdı. köylülük.24 Ocak kararlan. Ve dünyada. bu kırk yıl içinde.82 Bir başka ortaklıkla Otomarsan şirketini kurdurup. overlokçuluktur. Ford dahil.i ürünlerini ihraç etmiş.. ülkeye döviz sokamamıştır. vur malları olan buzdolapları. http://genclikcephesi. çamaşır makineleri reddederek başlamıştır. Bir Türk ve Müslüman olan I1 Koç'un mallarım almakta tereddüt etmemişler. Sultanahmet'te tu. Huzurevinden kocakarılar !i dahi parmak hesabıyla bu hesabı yapar: Otuz-kırk yıl tarım . rupa'dan mal almamışlardır. beş binin üstünde ! öğrenci ölmüş.1 80'lerin ortasında tek övündükleri. giren dövizi. Yetmiş sente muhtaç. j' İktisat bilgisine hiç gerek yok. vatan.. 12 Eylül'ün kapısına dayandık. Bütün suç. bir tek karşı yazı yazılmamıştır. hem de o ürünün benj zeri ülkeye gümrükten sokulmaz. ucuz işçinin sebil' leşmesiyle. tuhaf değil mi. Murat 124. hem teşvik alırsın. uzun müddet asla Av. Avrupa'ya ı karşı ideolojik kavgalardan dolayı almayı uygun görmüşlerdir. peşinden hayali ihracat ve onbin askerin şehit olduğu Güneydoğu savaşı. J Kırk yılın en ünlü kavramı: İthal ikamesidir. Eğer bu ülkede ıbir şey üretiyorsan. Cezayirlilerin başkaldırısı. Renault 12. bu kararlarla onbinlerce kadının uçkur çözeceğini Özal'ın kendisi söylemiştir. 0302 serisi Mercedesler üretildi. memleket sevgileri de işte bu. gâ.1 yoruz idi. Cezayir Bağımsızlık Savaşı. nihayet kalkınma stratejimiz ruhumuza göre şekillenmiştir: Garsonluk.blogspot. Neden Cezayir'e. Ancak. . Magirus.. peşinden banker skandali.. Onurlarına yedirememişler. 1990'a kadar de ğil otomobil... devlet bir ampul dahi üretemiyor!. Çünkü otomobil efsanesi hâlâ yıkılmamıştır. I anlatalım. ': sonra 0302 Mercedes... tarımı geride bırakamamıştır. sanayi dahi elli yılın tüm dövizini cebe indirdiği . Elli yılda dünyanın en büyük çokuluslu firmalarının bile zarar ettiği yıllar oldu.. I 12 Eylül . ve 700'ün üstünde grevle. ristlere kartpostal satan karayüzlü bir çocuk satıcı kadar bile 1. Avrupalı beyaz eşyaların |! sokağa atılmasıyla başlamıştır. cumhuriyet tarihinin en acı ekonomik reçetesidir. Nereye? Cezayir'e. anarşi çıkartan gençlere yüklendi. . Türk Otomotiv Sanayiidir.. tarımın yanında gelişmiş. bizimkilerin kaybettiği bir tek gün olmadı. kendisi ise sadece bir yılda 17 trilyon götürüyor. Kırk yılın bilançosu: Türk Traktör'ün traktörleri. bu kadar uzun yolun nakliye girdisinin pahalüaştırdığı malları. 10 bin şehit ailesine 1 trilyon para yardımı yapıldığını medyanın kendi söylüyor. jeepler. 12 Eylül'e kadar. Devrim Otomobili.. turizm ve konfeksiyon. montajcı bayiler otomoı bilcilere hediye etmişiz.. tek bir lira zarar etmeyen tek sanayi. dışarıya buzdolabı satı. ı Elli yılın kalkınma masalı budur: Otomobil! Üzerine yüz ta ne kitap yazılması gerekirken.com 40 . Anadol.1 Koç.

komik devletimiz için şeytani bir rastlantı. diğeri 1928 tarihli muntazam ve Avrupa için vizeli pasaportlar bulunmuştu. yılının havai fişeklerle kutlandığını (Gümrük Birliği'ne girdiğimiz gün de İstanbul yalılarından yükselen havai fişeklerinin benzeri) bugünleri şereflendiren en büyük siyasi olay. ihtilallere rağmen kazandılar. tas kebap.) Cumhuriyet. Rauf Orbay kuva ve cumhuriyet kadrosunun en büyük ikinci ismidir. Bu rezil. Dinleyelim: 84 85 ".. dünyaca ünlü Japon firmaları dahi zarar etti. kartondan ürettikleri otomobillere karşı yazı yazanları. romantizmin heyecanına kapılmış.. kırmızı pasaportlarla skandalimizi süslüyor oluşumuz. Rauf Orbay'sız Cumhuriyet 75 Yaşında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan Aşçıbaşı adlı kitap eski Osmanlı yemeklerinin tariflerini veriyor. Mustafa Kemal Paşa'ya aleyhtar olduğu için öldürmek maksadıyla vurduğunu söyledi. Çakıcı'nm kırmızı pasaportlarla Nice'de yakalanmasıdır. Bu yalanı gösteren tek yer. fırın kebap anlatılırken sıra "kâğıt kebabı"na geliyor." (Yakın Tarihimiz. Cumhuriyetimizin 75. kalkınmayı baltalayan vatan hainleri olarak suçlayan onlar değil midir? Kalkınma.. devlet ve cumhuriyetimizin 75 yılda aldığı mesafeyi göstermesi bakımından önemli. teneke otomobilleriyle özdeş sayılmış. Ankara'dan kaçarak geldiğini ve pasaportu olmadığını ısrarla her yerde söylediği halde. Ve şimdi burada aktaracağım tarihi ayrıntı. yurtdışına çıkmak zorunda kalan tek ve ilk başbakanımızdır. yılını Çakıcıderin devlet tezgahıyla Nice'de kutluyor. http://genclikcephesi. cinayeti işledikten sonra yakalanışında aranan oteldeki eşyaları arasında Ankara'dan verilmiş biri 1927. terörist. Hikâye uzundur. cilt 376 sayfa. otomobilleşmeyle. Topal Osman'dan Yeşü'e. 4.. üstelik. lanet hayat onların bize hediyesidir. piyasada yazılanları kısaca özetleyelim. Tevkifhaneden yazdığı mektuplardan bazılarının muhteviyatına tesadüfen muttali olarak. Müdafaası için Fransa'nın en yüksek ücret alan meşhur avukatlarından Tores memur edilmişti. ya da aydınları öldüren bir mermi.. Bize bağışladıkları kurmaca hayat budur. muhakemesi esnasında bizzat kendisi Gümülcineli ismail Hakkı'yı. kebaplar faslında ise.. Bugüne kadar tek bir akademisyen bu büyük yalan ve fiyaskolar karşısında tek bir cümle yazı yazmamıştır. 68'li öğrenciler ise. Mehmet Sabri denen bu cani. meydanlarda taşıdığı pankartlarda neler yazıyor olduğunu çoktan unutmuşlardır!. iç savaşlara rağmen kazandılar. Ve teneke otomobillerine. tarifin altına şu not düşülüyor: "Kâğıt kebabının en büyük meziyeti fırıncının taarruzundan masun kalır!" Cumhuriyetimizin 75.com 41 . Bundan tam 70 yıl önce Nice'de benzer bir suikast girişimini derin devletimiz. cumhuriyetimizin ilk başbakanı ve cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet adamı.blogspot.Elli yılda tek kazanan. 1960'h yılların İşçi Partisi programıdır! Bugün haklı çıkan sadece o programdır. hep kazanan onlar oldu. Bütün bunlar Mehmet Sabri denen bu mahlukun Nice'de peşime düşürülmüş olmasının sebebini açıkça göstermeye kâfiydi. kusursuz vatansever Rauf Orbay'a karşı düzenledi... Ankara'da kimlerle münasebeti olduğunu öğrenmiştim. henüz ilk günlerinde kendi başbakanını neden öldürmek istesin? Ve Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşı neden yurtdışına kaçıp Mustafa Kemal'le ilişkisini bitirsin. Ayrıca muhtelif konsolosluklarımızdan ve ortadaki bir şahıstan Ankara'dan kendisine gönderilen muhtelif miktarlarda paralar aldığı da tesbit edilmişti. Hediye paketinden ancak Sibel Can çıkar. bizimkiler asla!. sır noktaları arşivlerde kapalıdır.

Mustafa Suphi'yi öldürmesiyle meşhur Trabzon Kayıkçılar Kâhyası'nı kimin öldürttüğünün ortaya çıkmasını istediğini heyecanlı bir nutukla söylemesi. Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabında Uğur Mumcu sahneyi şöyle anlatır: 86 87 http://genclikcephesi. Sayfalarca süren tutanaklardan kısa bölümler verelim. meclisin en çalışkan. bir görüşüp akşam yemeği yiyelim. Suikast yapmaya geldim. Topal Osman tarafından "Hemşerim nasılsın. Mustafa Kemal ile Ziya Hurşit Bey arasında şu konuşmalar geçer: Mustafa Kemal: Ziya Hurşit Bey. heyecanlı. ortalığı ayağa kaldırır ve işte burada cumhuriyetimiz. Kâhya'yı öldürdüğü bilinen Topal Osman'ın da bundan rahatsızlık duyması. diğerleri sorgulanır. feryat ederek müthiş bir konuşma yapar. Ali Şükrü Bey'in basma ne geldiği iki gün anlaşılamaz. Çünkü Ziya Hurşit'in kuşkuları ürkütücüdür. bulunur. Laz ismail. ya namusumuzla yaşayacağız. Ziya Hurşit. hepsi sırayla idam edilirler.. ya öleceğiz". Lazistan milletvekili Ziya Hurşit de meclis tarafından cenazeye refakat için görevlendirilir. büyük bir boğuşmadan sonra öldürülüp. sevilen milletvekili Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey. kellesi kopartılıp meclis bahçesinde sallandırılır. 30 Mart 1923 günü Ali Fuat Paşa başkanlığında toplanan mecliste. Çankaya'da bir köşkün bahçesindeki çukura atılır. ruhu imişsiniz. Ziya Hurşit: Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam.com 42 . meclis kürsüsünde olayın arkasındaki gerçek katillerin ortaya çıkarılması için bir meclis tetkik komisyonu kurulmasını ister.blogspot.27 Mart 1923 günü. Kara Kemal saklandığı evde yakalanacağını anladığında kümeste intihar eder.. bulunamaz. Ali Şükrü Bey'i Mustafa Kemal'in öldürttüğüne inanır. Ayıcı Arif vs. Topal Osman yaverleriyle birlikte saklandığı evde öldürülür. Ali Şükrü Bey'in öldürülmesine tahmini sebep de. doğrudur. bu nasıl hemşerilik" ricasıyla Topal Osman'ın evine götürülüp. Bu olaydan üç yıl sonra Atatürk'e İzmir gezisinde suikast yapılacağı haberi. meclis kürsüsünden Ali Şükrü Bey'in. ne diyebilirim. uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Bir gaye uğruna çalışmadık mı? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı. ki hepsi paşalarla ve Mustafa Kemal'le arkadaştır. Eski ittihatçı ve Teş-kilât-ı Mahsusa'dan Kara Kemal. öyle mi? Ziya Hurşit: Öyle. Ne yapayım ki karşınızda bu vaziyette suçlu olarak bulunuyorum. "canileri affetmeyeceğiz. Ali Şük-rü'nün cenazesi büyük mahşeri kalabalıklarla kaldırılıp Trabzon'a gönderilir. Ama başaramadım. Sarı Edip. Mustafa Kemal: Sizden bunu beklemezdim. 75 yıl süren büyük yarasını alır. aranır. istiklal mahkemeleri kurulur. diyerek meclisi ayağa kaldırır. Hüseyin Avni Bey. Ziya Hurşit idam edilmeye en son götürülen idi.

salıncağa da benziyor. . Zahmet buyurmayın. ipek mendilini düzeltip.. şaşılacak derecede soğukkanlıydı.. İzmir suikastının arkasında da Mustafa Kemal. Sizin elinizden yalnız bu gelir. vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam. 1979'da şiddetli sol gruplardan Kurtuluş grubu dağıttığı bildirinin sonunda şöyle diyordu: Yaşasın zevkli ve kanlı mücadelemiz. yalnız Rauf Orbay onuruna yediremeyip yurtdışına kaçtı.. Cumhuriyet'in tüm siyasi tartışmalarını da içinde saklıyor. millet meclisi kavramı yetiyordu". ben kendi işimi kendim görürüm. şunları söyler: "Bize milli hakimiye kavramı. Kazım Karabekir gibi arkadaşlarını hilafetçilik ve cumhuriyet düşmanlığıyla suçlayacak.com 43 . milletimizin sağcı-solcu asil karakteri olmuştur. yüksekliğine de bakacağım. Kışla kapısında kurulan idam sehpasına giderken kendi kendine söyleniyordu: 'Akşam rüyamda 88 gorınuştum (asılacağımı) buyur bakalım İşle şimdi karşımda iler zaman rüyam böyle çıksaydı y4 . . ancak. Ama bu da zevk. İp boynuna geçirilirken gözlüğünü çıkarmak isteyen celladı azarlıyordu 'Bırak gözlüğümü. Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte. maccıa-perest. en yakın arkadaşları Kazım Karabekir. bir yanlışlık olmalı' demişti C czacvı Muduru Nuri Bcy'ın odasından çıkarken de cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre vererek: . sıkı oıgutçu" bu adamların ilk on ısını Birinci Dünya Harbi'ni. Cumhuriyeti kurduklarında aynı zamanda kuvacı olan eski ittihatçı kadrolar. Aman beyim. Rauf Orbay. cumhuriyet kelimesini duyduğunda tedirginlik yaşar.'Zıya Hurşıt uyaııdırıldığında son deıece soğukkanlıydı 'Anladım telaş etmeyin' diyor. Nuri Bey. vakit geçiyor. hem de elimden kurtulamazsın. yani. 'galiba bunların bazıları idama müstahak değillerdi. çünkü. olum cezasına çarptırılanların adlaıını öğrenince. http://genclikcephesi. çabuk ol' diyen cellada gülerek. cumhuriyet kararı anidir.Ben zaten başka bir şey beklemiyordum. Yolcu yolunda gerek. 'Acelen ne be kuzum? Telaş etme. hiç danışılmamıştır. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna sopuna kavuşacağım. Sehpaya çıkarken de 'ne mükemmel şey. Başbakan Rauf Orbay. sen işine bak Yaşı otuzbeşı geçen her Türk aydınının kendini ittihatçıların hayatını okumaya hasretmesi bundandır "Gozupck.' demişti. yanıt alamayınca yüksek sesle bağırmıştı.Bunu ağabeyim Faik Bey'e verin. Halk Fırkası ömrü boyu. (Bu ittihatçı ruh. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Sana orada suikast yaparım ha.. yılını kutladığımız cumhuriyete ruhunu veren bu karakterdir.. Çok sonra cumhuriyete olan inancını samimiyetle tekrarlar. Rauf Orbay ve Ali Fuat'ın olduğunu iddia edip. haklı haksız gidiyoruz işle. geriye kalanlar Kurtuluş Savaşını verdi. suikastın yapılacağı Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştı. ağır ağır giyindi. Paşaların hepsi İstiklal mahkemesinde ifade verdi. Ziya Hurşit..) İşte. Mustafa Kemal ve Halk Fırkası. tam asılacağı sırada mahkeme üyesi Kılıç Ali ile göz göze gelmiş ve 'Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım. 75. mecliste ikinci grup denilen Terakkiperveri kuran. başka bir şey yok mu? Zıya Hııışıl. Mektubun falan varsa ver de götüreyim.blogspot.En son gelir bezme (meclise) ekabir derler ya.. yarın öbür dünyada iki elim yakandadır. önüne geleni cumhuriyet düşmanı ve din istismarcıhğıyla suçlamayı bir gelenek haline getirecek. istediğim de buydu' demişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları. ruhlarının şekillendiği ittihatçı karakterlerinden kurtulamadılar.. Ben sonuncu asılan mıyım diye sormuş. Ziya Hurşit. şöyle ki. yuzune kolonya sürerek 'buyrun gidelim' dedi Cezaevi müdürünün odasında kaıarı dinlerken ayak ayak tıstune atmıştı Kararın okunması bitlikten sonra soıdu." Baytar Rasim'in idama giderken söyledikleri de Met-Üst'ün karikatür esprileri gibidir. Mustafa Kemal'in bu kuşkusu. İstiklal mahkemesine çıkartmak istedi. merak etme. Dünya sana kalacak. Ali Fuat. . Ahirete mektup gönderecek yok mu?' diye sormuştu. kabrime şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin..Hepsi bu kadar mı.

. olmadı.com 44 . Demirci'm adamı. milli hakimiyetin ve millet meclisinin müdafileri. Son elli yılın sağcı muhafazakâr partileri her ne kadar tek parti sultasına karşı iktidara gelip oturmuşlarsa da. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü.. Medine'ye mi. Allah'ın. Arap çöllerinde yüzbinlerce Anadolu askerini şehit verdikten sonra. şeklinde yelpazeleşen bir siyasal rant kav90 gasında. millet meclisi güçlense karşısında cumuriyeti koruyan-kollayanların darbesini buluyordu.blogspot. cumhuriyet kadrolarının çelik gövdesine mıhlanmış. bir çuval inciri berbat edecek. http://genclikcephesi. O tarafa? Aden'e mi. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti. Karşılıklı hesaplaşmaya dönüştü. meclisin büyüklüğünü göstermek için söylenmişti. kum mu. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya. Bize milli hakimiye. Cumhuriyet'in bugün taşıdığı anlam: Türk ordusunun şeref ve haysiyeti. sürüldüler.. Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu.. aç kaldılar.. Meşrutiyet'te herkes birbirine. cumhuriyet başka bir şey miydi? Gerçekten cumhuriyet tek partinin.Cumhuriyet devletinden yana olanlar. şüphe ve güvensizlikle bakıyor. siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz demesi. Ahmed'ini görsen. yüz bin Ahmed'in hangisini. ordunun sahip olduğu bir kavram gibi büyüdü. Bu lafızlarla iktidara gelenler. Anap'a ve Kenan Evren'in anayasasına oy veren halkın ve bu siyasi kadroların "fikir" anlamıyla cumhuriyet devletiyle bir tartışması olmamıştır. diyor. tanımamış. Olan şudur: Eski gazeteciler anlatır.. su mu. ordunun kafasındaki cumhuriyetle bütünleşmiş. Anadolu hepimize hmç.. Enver'in adamı. kenetlenmişlerdi. Tansu Çiller'in adamı vs. Talat'ın adamı. Ayyıl-dızlı bayrağımıza sarılı devletimizin yanında 'bulgurun' lafı mı olur. skorpit yarası mı. partileri. Falih Rıfkı'nın Zeytindağı adlı küçük kitabı Türkçe'nin en güzel 5-6 kitabından biridir. trenin gideceği yolun. milli hakimiye ve millet meclisi kavramından çok ayrı bir yönde gelişti.. şöyle bir sahne anlatır: ". millet meclisinin şeref ve haysiyeti nerededir. Koç'un adamı. tıpatıp halkın kafasındaki cumhuriyet ve devlet fikriyle aynıdır: Demokrat Parti'ye. Ülkemizin cumhuriyet kavramı.. bambaşka iki ayrı kanada ayrılır: Milli hakimiyetten yana olanlar . Ülkemiz yakın tarihi gerçekte sağ-sol değil. oluyorlar. Adalet Partisi'ne.Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra bugün Rauf Orbay'm sözleri çok daha anlamlı. ona da soracaksın. şehit oldular. Son elli yıldır siyasetimiz Özal'm adamı. dönüşte. Hangi Ahmed'i. tüm kuşkuları paranoyaya dönüştürecek çok talihsiz bir konuşmaydı. millet meclisi ne89 den yetmeliydi. lâik-şeriat değil. hilafeti istemesi değil. İstasyonda bir kadın durmuş.. Adnan Menderes'in mecliste. Kanal'a mı. Tansu Çiller'e. Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik.. ya da milli hakimiyetin ne olduğu kafalarında net değildi. geriye kalan bizler ise fasulyeden yaşıyoruz. tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa. çünkü millet meclisinin. siyasetçilerini bu ülke görmemiş.. Ezcümle: Rauf Orbay'm bıraktığı yer bomboştur. Aydın Doğan'm adamı. ezildiler. milli hakimiyetin kayıtsız şartsız şeref ve haysiyeti nerededir? Birileri gerçekten şeref ve haysiyet içinde yaşıyor doğrudur.. Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü. MİT ve çakallarını da ortak ederek bugüne geldi. Ne zaman milli hakimiyet perçinlense. onları oraya gönderen halkı bulguruyla başbaşa bırakmıştır. gelen geçene: Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Sarıkamış'a mı. ancak. Ahmed'imi gördün mü? Hayır!. Ordunun kafasındaki cumhuriyet devleti. Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak... Ancak. şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. Doğrudur. sarayın adamı gözüyle bakarmış.

Bu topraklarda bulup buluşturduğumuz tek hazi-nemizdir. bulgur yedik Şehit verdik. nemli vadilerinde bir tek gece geçirmiş bu insanlar. Dinleyelim. sürünen dilencilere dönen anneler! Kara tırnaklarınızı. kar ya-92 nakli. "millet meclisinin" taarruzundan koruyup bu güne kadar getirdik.com 45 . şenlenir evimiz. bir yetmiş beş yıl daha! Kim bilir. Kolu bacağı kırıktır. Falih Rıfkı'nın dediği gibi. Yetmişbeş yıldır biz bulgur yedik şehit verdik. fazla sitem-kâr olmayalım. Anaları ellerinde fotoğraf. başı mukavva. İşte şehit anneleri. Ahmed'leri hiç kimse sormuyor. Ahmed'leriniz bir nefes değildi. Evlatlarının peşinde yalvaran." Erken Devlet tanımı ve tarihi üzerine. Rauf Orbay'ın siyasi mirasına. kahraman işadamlarımrz. göklerden yüksek oğullarınız. Bir Macar vardı İstanbul'da. Püfür püfür bir muhabbetle çıkıp gelir. Bin yıldır gömülüyoruz. Doğu'dan. yetmişbeş yılın zenginliğini istanbul'daki on holdinge dağıttıysak da. Ahmed'lerini arayan analar. serin kış günleri bir gecekondu kahvesinde onunla buğulu bir çay içebilmek biraz uzun sürecek. ben gelince yendim onu bebek imalinde. han ve çeşme başlarına inip çömelmiş. Biraz uzun sürecek anneler.. Yeşil'i. Kabil'den. hepsi Ahmed'lerini arıyor: Ahmed'leri kim öldürdü. demiryoluna. yırtık yamalı göğüslerinize geçirip ağlamayın anneler. oğlunu arıyor. Senin serin dağlarında. vermiyor. Rauf Orbay'a özür diler gibi. sahiplendikleri şeyi "saltanatlaştırıyor".blogspot.. iktidarı sahiplenenler. nerede ölüyorlar. şoseye. Anadolu'nun ebedi sessizliği içine gömüldüler. Bir de ressam Hüseyin Bey vardı. Rauf Orbay'ın siyasetiyle savaştan kurtulduk. soldan bütün rüzgârlar bozgun hay kırışarak esiyor. Afrika kabilelerinden Timur'un çadır devletine kadar yapılan teorik tartışmalar gösteriyor ki. Anadolu 75 yıldır Ahmed'lerini arıyor. Adını tam bilemiyorum. işini kuruttum.. Yüzü vücudu çok kıllıdır. Taliban'dan. Rauf Orbay. Anadolu. o bize. Biz bu cumhuriyeti gömütler içinde bulduk. gümüş tenli bebelerle konuşturmak. karanlık servilerin yapraklarına asılı çığlıklarımızı teker teker toplayıp kokulu çiçeklerle oynaşan kuşların Ahmed! Ahmed! Ahmed! seslerine karıştıracak bir gün. oyuncakçı da.. Büyük şehirlerde bile. "Paşam yeniden Terakkiperveri kursanız" der. Çatlı'yı. yirmi yıl sonra döndüğünde. Malezya'dan. Rauf Orbay: "Ne kadar akıllısın ismet. 93 Çıplak Bebek Oyuncak tarihimiz yok. Kuşlardan küçük. kayıtsız şartsız seçilmişlerin rejimine inanmadıkça." Evet. Bizim gibi karadır. Çakıcı'yı dahi vermedi. saçından sürüklenerek götürülüyor. sağdan.. oyuncağımız yok. onlar cumhuriyetimize aşık yüzde yüz Türk. Batı'dan. oyuncak müzemiz yok. ünlü oyuncakçı Recep Ersan anlatıyor: "Anadolu'da oyuncak yoktu eskiden. Bu konuda hafızalarımızda birkaç küçük not bulunsun. Shirley bebek yapıyordu. İzmir'de üç dükkân. onu da kaçırdım. oyuncağı hiç sevmemişiz. ismet Paşa. Ahmed'lere kim ne yapıyor? 91 Hepimiz öldürüyoruz Ahmed'leri! Zevkli ve kanlı ittihatçı mücadelemiz sürüyor. soracak. Bakü'den fersahlarca ilerdeyiz. Kahire'den. Güneşin kavurduğu boş testi değildi. İsmet Paşa'yla Çorçil arasında İkinci Dünya Savaşı'na girelim-girmeyelim masasmdaydı. kimseye diz çökmeden. uçup gittiler. Ahmed'leri bir 75 yıl daha arayacağız!. Kovukta. Bebeği pek az kimse bilirdi.. Bu soysuzların elinde fasulyeden ucuza gidiyoruz sanmayın. biz yine muhalefet!. kayıtsız milli hakimiyete. Bütün mevsimlerin ağaçlarına tanıştırmak. istanbul'da yine birkaç tane. Fırında kâğıt kebabına sarılı cumhuriyetimizi "milli hakimiyetin".. gövdesi pamuk. delikte büyümediler. ağlayacak ama. kırılıp gittiler. http://genclikcephesi.. işte cumartesi anneleri.Şimdi Anadolu'ya. sen yine parti başkanı. bir Alman Yahudisi vardı. ağız içlerinde boğulan beddualarımız avuç avuç gülüşlerimize dönüşür...

Mantar. Monopol. Önce elektrikle kaynatma usûlünü buldum. sonra biz. O zaman inşaat işçisinin yevmiyesi 25 kuruştu. "Azim Sebat Mağazası'nda Manuel Çukurel İtalya'dan kalıp kiraladı. çatapat. Çıplak bebeğe ilk elbise giydiren benim. Mam-ma sesi 1962'de inkişaf etti. Gövdesini saman doldururduk. 1 veya 1." "Türkiye'nin ilk kâğıt bayrağını da biz yaptık. içerde. Sonunda buldum. Bebeğin karnına basınca ses verir.. bir oyuncak müzesi kurmayı kafasına koymuş. 18 bin lira param vardı hepsini bu ilk tecrübelere harcadım. plastik tabağı. kumaşla kaplardık. kukla gerçekten gülüyor. kendi icadım olarak. tarih mi belki 68-69. il il dolaşmış. oyuncak ithal etmek istiyor. Kazım Göksel ve Kamil Horozoğlu. Mekanizmanın üzerinde West Germany yazar. at yarışı gibi onbeş çeşit karton oyuncak. tüfekler yapardı. Kafası mukavvadan. kız bebek yaptı. eve ince talaş yayılırdı. ondan yapılmıştı. havai fişek. Şennesil Oyuncakları'nm sahibi Ahmet Saraç da çok eskilerdendir. 51-52 yılında ithalata yöneldik. Sonra geçmeli parça yapmayı akıl ettim.. Bunu yapayım derken sekiz ay uğraştım."1939'da harbin başlamasından bir ay sonra bir bebek almıştım. Şimdi bebek yapıyorum bir tek çeşit. 62'de başardım.blogspot. Birgün bozmuş bebeği. Çocuk bir iğneyle dokunsa. Bekir Onur'un Oyuncaklı Dünya adlı kitabından alıyorum. Gözlerine ampul taktım. 1950'de. tamiriyle uğraştım. gezerken harpten zarar görmüş çocukları destekleyen bir gösteriye giriyor. Sallanan tahta at yaptım mesela. başın üst kısmını kestim. Türkiye'nin tarihi ve en ünlü oyuncak mağazası Beyoğlu Bonmarşesi'nde sahipleri Ferdi Bey ve Madam Meline'yi dinleyelim: "1945'te annem İtalya'ya gidiyor. Plastik mutfak eşyası üretimi ve satışı anormal boyutlardaydı. Mam-ma sesine 1948'de başladım. Türkiye'ye sokan kişidir aynı zamanda. "Tenekeden siyah mantar tabancasını bir Köroğlu vardı. 14 sene uğraştım. Parmak bebekler üretti babam. Grup oyunları yapmaya başladım. Bu arada biz Baltalimam'nda patlayıcı madde imaline girdik. "Bizimki de mukavva kafalıydı. 53-54 seneleri." Tüm bu bilgileri. Taklit ettiler ama hepsi keçi sesi çıkarıyordu.. Bir kamyon dolusu bebek gece gelir. Şişirme plastikten 1958-60 arası oyuncağın çığır açtığı dönemdir. Ağladığımı hatırlarım hırsımdan. Fason olarak Çingenelere yaptırdık. ilk 95 o yaptı." Şimdi de Japon oyuncakçısı gibi. Oyuncak tanker yapıp piyasaya sürdü. "İlk defa sıpa yaptık. "Mukavva başın iki parçasını krapon kağıdıyla birleştiriyor-dum. babam Mehmet Sülün. http://genclikcephesi. elleri ayakları da kadayıf teli gibi otlar vardı eskiden. kestane fişeği. biraltmış boyunda gülen bir kukla görüyor. bu fikri kaynanam vermişti. Plastik başa saç dikmek mesele olmuştu. süs kâğıdı. bu yüzden eski yeni tüm oyuncakçılarla görüşmeler yapıp.. Ben de tahta tabanca yaptım. Türkiye'de şimdi bir numaralı bayrakçıdır. oğlan bebek.com 46 .. kâğıt fener. kızma birader. makineleri ve malzemeyi gizlice memlekete sokmuştu." "İbrahim Eren çıktı benden sonra bayrak işinde. Tahtadan tabancalar.5 liraydı bu bebekler. İşportaya düşerdi çuvallarla bebek. Çukurel. Gemini çekince gözleri yanardı. 550 kuruşa. Sülün Oyuncak'tan Alişan Sülün konuşuyor: "Dört kişi vardı bu işin başlarında. Sinan Kasalkaya 57-60 arasında ufacık dürbünlü sinema yapardı. Dört kanallı kablo ithali durunca o da bitti. Almanya'dan makine getirmiştim ama kullana-mıyordum. mal yetmiyordu. Tombala filan yaptık. bardağı.. "Plastik bebekleri İzmir'de bir Yahudi yaptı önce. Çıta bulamayınca saz takardık sap yerine. Spiro Giokas. Kalıpçılar çok şaştılar buna. dünyanın büyük oyuncak müzelerini tek tek inceleyen Prof. ama bizim tarafımızdan yapılıyordu. Kızıma vermiştim bebeği. ertesi sabah birkaç saatte satılırdı. Kızma birader'i ilk Horozoğ-lu yaptı. Başın bu üst parçasını alt kısmına ekleme meselesi çıktı sonra. Bebeğin içine koyduğumuz 94 karından basmalı sesi 1942'de yaptım. 60 senesinde plastik bebek imaline başladım. O parçaya saçı kolayca dikiyorduk. Karakaçan.

1947'de Ankara'da doğdu. "1954'te ithalatın durması Türkiye'de oyuncak sanayinin başlangıcı oldu. bu iki tombul tahta yuvarlak bir gövdeyle birbirine tutturulmuş arkasında bir kuyruk yuvarlak bir başı. bebek hâlâ istenmiyor. işe." 97 Ve 1971 yılında Fatma ilhan (Fatoş) adında bir kadın klasik oyuncakçılığı yıkacak. Ben Atatürk'e oyuncak satmış oyuncakçıyım derdi. ayı. pencerenin perdesi. ucunda iki tekerleği. sıkıştırılmış topraktan yapılmış oyuncak askerler. Gerçek yaygınlaşması plastik sanayi ile olmuş. "1946-47'lerde Fransa'dan çıplak bebek geliyordu. başı hareketli kahkaha atıyor. "Çocuğum bir yaşındaydı. hepsi birbirine tellerle bağlı. Cumhuriyet tarihinin en işbilir. annem bu adamla o zamanın kanunları çerçevesinde anlaşmaya gidiyor ve bir balık takası yoluyla Avrupa'dan oyuncak ithal etmeyi başarıyor. kaleler de vardı. büyülü kadını dinleyelim: "Türkiye'de gerçek oyuncak üretimi Cumhuriyet'ten sonra başlamış. "Savaş yılları herkes nereye gidiyorsun diye sorar. Onbeş yılda çeşit sayısını 170'e çıkaran bu sarsıcı. o da 96 oyuncak almaya gidiyorum deyince. fil. uzun bir gövde. bombalar patlarken. altı çeşit hayvanla başladı. şaşırırlarmış. maymun. Bir divan. elbiseli nadirdi. http://genclikcephesi. "Annem Atatürk'e oyuncak götürmüş Dolmabahçe Sara-yı'na. O zamanlar Avrupa'dan gelmiş kurşun askerler vardı. tekerlekli bir sopa. bir çığır açtı. bütün Nazi işaretlerini taşıyan üniformaları ile. Hiçbir şey bulamadım. Almanya'dan Raynise bebekleri ithal ettik. Burada oyuncak yok. tombul bir göğsü. bir tornacının ağaçtan yaptığı köpek.omuzları hareketli. Almanya'dan Hitler şeklinde yapılmış askerler. tabii. kadife denemeyecek kumaş kalitesi bugünküne göre çok kötü. Çoğu ham tahtadan yapılmış şeyler. İstanbul piyasasında Anadolu işi oyuncaklar da hatırlıyorum. çocuk sopayı elinde tutacak. "Annem kral Zogo'ya da mal satmış. ondan önce el sanatı olarak kalmış. Annem böyle bir şey görünce şoke oluyor. bir bebek hatırlıyorum mesela.. zehirli filan diye. tahtanın kulak yerinde elle tutmak için geçirilmiş bir sopa. Bir sürü oyuncağı buradan yüklenmiş saraya götürmüş.com 47 . bir palyaço kıyafetinde Türkiye'ye getiriyor. evet evet. köpek. Macaristan'dan bir bisiklet geliyor. en zeki kadınlarından biri olan Fatma İlhan pelüş bebekleriyle ülkemizin tüm vitrinlerini sarstı. adama aynısını yaptırıyor. Çok iyi hatırlarım. Yerli oyuncak hâlâ yerinde sayıyor bu arada. ülkemizde gizli ve büyülü bir oyuncak devrimi gerçekleştirecektir.. annem anlatırdı. Kim olduğunu bilmiyorum. Bu hemen hemen Türkiye'de yapılan ilk oyuncaklardan. Arnavut kralı. bebeği yapan kişiyi buluyorlar. yuvarlak tıknaz bir adamdı. mağazadan içeri Çekoslovaklar'm köylerinde yapılan minik. burun ve kulaklar. bir pencere. gövdeyi ayaklarının arasına alacak. tahta oyma biblolar giriyor. o zamanlar asker oyunları çok yaygın. tombul bir poposu. yumuşak oyuncaklarla oynaması gerektiğini bilerek o tür oyuncak aradım Osman'a. ata biniyormuş gibi oynayacak. Tenekeden kanatlar. yerli kurşun asker yapıldı. Hatırladım o Alman şimdi. arslan gibi... "Bir de atbaşı vardı.blogspot. Tahta oyuncaklardan en uzun ömürlü olan bir tanesi divan takımıydı. harp yıllarında buraya kaçmış hatırlıyorum. atbaşı şeklinde kesilmiş bir tahta. insan sureti anlayışı ile engelleniyor. bir de ufak masası. iki koltuğu. Birdenbire annemin karşısına bir takasçı çıkmış. Sonra başı derde girdi kurşunla. o an içi saman dolu birtakım hayvanlarla karşılaştım. En uzun süre sattığımız çeşitlerden biri de kaleydi. Ülkü için olabilir. kurşunlar yağarken oyuncak alışverişi. 69'da anne oldu. Bir iki küçük atölye birkaç ıvır zıvır oyuncak. Türkiye'de oyuncak olarak hiçbir şey yok." "Yavaş yavaş tahta oyuncağın çeşitleri de çıkmaya başladı. arkasında duvar. Balık ihraç etmek istiyor adam. Bu kelebek aklımda kalan tek şey. 66'da Ankara Koleji'ni bitirdi. "Harbin başlangıç yılları. Beyoğlu Bonmarşesi'nde pelüş.

çevresi ona oyuncağı öğretmemiş. O da ben çocuklarımı Kur'an kursuna gönderiyorum. korkunç bir kediydi. vitrinde Fatoş'un o ilk altı hayvanından arslan olanını gördüm. Çünkü hayal yok.. 17. düş yok. Seramiğin bin türü var. O renksiz televizyonun. dünyasına girmek istememişiz. şirin çocuk dergilerinin olmadığı yıllarda. Yeğenim yirmi yıl karyolasının başucunda sakladı bu arslanı. imam hatipleri sevdiği kadar sevmedi oyuncağı. siz çocuğunuza hangi oyuncağı yapıyorsunuz diye sorar. Su dökerken ses çıkartan küçük testileri düşünün..Özellikle kediler. ki. Sabancı neden oyuncak sektörüne girmedi. Iran-Irak savaşında İranlılar bizden en çok oyuncak istedi. Peki neden Anadolu'da toprağın her çeşidi 99 kilden kiremitten oyuncak olmadı. hediye almak hiç aklımda yoktu. Biz ise modadan uzak. değnekten at tüm dünya çocuklarının ortak oyuncağı. biz. buluş. çok şanslı çocuklardık. ancak. alacak hiçbir şey bulamadım. bir çocuğu dünyanın en büyük sanat eserinin önüne götürün. yirmibeş yıldır nerede Fatoş'un tüylü. biri topaç. çünkü o zamanlar kârlı değildi.. aydım. ayılar öyle korkunç bakıyorlardı ki. şimdi yok. İkincisi. çocuğun el ayak uzuvlarından http://genclikcephesi. sürtmeli oyuncakların ayrı. kurmalı. yumuşak oyuncaklarını görsem koynuma basar mıncık mıncık ederim. tüm dünya çocuklarının oynadığı ortak oyunumuz. Neden yok? Osmanlı minyatürlerinde çocuk resmi yok. Türk çocuklarım yumuşak ve pembe oyuncaklarla tanıştırıyor. Oyuncak müzesi için çırpman Bekir Onur bir oyuncakçıya. plastiklerin ayrı ayrı tarihleri var. kullanışlı değil.. alın tarihî çocuk oyuncaklarınızı önünüze. Peki neden çocuk oyuncakları hâlâ taklit ve ithal. Almanya savaşta harap oldu. on yıl içinde ülkenin en büyük oyuncak sanayicisi oluyor. tahta arabaların. o. kültürü. pilli. Antik Yunan. Kitabın yazarı gibi Amasra'ya gidişlerimde beni de şaşırtmıştı.. 70'li yılların sonunda Pembe Panter'i moda ediyor. aralarında süs eşyaları.. taşla ya da topla devirmekti. Kütahya Seramik'e bakın büfeye koyulacak türden ağır. o yine kendi oyuncağıyla oynamak isteyecektir. değnekten at.) Fatma ilhan rüyalarımın kadınıdır." Ve Fatma ilhan. hantal süs eşyaları. camileri. neden tahtadan. pembe. Dünyanın en cins ağaçlan bu topraklarda. dünya artık yeniden tahta oyuncaklara dönüyor. 80'li yıllarda Kara Şimşek. Oğlumun birinci yaşgününde kayınvalidemin oğluma bir doğumgünü hediyesi getirdiğini gördüm. büyü-98 lendim. Demir telinden yapılan araba. yüzyıldan beri oyuncak sanayi var. bir tele sarar döndürme yarışı yapardık. kiminin tekerlekleri de demir telinden. dünyanın en büyük şovuna götürün. orijinalite yok.com 48 . ancak. İsveç'te. ama. yeşil süs boyası olurdu. çömlek ve kiremit parçalarını üst üste koyup. çocuklarını hepimizden çok sevdiği muhakkaktır.. ancak. oysa. Bizde halkımız. Çocuklarımızı sevmemiş. Yaşı yirmibeşin üstünde olanlar hatırlayacaklardır. kimisi makaradan. Hayal gelişmemiş. 90'h yıllarda da Batman moda olur. Oyuncak. büfe eşyası. ayakta iki sanayi kaldı. görün kültürünüzün acımasızlığını.. bir şirkette ayakişlerine bakıyordum. zekâ yok. (Oyuncağın da modası olur. biri oyuncak sanayi. Çocukluğumuz bilye (misket) ile geçti diyebiliriz. haftalığım cebimdeydi. maskotlar.. tüm haftalığımı verip aldım. tahta oyuncaklarımız gelişmedi. onlarca. estetik gelişmemiş. bizimkinin atbaşı yoktu. Bir zamanlar Eyüp'ün tahta oyuncakları tüm Osmanlı illerinde modaydı. Amasra tahta işlemesinde ün yapmış. ama oyuncak yok. Fatoş. Mısır ve Flititli çocuklarla aynı oyuncaklarla oynadık. Çinliler kırbaçla çevirirmiş.blogspot. Batı'da. ki. seramikten oyuncak yok. Bu din kardeşimizin. meşhurdu. Mesela Türkiye'nin elli yıllık zenginleri Koç. ki.. diye cevap verir. dibinde bir kabarası vardı ve etrafı mavi. çocuk zaten gördüğü zaman ağlamaya başladı. Hollanda'da oyuncak müzeleri. 74 yılında bir yeğenim dünyaya geldi. çok pahalıydı. İnanılır gibi değil. zekâ oyunlarının. bebeklerin ayrı. oyuncağım daha değerli görecektir. Çemberi hepimiz oynamışızdır.

tüm tabiattaki nesneleri. konuştuğu. Oyuncaksızlık.. Süt kokan çocukların rüya renkli dünyalarına saldıran teröristlere dönüyoruz. kurşun asker. Küçük bir kar topunu dahi canavarlaştırıyor. bilimde geri kalıyoruz demiş fen ve matematik yarışlarına sokmuşuz. bu sahte... o halde ben haklıyım. Küçük bir rüzgârı dahi canavarlaştırıyor. Doğru ya da yanlış. Oyuncağı sevmeyen Anadolu kasabalarının hikâyelerini okudunuz. İnsan sormak istiyor. hayat denen oyunun kurallarına rıza gösterip. canavarlaştırarak yüzlerce film yapıyor.. kör bir acımasızlık öğretir. çocukken kullandığı kızağın adıdır. Süleymaniye'ye dil uzatıyorsun. hayallerini. der. Salgın hastalıktan beter tüccar yazarların kitaplarını veriyoruz. "Bu kahve makinesinden neden benim uçağımda yok" diye söylenir kendince. televizyonlar kullanıyor. kendi varlı100 ğım kendince kurmak istiyor... onu da ağır. Bizler. ayrıca. tek eksiği uçağındaki kahve makinesi mi? Hayır. dilini inşa ettiği. arkadaş olduğu. ancak. ben daha çok acı çekiyorum. Lâ-ik-şeriat tartışmasını iç savaşa sürükleyen yayınlar yaptığında bizim gibi ödü kopmuyor. Acı çekmeyi içselleştirir. herkes bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışır.) Oyuncaksız Anadolu kasabalarını. 'bozkurt'. Çocuksu oyunları getiriyorlar ekrana. gizemli bir eşya. bir zamanlar şehirlerimizin tüm elektrik tellerinde asılı onlarca sıçan uçurtması yaz. televizyonu ve trilyonlarca hisse senedi var. kayasını. Elektrik direklerinde tek bir takılı sıçan uçurtması olmayan kasabalardan insanın ödü kopuyor. Her şeye sahip olmuş bir insanın. Çocuk artık. kimse anlayamaz. muazzam boşluğu mafya kullanıyor. mutlulukta geri kaldık. Şimdi Anadolu'nun kasabalarından bir geçin. Siyasi hayatta önümüze çıkar. senin için en çok ben acı çekiyorum. bir kahve makinesi görür.. bu kasabalarda en büyük oyuncağı Türkeş keşfetti. Bu. kendi iç dünyasını. masum bir deniz dalgasını dahi canavarlaştırıyor. Çocuklarımıza oyuncak yerine mayın veriyoruz.. Her şeyi bir oyuncak gibi görüyor. Dinç Bilgin.. onun için askerler.blogspot. boyun eğip.. sahte aynalar içinde kendi uydurduğumuz ahlâkla çocuğa çeki-düzen veriyor. solcusu. ruhsal parçasıdır. Eline oyuncak geçiremezse. göğü delen kuş gözüyle görüyor. 'dokuz tuğ'. büyülü. daha da ileri gider.. sakin. Oyuncak. Arkadaşının uçağına biner. çocuğun başına onunla vurmuşuz. canlısını. Çocuk. itaat arar.. Her şeyi çocuksulaş-tırıyorlar. bu yüzden sen benimsin.. bedenine uzuvlarından daha derin yapışmış ayrılmaz etten kemikten. ölünce ağzından 'rosebut' diye bir kelime çıkar. acı çekerek talep eder. diye sahiplenir. hantal ilişkilerimizin sert dünyasına kapatıyoruz. (Osmanlı sultanlarının çoğunun annesi gayrimüslim. Neden korkmuş isek. sağcısı.. kış orada takılı kalırdı. din elden gidiyor demiş Kur'an kurslarına tıkmışız. Tabiatı masum. ne dini ne bilimi. varolduğumuz şu yeryüzü topraklarında üstünde en esrarengiz... haber bültencile-ri. kendi dünyasını. çocuğun sahiplendiği. ama Türkeşçi Yeni Hayat dergisi Mimar Sinan'a Ermeni diye hakaret ediyor. bizim dahi kaldıramadığımız bu ağır. kendi halinde lüm nebatını. dünyanın en zengin. yalancı aynaları.com 49 . Kendiyle oynayamayan çocuk. en şöhretli insanı oluverir. en derin eşya.. http://genclikcephesi. İyi ya da kötü. tahtadan bir at yapamamışsın. Birçok eleştirmence dünyanın en büyük filmi ilan edilen Yurttaş Kane.. çocukluğumuzun sıçan-şeytan uçurtmalarının bir tekine rastlayamaya-caksmız. insanının ruhunu keşfe101 den bir diğer açıkgöz tüccarlar Televole'ciler. kendini oynatacak üstler.. Sevdiği kıza bir gün.. ama bu derin. Kardeşlerim. dünyanın en büyük sanat eserlerinin hemen hepsine sahip olur. edebiyatçısı. gazeteleri.kendine daha yakın. siyasiler kullanıyor! Hollyvvood sinemasını izleyin. Küçük bir böceği dahi canavarlaştırıyor. Tansu Çiller burnu uzayan Pinokyo. lanetli dünyanın minik zindan askerleri oluveriyorlar.

ben müsaade etmem." Vatanınızı sevin ve kıymetini bilin.olayları. o çekip gittikçe ben müthiş zevk almaya başladım. Spiker Necef Uğurlu'ya soruyor: "Nasıl. Bana sorarsa-nuz. bir toplantıdan. Oflu olduğunu söyleyen Mehmet Akyüz." diye devam ediyor ve mektubun son cümleleri: "Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. Önüne. Mustafa Kemal'in önem verdiği sanatların en başında "nalbantçılık" gelir. Abdülhak Hamit.." * jç * Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kutsanan dokunulmazlarımızın başında şairlerimiz gelir. dünya sıralamasına giremiyoruz. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. Dünyanın 100 Ünlü Gay'i adlı bir kitap almış.. bu milli değerlerimize dil uzatanlar vatan hainleridir. Lakin. ordan aşağı açılur mu demeyin. 102 103 bu sefer canım yanmadı. canım yandı. büyük şairimiz açlıktan öldü. Mektup şöyle başlıyor: "Bu mektubu Sivas'ın Kangal ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. siyasilerimizi başarılı buluyor musunuz?". Necef Uğurlu cevaplıyor: "Buluyorum.. diye kovdu..com 50 . örtünmenin sınırı tenasül organlarının sınırına kadardır. *** Kurtuluş Savaşı'nda. ondan sonrasına Kur'an müsaade etse. Hamdullah Suphi. ne yapıyorsak ülkemiz sınırlarında. sayısında okuyucusu eşcinsellerin mek-luplarını tafsiladarıyla yayımlıyor. dolma yerken öldü. Her yıl anma günleri düzenlenir.. Zekeriya Sertel'i.. ithal canavar filmler. ortalık karıştı. Demirel'i. Nurullah Ataç ayağa kalkıp bağırır: "Ahmet Haşim açlıktan değil. halkın dinî sorularını cevaplamakta. Her kültürün kendine göre bir örtünmesi vardur. ama kendi çaplarında. Tam da bugünlerde 1933'te büyük şairimiz Ahmet Haşim ölür. rüyaları çerçevesinde haince işliyor!. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım.... Hatta. deyip. Ülkenin tüm yazarları keskin bıçakla ikiye ayrıldı. sizin burada işiniz yok.blogspot.. Mesut Yılmaz'ı. Mehmet Emin Yurdakul en başta. Bu ülkenin bir ferdi olarak bu da beni çok üzüyor. karaciğeri bozuktu. üç yaşındaki çocuğun korkulan." Üstelik böbrekleri. röportajda. " * •% * liir "gay" dergisi 53. bayramın birinci günü akşamı bir televizyonda. Mizahçı Necef Uğurlu. Tesettür sorusunu aynen şöyle cevapladı: "Adem babamız ile Hava anamız cennetten bir incir yaprağuyla çıkmıştır. bu eğlenceleri başka yerde bulamazsınız. dışladık." Mektubun ilerleyen safhalarında deneyimlerini teknik olarak anlatıyor: "Biraz bekledim.. büyük şairimiz yalnızdı.. ona ilgi göstermedik. Açlıktan öldü. Kur'an'da buna bir mani de yoktur.. Nâzım Hikmet "putları kırıyoruz" yazı dizisiyle bu isimleri eleştirdi. Ordu içinde nalbantlık okulu 104 http://genclikcephesi. çok başarılı buluyorum. denilince. Alışılmış konuşmalar. Başörtüsü şart değüldür.. umutları. tekrar yaptırdım. (önündeki 100 Ünlü Gay kitabını göstererek) Ancak. kaldı mı hâlâ bağımsız Türk gençliği? Pislik Tutucular (dokunulmazlar) Bayramın birinci günü bir televizyonda canlı yayında. Ben Mesut. Ofli şi-vesiyle konuşan. İthal canavar oyuncaklar.

işte bu tartışmalara yol açtı. Bu insanları Kızılay bir gün gibi kısa bir zamanda doyurabileceği halde. halktan uzaklaştırıldı. Türkiye'de bir bürokratlık rekoru kırılmaktadır. bu siyasi felaketin sonuçlarından sorumlu olmayı aklının ucundan geçirmez. çürütüldü. Rumlarla Türkler savaş halindeydi. Gücünü ve dokunulmazlığını bir cümleyle anlatabilirim: "Meclise bir defa seçilmiş olsalar bile. Güneydoğu dağlarında süren amansız savaşın yüzbinlerce kurbanı Diyarbakır'da büyük bir sosyal afet oluşturduğu halde. Ermeni gibi sanatkârlar nallıyordu. parlamenterlerin kumar ve kâğıt oynadığı. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel. Kurtuluş Savaşı'nda dillere destan olmuş. değişmez bir genel başkan Kemal Demir vardır. bu insanlara depolarını açmaz. * •% * Bir başkasına geçelim. halkta çalışma sevgisinin geliştirilmediğini söyler. her defasında gizli bir el tarafından durdurulmuş. hükümet. İsmet inönü ve bildiğiniz tüm isimler günlerini akşama.com 51 . bu büyük güçten korkup gizlenmiştir. Kızılay neden. Falih Rıfkı 60'lı yıllarda dokundurur: "Yedeksubay aylıklarından kesilen para da yardımlaşma sermayesinin içinde kaynayıp gider. 106 Mehmet Özel kimdir? Hakkında basında acemi birkaç gazeteci skandal dosyaları açmaya kalkmış.blogspot. Bu kurumların statüleri yönetmelikleri zaman içinde çok değişti. Mehmet Özel'i kimse makamından edememiştir. geceyarılarına kadar orada geçirirdi. yani Kızılay'dır. bu yasanın acı insafsızlığı tarihimizde. Mesela. yukarıdaki canlı tarihin aktarımında yapacağım tek bir kelime hatası beni uzun yıllar hapislerde çürütebilir. hâlâ yaşıyor mu? Demirel'in yakın arkadaşıdır.açar. yanmaz. orada neler döndüğünü kimse bilmez. yaptığı işler masal kahramanlığı boyutunu aşmış. bunu kimse de merak etmez. Türk masonlarının büyük ismidir. ancak. atını Türk nalbantınm değil de Avusturyalı bir nalban-tın nallamasını gösterir. son elli yıldır Kızılay teşkilatının ne iş yaptığı. Türk halkının bağışları ve fedakârlıklarıyla kurulmuş bu muhteşem kurum. Osmanlı padişahlarından birinin. Ancak. dünyada yoktur. orada dönen dolaplardan bir tekini bilemeyiz. kuruluşlarında birtakım mali imtiyazlar kullanmaları. Ancak cumhuriyetimizin büyük yazarı. Bosna'ya yardım organizasyonu skandal boyutuna ulaşmış. http://genclikcephesi. Dil Kurumu. gözümüzün nuru tek kurumumuz Hilal-i Ahmer. her şeyi hazır olarak Batı'dan aldığımızı. ihtilal ve bakan gören adamıdır. Yedeksu-baylara hizmetleri bittikten sonra hiçbir hak tanınmaz. yarım milyon insan öldükten sonra ancak varabilmiştir. Ordu Yardımlaşa Kurumu (Oyak) için de kimse bir şey diyemez. Tarih Kurumu ve Ordu Yar-dımlaşma'nm vergi vermeden. Malezyalı Müslümanların yardımları Bosna'ya ulaşırken. otuz yılını doldurmuştur. (Bütün sivil muhalefete 105 rağmen Kızılay'ın tam da göbeğine Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş acaip bir mimari beton canavarını inşa ettiler. tüm makalesi boyunca.. örnek olarak da. cahil nalbantlar atları sakat ediyordu.. faydalı kuruluş adıyla ticaret yapamayacağını savunur. Mustafa Kemal okulun açılışında bir nutuk verir. Padişahın insan emeğini küçümsediğini. kokmaz. Ankara'nın en köklü kurumudur. ancak. Törende hazır bulunan Sovyet elçisi konuşmasında: "Nalbantlık okulunun. bağımsızlığı işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen Türkiye'yi sembolize ettiğini" söyler.)* Anadolu Kulübü. Çünkü Kızılay'ın başında otuz yıldır. Kızılay'ın yardımları binbir müşkülat ve nazla. Dünyanın en çok başbakan. gazeteci dahi olsalar başkasının girmesine asla müsaade edilmeyen. acemi gazeteciler de. (*) Bu yazı Körfez depreminden önce yazıldı. Bu tarihsel bir rekordur. ömür boyu milletvekili maaşı alabilir" yasası bu kulübün baskısıyla çıkartılmıştır. Afe-dersiniz ama bu da gasptan farksız bir davranıştır" deyip. atları Rum. Çünkü. Kötü. İçimizde "korunmaya" ihtiyacı olmayan tek adam Mustafa Kemal'dir.

Mehmet Özel. piyasaya iş yapmaya. Gökmen miydi. iş Bankası takvimleri basmaya başladı. Kenan Evren televizyonda. kimse uğraşmaz. Devlet. bilim. dizgisi. basımevinin başına oğlu. Atatürk'ün vasiyetiyle İş Bankası'nın doğal ortaklarıdır. dünyanın en gelişmiş teknolojisini bu fukara ülkeye 1950'li yıllardan beri getirmeye başladı. milletlerarası tarih konferanslarına iştirak. Böylelikle Tarih Kurumu. "Öyle teknolojik makineler var ki akılalmaz" diye veryansın etmiştir? Nedense bir bağımsız sendikanın matbaasının büyüklüğünden gocunulmuştur. kazıları yönetmek. Özel sektörün ve medyanın cazip hale gelmesi 80'lerin ortasından sonra başlar. kıskanmıştır. büyük şair Necdet Evliyagil öldü diye matem programları yaptı. 60'h yıllarda başkan Uluğ İğdemir. cunta. oy pusulaları. BM'den ısmarlanan teknoloji. Baba-oğul kurumu. Ankara'da devlet dairelerinin sağladığı matbuu işlerin yekûnu akılalmaz boyutlardadır. suçlayarak. şaşılacak güzellikteki bankaların küçük cep ajandaları. hatta 108 http://genclikcephesi. gazete. Arabesk. geçmemiş büyük tablolarından haberdardır. İnsan soruyor. Ajans Türk. Rüzgârlı Sokağın sonundaki bu matbaa. Bilmem bu büyük faciayı kestirebiliyor musunuz? Tarih Kurumu Basımevi. piyango bileti. nasıl oldukları onun bilgisindedir. 1960lı yıllarda hatırlayacaksınız. Türk tarih çalışmaları. şehir telefon rehberleri. bitmek bilmeyen davalar açılır. Türk resminin kayda geçmiş. çok sevimliydiler. bozuk diliyle hasta. bu kadar para nereye gitti? Bugün beş-on yıllık yepyeni yayınevlerinin başarısı Tarih Kurumu'nun altmış yıllık yayınlarından daha kaliteli ve daha çoktur. skandal ört-bas edildi. sonradan serbest piyasada tekel oluşturacak olan. Tarih Kurumu basıyordu. Rakibi. rehber gibi.Bu enteresan gücün arkasında kim var? Koç ve Sabancı'nın büyük resim ve sanat eserleri koleksiyonlarından mutlaka ha-berdarsmızdır.com 52 . Bu rahatlık yüzünden Ankara bir kültür şehri olamaz. değil Türkiye'de. sportoto. 80 darbesiyle ihtilal bildirgesine girmiştir. Tarih Kurumu'na sızdırdığı elemanlarla. Tüm edebiyatçıları kötü şivesi. Çünkü. Devasa bütçe imkânlarına sahipti. sivil kurumun kendi imkânlarıyla oluşturduğu matbaadan ürkmüş. dünyanın doğu yakasında eşi benzeri yoktu. Nerede oldukları. Bu tabloların nereden gelip nereye gittikleri konusunda onun dışında bilgi kaynağı yoktur. Ancak. büyük bir ticarethane yaptı. Dil Kurumu ve CHP gibi.blogspot. 1960'h yıllarda Ankara'da bir matbaa savaşı yaşanır. Ankara piyasasında tekel oluşturdu. kurumun fiyaskolarını kitap halinde yayımlar. devlet evrakı. Bu yüzden vergi muafiyeti vardı. Tarih Kurumu kendini savunmak için sırtını CHP'ye verip gazeteye 107 çarşaf ilanlar verir. Ankara'da yayın yapan büyük matbaalardan biri Diyanet Işle-ri'ne bağlıdır. Tarih Kurumu ayrıca. devletin hazır baskı işlerinin rahatlığıyla herkes köşeyi dönmeyi düşünür. mizanpajı çok büyük teknoloji isteyen baskı işlerini yapması zordu. İğdemir'i getirdi. Öldüğünde TRT ardından. deli etti. büyük siyasi gücü ve kulisiyle her zaman saklanmayı başarmıştır. Diyanet İşleri. basına sızmadı. sırtını sağ partilere dayayan Ajans Türk'tür. Görevi. parti afişleri. Ankara'da Disk tarafından yine devasa teknolojik imkânlarla Emek Matbaası kurulmuştur. bugün antika meraklıları bunları biriktirir. Danıştay'a. TRTVde öldüğü güne kadar on yıllar boyunca şiir programları yaptı. 80'lerin sonunda matbaanın müdürüyle ilgili büyük yolsuzluklar müfettişler tarafından incelenmeye alındı. Dil Kurumu gibi Atatürk emriyle kurulmuştur. Ajans Türk'ün başındaki adamı TV'lerden tanırsınız: Necdet Evliyagil. dergi. 1978 yılında. baskısı. mide bulandırıcı şiir programlarıyla bir dönem Türkiye'de en çok dalgaya alınan bir adam oldu. yayın. Tarih Kurumu. 1970'li yıllarda Türk basını ofset baskıya geçtiği halde.

insan soruyor. yıllar boyu bin. Devletin. vatan hainliğiyle suçlamıştır.) Kaba hatlarla. bu ekranlar bizi hep dayak yerken mi tartışacak. Türkiye'nin ruh manzarasını bize en iyi anlatan devasa bir dokunulmaz alana geçelim. hakimlerimiz. dergi. Hasan bir yandan. aydınların. bok mu var" diye kovuluyorduk. hakimleri. Elçilerle kurduğu dostluklar sonucu gitmediği. Sadece sefaretler satın alıyordu. Moraliniz bozuksa tedavi için Çağlar'ı ziyaret edin. aydmm asla ağzına almadığı en büyük dokunulmaz alan. devletin ve Türk halkının ortaklaşa tapındığı. tekmeliyordu. neşeyle usta işi muhabbetler. koğuştan birçok genç tanıdım. kan yok. örgüt suçlarıdır. Bir tek gün şaşırıp ne halkı. İngilizce gazetesi. sorusunun cevabı buralarda yatar. işte pankartçı gençler. Uzun Sokak'ta bir büyük mağazaya televizyon gelmiş. toplumu. (Binlerce örnekten bir-iki örnek vereyim. kültür ortamı neden oluşturulamadı. Şiddet yok. espriler yapıyorlar. Sonunda oğlunu gazetenin başına getirdi. Ben on bir-on iki yaşındayken en yakın arkadaşım muhtarın oğlu Hasan'dı. Yayın yoktu." http://genclikcephesi.* Ancak. televizyonda gördüm. koruduğu ve hiç kimsenin. işte. gazete. artık toplum tartışsa ne olur." Ben üzülerek. ihtilalde zarar görmeyen matbaaların başında İslamcıların Gaye Matbaası gelir. tadımlık birkaç küçük örneğini verdiğimiz bu pislik tutucu çürümüş dokunulmaz alanlardan yüzlercesini sayabiliriz. kafamıza sert tekmeler yeyip. tüm dünya hukukçularının aklının ermediği bu örgüt suçları. ilk defa televizyon görüyorduk. Ankara matbaalarına ve matbaacı kızlarına başka bir yazıda döneriz. başta Hakan ve Çağlar geliyor. Hasan: "Adam seni dövüyor. televizyonun koyulduğu vitrinin önünde duranların görüntüsü ekrana çıkıyor. gazetenin.büyük bir matbaa sahibi olmayı. herkes gidip seyrediyor. (*) Türk Hava Kurumu. Bu medya. bitmeyen sürükleyici bir neşeyle doyumsuz kahkahalar atacaktır. Bugün Kanal 7'deki Ortadoğu programından tanıdığınız llnur Çevik'in babasıdır İlhan Çevik. ekmek arası nevaleleri kaşla göz arası hazırlayacak. Çağlar 20 yaşlarında. Koşarak gittik. ikincisi Daily News'un Eskişehir Yolu'ndaki tesisleri gelir. İlhan Çevik meşhur. iki bin baskıyı geçmedi. herkes kendini televizyonda görmek için gidip vitrin önünde. bizleri. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi daha ne cevherler var ama onlar başka bir yazının konusu olsun. kapalı devre yayın yapılıyor. 16. silah yok. 35 yaşlarında Avrupa'da okumuş Özgür admda güzel bir kızkardeşi olmalı. baklava çalan çocuklar. aydınların sanki tüm inançları yıkılacak-mış gibi bir tek slogan atan gence. gezmediği ülke kalmadı. hukuğu. Demirel'in danışmanlığına yükseldi. o da ayrı mesele. Doğaüstü bir irade sahibi bu 20 yaşındaki gençler. ne aydını ne devleti tartışmaz bu örgüt suçlarını. "Çekilin lan. işte Çağlar ve yüzlercesi. yani. Bugün ülkemizde canlı kanlı yaşayan harareti en yüksek. bir slogan veya bir pankart açmanın cezası 18 yıl. yürü ya kulum diyen nadir matbaaların başında geldi. halkın. bugün.blogspot. insanı delirtecek denli zehirli bir manyaklığın ürünü. size oracıkta köfte ekmekler. baskısının inanılmaz yükselişini gördünüz.com 53 . bağımsız. hukuğumuz tam 18 yıl ceza vermekte ve bu hiçbir şekilde tartışma alanına getirilmemektedir. ileri derece masondu. gencecik içimizden bir çocuk. llnur Çevik pek çirkin ama. İslamcı kitap. Dünya kadınlar gününde tertip edilen mitingde slogan attı diye 18 yıl cezası kesinleşti ve bu örnekte bugün cezaevlerinde binlerce insan yatıyor. keyifle. 109 Çankırı Cezaevi'ne ziyarete gide-gele. televizyonun içine bakıyordu. ruhlarımızı tanıyan eski zaman büyücüleri gibi okuyup. İhtilal buldozer gibi geçti üstünden. Tam o sırada Hasan bağırdı: "Lan Nihat! Seni gördüm televizyonda. medyanın. ben bir yandan önümüzdeki iri adamların bacakları arasından delik bulup geçmeye çalışıyorduk. "Tüh lan ben göremedim" dedim.

. kımıldamadan!. anlamadığı her şeyi kendine hakaret sayan cehennem yüzüne tiksintiyle tükürü-len devletten. İçmem artık bu hep başkalarını sarhoş eden şaraptan. Kırk yıldır oradayım. hakimden. Şalvar gibi bir kot pantol. pavyonda komilik. çıkarın tüm bunları hayatınızdan. Korkutucu çirkinliğim öyle sessizdi ki en uzaktaki denizin sesi. Hayat Buysa .mına Koyim 112 Grup ÇIG'a Dört-beş sene önce kahvede oturmuş. antik bir Bizans taşının altında pırıl pırıl gülen nemli bir solucandım.. İyi kalpli bir bahçemiz olsun! Kendi kendine gülen.. işte orada. Bardaktan boşanırcasma yağan yağmurların altında koşuyoruz. O kadar sıkılgandılar ki. insan haklarından.. "Yooo rica ederim. şakacı bir avlumuz olsun. Can verir gibi. her gün kendime sen aslında koca bir balinasın diye telkinde bulunmaktan! Bıktım. çay içiyorum. "Ağabeyinin çay parasını da al!" dedi. Diz çöktüm. kara. Bağırıyorum cansız bedenine. Kalbim yerinden koptu. pis. Bıktım. Dağılmayan bin türlü karanlık içinde kaymak gibi bir kız gördüm.com 54 . acımasız umutsuzluk salgınından korurdu beni.. yirmi yıl başım yerde. yazmaktan.blogspot. Altın Küre ödülünü alırken duygulu bir konuşma yaptı: "Arkadaşlarım benim için. kaybolmuşum. Balta girmemiş bir ormanda. ne hukuğu.. Gezintimi bitirdim.. soluk almayan bir saate benzeyen kuru bir kavak ağacının altında. Eski. "O zaman ağabeyimize bizden bir çay getir. Dünya kadar geniş sanıyordum. kumlu solucan. ne polisi. Gözucuyla etrafı derin bir utangaçlık içinde kesiyorlar. Şimdi kucağımda yatıyor cansız bedeni. ne anayasası. İki yanı ağaçlıklı yollarda büyümedim. acı duyarak. çok uzun sürmüş bir gençlik matemiydi. Ne yazarı. gecenin karanlık diplerinde günaha giren solucan kardeşlerim. Ayağa kalk matador! Bir tek boğa öldürmeden terketme bu kahpelerin arenasını! Sonra birlikte kucağımıza alıp bu ateşli hastayı. bir küçücük yer. Kaldırdım antik bir taşı. gazetelere ancak dayak yerken çıkarız. ne yasası. Yanıma Doğulu iki genç oturdu. çok gür saçları biçimsiz kesilmiş. Jack Nicholson. Sırtımı dayadım. altında bıraktığım gibi duruyor bir ıslak.. Bu sözler beni. soluk sarı yüzü. adının İbrahim olduğunu öğrendiğim. senin bir hayatının olması bile şans derlerdi". Dinleyin beni! Gündüzleri kırılgan. parasını da al!" http://genclikcephesi. ne insan hakları. felçli gibi oturuyorlardı.. kanundan.. benimkileri ben veririm!" O dakikaya kadar hiçbir şey konuşmamış tık. Trabzon'da çocukluğumun bin renkli oyunlarını oynadığım Bizans surlarının dibine götürdü. bu sefer. Garson boş bardakları alırken. hayallerimi savunan son ağaç burası.. Şeytan oturmasın diye sivri ve kay- 110 111 dırak Çin. Japon ev çatılarına benzeyen bu sokaklarda. gecenin karanlık diplerinde günaha giren çocuklar! Sıkılganlık sandığımız.O gün bugün. bu dergi köşelerinde oturmaktan bıktım.. ağlamaya hali kalmamış. dağların en yaşlısına tırmandım. gündüzleri kırılgan. garsonluk yapıyorlarmış. Tanrı'yla konuşmaktan! Bıktım. soluyorum hâlâ mutlulukla. seçimden. biz ekrana. Dinleyin beni. Soylu ve güngörmüş bir prens gibi saygıyla bakıyorum yüzüne solucanımın..

ya kötü. bu oğlan para tutamaz. Beyazlığım övmek istesek. Martılar yırtıcı hayvanlardır.. türkü çığırdı. Divan Edebiyatı. insan hayalinin düşünülmedik ruh hallerini ifadeye çalışıyorlar. Martıları ya görmedik. Güvercinler için her caminin ön yüzünde kuş köşkleri yaptık. ortak bir hayalin süslü kelimeleri. Biri öyle düzenliyor. Laf ilerledi. geçen gitmiş. mevzuyu öğrenmeliyim. bir şey ya iyi olacak.. Hem yırtıcı. ama. yine. Trafik kazalarında ölenlerin listelerini okumuyor musunuz: Emine Akyazı. sesim çok güzeldir". her gün başlarının üstünde fır dönen martıları şiirlerine sokmuyorlar. akvaryumdan bize ne abi?" Üç yaşında bir kızı varmış. Bir fıkra anlattı. diğeri böyle. Amatör bir tarihçiyim. "beyaz" rengi sever miydi Divan şairi? Aylarca uğraşmak gerekir.. turnaları severiz.. bembeyaz tülbendi eşarpları. Gemiyle İtalya'ya kaçacakmış. Son yüzyıldır "ak" kelimesine karşı milli.com 55 . Son yüzyıldır. iyi soru sorarım. martıyı kullanmayan şairimiz yok.. kaplan. Sırf bunu öğrenmek için aylarınızı vermeniz. Melahat Akalın. Akyol" gibi başı ak olan binlerce yeni. Kendi tahminimi söyleyeyim. Güler misin.. küçük dilimi yuttum. yavaş yavaş masaya dokunmaya.. ya kovduk. sıkılgan kardeşlerim.. değil mi. Annesi Denizli'ye amcaları İzmir'e göçmüş. Onu durdurmak ne mümkün. derin bir muhabbetimiz başlamış. Belki de martı demeyi yeni öğrendik. Son yüzyıldır ise. Arapça. Anadolu'da onbinlerce köy göçtü. ilk masaya oturmuş. yarı dizlerine kadar çamura gömülmüş. "yalva-rarak" abi ben kaset yapmak istiyorum. Ne iş baba. Uzman bir hocama soruyorum. geldi.. Peki.. Akkaya. Yerine: "Akyazı. Divan Edebiyatı'nda neden martı yoktur. patates tarlalarında çapa yapıyorlar. Akpınar. mitolojik hayvanlarımız var. teyzeciğim. boşaldı. Yırtıcı imgesi için arslan.Hiç tanımadığım iki insan. Her neyse.. bizim ne güzel topraklarımız var. köyden şehire gelip önüne çıkan ilk kahveye girip. iki bin dolar biriktiri-yormuş. Belki de o zaman martının adı başka. Akköprü Aktepe. leş yiyor. "martı" yok. istisnai olarak turna kullanılmış. "martılar" kafa karıştırmıştır. Doğu. gün boyu çer-çöpün peşinde koşarlar. "makaram sarı bağlar" türküsüyle de bağladı. hem "beyaz. başta İran geleneğini sürdürüyor. akvaryum almış. gün boyu ağlıyoruz. Kullandıkları dil. Türkçe isim verildi. kayıtsız bir hissizlik içinde oturup hiç lafa girmeyen. yüklen114 meye başladılar: "Ağabey ben kaset çıkartmak istiyorum. Hüseyin Aktoprak. yüzüne baktığında da "nazlı nazlı" gülen çocuğun Murat olduğunu öğrendim. Masama oturan garson çocuklarla muhabbeti koyulaştırdık. beyaz güvercinleri. gitti. Ermenice isimler değiştirildi. ağlayarak tarlalara koştum. Divan şairlerinin "stilize" dünyalarını bozmuştur. Bu soruyu sorduğunuzda yeni bir şey öğreniyorsunuz ülkenize dair. masama oturmuş tanımadıkları bir adamın çay parasını vermeye çalışıyorlar. Bu şair muhteremler dört yüz sene İstanbul'da insan aklını zorlayan her kelimeyi. ulan bitmedi mi bu makaranın bağlaması?. ağlar mısın. bacak bacak üstüne atacak rahatlığı bulduğunda. iyi soru sormaktır. olmaz bu. Çaylar. iki. Sivas'ta 37 aydın öldürüldüğünde hepimiz şok geçirdik. birbirimizi öldürüyoruz diye o kadar korkmuşum ki. Ya da İran edebiyatında olmadığı için "martı"yı cesaret edip alamadık. ne güzel ülkemiz var. kuğuları. İşte bu imgeleri her defasında binbir 113 şekilde lego taşları gibi yan yana getirip. Rumca. Var bunda bir bit yeniği. İbrahim. Mevzuyu öğrenmenin yolu. hem yırtıcı.blogspot. gibisinden muhabbete girmeli. milli. "Abi. İç savaş başlıyor. açıldı. Sıkılgan kardeşlerimi küçük düşürüp üzmek istemiyorum ama. Otobüsle İstanbul'a gidiyorum. İbrahim! http://genclikcephesi. hem beyaz. Düz-ce'de kadınlar. Mesela. Farsça öğrenmeniz gerekiyor. güzel". imgeyi şiire somıyor da. Gerede.

"Ağabey, bizim orada bir Mella Aptullah vardır... (Bunlar medrese hocalarıdır, halk tarafından çok sevilir, Nasreddin Hoca gibi fıkraları dilden dile anlatılır, her yörenin birkaç Mella Aptullah'ı vardır, hikâyeleri toplasan yüz cilt tutar... Türk filmlerinde karikatürize edilen Doğulu şeyhlerle ilişkileri yoktur.) Bir akşam toplanıp otururlarken büyük bir kasa elma gelmiş. Mella Aptullah'a demişler ki, şunları bir bölüştür. Mella Aptullah demiş ki, bana göre mi pay edeyim, Allah'a göre mi? Demişler ki, tabii ki Allah'a göre pay et. Mella, elma kasasını almış, en güzellerini ağanın kucağına, en çirkinlerim de kapının yanında oturan garibanların kucağına atmış... Mella Aptullah'a, "Ne yapıyorsun Mella Aptullah" demişler, "Ben size demedim mi kime göre pay edeyim, Allah böyle pay etmedi mi?" Yine de çay paralarını vermem mümkün olmadı, ödeyip kalktılar. Ne biçim dünya ulan, TY medya, şarkıcı, Unkapam öyle büyük bir yaygarayla sayfalarını dolduruyor ki, Doğudan gelen herkes, neredeyse, şehirde önüne kim çıksa kaset işinde yardımcı olabileceğini düşünebiliyor. 115 Ve sonra, Murat'ın, incecik, pis ve kuru bir kediye benzeyen bebeğini hayal ettim. Boysuz, cılız, çelimsiz, uzun çeneli, kirli, yağlı saçlı karısını hayal ettim!.. İtalya'ya kaçacakmış. O çürük demirlerle uydurulmuş gemi, şehrin en çirkinlerini, en karalarını gecenin karanlığında ücra bir sahilden gizlice toplayıp, nefis bacaklı, güzel göğüslü, birbirinden tahrik edici uygar, hümanist insanların ülkesine götürecek. Bir kara köpek yavrusu gibi bu yüzden dehşet bir şehvetle ağzı sulanıyordur! italyanlar kızarmış iri İstakoz tep-süeriyle sahilde karşılayacaklar! Yüzüm karacalar, kalemim karacalar, çünkü kara insanların yazarıyım! Yoksul kara bir insan, kara bir kız, kara bir kaş görmeyeyim tutamam kendimi. Tevrat'ta geçer, bir kitabıma almıştım "Ben karayım, fakat güzelim", yani, çirkinim, pisim, kirliyim, ama güzelim. Derinden etkilemişti beni. Bir Laz kahvesinde helaya gireceğim, dağlı bir Karadenizli helanın kapısına bir tekme vurup sıramı aldı, girerken keyifle duymadığım bir Laz türküsü söylüyordu: "Eskiden bana kara deyilerdi, karayım, o kadar da değilim..." Hem güldüm neşeyle, hem, özeleştiri gibi, bu halkm "kendi karalığıyla hesaplaşmasmdaki" duyguyu çözmeye çalıştım... Karalık ağrına mı gidiyor bu halkın, bu kadar mı güzel ifade edilir karayla hesaplaşma, karayız ulan, kapkarayız... Geçtiğimiz yaz, Ankara'dan Burhaniye'ye, oradan İzmir'e geçeceğim, yol uzun, bayideki dergi ve gazetelerin neredeyse tümünü aldım. Bir keyifli muavin var, sormayın, şef garson gibi giyinmiş, kibar, saygılı, hürmetkar. Şaşırıp kalıyorsunuz, dakika başı, "Abi kahve, ağabey, sigara içmek istiyorsan, surda duracağız, ağabey kaseti beğenmiyorsan değiştirelim." Bu işi yapacak, iddialı! Arkamda bir adam; avukat olmalı, "beni surda uyandır", dedi. Muavin gitti geldi, aman ağabey unutmayalım, aman ağabey vakit gelmedi değil mi, derken, ikimiz de unuttuk, bir saat kadar sonra, adam kendiliğinden uyandı! "Oğlum nereye geldik, dedi?" Muavin utancından yerin dibine girecek, özür diliyor, yalvarıyor, alttan alıyor... Neyse avukat 116 pek kibar çıktı, dönüş otobüslerine binerim deyip indi. Muavin çocuk ağlayarak yanımdaki boş koltuğa gömüldü. Ağabey ben bu işi yapamıyorum, ağabey ben bu işi bırakacağım. Ağabey bu benim son şansımdı. Ağabey neden ben başaramıyorum. Abartılı saygı ve ilgisini de böylece öğrendim, çocukcağız dizinde ağlayacak arkadaş arıyor, saygıdan yol yapıyormuş! Yahu bir şey yok, alt tarafı bir adamı uyandırmayı unuttun... Neyse, torpilli kahveler geldi, içtik, açıldık. Ağabey dedi, Sen Fransız tatil köyünü biliyor musun, çıplaklar kampı, ben daha önce orada çalıştım. Ağzını ballandırarak yarı palavra yarı girişimci bir ruhla, "Aslında ağabey kafaları çalışmıyor, çıplaklar kampını Manavgat Şelalesi'ne yapacaksın, ağabey düşünebiliyor musun?"

http://genclikcephesi.blogspot.com

56

Jandarmalar otobüsün önünü kesti, arama var! Sebep? Sahile bir ceset vurmuş! Sahile vuran cesetle arabayı aramanın ne ilişkisi var! Konvoy yüzünden otobüs yavaş ilerliyor. Dışarıda yağmur var, sahilde jandarmalar belli bir mesafe içinde cesedi yarım daire içine almışlar, ama, sahile de çekmemişler! Savcıyı bekliyorlarmış... Bizim yakışıklı muavin geldi, ağabey, şu Kürtleri, Iraklılar'ı, Kerküklüler'i taşıyan gemi fırtınaya kapılıp batmış. Sahille yolu kesen ağaçların arasından bir lahza dalgaların yıkadığı karakafasım gördüm cesedin! Ne yapacaksın, uçmaya kanatları mı vardı! Bu hayali hapishanede biz neyi bekliyoruz ki? Ne Kürt'ü, Türk'ü, ne Pakistanlısı, bu topraklarda cellatlar ve kurbanlar var! Yıllardır bu gemilerle kaçanların haberlerini okuyorum, bir şair, bir yazar, merhem babından içini çekerek, hıçkırarak duygulandığını belirten bir cümle yazsaydı... Bu kara çocukları öyle kovmuşuz ki, sosyologlar göçebe mi diyor, Avrupalılar mülteci mi diyor, askerler, güvenlik güçlerine yardımcı olmayan sempatizanlar mı diyor. Ben ne diyeyim, "yurttaşım" ne işe yaramaz çürük tutkaldır, bu. Yol boyu, Murat geldi aklıma. Basit, yoksul bir köylü, karnını doyurmaya gidiyor. Dalgaların, bembeyaz köpüklerini bile rahatsız etmeden, usulca ölüverdiğine göre, yeterince alçakgönüllülük kültürü almış. Yani, hakiki bir Anadolu köylüsü, toprağı117 mızm tapusu. Şimdi kucağında üç yaşındaki bebeği, Ege'nin derinliklerinde, hangi sünger tarlasına gömülmüş uyuyor. Tahtaları çürümüş, korkulukları yıkılmış, güvertesi delik deşik hurda gemiye bindiklerinde kimbilir saadetten dilleri tutulmuştur. İlk defa hayatlarında bu kadar mutlu olduklarını anladıklarında, Türk karasularından uzaklaştıklarını sanmışlardı, yine aldandılar! Yakayı ele verdiler. Gemi, dalgalar üzerinde saman çöpünden farksız! Fırtınada saman çöpü, iki kadeh içmiş saman çöpü! Akdeniz'in koynunda kaybolmuş hoş, ıssız ve güzel bir koya gireceklerdi. Küçük bir cennetti düşlediği. Bunun için çöpçülük, hamallık, her şeyi hayatının son gününe kadar bir tek saat aksatmadan yapacaktı. Belki filmlerde gördüğü gibi, karısı ve çocuklarıyla evde yüksek sesle konuşabilecekti, onun evinde, yüksek sesle yalnız kavga edilir, türkü çığrılır, cenaze kaldırılırdı. Politikacı mitingi gibi, karısıyla, çocuklarıyla maceralı bir bolluk içinde bağırarak mutlu olacaklardı. Sanki, bu ülkede hiç bağıramadığı için işler yolunda gitmemişti. En kötü haliyle iş bulamayacağını düşünüyor. Ama o güzel koya sarılmış inci gibi şehrin sokaklarında, yaşamaktan sarhoş bir köpek gibi sürttüğü günleri düşünüp, hoş oluyordu... Hey, batan çürük geminin altına gömülenler! Uyanın hadi, haydi evlerimize... Makaram sarı bağlar lo, uyanın loooo... Ey, camdan berrak suların iyi kalpli balıkları, gözleri sabit geniş boşluğa bakakalmış koyu bir esmer leke bulacaksınız... Gözpınarlarını, minik ısırıklarla sonsuza dek öpüverin. Nuh'un gemisiyle gelmiştiler bu dağlara, işte yine Iraklı, Pakistanlı, Kerküklü, Kürt, benzer bir gemiyle dönüveriyor! O büyük renkli akvaryumda, Türk'ün, Kürt'ün, Gürcü'nün olmadığı on bin yıl sonrasına kadar sizinle otursun... Looo... İstiridyeler açmak için kapaklarınızı, çok geç kalmadınız mı? Looo, loo, Akdeniz'in mercanadaları, looo looo, sünger tarlaları, yumuşacık koynunuza alm kardeşlerimizi. Biz onu To-roslar'm, Ağrı'nın en yüksek yaylalarında mutlu edip saramadık. Siz sarın, uzun yeşil yosunlarınızla... Otursunlar kardeşçe, 118 antik mitolojik Yunan tanrılarıyla yan yana. Zılgıt çekip, Ze-us'la, Prometeus'la makaram sarı bağlar söylesinler... Zeus'un peşine jandarmalar düşsün. Looo, loo! Kardeşim, yurttaşım! Sahile bakıyorum, gözlerinin içinde, çağlar öncesinden kara bir böcek donarak taşlaşmış. Işıltılı koyu kahve bir kehribar taşı. Yufka açar gibi minik yumuşacık

http://genclikcephesi.blogspot.com

57

dalgalar nasıl taşımış bu cesedi sahile. Talihin kanlı maskaralıkları tetiğini çekmese de, durgun denizler artık öldürüyor insanı. Makaram sarı bağlar looo... Denize kulak kabartmış ceset, duymak için mi Adriyatik sahillerini, yoksa bomboş bıraktığı binbir çiçekli yaylaları mı?.. Sanki, kremalı ördek kızartmasıy-la bekliyorlardı seni... İşte böyle bir ülkeden kaçtınız, .iktirol-git diyecek bir pasaport bile veremiyor, milli marş gibi her gün sevmeyen terketsin sloganlarından gençlik marşı yapıp okullarda okutuyor. Pilisi pırtısı bile yok, kötü bir gömlek, bol ve ıslak bir kot pantol. Looo, gemilerin üzerinde döne döne uçuşan martılar! Looo onlar da kara dağ martılarıydı! Onları da almadılar kitaplarına! Kafaları karıştı muhteremlerin, hem insan, hem isyancı nasıl olur? Dikenli sınır teliyle kamçılandılar. Ölü dudaklarının çığlığı ne kadar ağır. Yalnız gömleği ve çıkartılan pantolonunun kumaş hışırtısı... Bu hışırtı için, onlarca jandarma savcıyı bekliyor. Eyy, şeytan cübbesi giymiş aydınlar. Cellatları kahraman ilan ediyor, ülkemin bu kara çocuklarını hâlâ kurban veriyorsunuz. Ucuz, milli duygulara hitap edip milyarları yiyorsunuz. Sırtlan ava çıkıp, leş hırsızlığı yapıp, kabileye geri döndüğünde, tüm kabile, leş yemiş sırtlanı kutlamak ve yaranmak için saatlerce götünü yalar... Yalayanlardan utandıkları için arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Looo, looooo, ben de sizin gibi karakafalı bir annenin çocuğuydum, uzun dalgalı kara saçlarını taramaya kemik taraklar dayanmazdı, kolumdan tutar götürürdü yaz tatillerinde "Aha ananın toprağı" der, Horasan'ın, Pasinler'in ovasını, 119 dağlarını gösterirdi. "Anne, buralar bomboş" derdim, "Sen bilmiyon da öyle diyon, burda her bir çimenin, her bir çiçeğin ayrı ayrı adı var..." İşte, orada, sizin gibi yüce dağ başında eriyen kar idim, şimdi cesetlerinize uzaklardan, konforlu otobüslerin içinden bakan, el oldum!.. Modern Çağın Canileri Aylardır televizyonlarda başta Hüseyin Atay, Hayrettin Karaman, Mehmet Aydın, Yaşar Nuri, vb. islamcı yazar-düşünürler tartışıp duruyorlar. Hangi mezhep abdesti nasıl alır, hangi mezhep namazı nasıl kılar? Binlerce ince ayrıntıyla bin yıldır bitmeyen tartışma! Bu tartışmalar bize ne ifade eder, artık, dinin, namazın, abdestin toplumsal huzura ne gibi faydası var. Kur'an memur maaşları için ne söyler? Kur'an trafik kazaları için ne söyler. Car car car milyon laf. Ekmeği nasıl bölüşeceğiz, bir kelime yok, tısss. İstanbul'da bir gecekondu evinde dokuz kişi bir gecede kömür zehirlenmesinden ölüyor. Kur'an kömür zehirlenmesine ne diyor? Yok, Müslüman-Türkmüş, yok Türk-Müslümanmış ne büyük tartışmalar! Bir küçük odada kedi yavruları gibi ölen dokuz çocuk Türk müydü, Müslüman mıydı, şehit mi oldular? Televizyonda sizi iyice dinleyemedikleri için mi anlayamadan mevzuyu, gittiler? Türk milleti, Türk dünyası, Müslüman alimleri, islâm dünyası, soğuktan korunmak için bir battaniyenin altında kedi yavruları gibi birbirine sarılarak uyumuş, kaskatı kesilerek ölmüş bu çocuklara ne diyor? Vatan haini miydi bu bebekler? Dev-Solcu muydular? Allah'a inanmayan kâfir miydi bu bebekler? Türk devleti, Türk anayasası, Kur'an, 120 121 tarih, Fatih Sultan Mehmet bu korkunç soğuk geceler için ne diyor? (Büyük Türk milletinin, devletinin bekası için çalışan patronların, holding ağalarının, gazetecilerin, gazinolarında, lokantalarında henüz çıraklık, komiliğe başlayıp, büyük dinimize, milletimize hizmet edemeden gidiverdiler.)

http://genclikcephesi.blogspot.com

58

Bu terbiyesiz adamların suratlarına tüküreceksiniz. İnsanların ekmeğine, yuvasına, aşına hizmet etmeyen hiçbir şey ne dindir, ne fikirdir. Bin yıldır bitmek bilmeyen, ossuruk alimlerin icat ettiği bu boktan püsürükten problemleri suratlarına fırlatacak soracaksınız, bu tartışmaların kapısı neden her yere varıyor da bir tek ekmek meselesine, bölüşmek meselesine gelmiyor? Siz ekranda halkı bomboş suratlarınızla uyuturken bu gecekondularda daha ne kadar bebekler ölecek? Bugünden tezi yok, bölüşmeyen insanların dininden bana ne! Bugünden tezi yok, memurun, işçinin, yoksulun yanında yer almayan insanın Allahı'ndan bana ne! Sizin dininiz ne işe yarar? Sizin Allah'ınız ne işe yarar? Koç'ların, Kombassan'la-rm, Sabancıların Çörtük'lerin villalarına mı yarar?.. Yine televizyonda bitmek bilmeyen bir tarih tartışması, Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle sekiz saat süren tartışmada, ismi, göbeği şişkin onlarca aydın ağzını yaya yaya konuşuyor. Devletin imkân ve maaşlarıyla şımarmış, ukalâlaşmış, yalakalaşmış bilimadamları! Osmanlı, Roma'nm devamı mı, Türk mü, Asya'dan mı geldik, Abbasi kalıntısı mı, ananın ...mı mı? Kardeş katli iyi midir, faydası var mıdır, olmasaydı biz olur muyduk, eşşeğin s.ki tartışmaları! llber Ortaylı denilen uyuz herif hak edilmemiş bir alayla sağı-solu eleştiriyor, Yılmaz Ak-koyunlu denilen ANAP milletvekili süslü konuşmaları, hicaz-lı, makamlı lafları bir bok sanıyor. Saatlerce kusuyorlar. İşte Türkiye'nin leşleri. Tarih ne işe yarar bilmezler, tarih felsefesi, din felsefesi, toplum felsefesi, aydın felsefesi, bilima-damı ahlakı, birkaç cümlecik geçmez, anlamazlar, konuşamazlar. Şişkin, yağlı fare sürüleri okumuş da ne bok olmuşlar? Devletin maaşıyla kasılıp duruyorlar. Ne yapayım bu adamların okumuşluğunu! Yaşadığımız 122 toplumun gelir dağılımına, siyasi düzenine, insan haklarına, geri kalmışlığına hiçbir faydası olmayan Lale Devri rehavetiy-le, sultan kayığında boğaz sefası konuşmalar. Aksırık, tıksırık ve bilim. Bu bilgiler bilgisayarda da var. Tarihi, insanı, toplumu, devleti değiştirmeyen, ilerletmeyen, insan oğlunun ruhunu kıpırdatmayan, kurumları zorlamayan, bilimi, tartışmayı, bilgiyi ....ötümüze mi sokalım? Bomboş konuşmalar, bomboş tarihçiler, bomboş suratlar. Ne işe yarar senin dinin, senin Osmanlın, senin devletin? Bir de kalkmış, bu halk neden okumuyor diyorsunuz. Bu halk essek mi, öküz mü, kendi yarasına, acısına derman olmayan bu kasıntı böceklerini mi okusun? Bu kurulu hırsızlık düzenine tarihçisi de, bilimadamı da hem omuz vermiş, hem kuzu gibi baş eğiyor, köpekler gibi kuyruk sallıyorlar. Çünkü bu mafyatik düzen hepsinin kerhanesi. Onların dekan olmasına yarıyor, büyük adamlar hesabından ağırlanmalarına sebep oluyor, daha ne olsun? Çünkü bu ruhsuz herifler bilimadamı olmadan, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, her insan gibi acıma duygusunu öğrenemediler. Toplumdan, dinden, tarihten, acıma duygusunu öğrenememiş bu insanlardan daha vahşi yaratık ne olabilir? Bir bilimadamı, Müslüman olmadan, Türk olmadan önce, sorumluluk duygusuna sahip olmalıdır. Sorumluluk duygusu olmadan bilimadamı olmuşsun, ossuruk olmuşsun bana ne? Ancak, bu yaratıklar acı çeken halkı seyreder, utanıp yüzleri kızaran yoksul insanları seyreder, sorumluluk endişesiyle didişip hapse düşenleri seyrederler. Sadece seyrederler ve hep seyrederler, sonsuza dek seyrederler. Düzenden razı olanlar seyreder. Seyretme, Tao'nun Konfüçyüs'ün felsefesidir. Binlerce yıl Çinliler neşeyle seyrettiler; doğan günü, çiçekleri, buğday başaklarını. Çünkü, Tao da, Konfüçyüs de, karışmadan, bulaşmadan, kendinizi sıkıntıya sokmadan olup bitenleri seyredin, mutluluğa ancak seyrederek ulaşabilirsiniz dedi. 123

http://genclikcephesi.blogspot.com

59

Ve yüzyıllar geçti, kanlı hükümdarlar geldi Çin'e. Bu sefer bilginler, yaşlılar, bu halkı soyuyorlar, katlediyorlar, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes bu kanlı acılar karşısında bile seyirci oluyor, ne yapalım? Vicdanı öğretelim. Acıma duygusunu öğretelim. Baş kaldırmasını öğretelim. Gençlere, iyiyikötüyü ayırdetme yeteneğini öğretelim, dediler. Ancak Çinliler bir kere, açlıklarını unutacak kadar düşüncelerine dalıp uyumayı öğrenmişti. Ancak Çinliler, kardeşleri öldürülürken neşeyle sırıtarak seyretmesini öğrenmişlerdi... Kardeşlerim; her dört-beş yılda aramıza yeni bir nesil geliyor. Dört yıl önce onüç yaşında olan bir genç, bugün onyedi-onsekiz yaşında ve yazılarımızı okuyor. Televizyonda tartışma programları izleyip, neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Klasik dergiler, programlar dönüşümlü olarak bir ülkenin değerlerini, iyileri, kötüleri, ana hatlarıyla her yıl yeni gelen nesle öğretmek zorunda. Çünkü, akademiler bomboş suratlı yüzlerce hocayla dolu. Çünkü gazeteler, televizyonlar ot-böcek suratlı yüzlerce adamla doldu. İşte bu yeni nesil, utanma duygusunu öğrenemiyor. Acıma duygusunu öğrenemiyor. Sorumluluk duygusunu öğrenemiyor. Ama bir yığın tartışmayı bilim sanıyor, tarih sanıyor, din sanıyor. İnsan olmak için ağlayan insanların soğuktan ölen bebeklerin tarihini öğrenmek lazım, insan olmak için, kendini çaresiz insanların derdinden sorumlu tutman lazım. Kitap dediğin, okur öğrenirsin, babanın parası olur, Amerikalara gider, en kralına havanı da basarsın. Ama, utanma duygusunu öğrenebilmenin üniversitesi yoktur, televizyonu yoktur. Bunu vicdanınızda halledeceksiniz. Bu bilimadamlarmm yüzüne tüküre-rek işe koyulacaksınız. Büyük bir vicdan eğitimi için, zehirden acı tarihin büyük eserlerini, romanlarını, tiyatrolarını, başkaldırılarını okuyacaksınız. Yoksa, bu bomboş suratlı şişkin göbekli fare sürüsü bilimadamları hepinizi seyirci yapıyor... Hakkari'de görev yapmış eskiler anlatır, solucan gibi küçük 124 kurtçuk olurmuş karda, karkurdu denirmiş. Çürümüş karın altından toplanır, normal sıcak bir testi suyun içine atılır, su buz gibi soğuk kesilir. Soğuk su istediklerinde bu kurtçukları su güğümlerinin içine atarlar. Bir kurtçuk buzdolabından daha büyük iş görüyor. Çünkü karkurdu soğuğu karın içinde öğreniyor. Soğuğun özü kurtçuk. Tarihin, şehrin, gecekondulann acılarının soğuğunu yüreğimizde bu kurtçuk gibi duymadan tarih, bilim, din okuyanların hali işte burada. Bilimleri, mandanın suya sıçarken çıkarttığı seslere benziyor. Ve bu sesle avunup gidiyorlar. 125 Koyu Zamanlar 1961 yılında, cumhuriyet tarihimizin en sert bakışlı dergisi, Yön dergisini, Eczacıbaşı'nın da katkısıyla, halkla göbek bağını kopartmış, çelik gibi sağlam sinirli bir aydın cuntası, dipçik darbesi gibi kaburga kıran, kırbaç gibi siyasilerin sırtında kırmızı izler bırakan, sert manifestolarla döşeyip, çıkarırlar. Köylülerden ve parlamentodan nefret eden, Rus soylu subaylarını andıran bu aydınlar, sakalı 60 ihtilalinde yeni bitmiş genç nesli derinden etkilerler: Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, bir siyasi nihilist kadar korkusuzdular. Genç Cumhuriyet'in kaderini, kendini beğenmiş bir otoriteyle üstlenip, kelimeleri mühimmat gibi kullanıp, düello eder gibi, tarih sahnesine çıkarlar. Orduyu kafalayıp, tepeden inmeci bir sosyalist devrim planlayan sabırsız aydınlar, dağları üst üste yığar gibi, bir emirle milli kaynakları-şirketleri devletleştirecek, toprak reformu yapacak, irticayı kanalizasyonunda boğacaktır ve bu düşünceyi ilerici aydınlar hayata geçirecektir. Hiçbirinde, pişmanlık, acıma, hüzün, dinî duygu, sabır, yumuşak bir söz yoktur. Hayatlarının sonuna kadar da dişlerini sıkıp, ölen arkadaşlarının ardından bile zayıf görünmemek için, sessiz kaldılar.

http://genclikcephesi.blogspot.com

60

tanrısal adaletin ancak. şimdi devrim zamanı deyip. bir şey yapalım. siyasi delilik çizgisinde sar-hoşlaşmış genç subayların vatanseverlik duygularını köpürtmüş. sert. Nadir Nadi. Türkiye'de sosyalist düşünceyi azbuçuk tanır. "cuntacı" kelimesi daha da modalaşacak. köşke gidelim. Kısacık gölgesinde parlak üniformasını. Doğan Avcıoğlu hakkında sağlıklarında içeriden bilgi vermezler! Bu iki tutkulu kahraman ruh. DEVRÎM dergisini çıkarır.blogspot. hürriyetler. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında bu süreci anlatır. Uluç Gürkan. ittihatçı kumaştan bir elbise vardı üstlerinde. Ya da muhtıra metinlerinde kullandıkları: güç. Karmakarışık o günleri acıyla deşen birkaç laf söylemiş olsalar. Türkiye'nin Düzeni adlı kitabıyla. sonra unutuldu. yalnız işkenceyle sınırlı günleri anlatır. Ziverbey Köşkü'nü anlatınca. işkence yapılıyor dedim. Ziver-bey Köşkü'nde işkencedeyken. sözleştiği Hava Kuvvetleri Komutanı'dır.com 61 . bu dergide inşa edildi! Orduyu kutsayan aydınlarımızın başında. hem gençlik. Geriye kalan üçyüz sayfa. aristokrat edebiyatçı oğlu Enis Batur'un tüm eserlerinden daha güzeldir. her siyasi sarsıntıda orduyu göreve çağıran yumruk. Madanoğlu cuntası içinde filizlenen bu hareketin içine 60'larm sonunda. hem de meclis. Gürler paşa öldüğüne göre bu sözler doğrulanamaz. Son anda çark edip. bugün.. o cuntanın başında iktidardadır. altmış yılından sonra. cuntayı deşifre eder. üniversiteli kod ismiyle Mahir Kaynak da sızar. Büyükada'da Doğan Avcıoğlu'nun mezarı başında. Mümtaz Soysal. Yeni devletimizin ruhunu. Anılarının ilk yüz sayfasında gençlik ve çocukluk günlerini anlatır. Faruk Gürler paşanın yanına arka koltuğa geçtim. acımasız. eşitsizliği giderecek siyasi kararın. Hasan Cemal ve llhami Soysal vardır. Doğan Avcıoğlu'nun yüzünde donmuş bu fildişinden vicdan. 12 Mart günlerini detayla anlattığı anılarında ihanetini örtmeyi beceremez. 1983 yılında Doğan Avcıoğlu. ipek kumaştan göz http://genclikcephesi. Hasan Cemal. Uluç Gürkan ile birlikte Devrim dergisinin ya-zıişleri müdürlüğünü yapan Hasan Cemal. Aydınlar. 28 Şubat sürecinde olduğu kadar etkili olamayacaktı. yönü gösterdik. Anılarında. ucunda sehpa vardı. Doğan Avcıoğlu. son günlerinde küstüğü en yakın arkadaşı İlhan Selçuk'un sütununda hâlâ görkemiyle asılmaktadır. en heyecanlı iki yazarı olmasına rağmen. kararlılık ve baskıyla. tank ve ateşten bir üniforma giydirilmiş "doktrin" işte burada. Yalçın Küçük. Türkiye'yi aydınlık yarınlara çıkarmak. Büyükada'da mezarı başında: Uğur Mumcu. sırtını dönmüş bir isim daha vardır: Muhsin Batur. ilerici aydınların vicdanı olduğuna iman etmiştir. kendini savunan bir kurmay subay raporu gibidir. 127 Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk. ta ki. Omzu heybetlilere güven vermenin sorumluluğu. çekildiği köşesinde gözü ihtilalinde kalıp öldüğünde. basın tarihimizin en sert. diyor. İlhan Selçuk'u sıkıştırır. postal. 1986'larda Nazlı Ilıcak. ufak tefek küçük adamlarla dolu sanatçıvari anıların çok çok önündedir. doğrulansa da. "Aydın cuntasının güvendiği. kardeşlik ve eşitliği tesis etmek. kemiklerine kadar hasar görmesine rağmen İlhan Selçuk on yıllar boyu hiç konuşmaz. yine ser verip sır vermez. ve soylu bir erkek yüzü taşıyan Doğan Avcıoğlu gelir. Daha doğru bir laf: Halkla devlet arasındaki siyasi-politik ilişkiyi red. Yaşar Kemal. arkadaşlarını yüzüstü bırakır. bugün o sütunda İlhan Selçuk. sağlığında tapındığı bu adamın ardından neden bir kelime laf edemediğini de anlatır. Yön dergisini çıkarttık. İşkencede. saldırgan. parlamento ve cici demokrasinin gevezelikleri değil.. kuvvete tapan ordunun önderliğinde gerçekleşeceğini haykırmıştır. ilhan Selçuk. bu bölüm. ateşli soluklarıyla ölünceye kadar susacaklardır. aydınlar Ziverbey Köşkü'nde akılal-maz işkencelere maruz kalır. Daha doğru bir ad: Devletle aynileşmek. 60'larm sonunda.126 Son kırk yılımızda. Modernleşme tarihimizin çok iyi tanıdığı komitacı.

Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığı yıllardan yarım kalmış bir hesaplaşması vardır İlhan Selçuk'la. üç-dört kitap. ama. İlhan Selçuk'u.) Yine de eşsiz sevgilisi liberalizmin dudaklarına öpücük kondurmaktan sarhoş oluyor! Modern toplumda. çok kötü. bu yazdıklarını gördük. tembel bir liberal! Görünen o ki. utanılacak kadar zayıf. parlak üniformasının kılıç şakırtısının korkunç vebalinden başka. Türk aydınlarının dar imkânlı beyinlerini kısmi felce uğratmış. Boztepe'ye 80 km.. sağcıların üstüne attıklarını anlatmaya çalışıyor. Bo128 napart'm kendinden başka hiçbir şey hakkında bilgisi olmayan hafifmeşrep bir subayı gibi konuşur. arınmak için. işinin ehli. Pandora'nm kutusunu açıyor. ama. sessiz. Anıları yayımlandığında. eski radyoların parazitleri gibi tam anlaşılmıyor. bunu da beceremiyor. bu aydınlar neden okumuyor! Marksizmi gençlik yıllarında gerillanın el kitabı gibi kaynaklardan tanıdığı için hayıflandığını söylüyor.blogspot. Bir de küreselleşmişiz. düşünce evrenini renklendirecek başka bir kitap bulmak zor. Altmışlı yıllarda çay. silik bir köşeye çekildiğinde. devletin kavalyesi üslubuyla. pişmanlığını bile anlatmayı beceremez. bu kitaplar. korkak ve sinsi bir dille anlatıyor! Kitabını tartıştığı Ceviz Kabuğu programına. liberalizmi işte bu kitaplardan tanıdığını söyleyip. Bu silik liberal. Kendisi neden dünyaya açılmıyor. diye. Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde moda olmuş bir söz vardı: Bazıları ilham gelmeden yazamaz. elinde hiçbir şey kalmadı. solun en sıkı orta yaş tüfeklerinden Mustafa Yalçmer çıkıyor telefona. imanla. Bazıları İlhan gelmeden yazamaz. İsimleri önemli sayılır. ama bu yazdıkları kâğıt yığını! Pırıl pırıl renkli bir köşesi olabilir. Şık bir salon adamı olabilir. vs. en yakın arkadaşı Uluç Gürkan'm darbeyi hızlandırmak için bombalar attığını. Acı çekmiş onlarca karargâh arkadaşının intikam dolu pişmanlığını. Belki kadın şarkıcıların hayran olduğu bir subay oldu. uzaklıkta Trabzon sınırındaki Of ilçesine yeni girmişti.kamaştırıcı bir kadın elbisesine dönüştürmeyi dener. sıkıcı kitabından dolayı. '68'den bugüne ne değişti ki Hasan Cemal'in fikirleri değişti. Hasan Ce-mal'e laf atılırdı. diyor. o günden bugüne değiştiren kitaplar şunlar: Fukuyama. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu'nun güçlü nüfuzundan titrediği o günleri. Dün Doğan Avcıoğlu hakkında korkusundan konuşamıyordu. işsizlik. bir de Özal. bir solcu gencin kazayla vurulup suçu. Hasan Cemal'i. soruyor Hasan Cemal'e. Gizli bir polis örgütünü anlatır gibi. Yüzlerce sayfa sıkıcı bir hayıflanmayla süren kitabın dili. solcu gençleri provoke ettiğini söylüyor. liste çok zayıf! Koca kitabında. ama. Popper'in Açık Toplum ve Düşmanları ve liberalizmin el kitabı: Vaclav Havel. mahmuz şmgırtılarıyla örtemez. beceremiyor. Çünkü. operasyonda bazı şeylerin yolunda gitmeyişinden mutluluk duyuyor. bir de altmışlı yıllarda askerken nöbet tuttuğu Trabzon Boztepe semtinin çay bahçeleriyle süslü olduğunu söylüyor. hâlâ o günlerin cuntasının büyük bir casusu gibi anlatmak istiyor. Aydın Doğan'm. sağlık. arkadaşlarının günahlarını ortaya çıkarmaya çalışan çok geç kalmış cesaretinden dolayı kutlamamız gerekiyor.com 62 . galiba ihtiyarladığında da. dünyaya açılacakmışız. Raymond Aron. hayıflanmak yetmez. eğitim. 12 Mart'ın küskün aydınları ağızlarına geleni söylerler! Hasan Cemal ise kitabında. içeride uzun yıllar yatanlar karşısında acısını dile getirmeye çalışıyor. Velhasıl ne dediği. başaramaz. bir daha hayıflanacak! (Ha. o günlerden bugüne devrimciliğinin yoksul ve onurlu kavgasında hiçbir 129 şaşma göstermeyen. sigortaların anayasal teminat altına alınmadan yaşanacak liberalizmin "vahşi" kapitalizm olduğunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş. Ancak. utana sıkıla veryansın etmeye çalışıyor. idam edilenlere üzülüyor. Elinizi yüzünüzü bu kadar geç yıkamaya çalışırsanız. o elleri temizle-yemezsiniz. bugün Koç'un. http://genclikcephesi. Anlaşılan "İlhan ağabeyisi" yanında olmadığı için yine başaramamış. Çünkü. bizlerin üniversite yıllarında okuduğumuz kitaplar.

bu liberalistimizin gazetesinde küçük sol partilerin haberleri hiç geçmiyor. 12 Eylül darbesinin dahi baş sebeplerinden biri haline geldi. Mecliste. herkes dilediği gibi konuşuyor" deyip. gerekli olan dokuz taneyi alamadı. Faruk Gürler'in neden Cumhurbaşkanı seçilemediğini tartışır! Adalet Partisi'nin kahraman lideri. DGM'leri kurmak için anayasa değişikliğini zorlamak oldu. Demirel parlamentoda kahramanlaşır. Ferit Melen. bu turlarda 300 oy çıkardı.Kuv. çoğunluğa sahip Adalet Partisi ilk günlerin ürküntüsünü üstünden atıp.blogspot. Üç yıl geçmeden "Biz beş kişi öldürüldü diye darbe yaptık. solcu gençlere bombaları patlattırır. 12 Eylül.com 63 . Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret edip. Her dönem. Muhsin Batur. durdurma kararını kaldırtır. Atilla'nın http://genclikcephesi. dış ticaretin reform edilmesi hedefler arasındadır. "Bu ne biçim askerî müdahale dönemi. cuntacı subaylar. Hükümetin istifa mektubunda ilginç notlara da rastlanır: 131 İlk kadın bakanımız Sağlık Bakanı Türkan Akyol. ortada bırakır. Celal Eyiceoğlu. 12 Mart'm hızlı. Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak ismi bile. ölünün kemiklerine dokunan bir heyecan var! Hasan Cemal. gece komutanlar. Nihat Erim. İlhan Selçuk'un üslubunda hiç değilse.. Nafile turlar. İşte 12 Martla ilgili tüm anı kitapları. cuntacı İlhan Selçuk'un gazetesi Cumhuriyet ise onlara her gün bir sayfa ayırıyor! 130 Velhasıl. 28 Şubatçılar gibi meclisi kapatmamışlardı. Faruk Gürler'in cumhurbaşkanlığını engellemekle kalmadı. 12 Mart. acıklı durumlarını yıllar sonra far-kederler. Gn. Dz. 28 Şubat'm işkenceci rolünü Reha Muhtar gibi TV spikerleri üstlendi ve en önemlisi Devlet Güvenlik Mahkemeleri yoktu. Demirel'in şövalye sesini ise Sonhavadis ve o yılların en çok okunan Tercüman gazetesi duyuracaktı. budala bir liberal! Taşları masaya doğru koyalım.Kr. mecliste yanlarında çoğunluk bulamaz.. bu vahim durum üzerine. 12 Mart darbesini. mutsuz. tarihimizin en matrak muhtırasına imzayı atar! Bir yıl geçmeden darbeci subaylar. 28 Şubat'la mukayese ettiğimizde. Muhsin Batur. Hv. Kara Küvetleri Komutanı Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesi. ilaç zammını durdurur. Sabah-akşam. Ordumuzun ve sosyalist cuntacılarımızın tarihi hastalığı bu muhtırada da başroldedir: Toprak reformu. Ve büyük şirketlerin. yüzlerce seçim turu yapıldı. tarih sahnesinden. askerler gelip düzeltiyor!". Eczacıbaşı. bankalar soyulur. istifa ederler! Bütün cuntacıların her dönem ortak sözü ise "Ne yapalım biz ekonomiyi bilmiyoruz" mecburen hükümet kurdurtacağız. yani diyor insan. durumdan vazife çıkartan savcıları. komiğe düştüklerini anlarlar. ürkek. Türk milletinin sinesinden çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri. Tüm Silahlı Kuvvetlerimiz ve komutanları için ismet inönü'nün şu sözü en büyük madalyadan daha değerli olarak kaldı yadigâr: "Ne yapalım. askeri çıldırtan baş mesele ise: Aşırı hürriyetler. yedi yıl sonra. Artık. Sadi Irmak kabinelerini işsiz-güçsüz. Muhtıranın tayin ettiği hükümetler. biz bozuyoruz. şimdi darbenin sonuna geldik 130 kişi sokaklarda öldürülüyor" diye. Demirel'in acı intikamıyla çekildi.Veryansın ettiği İlhan Selçuk'un cuntacı siyasetini biz de beğenmiyoruz ama. sonra CHP senatörlüğüne geçen Muhsin Batur'un cumurbaşkanlığınm oylanması aylarca sürdü. Faruk Gürler.Bşk. 1980 öncesi. İlk işleri. Kara Kuv. Üstelik "höt" deyince kabuğuna çekilen Erba-kan'a bombardıman yağdıracak medyanın 30 kanalı da yoktu. yoklu! İşkencecileri vardı. muhtıranın tek hedefi kalmıştı. önce kontenjandan senatör. darbecilerle kapalı kapılar arkasında "siyaset" yapılırken görülür. Mem-duh Tağmaç. istifa dilekçesinde cuntanın işimize karıştığı münasip bir dille anlatılır. peş peşe kurulan kukla hükümetlere. 60.Kuv. aşırı hürriyetler yüzünden bu hale geldiğimizi savunmuştur. 28 Şubat. cuntadan sonra.

Sebep: Halka güvensizlik. darbe. Aydtnhfe'ta yazıyor. Seksen bir vilayetin. her gün birbirinin aynı yazan 550 köşe yazarı. solun kâbusu oluyor. uygulansın. başka siyasi alanlara kaçıyorlar. Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk'un. Son ikiyüzyılımızm en komik lafı tüm muhtıralarda yer alan "Askeri. darbe uygarlığını holdingler ve askerler mermerden inşa ettiler. hiçbir politikacı. holdinglere ağız dolusu küfrettiği günlerdir. Aşk yoktu kalplerinde. Darbeci-cuntacı gelenek seçim yenilgisinden bıktı. ihtilal sebebi saymadı. ekonomik yağmadan dolayı bir kez mahkûm olmuş bir tek işadamı yoktur. cezaevi görüşlerinde ben şahsen tanıdım. asker kadar siyaset yapma şansına sahip olamadı. hepsi bu. Darbe uygarlığında. Liberal basının rüküş yazarı Hmcal Uluç. Allah başka keder vermesin. antik. Darbe ideolojisini. hiçbir komutanımız aşırı gelir dağılımının bozukluğunu. Evren Paşalar. şimdi de sulanmaktadır. İlhan Selçuk'un hayatında en mutlu olduğu anlar. entrikacı. mitçi numaralarla ordunun içine siyasetten sızmanın yollarını aramaktan başka şansları da kalmadı. siyasetin içine kimse çekemeyecekür" cümlesidir. Doğan Avcıoğlu'nun ideolojisi de tıpkısıdır: Milliyetçi-toplumcu. her seçim biraz daha büyük yenilgi. İtalya ve Almanya'da olduğu gibi. birbirinin aynı. İşçi Partisi'nin geleneklerini yıkıp. İkinci Dünya Savaşı öncesi. bir milyon ev. Çünkü. vatan sevgisini kasaba kasaba ges- 132 133 tapolaştırmayı başarmıştır. Darbe kalıntılarının mermer küfünden anıt-ko-mik insanlarımız oldu. İlhan Selçuk gibi aydınlar te~ orize etti ama. seksen birinin tam orta yerinde Atatürk heykeli. Yüksek bir tepeden Ankara'ya bakın. Elli yıldır her seçim. ama. cumhuriyet ideolojisini sahiplenmiş kemalist dernekler. muhtıra sözlerini ideolojisine tırnaklarıyla kazıyor. 1961'in Yön'ü. hevesli. faşizmi halk tabanına yaymış. Gelmiş geçmiş en görkemli spor faaliyetlerimiz darbelerdir. işte İlhan Selçuk. Cuntacı gelenek Tür-keş'in bu eserine oldum olası imrenerek bakmakta. Ancak. Muhtıra metnini parti amblemlerine çoktan yerleştirmişlerdir. Gazeteleri alın. Bir Türk subayının siyasi arenada en büyük sivil başarısı da budur.Orta Asya'dan çıkıp Roma kapılarına dayandığı günden bugüne. kültürlü aydınımız Murat Belge dahi. büyük bir sivil şiddetin temsilcisi olarak 2000'li yıllarımızda bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaklar! http://genclikcephesi. Avrupai solun ülkemizdeki tek temsilcisi. tepeden inmeci inkılap kanunları. darbeden dolayı bir tek gün mahkûm olmuş bir asker. slogan attığı için 19 yıl yemiş.blogspot. Cins. içimizde gerçek Batılı tek adam vardı: Türkeş.com 64 . Gürler Paşalar gibi isimler etrafında otuz yıl siyaset kilitlendi. şapkasını önüne koyup düşünen tek adam Doğu Perinçek oldu. daha da eriyecek muhtıracı sol. Avcıoğlu. işe güce girince. Oysa. gestapolaşan bir sol önümüzü bekliyor. bu laf yüz bin kez zikredilmiştir ve bu topraklarda doğan hiç kimse. 30'un üstünde genç insanı. Hasan Cemal için sevip sevip ayrılması zor oldu ama. yanlış bir yöndü. Batı karşısında genç cumhuriyetimiz. Bu hazin manzarayı görüp. köydeki jandarmayı şehre indirmek oldu. hâlâ çökertmeden çıkmıyor. sempatizan kitleler. romantik solculuklarını kız arkadaşlarına anlatıp. cumhuriyet güçleri başlığı altında CHP'ye çoktan sahiplenmek için hazırolda beklemektedirler. Osmanlı'nın her kasabadaki türbesinin yerine darbe uygarlığımız bir anıt dikti. Modernleşmeden anladığımız. Çiçek döşeli umutlu tek evimiz kalmadı. Halilim. bir darbe uygarlığına dönüştü. solculuğunu holding gazetesinde yapabiliyor. Barajın altında kalacak CHP'nin okumuşları hangi yöne kaçar bilemem.

com 65 . buradan bağırıyo-rum. her yıl Türkiye'nin en iyi yazarı. dost ve akrabalarına alan açmak için yapıldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Beş / Aktüel. Karşıyaka Mezarlığı'na götürüyorum. Enver Ören. bir tesadüf sonucu mudur? İki / Adı geçen medyanın çıkardığı dergilerin parasını. devletten alınan paralarla. propaganda afişlerinde bir kucak dolusu ekmekle koşan halktan bir insan görüntüsü. Çökertme'deki Haliller duyar mı bilmem. Dinç Bilgin. altı saatlik program boyunca bir kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Sekiz / Pasha dergisi gibi SSK da aynı bütçeden beslenmektedir. Cem Uzan gibi büyük sermaye gruplarının bankaları. Toprak kardeşlerim. dergi çıkardıkları ve bu adamların isimlerinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Yedi / Aydın Doğan'ın medyaya geldiği günden beri gazetelerin sendikasızlaştırıldığınm. gözyaşıyla. Pasha ve birçok derginin yıllardır logosunun üstüne "Türkiye'nin en 134 135 kaliteli gazetesi. Boktan püsürükten tartışma programlarından bir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. kültür. en beğenilen yazarı. Bir / Altı saatlik tartışma programında. haftalık dergisi" ibareleri yazmasının. gazeteci ve yazar bağımsız olmalıdır. Pasha ve başka dergilerin devletten aldığı milyon dolarları. değişen hiçbir şey yok. magazin dergisi. Onurlu ismini. ya da "bağımsız" kelimesinin bir tek kez söylenmemesi. en iyi sanatçısı gibi sıfatlarla yaptığı değerlendirmelerin. holdingleri baskıyla talan ve işgalle yıllardır gazete. Bu ekmek resmini yukardaki anılarda hiç anlatılmayan binlerce gencin kupkuru topraktan mezarlarına. sanat dergisinin sahip olmadığı. kültür gibi alanları bütünüyle yıpratmak için olduğunun.Ve Melih Gökçek'in. ağlaya ağlaya söylediği acımasız medya eleştirilerinden birkaç laf bekledik. tırnaklarıyla hakederek kazanmış bu değerli bilimadamımn tartışmanın tam da ortasında bilgece şovlarla. SSK hastanelerinin kapısında insanlar sırf sıra alabilmek için sabahın üçünde kuyrukta can verirken. bilimadamlığını. Erol Aksoy. birileri. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Altı / Aydın Doğan. hem de edebiyat. ot kafalı insanlara eğlencelik malzeme oluşu bizi üzdü. ben de sizin gibi yağmurun tadına doyamıyorum. sadece ekmeğin resmini gösterip. Aktüel. Batılı ülkelerde tamamen yasaklanmış olmasına rağmen primetime'da reklam kuşaklarının saatlerce. her yıl gazetelerde yüzlerce kişinin sorgusuz-sualsiz işten atıldığının. fareye peynir gösterir gibi. boşuna. yine. bugüne değin hiçbir edebiyat. sanat.. ancak tartışmanın tam da ortasında bizi yıllardır kitaplarıyla. yazarların tüm maaşlarını "devletten" aldığının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Üç / Adı geçen yayın organlarının kendi televizyonlarında. defalarca sürmesinin kanunsuzluk olduğunun bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Dört / Yeni Yüzyıl. mezarlarınıza yaklaşamıyorum. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın tam göbeği Kızılay'da Cumhuriyet'in en büyük anıt heykelinin hemen bitişiğinde halk ekmek kuyruğundan çekilmiş bir resim. Acaip atv'de iki hafta önce "magazin" konusu "Siyaset Meydanı"nda tam altı saat tartışıldı. matbaa masraflarının. acıyla. oy alıyorlar!.blogspot. kaç zamandır. Ekmek. cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan baskı kalitesinin ağır fotoğraf. Türk halkının adını hiç duymadığı yabancı--Amerikan patentli dergilerin aynen kopya baskılarının tercüme edilerek basılmasının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf http://genclikcephesi. ama yılan deliklerinden ürküyor. konuşmalarıyla etkilemiş değerli bilimadamı Unsal Oskay'm ömür boyu bağıra bağıra. hem kanunsuzluk.

medyanın resmi Amerikan ajanı köşe yazarları. işadamlarının görevli köşe yazarları tarafından işgal edildiğinden bir küçük bahsin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onüç / Tek özellikleri mafya patronlarının düzdüğü orospular olmak olan sanatçıların herbirinin başına. Korkmaz Yiğitlere kadar puşt. bundan bir ay önce. bir tek kez. sanatçılarla kolkola girip. vahşi devlere karşı verdiği bu Don Kişotça savaşı. magazin dergisi çıkardığı. sanatçılar. Ataç'la birlikte Eyüboğ-lu. iddia eder. hemen tüm büyük televizyonlar sabahtan akşama kadar bir kamerayla tüm gününü izlerken. kim varsa. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Ondört / Altı saatlik program boyunca. üçkâğıtçı. kredisiz. hayrını görün. Leman dergisinin adının bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Oniki / Altı saatlik tartışma programı boyunca. "gazete" çıkarılabileceğinin nadir örneklerinden biri olarak. altı saatlik tartışma programı boyunca bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbir / Programda. fikrini söyleyerek. Gençlik yıllarımda edebiyat adına üç şey öğrendimse. reklamsız. Ertuğrul Acun. önüne gelenin televizyon kurduğu.com 66 . üniversiteleri çok yakından ilgilendirdiği halde basında hiç haber yapılmaması ve bu tür yüzlerce haberin kamuoyundan gizlendiğinin. biliminden başka hiçbir şeyi olmayan bir tek bilimadamı ya da yazarın bu gazeteler tarafından ülkeye tanı-tılmadığmın. Çörtük'lere. denyonun. İstanbul'u. makamından alınmış. sözde bilim-adamlannın. duymayan.sonucu mudur? Dokuz / Yargısız infazlar sonucu intihar eden insanlar ve hiç uyulmayan tekzip müessesesi ve hiç uyulmayan mahkeme kararlarının yüzlerce örneğinden sadece bir tek tanesinin altı saatlik tartışma programı boyunca bir örnekle bahsedilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? On / Mesela. öğrenciler. hırsız. Antepli uyuşturucu 137 tüccarından. bir tartışma programında altı saat boyunca yan yana gelmesi bir tesadüf sonucu mudur? Hayır! İşte medyanın şebekeleştirdiği yazarlar.blogspot. yoksul. 40lı. ses sanatçısına kadar. yazarak. ormanları. Ormanın Kara Kitabı'nın yazarı. kendi gayretleriyle düşünerek. Bunları görmeyen. hocasıdır. sadece okurlarının ve yazarları ve çizerlerinin gücüyle 100 bin tirajı yıllardır inmediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyerek de "dergi". devlet televizyonunun seyredilmediği. kongre ve basın toplantılarını tek bir kameranın izlememesinin binlerce örneği olduğu halde. "etik" denilen şeyin ana gövdesini oluşturur. Eyüboğlu. emniyet kuvvetlerinin görevli köşe yazarları. sivil yüzlerce kurumun. Bir Türk yurttaşının bu onurlu mücadelesi. "Yeni bir tema karşısındayız" diye müjdeliyor. yazarın. Refah'm Milli Gazete'sinin. kararlı bir bilimadamı. http://genclikcephesi. İşinden olmuş. Çiller'in Öncü gazetesinin hiç tiraj yapmadığı örnek olarak gösterilerek yani yine basın olacaksa bu basın olacak yorumu yapılırken. zevk ve düşünce farklarına rağmen bir ağızdan söylediği bu şarkıda bir doğuş tazeliği. bilinmediğinin bir tek kez söylenmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Onbeş / Altı saatlik program boyunca. Koç Holdingin orman katliamına karşı mücadele vermiş. 1942'de "Yaşamak sevinci" başlıklı bir yazı yazar ve 1930'lu yıllardan önceki şiirlerimizde "Yaşamak sevinci" diyebileceğimiz bir duyuşa rastlamadığımızı. keskin bir bahar kokusu var" der. ot kafalının. 501i yıllarda etkisinde kalmamış yazar yok gibidir. "Bütün bir şair neslinin. TEMA Vakfı tarafından suçlanmış. yüzbinlerce laf olsun programlarından tek bir örnek gösterilmemesi bir tesadüf sonucu mudur? Son / Tüm bunlar. gazetecinin. mafya babalarının görevli köşe yazarları. bunca kap-salağın. cumhuriyet tarihimizin en büyük eleştirmeni. düşüncelerinden başka. ancak yılmayıp kendi im136 kanlarıyla açtığı mahkeme sonucu Koç Üniversitesi'nin inşasını durdurmuştur. MİT'in görevli köşe yazarları. birini Sabahattin Eyüboğlu'ndan öğrendim. üniversiteler. söylemeyen. kuponsuz.

com 67 . kendi halinde bir halk olması 138 139 mümkün değil.. ışığı. Çünkü güreş de halkın onuru. sakin. dünyanın en büyük meydanlarında en büyük ordularına kafa tutmuş. yazarlarımızdan aldıkları alıntıları Fransız şiirinin mısralarıyla kıyasa sokuyorlar. tabut. Edebiyatçılarımızın dünyaya açılması.. bu kara gerçeği.. dünyaya kafa tutma coşkusu yaşıyor. Dünya savaşının korkusu bir felaket gibi her yanı sarmış. Yaşar Doğu ile Nâzım Hikmet aynı bozkırdan çıkıyor. yemiyor. Yüzyılımızın en yoksul yıllarında Nazım Hikmet'i ve Yaşar Doğu'yu çıkarmış bu halk. güreşçilerimiz peşpeşe tarihimizin en büyük dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını elde ediyorlar. Tarancı: "Ah. bir sevinç aradığını görürsünüz. bu yıldızlar bu koku ve tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç". sevinci. bir ışık. İnsan ağlamak istiyor.Ve doyumsuz bir iştahla. Siz yiyin ve gidin tüm dünyada gücünüzü gösterin. açıl / Kurulsun sofralar / Boğazına kadar usareye boğulsun tohum / Çatlasın bereketinden dağlar / Gözümüz doysun. Ve. Tarihin ilk gününden beri. "Yaşamak sevinci" yazısını 1942'de yazar.. dünyanın en büyük mekanize ordularını perişan etmiş bu ülkenin çocuklarının. bedbahtlık dolu mısralarla da sıkı bir makale döşeyebilirdi.S.blogspot. kendi halinde.. bu amansız karamsarlığı dağıtmak istediğim. Bu aç insanlar bunu nasıl başarıyor. Nâzım Hikmet: "Yaşamak Ne Güzel Şey. Taranta . mutluluğu tüm insanlık alemine ulaştırması bekleniyor ve bu yüzden yazar ve şairlerimizden inanılmaz gurur duyuyorlar.. aynı yıllarda yazılmış. Şayet Eyü-boğlu'nun müthiş zekâsından haberdar iseniz.." Cumhuriyet tarihimizin en zeki. Aynı yazar isteseydi yine aynı şairlerden. Bedri Rahmi Eyüboğlu: "Açıl toprak. http://genclikcephesi. kendine yeten insanlar kurar.. ülkemizin kara gerçeğini akı-lalmaz edebi hinliklerle. "bu yarıştan" kendini kurtaramıyor. bahsi geçen "yaşam sevincinin" yeni mısraları"ndan örnekler veriyor. Çok kültürlü ve çok derin bir adam olan Sabahattin Eyüboğlu da olsa. 1940lı yılların büyük açlık ve yokluğunda. Orhan Veli: "Deli eder insanı bu dünya bu gece. Hemen her makalede "Bizim de dünya çapında yazarlarımız artık var" gibisinden girişler yapıyorlar. Gurur ve dünyayla hesaplaşma. Yaşar Doğu'nun cebine para koyuyor.. aşka ve sanata". Demokrasiyi ise. her dakika dünyayla hesaplaşma. söz fırıldaklarıyla dönüştürmek istiyorlar. yazarın burada kasıtlı bir şekilde. O yıllarda edebiyatçılarımız ve eleştirmenlerimiz "şair ve yazarlarımızı" dünyayla yarıştırmayı pek seviyor.. mutsuzluk. içmiyor. yazarların bu amansız savaşma. bu çok zeki yazarlarımız." Oktay Rifat: "Potinlerime ve paltoma / Teşekkür etmeliyim / Teşekkür etmeliyim / Karın yağmasına / Bugüne bu sevince / Kara bastığım için şükür / Şükür gökyüzüne ve toprağa / İsmini bilmediğim yıldızlara / Suya ve ateşe hamdolsun... Anadolu da açlıktan yok olmaktadır. yeniden başlamak hayata. bir ölüm. köylü. Esnaf. Aydınlarımız gözleri kör ve dünyadan bu kadar uzakta mı idiler. en kültürlü birkaç adamından biri olan Sabahattin Eyüboğlu." C. en sefil gününde.Babu. dünyayla yarışan başkaları da var. çocukluğa.

Eyüboğlu gibi siyasi alandan çıkarıp. içi dolu mercan.. İnsanoğlu. estetik." Zeytin yaramaz kızdır. sarı entarili ve selvi boylu. "Benim bir kalbur boncuğum var. Dünyayla hesaplaşmayı. bir gelindir. edebi bir hesaplaşmaya dönüştüremediğimiz yıllar boyunca." Bilmeceleri ruh. "Uyanır. Hiç manâsı olmayan kelimeleri de sesleri için kullanırız. ufacık ve realist bir roman. "Bilmece yapan maksadını gizlemek isterken. kana boyanır. cam kırılır. oyunlar neden bulmuştur. kırmızı fistanlı. 1930'lu yılların ortasında kaleme alman makale Türk halk bilmecelerinin mucizevi güzelliklerini anlatır.Bugün. kırk gömlekli bir kız. karşılığı olmayan cevapları doyurmak için mi? http://genclikcephesi. ölüme meydan okuyan gözü kara tetikçilerin kardeş katlini ancak. onlara "yaşama sevincini" öğretmektir." Nar. yeryüzünü cennete çevirmenin yegâne sırrı değil midir?" Birçok bilmecenin bir acaip nesne gördüm. bu acaip kırmızı evde ben. derin bir samimiyete ve candan bir şiire götürmüştür.. İnsan zihninde karşılığı olmayan yerleri. ne harikulade bir varlıktır.. Chagall'ın. illim bağ aşar. düşeceğim diye korkar durur" Karpuz. yeşil feraceli. hayale sığmayan. Kavun. Lahana. illim kemiksiz. kendini Tanrı yerine koyup. akşamdan atarım. Ölümden korkmayan. gerçekte. Bir meyve ne garip bir mimari. ne idim. kırmızı elmada neler görür: "Küçücük kırmızı bir ev / Ne kapısı var ne penceresi / İçinde yıldızdan bir yatak / Yatakta beş küçük yavrucuk. arabadan atlarken pan140 tolonu patlayan bir hoca. her şeyi bir çocuk hayretiyle görmekte. Bilmeceler.blogspot. yaşama sevincini tattırarak durdurabiliriz. faşist militanları kurtarmanın tek yolu. Sabahattin Eyüboğlu'nun en güzel yazılarının başında "Türk Halk Bilmeceleri" adlı makalesi gelir. siyah düğmeli bir misafirdir. Bir insan gözü ne acaip. sahralarda bey idim. asma kabağı. siyasi kirlenmişlik. sağcı. Narın diğer bilmecesi: "Fini fini fincan. bakabilmek." Mesela bir süpürge. bu denli acaip." Eyüboğlu: "Bu sürrealist elmada. Hatta bilmeceler. tarif141 ler. çocuksu acaip-liklerin filozofik derin psikolojik tammlamalarıyla kurulmuştur. kaybolan hürriyetini düşünerek içini çeken bir köle gibidir: "Ne idim. Dünyaya şaşarak bakınca bir ağaç büyük bir mucize. Patlıcan alçacık boylu ve kadife donlu. sabahtan toplarım (yıldızlar). tarihöncesinden gelen. Bilmecelerde her şey sürrealist bir resim kadar acaiptir. ruhunun en gizli kapaklarını açmış oluyor. pırasa. Orijinal teşbihler aramak şiirde kötü neticeler verdiği halde bu bilmeceleri. akıl dışı. "Kelebek bilmecesi: Lilim iliksiz." Eşya sevgisini bilmecelerde buluruz: Bir ufacık sandıcak içi dolu boncucak (nar). Bir meyveye bile ne tuhaf. Picasso'nun. cama dayanır. şaşarak yaşamak saadetinin bir sembolünü görüyorum.com 68 . ruhun nara karşı olan sevgisini ne kadar candan ifade ediyor. Dali'nin resimlerini tıpkı bilmeceler gibi acaip bulur! Bilmeceler. kâinata benim diyebiliyor. Fini fini tanımı. Mucizeyi şöyle izah edebiliriz: Bilmece herkesin kolayca giremeyeceği münasebetleri ararken şuurun ve mantıki zincirlemelerin aydınlık sahasından uzaklaşıyor ve kendini çağrışımların en serseri akışına bırakıyor.. her gün yeni kardeşlerimizi aramızdan alacaktır! Dünyayla hesaplaşma nedense bu halkın gurur meselesi olmuştur. eşyaya. "Kara kız sarkar durur. ne acaip şey diye. Ve Eyüboğlu. nebatlara can vermekle yetinmeyerek. asık suratlı ve dedem sakallıdır. diye başlaması çok manidar değil mi? Demek ki bilmecelerin acaipliği ruhun çok derin bir ihtiyacına tekabül etmektedir. Bakın şu bilmece. yahut bir dram içinde göstermektedir. bir acaip evim var. ölümü göze almış. illim dağ aşar. mafyatik. hepsine renk ve şekillerine uygun bir şahsiyet vermekte.

Toplantının başında Celal Bayar.. bu kitabı altmışlı yetmişli yıllarda satamazlardı. Gündemdeki Kıbrıs meselesi. tez elden. aptallaşıyoruz. iki saat sonra söyleyeceğim" der. diğer üyeler de tüm konuşmalarm kaydedildiğini görünce panik http://genclikcephesi.Picasso ve Dali. çözemediği. İşte böyle günlerde yaşıyoruz. onursuz insanlar yaratarak bu "boşluğu" büyütüyor. Koraltan: "Ne korkunç bir alet. yok edin" der. Ressamların tablolarına milyar dolarları ödediler.. Bu büyük "acaiplik devriminin". öğrenci olayları. İşte medyayı izliyoruz. ahlâksızlıklara.. getirilen şey bir teyptir. Neden? Bu acaip yaratıklar ve acaip düzenlerle dolu tablolar için. sosyal. "Arkadaşlar size bu akşam büyük bir sürprizim var. Muntazam bir ahlâki ve siyasi "boşalmışlık" yaşıyoruz. başka duruş ve oluşlarla.. İnsanoğlu. kabine üyelerini ter basar. görevliye: "Oğlum. muhalefetin tartışmalarını uzun uzun değerlendirdikten sonra. çaresiz kalıyoruz. büyük trajediler karşısında çaresiz kalır. kapalı gişe. felaketlere. infiale kapılırlar. "Efendiler bu aletin adı teyptir. Bu başıbozukluk bir şekilde "doyu-rulmalıdır". en büyük iki sanatçıdır. Sanatçılar. İnsanoğlu. Makaralı teyp dönmeye başlayınca. yakın şunu" der. nesneleri. birinci ve ikinci dünya savaşının Avrupa insanın ahlâk ve tüm değerlerini derinden sarstığı yıllarda ortaya çıkması çok önemlidir. Adnan Menderes korkulu bir sertlikle: "Kaybedin. savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. ahlâksızlıkla. perspektifleri bozmuş. toplantı bitmek üzere. bu acaiplikleri bize hikâye etmeliler. Normal hayattan çıkarıldı. Bize yeni bir göz. Çünkü ortada doyurulması gereken binbir suratlı acaiplikler var. Pınar Elice gibi kadınların pazar yaptığı Televole programının sponsorluğunu üstleniyor! Bu "acaiplik" nasıl oluyor! 142 143 Puşt Gardaşlarım İbne Gardaşlarım 1957 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar. Magazin ve medya. Ve bu sefer hileyle değil. yazarlar. toplumsal bir deliliğe dönüştürüyor. basit. tamamen değiştirmişlerdir. Celal Bayar. şaşkınız. köle. eşyayı acaip düzenler içinde bin değişik. getir!" der. İkisi de. kabine üyeleriyle toplantı halindedir. en olmadık biçimleri seyredebilmek için müzelerin kapılarında günlerce bekledi Avrupalılar. görünen düz şekillere kimse itibar etmedi. anlayamadığı vahşetle. cevabı olmayan yüzbinlerce soruyla karşı karşıyayız. başta Adnan Menderes.Bahadır Baruter'in Lom-bak kitabının çok tutmasının sebebi. karşılığını veremediği. o güne değin bilmediğimiz şekillere sokmalarıydı. siyasi. figürleri. ama. zamanı. iki büyük dünya savaşının içinde ve ortasında yaşamış. resmetmeliler. Belki bu bilmeceler de tarihin büyük altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Celal Bayar. Hayranlık verici dehaları. Leman dergisinden Fatih Solmaz . daha derin bilinçaltı denizlerine girip.blogspot. yaşanan dış dünyaya cevap vermeyi denemiştir. mekânı karmakarışık bulduğu anlarda. içimizde-dışımızda kopartılmış. 90'h yılların sonunda. gerçekten yaşama sevinci bulan insanlar. içgüdülerim. bozuk parçaları birara-ya getirecektir! İslamcı Kombassan holding. belki de bu açlıktan. savaşı. Sevda Demirel. İşte magazin haberlerini izliyoruz. gündemi çok sıkışık bir günün akşamı. eşyayı yenemediği.com 69 . burada iki saat boyunca yapılan konuşmaları kaydetmiştir" deyip teybin düğmesine basar.

cezaevi müdürlükleriyle geçmiş eski zaman bir devlet memuru. Eşber Yağmurdereli'nin Samsun Cezaevi'nde kaldığı yıllardı. İstanbul'dan kalkıp Samsun Cezaevi'ne oğlunu görmeye gelir.. Türkiye'deki siyaset ve politika hayatı tümüyle sona ermiştir. İki komşu ülkenin albayları arasında vuku bulmuş dostluktan kaynaklanan bu hikâyenin hem anlatımında hem de ayrıntılarında inanılmaz zenginlikler var.. benim ibne gardaşlarım. Türk albayın hanımı kibarlıkla "Yahu gören olur. tatil yapmış. gider ve aylar sonra. sizin herifin de yaptığı hiç doğru değil!" 144 145 * •/( * İsim vermeden ülkemizin bu zengin insan malzemesine devam edelim. dostluğumuz var... gömlekleri. Atina yakınlarında büyük bir sarayımız daha var. "Eşber Yağmurdereli". Size şimdi diyecektir ki.com 70 .büyür. Uzaktan geldiği için ziyaret gününe denk gelmez. müdür. tüm politikacıları "rezil-rüsva" etmiştir." Kahramanımız işte böyle masalsı. niye mahkûmların hepsi fakirdir." der. bu aleti kullanmayacağım.. "Yahu böyle şeyler telefonda konuşulur mu. göndereyim senin çocuklara tam uyarlar.. kalkın gelin. evin hanımına Yunanlı albayın hanımından Yunanistan'dan bir telefon gelir: "Biz burada darbe yaptık. Yunanlı albayın hanımından bir telefon daha: "Bizim çocuklar çok büyüdü. Uzun müddet dostluğu ilerletir.. duyan olur" deyince. cezaevini babasının malı gibi kullanıp. 60'h yıllarda Nato subaylarından Yunanlı bir subay. politikacıların o günkü korkularının çok doğru ve yerinde olduğu görülmüştür.. mahkûmları da kölesi kabul edip ömrü.. benim orospu bacılarım. Müdür. Bir "teyp" Türk siyaset hayatını içinden çıkılmaz paniğe sürüklemiş. silinebilir" der.. Celal Bayar da. Teyp dediğimiz kayıt makinesinin politikacıları nasıl ürküttüğüne dair küçük bir hikâye anlattık. Celal Bayar: "O halde silin!. Günler geçer. yazık olmasın diyorum. kör bir avukat olarak cezaevine düştüğü günlerde. Yunanlı subayın görevi biter. Müdür: "Hanım çok hayırlı bir evlat yetiştirmişsiniz gibi bir de ziyaretine geliyorsunuz?" http://genclikcephesi. bütün koğuşlardan dinlenilen anonsun başına geçip mahkûmlara seslenir: "Benim puşt gardaşlarım. bir diğer bakan: "Ömrüm boyu böyle bir aletle karşılaşmak istemiyorum. hanımlar. sakın ola ki inanmayın. şenlikli bir adamdır. pantolonları." der.blogspot.. fukaradır. süründürmüş." der. "Yakın" der. kiralık ev bulamaz İzmir'de. görevli: "Yakmaya gerek yok efendim. gizlice oraya gelirsiniz. Yunanlı cunta liderinin hanımı: "Kimse görmez. kapat telefonu. mahkûmları yıldırmış. dillere destan efsanevi bir cezaevi müdürü... içmişliğimiz. sonunda şu telefonu Yunanlı albayın hanımına açtırırım: "Bu kadar birlikte yemişliğimiz. şimdi içinize Eşber Yağmurdereli adında bir komünist gelmiştir. görüşme. müdürden izin alması gerekmektedir.. Bir gün Eşber Yağmurdereli'nin annesi. ancak ben böyle bir senaryo yazsam. Türk albayı da Türk Hava Kuvvetleri'nin başında Kıbrıs çıkartmasına katılır. eskisi gibi değiliz bir sürü sarayımız var!" Türk albayı paniğe kapılır. sorar: "Oğlunuz kim?". dinlenmiş olursunuz!" der. bizi ajan filan sanacaklar. bizimki cunta kurup başına geçti. Eşber Yağmurdereli." Muhabbet bu şekilde giderken. ?k •% * İsimlerini vermeden bir küçük hikâye daha anlatayım. çocuklar aynı ev içinde birbirleriyle yakınlaşırlar. bu cezaevlerinde niye zenginler kalmaz. bugün bu teyp açılmış. Bir Türk subayının evinde çoluk çocuğuyla misafir olup kaynaşırlar.. Kıbrıs'taki yenilgi üzerine Yunanistan'da karışıklık çıkar. Burada yazamıyoruz. cunta alaşağı edilir. Ve kabine üyelerini sakinleştirmeye çalıştırır.

sabahın dördünde koğuşa girer. tartışmalar. sonunda müdür. bu cezaevinde ömür boyu yatacak değiliz. yanlış anlamışsınız.. oğlunun evinden karısını götürdüğünü görüp. hatır. müdür: ". çalışkan. bir genç mahkûm arkadaş görevlendirilip müdürün odasına çıkılır. cezaevinin geleneksel düzenini kurnazlığıyla sürdüren birisi. mahkûma çıkışır: "Ulan. Bu kurumlarda ister istemez. taşra cezaevlerinde pişmiş. ordumuza tank mı bağışladınız. Bir gün yine müdür. ziyaret saatlerini kısa tutup. mahkûmlardan çok fazla. şöyle: "Beni Trabzon'a kimin sürdüğünü biliyorum. yaşadığı kurumları evi gibi düzenlemiş.. git de sabah. oturur. müdürlerle içice yaşamaya zorlanırsınız. kafayı çekip ev düzenine de gına getirtecek cezaevi düzeni verdiğini görmüş. uzar gider. dilekçe verilir. şahsi psikolojisini kurumun işleyişine yerleştirmiş bu memurlar. koğuşlarda şikâyetler yükselir. mahkûmu çok iyi tanıyan. çok uzaktan geldiniz. dilekçeyi okuyup bu uygulama demokratik haklarımıza aykırıdır. söyle de anasını getirsin" der. Müdür mektubu okur ve Eşber Yağmurdereli'ye cevap yazar: Mektup bütünüyle mevzuat ve ayrıntılı kanun maddeleriyle süslüdür. Türk devletinin artık karakteridir.Anne çok üzülür ve görüşte. yani. müdürler. çünkü müdür.. baba müdürün.com 71 . Eşber Yağmurdereli. müdürlerin "aile" düzenin içine girer. yüksek tahsil görmüş bir oğlu vardır. top mu verdiniz de şimdi demokrasi istiyorsunuz?" Hangi cezaevinde isyan çıksa bu müdür. duruma bozulur ve "Ben mahkûmlarımı kimseye ezdirmem" deyip. bir gece yine kafayı çekip. hapishaneye gelen mektupları açıp okumakla http://genclikcephesi. Müdür. konuşuruz. Eşber Yağmurdereli'yi Trabzon 146 147 Cezaevi'ne sürer. Oğlu. Allah'ın bir nimeti.. garip olana hiç yokmuş gibi davranıp ezen. mahkûma davrandığı gibi. "Yahu sabahın beşinde olacak iş mi. bir gün çıkarız. neye uğradığını şaşırmıştır. Eşber Yağmurdereli'nin kendisine yardımcı olabileceğini düşünüp. "ağalık" ve "sahiplik" duygularını nasıl ileri derecelere vardırdığını gösterecek bir hikâye: Hapishanede askerlere de yemek çıkar. ben hanım teyzeye dedim ki.. müdürün çok soylu. yorgunsunuzdur." Müdürün mahkûmları sahiplenip. lafı ordan burdan dolaştıran Eşber Yağmurdereli gerçeği öğrenir ve derhal müdürün odasına çıkar." diye. Müdürle Eşber Yağmurdereli arasındaki hikâyeler. Eşber Yağmurdereli annesinin hüzünlü halini anlar. Müdür.blogspot. oğluna da söz geçi-remeyince. kendisini müdürün sürdüğünü bildiği için.maddeli cezaevi yasasına göre. artık isyan halindeki annesini evden alıp uzaklaşmak ister. mektubu alan Eşber Yağmurdereli şaşırır. Müdür. benim hanımım çok misafir canlısıdır. yani ağa olana ağa. Eşber Yağmurdereli avukat olduğu için bir güzel dilekçe yazılıp. dürüst. Eşber Yağmurdereli de uykusu bölünmüş. hesap döner. etli butlu ve lezizdir.. alelacele geçici görevle oraya devlet tarafından gönderilir. Özellikle uzun mahkûmiyetler sonrası. öyle bilinmedik otellerde kalmayın. Devletin her kademesinde devleti sahiplenmiş. dostluk. askerle mahkûm arasındaki bu eşitsizliği gidermek için gayret sarfeder. gönül. annesi söylemez. ancak askerlerin ekmeği. "Olur mu Eşber Bey. garnizon komutanına telefonlar edip. Müdür: "Eşber bu oğ'-ın seni dinler. yemeği. imalı olarak müdüre de tehditler savurur. keyfince uygulamaya başlayınca. "Anne sana ne oldu?" der. akrabalık ilişkileriyle "yönetmeye" başlarsınız. gibi cümleleri görünce. Eşber Yağmurdereli'yle oğlunun arası iyidir. buyrun bizde misafir olun". Eşber Yağmurdereli koğuş arkadaşlarına Trabzon'dan mektup yazar. "Siz benim anneme nasıl böyle davranabilirsiniz?" der.

" Müdür. ekrana getirilen Türk vatandaşı. emekliye ayrılmıştır. Eşber Yağmurdereli.ker. Oysa izleyicilerin maçı görmedikleri o an. futbol topunun ağırlığı 400 gramdır... Yani. O anda ekranda bir futbol topu vardır. halen. ya da Eşber Bey yanındayız. tam o sırada. daha değerli. ben eğittim. kendi gündemi. Medyanın onu gündemine alışı şaşılacak bir şeydi. Eşber Yağmurdereli'yle avukatının bürosuna gidiyoruz. ismini aldıktan sonra dahi. şimdi kaldığı yerden 23 sene cezasına devam ediyor. ekrandaki topu görür ve: "Sayın seyirciler. bir kamera önümüzde belirdi. bir imza verir misiniz.." derken. Avrupa TV'lerinde en çok adından sözedilen.. Eşber Yağmurdereli de o günlerde "gündemde" manşetlerdedir. müdürü tanıyanlar sorar. mikrofonunun kablosunu toplarken. bizi neden önemsemiyorsunuz diye.blogspot. "Gözlerini seyretmek istiyorum" dedi. "Efendim. futbol topu deyip geçmeyin. spikere gerçekten ihtiyaçları vardı. meşinden yapılmıştır.." dedi.. dışındaki insanları. hayatında bir kez. Sayın seyirciler işte eski futbolcular hâlâ anlatır. şişirme olurdu. Televizyonların her gün Eşber Yağmurdereli haberiyle güne başladığı bir gün. "Bakın. değerli ve anlamlı bir şey yapmaya zorlar. Ancak.. şöyle geçelim. Beni alkışlayıp. karşısındaki. yoldan geçen bir adam olarak görüşmüş. akşam çırpmmaz. yolda. sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz. "şaşkınlığımız" sona erdi.. ancak Orhan Ayhan maçı çıplak gözle gördüğü halde. Dakikalar geçer. futbol topunu izleriz. demek istedi. "Eşber Yağmude-reli'yi görebilir miyim" dedi. "ortaya fırlayıp" bi149 ze değer verin. diyorlar. fotoğraf çektiren.. bastonuna tutunarak yürür. ben başka bir şey istiyorum. bizi alkışlayın. ihtiyar müdür: "Onu bugünlere ben yetiştirdim. küçük kız. diyorum. yorulunca da. 148 benim küçüklüğümde hatırlarım. Aydın insanlar. ancak spiker ekranda futbol topu göründüğü için bize futbol topunun tarihi ve yapısı hakkında konuşma yapmak zorunda kaldı. derken. halkı esir alışı.. artık bir cinnete dönmüş histerilerini anlamlı bulmuyorum.com 72 . Eşber Yağmurdereli de. TV'ler önümüzü kesip görüş alıyor. bize. Eşber Yağmurdereli duraklamaksızm cevapladı. filozofik bir komplimanla. önümüze birçok vatandaş çıkıyor. bize maçı anlatmaz. çünkü spiker: "Efendim. ürünleriyle. "Avukat. bana. kibarca. naklen yayında arıza olur. Medyanın gündemi esir alışı. çamura batardı ağırlaşırdı. eserleri. insan hakları konusunda neler düşünüyorsunuz?" diye sordu. Ekranda olandan bahsetmek gibi bir gizli anayasayla yönetiliyoruz. aydınların. Eşber Yağmurdereli. spiker. beklerin kafa vurması. yazmış olduğunuz mektupta.. görüntüde maç akmaya başlayınca. Bu yasanın bana verdiği .görevlidir. hapishanelerde neden yoksullar yatıyor. ekranda görüntü donar. tüm manşetler onu konuştu.. anlamlı bir derdim var. Spiker teşekkür etti. Ben. ya da Eşber Bey sizinle birkaç dakika konuşabilir miyiz. beyin sarsıntısına yol açardı. Eşber Yağmurdereli." *^* Eşber Yağmurdereli'nin tüm ömrü aynı gündemle geçti.. önceden Eşber Yağmurdereli'nin haberi olduğunu sanıyordum. her gün ekranlarda". sizinle beraberiz.. bana değer verin diye sabah. (falan) ceza ve tevkif yasasının bilmem ne maddesine göre. Akrep oyunun sahnelendiği günlerde. imza isteyen kalabalıktan yorulduğumuzu anlamış olacak. ben. "ayılmamıştı". Eşber Yağmurdereli'yi tanımadan.. Orhan Ayhan da maçı anlatmaya koyuldu. sanatçıların. ihtiyarlamış. Birçok TV randevu saatini bekliyor. eskiden bu toplar bağcıklı olurdu.. isminiz neydi. "Ne yapacaksın?" dedim. Ünlü spor spikeri Orhan Ayhan önemli bir derby maç anlatırken... 13 yaşında bir küçük kız. önünü kesen kalabalıkla kısa kısa konuşmaya çalışıyor.. duruşlarıyla. http://genclikcephesi. senin adam meşhur oldu. ülke gündemiyle çakıştı.. kim kimin anasını .. belli olmaz. TRT 2'den genç bir çocuktu ve yoldan geçenlerle röportaj yapıyordu. ne iş yaparsınız?" dedi. yazarların. Eşber Yağmurdereli de mikrofon uzatılınca görüşlerini anlatıyor.

"ibne gardaşlarıyla" yakayı ele veriyorlar! Battal. götürüyorlar!. Her ülkenin derininden akan bir Ganj vardır. mücevher gibi sözler biriktirecek bir hayat istiyor. cumhuriyet alkışlarından kulaklarımız zonkluyor! Yazarların. petrol yüklü Urları. sırtında bu ağır yaraları taşımayan kimseye inanmam. ekrandaki gürültüleriniz canhıraş halkın feryatlarını silemeyecek!. Bu nehir şimdi Çankırı Cezaevi'nde akıyor. Hayatımızın en nadir mutluluk anlarında bir bardak içki ya http://genclikcephesi. Hintliler. değerli bir küçük dalınız kalmadı. Sakın bana başka bir şey anlatmayın. Aynı anket. Teypler çözülüyor ve devletimiz dün cezaevi anonsunda "puşt gardaşlarım. teke tek oynanan nadir oyunlarımızdan biri Efe. zeybek oyunu." bu halk zangır zangır titrese de. "hayır bu ülkede yaşamak istemiyoruz. insan olanın. içme. elbiseler deriye kaynak yapmış çıkartamadılar. sizin o köpek balığı ağzınıza girmeyecek! Yanılıyorsunuz "puşt gardaşlarım". sahipsiz halka "sabotaj" düzenliyorlar. . bir ülkeden "güzel sözleri" kovunuz. Milliyet gazetesinin pazar ilavesi Gazete Pazar'da yazar Nazım Alpman bir anketten sözetti. meyve yüklü kamyonları. gibi. anılacaklardır. özür dilemediği için yirmi yıldır yattığı mahkûmiyeti sil baştan bir yirmi yıl daha tekrar yatıyor. Yanılıyorsunuz "ibne gardaşlarım. dünya aydınlanıyor. bunlar ise. derinize yapışmış pislikleri artık herkes görüyor ve onları kazıyıp silecek tek bir güzel kelime anlamlı. tarifsiz bir sevinçle halay hastalığına kapılıyoruz. Yanılıyorsunuz "gavat gardaşlarım". dualarıyla. bir soru daha soruldu.. "bu ülkede" diye cevaplıyorlar. Yılmaz Güney'leri görürsünüz.çma.blogspot.. sorusunu. işsizlik. o ülke tarihe karışır. Göklerdeki yıldızlar gibi süslenmiş devlet adamları.. borsaları. Onüç yaşındaki küçük kızlar bile biliyor artık. ibne gardaşlarım" diye hitap ettiği "gardaşlarıyla" elele..com 73 . "değerli". Ganj aktıkça. "anlamlı. sanatçılar." "işe yarar" bir iş yapmaya zorluyor kendini. adam. sağlık.İşte bu küçük kız.. uyuşturucu saklı otobüsleri. "çok seviyoruz". eleştirel yaklaşanlara da.. sanatçılardır. deyip alkışlayanlara. omuzlarımızdan birbirine bağlayarak zincir halinde zıplıyoruz. orada kalmış. An geliyor. diye cevapladı. tek günahı "geçinmek olan" bu halkı azgın dalgalarınız sürükleyemeyecek. törenleriyle Ganj'a koşup yıkanacak. başka ülkeye gitmek istiyoruz". Ülkeyi çok seven "yaygaracılar" deli gömleği giymiş. insan haklarında dikkatli olmak kaydıyla. kırk değişik takım elbise de giyseniz. aydınların. hamama götürdüler. 150 151 Mecburiyet Kafası Neredeyse tüm folklor oyunlarımızda kollarımızı. omuz omuza ülkeyi bir leş parçası gibi parçalayarak yerken. sanatçıların etrafında kopartılan "reklam" gürültüsünden kulaklarımız zonkluyor. ancak. kasap suratlı adamlar. cumhuriyeti seviyoruz. 401ı yıllarda uydurulan Bursa kalkan oyunu bir yana. yirmi beş yıl sonra hangi ülkede olmak istiyorsunuz?" "cumhuriyeti çok seviyoruz" diyenlerin hepsi. şuursuz bir sürü gibi halkın dışına taşmak isliyor. "cumhuriyeti seviyor musunuz?".. Bu tuzsuz kuru toprağa güzel sözlerle tatlarını verip burayı sıcak bir yurt yapan soylu edebiyatçılar. Hindistan'ın ruhudur. yoksul. manevi vatanıdır. eğilir bakarsanız orada yıkanan Nazımları. Ünlü Ecevit affıyla adamı çıkartıp. Eşber Yağmurdereli'yle aynı gemide denize açılıyor. birkaç kez kaçmaya teşebbüs eden mahkûmu hücreye kapayıp üstüne de kapıyı kaynaklayarak kapatmışlar. Eşber Yağmurdereli anlattı. "peki yirmi beş yıl sonra hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?" diye soruyor. Kemal Tahir'leri. Kırk ayrı renkte. tam iki buçuk sene. hiçbir işe yaramaz. yazarlar.. sıvacı malasıyla kazıyarak derinin üstünden elbiseleri temizlemeye çalıştılar!. "peki. medyaları. Ganj. Güzel bir söz.. yeme.

Biraz daha içine girince. ama konuşmaya gelince. sonunda Mozart'ın piyanosu gibi yumuşak bir tonlamayla "Size müjde olarak. tahta bavul. edebiyatçı. marangoz testeresi gibi keserek ilerlemesi. bu bağırış. Bilgi. yüzbininci dalga arasında ne fark vardır. bir tek küçük sandalınız yoksa. güvensiz. pısırık.. uyuşturucu bir halk hikâyesi gibi görüyorum.. toprağa kazık çakarlar ordan torpak çıkar. milli bir psikoterapi. ünlü yazar ya da ressam üşüyen parmaklarını ovuşturarak gizemli bir tonlamayla ferahlatıcı bir sır veriyormuş gibi genç izleyicilere fısıldar: "Hayal edin çocuklar.. bu haykırış. muntazam ve sarsılmaz bir granit parça gibi orada duruyor.. sanatçımızın dilinde. şimdi rahatım. Efe gibi tek başına ortaya fırlamak riskli görünüyor. ömürlerinde bir tek gün tek başına oyun oynamayacak olanların sığındığı bir eğlence. Arada bir de bizim kahya uyur. Bu mahalli hemşeri coşkusu milli bir tembelliğin kusursuz gösterisi oluyor. kuyruğa kaynak olup. Bu zırsalak adamlar.com 74 . tek bir düşünce avcısı. Hantal. götümle 152 153 gülüyorum. ağa sorar. sanatımın sırrını söylüyorum. ağa. tamam işte halayımızı da çektik bir kenarda oturmaları ise ağrıma gidiyor.blogspot. Ütüsüz. kahya: "Düşünürem ki ağam. Haydaaa diye bağıran halay başına lafım yok. hayal edin çocuklar. bin korkunç suratlı bir hastalık yuvası. Kuyruklaşmak. hayal edin dedi.. yumruklarını sıkarak "Hayal edin. silik hatta yılışık insanların dahi kuyruğa "kaynak" olmaları. kambur. sahneyi. bağırsak tembeli. Halay. Halayın "doygunluk" vermesi. konuşması sıkıcıydı. kâhyasına atını emanet edip uyur. Gelir ki. hemşeri dayanışmasından toplumsal dayanışmaya doğru ilerlemiyor... Hayatlarında bir tek gün efe gibi ortaya atlamamış. şair. atı çaldırır mı diye endişe edip kahyayı kontrole gelir. çizerler. istediğiniz kadar acı çekin. atlayamayan insanların halayını. siz de kaynak olarak toplumsal organımıza karışabilirsiniz.. hayal edin!". uyuyan upuzun bir tenya. çok çiğnenmiş.da bir türkü duymayalım. Burada çok korkan ve kendini saklamaya çalışan milyonlar var. altında kalırsınız. Şehirlerin adı değişir. yüzünün kabukları çıkmış insanların bir kadeh içince meydanı.. sahile gelen onbininci dalgayla. Camide ibadet safları gibi halayda insanlarımızın bu saflaşması. Tüm seminer ve panellerde başıma gelir.. Beş yıl önce bir mimarı dinlemiştim. tehlikeli bir ruhsal şaka.. bu http://genclikcephesi. çöl ruhlu bu insanların seraptan ideolojilerine önceleri nefretle bakıyordum. çekingen.. ömürleri boyu kadın dergisi "Burda" gibi model çıkartarak yazar. zengin. benim derdim kuyruğa kaynak olanlarla. kişiliksiz ayrımı yapmadan herkesi kuyruğa dahil etmesi. kökleri çok derinde bir duygu patlamasına yol açıyor. bir bok becerip diyemedi. yüzünü gerip gözlerini mutlulukla kısarak. Kuyruğa kaynayıp gidiyorlar. Bir Azeri fıkrasıdır. kahya düşünür. derin bir neşe elbisesi giyer gibi haydaa birbirine sarılıp bir kuyruğa giriyoruz. macerasever çıkmıyor buradan. ne güzel!". bu tepinmenin sahipleri yüzyıllardır köle ve aç nasıl kalmış. fırçalanmamış elbiseleriyle saçı sakalı karışık insanların hiç tanımadığı insanlarla canlılığın en uç noktasına sıçrayıp kolkola mahalli coşkulara kaynak olmaları beni çok düşündürüyor. hepimizi "kasaba hapsinde" tutuyor. Hayal. mimar. Ürpertici bir hastalık da umutçuluk ve hayalcilik. hayal edin!" Amerikan barına sıralanmış çıtır ve pek güzel giyimli kızlar kadehlerini bırakıp alkıştan yeri göğü inlettiler. Yanımda oturan kız arkadaşa sordum. düşünce olmadan neyi hayal edeceksin. birbirine sarılma değişmez. şamataya dönüşüyor. Toplumun derinliklerinde dahiyanece keşfedilmiş bir avarelik. insan soruyor. ruhsal delilik gibi "Hayal edin" diye bağırırlar! Hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır. ne düşünürsün kahya. Ey halkım hayal et. derin bir sağlık göstergesi. kız. ne dedi bu adam.

.. umut yok. http://genclikcephesi.. hayatınızı azgın bir kafeste çürütmek istemiyorsanız. kehanet yüzlü. edebiyatçıdan bu sohbet çıkmazsa ölürler. hem umutsuzculuk oynarlar. Düşünme alışkanlığı yok. birileri sizi asırlardır bir umutla oyalamış. Umut ancak bu kadar tüketilir. akademisyenlerimiz. Her yazar. şikâyet etmek. Başkaldırmayan toplumun hukuğu gelişmez. ömrünüzü yer bitirir. umutçuluğu bırakın. ben mi?. bin ayrı mevzuda laf ediyorum. zavallı. dolandırmış demektir.. sonunda bir parmak kalkar: "Peki efendim. "düşünüyorlar". eşi. umut-umutsuzluk gibi sorular sormayın.com 75 . Üstelik bu ünlü vecizeciyi ya Volta-ire'den ya da Shaw'dan aldıkları dipnotla süslerler: "Umudunu kesmiş insan ölmüş demektir. duymadıysanız gidin bir daha dinleyin. hepsinin ortasında dans eder gibi bir beyin ve uzunca galaksilere ulaşan bir kurdelanm içine şunlar yazılı: Beyin Fırtınası. hüznü ve coşkuyu çok uzun yıllardır tatmıyorum diyorsanız. Birbirimizi paramparça ettiğimiz bir diğer hastalığımız: Sevgi. eşyayı anlamak yok.. islediğiniz kadar ıkmm durduk yerde coşmadan duramazsınız. Düzenlenmemiş sevginin yeri. gökten kırk tilkinin götünden. uysal eder. Düzenlenmemiş sevgi. hukuğun gelişmediği yerde herkes herkesi düzer. şeytansı. ne şeytandır onlar. düzenlenmemiş nefret. umut edin!". önümde yol ve yürümek var. panik halinde düzenlenmemiş nefreti doğurur. paniğin. köle-leştiren. kahyayı kontrole gider. Birarada yaşamak için sevgiye asla ihtiyacımız yoktur. bunlar Neşe Karaböcek. mafya rajonu milliyetçilerin ülkeyi tetikleriyle nasıl sevdikleri ortada. hem psikologluk yaparlar. yerden. insan gururunu yokeden. şımarm. parça155 lar. gazetelerden televizyonlara kadar sular seller gibi yaşandığı ülkedir. hızla ve süratle birbirimizi beğenmemek. tarih umutların şehit olmuş halidir. patlayın. Umutçu insanlar arıyorlar. İstediğiniz kadar ıkının. En pis sarhoşluk en renkli umuttan daha iyidir. Ancak bu emzik sorununu toplumsal alana taşımayın. kahya yine kara kara düşünür. umutlu musunuz. kezzapla sarhoş olunmaz. aile ortamıdır. ne ağaçlar umutla çiçek açar. büyücü ayaklı. bu kadar hastalıklı bir hal alabilir? Mesela bir toplantıya gidiyorum. umutçu yazarlar! Umutçu154 luk.. yapacağımız tek şey şiddete başvurmamaktır. Ölümcül hastalığımız ise: Beyin hastalığı. dişkr. itiraz etmektir. falcı gözlü bir böcektir.. yakınlarınızın yanında istediğiniz kadar delirin. Siyasi alanda "dostluk" kölelik düzenidir. umutsuz mu?". gazetelerimiz.torpak nere gider?". Kayahan'm şarkılarında geçer. bu semeri kasabaya sen mi taşıyacan. Birine karşı gelmekten. İstanbul'da bir toplantıya davetliyim. dostu öldüren müthiş bir çığlık! Ben yola çıkmış adamım. Birilerinden nefret edersek. işte devlet milliyetçiliği. satürn.blogspot. Çünkü düzenlenmemiş sevgi. kör eder. sevgi. Umutçuluk-umutsuzculuk. Birarada yaşamanın yolu. Umut sağırlaştırır. başkaldırmaktan korkuyoruz. Sevgimizi kontrol edemiyor.. tanrıyı öldüren.. Bunlar emzik sorunlarını anneleri ya da sevgilileriyle yaşamamış yüzbinlerdir!.. Bu hayal değil kafalarına inen çekiç seslerinin zonklamaları! Bir de umutçu yazarlarımız var. sevgilinizin memesini istediğiniz gibi dişleyin. varsa yoksa umut ya da umutsuzluk. biz seviyoruz. panel afişinde yıldızlar. boşuna uğraşmayın. umut yok eşşek oğlum. dost. iyi kahya sen düşünmeye devam et. "Ne düşünürsen kahya?" (tabii kahya atı çoktan çaldırmıştır) "Düşünürem ki ağam.. kendine güvensizliğin ürünüdür. Orhan Gencebay. "hayal ediyorlar". telaşın. Birazdan tekrar Ağa. Kazık çakıldığında çıkan toprağın nere gittiği gibi boş şeyler düşünen siyaset meydanı gibi TV tartışma programları. Ruhsal tadı yokeder bu yazarlar. bakar ki. hatta milli birliğimizin dağılacağından korkuyoruz. birbirimizden nefret etmekten ödümüz kopuyor. ancak köleler birbirini ısırır. Ülkemiz gani gani sevginin. Ne deniz umutla dalgalanır. hüzünlenmeden duramazsınız.. Ağa kahyanın zararsız şeyler düşündüğünü görünce.

" http://genclikcephesi. iki eliyle dört parmağını kellenin ağzına sokup çene kemiklerinden kelleyi ikiye ayırıyor. burada. Pek hevesli kendisini izlediğimi görünce. et görmemişliği. "Teyzeciğim.. diğer eliyle üst çene kemiğini ayırmaya çalışıyor." der.. tek bir derdim. Ne kadar tanıdık. İçimizden. on gram kırmızı et için kelle tütsülüyorsun!". şarkı söyler gibi. aynı anda ortak bir şey geçti. alevin içindeki kelleleri dövmeye koyuldu. kelle çevirip. Beyni yiyince ne olacak." Kadının artık acı bir çığlığın şeytanileşmiş yoksulluğu. üstünde hoplayıp kırıyor.. Kurban Bayramının üçüncü günü Cebeci semtinde bir kapıcı kadın. kirli bir torba ayarlayıp bir kelleyi içine koyup. Kelleler kor ateşin içinde döndükçe koyunların gözleri patlıyor.. dedim. kulakla156 rından. Terleyen baca karası yüzünü kollarıyla silerek. ilerler.. ağzından. Duman mahalleyi yangın varmış gibi istila ediyor. beyni kavanozda. sümüksü kanlı şeyler vıcık vıcık kaydırıyor ellerini tutamıyor. televizyon. sokarak ateşin içinde döndürüyor. okuyamadık!".. "Sen niye okumadın teyze. cehennemi bir ateşle yalanıp kavrulan suratı. çocukluğuma ne kadar aşina. Bir yandan da bana laf yetiştiriyor. iyi matematik çözüyor da ne oluyor? Hatırlarsınız. işte Erdal İnönü'nün hali.. "Bu oğlum okuyacak" dedi mi? Kadının dumanla kararmış gözlerine baktım midye kabuğu gibi göz kapakları. demez ateşin içindeki kelleler gibi kavruldum. "Evine götür çocuğuna yedi-rirsin beynini!. sıskacık çocuğunu o da mı gösterecek yoldan geçen birine: "Allah'a şü157 kür herbir şeyimiz var buzdolabı... biri üçe gidiyor. Yüzü gözü kapkara! Tahta kasayı orta minderi gibi koskocaman kalçalarının altına sokup. bu büyük beynin içindekileri. "Zekâ. sarhoş oluyor. dumanla kararmış yaşlanmış gözleriyle bahçenin dipköşesinde ip atlayan kızım işaret etti. zihin açıklığı vardır" dedi. hayvani bir hastalık. Bir arkadaşım anlattı. yoldan geçen birine işaret etti mi. diye!". etin her bir parçasını değerlendirme telaşı. yanmış bir patatese dönüşen elleri bir yana.. Lenin öldü." Sonra. yapısını insanoğlu öğrenir. matematik olimpiyatları. gün gelir bilim gelişir. ikimizin de gözleri dolu dolu oldu.. kalçasıyla üstüne oturarak bir tahta daha kırıp: "Eltimin iki kızı da kocaya kaçtı. Vücut parçalarının. bir oynaşmadığım kaldı.İnsan beynine abartılı bu hayranlık. Kadınla tatlı bir hoşbeş ettim. o küçüğün okuması. Annem gibi konuştu. kadın bana sağcı yazarlar gibi cevap verdi. Annesi gibi burada. ilkokuldayken öğretmeni şöyle demiş ona: "Anıtkabir'de niçin askerler bekliyor biliyor musun kızım.... hatta artık surat parçalarının birer birer ayrıştırıl-masma kellenin gözleri içten bir mutlulukla bakıyor. Doğu hastalığı." Sopayla çukurun. Bahçenin köşesinde ip atlayan kızın önündeki otuz seneye bakıver-dim kuşbakışı.com 76 .. kellelerin burun deliklerinden.blogspot.. İnsan beyni şapşallaşmış bir tapınma.. açlığı. Sonra. bir sıkıntım çocukların okuması. bahçede leğen kadar çukur açıp büyük bir ateş yakmış on-onbeş tane koyun kellesi tütsülüyor. fen liseleri. Kellenin dilini avucuy-la sıkıca tutup.. dersleri çok iyidir.. düşmanlar Atatürk'ün beynini çalıp bize karşı kullanmasınlar. kapkara yüzünü uzanıp öpmek istedim. kızcağız da liseye kadar inanmış öğretmenine. "Ne bileyim. benimkiler okuyacak.. Elindeki sopayı. siz çocukluğunuzda çok beyin yediniz mi?". bayram ediyor gibi neşeyle işaret etti: "O büyüğü çok çalışır. beyne yaptığı bu vurguyu merak ettim. televizyon. diğeri orta ikiye. "Allah'ıma bin şükür herbir şeyimiz var buzdolabı. komünistler Lenin'in beynini bir bal kavanozuna koyup bugüne kadar sakladılar. Beni de annem uzaktan.. "Yemez olur muyum?" dedi. Beyni kavanoza koyan komünistlerin hazin sonunu gördük.

. İstanbul'u çözümlenmez bir yere getirmiştir.. Yani Boğaz Köprüsü ya şehre uzak bir yerden. Artvin bir yamaca kuruludur ve tek bir caddesi vardır.. bir daha indirdi satırı. gidilecek başka yol yoktur. "mecburiyet kafa-sı"dır. bilimadamıydılar. İşte Rauf Tamer'in o kafa'sı dediği.. Güneri Cıvaoğlu. Bu ülkede altmış yılından beri ülkesi için düşünen. başka 158 yerden geçirmeli. Ateşe sokuldum. dedikleri çıktı. kilitlersiniz.. Sonunda bir daha indirdi satırı. çünkü gidilecek başka cadde yoktur. dedi. dedesi gibi. çocuklarına "beyin" yedirecek mi? Kadın. alev içine kafamı sokup.. evet.. Kardeşlerim. Satırı verdim. Artık geri dönüş de yok... nafile. Onun da komşuları.. Oktay Ekşi. duman.com 77 .. Avrupa. ayıramadığı kellenin tam da ağzının ortasına indirdi. neyi? kellenin genzi mi olur. yal vararak söylüyorlardı bunları. kelle-bacağını bahçede kesilen kurban bağırsaklarını temizledi diye önüne fırlatacak mı? O da annesi gibi. Boğaz Köprüsü'nün İstanbul'dan geçmesini istemiyordu. Açılıyor mu zihinleri. Kahin değildiler. beşlik ekmek hamuru gibi vücuduyla ağaya kalkıp doğrulmak istedi. "Beyin beyin. dağları. İki yaka arasındaki trafiği de deniz yolunu geliştirerek çözelim. hemen yiyeceksin!". hâlâ demekte. çocuklar hâlâ beyin yiyor mu. görüyor musun. iki ayrı şehir. Bu iki yakayı birleştirirsek. Karanlık bir delikten. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla sokup dokunduğu orası.. Ve bu aydınlar otuz yıl ısrarla... kalkınmaya karşı vatan hainiydiler.. Satır koyunun mineral dişlerinde sonsuz bir can yakışı gibi parladı. Hep geviş getirmiş ve hayatında hiç düşünmek zorunda kalmamış bu beyni Yavuz Donat. Adı İsmet İnönü Caddesi. Güneri Cıvaoğ-lu'ndan tanıyordum. akrabaya dağıtıp. Fatih Çekirge.. Ayrıca... ilk defa bir beyni alttan görüyordum. kurban etini hısıma. diyorlardı. Nihayet Rauf Tamer'in "O Kafası"nı görmüştüm. kokladığı kafa bu kafadır: "Mecburiyet kalasıdır. Bu otuz yıllık münakaşadır. Ancak. şehri kilitleriz diyorlardı. Gerede'den İstanbul'a kadar tüm ovaları. olmadı. en derinlerdeki "beyin" hastalığından muzdarip. bir fırsattı. Avrupa ve Anadolu transitinin bu şehre her gün fazladan yükleyeceği onbinlerce kamyonu. mağaranın deliklerine indim: "Hm. Artvinliler caddenin adını Mecburiyet Caddesi koymuştur. Durmaksızın geviş getiren bir tek gün düşünmeye kendini zorlamamış Türk aydınları!. Taha Akyol." 159 http://genclikcephesi. eğer köprü yaparsanız. Kapıcı kadının kanlı kara parmağıyla hem övüp hem de neşeyle dokunduğu beyin. Otuz yıl vatan haini dedi Rauf Tamer bu mimarlara.blogspot... Üsküdar ve Avrupa yakası. Anadolu transitinin onbinlerce kamyonu ve bu yol üzerindeki fabrikalar Bolu'dan başlayarak İstanbul'a kadar her yeri tıkamış. kanlı bir sosise dönüşmüş parmaklarını sokarak "Bak bak görüyor musun?" dedi. bunu hiç bekletmeyeceksin. Özal'ın yetiştirip.. Taha Akyol'un "kafaları". bana Rauf Tamer'in otuz yıl aralıksız yazdığı kusmuktan beter "o kafa" başlıklı yazılarını anlattı.. şehir köprüye doymaz. 19701i yılların hemen başlarındaki mimarların yazılarını okuyun! Ağlayarak söylüyorlardı. Cumhuriyetin... eliyle alt çenesine kuvvet geçirip.. Menderes'in. o yoldan. şehirleri çaresizleştirir. alt çene düştü. bu insanlar köprüye karşı. çalışan onlarca aydın mimar. Ayağa kalktım. ya da Çanakkale'den geçsin. Emin Çölaşan.. Yavuz Donat..... işte Rauf Tamer'in o kafa'yı yazan beyni. tertemiz. her beş yılda bir köprü yapmak zorunda kalacaksınız. Rauf Tamer. o kafadan gitmeye elli yıldır mahkûmuz.. dişlerin sertliği kırılmadı. bir büyük şehir için tarihin verdiği bir şans.Yolunuz geçerse yirmi yıl sonra sokaktan. sadece İstanbul değil. Ve bu aydınlar iddia ediyorlardı sadece İstanbul değil. bugün bu aydınların dediği çıktı. bir bakın. beyin o mu?".. Duman çoktan gözlerimi yaşarttı ve kelleler çoktan kara bir korsan bayrağına dönüştü. biraz uzakta kalmış satırımsı bir bıçağa uzanmak istiyordu. Emin Çölaşan. Açın. Anlatayım o kafayı. Fatih Çekirge.

intikam hisleri kamçılanıyor. sen devletten daha mı iyi bileceksin nereden gidilecek!". Samsun'a bir fatih edasıyla yerleşmiş. etrafında. Bir Pontus eşkıyasının gizlice evine gelip saklandığı haber alınmış ve ev sarılmıştı. Karadeniz uşakları. işte bu mecburiyet kafası. ünlü aileleri yanında ordu kuvvetlerine destek veren Topal Osman'ın hikâyeleri büyük bir efsane oluşturuyordu. Köylüler Samsun'a gelip gidemiyor. Bir gün silah sesleri arasında bir Rum evinin sarıldığı görüldü. Sonunda Samsun eşrafından http://genclikcephesi. Karadeniz sahillerinde de Of'un. ortasından da yol işareti şerit çizmişler. Samsun'a gönderildi. çocuk. Ege'nin ünlü efeleri Demirci Efe. Soygunlar. Giresunlu Osman Ağa'nın Karadeniz uşaklarından derlenmiş olan Milis alayı. ya köylerine dönerken parça parça edilmiş. Pontus çeteleri vahşiyane katliamlarını sürdürürken Topal Osman padişahlar gibi muzikayla selamlık resmi yaptırmakta. Samsun civarında Pontus çetelerinin ayaklanmış olması. O günlerde Samsun tam bir savaş havası içinde. gri kalpağı. her hafta bu facia kurbanlarının teşhirine sahne oluyor. ayrıca 150 kişilik bir süvari bölüğü maiyeti vardı. Sürmene'nin vs. yolun ortasından gidilir mi? Amca kamyona dönmüş: "Devletimiz çizgiyi tam ortadan çekmiş.. Giresunlu Topal Osman Ağa 160 Ankara'da bir devlet kuruluyor. Topal Osman da önce Ruslar'a karşı sonra Pontus çetelerine karşı akılalmaz bir savaş veriyordu. Hükümet konağının bahçesi. kadın.com 78 . siyah başlıklar. cinayetler yapılıyordu. Alay adı verildi. Büyük bir dikkat ve teyakkuzla Mustafa Kemal'in etrafını sarmış. Subaylarıyla birlikte 3 bin kişilik bir kuvvetti. siyah ku-şaklarıyla elleri tetikte. Cesaret edenlerden çoğu da Pontus eşkıyasının ağına düşerek lime lime doğranıyor... heyecanlı halk. duvarlara asılan bültenlerden İnönü savaşlarının tafsilatını takip ediyor. Ankara'dan gelen bu alaya 49. şehrin tam da ortasından yürüyerek. Arkadan kamyon gelmiş. Yörük Ali Efe ise. Bir Bayburtlu amca tam da yolun ortasından şeritten gidiyor. kilitlemiş. 27 bin kişi oldukları biliniyordu. Ancak bir an geldi ki ağanın adamları işi azıttı. gümüşi avcı elbisesiyle M. Pontuslular topluca şehre giremez oldu. Sokak muharebelerinin arkası kesildi. Türk halkı gündüz bile dükkânlarını açamaz olmuştu.blogspot. Kemal ortada. ihtiyar köylü cesetleri üçer beşer kağnılarına bağlı olarak halka gösteriliyor ve halkın gayret. esas vazifesini unutmuştu.. Osman Ağa karargâhını şehrin içinde Mıntıka Palas Oteli'ne yerleştirdi. Bütün ısrarlara rağmen teslim olmayan ve boyuna dışarı ateş eden bu canavar nihayet evin yanması ile alevler içinde kalarak gebermişti. topluca dolaştıkları. Pontus çetelerinin büyük kısmı Samsun ve havalisine yerleşmişti. Bütün halk toplanmış bunu seyrediyordu. Hepsinin muntazam Çerkeş eğerli atları vardı. Mesela bir erkek tenasül aletinin bir kadının ağzına tıkılmış veya üç yaşında karnı deşilmiş bir kız çocuğunun feci halleri halkı kudurtuyordu. Meşhur Osman Ağa'nm maiyetinde bir müfreze. bir arı uçsa vuracaklar. yok etmek üzereler! Ve otuz yıldır kusmuk sarısı "o kafa" yazılarıyla. Topal Osman her Türk evine yapılan tecavüze karşı en az üç Rum evini cezalandırıyordu. Tarihin bu ülkeye armağanı bu eşsiz şehri. 1921 ilkbaharında bu milis kuvvetinden istifade edildi. Öyle ki. Ya Samsun'a gelirken... amca çekil de geçelim. şehre de bu havaliye de zararlı olmaya başladı. mızraklı süvarilerinin arasında camilere cuma namazına gitmekteydi.Bayburt'ta bir asfalt yol yapmışlar. askerî baytar heyetleri meydanlarda cepheye gönderilecek hayvanları damgalıyor. Topal Osman. dart dart.. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış sebebi. Samsun dağlarındaki eşkıyayı takip edeceği yerde Samsun'da zevke dalmıştı.

vakit geçirmeden Topal Osman'ı haberdar ediyorlar.blogspot. Samsun Ankara yolunda yaktığı köylerle. Allah emretse burada işim bitmeden gidemem. henüz vücudu bile soğumamış. Albay Hakkı. Albay Hakkı. Yolda eşkıya köylerini yaktı. Pontus eşkıyasına yataklık eden Rum köylerini tespit eden ajanlar. Çocuğun karnı kasaturayla yarılmış. Topal Osman: Mustafa Kemal değil. Topal Osman bunları çocukluklarından beri tanıyordu. http://genclikcephesi. Şevki Bey'i dağdan getirdi. Osman Ağa Samsun'dan ayrıldı. Mehmet'i getirdim. Topal Osman. Yarbay Hakkı'ya "Ağa bu çocuktan yılar" demişlerdi. adı Mehmet. bu Giresunlu Rumları Giresun'a götürüp orada teşhir etmek ve halkın huzurunda cezalarını kendi eliyle vermekti. dedi. bir plan kurdu. Ancak Mehmet. Osman Ağa'nın yanma girdi. o da bu köylerin hemen yakılmasını emrediyordu. 1921 yılının yazında Sakarya Savaşı arefesinde. Karadeniz kıyılarında alikıran başkesen olmuş. bağırsakları dışarı fırlamış. Başına buyruk kesilmişti. Bu arada Merzifon'un bir mahallesini de ateşe verdi. usûlden kendi adamlarından birini cezalandırdı. hadi Mehmet oğlum Ağa'nm elini öp. Giresunlu. Topal Osman'ın kulakları bu hikâyelerin binbir tanesiyle dolmuştu. ayrılırken komutana: Bu uşağın senin yanında olduğunu bilmiyordum. Ağa'nm yüzü sapsarı olmuştu. Ağa'nın kahvesini eline vermedi. Topal Osman bu gençten korkuyordu. Öyle bir zaman gel- 162 163 di ki. söyle ona bana görünmesin. Osman Ağa'yı Ankara'ya göndermenin yolunu bulmuştu. Şikâyetler yağıyor. Osman Ağa'nm elini öpmeyeceğini söyledi. bardağı taşıran son damla oldu. Topal Osman'ı göndermek için her yolu denedi. Osman Ağa'ya korkma ağam seni bu çocukla barıştırırım. Ağa'nm yanma genç Mehmet'le gidildi. gideceğim zamanı ben bilirim. Topal Osman korkunç misillemeleriyle şöhretini yaptı. Mehmet'in intikam duygusundan faydalanacaktı. Yarbay Hakkı Bey. Mehmet önce tereddüt etti. Merkez komutanlığında genç bir er vardı. yanındaki iskemleye bırakıp gitti. dedi. perişan halde evine bıraktı. sonra zorla ikna oldu. Ankara'dan gelmiş bir telgraf tertip etti. Topal Osman'ın maksadı. Topal Osman'ın Samsun'dan uzaklaştırılması isteniyordu. fırkanın komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey. elini öpecek. Son çarpışmalar sırasında Pontus çetelerinin elebaşılarından birkaç tanesi esir alınmıştı.com 79 . Topal Osman hareketlerinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmadan her şeyi yaptırıyordu. Ağa. Albay Hakkı. bağırsağının ucunu ağzına alarak meme emer gibi bir durumda can verdiği anlaşılmıştı. çete harbinde esir alınmazdı. inzibat eri Giresunlu Mehmet kahveleri getirdi. Ancak bu sefer sağ olarak Topal Osman'a getirilenler Giresunluydular. Çünkü babasını öldürmüştü. Sinirli bir şekilde kahveyi içmeden kalktı. Osman Ağa çocuğu görünce titredi. sen de bize ne zaman Ankara'ya gideceksin.Şevki Bey'i parası yüzünden dağa kaldırmıştı. Mustafa Kemal imzalı. Topal Osman'ı ikna edemediler. Mağlup olanın cezası mutlaka ölümdü. dedi. sonunda ilginç bir yol buldular. O sıralarda Samsun'da kurulan 15. öldürdükleriyle de ününe ün kattı. sonra öptü. Bir defasında üç yaşında bir Türk çocuğuna yol kenarında rastlamışlardı. hasmıydı. bu telgrafta Osman Ağa'nm alayıyla beraber Ankara'ya hareketi emrediliyordu.

çocuk http://genclikcephesi. Söyleyin şimdi size ne ceza vereyim.blogspot. Topal Osman ocak kapaklarını açtırdı... İstanbul'da Galatasaray Lisesinde Topal Osman'ın 1516 yaşlarında oğlunu 165 görür. Öyle iken hepsi kanımıza susamıştır. Önünde diz çöken bu eşkıyaları hemen tanıyan Topal Osman: Ulan Yanko. Ahmet Emin'e "Ver o fotoğrafı bana" der. kötü mü der gibi bir tereddütten sonra.. Koridordan inerken kazan dairesinde ateşçilerin çıplak vücutlarıyla ocaklara kömür attığını gördü. Çocuk. onları geri çekilmeye zorluyordu. deyip koşarak dört Pontusu kazan dairesine getirdiler. hepsinde saç sakal birbirine karışmıştı. Fakat Yanko buna meydan bırakmadı. çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. galiz bir küfür savurarak balıklama denize atlar gibi kendisini ocağın içine attı. gemi süvarisi. ayaklarıyla dürtüyor. Bunların üçü Topal Osman'ın akranları. bu meşhur adamın oğlunun resmini gazetede basmak için bir fotoğrafım çeker. Yok uşaklar yok. dedi. çocuğa saygı gösterip ilgilenir. Ünlü gazeteci. Ahmet Emin Yalman anlatır. Strati! Benim karşımda döğüşen do muzlar sizler miydiniz? Vay nankörler vay. Topal Osman alev leri görünce zihninde şimşekler çaktı. büyük bir işkencenin bağrışmaları. vücudunda bir rahatsızlık hissediyordu. Bu korkunç fikre adamları da inandı. Giresun'a götürerek yüzlerine tükürttürmek. bunlara merha met olmaz. harekâtına hakim oldular. Haydi inelim aşağıya.com 80 . Ahmet Emin "Klişesini basacağım. hatta. . Topal Osman. bir an iyi mi ettim. etrafındakilere pek nadir yumuşar gibi olan sesiyle: Bunlar da insandır diyeceksiniz. kenefe kapayın! Ertesi gün limana Gülnihal yolcu vapuru geldi. vermem" deyince. Her üçü de ağanın ayaklarına kapanıp yalvardı.Ne duruyorsunuz be getirin dedim.Ağam fışkım yiyeyim. Osman Ağa gemiyle Giresun'a gidecekti. Son kalan Yanko. oradaki havaya hakim oldular. çek tabancanı vur beni. diye bağırdı. boşaltma. deyip hep beraber merdivenlerden indiler. Ama. bana cefa yapma. Osman Ağa'nm arkasından elleri kelepçeli ve kollarından birbirlerine bağlı olarak dört Pontusçu da getirildi. çocukluk arkadaşı ve komşularıydı. Gece yarısına yaklaşırken Osman Ağa'nm uykusu kaçtı. ruhunda. güverteye çıkıp dalgacıkların fosforlu kıvrımlarını seyretti. getirin şu gâvurları. . asabiyeti bir türlü geçmiyordu. meşhur Topal Osman'ın oğlu musun diye çocukla sohbet edip. Ağa ve adamları birinci mevki salona yayıldılar. haykırışları ortalığı inletti. Peki ağam. Daha düne kadar bu memlekette kimden ne fenalık gördüler. değil. ağa yalvarışlara aldırış etmedi. Aylardan beri tıraş olmadıkları. .. Topal Osman soğukkanlı: . sen. kurşuna dizdirmek istiyordu. geminin sadece hava164 sına değil. Hristo. nihayet emir verdi: Ha bunları alın. dedi.Ha bu bokları ayaklarından içeri sokun. yükleme işini bitiren gemisini akşam olmadan yola çıkardı.Yakalanan çeteciler Topal Osman'ın huzuruna getirildi. bize nankörlük et meğe kalkacak olan gâvurun cezası işte budur. İri yarı pehlivan yapılı adamlar Pontusçuları çifter çifter tutup ayaklarından ocaklara soktular. Arkada kalanlara ibret olsun. ya kacağım onları.Atın bunu da. bir mağara adamı hayatı yaşadıkları kıyafetlerinden belliydi. içinde bir sıkıntı vardı. Osman Ağa'yı çok iyi tanıyordu: .

. Rauf Orbay. fanteziden kendimize düşünce kuruyor. "Bizim Ağa geçenlerde Ali Şükrü Efendi'yi yemeğe davet etmişti" gibi bir cümle ağzından kaçırınca. Ahmet Emin Yalman'm hatıraları ve Yakın Tarihimizin 4. asker emeklisi ihtiyarlarımıza bir bakın. Bizlere satılmış bir ülke bırakan bu sümük suratlı moruklar. tarihçilerimiz Topal Osman için. Mustafa Kemal'in koruması ve adamı Topal Os166 man'ı. Erzurum'u. misafirperverliğini görmüyor musunuz!" deyip Rumlar'a inanmaz. Rumlar îngilizler'e feryatlarla. Ancak. iş anlaşılır.. onursuz bir hayat bıraktılar geride. kendini şikâyet eden adamı yemek ortasında yan odada boğdur-tur. Şikâyetler öyle bir hal alır ki.com 81 . bugün Giresun yaylalarında horon tepiyorsak. çünkü halkımızın bağrından çıkan bir kültür oluyor "tetikçilik". Ahmet Emin.. Ali Şükrü Bey iki gün bulunamadı.. satılmış. yılını kutladığımız Cum-huriyet'in. ayakta onuruyla kalmış eli öpülesi bir ihtiyarını tanıyor musunuz? Köşeyazarı. Başbakan Rauf Or-bay. Topal Osman'ın konağı çevrilir. tiyatrocu. onun masum halka yaptığı zalimlikler de akılalmaz.. 75. vatanın acı trajedisi karşısında "Kardeşim ben savaşa karşıyım" gi~ 167 bi ossuruktan laflarla kaçıyoruz.. cildinden Topal Osman'a dair toparlayabildiğim bunlar. Ütopyadan. İki yıl önce Amerika'ya kaçacak. Topal Osman kendi hesabınca. Ali Şükrü cinayetini adamlarından birini kurban verip halledeceğine inanıyor olmalıydı. http://genclikcephesi. hapishaneye tıkılacak denilen Tansu Çiller. kellesi kopartıldı. kendi işlediği bir cinayeti meclis kürsüsünden dillendiren Ali Şükrü Bey'i de.. Çatlılar'a teslim etti.. tüm soruşturmalara rağmen Topal Osman'ın adamlarının ağzından laf alamadı. tarihçilerimiz bu trajik sayfayı açmak istemiyorlar. devleti Yeşil'e. Tetikçi sağ milliyetçiliğin karşısında durmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Bir yaşlı adamı. Topal Osman'a haber verilmez. maiyetiyle birlikte ateşe tuttu. parlamentodan aldığı güçle. Topal Osman elçiyi konağında büyük bir akşam yemeği ziyafetiyle ağırlar. eski meclisin bahçesinde ayaklarından asılıp teşhir edildi. Son elli yıldır ülke sevgisini. Tüm taşra konuşmaları ve medyada çeteyi alenen savunarak!. savaşta o olmasaydı Pontus'la uğraşamazdık.. öldürdü. Bu isimlere övgüler düzerek. Topal Osman. yılda elini öpeceğimiz ya da resmini ekranlara getirip iftihar edebileceğimiz bir ihtiyar gösterin. bu nasıl hemşerilik bir akşam yemeği yiyelim" deyip yemeğin ortasında boğdurtmuştu. temiz. Birinci Dünya Harbi sona erip mütareke yapıldığında Topal Osman kendi savaşını bitirmez. elçi Rumlara: "Ne kadar yalancısınız beni boşuna buraya kadar getirttiniz. Mustafa Kemal'e de zarar verir diye Atatürk evinden hanımıyla birlikte alınıp çiftlikte bir başka eve geçirilip. berrak bir tarih bı-rakamadığımız için özür dileriz. işte Anadolu'nun Elazığ'ı. sorguda değil. onurunu.belinden silahı çıkartıp Ahmet Emin'in alnına tutar. Sağ milliyetçiliğin kalesi. Tükürdüğümüz şeyin kendi suratımız olduğunu bilemiyoruz.. adamın sohbetini. bunu biraz Topal Osmanlara borçluyuz. şerefi oldu bu isimler. sizlere saf. Topal Osman her gün bizi öldürüyor buna bir çare bulun diye telgraf üstüne telgraf çeker.. Erzincan'ı. Çünkü Topal Osman devletin içinde yaşamaya devam ediyor.. sağ milliyetçilerin sapık mafyaük raconcularına böyle teslim ettik.. bugün birinci parti konumuna nasıl yükseliyor. derler. 75. yemek yerken insan öldürtülür mü. fotoğrafı ahr. ardından. Yüzlerine tükürerek yok edemeyiz artık onları.. Ailesi bugün ayakta olduğu için Topal Osman'ın ürkütücü hikâyelerini yazmaya kimse cesaret edemiyor. sen Topal Osman'ın oğluymuşsun!" der. "Hemşerim. Rumlar. sohbet sırasında. siyasetçi. "Evet. elçiye "Görmüyor musun senin yanında dahi bizi öldürüyor bu adam" deyince.blogspot. İngilizler bir elçi göndermeye karar verir. Giresun'da ayakta tek kilise kalmamışsa bunu da Topal Osman'a borçluyuz. diye ilave ederler. Yemeğin ortasında vur patlasın çal oynasın şenlik devam ederken. çürümüş kokmuş. .. "Ver ulan!". Ne diyelim şimdi? Şu güzelim sonbahar günü serin serviler altında sevgilinizle püfür püfür geziyorsanız.

.blogspot. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya Köşkü teşkilatlandırılınca Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde hanende yüzbaşı olarak kısım muallimliğine tayin edilerek Ankara'ya gelir. nedense!) Topal Osman ya da Yeşil kimdir? Bu sorunun cevabını veremiyoruz. mafyanın. Kılıcı kim adına. İçimizde kılıcı kaldıracak adam. 168 169 Devletin Türkü Okuması Deliliktir Hafız Yaşar'm tiz perdeleri temiz bir sesi vardı. vatanın tedavi edildiği yerdir. efsaneye göre yedi kulaç açılan kılıcını Allah ne verdiyse sallıyordu. ne adma kaldırıyordu! Yeşil silahını. kahraman mı? Bunun cevabım veren yok! Hazreti Ali de cenk meydanlarında estetik düşkünü aristokrat bir eskrimci gibi savaşmıyordu. Cumhuriyetin valisi! Son on yılda TGRT. vs. katil mi.com 82 . kılıç kimin neresine geliyordu.. 1938 yılına kadar görevine devam etti.Giresun'u halk sağlığına zararlı bu adamlara tapıyorlar! Öyle derin bir kültür ki bu. uyuşturucu tüccarlarının kara parası olmasa hepimiz aç kalırız fikrini benimsetiyorlar. Hatta. günde bir milyon lira kazanmak için. çakalların. Sabah. gazeteler bize Yeşil gibiler olmasaydı PKK'yla başedemez-dik fikrini benimsettiler. kafatasını ortadan ikiye mi bölüyordu. babası. kimin adına kullanıyordu? Vur emrini ancak parlamento verir. coptagon hapı satıp tır şoförlerinin Suudi Arabistan'da kellesinin vurulmasına sebep olan uyuşturucu kaçakçısının televizyonunda program yapıyor! (Sağcı yazarlar zaten uyuşturucu tüccarlarını avuçlarının içi gibi bilir. 1914'te üsteğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun'a alınır. tarih bunu tartışmıyor. silahlı kabadayıları kahraman ilan eden halkımızla bu yüzden duygu birliğimiz kopmuştur. zırvadan sinek entellektüeller ülke sevgisini dahi tartışmaya açan küstah bir aydın şımarıklığına girebiliyor!. pek kıymetli Türk sağının yazarı Taha Akyol. gazellerini. aynı zamanda hanendedir. yerli malı yurdun malı. ve 19. http://genclikcephesi. Amerika. İngiltere. Halkın meclisini tanımayan bir devlet. Cumhuriyetimiz erdi 75 yaşma. babalarından ve dedelerinden götürecekleri başka hiçbir şey yok. kaza geçirip. yüzyılda kendi manyak kahramanlarından parlamentoya sığınarak kurtuldular. emri ile binbaşılığa terfi ettirdi. Meclis. TRT. memleketinden bin kilometre öteye 15 kişilik minibüse 40 kişi binip fındık toplamaya giderken. herkes bunu kullanmalı diye eroin. Çünkü. yola düşenlerin üstünden geçip.. Atatürk'ün emrinden ayrılmadı. 1930 yılında emekli olduğu halde. Önümüzdeki on yıl yerli malı haftasında ilkokul çocukları okullarına.. Hürriyet. vs. aramızda sapık katiller gibi dolaşan sağ milliyetçiler kudurmuş diye. sağcı partiler. Takriben onyedi yaşlarında. Şimdi aynı TV ve yazarlar bize. 30 kişi ölüyor. Milliyet. Üç yıl sonra Sultan Reşad'm emri ile saray müezzinliğine getirilir. aynı tekkenin şeyhi Rıfat Efendi. prostatlı generallerin çakal devletidir. şahane okuyuşunu Atatürk çok beğenirdi. Niyazilerini bize şehit diye sokuşturur ve niyazi olmak için deliren bir halkı. o sıralarda nazır olan Ziya Paşa'nm ilgi ve yardımı ile Tapu Kadastro dairesinde memuriyete başlar. halkın iradesini temsilen parlamentodur. ardından gelen tır. Yeşil kimdir? Sapık mı.. Şu güzel hayata bakın: 1885 yılında istanbul Kocamustafa-paşa'da Sadi Dergâhı'nda dünyaya gelir Hafız Yaşar Okur. STV. holdinglerimiz öpüp başının üstüne koyar! Ve. Fransa da 18. Bin kilometre uzaktan günde bir milyon kazanmak için yola çıkıp gelmeyi başaranları da şehre almıyor. esrar götürürse şaşırmayalım.

Yine de bizler. yani. ifadeli. duygulu. bin yıllık acının bitmediğini. gelip geçenlerin attığı birkaç kuruşla geçinirdi. Takriben 1948 yılında Malatya'da öldü. Lirfon. bugün de yüzlerce örneğiyle devam ediyor ve hâlâ bizi düşündürmüyor. Halk denilen aynı kalbe gömülerek bugüne gelen türkülerimizi çıkardığımızda.Gazel formunun büyük ustalarmdandır. Ali Bey'in doğum tarihi bilinmiyor. yasaklanmış dergâh ve tekkelerin türkülerinin. Orfeon. Bütün kış gazino kapalı olduğu için Şerif İçli'nin evinde yatar. Tekniği sağlam. bu ateşin içinden hâlâ kuş sürüleri geçiyor. Homorkot. yakışıklı. ailesi hakkında da bilgi yok. Gizli Türk Halk Musikisi. tarih öncesinden gelen ağıtların onbin kişilik mermer stadyumlarda ilk defa büyük tragedyalara dönüştüğü bu toprakları çok seviyoruz! Her düşen yaprağın üstünde bir dert. hem sosyal acılarının. bu büyük acıyı ve coşkuyu duyan onlarca müzik adamı vardı. Malatya'da kalabalık caddelerde kanun çalar. buğdayın ilk defa yağmur suyuyla şişip ateş kenarında pişip ekmekleştiği. siyasi yönüyle gündemi http://genclikcephesi. 1980'li yılların sonu. toplumsal. umudunu yitirdiği. plakları satış rekorları kırmış. hâlâ bülbülden beklediğini gösteriyor bize. gümüş takıların ipincecik sicimlerle ilk defa işlendiği. Türkülere geri dönmemiz halkın şehre isyanıdır. ayrıntılarıyla coşkuyla anlatılır. altı yaşında yine kör olan Kanuni Nazım Bey'den sonra en iyi kanun çalan diye biliniyor. Bugün yakından bildiğimiz Alevi türküleri. Doğuştan kör olan sanatkâr. Son yıllarını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. zarıl zarıl ağladığını. Columbia gibi şirketlerle ayrı ayrı anlaşmalar yapmış diye yazıyor Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi Bugün İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda bulunan yirmi plağını Atatürk'ün emri ile doldurmuştu. şansa bakın ki. bir çığlık! Bu asırların kapkaranlık ormanında dağlar kadar yığılan yapraklar sırtımıza ne büyük acılar yüklemiş. büyük manevi hazinelerin kapılarının toplum geneline. Her bir türkü yüreğimizi dağlayan bir ateş. hâlâ testiden su içmek istediğini. aynı tarihler. Türkülere geri dönmemiz. kalkardı. Gizli Türk Dinî Oyunları adlı küçük kitaplarında. Aslen Malatyalı. plaklara okuduğu eserlerin sayısı bini bulmuş. Aynı dönemde. madenin ilk defa eritildiği.com 83 . tekerleğin ilk defa döndüğü. aynı şehirde yaşamış bu iki müzisyenin birbirinden bu denli farklı hayatları. Yazımın girişindeki hikâyeyle. Buna can dayanmaz. Ve. işte bin yıldır gizlenmek zorunda kalmış. Şimdi gelelim. Kanuni Âmâ Ali Bey'e. geride kültür diye bir şey kalmaz. cemaatine sığınmanın yollarını aradığını göste- 170 171 riyor bize. Alevi dergâhlarında ve Bektaşi tekkelerinde bin yıllar gizlice oynanan oyunları. söylenen türküleri sevinçle dile getirir. hep dinî. Dertlerine kilitlendiği. Coğrafyamızın nehirleri. medya vasıtasıyla açıldığı zaman dilimidir.blogspot. dağları kadar eski hazinelerimiz olan türküler. bu toprakların hem siyasi. büyük hazineler keşfetmenin sevinciyle. kavrularak. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da Yeni Gazino'da çalışır. mezarlıklarının şahididirler. burada oturmuştu. devletten değil. Gizliliği sona ermesi. Sineklibakkal'da bir ev hediye etmişti. yazmasını. geleneklere bağlı. zevkli eserler bestelediği söyleniyor. mavi gözlü bu adama. yüzyılın başında. sesini dinleyen eski bir saraylı hanım aşık olmuş. Hafız Yaşarla aynı yıllarda yaşadı. Bunlardan biri de broşür kitapları şimdi elimde olan Vahit Lütfi Salcı'dır. Osmanlı'nın kaybettiği bu türküleri. sosyal dünyaya güvenini kaybedip. siyasi çözümü şehirden. oyunları. eşarbını çıkartmak istemediğini. genç Cumhu-riyet'in yeniden keşfetmesinin sevincidir bu. köyüne.

kapı kapı halkın evlerini http://genclikcephesi. Nidem nidem diye ağlatan zalim felek devlet. daha ayrıntılı inanç abidesi türküleri dinledik. deniz. şebek gibi göbek atarak söyletmek. tekrar sağ salim evlerine dönebilecekler mi? Önümüzdeki yıllar bu türkü savaşlarının konuşulacağı yıllar olacak! Ve korkarım ruhumuz onları artık tanıyamayacak! Çünkü. çekmekle bitmeyen dertlerini gördük! Bir insan yüreği bu kadar acıyı nasıl dinler.com 84 . şimdi cicili bicili teknoloji harikası ekranlarda on yıl içinde şöhret budalasına dönüştürüldü! Şimdi içimiz sızlayarak izliyoruz. Bu türküler. Bu acıları taşımayan. 173 ayağına kadar getirtip bu türküleri satın almakta. martılar yoktur. türkülerin duygu mantığını bozuyor. Duasını. Görünen o ki. saltanat sefasını anlatmaz hâlâ zindanların kokusunu. birer modern derviş olmak zorundadırlar. İşte son on yılda. bu türküler çıktıkları o büyük gizli anayurdundan. türkülerimiz ekranda. holding patronlarına söylerken tiksinti ve lanet duygusu duymuyorlarsa. bedduasını. Zulüm bitmemiştir. deşilmiş yüreklerin taze çığlıklarını taşır. Bu türküleri söyleyen abdallar. Toroslar'm tepesinde bir sedir ağacının altında bin yıl garip bir köylünün dilinde yaşarken. parayı veren. dolarlara. felsefeden. fare yuvaları açmaya benzer! Duygularımızın. Bu türküleri. tıkmarak. kardeşliğimizin küreğidir bu türküler. Büyük otellerde. kendi yaktığı yüreklerin yarasını dinledikçe bir hoş oluyor. eski zamanların abdalları gibi kapı kapı bir lokma için dolaşan abdallar kadar olmasa da. terk ettiği evini barkını. aklına estiği her yerde. içlerinde yelken. şiş göbekli. şahane seslerine güvenerek bu "duygu mantığı"m bozamazlar. nefes nefese bu türküler şu son on yılda ne kadar hırpalandı. bu türküleri söyleyenler. alkışa. geçen on yıl içinde gördük ki. dere kenarında yüzen kayıklar değildir. Bin yılın yol yorgunu. yani gönüllere. büyük bir türkü lokantasının vitrininde leziz karidesler gibi vitrine çıkmıştır. Halkın bu en değerli hazinelerini. önümüze devasa bir felaket daha koyuyor. bin yılın bu onurlu dağlarında köstebek. ensesi kaim herkes. ekranda okumanın. paşaya. yüreklerimizin. sahne-seyirci ilişkisi içinde söylenmesi de tartışılması gereken ahlâki sorumluluklar yüklüyor. ahlâksızlığın en loş uçurumudur. sırf program ucuza geliyor diye. teneke surat. bu türkülerin üzerine. üç ayrı kıtada. çağlar üstüne sıçrayan zekâsını. aksıra-rak. ibadetle günlük yaşamı.blogspot. ağaya. bu inanç soyundan gelmeyenler. bir koruyan-karışan yok diye. tekkeden çıkıp. Öfkenin türküsüne. Tarihin yüreğimize yığdığı bu korkunç acıların yoğun duygularının devletle. ticaretle hiçbir ilişkisi yoktu. Anadolu'nun bir köyünde koyu bir söğüt gölgesinde. Bu deliliktir. herkesin. her eline mikrofon geçirenin söylemesi. hazinelerimizin kaybolmasıyla karşı karşıyayız demektir. şehit analarına övünç madalyası verir gibi bu bizim ne güzel kültürümüz diye ağlayan anaların bu tazecik gözyaşlarmdan iftihar ediyor. psikolojiden daha ince. korunmasız. bu büyük felaketin şeytanı rolünü oynuyorlar! Daha çok şey var söylenecek. duygusuz ifadelerle söylemesi. bu çok acıklı bin yılın isyancı ağıtlarının elaleme okunmasının getireceği sonuçları üzerinde hiç durulmadı. ya da bu türküler bu dertleri en nadide kutsal peygamber emanetleri gibi hiç bozulmadan bugüne değin nasıl sakladı. sırf dolarlarına ve kamuoyundaki statüsüne güvenerek. sırf türküleri halkımıza beğendiriyoruz gerekçesiyle.ilgilendirdi. gerçek bir felaketle. ülkemizin nehirlerinden çok gözyaşı dökülmüştür ve bu büyük gözpınarı akıntısı hâlâ devam etmektedir. bu türkülerin dergâhtan. önüne gelene söyletmek. işine geldiği her şekilde bu türküleri boş kafalı. Kuru gürültüyle demokrasiyi karıştırıp zulümlerine devam edenlerin önünde bu türküleri söyleyenler. genel beğeniye okumanın. şimdi ne oldu? İşimiz yine bülbüle 172 kaldığına göre devletin utanması gerekir. kimsenin de yüreği tir tir titrememektedir.

. tebeşirden kültür bakanlarıyla. halkın gerçeğini. zindanlara tıkılmışlardır. kurallaştırarak. ya da sanat dergisi de değiller. dalgasını geçer. Seren Serengil. içer. uçsuz bucaksız manyaklıklar sergileyen bu insanları. son sayısında "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Kudret Simsarı" başlığı altında Ertuğrul Ûzkök ve damadı popçu Ercan Saatçi'yi listeye almış. içyağı suratlı. devletin kültürü "taklitçidir". düşünce dünyasını radyasyonik manipüle eden. bu türküleri dinlemeye yürek dayanmaz! Oysa böyle yapmıyorlar. yürekten bahseden bu türkülerdeki ağıtları alkışlayarak dinlemektedirler! Bu türküler. Bu yakınlarda Karadeniz Türküleri söyleyen bir şaklaban kılıklı fırlamış ortaya. Ve ayrıca. ama şimdi. delice gülüştü sanatçılarıyla. Seda Sayan'lara rezilliği bin para insanlara. bilimsel. fikir.. kudurmuş. ama sarhoş olmaz. Ya da Türkiye'nin en büyük on romancısı. diyor ekranda.com 85 . kalpazanların listeleridir. kimse de sesini çıkarmıyor. küfür etmez.) 174 175 Soytarı Büyük medya desteğine rağmen iki-üçbin ancak satabilen Hürriyet Gösteri dergisi. Hilmi Yavuz. kültürün muhafazakârlığında bir kanal olan Kanal 7 bu yılışık insanı baştacı ediyor. bu listelerdeki insanların bugün aklınızda. bu türkümü de Sedat Peker (mafya babası) için okuyorum. fikrinizde neleri var? Bu listeler sanat.. Vefasızlık değil bunların-ki. Türkiye'nin on büyük psikiyatristi. gurbetten. deyişlerdeki bu çığlıkları. sıralamalar yapar. Kuş sürüleri gibi gencecik nesiller hâlâ bu büyük yürek ateşinin içinde kavrulmakta.. bilmem kim gibi bir sürü tavanarası medya ıvır zıvırı da Ercan Saatçi'yle aynı listede olmaktan gocunmadıkları gibi. ödüller. güler. dinmeyen ve bitmeyen ve uslanmayan bir ısrarla kendi dergilerinde.. Ayrıca kendilerinin hiç değilse birkaç hafta kalıcılığı olan tek bir eserleri olsa. tek bir gün saray kapısından Divan şairleri gibi ulufe almadıkları gibi horlanmış. kendilerini Türkiye'nin en önemli adamları yapıp. röportajlar. Sibel Can. Rumeli Türküsü okuduğu anlardır.. Kapkara bir ata binip tarihin derinliklerinden çıkıp koynumuza kadar girdiler. Fransız dergilerinde de bu tür listeler okudum.. Terbiyesizlik dizboyu ve bu konu üzerinde kimse sesini çıkartmaz. Yemen Türküsü. salyalı bir cehalet. o listedeki Fransız yazarlarını yirmi yıldır Türkiye'den dahi okuduğumu. devletin korolarındaki sanatçılar ancak "taklit" eder. yalnız halka el açmıştır. Ajda Pekkan ve benzeri gibilerin. Bu da bizim görevimiz.dolaşmış. hafif meşrepliğin cıvığını çıkartarak okutuyorlar. mezarlıklardan.blogspot.. http://genclikcephesi. bozlaklardaki. çamur suratlı utanmaz medya manyaklarının eline düştü. ayrılıktan. sünger yanaklı devletin adamları bilmelidirler ki. güya kültür adına. alay etmez. Benzer aylık ve haftalık dergiler hemen her yıl ya da canları sıkıldıkça bu tür listeler. devlet ise yüzsüzce alkışlamakta. tartıştığımı düşündüm. Artık ne söylesek nafile. görev aşkıyla okunmamıştır. her dönem yeniden Leman dergisine yeni katılmış genç okuyuculara tanıtmak zorundayız. Ve devlet. hiç kimse ciddiye almaz. yine kültürün muhafazakârlığını dolarlara çeviren TGRT Sibel Çan'lara. Buna kimsenin hakkı yoktur. Üstelik ağıtlardaki. bu türküler işçilik rolüyle.. herhangi bir itirazları da yok!. kendileri en çok satan haftalık. eğlenir. (Hayatımda en acı duyduğum anlar. biçimsel akademik yollarla disipline etmeye çalışıyor. bu acıları duymayıp. açlıktan. Kendileri Türkiye olmadığı gibi. Enis Batur. stilize ederek. Ancak. Her işçi bir başka çeşidini üretir. Buna nasıl canları dayanıyor.

yön veremeyecek. ürününü. Peki başka nereye bakacağız! Adamın suratına. Hiç kuşkunuz olmasın. işte bu parayla.. Türkiye'nin en büyük sorunu.. buna kimse karar veremez. ya da nankörlük içinde. bu şahane şarlatan.. edebi bir tartışmaya giremeyecek.. ülkelerine. bir şiir yazmış elli yıldır konuşuyor.. Sonunda kararımı verdim. O küçücük beyinleriyle bu kadar büyük imkânlar bulmuş beceriksiz insanlar. manipüle etmeye kimsenin hakkı yoktur. bu kadar ıkınıp "yazı" yazamamak.. pislik içinde insanlar gibi düşündüm. El çabukluğuyla "aydın" olmak istiyorlar. eleştirilmemiş. onur. her dergide. önüne gelen her gazete. Sonra. orada bu hakedilmemiş sözümona pislik unvanları tartışırız!. Tam bir birlik ve dayanışma içinde mutlu bir hayat sürerler. bütün kapıları tutmuşlardır. açık tartışmaya girecek... Alay edildiklerinde dahi mutlu olan bu insanları tanıyabil-memiz şüphesiz güçtür. her an ağzına gelen avare. Çünkü bu insanlar. Mahkemedeki iddiamız şudur: "Türk Kültürüne Yön Veren 100 Türk Büyüğü" benzeri ifadeleri kullanmaya. vahşi liberalizmin sürüklediğine inandım. Herkesin.. kendilerine "yabancılaşmış" plastik tıpalar gibi gördüm. http://genclikcephesi. Sonuna kadar aldanmışım. Halklarına sırt dönmüş.Küçük bir rastlantı. Ertuğrul Özkök'ün metinleriyle dalgasını geçen bu ülkede üçbin sayfanın üstünde mide kaldırmayacak karşı yazılar yayımlanmıştır. üslup tutturama-mak ölümcül bir hastalık!. amatör. bu yüzden açık eleştiriye tabi tutul- 176 177 mamış bu kamuoyunun önde insanları. Bugüne değin. bu adamları her yıl en önemli adamlar listesinde ya da jüri listelerinde yan yana getirir. Aldandığımı anladım. maymunlar gibi kollarını bacakları gibi kullanmaya çalışıyor. Doğu'daki savaş ve enflasyondan önce "aydın" sorunudur! Her yıl. Adam. tek örnekleri yoktur.. yaban domuzlarının vahşi taşkmlığıyla "Ben önemli adamım" diye boy gösteren aydınlara çok kafa yordum. tartışılmamış. Buna rağmen medyanın gazeteleri. çirkin beyin dedikodularını şairlik sanıyor. Her gün konuşup. adalet. Bir zaman sonra bu insanları önümüze. hüznün ve sidiğin şairi.com 86 . saygı gibi kutsal değerleri tümüyle kaybettiklerini düşündüm. basit insanları. Ve neden sakarlıklarının rezilliğinden her yıl toplumdan madalya talep ediyorlar!. insanoğlu bu sevdadan beşmilyon yıl önce vazgeçti. açık tartışmada ortaya sürecek. Mesela Ertuğrul Özkök! Daha değersiz bir nesir parçasını gösteremezsiniz. bu adamları toplumun önüne önemli adamlar gibi sokuşturuyor. olmamış eserleriyle hangi mahkemenin kapısına uzanırlarsa. Daha salata ve kaba saba ve ucubeleri de var. Acemi.. fikir ileri süremeyecek kadar habersiz ve ukala üslup sahibidirler. ve aklı selim yüzbinlerce genç aydına rezil oluyorlar. her sezon. ya da Enis Batur. Bu isimler siyasi. önce. Bunda da aldandım... saçmalamak için boğa kadar enerji sarf edip. diğeri. Mesela. Bir diğeri. eserini.. dergiyle düşe kalka.. Türkiye'nin en önemli insanları gibi hipotezlerle iddiada bulunamazlar!. saçmalamayı dahi beceremiyorlar. serseri onbinlerce boktan püsürükten mev-zuyla. Atarlarsa. soyluluk. Selahattin Duman. böyle bir iddiayı kimse kamuoyunun önüne atamaz. halkm vergileriyle oluşmuş devlet hazinesinden milyonlarca doları almakla kalmıyor. vefa. Ortada pek ciddi bir bozukluk var ve ben bu bozukluğu anlamalıydım. Bunda da aldanmışım. içlerinde çelik gibi sağlam. sadece cebren ve hile ile kelime fuhuşuyla "unvan" elde etmek!..blogspot. ama yine de lafa girmeyi beceremeyen bu adamların derdi. sosyal. Mesela Serdar Turgut. dergileri. şu adamın suratına bir bakalım: Soğumuş yemek artığı!. nasıl oluyor da sakarlıklarını bize sokuşturuyorlar.

soytarıların yerini. Şekspir'in en ünlü oyunu Kral Lear'de. başkasının adına mektuplar yazar... akıllarım oynattıklarını kim söyleyecek!.. O güne kadar eğlenceli şakalar yapmış soytarısı.. kızlarının ihanetini yaşamış.. bu mektupları yazan siz iseniz. başkasının acısıyla aşk ve sevgiyi talep edemezsiniz! Kan. Christian savaşta ölür. onun kanı!.. kan. vicdan azabı. Hiçbir eleştiri kabul etmeme. Sonunda anladım ki. en temel insanî duyguların. bu adamların ahlâki ve estetik hassasiyetlerini kaybetmelerinin sebebi: Duygu bozukluğu. İşte tam da bu yüzden. Vakit geç değildir. bir deliyle eğlenir gibi eğlenir kralıyla.. Ama siz.... Roxane: Sizin ruhunuz var bu mektuplarda. Eleştirmenler. Krallar devrildi.. Ama çok geçmeden..Ve neden bu insanların hiçbir şey gücüne gitmiyor!. Roxa-ne.. yoksulların. Türk büyüğü olmaz.. duygular modalara göre değişmez!. yazar olunamaz.. Roxane: O coşkun mektupları yazan sizdiniz? Cyrano: Hayır. Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden sayılan Cyrano de Bergerac'da. Zigana'dan aşağı... "Türkiye'nin en önemli adamı" oluyorsunuz. apartman demeden yıkar.. makale... bağımsız dergiler. eleştirmenler aldı... kral. büyük. yeryüzünün klasik değerlerini. içine gömülelim.. çırak çocukların kanı. Amerikalı zengin işadamları bu iş için Himalaya Dağla-rı'na çıkarlar.) 178 179 Cyrano: (mektubun üstündeki kan ve gözyaşını göstererek) Ama kan. önemlisi. duygu bozukluklarını gidermenin yolları vardır... Karadeniz'de. Sümela Vadisi'ndeki dünyanın eşsiz bulut ormanlarını gecegündüz ve yalnız seyretsinler! Çıplak gözle!. edebiyat. sanat..com 87 .. Bu hikâyeden insanlığın çıkardığı ders şudur: Başkasının kanıyla. Peki onlara şimdi. aynı rolü oynadılar. Osmanlı padişahları her cuma namaza girerken. soytarının şoke edecek bir şekilde onu deli yerine koyup eğlendiğini söyler. Kürtlerin kanı. sevgilisinin ölümünden sonra.. bu mektupları yazanın gerçekte Cyrano olduğunu öğrenir ve Cyrano'yu yıllarca kapandığı manastırda bulur. kralın. dans eder. Bizimkiler Güney Afrika ya da Brezilya karnavallarına gidiyorlar. insanı var eden soylu duyguların eğitimini verir. insanlık. Kral Lear'in kafayı yemekte olduğunu görünce.. yani siyasi iktidarın adamları. ağaç. sanat. askerin kanı. Cyrano. yavaş yavaş delirmektedir. kırar geçirir!.. küçük. adalet gibi değerleri unuturlar! Onları artık başka duygular idare eder! Ancak. Kral Lear'in içinde bulunduğu "delilik" durumunu kavraması için. kitap. Aralarında şu diyalog geçer!. eğitim.. kan.. Fırtınada http://genclikcephesi.. Eleştiriyi dışlayanlar. Duygu bozukluğuna uğramanın sebebi: Aşın korunma.. demek ister. Benim samimi bir tavsiyem var!. Tek başına fırtına.....blogspot. kralına "deli muamelesi" yapıp. önemli insanlar olunacak.. Fırtına. kamuoyunun her jürisinden "hakim" rolleri ellerine geçirdi. Duygu eğitimi olmadan. Normali kaybettiğimizi bize kim söyleyecek? Kral'a soytarısı söyledi. emeklilerin. Fırtınanın iyisi. kötüsü. Mektubun üstünde kan ve sevgilisi Roxane'nin gözyaşları vardır. inanılmaz fırtınalara şahit olmalıdırlar!. insanlara. minareden: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var" diyerek. onu aşağılar. oynar.. başkasının döktüğü kanda. Bakalım sizi doyurmak için daha ne kadar kan akacak! Bu kanlar üzerine büyük yazarlar.. benim gerçek sevgilim sizsiniz. (Roxane. Aşk mektupları yazdığı adam. vefa. aydınlar.

insanlar bu sütten emmek. Kalabalıkları harekete geçiren seslerle. burası gerçek bir tımarhanedir. başyazar. "Acıma" duygusu. köylü.. sofrasını bu kutsanmış insanlarla paylaşmazsa. bize "biricik" olan vazgeçilmez değerleri. eskimiş. http://genclikcephesi. Napolyon. ma-ganda. insanlık tarihinin en sadist işkencelerini yapmışlardır. penceremizden iç geçirerek ve düşünerek bu büyük oyuna katılabiliriz. Saçını.com 88 . satırlarıyla. meydan kavgalarıyla.. Bu duygularını kaybetmiş yazarlar. yani doğayla alırlar eğitimlerini!.insanlara dair duygular yoktur.. bir günde onlarca kişi ölürken. duyguları. acıma duyguları da yoktur. Hızla yol alan bu bozukluğa artık hiçbir söz yetişemiyor!. çaresizliklerle. ve buna rağmen eğlenecek bir şey bulabi-liyorsa. Kardeşlerim! Düşme duygusu olmayan iktidarların. Bu küçük ömrümüzde. kendine saplamıyorsa. Ne olduysa.. kendini günahkâr hisseder. sofralarının betinin bereketinin kaçacağına inanırdı. 100 Türk aydını. melodisiyle. İnsanlar bu kararın ne olduğunu anlayamadan ülkemiz büyük bir hayali ihracat bataklığına girdi ve hâlâ çıkamıyor.. Yukarıda bu insanlar "en önemli adam" olurken. hızla delirmektedir.. halkın bir nevi ibadet ettiği kutsanmış bu insanların birden vahşi. binlerce roman yazdıracak güçte büyük ve derin trajediler öğretiyor. Güya bürokrasiyi küçültme adı altında büyük bir hayali ihracat kapısı daha aralanıyor!.. yamalı elbiselerini ütüyle. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi.. hiç değilse. Ve bu ülkede en çok tartışılan konu oldu.. Ama insanlar fırtınayla. Bu yüzden yoksul insanlar "çok evli" insanlardı.. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. iniltilerle. maddesi: "Görevi yapma gerekçesiyle ihracata hiçbir engel. edebiyat burada devreye girip.blogspot. mutlu olabilecek makaleler yazabiliyorsa.. Çünkü "önemli adamların" daha önemli olması için daha çok kana. insanı kahredecek. yamyamlık makamına çıkartılmasını görmek.. Tek başlarına yemek yemesinler diye binbir nezaketle didinip dururlardı. TEK BÎR GAZETE YAZMADI BUNU. saplamayı denemiyorsa. delilik sınırlarını aşmış. Bir yazar. heyecanları öğretir. İşte. bir gecede şehit düşen doksan bin askerinden sakinlikle sözede-bildi... sakalını. Bakm Mesut Yılmaz'm yeni kararma: "Fiilî ihracat esnasında çıkış beyannamesi ve fatura dışında hiçbir belge aranmayacaktır".. ifadelerini taşıyordu. bestekâr. bu büyük oyuna göğsümüzü açmalıyız. hastalıklarla. "soyluluk" duygusu bu açık arenada öğrenilir. itinayla giyerlerdi. Halk. ülkesindeki en kanlı bıçağı odasında.. tırnaklarını keserler. Göğüslerimizi fırtınaya açmalıyız. Tüm bu yazıyı neden yazdım. bakm neler oluyor Türkiye'de. daha çok "kara paraya" ihtiyacımız var!. Korunan insanlar. Enver Paşa.. 180 181 Elmalı Şekerci Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. kralların. 1985 yılında yayımlanan ihracat rejim kararının 1. TEK BİR YAZAR YAZMADI!. şu son zamanlarda oldu. akıl hastaları gibi derin bir sessizlik içinde kalabilir ve bunun adını tuhaf bir edebi akım koyabilir.. yoksul insanlar birden yamyam insanlar oluverdi. Waterloo'da kaybolan ordularını lafın arasında geçiştirebildi. Mahalleli gizlice gözlerdi kutsadıkları bu insanları.. eleştirilerin soylu mızraklarından geçmeliyiz. güçlük çıkartılamaz".... anlatayım. başkaldırılarla..

öyle büyük bir dert peydah oldu ki. elmaların boy boy sıralanması. işleri gerilemeye başladı.com 89 . akasya ağaçları gibi kibar. Yatalak bir annesi vardı. sapık görmüş gibi bakması dayanılır bir manzara değildi. hatta yalvaran haline çocukların öcü. tatlı. Mahallemizde yirmibeş sene kaldı. kendilerini acındırmazlardı. Çok iri gözleri vardı. koluna takıp gezdirdiği. İşe başladığı yıllarda bakkalda. şükür üstüne şükür ederlerdi. içine elma şekerleri doldurduğu tahta çerçeveli bir çamekân yaptırmak oldu. herkes kendi derdinin kuyusunda kaybolup gitti. konuştuğu herkese saygı gösterirdi. manolya ağacı gibi soylu. parayı cepten çeker" diye maniyle bağırırdı ki. yani işi. elma şekerinin çubuklarının yontularak hazırlanmasını ince ince tarif ederdi. bir gün dahi camekâmn başından ayrılmadan bekledi. Tezgâhının başında sabah akşam "Elmalı şeker. Bir gün kendilerinin de sokaklarda aç. manisi de bu kadardı. Ve çoğu zaman onu. hayır para almayacağım senin olsun. dedikodu yapmaz. diye ikram eden. Gerçek bir kral gibi saygı duyulur. ağızda eriyen şekerler çıktığında. çocuğun yememek için kaçtığını. Kuşlar uçar. yaz kış oradaydı. Onu ilk gördüğümde. Kurumuş otları bile nezaketle koklar. Lollitop dediğimiz plastik bir çubuk ucundaki top gibi. Ve onunla bütün konuşmalarımız. http://genclikcephesi. Kaim. asla dilenmez. akide ve horoz şekerleri vardı. tek bir elmalı şeker dahi satamaz olmuştu. ekşi nasıl ayırdedilmesi. onun da ısrar ettiğini görür. bembeyaz saçlı bir adam. çocuklarına "Sakın elmalı şekerciden yemeyin" diye tembih eder olmuştu. takımyıldızları gibi çoğaldı. elma şekerinin şurubunun hazırlanmasını.blogspot. Yoksullukları ailelerin yükünden ya da başa gelen amansız hastalıkların pençesine düşmekten kaynaklanırdı. Çünkü. fazlasıyla kötüleşmişti. Gelmeyen müşterilerine hüzünlenir. yerini yirmi beş yıl hiç değiştirnıeden. 45-50 yaşlarında. hayatıyla ilgili kimseye hiçbir şey anlatmadı. dua üstüne dua. Ve birkaç yıl sonra. Nereden geldiğini ve o güne kadar ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. bu kadardı. sebebini bir türlü anlayamazdı. elinde bir elmalı şeker.Yoksulluk halkın kendi kanıdır. yoldan geçen bir çocuğa ikram ettiğini. yalan söylemez. Ve yoksullar da sabahtan akşama kadar deli gibi çalışır. İşte bu insanlar halkın gizli krallarıydılar. sahipsiz kanayacaklarım düşünür. yirmibeş kuruştan başlıyor. Önceleri herkes çocuğunu tören gibi 182 183 elmalı şekerciye götürüp elmalı şeker aldırırken. olduklarından ve kendilerine neden bakmadıklarından şikâyet eder dururdu. İlk birkaç yıl işleri çok iyi gitti. o da bin bir güzel hikâye anlatırdı. iki değil. Mahallenin yıkılmakta olan en eski evine yatalak annesiyle yerleşip tek göz odanın içinde yeni bir hayata başladılar.. önlerinden geçilirken yarı bele kadar eğilip selamlanırlardı. elli kuruşa kadar çıkıyor / Elmalı şeker. geçen yıllar içinde elmalı şekercinin camekânı tozlandı. tozlu tezgâhının şöhreti tüm mahalleye yayılmış. bu kadar uzun bir süre içinde. ben de tuhaf olurdum. Çocuklar elmalı şekerlerinden iğ-rendikçe iri gözleri derinlere dalar. kim kimin derdine düşecek. Çocuklar ve anneler elmalı şekerciden kaçar olmuştu. Ve gün geldi yoksullar bir. Sokağın caddeye bağlandığı köşebaşmda. üstü başı kirlendi. hiç evlenmemişti. tüylenmiş paltosuyla. Onun.. İlk günlerinde bana. susuz. Ben çocukken mahallemize çok uzaklardan bir adam geldi. kadınların neden bu kadar şekilsiz. kirli. buyur. İlk işi. anneler. unutuldu. akşama kadar orada gömülü kalırdı. balıklar yüzer.

Bu insan. hatırlayan kimse kalmadı. saçının düzgün taranmış şeklini asla bozmazdı. onu burada bekleten. Orada var mıydı. kime tele185 ı Di fon ettiysem. o kadar kemikli bir yüzü vardı. içinde elma şekerleri mi. aynı sokakta. para kabul etmemiş. çünkü rüzgârı farket-mişti. Bekledi! Yüzünde. niçin burada durduğunu.. onun mesleğinden bu şehirde olmamalı. Geniş kemikli yüzü zayıfladıkça burnu irileşip çenesine düştü. kimi "hâlâ orada" dedi. hâlâ orada mı onu da bilen yok.blogspot. Lapa lapa kar yağdı. Günün her saati rüzgârlı olan bu sokakta. gümbür gümbür yağmur yağdı. Çok yaşlanmış. yardımı kabul etmesi. birkaç yıl sonra insanlar "Yahu burada bir elmalı şekerci vardı" diye hatırlayabildi. nasıl bir adam olduğunu. Ve bir zaman sonra. Hikâye burada biter. dedim. ama. Hatta. rüzgâr gülleri tezgâhın üstünde kendince akşama kadar dönüp dururdu. sonra onun da modası geçti. kâğıt oynayan insanların yanma oturmadı. Nereden geldiğini. Dikine bir tabut.. tarağa bir damla zeytinyağı ve bolca limon sıkarak. bir sokak mumyasına dönüştü. Tam yirmi beş yıl yanıbaşındaki kahveye gidip bir bardak çay içmedi. oralı olmadı. elleri cebinde tezgâhını beklerdi. ülkemin sokaklarındaki yüz binlerce "devden" yalnız biriydi. Orada. bir hayvanat bahçesi akbabasına dönüştü. sevinç. kimi "çekip gitti" dedi. yukarıda saydıklarıma ilave bilgi bulamadım. kalmadı. başka bir işi olmadığına göre. Bu son derece beyefendi. jöle olmadığı için. Sokak duvarının sıvasında bir desen gibiydi. ancak. antik bir ağaç gibi sokağın köşesinde. casus. Yıllar 184 geçti. onunla mahalleye ilk geldiğinde görüşüp tanışanların çoğu yaşlandı. Rüzgâr gülü de bir zaman iyi iş yaptı. Bir zaman sonra fır fır dediğimiz rüzgâr gülü satmaya başladı. kimi.com 90 . mahalleli neden bu adamın evlenmediğini konuşuyordu ve ihtiyarlıyordu ve bu saatten sonra elinden hiçbir iş gelmiyordu. o zamanın modası Eşref Kolçak saçı. dönüp bakmadı. O yine de çok ince bir tarakla beyaz saçlarına dalgalar yapar. ya da uluslararası yüksek bir diplomat olmalı. caddeden resmi geçitler. bu da birkaç günlük bir macera olarak elinde kaldı. Yani.. Bizim tabakh dediğimiz çıtalı uçurtma yapıp satmayı denedi. İlk geldiği günlerde yakışıklı bir adamdı. Bir kez olsun. hareketlerinde hiçbir endişe. Sokak aynı zamanda iki ayrı ilkokulun da yoluydu. para yetiştiremeyip. çok geniş. ama o yine. yok muydu? Herkesin önünden geçtiği bu adam o kadar oradaydı ve o kadar hareketsizdi ki. Omuzları çöktü. tezgâhının başında bekledi. Bir gün çekip gittiğinde. telefon ettiğimde. korku.. Beyaz kalın kaşlan alnına doğru yükselir ve gittikçe kabuğu sertleşen eski.. http://genclikcephesi. annesi ölmüştü. neden tam yirmi beş sene tek bir elma şekeri satmadığı halde sokağın dibinde tünediğini bilen. Artık yazarlığımı devreye sokmak zorundayım. Orta boyluydu. ancak. annesinin ilaçları. şehrin tılsımını çözer gibi oldu. öldü. diz boyu karın altında oradaydı. törenler. kamburu çıktı. şemsiyesiyle oradaydı. geldiği yıllarda yatalak annesine ve kendisine gururuna yedirip asla yardım. Bir kez olsun. Anarşi döneminde kulağında mermiler vızıldadı. günlük tıraşını asla ihmal etmeden. "dur. orada kayboldu. çok derinden bükmüştü boynunu. kanatları yolunmuş elmalı şekercinin. Tezgâhının camları öylesine kirlendi ki.. Bu yüzden bu hikâyeyi yazamayacağımı anlayıp bıraktım. artık ağaçlaşmış bedeninin üstüne kaç kez inmişti hayatın baltaları.Bunun bir sebebi vardı. yoksa iri bir fare mi saklıydı? Nasıl bir dertti. yarın bir bakiyim" dedi. Herkesin ortasında görünmez oldu. hastalığı arttıkça. sandalyeye çöküp bir muhabbete katılmadı. yıllarca onun hakkında bilgi aradım.

hançerlemiş olmalı. büyük bir bekleyişe koyuldu. çok inandığı. almak için eğildim. süt dişleri çıkmış. yoksulluğun buzulunda fosilleştiğini gördüğünde. taşrayı bilmiyordu. Yoksulluk taşa çevirdi onu. onu titretmeyişi. Büyük ve amansız yenilgisini masalsı bir fantazyayla aşmak istedi. hayalleri kâbusa dönmüş bu tapınağı bu kadar beklediğine göre. geceleri tuhaf hayvanların ıslıksı sesler çıkarttığı Aşağı Gine gibi bir yer olmalı. Budistlerin tarih içindeki en büyük üstatları dahi bu büyük inzivaya. ne suratı. yoksulluk içinde hiçbir macera saklamayan çöl kumu gibi yutmuştu onu. bu upuzun bekleyişli ölüm. ruhunda. onu sırtına alıp. bir hayal kırıklığı gibi miydi. Ancak. Bir zamanlar son derece zeki. Mağlubiyetini çok incelmiş. Onu. dedi. "yardım almanın" insan gururunu baltayla paramparça etmesini bilmiyordu. tüm umutsuzlukları ve bıkkınlıklarını. bu insanların hayatlarında merak ettiği hiçbir şey yoktu. "muhtaç" olmayı. o zaman değerli bir paraydı.blogspot. Çünkü. bu kadar uzağa ancak muhteşem bir aşk atabilir. bunu başardı. boşuna eğilmişim. o soylu adamı. çok duygulu. uçsuz bucaksız bir taşra kasabasına gidip. bu kadar geniş bir intihar seçtiğine göre. kepaze eden. ancak. soylu bir ruhun malikânesine benziyor. bir asi. Yoksa. dost tutmadığına göre.com 91 . yoksulluğun amansız fırtınasına rağmen. taşra kasabasında herkesin akşam vakti işlediği duvarın sıvasına bir desen yapıverdi. Ancak. bedeninin rüzgâr ge-çirmeyişi. eşkıya. bu büyük susuşa dayanamaz. masalsı. gazoz kapağıymış.. Bu insanı. romantik bir serüvenle silmek istedi. haydut. şarkılar söylenip şaraplar içilen bir Fransa olmasa bile. bütün masalını bozdu. Bu büyük ülke. uzun ve kımıltısız duruşuyla komikleştirerek.. Bu duruşuyla. Elmalı şeker satmayı seçmişti. ama ne? Kendine bu kadar uzun bir ölüm. Uçurumun kenarında yirmibeş yıl atlayacakmış gibi duruşu. bir küçük kımıltı yok muydu? Bir gün kaldırımda. dalga geçer gibi miydi? Benden önce o da bu 186 187 http://genclikcephesi. uzaklara düşerek intikam almak istemişse. sıradan hayatı bilmiyordu. her günüyle birilerinden seri intikamlar aldığı doğru olmalı. Öyle keskin bir yoksulluk buzuluna çarptı ki. sahipsiz bir bebek gibi duruyordu orada. Bu sıradan fakir mahallede hiç kimseyle dertleşmeyip. çocuklara elmalı şeker satmak. Bu köhnemiş. Artık bir ihtiyar değil. bu kadar uzun bir sürüklenişe dayanamaz. üstün zevkleri olan bu insanı. hayatınızın 45'den sonraki yirmibeş yılma elmalı şeker satarak devam ediyorsunuz. o arkamdan: Gazoz kapağı. Çok yukarıda büyük bir mağlubiyet yaşamış olmalı. ne de yaşayabildiği bir macera. Kesinlikle.. her soylu gibi. asla aptalca. Bu uzun bekleyişte hiçbir umut. Gazoz kapağı deyişindeki ses tonunu düşündüm.Ya da yüz kızartıcı bir suçtan ordudan atılmış olmalı. Bu adam birilerinden kaçarak. gökteki mavi gibi flüt gibi çok tanıdık bir renk. Geriye dönecek. ve geri götüreceği bir "gurur" kalmıştı. Yirmibeş kuruş değil. sinematografik bir fantezinin ürünü. ne şık bir paltosu. Yoksulluk. çok uzaklarda birilerini hançerlediği. Ve sonra. içinde donup kaldı. vicdanında hâlâ temizleyemediği büyük ve cehennemi bir yangın olmalı. başkaldı-ran bir adam değildi. gizlenerek. Ya da kendini ömür boyu cezalandıracak bir suç. rezil. ses. geri dönmeyi deneyebilirdi. şakası olmayan derin bir kuyuydu. yirmibeş kuruş gördüm. Çünkü. asla zavallı bir hayat değildi! Bedeni ve hayatı ve hatıraları çok kutsal olmalı. Bir annem var hayatta deyip. içinde büyük bir ülke olmalı. Yoksulluğu. Çünkü bir asi.

toto milyarderi ihtiyar adamlara ne getiriyor. umutları. Modern dünyanın hastalığı mı umut ve beklentiler? Kazıdığımızda. insan. ama. İnsanlar bu sütten emmek. gazinoda çaldığı. bilemiyorum. Hâlâ yazamıyorum bu hikâyeyi.gazinocular arasındaki kavganın tarihi 150 yılın üstündedir. üstün tanbur yeteneğine rağmen. boka sokar! İnsan. kitlelere öğreten büyük deha dahi. buruna takılacak gazoz kapağı olacak. 1950'li yıllarda gazinoya çıktığı için. çenelerine en olmaz yerlerine asıyorlar! Neden biz. Nevzat Atlığ. ki. 1930'lu yıllarda Türk müziği yasak olduğu için. ömrüm boyu benim en büyük. umutla dolan. kıskançlık içindeki bu kulisler bugün dahi bu sanatçının devlet sanatçısı olmasını önlemiştir. 70'li yıllara geldiğimizde. sahici hayatın kendini göreceğiz? Umut. Aşağı Gine'de gazoz kapaklarını yerliler. bilgi dolu dostum oldu. o sokak akbabası! Elmalı şekerci. kudurmuş bir kıskançlık sahibi insanların elinde ömrünü çoktan tamamlamıştır. saçını. uyuşuk. sabah okuyor ve halka. ileride bir gün çıkıp gelen bir şey mi? Yoksa.. sahneye çıktı.gazoz kapağı için sevinçle eğilmiş miydi. kralsız. Çünkü umut ve bekleyiş olmadan yaşamı öğretti. burada duran. Zeki Müren. magazinin ve cahilliğin kurbanı olup. Mısır'dan gelen ünlü Abdülvahap'm şarkılı filmlerine müzikler yaptıkları için bir dövülmedikleri. Çünkü insan gençliğinde. erdem dolu.. bildiğim bir şey var. bedenin. "klasik eser" okumasına müsaade edilmemiştir. bugünlerde müzik diye bilip söylediğimiz şarkı formunu ihya edip. yamalı elbiselerini ütüyle. hapse atılmadıkları kalmıştır. Zeki Müren'in kırk yıl arkasında çalan. Dışlananların haddi hesabı yoktur. alkışa okuyor diye aforoz edilmiştir. http://genclikcephesi. Önüne çıkan hizmetçiyle yatıyordu. hasetlik. başsız. Sadettin Kaynak.com 92 . klasiklerle -sahne. çok sonra ünlü koro şefi olacak. hayal kırıklığıyla boşalan boş bir bağırsak mıdır? Hayal kırıklıkları insan soyunu yiyen bir kötülük meleği midir? Bilemiyorum! Ben küçükken yoksullar kutsal insanlardı. Hacı Arif Bey. kendisi çok arzu etmesine rağmen. sahneye çıktığı için dışlanmış. Selahattin Pınar. 188 Mızrapla Parçalanan Yürekler Tüm sanat dallarında olduğu gibi. acımasız eleştirilere uğramıştır. Can dostu Nigar 189 Uluerer'in söylediğine göre. sonunu hazırladı. şöhret. Zeki Müren'in muhteşem berraklıkta. Meydan Larous-se'da adım geçiyor diye pek sevinmişti. uyuz. sakalını. her şeye rağmen. hayatı umutlarla. Münir Nurettinler. sert. bazı maddelerinin içinde birkaç cümlecik ismi zikredilmek isten-mişse de "gaygaycı" diye alaya alınmış. Münir Nurettin hayatında gazinoda söylemedi ama. 1980'li yıllara geldiğimizde de düşmanlarım haklı çıkartacak basitlikte Ahmet Selçuk likan gibi arabesk dahi olamayacak düzeysiz heriflerin kahır mektubu benzeri güftelerini söyleyerek. hayal kırıklıklarıyla karıştırır. itinayla giyerlerdi. Türk Müziği de yüzyıldır. dahiyane sesi ve sağlam kişiliğiyle ayakta kaldı. burun deliklerine. hep duran. iyi ki kaldı. tırnaklarını keser. hayal kırıklığıyla hayatımızı değiştiriyoruz? O adam. ancak. bayraksızdır. akşam besteliyor. geçip giden tüm hayatıyla gazoz kapağı gibi dalga geçebilir mi? Ya da bu saatten sonra umut çıkıp gelse ne işe yarayacak. piyasada çalışanlar radyonun icra ve repertuvar kurullarında çalışamaz diye hasetinden istifa etmiştir. mükemmel manolya sesi. varolmanın ta kendisi mi? Elime kalem aldığım ilk günden beri yazmak istediğim tek hikâye işte buydu. 1950'li yıllarda harika çocuk diye lanse edilen o günlerde yeni yeni meşhur olan karikatürist Bedri Koraman'm "harika kazık" diye eleştirdiği Ercüment Batanay da.blogspot. programdan sonra bir şişe viski içiyordu. yavrularını bu pırıl pırıl ahlâkla büyütmek isterlerdi. Türk Müziği etrafında kaleme alman ansiklopedilerde adı geçmemiştir. eskimiş. tüm hayal kırıklıkları aştığımız o zaman mı çıplak. hayatın. Çünkü yoksullarda tanrısal bir süt vardı. para. klasik ekol tarafından dışlanmak istendi. tüm hayal kırıklıklarını aşıp.

Deha sanatçıların çalkantılı iç dünyalarım, içlerinde yaşadıkları büyük, çıldırtıcı hüznü tanımadığımız gün gibi ortada, bu yüzden Türk Müziği, eş, dost, akraba, torpil ilişkileriyle kendine yer edinen "memur" sanatçıların eline geçmiştir. Bin yılın en derin müzik hazinesinin kara korsanları, cellatları bu memurlar olmuştur. TRT'nin yayımladığı Nazmi Özalp'in Türk Müzik Tarihi, Kültür Bakanlığı'nm yayımladığı Yılmaz Öztuna'mn hazırladığı müzik ansiklopedisinde Zeki Müren'in ve nicelerinin adı geçmez. Yılmaz Öztuna, dişçi, doktor, arkadaş, müzik heveslisi insanlara bile ayrı bir madde ayırdığı, Enver Paşa'mn hanımı Naciye Sultan sırf iyi piyano çalıyor diye ayrı bir madde ayırdığı halde, Zeki Müren ve burada sayfalar tutacak müzisyene yer ayırmamış, onlardan intikam almaya çalışmıştır ve Zeki Müren'in 1950'li yıllardaki sesiyle dalga geçen tek yazarımız olmuştur. Yılmaz Öztuna, Cemal Kutay düzeyinde, magazinel-hamasi tarihçiler smıfındandır, yüzlerce ansiklopedisi vardır, yanlışla190 rina yapılan eleştiriler "mizah" sınırlarına varmıştır. 70'li yıllarda çıkarttığı Hayat Tarih mecmuasıyla, bu ülkede tarihiyle şişinip böbürlenen muhafazakâr kitlelerin abur-cubur tıkınmasına sebep olmuştur. Yılmaz Öztuna'mn babası, kendisi gibi "pepedir", gazinocular aleminde lakabı "Pepe Muhittin"dir, 1950'li yıllarda İstanbul'da büyük gazinolarını kiralayıp çalıştırırdı, asker dönüşü Zeki Müren'in peşine düşen birçok gazinocunun içinde o da vardı, Zeki Müren başka bir patronla anlaşınca Pepe Muhittin gazinoculuğa küsüp, gazino hayatına son verir. Yıllar sonra tarih ve müzik sahasında büyük kitaplar yazacak oğlu, babasının intikamını işte böyle alacak, Zeki Müren'i güya görmezden gelecektir. Yılmaz Öztuna'mn en yakın arkadaşı ünlü koro şefi, kasıntı ihtiyar, 70'li yılların devlet sanatçısı Nevzat Atlığ'dır. Piyasada çalışanlara karşı devlet imkânlarının balyoz yumruğunu indiren, TRT'deki ünlü kilise korosunun mucidi Nevzat Atlığ, İstanbul radyo müdürü, konservatuvar icra heyeti başkanı gibi birçok idari görevde bulundu. Türk Müziği'nin derlenmesi, toparlanması, bir metoda bağlanması ve büyük bir arşiv, bir kütüphane oluşturulması konusunda en büyük çalışmaları yapan, Batı Müziği terbiyesiyle büyüyen Sadettin Arel'dir, bir yanma müzikten anlamayan ses fizikçisi Salih Uzdilek'i, diğer yanına, gelenekten gelen Suphi Ezgi'yi ve devrin müzik bilgini Rauf Yekta Bey'i alarak, bilimsel çalışmalar yapmış, kendi başına muhteşem bir özel akademi inşa etmiştir. Yılmaz Öztuna'mn tüm arşiv bilgileri onun kütüphanesinden kalmadır. Arel'in her cumartesi yaptığı geleneksel toplantılara Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve birçok müzisyen katılırdı. Velhasıl Öztuna ve Atlığ, bu iki kafadar, siyasi iktidarları ikna ederek, TRT, Kültür Bakanlığı, konservatuvar-larm kurulmasını, yönetimini, yönetmeliklerini inşa eden insanlar olmuşlardır. Tanburi Cemil'in oğlu Mesut Cemil öldüğünde de meydan onlara kalmış, bu büyük hazinenin başına oturmuşlardır, istediklerini işe almış, istediklerini iktidar yapmış, istediklerini kovmuşlardır. 191 Kuru, yavan, renksiz, mezar iniltilerine benzeyen konseri e-riyle Türk halkım canından bezdirten Nevzat Atlığ, boktan bir devrim yapmış, ritm sazı Türk Müziğin'den kovmuş, kıskançlık ve hasetlikleri yüzünden Türk Müziği tek bir yetenek kazanamadığı gibi, tarihin derinliklerinden, binlerce haykırışı, bin yılın binlerce ağrılı yüreği, bin yılın onbinlerce iç coşkusu, yeteneği kapalı kapılar ardında işkenceye tabi tutulmuş, adamakıllı öldüresiye dövülmüştür! Yüzyılımızın en büyük cinayeti, müziğimizin bu ürkütücü, tehlikeli insanlar elinde paramparça edilmesidir! 1950'li yıllarda ağır iddialarda, bu müziği tüm dünyaya duyuracaklarını söyleyenler, bugün yelkenlerini suya indirmiş, bu narin müziğin bir cam fanus içinde devlet desteğiyle yaşatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa, elli yılın tartışmalarını özetlersek, önceleri, Türk müziğini çağm gerisinde, çağın sesi değil diyenlere, kitlelere onu aktaracak "kurumlar" yok deniyordu.

http://genclikcephesi.blogspot.com

93

Allah'a şükür, kurumların Allah'ım inşa ettiler. TRT, Kültür Bakanlığı, Konservatuvar... Diğer görüş, büyük bir disiplin içinde eski eserler repertuvara alınmalı, okunmalı, denmişti, elli yıldır okunuyor Allah'a şükür, kendilerini dinliyorlar. Çoksesli müzik tartışmalarına iyi niyetle baktılar, ellerinden bir şey gelmedi. Büyük günahı, Cumhuriyetin ilk yıllarında müziğin yasaklanmasında buldular, ama sonraları, radyonun kurulmasıyla, büyük propaganda imkânı buldular. Öyle ki, 1940'h, 50'li yıllarda radyo demek müzik demekti, o kadar çok Türk müziği konseri verilirdi ki, ortalama bir Türk kadını penceresinden komşusuna, hicaz fashyla hüzzam arasındaki, ya da tek tek makamların özelliklerini anlatabilirdi, zaten ev muhabbetleri de akşamki konserin üzerine olurdu. Yani, akılalmaz bir yaygınlık kazandılar, bugün özel televizyonlara pop ve düzeysiz müzik yapıyor diye hücum edenlerin elindeydi bir zamanlar radyo. Yurtdışına açılalım, dediler, devlet imkânlarıyla onu yaptılar, dünyayı fethedecekken, elleri boş geldiler. Zaten köle ruhlu bir burjuvamız var, on yıllar boyu İstanbul festivalim düzenleyen Eczacıbaşı, adının önünde filarmoni olan her ossuruk grubu çağırdı da son yıllara kadar 192 bir tek Türk müziği konseri verdirtmedi, nerede, İstanbul'da, hem de, İstanbul'da... Akıl almaz aşağılık duygusuyla burjuvamız dahi Türk müziğinden iğrenir oldu. Bugün Türk müziğinin sulukuleleşmesinin birinci amili, özel televizyonlar değildir, Türk müziğini tarih boyu dehalar ayakta tutmuştur. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin, fantastik söylemesine rağmen Zeki Müren, Türk müziğini modalaştırmış, kalabalıklara terennüm ettirmişlerdir... Bugün klasik Batı müziği gibi Türk müziği de can çekişmektedir, ancak Batılılar müziklerini sevdirmek için komedyen koro şefleri dahi bulmuşlardır, keman, piyano, vs. onlarca enstrüman ve birçok yaş kategorisinde onbinin üstünde yarışma yaparak, Fazıl Say örneğinden bildiğiniz gibi, dünyanın her bucağından yetenek aramaktadırlar. Nihayetinde Pavarotti denilen herifi bulduklarında keyifleri yerine gelmiş, dünyanın bütün büyük başkentleri, tarihlerinde hiç görülmemiş büyük konser organizasyonlarıyla Pavarotti'yi ağırlamış, Pavarotti de klasik müziği modalaştırmış, genç neslin ilgisini çekmiştir. Tüm sanat dallarının tarih içindeki en büyük sorunu, büyük sanatçıları, büyük eserleri tanıyabilecek, alelade olandan ayırdedebilecek, o sanat dalının büyük eleştirmenleri, otoritelerinin olup, olmamasıdır. Devlet siyasi olarak bir sanat dalını, sanatçısını eline geçirdiğinde, Türk müziği ve tiyatrosu bunun en güzel örneğidir, ölüm kaçınılmazdır. Son yüzyılımızın, şiirden mimariye tüm sanat dallarımız içinde en yüksek sanat düzeyine çıkmış biricik sanatçımız Tanburi Cemil Bey'dir, eşi benzeri gelmemiştir. "Cemil Bey'in ünü yaygınlaştıkça, icrası kimlik kazandıkça, tutucu çevrelerin ağır eleştirilerine uğradı. Yüzyıllardan beri devam eden gelenek temelinden sarsılmış, Türk müziğinin bu temel sazı bambaşka bir üslup kazanmıştı. Dönemin tanınmış müzisyenleri, başta Rauf Yekta Bey, gazete ve dergilerde yazılar yazarak bu tekniğe açıkça karşı çıktılar. Onlara göre tanbur çalmak bu demek değildi. Oysa Cemil Bey bu güzel saza dinamizm, hareket getiren bir mucitti. Seri mızrap vuruşları ve icrada hareketlilik söylenmek isteneni daha rahat söyletiyor, melodik cümle193

ler ifadesini daha kolay buluyordu. Makamlarımızın seyir ve karakteri daha renkli kalıplara dökülebiliyordu."

http://genclikcephesi.blogspot.com

94

Mesut Cemil, müzikte devrim yapmış, tanbur ve kemence-nin geleneksel tavrım bozmuştur, peşrev ve taksimlerin çalmış tarzı pek laubali ve hoppadır diye ağır eleştirilere uğramıştır. Tanbur ve kemençenin bu en kutsal adamının hayatı, sanatı hakkında, oğlu Mesut Cemil'in Tanburi Cemil Hayatı dışında derli toplu kayıt olmayışı, doğuştan körlüğümüzü, karanlık cehaletimizi gösteriyor. "Tanbur ve kemençedeki ustalığı yanında, bambaşka bir kişiliğe sahipti, gittiği konaklarda birden ortadan kaybolur, arandığında, mutfakta, aşçıbaşmdan saz dinlediği görülür, sık sık halk arasına katılır. Sulukule'ye gider, pehlivan güreşleri izler, Trakya zurnacıların zurnasını dinleyip bir ara iyi derecede zurna da çalar, Bahariye ve Yenikapı mevlevihanelerinde ayinlerde bulunur. Terbiyeli, sessiz, çekingen ve çok zayıf, çok narin, ölümcül bir hüzünle yaşayan bir insandı. Müzikle uğraşırken dış dünyayla ilişkisi kesilir, istemediği zamanlar bir sazı asla eline almaz. Alman imparatorunun İstanbul'u ziyaretinde de böyle olmuş, imparator bir taksimin tekrar edilmesini isteyince, taksimin tekrar edilemeyeceğim bilmeyen imparatorun ricasını yerine getirmeyip, çalmamıştır. Cemil Bey, tek basma halka açık konser veren ilk Türk müzisyenidir. 3 yaşında babasını kaybeden Cemil Bey, kültürlü bir adam olan Refik amcasının evinde yaşıyor, sadece cuma geceleri annesine gidebiliyordu. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başladı, devrin klasik ekolden gelmiş ünlü Tanburisi Ali Efendi, Cemil Bey'i dinleyince "Oğlum, bu sizin çaldığınız bildiğim tanbur değil, fakat müzik namına şimdiye kadar dinlediğim şeylerin en güzeli..." demiştir. Onun için kaleme alman bu sözler, başka hiçbir sanatçımıza nasip olmamıştır. "Mesela Cemil Bey'in tanburla bir tahir-buselik peşrev çalışı insanı çıldırtırdı..." "Onun taksimleri bir harika, birer peygamber hitabesidir, elli seneden beri dinlediğim şöhretler ve sazım yenmiş sazendelerin hiçbirinde Cemil'in tavırlarını, aynı makam içindeki ruha tatlılık ve hayranlık veren nağme icatlarını görmedim..." "Cemil Bey'in adeta kendinden geçmiş bir halde, hemen bütün nadide makamları dolaşarak, bunlardan ilahi melodiler yaratarak tanburla yaptığı taksimlerdeki ulviyeti anlatabilmek imkân haricindedir..." Yahya Kemal'in şu mısraları onun içindir: "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu..." Bugün elimizdeki plaklara bakarak Cemil Bey'i tanıyamayız, çünkü Cemil Bey plak doldurmaktan sıkılır, "suni" bulurdu, çok para sıkıntısı çektiğinde, arkadaşlarının ısrarları üzerine plak doldurmak zorunda kalırdı. Sağlığında onu dinleyenler Cemil Bey'in plaklardaki tavrını aslından çok uzak bulurdu. 1900'lü yılların başlarında bu milletin hayatının en büyük tadı Tanburi Cemil'i dinlemekti, efsanesi üç kıtaya yayıldı, ünlü Mısırlı şarkıcı Abdülvahap, müziği kendisine Mesut Bey'in plaklarının sevdirdiğini söylemiştir. O ise, sessiz evinde gece-yanlarma kadar en acımasız mızrap darbelerini yüreğine, ciğerlerine batırdı. Kendisine aşık olan karısını sevmedi, ölmeden önce de, karısından özür diledi. Bayanlara da ders verdiği halde çapkınlığı olmayan nadir müzisyenlerdendir. O, derin bir melankoli yaşıyordu, yoksul ruhlarımızın açlığını kutsanmış melodilere döküyordu. Osmanlı'dan iki yıl önce öldü, 1916'da, cihan harbinden yorgun düşmüş, sefalet ve acılar içinde pençeleşen İstanbul'da, 46 yaşında öldü. İttihat ve Terakki Partisi onu Almanya'ya tedaviye göndermek istedi, gitmedi. Cenazesi çok hüzünlü bir şekilde otuz yakın arkadaşı tarafından kaldırıldı, bir sokağa adı verildi, oğlu Mesut Cemil çok sonra mezarının yerini bulamadı, bilinmiyor. Halk müziği tüm müziklerin hammaddesidir, Mesut Cemil İstanbul'da kemence çalman Laz kahvelerine gidip, defterine notlar alıyordu. İlahiler söyleyerek dolaşan dilencilerin peşine takılır, defterine yine notlar alırdı. Bu, batıda da böyle olmuştu, Batı'mn büyük klasik eserleri, Rus, Macar köylülerinin türküleriyle doludur. Kemence basit bir sazdır, köylü bir gün içinde yasemin ağa-

http://genclikcephesi.blogspot.com

95

194 195 cini kesip, oracıkta yontar, ilkel bir yapısı vardır, asırlardır değişmemiştir. Yöresel zevk ve coşkuları dile getirir. Aynı kemence, tarih içinde büyük bir ilerleme sağlamış, Türk müziğinin perdesiz en komplike sazı olmuş, çalınması en zor, nadir sazların başında gelir. Üstadları olmadan yaşayamaz. Türk müziğindeki kemence bir yöreye değil, birçok coğrafyanın renklerine - zevklerine ulaşır, yani, kemence köyün ürünüyse, Türk müziğinin kemençesi şehrin ürünüdür! Yöresel müziğin en büyük özelliği, insan sesine muhtaç olmasıdır, acılar, ağıtlar, üzüntüler, tüm yükünü, çığlıklar, haykırışlar, neşeli bağırışların sırtına yükler. Klasik Batı ve Türk müziğinin uygarlık aşaması, "enstrüman", yani alettir, şehir kültürü, insan sesinden acıyı, iniltiyi, ağıtı, sevinci alıp, alete yüklemiştir. Batı müziğinin büyüsü, çeşitli aletlerin bu şaşaalı, deruni, coşkulu insan seslerini, doğanın melodilerini aletlerle doruk noktasına taşıyabilmiş olmasıdır. Türk müziğinde tanbur ve kemençede Tanburi Cemil Bey, bu iki sazı, en üst, en imkânsız estetik düzeyine çıkarmış, içindeki derin melankoliyi aşmaya çalışmıştır. Aşmak, insanoğlunun en mutlu haberidir, ancak Tanburi Cemil içindeki köklü asırların acısını aletlerle çözemedi. Geldiği nokta bizim için dehavari bir estetik düzey ise de, onun için kâfi değildi. Belki de "sazların" yetersizliğiydi. Belki de Türk müziği bu yüksek hararetli, haşin acıların sıkıştığı karanlık dünyayı aşacak sazlara sahip değil. Tanburi Cemil Bey'i, 46 yaşında melankoliden öldüren, yaralı ruhunun gelip dayandığı bu sınır noktasıdır. Ölümünün üstünden 80 yıl geçti, hiç kimse onu aşamadı. Kentte yaşamanın filozofik maliyeti budur, ya bu melankoliyi bu aletlerle aşabilecek bir dehayı bulacaksın, ya da köylü, şebek sanatçılara esir olup, yok olacaksın. Duygularımızın en iç topraklarındaki erozyonun sebebi, bin yılın getirdiği hüznü, acıyı, sevinci bize anlatacak dehaların olmayışıdır. Bin yıldır akan bu coşkulu nehrin üstünde, bu aletlerle çıkılması en zor yokuşları yeniden tırmanmaktır! Yani, ey insanlar, ey sağcılar, solcular, ey Fenerbahçeliler! Harabeye dönmüş kaburga kemiklerinin altında korkunç bir azapla kavrulan bu zarif, ince yapılı adamın yüreği, 46 yaşına kadar dayanabildi! Bu şehirde yaşamak istiyorsan, önce Tanburi Cemil'i tanıyabilecek, sonra da, onu aşabilecek bir nesil yetiştirmek zorundasın! İçindeki tertemiz yarasının titremelerini, mızrabıyla dindire-medi, cehennem taşına dönüşen yüreğiyle ölümcül bir savaşa girdi. Melodilerinin su damlacıkları ruhuna kederli mizacının trajedisi sığmadı. Tanbur ve kemençenin bu ateşli hastası, yedi kat yalnızlığı içinde notalardan aziz heykeller inşa ederek, kusursuz, günahsız, ince titremeler ve birkaç yoksul tını bıraktı ruhumuza. Bu tanrısal bir inceliğin karanlık ruhumuzdaki pırıltıları, çırpınışları, çok ağrılı bir emanet. Bir gün ülkemin en derin ormanlarının içinden rüzgârla sürüklenen yaprak hışırtıları gibi Tanburi Cemil Bey'i dinleyip, kalbimizde, derin, sonsuz, sevinçli tanrısal bir yumuşaklık hissettiğimizde, yeri göğü dolduran bir saygıyla, toprağımızın bu en asil, en aziz sevgili dostu önünde eğilelim. ı I ı

http://genclikcephesi.blogspot.com

96

196 197 Hayatsız Aşklar 35 yaşını devirmiş boydaşım kızlar, bitmek bilmeyen depresyonlara yuvarlandılar, bu, hayatımda, beni en çok kemiren çığlıktı, dünya görüşümü sil baştan gözden geçirerek bu felaketi kendimce dindirmek istedim. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Onları tanıdığım lise çağlarından beri Göksel Arsoy Ediz Hun gibi tiplere aşık olurlardı. Cesur ve inatçı değillerdi, pervasız da değillerdi, ellerinden de hiçbir beceri gelmezdi. O Yaseminli filmlerdeki Hülya Koçyiğit, Belgin Doruklar gibi bir işleri yoktu. Bir gizli öpüş dahi binbir vicdan azabıyla yaşanırdı. Kalp üzüntüsü ve yoğun hislerden ince ince börekler açtılar. Gözleri buğulu sessiz ve uzun gecelerde gençliklerini yitirdiler. Sanat müziğini sevip okşayan son kuşaktı. Bitmek bilmeyen tereddütler içindeydiler, sırlarını sadakada, sadakati namusla sakladılar. Hüzünleri kurumuş menekşe türüydü. Şehvetlerini öyle derinlerde sakladılar ki, gözyaşları ateşin dumanıyla dökülürdü. Bir erkekten mest edici, okşayıcı söz duymayı en fena ayıptan saydılar. Doymak bilmeyen hayallere gömüldüler. Misafir ağırlama, oya, örgü, mutfak işleri. Çok sonra memuriyet, sekreterlik gibi işlere girdilerse de bu işleri başkasının malını çalan bir utangaçlıkla yaptılar. Ortalama becerileri asla aşamadılar. Lale çiçekleri gibi gururlu, yabani kediler gibi kıskançtılar. Kusursuzca yaptıkları mükemmel bir hayat ödevleri vardı: Aşık olmak. Annelerinin asil kızları, boydaşım kızlar! Kudurmuş mahalle kabadayısı, çakal, pisboğaz, sarhoş bakışları altında, ince, ipeksi giysilerle hicap içinde ürkerek sokağı geçerlerdi. İstırap kelimesini anlatan bir duruşları vardı. Zarif ve namuslu kızlardı, vesselam. Anormalleşip, vahşileştiklerini bilmeden, perdelerin arkasından sokağı gözleyen, tek kişilik odalarında tatsız aldanışlarla akşama kadar sigara çay içen, komşu kız dedikodulanyla dahi ruhları delik deşik olan aşklar yaşadılar. Kuştüyü yanakları kızarıp bozarmadan konuşamazlardı. İçlerinde çirkin bir adama aşık olanlarını görmedim. Böyle bir kısmet çıkarsa, kefaretini gözlerini kestirir, öfkeyle reddederlerdi. Duygularını harekete geçirmeyen hiç kimsenin yüzüne bakmazlardı. Vahşi yalnızlığa böyle düştüler. Türk sinemasının jönleri de yakışıklı, yumurta gibi çocuklardı, Jean Paul Belmondo, Charles Bronson gibi kirlenmiş tiplere asla alışamadılar. Bu yüzden hepsi maçı kaybetti, hayat hezimete dönüştü. En dürüst ve aynı zamanda en hastalıklı yanları, asla açık, aleni talepte bulunmadılar. Zevkten utandılar. Başları önde, girdi çıktılar. Roman cümlesi gibi mektup yazmayı pek severlerdi. Bir bakışla, köşeden ani bir görünmeyle, hayatın tüm neşesini istediler. İşte bu yüzden, akıllanmaz bir duygusal gerilimle yaşadılar. Olmazsa olmaz, sevdiler. Olmayınca, hayatları sönüverdi, değersizleşti. Yıldızların altında, mavi göğün salıncakları altında bir zaman içinde birer boşluğa yuvarlandılar. Oysa ne kadar güzeldiler. Kendilerinden bir ömür nefret ettiler, "Erkek milletinden de"... Ağır, oturaklı, konuşmayan, suskun tipleri pek sevdiler, MHP kurultayına aday seçiyorlarmış gibi. Zeki, konuşkan tipleri maskot gibi gördüler, eğlence ve vakit geçirmeye yarayan geveze, biraz da ukala tipler olarak gördüler. Hepsi erkeklere, sanki kendileri köşkte oturuyormuş gibi bakarlardı. Çirkin erkeklerin hayata karşı tek bir iddiaları kalmıştı: Sempatik ol-

198 199

http://genclikcephesi.blogspot.com

97

yüzbin-lerin depresyonunu gördü ve yeni bir dünyanın hakikatine uzandı..mak.. lokal. Askere gittiklerinde "psikopat" adını alırlardı. bir veba salgınıydı. en çok inandıkları. psikiyatrlara taşındı. erkeksi ve küstah gösterdi onları. milyonlarca genç sevgili orada-burada gezindi. Pantalon giydikçe sokağa. durdu. Müjde Ar piyasaya sürüldü. ormanda yapraklar içinde gezinir dururlardı. Hayatsız aşklar. Kız suratlı. Ya tayyör-etek. düzgün. Bu "talep" eden. Her ne kadar biz farketmediysek de. yanaklarını çoktan bayatlamış balık etine döndürmüştü. 200 programcı. Göksel Arsoy. bu depremi hiçbir yazar. bütün arkadaşlarımı aldı. prens rolü oynamışlar. Daha aptalına asla rastlayamayacağmız kadın yazarlar türedi. bunu aşk sandılar. hayatı açmak istediler. Ve nihayet boydaşım kızlar. kahve. konuşkanlar.. Bu adamlara "eskimiş" bir ceket giydirin.ı giren milyonlarca çıtır... Hayat olmadıktan sonra. Bir tek kazak için kardeşler arası iç savaşlar çıkardı. Ama. düz. "isteyen" sertlikle reddeden. Ediz Hun. orantılı hatlara sahip adamlardı. sokağa çıktıkça çirkine alıştılar.. Çok sonra Tarık Akan yaşlandı ve kız suratı değişti. parçaladılar. el ele. Ne ölümdü. kahraman. beraberlik. sinemacı. Bu romansı umutla.. aşk gitmiş. kendi için yaşayan kadındı. profesyonel aşk düzenbazları olarak sokağa. yıldız. aşk. yüz binlerce depresyon. Selim lleri'nin öve öve bitiremediği kadın romancılarımızın dünyası da zaten bu kadardı.. Karakter tiplerimiz işte bunlardı: Çirkinler. sahilde. onlar gerçekti. Aslında "yakışıklı" kavramı bozuktu. hayatsız aşklarıyla. yakışıklılar.. İşte bugünlerde Almanya'dan tatile gelmekte olan işçi çocukları. Tarık Akan vs. zaten incelmiş akıllarını başlarından aldı. Depresif vakalar altına perişan aileler artık kızlarının başına bir şey gelmesin korkusuyla. sosyal kontrolü paçavra gibi yırtıp. ilişki. biçimlerini kendilerinin yaptığı elbiseler giyerlerdi. Önüne gelene düzdüren bu tip.. Bir de tüm bu sınıflamaya giremeyenler vardı.. oralarda "kaymak" gibi kızların.com 98 . Kırışmış zarafetleriyle annelerinin asil kızları. hor görülmüş bedenleri.. Şu aşk sahnelerinin dahi bozukluğuna bakın. Hayatta gerçekleri yoktu. işte 90'h yılların başında mizah ve kadın dergileri. çay bahçesi. barlara inmeye başladılar. bir akıl depremiydi. sonbahar yapraklarındaki gezintide en tuhaf ürpertileri topladılar. sempatikler. çökmüş. Delice gömüldükleri çürümüş anılarından başlarını kaldırıp. piyasaya yeni . çok geç kalmış bir rahatlıkla. parkta. 90'lı yıllarda ülkemizde büyük bir cinsel devrim gerçekleşti. onların adı: Kompleksli idi. ne matemdi bunun adı. Yüzleri kızarmadan yalanı öğrendiler... basit. ya da kesim. barlarda çapkınlığa yeni yeni alışmaya başladıklarında. yakışıklı adamlar değillerdi. yağmurdan bile leke alır korkusuyla cinsellikten ömür boyu kaçmış kaygıları. Büyük depremi giderecek bir kapı bulunmuştu.. buhar http://genclikcephesi. milyonlarca kez. Pantolon giymeye henüz alışılan bugünlerde dik yakalı gömlekler. Annelerinin asil kızları. çok çirkin çocuklarla çıktıklarını anlattıklarında "Aaaa" hayret sesleri yükselirdi.blogspot. pervasızca yaşanan aşksız hayatların içinde yuvarlanıyorduk. "akıl hastası" gibi bir surat verirler. cıvırların gün ortasında seri üretimleri.. Yüzbinlerce yıkılmış hayat. Uzamış memeleri. saçları gibi yolup. Tımarhanedeydiler. sıradan bu insanlar. Bir nevi olmayan masalsı tipleri.. Asla kötü söz söylemeyen. 70Ti yılların ilk kahramanı: Trikodur. bir aşk dolandırıcısı. Yaka oyuklarını kesip çıkarmak kolay değildi. en çok konuşulan moda kavramlar oldu. artık. tiyatrocu konuşmadı. Yazıklar olsun bu ülkenin yazarlarına. sarhoş oldukları romanı. Aşık olan gençler. yerini çapkınlık almıştı. yıkılmış. nasıl olmuş-larsa. daha da doğrusu. Artık yaşlanmakta olan hüzünlü ablalarımız için çirkin-yakışıklı farketmez oldu. Bu yüzden dik yakalı gömlekler hemen moda oldu. Birçoğu için iş işten geçmişti ve 80'li yılların ortalarında yığılıp kaldılar.. kaynayıp. yüzbinlerce onuru çiğnenmişe kapı aralamaya çalıştı.. ortada hayat yoktu!. cıvır kızla başetmeleri imkânsızdı.

tavuk gibi silik roller vermişti. koşsunlar. fal. sinemacılarımız. Kişilikleri en sağlamlan. kocayı aldatma.. Annelerinin asil kızları.. geçmişlerinden ana-avrat intikam alıyorlar!. Sevgiliyi. hem fakir. aşk.. bir nevi Camel Trophy heyecanıyla aşık olmaz. Aşk dünyanın en sahici nesnesidir. Ve şimdi tam tersi oluyor. aşkı çoktan oyuncaklaştırmıştı. Öğle sonralarını dolduran tavla ve çay partilerine hiç benzemez. hiçbirinin odası. hem de kördür. akıl hastası gülüşlerine bir daha bakın. çirkin... camdan. enkaz yığını ihtiyarların ölümü bekleyen akşamlarında neyle avunduklarım sanıyorsunuz. aldı başını gitti. günlük heyecanlarıyla oyuncaklaştırıldı. burç. bir "din" oldu. iyi mi kötü mü. gözleri açılır. sıkıcı bir ciddilikle \ her gün vazgeçmeli kelimeler arıyorlar. genellikle aptal ve bozuk oldukları için.. zengin sevgilisi Emel Sayın'ı ye< ni evi sarayına götürür. Emel Sayın bir filminde. beyin yıkıyor. ne zaman konuşsam. Sabırsızlıkla yaşadıkları hayatı onaylamamızı bekliyorlar. Mongol sineması. bulamayınca ruhen çökmüştük. Gençlik aşklarındaki büyük beklenti ve hayallerle erkeklerin yanında ossurarak dalga geçmeye başladılar. akıl hastanelerinin sahneleriyle öğrettiler!. koşmak ayıp değil. hem her şeye yalan demek. yakışıklı. Emel Saym çok mutludur.. Annelerinin asil kızları. meşhur olmaktan vakit bulamadıkları için. Ne olduklarını hiç söylemiyor. yazarlarımız. Aşk diye bir şey var! Olmayan hayattı. aşktan kaçıyorlar. Hem güçsüzlüğünü haykırmak. mizah ve kadın dergileri. Duygular. cüzdanı boş değil. kaçamak. bitmişlik dolu cümleler kuruyor. Afrikalıların ilk gördükleri saati. boydaşım kızlar! Artık gözleriyle tükürüyorlar hayata! Acı ve zehirli yazılar yazıyorum. nostalji niyetinde bir iki iç geçirseler de.blogspot. kovacak gücü. Aşklarımız bu eğitimin sinemalarında. Aşk. modern dünyanın modasına uyup. sevgili}? sinden de ayrıdır. Anarşizm: kargaşa getirir. burun deliklerine asmaları gibi. şiirselleştirildi. okullarında gelişti. Gündelik telaşlarını aşk sanıp. Çünkü. mesela Milli Güvenlik.com 99 . Oyun olsun diye insan üşümez. Belgin Doruk vs. Ama hayat bize. bugünkü pop müzik de böyle beyin yıkıyor.201 olup uçtu. elmadan. hepsi bu kadar... şimdi orada nereden buldular sanıyorsunuz? Milli Eğitim kitaplarını okuyorum. Oyun olsun diye insan. ertesi gün yığılıp kalıyorlar psikiyatrların kapısında. şebekleştiriyor. çünkü "oyuna" ve "onlara" inanmıyorum. Evet. kırkma toslamış boydaşım kızlar. diyor ki: Komünizm: kötülük getirir. bizi akıl hastanelerine emanet edip. Cinsellik oyuncaklaştırıldı. Romancılarımız. Dünkü Türk filmleri. düşünceler. yani öğretmiyor.. bu büyük insanlık durumunu hiç konuşmadan. artık inanılmaz becerikli oldular. Tavuktan prenses olmaz.ı her şey değişir. milyonlarca piş manlık. . "Başka erkek mi yok". gibi tiplerin neşesiz. . yüksekten düşer gibi konuşuyorlar.. şaşkınlık ve salaklığın sarhoşluğu değildir. artık konuşurken. Boydaşım kızlar. Bu rüzgârsız fırtınalara inanmıyorum... Hülya Koçyiğit. Bu oyunun en kestirme tarifini pop müzik yaptı. Yeryüzü macerasını bize aşkın orduları hay202 kırdı. ama onlar. gençliğimizde aşk diye bir şey vardı. Oyun olsun diye insan ağlamaz. Faşizm: mutsuzluk getirir. buluttan daha sahicidir! Çünkü içimizde yaşlanmayan tek şeydir! Huzur evlerinin kirli koltuklarında. heyecansız. Şimdi. hayat oyuncaklaştırıldı. Film seyirciyi hüngür hüngür ağlatırken. devasa ateşiyle. her gün biriyle düzüşerek. hem de derin bir açlıkla erkeklerin üstüne atılmak. elleri titriyor. Hayatın götüne bir tekme atıp. gençlik aşklarını hor gören kahkahalar attılar. onu söylüyor. yazarları da aşkı. sempatik. Kadınların beklenti ve umutları. Hepimiz o rolü oynamaya çalışmış. Hem zen' http://genclikcephesi. hem utanmazlık. günbegün psikiyatrlara koşuyorlar. Türk romanları. "çivi çiviyi söker" öğüdünü almak için gidiyorlar..

Filmi şu şarkıyla bitirir: "Her şey bomboş. kendimizle. sindirilmişliğin. CHP'li kadınlar. Büyük ve devasa katı bir değişimin yüreklerimizi yok ettiği vahşi bir uğursuzluğun tam ortasmdayız.gindir. annelerin en tatlı kokusu. ilk öptüğüm o kızın dalgalı saçlarına. Türk şiirinin en çok okunan "Bir mendil neden kanar Ahmet ağabey.. mağlup olsak da.. Asırlar boyu kölelerin olmadı. Eğer Zeki Müren de boş diyorsa. Ve birileri bizimle sürekli oynuyor... dünyanın tam ortası. boydaşım kızlara son bir sözüm var. et değil. j| 203 [ 1 i Zeki Müren de ölmeden yazdığı son bestesinde: "Hayat boş" diyor.. ruhumuzun görünmeyen. bu şarkıyı söylerken de neşeyle gülmektedir. ağlamıyor. siz de Tanrı olabilirsiniz. hayata karşı. Oysa aşk. ruhlara sinmiş. aşk! Her defasında bu kılıç kendi boynumuzu kopartıp. yapamazsın. hem de sarayına kavuşmuştur. siyaset. Ve hep sordum kendime 85 yaşındaki ihtiyar kadın. bir gün onu bulamadan ölürsem. çünkü.. dev bir petrol tankerinden daha çok enerji taşıyan bir gencin kalbini çürütür. İşte bu cümleler.. değiştiremezsin. Ben can sıkıntım için değil. Bu sanatçılar. Şöhreti. nasıl bir Türkiye öğretiliyor ki. Can sıkıntısını giderecek oyunlar içinde oynuyoruz. dünya sarhoş". içinde yaşayabileceğimiz bir hayatımız olmadan. hiç kimse. yardımseverlik. Ama o giderayak bize şunu armağan ediyor: "Hayat boş". Psikiyatrların öğütlediği gibi. bu eğitim sistemi bu ülkede kitleleri eğitti ve boydaşım kızları ve şimdi aşağıdan gelenleri mongol. cinselliği bu ülkede onun kadar hiçbir sanatçı yaşamadı ve eğer bir sanatçı sevilecekse. İşte can sıkıntısını giderecek oyun arayanlardan bir örnek. Bağdat'ı ezan sesleri altında bombaladı. yaşadıkları tavuk aşkları gibi siyaseti de oyuncaklaştırıyorlar. kimse onun kadar sevilmedi. kanlı bir kılıç gibi dudaklarına kırmızı rujunu sürmeden neden sokağa çıkmaz. her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. 204 205 Bir Mendil Niye Kanar? Amerika. Onların da psikiyatrları böyle öğütledi. umutsuz dünyası. Devletin duyduğu en korkunç küfürdür. Kölelere yalancı prenses masalları anlatıldı. Bu ülke böyle konuşanları seviyor. bu mısralann arkasındaki tarihi kimse bilmiyor. elle tutulmayan en keskin. tırnak değil" mısraları... sanatı. Sağcılığın. boyunu aşar. hem hayata inanmazlar. Aşkı arıyorsanız. ülkemizle. Annelerinin asil kızları.. çünkü hem yer. ekranda. liberal karşınıza geçip.. nevro-tik şebeklere döndürdü. Ama çok iyi biliyorum ki. asla pişman değilim. parayı.com 100 . yürekten isyan eden tek bir yazar. Ve muhafazakâr. beni bu sırılsıklam duygusallığımızın tarihine götürdü. ruhumuzla. kemiklerimden tarak yapsınlar. gördüm ki. http://genclikcephesi. bütünüyle unutulmuş yakın geçmiş. Hülya Koçyiğit'le aynı "temayı" taşıyor. devletçiliğin. geç bunları. birşeyler yapın... insan çıkmadı. Bu ülkede nasıl bir tarih. canlı yayın cehennem sahnelerini film gibi izlerken duygu seline kapılmıyor.. hayat bomboş. sıçarlar. Şu Adnan Keskin'in suratına bakın. can sıkıntısını giderecek oyun değildir. İşte tam da burası. ve deprem gibi bu insanların suratına dünyayı yıkabilirsiniz.. bir ülke... onsuz olmak. canımı yaktığı için aşkı istiyorum.blogspot. bir surat daha ne kadar bu rezalet şovuna katlanabilir. der. en soylu kılıcıdır. aşk-maşk olmaz. baskının.

yalan.000. Göğüs ağrıları.O. teneffüs yoluyla yanındaki insanlara bulaşır. Cumhuriyet tarihimizde en çok can almış bu büyük afetin tek sebebi. AİDS.. her veremli zayıf. ses kısıklığıyla kendini gösterir. Açık. bir başka gün Birleşmiş Milletler teşkilatından S. Öksürdükleri.. bunlar basili hapsetmeye çalışır ve bir doku oluşur.com 101 . atıldığı yerde mağara (boşluk) oluşur. buna verem dokusu denir. harap ettiği yerde kan damarı da bulursa. Geçtiğimiz günlerde bir küçük haber. Bu oluşan dokuya tüberkül denilir. söz söyledikleri zaman ince habbecikler havaya saçılır. veremle savaş dispanserlerinden gelen hemşireler anlatırdı. ince yapılı olursa da. öksürüklüden bir metre mesafeye kadar yayılır.S bir haber: Verem Hortluyor. Ve kanayan mendilin öyküsü burada başlar. hatıralarım yazan yüzlerce şahsiyetin kaleminden balgamı kanlı bu öksürüklü öyküden parçalar bulamıyor. Verem hastaneleri menüsünde. Hitler.. akciğerden balgam halinde dışarı atılır. İnanmayacaksınız. 60lı yıllarda bunun da üstünde. sonra bu filmlerden bazı kadınlar abajur. kuruyunca. Verem Savaş Dispanserleri. nüfusa oranı binde onaltı. Küçük bir habbecik 100023. veremdir. 1965-70 yılma kadar İstanbul'da veremden her yıl ortalama 10001500 kişi ölüyordu. yüz milyonluk kütüphaneleri olmasına rağmen. Cumhuriyet tarihimizde en çok kullanılan isimler Atatürk. Veremli doku iyileşinceye kadar yapılacak tek şey. taşra şehirlerinde şehir başına bu rakam 200 idi. vücut. açık akciğer veremlilerin balgamlarıyla dışarı çıkar. unutmaya çalışıyoruz. toplam beş öğün yemek. Yakın tarihimizin en büyük afeti.. yoksulluk idi. halkın 206 derinliklerinde nasıl vahşi bir çığlık. bizim kuşağın evinde akciğer röntgenleri uzun yıllar fotoğraflarımız arasında saklı kaldı.000 açık veremli.. peynire benzediği için peynirleşme denir.. yüzyılımızda en çok kullanılan kelimeleri topladı. http://genclikcephesi.000 arası basil taşır. kuvvetsiz hisseder. edebiyatı-mızdaki adı: İnce hastalıktır. yanlarında bulunmak yasaktır. böyle bir kayıt yoktur. açık veremliler yere tükürseler. İşte çocukluğumuzda en çok duyduğumuz şeyler: Verem Bulaşıcı Bir Hastalıktır. veremlilerin odalarında. veremden kurtuluşun tek umudu: İştahın geri gelmesidir. Halk arasında veremin adı: İyi olmaz hastalıktır. üç ayrı kahvaltı. aşırı duygusallık veremin başlangıcıydı. avize gibi süslü eşyalar yapmaya başladı. Yoksul ailelerin en büyük endişeleri.. ileride sarımtırak renk koyu bir madde haline gelir. 1945'te 100. hafif ateş başlar. basiller tozlara karışıp halkın içine karışır. Dünya Savaşı. bu yüzden veremin diğer adı: Tüberkülozdur. iki öğün yemek uygulanır. veremin yeniden hortlaması. Kuvvetli bir gıda rejimi şarttır. Verem mikrobunu 1882'de Robert Koch buldu. 68. iltihap meydana getirir. 2. Basiller. savaş için oraya kanda bulunan (lenfosit) 207 beyaz yuvarcıklar gönderir. nüfusa oranı binde yirmi. yoksulluk yaşandığını gösteriyor. Veremin teşhisi röntgen muayenesiyledir.Bir Alman dergisi. vücutta ilk oturdukları akciğer dokularında tepki. gerçek bu. basil denilen uzun çomak şeklinde mikroplar. felaketin büyüklüğü hakkında bilgi vermez. koğuşlarında. Veremin en büyük belirtisi: Ağızdan kan gelmesidir. çünkü aşırı üzüntü. istirahattır. 50li yıllarda 200. balgamlarını öteye beriye sürseler milyarlarca basil etrafa dağılır. Menderes. aşık olan çocuklarının üzüntüden verem olmak korkusuydu. temiz hava şarttır.blogspot. Tozla bulaşma veremin yayılmasında en büyük etkendir.. Bunları bize ilkokullarda. 20 bin Türk filmi hikâyesi içinde birkaç veremli kız öyküsü ancak bulabilirsiniz. Hasta kendini kırık. onlar da unutmuşlar kanayan mendillerin tarihini. kanama olur. bizi büyüten anneler temizlik hastası olmuştur. Tüberküloz denilen doku. çok iyi yemek.

sonsuza dek sevgilisinden ayrılabilir. olmadı. işıe bu dispanser.. suskun. ayrıntılı hayal güçleri vardır. gelirdim. Ben muavin olarak tıkış tıkış müşterilerin ayak diplerine çö-melir. Kokulu süslü mektuplarda. kelleşmiş bu çamlık halen oradadır. hayatlarına anlam çıkarmak ibadet gibidir. BCG aşısından asla. Trabzon'da Tabakhane yokuşunu çıkarken sağdaki sokakta verem savaş dispanseri göreceksiniz. Bursa'da. bir gün bir kenara çekilip verem hastalarının aşklarını. ay ışığı veremlinin mekânlarıdır. sen bir yazar olacaksın. mek209 tup ve şarkı sever.. veremli insanların bulaşma alanlarını araştırmak. Çamlık Hastane" diye. arkadaşlarımız da katıldı. şamatayı.blogspot. düşünür. ne beni. Ve arabayı durağa çekip başlardık bağırmaya: "Çamlık Hastane. Roman. vahşi. anlarlar da. tahta masalar. Atapark'taki babamın durağıydı. Aşkının peyzajı ve ruhunun yaşadığı yer. yalnız başına ya da sevgilisiyle sahilde tek başına. ziyaretçileri gün boyu taşırdık Çamlık mevkiine. basit bir söze kırılır. bir çam havası muhabbeti. korulardır. deyip.com 102 . açık gezi yerleri. Ziyaret günleri. altı müşteri. o. gecenin mehtabı. Ankara'da. taşkın değildir. zeki bir polis hafiyesi gibi aylarca yorar. sevgilinin her bir hareketinden bin ayrı anlam çıkarmak günde bin kez didiştiği en ağır meşgalesidir. babam beni zorla. bu satırlarda bir-iki cümle ne sizi doyurur. yatak sayıları toplam 350'yi geçmezdi. peşinden Çamlık mevkiindeki Verem hastanesi gelir. içli. Zayıflıktan yüzünden fırlamış kemikler kadar sert. Güzellik. bazen babam müşterilerle kavga çıkarır ön koltuğu üçlerdi. ilk dispanserler. kaldırır. zarif utangaç ve duyguludur. Çamlık mevkiinde 1960'h yıllarda yüzyıl boyunca görülmeyen büyük bir fırtına meydana geldi. bir görüşte insanların içyüzlerini tanırlar. sonra Yakacık'a Rıfat Sayar'm sanatoryumları. Döneme ruhunu veren şarkı "Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle" çok tutuluyordu. Trabzon'un ilk büyük hastanesi Numune ise de. veremli yolcularınızı iyi tanı" dedi. İlk sanatoryum 1924 yılında Büyükada'da bir köşkte. şarkı sözleri gibi konuşmayı sever. ekmek parasına çalışıyoruz. sırf babamdan harçlık almak için gider. nüfus sayımından bile kaçan olmuştur. Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısını Verem Savaş Dispanserleri gerçekleştirdi. gücüm yetmez. ağır hareket ederler. Bu dönemde Türk filmlerinin çok tutmasının http://genclikcephesi. uykusuzluktan pompanın üstüne yıkılır gibi olurdum.Verem hastaneleri ağır hastalar. bir çamlık gezisi düzenlerdi. insanların ağzından düşmezdi. 208 Türk tarihindeki en büyük uygulama BCG aşısıdır. veremli çapkın değildir. altmışlı yıllarda bu yatak sayıları hızla beşbin onbini bulacaktır. piyes kahramanlarının hayatlarını yaşadıklarına inanırlar. O zamanlar "ye-şilcilik" yoktu. İstanbul'da açılmıştır. Keskin. en samimi. rüyalarını yorumlamak. ön tedbirler almak için kurulmuştur. çam ağaçları kökünden söküldü. Türkiye'nin ilk sekiz dispanserinden biridir. ilkokuldan liseyi bitirene kadar okul koridorlarında Atatürk posterlerinden daha çok sayıda tek şey vardı: BCG afişiydi. yahu ne zamandır çam havası almıyoruz. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum. cinsel aşkı hiç düşünmemiştir. Veremlinin aşkı. karlı kış günü arabanın lastiklerine hava vurdurur. uzak bir çay bahçesinde gezintiye çıkmak onun için ömürdür. zarafet düşkünüdür. 1950'li. hilesiz kelimeler kullanır. çirkinlik umurunda değildir. dispanserler ise. sanatoryumlar hafif hastalar. kayıklar. sessiz. müşteriler kabul ederse. İncitici bir kelimeyi. kusursuz bir gurur hastasıdır. verem taraması yapmak. kollarım kopardı. veremli hastalara yakın akrabalarımız. verem-edebiyat ilişkisini yazmak istedim. veremli hastaların bacakları arasında bu pis hastalığın tehlikelerini bilmeden. ayıklar. mesela annem komşularıyla dertleşirken. Beş müşteri alırdık Chevrolet arabaya. sonra Burgazada'da. veremli hastaları. tantanayı sevmez. Tanrı "Oğlum. Verem hastanesine yolcu taşıyan tek durak. babam arka koltuğu dörtler. veremle kuşatılmış bir hayat içinde yaşar olduk. ünlü bilimadamı Musa Kazım tarafından kurulmuş.

kibar adıyla: melankolik aşklardır. Duygusal hastalık zihinsel http://genclikcephesi. Zaman yavaş ilerlerdi. Verem bitti. karşılaşmamak için ince.sebebi bulaşıcı verem aşklarıdır. Bitkinlik. sobadan çekilen ateşle. arkadaş meclisinde oturmamak. çömelirler. Bu kelimelerin "tematik" ölümü ayrı bir yazı konusudur! Verem. Onlar için hayatın tek gerçeği bir insanı ölünceye dek bitmeyen bir şarkı gibi sevmektir. Türk müziği de bitti. Edebiyat. ardında koyulaşan şarap renginden sessiz sedasız ay. düz. bugün hiçbir araştırmacının çözemediği bu filmleri halk neden çok seviyordu'nun cevabı veremdir. tütün kolonyaları. 70'li yıllara kadar köy enstitülerinin. utangaçlıklarından değil. Anneler uzaktan işte bu manzarayı izliyor. kanlı gözyaşlarıyla arzulanıyor. seni seviyorum diyemezler. ay ışığı. kokularından tanınırdı. menekşe.. şarkılı Hint filmleri de bu yüzden hâlâ yaşıyor. vs. Düğünleri. toplu eğlenceleri sevmezler. parayı. mehtap. Bu sevgide kadın. bulutlarda elele tutuşan sevgililerin hayalleriyle dolu sahnelerle yanak yanağa uyurlardı. işte ruh gıdasını bu çöküşten alıyordu. 80'den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. her gün özenle çırpılan battaniyeler. için için ağlıyorlardı. sigara içmeseler de desenli bir gümüş tabaka bulundurulur. dalgalı saçına hayrandırlar. kaşına. Türk filmlerinin son sahneleri gerçekti. Türkiye işte bu ruhun içinde çürüyen safdil bir ülkeydi.) Yasemin. Bir büyük müjde gibi anıları arasında kuş ötüşü canlı sesler bulup. parasız. gibi kelimelerle dolu melankolik edebiyatın imgeleri bugün sadece arabesk. partileri. mangalda hem saçlarını kurutur. 70'li yıllarda siyasiideolojiklerin eline geçti. Erken kırlaşmış gümüş renkli saçları. Günbatımının. bunu söylemek yedi-sekiz senelerini alır. işsizliklerini hiç önemsemezler. yavaş ölüm. Kadının. hayatın tadı. eski bir gömlek. masalların masalıdır. sobanın yanında oturtulmaz. Hastalık yüzünden temizlik düşkünü olurlar. hastalık ilerledikçe. Sevmediklerinden ölümüne nefret ederler. Veremli evlere misafirliğe gidilmez. ağaçların önünde alacakaranlık. veremle edebiyat aynı mikrobun ürünü mü? Yarin kucağında ölmek arzusu sahiden yarin kucağı mı. Sevgilileri210 ne bir kez olsun açık saçık hikâye anlatmamış. uzaktan izlerler. dalgınca sessizleşip. denizini kaybetmiş kırık bir kürek gibi aksırıklı hıçkırıkları herkesten gizlerlerdi. yorucu kitaplar okumazlar. Sıcacık fırın gibi on kat yün yorganların altında. halının. Hastane bahçesinde gencecik çocukların sarsak ihtiyarlarla aynı bankta ellerinde açılmamış. sıçramasın diye ayakta şarlayarak işemez. Aşk herkes için yaşanıp geçen bir şeydir. aynı kahvede. dakik ayarlar yaparlar. Uzun. ay ışığının hayal meyal renkleri. işsiz olmayı. çökertiyordu. amatör yazarlar tarafından kullanılır. veremlilerin acılarını unuttuğu afyon muydu. sümbül. Verem Hindistan'da uzun yıllar yaşadı. bu iki kelimenin şiddetini ciğerleriyle duydukları için. şarkılar. kırılacak bir dal gibi silkeleseniz düşecek gibi dururdu. kısık mum ışığının titrek aleviyle eski bir mecmuayı bininci kez karıştırırdı. gökyüzünde buluşan. bir mangal odasına götürülür. kenardan.. onur kırıcı görmezler. hastanede sırası gelmeyen veremlilere evde ayrı bir oda açılır. sevda. upuzun sürmüş ölüm döşeğindeki ıstıraplı nağmelerde aranıyordu. ayrılık. insan ruhu hiçbir mezara gömülemeyecek kadar büyüyordu.blogspot. onlar için hayatı var eden "ıstırap"m ta kendisidir. Türk filmleri de. kirpiğine. upuzun sürahi boyunları hep hafif yana meyilli olurdu. pek hazin bekleyişleri vardı. eşyaları ayrılır. ruhlarında uyurlardı. dolabın. geniş kemikli yüzlerinde incecik bıyıkları.com 103 . duvarlarındaki kedi yavrusu fotoğraflı takvimin sayfaları biriktirilir. hem de gece yatağını ısıtacak tuğlasını ısıtır. etine. nefret ettikleri insanlarla. yoksa bu rüyayı bize inandırmış kaşı keman kelimelerin kucağı mı? (Edebiyat 55'li yıllara kadar veremlilerin elindeydi. bedeni inceltip. mutfağı. bunu akıllarından dahi geçirmemişlerdir. hafif aşk romanlarına aşırı derecede hastadırlar. butuna değil. bulutların ardından çıkarken. 211 yoksa. ev halkıyla yüz göz olmaz. pencereden dua eder gibi huşuy-la nefes alınır.

mendilin arasına tükürür. yatak ucundan ay ışığına bakar. kutsal kitap gibi törenle açılır. sallanışım. ballar. Hayat ne kadar değişti. tesellinin ta kendisiydi. bu hazan yaprağının rengini. sevgililerine ihanet bilir. Çekmecenin süslü mobilyası. yiyeceklerine kimse dokunmazdı. bitkinlik edebiyatımızı kamçıladı. onlar için yeryüzünün en büyük mucizesiydi. Çift mendil taşırlardı. Yoksul aileler bu genç insanları iyileştir mek için yağ. (Çok sonra Orhan Gencebay bile insan beynine bu insafsız saldırıyı bilerek devam ettirdi. Şarkıları. zevklerin zevkiydi. upuzun. Hayat. Mavi. ya da umutsuzluğun üzüntüsüyle ölen genç aşıkların hikâyelerini. Gıy gıy veremin ninnisiydi. Sevdiğini hayal edip pencere ardında mehtabı seyretmek. mobilya taksidi gibi taksitlerle alınır. gözlerine. onlar öldü. Ölümün sessizleştirdiği fersiz gözlerinde dahi sevgiliye göndereceği son bir gizli küçük pusulayı hangi kelimelerle yazmalı diye düşünür. Bu yüzden her veremli aşığın çok özel bir küçük çekmecesi vardı. insanoğlunun en derin macerası.com 104 . kalp ağrısıyla ağlıyorduk ve duygunun her türünde hâlâ imparatorduk. koklamrdı. ya da ruhun mezarlığıydı bu çekmece. başına özenle bakar. utanılacak bir duyguydu. serseri bir görüntü vermeyi. bir göz aralığı. en değerli hazineler gibi saklanır. törenle toplanır. Bu acı. kat yerleri ütüyle yeniden bastırılarak düzgünce katlanırdı. avare. sessiz\ ce kaybolan mehtaba karşı. sapıklık. kaygısız hoppalardır. hüzünlü dünyada neşeyle gülebilenler toplum dışı. son mısralarma kadar söylerlerdi. gazeteler. Sevgilinin evet demesi. sevgiliyi uzaktan bir kez görmüş olmak.blogspot. küçük kancalı sürgüsü. ıstırabım. Bu maceraya gömülüp ulaşılması en sisli rüyalara girdiler. her parçasının arkasında onlarca kemanın iniltili cıy aylarıyla. bu küçük dokunuştan başka insanı sarsan daha büyük tufan yok idi. Onlar için sevgiliyle tek bir el teması. yüzüne. neşeli olmak. tek bir öpücük. Sevda nedir bilmeyen. boyasına estetik düşkünlükleri ayrı bir yazı konusudur. hissiz bir insanın olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. böyle bir tesellinin avuntusuyla ölüp gittiler. sabaha kadar hırlayarak. aksırarak şarkılarını söyleyip. bu çekmeceydi. süründürüyordu. iyi gıda rejimi gerekliydi. cilası. Sağlıklı. kelimelerine kopya etmek zorundaydı. katillikle eş tutardı.) Üstüne. Türk müziğinin gıy gıy kemanları beyinleri yiyip. hayatlarının en büyük müjdesiydi. uyuşturup. Toplumda varolmak isteyenler. Verem savaş dispanserlerinin yurt çapındaki büyük zaferinden sonra. tesadüfen bir başka bayanla ayaküstü laflamayı. bal almak zorundaydı. ütülenmesi en zor yerleri saatlerce düşünür. Tükenmez bir kederle yaşayan bu insanlar. filmler aşkın gücüyle veremi yenen insanların hikâyelerini anlatırdı. Mektuplar itinayla bıkılmadan her gece yeniden okunur. mırıldandıkları şarkının nakaratı boyunlarına geçirilmiş kement gibi. ülkemizde seks filmleri furyası başladı. | dar bütçelerle bu yağlar. mor yollu mendiller özenle ütülenir. ikinci mendilleri kanlı göz pınarları içindi. ağacı. Türk müziği bitti. Zekâmız düşüncel çalışmaya hiç inanmadı. kanlı balgammdaki koyuluğa bakarlardı. http://genclikcephesi. çekip gitmişlerdir.gelişmeye hiç müsait değildi. 212 213 Sevgilinin sesini bir kez duymuş olmak. mehtabın koyulaşan şarap renginin içinde kaybolurlardı. bu yüzden en yakın kız arkadaşlarına göz ucuyla merhaba deyip kibarca uzaklaşırlar.

Bir de benim yaşlarımda kızları. pek havalıydı. Yaz bitimi lunaparkçılar gelir. bir şey de diyemiyor. purolu. annem.. kumara geçilirdi. kebaplarını getirmek benim işim. Amerikan sirk patronları gibi.. artist gibi bir karısı vardı. Tuhaf bir duygu. Dün yoksulluğu bölüşüyorduk. temiz yüzlü. burjuva. bu hastalığı yalnız çaresiz. tekme tokatlarla sorguya http://genclikcephesi.. kutu gibi bir evimiz vardı. herkes kapılıyordu. Verem yeniden hortladı denildiğinde. Bazen o çadırın içine ben de girer. şakacı ve sert bir adamdı. kâğıt paraları kayışımın altına sakladım. ne filmler. gerçek bir derebeyiydi.com 105 . Meltem abla. Mendilimizdeki kan seslerini şimdi. diğer çadırlardan ise komisyon alıyordu. sadece ve ilk defa sahiden yoksullar duyuyor.Artık her şeyi katı bir mantıkla öğrenir olduk. değişen. odalardan birini birkaç aylığına kiraya verdi.. sevindim. üzülmeliyiz diye düşündüm. işim yine de bitmezdi. Bir akşam mahalleden gelmiş sevdiğim kızı takip ederken. namaz kılarken yarı çıplak misafirlerimizin öylece tuvalete geçmelerine bozuluyor. Süslenip sokağa çıktığında ise. yumuşak başlı. yanında bir iki tezgâhı vardı. yoksul insanlar kapıyor! Bu teknolojik çağda nasıl oluyor yoksulluktan insanlar vereme kapılıyor. Büyük patron lunaparkın bu ortak kasasını benim emanetime verdi. Evin tuvaletini. ne sağlık bakanlığı. Patron kocası ki. Elbiseleri akla hayale 215 gelmeyecek incelikler örneğiydi. lunaparkta bir dönme dolabı. biz de aynı evde kiracıydık. Yoksulluğumuza unutulmuş bir incelik. içeriden annemin dua okuyan yüzünü seyreder. ama. 214 Kaya Ortaokuldaydım. üç-dört ay kalırlardı. Meltem abla. terzi kalfası olan ağabeyim evimizi geçindiriyordu. nakit işlerini ben görüyor. aceleyle boşaltılır. evin içinde donkülot gezmeyi yadırgamıyordu. kaybettiğime inanmadılar. zarafet getirirler gibi tuhaf duyguların içindeyim. Son gösteride göğüslerinden çıkardıkları Türk bayrağına herkes alkış tutuyordu. ne yazarlar. Motorsiklet üstüvanesi. tahtadan büyük bir silindir dairenin kenarlarında düşmeden son sürat gaza basıp dönüyorlardı. mutfağını ortak kullanıyorduk. bu sesleri şimdi kopkoyu bir yalnızlık içinde. Cesur motorsikletçiler. Parlak simli dekolte elbiseleri boş kafalı her işadamını baştan çıkartacak üniforma değerindeydi. yüzlerini kapatıyor. ne edebiyatçılar. Lunaparkta tam bir isyan oldu. çadır-tezgâh sahiplerine ayrı para dağıtıyordu. Lunaparkın patronu. enine boyuna yakışıklı. seyirciler. evcil bir kadına benziyordu. Son gösteriden sonra kumara başlanılır. bozuklukları da gişeye teslim ettim. Bağdat'a düşen bomba seslerini. Ama bugün. evdeyken. Sanki bu elbiseler onu. gidip. O ince ruhlu insanlar. mezarlığın üstünde iki odalı. askere gidince parasız kaldık. kâğıt ve bozuk paraları sayıp teslim ediyorum. Enine boyuna. çaresiz kalan annem. pahalı aristokrat bir metrese dönüşüyordu. kendimi eğlenceye kaptırdım. Takıları nişanları gibiydi. uyurdum. Para sayılan kasa motorsiklet üstüvanesinin tam ortasındaydı. uçan sandalyeleri. beşyüzlük kâğıt paralarını kaybettiğimi gördüm. sabaha kadar dışarıdan pidelerini. patron çalışanlara ayrı. Her akşam büyükçe bir masa etrafına oturuyor.. halkın içinde yoksulluğun ne denli ilerlediğini düşünüp. bunlara paramız helal olsun diye bağırıp öyle çıkardılar. polis var mı diye kontrol ediyorum. uçan sandalyeye derken. zarif insanlar yemden geldiler. kaybolan. diye soruyor insan.blogspot. ağırlaşan bu lanet dünyayı gördükçe. Bu aile. küçük bir çadırın içindeymiş gibi namazını öylece kılardı. sevdiğim kızın peşine dönme dolabına. pahalı elbiseler giyen. motorsiklet kumandasız kalıyordu. şık beyefendilerin kibar yosması haline sokuveriyordu. Elleriyle bayrağı tuttukları için bayrak gözlerini. Tüm paralar bir yerde toplanıyor. sokak ortasında aleni oynaşan sokak orospuluğundan kurtarıp. ki. bu hastalığa aristokrat. ama. bir de erketelik yapıyor. kocasına itaatkâr ve bizlere karşı çok cömert.. giden gelen. başına büyük bir tülbent çeker. en yoksul veremli hastaların kanlı balgamlarını koklamak geliyor içimden. kasayı ben saklıyorum. insanın canını burnuna getiren gösterilerini izledikleri zaman. ki.

müşteri kılığında takılmak. Parola "mis gibi"ydi. Sonra. "Bir saatte alırız" dedim. peşime de adam taktılar. az değil lunaparkın bir gecelik hasılatı. "Abla. Gözü dönmüş müşteriler kendi aralarında Ayşe'nin cinsel gösterileri üzerine felsefeler dahi yapardı. Çoktan kapanmış dönme dolapçıya giderdik. bir savaş çıkarsa Suriye'yle ne olur dediler.. patrona. karo. kel kafalı adamlar "Ne şanslı çocuk. dolgun bacaklı.. İşin en ağır yeri de burasıdır. patronun bana karşı hırsı hâlâ geçmemiş. yahu" diye bana imrenerek bakıyorlar. küçük ve kurnaz bir tüccar gibi. Günde bir lira alıyorum. en kalabalık çadırdı. sürtünmeler. orada adım Kleopatra oldu. utanıyor. Şahmeran olmasın diye rica edince. maça. İşsiz kaldım. karakolda ifade verildi." deyip beni kovacak. birkaç kadeh atıp çakırkeyif olunca cilveleşen. Çadırın içinde gidecek yer olmadığı için Ayşe." desem. nerede yiyecek. paranı birine yatırırsın. on saate yakın orada durur. ama tüm mahalle. sigaraları düzeltiyor. laf atmalar. Ayşe. çürükleri birer birer bana gösterip galiz küfürler savururdu. Ayşe hepsini idare ediyordu. elleri." ("Yunanistan'ı bir saatte alırız Ayşe" demiştim. hafifmeşrepliğin kitabını yazan bir lunapark tanrıçası. parayı memelerinin arasına sokuştururdu. Şahmeran olarak çok para kazanabilirdim. okuldaki arkadaşlar. otuz yıldır bu geyik değişmedi. polis çağırıldı. Cüzdanları boşalan bu azgın adamları dağıtmak için. bizim oğlan koca çocuk oldu. Şehvetten kudurttuğu bir yaşlı adamın cüzdanım aniden kapıp. Annem. gidip görelim diye kafilelerle geliyorlar. Ayşe'nin alışverişine bakıyorum. sinek. kabadayı pozlarla. kalabalığı dağıtıp. Cilvelerinde öyle samimiydi ki. kaçıhrdı. hem erketelik yapardım. deyip arkaya işemeye gider. başını kaldırıp "Savaş çıkar mı lan Kleopatra. hani filmi de oldu. hoca olmak. tüm şehir uyumuş. Ayşe. bir cam akvaryum içinde kafası güzel bir genç kız. birbirlerine "Ayşe var ya. azgınlıktan çatlayacak çirkin. aç kalmazlar. inanılmaz el gösterisiyle. makyajımı tazeleyeyim. cinsel hayallerinde aranılan. halkaları topluyor. güzel kalçalı. zarlar da aynısı düşerse paranın iki katını alırsın. mevlüt okutacağım" deyip.. boyalı. böyle şans olur mu?" diye beni gösteriyorlar.. içinden cici bir yüzlük çekip "Kardeşim öldü. gecenin üçünde Ayşe'yle dönme http://genclikcephesi.. "Ayşe'nin halkasında çalışsın!" dedi. bu çocuk bu parayı saklamıştır. önünde bir gazete parçasından Türk-Yunan savaşı gibi şeyler okudu. morlukları. bir masa üstünde. en ünlüsü maça'dır.. vücudu yılan olan bir gösteri. küçük bir kitleyi kudurtuyordu. pembe yüzlü.) Ayşe'ye bir çimcik atabilmek için fındığının... sonunda Şahmeran çadırında. ahlâksızlık dersi verir gibi apışarasma gizlice sokup çıkartıyor. dilleri. Bir defasında Ayşe ayaklarımın dibinde işerken. koca suratlı aygırların cüzdanlarını boşaltıyordu. Kaşımı gözümü boyatıp akvaryuma koydular beni.. Gündüz boştum. gülerek. Ayşe'nin halkası. "Bu karı var ya. "mis gibi" denildiğinde tezgâh toplanır. tezgâhın önünü açardı. Tezgâhın gerisinde ise ben varım. çocuğa bak yahu. zarların üstünde de aynı iskambil işaretleri. çim-cikler. gece biter. bir dergiden. diye. Ancak Ayşe'nin tüm hareketlerini tezgâhın önünde izleyen kaba kıllı. iki gün çalışabildim. orospuluğundan Tanrı'nm lütfü gibi zevk çıkarıyordu. cinsel şakalar. kıskanılacak bir adam olmuştum. yerlerini kimseye kaptırmak istemezler. çişleri gelmez... binbir maskaralık içinde burunlarını akvaryuma dayayıp beni seyrediyorlar. Ayşe üstünü başını kontrol eder. yatakta zevk alırsa para bile almıyormuş" gibi geyiklerle. Susamazlar. Maça tezgâhı akşam kurulurdu. Ayşe. yanımda donunu indirip ayaklarımın dibinde işer. kavgalar. gözleri. biraz öteye. kupa işaretleri daireler içinde. dünyanın parasını halkaya yatıranların. "Vay orospu.blogspot. işten kovuldum. demir boruyla ayrılmış çadırın ön tezgâhında saatlerce beklerlerdi. hem hocalık. patronun adamı gibi çalışmak. "Hasikür ulan. lunaparktan görevli iki eli sopalı. çayının. bu büyük.çekildim. bunun yanında işiyor.. Kısa bir süre sonra kumar işine takıldım. Tüm Trabzon akşam olunca Ayşe'nin önünde stadyum kapısı gibi birikiyor. o gün bugün adım Kleopatra kaldı. langırt masalarının yanında akşama kadar boşta gezerdim. neler varmış bu kaltakta" sesleri bazen alkışlarla yükselirken. Hayvani bir şehvetle kalçalarına uzanan onlarca azgm sarhoşun elini saygıdeğer bir utanmazlık.com 106 .

ancak Meltem abla göründü mü. Ayşe çadırın arkasına çömelir sigarasını yakar. Ancak. elinde kaya parçaları saldırıya geçerdi. keyifle tövbe çekerler.. yan çadırdan yükselen arabesk bir şarkıyı çakırkeyif bir zevkle mırıldanıyor. yine şaraba başlarlar. öyle emmişler ki. nasıl kavga çıkardı. nereye gitsem peşimden geliyor. seks. utandım. pis ve kötü değil. demir sopalar havalarda uçar. oysa onlar.dolapta döner dururduk..blogspot. İşte benim eve gitme zamanım. şarabın dibini bulurlardı. Arkasını döndüğünde onlarca erkek elinin kalçasına. bana. hiç kimseye kötü değildir" dedi. Arap yüzlü altın dişli annesine bırakır. orasına-bu-rasma yapışması onu ilgilendirmiyor. çözemediğim bir laf etti.. çadırı buraya açtık ama. birbirimizin sandalyesini tutup. önce halkada çalıştırdım. tezgâhlar yıkılır. ne desem anında yapıyor. sert pazulu çarpılmış suratlı çadırcı adamlarla. Gecenin bitimine doğru içme faslı gelirdi ve Ayşe'nin patrondan dahi korkusu yoktu. demeden. sızardı. yan çadırdaki dün akşamki adamlarla ölümüne bir kavga içinde bulurdum onu. ikisinin de sebebi aynıdır: Çadır kazıkları. mıntıka temizliği gibi çöpleri toplar. Eksik sigaraları tamamlar. çadırın içine kadar girmiş altı-yedi yaşlarında bir çocuk. çimciklettirme fuhuş değilse de bu seks fabrikasının ambalajı gibi bir şey... Ayşe'ye laf yetiştirdim: "Ama Ayşe bana kötü geliyor!" dedim. Çok geçmeden yerden bitme bir yardımcı bulmuştum. hayatın mutluluğunu içlerine öyle doldurmuşlar. para sayma işini. bu lafı çözemedim. Yandaki çadırlara keyifli küfürler atar.. oradan uçan sandalyelere. Dürüst. kazıkların bir ucu Musul'da. Biz ise hain bir terlikle öldürüp. Ayşe kolu aşağı çekip çalıştırır. parası olanlara kur yapar. taranmış saçlarımı gösterdi. kendi halinde vatandaşlar buraya Ayşe kimdir.. yeniden sınırlar tayin edilir. onu . Yarı sızmış Ayşe'yi eski model bir arabaya koyup bir yerlere giderlerdi.. elletir. Ayşe'nin bitmek bilmeyen alışverişini yapmak zamanımın çoğunu alırdı. Öyle içerdi ki. analı. parası olmayanları "Git bacınla yat ulan" diye kovar.. çıkarttımlı. altın dişleri. Sivrisinekler kitabında okumuştum. "Bana göre kötü değilse. o kadar doğru bir laf ki. fırlatır.kemezsiniz diye. bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine kebap ısmarlar. Aslında milli savaşlarımızın ana sebebi de bu değil mi. Burada seks. sivrisinekler havada uçarken aşk yaparmış. sularım. Öğleye doğru geri döndüğümde. tadını sonsuzluğun. Ayşe'nin anası paraları savurur. bir gün sonra çok düşünüp. Seyir uzadıkça ağızlarından salyalar akan sarhoş gibi. Çadır topraktı. biz sivrisinekleri duvarda öldürdüğümüzü sanıyoruz. kurtulduğumuzu sanıyor. kodumlu. sakız ağzında. yine altından kalkamadığım.. sonra langırt masasında iş http://genclikcephesi. Çadır kazıkları sökülür. pek ahlâklı evimizi tüm kötülüklerden korumuş oluyoruz. g. altın bilezikleri. uysal ve şirin bir kedi gibi etrafında dört dönerdi.. çok etkilendim. Türkiye Sivrisinekleri adında bir kitap okumuştum. Bir defasında Ayşe'ye yaptığı işin kötülüğünü söylemeye cesaret ettim. bir şey diyemiyorum. eğlenirdik. havalarda uçarken. patron sırası mı. o. saçını tarayan herkes bu işi yapmak istiyordur" dedi. Bir nevi altın vuruş duvardaki duruşları. bir ucu Bosna'da. Ülkemizin en meşhur toplu kavgaları lunaparkçılarm kavgası 218 219 ve pazarcıların kavgasıdır. derin mutluluk onları kıpırdatamayacak hale getiriyor. Bunca zaman kitap okudum. benim prenses kızımın parası var. artık en galiz hakaretlerle kovulduklarında dahi gitmemek için yakası açık kavgalar yapmaya mecbur kalırlar. Biçimsiz şişko annesinin çadırın gölgeli karanlığına çekilip kuşağında sakladığı keseyi çözüp bağlaması demek.com 107 . Elletme.tlü konuşmalar kızışır. "Bana bak Kleopatra. neler oluyor diye seyre gelirler öyle bir dakikalığına.

öğrendim artık her şeyi. sonra da onu öldürmüşler. bilincime öyle işlemiş ki. sağdan-soldan konuşuyorduk. Mezarlığın üstündeki evimizin arkasında büyük bir sur gibi. biliyor. Ayşe ne zaman bir şeye üzülse. bir mahalle öteden gün boyu durmaksızın su taşıyorum. kaç deseniz de. Yıllar sonra Trabzon'a gittim.. Karşıdan görüldüğünde ürkütüyor insanı. gelecek sene de kalırız derlerdi. akşama kadar aramak için anonslar yaptık. Tanrı.. bu oğlunuz çok içli. ne yapıyon lan Kleopatra diye tezgâhın başında beni konuşmaya tutuyor. giderken.. fokun topal bir bakıcısı vardı. Çocukluğumu. terliğini hesaplıca kullanmış. Uğur Çakıcı'yı öldürmüş. gözleri.. ben buradayım. uzaktan.. dedi. düştü düşecek. çocukları çağırır para dağıtırdı. Çadırımın kazıkları işte bu duvarda. ceket. bin ton mu. bu kaya gelir. "Patron da orada kalıyor" dedim.. büyük bir kütle. bıyıkları. "Hanım teyze. fok havuzdan çıkıp toprakta süründükçe.. Meltem ablalardan kalan viski şişelerini. Para işinde büyük bir skandalim vardı zaten.. burnu.. bana minnettarlığı ömürboyu bitmedi. evimizden on-onbeş kat büyük. biz taşındıktan beş-altı sene sonra düşmüş olduğuna göre. yoksulluk. aklıma. evi ezmekten öte. Kayanın düşmüş halini gördüm.. kıpırdamadan. artık işsiz kalmıştım.. bu benim hayatımda yaptığım en büyük ticari alışverişlerin başında gelir! 221 Kayanın her an başımıza düşecek olması. Mecburen bağımsız çalışmaya başladım. dedi. kaya yıllar önce büyük bir gürültüyle düşmüş. sakız işine giriştim. Ayşe her gün beni çağırıyor. Yanaklarımı sıkıp. Evimizin üstüne düştü düşecek. uzun sarışın hanımı Meltem abla. insan gibi her şeyi anlıyor. kaya. hayat denen şeyin özünü öyle emmişler ki. gelecek sezonu beklerdik.blogspot. sirke şişesi yapıp. Bir yerlerde. Gözümde foku canlandırdım. "Yazık. kazandığımız paralarla okul için ayakkabı.verdim. annem zeytinyağı. yazık olmasın çocuğa. "Ver ulan hepsini" dedi. bavullarını toplamış. orada insanlar nasıl yaşıyor?" dedi. patron da gözü gibi koruduğu bu hayvanı izlemek için yanımızdan ayrılmıyordu. bir kenarda usulca ağlamaya başladım.. adamlarına taşıttırıyor. Topal beni patrona şikâyet etti. kaya düşüyor. deyip dualarla geçiyor. Ayşe inanamadı. deprem. topal bakıcı suyu kafasından aşağı döküp bitiriyor. O an Allah'tan evde kimse yokmuş. onüç-ondört tane. düşecek diye kenara çekilir. saydım. çiğnese de çiğnemese de "Ver ulan Kleopatra surdan on tane sakız" deyip. bekliyoruz her gün. okullar başlardı. Gelip geçenler. Lunaparkçılar sonbahara doğru gider.. evde sızıp uyumuş. ne hortum ne de musluk vardı. Yüzmilyon yıl orada duran kaya. demirden boruya üç defa vurdu. Evimiz Lunapark'tan görünüyordu. aradan yirmi yıl kadar geçti bakanlarla görmeye başladım onu. Öyle yorulmuştum ki. yerin dibine saplanmış çivi gibi. felaket haberleri görüp. "tüh tüh" deyip kulağını çekti. kaya düşmezse. kitap alırdık. yolda. bir defasında yorgunluktan. toprağı delip.. sessiz bir sonsuz mutluluk içinde. büyük kayayı ve altındaki bizim evi gördü.. efendi. koca evi. "Hiç mi uygun bir yer yok" dedi... 220 Patronun ince. aradan yirmi beş-otuz yıl geçmesine rağmen. seni Ayşe'nin yanından alacağım. bir defasında beni ziyarete geldi... kola kutusu gibi altına alıp ezmiş. Acımam ve üzülmem. birine acısa. polislere haber verdik. yüz ton mu. hatırladın mı ağabey neyse hikâyeyi dağıtmayayım.. "Orası bizim ev Ayşe" dedim. şükür bugün de düşmedi. Çoğu zaman Ayşe. parçalanmış beyinleri duvara yapışmış çocukların. fok havuzda oynadıkça sular azalıyor.. hemen dilencileri. "Kaç tane sakız var ulan kutuda" dedi.com 108 .. kaçarım. kahvede şimdi düştü. elimde iki kova. dehşet büyüklükte bir kayalık vardı. patron: "Hadi lan Ayşe'nin çadırına" diye kovdu. "Sizin ev mi orası!" dedi korkarak. onu sürekli evden bir şey almaya gönderiyordum. annem. Umduğum gibi çıkmadı. gelecek sene fok balığı getiriyoruz. Ertesi gün Meltem abla annemle konuştu." deyip iş vermek istemediler. Kayanın altından sürekli su akıyor. küçücük çocukların büyük kayalar altında ezildiklerini görünce. ağzı. ölüyorum. insana benzeyen bu hayvanı kış boyu düşünüp. sivri ucu evi. insana benziyor. beş saatte satabileceğim on sakızı birden alıyordu. foku biliyor musun. yoksulluğumu öyle derin emip duvara yapışmışım ki. benimle aynı yoksul çocukluğu yaşayan http://genclikcephesi.

Yaşar Güvenir henüz genç bir yıldızdır. Sanat müziği özel koro ve kişilerin evlerinde suni bir hayat yaşadıktan sonra 40'h yıllarda gerçek bir patlama yapmış. İlham Gencer Ayten Alpman ile evlidir. 1951'de 3291. başlarına düşecek kayayı. pulsuz fukaralık içinde geçirmiştir. Çok sonra Ulumemeler lakabını alan Nigar Uluerer. http://genclikcephesi. Behiye Ak-soy Fahriye Caner. hafif Batı müziği sunmaktadır. Mualla Aracı. 50'den sonra radyoların tek hakimi fasıl ve şarkı programları oldu. Suzan Güven. Doktor Alâadin Yavaşça. Mediha Fidan. Dönülmez Akşam 1953'ün bir mayıs gününe gidelim. Fransa'da tam da okulunu bitirirken parmağı dolama olmuş. Safiye Ayla. sonra film müzikleri yaptı. Sanat müziğinden uzak kalan halk. Çevriye Ceyhun. Selahattin Pınar ve biraz da Saadettin Kaynak sanat müzikli filmlerle büyük hasreti sona erdirmişti. Nevin Demirdöven.com 109 . hayranları. Müzeyyen Senar'dır. bu ilgi üzerine. duygtısal derinliklerimize karşı konulamayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. radyoda dans ve caz müziği programlarmin vazgeçilmez ismidir. Niğde'de 1951'de 1237 radyo vardır. Çorum'da 1945'te 657. artık iyice yaşlanmış Melahat Pars. Muğla'da 1945'te 995. küçük büstlerini büfelerine koyuyordu. Vecihe Daryal.blogspot. Muammer Karaca Tiyatrosu Ciball Karakolu'mı sahnelemekte. Zati Sungur. Müzehher Güyer. o gün de meşhurdu. Yakın tarih içinde topluca etkisinde yaşadığımız en büyük sanat dalı. Hatta. Sanat müziğinin tartışılmaz klasiği Münir Nureddin seyrek ve klas konserler vermekte. Avrupai güzelliğiyle Mualla Mukadder efsanevi bir sesti. Gönül Yazar'ın kardeşi Belkıs Öziner de ünlüydü. Hamiyet Yüceses. Perihan Altındağ Sözeri. 40'h yıllarda ünlü şarkıcı Abdülvahap ve Gülsüm'ün şarkılı filmlerine koşmuş. ülkemiz büyük bir endişeye garkol-muştur. Ankara'da şimdi Altındağ belediyesi olan Esenpark gazinoları meşhurdu. Ve hepsi birer yıldız: Mediha Demirkıran. Korkum yok kayadan! Başkaları düşünsün. Müziğin kalesi. uzun boyu. en çok para kazanan sanatçıdır.. Bakıyorum etrafıma insanlar şöhret ve para için neler yapıyor? Sanki biz nerede büyüdük? O kayanın altında Ox-ford'dan büyük bir mektep vardı. Sanat müziği. Pek güzel bir kadın olan Şükran Özer'i bugün kimse tanımaz. Mahmur ve uykulu müzik dünyasında. Fantastik ve yeni genç bir deha ortalığı sallamaktadır: Zeki Müren.yüzbinlerce çocuğun yüreklerinde. annemin tülbenti altında orada okudum. Mualla Gökçay Sevim Çağlayan (Adnan Menderes'in metresi). tahtına çok erken oturdu. Radyoda yurttan sesler korosunu. Spor programlarının ünlü ismi Eşref Şefik'tir.. hatta sosyal hayatın her şeyi Ankara ve İstanbul radyolarıdır. En beğenilen türkücü Zehra Bilir. Orhan Boran radyoya yeni girmiştir. Adım Nihat Genç. gibi nicesi arasından bugüne kalan tek sanatçı Gönül Yazar'dır. Harika çocuk İdil Biret. Bugün nostalji niyetine bilinenler. Cumhuriyet'in ilk yıllarında radyoda yasaklanmış. Sihirbazlar Kralı gösterilerine devam ediyor. 51'de 2021. Dünyaya kapalı küçük ve şirin ülkemizde sanat müziği her-şeyimizdi. O günün radyo tiyatrolarından bugüne kalan tek isim ise herhalde Zihni Küçümen'dir. kuşkusuz sanat müziğiydi. İstanbul'da Tepebaşı. çılgınlıklardan hazzet- 222 223 meyen ama aşk dedikodularından da kurtulamayan adından sözedilen ikinci büyük sanatçıdır. büyük yetenekler ömürlerinin uzun bir dönemini kenarda köşede parasız. ünlü derlemeci Muzaffer Sarısözen idare etmekte ve halk hızla radyo sahibi olmaktadır.

Bu kadın sanatçıların birçoğu Gönül Yazar'ı hoppa ve lakayt bulup dışlamak istemiştir. cumhuriyet nimetlerini ilk kullanan bu isimlerdi. duygusal. Mahremiyet kalkıyor. çırılçıplak bir ıstırapla yüzlerce eser inşa ettiler! Bu topraklarda acı çekmenin "Türkçesi" olmaz. milli fanatikliğimizin ürünüdür. ud. bu acılı kalplerin tutsaklığı. Cumhuriyet devrimleri sanat müziğini yasaklamıştı ama.. saraylarım kendi elleriyle inşa etmiş. Gönül Yazar'ın henüz 17'sinde kırdığı fındıklar öyle bir hal aldı ki. köşklerini. kederli insanlar olu-verdik. duru yaz rüzgârlarının meltemiyle benzer tutkulu aşkların sakin tabiatlı insanları oluverdik. Asırlarca. aşırı utangaç ve kapalı kadınlarımız bu öncü isimlerle. yeni 224 bir dünyanın kapısını araladılar. Macaristan.. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölümcül bir kaza geçiren sanat müziğini yeniden gönüllere yerleştiren bu öncü. Ürkek. 50li yılların sanatçıları Bağdat'a.com 110 . kıskanırlardı eserlerini. Gizli tutarlardı. Yunanistan'a konserlere gitmiş. Yunanistan gibi geniş bir coğrafyada bir yığın yumuşak hatıra bırakmıştır! Kanun. trafik canavarından beterdir. sert ve kötü zevklerden. Şimdi. 225 Önce. Bir zamanlar yüreklerin en harika sarhoşluğu olan sanat müziğimizin dertleri. hiç değilse Gönül Yazar'a uzanabilseydi. "Türk sanat müziği" diyoruz ki. kitlelerce alkışlanmış. kirpik gibi ince. sevgili karilerim.. Sadettin ArelSuphi Ezgi gibi birçok ünlü bestekâr hayatlarını bu eserleri notalamak. modern kadınlardır. Eski büyük sanatkârlar eserlerini tanımadıkları.) Bu kadınlarımızın çoğunluğu. ülkeden ülkeye tek başlarına koşturup. Musevi. Eserlerinin çalınacaklarına. içinde gezinen yar olmayınca" şarkısını düşürmemişlerdir. Gönül Yazar'ın 16-20 yaş arası güzelliği tüm rakiplerini kıskandıracak düzeydedir. pek çirkince ve cilalı övgülerle bu isim etrafında geliştirmesi çok cahilcedir. yanlıştır. Gönül Yazar yirmi yaşından sonra makyajla güzelliğini örttü. Ancak. Cumhuriyet Türkiyesi hem sanat müziğini yasaklam/ş hem de başına Türk koymuş. karamsar ezgileri bizleri biçimlerken. yine de taş bebek güzelliğiyle kırk yıl hükümdarlık kurdu. İkinci dert. Mısır.blogspot. Iran. neyleyim sarayı. Yukarıda ismini saydığım kadınların kadınlık ve şıklık durumları bir yana. kötü kullanılacaklarına inanırlardı. asil ve kilolu şarkıcılarımızın hüküm sürdüğü radyolarda ona yer yoktu. bugün korkunç bir azapla bu fırtınanın duygulu patlamaları sona ermiş. vahşi ve kudurgan Moğolluktan. "Türk" kelimesi fazladır. (Can Dündar'ın Ajda Pekkan ile ilgili bir belgesel yapıp Türk kadınının 60'h yıllarda sosyal değişimini. onbinlerce eserin notaya alınmamış olduğu için kaybolmuş olması. Evet. http://genclikcephesi. derlemek üzerine kurmuştur. Hindistan. yerine. dostları. çünkü belgeselinden anladığım kadarıyla Can Dündar.. dönemin büyük işadamlarından daha çok inanılmaz servetler yapmış. Denilebilir ki. Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kavramı burada doğrudur. Hıristiyan. Ka-hire'ye.Tüm bu kadın sanatçılar tarihimiz boyunca ilk defa kişisel servet sahibi olan. ancak. talebeleri olmayan insanlara vermezlerdi. tanburdan iç dökercesine tınlayan sesler coğrafyamızda mükemmel bir ruh trajedisi oluşturmuş. Halkın yalnız sesinden tanıdığı.. O da şansını gazinolarda ve dedikodu sütunlarında denedi. "modernlikle" hoppalığı karıştırmış. parlak ve gizemli aşklarıyla dilden dile geziyorlardı. ve tabii dillerinden de "Neyleyim köşkü. yoksulluk içinde ölen Tatyos Efendi gibi bir yığın kavgalı ve ateşli yürek sahibi gayrimüslimleri nereye koyacağız? Gayrimüslim sanatçılar. şehirden şehire. 50'li yıllarda dedikodu gazetelerinde kendisine nasihat yazıları boldur. modern çağın hayat ısısına uymayan bir "kan" var burada. ibrahim Tatlıses ve Tarkan gibiler aynı coğrafyada beğeni toplamaya çalışıyor. Ermeni kiliselerinde dahi bu şarkılar okunmuş. mahalle arasından şehre iniyorlardı.. Aslında sanatçılarımızı "ağırbaşlılar" ve "hoppalar" diye ikiye ayırabiliriz. sanatlarında öncü.

226 Bir eseri taşıyacak sevgili talebeleri yoksa. talebeler yetiştirilirdi. işte bu talebelerden Çeşmi Dilber arkadaşlarıyla iddiaya girmiş. kahvelere. eserlerini bir gül gibi kıskanan o günün büyük bestekârlarına saygı duyalım ve notaya geçirmek istememelerinin cahilce değil. hazır kalıplar elinde bir eserin herkes tarafından aynı şekilde. Hacı Arif sonra gelen Lemi Atlı. Sanat müziği yalı-konak piyasasında zenginler mutfağında şarlatanlaşıyordu.değiştirilip. fazlasıyla ağır ve dar ve bağımlı yürekleri yakıp tutuşturuyordu. Ve hatta. in-cesaz-kabasaz diye de ikiye ayırabiliriz. Konservatuvar eğitimi ve nota. yüzlerce zıpır çocuğun teknik oyuncağı haline gelmiştir. bugün öyle de oldu. Itri ve Dede Efendi'nin. Dinî müziğin meşk edildiği yerler Yenikapı ve Galata mevlevi-haneleri. çünkü başkaları o eseri "yemek" ve "para" olarak görür. bu hocayı baştan çıkartırım diye. bestelerin kabarık. "Olmaz İlaç" gibi şarkıları. maymunlaştırıyor. Notaya dökmek. o an. Bir şarkı. sonra gelen Münir Nu227 reddin ve onlarcasmm aşk dedikoduları bitmez. eserler ihsan karşılığı. bir milletin en mutlu en acılı insanlarının elinden çıkmış eserleri. konservatuvar eğitimine kurtarıcı gibi bakıldıysa da. kabasaz takımından bambaşka bir müzik türü çıktı ortaya. para karşılığı yapılmaya başlandı.) Hacı Arif. onu yurdundan. (Müziğimiz ikiye ayrılır. Bir başka dert. içinde sözler olan şarkı formu moda oldu. Öyle ki. Kabasaz takımının bu hayta üçlüsü. yani ustanın dizi dibinde öğrenilen bir müziktir. huşu ve vecd içinde toplu bir ruhsal hayranlığın yüreğinde okunuyordu. Sözlü eserlerin ruhunda zaten bir "sürtüklük" vardı. herkesin okuyamayacağı. Dedikleri doğru çıktı. bahar yumuşaklığıyla ruhlara şifa bu ses. bilgece bir tavır olduğunu artık anlayalım. bir dokunmayla bu hassas kelebekler kalplerden kalplere gezintilerine son vermiştir. Hayranlarının iç dünyalarının dedikodularla istila edilmesi.. Galata ve Yenikapı seyirciye değil. gerçek bir dehaydı aynı zamanda. Üçüncü bir dert. meşhurdu. bugüne kadar saltanatını sürdürdü. saraydan kovulmuştu ama. Sanat müziği notadan öğrenilen müzik değil. destansı şahsiyetleri allak bullak etmiştir. Bugün kitlelerin tanıdığı sanat müziği budur. Dindışı müziğin kalesi ise saraydı. bırakın o eseri kaybolup gitsin. bir "etik" yasa koyulması şarttır! Sanat müziğinin kapalı perdeler ardında öldürüldüğü bugünlerde. incesaz takımı denilen tam teşekkül. dinî müzik. aynı tarz ve tavırda söylenmesini ortaya çıkarmış. Akşam aklına gelen şarkıyı. http://genclikcephesi. çıkarttı. coşkun. Enderun (saray içi demektir) mekteplerinde okutulur. konservatuvar eğitimi. birden. başka türlü okunacaklarına. dehamızın hayatını mahvetti. Hacı Arif Beyle başlar. kâr semai eserleri revaçta iken. ud ve darbukadan ibaret. sarhoş edici gücünü yok etmiş. kabasaz denilen bir cümbüş. Üçüncü dert. piyasa adamlarınca katledileceklerine inanırlardı.. bırakın Adnan Şensesler'i. seyirci karşısına çıkabilir miydi? Hatta "seyirci" var mıydı? Alkış.. sabah okuyordu. hafiflik ve bayağılık yuhalanacak aşağılıktadır. Sanat Müziği. İşte bu alışılmadık "pop" bir durumdu. Hacı Arif Bey'le bugün şarkı dediğimiz. azgın ateşinin ruhunda yanan eşsiz sesler dahi. Zaten tüm belalar dehalardan gelir. beğeni tuhaf duygulardı. paparazzi vaziyetleri bugünden hiç de eksik değildir. En değerli sandık insan hafızası ve kalbiydi. (yani kalpten) kovmak gibi bir şey oldu. burada bir kavram daha ortaya çıktı: Piyasa müziği.. dindışı (ladini) müzik. Zeki Mü-ren gibi sanat kimliğinin yüksek. son yıllarda öyle sünepe şarkı sözleri yazdılar ki. en hüzünlü kalplerle yıkanmış binlerce beste. Hacı Arif Bey'le moda olan "şarkı formundaydı"? O güne kadar. gazinolara Sulukule'ye bugünkü Kumkapı'ya giriyor. x Çünkü en büyük dert. "etik" dersinden habersiz.blogspot. meşk. üstünden mevsimler geçmeden.com 111 . incesaz takımının tüm klasını harcayıp.

yani. müziğimizin eskimiş olduğunu. Makber'i. Tanburi Cemil'in oğlu Mesud Cemil. Zaten muhafazakâr melankolinin. şimdi müzik dünyamızda böyle tiksinti uyandıran bir kabile kol geziyor. akşam oluyor. kart pezevenk kılıklı bulununca. kurallar. bir de peşinden "Hastayım yaşıyorum" şarkısı onlarca yıl zirvede. sanat müziğinin insanı kadmlaştırdığı-nı ilan etti. Akşam oldu. ki arkasında tarihçi Yılmaz Öztuna vardır. bizim de kadınsı seslerimiz bir türlü moda olamadı. akşam olacak. sanat müziğinin erkeği kadmsılaştırdığı. geberdim nidalarıyla bitmeyen bir derdi vardır. devletin sanat müziğini ele geçirmesiyle. Müziği sağcı partilerin siyasetine sokup. erkek şarkıcılarımız çirkin.... ama müziğimizin radyolarda saltanat sürmesine büyük emekler sarfetti. yönetimle ilgilidir. tiyatro localarında 15'lik İngiliz kızlarla haşna-fişnalardan geri kalmamıştır. İspanya'da erkek şarkıcıları küçükken hadım edip. Bir başka dert. mezarla. http://genclikcephesi. Bir başka dert. Abdülhak Hamid'in "Her yer karanlık" Makber şarkısı yüzyıldır zirvede. onlarca yıl şans verdi. milyarlar ve şöhretler kazandı. bozukluğun ve aptallığın dibini bulmuşlardır. çok bozuk bir "gay" pazarı türedi ki. Sami Aksu gibi yumurta suratlı. Ancak. tartışabiliriz. Testere suratlı bu adamların elinde sanat müziği korkunç saldırıya uğramış.. kabirle. sanat müziğinin o büyük sözsüz kâr ve semaileri yedi kat yalnızlık içindedir. söyleyip sanatseverleri üzdü. halkı ekran başında onyıllar boyu uyutmayı başarmıştır. o da başlarda. kadınsı ses ararlarmış. bizi burada karanlıklar içinde bırakırken. cumhuriyet alfabesiyle kaybolan Osmanlıca harflerin aym-gayın gibi. Hindistan'dan gelirken 228 229 gemide ölmekte olan karısının başında yazmıştır. hüzün geldi. ki.. kendini şarkı sözü yazarı sanan bir sürü fırlama işportacı herif. zeytinyağ seslerin ortaya çıkması. Biri. İkincisi asla Mesud Cemil olamayacak Nevzat Atlığ'dır. yani müziğin "tamamlanmış". Yıldırım Bekçi gibi begonya gözlü güya yakışıklı tipleri piyasaya sürüp. kendisi Londra sefirliğinde. Abdülhak Hamid. tek otoriteydi. Müziğimizin ölmesinde baş cellat Nevzat Atlığ'dır. Bir başka dert. ruhun tanrısal neşesine indirilen barbar bir balta mı? Tartışmak lâzım. Çünkü Atlığ. yani "ihtiyarlamış" olduğu iddiası. Abdülhak Hamit. TV'de izlediğimiz Nevzat Atlığ konserleri müzikseverler tarafından "kilise korosu" ilan edildi. Bir başka dert.com 112 . fare sürüleri gibi ruhları istila edip çürütüyor. cümleleriyle dolu onbinlerce şarkı. makam aralıklarının tüm koordinatlarının denenmiş.. yolculuk aylarca sürmüş ve bu ürpertici karanlık sahneler ruhumuzu demir halkasıyla esir aldı. yoksa. Ancak. tüm seslerin ağız boşluğundan çıkması Zekai Tunca gibi bir sürü fiyonklu. Cumhuriyet dönemini iyi anlayabilmemiz için. şarkı sözlerinin gülünçlükten öte bozukluklar taşıması. TRT. Onların bodrumdaki acıklı hallerine bakan hiçbir yayıncı yoktur. baskılar. hüzün gidiyor. doldurulmuş.Şimdi.blogspot. ah öldüm.. türbeyle. Sanat müziğinin diğer büyük derdi "melankoliyle" ilgilidir. Ruhu hiçbir sevgiyle zorlanmamış. Bir başka dert. Buna bir de imaj sorunu eklendi. Bu bir "karanlıklar coşkusu mu?". mesela Bülent Ecevit dahi. korodan ritm sazı çıkartmış. gırtlak güzelliği ve derinliğinin kaybolup. geçtiğimiz otuz yıl içinde akıllarına gelen her şeyi kağıda döküp. TRT ve bakanlıklarda müziğini kurumsallaştırdı.. iki sembol ismi misal olarak verip.

Dama oynayabilecek kadar becerisi olmayan insanlar ortalıkta "büyük bestekâr" diye geziniyor! Ve artık herkes sanat müziğine "Bize kafayı buldursun" diye bakıyor. Rauf Orbay tarihimizin en kara günü Balkan bozgunundan sonra Ha-midiye savaş gemisiyle http://genclikcephesi. önemli. yani orkestrasyon yani seslerin ahengi. 230 231 Köylüler Piyadeler İsmet İnönü. dert gibi yirmiye yakın kelimeyi çıkartsak. şarkılarını repertuvardan geçirmek. Yüzyılımızın en soğuk günü. karanlık. Şarkı sözlerimizden aşk. çoksesli müzik. Sanat müziği nağme müziğidir. lanet okur. çünkü hepsi kırk haramiler. Kazım Karabekir doğu cephelerinin masalsı kahramanıdır. Sakarya Savaşı'ndan sonra Fevzi Çakmak'a mareşallik unvanı verilmiştir. artık kart pezevenk tadı veriyor. Divan şiirinden kalma. 1924-25'te Mustafa Kemal'in canyoldaşı arkadaşlarıyla. Şükrü Saraçoğlu. torpilli solistler sevilmez. gece. aşağılanırken. Maalesef ülkemizde en sert faşist yapı sanat müziğinin yönetiminde ve ruhlarımız bu ges-tapolarm elindedir. sağcı-solcu tüm tarihçiler. 50 yıldır ekranlarda bir sürü adam. Tek Parti Döneminin başbakanlarıdır. Refik Saydam. Hayattan ve ince hüzünlü şarkılardan sö-zetmek bu halka. azizim ben Bekir Sıtkı Sezgin. Hem devlet hem MHP faşist olabilmek için yıllarca didinmiş. gül. yakın tarihin en görkemli sansürcüleri olduğu fikrinde ittifak halindedir. yüzyıldır bu ülke sanki hiç savaş görmemiş. ancak kurumsal zekâları olmadığı için paldır küldür karga tulumba bir faşizm uygulamışlardır. Recep Peker. Kazım Karabekir.. TRT'yi istila etmiştir. akşam. Korodaki zebani kadınlar. kantoların sözleri dahi hafif bulunur. artık ayıklamak da imkânsızdır. akasya. o küstah. aynı çizgide birden çok ses. aşağılık kompleksimizin artık sicili olmuştur. Çoksazh müziği çoksesli diye anlayan Yıldırım Gürses gibi ucubeler bile devletin ağzıyla konuştu. Fevzi Çakmak.. geriye bir şey kalmaz. tek çizgiyi takip eder. uzattı. melodik yapıdadır. Şemsettin Günaltay vs. garip sübyancı bir sevda. Ve hepsinden daha büyük dert ki. Ali Fuat Cebesoy Rauf Orbay Refet Paşa.com 113 .. yani armonik yapıdadır. gestapo şefi suratlarıyla onyıllar boyu bize şarkılar söylediler. Müzikten anlayan tafralar içine bir diğer kısım. şişirme kelimeler şarkılarımızı istila etmiştir. ardından Adnan Adı var. o kanto sözleri dahi bugün mucizevi güzellikte değerlendiriliyor.blogspot. çemen türü bitkilerle. ko-rodakiler. ay. 1924-25 yılma kadar Mustafa Kemal'in en yakınında. darbeler görmemiş. dışarıda kalanlar torpillilere gıcıktır. piyasadakileri sevmez. saltanatın kaldırılması ve satır gibi sert devrim kararlarına başladığı gündür. çağımız artık çoksesli çağıymış. Fethi Okyar sayılabilir. soyut güzellik merakı artık sapık ve vampir bir psikopatlık düzeyindedir. Halide Edip. ya da satmak için her türlü dalkavukluğu meslek edindiler! Yetmiş yıl önce. bu kadar ağır bir maliyete mal olmamalıydı. Üniversitelerde İnkılap dersleri "meddah geleneğiyle" anlatıldığı için tüm gençler Mustafa Kemal'in en yakınındaki ismin İsmet inönü olduğunu sanır. Yanaklarıyla ciğer yemiş hovarda ruhlu bir sürü fraklı adam. lale. Bir yemekhane kedisi Sibel Can bile bu müziğin asso-listi oluyor! Bugün şarkıcılarımız o kadar ince şarkılar söyledikleri halde. ev kabadayısı suratları değişmiyor.. yoksulluklar yaşamamış gibi Lale Devri'nden kalmadır. sonra İsmet İnönü. Bir başka dert ki. ya da Serap Mutlu Akbulut'u seviyorum diyerek cilası bozuk bir klasla kasıntılı konuşmalarına doymak bilmezler. büyük coşkulu ırmağımıza şehrin tüm kanalizasyonları karışmıştır. ya da Çinuçen Tanrıkorur'u. sümbül. yüz tane roman çıkar.Şarkılarımızın bir diğer yarısı da. çok önemli iş yapıyormuş gibi bu muhabbeti uzattıkça.

dava arkadaşı. silah. istiklal savaşının mermer sütunları işte bu soylu. mukaddes mi mukaddes. DP bu tavra karşıydı ama. Mustafa Kemal'den sonra handiyse İstiklal Savaşının her şeyidir. ey kahpe rüzgâr artık nerden esersen es!... yasaklar aklını biraz daha oynattı. Amerikancı. tiyatro.. sinema. Necip Fazıl'm şiiriyle: Surda bir gedik açtık. Onlara gıpta edelim. liberal çizgi izleyip Demokrat Parti'yi yönlendirmeye çalışan Ahmet Emin Yalman'a masonluk suçlamasıyla saldırır. Mustafa Kemal'in. Hem Necip Fazıl hem Büyük Doğu ismi 50'li yılları kasıp kavuruyordu. hatıratlarına sansür koyulmuş..com 114 .. Türk siyaset tarihinde o güne kadar ve hatta bugüne kadar iktidardan dergi. büyük kahramanlarının gururları. bu yadsınacak bir şey değildir. büyük bir kutsal hareket başlamıştı. Akif'in yazdığı İstiklal Marşı fazlasıyla dinî ağırlık taşıyor. Bugün Müslümanların lâik düzenle tek kontak noktası olarak gördüğü İstiklal Marşı'na karşı yeni marşı yine bir İslamcı yazar yazmıştı.. Ali Fuat Cebesoy. ya da. j Saraçoğlu döneminde basına. gururlu inanılmaz adamlardı.. deyip marş ısmarladı. işte kuvacılar Mustafa Kemal dışında bırakıp gittiler. Batı'nın en azgın si232 yasetlerinden. Büyük Doğu ismi ilk defa bu şiirde ortaya çıktı. hepsinden öte teklifsiz bir samimiyetle dertleşip yangından yangına koştuğu arkadaşlarıyla yollarının ayrılması. ama büyük mirası bozuk para gibi harca dılar. Falih Rıfkı kanalıyla kendisine de yazması söylendiği. Bu peri masalının kötü kalpli kraliçesi yoktur. yoksa tacı bırakıp gidenler mi? Demokrat Parti'yle 'Demokrasi' gömleği giyen kahramanla rın hem huyu değişmişti. Ne cip Fazü'ın masonlukla suçladığı. haklı olanlar "tacı" bırakıp gittiler! 25 yıl sonra Celal Bayar. O günlerin tarihçileri. ya da nerede doğup öldüklerine dair kuru bilgiler dahi anlatılmaz. ardlarmdan birkaç kuru hatırat dışında. cephe. Adnan Menderes işte bu bastırılmış.. Necip Fazıl'm Menderes'le para ilişkileri Yassıada duruşmalarına kadar sarkar. ne bir roman. muhafazakâr. asla bu kahraman ların partisi değildi. 1936'h yıllarda Ulus gazetesi M. cumhuriyet tarihinin en trajik anıdır. tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yangın ve talanından bu toprak parçasını. Allah'tan ve ahlâktan bahset mek yasaktır diye de okunabilen yasaklar vardı. sürülmüş büyük kahramanların efsanevi gücüyle iktidara geldiler! Bu toprakların hakiki sahipleri kuvacılar ise. soylu demok| rasi kahramanımız deliriyordu. Amerikancı. Yetmiş yıldır öfkeden kudurmamızın sebebi budur! Tek parti döneminde bu büyük kahramanların konuşmaları yasaklanmış. liberal bir siyaset. DP'nin propagandist liberal Amerikancı yazarı Ahmet Emin Yalman'a kadar. lâik rejime zarar veriyor. İsmet İnönü'nün tek partisi mi. bu kahraman ittihatçıları asla sevmeyen Necip Fazıl'dan.blogspot. hayatını anlattığı kitabında o günlerde paraya olan ihtiyacından Büyük Doğu Marşını yazdığını anlatıyor... Necip Fazıl. DP şemsiyesi altında kimler yoktu. uykusunda gülen bebeğin saflığıyla kurtardılar! Hiç kuşkunuz olmasın eşi bir daha gelmemiş eşsiz kahramanlardı.Akdeniz'i birbirine katmış efsanevi bir kahramandır. hem görünüşleri.. sürülmüş.. gazete için para almak "siyasi bir gelenektir". buzul parçaları gibi çarpıştı. bugün dahi o günün Büyük Doğu dergisi efsane bir isimdir. ve radikal İslâm'ı köpür tüp şımartan bir zihniyet. canyoldaşlarının yollarının ayrılmasında bir kötü kalpli kraliçe bulurlar: İsmet İnönü! Her neyse ortada bir ahlâksızlık yok.. Necip Fazıl. sonunda Malatya'da http://genclikcephesi. üvey çocuk kimdi.

. gücünü demokrasi kahramanı Menderes'ten alan. büyük holdinglerde nasıl. 80'li yıllarda cunta tarafından aranıyordu. halkımız gece yarısı pijamalarıyla Menderes'in anıt mezarına koştu. liberal. tek kusurun ahlâk! Radikal islamcı vakıflar. Hüseyin Hilmi İşık'ın talebesi. başta Enver Ören.. Menderes geleneğiyle siyaset yapmak derim. Müslümanlıklarından dahi utanır gibi olurlar. Kör öldü. üslup olarak bambaşka bir hayatları oldu. 32. aynen tarikatların desteğini alır. mazlumların demokrasisiydi. bugün devrimlerin bekçisi. kemalist sosyal demokrasi. asılma olayım. varoşları ve tarikatları almıştı.com 115 . hızla atlayalım 70'li yıllara. Atatürk düşmanlığından. muhafazakâr çizgiyi sürdürür. Tek kusurları: Bir zamanlar radikal Müslümandılar. Adalet Partisi. bu gerçekten böyle midir.. Menderes'in asılması üzerine yepyeni bir demokrasi öy234 küsü inşa etti. hatta.. İslamcı televizyonlar içinde avangard programlar yaptılar: Avangardhkları: Seda Sayan gibi şarkıcıları. bugün orada. Amerikancı. bir Büyük Doğu sempatizanı. Tek Parti Döneminin devrim bekçisi Silahlı Kuvvetler! Böylelikle parlamentonun merkezine iki siyasal kanat yerleşti: Birincisi gücünü Atatürk ve devrimlerinden alan lâik. Silahlı Kuvvetler saati yayımlayıp.. karakter değiştirip. diğeri. lâik-muhafazakâr bir hal aldı. tarikatlar.. Son kırk yılımızda bu ülkede en değerli mal nedir derseniz. dün mason dedikleri.. bir sürü masonik. Menderes'in devamıdır. 70'li yılların Tercüman gazetesi. ölüm herkesi kutsallaştırır. en büyük parti oldu. ne çabuk bozdu tarikatları. aynen Amerikancı. Silahlı Kuvvetler'in en hoşnut kaldığı savunma bakanları oldular. ikisi de Türk basınında en çok seyahat eden yazarlardır. arkasına köylüleri. Gün programında belgeseli anlatıldığında. Ciğer parçalayıcı öyküler öyle bir hal aldı ki. varsa yoksa: MENDERES!. Ah uğursuz sermaye. Ah uğursuz insanoğlu. Amerikancı liberal dedikleri tezlerle yirmi yıl gibi kısa bir zamanda kucaklaşıp asırların hasretini giderdiler. konuşma. Menderes ve neredeyse onunla özdeş. Bugün bu çizgiyi devam ettiren. liberal tipleri televizyona çıkartmaktı. 70'li yılların Tercüman gazetesi. İktidar herkesi kötü yapar. binlerce ayrıntısıyla dramatize ederek yepyeni bir demokrasi geleneği uydurdu! Bu gelenek. Fevzi Çakmak. aynen Ahmet Emin Yal-man'm Amerikancı liberal çizgisini sürdürür. cemaatini dünyaya http://genclikcephesi. liberal. tarihimizin en büyük talanı kredi treninin son kompartımanına yetişti. Mehmet Barlas ve Nazlı Ihcak'tır. Karşılarına düşman olarak aldıkları güç ise.. Menderes geleneği merkezde erirken. huy. 60 ihtilalinden sonra merkez sağ partiler artık. Her neyse. işte son yirmi yılımızda Menderes geleneğinin bakanları.Ahmet Emin. Rauf Orbay Cebesoy. Kısa zamanda televizyon kurdu. Uzun bir konuşma yaparsınız. Sermayenin vatanı yoktur ve paranın ideolojisi tektir: Üniversite yıllarımda süpürgesi dahi olmayan Kur'an kursları he235 lalarında deccal Atatürk diye bağıran onlarca genç. Karabekir Paşa'dan hiç mi hiç bahsetmez oldular. Cehennemden çıkmış çılgın Müslümanların partisi Refah'm da Menderes'e benzeyen yanları vardı. bugünün samimi tarikatçıları tarafından dahi 'bağnaz' bulunan Ti-canilerdi. hatta. Bir Fethullah Hoca geç kaldı. Mehmet Bar-las'm Ahmet Emin'le ikinci benzerliği. muhafazakâr görüş! Alım yıldızlarla tarih ne eşsiz yaratıktır. Özal'm köşe dönücü. dinsiz. merkeze doğru cehennemden çıkmış radikal Islâmi bir parti harekete geçti. bugüne değin. badem gözlü mü oldu. Hüseyin Üzmez'in kurşunlarına hedef olur! x O günlerde basında en çok tartışılan 'irtica' hareketi.blogspot.

kendi topraklarına derin bir bağlılık. İrtica köylü hareketidir. Namık Kemal'den beri "vatan" kavramını yüceltmiş. nüfus artışı duruyor ve tarikat sermayesi büyük holdinglere göz koymuştur. Kuvayı Milliye. Mardin. darbenin. Yakup Kadri. nicesi. olacaktır. tarihlerine derin bir düşkünlük göstermişlerdir. http://genclikcephesi. yani Islâmi hareket köylü ideolojisidir. padişahın mülküne karşı. Maraş. köylülerden kendine "kurban" yapamaz. huysuz ve dalkavuk yazarlarımız zırdeli bir korkak olarak irticaya karşı amansız kavga veriyor. birçok solcu yazar dahi şöyle bir düşünüp yenilikçilerin yanında yer alıyor. sermayeye olan düşkünlük akıllara sığmaz bir açgözlülükle tarihin her noktasında iktidarla ahbap çavuş olmuştur. Kabakçı. Elazığ gibi şehir geleneğinden gelen yerlerde hiç tutunamamıştır. bilgi olarak tümüyle yanlıştır. oligarşinin son halkasıdır.com 116 . hatta eşkıya. her insanı baştan çıkartan! Tanzimat'tan günümüze yenilikçi hareketler ise. Tarikatçı sermaye. Refik Halid. her dini. hatta üç-dört dil bilen. her ırkı. Batılı kitaplar okuması. Bin yıllık tarihi içinde. Pir Sultan. Refah'm kitlesi de köylüydü. şair. çizerleri. tek suçu: Geç kalmak! Attila İlhan. Türkçü hareket. şehirden irtica hareketi çıkmaz. Yazarları. ancak şehri basarlar. Tarihi canı istediği gibi kimse değiştiremez. tarihi. İttihatçılar.. önderleri şehirli insanlardı. anlaşılması durumuyla halkçı bir hareket olarak tarih sahnesine çıkmıştır. bireysel bir milli kimlik tadını marşlara. o da Silahlı Kuvvetler saati yapacaktı ki.açmaya çalıştı. köye aydınlar göndermek hareketlerini örgütlemiştir. Urfa. şiirlere yerleştirmiş. Hatta PKK hareketi de köylü bir hareketti. kitleler Hak-lş gibi kurumlarda modernleşiyor. Osmanlı'nın tebaası gitmiş. modern eğitim veren okullarda okumuşlardır! İttihatçı ve Kuvacı kadroların hepsi irticamn kaba gürültüsünün karşısına geçmiştir. muhtıranın tarafına geçip yüzyıllardır köylüleri kırbaçlayıp. gelişmesi. Hatta Türkçü hareket. Bir savaştır gidiyor işte. Halid Ziya. darbeler. hiç kimse hoş vakit geçirmek için siyaset yapamaz. modernizmi benimsemesi ve buna rağmen. bu görünüşte doğru. efe hareketleri hepsi köylü ayaklanmalarıdır. Muhtıra. Türkçü hareketle insanımız. hiç kimse modernizmden korkup. Enver-Talât-Cemal Paşalar. Siirt. Artık köyden şehre göç zayıflıyor. Türkçü hareketin Meşrutiyet'i inşa eden ittihatçıları. cinsel istekleri bir türlü bitmeyen çapkın iktidarın kucağına düştü. bir akıl hastası gibi lâik-şeriat di237 yoruz. Atatürk'e bağlılıklarını çok önceden söyleyecekti ki. Tanzimat'tan günümüze tüm muhalefet hareketlerinin irticayı kullandığını söyler. yabancı dilden çeviri yapacak. Padişahın kulu. liberal. doğuşu. Genç Osmanlılar. hatta Halka Doğru dergileri çıkarmış. Patrona Halil ve Meşrutiyet'te Derviş Vahdet! ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı.blogspot. diğer tarafta şehirliler. kitlesi köylüydü. onlar için düzüşe-cekleri yataktan önce söylenmiş tatlı. Namık Kemal. Biz buna yüz yıldır. nazlı aşk sözcükleridir! Ah iktidar ne büyük yağmanın şölenisin sen. vatan ve görev duygusunu bahane ederek bütünleştikleri gibi. bir tarafta köylüler. TGRTnin Amerikancı. Antep. Celaliler. muhafazakâr holdinglerle memleket. Baba İshak Ayaklanması. Vatan haini bile olamayacak sahtekâr sol yazarlar boşuna orduya yalvarıp durmasın. Malatya. Demokrat Parti'nin kitlesi de köylüydü. Menderes ve Adalet Partisi'nin 236 sonradan görme zenginleriyle nasıl kenetlendiyseler. Su katılmamış bir komediye dönüşen iktidar-irtica düzüş-mesi. beş-on yıla kalmaz bütünüyle kenetlenirler. aklınıza kimin adı gelirse. "şehirli" hareketlerdir. hatta köyü kalkındırmak. Şahkulu. Avrupalı giyim tarzları. Cumhuriyeti kuran Kuvacılarınm büyük siyasal fırtınasının tüm yazar. Süleyman Nazif. Tevfik Fikret. Rauf Or-bay Ali Fuat.

güya çağdaş gibi laflar edip. vergi kaçıran işadamları. uygar. çünkü büyük lalanı ancak böyle gerçekleştirebiliyorlar. on yıl sonra. Yeni köylü hareketin diğer kanadı.Aydın. rüşvetle oynayıp. profesyonel yazarlar gibi toplumsal ve siyasal güçleri kontrol edip sırtını dayayacakları sıcak minder bilmezler. çünkü kendisi köylüydü. şehri yuva yapmış. şehre inmiş köylüleri sisteme katabilirdi.. modern. köylü çocukların askerlikleri ise eğlenceli ve maceralı geçer. emir komuta. çünkü yağlanıyor. güzel kravat takıp. köylüleri kırbaçlayıp. karşısında hangi güç olursa olsun. Yapamazdı. Fenerbahçeliler. genize kaçmış sümükten devrimci olurlar. sonra Kürtler'i verdik. modası gelir puşt. bugün muhtıralara bağlı züppeler! Benimle konuşmak isterseniz. görevi. milli geliri.. lamentoda palazlanmış. ibne olurlar. ruhu bozuk sanatçıı lardan asla vatandaş yapamazsınız. TRT 2'de Akşama Doğru programcısı Seynan Levent zekâsıyla topluma kendince yön vermeye çalışan manyak bir sosyal demokratlık. yalakalaşmış. bu yüzden şehirli çocukların askerlikleri işkenceli. soytarı külahlarınızı komutanlarla aynı vestiyere asıp. ayakkabılarımzdaki cıvık çamurları paspasa sileceksiniz. dik.. ANAP gibi partilere yuvalanmış köşe dönücü müteahhit. güya opera dinleyip. Köylü kalmak medyanın da DYP'nin de işine geliyor. insan haklarını. şehirde! Bu "yeni köylülüğün temsilcileri bir tarafta DYP. sosyal hakları. modası gelir Fethullahçı olurlar. müteahhitlerden. mesela. Emir ve komutlar çok basit ve tekrar üzerine kuruludur. Solcular. kendi menfaatlerine şehirleşmek aykırı geldiği için kentli olmamakta direniyorlar. Spartaküs'ten beri bildiğini okurlar. par. modern çağın en yalnız yaratığıdır. 12 Eylül'de solcuları ver. köylülerin karşısında askeri imdada çağırıp mutlu olur. |. krallığımızın karnını doyurmak için ne. düşünmeden köylüyle. köylü bir çocuktan nasıl piyade yapılır düsturu üzerine kuruludur. mezhep.com 117 .0 İlkleri kurmamız gerekecek! Kardeşlerim. Dünün Demokrat Partilileri de bugünün Fethullahçıları gibi |lj helalarında bir çalı süpürge yokken. tarih onları nasıl doğurmuşsa öyledirler.blogspot. beni dinleyin! Acemi köylü çocuklardan bir hötle. onun zincirinde tek bir halka vardır. doymak bil< mez bu krallığı gelecekte doyurmak için köylerde İrtica' çift. çırılçıplak kendisi. modern çağların şehre kutsal armağanlarıdır. bölüşen bir tavırla. modası gelir Kürtçü olurlar. cins.i|. bugün milyar dolarları var. Başka bir ayrımla. bir komutla piyade yaparsınız. CHP'nin kitlesini ise profesyonel köylüler oluşturuyor. bu basit. modası gelir Türkçü olurlar.. Başlangıcında Türkçü hareket halkçı bir hareketti. sonra irticayı verdik. eşitçe savunmaktır! Ancak köylüden piyade en zor meslektir! Tarihte ve bugün dünya askerî eğitim sistemleri. ırk. Yüzyıllardır ülkemizde yepyeni bir köylü hareketi direniyor. İşte medyası.. hepsi kul-köle olmuşlardır. |i Ama profesyonelleşmiş. 70 yıllık krallığımızın ürpertici iktidarının son günlerindeyiz. çünkü.. şehrin insanı. patronlarından ödül alıp kendilerini "modern" sayar. şehri.. kentli. cici dergilerde yazıp. bir de acemi yazarlar. öyle içeri gireceksiniz ve geğirirken ağzınızı kibarca elinizle kapatacaksınız!. |. modası gelir 68'li olurlar. Türkçülük halkçı bir hareket olarak yoluna devam edebilseydi.. Profesyoneller. Refah'm kitlesini acemi köylüler. profesyonel yazarlar vardır. çünkü.. ANAP. sağcılar. Benim gibiler acemi yazarlardan olur. çünkü şehirlidirler. sıkıntılı. '. reden irtica bulup kapısına atacağız. işçiyle bölüşmektir. Dün saraya bağlı dalkavuklar. şehirleş-memek için direniyor. olmadı. http://genclikcephesi. görevi. hepsi Atatürk'e deccal di yordu. slogan devrimleriyle irticadan "vatandaş" yapmaya çalıştı. 238 DYP.

Hayatımda zaten. Zekâyı. Sürüden atılmak istemiyorum. deliler matinesiydi. sebzeyle beslerler. Erkekler çoğunlukla pipo. biri tavana. Sanıyordum ki... artık ezberlediğim bir efendilikle yoluma devam ettim. et vermezlermiş. berrak. ama. Ankara'da tiyatro seyircisi böyle oluyor! Seyirciler. Ama nafile. sapık. Kalbim.. her şeyi merakla izliyorum. dağların en temiz havasıyla temizlenir.. ya abartılmış bir avallıkla. durgun sular bulur beni. biri de hiç kımıldamadan kollarını bağdaştırmış bekliyordu. Saçlarına fön çekmiş gibi kabarıyor dalları. Elin kızından bana ne? En güzel yerinden kopan bir keman teli gibi çarpılmış olmak. Gururun bittiği yerde herkesin ruhu kesesinde. Vücutları birbirlerine dönük. biri yere. sıcacık bir rüzgâr gibi işledi içime. bir daha sürüde köpeklik yapamaz. Şaşkınlığımı gizleyemedim. ikisini de kaybettik. Tam da o hayalin içinde duyulmamış. İncir tadında bir hayal yaşamak soylu bir duygu değil mi? Bu kadarı yetmez mi? Ardında bıraktığı esrarlı ışıklar için hiç tanımadan yanımdan geçiveren kıza insanoğlu adına saygılarımı sunarım. Kadınlar ipeksi turuncu ve bordo kadife elbiseler giyiyor. akıl hastası olduklarım bilmiyordum.com 118 . Ballanmış incir rengi bir heyecanla yürürüm.. Nedir. aşktan başka hiçbir şey kımıldatamaz. Ama. Kırk yaşını geçmeden de akıl ballanmaz. gidip o kızın etini de dişlemek istiyorum. bana ne? Bir kez onu görmüş olmak bana yetmeli!. bugün de derim. önümde donmuş bir hayvan. çoban köpeği koruduğu kuzuyu kaçırır. ama hepsi ciddiyetle ve suskunluk içinde etraflarına bakıyorlardı. günah neyim varsa. yedi-sekiz kere tiyatroya gitmiştim. Bu bal. kimdir? Nereye gidiyor? Derin bir yaprak kokusu ruhumu istila etti. Ankara'ya ilk geldiğimde oyunda rol alan bir arkadaşın davetiyle ilk defa gittiğim tiyatro. İnsanı zekâdan başka hiçbir şey dinlendiremez. çubuğu fazlasıyla uzun parlak siyah ağızlıklarla sigara içiyorlardı. Gururun bittiği yerde aşk olmaz. Kanın kokusu tattığında. hiç yokmuş gibi.. Sokağın ruhsuz pençelerinden bugün de kurtuldum. Seyircileri pek tuhaf buluyordum ama. İnsandan başka anısını kim anlatabilir? Aşk ve kahramanlık. Konuştukça güzelleşiyor. çoban köpeklerini hani.239 Deliler Matinesi Sokağın başında taranmış uzun dalgalı saçlarıyla iri iki göz önümden kaçıverdi. hiç görmemiş gibi davranalım. Bir gün kuzularla şakalaşırken kazara kuzuların kulağını ısırır. Gururun bittiği yerde mizah olmaz. Ağaç.. Kusurlu. kan kokusunu tadan çoban köpekleri.blogspot. hayatımı kurtardım. en hüzünlü şarkılardan daha ince yakar insanı. otla. o tertemiz dağbaşmm buzlu tadıyla yıkamverir. müthiş bir kuvvet bulurum kendimde. çekip gitsin. İşte böyle. Kahveye çekilip tüm bunları düşünmeliyim. ve kimse kimseyle konuşmuyordu. herhalde gerçek tiyatro izleyicisi 240 241 http://genclikcephesi. ama Ankara'da ilk. ya da aşırı incelmiş bir süzgünlükle. Peşinden gidemem çaresizliğimi. Kaldırım taşları som altına dönüşür ve çiviyle mermere yazı yazıyor gibi düşünmeye başlarım! Evet. dut kurusu tadında kibar olunca da. artık çürümüş suratlı milyonlarca yetişkin insanın akışı üşütmez beni. En iyisi. Çünkü bir kez et. parçalarmış. trapezdeki maymuna döndük. Bu bana yeter. Öyle tatlı gelirmiş ki. Gittim ve bir ağacın önünde bunu düşündüm.

Geriye döneceksem. ellisinde ölmesi bir insanın. İğne-iplikle birbirine iliştirdiğim bu kırk yamadan seccade aşklarımı küçümsemeyin.. Bir başkası başka bir yerini tamamlıyor. salondaki en rahat seyirciden daha rahat ve her 242 şeyi biliyor rahatlığında bir ukalalıkla tiyatroda olup biten her şeyi beğenmez oldum. Biraz önce gördüğüm kızm iri siyah gözleri. Bir tuhaflık var ama. şaşkınlığımı zoraki gizlemeye gerek yok. Titanic'in batması gibi.. tablolar karşısında büyülü duruşları. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor. o güne kadar tanıdığım en büyük oyuncuydu! Nurşen Girginkoç! Benden otuz yaş kadar büyüktü. inanılmaz taklit ve uyum kabiliyetim. ondan bir parçayı. Hep şu hayali kurmuştum. ilk günkü seyirciler gibi. kendimi o günkü havaya kaptırmışım. anlatmayayım.. genç bir sanatkârın özel sırları arasında kalsın. Birkaç kişi tuhaflıkla baktı bana. salonun tuhaf yerlerine dikkatlice bakarak ve bakışlarımı uzun bir süre orada tutarak. buranın soylu havasına yakışmayan davranışlarda bulunduklarını ima eden jestlerle. onların hareketleri gibi ağır tepkiler veriyorum. bir gün soylu ve incelmiş kibar tavırlarımla tiyatroya gideceğim ve orada karşıma bir kız çıkacak! Tümüyle delilerden oluşan seyircileri tamı tamına taklit ettiğim halde çıkmadı. taşradan gelmiş keloğlan gibi tedbiri elden bırakmadan. Bu yüzden komik gelse de başkalarına o delice duruşumu bozmuyorum. Bir hafta sonra yine tiyatroya gittiğimde. kahvede. delice aşık oldum ona. bir dakika gibi uzun bir zamanda bunu yaparak. insanların tuhaflık ötesi şıklıkları. Ve oyun arasında. topluca güldüğünü görmedim. aşık olduğum bu büyük hayat filminin bir devamı. tedbiri elden bırakmamak lâzım. Nurşen Girginkoç onun sahnedeki hali. o kadını gördüm: Pek yaşh ve çirkindi.. oysa. annemin iğne-iplik kutusuna benziyor.. Hepsi tek bir insan. tüm bu parçaları alır.com 119 . Her neyse. Burada seyirciler böyle. hayatın herhangi bir anında. Hatta. İşte orada öze özüme dönmeye karar verdim. bozuklukları. öğrendim. pek laubali bir seyirci gördüm. Ben ne olur ne olmaz.. Neden? Buraya ait hissetmek istiyordum kendimi. Elimde olmayan bir güvenle. Yüksek sesle konuşuyor. Çünkü tat almıyorum. Ağırca başımı döndürerek. gerçekten "deli" olmuştum. tiyatroda öğrendiğim o delice mimikleri bir günde terketmem mümkün değildi. tiyatro çok bozulmuş. Bu gemiye toparladı243 http://genclikcephesi.böyle oluyor. küçük bir sandalın batması gibi. Durum biraz tuhaf dedim. Bir gün o delice bakışlarımla fuayede asılı aktrist resimlerini izlerken. gerçek bir tiyatro izleyicisi gibi bakışlarımdaki sert büyüyü bozmadan takıldım. Maymun iştahlılar aşık olamamış insanlardır.blogspot. İster istemez onlar gibi durmaya başladım. şakalaşıyorlar. onların... dünyanın en harika yeri. Zaten tiyatroyu öyle hayal etmiştim. Kendimce konuşmaların. çok şey okudum. bu tam insan bir türlü gerçekleşemiyor. Orası tiyatro. Aradan yıllar geçti. Keloğlandan farkım.. içimden. Yüz vermedim. Ama. hiç olmadık yerde tepki veriyorlardı ve birçoğu oyundan çok ısrarla sahnenin değişik bölgelerini kesiyorlardı. O delice duruşları yapabilmek için neler çektiğim ise. hepsi aynı gemide yaşıyor. Sonunda sıkıldığımı anladım. ben öyle değilim.. İnsan yaşlandıkça gemisi de büyüyor... edebiyatım. Tiyatroya defalarca gittim ve ilk gün öğrendiğim görgü kurallarından asla taviz vermedim. Aklımdan tüm seyircilerin deli olabileceği geçmiyor. bir başkası giymiş olarak karşıma çıkacak. Oyun başladığında. ama. Birkaç şey de öğrenmiştim. Çok koşan insanlar çokeşli insanlardır. yani.. bu mimikler içinde dile getiriyordum.. oysa normal seyirciydi bunlar. tedbiri elden bırakmaya pek niyetli değilim. ama o deli duruş ve bakışlarımdan vazgeçmedim. Bazen genç insanların aşk intiharlarını duyuyorum. ben keloğlan gibi. İşıklı nehirler gibi alıp sürükleyecek beni. yolda gezinirken birbirlerine tuttururum. hiç kimsenin toplu alkışladığını. Kollarımı yavaşlatılmış bir hareket gibi önden bağlayarak. dedim.

Bizi. Türkçü. sağcı. ancak. ya abartılmış bir http://genclikcephesi. kemalist. bambaşka bir edebi kimlik içinde sessiz gemilerine yol açmaya çalışmışlar. gemim buzdağına çarpacak diye korkuyor. Ben mi yanlış düşünüyorum diye sık sık ülkemin gelmiş geçmiş yazarlarını yeniden okuyorum. İslamcı. Acem şarkılarmdaki Türk kızları imgelerini bir kez olsun duymadılar. insanı var eden önce aşk mıdır. bu kimliklere bu kadar sığınabilirler miydi? İnsan soruyor. Diğeri Acemlerle oluşturduğumuz Tebriz. Mesela. kemalist buzdağlarını umursamadan yazıyorlardı. hepsine korsanca bir özgürlük tadı vermek istedim. Hiçbirimiz bu koyu. Halit Ziya. o deli adam! Ne zamandır onun hakiki deli bakışlarıyla eşyaya. sevgiliye. Türkçü. Arapla düşman yapmaya çalışanlar. çünkü taklit bir delilik bu. İslâm'la geleneksel ilişkilerimizi. Gemilerinde bir küçük güzel şey olsaydı. güvertesi epeyce yüklü. sağcı. yüzyılımızın başında iki büyük savaş yaşadığımız halde. devletçi yazar havası yüzyirmi yıldır kuşatmış bizi. İslamcı. devletçi bu görüşlere yüz vermemiş. kendi gemimdeki sevgililerle bakışlarımı düzeltip. Türk-Arap düşmanlığım şu son günlerde iyi kullanıyor. Bozuk ve delilik taklidi içindeki bakışlarımızı. kemalist. Araplara da oyun oynayıp Yahudileri bölgeye yerleştirdiler. Oysa. beyinlerine. Bu yazarların da deposu. dilimiz o kadar zengin bir coğrafyada konuşuluyor demektir. Biz. Sağcı. jest. İslâm devleti yazıyorlar ama. bakım isteyen emekli. Ve benim gibi iğne-ip-lik kutusu taşımak zorunda değillerdi. tartışmalar izliyorum TV'lerden. biri Araplarla oluşturduğumuz Hatay. taşa Türk. Acemle. düşünce. Mesnevi Farsça yazılmıştı ve en büyük şairlerimizden Ahmet Haşim de Arap'tı. Ve bizler. Mecnun.blogspot. gibi soylu ve saygın yazarlarımız. hayal. Oku da nasıl okursan oku. Bu ağır. devletçi.com 120 . benim o tiyatroda gördüğüm insanlar gibi. Ancak İngilizler. yobaz görüntüleri sayesinde kopartmak istiyor. Türk. son günlerde Kur'an dahi Türkçe okuyalım. daha ön244 ceki her şeyi Islâmileştirme manyaklığının devamı. Türkleştirme. Türkçü. yoksa Türk müdür? Bir yaşlı. İslamcı. Türk-Arap düşmanlığını kızıştıran Birinci Dünya Savaşı'nda lngilizler'di: Kazandılar. Arap ve Acemlerle aynı sevgili: Leyla'ya aşığız. yoksa devletçi oluşu mudur? Dağa. devletçi yazılar yazıyorlar. Yahudiler de bu kan davasının bitmeyeceğini artık anladıkları için. kavgaya ne gerek var. Leyla bizim ortak sevgilimiz. Mecnun'un aşkıyla. heze-yanlarıyla tartışılıyor.ğım binlerce resim. Hüseyin Rahmi. Ahmet Haşim. Ama ben. tarihin o büyük. Bugün iftihar edebileceğimiz iki güzel şehir kalmıştır elimizde. Türkçeleştirme manyaklığı. siyasi İslâm'ın curcuna. bir hasta insan önce hasta mıdır. Bölgede uzun bir hayat sürmek isteyen İsrail bizi iyi tanıyor. yüreklerine hiçbir şey yazmıyorlar! Bu düşünceler bir alıklık dininin mahsulü! Alıklığın en derin ruhsal tehlikesi hayatınızı ve hayallerinizi birkaç siyasi kelimeyle ifade ederken kendinize duyduğunuz derin imandır. bir imparatorluğun çocuklarıyız. Bugün tüm TV tartışmaları. İslamcı. şarkıları-mızdaki Acem kızları. giderek delice duruşumu kaybediyorum. önce bakıma muhtaç mıdır. kalabalık sessiz gemileri vardı ve hiçbirisinin bakışları benim gibi bozuk ve delice taklit içinde değildi. köşeyazarları. geçmiş zamanın büyük yazarları gibi. yoksa islamcı mıdır. çünkü. Yakup Kadri vs. büyülü ışıklı nehirlerinde büyük bir sevince dönüştürebiliriz. hayata bakamıyoruz! Ama her gün yazılar okuyorum gazetelerden. dilimizde ne çok dilden kelime varsa. durultacak içten sohbetim olmuyor. kaba havadan çıkamıyoruz. Türk düşmanı olan Araplar belalarım Yahudilerden bulmuşlardı. ki yüzyılımızın en büyük yazarlarıdır. istediğimiz kadar reddedelim. devletçi bir sürü adam. bu Arapların da hoşuna gitti beleşten bir sürü toprak sahibi oldular. bizim Arap düşmanlığımızı kızıştırıp. düşümüzdür. İslâm.

mahallenin çocukları iskemlelerinde doğruluyor. Elma içi yüzünün teni. "Gene?". Atapark'ın bahçelerinden pembe bir gül geçirdi eline.. ya da güya aşırı incelmiş bir süzgünlükle ama hepsi ciddiyet ve ağırlık içinde etraflarına bakıyorlar. Ve bitmeyen bir deliler matinesine döndü hayatımız. Her gün. yumuşak dalgalarla oynaşan güzel kokulu narin yosunları yoluyor. Tarihin sürüklediği bu büyük gemi. Mustafa. tatlı kız kardeşiyle bir kız geçiyordu. kimin peşinden gittiyse eli boş döndü. kalkın lan puştlar burdan!" Ah ne çok çekirdek çitliyorduk. boğazlı kalın kazak giyiyorsun. mahallede olacağım. Yakup Kadri. erik reçeli kadar küçük." 247 Müthiş bir macera. Canına tak eden Mustafa hayatın tüm durgunluğuna lanet okuyan kararlılığıyla. Öbür perşembe. Duru kalçaları. sakin bakışıyla hiçbirimizle ilgilenmiyor. kaba-saba korkunç küfürler savurup elinde kasalar hücuma geçti. etrafımızı curcunalı bir kalabalık sarar. "O kız gelmiş. kalın kaşlarına gömülmüş. oynamaktan elindeki gül pörsüdü. ardından gideceğim.. 246 Narlıbahçe Sokağı Tuncay Akgün'e Gün boyu top oynuyor. öyle zarif bir mütevazılıkla yazdılar ki. Önümüzden geçecek bir kız bekliyorduk ki. saatin bir olmasını bekliyor. kalın yakalı krem rengi gömleğini giyinmiş geldi. domates kasaları üzerine oturuyor. Maçın tam ortasında. hayatı bu insanlar. "Tam saat birde. Gelecek perşembe. "Sen yapamazsın. karşı takımın kalecisi.. Kusursuz göğsü çepçevre açık.avallıkla. seni seyrediyor" dedi. saat birde hazır olduk.. bu bozuk delileri taklit etmeye çalışıyorlar!. İçinizden tek bir taneniz kahverseydi. çünkü bu soylu yazarlar. yaz tatili gelmişti. Omzuna tutturulmuş uzun yırtmaçlı entarisi.blogspot. Gördüm onu. Yeni yetişen milyonlarca genç nesil de. kim bakar sana. "Ben de?" dedim.. mahallenin bakkalı Firar amca. içimde titreyen o kuş yüreğimde. Mahalle takımı beş kişilikti. daha fazla bakmaya utanıyorum. bensiz tek bir maç yapılmadı mahallede. her öğle sonrası. Nâzım Hikmet! Ah benim ülkemin soylu yazarları. neden hepiniz birden çekip gittiniz. evine dönmekte olan yan mahallenin ihtiyarlarına kadar. kalabalık içinde kızı aradım. Şaşırdım. hasır iskemleler. "Yarın ne yapalım" diyorduk. Maç başladığında. Yarın perşembe. hayranlıkla akşama kadar dedikodusunu yapıyorlar. ölümüne kıran kırana maçların kavurucu susuzluğuyla.. mahalleden bir çocuk ara sokaklara kadar peşinden gidiyor. eşsiz çıplak kolları. Şansını denemeyen kalmamıştı. akıttıkları gözyaşı kadar ancak ülkelerinin suyunu içtiler.. Uzun uzun esiyor rüzgâr. başka bir dünyanın çocukları oluyorduk. ayakkabın patlamış parmakların görünüyor. Döndüm. ne olurdu? Ben bu insanların anlattıkları hikâyelere doğrudan doğruya inandım. hüsranla dönüyordu. hepimiz sabit bakışlarla aynı noktaya bakıyor yanımızdan akıveren binbir güzel şeye vakit ayıramıyoruz. fındık kabuğu kadar küçülüyor bu yüzden her gün incir çekirdeği gibi mevzular tüm dünyamızı batırıyor. dibi ısırgan otlarıyla dolu mahalle duvarına sırtımızı veriyorduk. bu sıcakta giyecek bir şeyin yok. "Her yeri çekirdek yaptınız. terliyor. hangi kız gelirse. durmaksızın bana küfreden kazma kafalı adamların http://genclikcephesi. yaprakları kendini bırakıverdi.!" Ertesi gün saat birde uzun.. yaklaştıkça kız. açlıktan birbirini yiyen aç kurtlar sürüsüne dönüşüyorduk.com 121 . 245 fikri. midyenin bıçak ağzım kayalara sürtüp içini çıkartıyor. Bir gün sahilde. bu tartışmalar sanıp.. Ah Ahmet Haşim... birbirimizin kafasını gözünü şişirip. arkadaşım Mustafa'yla. Karşıda Bizans sarısına boyanmış duvarlarla çevrilmiş kocaman bir gemi gibi Tekel binası. beklemediğim kalınlıkta bir gong vurdu. üst katın geniş pencerelerine tütün gazından zehirlenmiş işçi kadınlar doluşmuş.

Yolun karşısında. bizim mahalleden tüm çocukların anneleri rejide çalışıyordu.. Ah. kararacak. eski batık bir geminin gümüş dolu küplerini sahile vurur. "Saat kaçta buluşalım?" "Seni bugün gördüğüm saatte?"... sıkıştırıldım. aceleyle. O da yoruldu dolaşmaktan. bana göre değil.com 122 .. demiştik". ev akşama kadar boştu. bu Kemal'in kız kardeşi. saat birde umutsuzca mahalledeki yerime kuruldum. "Olmaz oğlum. Mustafa'nın annesi rejide çalışıyordu. "O kızla konuşursan gömleğimi vermem" dedi. onunla çıkacağız. Verdiğim söze bok süre-mem.. Ben de Nihat! dedim.. Saat. Yüreğim yerinden oynayacak. elinde ölmüş bir yılan. gece radyoyu açtık. attım kendimi geriye.. "şey. "." Memleketimiz bir deniz ülkesi.. Narlıbahçe Sokağı'na giriyor. bana cesaret 249 vermek için öyle ıssız sokaklara giriyor ki. Koca dünyada tek bir şansım kaldı. "Şey. Mustafa'lara koştum. buzlu kaynak suları içtim. "Neden?" dedim. "Olmaz oğlum dedim. canım.. defalarca çaldı: "Sevince bir başka oluyor insan. En yakın arkadaşımı kıramam.. Yanma yaklaştım. ayaklarımın bağı çözüldü. Gülbahar Camisi'nin en büyük baş çeşmesine koştum.. son defa baktım ardından. Ayağıma gelen her topu kaybettim. "Ben Asuman!" dedi. tanıdık galiba. "ageee. "neden?" dedi. ne bahane uydurulur. Deli çocuk zorla elimi tuttu. Heyecandan yüzüne bakamıyorum. gece dönüyor. Ruhum tiksintiyle gıcırdadı. saat iki olmamıştı." diye küfretmeye başladı. tül gibi. aynı takımdaki arkadaşlarım. dayanamıyorum. Sunuşu ne güzel. evet. Ertesi gün Mustafa krem gömleğini bana verdi. gidip vitrinlerin önünde duruyor. ağır ağır yürüdü. gördüm onu. Mustafa "Hadi şansına bu çıktı" dedi. bakışlarıyla "evet" der gibi beni dinliyor. ya ayıp olur. sonra birden kayboluyor.. bu bizim uzak akraba. İstiridye gibi parlak tırnakları.". İçin için gülüyor. Bu koca ormanda artık ikimiz varız... o herkesin övdüğü. perşembe günü saat birde... Erik gibi incecik kolları... Top ayağıma dolandı. o zaman gitarla Orhan Gencebay çalmak modaydı.blogspot. terler içinde bir oldu. kekeliyorum. der gibi. bir an durdu. ölecek gibi oluyorum. içimden. O da heyecanlı.. Her şey bitti... koş. Gören olur korkuyorum. geriye döndüm. Hazırlandım. umudu kesmeyelim. telaşlandık.arasında tatlı tatlı bakıyordu. kaskatı elinde çiçek buketi tutan heykeller gibi durdu. Yılanın ağzım gösteriyor. Etrafta ayak sesleri. bu ilk konuşmalar. gül yaprağı gibi yumuşak parmakları. Bir başka vitrine bakarken yanaşıyorum. dilersen. gibi. elektrik direğinin dibinde. ve parçala beni. Korkuyla "Annem görür" deyip. ne yapacağım... radyonun düğmesini dünyanın en uzak kanallarım çeviriyoruz. Maç biter bitmez. içtim. ageeee". Yolun ortasında. Gel de konuş. Çaresiz perşembeyi bekledim. Elini uzattı.. tanıştık. öyle bir sundu ki kendini. sert bir rüzgâr sokağı ayağa kaldırıp alnımdan teri aldı. tütün idaresi. deli bir çocuk girdi aramıza. dolabın altından annemin parasını alayım gizlice dedim. yengemlerin kulağına giderse. mahalleden Kemal'in ayakkabıları. Mustafa'nın gömleğini geri verip. gel. Saat tam birde o kız çıkıp gelsin. Mustafa gitarla. Ali Kocatepe'nin "Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı / Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı.. "Seninle kavilleştik.. uçuyorum. bir kız daha geçti. bu kız peri gibi." Yüreğim koptu kopacak. bağırıyor. Ahh. acilen ayakkabı da bulmalıyım. Bu tuhaf sorunun karşılığını bilmiyorum. Hava karardı. kıskandı. arkadan mum sarısı topukları. Uzunso-kak'taki pastanede. ispanya'dan müzik. Allah kahretsin. hem ağabeyisinin ayakkabısını bile tanır".. uyuyamıyorum. kim geçerse. parmağımı açılmış yılanın ağzına sokmaya http://genclikcephesi..iktiğimin herifi oynamayacaksan çek git. bir gemi gelmese de. Birden karanlığın içinde.. nasıl konuşulur? Kendime güvenemiyorum. Mustafa birden oyunbozanlık yaptı. "nerde?". mağara kadar kuytu. çekti beni evin kömürlüğüne. günden güzel! Seyrine doyamadı-ğım. bir fırtına. Erkekliğimden hiç şüphem olmadı ama. yarın buluşalım mı?"." O gece Mustafalarda 248 kaldım..

ağaçların altında.. Dansederken insanlar.. Geceler boyu hayalini kurduğum aşk kuşu. Deli çocuk. İlk öptüğüm kızı öptüğüm tarih. bu. "Acı çekmek istemiyorsan.. ah. Ganita Çay Bahçesi'ne indik. masanın üstüne bir tarih yazdım. işte böyle sevgilim olmalı dedim. Altımızda yeleleri ince uzun taraklarla taranmış taylar varmış gibi bulutlar üstünde koşuyorduk. ipeksi bluz giymiş ablalar. o almış. eskiden pastanelerde dans edilirdi. Nedir bu? der demez. kendisini de. İstersen kalkalım. Benimle içinden o kadar konuşmuş olmalı ki. "Korkma?" dedi. Aşıkların gittiği bu pastanelerde hülyalı konuşmalar bitmezdi. masalar. Yağmur başlamıştı. 25'i geçmiş. bizimle dalga geçiyorlar. En kuytu köşeyi seçtik. korkma!" dedi. beklemediğim tuhaf laflar ediverdi. neden yoksul insanlar. http://genclikcephesi. 251 Koşar adım. korudu beni.. Madara olmuş hissettim kendimi. bir yerden başladı işte.blogspot.çalışıyor. Pek küçük bulunmuş olacağız ki. sıkıldıysan kalkalım. valilikte odacılık yapıyor. Çıkmadığı çocuk kalmamıştı. içinden buruşmuş kâğıt beşlik. aşka. birkaç küçük demir para çıkarırken. loş iç odasında yerimize oturduk. bunun annesini de tanıyorum. ama iyi bilmem. yan masadan en çirkin.. fruko içtik. işte o sıra. gökkuşağı gibi sözler bekliyordum. yanımıza ilişti. ellerini nereye koymalı. kumaş veya deriden oturma yerleri olurdu. aklımın ucuna gelmeyecek kadar güzelmiş. Biz. öldürsen evimizde olan şeyi dışarıda anlatamam. dedim. Ballanmış meyvelerini dünyaya sunan ağaçlar gibi sunuverdi hediyesini. küçücük elleriyle yüzümü okşadı. Asuman. evimiz yanıyordu". birbirimize ilk ve en güzel sözleri söylemeye çalışırken. ageee" diye bağırıp uzaklaştı. Daha tanışmadan böyle konuşmalar. başını o yana döndürme" dedi. hatıra defteri. Simli formikayla döşenmiş duvarlar. sahile. döküle döküle yamacı büyük bir moloz olmuş kalenin surları gülüyor!. bu kız ortaokula gidiyordur. İçinde titreyen güvercin yüreği gibi tenini gösteren. toza toprağa karışmış rüzgâr saçlarımızı dağıttı. yan masadan. o. İnsan hayatında birkaç sefer yürü-yormuş. bahçeler. ne güzel gülüştük. parmağını çekinmeden yılanın ağzına soktu. Korktuğum başıma geldi. dedik. asma bahçe gibi Ganita. tüm hareketlerimizi bir kalabalık eğlenceli arkadaş grubu izliyor. dalgasını geçti. Masalımı yoluverdi. dudaklarımı tutup. loca loca. Birbirimize öğretiriz. o kadar küçüktü ki çantası. dedi. Yağmurun altında sahilde upuzun yürüdük. dün akşam yanan sobayı devirdi. kıyıda köpüklü dalgaların yıkadığı camsı çakıl taşlan gibi sokuverdi yılanın ağzına. 250 Eskiden pastanelerin içinde. dedi. Ben onsekiz. "Ben de birkaç sefer" dedim. beni dövüyor. her akşam annemi. aklımı oynatacak kadar kendimden geçirdi beni. çok güzel bir elbise giymişti Asuman. Yine gördüm o parmakları. sapsarı bankaların verdiği cep defterlerinin en şıkından alıvermiş. Üst locadan bir alkış tufanı koptu. "Doğduğum günden beri babam sarhoş. sevgiye en kötü yerinden başlar! Ben. Yapraklan. hediye etti bana. dedim. ama en sonundan. Bazı masalar ayağa kalkıp dansediyordu.. "Bir şey olmaz. yolumu keserdi bu kız. Arnavut taşları. "Ben hiç dans etmedim" dedi. Küçük para çantasını çıkardı. üst üste. Asuman.. İstanbul'da genç bir teyzesi varmış. Kelebekler gibi parmaklarıyla oynadım. bize çok modern gelirdi. birbirimizin elini tutup. Ayşe yan masadan. onyedi yaşındaydı. Başımızı kaldırdık baktık. Utanarak çekildi. şimdi bakıyorum bir sürü manyak herif ahtapot gibi kucaklıyorlar karıları. yılanını sallayıp "ageee. tane tane öğrenmeli. denizkabu-ğu desenli yosun renkli gömlekler giymiş ağabeyler gülümsediler. bir kadını nereden saracağını. bugünkü kafelere benzer. güzelim. yine oralı olma gibi. Tahta masaya oturduk. burnunun üstünden öpüverdim. Ona sorarsan bana aşıkmış. simli. Çok korkmuş yüzümü avuçladı kurumuş sonbahar yaprağı gibi. kaçardım. bir an biz de kalkalım. o kadarına cesaret edemiyorum. Tören gibi giriverdik içeri. yukarıdan gümüş dudaklarını seyrettim. yaşı 20'yi. mahallenin orospusu denilen Ayşe de oradaydı. küçük kızlarla mı çıkıyorsun ulan. o. hakaret dolu laflar atıp. Bir cam parçası bulup. ortasından akan yağmur suyunu şapur şupur şaplattık sevinçle.com 123 . Asuman her şeyi anlıyor. eğildiğinde. biçimsiz aşı boyalı evlerin duvarları gülüyor. Asuman.

gizlice çamaşırhaneye girerdi. her http://genclikcephesi. Asuman. dedim. Bir güzel so-yuverdim. Nar çiçeği gibi bacakları. yakamoz başka bir şey. bir ay evde kardeşimle yalnız kalıyorduk. seviştikçe kuduran bir kurta dönüyordum. ben hızla uzaklaştım.. Ertesi gün Asuman'a içinden bir şey giyme. Çıkart şunu. dudağını. sokağa beni sokmayacak. babam. Gök mavisi alevli bir ateş yanıyordu içimde. ayrılmalıydık. bir defasında satırla kesti yılanın kafasını. uykulu memelerini fırlatınca dışarı. koyu. gitarını alıp. Korudu beni. giriş katın solunda. Her tarafım öpmek istiyordum. Kirpiklerinin üstünde inci tanesi gibi bir yağmur tanesi hiç düşmedi. öğrenmiş olurum. Ay ışığı denize vuruyor. o kızı öpmeyi bile beceremezsin. baştan aşağı su gibi. elleriyle önünü kapattı.com 124 . dişlenmedik yeri kalmasın. Asuman. derin sulardaki gümüş sırtlı balıklar. "Dur. "Öpüşmek böyle olmasa gerek" dedi. sahile koştuk. Erkekliğim. "canım" dedi. "Sen çok korkuyorsun. Afyonlu şerbet içmişim gibi. insanlar buna yakamoz diyor. Biz içeride sevişirken. dedi. Denizler çok üşüdüğünde buzlu derin suları ısıtıyor ışıltılar. onunla bi gece yaşayabilecek miyim?". Zehirli bir bıçak gibi dudaklarımla sıyırdım. orada duruyor! Hava kararıyor.Saçlarından sızan yağmuru sıktım. çıtırtısı. dünyada eşi olmayan şahane memeler. Önden düğmeli kot elbise giydi. peşimden koştu: "Ben sana öğretirim!" dedi. ince bir sıyrık. Hayır." Ertesi gün sokakta beni. Yakamoz. Zorla yılanın ağzına sokacak.. ahh. tazelikle dudaklarını öptüm. Yine o deli çocuk elinde yılanıyla kesti önümüzü. deyip eve koştu. "ben" dedi "(James Bond) Roger Moore'e aşığım. Asuman. Büyük demir kapısı. Ölene kadar. acı252 sim dindirmek için emdim parmağını. denizin dibinde gizli bir gülüş yerleşiyor yüzüne. Külotlu çorap giyiyordu. Acelem var. ben Mustafa'ya. Uzun örülmüş saçlarıyla memelerini. "İyi de tuhafıma gitti. çok telaşlandığımı anlayıp. O gün orada öğrendim ki. iyi de Asuman'a da rezil oluyorum. çok uzun. Gecenin dibinde en koyu laciverdi bulana dek. ışıl ışıl. alü253 minyum zincirli çantasıyla Ayşe gördü. Öptükçe bir yaprağı daha şişip sevinçle açılan. ormanın en kara yerine dokununca. dudağıma alıyorum. aradan geçen yirmibeş yıldır. sinirle.. en derin yerlerimizin. Asuman geldiğinde demir kapıyı açık tutardım. Asuman. üç katlı eski bir Rum konağı. İnsanı ağlatan bir heyecanla.. öyle bozuldum ki. Dalgakıran kayalıkların üstünde gitar çalıp şarap içtik. moralim. dalgalar homurdanmaya fareler korsanlar gibi ciyak çığlıklarla yüzmeye başladığında geri döndük. delirmek üzereydim. sıyırdım dizlerine kadar. acıyla çekti parmağım. mermerden bir çamaşırhane. o da avuçlarını açtı. ya da yollukları alır sererdik altımıza. işte böyle. kırmızı çorabı. büyüyünce Amerika'ya gidip. kızarttım uçlarını. yağmur suları ateş dereleri gibi akıyordu. açılmış. umutsuz bir yolculuğa çıkmış.blogspot. kanıyor! Asuman'ın elini kapıp. Öptükçe onu. Narlıbahçe Sokağı'na geldik.. midem kaldırmadı... kokusu. bilmiş gibi. "Sen. gözlerini kapattı. onun yerine de yılanın ağzına parmağımı ben sokayım". Annemler her yıl Ankara'ya giderdi. Asuman. Dilim çıra alevi. küçük parıltılı pencereleri. kanımda bir bozukluk kimse bulamaz benim. annem kapıda eyvah. geceleri dışarıyı görsünler diye.. çıkartması zor oluyor. Yumuşak öpüşleri flüt sesi gibi gezindi vücudumda. içimden Ayşe'nin koyun ciğeri gibi kanlı rujlu kaim dudaklarına baktım. Ben.. yüzümdeki yağmurları çenemin altından topladı. buz camın gölgesinden kardeşim görmesin diye dayardık sırtımızı." Deli çocuk yılanın ağzına parmağımı sokmazsam." diye laf attı. elimi kurtaramadım. fileli hırkası. İnsan hayatında birkaç sefer korunduğunu hissediyor! Asuman parmağını sokunca deli çocuk birden kapattı yılanın ağzını. annem kullanmazdı. soğuk poyrazlar yemiş gemi kaptanları gibi erkekleştiriyordu yüzümü. Boğuşmaya başladık. dedim. külotu da dizinden aşağı indirmiyordu. çünkü öpüşmeyi bilmiyorsun. sanki öpüşmek başka türlü. Sakinleşip. öküz gibi güçlü.

milli bir galeyan. dedi. Annemin gözlerindeki o kuyuyu doldurmak için. annem. aşk denilen o ilk düştüğüm yeri. O kuyu. dedim. dolsun o kuyu. Asuman.. sarstım. ünlü bir yazar olup gitmek istiyordum kapısına. Annem. galeyan manşetlere taşındı. Çıktığımız zaman adeta bir rüya alemi içinde idik. onlarca kadın tahta parçası uzattı bana. kuyunun başında çığlıklar atıyor. içimi insanlığa sunmak istedim. Bizimkisi hayal. Ne zaman sevecek gibi olsam. hanım kız ikinci bir sual sordu: . Büyüdüğümde. o anı anlattığında dahi yine gözleri derin bir boşluğa düşer. yazıyorum.. ne derler. kuyu. dedi. "Elin kızı. Çok çalıştım Asuman. sokağa çıkamadı o on gün! Ankara'da hayatım. 255 Mutlak Bağsızlar Avrupa'yı gezen padişah Abdülaziz'in yanında birçok devlet ileri geleni de vardır. çığlıklarla döküldü kadınlar sokağa.yerimi öpebilirsin. mektup geldiği. Asuman'dan sonra. O zaman masmavi. bir daha buluşamadık. Bir genç hanım niçin çoğumuzun sakallı olduğunu sordu. On gün dolmaya yakın. deyince. güzel gözlerini hayretle açarak. Yirmibeş yıl oldu. dedim. bekçi köpekleri yaygaraya başladı.com 125 . ben yokum. manolya çiçeği kadar koklamaya kıyamadığım onun hayaliyle geçti. dizimin altım asla. yılanın ağzma artık sokabiliyorum parmağımı! Ben küçükken.. ya da hiç görmemeliyiz. O kadar büyüktü ki annemin gözlerindeki o korkulu boşluk. iki metre derinliğinde. memeleri en kocaman olan Melahat teyze çıkardı beni. Asuman.. Haşlak çay dökülmüş. Yanımdaki Halimi Efendi biraderime: Azizim. dinleyelim: "Viyana'mn Avrupa'nın sanat hayatında ne büyük merkez olduğunu o gece Ander Wiev Tiyatrosu'nda anladık. çıkart. buluşamadık. on gün dolmadan mutlaka görmeliyiz.. çıkart! Olmaz. dedi. hangisini okusanız "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" diyor. sana hediye gömlek almış. ölene dek doldurmak için. ne olmuş.Peki hepiniz sakallı olduğuna göre kim kimin sözünü dinleyecek!" * ?% * Af haberiyle köşeyazarları paniğe kapıldı. seni nasıl sevdiğimi göstermek için. Asuman.. bunlardan biri de Ömer Faiz Efendi'dir. üstü tahta kasalarla kaplıydı. Ama. babası bir adam bıçaklamış. dizinin altında mimoza çiçekleri gibi lekeler! Yorgun düşüp uzandık. Başarmış. Her tarafımı öpüyorsun ya. Za254 ten. onlarınki hayat.. Almancasıyla laf yetiştiriyordu. yazıyorum yazıyorum. yırtındık. Ayağa fırladım.blogspot. öyle bir boşluk bıraktı içimde. kimseye göstermek istemiyorum" dedi. Senin bana sunduğun gibi. mağdurların vicdanı ol- http://genclikcephesi. aşk dediğim şey. yüzbin faks. sahneye koymuşlar. Sokaklarda halk bize tecessüsten çok sevgiyle bakıyordu. Niye içeri almadın. "Birbirimizi on gün kadar görmezsek. Ve gerçek bir erkek oldum artık. bugüne dek. "Estetik yaptırmcaya kadar. aradık. Annem mukabelede. On gün birbirimizin peşine koştuk. O boşluğa dayanamıyorum. o kuyunun uçsuz bucaksız derinliğini görürdüm gözlerinde. onun anası babası yok mu" dedi. ağladık.. ama. Çok sonra annem. saçlarını yoluyor. polisler.. giyin. Asuman. birkaç kez kapıya tavşan gibi bir kız geldi. o zaman çek git. oynarken. Kavilleştik. haber vermişler. Cevap olarak meşhur laftır 'sözümüzün dinlenmesi için' dedim. seni bir kez daha öpmeyi hakettim. zayıf kuru bir çocuk gibi gidemezdim yanma. Yalvardım. çırpımrken ben. manolya ağacı kadar soylu. sokakta kalmış işportacı. O kadar seviyorduk birbirimizi. güzel kelimelerle süslenmiş taşlar atıyorum kuyuya. bizler binbir gece masallarını kitaplarda okuruz. mahallenin ortasındaki diğer. oraya koştu. annem kuyunun dibine bakıyor. Çünkü hiç yalan söylemedim. Halil Paşa. kuyuya düşmüştüm. bunlar kitaptan almışlar. derin kuyu sanmış. orası kalsın.. karakol. bir kerecik gösteriyorum. deyip sıyırdı çorabım. cezaevi kapısı. elli metre derinliğinde. bir daha hiç görmeyelim.

Sohbetçi yazar Aydın Boysan. vs. Suç ve Ceza'yı okumayan kaldı mı. bir kendinden geçiş günü. Kral tahta çıktığında ya da tahtına bir varis oğlu olduğunda. Ortaokulda bizi öğretmene şikâyet etmiş bir arkadaşımızı. şimdi de dillere destan aptallıkla-rıyla ünlü birtakım sözlük ulemaları türedi. padişah. Milli vecd günleri. Hollanda'da modern bir ahırı gezer. beyaz bir sayfa açmak istiyor. huşuyla iki avucunu göğsünde birleştirdiği gibi. Bu. Şimdi bol sinek üretiyoruz. onlara "decaden".. pişmanlık. huzura ihtiyacı vardı. mesela 50 yıl önce dünyada en çok izlenen film Avare idi. polisin amincibaşısı başyazarların ödü koptu. Metin And'm Osmanlı Şenlikleri kitabında görürsünüz. milli kudurganlık kayda değer. kral devletten yadigâr. şimdi katiller çıkacak mı diye kıyamet senaryoları döşedüer. milli bayramlar. derin uykuda geçen hayatlarının en galiz yazılarını yazdılar. demekmiş der. hukuki bir organizasyon olarak tanımlıyorsa da. haklarına yer vermeyenler. Fransızca'dan alınma. Af. bir katili. birden mağdur dostu oluverdi.blogspot. diye. Servetifününculara köpürür ve karşı yazı yazar. tebasmm delilerini bile görmek ister. canlı. önce tertemizdi.. Af kelimesinin doğurduğu milli telaş. Af kelimesine karşı kanlı galeyan girişimi. tecavüzcüyü neden affedelim. der.duklarmı köpürerek söylüyorlardı. kelimenin ne anlama geldiğini unutmuş olmamızdan. işte şu kökten gelmedir. ulus-devletlerin kadir gecesidir. sevilecektik? Yazarlarımız affı kan kusarak tükürdüler. Modern devlet kendini. zincirlenmiş akıl hastası deliler geçer. bir hiç uğruna. adam gözlüğünü büyük ve ilahi bir görev ciddiyetiyle takıp "Merhaba. Af. suç. affediyordu. Affı tartışan bir tek küçük yazı çıkmadı. hani sevecek. Devletlerin de kendinden geçtiği günler var. milli yas günleri. padişahın önünden tüm esnaf çeşitli giysi ve oyunlarla geçer. katil. düşük anlamında. siyasi bir af değil. Yeni YüzyıVm playboy tıraşlı köşeyazarları kudurdular. Modern tesislerde bu kadar sinek olur mu diye görevliye sorar. vecd günü. Çünkü artık bizler kelimeleri. heyecanlı. Radikal'in. İncil'den çok satıldı. Bir zamanlar Ortaçağ rahipleri koltuk altlarına İncil'i alıp.. Kendimizden geçip. Cumhuriyet'in kutsallığı altında yeni. Sayın basın mensupları eğer vicdanınız için bu ağır yazıları yazıyorsanız. Mesela neden af deyince. açıklamanın altına da merhaba ile ilgili bir şiir yazıyor. dünya edebiyatının af. Şenlikte. Devletin. Af kelimesi basınımıza hareket getirdi. Bu on günlük eşşeklere laf anlatamayız. Panikle. devlet. Neden? Ahmet Mithat Efendi. şu son iki haftadır herhangi bir köşeyazarmın kaleminden. şevkli.. Mevlâna'nm toplumunda neden nefret uyandırır? Hani hoşgörüydü. sözlük ulemalarından öğreniyoruz. ceza. bir caniyi. inekler kuyruk sallasın. İnekler kuyruk sallamayınca tembelliğe başladılar.. 256 257 yüzyılda okuma yazma bilen herkes okudu.". değmez. Sefiller romanı ki 19. "merhaba" diyor^ sun adama.. hatta her manşette binlerce yeni mağdur üretenler. sözlük karşılığı aşağılık. metafizik ve çok derin damarları var: Milli törenler. Af. en sonra da. selam verdim Arab'a.. harekete gelsin.. Yunus Emre'nin. Eğer gazetecilik için bunu yapıyorsanız. sinekten geçilmez. yıllar önce annemize çirkin bir söz http://genclikcephesi. / dedi bana merhaba. Cumhuriyet'in kuruluşu yıldönümüyle ilgili.. Manşetlerinde mağdurların çığlıklarına.. konularını işleyen milyonlara eserden tek bir küçük anektodu düşmedi. tüm acılan unutmaya çalıştığımız günler.com 126 . hapis. Görevli. o büyük saygın geniş kişilik görüntünüz içinde ufalmış gazeteciliğin ne önemi var. Tanrı. Bir sözlük uleması yeni duyduğu bu kelime için sözlüğe bakar: on günlük eşşek. hiç sinek yoktu. hani toplumun sevgiye.

toplum dışına itilmiş insanlarına dahi. 258 259 Çok da borcu varmış. Sabır da bir yere kadar.. Kudurmuş af yazılarınızda bunlardan neden bahsetmediniz.. Her gün alacaklılar kapıya geliyormuş. ıslah ve eğitim kurumu içinde değerlendirilir. hırsla ayağa kalkmış. koğuş-lardaki yönetim. hapishaneleri ele geçirmiştir. yağmur yağı-yormuş. Islah ve eğitim için toplumlar gerekçe ararlar.. yüzyıldır şahit oluyoruz. Hakimlerimizi bu devasa çıldırtan dosyalar içinde canavar-laştırdığmııza dair tek bir yazı gösterebilir misiniz? Bugün ortalama yaşı 45'in üstündeki hakimlerimiz. hepsi ilk elden galiz küfürlerle katilleri serbest mi bırakacağız diye kusuyorlar. ormanı yakacak. gerekçesi hazırdı. rahat gol atalım düşüncesinin tıpkısı. toplumun en sapık insanına.blogspot. Bu. size psikologluk yapayım. gelir dağılımının psikopatlaştırdığı insanlarımızın hikâyeleri üzerinde yoğunlaşmıyoruz. Örgüt davalarmdaki hukuk skandallarmdan tek bir tanesini köşenize taşıdınız mı? Bu hakimler 12 Eylül mahkemelerinin onbinlerce sanığıyla boğuştu. adalete. gelir siyasetinin. çünkü Demokrat Parti döneminde hemen her yıl orman affı çıkarılıyordu. Af. öderim dermiş. Sonunda çömlekçi Eyyüp dayanamayıp Allah'a sitem etmiş. Onbinlerce ölüm tehdidi. "Ey Alla-hım sen galiba beni Hazreti Eyüp'le karıştıryorsun. bir böyle. Rüyalar kadar küçük güzel çocuklar içeride yatıyor. Af. hakimlerini dinlendirmek istiyor. rahatça istediğimizi içeri atalım. bir katili neden affedelim. devlete olan inançları çok yorulmuş. yoksul Anadolu köylüsünün başka şansı yoktu. Anadolu'da her gördüğü köylüyü Celali sanıp sorgusuzca öldüren Osmanlı hükümdarlarına http://genclikcephesi. canavarlaştırdığı hakimleri ne kadar yakından tanıyorsunuz. Kervansaray Otel'de yatan uyuşturucu tüccarları bize bir şey anlatmıyor mu? Bu çıldırtan dosyaların altından teknik olarak adalet sistemi kalkamıyor. iki böyle.biliyoruz ki.com 127 . içerideki katiller de sizin gibi ilk elden sinirlerini. bu ülkenin genç insanlarının tertemiz beyinlerini medya patronlarının Dolmabah-çe saraylarında yediği leş haline getirdiğini göremiyor. aranızdaki tek fark. kasla değil. gülünçlüğüne her gün değil. Elinizdeki kalem. aslında kendini affediyor. Ancak ne zaman çömlekleri kurutmaya çıksa. Türk adalet mekanizmasının yoğunlaştırdığı dosyaları. pişmanlık hissi yaşatmak. Dosyaları temizlemek istiyor. beyinle hareket eder. Eskiden bir çömlekçi Eyyüp varmış. gelir dağılımının uçurumlaştığı ülkelerde "af kaçınılmazdır.. toplum denen o büyük canlının en küçük kanserli hücresine karşı "aşkın" bir girişimde bulunmak. bir daha dönüp bakın yazılarınıza. her gün yağmur. tarla açacak.söylemiş öz kardeşimizi bile affedemeyiz." İlk iki hafta tüm basını okudum. Bitmeden. hukuk skandalla-rıyla dolu dosyalar yüzünden hukuğa. ben çömlekçi Eyyüp'üm.. Mesela orman affında rekorlar kitabına girebiliriz. kızgınlık delilik nöbetlerini önleyememiş insanlar. vergi siyaseti. Çünkü sizin de liberalizm anlayışınız kumarhane patronluğundan sıkılıp fantastik bir parti kuran Besim Tibuk'un kaleler genişlesin. kendilerine. o da şu şu çömlekleri güneşte kurutup satayım. Kudurganlığımızı "aftan çıkartıyor. Yine. Yazılarınıza dikkat edin. hapishaneler genişlesin.. kaslarına engel olamamış. Güneydoğu savaşının onbinlerce sanığıyla boğuştu. bunalmışlardır. hapishaneler devletin elinden çoktan çıkmış. Af çıkartarak devlet. hukuk sisteminiz sizin.. nerede bende o sabır. öldürdüklerini göremiyor..

doğdukları. ağabeyleri. kız kardeşleri. ipsiz. içeriden çıkan bağsızlarm ıslahı için ayrılan bütçeler devasadır.. yeni sapıklarımız türemesin diye konuşalım. evleri yoktur. Bir gram eroin için en yakın arkadaş261 larını öldürürler. Daha da beter olsun. 260 Onlar artık cezalarını aldı. çakallar. Onlar köşeyazılarımzda konuşulacak bir etnik azınlık değildir. unutmayın! Cumhuriyet bu toprakların en büyük siyasi hazinesidir. Bugün Amerikan uygarlığını yokeden gaspçılar. cumhuriyet değil sizin gibi on günlük eşşekler. büyüdükleri top oynadıkları kendi kasabalarında "bulaşıkçılık" bile yapacak işleri olmadı.blogspot. Tarihin en büyük cehennemi Amerika'da doğmuşlardır. Malkoçoğlu seyrettirmekten başka. onlar başkaldır-mış sol bir örgüt değildir. kopuklar. yandaşlarına asla itimatları yoktur. onlar Çinli. ailelerine ve herhangi bir affa inançları tümüyle yıkılmıştır. gasp. Bu meclis. toprakları. http://genclikcephesi.com 128 . kapitalizmin tarihe en büyük hediyesidir. İstedikleri an. dünyanın bir ucundan gelen turistler her yerde. köşeyazarlarımız dışında. Mutlak bağsızlar Amerikan hapishanelerinde bir milyonun üstünde. Bunları iyi tanıyın: Mutlak bağsızlardır bunlar. bu ondokuz. askerlerin ve lahana muhafazakârların egemenliğinde geçti. her şekilde birbirleriyle öpüşüp gezerken. Amerikan toplumunu kilit-lemişlerdir. hırsızlar. Çocuklar da gördüklerini yaptılar!. istedikleri yerde karışıklık çıkarırlar. Gazete okumazlar. psikiyatrın ömürboyu tek ve yılmaz görevleri bu adamlardır. çıkar gereği arkadaşlarıyla yan yana dururlar. Dişe diş göze göz yasaları var. sapsız serseriler. cumhuriyeti kuruluş gayesindeki halkın egemenliğine iade etmek. Devlete.. tekmelenen günler geride kaldı.. tartışan kaç yazar. Hiçbir değerleri. Benim de siyasi düşüncem. Mafya çok geride kaldı.. kaç yazı tanıyorsunuz. Şimdi içerdeler. Geçtiğimiz yetmiş yıl cumhuriyet. kadın ticareti. Anında duygusuzca temizlerler. ve Amerika'nın en büyük sorunudur. argo lügati. eğitime. Ellerinden her şey gelir. Hiçbir eşkıyaya. polise. hiçbir sosyal olay onları ilgilendirmez. soyguncular ve medyanız sayesinde bu ülkede 19 yaşına gelmiş her insan "öldürmek"ten başka bir şey düşünmez oldu. Bu çocukların.. topluma. her kumarhaneye her ana caddeye çıkabilirler. Her an her yerde ayaklanırlar. Bu çocuklarla Amerikalı yazarlar gibi konuşmaya hakkınız yok. Ortaçağdaki gibi meydan meydan gezdirip yüzüne tükürülen. gazetelere. insanlık tarihinde benzerleri yoktur. Her barda.. görevlerinden bıkıp intihar etmezlerse. Mesela Antalya'da birkaç sapık genç. Evleri yoktur. tanrıları. kaçakçılık. Ne yaptınız. Bu adamlar mutlak bağsızlardır.. Tüm gazeteler yazdı. yirmi yaşındaki çocukların çirkin yüz ve erkekliklerini aşmış kaslarıyla o kasabada hangi duyguların basmç-larıyla yaşadıklarını düşünen. bin yıllık eşşekleri devirdi. dışarıdakiler tevatür beş-on milyon. Çünkü kendilerine. tamam. hem ırzlarına geçmiş. İçimizdeki en büyük mağdur Cumhuriyet'tir. hiçbir şekilde organize bir örgüt olmazlar. koruyucuları. Ancak. her büfede su içerken adam öldürürler. her lüks otele.döndünüz.. Yüz binlerce polis şefi. ellerine Tan gazetesi vermekten başka. televizyonda tartışılacak mezhep değildir. Çünkü yürekten inanıyorum ki. biz rahat konuşalım. onlar Korsikalı.. dağa kaldırdığı Hollandalıları hem öldürmüş. Sırf kendinden hızlı gidiyor diye bir ailenin ölüm kararını verirler. cam yanmış bir aşiret değildir. uyuşturucu. Harlemli. Her an lokantaya. sapıklar. Bu sapıkları kazığa da oturtalım. Porto Rikolu. Brezilyalı. Bu insanların. basınımız. Hiçbir ahlâk tanımazlar! Amerika'yı yiyip bitiren bu bağsızları her akşam zenci komiser filmlerinden de mi görmüyorsunuz. onlar büsbütün allak bullak olmuş Amerika'nın sokaklarında büyümüş. Allah belalarını versin. Sona ermiş uygarlığı boğazlayan mutlak bağsızlardır. hiçbir serseriye benzemezler. Silahlarına taparlar. Katiller nihayetinde cezalarını almış insanlar.

henüz geleneksel. haber alamadım.com 129 . "gerekçeyi" biz arayalım. hiçbir hücre. Artık Amerikan polisi. toplumdan. eğitimciler.. Onlar hâlâ öldürmek için gerekçe arıyorlar. Hâlâ çöplüklerin içinde bir kutu kolanın içinde yaşıyormuş gibi izbe yerlerde ararım. avutucu gözleri yok artık. dediğiniz gibi yapalım. aşırı bir biçimde gelişir bu istekler. delikanlılık. Duygularıdır. metresinize ev tutuyorsunuz. otelinizde görülmüş olmaları nefs-i müdafaanız için sizi affedecektir. Taksi Şoförü filminde de bu tez anlatılır. Ama bu yeni insanlar geleneksel katiller gibi insan öldürürken "gerekçe" bile aramıyorlar. birer Na-polyon. Silahlanın ve kendinizi koruyun. bu halkın vergileriyle içkinizi içiyor. hiçbir işkence. aile kavramları öndeydi. Ama şimdi. Sicilyalık'ı iken yok. Başka şansımız da yoktur. en yüce duygularımı sürekli yoklarım. kendi istekleridir. Hoş olan şeyleri hazları tatma eğilimidir. ülkemizin en büyük sorunu Güneydoğu. gecenin dipsiz karanlığında ateş böcekleri gibi özgür bir gece yaşarız diyorlar. bilemedin iki kere cinayet işler. elli yıl önce bizim Mafya'ya benziyordu. mutlak bağsızları tanıdıktan sonra. Türkiye'nin kapısını çalıyor mutlak bağsızlar! İnsanın en büyük çıkarı. daha düşünceli. içeridekiler dışarıda "insan" görmedikten sonra. güvene. İnsana güvenmek zorundayız. saygıdan. çileye.. Sezar. milyonluk polis ordusu bunlarla başedemiyor. arkadaşvari örgütler. Akbaba gibi leş yiyip. bu sokaklarda gerçek bir kahraman görmeyi versin. "racon devri tarihe karıştı". enflasyon sırasını mutlak bağsızlara terkedecekür. psikiyatrlar. zaten lakaplarını da böyle koymaktadırlar.. racon. yüzyıl yaşayacağına. Kardeşlerim. hiçbir polis gücü onları yıldıramıyor. Ama onun taşmış. yüzlerine tü-kürelim. Onu arar. o mafya romantizmi. sekiz yaşlarında Kızılay çöplüklerinde dilenen kara küçük bir kızdı.. Sicilyalık. Köşelerinizdeki fotoğraflarda profesyonel kumarbaz gülümseyişiniz çok çabuk Amerikanlaştığmızı gösteriyor. hayatın ve sokağın http://genclikcephesi. aileden. sabra. bir de yanımızda Hikmet Şimşek orkestrasını götürüp. sizin semtinizde. Topluma. kırbacıyla toplumsal varlık bozuldukça. onu. geleneksel hiçbir duyguya inanmazlar. Katil dediğin hayatta bir kere. "Şimdi katilleri serbest mi bırakacağız" hayır. Yazarlar. neyin insanı olacaklar. Evet af çıkartmayalım. katilleri geleneksel suçlu kategorisine sokup. yeni cins bir insanla tanıştılar. kara. Ve son yirmi yılda oskar ödüllü filmlerden TV konuşmalarına kadar Amerikan "kamuoyu" yeni ve gizli bir yasayı fiilen devreye soktu. Tanrıdan.. Her yıl cumhuriyet törenlerinde topluca hapishanelere gidip. neden "insan" olacaklar! Siz değerli basın mensupları.Hiçbir ağır ceza. Uzun bir hikâyesini yazmıştım. tek kişilik Hitler'dir. Kayboldu. 263 Kırmızı Kazak Döne. onlar size hiç dokunmamış olsalar dahi. daha içten yazılar yazacağız. sadece filmlerde kaldı. Tüketim kışkırtısı. hep birlikte coşkuyla Onuncu Yıl Marşı'nı okuyalım. hapishane damlarına çıkıp.. töreden önce. Çünkü artık sokaklarda gezen mutlak bağsızlar. Mutlak bağsızlar. koruyuculuk. İnsan. Özel hayatımda bir efsane olmuştu.blogspot. hiçbir gardiyan. üstlerine işeyelim. FBI. Yargıçlarımız. Çünkü onlar. On yıla kalmaz. güvenle ölüm korkusunu yener. kontrollü olarak belli bir hapislikten sonra şefkatle topluma bırakmakta. psikiyatrları. bu insanları öldürmeniz toplum menfaatinedir. Bugün bizdeki mafya. yüreğimi deldi geçti. Tarihin en büyük polis gücüyle teke tek savaşan gladyatörlerdir. Üstüne bir 262 de patolojik toplumsal güvensizlik yerleştiğinde. hiçbir güç frenleyemez bu insanları. ama bu pis profesyonel gülümseyişiniz herkese Amerika'daki mutlak bağsızlar gibi gıcığına adam öldürmeyi telkin ediyor. çete yapılanmalarında olduğu gibi. Katillerimiz ise.

Döne olmadığında gizlice yanıma gelir. Bir ayaklanma gibi çıktı karşıma. Ömürleri dev gibi bir aşk örümceğinin kıskaçında geçer. Yine ne varsa bu ölülerde var. dalaveracmın tekiydi. İçinden bakıyorum. acaba yeniden bitkisel hayata girebilir mi? Hangi cesede yanaşsam. Kucağımda yorgunluktan uyuşup kalırken. göbeğini. lastiğini çıkartıp kaçtı. O muydu acaba.blogspot. kendini sevdirmeye çalışır. Kendimle. orospu. sevimsiz suratından dolayı olmalıydı. onlarla konuştukça. dans ve şovun tadını kaçırır. Anladım ki bu Kezban! Ardından birkaç adım takip ettim. Orospu lafı şirretliği. eski püskü şeyler alıyor buruşuk kâğıt paralarını göğsünden çıkarıyordu. bembeyaz yüzlü bir cadıya döndü ve Döne'yi sokağın ortasında paramparça etti. buna rağmen sinirleri hiç harap olmaz. Çünkü gözlerinin içine. dilenmez. ben ise sürekli arkadaşlarımla siyasal bir şeyler tartışır olurdum. reçine gibi gözyaşları asla bitmez. Altı yaşlarındaydı ama. tanıdı. Kutsal bir nefretle hepsinin ciğerini en ağır sözlerle paramparça ettim.. tanıyamadı. sevgiden bir cinayet gibi söze-der. Döne. Gençlik Parkı'nda bunları düşünüyorum. bir sürpriz jest. çekiştirir. bir iki güzel söz. içimdeki çocuksu tasviri değişti.. akşama kadar zırlatırdı. Kezban'ı gösterip yerlerde kahkahalar atıyor. küçümsemiş! Bazı cesetlerin nabzını tutuyorum. Kezban benim konuşmalarımdan böyle bir şey uydurmuştu. sevgiyle bakamaz. Bit Paza-rı'nda tesadüfen gördüm onu. Nasılsın Kezban. Tüm http://genclikcephesi. hiçbirini gerçekleştiremedim. Türk ileri" diyerek geçip gitti. hepsinin faili ihanet! Coşkulu bir romantiğin sabrına dayanamadılar. Hepsi beni terketmiş. Kolunda tahtakurusu yüzlü bir asker vardı. senin Kıbrıs'a aşık olduğunu" söylüyor. Kezban. Büyümüş. ama sinsi ve hissiz bir kızdı. Beni.com 130 . On yıl kadar sonra Kezban eşşek kadar kız olmuş. çevirip dışından bakıyorum. çok büyümüş. vaktini boşa harcardı. düz ve tezelden 264 265 '|fcfc___ domalmak için benden ve tüm sonbaharların milyarlarca sararmış yaprağından ve çiğnenen yaprakların seslerinden vazgeçtiler. Zırıltıları ve çamsakızı. böyle ilginç yollarla güya kendini önemsetirdi. O da. ölü bitleriyle sarılmışlar. Türk önde. buz kesilirim. Bilek gücü isteyen yorgun işlerde çalışan yoksulların sevgisi kadar canavarca bir duygu tanımadım. mümkün değil. ve hiç anlayamam. Döne'nin benimle derin bir yara gibi dostluğunu ise hiç çekemez. huysuzluğundan değil. biçimsiz. içimdeki kadavraları toplayıp tek başıma Gençlik Parkı'na uzandım. Ve bir gün. yine dizlerimin bağı çözülür. "Bu var ya. dedim. aşktan. Döne'nin bir de mesai arkadaşı vardı. kıçını fıkır fıkır oynattıkça kudururdu. Döne'nin dedikodusunu yapar. karmakarışık saçlı. iftiralar atar. İçimde yığılmış bir yığın aşk cesedi. Aşk.. sevgi gibi yüce duyguları ayaktakımı insanlardan öğrenen benim gibi insanlar. Kezban'ı gördüm. Genç kız haliyle görünce onu. Döne'den de küçük. Bir muhasebe yapmam gerekirse. Kezban'm ağzının ortasına bir kodu mu.iyi bir sürücüsü olur. Menekşe gözlü. bir türlü çöpe atamıyorum. ama yüzlerine karşı yapamadım!. Döne'nin eteğini cart diye yırttı. şovlu gü-lümsemesiyle: "Türk'e durmak yaraşmaz. öyle kötü bir ölüm ki. üçüncü bir göğüs gibi duruyordu. çürümüş! Aşağılayarak bakıyorlar bana. Kezban'm bir adı da orospuydu. Cilveli bir çalım atarak alaylı. Döne cahilliğim yüzüne vurunca. En azından esnaf ve Döne onu orospu diye çağırıyordu. Bir gün Döne geldi. Kıbrıs bir adaydı. kasıtlı ve taammüden bir sürü cinayet var elimde. Altı yaşındaydı. iğrenirdiniz. Göğsünün tam ortası kâğıt paralarından şişmiş.

mutlaka çıkıp gelir. Bu tuhaflık dozunu arttırdıkça. su katılmadık bir kararlılıkla beni dövmeye geldi. Şimdi. Belki de sakin bir gülümsemeye çok yakışan yanakları var. http://genclikcephesi. Susmayacağım. Akşamın serinliğinde dalların. İçinden.. Yanında bir askerle geldi. tezelden parasını verip kendini düzecek birini arıyor. ayağıyla ayağıma vurarak.com 131 . Bir basit hayvanı tekmeler gibi. boğuşmam kusursuz olsa! Asırlardır filozoflar bunu yapmıyor mu? Her yeni gelen eski tabuları. Kendimi bu duygudan kurtaramadım. doğru. yalnız sararmış yapraklar ve aşkımla boğuşup dursam. cellatlara bile çocuksuluk öğretiyor! Kezban. Kezban'm kalçalarını gün ortasında cızlatacağım. Doğaya ve insanlara uygun yaşamak istiyorum. Evet. "Her şey yolunda. Duygula266 rım karmakarışıklaştıkça damarlarımdaki kanın akışını. öyle olmadı. o minik çöpleri karıştıran eski hali gözlerimden kaybolup. iyi bir haber gibi" gülümsüyor kadın. Bizim suratımıza bak bir de! Baskıcı bir diktatörün kölesi gibi. Yeniden tanışıklık verdim. deşer beni. Birden lafını kesip araya girdim. belki de dişeti iltihabı olmuş. diyordur. Kadının tebessümüne bak. ya olursalar gibi tereddütleri yok. çünkü Kezban aşklarını şehitlik kutsallığında anlatıyor! Kalan kalmış. ürkmem gerekiyor. otursam bir yerde. Budizm işte bu. benimki yeryüzüne karşı bir saldırı! Ne zaman gözlerimi ona dikip dalışa geçsem. tekrarladı: Hişşt gardaş ne iş?.. ya da hayalimde gölgesi bile kalmamış Kezban adını taktığım bir kızla uçuşa geçiyorum. İyi bak sonsuz mutluluğu gülümsemekte bulmuş. ya da tüm sermayeyi içsel problemlerine yatırıp gün boyu susar. yepyeni bir adam olsam. Avuçlarımı açıp. içimden "gerçekten iyi parça" diyorum. işini kusursuzca yapıyor! Nedeni bilinmeyen üzücü bir hastalığa karşı yapabileceğim tek şey vardı: Boğuşmak ve boğazlamak. Çünkü kokuşmuş aşk cinayetlerinden sıkıldı. Kezban tanıyamadı. benim gibi. herhalde kalbimden bıçaklayıverir. Onu sanki bir defa elde etmek için sıkıştıran sapık bir adam gibi oldum.arzularımı. tamamlanmış bir tebessüm. İçimden geçen korkularım. canı yanmış gibi fırladı yanımdan. Asker. ya ölürüm. Yalnız. Ben de ortak tanıdığımız Mesut Yılmaz'm karısının gülümsemesiyle lafa girdim. İnadına.blogspot. Kezban'a bir eşya gibi davranması ve bunu otoriter bir edayla yapması içimde derin bir sıkıntı doğurdu. bu kız için kavga edilir! Bir daha Gençlik Parkı'na gidince bir hediye alsam. yine bunun en ani biçimine yakalandım. dökülüşünü hissediyorum. işte bu. bulur bulmaz fırlayacak. Aşk bir hastahksa. ben kendi konuşmama tek başıma devam ettim. Kim? Mesut Yıl-maz'm karısı. "Hani sana küçükken orospu derlerdi" desem. Ben bunları düşünürken. bu asker. deliliklerimi giderecek erotik bir köle gibi gördüm onu. zen. mutluluğu işin içine sokmadan. şöyle bir gezinsek. o kadar kendine güvenle tanımadı ki. Ama. sıkı bir erdem sınavına girmiştim. kutsallığı. Ya gazetedeki bir resimle. çakallar. İyi bak. giden bıçaklanarak gitmiş. Cennetin kapı aralığından bakıyor gibi. rüzgârın uçuşan günbatımı güzellikleri içinde yeni. Onu alsam. Elimdeki son sevgili parçasına ne tuhaf şeylerden sözediyorum. öyle görünüyor. gözleri mercimek kadar küçük. Leşler. Mesut Yılmaz'm karısının tebessümünde bir kusursuzluk var.. Kezban bana dair hiçbir şey hatırlayamadı. ya çıkarım. Çıkardığım sonuç hüsrandı: Normali kaybediyorum. Gözleriyle Kezban'a sen uzaklaş işareti yaptı. gıdıklayacağım. şerefi. bela gibi. hişşt. Su katılmadık bir doğrulukla: "Sen bu kadına fena taktın" dedi. gardaş ne iş? dedi. Cinayetlerimin öcünü ondan alabilirim. Doğu. Rahatla ve kendini bırak. Biri kurtarsın beni. Biri hemen kurtarsın beni. Bu işe fazla devam edemeyeceğim. çıkartamadı beni. yanımda Kezban. orospular ve benim gibiler ya marihuana çiğnemiş keçi gibi çığlıksı kahkahalar atar. 267 Askerin burnu tam bir bıçak darbesi. Kimbilir dıştan böyle görünüyorum. inşa ettiği ne varsa insanoğlunun yıkıp geçiyor! Dalgaya alıyor. parmaklarımın ızgaralarında cızlayan delilikle. intihar edebilirim. Namusu. parçalıyor erdemleri! Ama her yeni filozof. şu hayvanla biraz eğleneyim. tuhaflığımı şımartıp.

. Neler yapmıştım ve böyle bir tuhaflığın içine niçin. Dayak yemekten kurtulmak için ustaca http://genclikcephesi.. onun . artık resmi geçitlerde ayakları kırıyorlar.ötünü . neden girmiştim? Boşluklar ve çukurlar var etrafımda. eğitim alanında güneşin altında dön baba dön.. 268 Aydınlık gazetesinin siyasi mantığıyla konuşmaya başlayınca. İnanılmaz bir hızla lafa girdim. Beni küçümseyen eski sevgiliye hazırlamıştım.. Bir tanesi: "Niyeymiş?" dedi. "Nasıl olacak. şafak kaç. Bakalım sen bilecek misin? Kaç senedir 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramı törenlerinde resmi geçitlerde Türk askerî artık "kaz adımı" yürümüyor. Niyeymiş. Deliliğim çığrmdan çıkmıştı ve bu tuzaktan kurtulmanın başka yolu yoktu! Bak tertip. Beynimin içinde ateşten sıcak bir kıble rüzgârı! Nesnelerin.blogspot. öyle kaz adımları kalmadı. sahiden olmuş gibi gerçek hissiyle hayatın oyununa kaptırıyorlar kendilerini. biz kaz adımını Kızıl Ordunun resmi geçitlerinden çok etkilendiğimiz için. Sovyetler çöktü. yazmaya inanmıyorum.com 132 .. askerlerin teslim olma vakti gelmişti. bir milyonluk orduyu yenmiş gibi bir duygu verdi bana. duyarlı bir ses tonunu becerebilsem." dedi. Birkaç askeri alt etmek. Suud kralının muhafız askerleri gibi. turp gibi kızarıyorlardı. beni dövmeye gelen askeri çapraşık zekâmla tersyüz ettim..Demek askersin hee. mantar gibiymişim. Mor turuncu bir güç! Ağaca bakıyorum. artık işim biraz daha zor. şu Sibel Çan'ın sahnede yürümesi gibi yürürsek şaşırmayın. İki tokatla kelimeleri hizaya getiriyorum. Ben bir kıza aşıktım.. Sizi de döndürdüler değil mi? Hiç merak etmedin mi. ". Hatırlasana kısa boylu topaç gibi binbaşılar kaz adımı yürüyerek Cumhurbaşkanının önünden geçecek diye. bu yüzden her gün genelkurmaya mektup gönderiyorum. "Ben bu ülkede kendi resmini kendi çizen tek yazarım. bu zekâyı yarım kalmış aşk maceralarımın dışında kullanıp bereketini kaçırtmayayım. Aşık olduğum kızı tanıyordu. Kendimi de aşan bir hızla anlattıkça anlattım. Çünkü dedim. Bu şehrin anasını satayım. Beton kaldırım 269 yelken bezi kadar yumuşak. Hafifçe sektirerek. şimdi nasıl yürüyoruz?" dedi. onlar gibi yürümek için yıllardır talim ettik. laf bulamamaktan ağzımdan dü-şüverdiler. Çok erken yaşta klasik oldum. Bunları anlatırken birini boğazlıyormuş. sen bilmezsin. ite köpeğe eğlencelik olduk. eşyaların biçimlerini çıkartamıyorum. dedim. birden korkudan. bu Türk aydını yok mu. artık Türk ordusunda kaz adımı kalmadı. o zaman altı yaşında ya vardı ya yoktu. Buraların haracım ben kesiyormuşum gibi yürümeye başladım. İşte bu ses tonuna gönülden ve su gibi berrak bir cevap verdim. bir tekme daha attı. Ama kalsın. "Peki. rezil rüsva oluyoruz!. Oysa yüzyıldır resmi geçitlerde kaz adımı yürüyeceğiz diye talim üstüne talim. dedim.) Bir başka asker iç geçirerek boyuma poşuma bakıp: "Yazık!" dedi... ağaçlara benziyorum. Yazılarım beğeni aşamasını çoktan geçti. ben zekâmla! Nasılsa bir gün bütün bu askerlerin siyasi yularını tutacak bir ordu bulacak bu zekâ! Beni dövmeye gelen ilk asker kafa karışıklığını gidermek için: "Ne diyon sen kardeşim?" dedi. Yazar oldum da ne oldu. Bunun için çok yüksek bir klasik ahlâk eğitimi aldım. aynı askerlere dövdürür. Bu Kezban var ya.kerim şafağını.. beni dövdürtmeye asker gönderen Kezban'ı. "Herif doğru diyor" dedi. aslında bunu Türkiye'de hiç kimse bilmez. Öyle anlamsız yerde düştüler ki. Hepsi bu.. Kuşlar yuvasını çalıyla. parçalıyormuş gibi ellerime korkunç kavisler veriyorum. (Aslında bu soylu yazarlık laflarım biraz önce içimdeki aşk ölülerine karşı yapmıştım. İsterseniz gidin sorun. Peşinden. Bu soylu yazarlık için hâlâ tek başı-nalığın büyük riskini ve muhteşem dramatik gösterisini sürükleyecek kelimeleri bulabiliyorum. hoplayarak! Suud muhafızlarının hoplayarak yürümesi. Ama dayanılmaz sıcaklıkta alev alev renkler! Beni taşıyan bir şey var sanki. saatine bakan kaçmaya başladı. denizin üstündeymişim. Çünkü saat dördü geçiyordu. Hiçbir gazete yazmadı.. ağzına sıçarım. Muhabbete birkaç asker daha katalizör oldu.ikiyim.. Ama şimdi. o hiç anlamaz.. diyen asker. Biraz daha kararlı.

"Kime?" "Burdurlu-ya!" "Burdurlu kim?" "Hani seninle konuşuyordu!".. Hazır kankardeş olmuşken yanımızdan geçen bir başka arkadaş da bizimle birlikte topluiğneyi parmak ucuna batırıp." http://genclikcephesi. Yenerler'e her gittiğimde annesi. Ertesi gün Yener'le kankardeş olmaya karar verdik. ohh!. Kocasından yeni boşanmış bir komşuları vardı. Fermuarımın üstünde bir el farkettim. Çünkü Yener'in ağabeyleri de giyiyordu kazağı. kazağı süzdü. Yenerler'e gittim. Sonra içtiler. ağabeyleri bana hep iyi davranmışlardı. Üç büyük kutu bira aldım. Kucağında saçlarımla oynamaya başladı Kezban!.. Bir çocuğun pipisiyle oynuyor gibi. "Asker kırmızı çorabı ne yapsın?" Bir çay bahçesinden Hakkı Bulut'un "Yalanla kuramam aşkın temelini" şarkısının sözlerini seçtim. o tarafa gitmek istemiyorum. Dünyada bana onun kadar iyi davranan başka bir arkadaşım olmadı. Birkaç gün giydikten sonra geri vermem gerekirdi. Farkettim gibi. suyunu çorba gibi içeriz. beraber sinemaya gidemez. Böyle bir kazağım hiç olmamıştı. götüne bıçak sapladım. tuhaf. gölgeleri seçebilsem. Allah bilir. gibi olaylar olmalı. Tarzım ciddi bulmadım. bizim kıza. başımı okşayan her yeryüzü sakinine hikâyemi anlatırım. Şarkının sözlerinden üzüntü duydum. kalk" deyip durdu. Tutulmayan bir aynayım artık. iliklerini üüüpp! çekeriz. Ne kadar zaman geçti. Ama ne yalan söyleyeyim.. Kadın her şeyin farkında. o da Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülüyordu. İçimde batmakta olan hayaller içinde biri kabarcık halinde suyun üstüne fırladı. Aramıza soğukluk girdi. Bıçakla damarlarını kesip büyük bir kâseye akıtıyorlar.com 133 . insanlar arasında kan kardeşliği diye bir şey yok mu? Törelerimize her fırsatta uyuyoruz da. bir ses duysam.. her şeyi anlıyorum.. beyaz adamla barış yapıyor... kankardeş oluyorlar. emdik parmaklarımızı. oynuyor. kazak çok güzel. zamanını. Her şeyi bölüşecektik.. "Havuza altım. Sınıfsal. Yıllar sonra öğrendim ki. Kez-ban'dı.. irkilip bağırdım: Ne yapıyorsun Kezban? "Hiçç kırmızı çorap aldım!". Mesut Yılmaz'm karısı gibi güldü. "O kazak Ye-nerlerinmiş" dedi. Lületaşmı tanımaya çalışan bir meraklı gibi. Bir delilik şovu mu beni mutlu etmişti? Bir parke taşı buldum. eşşek kadar mutlusun!". Biraz daha içersem. "Nereye?" dedim. Yener'in ağabeylerine sulanır. top oynayamaz. kızların peşinde dolaşamaz olduk.. Bunu Yener söylemiş olamaz. Ben de eşşek değildim. Kılı kırk yaran benzersiz zekâm uçmuş. çirkin. Ben kazağı çıkarmıyorum. Çimenlere uzandım. Yener'in kendisi gibi yakışıklı iki ağabeyi vardı.. onun bir hikâye dinlemesi. Yener utanıp kazağı isteyemiyordu.. kafasını kırdım. "Hadi kalk. Bir topluiğne bulup parmak ucumuza batırdık.. eşşekler kadar mutlusun!". kalıt270 sal bir delilik mi benimki. Hemen veririm. Bir gün benim kız gördü beni.. onlar benimle konuşmuyor. Kezban. Hiç kazağım yoktu ve Yener'in kırmızı kazağı az rastlanır bir güzellikteydi. bir kuzu haşlama yiyelim. Zihnimde yeni bir şekil canlanmıyor. Belli belirsiz bir sözcük fırladı ağzımdan: "Mutlusun ulan. ama artık susup oturuyorlar. 271 Kezban hikâyemi hiç dinlemedi. Arkadaşım Yener'le bir kızılderili filmine gittik. yalnız başına öyle duruyor: "Mutlusun ulan çok mutlusun. nihayet biri daha yakaladı beni: "Her gecenin sabahında /Bugün yine yok demek/ Ne Zulüm!" Kezban: "Ne konuştuysan içinden. ya şimdi? Töreler var ama ondan önce Yener'in ağabeyleri var.. Kazağı hiç çıkartmadım. beni uçurttu! Bildik bir ad. Reis.. uykuya dalmıştı. bu kadın söylemiş. onlarca çay bahçesinden yüzbin-lerce şarkı sözü uzanıyor. Parıltımı sevdim. dedi verdi.. bir ağacın dibinde uyuşmuş.. tuhaflığımın anahtarını bulabilirim. bu sözlerle kuşatılmışım. güldü. çok mutlusun. "Pisliklerini temizledim".hazırladığım tuhaflık. geçti. Şu salak iradi zekâma sıçayım. kırmızı çoraplar?" dedim. cenaze çıkıyormuş gibi. Artık ben yokken evde neler konuşuyorlardır. hoştu.. Kendimle gurur duydum. Saatlerdir yüzünde." "Çoraplar..blogspot. bir deliye cinsel şakalar yapar gibi. dedim. ben anlatırken. çekilmez bir tebessüm. Üstümdeki kusmukları temizledi. bu ne zarafet!. Saatler geçiyor herkes gözlerini kırmızı kazağa dikip susuyor. benim kazaktan dolayı. Yepyeni bir boyuttayım. yanında da karanfilli bir aşure. ağabeyleri don-külot evin içinde gezerken kadın çıkıp gitmezdi. ama.. "Kalk. "Lise birdeyim. Mesut Yılmaz'm karısı gibi gülümsedin" dedi. Bir daha da olmadı! Tarih yalan mı söylüyor.

Nostalji misali uzak semt pazarlarında gizlice kullanılıyor ve en yaşlı tornetçinin yaşı onaltıyı geçmiyor. Kıyamam sözcüğü zihnimde infilak etti.. Bu. içli. ince zayıf yüzü inanılmaz bir komikliğe bürünüyor." Zihnimde seçebildiğim tek renk kalmadı. beni deli eden kederim büyük bir kıskançlık ve yalnızlık duygusuyla delik deşik oldu. Kezban'm hayran olduğum bir yönü de petrolden hoşlanmayışı. ağulu bir bulutun içinde. onaltı. derinden... Taş.. Yalnız doğrulduğumu ve yürümeye çalıştığımı hatırlıyorum. "Ooooo ben görmeyeli epey ilerletmişsin?" dedi. Hatta turizm hizmetinden öte. Saatlerce çorapları sürükleye sürükleye havuzu dört dönmüşüm. diğer organlarını da kesip kaçırmaları için paketleyebiliriz. şimdi de Bodrum'da İngiliz karılara harcadığımız genç nüfus kırılmak üzere. sırıtarak. akıl sır ermez bir hızla acı çekiyorum. arabaların içine düşüverdim. Ne yöne ilerlemem lazım? Kezban uzaklaşıyordu ve atlı karıncadan aynı müziğin sesi geliyordu! Tin tin Kezban'm peşinden ilerledim. motorize güçlerden.blogspot. demir. "Neyi ilerlettim?" Anlayamadım. Kezban: "Kötü şeyler düşünme. yanık. o yaptı dedi. yatırımcı zekâmı geliştirdi. Tutunduğum tek şey kaldı ayakta: Omurgam. ağız dolusu küfürleri. çoraplar gecenin karanlığında havuzda yüzüyorlar mı.arağımı . hava kabarcıklarının tümünü öldürdüm. ağaç. Sopamla onları batırdım. hemen tor-netçileri Bodrum'a tez elden sürmeliyiz. Kezban'a gösterip. Uçurumun dibinde çürümeyi bekleyerek meleyen bir kuzuya benzi-yordum. Kırmızı çoraplar battıkça yumurtalarından sapsarı civcivler çıkmaya başladı. Kezban'm katır tırnağı ayak parmaklarını gördüm. sonra asker gerildi. Çorapların havuzdan ilerleye ilerleye çıktığı gibi. Kezban askere kokulu bir sakız verdi. hepsi ağu püskürüyor. Onu kıskandığım tek şey ise... Bana artık düz bir deli gibi davranıyor. Tornetçinin Kezban'm yanında sert delikanlı pozları bütün gerçeği açıklıyor. Bu saatten sonra artık inanmamı beklemiyor olmalı. Tanrım. Lirik bir şiir gibi yüreği titreyerek: "Kıyarnam ona" dedi. bak Mesut Yılmaz'm karısı da kuzu haşlamasını çok severmiş". Birlikte atlı karıncaya bindiler! Atlı karıncanın müziği: Tin tin tinimini hanım / Seni seviyor canım. Ben de çarpışan otolara bineyim dedim. Kezban'm torbalarını mutfağın içine kadar götürdü.ötünüze sokarım. sızıyorlar mı? Kezban: "Hadi kalk. neler oluyor diye başını uzatan..Havuza baktım.. o benim kardeşim" dedi. günbatımı kadar dokunaklı bir sese bü- 272 273 http://genclikcephesi. DDT kokusu. olsun ben de ona orospu diyorum. Hepsi karman çorman. Kezban'a cinsel şakalar yaparken. Kaç gün burada böyle açılmadan. Trafikçe yasak.com 134 . Tornet.. "İlerletme" sözcüğü olağanüstü bir canlılık verdi zihnime. bir beşik salıntısı. lunaparkta boksör gibi vurulan meşin topun salıntısı. Tornetçi. etraftaki kalabalığa: "Çekilin ulan. . Ne yerdeyim ne gökte. havuz. ben de buradan çıkabilirim. patlamadan geçti. Nasıl bir zamanlar cephede askerlerin tümü gidince. Tek duyduğum.. Tornetçi çocuğun cinsel pozları. bilyeli küçük tahta araba. onbeş yaşında çocuklar cepheye sürüldü. çok derinde! Beşik salıntısı. Tarlalaşmış şu sokakta. son derece çirkin bir kızın ağzından çıkan.. Kendime geldiğimde elimde bir sopa havuzda yüzmekte olan kırmızı çorapları çıkartmaya çalışıyorum. canlı olarak böbreklerini. Düşüncelerimi vakit geçirmeden Kezban'a da söyledim. Omurgam içine kırılmış bir üçgen gibi büküldü. paramparça etti beni. arabalardan hoşlanmıyor. Kılıktan kılığa giren renklerin hiçbirini tanımıyorum. kilitlendi. kaldırım. Tornetçi oğlan hiç yeri yokken kaburgalarının altından bir bıçak izi gösterdi. "Kıyamam ona" dedi.. bir boka benzemeyen onaltı yaşındaki çakal tornetçi için. Kezban avucunun içiyle vurdu.. iskeletim.. böylelikle sahada yalnız piyadeler ve tornetçiler kalıyor..

12 Eylül öncesi beşbin insanın ölümüne sebep oldular. kısa yoldan tek bir cümle edeceğim. pazarlığımı unuttum. yaşadıkça alacağım intikamlarım bir bir. Bu kin için yaşayacağım. kendinizle olan pazarlığınızı unutup. Yazarlık üstüme pek güzel oturdu. dedim. ama Kezban'ın mutluluk eşiği bu kadar düşük. hiç değilse sırtımdaki başkasının kazağı değil. ben fırtınalı bir üslupla sörfçüler gibi poz vermişim. açım. Şimdi olmaz. kıyamam. kelime kelime kendim ördüm. Dibe vurduğum bu günlerde yayınlarsam bu hikâyeyi bir kara böcek gibi ezerler beni. Dürüstlükten sözeden insanlar artık yalnız sokaklarda kaldı. tüm duygularım soyulmuş! Sahte imzayla sevmişler beni. demek isterler.. Dedim ki avunmak için. İstanbul'un hırpani sokak şarapçıları. yazılacak ne çok şey var. her şeyi.blogspot. iyi bakın onlara! Bundan 11 yıl önce Dün Korkusu kitabım için renkli bir dergi benimle röportaj yapacak. zekâma ve doğaya uygun bir şiddet mi tasarlayayım. Yarı deli dilencileri bile sarhoş eden güzellikte. Hile hurdayla doldurulmuş bir yığın sevgi sözcüğü! Sokak satıcılarının asaletiyle dahi ba-ğıramamışım. "Abi. bütün insanlarla birlikte ben de insanoğlunun en değerli duruşu. Rahat yüzü görmemiş. yüz lira" isterler. sokaktayım. kitabın edebi üslubuyla değil. yeniden tekme-tokat dövmeye başladı beni. jestlere kendimi öyle kaptırmışım ki. her şeyle mutlu olabiliyor! Ne korkunç kayıp. şarap alıcam" derler. Şimdi okuyorlardır bu satırları. Hangi polis gücü yok edebilir bu sevgiyi. içimdeki devle pazarlığımı yaptım: Kalplerini deşeceğim. kendimi sevdikçe. ekmek parası. adına aşk demişiz.com 135 . on yıllar boyu MHP hareketine neden düşmanlık yapıp. eski hızıyla parlak neşesine dönüp. Rengi kan kırmızı dünyada eşi benzeri yok. oldukları gibi. bu şekilsiz tutkulara. başka sefere! Soğuktan. solmuş yaprakları çıtır çıtır çiğneyeceğim bir sahne arıyordum. Küçük yaşlarda birbirlerini kaybeden "ikizler"in buluşmasına hayret etmemek lazım. Cumhuriyet gazetesi ve onun sosyalist. tüm. karnavalla yüzdürmeye devam mı edeyim! Yoksa. Ankara'nın. kitleler halinde düzülürsünüz!. demokratik yazarları. bazıları bilmediği için şaşırıyor. 275 Çocuk Kovası Hasan Cemal'in kitabına daha önce değindim. Evdeki hesap geçen yıllar içinde çarşıya uymadı. bu kan davasını bırakmam. aşklara karakterini feda eder. ben yalan söylemem. dört-beş sene geçsin. cümbüşle. Bu parka niçin gelmiştim? Aşklarımın anısına. son çare sokaklara sığman insanların dürüstlük adına kestikleri bir racon vardır. Hiçbir sevgimin böyle yürekten haykırışı olmadı. Son beş-altı yıldır kemalistler-le milliyetçilerin kucaklaşmalarına şahit oluyoruz. delirmem gerekiyor. bir tebessümle. 276 http://genclikcephesi. kıyamam sözcüğü. ya herkesin bir kırmızı kazağı olur. ikiyüzlü kelime oyunları. elmas bir intikam duygusuyla. doğru. bana acıyorsun ama. Tanrım sen koru beni! Basit bir kelimede saklı bir ömre bedel duygularımı geri ver! Ya da bir bıçak ver elime! Havuzda kırmızı çorapları Mesut Yılmaz'ın karısının tebessümüyle. ya da bu savaş bitmez! Ya da susarsanız. yani pazarlık bozuldu sayılmaz. Parayı alır almaz da.rünen. tüm düşlerini. Aynı köyün yolcusu. boşuna. Aşk değilmiş yaşadıklarım. sahici görmemi sağladı. Aklı başında biri. Bir tek albayların adı değişik diye mi bu kadar gürültü kopardılar. kimsem yok. böyle bir sevgi sözcüğünü duyamadan yaşamak. açlıktan zangır zangır titreyip. Ah Türkiye ah. Bıçak sırtından kelimeler biliyorum. Gelirler. 274 İlmik ilmik. Tüm aşklarım kaçık bir gevezenin güvensiz. İşte. "Ekmek değil ağabey. kimse demedi bana. gecelerini bu bozuk psikolojilerle takas edebilir mi? Kelimelere. Benim mutlu olmam için uçmam. faşistlikle suçladılar. Sırtımda tonlarca ağırlıkta kaya parçası. Zarafet insanın kendi içine bakışmdadır. çünkü bu pazarlıkla ilerleye ilerleye çıkartmıştım çorapları. aynı köyün iki ayrı dalı imişler. klasik romantik dengemi kaybetmişim. Zekâm. mineral bir kin.

Şeyhle mürid. kredi beklemeleri normalmiş gibi gösteren siyasal sistemdir! Şeyhle mürid. "itirafçı" biri gibi değerlendirmeye çalışıyor. kuduz terlemesi gibi veriyor! Sonunda. çünkü o an. dörtyüzyıl iç savaşlar. Bu topraklarda bu meleklerin yaşamış olduklarını düşünmek çok zor. hiç değilse yakayı. başaramadılar. dar. beni bir "yazar" olarak değil de. içlerindeki yalanı. büyücülerin. Sağa-sola baktı. Ego ve kibiri yokedecek. "Tüm insanlar yasalar önünde eşittir"e dönüştürmüş. şifacılarm aradığı bir şeydir.. Onlara kızmıyorum. basık mekânlarda ele geçirilmiş... "Yahu burada bir yazar varmış. sana başka bir ceket giydirelim. yaşlı insanlar. ikibine bir kala halimize bakın. estetize edilmemiş. ülkemin insanlarının hikâyelerini anlatmıştım.. riyayı. ötedeki dünyayla çarpıştırıp. Kitabın yazarının ben olduğumu öğrendiğinde. TV'ler seri cinayetler işleyerek komutanların berber çıraklığım yapıp. hukuk önünde iki eşit insandır. mezhep savaşları verip. eski. "arınırken" ele veriyor! Medya yakayı. Daha da sosyal. Tempotik sarsıntılar içinde kendilerinden kopmaları.. yoksa beyaz giymişler diye mi? Yoksa Türk milletinin zonklayan başağrısma en iyi çarenin Ahmet Ozhan'm şarkıları olduğuna mı karar verdi devlet? Bir küçük sebebi. boynunu eğ. giysileri kirli. kameramanların yaka277 ladığı Kadiri. tarikatları ciciler ve pisler diye ikiye ayırmasının üzerine! Manevi alana fazlasıyla karışan devletin de cennet-cehennemi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. Kutsal trans hali. http://genclikcephesi. sıtma nöbeti. çoğunlukla. Tanrısal zevkle gözler kapandığında görünen şudur: Tüm insanlar Tanrı önünde eşittir! İşte Batı. Fotoğrafımı çekecek bir genç kız geldi.. Nakşi.com 136 . Zikr edenler yağlı saçlı. yani. neymiş efendim. psikolojik tahliller yapabilirsiniz. sakallı. Oysa ben kötü bir şey yapmamıştım. döndürüp dolaştırıp.orada kullanılmış çıplak sözlerin arkasında güya sapıkvari cümleler kurcalanıyor. ancak yüzler karanlık. Görüntüler çiğ. büyüklüğü gibi hayranlık dolu laflarla veriyor. Manevi sarhoşluğun boşlukta çarptığı gözleri-dudakları medya böyle sevmiyor diye nasıl düzeltiversek? Bu dopdolu muazzam ölümsüzlük düşüncesinin kalp ritmlerini maskaralara nasıl anlatsak? Bu çirkin insanların acı dolu hayatlarına girdiğimizde. etrafa seslendi. kuldan utanmaz.. Beni bir şeye benzetemedi.blogspot. diye veryansın ediyor. Anadolu'daki tarikatlar da zaman içinde manevi alanla siyasi alanı ayırt etmeyi öğrenecekler. onlar yazarları biraz şakacı. dünyadaki tüm dinlerin. Allah'tan korkmaz. rezil programlardan sonra bahşiş. Kişisel dünyalarını. Üstüm başım bozuk. Açması Reha Muhtar yine. rüya kadar güzel. Aksaray belediye başkanının katıldığı zikr görüntülerini bulmuş. bu kana doymaz. hastalıklı ve çirkin! Oysa Mevleviler hayal. Sanki gerçek değiller. Hatta Mevlevi gösterilerine Cumhurbaşkanımızdan yüksek rütbeli askerlere kadar herkes katılıyor... ondan mı. Fotoğrafçı kız masaya baktı. kirliliği öldürecek. talimgah çavuşu gibi emirler yağdırmaya başladı. Asıl eşitsizlik. Aynı televizyonlar Mevlevilerin şebiaruz görüntülerini milli gurur ve kültürümüzün derinliği. nerede?". devletin. görüntüden olsun kurtaramıyorum. ego ve kibirlerini alçakgönüllülüğe dönüştürmek isteyen sade Anadolu insanlarını ve tarihlerini görürsünüz. görsel çağımıza çok uygun. benimle röportaj yapan tuvalete çıkmıştı. tertemiz insanlar olacaklardır. "Burada bir yazar varmış gördünüz mü?" dedi bana. Mevleviler tarih boyu hiç ayaklanıp devlete başkaldırmamışlar. şuraya bak. şöyle otur. biraz da teatral insanlar olarak tanımış.. Rufai tekkelerinden alman görüntüler. Mevlâna'ya neden torpil geçiyoruz? Mevlevileri turistler de seviyor. çağ-daş-lâik Türkiye'de bu görüntüler utanç vericiymiş. yalakalık yaparken ele veriyor. Onların ağzına göre ikisi de ayin olduğuna göre Mevlevileri tutuyor.

blogspot. çocuk olur olmaz herkes vardır. cesur bir yazar değil. Bu fıkralar yayımlandı. Kapalı köy odalarının diliyle. kimsenin midesinin kaldıramayacağı bu çirkin dünyaya. korkak. "İslamcı aydınlardır". hatalarını. tiyatronun. duygularını. Güzel bir örnek vermek istiyorum. bu fıkraların tüketilmesine izin vermedi. arkadaş. Oysa. şehrin insanı. kendi televizyonlarından Ofli Hoca fıkrası anlatıyorlar. siyasiler.com 137 . Burada. Medya kitleye açıktır. sinemanın.) http://genclikcephesi. İşte güvensiz. tartışmak zorundayız. Pertev Naili ve onun gibilere çok şey borçluyuz. Anadolu'da yaşayan tarikatları dolduran tertemiz insanları tanıyamaz olduk. yazarlar için aslolan "çirkini" tanımak. ödlek kendi insanından korkan aydınların sansür çabalarına rağmen. sapıktır. başka mekânlara taşımamaktadır. biberon diye penisini veren babanın fıkrasına gülünür mü? Bu fıkralar yenir yutulur şey değildir! Bilimsel olarak bu metinleri tanımak. insan hata yapar. kollamaya çalışırsanız. insanlarımızı korumaya. derindeki çirkini. yani. anlatmaya. çok renkli kozmopolit yapısının dili farklıdır. Otuz beş yıldır sert kelimelerle süren lâik-şeriat kavgası yüzünden. Yüzyıllardır. İslamcı kitleyi kandıran. ağlamakta olan bebeğin ağzına. sallayan. detaylandırmaya yanaşmamışlardır. "Güzel olanı" herkes sever. Bu ülkenin çocuklarıyız. günahlarını. hiçbir gazete. görevini hiç yapmayıp. tasvir etmeye. saçmadır. çirkin cinsellik taşıyan bu hikâyelerin birçoğunu yayımlamak. kitlenin içinde çoluk. Tarih boyu da böyle olmuştur. Bundan birkaç yıl önce folklor araştırmacısı Pertev Naili. edebiyatın. evrensel ölçülerde insanlığın da haya-namus ölçülerini zorlar! Mesela. bugün olduğu gibi. fıkralarını önümüze koyduğunda şaşırıp kaldık. bu fıkraları doğal süzgecinden geçirip. ideolojinize sürekli hesap vermek. görüntünün esiri olmuşlardır. Çünkü İslamcı aydınlar. bilinmeyeni. tarihin derinliklerinden getirdiği binbir hastalığı vardır. asırların sırtında eleyerek estetik sansürünü koyar. Köy odasının kaba erkek estetiğiyle. halk. korkusu boşunadır. Cazırtıh İslamcı aydınlar da medyanın siyasi dilini kullanmış. köylerde yaşayan bu fıkraları. meyhane ortamında dahi bu fıkraları anlatmamakta. bu toprakların insanlarını. iyileştirici bir ilaç değildir. şimdi. köylerden derlenmiş. tartışmanın masasına buzul soğukluğuyla getirip koymaktır. tarih. sizin de siyasal bir diliniz var demektir. (Ofli Hoca kitabım yayımladığımda beni bir öldürmedikleri kaldı. çirkini sevip. Hepimiz dev bir kuşun kanatlarına dizili tüyleriz. süz- 278 279 geçinden geçirmiş. Trajedisi olmayan çöl beyinli. gerçeği hiçbir zaman olduğu gibi veremeyecek ve gerçek günün birinde başınıza düşüp sizi ve tüm değerlerinizi ezecektir. Nasreddin Hoca'mn bilinmeyen. deşmeye.Hem tarikatların. şehrin estetiği çok farklıdır. Yazarların görevi. Müslüman gençliği. Mide kaldırmayacak kadar abartılı. toplumlar. Siz yayımlasanız dahi. çöp fikirli sanal insanlar yetiştirdiler. estetize etmektir. sadece muhafazakârları değil. Halka güvenmek zorundasınız. Müslüman aydınların. aile. hem de medyanın birbirleriyle savaşı. Üstelik bağımsız. problemlidir. bu kuşu kimseye yedirmeyiz. şehrin. şehir. dar imkânh beyninizle. bozuktur. tüm çıplaklığıyla. şehre sokmamıştır.

yani bu ülkenin insanlarını görmek. malının geli ne gelecek başka kocaya kalmasına yani. dizlerini dövüp. çoktan ölüp gittiler. kadın soyunur. derdini.. bizim annelerimizin hikâyesidir bunu kim anlatacak?. hapishaneyi. bu onbinlerce insan hazinesini hikâyelerini sığdırdılar.. Şimdi. utanmasından öte. Çünkü on lar. Oysa askerler. oğlunun ölümünden çok.com 138 . Mesela. bozuktur. Cenazenin başında ikici kelimesini kul lanarak ağlar. yani insandır. Yazarsanız. Ordunun. 280 Hastadır. şeriatçı. tanımak istiyorsanız. Aziz Nesin. öyküsüne dayanamamıştır. 1970'deki pamuk işçisini. çirkinliğini hayat kavgasını sayfalar boyu merak etmemiş. şeriatçının.. fe odal toplumda. muhafazakâr karşınıza çıkar. tek tip gördüğü bu halkı. hacıyağı sürülmüş kelimelerle anlatır. şeriatçı günahtır diye anlatmaz. 1950'deki köylümüzü.. göğüs ameliyatı geçirmiş. Kim savaşta öne çıkarsa. derin devletin sürüleştirdiği. Asker. Doğu'da kadınların halay çekip birlikte eğlenirken söylediği bir türkü: "Ay doğar gece gider / Doğru söz güce gider /Ak memenin üstünden / Doğru yol hacca gider!" Bu avşar türküsünü. acısını. ya da şeriatçıların son yüzelli yıllık matbuat. Çirkin. gestapo sağcı. canlandırıp. çirkin onun düşmanıdır. tek oğlunun ölümü üzerine ağıt ya kan Doğu'lu anne. TEden sıfır atar gibi onbinlerce insanı öldürmeden sorunu çözmeye çalışan. kocası Ahmet Ağa'ya tabutun başından çığlıklarla seslenir: "Ahmet Ağaaaa /malın ikiciye kaldı. ama bizdendir. soyunması istenir. çünkü bu ülkede değişen yalnız albayların adları olur! Kemal Tahir. yırtınarak. size küfrediyor. Onların hiçbiri insanımızın trajedisini. bu öyküler sadece bu soylu insanların kütüpha-nesindedir.blogspot. şeriatçıya göre çirkin lâiktir. acıya rağmen. tek göğsüyle utanmaktadır. bu hikâye. servetin başka erkeğe kalmasına ağlıyor. Mesela. onlarcası. hapse tıkmış. 1980'deki işkence gören genci ve yüzlercesini. ordumuz. derler. halkı arkasına aldığını düşünür. yani onbinlerce insanın ölümüne neden olarak sorunu çözmeye çalışırlar. Hatta öykü anlatanlara yasak koymuş. göğüslerini açması söylenir. tek tip yücelterek. geride. Çünkü hepsi için halk sürüdür. yö281 netemeyince.Medyaya göre kim parayı basarsa. tarihin içine sokmuş. enflasyon yüzünden Tüden üç sıfır atıp sorunu çözmeye çalıştıkları gibi aynen 65 milyon nüfusun sonundan birkaç sıfır atarak. Orduya göre çirkin şeriatçıdır. http://genclikcephesi. dolayısıyla memleketi kötü gösteriyor diye anlatmaz. bunu kim anlatacak? Daha da derine inelim. Bu kelimeyi aynen kullanarak yazamazsanız. Kimse kendini çirkin görmez. görünüşteki çirkinlerin ardındaki trajediyi onbinlerce sayfa deşerek anlatmış. işte bu yazarlar insanlaştırmış. güdülür. muhafazakârın. Ve her defasında halkı yönetemez. biziz! Kemalist." Kadın ağıtın içinde. solcu edebiyatçılardı. şeriatçılar hiç söyleyemez. 12 Mart'ta işkence gören oğlunu ziyarete giden bir anne. servet dağılımının sertliğini bu vahşi düzenin renklerine uygun veremezsiniz. edebiyat hayatımızda insana dair öyküsü yoktur. 1930'da Haydarpaşa garındaki Kürt hamalı. Tüm insanlarımızı tek bir insan olarak gördükleri halde bu tek insanı dahi yönetemezler. onca hapisliğe. derin devlete göre çirkin hukuktur. bu hikâyeyi. kapıda kadın polisler tarafından aranır. Ama. Kadın göğsünü açamaz. muhafazakâr. yüce Türk milletinin ahlâkına aykırı bulur. Muhafazakâr geleneklerimize aykırı diye anlatmaz. Orhan Kemal. Türk solu bugün onbinlerce insanımızın dev hazinesine sahiptir. insanlarımızı "stilize" ederek.. muhafazakâr. ama bu halkın aşkın coşkusudur.

com 139 . Bunun için zavallılar açlıktan hırçınlaşıyor. Subay bu alaylı ürkütücü gülüşler arasında sessizliğini bozmadı. Yine bir gün Kızılay'ın koskoca yemek kazam bahçenin ortasına kondu.. şimdi yerinden yurdundan atılmış. ağır ağır yürüyerek oradan uzaklaştı. valsler. bir daha dönmemek üzere ağlaya ağlaya yurtlarını kızıllara bırakıp Karadeniz'in karanlık sularında uzun bir yolculuk. Sabırla bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Karabacak Nuri sataşır: Ne lan deve. vahşi gülüşler arasında ilerleyip kovasını aşçıya uzattığında onun bitik halini gören aşçı dayanamamış. ellerinde beyaz ipek eldivenler. Arkasından. Her gece bir soylu hanımın koynunda geçen sonsuz geceler. Almanya hesabına casusluk yaparlar. yabancı bir ülkenin hapishanesinde baldırı çıplaklarla kuyruğa girmiş. taa Moskof diyarlarından gelip de bizim nafa kamıza el atmaya utanmıyor musun? Ne işin vardı da geldin? Kuyruğun arkalarında elinde hamam taşıyla sırasını bekleyen yankesici Rıza.. Türkiye'ye sığınırlar. Subay. jilet izleriyle delik deşik olmuş yüzüne anlamsız şekiller vererek utanmaz bir gülüşle Karabacak'a cevap verdi: Dokunma lan Karabacak ona.. ama olduğu yerde sallandı. Bunlar fukaraların ancak bir iki saatçik karınlarını doyuruyordu. albay olduğu halde. subayım! Hem Rus'sun. korkunç bir panikten sonra herkes çil yavrusu gibi dağılır. ama işte bir insan sıcağı. yoksullar ordusuna yemek dağıtıyor. sudan başka bir şey olmayan bir öğün yemeğini elindeki çocuk kovasına sığdırmaya çalışıyor. Şimdi hepsi bu insanlar adına ihtilal istiyor! Hapishane anılarında Zihni Anadol anlatır: Almanlar hesabına casusluk yapan ve idama mahkûm olan Rus subayının öyküsünü. bolşevikler büyük çan kulelerini inleterek saraydan içeri girer.şeriatçılar.blogspot. Kazanın başındaki beyaz takkeli aşçı elinde büyücek bir kepçeyle kuyruğa girmiş. umutları suya düşer.. 1917'de suikastler. küçücük oyuncak kovasıyla sırasını bekliyor. Rus subayı nereden bulduysa. mahkûmlara yirmi dört saatte bir tahinle içinde bir iki fasulye tanesi bulunan bir kap yemek veriliyordu." Çoktan ölüp gitmiş olmalısın. kollarında yalvaran binbir gece masalla-rmdaki güzeller. yıkılır gibi ol du. su gibi akan votkalar. Ne istersiniz ulan hergeleler yabanın bu garibinden. parlak düğmeli gösterişli giysiler. yenilgiye uğramış eski bir sa vaşçı gibi. polkalar. kumda oynayan çocukların miki fare resimleriyle süslenmiş. sırasını bekliyor. Tüm şamatalar. hem casus. dizginlerini zaptedemediği kır atmm üstünde tığ gibi bir süvari yüzbaşı. ihtilal. sonra hapishane avlusuna birdenbire öldürücü bir kahkaha yayıldı.. senin hikâyenin ne gibi katkısı vardı ülkemize. kışm gelmesiyle Almanlar Moskova önlerinde çakılıp kalır. Ve şimdi. Ankara Cezaevi'nde Kızılay'ın hapishaneye gönderdiği tatsız tuzsuz yemeği yaşamlarına son dayanak yaparak gün sayıyorlar. İçlerinde birçok general. Yalnız soyluların alındığı askerî okulu bitirir. "Çok zengin bir toprak sahibinin çocuğu. bayram ederler. sağcılar çirkini anlatmayı vatana. Danslar. Ayağında gümüş mahmuzlu çizmeler. Ankara Cezaevi'nde üşenmemiş yazmış öykü- 282 http://genclikcephesi. 1941 yılında Almanlar Rusya'ya girince bir umut.. o bugüne bugün Moskof Çarı'mn altın tasını elinde taşıyor. Birçok savaşlara girip çıktıktan sonra Çar'ın koruma alayına atanır. Rus subayı da kuyruğa girmiş. kuyrukta sıra kavgası yapıyorlardı. hem de içi dışı kuzu etiyle dolu görmüyor musun? Herkes birden subayın elindeki kova ya baktı. Önüne gümüş tabaklarla gelen yemekleri beğenmeyen adam. kovasını doldurup aldı. dine ihanet saydıkları için tanzimattan bugüne üç-beş insanımızın dahi hikâyesini anlatmamıştır.

aşağılıyorlar bizi. Kendime 285 yemin ederim. Ellerimi kalorifere koyup. başıboş bir köpek gibi üstüme saldırıyor!. bu sütunda da dolduruyoruz. hem casustan beter. ne olur kedileri kucağına sen al! Tanrım ne olur. Kendi ülkemizde. işe gidiyorum. çıkışmıyor. yüzler. Ama bizim de farkımız yok senden. camı hohlaya-rak. sımsıcak bir makamda şarkı söyleyerek sarılır. küfrediyoruz. Gözün yurdunda kalmasın subayım. Ama subayım dürüst olmak gerekirse. hayatın kasırgasıyla sökülmüş kimsesizlerin kırık camlarına pamuk yastıklar. Cesedinin üstüne kendi ülkenin toprağı atılmış mıdır. yüzyıl sonra olsun görsünler. dışarıda sağır bir ayaz. Yoksulluktan tebeşir gibi ufalanan dişlerinin ısıracak gücü kalmadığı için bağırıyoruz ve Tanrı'nm yeryüzü topraklarına en güzel armağanı bu insanların. apartman kadar yara! İçeri almasam nasıl uyurum. kırılmış bir vazo sokak!. otuz yaşlarında simitçi bir kadın!. Tanrım ne olur. işkenceci sapık.. karın tokluğuna. "Bugün cuma şunu götüreyim. kadın bir mabet gibi siliyor tezgâhın camlarını!.. Ancak istiyor ki bir arkadaşının da şarap parasını verebilsin. Çirkin. soğuk. kelimelerin zehirden acı yüzlerine asılmış... çocuk gülüşlü bir kadın ararım. çirkinliklerimizle!. canhıraş küfürleri. Çaycı imamın sırtına neşeyle bir yumruk sallarım!. senin o kovayı burada. uykumun çıt çıtları bir bir açılır!. sesler. kırlentler sokuştur. kendi insanlarımızın öyküsünü yazdığımız için. Ben de senin gibi. kapı önünde paspas diye kullanılan halıf-lekse gözünü diker. yoksullukla. kumarbaz bir çocuk şımarıklığıyla. Tanrım inşallah kaloriferler yanıyordur. seccade diye".... gece gündüz!.. Götürür. lanet insanlar olduğumuz için değil.. sokak! Bir deri bir kemik kalmış. geceden kalma çürümüş bir soğuk. kelimeler dolduruyo-rum. radyoyu açar. kollan çok uzun. tüm dünyayı küçümserim! Hayatın en genç.blogspot. dini olduğu için bu küfürler.. Elimde miki resimli çocuk kovası. beni görüp boşuna umutlanırlar? Tanrım hatırla. bir güzel alem içinde sarhoş olurum. Simitler camekânlı tezgâhın içinde. Bulgur suratlı çaycı. Kurutulmuş bağırsak renginde sabahlara yalvarıyorum. artık bu kardeşin ekmek parasıyla şarap da içiyor. soğuk değil.283 nü.. kıvamında. Geceyarıları ağlayan kedilerin sesleri. ne su! Yüksek rütbeli subaylar iri iri bakar http://genclikcephesi.. soğuktan canavarlaşmış kadınlar içinde benimle masal gibi sevişecek nar dudaklı.. hayata olan son bağlarımı da kemirirdi. soylu ve zarif çocukları olmayı haketmek için. Büromun karşısı Maltepe Camii! Tam da önümdeki kaldırımda. yine de korkunç bir uluma duyuyorum!. şu taş gecelerde annesinin memesini emen bebeklere acı!. Bir şeye benzetemiyorlar bizi. Loş bir uçurumdan kurtulur gibi büroma giriyorum. sarayını başına indiren komünistlerden biri. ekmek parasına kuyruğa girmişim. köy imamı çaycımız gelir! Bir sürü dertli bulut. Battaniyemin altı felsefe kulübü! Hatırla Tanrım! Kedilerden birini alsam? Öbürleri? Kapıya yiyecek koysam. Apartman kapısını açıp içeri alsam. buzlanmış camın mest olmuş kristal desenlerinde mahmurlaşırım.. bilmiyorum.. bir sürü gevezelik duvarlara çarpar. Kışları nasıl soğuk olurdu.. 284 Cemal!. neşeli bir sıcak hava! Dostlukla hoşgeldin diyor. yarın apartmanda kavga çıkar! Apartman. Boynunda dört dönmüş kaşkol! O zırhlaşmış kaşkolü gördükçe ağzıma ne ekmek girer. en coşkulu aşığı oluveririm yeniden!. çayımı yudumlar. karm tokluğuna. itilmişlikle. Üstelik. sokağı seyreder. Hiç önemli değil subayım! Yeter ki. sigara almaya bile sokağa çıkmayacağım. hem Rus. yeryüzü topraklarına serpilmiş ısırgan böceklere dönmüş kardeşlerimizin sesi. Kalorifere ellerimi koyar. hasretle. Boyu küçük. Hikâyeler.. Kalorifere ellerimi koyar.com 140 . öpüşürüz! Kalorifere ellerimi koyar.

"Abla benimle evlenir misin?" "Ne olur evlen benimle abla.. kızı bir görseniz." Çaycı imam. o akşama kadar orada! İşte bu düşünce de beni deli ediyor.. sinsice gülüşüyorlar!. patlıcan gibi. Yemeyeceğim halde. mafyalar. Kadını ezberliyorum... ceplerine sıcaklar doldurup.. ülkesine çekidüzen vermeye çalışan bir kral gibi. bir gün yanından geçerken. beyaz yakalıklı. şirketler.. ben de şiirler yazıyorum... patlayacak gibi. melek gibi!. Çaycı imama. "Asker üşümez. söyleyeceğim. öyle asil bir duruşu var ki?) Soğuk kadını kırbaçlıyor. profesyonelleşmiş salaklar.. kızı ne isterse alıyor. İşte bunu sevmedim! Çünkü ben de yakası burnuma kadar uzanan pahalı bir kazak satın almıştım. Ya derse ki. O gün kadına yeterince üzülmemiş.. donmamak için tezgâhın etrafında dört dönüyor. Kızına büfeden. Bir gün de çıplak ellerini görmüştüm. hepinizin Allah belasını versin!. kendimi yaşamamış hissederdim. tarikatlar. İşte böyle 286 287 hayalimdeki kinle kandırırdım kendimi. birçok büronun penceresinde aynı filme meraklı insanlar dolu. İmam halıfleksi severek alıyor. Kestaneciye koşup. benim hastalıklı iyilikseverliğimi suçüstü kıskıvrak yakalar diye korkuyorum. bir soluk kestane almak bana da fantastik geliyor. kinimi boş bardağı almaya gelen çaycıdan çıkarıyorum. (Kocasının olmadığını nereden çıkarıyorum.com 141 . Sanki. nedir şu hal. "Ulan köylüler. kızı yanına geldiğinde bir sevinç kaplıyor kadını. Kürklü kadınlar da kızma iri iri bakıyor. yumuşuyorum... Masonlar. Sanki yanlarından tafralı kadınlar. Acı bir maden suyu gibi hırslanıyorum. amaan kalsın! Ben sokakta bir dakika duramıyorum. mavi önlüklü. Ellerinde kalın mı kaim eldivenler.. ? îı sıcacık kestaneler getiriyor!. bir gözü simitlerinde.. Ellerimi kalorifere koyar.. devlet çürütmede uzmanlaşmış. arada bir bulvarın karşısında kestane tezgâhına koşup. Kalorifere ellerimi koyar. ne bileyim. ikiye katlıyor. geçince hani pis kokuyorlarmış gibi. Ayakkabının içinden kızma bir de patik giydirmiş. okşuyor. gel seyret şu kadını. kalsın. şimdi okulunda olmalı!". burunlarını tutuyor. bir güzel okşuyor.. ordular. halkımızın da hoşuna gitmiyor bu durum.. durup durup bir daha sarmalıyor. çıkart şu kaşkolü" der bir halleri var. her gün beş-altı tane simit almak istiyorum. http://genclikcephesi. kadın beni! Tapındığım kadın oluverdi. nedir ulan!. tekrar tezgâhına koşuyor. "Bu kızı burada neden üşütüyorsun. soğuktan yüzü mosmor! Azgın soğuktan akşama kadar durduğu yerde zıplıyor.. o gün. birazcık ısınıp. j Ellerimi kalorifere koyar.. karşıdaki kestaneciyle can sıkıntısıyla işaretleşiyorlar. toplaşmış tüylerini tek tek yoluyor!. "İmamın göz koyduğu halıfleksi ona mı versem?". halıfleks seccadeyi kadının ayaklarının altına sermesini söylüyorum. kürklü kadınlar.kadına. bizim imam tekrar geldiğinde çayın dumanı gibi imamın kertenkele boynuna sarılıyorum!. film gibi kadını izlerim. hazır bir kızımız da var! Çalışır ben bakarım!". kanlı ihtilallerle ahbaplık kuruyorum. simitçiye de çay taşıyor. Hayır.blogspot. yapamam. Gözlemeler alıyor. Kalorifere ellerimi koyar. Bir gün de ilkokula giden kızını gördüm. ellerine. pintileşmiş. Öfkeli şairlerle. eldiven içleriyle İ.. daha somut bir şeyler yapmalıyım. Öyle acı sert bir onurla çalışıyor ki. daha yeni!. portakal suları içiriyor. tezgâhta sen dur. önümden geçen herkesin kalbini bıçakla delik deşik edecek kadar haydutlaşmamışsam.. kalın paltosu olan herkesi giyotine gönderiyorum. dumanlar ne güzel uçuyor sokakta.. ben büroda çalışayım!. Toprak altındaki soğan gibi bir vicdanı olmalı. çayın dumanını buradan görüyorum.

şaklabanlık. İmam geldiğinde tekme tokat döveceğim. dıştan tutacak demir iskelet. çürümüş tavan insanı yutup yiyecek. Gül. imamın kadına halıfleksi götürmesini. Renk vermedim.. Nasıl uğraşır? Nasıl sabır? Gül'ün elleri uzun bir yaprak. annesi kalbim tutuyor. hurda aşklarımızı ortaya döküyor.. söyleneni anlamıyor! Anneleri yanlarında ecel terleri döküyorlar. Hastalar el pençe divan iki büklüm soru soruyorlar.. karmakarışık ve dikenli bir çiçek gibi dokundurtmuyor kendine. Gül. konuşmayı bilmiyor. Çocuğun eğitimi alabilmesi için oyuna girmesi gerekiyor. Simitçi kadın büyük bir sınava girecekmiş gibi telaş içinde. beline kadar metal halka cihazlar takılıyor. adı Gül'dü ve defterimde dibe vurmuş eski aşklarımdan aynı isime yazılmış şiirler vardı. bir aydır tezgâha çaycı kocası bakıyor. Cemal'in http://genclikcephesi. Çok eskiden notlarımı aldığım... kendini savaş suçlusu hissediyorsun. Beni tanır gibi oldu. Gül akşama kadar çocuklarla uğraşır. "Bu kadın var ya. yürütme. ufukta patlayacak bir fırtına görüyorum. Cemal. burada sıra bekliyor. Cemal eğitime başladı. Gül çok yakınlık gösterince. dedikodu aşklardan sözediyoruz.com 142 . bizim çaycının karısı!. o. spastik bir çocuğu yürütmeye çalışıyor. sıkıntılı bir mesafede olup bitenleri izledim. annesini bir sevinç aldı.. seyrederim. felçli. inşallah olur diye dört dönüyor koridorda. çocuğu sıradan çıkartıp yenisini alıyorlar! İş dönüşü köprü üstünden geçiyoruz. Trenin gürültüsüyle mi. çocuk eğitimi alamazsa. annesinin boynundan hiç inmiyor. "Ben hiç aşık olmadım" dedi. bozuk saat yelkovanı gibi oynuyor. 288 Hastane penceresinden bakınca gökyüzünde bulutlar kaya parçaları gibi görünüyor. oyunlar yapıyor. küçük oğluymuş. her insanın bir annesi olması gibi bir aşkı olur! Günlerden bir gün hastane içinde simitçi kadını gördüm. hem de talihsiz aşklarımı anlattım. elleri. sen üzülme. ölürüm bu defteri okumam. gözlerime inanamadım. şiirler yazdığım bir defterimi sürekli yanımda taşırdım. şimdi beni bir bok sanıp umut eder. elimden gelmeyecek bir "torpil" bekler diye ödüm koptu. işte dünyanın en büyük sırrı bu sakalı oyunlar! Çocuğun bir yabancıya alışması zor. Parmak kadar çocukların bacaklarına. Sırada bekleyen o kadar çocuk var ki. Gül. Cemal yürüsün diye. sanki atlayacak gibi. at olsaydım. ben de beyaz önlük giyip kendimi çocuğa alıştırmaya başladım. halıfleks yağmurda su çeker. Hastalar öyle lüzumsuz sorular soruyor ki. simitçi kadın.. Kaşlarını çatıp. spastik çocuklara.. öyle sarsıldım ki. gülmekten yerlere yattı.. amirine rica edip. Mindere ayak basmıyor. sık sık komşu hastanede arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. ye289 rinden hiç kımıldamıyor. Gül. Hastanenin penceresinden kırlangıçlar geçer. Adı Cemal!. çok da konuşkan. ben de ona komik. hepimiz inceden zulasmdaki aşkını saklıyor... ön ayaklarım kaybetmiş bir at gibi. annesinin kalbini kim tutabilir? Ama Cemal bir türlü Gül'e yanaşmıyor. işe yaramaz. çocuklar nasıl küçücük. Ben yine de kendimi o gün trenin altında kalmış kabul ettim. kellenizi mızrağa geçiriyorlar. "Hiç aşık olmadım" diyor. yağmur yağdıkça ben kartonu değiştiririm!" diyor. dudağını bükmüş. çocukların hepsi porselen hamuru gibi. mesleğinin altını üstüne getiriyor. kaslarını kontrol etme. sen küsme.... toplumsal bir felaket hastanenin çürümüş tavanlarına vuruyor. o kadar torpilli hasta var ki. öyle diyor ki. çocuklara ancak bir yılda sıra geliyor. yanakları. hareket edebilme eğitimi veriyor. sonra çocuklar büyükçe bir minderin yanına geliyor. Gül'ün kulağına söyledim. bitmez tükenmez bir katar geçiyor önümüzden. Deniz meltemi gibi bir kızla tanıştım. iş bitimi oturuyor. imam? Kadının ayakları altına iki kat yırtılmış karton parçası koyuyor.blogspot. "Ağabey.. bu sözlerle mi. inşallah olur. Ve çok sonra öğreniyorum. onu. vermesen. Ben sanırdım ki. burun farkıyla trenin altındaydım. Büroyu çoktan tasfiye ettim. soruyu geçiştir-sen. Gülle beraber gidip çocuğu sevdik. ben bununla evlenecektim". hemen bir mızrak çıkartıp. bizi gördükçe pis insanlar görmüş gibi burnunu tutuyor ve saatler boyu gözlerinizin içine çivilenmiş gibi bakıyor. çocuğun sırası gelmiş. Ama. şaklabanlıklar yapıyor. Gül.. Kime konuşsam.Ellerimi kalorifere koyar. yine de sırdaş oluyoruz.

gururla yürüyor!. Bir muhabbet. onların çocukları girecek sıraya!. dönüşte eve uğramadan. ben onları. ayakları nişasta lapası. o kadar.. Gidip tanışıklık vereyim. simitçi kadındı o. şakalaşıyorlar. Gözlerinizin içinde bir yerde Cemal hayatı kestirip atmış.. sevgiyle inanılmaz bir merhametle Cemal'in karşısına çıkıyor! Cemal bozuk bir yelkovan gibi. rengiyle ayırdeder yapmacıkları sahicileri... Cemal hiç yüz vermedi. Aradan oııüç yıl geçti hâlâ düşünürüm. çileden çıkıyor. Gül. Gül'ün sinirleri yıpranmaya başladı. pis kokuyormuş gibi Gül'e bakıyor. bir yakınım vefat etti. aşık mı oluverdi? Çocuklar böyledir. Gözlerinin içinde bizden yüksek mi yüksek ay merdivenleri. her sertliği delen pırıltıları. oyunlar çeviren Gül için Cemal. gözlerinizin içiyle. o gün Gül'ün gözlerinin rengi değişmiştir! Çünkü Cemal sadece gözlerinin ışığından anlıyor? Diyorum ki. bakmaya korkuyor insan. Cemal'in elleri.süresini birkaç kere uzattı. o kadar. hastaneye koştum. sessizce geri çıktım. işte böyle bulvarda bir arkadaşımla turluyor..com 143 . kendi kendime. hangi kelimeyi bulsak yasaktır. cevap vermezse. bir deliliktir gidiyor. Herkes tren altında can verir gibi. böyle yürümek için çok çalıştı!. koridorda uzun uzun ağlıyor!. Küçük bir Afrika ülkesinin neşeli bir kralı gibi geçiverdi. Gözlerimle gördüm.. nasıl anlatır bu hikâyeyi. gözlerinizin içine bakıyor. Umudumuz yok. "Haberler kötü. perişan olduk. İlk günler taklalar atıp.. çünkü tanıdım onu. sebebi yok. Ellerimden utandım. Ne ulan bu hayat mı? Gül... dünyalar benim oldu. gerginlik atıyoruz. İşte orada gördüm.. uzaktan ben. Cemal oyuna niçin girmiyor.. Şimdi arkadaşıma bu kadını tanıdığımı söylesem. gerçek dostları. mutlu. kimsenin yüzü gülmüyor" diyor!.. annesinin kalbini kimse tutamıyor. demiri. her gelen dalgaya sarılır. şiirleri kendine sanıp. trampet adımlarla.rdı. Dedim ki. Konuşmalarımda soruyorum kimse bilmiyor. der.. annesi yanlarında.. herkesle sevişiriz! En tatlı elmaların kırmızı pırıltıları ağzımızın en ballı köşesinde böyle sevişir? Ne bu hikâye burada bitti. ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden içtenlikle. Atatürk'ün köpeğinin adı nedir? Foks. sırada bekleyen çocuk anneleri gelip gelip kontrol ediyor. pırıltısı kalmamış biz insanlar. sımsıcak dokunayım dedim. baksana şu insanların yüzüne. apar topar fırladım. http://genclikcephesi. Haşim'in şu mısrama bakın: "Akşam.blogspot. siyaset kötü.. o kadar!. kendi kendime. 290 291 Kasaba Sıkıntısı Ahmet Haşim. Gül ile Cemal kucak kucağa minderin üstünde tepiniyorlar. şahidiyim. ne de ben onu yazmayı becerebil-dim. melek bir hali v^.. Bir hafta yoktum. yalanları. oyuna girmeye karar verdi. ne oldu da Cemal eğitime. Foks. alır kendi denizine götürür bizi? Burnumuzu tutmadan. Bir hışımla eğitim salonuna girdim. O küçük. ellerine!. Oyunlarını bozmadan. kaloriferde ısıttım!. değilse? Hem de nasıl kaybettik? Yürürse annesinin tezgâhına bile bakabilir? Değilse.. orada duruyor. zehirli bir meyve oldu. kaldırımdaki dilenciler geliyor aklıma!. Yüzü sevinç dolu.. nasıl gururla izliyor oğlunun oyunlarını. Abdülhamid'in sansüründen dert yanar. bir poyraz. yakınımın vefat ettiği gün. her günün akşamı insanı dünyaya küstüren kirli bir yorgunlukla Gül. misafirlerin paçalarını masa altından parçalarmış. pembe kirli salondaysa. diyorum ki. ağırlığı yok. yarın son defa gideceğim Cemal'in yanma dediği gün. Çok haklıdır. şiir defterimi Gül'ün masasına bırakmıştım. uzun hikâye. hatırlar. Sanki bu ülkenin hiçbir derdine bulaşmamış. Başaramazsam da yazacağım bu hikâyeyi dedim. başardık.. herkes karamsar. mısralarımızda işleyecek kelime bulamazdık. Simitçi kadındı o.. işte Gülle günlerdir bunu konuşuyoruz. yanımızdan. Annesi.. yine akşam yine akşam!" Bu tür şeyleri bulup çıkarmada üstüme yoktur. alır kendi koynuna götürür bizi? Ya da bakırı.

Dumlupmar'da Yunan bozguna uğrayıp kaçmaya başlarken bir Fransız yazarın söylediği şu sö292 zü doğrular: Fransız şöyle yazmış: "Hiçbir kitapta hiçbir zaman söylenmeyecek bir söz sarfetti. Falih Rıfkı. Yani.. Mîna hanım da hâlâ. anıları olağanüstü güzellikte. ikinci cildi bekliyoruz. sol hareket içinde ikinci planda kalmış karanlıklar içinde gömülü yakm arkadaşlarından kıskançlıkla bilgi vermiyor. Latife hanımın sıkı dostu olmuştur. oğlu Mustafa Irgat. sonra adını q ile yazmış. herkesin tanıdığı Halide Edip. adı-soyadı: Kemal Öz. bilen yok. Sayfalar boyu ihtiyarlığını pek sevdiğini. Atatürk soyadını almadan önceki adını. orası doğduğu yer ve çocukluğu. okuyun)... İçimizde çok şey görmüş Mîna hanımın anıları "tadımlık".blogspot. yediği haltları sakladı. (Falih Rıfkı'nm Zeyündağı kitabı. bayıldım. çünkü cinsel tutkuları geride bırakıp rahat ettiğini söylüyor. neyi saklıyor. Necip Fazıl. gösteriyor ki. Abidin Dino. altmış yıl siyaset yapmış İhsan Sabri Çağlayangil'in anıları da üç yüz sayfayı geçmiyor. doyurucu değil. Atatürk nereli hemşerim.. Anılarında eskizlerini çizdiği sanatçı. o zaman beğenirdi.. diyorum onu da bilmiyorlar. Ankara sıkıntısı. Fransız bir tarihçinin kitabında önsöz olur: "Milletin sevgilisi öldü. ikinci cildi bekleyelim. bilmediği özel 293 dostluklar kurmadığı yazar. Mustafa Kemal'in ağzından küfür çıktığı duyulmuş mudur? Falih Rıfkı. sonra Türk sinemasının en büyük seks yıldızı Mine Soley http://genclikcephesi. Mîna hanımın da Şekspir kitabı güzel kitaplardır. Mîna Urgan'm annesi de Şefika'dır. dantelli bir perde! Perdenin ardındakileri göremiyoruz. Mustafa Kemal diyorlar.com 144 . Mustafa Kemal girsin demiş. Bu bizim kaderimiz. kasaba plajında denize giremezdi. ancak. Hiç-kimse kendi kasabasında ağız tadıyla güneşlenemez. Mîna Urgan. dururdu. şair Mustafa Irgat'ı annesi de anlatmazsa. Erken konuşmayalım. diye sevinir. bu ülkenin neresinden. Peki. Cinsel tutkulardan sıyrılan bir hanım hayatına bu kadar örtü koyar mı? Bu saklanmalar. Atatürk sık sık Adapazarı'na giderdi. yazar. Benim gibi bir yazar böyle ecük cücük şeylerle neden uğraşır. kocası Cahit Irgat'tan sözetmemeye çalışır. ailesine karşı ne kadar zalimdir! Üvey babası Falih Rıfkı. ancak. İsmet Paşa'nın bolca sofrasında bulunmuş. Allah'tan Mustafa Kemal adını büyük (Q) ile yazmadı. Annesinin yerleşip uzun yıllar kaldığı yer Adapazarı. Böylelikle alfabemize bu çirkin harf girmedi. Mîna hanımın geçip giden ömrüne örtülmüş usta işi. Falih Rıfkı'nm memleketimize hizmetleri büyüktür. Selanik diyorlar. Çankaya kitabında Atatürk'ün yakın arkadaşlarını nasıl görmezden gelmişse. memleketine. Atatürk'ün ölümü üzerine söylediği bir söz. Anılar kitabı.. En başta (q) harfinin alfabeye girmesini önlemiştir.Atatürk de ayıp olmasın diye misafirlerin elbisesini kendi terzisinden yenil ermiş. tükenmek bilmeyen cinsel bir ateş alev alev tütüyor! Bir kadının çok özel yangınından bizler mal kaçıramayız. Falih Rıfkı'nm üvey kızıdır. bunu bilenler. Geçtiğimiz günlerde Bir Dinozorun Anılan adlı kitabı yazan Mîna Urgan. Ve o eski kasabalarda hiçbir genç kız. soyadını bilen var mı? Bilen çıkmıyor. Görünürsek öldürülürüz. Atatürk'ün. hadi o sağcı diyelim. politikacı şahsiyetleri pek medyatik buldum. (Bizim aşağı mahallemizden güzel bir kız her gün sıkıntıyla penceresinden bakıp. şimdi millet kocasıyla yaşayacak!" Mîna Urgan hanıma da bayılırım. Ahmet Haşim gibi istibdatta yaşamadı. Mîna hanım da. Ahmet Haşim.. Hadi bir soru daha. beğenmemiş. eski elbisesiyle Atatürk'ün sofrasında ayaklarını Foks'a uzatırmış. Biz yine sönmüş küller içinde yanmış birkaç dedikodulu eşyayı koklayarak. bu daha önceydi." Faih Rıfkı'nm lakabını Atatürk muhalifleri "dalkavuk" koymuştur. Oysa Mîna hanımın tanımadığı. köklü bir solcu. ona buna sorarak yolumuzu bulacağız. sanatçı yok gibidir. tamam. yangın yeri gibi arzulu. parçalasın diye. Herkes hayatından birilerini atıyor! En büyük sopamızı anılarımıza saklıyoruz.

Hayatımızdan birilerini atmadan rahat edemeyiz. hantal. dinleyin Falih Rıfkı'yı: "Hep sıkılıyorduk.. yollar. Bu nasıl oluyor? iktisatçılar... Otuz Yıl Savaşlarında insanlar "Kasabalarından çıktılar". aynı kasabaları görürsünüz. siyaset. Rembrand. yarın orada savaşıyor. ara sıra arkadaşlarına gitmek isterdi. ütopyalarımızı. 1618'den 70'e kadar.. halta sıkıntıdan.) Akşama doğru ayaklar evlere doğru sürüklenirdi. Herkes kendi dilini konuşmaya başladı.) Hür fikirlerimizi. çıplaklığımızı. bu ağır. (. ücretli köylü askerler bir gün burada.. uzak ülkelerden donanmaların taşıdığı altınları sebep olarak gösteriyorlar. akşam kararınca. mesela Avrupa'nın ortak dili Latince küçümsendi. kilisenin otoritesinin yıkıldığım söylüyorlar. (. Avrupa "Ortaçağ aklını" yerken.. şatafatın önünü açtıklarını söylüyorlar.. Otuz Yıl Savaşları da böyle başladı.ev arasında on asırdır dönüp duran sıkıcı düzen yıkılıyordu." http://genclikcephesi... bunların elinden kasabaları talandan kurtar! Avrupa aklını yedi. gibi yüzlerce. Siyasetçiler. Protestanlar ile Katolikler arasında ihtilafları giderecek demokratik bir kurul bile kurulmuştu. Cumhuriyet dönemi yazarları. Üniformalar icat olunmamıştı.. güzel yaşamın. kral. tam da savaşın ortasında dolu dizgin Avrupa'nın. çığrmdan çıktı.. ağır kalabalıkların tarla -kilise. İstanbul'dan gelip de mahkûm imişler gibi yaşayanlardan pek çoğu geçmeyen saatleri. köyünde sıkılan gençlerin (levendlerin) macera arayışları oluşturur. kendileriyle savaşa çıkıyorlardı. Doğrusu şu ki.oldu.com 145 . arabaları ahıra ve halkı kafesler arkasına çekilen kasaba halkı.. Ömrünüzün bir yılım bu tarihe verseniz. diğer gün Protestan. insan aklının önünü açtılar. büyük malikâneleri savaş yüzünden darda kalan kralların ucuza sattığı için. Aylarca yol yürüyen ordularm arkasında. Mezhep kavgasıyla başlayan savaş yolundan.) Dağlar. mezhep değiştirerek..blogspot. 19. takıntılarıyla otuzbin kişi oluyordu. Kurulun ilk toplantısında Protestanlar iki Katolik papazı üçüncü kattan sokağa attılar. On binlerce malikânede on binlerce prens.. Kasaba sıkıntısı. bizi bilmeyen yerlerde anlatırız. ayaklanan köylüler topluca katledildi. sporun.. durmaksızın.. bir gün Katolik. Halikarnas Balıkçısı da.) Atatürk de bıkar. içerek öldürüyorlardı. Atatürk de öyle. özel olanımızı.. zevk için köylülerini dahi öldürüyorlardı. tepeler. bütün o çöl boşluğu ebediye benziyen bir susma ve somurtma 294 295 halinde idi. yüzlerce küçük prensin binlerce şatoyu halklarıyla birlikte ucuza kapatıp. Hadi bunları yedir. heykeltıraş ortaya fırladı. (Tarihin en büyük yazarlarından kabul edilen Faulkner ömrünü bir kasabada geçirmiştir.. tarihin en ağır dinini sünger gibi hayatlarına çekmiş. (.) Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Ankara bozkırında Atatürk'e dair anlatılan yüzlerce hatıranın mutlaka bir yerinde aynı cümleler geçer. Hava karanlıksa hâlâ kül kokan yangın arsaları arasında cep fenerlerinin yanıp söndüğü görülürdü.. yüzyılın dünyayı değiştiren büyük filozof. Toplumbilimciler. edebiyatçılarım yakından tanırsanız. Papazlar kaçıp kasabayı terk etti ve böylece Otuz Yıl Savaşları başlamış oldu. Osmanlı ordularının azametini de. Leonardo. bozkır kasabalarında büyümüştür. ressam. aileleri yürüyordu. ordudan da büyük askerlerin çocukları. doyur. öbür gün milli ruhları kabararak savaşıyorlardı.. Rönesans'ı inşa ettiler. Yani on bin kişilik ordu. zenginliğin. yeni bir akıl buluyordu. lüksün. Otuz Yıl Savaşlarında kimin kimle savaştığını çözemezsiniz.

hippilik şeklinde gelişip "Savaşma Seviş" sloganıyla özdeşleşen. Edebiyat bir hoşbeş sanatıdır. lavuk. gerillaların özgürlük anlayışı birbirine uymuyordu. bu kasabada otuz senedir düşünüyorlar! Şüphesiz birçoğu iyi ve deli insanlardı. askerî darbeye destek yürüyüşü ve mitingi yaptılar! Üçyüz sivil kurumun katıldığını söyleyip Sıhhiye Meydanı'nda ikibin kişi zor topladılar.. boşluk bulduğunda. Bizim 68'liler Che'nin yolundan savaşmaya Filistin'e koştular. ticaretin. 68 özgürlük mücadelesiydi. (beatnik hereketi) başlayan. bu iki 68'in götüyle güldüğü bir yere geldi. tımarhanenin kapılarını da açtığını görürüz. Ya sübyancı olursunuz. bu http://genclikcephesi.Ve bunun yanında.bitmek bilmemiş. hippilerin özgürlük anlayışıyla. 68'li ağabeyleriniz. Katmandu. Sığ gecelerin kokuşmuş karanlığı ruhlara aktıkça. ütopyaları. savaş sonrası kapitalizmin tükettiği insan ilişkilerine karşı başkaldırdı. Hindistan. Kardeşlerim. meyhanenin. kasabanızı terkedin. kasaba kızlarının geçkin bakışları çok ağırdır. bilimi topyekûn tımarhaneye soktuklarını bilmeden. ancak.. değil üyelerini yönetim kurullarım dahi ikna edememiş. Tüm dünya tarihi içinde dünyayı sarsan en büyük gençlik rüzgârı olan 68'in mirasçısı. Anıtkabir'e yürüdüler. O da 68'liler Vakfı'nm gayretleriyle "kemalist 68"li. Tanrı'yla ve başkasıyla aramızdaki o başdöndürücü uzaklığı ancak hoşbeş ederek giderebiliriz. Aynı. bugün ülkemizde üçüncü tür bir 68 eklenmektedir. kafesleş-miş odalar içinde insanlar gelişigüzel muhabbetlerle. Çiçek çocuklarının götüne konfor batıyordu. Latin Amerika gerillalarının yolunu izleyen 68'liler. şebekleri izleyerek de unutabiliriz.. uyuşturucu. renksiz. Bu 68 mitingine ben de götümle güldüm.. ya da 68'li ağabeyleriniz gibi. Devrimleri yaratan yaratıcı sıkıntının. çok büyük şehvetli ütopyalar sahibi iseniz.blogspot. Nepal'e yola çıkan. Bizim ise pilli radyomuz dahi yoktu. Çiçek çocukları. eşcinsellik.. ışıksız Anadolu kasabalarında yüksek ruhlu bu insanlar acı bir sıkıntıyla bitmek bilmeyen geceler boyu yalnız kalmışlardır! Kasabada zaman. gerilla altmışsekizinin devrimci motifleri arasında hatırı sayılır bir yerdeydi. sıkıntı çıbanlarını. Kasaba kaldırımları çok serttir. ucube ütopyalar içinde. İçine tıkıldığımız kasaba sıkıntısını Televole izleyerek. sapık bir ütopya olarak sofradan sofraya. bedenlerine yeni bir heyecan aramak için aramıza katılır. felaket gibi inen geceler. Bu sıkıntıyı patlatmak için her gün yüzlerce travesti. ya da onun bunun karısına sarkan bir sapık. geceden gecelere uzanmış. Rumlar ve Ermeniler yüzyıl süren bir kavga sonucu çekip gitmişler.com 146 . geceler. Bugünkü kemalist 68'lilerin özgürlük anlayışı ise. Uzun kış gecelerinin gaz lambalı geceleri yaratıcı da olmuş. Hazreti İsa da "Ben Tanrı'nın oğluyum" diyerek patlattı. Sıkıntınıza kederden ve hüzünden bir güzel dertli içli elbise giydiremezsi-niz.. işiniz zordur! Dünyada aynı anda iki ayrı 68 olmuştur. 68'li ağabeylerimize çok kızmayalım. bugünkü kemalist 68'liler gibi vazgeçilmez bir tabu asla değildi. dünya ülkelerinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren. Amerika dağlarında Ailen Ginsberler'le. kelek bir muhabbetle de dağıtabilirsiniz. tarımın. tüm dünya dilleri Türkçeden doğmuştur diyen Güneş Dil Teorisi. tarihin en aptal fikirlerine doğru uzanmış. 68'li ağabeylerimiz.. Ancak. İkincisi. insan ruhuna sarılı kefen gibidir. uzun kış gecelerini patlatmayı düşünmüşler. anlaşılan bu üçyüz sivil kurumun çoğu. çiçek çocukları. zihinleri delirten uçuk. Birincisi.. Latin Amerika hayranı gençlerimiz ise "sömürüye" karşı.. Mustafa Kemal ismi. devrimleri peşi sıra hayata sokmuşlar. bu uzun felaket kış gecelerini örtmeye çalışan eğlenceli bir mevzu olarak. Sidharta okuyan gençlik. sıkıntınızı. Bu iki tür 68'in içine. sanatın bütün büyük ustaları. Che'yle özdeşleşen 3.

sanki darbeler olmasaymış.. sanatta. hayalperest henüz flörtünü yaşayan genç çocukları kafeslerinde kırbaçla dövüyorlar. "karışık kalsın" değil mi? İtfaiye eri. çekimsiz. çünkü "geçmişlerini" inkâr etmiş olacaklardı. mezarlık. Mustafa Kemal'in silah arkadaşı. Artık bu küçük kasabada kahramanların heykelleri arasında hayatımız daha ağırlaşıp. çok bilindik esprinin estetik düzeyinin çok düşük oluşunda saklıdır. bir küçük masa etrafında insanların birbirini didiklediği. yaşadıklarından romantik bir nostalji derlediler. romantik. zaman geçmek bilmez.. ev sahiplerinin fıkra anlattığını duyunca. eve gelen sakallı. Kardeşlerim. evet der. Bu ülkenin en iyi okullarında okumuş. Özgürlük adına yollarını kesip. 68'li ağabeylerimiz ise bugün. sağcıhk-solculuğu kazıyıp. derken. Orada. kardeşin kardeşi öldürdüğü cinnet üzerine tek bir kitap yazmadılar. eğer bu hayattan çıkmak istiyorsanız. şimdi medyadaki 68'liler 12 Eylül darbesine olan sevinçlerini yazmışlardı. çünkü küçük kasabalarında yalnız kalacaklar diye ödleri kopuyordu. Ölüm. siyasi kimliğimize bu kadar yakışacağını düşünmemiştim. Ev sahipleri. Ne annemin gözleri maviydi.. yine akşam. Sinemada. tatsız. otuz yıl içinde geçirdikleri sıkıntı dolu uzun geceleri düşünelim. militanlaşıyor. eve bir itfaiye eri girer. yine akşam!" http://genclikcephesi. bira içip devrim yapan ağabeylerimiz kaldı. Anıtkabir'e gidersek bir gün. Kel Şarkıcı adlı küçük oyununda bu "sıkıntılı anı" anlatır. genç devrimci gerillaların koyduğu eserler gülünçlük düzeyindedir ve hepsi orada Cizvit rahipleri gibi gençlerin kolundan tutup Anıtkabir'e götürüyorlar!. cansız. Romantik şövalye ruhlarını eleştirmediler. Yüzyıl önceki şairimizin. dava arkadaşı gibi gideriz. der. mimaride. Anılarını yazmadılar. çünkü küçük kasabalarında eltim. Ama.. der.. bir tabak dolusu zehir gibi derdimiz budur. başörtülü misafirlerin pantolon paçalarını parçalayan Foks gibi devrim yapamazsınız.com 147 . yolu kendimiz inşa ederek çıkabiliriz. yüzyılımızın her akşamını anlatan mısralarıyla bitirelim: "Akşam. sineması olmayan kasabalarda büyüdük. evine ti kılı karı-koca uçuk.. Saçma Tiyatrosu'nun öncüsü Ionesco. tiyatroda. Yürüyerek. cinnetin rasyonel bir din olup. Sizinle hoşbeş ediyorum! Tanrıdan. Çok bilindik bir espri kadar sıkıntılı bu hayatın sıkıntısı. Hem 68 hem 80 kuşağı.blogspot. orada. o kasabada. havalara uçtuğunu uzun uzun anlatır. bir fıkra da ben anlatayım. ne de uzun boylu bir çocuktum. bacanağım. Hangi fıkra derler. fıkranın sonunu getirir... Cizvit rahipleri gibi. özgürlükçü kahramanlarımız. Cinnetin herkesin ağzında lezzetleştiği o günlerde dahi. terminali olmayan. teyzemin oğlu bozulur diye mi düşündüler. daha sıkı bir espri yapmak zorundasınız! / Mîna Urgan hanım da eski bir solcu ve 60 ihtilaline nasıl sevindiğini.. 28 Şubat darbesinin uşağı olduklarını ilan ettiler.296 297 renksiz kasabayı düşünelim.. ütopik esprilerle hayatlarını doldurmak ister. itfaiye eri: Kel Şarkıcı.. darbelere yürüyorlar. dağlarına tırmanarak. tabanlarımızla çıkabilirdik bu kasabadan! Yolu kendimiz aşarak. şosesi. o kasabada. sizlerle. Kara kuru bir gölgeye sığınıp işte geldim. yolu. kahramanlar devşirdiler. solculuk olmayacakmış gibi aşıktırlar darbelere. Yaşı kırkı geçmiş ve hâlâ solcu iseniz. altındaki şiddet üzerine tek bir kitap yazmadılar. babamdan ve ülkemden konuşuyorum.. gerilla ruhlu insanların.. çay. hepimiz. dünyayı sallayan büyük rüzgârı önüne almış bu genç. siz hangi darbenin solcususunuz diye sormamız gerekiyor! Öyle ki. soğuk.

artık. düşmanı saydığı komşusundan intikam almak için. insan yine de merak ediyor. bu yıkıcı. Bir hamlede sonsuzluğa mı varmak? Neden uçaklarda hostes kızlar melek gibi güzel kızlardan seçilir? Cinselliği artık tanrı-vari hale getiren geyşaların erkeklere sunduğu sonsuz cinsel zarafetin derinliğinde ne vardır? Hemşireler neden beyaz giyerler. devasa bir cinsel özgürlük içinde canları çektiği kadar erotik kızlarla aşk oyunları dururken.298 299 Melekler ve Sapıklar Mide kaldırmayacak böyle bir yazı için. neden çocuk cinselliğine başvururlar.. iblisin kuyrukaltı gibi. Leyla Erbil üzerine "aşk" etrafında düşüncelerini 300 söylüyor.blogspot. ifadesi imkânsız bilgiler vardır. bir milyon yıllık cehalet enkazının altında kaç nesil kurban edeceğiz? Leyla Erbü'in edebi makalelerinden oluşan. borazan burunlu yalnızlıkların üstüne mi gidelim? Eski zamanlarda perilerle. can çekişen insanların mide kaldırmayacak kusmuklu hizmetlerini sakinlikle yerine getirirken neyi simgelerler? Kilise 301 http://genclikcephesi. duruşu mesela. minyatürlerde. sancılı yataklarını tamamen hayal.. Yazmaya karar verdim. ama. freskolarda melek tasvirleri leyleğin kanatlarından çizilir. başka dünyaya ait varlıklarla cinsel ilişkiye girerek bölüşüyorlardı. bu.. asla konuşamazsınız. Henüz önsözdeyim. Öğretmenle köy arasında bir milyon yıllık "anlayış" farkı. yoksa. onbinlerce genç gelin vardı. içinde Orhan Pamuk'a karşı eleştirileri de olan Zihin Kuşları adlı kitabı okuyorum. Yıllarca önce bir vatandaşımız. bunun çok güzel ve anlamlı bir örneğini vermişti. Cehalet artık bu ülkede bize bir cellat amanı bile tanımıyor. bu ülkeden de kaçamayız. Anadolu'nun cahil köylerinde öğretmenlik yapan genç bir kızdan mektup aldım." Topal bir leyleğe tecavüz eden bir vatandaştan böylelikle haberdar oluyoruz. bu adamın yüzü. Marx'tı. saf bir melektir. çok tehlikeli riskleri "heyecanlaştırır". neye benziyor? Söyleyeyim: Kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamlara! Hayattan doğal olarak tat alamayan insanlar. ruhumuzu arındırmak için ayrıntılı psikolojik belgeleri tartışmak mı? Bazen. girilmez. Çığlıklarımızın acı çekmiş bir hayvanın korkunç haykırışları olarak kalması mı. sormak lazım. Büyük hayallerle gittiği köyde şöyle bir manzarayla karşılaşıyor: Köylü bir adam. cehalete kurban veremeyiz. korkunç heyecanın süsü oluverir. Ancak. çünkü. Leylek. yoksa.ötüne balta sapı sokuyor. Prusya askerî disipliniyle tecavüzü artık bir din haline getirdiğini biliyoruz. komşusunun dokuz yaşındaki çocuğunun . Hegel'di gibi ağır felsefik laflar ederken. insan. leyleğin derisinden kanayan parçalar da. şimdiden özür dilerim. cinlerle ilişkiye giren. Eyüp'te topal bir leyleğe tecavüz ederek. yazı şöyle bir cümleye gelip dayanıyor: ". yasaktır yazılan insansız odalarda yuva yapmış pala bıyıklı. Ya da yumuşak bir yorgunluk uğruna sahici bir melekle neden ilişkiye girer? Bugün Batı'da kuzu ruhu taşıyan henüz me-leklik yaşında çocuklarla cinsel ilişkiye giren insanlar. hüngür hüngür ağladım. pek saygıdeğer yazarımız Selahat-tin Hilav. ünlü Çalıkuşu romanının kahramanı gibi.Hatta kuşları içine alan ve ters ilişkide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir. Aslında halkımızın.. Tanrı burada bize ne söylemek istiyor? Bazı filozoflar gibi. melekler kadar uzaklar birbirlerine. her darbeye daya-nabilmeli.com 148 . hayat saçmalıklar ve bir dizi anlamsızlıklarla doludur deyip geçelim mi.

com 149 .. Yaylı sazların ise duygu karışıklığı hiç yoktur. Kuş yüzlü bir çocuğa verilen bu cezayı. ne din tanır. düpedüz ve doğrudan.. Jan Dark'ı Fransızlar kutsal azize ilan etti. öyle doyumsuz. akılalmaz cehennemi Roma zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar. ama. Aşılması imkânsız bir intihar soğukluğu! Ve biraz daha iyi anlaşılıyor. Juan Peron bir albaydı. dudakları. anne. gördüğümüz tüm nesneleri düzmeye çalışan bir erkeklikten kurtulamayışımız. ağır. Kuğu Gölü Balesi'ni düşünün. ne sosyal statü. anneler yaşlanır. bebekler. Bu sefer çocuklar. Güle oynaya. kulu. konuşması.. Tanrı her canlıya bir bebek verir. İnsan. Estetiğin yumuşak ateşi tam da burada cinselliğin sınırına dayanır. İnsanoğlu kadın zaafıyla "cinsel özgürlüğü" karıştırdı. besini. kabarede çalışan yoksul güzel Eva Peronla tutkulu bir evlilik yaptı. her gün her yerde Prusya disiplini erkeklik.. hiçbir dinin öğretemeyeceği derinlikte meleklik. Bir yığm Uzakdoğu dini. saflığın ve temizliğin tarihine ezbere on asır kurban oldular! Son iki yüzyıldır ressamlar. komutanın düştüğü ağaç cezalandırılır. Halkının yoksulluğunu düşünüyordu. Ben böyle cezalandırılmış bir söğüt ağacı tanıdım. Arka mahallelerde dans eden bir fahişe iken. tüm hayatımızı zincirler. hayatı bize öğreten meleklerdir. gezinip. kölesi oluruz. kadının örtüsünü kaldırıp edep yerlerini göstererek neyi ele geçirmek istiyorlardı. bu içsel fırtına. anneanne. Hem Uzakdoğu dinleri. o kadar da güzel. kilisenin duvarlarındaki "meleklere" sığmıyorlardı. dünyevi ağırlıklardan uzaklaşmak.duvarları melek tasvirleriyle doluydu. uçabilen. hoplaya zıpla- http://genclikcephesi. yarım yamalak tatmin olabilen bir varlık değildir. Eva Peron çok. her anne-babayı. insanlığın tüm çığlıklarına veda etmiş. dinlerin öğretemeyeceği yücelikte ve mükemmellikte eğitir. en çoğunu. kendi düşüncesiyle hiçbir ilişkisi olmayan radikal marksist gerillalar dahi halkın sempatisini kazanmak için kendilerini "Peroncu" ilan ettiler. ruhlarımızı sapıklaşman adaletsizlik olduğu için. içimizdeki patlayışları büyülü sesiyle öylesine abartır ki. yerçekimine karşı koyabilmiş gerçek hikâyeler anlatılır. Adaleti yerine getirme duygumuz ne kadar kudurgan. Açması başarısızlığa uğramış. rengi.blogspot. yine de meleklere işkence yaparız. yüksek ve tehlikeli bir romantizmin içine sokar bizi. öyle iştahlı öğretir ki. Arjantin'in simgesi oluverdi. kuş gibi hafiflemenin reçetelerini. Toplumu uçurumdan düşüren. Ruhlar aleminin muazzamlığma inanırız. cinsellik gibi ağırlıklardan kurtulur melekleşir. cinsel özgürlüğü mü. kokusu.. Bu yüzden kutsal dinler bize.yoksul bir kadındı. ya da tasavvuf bize. anneannelerine-dedelerine bakıp. bulutlarda. hantal. dokunması. henüz oyun oynama çağında günde ondört saat çalışan milyonlarca çocuk. Bir zamanlar da milli kurtarıcı meleklerimiz vardı. kadın güzelliğinde yatan melekliği mi? Örtüyü tümüyle kaldırdılar. Rahibeler. inanılır! Çünkü o dünyada da "devrim" meleklerle aşna fişne yapabilecek kadar içice olabilmektir. "meleği" bulamadılar. gökyüzü dersleri alır. dünyevi tutkulardan. sıkıcı atelyelerinde canları fıstık yemek istediğinde. 10-15 yaşında bir yığm küçük çocuk. gıdası bambaşka bir dünyadan ama ne yazık ki her gün yaşadığımız bu dünya içinde. çengel yüzlü engizisyon yargıçları dahi vermemiştir. göklerde.. neşeden ve coşkudan habersiz ideolojilerin armağanı bir erkeklik. Mesela flüt bize ne hatırlatır? Ormanda yapraklar gibi çırılçıplak uçuşup. bu melekler aşkına. insanoğlu ruhunun iç sıkıntılarıyla cinsel özgürlüğü karıştırdı. sonsuz bir dönüşle dans ediyor. boğuk. zorunlu bir sanat eğitimiyle bu tutkuyu aşmaya mı çalışırız. hem tasavvuf ayakları yerden kesilen. Oysa. Mesela Antep'te. İsa'nın melekleri adları. Bebek. milyonlarca kitabın. bedenimizden kurtulabilmek. hayalleri karşılığında onlara dokuz yıl hapis veriyoruz. meleklerle sevişmenin sonsuz hazzını verir bize. meleklerle sonsuza kadar yaşayabileceğimiz bir 302 öte dünya vaad eder. "adalet"in kendisini cezalandırıyoruz. Toplumlar daha büyük iç gerilimlerini bir meleğin peşine düşüp yatıştırabiliyor. ki. zulümden kaçıp. askerlik hikâyelerinde duymuşsunuzdur. melek giysileriyle parmaklarının ucunda yükselerek. en yüksektekini ister. Hıristiyanlığı bilmiyordu. en uçtakini. Öyle bir efsane oldu ki. Ve bir gün melekler büyür.

Bu köylü adamın yüzü neye benziyordu? Demirel'in Bay-kal'ın yüzü neye benziyor? Televizyonda izledim. başkası için çalışmak. inanılmaz bir şey oldu. http://genclikcephesi. ilahi bir sakinlikle kanişin leşini penisten çıkartıp. sapıklaşmadan nasıl sakin kalabilmeli.. Ortasından kesilmiş. İçimizde meleklerden boşalan büyük ilahi boşluğu. hastayı güzel köyünün güzel dağlarına. ancak. Her insanın içinde uçmak. yalvaran küçük kara böcekler gibi bok kokusu bir hayatın içinde doğup. Ben de öyle düşündüm. fermuar bölgesi yastık 304 kadar şişkindir. Dinleyicisi olmayan. dokunma. muhtemelen muhafazakârlar. mutlulukla iyileştiren doktoru uzun yıllar düşündüm.. melekliğin ise. Zırıl zırıl ağlayan. milyarlarca yıldan beri akıp gelen tabiatın işte bu dengesini katlediyoruz. Onlar "acı çekmeden ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmışlardı. Yüzü. kaniş köpek paramparça. düşüncesinden istesek de kendimizi alıkoyamayız. para. yok eden bir tuhaf yere geliriz.blogspot. İktidarın penisine leş gibi asılan kaniş köpeklere döndüğümüz bu hayata artık ne yapmalı. hilekârlar hepsi ayrı ayrı cezalandırılmışlar. Fıstık çalan çocuklara verilen cezayı duyduğumda.303 ya bu dersi öğrenebilmek varken.com 150 . İlahi Komedya adlı kitabında şiirsel bir dille ahret yolculuğunu anlatır. iktidar gibi dünyevi tutkularla dolduranlayız. ya da çocuklara sahip olarak. ahret: cehennemaraf-cennet. ama artık kendimize melekleşmek şansı vermiyor hayat. Ancak. kendi içimizi infilak ettiren... Kanlı bir çarşafa sarılmış leşten bir heyula. her şeyi ben çözerim diyen bir babanın. koklaşmak. uğursuzca dışımızdaki meleklerin kanatlarını yolmaya başlarız. bedenim.. tiksinti duyguları taşımayan melekten bir insan olduğuna karar verdim. Canice öldürmek istediğim adamı. birileri. cinselliği de ortada. ne kadın. çocuğu parçalayan. boş koltuklarla dolu aşkların. Kalmış mıdır içimizde tutunabileceğimiz bir kanarya tüyü. Hastanede çalıştığım yıllarda Numune acil serviste hiçbir zaman anlatılamaz dediğim bir olay yaşandı. Kitabın bölümleri burada gördükleridir. yükselmek. bu cazırtıh şarkılar da kurtaramaz bizi. erkekliğini. bölüşmek ve başkası için iyilik yapma hakkımız. şöhret. Doktor ürkünç pisliğe papuç bırakmadı. kendimize ve başkasına iyilik yapma. milyonlarca insanı. bilinmez ateşlerle sarsılmamızın sebebi bu. neşeyle gönderdi. Jackson bile olsa "erkekliğinden" kurtulamayacağını. devredilemez. dahi erotik lolitalar gibi makyajlar yapıyor. Melekleşme arzusu doğamızda sıkışmış gaz kütlesi. liderin kucağıdır. yani. çözerler. İçimizdeki meleği susturduğumuzda. ortada. sevgilerin bizi getireceği yer. Ankara'ya yakın kasabalardan birinden bir adam gelir. bu vahşi olay geldi aklıma. bölüşmek. ya da Türkiye güzeli seçilerek. işte kireç sökücü Calgon reklammdaki gibi "acı çekmeyen ümitsiz bir bekleyişle" cezalandırılmış olduklarını anladım. anneyi. insanı zonklatan bir iğrençlikle ürkünç haykırışlar içinde bu köpeksi varlığı getirdiler. kilise. hırsızlar. Cehennemde yalancılar. küçük bebeklere. ellinin üstünde kadına tecavüz edip bahçesine gömmüş.. fışkıran. bir Rus sapığı. Sırp canilerini televizyondan izlediğimde. sosyal statüsünü unutmak isteği vardır. Dante. tiksintiyi nasıl durdurmalı. üstelik cins bir deli manyaklığıyla adamı kuyuya atıp kireçle üstünü kapatmayı düşündüm. kutsal kilisenin imtiyazları içinde olduğunu hatırlatıyor. ya da uyuşturucu kullanarak. şeyhin. çocuklarla cinsel aşk yaşadığını iddia ediyor.. sevişmek.. Ortaçağda böyle bir adamı bir saniye düşünmeden yakarlardı. Sürekli estetik yaptırarak. Karanlık ve yakın bir konuya geçelim. öna-yakları gövdeden ayrılmış. En ilginç cezalandırma ise "sapıklarındı". Nefret. nefreti. Buldum. sevişmek. duruşu bir şey anlatıyordu. Yani Türkçesi. balığı. Jackson'm sesi ne erkek. kimsenin. birileri. Köylüler çıkartmak için uğraşmış. sapıklaşıp. Amerikalı şarkıcı M. Oysa modern tıp seksen yaşında dahi cinsel gücümüzü motive etmeye çalışıyor.. patlayan sa-pıklaştırıcı zehirle. "melek" bir karizma istiyor..

Hâlâ orada. bu davranışlarıyla. Ermeni kız melek olmuş uçmuş. Hediye paketleri içinde penis şeklinde şekerler çıktı. bu kadar acı günün içinde bize bu trajediyi niçin yaşatır? Tecavüze uğramış melek kadınlar. bizler gerçek bir cennet olan her sabah birbirlerine "Aloha" diye seslenip. Issız dağ başlarında onlarca kurdun. Melekleşen bu halk ile Türk-Ermeni siyasiler arasında bir milyon yıllık anlayış farkı var. İhtiyar gerçekten mübarek bir adam ve bu kadınlar için bir şeyler yapmak istiyordu. Balkanlar yüzyıl sonra yine karıştı. bu ağır trajik kazanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yoksa. neden Balkanlar'da hamile Türk kadınlarının 305 karınlarını deşiyorsun. kapkara giysiler içinde. birbirimizi boğazladık. savaşta bir Ermeni kızını yakalamış. sapıklığımızı. bizler 18 kişilik şehirleri olan Alaska'da doğmadık. bebekler yakılırken sesini çıkartmıyorsun. ıssız dağ başlarında kör bir ihtiyar. Babam. ihtiyar da.Yine. melekleşerek. bu topraklarda yaşamak için. Ancak. Anlattığı efsaneye göre. Tüm hediye sahipleri araştırıldı. Bir kavmin başka bir kavimden korunması için. ayıp olmasın diye olayı unutmuş gözüktüler. bizimkiler. Her geçen gün kavimler. nur yüzlü ihtiyar bir şekercinin dükkânında buldular kendilerini. "Hacı Ahmet babadır" dedi. çocukken ben. kimseye bir şey söylemeden usulca şekerleri kırıp toz ettiler. ya da gerçekten melek idiler. Horasan'da sün-gülenmiş cesetleri bir meydanda topluyor Ermeni askerler. Babam uzaktan selam verdi. hem korkusuz. tecavüze uğrayan melek gibi Bosnalı kadınlar ülkemize sığındı. tarih iki büyük eser yaratmıştır. bu acıyı neden bize çektiriyorsun. Kardeşlerim. bu savaşta ne biz Ermeniler'den fazla. Karamazof Kardeşlenin isyankâr kahramanı İvan Tanrı'ya haykırır. Ermeni kızma kılıç salladığı için de kendi askerinin aklını kaybettirip "evliyalaştiran" bu halk gökten inmedi.blogspot. süngü yarası aldıkları halde cesetler içinde ölmüş numarasıyla sessizce duruyorlar. ellerinde ne varsa yardıma koştu. her gelenin boynuna güzel kokulu çiçekler asan Hawaililer değiliz. bu büyük trajik falcıların coğrafyasında büyümüş çocuklarız. Ancak. hepinizden özür dilerim. anneanneme yapılanların intikamım almalıydım. ya büyük bir medeniyetin habercileri. giyeceğe. abartıyor. Ermeni. Ermeni kızma "melek" rolü veren. yiyeceğe ihtiyacı olmayan Afrika'nın kamıştan evlerinde büyümedik. coşturup. gül yüzlü. ayının olduğu bu yol. meleklerle sorunu çözmeye çalıştı. modern kültür. Tanrı bize de melek olma şansı mı veriyor. trajik bir kaza yaşandı. İçimizden herhangi birinin rahatlıkla adam öldüreceği bir / konuyu. ilahi bir dünyanın sırrına ermiş sakin bir olgunlukla karşılayıp. ya çok yüksek bir medeniyetin çocukları.. çok okuyan erkekler de vatan haini. melek insanlar tanıdım. Ve beş yaşındaki bir çocuğa anneannesi bu hikâyeleri anlatınca ne olur? Yirmidört yaşıma kadar belimde çift parabellumla dolaştım. Çok okuyan kadınlar "cazi" olur. kibarlıkla geçiştirdiler. http://genclikcephesi. Biri Çin Sed-di'dir. Tanrı. bir gün Rum. Anneannem de bir melekti. ikiyüz kilometrelik. milletler. Çok sonra öğrendim ki. birbirlerine "set" çekmeye devam eder. ithal Avrupa kutularında neler olduğunu bilmiyordu. Hacı Ahmet baba. asla yazamam dediğim bir trajik vaka. Anneannem ve komşusu. Sonunda. Birbirinden güzel insanlarımız.. liberalizm bu kan kavgasına siyasi masajlar yapıp. bizler. Şoka uğrayan yardımseverler. Babamla uzun yola Gümüşhane'ye giderken gecenin bir vakti. Tekrar Ermeniler gelip ölmeyen kaldı mı diye yeniden süngülüyorlar. anlamak zorundayız. şekerlerin yanlışlıkla geldiğini anlayıp. Kardeşlerim. dükkânının yarısını hiç sormadan kadınlara bağışlamıştı. Vahşi bir katliamın ortasında dahi. İnsanlığın içindeki bu set bitmemiştir. küçükken beni dizlerine alır. ırklar. Katilliğimizi. elinde kalınca bir sopa. Biz. ne Ermeniler bizden az kestiler. geçti. kılıcını boynuna dayamış tam kızın boynunu uçuracak. anlatırdı mışıl mışıl. tekrar süngü yarası alıp seslerini çıkartmıyor. çünkü. hem kör. Hacı Ahmet baba bir tuhaf olup o gün bugün kendini kaybetmiş.com 151 . Dağda bayırda gezip duruyor. Ermeni soykırımını. Bu kadınlar.

hayattan usanmış. ahlâkla içice düşünüldü. derken tarihin acılarını sırtlanmış. Budizmin Hint tapmaklarına. Anadolu kadını. Yoksa hızla hepimizin yüzü. Pamuk Prensesleri Köyün İhtiyar Heyeti Düzüyor Eski Mısır tabletlerinde "Ahlâk bozuldu. namus-bekâret kavramları. padişahlarımızın. telkine verildiğini görürsünüz. Ermeniler...com 152 . ertesi gün babasına saldırarak bağırır. ne olur siz de bir taş koyun. yazarlar.. kız on 308 309 üç yaşında evlenir. milli eğitim müfredatı buraları kesmiştir. Normal bir insan bu bakir suratlara bakıp. Yine de duadan tek bir gün uzak durmak. Bekâretlik kolay değildir. yüzüne kireç sökücü Calgon reklamına çıkan adamların yüzüne benzemeye başlıyor!. aşka. Bu şanlı geçmiş olmazsa. sağcılığm-burjuvanın-otoritenin bu korkunç tehlikeli vahşi numarasını artık yemiyor. ben nasıl 16 yaşma kadar sabrettim" diyor. bakireliklerinden kutsal bir milli ahlâk çıkartmaya. Baykal'm. "Acı çekmeyen sonsuza dek ümitsiz bir bekleyiş".. ünlü Amerikalı kadın artist Liza Minelli "Şimdi gençler çok aceleci. Ciz-vitlerin. Hitit'ten bugüne. değil erkeklikten. günahları her yere saçabilir.. saldırganlığın http://genclikcephesi. ölümcül bir faciayla hâlâ karşı karşıyayız. kendini gündelik işine ve kadiri mutlak Tann'nm ilahi kollarına vererek. içinizdeki şeytanları. kimi genç yaşta dört-beş kardeşe. Bugün. savaş. hayaldir. akşama kocam da gelir. asla yumuşamayacak. ütopyadır demeyin. bakire kalmanın dünyanın en zor işi olduğunu. yalıtmayı seçmiştir. Halkımız da gayet rahattır. göç. Fransiskenlerin tarikatlarına sızdığınızda. iyi geliyor. ahlâksızların ahlâkı: Milli ahlâk! Dede Kor-kut'ta geçer. bezmiş. hayatın binbir gailesi insanları zorunlu bakir kılar. ama. bir ömrün duaya. önümüze yeni bir ahlâk koyuyorlar... bedenini unutmayı. hayat zordur. bu zor günlerde bizlere "merhem" gibi. şairler. zorunlu uzakta kaldığınızda geçici nikah (muta) emrolmuştur. hepimizin gözü önünde bu dehşet oyununu oynamaya devam ediyor. Ancak. Demirci'm. Mustafa Kemal'in hayatları. Rahibeler. gençler laf dinlemiyor" yazıyor. hatta. Çin Seddi'nin karşısında. içimizde.İnsanlığın ilk büyük eseri ise Babil Kulesi'dir. bir Bayburt deyişidir: Canım şimdi oynaş ister. Bizler Babil Ku-lesi'nin çocuklarıyız. son iki yüzyıldır ise insanoğlu. insanlığa dair becerileri. vücudumuz alçılaşır. zarafetleri olmadıkları için. her gelen bir taş koyacaktı ve Babil Kulesi'yle insanoğlu göklere ulaşacaktı. Türkler. Babil Kulesi'nin bitmeyeceğini inşa edenler de biliyordu. onyedi yaşındaki melek yüzlü çocukların ellerine silah vermesin!. Efsanesi tarihe gömüldü. Ancak. kuma. halklar Babil Kulesi'ni inşa ediyor. sabah-öğle-akşam duaları ve tamamen cinselliği yalıtılmış mekânlarda kapalı yaşayarak koruma altına alınır. titizlik cadalozu psikopat türler. çocuğa bakmak zorunda kalır. yine şükür ki bekâreti kutsayan Islâmî metinler yok gibidir.. yoksulluk. bedenlerdeki cinsellik ıpıssız bir karanlığa gömülür. 306 307 Bir efsanedir. evliyamızın. hayatlarında şarkıya. Kürtler.. peygamberimizin Fuzuli'nin. kimi büyük hastalıklar geçirir... huysuzluk. Allah'a bin şükür ki. her gelen yazar bir taş koyuyor. bu iş bu kadar tatlıydı da beni niye bu kadar beklettin.blogspot. İslâm evliya hayatında bakir görmek zordur.

ince zarının ossuruk kutsallığından ahlâk vermek. etrafta bekâr bir erkek varsa. Bir kadın daha güzel bir dünya için. yeteneği olan insanlar.. Kadın hikâyeleri "rekabetçi" hikâyelerdir. toplumsal istekleri asla normal olamaz.. zekâları var. bakkalı. dalgasını hâlâ geçmektedir. burası zincirlerim parçalamış delilerin yaşadığı tımarhane mi? Bu vahşi delilere daha ne kadar kurban vereceğiz? Bakirelik karşılığında ahlâk edinmek. Varyemez vakvak amcanın tedavülden kalkmış paraları gibi. onlarca insanı evlendirerek oy topluyor. Ancak. abla.blogspot. gelecek için doğurur. çünkü direnerek.. bir talihsiz kaza başınızdan geçmemişse. savaştan beter volkanik kaprislerle örülüdür. denildiğinde. bir ömür bakireliğin utancına katlanmayı deneyenler de çıkabiliyor. tek bir fikir 310 içine.com 153 . ticaretlerin en rezilidir. bakireliğe takılıp kalmak. Mahallede ablalar. Tarihin en örgütlü kurumu. yirmisini geçmekte olan genç kızı. Topluma artık kemikleşmiş. kendini kurban etmiş. Buhari'nin hadis kitabında okumuştum. dehşetle açıklanır. bir Ortaçağ ahlâkıdır. bayatlamasını da gündemine almalı. onu evlendirmesem. dişini sıkıp bakir kalarak. Hatta içimizde bir insan. hele de "masumluğun" hiçbir ilişkisi yoktur. bu büyük sermayenin artık ahlâk http://genclikcephesi. İhtilal gibi. ya da bakire kalarak bir yetenek. Bekâretle anlağın. özellikle Türk aile-komşu 311 geleneğinde mümkün değildir. değerli bir insan olmayı talep etmek. gelenek üretmeye çalışıyor. işte bir bakirenin ağzından dehşet filmi seyrediyoruz. zarın yırtılmasını değil. evlendirmek için çırpımr. büyük. karşılığında. toplumsal dayanışmanın en güzel tezahürüdür.vahşi dozunu görebilir. yani makam. yani daha büyük bir "iktidar" elde edilecek.. yoksa çok köklü bir erkek hıncı mı var.. elli yaşlarında ben bakireyim demesi artık ne işe yarar. Konu komşunun başgöz etme acelesi de bundandır. neden. Biz dünyalılar için bakir kalmak insanın yaşayabileceği en büyük korku tünelidir.. geleneklerimizin en çerçevelisidir. çürümesi. umut için.. sahiplenmek. tıkanmış pislik içinden evliyalık. Bekâretin hâlâ doğru yaşamanın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket. yani. adamın evine bir gece yarısı misafir gelir. teyzeler. Bir kadın telkinle. böylelikle hem kendini hem de toplumu mutluluğa kavuşturmak istiyor. öyle yatar. tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır. toplumun tüm genç kızlarına karşı kurbanlar olarak almak istiyor. ya da bedeni öngördüğü için kaçmamaz. kıskanmak. artık belediye başkanları dahi. ahlâk dışı aşırılıklara yönelip. başgöz ederler. aile içinde yengeler. eve gelen arkadaşım kızıyla evlendirir.. ya da bu "de-dikodulu-kaprisli" öykülerin dışında yaşayabildiği için alkış mı bekler? Artık bu dedikodu örgütü. topluma yüce ahlâk dersleri vermeye kalkıyor. bu dehşet ahlakıyla. gizli arzu ve niyetlerle kafeslenen öykülerdir. Genel müdür. demektir. başarı öyküsü mü anlatır. beni kötü gibi düşünüp hep bunu aklından geçirecek.. içimizden tam bu ailevi gelenekleri yıkıp. ben şimdi karımın koynundayım. Bir organik kusurunuz yoksa. kasabı. bu korkuyu çok uzun yaşamış insanların enerjileri. Benim kayık çok dar mı demek ister. bir erkeği kafaya alacak kadar da vakitleri. hayatın yüzbin rengi içinde. sosyal statü. neden hâlâ direnirsiniz. bu büyük gözaltından sağsalim çıkabilmeyi başarabilmek. ANAP'lı başkanlar dahi kasabalarında gençleri evlendirmek için can atıyorlar. silah omuzda namus bekliyoruz. kadınların ve kadınsı olan şeylerin dedikodulu hikâyeleridir.. çünkü sevapların en güzelidir mürüvvet görmek. Bütün cinsel tabuları eritir bu hikâyeler. Bu rezil anlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne. başbakan olacak kadar iş bitirici zekâ. arkadaşı. sabaha kadar bana "buğz" edecek. Donmuş tereyağ suratlı bir kadının. Kazlıçeşme'nin deri parçaları ve fare ölüle-riyle tıkanmış lağımlarını birileri bize masum kızlık zarı diye yutturmaya. Masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş. doğanın bedenine verdiği cinselliğinden kurtulsa dahi bu sosyal derin muhabbetin acımasız eleştirilerinden kurtulamaz.

kitlesel bir zehire dönüşmüş bir ahlâk! Zaafla. Bu güçlü iradeyi kimse engelleyemez. mavi denizler gibi doğa nimetidir. bu ülkede önüne gelen herkesle yattığını çıldırmış bir şımarıklıkla örnekleyerek kendi sütununda söyleyen bir gazeteciye açıklamak. Türk edebiyat ve kültürü. Böyle katı merakları olan sapıkları hayat denen bu oyunun en başına kimse getiremez. kızlık zarını bozmak. kilitlenme! Feministler bile vazgeçti bu saplantıdan. salkım saçaksınız maşallah diyeceğim de aynı sarmaşıkları neden bir erkek bugüne kadar kullanamadı!. bakirelikten bir emlaktan sözeder gibi konuşuyoruz. bilmiş olmalısınız. bu yüzden tarihin gücü aileyi infilak ettirmeye yetmedi. Üstelik özel mahremiyet alanını. iyi bir eş denilince ropdöşambr geliyor. frijit vajinaların soğuk hava depolarından evrensel bir ahlâk talep ediyorlar. İçimizden bazıları hayat denen bu erkek dişi oyununa katılmayabilir. gelenekleriyle. saplantıyla.com 154 . köylü beyinleriyle kötülüğün şeytanlığın toplumsal yargıcı olup. tarihin en büyük romanlarının ve şiirlerinin en trajik köşeleridir. çünkü çok şey almış. çok şey vermişlerdir. Akıl hastalıkların. laubali. iç dünyalarını sere serpe açarak konuşması başka neyin göstergesi? Sonsuz bir azapla kendini bir ömür kırbaçlayıp bakireliğinde deliler gibi ısrar eden bir insan. hayatı cinsel zevkimizle açıklamaktan kurtulalım. bir hediye veremeyen çocukların yaşadıkları. aileyi tarih boyu infilak ettiren 313 şeyin ekonomik yoksulluklar olduğunu kör gözüne parmak saklamaya çalışıyor. bilmeyen. konusunu oluşturur.. tarihimizin şu son günlerinde moda oluyor. şebekler sarmaşığı olmayan ağaçlara çıkmazlar.. bir dilim ekmek. Evlilik deyince bunların aklına fiyonklu terlik mi geliyor? Ama artık. yoksa körleşmiş vajinanın Fransız İhtilali mi? Derin huzursuzluğun savrukluğudur.blogspot. bu kültürün en tatlı meyveleriyle doludur. hayatın en acıklı yanıdır. ne ince bir hanımefendilik. Elma gibi. Her çocuk anne-babasım arar. Bayatlamış bir palamuta dönmüş bakire. atalarıyla. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde kimsesiz burjuvalar mezarlığı yoktur. hiç elma yememek gibi tuhaf bir manyaklık denerse bize ne.kişilik bozukluğuyla dolu. bir imkân. Elli yılın büyük yatırımı bir boş gevezeliğe heba edilir mi? Zaten mesleği boş gevezelik olan medyanın şebek köşe yazarları için ne büyük ganimet bu. zincirlerini koparmış barbarlığı iflah olmuyor. eşcinseller dahi dergilerinde. katı ihtiyatın patlaması mı. pek yüksek bir görgünün gösterisi olmalı.. bomboş suratlı acemi bir karikatürden beter bir kadınla iç dünyasını paylaşması. bu. hatta. Yine de birilerinin kudurmuş ahlağı. bir kültürden sözedemez. gestapo zulmü ve direktifleriyle genç kızları bekâret kırbacıyla dövüyor! Değdiği her şeyin ruhunu -cıvıltısını çürüten bir ahlâki hileyle kurulmuş. siyasete hizmet eden. tatlı ve doyurucu olması. bekâret düşkünlüğünü. Şehvet ve arzu doğanın nimetidir.. yoksulluğun annebabadan uzaklaştırıp. bir gece erkeksiz kalmayı hayatın en büyük mağlubiyeti kabul eden.bankasında değeri kalmadı. ahbap-çavuş. neyin göstergesi? Elli yıllık sıkı. tatlı elmayı da bilemez. annebabasma bir şey veremeyen. saygıdeğer bir adam olmak uğruna. milli çıkışsız bir hastalık. kaybettiği çocuklar-anneler. Bravo doğrusu. Bu küçücük sahtekârlık -hile. simgesel canavarlığa kimse döndüremez. İşte bu yüzden dünyanın her mezarlığında kimsesizler mezarlığı vardır. bilmedikleri üzerine konuşamaz. Bu uçsuz bucaksız dünyayı sadece bir organdan hareketle anlama çabamız. kokuşmuş peynir suratlarıyla. kendisi için oldukça ahlâksız sayılan bir gazeteciyle. pek pahalı.. Mazbut bir insan. Biz neyimizle övünelim: Bekâret zarımızla.. tartışmaları yapıyorlar. erkeğin ilahi ve bedeni görevi. Kızlık zarının yırtılmasını erkekliğin kabalığı. Ama içimizden bazıları. ekşi el312 mayı. güvensizlikle dolu sahtekâr bir yaşamın hediyesi.. http://genclikcephesi. İçimizde. Burjuvalar aileleriyle övünür. lekesi gibi imalı cümlelerle açıklamak. Bunların aklına iyi bir aile. ne âlâ.

topyekûn sapıklar ittifakı kurup ortaokullara. Fethullah Hoca gibi günde altı saat Allah deyip ağlamadan. devlet bize bakire kalarak nasıl cinsel pratikler edinebileceğimizi söylemek zorunda. yalatmak. en gizli niyetlerini aldatan tek bir kadm yoktur.. halkımızın dalga geçip eğleneceğini gösteriyor!. İnsan soruyor. sen üniversiteyi bitirene kadar dayanamadın. Rahibeler bile. Türk devlet hayatı sona mı erer? İnsan soruyor. telkine vaktimiz kalmıyor. türküden.. hayatı bizden çok seviyorlardı. sizler de böyle tatmin olursunuz. Kerhane kapısında ağlayan ihtiyarların görüntüsü bir insanlık trajedisi değil mi? 314 Ömürlerinin otuz-kırk yılını taş. Bu gizli niyetleri direnç sığınaklarında savaşçılar gibi bozdurmadım deyip. Türkeş. Ben elli yaşma kadar bakirim. milli ahlâkın füzelerine yerleştirilip. Fethullah Hoca'nın bir işi de dua.. Oysa. Elli yaşma kadar rahibe olmadan. komşu karılarım hayal etmek. canımız mı çıkar. huzur içinde yaşamak ve topluma akıllar vermek. nedir. fırın... Dünya televizyonlarının en ruhsuz kameramanları bizde olduğu halde. defol karşımdan. onbeş yaşında haftada birkaç kez mastürbasyon yapmak zorunda olan ergen çocuklar nasıl bir ders çıkartacak? Ortaçağ boyunca söylediğimiz gibi. birçoğumuzun anneleri gibi. Tanrıya ve devlete! Bakireliğimizi bozdurmadığımıza göre. kalabalıktan.blogspot. nasıl bir toplumsal anlağın içinde olduğumuzu. hiçbirinin gücü. dörtte üçü kerhanelerden alman vergilerle inşa edilmiştir ve Ortaçağ boyunca fahişeler yollarda rahiplerin arkasından "sapıklar" diye bağırmıştır. nasıl bir cinsel pratikle ömrümüzü geçireceğiz. hayata sımsıkı bağlıdırlar. içgüdülerini yok eden bir insan artık neyiyle avunur. Yok etme duygusu güçlü olanlar. o halde rezil. nükleer temizlik! 315 Bir kerecik şiirsi bir gülümsemeyle "Tadından yenmez yahu" deseniz. Çatlı. sineması yapılıp. o halde birinci ahlâk benim. sokaktan geçen satıcı yoğurtçunun erkek sesinden bugüne kadar nasıl korundunuz. ömürlerini hastanelerde fahişelerin bakımına vakfediyorlardı. ama biz günde sekiz-on saat çalışıyoruz. Çakıcı. gazeteler bunun içindir.com 155 . zühdle yaşanabilir ve cinsel enerji yer değiştirip. kerhane kapılarında ağlayan ihtiyarların görüntülerini halkımıza ulaştıramamıştır.. telkinle. ahlâkın dimdik ayaktaki coplarıyla dövüp. İçgüdülerinden soyunan. balkon demirlerine sulanmak. birileri karşımıza çıkıp bakirelik hiyerarşisi kuruyor. orospusun. Sürtmek. inşaat işçiliğinde geçirmiş. İhtiyarlar kovuldukları için ağlıyorlar.. milli ahlâkla bütünleşti. Hepimizin cinselliğine. size söyleyecek lafımız olmazdı. doğanın verdiği bu en güçlü içgüdülerimize karşı açtığımız savaştan. liselere saldırdınız.. sadece ellettin. hadi devletin doktorlarının masalarına yatıp bacaklarını açmaya. kadınını bir yuva içinde tutacak maddi gücü bulamamış bu yoksul ve yalnız ihtiyarların şöyle üç ayda bir ayakta dimdik sallanan aygıtlarıyla kerhane kapılarında neler çektikleriyle devletimiz neden ilgilenmez? Aldatan kadın tarih boyu ve içimizde boldur. Bu ahlâk değil. erkekliğe bu kadar mesafeli davranmayı hangi kültür öğretiyor? Şarkıdan. Radyodan duyduğunuz "Bakışından süzülen işvene http://genclikcephesi.Ve toplumun sürüp gitmesi için şartmış gibi. yok et pis şeytanı diye kırbaçla dövmek. ırzına geçip yok etmeniz. doğan her genç kızın bakireliğine saldırır. günün yarısını güçlü telkinle geçirmeden nasıl yapacağız. Flitler. önümüzdeki üç-dört yüzyıl içinde binlerce oyunu. Yoksa devlet bize kerhanelerini mi gösteriyor! İngiliz kiliselerinin yarısı değil. bir rahibe gibi sessiz ve huzur içinde kabuğunuza çekilip cinsel perhiz yapmış olsanız. Cinsel gücünüz.. sizlerin aslında çok canlı içgüdüleriniz olduğunu gösteriyor. milli kültür. Allah'ın verdiği. dimdik ayaktaki ahlâkınızla asırlar boyu tecavüz ettiniz. telkin. söyleyin! Dergiler. yine de çoluk çocuğunu.. avunacak şeyimiz boldur: Türk milletinin ahlâkı dimdik ayakta! Dimdik ayaktaki coşkun organları. ancak. rahibeler gibi. sen. Fethullah Hoca gibi.

"ahlâk" ve "bekâret" konusunda ortaya fırlıyor. her gün "bekâretten" sözetmek zorundasınız. milliciler şiddetten haz çıkartmaktan öte. Ülkemizde entellektüeller. milli değerlerin muhafazakârlığına sığınarak ortaya çıkıyor. bir zehirlenme şeklidir. Bu hastalık nedense hep. ama. Bir tek gün kaçırırsanız.. uyumlu partnerler olarak hayata atılıyoruz.. ülkeyi. Duygularından korkan bir mahlukun paniklerinden daha büyük "pornografik" malzeme olabilir mi? Çünkü ne yapsa. Ulus-devletler. siyaset. ama yokedemem. toplum. öfkelerini. toplumu adam gibi yönettiklerini sanıyorlar. erkeklik adına "otoriteye" sığmıyorlar. içimizdeki şeytanlar. ilan etmek zorundasınız. Yani günde sekiz saat. 316 317 Roma Nereye Gidiyor http://genclikcephesi. türkü de mi söylemediniz. yokedemezsiniz.. zihnimizle bir yere kadar örtebiliriz. hem entellektüeller. hem muhafazakârlar erkekliği "otorite" olarak tanıdıkları için. Her gün marş söylemek zorundasınız.. insanın kendiyle. Bu siyasi yatak odası yapay bir erotizm taşıdığı için gerçekte kimse tatmin olmuyor. yerine düzen-düzülen cumhuriyeti kuruluyor. telkinle aç değilim diyerek bir yere kadar açlığımı örtebilirim. bırak karşında titreyerek durayım / Koca! İsterdim ki beni odaya götüresin / İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan daha tatlıdır / Bal dolu odada / Gel. insan tanımayan otoritenin adıdır. şiddetlerinden "yönetici". "düzen" cephesinde rol alıp.. cinselliğimizi bedenimizden koparıp yerine "milli marşları" monte etmek istiyor. yeniçerileri ortadan kaldırırsınız.. Velhasıl tarih boyu masum pamuk prensesleri başımızdaki yönetici sınıflar. Hem askerler. çünkü çözülürsünüz.com 156 . birey. bal gibi tatlıdır güzelliğin / Beni esir ettin. tüm orospuları. iyi bir vicdan telkinle ayakta duramaz. Ancak. milliyetçilik oluyor. RTÜK'ler. Böylelikle elli yaşında bakire bir kadın. köşe yazarları içgüdü] erindeki "sert erkeklikten" çağdaşlığa karşı ayıp oluyor diye utanıp yumuşattıkça. mevlit. Böylelikle ülkemizde ne kadm. ne de erkek kültürü gelişemiyor. sağcılık. Erkeklerden korkuyu. kendini sorgulamayan. siyasi düzüşmenin yönüne göre cinsel kimlik sahibi oluyor. hem kadınlar. Celalileri yoke-dersiniz. Çünkü. bunun adı da hayat. gerçekte. kandil. kendini ele verir. senin parıldayan güzelliğinin zevkini çıkaralım / Aslan! İzin ver seni okşayayım / Benim sevdalı okşayışım baldan tatlıdır / Koca! Benden zevkini aldın / Söyle bunu anneme. toplumla bu savaş hali.. ihtiyar heyetleri düzüp duruyor. ama zihnimizle içgüdülerimizi tümüyle bertaraf edemeyiz. söy-lemediniz. "güçlü.blogspot. bayram. seni armağanlara boğacak. çağdaşsı entellektüeller. nefretlerini üstelik bir Fransız efemine gibi yaşamaya çalıştıkça. YÖK'ler. sana şekerlemeler sunacak / Söyle babama. bunları sürekli düzen resmi ahlâkçılar. günahlar ülkemizi işgal edebilir. Çünkü taraflar. "yönlendirici" iktidar payeleri çıkartıp. İçgüdülerimizi. her gün. Dörtbin yıl önce bir Sümerli kadının şiiriyle bitirelim: Koca! Kalbimdeki sevgili / Büyüktür. marşçılar. korkunç yıpratıcı bir süreçte herkesin hayatını rezil. yokede-meyiz. İyi bir toplum. solcuları asarsınız. çekilmez kılıyor. milli devletler. Böylelikle gerçekte erkek olmayan iki erkek türü ortaya çıkıyor. yine "sert erkeklerin" silahlarına sığınarak koruyoruz. doğanın dişiliğini bedeninde tümüyle yok edebiliyor.kurban olayım" şarkısı size ne anlattı? Hiç mektup da mı yazmadınız. Her doğan nesil içgüdüleriyle hayata gelir. Çünkü. Bizler de onların şehvetlerine uygun sessiz. barbar ahlâkçılar. sahici" bir erkekle karşılaşmadan. bedeninden korkan. erkek-dişi ilişkisi tümüyle ortadan kaldırılıp.. sosyal suçluluk duygusu hep. otoritenin koynunda düzülüp duruyorlar.

Bacakları arasından gemiler geçen dünya harikası büyük Rodos Heykeli bugün yok. Yunan'ın mimarideki devlerle pazarlığı, Roma'da yüzseksenbin kişilik Maksimus arenasına dönüştü! İnsanların hayvanlara parçalatıldığı, İskender'in kıtaları beşik gibi sallayarak giriştiği inanılmaz fetihler, Roma'mn muhteşem askerî teşkilat ve haritasının öncüsü oldu. Tarih, göğsü kabararak yazıyor kabına sığmayan bu askerî gücü! Roma hiç yaşlanmadı, unutuldu! Unutturan: İsa! Açlık ve sefalet içindeki halklar, tarihin ardından en çok sözünü ettiği insan İsa'nın peşine düştü! Isa, yerlere göklere sığmadı! Yeryüzünde hiç kimse, İsa gibi dramatik bombalarla insan ruhunda devasa izler bırakmadı! Dramatik bombası: Merhamet! İsa'yı yeni keşfeden Avrupalı'nm gözünde Roma, bir günde, kaba, zalim, mizahı, cüce, hoppa, hovarda ve sınırsız zevklerin, şeytanların ülkesi oluverdi. İsa'yla tanışan Batı, Roma'yı öyle unuttu ki, inanılır gibi değil, tam oniki asır! İsa, Yunan'ın eleştirileri, filozofik zekâsına, Roma'mn devasa gücüne nihai yumruğu indirdi, onüç-ondört asır susturdu, hem Yunan'ı, hem Roma'yı! İznik Konsülü'nde Arius, o bir insandı dedi. Konsülün diğer üyeleri ise "Hayır, o bir Tanrı'ydı" dediler, öyle oldu! 318 İsa, Roma'mn devasa askerî gücüne merhameti şiirsel bir ruh özgürlüğüyle anlattı. "Hayır, o bir insandı", yoksulların, zulme uğrayanların yardımcısı, bizim gibi acı çekmiş bir insandı diyen Arius'u bugün kim tanıyor? İsa'yla birlikte asılan iki basit hırsızı da kimse tanımıyor. Oysa, bu iki hırsız, İsa'yla birlikte asılmıştı, bütün ruhların kurtarıcısı, bağışlayıcısı Tanrı'nm yanında ufak, tefek, entipüf-ten iki hırsızın lafı mı olur? Yoksulluğun ve merhametin yalın, çekici, ezgili elçisi İsa'yı çarmıha geren Roma İmparatorluğu'ydu. Bu 'sıradan, hor görülen' insanın Tanrı olduğuna karar veren de, aynı Roma İmparatorluğu oldu. İznik Konsülü'nü, Doğu Roma İmparatoru Konstantin düzenledi. İstanbul başkent yapıldıktan sonra bu büyük karar alınmış, Roma'da görüldüklerinde yakılan, öldürülen Hıristiyanlar ve onların Tanrı'sı İsa, baştacı edilmişti. Roma'dan Bizans'a giden yolda en büyük değişiklik budur: Roma, çoktanrıh mabedlerin şehriydi, Bizans kendini kiliseye teslim ediyordu. Roma güç, zaferdi, Bizans, yalan! Roma, coşkuyla hayatı istedi, Bizans ölümü, ahreti! Roma, senatonun, Cicero'nun şehriydi, Bizans papaz-polislerin ülkesi! Roma'da mitolojik tanrılar, Bizans'ta azizler, evliyalar! Roma'da ünlü demokratlar, hatipler, çılgın müsrif zenginler vardı, Bizans'ta manastırlar, rahibeler, ilahiler! Roma ihtişam, eğlence, savaştı, Bizans'ta dinî ürperişle hayatın dünyadan kovulduğu çürüyüş! Roma'mn mermerden askerî dehasına Bizans'la ruh verilmişti! Karanlık ve lanet yüzlü rahiplerin elinde gevşeyen askerî güce, Avrupa yeni bir meydan okumayla tempo kazandırdı, bu, Venedikli, Cenevizli tüccarların sınır tanımaz ticaretleriydi! Artık büyük kahramanlar fetih ordularının askerlerinden çıkmıyor, Kudüs'ü, ya da kilisenin geleneklerini koruyan rahipler azizleşiyor, kutsallık makamına çıkıyor, ya da büyük siyasi kararlar Venedikli, Cenevizli tacirlerin etkisiyle almıyordu!.. İşte o gün, bugün, rahiplerin ve tüccarların hammaddesi olmuş Anadolu topraklarında azizi, rahibi, hocayı, kutsalı karşısına alarak iktidar kurmuş tek bir komutan, padişah, vali, bey yoktur! Ta ki, Mustafa Kemal'e kadar!.. 319 Roma, Bizans gibi Osmanlı da halkına tepeden, "saraydan" baktı! Mustafa Kemal, Anadolu'nun kaderini kilitleyen tarihin en büyük kördüğümünü kılıçla kesti! Bizans'ı fetheden Fatih değil, Mustafa Kemal'dir, başkenti Ankara'ya taşıdı, Anadolu'yu karanlık tarihinden kopartmak istedi, çocuk şarkıları ve ütopik bir düşsellikle!

http://genclikcephesi.blogspot.com

157

Kral ile Papa, padişah ile şeyhülislam, Bizans ve Kudüs, Osmanlı ve Kabe... Fatih, fethettiği Bizans'ın siyasi, sosyal teşkilatını miras almıştı! Roma'nm, Bizans'ın lejyonerleri, Osmanlı'nın devşirmeleri! Ve hikâyemizin baş kahramanı Mustafa Kemal'in hâlâ çözülemeyen trajedisi burada başlar. Cumhuriyet, tarihin karanlık çağlarına ve bu çağlar içinde inim inim inleyen siyasi, sosyal Doğu kaynaklı tüm seslere, "İyi geceler" dedi! Oysa, o karanlıklar içinde, askerler Allah için cenk eder şehit düşerdi, türbelerini, Kur'an ve ilahi dersleri almış türbedar (bekçiler) korurdu. O kadar asker şehit düşerdi ki, o kadar türbe bekçisine ihtiyacımız vardı! Her şey Batılılaşıyor da, "şehitlik" asla, Mustafa Kemal din şehitliğinden Ziya Gökalp'in yardımıyla "vatan şehitliği"ne büyük bir girizgâh yaptı, sesler ham ve cazırtılı olmasına rağmen, çok geçmeden sağcı ideolojiler vatanı da din gibi, dinden saydılar. Köylülükle özdeşleşmiş Anadolu'da bu hikâyeyi yazmak o kadar zordu ki, ne aydınlar kalkabildi altından ne genç cumhuriyet! Ve sözün özü, asker artık, kahramanlık-şehitlik türbesine bekçi istemiyor! Bu yüzden, sekiz yıllık eğitim kararını darbe pahasına gerçekleştirmek istiyor! Asker, tarihi, imparatorluğu, devletleri, onlarca meydan savaşını birlikte verdiği, etle tırnak, beden ve ruh gibi aynı mermer sütunda bütünleştiği Süleymaniye, Selimiye, Mohaç'taki Çanakkale'deki Allah dostunu, ebedi yol arkadaşını, asırları birlikte çiğneyerek geldiği özbeöz, kanından canından kardeşlerini terkediyor! 320 Bizans'tan kurtulmak için yeryüzünün bu en güzel şehri İstanbul terkedilip çorak, bozkır, üstünde tek bir ağacm, mimari yapmm dahi olmadığı Ankara başkent yapılmıştı, şimdi, daha da başka bir şeyler oluyor! Şehitlerinin türbesine iki cihanda türbedarlık yapan, dualar okuyan, bayram sabahları huzurunda diz çöktüğü, annesinin gözyaşı, Yunus'u, Mevlâna'yı, Mehmet Akif'i aynı derin ruh coşkusuyla okuduğu öz kardeşleriyle asker artık, aynı kışlada, aynı saflarda, aynı yatakta, aynı cephede, Allah hepimizi korusun, artık aynı evde kalmak istemiyor! Özbeöz kardeşlerinden iğreniyor, ürküyor, nefret ediyor! Böyle olmasını hiç kimse istemezdi, bu sosyal demokratların dahi işine geliyor: Çünkü, Anadolu halkının dinamiğini kilitleyen ruh: Türk devlet ideolojisi çözülmüştür! İki kanlı cephe! Bir tarafta öküz kafalı sosyal demokratlar, diğer tarafta maşraba kafalı İslamcılar! Aydınlarından, kültürden, eleştiriden uzak her iki cephe de Anadolu halkının kalbini deştiler! Sağcı, liberal, devletçi, sosyal demokrat, muhafazakâr aydınlar, Türkiye lâiktir diye tempo tutan Beethovenciler .ötlerine kına yaksınlar! Başardılar! İnanılmaz şeyler oluyor, ömürleri zindanlarda geçmiş solcular dahi, Cumhuriyet'in kazanmalarıdır deyip, Şevki Yılmaz'm konuşmalarına bakıp, yorganı, hepimizin üstüne birlikte örttüğümüz tarihin o büyük yorganını yakıyor!.. Neymiş efendim Cumhuriyet'in kazanımları! Mustafa Kemal sanat müziğini kovdu, operayı getirdi diye anlayan bu zavallı Beethovenciler mi? Mustafa Kemal bu topraklara operayı değil, bu topraklardaki insanlara beste yapar gibi tarla sürmeyi öğretti! Mustafa Kemal bu topraklardaki insanlara, kuru incir, üzüm, tütün, pamuk üretmeyi, satmayı, "ürünlerin" diliyle konuşmayı öğretti. Mustafa Kemal, buğday başaklarıyla yoksul bir halkın kaderini değiştirmeyi öğretti! Cumhuriyet'in ilk kırk yılı, üfürükçülerle, hocalarla değil, pancarla, pamukla, tütünle, fındıkla, buğdayla, çoğaltmakla, öğrenmek, bunlarla kendine bu koskoca ve amansız, devasa 321 sanayi dünyasında kendine bir küçük dünya kurmaya başladığı yıllardır!

http://genclikcephesi.blogspot.com

158

Mustafa Kemal, Çankaya'dan baktığında, on beş yılın her bir günü, aç, susuz, yolsuz, ağaçsız, kupkuru bu bozkırları gördü! Siz şimdi ne görüyorsunuz? Beethovencileri mi? Mustafa Kemal'in kazanımları, kendi kendine yetmektir, kendi tarlanla, kendi ekininle kimseye muhtaç olmadan, okullar açmak, demiryolları inşa etmek, mezralara doktorlar göndermektir! (1965 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin meclis konuşmalarına, ya da cilt cilt büyük programlarına bakın, hepsi Mustafa Kemal'in bu tarım düşüne sahip çıkar, Anadolu topraklarının üretmek zorunda olduğu buğdayı, fındığı, neredeyse tane tane yazar!) Kendi karnını doyuramayan insanlar, nasıl yurttaş olacaklar! Mustafa Kemal'in öğretmenleri ziraatçılardı! Mustafa Kemal'in ziraatçıları hem halk okullarında öğretmenlik yapıyor, hem de tarla sürüyordu! Çünkü, kredi almadan, Amerika'nın uydusu olmadan, borçlu kalmadan, bağımsız yaşamanın tek yolu buydu! Bugün Türkiye'nin nesi varsa, o üç kuru fındık, bir avuç kuru üzüm üzerine yükselmiştir! Sonunda getire getire Mustafa Kemal'i Beethoven'e dayadınız. Atatürkçü'yüm diye diye, bu zavallı halkın bütçesini, dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde savunma sanayine çektiniz! Toplar, silahlar, bombalar, hepsi son model, milyarlarca dolar ödenip almıyor! Mustafa Kemal, bu silahlara hevesli olsaydı, Romalı bir asker, ya da Saddam gibi bir adam olsaydı, savaştan sonra ilk işi, ne var ne yok askerî gücünü büyütür, halkını gözü görmezdi! Çarıkla, kara lastikle İstiklal Savaşını verdiği halkıyla oturup okuma yazmaya başladı! Onlara önce alfabeyi, sonra buğdayı, sonra ağacı, sonra tarlayı, sonra fabrikayı, sonra da yurttaş olmayı anlattı! Mustafa Kemal Çankaya'dan Anadolu bozkırlarını böyle görüyordu. Şimdi Çankaya'dan nasıl görünüyor? Dünyanın en lüks arabaları, eğlence, ihtişam, sefahat! Roma yeniden kuruluyor, de322 vasa bir silah gücü! Ve hepsi tarihin bir cilvesi, Roma'nm Yu-nan'm şaha kalktığı aynı arenalarda, Türkiye lâiktir temposuna sığmıyor, Beethovencilikle karın doyuruyorlar! Çankaya'dan böyle mi görünüyor, Ankara'nın bozkır, gecekondu dolu tepeleri! Hangi yöne araba sürseniz, her bir saatlik yolculukta, boşalmış otuz köy bulursunuz! Kara parayla, eroin parasıyla şişirilmiş bütçelerin bu halka da o köylere de bir faydası yok ve bu bütçeler de bir gün biter, o zaman, Mustafa Kemal gibi bakmayı öğrenirsiniz! Bu insanlar ne üretiyor, bu köyler neden boş, şu yüzlerce üniversitede okuma yazma bilenler var mı diye sorsanız? Mustafa Kemal, o tepede, bir Afgan Kralı, bir Hint Racası, Bir Arap Şeyhi ya da Saddam gibi de oturmasını bilirdi, o halkıyla tarlada çift sürdü! Yeryüzü tarihi tarlada çift süren bir büyük lider daha tanıdı: Gorbaçov! O yoksulluğu görünce, Rusya'nın tüm kapılarını boşalttı! Oysa Mustafa Kemal, daha acımasız, içler acısı bir yoksulluk gördü, ne ülkesini Gorbaçov gibi Batı'nın kredilerine, ne de Batı'nın kucağına attı, oturdu, düşündü, elde ne varsa, topladı, çıkardı! Devasa bir askerî güç, yoksul bir halk, ROMA NEREYE GİDİYOR? Bu nasıl gidiş ki, işçi liderleri dahi, Roma ordusu komutanlığına soyunmuş... Tarih Roma'yı şöyle yazdı: "Askerler, idari işlere sert müdahalelerde bulundukça, adalet ve maliye cihazları zedelendi. Geliri arttırmak gayesiyle halk türlü vergiler ve mecburi çalışma sistemleriyle ezildi. Roma, gerçek gücünü aldığı unsurlardan mahrum kaldı. Ordunun emrindeki zabıta kuvvetleri, halkın en meşru ve haklı isteklerde bulunmasını önleyecek her türlü tedbiri alıyordu. Roma ordusu, Roma için bir dehşet unsuru ve vasıtası haline geldi. Az zamanda zenginleşmek ve efendileri olan orduya para yetiştirmek için, rüşvet ve zulüm yoluyla Roma cemiyetinin altım üstüne getirdiler! Her türlü vatanseverlik duygusu körleşti! İhtilaller karşı ihtilalleri doğurdu ve siyasi düzen tamamen çığırından çıktığı için... Roma, uçurumun kenarına getirildi!"

http://genclikcephesi.blogspot.com

159

323 Roma'yı ne sınırsız ihtişam yıktı, ne de kuzeyden gelen barbar Cermenlerin yağması! Roma'yı tarihe gömen, merhametsizliğiydi, inim inim inleyen halkın, merhamet ve şefkat arayışı idi! Bu "merhameti" bu halka verecek olan aydınlar ve medya ve gençlik ve sivil örgütlerdir, ancak talihin cilvesine bakın ki, aydınlarımız gündüzleri Roma komutanlığına soyunuyor, geceleri hipodromlarda Beethovencilik oynuyor!... Ormanların Gümbürtüsü

324 Ormanlar, ya devletindir, miri ormanlar, ya vakıflarındır, ya da özel mülktür, bir de kendiliğinden hüdayi nabit ağaçlar vardır ki, orman doğanın müziğidir, seyri dahi insana sarhoşluk duygusu verir. Anadolu topraklarında halkla devlet arasındaki bitmek bilmeyen çılgın bir savaş bugün hâlâ devam etmekte, savaşın galibi "devlet" propaganda vasıtalarını tümüyle ele geçirerek ormanın yok olmasında baş suçluyu, orman köylüsü, yani halk olarak tesbit etmiş, geniş kitleleri de buna inandırmıştır, ki, en ateşli rüzgârlar hâlâ ormanlarımızda eser. Orman müfettişleri, orman bölge müdürlükleri, pis ve aşırılığı inanılmaz boyutlarda skandallarla çalkalanmakta olduğu halde basın tarihimiz yüzyıl boyunca görmezden gelmiş, dünyanın bu en güzel ormanlarını siyasilerin baltalığı yapıvermiştir, ki, toprağın yanmış dudakları ancak ormanda hayat bulur. Halil Kutluk'un Türkiye Ormancılığı île İlgili Tarihi Vesikalar, 1948, I-II cilt, adlı kitabı "ormancılığımız" için eşsiz bir kitap, yüzlerce ferman, yasa, yönetmeliğin uzunca hikâyeleri 1200 sayfayı tutuyor. Bir fikir edinebilmek için, fermanların konularına bakalım: "Gemilere demir çivi yerine Biga sancağı dağları ile Meğride kesretle bulunan Pırnar ağaçlarından 30.000 adet 325

çivilik ağaç satm alınarak tersaneye teslim edilmek üzere gönderilmesi...", "Donanma gemilerinde kullanılan büyük makara dilleri Sinop dolaylarında bulunan Kayacık ağacından yapıldığından 1000 kıta kayacak kütüğünün gönderilen üç boy ölçü üzerine satm alınarak gönderilmesi hakkında", "Eflak voyvodası Aleksandır voyvoda marifetile sevk olunan fıçı tahtaları defter hülasası", "Tersanede demir eritmek için Gemlik Kapu-dağı vesaire kazalardan yaktırılacak funda kömürü hakkında", "İstanbul'da kereste para ettiğinden gemi sahipleri daima kereste yükü alıp odun taşımadıklarından her bir gemi önce ikişer sefer yakacak getirmesine, aksi halde gemi sahibi için ceza verileceğine dair", "Donanma kalyonları için Samako kazasından kesilen sütun ve serenlerden resim alınması hakkında", "Koru olarak saray adına sınırlandırılmış olan mahallerde av yapılmaması ve odun kömür kesip satılmaması hakkında", "İstanbul'da evler ve dükkânlar ahşap pedavra ve ahşap levhalardan yapıldığından yangınlardan çok hasara uğradığından ve bu suretle ev ve dükkânların kârgir yapılması hakkında", "Yazdık, ceviz, fındık, ıhlamur, kızılağaç vesair bıçkıya yarar kereste İstanbul'a getirilmekte iken iznik'te bazıları bu keresteleri Mısır'a giden gemilere vererek sıkıntıya sebep olduklarından bu kerestelerin İstanbul'a gönderilmesi hakkında", "Rençber, çingene, yörük taifesi ormanlardan gemilere yarar ağaçları kesip yoket-tikleri ve urgan yapmak

http://genclikcephesi.blogspot.com

160

makşadile ıhlamurların dallarını kesip soyduklarından menedilmesi ve korucu tayin edildiğine dair", "Tersaneye lüzumlu olan Karaağaç Bolu sancağında Gemişabat ile Düzce arasındaki Karaağaç ormanında olduğundan muhafazası için arz olup.."... Fermanları okuduğumuzda, yüzlerce ayrıntılı bilgi sahibi de oluyoruz, hangi ağacın geminin kıç bodoslamasında kullanıldığı, hangi ağaç türünün dümen yapımında, hangi ormanların ağaçlarının dünya piyasasında meşhur olduklarım öğreniyoruz. 1863 yılında İstanbul'da açılan orman sergisinde, Anadolu'nun tüm meşhur ağaçları sergilenmiş, ancak halk fazla ilgi göstermemiştir, ki, halkımız hâlâ ıslıkla ışıklı bir orman gezintisinin alışkanlığından uzaktır. 326 Ancak, 17. yüzyıldan sonra ormanların yok olduğu düşüncesiyle büyük bir panik yaşanıyor, "yasaklar" sertleşerek konulmaya başlanıyor, İstanbul'a en yakın İznik olduğu için, İstanbul'un ilk elden tükettiği İznik ormanları için, ağır cezalar getirilip, bu ormanlardan tek bir ağaç kesilmemesi isteniyor. Hızar-cı-baltacı devlet birden iyi kalpli acı çeken bir insan oluyor. Ayrıca, odun harcaması fazla olduğu için hamamı çok seven Osmanlı, 17. yüzyılda bir ferman çıkartarak, İstanbul'da artık hamam ve çifte hamam yapılmasını yasaklıyor... Ve büyük yangınlara sebep olduğu için fermanla, ahşap yapımı evler de yasaklanıyor, buna rağmen ahşap ev neden yapılıyor, taşıması ucuz, kerestesi ucuz, taştan yapılmış evler masraflı! Ancak, ahşabı nasıl kovabiliriz, kültürümüzü buza değilse de tahtaya oymuş bir milletiz. Diğer temel bilgimiz, ormanlarımız bölgelerde yok olmadı, hepsi istanbul'a götürülerek bitirildi, bu büyük nadide ormanların siyasiler tarafından baltalık olarak kullanılması, dünden daha hızlı bugün de devam etmektedir. Bizler sökülen ağaçların köklerindeki ruhlara bekçilik yapıyor, bir zamanların büyük ormanlarının armonisini, yaprakların berrak hışırtılarını özlemekteyiz. İlginç bilgilerden biri de herhangi bir ağacı kesene verilen cezanın iki katı "meşe" ağacı kesene veriliyor. Meşenin ayrıcalığı nedir? Türkiye Meşeleri adlı kitapla Palamut Meşesi adlı kitabı okuduğumuzda, Anadolu topraklarında en çok tükettiğimiz, milli kimliğimizle içice girmiş bir ağaç, meşe! Üçyüz-dörtyüz yıl ayakta kalabilen dayanıklı ağaçlar! Hiçbir ağaç bu kadar sevilmedi, dövülmedi, bu kadar hor kullanılmadı. Mesela hangi bölgenin kebabı meşhursa, o bölgenin dağlarında meşe kalmamış demektir. Çünkü meşenin odun kömürü meşhurdur! Ev, köprü, gemi, demiryolu traversleri, vagon, taşıt aracı, su tahkimatları, maden ocakları tahkimatında, telgraf direklerinde meşeyi kullandık. Her işe koşturulan besleme hizmetçiler gibi. Mobilya kalitesi yüksek değildir, yakacak odun olarak kullanılır! 327 Demir, çimento, endüstrideki büyük gelişmeler sonucu artık meşe odununun kullanım alanı kalmamış gibidir, bundan sonra dikeceğimiz meşeler dünyaca meşhur kebaplarımızın lezzetine yarayacak. Çünkü meşe odunu harlayıp birden sönmez, ritmle yanar. Tarih boyu meşenin büyük ününü sağlayan, fındık büyüklüğünde kapsüllü meyvesini saran "pelif'dir. Bu yüzden, Karadeniz'de ve güneyde meşe ağaçlarına "pelit" denir, (palu, pa-ht..). Pelitin içindeki tanen, dericilik sanayinde tarihöncesin-den beri kullanılır. Dericiliğin ana hammaddesidir. Bazı bölgelerde temizlik tozu olarak da kullanılır, yavaş ve uzunca süren ısısından dolayı sobalarda yakılır. Meşeler; akşemeşeler, kırmızı meşeler, herdem yeşil meşeler başlığında üç büyük gruba ayrılır, ancak, alt varyeteleri zengindir: Saplı meşe, Istranca meşesi, İspir meşesi, Macar meşesi, Kuzey Anadolu sapsız meşesi, kasnak meşesi, mazı meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe ve palamut meşesi vb... Anadolu toprağında, insanıyla ve tarihiyle bütünleşmiş olan ünlü meşemiz, işte bu palamut meşesidir. Dünyanın en zengin palamut ormanlarına sahiptik asırlar boyu. Yaşam öyküsü insanımızın acılı öyküsüdür. Yumruk gibi sert ve hüzün dolu. Ve 1960'lı yıllara kadar dünya palamut sanayinde birinciydik. İstiklal Savaşında Yunanlılar'm iç Ege'ye doğru yürüyüşlerinde,

http://genclikcephesi.blogspot.com

161

mazı. kuzey ülkelerinde zafer. olimpiyatlarda dünya birincisi her sporcuya bir de meşe fidanı hediye etmişlerdir. 10. koca imparatorluktan genç bir Cumhuriyet'in yeşerdiğini ifade için kullanılmıştır. dericiliğin tarihidir. İstanbul. İlahi bir fırtınayla nimet saçan bir coğrafya. Ayrıca. Yine aynı yazar. Güney ülkelerinde defne yaprağı. gübre olarak ve hayvanlar için gıda olarak kullanılır. Mısırlılarla aralarında bir ihtilaf yüzünden Bergama'ya papirüs ithal edilemedi. öfkeli. Orta Asya'dan beri dericilikte şöhret yapmış Türkler. Meşeler büyük bir yaşama kudretine sahiptir. Bugün kral mezarlarından bile küflenmiş palamut meşesi tahtaları çıkar. Alman kudret ve kuvvetinin sembolü olarak merasimle meşe ağaçları dikmişlerdir. Mezopotamya. Orta Asya kültürüne kadar uzanır. Palamut meşelerinin tarihi. şöhret ve ikbal sembolüdür. bize o tarihlerde Bergama'da yüksek bir dericilik sanatının mevcut olduğunu gösterir. ceviz ve nar gibi nebati kaynaklı tanenli maddeler bol ölçüde kudretten verilmişti. Borckhard. sakız ağacı. Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin mermer kaidesinin bir yüzüne oyularak resmedilen meşe kütüğünden gelişmiş kuvvetli bir sürgün motifi. Almanlar bu geleneğe uymak suretiyle 1936 Dünya Olimpiyatları nedeniyle Berlin yakınındaki Olimpiyat köyünün ebediliğini. Bergamalılar da bu ihtiyacı pergament ile karşıladılar ve onu krallarına altın taç yapacak kadar kutsadılar. Bu büyük zenginlik. yüzyıldan itibaren Ispanyolar'm da bu deriyi yapmasını taklit ederek öğrendiklerini yazmakta.com 162 .. Tuzla'nın. Palamut meşesinin pelitleri acımtrak lezzetlerine rağmen açlık yıllarında yenir. işlemeli zarif deri pabuçlar imali zengin Şarklılara has olan ve eski tarihi bulunan sanattı. Bu çeşit eşyanın renk ve güzellik alemine ait bilgi. Araplar ve Selçuklular devrinde de Anadolu şehirleri dericilik alanında ön safta bulunuyorlardı. Ispanya'daki 328 329 Cordoba şehrinin adını bu deri türüne borçlu olduğunu kaydetmektedir.bizim yüz yılda tüketeceğimiz meşeleri. çam kabuğu. Bergama bir nevi palamutun öz vatanıdır. söğüt. İzmir ve Halep şehirlerine çok eskiden beri gayet güzel. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki ünlü Bergama tacı da meşe yapraklarından yapılmıştır. Türk dericiliği Anadolu'nun en büyük geçim kaynağı oldu. meşe kabuğu. kuzey ülkelerinde meşe yaprağı zafer ve tacı ve kral ve prensler için meşe dalından şeref taçları yapılmıştır.. Dericiliğin ince bir işçiliğini teşkil eden Pergament'in (parşömend adı buradan gelir) Bergama'da yapılabilmesi. Türkler gayet mükemmel ve zarif deriler işliyorlarlardı. üç-dört ay içinde ısınmak için muhteşem ormanları yok etmişlerdir. somak. taşıdıkları "tanen" maddesi yüzünden. Anadolu topraklarında zengin palamutlarını bulunca da dünya dericiliğinde birinci sınıf işler çıkardılar. bu tarih. Ortaçağı dolduran Bizanslılar. Ayrıca boyacılıkta. ancak. hakiki korduan imal edilen ve bunun ilk defa Araplar vasıtasıyla İspanya'ya götürüldüğünü. dirençli bir irade! Yunan ve Romalı eserlerin süslemelerinde meşe motifleri kullanılmıştır. Lidyalılar gözleri kamaştıran büyük zenginliği. Ezine'nin http://genclikcephesi. palamut. Bu cennet vatana. kestane. ilaç imalinde faydalanılır. kök ve kütükten sürgün verir. Menderes Nehri boyunca. demektedir.blogspot. Biga'nın. Anadolu'nun eşsiz büyüklükteki palamut meşelerini bulunca cennetin derin ilahi sırrına inanır oldular. bize ancak ilk defa Haçlılar Seferleri ile gelebilmiştir. Meşe. çok geç yaşlarda bile. ılgın. palamut ormanlarına ve bunun ihracına borçludur.

Çünkü. Türkiye'yi ayağa kaldıracak muhteşem bir kitap yazmıştır: ORMANIN KARA KİTABI.blogspot. 1800'Iü yıllarda kültürel ve uygarlık sahasında olduğu gibi. Çok geçmeden tarihimizin en acı siyasal felaketiyle karşılaşırız. onu da silmek istiyorlar! Savaşçıdan geçtik. bu http://genclikcephesi. 1986 yılma kadar itfaiye raporlarında hemen her gün yangın çıkan tek yer siteler-mobilyacılardır. palamut meşelerinin gümbürtüsü ülkemizi terk etmek üzeredir. çünkü bu mühendisler. büyük holdinglere sırtını vermemiş. bu kurumun uzun yıllar başında olan şahıs. dünya literatüründe baş sıralarda adı geçen Kastamonu Ormanları. büyük holdinglerin şahsi arazisi. nice eşsiz ve dertli ormanları hâlâ anlatılır! Palamut meşelerinin hiçbir suretle hiç kimseye satılmayıp. vergi ayı marttan önce de yangın çıkmayan dükkân kalmaz. Türkiye'nin dünya çapındaki ormanlarını "devletin ve siyasilerin ve holdinglerin baltalığı" haline getirmiştir. orman bölge müdürlükleri hakkında akla hayale sığmayan skandallardan tek biri gündeme gelmemiştir. Meşhur Mösyö Tass'a yetkiler verilir. Ertuğ-rul Acun. Oysa Demirel. en kara baltası iniyor Anadolu'ya konuşan yok.com 163 . Bugün elde kalan son ormanlar Bolu'nun meşhur Karadere Ormanları. demiryolu şirketinin olacaktır. Ertuğrul Acun'un kitabını görmezden geliyorlar! Ama biz gördük! Dürüst insanların koyu sessizliğini gördüm orada! Bardaktan boşanırcasına pislik içinde laçkalaşan holdingleri gördüm orada! Kardeşlerim Apo'yu İtalya'da aramayın. Fransa'dan orman mühendisleri getirtilir.. Bugün bir belgesel yapılıp bu demiryolunun geçtiği yolların on kilometre sağma. cinayeti daha iyi anlamamız için. Velhasıl kardeşlerim. "Yaprak yakamıza yapıştı" vecizesiyle gösteri yapmaktadır. İki asırdır orman affında dünya rekoru kırmaktayız. Akademik kariyeri tehlikeye giriyor! İçimizde mevzuyu bilen bir adam var. orman okulları açılmaya başlanır. Zenginlerin. Dr. ormanlarda değil. Türkiye'de ilk bilimsel orman çalışmaları başlatılır. Kaçak getirtilen tomrukların yangınlarıdır. holdinglerin ormanları nasıl talan ettiklerini. Türkiye'nin en esrarengiz kurumu ORÜS'tür. para yememiş. Apo. soluna iyice bakmamız lazım. yakasına yapıştırılan amblem yaprağı işaret ederek. çünkü. ormanların bu "bilinçle" kurtarılacağı palavrasına tüm aydın ve okumuş sınıfını da ortak etmiştir. sadece İstanbul'a gönderilmesi çıkartılan ferman ve yasaklarla düzenlenmiştir. Türkiye'nin gerçek orman yangınları. ORÜS. Demirel'in kardeşidir. on kilometre etrafındaki tüm ağaçlar. arpalığı olmak yolunda.). gerçek yangınlar. orman yangınlarının suçunu. orman müfettişleri. hayatı tertemiz bir dürüstlük ve çalışkanlıkla geçen Prof. Menderes iktidarında şaha kalktı. Anadolu topraklarında ormanlar konusunda büyük bir panik çıkar. haritalarım çıkartmışlardır. Tüm basın onların elinde. bu yüzden köşe yazarları onu tanımaz. demiryolunun geçtiği tüm yollarda. madenler. Orman Bakanhğı'nda. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan büyük aflar. Anadolu topraklarının eşsiz ormanlarını gayet iyi öğrenmiş. Andlaşma-ya ve Fransız ormancıların raporlarına göre. basınımız. Bu kurum hakkında yine basınımızda tek bir cümle duymadınız. (Orüs: Orman Ürünleri Sanayi. duygusuz ve ruhsuz bir gösteriye dönüşen Tema Vakfı toplantısında alkışlar ve yaşa sesleri arasında... ağıt dökecek bir 331 masum bilimadamımıza bile geçit yok. şimdi önümüzde Bağdat Demiryolu Andlaşması vardır. Tanzimat'la büyük bir orman nizamnamesi hazırlanır. Yüzyılların en büyük. mobilyacı sitelerindedir. bir ucundan yetişebildiği kadar tutup anlatıyor: Türkiye'nin en yoksul profesörlerinden Ertuğ-rul Acun. on yıl içinde her yıl af 330 çıkartıldı. Ormanların gürültüsü şarlatanları boğacaktır! İşte. orman köylüsünün ve ormanda piknik yapan cahil halkın üstüne atarak.Kaz-dağı'nm vb. Basınımızda. holdinglere sırtını vermiş çevre vakıfları da onu mahkemeye veriyor. ilk orman kitapları çevrilir.

bir orman köylüsü olsam. palamut meşelerinin altında bekleyecek. . eski güzel günler gibi. o kadar iyi kalpli.. her hükümetin düştüğünün ertesi günü. 83'ten sonra her hükümet düştüğünde başıma gelir. bir haber http://genclikcephesi. yoksul kuşların aygırlaşmasmı.. yarın daha ne mesajlar isteyecek. yani açlıklar çektik. insanoğlunun karalarda yaşayan son temsilcileri gibiydik. telefon dinliyormuş. kartal pençelerimizle parçalayacak efsanevi nefretler sahibiydik. hem Ortadoğu'yu idare etmek. deve kafasını. arkalarından bir günden bir gün bir para. bütün faaliyetleri. elli yıldır . aygırların ibneleşmesini anlatır. kuyruklu yıldızlar kadar güzel. Ege'de yangın. "Sorma?". gidin ve doyun. sonra Mossad. şimdilik sekiz yıllık eğitim. ama Mossad. yabani bir öküz gibi sandalyeye sığmadı. şairlerin şairi akşam kızıllığında sizi orada. Güneri Cıvaoğlu röportajları hatırlayın. vermiyorum para ulan. dağlarımızı büyük devasa kartal gölgeleri gibi saran kapkara ormanlarımız onların "baltalık"ı olmayacak! Kardeşlerim. sonra bizi birbirimize kırdırdı. mutlu muyuz bu şehirde. yüzyıldır denizaltılarımızla ilgili bir haber duydunuz mu. tozlu taşra kasabalarından gelmişlerdi. benim altm bir tacım var: ben soymadım.. Sementa gibi burnumu oynatıp dondursam etrafı. kızılcam gibi. hem derin devlet denizaltıları sevmez.. içten içe kendince yanarlar. yolunu kaybedenler önce kinini kaybeder. ağladık.. ama her şeye. uzun ince kızı süzüyorum. ne yer ne içer bu denizaltılar. balici çocuklar para istiyor. ilk defa yeni bir tişört bir kot çekip düşerler Kızılay'a. niye milyar dolarları kobralara yatırıyoruz. neden denizaltı almıyoruz. diyor. ah neler dönüyormuş. komşu ülkelerin limanlarını ziyaret etmek. gazetenin manşetinde polisler casusmuş. Hasan. kupkuru bir tenden daha güzel ne vardır. CIA'yı bu sevdadan vazgeçiririm. hikâyemizden çıkarılmıştır! Anlatacağım hikâye. yolda bir siyasi görsek. üşenmedim okudum dergilerini. Üniversiteden. vücutları acı ve zevkli bir reçine sızdırır. sizden iyi olmasın.. hükümet düştü.blogspot. elimde gazete.ötü arka koltuk görmüş herkes suçludur! İşte kardeşlerim. çok kilo almışsın. Kardeşlerim. yemyeşil otlarla örtülü toprak onların pis leşlerini içine almayacak. CIA-Mossad kavgası mı. ordu-polis kavgası mı. güneş ne kadar yaprak görürse o kadar ışık olur. onurlu. uzun yıllar. elimde gazete. ben yemedim.holdinglerin içinde. ordu polis kavgası. tişörtü çekip geldi..ötümüzü verdiğimiz C1A gidiyor. hadi hayırlısı tellak devlet olduk. hiç terlemez bu türler. saldırsam kızılçamlara. saf bir çocuktu ki.. tırnaklarından dudaklarına.ölçümüz Mossad geliyor. "Sorma?". çıplak tepelerin üstünde süzülecek tek bir soylu yaprak. yıllarca ünlü düşün ve sanat adamlarımıza birlikte küfrettik. canım arkadaşlarımdan Hasan. Ortadoğu topraklarında çember sakallı şeriatçı görmek istemedi. Çok hüzünlü hikâyedir. soylu dal arası bulamıyor. hikâyeden sayılmaz.. "Bir battaniyenin altına üç kişi sığardık Hasan!". mutlu musun güzel kız. parlak. Manavgat Şelalesi'nin suyunu istiyor ki. "sorma?". burası da devlet sırrıdır. bir kurt gibi atlasam kızılcamın üstüne. 333 Müslümanlar abdest alacak su bulamasın. Ve orman Tanrının şair olduğu yerdir. . CIA'nm istediği Müslümanlar kanalıyla hem Orta Asya'yı. ekranlarda her gün size sesleniyor! Akşamların kızıllığı arkadaşsız kalıyor. 332 Bakanlıklar Kızılay Birazdan TV'de maç başlayacak. lütfen herkes gözünü kapatsın. dürüst bilimadamlarının hayatları pahasına yazdığı kitaplar da arkadaş bulamıyor! Onların zenginliği ve zaferleri boktandır! Televizyondan başka bir şey seyre-demeyen mini mini yavruları kandırırlar ancak! Ziyafetleri çok kısa sürecektir! Kestikleri ormanların büyük gövdeleri altında can verecekler. Hasan. Mossad modası Duygu Asena. dergiden arkadaşım olurlar. "Oğlum sen pis Fenerli değil misin?". yan sayfada Egeli bir manken. böyleyken böyle! En merhametsizleriniz bile hak vereceksiniz bana.com 164 . ruhumuzun anlatılamaz.. başbakanlıkta görev alan arkadaşlarını. o büyük ustasının ormanda ne kadar derin bir yalnızlık içinde olduğunu görün.

Bu şehirde çok mutsuzum. "Oğlum ben bunları burada sana söylemiyorum.. "Tamam oğlum. çok kıllıdırlar. buraya kadar gelmiş... "İnsan bir uğrardı be Nihat?". Ayıp mı ediyorum. Benim küfredebilmem için. insan bir not bırakır.öt oğlanının. birkaç tur mezarlıkta.. çanak yalayıcısı olsun. yüzbin satan bir dergide aynen yazıyorum. ". önemli görevlere gelirsiniz. o anlamsız turlarken. Akçaabat köftesiyle meşhur. ben gidiyorum. Fener iki gol yedi Cimbomdan. kırk tane sekreter!".ötü tıraşlarıdır. yani hükümet kurulma safhalarında görünmez olurlar. denizlerin dere kenarlarına dönüşüverir. uzun pek afet bir kız geçiyor önümüzden.iktiret o bakandan midem bulanıyor zaten".com 165 .. her hafta maliyeye vergimizi veriyoruz. birine yanaşırsınız.. dönüp yanımdakine.. " kiyim Fener'ini. analarını. dur bir fıkra anlatayım. belki de sırf bunun için gelmiştir.. bak şu ekrandaki benim arkadaşım olur diyemem.. birkaç yıl içinde Kastamonu odunu gibi güçlenir. önemli toplantılarda görürüm onları. birlikte yarım saat http://genclikcephesi.. katrandan daha kara alev püsküren gözleri yoruldukça Hasan'm elmaslaşırdı. bir adam olup.gelmedi peşlerinden. davul mezhebidir. memleketin kırk bin meselesi var" ve bu karizma tik girişle. Maç bitmeden çıktık kahveden. yakından tanı.. ben ne bok yerim!. ortalıktan kaybolduktan. önemli görüşmelerini anlatmaya başladı.. dedikodular akşam telefonlarında gelmeye başlar. dediğinde film koptu. patlıcan reçeli yeni yüzlerine zor alışırım. Fener umurumda değil. yarı fare. bilmem nerede yönetime girmiş. Geri döndü. Hasan işte tam da oradaymış. ne büyük projeler hazırlamış. havanız olur. ölü odalarında kırkbir kere maşallah sarışın sekreterler. bilmeden yolumuz mezarlığa düşerdi.. o kadar zor alışırım ki. manşetlerdeki olaylar ve adamlarla. Umurumda değil. bulanık. cin-leriyle! Yirmi yıl öncesine kadar bir trafik levhası vardı: Dikkat Cin Çıkar!. ekmek parasına başlar. ne büyük kararlar almış. ya da reklam şirketinde partilerin kuyruklarında küçük işler bulurlar.. espri güme gitti. ağlayacak gibi oldum. ama Fener'dir. Hasanlar'ın gönülleri çok derin ama tek kusurları. Oysa Fener en nefret ettiğim takımdır. "Oğlum. eliyle dizime vurup. çiçek tozları kadar küçük umutları yok iken. İki ayrı tür iki hayvan gibi yan yana oturduk. "Neyse. Bizim televizyondan izlerken ödümüzün koptuğu o olaylar var ya. dedi ya. İlk şaşırdığım kolları uzun ceketleri ve şempanze . dışarıdan rjyle görünüyor". "Yüz tane yesinler umurumda değil" dedi. kaslanırlar! Enseleri kimsenin ısıramayacağı kadar güçlendikçe. sarılık mikrobu kapmış.. "Öyle deme be Nihat. kin dolardı..X "Nesini tanıyayım lan o . tetikçi olsun. . akıllar vermiş. yarı kuzu. Cin çıkar dediğimde cep telefonu çaldı. Ne köpekliğini yaptığı partiye gocundum. Kiralık katil olsun. Yoksul kuşların bu kadar yiyebileceğine inanmazdım. gençliğimiz bir "kin" ziyafetiydi. ne iki yılda aldığı paralara. şehrin sokaklarında aç ve hararetli konuşmalar biter. "Oğlum sen Fenerli değil miydin?". "Ne kızdı?" diyor. sen de seversin.iktiret oğlum. iki gol yediniz dedim. babamın köyü Hacevera. sonra işte böyle. hadi eyvallah!".blogspot. "Bak Hasan. çünkü artık. çalıştıkça köpekleşirler. bu bir tencere. ben araba çıkartır seni aldırtırdım". Ve sonra araştırma görevlisi olurlar. Hasan kıza takılıyor. gazetelerde. Dışarı çıktı konuşmak için. "Çok yoğunsunuz. her akşam ekranda gördüğüm yetmiyor mu". "Yok yahu. Ah benim kardeşlerim. benim kızılcama benziyor. bakanlıklar bir köpekler cehennemidir. birinin Fenerli olması lazım. olsun. utanırım. o kadar işin arasında". Hamsiköy sütlacıy-la. "Ağzın çok bozuk be Nihat?". ama Fener'den vazgeçerse. çok havası varmış. Bir yığın polis müdürü! İnce. gözleri.... ekranlarda. Ve artık hiçbirimizin arslanlar gibi sesi çıkmaz.". buraya kadar gel335 diğine göre bir gönül mıknatısı var.. hatta o fikri de o söylemiş.. tek başıma küfredi334 yorum. başbakanın tam arkasmdaymış. bil bakalım neyiyle meşhur.

düşünce yasaları gibi... Hasan bir mafya çakalı mı. olup biteni seyreden bizler miyiz çakal. Mossad bunu nasıl başaracak. kuryelik yapıyor. bakalım başımıza hangi çorabı örecek. üçüncü gol olmalı. dediğim yerde. Ruslar'ın önünü kes.com 166 . milyonlarca çırak çocuğun yüzü- 336 337 ne kimsenin bakmadığı bugünlerde. paranın ve politikanın hard seksini yapıyor... Peki Mossad üstünlük sağlarsa neler olur. insan haklan gibi kavramları yaşgünü pastasına çeviren yazılarla ne istiyoruz bu insanlardan. diyor ve alıp orduyu geri dönüyor. Evliya Çelebi gibi. ikincisi. Sinirlenerek: "Geçmişini . hem kayınbiraderlerini. saatlerce bu ülkede sadece ajanlardan ve uzun boylu kızılcam kızlardan sözediyoruz. iktiret bu sahtekâr konuşmaları. Saraydan cephelere mektup taşıyor. ülkemizdeki lâik-şeriat gerginliğini yöneten. iki koca: CIA ve Mossad! Tarihinin en büyük enflasyonu ve zamlarının yaşandığı.. bu kadar yer olur mu. Ve. birinciler ulufe. çünkü Hasan yalatmıyor. yoksa. köleler geliyor. İmam Hatip kavgası bittiğinde Türkiye-Suriye savaşı başlayacak. yüzünü tatlandıran sert görüşme yapmasına. "İsrail neden güvenmedi bu karıya. yola çıkar. O halde milliyetçilerin başına yine Türkeş mi gelecek. kaşır. O da Osmanlı'nın casusu. yani. af. Hasan'm silahı.. Karı İsrail'e kadar gitti.. Çelebi'nin uzun gezilerine taşıdığı cariyeler. yarın neleri savunacağız. bir insan.kızı konuşuyoruz. biz.. Sivas'tan Uğur Mumcu'ya kadar uzanan tüm yolları bombalarıyla süsleyen Mossad. uzun bir yolculukta hâlâ büyük adamlar görüyorsa. ırkçılığın önünü açar. ikna edemedi.. Kürtleri kazımak için İsrail işbirliğine bazı İslamcı aydınlar dahi sevinmişti.... sivil kurumlar oyuncaklaştırılmış. Erzurum'a yürü.. Ey halkı.ik-tiğimin padişahı. 83'ten beri. Hasan birkaç gün daha iktidarda kalsaydı. olup biteni anlatan bir yazarımız. demokrasiyi savunan körler! Ey insan hakları.. o hiç yürümemiş demektir. partiler kilitlenmiş.. Çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kişiliğini. Trabzon'da bir laz paşaya saraydan telgraf gidiyor. Hasan yine anlamsız voltalar atıp saldırgan bir konuşma yaptı. Mossad'm tek müsaade edeceği şey Türkçülük! Arap düşmanlığı! Mossad'ın kapılarını ulu başbuğumuz mu açtı... Paşa orduyu alır. bahşiş için padişah eteği öpmeye devam ediyor.. Batılılar'm sahte hobileriyle gönül eğlendirenler! Ekmeği bölüşmek derdi olmayanların iki gerçeği kaldı.. Aklıma Evliya Çelebi geldi. Sert bir rüzgâr yüzümde patlayarak zehir saçtı. Hayatımız. Bir rüya şov. ordunu al. Cosmopolitan dergisi onu da yılın seksi erkeği seçerdi.. gibi politik dostlarını düşündüm. işçi liderleri susturulmuş. hem kardeşlerini kendisi geçindiriyor.blogspot. iki tür yazarımız olmuş. İmam Hatip kavgasını açık alınla temizledikten sonra." Ya bırak Hasan. bu kadar toprak. Ah benim dalkavuk gazeteci kardeşlerim. Kendine zengin süsü verip eşkıyalardan koruyor ve aklıma birden. Hasan'ın kirli serveti daha delikanlıca görünüyor. Amerika'dan http://genclikcephesi. demokratlar medya ve İsrail'in yılışık köpeği olmuş! Bir gol sesi.. yavaş yavaş 007 James Bond filmine dönüyor.. bir çocuk kahkahası patlattım. Geçmişini. TV'lerin ve gazetelerin reklamıyla kendilerini var eden yazarları düşündükçe. Birinci Dünya Savaşı'nda.. hocayla ortaklığına neden dayanamadı.. Hiç değilse yılışık bir köpek değil. bu ülkede.. yine cep telefonu çaldı.. Türkiye'de Müslümanların ağzına sıçacağı kesin.. bu topraklar bize İsrail'den. yoksa devletimiz mi çakallarla yaşıyor. Zigana'dan Gümüşhane'ye girer ve yorulur. git git bitmiyor". cep telefonu.... Hasan'ın annesi sekiz yıldan beri hastanelerden çıkmıyor. kendime getirdi beni. sana bir fıkra anlatayım. ama şimdi Perinçek'le aynı çizgiye. lüks araba sahibi olmasından gurur duyuyorum gibi bir hisse kapıldım.

Marx da "iktisadi bölüşümün" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. "Bak Hasan. kıyamet ne zaman kopacak. bir namussuz. derin bir kuyuya taş atar gibi. memlekete öğretmen gidecektim. müziği. kıyameti kendisi göremeden öldü. bari ilk taşı. ben bu kelimeleri Mehmet Akif'ten. güzel koku. bu sanatları hayatın en soylu amacı olarak ortaya koymuştur.. Ben okulu bitirip. ekmek parası. insan ruhunu sarhoş.. Mustafa Kemal gibi başınız dik. Bu canavarlar yeryüzünün en büyük gücü de olsa. çok pahalıya mal olacak vicdanınız.. Onbinyıldan beri çok şey değişti ve bilim ilerledikçe insanoğlu kendini var eden temel duygulardan uzaklaşıyor. "He var. eyaletimiz bile olamamış bir avuç halk. içinizde günahsız olanınız atsın!. Nasıl anlatırım yaşadığım o büyük facia gibi yenilgiyi. kadifesi dökülmüş.. evladım ben görmeyeceğim o günü. vicdanınıza geri dönün! Biliyorum. Freud da "sağlıklı insanı" göstermek için yine ilkel toplumu işaret eder. Yavuz'un divanı var mıydı gibi bir laf geçiyor.. şarap. "Bu puştların yanında ne arıyorsun?. cesetlerimizi toplamak için tek bir vicdan sahibi kalsın. insan haklarını bize öğreten bu canavarlar! Hiç değilse içimizde. http://genclikcephesi. ve şeyh bu sözlerden birkaç yıl sonra vefat etmiş. önümü kesip. "Konfor" adı altında zangır zangır titreyen bir keyfi. "toplumsal sözleşmenin" en ideal biçimi olarak ilkel toplumu. gel sana bir fıkra anlatayım. Dedim. Şarlatan soytarı yazar kardeşlerim. Yazar şöyle yazıyor: "Çok mübarek bir şeyhdi.. dans. Avrupa! Irak'ta bir gecede yüzelli-bin kişi naklen yayında öldürülürken seyrettiler... Sıfırdan. 338 339 Türkiye Sığırlarının Pazarlama Teknikleri Büyük Fransız düşünürü Rousseau. giysiyi.. aynen olmuş. ilk kerameti çıktı. tek bir temiz vicdan karşısında çaresiz kalırlar. fedakârlığa artık "aptallık" gözüyle baktığımı." Hasan'm kahkahasının tam ortasında. Ben küçükken sanıyordum ki.. fedakârdır diye beni tanıştıran sensin" dedi..iktiret Hasan.. Bir zaman önce bir ağabeyim şeyhi ziyarete gitti. güzel kokuyu. Hasan. şarabı. bizler tepelerde yakılıp şehit olurken yine sesini çıkartmayacak. "Aklın varsa. kal... Trabzon'da arkadaşlar Yavuz'la ilgili bir kitaba bakmak için kütüphaneye gidiyor. Hasan: "Söyle Nihat. ateşten sonra insanoğlunu mutlu eden. bizim dergiden Vedat alıntıladı Akit gazetesinden. demedinmi. Yavuz'la ilgili konuşurken.com 167 . Ama gördüm ki. vatanın var! Aklın yoksa vatanın yok!"." Cevabı kestiriyorum.. Nâzım Hikmet'ten öğrendim. . anladım ki". senin ateş gibi katran gibi gözlerin var. müzede gördüm. ama sen göreceksin. Dedi ki şeyhe. Şeyh efendi de. çok keramet sahibiydi.. Artık sağanak yağmurlar yağmıyor ve keyif-konfor insan ruhuna kezzap gibi dökülüyor! Rönesans'la başlayan Avrupa zenginliği. Kütüphaneci de dinliyor konuşmaları. av.. bir milyon dürüst adamı kullanıp. İsa mı söylüyordu. sordum.. Ya.miras kalmadı. Yazar da yazısını şöyle bağlıyor: Gördünüz mü. Gerçekten ademden önce. avı. bir ayağı kırık!. bugün hepimizin vicdanım dolarla-rıyla satın alıyor! Bir küçük vatanımız olsun istiyorsak. dürüst fedakâr insanlar olunca her şey tamam olur.. yeniden inşaat çok zor! Bu zorluğun korkusuyla. caniliğe sürüklüyor! Nasıl anlatırım Hasan'a dürüstlüğe... soylu kılan şey nedir? Müzik. ben o divanı gördüm. oyunu insan ruhuna en yakın soylu sanatlar içine sokmuş. fahişe taşlanırken. ağzının içinde geveleme..." Sıkı dur bir güzel fıkra daha var...blogspot. söyle!". Hasan: "Yirmi yıl önce bu adamlar dürüsttür. oyun. kuşkucu ve deli olun! Bosna yakılırken sesini çıkartmadı İsrail... var. makineli tüfeğin seri atışı gibi yaşamak istiyor..

Latinler ölüme gönüllü yürüyen sırılsıklam kan içinde gladyatörleriyle tanıştı. kitlelerin kan. Ama nasılsa soyluların ipeksi giysilerine kusmuk lekeleri bulaşmıştı. demokrasi.com 168 . o kadar meze var ki. Sahilde bir tur atmak yetmedi. müziğin yanında güzel konuşan insanlara da tutkuyla bağlandı. bir başkasının kanı üzerine mutlu olamazsınız diyen kitleler için ölüm şart oldu. İlkel toplumun ağıtları. Yunan'da dansların en güzeli güzel konuşmak. sofrada yemek yiyemiyoruz. şövalyelik de bir savaş sanatı soylu insanî değerler arasında yerini aldı. çoktan insanoğlunun çaresizliğini. Yüksek dağlar gibi iyi bir meslekti. der). sırtlarını verdikleri İtalya yarımadasında Latinler Roma'yı çoktan inşa etmişti. Ancak. Burjuva da benim gibi düşünüp bu sanatlar etrafında yüzlerce kulüp kurmuş. Küçükken komşudan komşuya çamaşır teli gerer oynardık. cinayet izleme çılgınlıkları tartışılıyor. http://genclikcephesi. Televizyonun hipno-tik etkisi. zenginlik için de "savaş" gerekiyordu. tüm zevkler inceleniyordu (hatta bir Yunan tarihçi. soylu tutkuları için yeryüzü ırklarını ve madenlerini toptan yağma edip. bu sanatları korumak için büyük eleştirmenler yetiştirmiştir.. kökünden yoketti. Sömürü düzeni değişmedi. tüm giderleri belediye. bu soylu zevkler için "zenginlik". etrafına topladığı gençlere ahlâk. Oysa Latinler Yunan'la aynı adreste oturuyorlar. felsefe. her şeyi açıklamak mümkün ama. acısını sorgulayan büyük tragedyalara. Ardında aydınlara oynayacakları birey. şiirin ve tiyatronun kızgın. ancak. eğitim. Artık insanoğlu en güzel kadından daha güzel "dil"i bulmuştu. Felsefe güzel konuşma sanatıdır. Fransız lhtilali'nden Sovyetler'in çöküşüne kadar uğrunda milyonlarca insanm-aydınm kan döktüğü soru "sömürü" idi. güzel konuşuyor diye bir insan toplumun en soylu kişisi oluveriyordu. erdem dersleri veriyor. tragedya ve dramı asla sevmiyorlardı. büyük sanatlar doğuyordu. Bugün bir milyar insan köle dahi değil.blogspot. işçi. sosyal haklar gibi bir sürü laga luga kelime bıraktılar.Neyse. mutluluğu bu kadar abartmamak gerekir. oysa bu cennet dünyamıza bir dolar imparatorluğu hakim. şiir. emek. şimdi de "medya" sorgulanıyor. tiyatroda tüm çağları etkisi altına alan büyük eserler ortaya çıkıyordu. Mimari. son ikiyüzyıl sömürü ne kadar sorgu-lanmışsa. Sırf etkili. Ancak Yunan'dan beri insanoğlu bir şey daha öğrendi: Felsefe. hikmetli sözler gittikçe mantığa açılan ve soru sordukça gelişen bir "dil". sağlık. Ve ne çabuk bu küçük site devletlerinin filozofları yorgun bir kuşa dönüştüler. artık aydınlar "sömürü" konuşmuyor. şimdi de internete bağlanmış oynuyorlar. incir ağaçlarının gölgesinde toplumun en saygıdeğer insanları yapıverdi. sonra kibrit kutusuna ip bağlar.. sırf zengin olmak ve gösterişli bir hayat yaşamak da insan ruhunun büyük tutkuları arasında yerini aldı. dramlara dönüşmüştü. Etkileyici. erdemli bir insan olmaksa. sıcak dilini çok iyi tanıyorlardı. üretimin mahiyeti değişti. Ve felsefe ilk derin soluğunu Sokrat'la 340 341 alıyordu. giyecek dahil günde bir dolarla yaşıyorlar. düzgün konuşma çıplak ayakla ders veren "öğretmenleri".. Yunan tanrıları tehlikeye giriyordu ve sonra tanrılarımızı elimizden alıyor diye öldürdüler Sokrat'ı. dostlarıyla şarap içip efkâr dağıtmak yetmedi. yiyecek. Köpekbalıklarıyla dolu son ikiyüzyılda savaşı kapitalizm kazandı. Ve Tanrı'yı tiyatro sahnesine çıkardılar. insanoğlu şarabın. günümüzde berberler derneğine üye olarak da mutlu olabiliriz. Ve artık moda değişti..

birbirlerini güzel sözlerle. Hortensius adlı ünlü bir avukat. dünya siyaset tarihinin en üçkâğıtçı. fakat iştirak olunmayan elemlere uzaktan şahit olmak daima zevkli olduğu için seyrederiz" bugünkü psikiyatrların söyleyebileceği bir düşünce. Mübalağa sanatını. canlı". Bu büyük hatipler yüz binlerce sayfa eser verdi. sloganvari. utanma bilmez ölçüsüz bir adamdı". vecize dolu konuşmalarıyla tarihin üstümde en çok konuştuğu insanlar oldular. insan ruhunu alev alev meşaleler gibi yakan müthiş heyecanlı bir oyun bulmuştu: Hitabet! Felsefenin. üstün bir dil kullanır. Romalılar. kanlı. Roma'da hatiplik. sakin. kıskançlık. vatan sevgisi. Danton. "ıslah edilmez. çiçekler. bir savunmasında o kadar şiddet göstermiştir ki. kazanan büyük soylu unvanlar alırdı. hayatımda hiç kitap okumadığım çocukluk yıllarında Cicero'yu mutlaka takvim yapraklarında görürdüm. Hitabet şerefler mesleği idi. neden. doyumsuz mecazları çok iyi işler. fırtınalar. sert yapraklı. sert. kasırgalar estiriyor. ıstırabı. emir cümleleri fazladır. beyne sıkılan kurşunu. Roma kralı Sezar da büyük hatipti. geniş gölgeli ağaçların altında felsefenin en azgm damarına ulaşmışlardı: Nutuk! Yunan'm filozofları meşhursa. Ancak. Hitabetin gizli dili ise. tılsımlı kelimeleri. bugünün atışan saz şairleri gibi sahneye çıkar. ya da isyanların önüne geçip bir nutukla kitleleri sakin-leştiriyorlar. Roma'mn da hatipleri. Çünkü Roma. buna ne halk. etkileme ustasıydı. cinsellik. Mirabeau. insanoğlunun çaresizliğini anlatan eserleri sevmiyordu. ateşli. kuşların kanatlarını. yenmeye çalışırlardı. Propagandist bilincimizi çarpan kelimeleri bilir. göğsündeki damarlardan biri koparak. Kitleleri sarhoş edip coşturan bu isimler arasındaki tartışmalara olan hayranlık henüz bitmemiştir. tenha. kelimelerle krallar deviriyor. Rönesans aydınları. açlık.Yunan'a övgüler düzdükleri halde. renkli yağmurlar gibi zevkten uçurdular. "ateşli. Propagandistin dili emir-komuta gibi çalışır. kaybeden gözden düşer. Değişen neydi? Romalılar neden tiyatroyu. kısa. Bu insanlar. içinde çok "tekrar" vardır. Roma'mn ünlü hatiplerinden Lucrece'nin şu sözü: "Başkasının felaketi zevk verdiği için değil. heyecanlı ve hikmet. "ey" gibi nidalarla yeri göğü sarsan bir dolgunlukla söyler. onbinlercesi bugüne kadar geldi. "Dil". Öfkeli. avukatlığı inşa etmiştir. ne de aşık olduğu kadınlar karşı koyabiliyordu. Ve filozof insanlardı. tarihin en büyük avukatları Roma'daydı: Etkileyici. kalbe sokulan hançeri. dalaveracı adamı olan Mirabeau "aşırılığın ta kendisi". kitleleri galeyana getiren bir propaganda aracı haline gelmiş. ağır. vurucu. Mesela. En ünlüsü Cicero'dur. ihtilal Fransası'nm en azgm üç adamıdır. öyle büyüleme ve yalan söyleme kudretine sahipti ki. isyan çıkartıyorlar. etsiz-kemiksiz dili hoşlarına gitmiyordu. Romalı hatiplerin heyecanlı konuşmalarıyla insanların hayvanlara parçalattırılmasmı seyreden Romalıların ruhu arasında etkileşim neydi? Geçelim Fransız ihtilaline. bizim de cumhuriyet aydınlarımız bu insanların sözlerinden bahsetmeden yazı yazamazlardı. dilleriyle barut fıçısını ateşliyor. Ve propagandist. hitabet ustalarının atışmalarını krallar. savunmayı. öyle se342 verdi ki. Romalı hatipleri tanrı gibi gören onlara en çok özenen aydınlar Robespierre. etkili. hayranlıkla zevk aldığımız cümlelerle ifade eder. her ne ise konu. hatta kendisi oluvermişti. 343 Jakoben aydınların her biri konuşma. http://genclikcephesi. kırkbin kişilik arenalar inşa edip beşyüz aç arslana insanları parçalattırdılar. "bambaşka çapta bir adam". halk. mesela.com 169 . Propaganda dili. bugünkü mahkemeyi. Sahneye çıkan hatipler güzel ve hikmetli ve ateşli sözlerle kalabalıkları alev saçan.blogspot. tragedyayı sevmiyordu. ölmüştür.

15 yıl her gün okul önünde aynı marşı söylemekte.. Ve Cumhuriyet kuşağı. Arada bir http://genclikcephesi. içimizdeki fikir. yirmi bin kez "konuşma-sus" ikazına maruz kalmakta.. yavaş yavaş bir insanlık suçu haline gelmekte. oyunu. başkalarıyla dalga geçenlere tapıyorlardı. mesela Hit-ler vatan sevgisini gösteriyordu.. ja-koben aydınlar gibi "ey" nidalı sert üsluplar kullanıyor. yani emir-komutayla değil. her zaman üstte kalanı. yirmi yıldır bilinçli olarak aynı sözleri hiç değiştirmeden milyonlarca kez tekrarlanıyor? Beyin yıkama bu. taşlama üzerine kurmuşlardı. güzel kokuyu. Ve tüm bu insanlar Roma'nm arenasında. 15 yıl öğretmenini sırasında izlediği gibi tüm bu cinayetleri. küçük düşeni bir daha düşürecekler. Propagandistin konuşmasında kimse araya giremez. Zaten bunu arzulayan da kalmamıştır. Eleştirel mizahı sevmiyorlardı. müziği. "telkinle" malımızı satalım "telkinle" vatan sevgisi aşılayalım. bu gazetelerin milyon satması gerekiyor. heyecan. bütünüyle başkasıyla dalga geçme. bu üç şehirde de hitabet dışında en çok tutulan sanat: Hiciv. Bir öğrenci 15 yıllık öğrenim hayatı boyunca. Namık Kemal'in. manâ. Zırva ve cızırtıdan telkini 345 dahi başaramıyor bir işkence metodu uyguluyor bu sığırlar. Yalnız mizah sanalını. kendisiyle de dalga geçebilen eleştirel mizahı sevmiyor. Hitabetlerin kısa. kısa. aşağılama. Bu çocuğun. her akşam televizyonda ve yıllar boyu durmaksızın.com 170 . Sokrat konuşmasını sürdürmesi için başkalarının soru sorması gerekiyordu. Artık "telkin" insan beynine yapılan bu en büyük komplo.. eğlenceyi. Geceyarılarınm en uzak dağları gibi. Hitler'in Berlin'inde olduğu gibi. parçalanması. Bugün "Omo-reklamı".. Kitleler. yazımın başından beri telkin konusunda söylediklerim doğruysa. ne varsa büyük bir fırtınayla ayağa kaldırır. neşeyi. bir saatlik konuşmayla hayatımızı silkeleyip çırpar. Oysa. Propagandist. Bu dili ilk çözen Göbels'dir. Paris. roman.. sinema. çöküşü. hikâye. gece yarılarının en uzak dağları gibi sessizce izleyecektir. şarabı. bir saati aşkın bas bas bağırıyorlar. küçük düşürmek konusunda zevkli bir kinaye dili kullanır. iğdiş edilmiştir. mesela adam omo satıyor. Hitler'in propaganda bakanı. karşısında onu dinlersiniz. gazete patronları Türkiye'nin en kaliteli sığırlarım pazarlamak için. Bir başkasının yıkımı. parazit.. Hepsi bu. birbirlerinin mezarlarına işediler. Sokrat'a. bu satırların yazarı. neden satmıyorlar? Çünkü en kuru gürültü telkinin bile oturduğu bir kötü "değer" vardır. çalışmayı öğrenebilmesi imkânsız hale gelmiştir. tüm insanî duygulardan kovulmuş. "hayal" ve düşünceyle öğrenebilecekleri şeyler onlara "yorucu" gelmektedir. vurucu tonlamaları "emir-komuta" gibi çalışıyor. Berlin.blogspot. etkili konuşmalarıyla Fransız halkının giyotin çılgınlığı arasında bağ var mı? Hitler'in konuşmalarıyla Yahudi soykırımı arasında ilişki var mı? Artık bilim bunu söylüyor: Telkin!.. duyuş. yüzlerinde bir sivilce çıkmış kadar ilgilendirmiyor. kurbağa seslerle "telkin" işe yaramıyor. Mesela. dostluğu. Fransız Ihtilali'nde. 344 15 yıl tek bir soru sormadan mezun olan çocuk. Örnek olsun diye verdiğim Roma. reklamlar Ve çocuk yayınlarına sınırlamalar Batı'da başlamıştır. aynen eleştirdiği Romalı hatipler. tiyatro. ama bu sığırların kullandığı kelimeler sümkürmeğe bile yaramıyor! Şekilsiz. (Eğer. hatta ona zorluyordu. galibi alkışlayacaklardır.Karşı tarafı aşağılamak. etkili.. Ölü götüne şaplak atan mizahı onlar üretti. Mehmet Emin Yurdakul'un "Ey vatan" gibi nidalarıyla. radyosuyla bu etkileyici dili olağanüstü kullanmıştır. hamasi nutuklarıyla dolu. Jakobenlerin kısa. başa dönelim.

okulun konferans salonunda. denilemiyor. Yahya Kemal. Kendimizi araya sokacağız! Acının ve merhametin zihni-mizdeki geniş yeri. hak. sanayi mi" ya da "Toplum kalkınmasında eğitim mi önemli. denizin tuzlu suyunu içerek bitireceklerini sanıyorlar. "Canım. Amerikan sinemasıyla dünden. Yahya Kemal'in Türk vatanı aruzla yazılamıyor diye latife etmesi çok acı bir şakadır. bu "soyut güzellemelerden".. "Aruzla Anadolu yazılamıyor diye. çağdaşlık vs. topraktan ve ruhlarından fışkıran acıların. emek.. Türk aydınının kullandığı. insan ruhu propaganda ve telkinle eğitile-mez. beşer dakikalık metinler hazırlar. zihinlerinde varsaydıkları barış. sendika. demokrasi.. . demokrasi. http://genclikcephesi. Şimdi var mı bilmiyorum. Çünkü kendi şiirinde "Anadolu" hiç olmamıştır. tarihin büyük sömürü yalanı buraya kadardı. sevgi. jakobenler. simsiyah saçlı hikâyelerinin içine kendileri girecek. beşer iki gruba ayrılır. Anadolu. Emir kodlarının şartlandırmasıyla değil. Dörder.. öğrenim mi?" tartışılırdı. divan şiiri modasını kaybettiği ilk altmış-yetmiş yıl ki.. Bugün de. parti. Nazif'in ölümünden sonra. 347 Divan şiirindeki o soyut hayal dünyası tüm aydınlarda sindirim bozukluğuna yol açmış. zülüfü gibi imgelerle anlaşılıyor. yazılıyor.öderine çıngırak takıp her akşam televizyonda tepinen Türkiye'nin en kaliteli sığırları. gibi kavramlar etrafındaki "soyut güzellemeleri" bitmemiştir. yarın başlayacak Irak savaşındaki yüzbinlerce ölümü seyredecek genç.. bir hakikat olan aruzdan vazgeçemeyiz. 346 Toprak Yalan Tutmaz Süleyman Nazif'le Yahya Kemal "aruz" konusunda tartışırken.blogspot. sevinçlerin uzun. soruları cevaplamak üzere son bir daha kürsüye çıkardı. o da fikrini değiştirip bana inanmıştı" diyor. halk. aynen divan şiiri gibi Leyla'nın kaşı-gözü. seyirciler önünde herkes bir konuşma yaparken.com 171 . hukuk. yoksulluk. kadar divan şiirinin karşısında olanlar dahi. Aldanıyorlar. demokrasi gibi içi boş soyut kavramlarla el attıkları her konuyu boka sokuyorlar. hayal dünyaları Batman.. barış değil. barış gibi anlayan aydınlarımız.hikâyeler-romanlar yazarak ve kelimelerimin gövdesini palmiye yapraklan gibi genişleterek kendimi mazur göstermeye çalışıyorum. bu ülkenin gerçekliğinden çıkan hak. Türk vatanı şiirde nasıl ifade edilir. hayal ve düşüncenin gücüyle gökteki mavi gibi berrak bir ruhla konuşabilirler! Televizyon konuşurken kimse araya giremez. "hayali güzellemelerden" kurtulamamışlardır. başkan. Uzay Yolu filmleriyle kodlanarak çoktan yetiştirildi. "Bir öğrencinin yetişmesinde aile mi önemli. denilemiyor. Klişeleşmiş birtakım konular. Fethullah Hoca konuşurken kimse araya giremez. Adalar denizi. cinayeti seyir zevkinden daha kocaman olacak. nutukçular konuşurken kimse araya giremedi. Çünkü. öğretmen konuşurken kimse araya giremez. Bu kelimeler şiirde kullanılmazsa. Bugün şiirimiz çok az da olsa "soyut güzellemeler"i aşmıştır. aruzla seviyorum. anayasa. ancak. Hemen hepsinin en fazla yüzyıllık bir yaşı olan bu kavramlar.) Ve artık. eskiden okullarda münazaralar tertiplenirdi. En uzak denizlerin. Ancak Yahya Kemal'e çok kızmayalım.. en derin mavileri gibi orada nöbetteyiz.. İnsanlar seyrettikleri oyunun azgm deryası içinde kendileri kulaç atacak. bir imparatorluk ve uygarlık bağırsaklarından "gaz" olarak çıkmıştır. öğrendik. vatandaş." Yahya Kemal. 1950'lere. hukuk. okul mu?". "Ekonomik kalkınmada tarım mı önemli. Karadeniz.. o gün Nazif'e latife olsun diye bunu söylemiştim.

okulumuzun nüfusu dörtyüz kişidir. farkında olmadan kırdığımız "milli pot"umuzu düzeltirdi. Ve karşı takım. 348 349 Tartışmanın en vurucu yerinde kız takımı Atatürk'ün kadınlara verdiği haklardan sözetti.. Öğretmenlerin cahilliği de o günlerden beri değişmemiştir. ancak "grup dayanışması" mükemmel. şimdi size soruyorum. önlerine Türkiye'yi koymuşlar yiyorlar ve hepsi yerken susuyorlar. akıl yok. Büyük alkışlardan salon kırılırken.Hayatımda başarılı olduğum nadir alanlardan biri bu münazaralardı. Ve. karşı cevaplar hazırlardık. bu Kazanova'nm ağına düşmüş kuş beyinli. bunun neresine bakıp ne çıkartacağız. Atatürk için kahraman diyebilirsiniz. okulun takım kaptanı olup başka okullarla yarıştık. http://genclikcephesi. Keloğlan'da ve o günlerde bizde de fazlasıyla vardı. bönlüğün cilveleridir. sınıflar arasında birinci olunca. Bahane kolaydı. pratik zekâmızla yazardık. derken tezimizi. mesela bugün de medyada bilgi. okul mu tezlerinden aileyi savunurken: "Sevgili konuklar. büyük kurtarıcı diyebilirsiniz. ancak söyler misiniz bir öğrencinin yetişmesinde dörtyüz anne-baba mı daha etkilidir. ne zaman bir konuda enine-boyuna bilgi istesek. bedbaht kadınların aşağılıklarından sözettim. müdür tartışmayı kesip yeniden kürsüye çıkar: "Sevgili misafirler. müdür her münazarada olduğu gibi söz alıp kürsüye çıkar: "Sevgili konuklar. Şikâyetler müdüre gittiğinde.com 172 .) Bu tartışmalardan en ünlüsü toplum kalkınmasında kadınlar mı önemli. ilgiyle tezimi birbirlerine okurlardı. hitabet. erkekler mi? Salon. Pratik zekâ. Mesela. tezini saklamayı bilmeyen savaşta silahını da kaptırır deyip. kötünün ötesinde basit bilgiler verirlerdi ki işimize yaramazdı. karşı takımda müdürün kızı varsa. Ancak rekabet tüm değerleri ters çeviren bir duyguydu.blogspot. ancak o tüm erkek ve kadınların Atatürk'üdür" der. onur ve gururu tümüyle yozlaşmış insanlardan seçilirlerdi. dedim. diyar diyar dolaştırır. (Ne değişti ki. ertesi gün okulun koridorlarında bir tafrayla gezinir. saatlerce bir kitap aradıktan sonra kaim bir kitap önümüze konur. kütüphane alışkanlığı kazandırmak. ve bütün derslerinde başarısız bu öğrenci. aile mi önemli. ya da okula araba bağışlamış bir babanın çocuğu varsa. şehrin ileri gelenleriyle doluydu.. öyle yoğun bir sertleşmenin içine girerdik ki. Bu türler önlerine ne konursa yerlerdi. Kütüphanelerden nefretim o günlerden kalmadır. Takım kaptanı olarak ilk söz be-nimdi: Kur'anda erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna dair ayetle başladım. tezimi nasıl hazırladığım sorulur. tabii ki bir öğrencinin gelişmesinde hem okul hem de aile birlikte etkilidir" deyip kendince konuyu tatlıya bağlardı. ya münazaralar toptan iptal edilip ceza alırız. bilgi dışında. Ben de cevap olarak: "İyi de Atatürk'ün kendisi erkek" dedim. grup dayanışması gibi notlar da vardı. soylu insanlardı. Jürilerden nefreti de o günlerde öğrendim. düzgün Türkçe. hangi tavuk kümesine hakimdir. öğretmenlerimi küçümsüyorum sanılmasın. mutlaka öğretmenler odasından çağırılır. ancak. erkek takımını rezil etmek için Kazanova'yı gösterdi. kümesi arkasına takar. Ben de kürsüye çıkıp. topluma hazırlamak için yapıyoruz. bilemezdik. Galip geldiğimizde seyircinin tempolu tezahüratıyla omuzlara alınır.. boş derslerde rakiplerin sınıflarına girer tezlerini önceden okuyup. oysa horoz. ya da. susmaları doğal çünkü töremiz sofra adabında yemek yerken konuşulmaz. çünkü derecelendirmede. onyedi öğretmen mi?" Salon alkışlarla yıkılırken. bu tartışmaları öğrencilerin hitabetini geliştirmek. diğer okul müdürleri. törelerimiz gereği yüce. mutlaka onlar kazanırdı. ama olsun. çalan tarafı ödüllen-dirirdi. bugün de öyle.. onyedi öğretmeni bulunmaktadır. karşımızdaki takımın ansiklopedik bilgilerini taşa tutardık. müdür.

. hangi konuyu kimin tartışacağını kurayla seçiyorlar ve insanlar inanmadıkları düşüncelere taraf olup. bir ülke için daha korkunç bir dinamit olabilir mi? Ve benim gibi onbinlerce insanın iş başında olduğunu düşünün. Birbirinden güzel tatlı okul anılarını sakladığı için bu münazaraları çok severdim. kurayla ve torpille seçilmişler. o yalanların filozof teknikleriyle on-binlerce insanı etkileyebilirim.. Mesela Aydın Doğan. sağcı.Ve bitiş konuşmamda. ecza dolapları kütüphanelerinden büyük okullarda okuyan annelerin çocukları bunlar! Sırf taraf olma uğruna hesapsız yalan söyleyen robotlar.. insansı maymunlar. hadi şimdi suçlayın ve savunun ve tartışın.. istedikleri: Başarı. Kırklı yılların sert eleştirmeni Nurullah Ataç. size de sağcı. "tarım" üzerine uyarlayabiliyorduk.. O günün mutaassıp ölçülerine fazlasıyla aykırıydı. bilmiyor. yaya mı? gibi soyut tartışmalar yapıyorlar.blogspot. genç insanın beyninde "sanal bir kumarhane" kurulmuş. daha o zaman. Yine müdür söz alıp "Saygıdeğer misafirler. Hatta karşı takım Victor Hugo'dan da bir söz bulup söylüyorsa. Ve bu adam yüze yakın dergi çıkarıyor. Ondan da beteri. yalan söyledik desem. Fazlasını beklemeyin. size solcu gazete çıkarıyorum. Cumhuriyetin ilk kırk yılında fazlasıyla büyük önemdeydi. başarmak sırf başarmak için söylediğimiz yalanlardan kutsal övgüler alıyor. bir yazısında dalga geçerek münazaraları eleştirir: "Atla mı gitmeli. omuzlara alınmanın anılarıyla yaşıyorlar. daha önce hayatımızda hiç olmamış. Bir taraf aydınlara. çünkü onlar şampiyonluğun gururuyla. Karşı takımı rezil etmek için her türlü düşünce entrikasını çeviriyorduk. galip gelmek için hesapsız yalan söylüyorduk. siz solcusunuz. Münazaralar cumhuriyet orta ve lise okullarının ayrılmaz parçasıydı. öğreniyorduk. hatta. düşünce beyin jimnastiğine. kelime kalpazanlığı yapıp.com 173 . solcu. Ve bu aydın ordusunda hiç kimse savunduğu şeyi tanımıyor. beni misafirler önünde rezil ettin. zekâ 351 oyununa dönüşmüş. John Robinson da şunu söylemiş. biz de oracıkta bir yabancı yazar adı uyduruyorduk. kendi düşüncesinden elli yıl önce işlenmiş cinayetleri savunuyor! Sana ne oğlum? Katilliği niçin üstleniyorsun? Sohbet koyulaştıkça görüyorum ki. şimdi o münazaralarda yetişmiş ben Nihat Genç. karnım doyuruyor ve hepsi bu rekabet için. tüm genç aydınları barındırıyor.. papağanlar hızla çoğalıyorlar. erkek bilimadamlarından.şeriatçı farketmiyor.. şeriatçı farketmiyor. bönlük cilvesi geyiklerimizle oluşan fikirlerimizle alkışlanıyor takdir ediliyorduk.. sırf rakip takımı yenmek için düşünce ileri sürüyorlar. İki tokat atıp.. üç gün cezalısın dedi. romancılardan sözedip. kendilerine verilmiş bir düşünceyi savunuyorlar!. "Kadınlar mı. bir yazarın "aşk" üzerine söylediklerini biz. Daha da eğlencelisi.." Aynen Ataç'm dediği gibi. cüceler ülkesinde Güliver olmak ne de kolaymış. kütüphanelerde değil" dedim. siz sağcısınız. kemalist. henüz 19 yaşında. hatta. tuhaf kavramlar uyduruyor! http://genclikcephesi. Fatih'i de doğuran bir ana değil mi?" diye sözü bağlayıp beni odasına çağırdı. Şimdi gidip o eski arkadaşlarıma münazara günlerimi anlatsam. sağcı -solcu .. Hayata başlamak için daha rezil bir başlangıç olabilir mi. sevmiyor.. aklını yemiş bir deli gibi bakacaklar yüzüme.. 350 Daha da acıklısı bize kurayla verilmiş bir konuyu savunmak için acı çekiyorduk. hiç düşünmediğimiz bir mevzu üzerinde yalan söylüyorduk. Atatürk'ü de doğuran bir ana değil mi. neşeden sarhoş oluyorduk. Yepyeni bir yaşamın henüz başında kimsenin aklının kıyısından geçmeyecek yalanlardan hiç ama hiç sıkılmıyorduk. Taşra konuşmalarımda hayretle izliyorum. Şeytanlığın büyüklüğüne bakın. onları yalnız genelevlerde bulabilirsiniz.

oturuşunu açıkça anlatamaz. medyanın. solcu onlarca arkadaşım oldu. galip gelmek gibi yeni bir mutluluk arıyorlar! Anadolu'da yaptığım konuşmalarda. Ne zaman gecenin bir vakti. neşeye. aydınların bu kolaycı dili örtüyor üstlerini.iktiret" gibi. hayatın. vahşi bir kapitalizmin kucağında şapşalak kalıp. kucağımda öldüler. Divan şiiri gibi. halkı. keder. sevinç. kirlenmiş kavramlar içinde kendimizi. diri bulabilmek için. bir an görür onu ama açıklayamaz. bu insanî bir haldir. diğeri Çatlı'nın çetesini savunuyor!... politik saplantıların içine giriyorlar. hukuk. Köşe yazılarında. Eşyayı algılamaları bozulur. gibi coşkuyu ifade eden duygulara yabancılaşıp. bir an düşünüp.. ekmekle. sevgiliye. Kendine ait olmayan. TV'lerde olduğu gibi. kralın çıplak olduğunu haykırması beklenen gençliğin baştan çıkartıcı mutlu sesi kirlenmiş bir kargaşanın içinde boğdurtturuluyor. hayali güzellemeler olan bu kelimelerle büyük bir savaşın içine hazırlıyorlar kendilerini. gibi hazır kavramları altında gömülü. Ve aniden. ay gibi. Sloganik. barış. çalışmayla. kendi özyaşamlarma dair bir soru sorsam. şeriatçı ya da sıradan salaklar hepsi ortak bir dil oluşturmuş.. biri Stalin'in cinayetlerini. hüzüne dair. mutluluk nedir diye bir soruyla karşılaşmıyorsun. yoğunlaştırılmış bir kontrolsüzlük görürdüm davranışlarında. bilginin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında düzenin . kendilerinden iğreniyorlar.com 174 ... aklımda şöyle kaldı: "Rüyamda yari gördüm / Şöyle belden yukarı / Bulutların arasından ay gibi gider / O gider ben giderim / O bana bakar. acının. Bu yüzden kestirip atar: Ve işte o kadar. Ancak. kavramların iç yaşantısına. işçi. işte o kadar beni çarpar. İfade edemediğimizi.. yoksulluğumuza dair. mutluluğa. demokrasi. çıplak gerçekliğimize dair bir soru sorsam. varlıklarım unutup. ". solcu bulanık terminolojisine koşarlardı.blogspot. dışarıyla ilişkisi kesilir. hızla ideolojik tartışmaya geri dönerlerdi. ülkemizdeki trafik kazalarının nedeni olarak da. klişeleşmiş birtakım sözcüklerle bu tiyatro sahnesinde rol alıp. yirmi yıl öncesinden sağcı. politika.. "bırak şimdi". düzenin sağcı. medyanın "kolay" klişe kelimelerini kullanıyorlar! Bunların hepsi aynı bokun soyu.. Kestirip attıkları kendi hayatlarıydı.. Ve gün gelip. güzeldir de. 353 http://genclikcephesi.... ya da sağcı talebelerin bomboş maskeleri düşünce. 352 Yari. lâik. özgürlük nedir. hak. içeriyle konuşacak. devlet. acıyı mutluluğu göremiyoruz.. Öyle gömülü ki. Bu mezardan daha derin örtü. bu yalan dili ustaca söyleyen yazarlarına hayranlık duyuyorlar. bu soyut ideolojik dünyaya girip kırk yıl çıkamayan kaç nesil gördük.. kendilerinAsağlam. solcu. tarih konusunda düzenin.Ve kelimelerin. Bu şiirin son cümlesi. kestirip atarlardı. ekmek yedikleri kapı. ya da çıkarları uğruna yaşadıkları şey yeni Tanrıları oluyor. ne zaman kendimize dair. klişe solcu. çünkü. Soyut düzenlemeler. her zaman böyle kestirip atarız: İşte o kadar. onlarcasımn cenazesini kaldırdım. güzellikle. kendi özyaşamı içeriden yüksek bir mıknatıs gibi çeker kendini. yani kendiyle konuşacak bir "dil" bir ifade yeteneği öğretmemiştir. hiç hissetmediği bir düzine karmaşayı fikir sanıp. sağcı. insanları. İnsan bazen dalar. kurulu düzenin. sokağın. mafyatik. Bu kesip atmaları öyle uzun düşündüm ki. halk.medyanın dili kurtaramıyor onları. Hepimizin gerçek varlıkları. kendi sahici bedenlerini. gözünü. neşe. Ancak hayat. sağcıysalar. halk nedir. mutlulukla. "boşver" gibi bir cümleyle kestirip atarlardı. başkaldırı için ayağa kalkıp. solcuysalar aşırı bir liberalizme. birey nedir. bulutların arasında ay gibi örtülüdür. ben ona / Hepsi bu kadar.. olmadık yerlerde ani iç dalışlara çekildiklerini düşünürdüm. hatta ileri gidip. İnsanın iç varlığı. Toptan red. gerçek kimliğimizi bulamayız. Ve ne zaman kendileriyle ilgili bir şeyler söyleseler. tarihine bakmadan. Nâzım'ın bir şiiri. üstün gelmek. kendim anlatamayan bozuk bir dil içinde doğan bu insanların. anayasa. bir an olsun bu karmaşık. yarinin kaşını. kendiyle konuşamayan.

Laga-lugayla sizi bataklığına gömen düzenin. medyanın dilinden. kendi sevgilinize. hangi sahada neyi başarmış. Oysa romanın dili. Açın bakın. Kıbrıs Savaşı'na kadar yüzotuz yıl içinde milyonlarca insan savaşlarda öldü. asla medyanın sanal maymun yazarları gibi kullanmayın. Yani.com 175 . ödüllerini iade etmelerini bekliyorum. doludizgin tarihlerine bakın. neyi inşa etmiş ki. solcu. sanal bir kumarhaneye dönüşmüş... Romanda Naci adında bir kahraman vardı. maaşınıza. Kendi tarihinize. O gün bugün de bu dölü yazarlara. canımdan can kopardı. onlar şarkı söyler birbirlerine sarılır.. Anlatanların hepsi dadısı olan. Ödül verecek kurumun üç kuruşluk haysiyeti olmalı. gibi yüzlerce ortada şebekler gibi kelime. milliyetçi. demokrasi kelimelerinin iç yaşantılarına. basit bir asker. barış.blogspot. dürüst olmalı.. yani kendinizi geri isteyin. Ama. içim giderdi. öldüreceklermiş.. sosyete bu cinsin dölünü almak için kapış- 354 355 mıştı. Aralarında ancak tabaklarını toplarken olabilirdim. Kardeşlerim! Sevişen iki insanın gölgesi gibi mutlu bir uyku için gururunuzu. kendisine ünü. her yılbaşında ödüller dağıtılır. o namusu kendine ödül verende aramıyor. ülkemizde en çok ödül almış yazarların başında ben gelirim. Kırım Savaşı'ndan Kore. Kimde var bu namus? Her neyse. İlk ödülümü ilk kitabımla aldım: Dün Korkusu.. hakettim bu ödülleri. Çünkü bir gün bu kirli dil sizi kurtaramayacak. ben içkilerini taşırdım. ya da yüksek bürokratlardı. ya da rütbesi olan. ben davetiye çıkarıyorum. onurunuzu geri isteyin. demokrasi.. yardım edeceğim insan namuslu. siyasi arenada iğdiş edilmiş onbinlerce gencin zihninde oynaşıyor. barış. insanoğlunun en güzel kokusu. kendi hikâyesini anlatan tek bir çavuş. O namusu kendinde aramıyor. anlatımı http://genclikcephesi. annenize acılarınıza bakın. Çok çalıştım. bir de ödül verme hakkını kendinde görüyor! Yazarı\sanatçısı da. er. kendinizi. Kim dağıtır: Dernekler. sokağınıza. şimdi içinde yaşadığınız tarihi.... vakıflar. İstanbul'da ilk defa yapılan av köpekleri güzellik yarışmasını bir 'pointer' cinsi kazanmıştı. Garsonluk yapardım sabaha kadar. sanatçılara.. Kendinde olmayan haysiyeti kime veriyor? Bu demek. ben usulca döktüklerini toplardım. gençler içer. bir tane sıradan insan. burada... Benim Ödüllerim Bu ülkede çok mükemmel çok başarılı işler gırla gitmiş gibi. Türkçü. geçmişinize hayatınıza. ödül almaya koşuyor! Almazsa ölürler! Çünkü kişiliklerini belgeleyecek eserleri.çünkü onun dilini bilmiyoruz.. mesela. medyaya dağıtıyorlar. yaban mandası zarafetiyle en şıkıdım elbiselerini giyip. ama. onlar öpüşürler. şöhreti peşkeş çekende aramıyor! Şimdi. Vuracaklarmış. ben de ödülleri. çıkıp başından geçenleri anlatamadı. midenize.. halktan biri bulamazsınız. kurumlar!. eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'nin elinden ödül alanları. Naci'nin ideolojisinde olanlar peşime düştü. hoş görünür! Böyle bağırıp çağırdığıma bakmayın. yarışmaları severim. o zaman kestirip atacaksınız. Bir gün büyüyüp o gösterişli salonlarda bütün ödülleri toplayacağımı nereden bilebilirdim. Terbiyesi kolay bir köpektir. dadılarla büyüyen kolalı kırık yakalı... fularlı yazarlar yazmıştır. halk. çalışmaları hiç yok bu soysuzların! Ancak bir yoksula yardım yapacakları zaman bu soysuzlar diyorlar ki.

Beni işten alacaklarmış. eşşek kadar imzalar topladılar. Birçok arkadaşımın travesti zebra ruhu taşıdığını gördüm. son nefesini veriyordu.bambaşka. İdeolojik bir penisleri var! Hepsi. Mektuplar yazdılar. Bu tür insanlar. dil kullanıyorlar. yazar mı görmedik. aslında müstehcen olana karşı değil. Dergilerinde. Onların güzel hatırı için yazarlığımdan şüphesiz vazgeçecek değildim. çünkü bugüne kadar penisleri her deliğe uymuş. Bu türün penisleri için de uyarıcı malzemeyi aynı cümle içinde kullandıkları komşu kelimelerde aramalı: Sana mı kalmış. Bu türün penisleri için uyarıcı malzeme. işten atıldım. penisler ideolojik imgelere bağlı kalıyorlar! Manda suratlı bu adamların ibrik inceliğinde kamışları birkaç yıl peşimi bırakmadı.. Ancak küfürlerinde iktidarsızlık sorunu vardı. tren rayları üzerine koyuyorlarmış gibi halleri vardı. sen kim oluyorsun? Bir yığın arkadaşla daha ilişkim kesildi. iki ayrı işten. gizli. din gibi konular oluyor. şeyim kalmamıştı. ancak. tek bir cümle karşı yazı yazamadılar. kötü. Dar Alanda Tufan ve Soğuk Sabun kitaplarımı yayınladım. hâlâ beni gördüklerinde fare gözleriyle pis pis bakarlar. Kültürleri böyle öğretmiş. Beni kiracıları ile karıştırıyorlardı. Ben yazarken.. (Daha iyi bir roman yazabileceğimi hâlâ sanmıyorum). bayrak. birisinin sürekli daktilo şeridini eliyle çevirmesi gerekiyordu. küfürlü mektuplar. Penislerinin hazır giysi gibi her yere uyacağına inançları sonsuz. faili meçhullerde. Sebep: bağımsız 356 357 akademi üzerine yazdığım bir yazı. neyse. Ellibin öğretim görevlisi içinde. Mesela. keseriz. Leman'a yazmaya başladığımda tutunacak hiçbir yerim. Mesela bu tür mafya raconu kesen milliyetçilerin penisleri pornografik bir malzeme oluşturmuyor. Yunus Emre gibi kutsal kelimeleri aynı cümle içinde zikrediyorlar. avans alıp işe başlayacağım gün. sen ne karışıyorsun. birileri kitaplarımı hatırlattı. Peşinden O/î i Hoca kitabım geldi. önümü kesmeler. milli damadımız Musa Köseağaç zekâsı taşıyor... Henüz iki ay geçmemişti ki. ne çok şeyi bölüştüğüm arkadaşlarım uzaklaştılar. ne bu lan kültüründen alıyordu. arkamdan yapılan dedikoduların bini bir para. beni Lemcm'dan alacaklarmış. O çıksın kızımız girecek. kovulmamı istiyordu. ideolojilerde. yasak ve kirli bir metod.. Bir grup gençlik arkadaşım daha benimle ilişkisini kesti. Birçok arkadaşım selam vermez oldu. çeviren yorgunluktan düşüp kalıyordu. cemaatlerde. okumayazma bilenlerin zor çözeceği bu romanlar dahi onları harekete geçirdi. dükkânlarında beni terslediler. Açtım ve tek dostum kalmıştı: benim gibi tarih içinde yalnız kalmış yazarlar. asarız.com 176 .. vatan. kendi kötü cinselliklerini saklıyorlar. tüm kitaplarımı yazdığım daktilom ise. vatan. okuduğum yüksekokul kendine dert etmiş. Kitabın fonunda mekân: Hastane. küfürler konusunda uzmanlaştım. ıssız tarlalarda. İdeolojileri gibi. varsa yoksa küfür. iki defa. Yani sevişme. Toplumsal şiddetin kaynağı da budur. sansürle. Artık her yere girdiği için hırpalanmış penisleri gücünü. epey iş görmüşler. zekâdan ve duygudan değil. Derken üçüncü kitabım: Bu Çağın Soylusu. Ayağa kalktılar. haz ve mutluluk yoktu. küfürlere karışması beni çok düşündürdü. üniversiteden birileri sürekli Leman'a telefon edip. bayrak. Bulundukları dergilerde. penisleriyle. Penislerini döl yoluna değil.blogspot. E-5 yollarında. http://genclikcephesi. Fena alışmışlar. İşte bu kitaplar yüzünden iş bulamaz oldum. güzel doktor bayanların da bu toplu sekse. Ve sonra One Man Show.

eşcinseli. tehdit. üniversitesi. Ama. hasinnesi. yerel gazetelerde ilanlar. http://genclikcephesi. ölüm malzemelerine hiçbir yenilik katmadan. Bu çok tehlikeliydi. İslamcısı. rotatifleriniz.. mölümlü tehditler. Orta Anadolu'muzun. ne biliyorsanız yapın. zırnık geri adım atmam. Ben naramı attım. onlar gibi ölmüş kabullendim kendimi. bu ülkenin tertemiz çocuklarının çığlıklarını yüzbinlerce genç insanın kütüphanelerine doldurdum. Allah kahretsin ki. Telefonlar kilitlendi. Bir zaman sonra Leman'da yazdığım bir başka yazıdan dolayı bir kısım İslamcılar taktı. çakallarınız. o emniyetin damından atılmış bildim.. küfür. penis gibi bir organı da hurafeleştirirsek.blogspot. meydan okudum. bilimada-mmız. Ölümlü. telefonlar. akademisyeniniz çıksın. İleride bunların her biri ayrıntılarıyla hikâye olacak. Hepsine şunu söylüyorum! Beni zürafa kılıklı yazarlarla karıştırmayın. estetiğimi "cesurluk" üzerine kurdum. ne son. düzensiz. Hadi ben ölür giderim. didişme malzemesi olarak kullanırdım. korksam dahi. Artık geçti!. milletvekili dostlarınız. Ne ilk olacağım. Bu kesim. yazarınız. tek bir yazı. karışık. yüzbinlerce genç insanın odasında!. Ani ve indirici darbeleri vardı. tartışma. bir öncekilerden ne bir eksik ne bir fazla. bendeki cinsel gelişmeleri de gösteriyor olmalı. kemalisti derken. dayak. Derken. çek-senet çeteleriniz var. cinsel güçlükleri had safhadaydı. ancak. biçimsiz kelimeleri yan yana getirmeyi küfür etmek sandı. tüm bu tehditleri. Bu da uzun bir fasıl sürdü. karşı yazılar yazsın. Ancak beklediğim performansı bulamadım.. artık. tehditler. Küme çalışması yapıyorlardı. benden sonra Türk Milleti Avrupa kapılarında ne yapar? Bunca yıl şimdi yazdığım bu yazı dışında hiç cevap vermedim. bir lunapark neşesi çıkartmam. Bir zaman sonra da "devlet" başlıklı yazılarımdan dolayı almadık tehdit kalmadı. Artık. reklam. bu yazılar.. hemşiresi. vatan sathında düşüp kalkmadık kimse kalmadı. şeker gibi hastalıklarını gizlemeye çalışıyorlardı ve beni medyanın şarlatan. başımı dik tuttum. bir Çakırcah gibi ölürüm! Çünkü ben söyleyeceğimi adam gibi söyledim. küfürden. çünkü penis konusunda izci kadar eğitilmişlerdi. Yalakta hiçbir etkinlikleri kalmayıp hiç orgazm olmadıkları için sertleşme üzerine paniğe kapılmadan konuşabiliyorlardı. O kadar hakaret görmeme rağmen onlardan şimdi burada özür diliyorum. akademinin satılmış yazarlarıyla karıştırıyorlardı. her şeyi zamana bıraktım.. Bu tehditlerin hiçbirinden tek bir eleştiri yazısı gelmedi.. Çünkü penis kelimesi bazen hurafe kelimesiyle yan yana geliyordu. İki yıl önce eşcinseller de bir yazımı yanlış anlayıp abarttılar. Artık tüm bu küfürlerin endamı-enlemi-boy-lamı hususunda kadınsı ifadelerle konuşuyor olmam. beni tanıdıkça sertleşme üzerine deneyimleri arttı. Benim yazarlıktan başka derdim olsaydı. çapulcusu. Bir sokak karanlığında bir sokak köpeği gibi o zaman vuracaktınız. yaradan. TV'leri-niz. pırıl pırıl çocukların. mafyanız. güğüm suratlı bu kesimde de penis kelimesi.Ama bunlar biraz değişikti. adamlarınız var. imza kampanyaları. Davalar. Beni de o zaman atacaktınız boşluğa. madde ve benzer kelimelerle aynı cümle içinde. Ve o gencecik. arslana yelesi ağır gelir mi? Sağcısı. Cinsel deneyimlerini ballandırarak anlatıyorlar. gelmedi. Paranız var.. devam ediyor! Bu karatavuk kadar iktidarları olmayan insanların nesinden korkacakmışım. Sustum ve zamana bıraktım. ruh. Artık ben ölürsem bir Celali. ikincisi. yıkılmadım!. benim yazmaktan başka ekmek param yok. Benim yazılarım beyaz sayfa üzerinde bir düellodur. kemalistler girdi sahneye. prostat.com 177 . içinde cezaevi de bulunan şehri hızır gibi ye358 tişti. Çünkü be!n kendimi çoktan. çünkü pala bıyıklı travestiler beni çok şaşırtmıştı. 12 Eylül'de emniyetin damından atılan gençlerin sayısı beş-yüzün üstünde. Sıcağı Sıcağına sansasyon. yaradana sığmarak geçiyordu. Yani.

Pencereyi açtım. dedim. Kendinden emin hali öldürdü beni. Bu benim elimde değil. Kaymakam nihayet bu acıklı duruma saatler sonra el koydu. Kaymakam. Kanınız coşkulu akmıyorsa. trajikmiş. Yani. estetikmiş. öğretmenleri. bu kültür çocuklarına "pusu" kültürü öğretmiş. işte devlet tesisleri. Geçenlerde bir küçük edebiyat dergisi röportaja geldi. benim ülkeme yazarlığı. İşçilere emretti. hani bir yazar gördüklerinde sorulan kelimelerden bir sürü soru. mühendis.. bunlar! http://genclikcephesi. mışıl mışıl!" dedim.. parti olsa da. öbürü geliyor. "pusuyla" değil!.. Benim çok romantik bir kanım var. adları bilimadamı olsa da. Etrafa baktım. büyükçe bir devlet tesisinde akşam yemeği. yabani manda derisiyle karıştırıyor. Benden daha iyi yorumlar getiriyorlar. yazarları. bir mutlu oldum. Ulan ne güzel ülkemiz var. Hangi mevzuu açılsa. umurlarında değil.. yalan söyledim. Varoluşmuş. Nerede yatsam. Yazarların karşısına "yazı"yla çıkın.. Çok uzaktan bir çocuğun ilahi okuyuşunu duydum. Halkın organı vahşi. öküz boynuzu gibi inandırmışlar ve herkes yazarlığı. Velhasıl. Mevlâna okuduktan sonra yazarın karşısına "pusuyla" çıkarsanız. Birini öldürüyorum. "Çok sivrisinek var". Huzurum uzun sürmedi. çini desenleriyle. dernek olsa da. Nihayet yatacağız.. zekice cevaplar alıyorum.. arkadaş. Hem kültürlü.. bu kadar Yunus Emre. yemek masası içeri taşındı. Bu yaratık bugün böyle sersefil perişan. onları ısırmıyor. Acıdan kıvranıyorum. Kanınız coşkuyla akıyor ise. bu yaratığa biraz duygu. ben ne yapabilirim. sormayın. "çok sivrisinek var" dedi. yukarıdaki hikâyeyi anlattım. çünkü sivrisinekler yemek boyunca ısırmaya başladı..359 Ben düello davetiyle bu kültüre yeterince katkıda bulunuyorum. Yine nazikçe kaymakama. Bırakın dedim. Yıllar önce bir Anadolu kasabasında konuşuyorum. yanımda oturan kaymakam beye. öğretmen. Akşam oldu. varoluşu. O da gülerek "Evet çok sivrisinek var" dedi. pek zarif insanlar kapımı çaldı. koşup o çocuğun yanında oturmak istedim. halkımız son ikiyüzyıldır tüm sorunlarını penisiyle çözmek istiyor. onlarcası büyük üniversitelerden mezun ve memleketten haberdar insanlar. hem nazik. yanımda kim olsa. çünkü. "Öyle" dedi.blogspot. hepsi çok kültürlü insanlar. Bu küfürlere bozulmuyorum. Bir de küçük halı hediye ettiler bana. bayıldım vesselam. yüzlerce sivrisinek. kitapları. Kravatları. Kime soru sorsam. Oysa.. sivrisinekler yüzünden uyuyamadım. hem de şık bu insanları görünce. Ovada yayılan sessizlik öyle dokunuyor ki insana. Nasıl güzel uyudunuz mu. dediler.. artık sivrisinek hususunu hiç açmadım. Sabah. Ama. iradesiz. köşe minderlerindeki süs gibi. siz kaybedersiniz!. zekâ katabileselerdi. halkın organı.. bahçe ilaçlandı. şu trajediyi. Ege'nin en güzel ovalarından: Bigadiç! Ovanın tam ortasında küçük bir tepe. kitapları. deyip ovaya koşmak istedim. beni gösterip. "Çok sivrisinek var buralarda" dedim. Bir zaman sonra dayanamadım. sanatçıları olabilmeliydi. Bir büyük masa etrafında elli-altmış kişi oturduk. galeyana gelen kıllı yaratık. konuşmaya geçildi. buradayım. şaşırtıcı derecede yüksek insanlar. sevindim. çok zeki ve düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. Neler oluyor diyen kasabalılar da. Hemen kaçıp kapalı bir yere gitmem lazım. sırtta taşınan motorlu ilaçlardan geldi. çok yüksek bir yazar olamazsınız. Dalkavuklar ödüllerini alsın. Bir kahvenin önünde ihtiyarlar ve çınar ağaçlan. tüm sivrisinekler de gelir sizi ısırır. lafı ağzıma tıkıyorlar. acıklı bir mahalle çakalına dönüşmezdi. korunmanın imkânı yok. yemek masasındaki hal ve gidişleri. O kadar samimiydiler ki. Tekrar yemeğe.. tüm sinekler gelir beni bulur.. yazar olamazsınız.. Düzgün giyimli. İçkiler devlet kesesinden. benim ödüllerim.. Onlar alışmış. Size küçük bir hikâye anlatayım dedim. "Çok güzel uyudum. ceketleri. gülerek. yakışıklı. rahatsız oluyormuş dediler.com 178 . Bense mahvolmuş durumdayım.

Çin hatta Hindistan da bu yarışa katıldı. 1789'dan sonra şövalyeler değil. konvansiyonel savaşların dünya siyasetinde hiçbir güç değişikliğine yol açmayacağını söylüyorlar. 362 Bomba da kullandıkları oluyordu. siyasetsiz. ağabeyiniz olmalı. buna da imkân yoktur. tüm dış politika teorileri. yani bizim gibi konvansiyonel ordular. Yani. bir gün boyunca savaştılar. Artık dünyada yaşamak için mutlaka bir nükleer dostunuz. çokça bozuluyorlardı. Avrupa'nın ilk yurttaşlarının. havamızdan geçilmiyordu. mi. bazıları 10. Fransa. nükleer denge üzerine inşa edilmeye başlandı. çünkü yurttaş olmuşlardı. "karşılıklı kesin mahvolma" koydular. çivi konulmuş şişeleri cepheye atıyorlardı. etli butlu bir ekonominiz varsa. bir-iki taneydiler düşman cephelerini izliyorlardı. nükleer yarışın önünü almak mümkün değilmiş? Paralel bir aşamada kıtalararası balistik füzeler gelişti. mutlaka nükleer güçlerden birine sığınmak zorunda. Ya da bir Orta Amerika. Henüz otuz yıl geçmeden 1945'te ağır bombardıman uçakları atom bombası taşıyıp Hiroşima ve Nagazaki'yi yoketti. ancak. 4-2. Günümüz dış politika yazarları. yoksa. atıldığında atmosfer dışından seyreden bu füzelerin laseK ışınlarıyla uzaydan vurulmalarını sağlayan bir sistem geliştirdi. karşı ülkeye de "vurma" şansı verilmeli. ancak. Çok geçmeden atom bombasının altmışbin katı güçte nükleer bombalar icat edildi. izolasyonist bir politika izleyebilirsiniz.360 361 Davul Yakısı Basketbol yeni geldiğinde ilkokullar arası basket maçları 0-0 biterdi. Ve bu saatten sonra. adına: Yıldız Savaşları projesi denildi.blogspot. bu konuyu enine boyuna tartıştılar. ilk işleri Napolyon ordularında Avrupa'yı istila etmek oldu. ya da Arnavutluk. Ancak. en az 1. şehirler vurulmalı. bir savaşa savaş denilmesi için kaç kişinin ölmesi gerekir. çünkü. dış politika uzmanları. 1423 yılında İtalya'da yapılan Zagonora Savaşı'nda iki büyük ordu karşı karşıya geldi. bir zamanlar İsviçre. Çünkü şövalyeler kalın zırhlarla korunuyorlardı. savaşımızın adı: Konvansiyonel savaş olacak.000 dediler. sıradan insanlar da zorunlu askerliğe alındı. Sıradan insanı savaşa sürmek kolay değildi. biz Yunanistan'la savaşırsak. benim de oynadığım bir maç 14-12 gibi bir skorla bitmişti. Ve nihayet Arn\erika. lise maçları ise 2-2. bu füzeler çok başlıklı. http://genclikcephesi. Dünya Savaşı'nda Alman desteğiyle kullandık. Otuz yıl tartışıldıktan sonra en akla yakın sonuç. yani izlediği yol üzerinde birçok bomba bırakarak ilerleyen füzeler dehşet boyutunu daha da yükselttiler. hararetli bir coğ363 rafyada. yoksa askerî üsleri vurmak için mi basmalı? Hadi cevaplayın. savaş demedi. Savaş teorileri de gelişti. milliyetçi bir zihniyet hazırlandı.000 kişiden az ölünün olduğu savaşa. Silahlanmanın geldiği bu inanılmaz boyutun adına "dehşet dengesi". milli duygularla ortak bir vatan bilinci. Bu silahların tümü dışındaki geleneksel silahların adına: Konvansiyonel silah denildi.com 179 . İlk uçaklarımızı 1. bugünkü molotof kokteyli benzeri. yalnız 2-3 kişi öldü. bunlar da attan düşmüştü. içine çaput. 1467 yılında yapılan Castracoro Savaşı'nda ise kimse ölmedi. Hem Amerika hem Rusya nükleer deposu haline geldi. şeklinde önem kazandı. mesela ilk nükleer düğmeye şehirleri vurmak için. keşif yerine varmadan denize düşüyor. Lüksemburg gibi tüm bu olup bitenlerin dışında. İngiltere.

birincisi Irak. emriyle oluşturuluyor. dünya otomobil. Çin. hatta. hocam ekmek yok yemeye. Yani bir malın hammaddesi Çin'den. daha komik bir kuyuda http://genclikcephesi. sanayilerini on-on beş yirmi çokuluslu şirketin elinde tutuyor. üretimi Rusya'dan. Kırk yıla yakın sürdü. üçüncü dünya ülkelerinin gümrük. bugün. partilerimiz. ilaçları satılıyor.. ticaret andlaşmalarınm dünyayı bir köye çeviren iletişimi sayesinde gelişmesi. arabaları satılıyor. ütü. gençliğim ise SALT 2 görüşmelerinin haberlerini izlemekle geçti. elli yıl bu nükleer gücün dışında ve hatta rakibi gibi yaşadılar. gelin bu sevdadan vazgeçelim. her program. Bunun adı: Yeni Dünya Düzeni. Fransa. bizim dışişleri bakanımız 1956 yılında akıl verdi. ezildikçe Avrupalı olalım diye çıldırdık. her ne boksalar. dünya üfeerine indiğimiz günden beri en amansız hastalığa yakalandık: Reform. ve Çin gibi bu yasaları delen ülkeler buluyorlar. Yani. Amerika. diye laf atıyordu.. muaşeret dersleri verilir. Çok sonra Bağlantısızların mutlu bir hayatı oldu.blogspot. Fransa yapamıyor. iki küçük örneğimiz var akıllanmak için. dışarıda kalmak sonumuz olur. İçimizden tek bir insan bu hastalıktan kurtulamıyor. aman ağabey diyoruz. hatta romancılar. sinema vs. satılması Mısır'a olabiliyor. Yeşilçam ne bok yesin. peki nasıl yaşıyorlar? Allah'ın verdiği devasa petrol gücüyle ayakta kalıyorlar. bu büyük devasa güç pazarının. elektronik.Nükleer güç dengelerinin dışında yaşamak mümkün mü? Mümkündü? Bağlantısızlar denilen üçüncü dünya büyükleri. okuldan atılıyorlardı. Hindistan gibi güçlü ittifaklar kuruldu. bu akılal-maz silahlar Rusya. Rusya'nın pes etmekten. ilaç. tüm egemenlik sınırları. dünya piyasalarına çıkmaları mümkün değil. laf atanlar. dağılmaktan. her proje. bu büyük nükleer gücün gölgesinde. Silahsızlanma görüşmelerinin adıydı bu. müeyyide. İşte bir sürü uluslararası konferans. İngiltere'de mevcut. biz nükleer gücün dostu Fransa'nın yanında parmak kaldırdık. tüm üçüncü dünya ülkelerine Yeni Dünya Düzeni bu naklen yayın savaşta tanıtıldı. telefon nasıl kullanılır. ya da konferanslarla ça-talbıçak tutması öğretilirdi? İşgal yıllarında öğrenciler. kültürün. bir gecede Bağdat'ı bombalayıp ikiyüzbin insan öldürdüler. Yugoslavya. Çengelli iğne. Diyelim ki bu dış politikayı reddettiniz.com 180 . ki 18. Bağlantısızlar Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verirken. yasa. acıklı. Çocukluğumun gazeteleri SALT 1 konferansının haberleri. canları istediğinde birkaç saat içinde de bizim borsaların sonunu getirebilir? Neden yapmıyorlar? Çünkü bu pazarları şimdilik huzur içinde. yılma giriyor. Amerika.. vergi. dünyanın ortak bir pazara dönüşmesi. öğretmenlerimiz reform hastalığına tutulmuş. üç gün içinde Uzakdoğu piyasalarını göçertebilir. bu ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri. Küreselleşme (globalleşme) dediğimiz şey de. Batı dediğimiz tek dişi kalmış canavar işte bu: Bu güç. perişan halleriyle! Bu güç. kibrit. benimsetildi. Fransa ki. geçinip gidiyoruz. biz de Nato'nun karakolu. projesi Almanya'dan. İkinci örnek İran Devrimi. hatta mavi yollu pijama dahi ülkeye yüz yıl önce girdi. Mesela. insan haklarının bekçisi. Herkes reform dersi veriyor. pazarlanması Fransa'dan. çataldan söz ediyorsunuz. toplantı.. Bağlantısızlar'm ilk toplantısına davetliydik. birkaç yıl önce tüm eleştirilere rağmen nükleer denemelerini yaptı. iletişim. Mısır. uygarlığın. tüm köşe yazarları her gün reformdan bahsediyor! Ve her reformdan sonra daha acıklı. Yıldız Savaşları projesini masaya koyunca. hatta şairler. bir dizi depremin bu denemelerden kaynaklandığı iddia edildi. zavallı. Yani Amerikan sinemasının dayatmalarına Fransa'nın yapabileceği bir şey yoktu. işte böyle yürürler. bu Amerika için iyi bir fırsattı. Matematik dersinden çok görgü. İkiyüzyıldır aydınlarımız. Nükleer silahlarda indirim yapılmasına rağmen. kucağa oturmaktan başka şansı kalmadı. hâlâ ambargo altında. Batı karşısında yenildikçe ezildik.

Oysa. Son yüzyirmi yıldır aklımızı başımızdan alan milliyetçi. Bizans kültürüyle fetihçi bir hal aldık. marşlarla. sağcısı-solcusu tüm aydınlar kuyuda "reform" diye bas bas bağırıyor! Reformların adı: Davul yakısı. talimli yürüyüşleriyle.. gazetelerimiz manşetten verdiler bu haberleri. taş taş üstüne koymayı da öğrendik. kulakları dibinde akşama kadar davul çalarlar-mış. Yıktığımızı tamir ettik. belki düzelir umuduyla! Eski yangınlar geliyor aklıma. ne parlamento! http://genclikcephesi. hangi Fransız. Onlar da hayretle "Bu ne büyük terakki. meydanlarda ne alkışlar aldı bu reformlar! Ünlü ortaoyuncumuz İsmail Dümbüllü'nün dediği gibi alkışlara eğile eğile kamburumuz çıktı!. İstanbul bitti. çünkü. kızlara yalvardık.. yalnız kalmayacaksınız. medyasının bombok bir bataklığa döndüğü. böyleleri Avrupa'da dahi yok" dediler. Kalemli'nin kasasına gidiverdi. Artık. bizleri tüm dünyaya tanıttılar. sevinçten havaya uçtuk. ilk halimize dönüverdik! Artık bu topraklarda yeniden Türk-Moğol sürüleri yaşıyor! Ne hukuk tanıyorlar. Türk nakışlı bindallılarımızı Semra Özal hanımefendi alıp Amerikalarda sergiler açtılar. Samanpazarı gibi köylü isimlerle doluydu. işte meclisiniz. Gâvura saldıramaymca. At-pazarı. ana kuzusuydu.364 365 buluyoruz kendimizi. camisi kül olup giderdi. Keçiören. Adını koyalım: TÜRK . Döndüler ve manastır benzeri Ankara'da Olgunlaşma Ensti-tüsü'nü kurdular.. birlikte. Tüm reformlarımız askerlerin. Velhasıl reformlar uğruna Avrupa'ya kızlarımızı gönderdik. yurttaşlarımızı alkışlamayacaksak.MOĞOL KÜLTÜRÜNE GERİ DÖNDÜK! Saldırgan. Kızlarımız pencerelere koşup alkışladılar. Londra'da nehre attı kendini. Yoksul halkın yanında tek bir reformumuz olmamış. hukuk tanımayan. yangınları ancak deniz durdururdu. ama davul sesinden tüm köylünün başı ağrırmış! Artık akıllanmalıyız ve kim reform diyorsa onu öldürmeli-yiz. parçalayıcı Moğol sürüleriyle geldik bu ülkeye. bunun adına da davul yakısı derlermiş. tasavvuf. tahta.. çapulcu. eşitsizliği gidermek! Ah! Parlamentoda. derneklerde. derken Belçika'da bir manastıra üç-dört kız gönderebildik. O kadar kibardılar ki. şapkalarımızı gösterdik.. başağrısı geçer mi bilmem. İlk gönderdiğimiz kız.. Velhasıl Özal'ın reformları da Civan'm. yıkıcı. herkes paranoya bir ruh haliyle bambaşka bir yaratığa dönüşüyor! Ve şimdi herkes. zaten Ankara. ırkçı. traji-ko-mik yine de sevinirdi. parçalayıcı.. Ve artık. düzen. yıkıcı. Bugün aç insanlarımız yolsuzlukları görünce biraz olsun seviniyorlar. nedir bu memleketin hali diye utanacak yüzü dahi kendinde bulamıyor! Yaşadığımız akılalmaz bunalıma bir "isim" koyamıyoruz. ahşap evlerde geceler boyu onları yiyip bitiren tahtakuruları da öldü diye. reformun tek ve köklü anlamı. eski. bulundukları semte Hergele Meydanı diyemiyorlardı.. Altta kalanlara kimse sahip çıkmamış. zenginlerin. enstitünün önünden harbiydi öğrenciler geçti.blogspot. neyse meydanın adı Opera Meydanı oldu. kollarından tutup. Sonra kimse gitmek istemedi. kurtuldular. Alman ülkemizi ziyaret etse. Eskiden köylerde başı ağrıyanı bir odaya sokar. akla gelen tanınmış herkesin bu yolsuzluklar ahlâksızlıklar pisliğine battığı bu ülkede. büyük şehirler inşa ettik. kendimize saldırmaya başladık. burada neler oluyor. uluslararası şirketlerin işine yaramış. nihayet tüm ülke insanlarının beyinlerinde yerlerini aldılar. Osmanlı sarayından daha büyük harcamalarda bulunuyor!. sizi koruyan olacak. halkın evi. Yine insanlarımızı.. barkı. Türkçü görüşler. sağcı. yangınlar bitmedi. biz bu reform boklarını niye yiyoruz. Çok geçmeden İslâm. biz neymişiz.com 181 . Ve Avrupai şapkalar enstitüde sergilenmeye başlandı. Neyse. dediler. Ancak. parlamentosunun. kahraman ordumuz diye şiirler yazdılar!. 366 Velhasıl. halk züğürt tesellisi. çığlıklar attılar.

sonunda. etraflıca bilemezdim. kedinin sıcaklığından faydalanmak için kediye sarılıyor!. Ne çok okul arkadaşım geri dönmek zorunda kaldı. artık sevgiyi. hayvanın da. Kedi. Pasaport şube-siyle bitmeyen sorunları vardı. ruh hastası kedilerde arıyoruz.. şehir kültürünü. birbirlerine asla güvenmez. işsize. kaç gündür uykusuzum. kediyi bırakmıyor.. dışarıdan bir saldırı geldiğinde. okulun arka bahçesinde şu rüzgârı geçelim deyip rüzgârla inadına bir yarışa girerdi. Tamer ve Nihat geldi. üstleri başları perişan. Kasım bir gün aşık olmuştu. baştan savar gibi ve-dalaştım. ne kadar sahte bir dilmiş. ısınmak. şairimiz. silahlanmak. tüm paralarını polis coplarına." http://genclikcephesi. Yani. bir küçük zavallı hayvan. Bu büyük korkuyu gidermenin tek yolu. üç köpeğinizin lafı mı olur? Bu köpeklere mi güveniyorsunuz? Hangi tarihte ve ülkede olursa olsun. yazarımız.. Ne demek Kerküklü olmak. çocuklarına sarılmaktır. köpeklerine yatırıyorlar. ne Rusya ne Avrupa başe-debilir. Yenimahalle'de bir eve girdim. soğuk. gönül. görüyoruz. Günlerce uykusuzum. hukuğu. Rıdvan. kendim kurtarmak için!. Ama bu sefer. bir reformcu. kardeş. sert yapılı kapkara bir çocuktu. Yüzyılımızın son perdesini.İnsanoğlunun tarihinde sorulan en büyük sorulardan biri şudur: İnsanlar. kardeş diyecek. siyasetçi çıkmadı.. güven367 ceyi inşa edemeyen insan sürüleri.. üç kız çocuğu. uysallaş-tırılmış. artık herkes bir hayvana sarılıyor.blogspot. İrak'ta idam edilmiş. Birden sınıfa sivil polisler girdi. beş-on arkadaşın dağıtımı Doğu'ya çıktı. bilimmiş. güveni. ne güzel dik dik bakardı. camlar kırık. hayvan-severler en büyük sivil kuruluşlar haline geliyor! İnsanoğlu. bombaymış. Bir daha görmedim Kasım'ı. sesi çıkan olursa. kardeş demiş. şefkati. teknikmiş. edebiyatmış. İçlerinden biri bir kediye sarılmış. dost. 368 Bosna'ya Koşan Çocuklar Onsekiz yıl önce üniversitede Kasım adında Kerküklü bir arkadaşım vardı. Türk hükümeti ile Irak arasında uluslararası antlaşmalar gereği oturma izni olmayanlar sınır dışı ediliyordu ve Kasım'm en büyük korkusu sınır dışıydı. insanoğlunun da ilk refleksi. Batı'ya bakın. yıkıyor. Biz de öyle. Dönün Avrupa'ya. gelmeyecektir. coğrafyadan sildiği hayvanlara sarılmaya başladı. birbirimize sarılmaktır! Halkımıza sarılmaktır! Nükleer gücün sonu gelmez. "Abi senin muhabbetlerine doyamıyoruz. Bugün bu rezil halimizi görünce. neden silahlanır! Neden.. konuşurken dahi utanır iki avucuyla hep yüzünü kapatırdı. sadrazamlara.. hayvanlara parçalatmak için! Bu büyük nükleer şemsiye altında. kendi sahipsiz çocuklarımıza sarılmaktır! Bir belediye başkanımızın hanımı anlatıyor. 86-87 yılında terhis olmama iki gün var. bu küçük çocuk. parçalamak zorundadırlar! O çağlarda Moğol sürülerini ehlileştiren tasavvuf kültü. yokediyordu? Cevabı. Ne güzel çay içerdi.. bize düşen. ırkını yokettiği. döndü dolaştı. hayvanların yırtıcı organları alınmış. Nöbetten döndüm. sahipsize. hayvanların yırtıcı organlara sahip olması. Allahaısmarladık Nihat 369 ağabey "gidiyoruz". çıkmıyor. dost. Deli gibi uykum var. Çok sonra anladık ki. Orhan Gencebay'm sevince bir başka oluyor insan adlı şarkısının sözünü defterine yazdım. bu iki hasta yaratığın sarılma sahnesiyle bitiriyoruz!. kendine. can. Moğollar parçalıyor. bu topraklarda kendini ısıtacak başka bir canlı bulamadı. ben de listede varım ama teskereye birkaç gün kaldığı için sildiler. yürek gibi kelimelerle bir "dil" inşa ettik. Kasım'ı götürdüler. Hoca ders anlatıyor o şarkıyı ezberliyordu. şöyle sen konuşsan biz dinlesek!.com 182 . insanların yırtıcı organlara sahip olmayışı! Sosyal kültürü. sigortayı. Doğu'da alevler yeni yeni yükseliyor. o günlerde de parası olanlara şeyhlere. milyonlarca hayvan akıl hastası.. bu güçle ne Fransa. Yoksula.

Fidel Castro'ya. birkaç laf et bizimle.. rahatsız etmeyelim". Allak bullak gençliklerinin taşkın ruhları yirmibeşine gelmeden olgunlaştı. çaresiz kaldığı uzun savaş yılları boyunca. Bosnalılar. sonu gelmeyen çığlıklar içinde. Kırk yıl önce Almanya'da olanları unutmuş. o mantığı o insanlar orada. istediğin kadar bana ne.. Şoför gaza basıp terminalden yola çıktı ki. En öndeyim. Her gün gelen korkunç katliam haberlerine. ertesi gün Rıdvan'ı da. suçlu hissediyorsunuz yaşamayı! Bosna'ya savaşa koşan çocuklar üzerine ise oturup bir kitap yazmalı. Bir gün bana Bosna'da bir tımarhaneye yaptıkları yardımları anlatıyordu. Zaten kitleler halinde ölmekte olan insanların. peşinden Afganistan. Askerde bir gün bir ay gibi. yeniden kendileri kurdular! Onlarca genç Türkiye-Almanya-Bosna üçgeninde göçebe oldu. Ölüm haberi geldi. Rıdvan yeniden gelip kaldırdı beni. on yıl önce onunla deli dolu Çete dergisini çıkardık.blogspot... dışarıdaki uygarlığın bütün mantığını bozmuştu. sıkılmış portakal. tadımlık sofralar hazırlamak için. yanaklarını sabunla suyla yıkayıp. Bosna. Sonra bir gece Zag-rep'ten bir radyo istasyonundan telefonu geldi. toplumsal sorumluluk değil. Teskereye bir gün kalmıştı. bir gün daha rafadan yumurta. 370 O günlerde Uğur Dündar'ın bir programını izledim. yüreğimiz yırtıldı. "Abi ne olursun kalk.. Sırtını dönmüş Avrupa'ya karşı otuz-kırk genç adam gözyaşı dökmeye vakit bulamadan büyük bir mezarlığa dönüşen ve neresine dokunsan çıldıracak Bosna'ya umut taşımaya gittiler. çok uykusuzum. hafızasını kaybetmiş Avrupa. deyiver. En güzel arkadaşlarınız teker teker kırıldığında.. borçlu hissediyorsunuz. savaş düşünme. ya da. gözükarahkla Türkiye'nin ağlayan çaresiz elini Bosna'ya uzattı. gazetenin manşetinde üçünün de resmi. onlarla "insanlık üzerine" saatlerce konuşuyor! Dışarıda yüzbinlerce insan ölürken. köylerinin ağaçlıklı yollarında dedelerinden öğüt almış genç insanlar nasıl dayanabilirdi. Bu vatan borcu. Her birine tek tek acı duyacak kadar vaktimiz olmadı. uyuşturucu-fuhuş ticareti yapıyormuş gibi ağır ithamlarla takdim ediyordu. Türkiye halkının kan ağladığı. IHH. arkadaşlarımız kucaklarımızda ölmüş. yazıyordu. şehit oldular. ağlamaktan süngere dönmüş yanakla-rıyla gün boyu sırada beklediler! Neyi? IHH'nin yardım konvoyunu. alev ve civa gibi hiçbir kaba sığmayan Hakan dergimizi. Otobüs kalkarken bir heyecanla bayiden gazete aldım. Nihat'ı da unuttum.. Çeçenistan. http://genclikcephesi. "Hadi ağabey sen yat... gün boyu bomba ve bir yardım eli beklediler. senin konuşmalarına doyamıyorum. kapkara. börek yemeleri için. Bu coğrafyada istediğin kadar siyaset. çıldırmış insanlık! Çıldırmış insanlık adına 23 yaşında bir Türk genci IHH'nin yardım paketlerini Bosnalı delilere verip. Binlerce Bosnalı'ya ufacık. Ve Hakan haftanın birkaç günü telefon edip. birkaç gün sustuk. helva. topuna birden üzüldük." Sonra halimi görüp. gidiyoruz. Bosnalı kızlar hoş kokulu. hep iç çekmek ve yutkunmak zorunda kalan bizler dayanarak iyi mi yaptık? Hakan uluslararası yardım teşkilatı IHH'nin Bosna temsilcisiydi. ömrüm oldukça o programı affetmeyeceğim. Elvis Presley'in mezarına postaladıktan sonra savaşmaya Bosna'ya gitti. Bosna'ya giden bir genci. başımızdan odun alevi gibi iplik iplik dumanlar yükseldi.Konuşacak halim yok. çocuk defterlerine yazılan aşklar gibi tımarhanede delilerin mantık bozan konuşmaları! Sessiz kalmanın utancı. günübirlik savaşı anlatmaya başladı bize. Monaco prensesi Caroline'e. Yırtılmış çiçeklerin zehir kokusuyla yaşadık! Hakan deli dolu çocuktu.com 183 . Birleşmiş Milletler sadece yardım teşkilatlarına geçit için 371 izin veriyordu ve Almanya'da bir grup Türk tarafından kurulan IHH kısa zamanda büyük işler yapıp... Otobüse bindim. Zaten iç savaştan çıkmış Türkiye. Göklerde bulutlar eridi. dünya çapında bir şöhrete kavuştu. acımasız insanlar oluverdik. Muhammed Ali'ye. sert. bir bir gitti arkadaşlar.

Hangi gazeteci Bosna'dan dönse.. solcu. reklamı sevmedi. Kendini afişe etmedi.. İç edilen paralar bugün bir planla batırılan bankaların hesaplarından. Keşmir gibi Türkiye'nin elinin zor uzanacağı bölgelere milyon dolar bağışlar yaptı.. bu ihaneti unutur mu? http://genclikcephesi. Sofra başında yemeği yarım bırakıp bir köşede usûl usûl bu haberlere ağladığımız o günleri hatırladım. IHH'nin Türkiye temsilcisiydi. lâik olur mu? Ulan eşşekler! Ermenistan. "Her akşam seyrediyorum. ekmeklerin üstüne Bosna bayrağı yapıyordu. yavaş yavaş öldür! Bosna'ya giden paraların inciğini cinciğini çıkartıp. kör gözüne parmak böyle bir iş yapacağına. siyasetçiler ve sonra sanatçılar IHH'nin oradaki çalışmalarına hayran kalıp makaleler yazdılar. Bosna. bir bizim büyük holdinglerimizin gazetelerini hukuk tuttu. Ve artık böyle biliniyor Mercümek vakası. Fransa'nın fularlı en-telleri.. suçlamayı yapan holdinglerin ceplerine indi!. tarihin yaşadığı en büyük katliamlar oldu. Doğu Türkistan. dağlar yıkıldı. kılıç darbeleriyle uzun uzun. büyük badireler atlatmış bu teşkilatın. Bosna sokaklarında tek Türk bayrağı bu teşkilatın kapısında asılıydı.. Türk elçiliği Bosna'yı bırakıp çıkmıştı. Fransa yardımı bir tren dolusu cephane. O günlerde bir fırıncı ustası tanımıştım. uzun kılıç darbeleriyle yavaş yavaş öldürür. vişnelerle birlikte düşüyor çocuk. Bosna'ya gidip gelen tüm gazeteciler. solcu. vicdanın vatanı yoktur. Bosnalılar Türkiye dediklerinde. Vicdan. sağcı.. lâik olun.. kahroluyorum. orada umut oldu. benim de elimden bu geliyor" dedi. bildikleri tek şey: IHH. Vicdan matadorda olmayan şeydir! Matador boğayı meleşti-rerek. Bu genç adam. böğürterek.. Büyük filozoflar zariflik için. pankart asmadı. Anadolu'nun bu en temiz kaynak suları gibi pırıl pırıl gençler. sürünen. başta Bosna. Iz-zetbegoviç anlatıyor. erik ağaçlan öldü çocuklar öldü. dünyanın dost-düşman tüm gizli servislerinin gözleri üstündeyken. Bir hafta kadar önce gazetede duydum. tek bir satır yaz373 inadınız. üstelik Türkiye'nin izniyle bu topraklardan aşk gemisi mutluluğuyla geçip giderken neredeydiniz? Ermeni yardımını dahi devlet sırrı yaptınız. top mermisi ağaca isabet ediyor. dünya görüşlerine saldır. dünya alemin gizli servislerine hizmet ettiler! İnsan ölürken. yurtdışındaki terör örgütlerine yardım ediyormuş diye tutuklandı. Akşam haberlerine Bosna'dan katliam haberleri geliyor.Erzincan'ın köyünden Avustralya'da yaşayan Türkler'e kadar zengin fakir herkes bu teşkilat vasıtasıyla Bosna'ya uzanıyordu... holding gazetelerinin cırlamasıyla tarihin en büyük hırsızlık skandali gibi takdim edildi. IHH. yiyecek. ben inanmam. kardeşin kardeşe uzattığı eli ise kanlı rotatiflerinizin bobinleri arasına sıkıştırıp mıncık mıncık ezdiniz. Ve Bosna'da büyük tecrübeler geçirmiş.. Türkiye üzerinden. Adını Hakan'dan duymuştum. Tanımıyorum.. "Bülent Yıldırım'ı tanıyor musun" diyordu. herkesin vicdanı sızladı da Bosna'ya. Azerbaycan'ı işgal ettiğinde. sağcı.. Caddelerden büyük mezarlıklar ortasında. Saldıracaksan Refah'a saldır. Çeçenistan'a en kara gününde yardım elini uzatmış. O günlerin IHH'sma vicdan borcumuz olduğunu hatırladım.com 184 .. "İyi de müşteriden buna ne?" de-. "Zarifliğinin farkında olmadan zarif olan insanlardır" der. 372 dim. asırlar geçse. altın kalpli birkaç adam. İşte bunu bana kimse inandıramaz. ama. Tanrı'yla aynı bahçede yaşadığımız insanlığın ruhudur! Amerika'nın kırmızı saçlı şarkıcıları. Kahramanların vicdanı yoktur ve "oley" sesleriyle kuduran sıradan insanlar! Kahramanların sahibi vardır. hukuk inanır. beyinlerini hukuk vurdu! Türkiye halkının mütevazı yardım girişimi. bahar günü vişne ağacında vişne topluyor bir küçük kız. en zor günlerinde Çe-çenistan.blogspot.. zavallı insanlığa inat.

Yazarı Mesut Remzi. Japon hurması" biçiminde yer almakta. Mustafa Kemal'e Bolşeviklerin. teneke teneke zeytinyağ. Benim de size borcumu ödeyecek bu kuru yazımdan başka bir şeyim yok. Sonra aşağıya inince bu attıklarımı toplayıp evin güneşli odalarından birine asıyor. 1908 sonrasında. Bosna'da bombalar atılan on bin kişi kapıda yardım bekliyor. diğeri küçük..blogspot. Doğu Karadeniz ve Hatay. Soylu ve güzel yüzünüzü öpüyor. Fakat şu portakal büyüklüğünde turuncu yemişler veren türü değil. çürüyünce tathlaşanxmeyvesi. http://genclikcephesi. sevgili Bülent! Boynumuz hukuktan ince. pirinç dağıtıyor. Çeçenistan'a. bir daha geçmiş olsun diyorum. aklıma geldikçe gidip gidip yiyordum. Üçüncü gün Bosnalı bir hanım elinde börekle Hakan'ın karşısına geliyor. yaşlı ve yorgun ihtiyarlar olarak dönmek nasip olursa. Sevgili Bülent! İkiyüzyıldır kafalarımız çok karışık ve sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz. "Çoğunluk tarafından bilinmeyen. kıskanacağım türden bir yazı yazdı: Trabzon Hurması.. ufağı. ama aynı toprağın. çünkü yardımın tek tek kayıt altında yazılması çizilmesi gerekiyor. Trabzon'daki Kehkeşan dergisine yazıyı. bitki tarihi ilişkileri üzerine bir yazı. 1796'da Avrupa'ya getirilmiştir. 1781'de bilimsel olarak tespit edilmiş. Halk paniğe. Hintli Müslümanların yardımlarım unutmadı. IHH. Diospyros kaki'nin anavatanı Japonya ve Çin'dir. Size ikram edecek. bitki-insan.. bal. aynı yüreğin çocuklarıyız.. lütfen. kara. köyümüzün ağaçlıklı yollarına. diye ikram ediyor.. yüreklerimize koştunuz! Bu yürekler. bu ağacın elma büyüklüğünde turuncu renkte ham iken kekre olan. Türkiye'de Trakya. telaşa kapılmadan kuyruğa girip yardım alıyor. Beyrut'tan gönderiyor. ziraat. un. Sizler. çünkü iki günde ancak bin kişiye koli teslimi yapılabiliyor.com 185 . fındık büyüklüğünde. "TVabzon hurması TDK'nm Türkçe Sözlük'ünde Abanozgillerde^ büyük bir ağaç (Diospyros kaki). modernist-kalkmmacı düşüncenin ve köylüleri eğitme kaygısının bir uzantısı olarak. hem de yemişli dallardan koparıp koparıp aşağıya atıyordum. Japon hurması olarak da bilinen Trabzon hurması. hakkında başka bilgimiz yok. Bosna ve Çeçenistan da sizin yardımlarınızı unutmayacak!. Sevgili Bülent geçmiş olsun. Kehikeç dergisinde. Bosna'ya değil." Böylelikle iki Trabzon hurması öğreniyoruz. bahçe- 374 375 mizdeki ağaçlar arasında en çok ilgilendiklerimden biri de Trabzon hurması idi. Hayatım adlı eserinde şöyle bahseder: "1890'lar İstanbul'unda Cihangir mahallesinde. Ne yapabiliriz. Zagrep'ten anlatıyor. hem kararmışlarını yiyor. Sevgili Bülent.. ama yine de sabırsızlıklar başlıyor. bugünlerde başımızda çıldırmış bir matador! Trabzon Hurması Tarihçi Kudret Emiroğlu. kara-kara. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. başlığı altında Kehkeşan dergisinde yayımlanmış.. hemen iri fındık büyüklüğünde yemiş veren tür. biri elma büyüklüğünde turuncu. Onun da yazısının kaynağı. İçel'de yetiştirilir.. borcumuzu ödeyecek bir şeyimiz yoktu. dün verdiklerinizle bu böreği yaptım. 70'li yıllardan beri büyük şehirlerde manavlara girmeye başlayan ve 80'lerden itibaren sınırlı müşterisine karşın kalıcı bir yer edinen meyve ağacı" hakkında.O günlerde Hakan. torunlarımıza işte bunları anlatacağız!. şeker.

Trabzon hurmaları ise aksi. Kafkasya'dan Çin ve Japonya'ya Batı Karadeniz'le birlikte Maraş'ta.blogspot. 24 tondur. damağa yapışır. 1. tatlandığında domates kadar yumuşayan kekremsi tadmdaki hurma.Ağacın ikinci türü olan ve küçük meyveli Trabzon hurması olarak bilinen Diospyros lotus ise. Doyum duygusunda sınır tanımayan çocukluğumuzun hurması.797.234 ton. Eğin'de bilinir. Trabzon hurmasının ağaç sayısı ve üretimi 70Terden 1997'ye kadar üç kat artmış. taamları leziz olur. Bu hurmalar kemale vasıl olduklarında gayet hoş bir rayiha neşrederler. Şimdi de Mesut Remzi anlatıyor. İçel'de 43. Bunun için meyveyi ikiye bölüp derisi çıkarılmalı. muhallebisi yapılır. dilimizi kamaştıran.465. Dil ucunu gıcıklatıcı. Bir miktarı taze sarf olunur. Derece-i kemale erişmeleri bir parça uzun sürer. dallar üstünde hesapsız meyvelerin çokluğundan dalların kırıldığı vakidir. 829 ton. 590 ton iken. Yerli olduğu iddia edilen ağaca ossuruk hurması denilirken. Türkçe kaynaklarda yalnız Pars Tuğlacı'nm sözlüğünde bulunmaktadır. Hatay'da 218.000 ve üretimi on bin tondur.114 ağaç. elma büyüklüğünde. bu bahçelerden çaldığımız Trabzon hurmasından alırdı. yakıcı hanımefendi nereden çıkıp geldiniz? http://genclikcephesi. içi. damağımı aptallaştıran tadıykı. Trabzon ve Hopa'da bu küçük olan hurmaya "hurma" ya da ossuruk hurması denir. gayet kısa bir sap üstündedir ve yavaş yavaş ortaya çıkar. bidayeten üzerlerinde hiçbir çiçek veya meyve tomurcuğu görülemez. Maraş'ta 43. Toplam ağaç sayısı.620. İşte sevgili okuyucu. Taze iken. yüzümde kırışmakta olan tüm çizgileri sendeletti. Çocukluğumuza tat veren bu imkânsız leziz meyve. Japonya'dan geldiği bilinene işte o meşhur Trabzon hurması denir. bugün ağaç sayısı. Karahurma. Trabzon'da 3. Ordu'da 30. kızılcık iriliğinde ve ahalimizce sade hurma denilen bu meyve hakkında kayıtsızlığın sebebi çok bol miktarda oluşudur. özetliyorum. ne zamandır size tanıştırmak istediğim. Ağzımı. ki asıl Trabzon hurması budur. meyve vermeyen 120. Yahudi hurması. Telaş ve koşuşturma sarhoşu çocukluğumuz inanılmaz deli gücünü. meyve veren 375 bin. taamları kekredir. nişasta veya mısır unuyla. yüzümüze. Trabzonlular bu hurmayı. ikincisi 376 makbuldür. gözümüze bulaşıp hasta eden bu kekremsi hurmanın tadı. daha seyrek olarak Tortum. turuncu elbiseli kekremsi bu küçük hanımefendi nereden yolumu kesti. üretim 4.com 186 . kabız bir lezzet hasıl eder. toplanmaları mümkün mertebe tehir edilirse yumuşak ve olgun olurlar. Armut ve şeftali ağaçları. narin. Taze iken sarf edilir-lerse. Kurutulup kompostosu yapılır. damağımızda masallaşı-yor. kayısı peltesi kıvamında rayihası hoştur. Hatta diğer ağaçların çeşitlenmesine mani oluyor diye. dilimi. pepeçura. Sonbaharda yapraklar sükut ettiği zaman. sonra vazgeçilmiş. hurmaeriği olarak da bilinen ağacın anayurdunun Doğu Karadeniz olduğu bilgisi. çekirdekli-çekirdeksiz. budama sayesinde meyve dalları hasıl eder. diğer kısmı güneşte veya hafif hararetli bir fırında kurutulur. o meşhur çocukluğumuzun hurması. bilimsel olarak 1753'te tespit edilmiştir. Balkanlar'da. Trabzon havalisinde çokça rastlanılan bu ağaç hüdayi nabittir (kendiliğinden biter). ağız tadımın yükselen büyüleyici coşkusuna 377 sarılıp. Bir zaman hurmadan ispirto ve meşrubat üretilmesi düşünülmüş.840. Tomurcuk halindeki çiçek. köylüler her sene bu ağaçtan yüzlercesini söküp atar. Ağaçtan kendiliklerinden düşmek raddesine geldikleri anda toplanıp anbar edilir veya zeminden 2-3 metre yüksek ve alt katları çit ile örülmüş kilerlerin doğramaları üzerine serilir. Ekonomik değeri olan da budur. yaş ilerledikçe. Trabzon hurması. Güney Fransa ve İtalya'da. iki çeşidi vardır.148 ton. adeta kestane ve Arap hurması gibi tüketirler. bu küçük hanımefendi. bu turuncu elbiseli.

Azrail'in tırpanı aynı tırpan! Bu tatlarla yoğrulmamış ağızlar.. aile gibi dünyanın en leziz meyvelerinin tam ortasındaydı. ekşi üzümler! Hangi ülkeye sığındınız! Konsantre kahramanlara servetler ödüyoruz. Sonra ekşi üzümü olmayan bir ülke öğrettiler bize. bağırarak. Hepsinin tadı kekremsi ve ağız buruşturucu. Savaşırken ölenlere şehit diyorsak. duygusunu. hangimizi zevkten delirtmez. tadını. yüzlerce lokanta hepsi dönüp dolaşıp müzmin bir donukluk içinde. uğursuz. hurmanın resmini yaparım! Sonra. her gün yılgınlık duyduğumuz tatsızhğıyla kudurtuyorlar bizleri. meşrubatları. tutkusunu.Çocukluğum için bir bayrak. Mesut Yılmaz.. Çılgın gururumuzu bu "ortak renk" kırıyor.. Hayat öyle renksizleşti ki. başımızı döndürmeyecek on milyonlarca kadın eti! Tabiatın tutsaklığı. Bir meyvenin ağzımıza sokuluşu. müzikten. o çocukluğumuzun dilini kırbaçlayan vişneler. Deniz Baykal. bir korsan bayrağı yapmak istersem. ağrısız. ağzımızın tadı. kekremsi tatların her biri Kleopatra güzelliğinde ve kıvamında meyvelerde keşfeder.com 187 . bir davul sesiyle 379 http://genclikcephesi. yüzlerce manken. aşkın. ruhsuz. hormonlaştırılmamış tanıdık tek bir dost bulamıyor! İdeolojiler gibi. kapitalizm tatları iki cepheye ayırmış. Tadı tiz. McDonald's köftesi gibi. diğeri şeker! Ya tuzlusunuzdur. ağzımıza öğretilen tatların taşkın müziğidir! Varoluş heyecanını en güzel onlar anlatır! Çarpıcı. hepsi kişiliksiz.. Modern toplumun şu sanatçılarına bakın. tava aynı tava. Tansu Çiller. dilimizin altındadır. lüks bir otel havuzunun klorlu mavisinde buluşuyor.blogspot. Şekillenmemiş ruhumuzun toprağını. turunç ve ayva. mutluluğun ilhamım verir! Çapkın olan erotik yanımız değil.hilmeden. Ferhan Şensoy kitle tüketimi. bu tırpandan boynunu nasıl korusun! Ah. ağabey. Reha Muhtar.. bize neşenin. Ağzımıza en güzel meyve dokunur. dudağımıza. Osmanlı kekremsi tadlarm şerbetini yapardı. su aynı su. Artık ameliyat eldivenleriyle ne yapsanız baklavaları. ya şekerli! Fethullah Hoca'yla. Dalında yarılırken çatırtısı narın. Dokunmanın en ince. neşesiz. ama. Orhan Boran. Yoksul giysili çocukluğum ıstırabı sanki önce bu ekşi. tadı dürüst. Çocukluğumuz yüz kat derin lezzetler içinde hunharca tabiatı katleden. hiçbir sürprizi olmayan tatsızlığın iblisi oluyorlar! Çünkü tava. yağ aynı yağ. ekşi üzüm. dondurulmuş bir trajedi. henüz insanlık yüce. kalabalıklar tımarhaneleştirilmiş marketlerin deli gömlekli vitrinlerinde gün boyu geziniyor. dilin valsidir. üstüne önce. bize akraba. kızılcık. savaşarak parçalayarak korkusuzca saldırdığımız o muhteşem ağaçların en tepesindeydi. En yoğun duygular bu yüzden öpüşlerimizde saklıdır... meyve aşımken daldan düşüp ölen çocuklara. Sadri Alışık. tabiatın meyveleri artık. en hassas teli. resimden çok daha önce zihinsel düzenleyicidir.. karton yüzlü şeyler olup. aynı tava! Medya ve şöhret tavası! Uçsuz bucaksız kâinatın. vişne. aynı tatsızlığın duygusuz ortamına çekiyor hepsini. Şener Şen. kardeş. barbunyaları. ya şekerli! Oysa. Hepsi konsantre tatlar! Kapitalizmin iki tadı vardır. böğürtlen. kutsal bir makam vermedi. acımasız bize öğreten. ya tuzlu. Sihirli dokunuşu çapkınca bir kirazın. yüzlerce çiklet. şaşırtıcı güzellikte. köpekleştiriyor! Dişlediğimizde gözümüzü karartmayacak.. bedeni en iyi tat tedavi eder! Tat. bulaşıyorlar. bazı Ermeni ustaları içine bir parça afyon da koyardı. göl-gesiz. mezar aynı mezar! Tabiatın tüm gökkuşağı tatlarını aldılar ama. tepsi dönüp dolaşıp ezber378 lenmiş. sevginin transma girmenin imkânı var paldır? Hayat mıdır bu? Bir davul sesiyle evlenir. şeker aynı şeker. içimizdeki vahşiyi bu ortak tat. biri tuz. bedenler. tınısı hoş ağzımızdaki bu kovalamacanm hoş meyveleri. Herkese göre icat edilmiş vakumlanmış meyveler. hamur aynı hamur. Hikmet Çetinkaya arasında ne fark vardır? Yüzlerce köşeyazarı.. dalında yarılıp balını yaprağına lav gibi akıtan ballanmış incirin sürüklenişi. çiçeğinden güzel meyvelerin damağımızdaki titreşimlerini. artık ameliyat eldivenleriyle de kızartsamz kalamarları.

hızlarından ödüm kopuyor. böyle taşkın olmayı. coşturan. irice erik gördüm. Güya kaldırımın orasına oturuyor-muş gibi. erik lafı geçmez! Milyon defa din sohbeti dinlediniz. Bir plan dahilinde unutamadığım eriğin olduğu kaldırıma geldim. Ezmeyin eriği. biraz ortadan sürün. nar. ormanların. orada nöbet bekler! Sabahları biz uyurken. Bana vuran adam da uzaklaştı. bir tekme atar.. soylu. çocukluğumuzun o savurgan. sımsıcak! O bir dişilik tadında. baktım. İzmaritleri kiliseye teslim ettim.. Şaşırmış bir korkuyla yakayı ele vermiştim. ah nasıl masal gibi q>üyülü sevimli gülüşler buluyorum. Akdeniz'in. Eriği. bülbül sözlü. Arabaların da geçtiği caddenin kaldırım kıyısında çamura bulaşmış bir büyük. deşince çocukluğumu. yaşlanmaz. nereden öğrendim. böyle kudurmuş rüzgârların cayır cayır tadını bana bu hurmalar. ilkokul. beni dinleyen olmadı. "Kurban olduğum Allah işine karışılmaz ama. bu o erik mi diye kaldırıp.öpüşürüz! Oysa tabiatın derin uçurumlu tatları müziğin sesi gibi düzenler bizi ya da bu kısık.. nar çiçeği dudakları yapış yapış sevgili! Seni bana önce bir kara ekşi üzüm tanesi öğretmedi mi? Çok küçüktüm. insanoğlu Tanrı'yı dört asırdır. ellerimle de sanki oralı olmuyormuş gibi yerle oynuyormuş gibi öyle işte yere sürtüp. uğursuz tatlarla. Beni de. Gelip geçeni korkuyla kolaçan ederken. Derken. Yerden onu alırken görürler diye. O erik! Kafama ani bir tokat indi. Gitti. "Ben size gösteririm" dedi. tekerlek izlerinden. \ 381 http://genclikcephesi. dünya nimetleridir. dudaklarımız tadından çatlamıyor. belki de dünyanın en leziz kirazları Toros Dağları'nm eteklerinde. öbür taraftan sürün. enseme vurur. kiraz. bilmiyorum. ağzımızda saklı bu tadın rüyasında saklanmış çocuk kalbimiz. tatlı dokunuşların sesine köreliriz. Türk ırkı dokunmadan. ben de işte toplamıyorum diye torbayı çöpe atarım. bahçelerin. İzmarit topladığımı gören olursa. ateşli. kızılcık bir dudağı bize önce. dokunamadım. öyle oralı olmadan yolun ortasına bıraktım. beynimiz çatlıyor. çocuk kalbinin rüyası-dır. içinde bir tane. kuşlar sabah akşam gagalıyor onları! Bu yüzden. beynimiz kamaşıyor! Ah. hemen ağacın altında kasalanır. bu nimetleri kardeşçe bölüşmenin tadmdadır. Ancak. bu ülkenin kirazlarım yiyemez! Fethullah Hoca'nm bin kasetini dinlediniz. Gelip geçen arabalara içimden yalvarıyorum. eriği bulmanın heyecanıyla. Arabalar çiğnedi. dünyanın bu yemyeşil güzelliği dururken. size bir tek kez.com 188 . kelimelerimde hâlâ kamaşıp duruyor. bir iki. Ama. korktum. çiçeklerin taç yapraklarında arıyor! Belki biliyorsunuzdur. ateş rengini bir kere sürmeyi versin derimizin üstüne. yumuşak. İçimden bir ses. yakarıştan başka ne vardır. bu ekşi üzümler öğretti! Asırlardır bize Mecnun'u öğrettiler. bir müddet sallandım.. Eriği. Ballanmış bir meyveyi ısıra-mamanm bana öğrettiği bir yılan ısırığı tüm zehriyle dişlerimde. "Bırak lan o pis şeyi!". Şövalyenin zırhı pembe. çocuk ağzımızdaki o cıvıltı! Ah. ah bize ne hovardalıklar öğretir! Ah o kışkırtıcı heves. Bu kokulu bahçede. ciğerlenmiş armutun tadından sözetmezler! Ofli Hoca Kabe'den dönmüş. içinde gizlenmiş meşaleyle deri380 mizi tutuşturur. memleketi Rize'ye. dudaklarımız kamaşmıyor tadından." Kâbemiz.blogspot. ben onlara gösterebiliyor muyum. masalsı öyküleri öğretti! Tutkuyu kim öğretti bana. çiğneyecek. Mersin'in. Bu yüzden. paketlenir. çünkü oraya oturulmaz. bacaklarımın arasına aldım. ne olur. Bu yüzden. çocuk ağzımızda bir rüya içinde şimşek gibi çakıp buruşan berrak. Gül yüzlü. hayal gücümdeki masalsı uçurumları. upuzun yolun adımlarını karıştırır. pırıltılı sarhoşluk! Ağzımızdaki bu deli tat sarhoşluğu. eriğe kıyamam. Arap şeyhlerine satılır! Bu ülkenin çocukları. derimizin nabzını düzenleyen. gidip Kabe'yi çölün ortasına yaparsın. arabaların altına. İsparta'nın yüksek köylerinde yetiştirilir. aptallaşmış şövalyenin dudakları tattan yapış yapış! Ah. onlar usulca dalında pembeden kızıla şişer. ince çiçekli. Sokaklarda başıboş kaniş köpek gibi yarım torba izmarit topladım. bir gün büyürsünüz. "Git lan sokakta izmarit topla" diye kovdular. kalbimde. Mahallenin büyük ağabeyleri kiliseye saklanmış gizlice sigara içiyorlar. çölde duadan. kıstırılmış. Gözüm hâlâ o erikte.

İtalyan orta sınıfının sade. senin o büyülü aşkının çocukluğuma öğrettiği o en deli. Ancak. Şimdi. yani. Ben. Refah'm akbil.com 189 . yorgun sesine rağmen. Birinci aşama tamamlandı. kandilimizi \ 383 \\ kutlayan. yapış yapış. gizlice ısırılmış meyvelerin tadında. makarnanın çorak kültürel ortamından. nereden kestin yolumu! Biliyorum... suç ve siyasetin yazlık köşküdür! Kahramanca bir istekle. DYP ve http://genclikcephesi. hacmi vardır. sola kapanan bu devletin adı: Sert Devlet'tir. hiçbiri oğlunun suçlu olduğunu kabullenmeyecek. tarihin bu en sade ova ve bozkırlarını da artık kemirici bir arzunun kapladığını gösteriyor. Bu ısırıklar yaşatıyor beni biliyorum. bu.\\ Koparılıp. çakal gibi çullanırken. ülkemizi artık suçlular ordusu yönetmektedir. ilahiler söyleyen. usûl usûl yaşlanırken. Onlar için umutsuz bir savaş. isyancı yanımla. en tatlı sırlar hâlâ bende. Kardeşlerimin dudakları. büyük kalabalıkların onu tutması. sadelik ve sakinlikten nefret ettiği için. hayatın lezzetini. çalınıp. Mecalsiz kalbi. bu sade. Tanrı'nın meyvelerine. Mesela. benimsemesi gerekir. acılarını. sert alanlarda aramıştır! Orta Anadolu'dan milliyetçilere oy gelmesi. ikinci aşamadayız. çünkü artık ekmek. hareketli. Tan-rı'yla aramızda asla kapanmayacak kapının ardındaki gülüşüydü. sevgi dolu bir kucaklaşmayla sarmaş dolaş olduklarını göreceksiniz. suç hâlâ. Ah. yıkıcı. itilmiş. bir de boynundaki gerdanlığının pırıltısıyla oğlunun parıltılı namusunu dualarla ballandırarak anlatır! Suç. şehirleşmemiş kasabalardan çıkıyor! Ve artık ANAP mahalli düzenbazlar yetiştiremiyor. yolunu kaybetmiş kolsuz küreksiz yelkenlerin kardeşleri olduğumu öğretti. tüm bu suçlular ordusunu artık doyuramaya-caktır! Düşünceye. beni de hapislerde çürütecek. demokrasiye. bu ülkenin kirazlarını yesinler diye. Bir makarna tüccarı siyaset yapamaz. İdeolojilerin gaıigsterleşmesini sağlayan sert devlettir. en geniş toplumsal inanç çemberinde yerini almıştır. yaşayabilmesi için. incecik tülbendi annelerimizi bulursunuz. Değil parmak izlerini. Demirel'in Ilksan.blogspot. hepsi bu ülkenin çocukları. hayata iştahla asılan mübarek bir yüzü vardır annelerin. son yıllarda tüm tehlikeli suçlular. sakin besini makarnadır. ülkemizdeki suçların zenginliği. Bayındırlık Bakanlığında kritik noktalara atama yapmak zorunda kalan yeni milliyetçiler. yumulduğum o tadm içinde Tanrı bana. ballanmış Trabzon hurması. Parti. o gün bugün. İtalyan mafyası. en cılız yıldızların. en ürkek kuşların. dış düşmanlarda! Suçlular ordusunun tek tek ailelerine baktığınızda. Tanrı'nın kolları gibidir. CHP'nin İSKİ. suçu bölüşen kalabalıklara bu suç da yetmeyecek. makarnadan nefret eden karısı yapabilir. Çünkü suçun da bir sınırı. her gün yüzlerini gördüğünüz halde yakala-yamıyorsunuz. ya Kuşadası mafyasının ya da holdinglerin ağzında. ama. küçük hanımefendi! Burada. bu yapış yapış kelimeler! 382 Gangsterlerin Siyaseti Siyaset kemirici bir arzudur.. Bir suçun. Ya da müteahhitler derneği üyelerinin annelerini sosyolojik olarak inceleyin. soslarını. sakin. Karıncaların şekere nasıl bulaştıklarına hayret etmemek lazım. Suçlular ordusunun medyadaki holding bağlantılı yazarlarına bakarsanız. eski milliyetçileri kıran kırana kavgalarla tasfiye etmeye başladı bile. turuncu elbiseli. o gün bugün kodeslerde çürümekte. Bıçak devletin en derin tabakasına dayanmıştır. şehitlerimiz için mevlitler okuyan. beyaz.

sel felaketini büyük bir umutla. iş dünyamız için güven verdi. vahşi işadamlarının tek korkusu olmuş. çünkü ertesi gün. yardımcı. bir parça hayat bulmuşlardır! Çakallarla. cinsel özgürlük devrimi yaşandığını söylüyordu. en çok ağızlarının içine bakarlar.. İhtişamlı servetine rağmen burjuva dahi. "siyasal iktidarın" en sert egemenlik alanı parçalanmaktadır. bir vatandaş resmi çıkmadığı gün olmamıştır.) http://genclikcephesi." Bir işadamının çakal politikacıdan en rahatsız olduğu sahne. ayı.ANAP'm "gırla" korkusuz yolsuzlukları. gazetelerde. memleketi için büyük bir hizmette bulunduğundan o da kameralara kahramanca gülümsemektedir. birlik olarak kapitalizmin iktisadi ve siyasi nimetlerini işte böyle alttan gelen çakallarla. Cumhurbaşkanının kızını düzebildiği cinsel eşitlik dünyasına girdiğimizi söylüyordu. Ancak. çakallarla kapitalistlerin birliğidir. ortak. güvenlik rolünü oynar.. Basın tarihimiz hiçbir işadamımızın öfkeden kuduran tek bir fotoğrafını yayımlamayı başaramamıştır. cinnet getirmiş. çakal milliyetçilerin canh-kanlılarıyla iş tutar ve onlarla yemeğe oturduklarında. merkezin dağılması gibi kavramlarla açıklıyorlar. kamuoyunda mutlu ve iyi insan görüntüsü. İçinden "harika hayvanlar" diye geçirir. Biri koruma.. siyasal hayatı "gangsterleştirdiklerinin göstergesidir!" Ancak. işte bu ulusal birliktir. Doğru.ötüne koyduğuna göre. keskin çene darbeleriyle nasıl kopartıp. Soylularla yoksullar arasındaki cinsel kastın modern yüzyılda dağıldığını iddia edip. serserilerle bölüşmek zorunda kalarak. siyasi iktidarı bölüşebileceği iddiası. Ulus-devlet. merkez sağ. Bir yoksul garsonun. profesyonel soygun şebekesiyle hırsızlıkla. Basın tarihimizde bir tek gün. diğeri klasik sömürüsüne devam eder. İkinci iddia... hasta kadar hareketsiz cansız sosyolog ve siyasetbi-limciler bu durumu hâlâ. mahalli düzenbazların siyasi ve toplumsal temizliği bahane edip. Sovyet-ler'den ve sosyalizmden değil.blogspot. depremzedele-re gönderilecek çekin veriliş sahnesi büyük bir törenle manşetlere çekilecektir. paramparça edişlerini izlemekten hoşlanırlar. fidyeciler. ya da karısına çiçek verirken gazetelerde yer alan sevecenşirin aile babası fotoğrafıdır. sonunda kapitalistler gangster karakterdeki insanlarla. mağaza soyguncuları.. Banka. işadamının egemenlik sahası içindedir. Aksini söyleyen siyasetbilimciler varsa onların da . benzer manyak sosyologların. depremi. siyasette yükselmek isteyen turfanda işadamları. Dışarı çıktıklarında kameralara işadamı şu demeci verir: "Politikacılarımızın kararlı ve istikrarlı vatanseverliği. işadamının elinden alan politikacı.. kaplan gibi hayvanların bugüne değin.ötüne koyayım. Vahşi kapitalizme karşı en etkili silah.com 190 . çıldırmış. merkeze toplanma. Büyük loknlaları bir defada hızlı. Çünkü. müjdeyle bekler. (bugünlerde uyuşturucu tüccarları). Çeki. bunlardan biri hayatını delice cinsel enerjiye (libidoya) takmış "VVilhelm Reich'tı.. Bir Zamanlar Amerika filminde ayrıntılarıyla anlatılır. Bu da doğru. Bir de cins psikiyatrlar vardı. legal şirketler kurup. işadamları çakal milliyetçilerden neden korkmaz? Çünkü. halkı oy davarı haline getirip. 384 385 çakal politikacının çocuğunu öperken. içi pamuk doldurulup sergilenen kuş. Türkçe meali: Herkes herkesin . (Ünlü işadamları. aynı yoksul garsonun. hızla toplumun en üstüne çıkıp. hayvanın yalnız şöminenin önüne serdiği postuna ve duvarına astığı boynuzuna katlanabilir. gangsterlerle holdinglerin bu ortaklığı. cinsel organlarını doldurmayı hiç düşünmemişlerdir. Bunun en güzel örneği. yine Amerika'da icat olmuş gangsterlerden gelmiştir.

Edebiyat yapan kadın yazarlarımıza bakın. tekstil atelyelerine doluştular. Şimdi. arkasındaki polis de memnun. Artık musluklarda mükemmel bir teknoloji ve sessizlik var. bu düzeni değiştirmeli diye seslenirdi. sade bir sükûnet içinde gül gibi geçinip gidiyorlar! Henüz yirmi sene önce. tekke solcusu. Gerçek o ki. özgürlüğe. yamalı. 387 yalvaranlar. kuruntularını. Sol ne yapsın? Ne desin! Henüz yirmi sene önce bir ara sokaktan geçtiğinizde. kahvede. usulca birbirlerini süzer dikkatli. Ve sonunda. racondan bir servet yapmayı unutturuyorlar. Sol bunun şiirlerini yazdı. Aksine. avantür bir suçluyu. radikalizm.com 191 . evcil. Türkiye! En ağır şekilde cezalandırılması gereken mafya çakalları. muhafazakâr. kovalamacüık oynayan. isyancı olan çakallardır. zarif bir sakinlik içinde karşılıklı ince jestlerle birbirlerini tanımaya çalışırdı. almayalım mı. Ağlarlardı boyunları bükük.Suçluların. zararsız bir siyasi dili temsil ediyor. çarşı-pazar kalabalığım solcu genç sevgili ikilileri oluşturuyor. bilmiş gençlere solun söyleyecek ne sözü olabilir. insanüstü bir kahramanlık gibi sunuyor. polis arabaları da mükemmel. okulda. bir selpak alır mısın diyen on yaşındaki çocuklar! Geleneksel dilencilerimiz tüydüler. Şimdi. tırnakları ve dişleri çekilmiş! Gazete solcularıyla parti kurulmaz. içler acısı. müsamere niteliğinde toplantılarda slogan atarken bile. medya avantürlerin koluna girmek için sıraya giriyor! Bir de holding yazarları. Çalıp kaçan memnun. perdelerin gölgeleri ardına saklanmış. İnsan hakları gibi. http://genclikcephesi. "Aslında biz memnunuz" suratı taşıyorlar! Çünkü. O ülke. Çakalların. ölmüş. boyası dökük. yani burjuvayı tokatlayıp. Bilmiş. tek bireyi kalmamıştır. ekranlarda onları mesleklerinin profesyonel operatörleri gibi takdim ediyoruz. yolu gözleyen kadın yüzleri görürdünüz. Daha iki gün dolmadı. teyze. evcil. avantür suçlular milletvekili oldu. komşuda. bir insan mutlaka bozuk bir musluğun şırıltısını duyar. bizde laf boldu. hırsızların şöhret olmak istediği tek ülke. bilmiş saatlerce konuşmaktan bıkmıyor. gangsterlikle ele geçirdikleri siyasal temsili. açları doyurmak gibi politik gerçekliğini kaybetmiş siyasi isteklerde bulunuyorlar. yırtık. bohça gibi elbiseleriyle. aslında. Kitaptan ve kelimeden kendi küçük dünyalarına uyuşturucu yaptılar. Basit bir çakalı. sokağa ve hayata çağırdı. alalım mı. daldaşşak lafa giriyor. pişmanlıklarını. ilkel ve çocuksu isteklerle siyaset sahnesinde. Bu kadınları. geri kalmıştı. masaya oturur oturmaz. Şimdi. kolkola girmiş anne-kız ikilileri oluştururdu. Henüz yirmi yıl önce. gerçekliğin dilinden konuşuyor. cafelere. ukala. çarşı-pazar kalabalığının çoğunu. soyut bir özgürlük konuşan. şekere saldırmaktır! Yani. durdu. Köpekliklerinin maskesinde isyanlarını. Hırsız-larmki de mükemmel.. barda. Allah razı olsun derlerdi. Eskiden lüks Amerikan arabalarıyla kaçan mafya çakallarını kovalayan polis arabalarının camları kırık. Alçakça işlenmiş cinayetlerini umursamıyor. Bugün. Şimdi bu kadınlar kendiliklerinden barlara. kuşak dayanışması. pencerenin. şimdi. cinayetlerden müteessir olmak bir yana. evde kalmış can sıkıntılarını. yeni tanıştığımız insan. Türk solunun Kesk'ten başka azgın. banka soyarken. Eskiden her adım başı dilenciler çıkardı önümüze. Bu denli vıdı vıdı. Türk solu. çakalların. saldırıyor ve kapıyor! Kapitalizmin siyasi tarihi öğretiyor bunları bize. değerli bir vatanperver olarak milyonlarca gencecik çocuğa tanıştırıyoruz.. henüz ne diyeceğimize karar veremedik? Eskiden iki insan bir masaya oturduğunda. abla. cafede ağabey yara bandı alır mısın diyen çocuklara karşı. böyle memleket olur mu. polemik yapmak için siyaset yapılmaz. halının tozu gibi kelimelerle eğlenip. Geleneksel Marksist-Leni-nist hiziplerden kalmış cüruflar. siyasi zekânın. kısır. Şimdi. toz toprak içindeydi. geveze. gerçek siyaset yapıyor. umumi helada. makarnacılarımız artık solculardır. Çakallar. Yalvarırlardı. şöhret oluyorlar. ya da bar-bira dostlukları oluşturup. Türk solu da.blogspot. TV'lerin en müstesna programlarında ağırlanıyor. bakanlarla aynı masada görebiliyoruz. başkaldıran. ürkütü-386 yordu. amca. üçüncü dünya ülkesiydi.

Soyadlarımn ka-rakterleriyle yaşayan insanları kelimeyle. sevdiği kızı.com 192 .. övünülür. Leyla'yı yüzüstü bırakır. annesini. ve sülaleye bundan sonra Ko-yunoğlu denmiş. sinirden. Bozuk ruhlu bir kentsoylu oluverdik. Soyadı Kanunu ağabeyimin bulunmasından sonra çıktığı için dedem de olayın hatırası olması dileğiyle soyadı olarak Kaya kelimesini seçmiştir. bacakları. babasını üzüntüden öldürür. Leyla'nın güzelliği de neymiş. Dede hiçbir zaman eli boş dönmezmiş. sende mi adam oldun?" demiş. İçinizde bu topraklardaki insanların yüzlerini. hem de babası. Edeb. Tanrı'ya ulaşacağım diye gönüllü delirmenin peşindedir! Bir sağcı için "dava" budur. soyadları. bu soyaddan ilham alarak bir "ç" ilavesiyle Konanç soyadını vermiş. sağ siyasetin en güçlü motifi: Leyla ile Mecnun hikâyesidir. Mecnun da. Tanrı'nın sevgisine ulaşacakmış. kepçe yaparak satan dedelerden intikal etmiştir. Anlatıldığına göre memur. Geleneksel toplumlarda. insanların duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. hem en kalabalık mekânları seçeriz. Yurdum insanının karakterini. neden bir şeyleri sevmiyoruz. duygu ve davranışlarını en çok hikâye eden benim. anneyi. Neye kızgınız. incecik kuşkonmaz yüzlü.. binlerce lafm dalaşına giriyor ve ertesi gün siyasal bir neşesizliğin içine yuvarlanıyoruz. Kâğıt ve kitap gibi modern toplumun uyuşturucularından acilen uzaklaşmamız gerekiyor! Bahar kadar yumuşak. soyadlarımn bu denli etkili olmasına şaşırıp kalıyorum. Ertesi gün büyük bir kayanın altında uyurken bulmuşlar. kepçeci gibi lakaplarla tanınmıştır. KEPÇEOĞLU: Bu soyadı sülaleye. vurup. her dediğini yaptıran. 389 Daha evvel müracaat eden bir vatandaşa Konan soyadını veren memur. Fak. KOYUNOGLU: 19. KELEŞ: Dedem İstiklal Savaşında gazi olarak dönüyor. soyluluk unvanıdır. becerileri henüz oluşmamış bu gençleri çakalların Türkiye'sinde donanımsız bıraktık. yüzyılda Erzincan'ın Kemaliye kazasında Mehmet Ağa isminde biri yaşarmış. KAYA: Soyadı Kanunu çıkmadan ağabeyim dört yaşlarında iken yaylada kaybolmuş. Soyadı olarak da herkese sözü geçen. biz yazarların inmesi lazım. Mecnun. hepimizin büyük bir ahlâk hastanesinde yatması gerekiyor. her bir masa Savaş Ay'ın programı gibi. çok şey öğrendim. KONANÇ: Dedeleri. kollan. ağlamaktan kafayı yerler! Ayrıca. geyiğe o zamanlar keyik derlermiş.. sevgiliyi. kaşık. http://genclikcephesi. hem de oturur oturmaz. Sonra da köye sözünü geçirmeye başlıyor. 388 Yüzyıllardır halkımız. Çevrede kaşıkçı. niçin küskünüz. Neymiş efendim. gözyaşından. yorumlayamamıştır. annesini "kahrından" öldüren Mecnun'a neden ilahi bir aşkla bağlıdır! Kelimelerle. Sine-i millete. soyadı almak için ilgili daireye gittiği zaman memur hemen Konanç soyadını veriverir. KOÇ: Nüfus memurunun elindeki listeden seçmişler. Bu zamanlarda bilhassa gençler bu soyada karşı çıkmakta. geride bıraktığı. Bu zat. ben kimseyle ilgilenmiyorum tavrını alelacele alırız. Bakın. Bu hikâyeyi hiç kimse doğru şekilde okuyup. Aşağıdaki soyadların hikâyelerini A. hem annesi. babayı düşünmez. Sağcı halkımızın ruhuna eğlenceli ve değişik bir yerden bakalım.Ü. bazıları mahkeme kararıyla yeni soyadlar almakta. Umumiyetle geyik av-larmış.. ilimle uğraşmaktan vazgeçip koyun otlatmaya başlamış. çölde tek başına öldürür. milletvekilleri değil. kitapla değiştirmek mümkün değildir. O zamanın şartlarına göre maddi durumu iyi. davranışlarını. Başta ben. Hasımları Ali Elendi bir gün kavga sırasında "Ulan koyun otlatanın oğlu.. Mecnun çöllerde ilahi aşka koşarken. GEYİKOĞLU: Ailedeki dedelerden biri avcılığa çok meraklı.. duygularını şekillendirmede. Biz falancıoğullarmdanız. kıran anlamlarına gelen Keleş'i alıyor.blogspot. yeni gelene de. kitapla bu aşkı anlayamazsınız.Oturmak için bir masaya. dergisinden aldım. hem Leyla. gelenlere soyadı bulmakta güçlük çekiyormuş. Çöllerde kendini yiyip bitirir.. delirtir kendini!.

SEZİK: Benim soyadım ne sülaleden kalmıştır. "Amca seni hep burada görüyorum. Babamın kendisi seçmiş. Derken. benimle tanışmak istiyormuş. ne kadar mutlu oldum.. benim memleketim.. ÖZTÜRKER: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. ne lakaptır. hayatımız bir laz fıkrasına dönüşüyor. Telefonun karşısındaki ses: "Ben Yukımo!" Neeee? "Ben Japon'um. beğenmiş koymuştur. Sanki bir kuş gibi uçuyordun. Özel bir ilgi gösterip hemen telefona sarıldım." Neyse. Komutanın verdiği bütün emirleri hiç beklemeden yerine getirmektedir. dedim. neredeyse davet gelmedik şehir kalmadı. Bir yolcu. Doğup büyüdüğüm memleketten yıllar sonra bir kişi arıyor beni. geçtiğimiz hafta faksların arasında Trabzon'dan bir mesaj.... biri Demirci'den sonra ikinci adam. çoğuna gidemem! Kendime hep sorarım. Dedem de: "Evet ne yaparsın başka dinle390 necek yer yok. Japonya üzerine çok şey öğrendim.com 193 ." ÖZCAN: Nüfus memuru listeden seçip vermiş. VAROL: Lakabımız Bayramoğlu imiş. sebebi ne" diye sormuş.KUŞTAN: Askere giden dedem orada bir komutanın emir erliğini yapmaktadır. burada mı oldunuz (doğdunuz?) demiş. Yukımo'yla tanıştık. yorgunluğumu bahane edip. var ve ol'u birleştirerek kayıtlara Varol diye yazmış. burada var oldum" demiş. Komutam bir gün der ki. TEMELLİ: Dedem herkes tarafından sevilen bir kişi imiş. TAŞKIN: Bu soyadı alan dedelerine Kör Ali derlermiş. aklımın ucundan geçmeyen kasabalardan konuşma daveti alırım. Her şeyi çabuk sezen. Kör Ali kanun gereği olarak soyadı seçerken Taşkm'ı tercih etmiş. SEYHAN: Lakapları Araboğlu imiş.*anlayan anlamına gelir. Bu söz memurun hoşuna gitmiş. Dedem de köylü saflığı ile "Evet memur bey. sonra da onu kırıp inşaatta kullanılabilecek şekle getirmek herkesin harcı değilmiş. dedemin aslının buralı olup olmadığını anlamak için şaka yollu.. "Şimdiye kadar verdiğim emirleri harfiyyen yerine getirdin. Senin kuştan farkın yok. Bayramoğulları nerede? diye sormuş. Köyün yakınında çok soğuk mesire yeri gibi yeşillik yerden ayrılmazmış. söyleyemem". o da bir Japon! Cindoruk ve Hasan Celal Güzel. Eğer memleketine sağ dönersen soyadını benim hatıram olarak Kuştan koymanı istiyorum. diğeri Özal'dan sonra ikinci adamdı. geniş ve çok kültürlü bir insan. "Orası.. açarmış. işte böyle. Nüfus memuru köye geldiğinde. dedem de kabul etmiş. Çünkü oralarda meşhur olan siyah taşın yerini bulmak. burada su ürünleri merkezinde çalışıyorum. Çünkü o gözlerini sık sık kapatır. başbakan yardım392 http://genclikcephesi. O zaman dedem "buradayım" demiş. Sezik. sezgisi kuvvetli demektir. Temelli buradayım." Soyadı Kanunu çıktığı zaman biz de soyadımızı Temelli olarak nüfusa kaydettirdik. Kanun çıktığı zaman inşaat ustası olan dedeleri bu soyadı almış.blogspot. 391 Eşeğin Sopası Yıllardır birçok şehirden. Nüfus memuru. ön saflarda savaşan anlamına gelen Önal soyadı kendisine layık görülmüş. telefon numarasını bırakmış. ÖNAL: Dedem kurtuluş savaşında en ön saflarda kahramanca savaştığı için öncü kahraman. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. nüfus memuru listeden seçip vermiş. Memurlar listede zeybek kelimesini görünce dedeme bu soyadını vermek istemişler. ZEYBEK: Köyde soyadı alma işi devam ederken dedemler zeybek oynuyorlarmış. Trabzon'dan bir davet almıyorum. neden doğduğum. ileri derecede Türkçe biliyor. büyüdüğüm şehirden. Yazılarımı okuyor.

ahlâk gelmedi. her Allah'ın günü TV'ye çıktılar. mitingler vardı. elinden maaş alan ins. artık tarihe karışmış. ahlâki bir direniş. buna rağmen otuz bin oy alamadılar. 90'lı yıllarda değil patron. kültüre. Kâğıt. gelişigüzel yazı yazabilmesi.. bilinçle. proje üreterek toplumun dönüştürülebileceğine inancı kalmıyor. kimse sesini çıkaramıyor! Bu iki küçük örnek. j Aynen öyle oldu. Şimdi hangi gazeteden hangi yazar ayrılsa tiraj düşmüyor. toplumların önünü açmıştır. ftın boynu büküktür. 80'li yıllarda muhasebeden. geride kalan 35 milyonluk seçmen. Oysa. bizim ahlağımızla birleştirelim. Hattatların işsiz kalacakları korkusuyla matbaayı engelledikleri söylenir. ürktüler! Ahlâksız bir insanın da. yazı. bunu halka yaymasından korktular. konuşarak tartışarak. 60'h yıllarda bir bü393 yük yazar gazetesinden ayrıldığında olay olur. Bunun modern anlamı.. matbaa geldi. Yazar. makineye girdiğini. dergi ve kültür. Şimdi yazarlar yok.alıkları. bu topraklarda bir gün olsun tutuşmadan. halkın hem otoriteden korkusunu. Bu hüsran. tiyatroya. matbuat. Bugünden baktığımızda. ahlâklı büyük yazarlar vardı. Tanzimat'tan bugüne modernleşme kavgası veren bir avuç aydının öncü rolleri. siyasi arenayı terk etmiştir! Elinde projesi olan ve ben toplumu değiştireceğim diyen insanların sayısı üçyüzbindir. Ve üstüne. sadece Ahmet Özal gibi şaibeli bir isim tüm küçük partilerin topundan fazla oy aldı. diye endişeli tartışmalar yaptılar! . romana. bir kol çevirmeyle yazı yazabileceğini görüp. tam tersi olmuş. yazı yazmayı bilsin bilmesin. yazı nın ruhuna vakıf olmadan. tartışmaya. meydanlara fırlamıştır. son ikiyüzyıldır da "anlağı" sokmaya çalışıyoruz. diğeri de gelir. dergiye. işyerinde görevli hiç kimseyle muhatap olunmadan kapıda güvenlik kartıyla işten atılıyorsunuz. 80'li yıllardan sonra yasalar çelikleşiyor ve kâğıt çöpleşiyor! Kimsenin. birini aldık mı. son yirmi yılın en etkili iki siyasi adamı. büyük promosyonlar var! Yazıya. bir avuç insanın yedi sekiz tur gerisinde kalmış. halkevleri. Patronun yüzünü. hırsızlık yoktu. 90'lı yıllarda da bankadan almaya başladı. hiçbirinde yolsuzluk. önce "anlağını" getirmeliydik. artık. tartışmak mümkün değildir. Batı'nm tekniğini alalım. dediler. yani kâğıda ve matbuata ihanet ediyor.com 194 .blogspot. gazeteye. yazıya. önüne gelen herkesin. 60'h yılların sonuna doğru patronlara karşı yüzbinlerce işçi örgütlenmiş. büyük bir otorite baskısı ve hayranlığı altında sürüleşmiştir. Oysa hattatların başka endişeleri vardı. siyasi karşı bir tezle. usta-çırak terbiyesi almadan. bilinçle toplumu dönüştürmek isteyen modern dünyanın tek çaresidir. yani. Türkiye'de bir devrin kapandığını gösteriyor! 1960lı yıllarda çalışanların yüzde doksanı maaşlarını patronlarının ellerinden alırdı. sönüp gitmiştir! Matbaayı ülkeye ikiyüz yıl geç soktuk. tarihimizde ilk defa bu kadar ağır yenilgi almış. Velhasıl cenabet insanların. Teknikten ahlâk bağımsız şeyler midir. matbuatın varoluşu. medya patronlarının akıttığı pis suların ve 12 Eylül anayasasının istilası altında kalmıştır. tiraj düşerdi. abdestsiz. hem de sert bir otoriter yapı istediğini gösteriyor! 60'h yılların tılsımı neydi? 60'h yıllarda ülkemizde "kâğıt" diye bir şey vardı. büyük gazeteler var. Gazete. tiyatrolar. sıcaklığını görüp. http://genclikcephesi. ahlâki bir mücadeleyle ayakta kalmış. paneller. her tartışma programında vardılar. aydınlar. yazı bitmiş. projeyle. yazı. 60'h yıllarda ülkemizde etkili. gazeteye. yazının insan elinden çıkıp. bakanlıklar yaptılar. edebiyatla. kâğıt. düşünceyle. insanoğlunun bu en büyük meşalesi. hayatlarında bir tek gün önem vermemiş sert otorite yanlısı insanlar seçimden büyük zaferle çıkıyor. 70'li. bilinç.Modern toplumda yazarlığın. kültür. çünkü büyük holdingler. cenabet ve nursuz insanların eline geçmiştir! Son ikiyüzyılm tüm Türk aydınları. nursuz insanların da yazı yazabileceğini görüp paniğe kapıldılar. ona karşı gelmesi zordur.

dedim. dedi. diye. Elinde çıngırak kasabayı dolaşarak bağırırlar: "Üçbaşlı yılanlar geldi. topluma saygı. halk ozanıdır. Batı'ya geri gönderin. anlağını isteyin.. Aşık Veysel mi. dedim. komünist nasıl oluyormuş. geçtiğimiz hafta Le-man'm editörü Tuncay Akgün'le Çankırı Cezaevi'ne gidiyoruz. Karayağız. "Ağabey. Batı'daki o büyük yazarlardan! Yazarların ihaneti devam ettikçe. Yolda. cambazlar gelir. peki bir komünist görmek ister misin.. havada eline vurdum. Peki sen hiç hayatta komünist gördün mü? 394 395 dedim. Seçimlerde kime oy verdin. dedim. genç bir delikanlı el kaldırdı. uzaktan ürkerek seyreder-lermiş Makal'ı. halkın gözünde nesli tükenmiş canavar gibi kalmaya devam edecek! Eskiler anlatır. Delikanlı arka koltukta oturuyordu. sonra. köylü delikanlı. İyi düşün. dünyanın en büyük ormanlarından ayılar geldi.. 19 yaşlarında bir Anadolu delikanlısı. şimdi aynı cezaevinde Eşber Yağmurdereli. kasaba kasaba dolaşır. böcek yok. bilgisayarları. Okul açmak için. yalnız tekniği alalım demişlerdi.blogspot. ağaç yok. önce ben güldüm. götürdük. gülüşürken ayrıldık. çağırmazsa varma gönül. Ahlâk! Elinize kalem almadan önce. arkadan inip ön camın önüne geldi. şöyle biraz daha yakından bakabilir miyim?" Camın ardından bir müddet hayretle baktı.aydınlarımız tam tersini düşünmüş. bir gazeteye muhabir olmadan önce. Bir-iki dakika düşündü. "ahlağın" bu topraklarda olduğunu.. dedi. aynı yollara. Ve bu fıkralar hâlâ anlatılır! Köy Enstitüleri'nin dünyaca ünlü eğitimcisi Mahmut Makal. Melih Aşık gibi samimi. ağabey şurada duralım. hukuka saygı. teypte bu toprakların en büyük hazinesi Aşık Veysel vardı. "Bizim köyde anlatıyorlar. her çeşit yazar oy verecekleri partileri açıkladıkları halde. Serdar Turgut gibi yılışık. "Yaşım tutsaydı MHP'ye verecektim" dedi. Süleymaniye köyü diye bir tabela gördük. matbaaya adım atmadan önce. Anadolu'nun tam ortasında elli yıl önce Nâzım yatıyordu. ve sonra: "Komünist geldi... görmek isteyenler.". yoksul Anadolu'nun tam göbeği. iyice bak bize. yüzyıldan bugüne "yazarlığın" onuru için mücadele veren. 1950'li yıllarda Sivas'ın bir kasabasına panayır kurulur. kasabalarda halktan insanlar. sonuç hüsrandır! Rotatifleri. köy gerçeğini birbirinden güzel kitaplarında anlatır. Onu aldığımız yerde ot yok. Anadolu'nun tam ortasmdadır. o. Birkaç dakika sustu. "çak" deyip. Perihan Mağden gibi vıdı vıdı. Seni sevmezse bir güzel bağlanıp da durma gönül!" http://genclikcephesi. bunlar bu topraklarda oldu mu? Necati Doğru gibi dürüst. makineleri. ben önde. gidek. dedi. / Şu türkü söyleyeni tanıyor musun? dedim. işte komünist diye parayla halka gösteriyorlar. toplumu dönüştürmek isteyenler. Duygu Asena gibi cahil. görek! Mahmut Makal'dan bugüne 50 yıl geçti. Bir kasabaya okul açmak için gider. aşıktır.. 17. Köylü delikanlı geride kaldı. Arabaya bindiğinde teypte Aşık Veysel çalıyordu. her şeyden önce. yolu sonsuza dek uzatan sesiyle: "Gönül sana nasihatim.com 195 . sonra." Tuncay da ben de güldük. insana saygı. dedi. Dururken. tanıyamadım ağabey... beş kilometre ötede köyüne gidiyormuş.!" Kafes içinde bir adamı zincirle bağlamışlar. okulda komünist hocalar varmış. aldık.

çünkü yav-\ şan bozkırında küçük otsu bitkiler kendiliğinden çoğalıp top-\ rağı hazırlayacak.Ne ulaşılmaz. bağlanıp da durma gönül. beyaz mermer taşın üstüne koyup. Her seçim. göbek atan sağcı.. Ünlü tabiatbilimci Hikmet Birand Anadolu'nun içlerine doğru birçok bozkırı kekik-geven bozkırı diye adlandırırken. bu yavşan bozkırının cahilliği işlerine geliyor. Hikmet Birand ağlarcasma. yüzlerce fare istila etmiş. \ Yemyeşil bahar. Ankara sokaklarında yüzlerce kör dilenci vardı.. boku.com 196 .. Açlıktan bağırsakları kanayan tilkinin boku. yabani ot gibi görülür. başka da çaresi yok! Yavşan bozkırının ünlü soğuğunda yılları geçen Nâzım Hikmet.. Yine canı yanar. küçük otsu bitkilerin bir yığın birliğinden oluşur. şimdi tilkiler bakır sıçıyordur!". Tilki. Fare yuvalarına ya zehir bırakacaksın. dağ eteklerini insanı sarhoş edercesine süslemiş. bağlanıp da durmadı bu toprakta. geven. ya da en etkili yöntem. bir de ay ışığının parıltısıyla bakır gibi olur. farelerin baş düşmanı tilkiler öldürüldüğü için. Köylüler arasında anlatılır. Aydınlar. bilinçle bu ülkeyi dönüştürmek isteyenler için sonuç hüsran. öyle yedirecekler bu köylülere. diken üstündeki tilki bokunu pek seviyor. traktör tekerleğini üstünden geçirip sıkıştırarak öldüreceksin. Aslında hardal daha çok para eder. her boku yemeyin. Aşık Veysel'in bu soylu gurur çağrısına kulak veren önce ağaçlar oldu. it gevene bir kere sıçar. çalışmıyoruz! Yol uzuyor. Bir de köylüler tarlaya dalıp ekmek. tarihe karıştılar. seni sevmezse. yavşan bozkırının ünlü dikenleri de var. aç kaldığında yeniden gevene girip diken içindeki bokunu yemek ister.. fare istilası önlenemiyor. Yavşan bozkırının soğuğunda birçok canlı yaşayamadığı halde. Yavşan bozkırlarının bol tilkisi var. köylü tohumu atıp kaçmış. Ancak. kendi başlarının çaresine bakmayı bilmişler! http://genclikcephesi. Elli yıldır her seçimden sonra sevinen. eksi otuz dereceli soğukta şöyle der: "Dışarda ayaz. pide arasına hardal yapraklarını koyup yerler! Buğday tarlaları köstebek yuvası gibi. Nereye gitti tarihin ilk gününden beri bu topraklarda dilenen kör dilenciler! Ülkemiz mi kalkmdı? Zenginleştik mi? Hayır! Altı 396 397 Nokta Körler Derneği gibi dernekler.. ne büyük bir gururdan sözediyor Veysel. Bu sokaklarda bugün attık kör dilenci bulmak mümkün değil. bu boku yemeyin. diye.. sorar: "Babacığım. örgütlü dayanışmalarıyla insan aklını uçuklatan bir mücadele örneği veriyorlar! Hiçbir siyasi yardım görmedikleri halde. milliyetçi aydınlar bu boku pek seviyor. Genç bir tilki. soğukta taşla-şıp. Tilki cemaati toplanmış nasihat ederler. Yavşan bozkırı. Yakından baktığınızda tarlaları kemirmiş. bu yavşan bozkırlarında biz çalışmadık. çünkü bu topraklarda ağaç kendiliğinden yetişmez. diye. Ormanlandır-ma çalışmalarına güler bu yüzden Hikmet Birand. buraları "yavşan bozkırı" diye tanımlıyor. fareler tarlaları kelleştirmiş. buğday tarlalarını bakımsızlıktan "hardal" istila etmiş. tilkiler nesillerini nasıl korumuş? Çünkü tilki aç kaldığında kendi dışkısını yiyor. beyaz mermer taşın üstünde de görürsek yemeyelim mi?!" Tüm medya bu boku allayıp süslüyor. Tilkiler birbirinin bokunu yiyerek yaşar. Oysa7bu toplum değişebilir! Henüz yirmi yıl önce.. O boku yemeyin. ama buralarda sanayisi yok. Tilki gevenin üstüne sıçıyor ve canı yanıyor! Halk arasında bir söz vardır. Hollandalılar denizden toprak kazanıp endüstrilerine kattılar.blogspot.

Bir de şu kör aydınlar örgütlenebilse! Bu yavşan bozkırının kara cehaleti sürsün istiyorlar! Elias Canetti. yüzbinlerce küçük otu. bir de biz sıçalım Tuncay!. Çiçeklenmeden. Tanrı.. Yavşan bozkırının bu yoksul halkı.. aydın zehirlenmesiyle kıvranıyoruz.. arabayı Tuncay sürüyor! Yavaş sür arabayı Tuncay! Ya da şu tarlanın içine sür! Çıkamayacağım bir deliğe gir Tuncay! Şehre girmek istemiyorum. Ya da sür. şu çiçeklerin parlak sarı parıltısı üstünde ıslak buğumsu. zayıf bir eşeği kaim bir sopayla dövüp. çamaşır sıkar gibi bulutların. Bir duvarın dibinde bulur zavallı eşeği. Elias Canetti. eğleniyorlarmış.. Şu cümbüşlü yağmuru.. Elias Canetti. Biraz önce neşeyle uçuşan kelebeklerin kanatı. düştüğü toprağı çukurlaştıracak. rüzgârda kırılırken. yazı yazmayalım! Gül hatırım için Tuncay. Uludağ. tohumlar tombulla-şacak. Bir daha bakalım. halk gülüyormuş. eşeğin peşine düşer. su üstüne çıkıp yüzecek. cümbüşü /Şenlendirecek! / Toz fırtınası... 399 . bir eşek nasıl böyle dövülür. gazeteler. cinsel organlarımız. Sopayı eşeğe indirdikçe. bulutların yaygarası. yaramazca sevişmeye başlayacak! Kaç yüzyıldır bekliyoruz. Fas seyahatinde anlatır! Halk bir meydana toplanmış. İlgaz.. çıplak dağ-/ ların toprağı.. Bura da. Ve birazdan yağmur dinecek. » Dört-beş hafta kaldı şurada Kırkikindilefe. böceğiyle. öyle sıcak ki toprağın üstü. bizlerin ise güneşidir. yeşillenmeden körleşmiş bir cücük. minik çukura gömülecek. göklerin suyunu sıkacak! Takır. derisi dökülmüş.. iki küçük serçe. birkaç dakikaya kalmadan gölcüğün içinde kalacak. kopartalım. Fazla da üzmeyelim kendimizi. ihtişamıyla. bir deri bir kemik. dünyaca ünlü yazar. kafesteki canavarlar gibi. yazı. diye kendi kendini yer. yol sonsuza dek uzuyor. eşek ağlıyor. aynı çalı üstünde birlikte yaramazlık yapmak için.com 197 .iktirolup Gidecekler İnsanoğlunun çektiği acılardan sözeden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? İnsanlıktan sözettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Gencecik. artık acımadım ona" der. "Sopadan kalın organını görünce. cip cip diye başlayan yağmur taneleri. pudra pudra lekelere. eşeğin cinsel organının yere kadar uzandığını görür. bizim de hâlâ yediğimiz sopadan kaim. sıkıntılı kuru sıcağı. lüzumsuz her http://genclikcephesi. Kaçkar. yemyeşil fışkıracak çimenler! Kurudukça kavrulan küçük otların dalları. toz toz. kuru çalı dikenleri önüne katacak. solcu yazarlar nesli tükenmiş İnka uygarlığı gibi. onların eşeği.. Toroslar. anne kuzusu çocukların . Öyle kurak. dünkü sopadan daha kalındır organı. Orada yemyeşil vadiler çölleşiyor! Dergiler. çimeni görebilmek için tüm ömrümü toprak altında geçirdim.blogspot.. doya doya bir daha bakalım! Şu geven dikenlerinin üstüne. zavallı. o gece uyuyamıyor. çıldırarak tepelerden düşecek! Dağların ar-I kasında kararmış bulutlar büyük bir gümbürtüyle dökecek yağmurunu. kelebeğin pırıltılı. Birden.. Erciyes.. Leblebi büyüklüğünde delikler açacak top398 rakta.. milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Şeref kavramını lüzumlu.. çiğneyelim! Şehre dönmek istemiyorum Tuncay! Dergiye kapak yapmayalım. Sabah erkenden kalkıp.ötüne cop sokmayı.. Aşık Veysel söylüyor. ince ince yağmurun sesini görmeden. taşı. şu incecik otların yanıbaşma. kabartıp. simli kanadı. gazeteler ağrı veriyor artık sırtıma. küçük çalıların üstünde kanatlarını çırpıp. Şu incecik yapraklı dergiler. tukur kuru toprakta. karikatür çizmeyelim. kitap.. çürümüş bir patates yumrusu gibi orada bekliyoruz. zincire vurulmuş. Güneşinden mahrum bir bitki gibi ölüyoruz.

bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Sivil idareden korkmayan. hırsızlara kol kanat germeden. sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? O gün bugün savaş olmadığı halde.com 198 . mağaralaş-mış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları. şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini. Sırp televizyonunun komik şovmenleri. şeref orospusu. bilardo. gencecik çocukların. vs. açların. akşam. Musul'a "bizim" demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Demirel. yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü. bu sözleri ekranda defalarca yayınlayıp cephelerde Bosnalı Müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu. başkumandanlık yetkisi gibi DGM'ler. hırsızları genel müdür. şahsına ve sadece devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ' Hitler Kavgam kitabında ilan eder: "Her şey devlet içindir. top. "Devletin teminatıyız" gibi. partisini. Kafkasya'ya. yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Durmaksızın kelime-i şehadet getiren imansızlık şüphesi gibi. her konuda kullanan. diyorlar! Kâğıt. bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Hırsızlık yapmadan. Batı'nın ülkemizi bölme-parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ünlü siyasetbi-limci Makyavel'in politika. sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Üniversitedeki arkadaşları Demirel için. Balkanlar'a. sözünü. halkın kaderiyle oynayarak giderirler. milli menfaatlerden sözetmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Türk milletinin 400 401 teminatıyız". gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan. şeref israfçısı.yerde. bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yine Hitler Kavgam'da şöyle der: "Bir insanın değeri. topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Demokrasiden http://genclikcephesi. kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir.) Temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış. öksüzlerin. ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!". sivilleri coplatmadan. MGK'ler gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halkı siyasetten iğrendirmeden. sabah. hiç kâğıt oyunu oynamazdı. Adriyatik'ten Çin Denizi. bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Aksine. hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz". özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? "Milli menfaat" bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyenler. yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip. lafını ettikçe. yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye. yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine.blogspot. milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Mussolini Akdeniz için: "Mare nostrum!" (Bizim Deniz) diyordu. yetimlerin.) Ülkenin kaderiyle. insan hakları. tek bir partiye. gibi oyun oynamayanlar "oyun" açlıklarını işte böyle ülkenin. istikbalini.

hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar. medeniyetten korkmadan. namus. biz. ahlâk.korkmadan. savunma hakkına saygı gösteren. her Allah'ın günü ben vatan satmam. demokrasiden halkı. mahke-/meyi ve mağdurları koruyan bir küçük demeç vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?) Milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır! Değil tek bir cinayet. ben namusluyum. bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Bir zamanlar başbakan Şükrü Saraçoğlu üniversite için söylemişti: "Ne demek. aydına. insanlara. Susurluk'un.) Mahkemeye saygı gösteren." Üstelik bugün durum değişti. şahsi menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş "olmayan". bahara.blogspot. yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan. 12 Eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde. ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Halksız Demokrasi kitabının yazarı Duverger söylüyor. halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? Çok basit! Çünkü Türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. İngiltere anayasası dahi yazısızdır. ibneye. ülkemizde özerk. "Halk yığınları. yazlığını. herkesin ben ahlâklıyım. burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. ama vardır. dediklerinde. Bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar. halk yığınlarının oylarım yok eder. Halka. kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilin- 402 403 cine varmamış olduğu için. MİT'in icadı garip.tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (Binlerce örnekten sadece ikisi. politik çıkarları gereği." Şair Eşref cevap verir: "Döndürür döndürmesine amma anasını . ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Siz hiç. bununla dahi yetinmeyip. yine de bizi eziyorsunuz. medyanın. arabasını.com 199 . insandan korkmadan.. kurama güvenmeden. bir gün olsun. kovup. milli menfaat gibi palavralara rağmen. "görünmeyen" anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? .. halkın oyunu alıp.. ben memleketi çok severim demeden. çocuklara. holding ve devlet desteğinde siyasal partiler. evini. ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Yüzyirmi yıl önce Ziya Paşa söylemişti: "Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür". Demirel'in.ker de döndürür. mutlu musunuz. bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Vatan sevgisi.. diyebilmiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Ne güzel söylemiş Nâzım Hikmet: "İnsan olan vatanını satar mı / Suyun içip ekmeğini yediniz / İnsan olan vatanım satar mı? Son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde. ya da devlet memuru. Manisa ve Göktepe davalarında. http://genclikcephesi. Türkçesi: "Devlet çarkını bir eşşek de olsa döndürür. Sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde. polis. derin devletin. hem onların paralarını biz verelim. üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde. 19 yıl ceza alıyorlar.. yani bir meşruiyet sorunları olmadıkları halde. bizim paramızla yiyip içiyorsunuz. adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Arkasında asker.." Sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi. halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde. "Olmayan anayasasıyla" ülkeyi yönetiriz.

meclise girince. Kont: Ruhlarınıza pranga vurmak. Osmanlı ordularını dolduran Yeniçeriler de aynı şehirlerden gelmişlerdi.. Ancak. insan hayata bir kere gelir. üslup. nasıl benimseyebiliyorsunuz? Medroso: Ne yapmamı istiyorsunuz? Bizim ne yazmamıza. köyde nüfusun karın tokluğuna yetmediğini söylerler. http://genclikcephesi. arabaları. o korkunç vebali... ölünceye dek bol keseden namus. Yozgat. Engizisyon bekçisi bir İspanyol'u konuşturur. Tokat. bir işe yaramamak. Konuştuğumuz takdirde sözlerimiz istenildiği gibi tefsir olunuyor. Taşradan gelen milliyetçi siyasetçiler de öyleydi. adap. vatan vardı. Medroso: Şayet ben kürek cezasını iyi buluyorsam. hayatta hiçbir maddi şeyleri olmadığını sarsılarak anladılar. 78']iler taşradan büyük şehre geldiklerinde.. Onlar gibi düşünmediğimiz takdirde tanrının eliyle ebediyyen yanmış olmakla tehdit ediyorlar. odun görüntüleriyle gencecik milyonların bilinçaltlarında "bıktırıcıhk" ve "kıyıcılık" siyaseti uygulamayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Adnan Menderes'e.. Saban-cı'da para. Diyalogun sonunda. neşe. daireler^ olan zengin gençleri gördüler." 68'liler.. mesut değilsiniz. şekil. Ancak. İdealizm ve maneviyatları uğruna hayatlarını bitirdiler. yoksulluklarını. Tarihçiler.. milli ahlâkları vardı. fikirleri... düşünceleri olmadığını sarsılarak gördüler. Saban-cı'da para onlarda ahlâk. Anadolu'dan getirdikleri gani gani vatan sevgisi. yüzyıllarda köylerden şehirlere akın eden levendlerin göçünü. bu sükûnet.. çocuk. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu. projeleri. ne konuşmamıza hatta ne de düşünmemize müsaade vardır. Özetliyorum: Kont: Demek siz engizisyon çavuşunuz? Medroso: Doğrudur. devletin yanıp kül olacağına ve milletin yeryüzünün en bahtsız milleti haline geleceğine hükümeti ikna etmişler! Ve Medroso şöyle der: Eğer insan kendi kendine düşünecek olursa bunun garip bir karışıklık olacağı söyleniyor.com 200 . Hıfzı hocanın bir takıntısı vardı. Çorum. Türk hukuk tarihinin de ünlü hocalarmdandır. kafa yapısı.blogspot.. Voltaire'in diyalogunda bir İngiliz kontuyla. Medroso: Ruhumun küreğe mahkûm olduğunu mu sanıyorsunuz? Kont: Evet ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. bol/keseden "maneviyat". değersiz kalmak fikri kadar insanı öldüren karanlık bir sıkıntı yoktur! Gelin bir küçük hikâye anlatayım. sevgili coşkusunu ebediyyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? Konuşma. Ve Hıfzı Veldet ve yorumcular. "kürek mahkûmluğunu" benimsemiş bu çavuşun konuşmalarını bir yüzyıl yorumlamışlardır. arkadaş. hakkı. bol keseden "idealizm" vardı. hayat.. kırk yılm üstünde yazı yazmıştır. namusu. sahibi Ahmet Emin'e söyler: "Ve Ahmet Emin Yalman / Önce Alaman oldu sonra Amerikan / Ona göre her devirde her zaman / Satılacak bir gazeteydi "Vatan" / Ve hazret sattı vatanı.. ahlâk sattılar. leventlerdi bunlar. macera.. insan. fakat ben onların kurbanı olmaktansa hizmetkârı bulunmayı ve bizzat yanmaktansa hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim.. bazı tarihçiler de. Köy yiğitleriydi. çok yaşamış. sessizlik içinde ahenkle kürek çeken mahkûmların sükûnetidir. dünya. Voltaire'in dünya siyaset tarihine girmiş bir diyalogunu defalarca yayımlamak..Yüzlerine bir an olsun baktığınızda." Vatan gazetesi yazarı. bir taşa korum. onlarda kuru inanç vardı. Aklımız hakim olursa. Kont: Sükûn içinde yaşıyorsunuz ama. başka ülkeler görmek şeklinde yorumlar. ne güzel söyler Nâzım Hikmet: "Türküler söylendikçe Türk diliyle / Seni seviyorum gülüm dendikçe Türk diliyle / Türk diliyle gülünüp / Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey / Ben anılacağım / Anılacak Türk diliyle size sövüşüm / Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun.. Çankırı. oturma.

medyası.. Tokat'ta. cellatlık da olsa. kurusundan. bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel. Çünkü. ucuzundan. büyük.blogspot. proje. bulamayınca da. ona bu kendini geliştirme. Önceki gün Özal'ı. olmayan şerefi. Yoksul. ailesi için birşeyler yapmaya "öyle bir susamıştır ki. dünyayı tanıma imkânı verilmediği için kendini "önemli" sayma susamışlığmı mutlaka aşmak isteyecektir. bugün MHP'yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır. Hayatını değersiz olmaktan kurtarmak! İnsanoğlu "bir işe yaramaya". bugün MHP'nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! Avrupa'sı. Ve "Kendim kurban olmaktansa.. bana başka türlü bir şans verilmedi ki" der. ahlâk. "Onlar gibi düşünmeyeyim de ne yapayım.. tanrısal bir davaya vakfetmek isterler! Bu görev. önce kendine inandırması. kutsal.. Önceki gün Özal'm. Engizisyon çavuşunu bize derinliğine anlatan başka bir boyut var burada: İşe yaramış olmak. namusu kurtarmak! Kırk televizyon. hayata gelişini.. halk kitlelerini Çorum'da. risksizinden bir şekilde "kendilerini önemli sayma. battallar. kendini önemli sayma yollarının en yaygını.. tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! Bir Amerikan kovboy filmidir bu. kendisi. bunun ötesinde.404 405 Çavuş Medroso. kendilerini gerçekleştirme" imkânlarını bulacaklardır! Ülkemizde. o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın . velhasıl ülkeyi kurtarmaktır! Değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! Ahlağı. vatanı. modern olarak gelişmelerine yardımcı olmadıkları sürece. Burada bekliyoruz. yerliler sürüler halinde kaleye saldırır: Kalabalık ve vahşi Kızılderililer kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. yüz üniversite.. kısır. barbarlar şehri.. zenginlik." Kendisi ve ülkesi için üniversitelerde hiçbir şey öğreneme-yen bu gençlik. olmayan ahlâkla. "halkı değersizleştirme" politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp. girişimcilik. namus.. dün Fazilet'i. Çakallar.com 201 . Beynindeki milli narkozun bitmesi aptallığın sona ermesini.ikecektir! Ve milliyetçi politikacılar. ailesi için kasabasında elinden hiçbir şey gelmeyen bu halk. bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın. Bunları siz de yorumluyorsunuzdur. basitinden. kendini topluma ispatlama. çaresiz... zekâ. vatanı.. olmayan namusu. zihinsel. iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup. hangi köyde. anlağın. bu orospu.iktirolup gideceklerdir! Bakın büyük şair ne diyor bu puştlara: İNSAN OLAN VATANINI SATAR MI SUYUN İÇİP EKMEĞİNİ YEDİNİZ DÜNYADA VATANDAN AZİZ ŞEY VAR MI BEYLER BU VATANA NASIL KIYDINIZ? 406 407 http://genclikcephesi. ülkesi.. hemcinsimi yakmak felaketini tercih ederim" diyor. hangi delikte olurlarsa olsunlar.. dünyanın anlamım. düşünsel. bir ot gibi ölmek korkusunu ve hayatını değiştirecek bir fikir. Çankırı'da. dün Refah'ın. en basit kendini gösterme. kendisini. ülkesi. basit hayatlarını. vatan. anasını . siyaseti işgal edip. iktisadi. onurun. tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi. çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin kara kaşına. en ucuz. insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!.

Yahya Kemal'in şiirlerinden. acımasız baskı ve işkenceyle son veren adam! Anadolu köylerinden gelen istilacılara karşı.blogspot. 1923'te Avrupa örneklerine uygun olarak tarihçi ve diplomat Reşit Saffet Atabinen başta olmak üzere bir grup aydın tarafından kurulur. Sarı Köşk. vapur gibi http://genclikcephesi. Bir "İstanbul Mirası Ahlâkçılığı" öğretiliyor! Sıradışı bu soylu insanlar tarihsel mirasa öyle peygamberani sahip çıkıyor. Bundan daha soylu büyük manevi bir fedakârlık olabilir mi? Anımsıyorum. "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum" demişti. soylu kılıcıyla savaş veren. işte en değerli hazinemiz gerçek bir İstanbul beyefendisinin incelikler ve zarafet dolu gizli sevinçler ülkesine girmek. Kölelerine talimatlar veren. yeraltı saraylarının. Mimar Sinan'ın eserlerinden daha büyük bir şöhret talep ediyor! Bir "İstanbul'u Sevme Sanatı" estetize ediliyor. kırbaçlarla dövüyor ki. Gülersoy'un hegemonyasında şaşaalı bir ömür sürmüş.. yeşil köşk! Abartılı bir göz boyama hissi veriyor! İstanbul üzerine yazılarından kuşkulandım.Turing Kulüp ve Çelik Gülersoy Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (Turing Kulüp) ile ilgili olarak. rakı içmek. uyuşuk. bu büyük açıklamayı. İstanbul'a sarılmak. Çamlıca Tepesi ve Çubuklu'daki Hîdiv Kasrı'yla ilgili haberleri^lstanbul'u kurtarma efsaneleri gibi bir dille mutlaka okumuşsunuzdur. Kazanova'nm vaat edici baştan çıkarıcı sözlerine benziyordu! Kimdir bu adam.. adı: Turing Kulüp. havai bir zevk düşkünü. Dizlerine kapanmalıyım. kalın kafalı halkımızın kabalıklarına karşı. şu köşklerin isimlerinden başladım: Sarı. Bir defasında. müzisyen mi.. Kaynağı bilinmeyen bir servetle. yanakları porsumuş çelik zırhlı şövalyeleri. Başta İstanbul. şaşaalı köşklerin mülk sahipleri. kralları. Bursa olmak üzere. Yüreğinden yaralı eski İstanbul hastalarının büyük aşığı. İstanbul zamansız büyüyerek onu üzmüştür! Turing Kulüp. ağaç kabuğu yiyerek büyüyen yaşlı bir böcek! Kocaman bir sivrisinek ordusunun delik deşik ettiği bir yüz! Ondan şüphelenmeye. pudralı resmine iyice bakın. Kariye Camii'nin çevresindeki evler. utancımızdan. neden birbirimizi bu kadar az tanıyoruz. Yeşil Sera. İstanbul'a tutkulu bir romantik Çelik Gülersoy! Gönüllü kahraman! Papyonlu. niçin bize "akıl" vererek konuşuyor. doğduğunuz günden bugüne gazetelerde. onun ruhuna girmek. Şimendifer. burada "lstanbul"a gerçekten tapman bir dergâh var. Sultanahmet'teki Konak ve Medrese. şair mi. katışıksız bir Türk büyüğü. "İstanbul'u İyi Yaşama" örgütleniyor! Tarihsel mirasa vurdumduymazlığımızı öyle ağır sözlerle. burnu neden büyük. Beyaz Köşk. Amerikan filmlerinde eskiden. Dedelerimizin kutsal emanetine karşı yaptığımız vahşi ho409 vardalıklara ve tarihe saygısızlığımıza. gazete okuduğum günden beri aydınlar bu bayağı herifi öyle ballandırarak anlattılar ki. tir tir titriyoruz. pis kurt böceklerine dönüşüyoruz. tembel. Pembe Sera. Emirgân Parkı'ndaki Pembe Köşk. onbin kez: "Bütün ömrünü kuruma tahsis etmiş.com 202 . kolonya dökülürken berberinde yapmıştı. Yıldız Parkı'ndaki Çadır ve Malta Köşkleri. alçakgönüllü ve kahraman bir irade! Yüzyılda bir ortaya çıkan. ödenemeyecek büyük hizmetlerde bulunmuş." Yani. bizler tarihsel mirası hunharca öyle yakıp yıkıyoruz ki. uzaktan gelen zengin dayı olur ya. Yakıcı yakışıklı bu yaşlı tilkinin papyonlu resmine kimbilir o kuytu köşklerin binbir odalarında kaç sosyetik hanım aşık olmuş. Pahalı seramiklerden daha değerli şaheser İstanbul kitaplarını gördüğümde. sarı köşklerde parasını verip. prensleri bu beyefendiler! Prenslerin yaşadığı Ortaçağların "dokunulmaz". Eski zamanların. nadir. İstanbul'u eski güzel bahar günlerine döndüren adam! Turing Kulüp. pembe. önemli kentlerimizdeki eserleri ve Türklüğün faziletlerini yurtdışına tanıtacak. büyülü İstanbul'dan daha çok etkiledi beni. emredici "sahip" suratından neden vazgeçmiyor? 408 Gazeteler hakkında. Pembe. kahve içmek.

kulüp. Allak bullak olmuş tarihi mirası işaret ederken. Onlar kadar fedakâr olamadığımız için kahroluyoruz. boş. Türkiye Jokey Kulübü gibi bir dernektir. ananın mı köşk. Turing Kulüb'ün triptik geliri 1980'de 900 milyon. benzin olmadığı için yüzlerce hastanede ameliyathaneler bile çalıştırılamaz. bakanlık konumuna nasıl yükselir? Anayasa. tüpgaz kuyruklarında. Yasada iki istisna vardır. briç oy nuyor. http://genclikcephesi.com 203 . aşağılık medyanın peşkeşçi aydınlarının ağzı açık hayranlıklarını fırsat bilip. Bir basit dernek. mecliste dahi yakacak yakıtı.blogspot. milyonlarca lirayı gümrük geçiş paralarını bu derneğimize verir! Ne kadar paradır bu. bir devlet kurumu gibi göstermeyi başardı. otomobiller çoğalacak. kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyorsa da. geniş kültürlü insanlar olmadığımız için o köşklerden hiçbirinin bahçesine dahi giremiyoruz! Halkın parasıyla halkı aşağılayan. birkaç küçük bakanlıktan daha imtiyazlı ve daha büyük bütçeyle çalışan bir dernek oluverdi. mimarinin ve İstanbul'un gerçek sahipleri olarak yabani hayvanlara karşı ölüm-kalım savaşı vereceklerdir! Tek parti döneminde Recep Peker gibi nüfuzlu kişiler kulübe üye olurT Sıradan bir dernek. diğeri Türk Hava Kurumu. Çamlıca köşk. perişan halkımızdan tiksinen İngiliz centilmenlerinin eline geçer.vesait-i nakliye idareleri ve turizm şirketleri ile bağlantılar kurarak. 1934 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınır. nasıl olduysa. bir milyon dolar için devletimizin Avrupa'da çalmadık kapı bırakmadığı. parasızlıktan bulamadığımız o günlerde. Devlet. benzinsiz. imtiyazlı bir duruma yükselir. sefa sürüyor beyler. Turing Kulüp. Peki para nereden akıyor! Yurtdışında oturan TC vatandaşlarının yurda geçici olarak gelişlerinde taşıtlarına verilecek triptiklerin. bir de. ancak. Çelik Gülersoy. İstanbul yüksek mimari kültürünü öyle bilmiş sözlerle ve tarihin en yalaka medyasıyla öyle pahalıya satmaya koyuldu ki. Ve bu derneklerin mal varlıkları devlete aittir. parasını bu İngiliz beyefendilerine peşkeş çeker! Daha ağırı düşünülemeyecek bu kalleşlik karşısında insan sarsılıyor. Turing derneğine bırakılır! İşte bu dövizler sittinsene Turing Kulüp tarafından toplanır. medyanın büyük katkısıyla. kazanç maksadı ile işletme tesis etmeleri yasaktır. tüpgazsız bir hayat yaşarken. yanlışlıkla Türkiye'de doğmuş. otomobillerden çoktur. yazısını. Anadolu'dan yeni hayvanlar gelecek ve duygunun ve erdemin beyefendisi. yeni bir düzene kavuşturularak. Atlı Spor Kulübü. 1981 yılında bir milyar liradır. komik bir dukalığa kimse sesini çkarmamış. müziğin. Kulüp kurulduğunda İstanbul'da atlı arabaların sayısı. bunu başarır. 70'li yıllardan sonra. nefret etmeyi ve bunun kültürünü. İstanbul'u yeterince sevmediğimiz için beyefendilere borçlu çıkıyoruz. Başardılar da. Turing Kulübü. Kulüp aslında. 410 Ancak. Türkiye aydınlarına otuz yıldır. gülünç. Onlar gibi istanbul sevdalısı. Saray köşk. 411 Ve biz yoksul halk. atlı arabaların hayvanları öldükçe. mirasın içine eden. onbinlerce insan. Hazineye. cahil devlet adamlarının beyni yıkandı. Ampul. gümrük geçiş parasını bir derneğe niçin veriyoruz? 70 sente muhtaç olduğumuz 12 Eylül günlerinde. Kendi ifadesiyle. hayvanlar ölecek. bütün derneklerin ticaretle uğraşmaları. kahve höpürdetiyor. pembe köşk. başbakanlık konutunda bile ampul bulunmadığı. "halktan" iğrenmeyi. hiçbir kimse veya organ. 1980 yılında ortalama bir dairenin fiyatı yüzelli-ikiyüzbin liradır. ülkeye gelen turist sayısını arttırmaya çalışacaktır. Ancak. şirket ve benzeri ticari ortaklık kurmaları. halkmış gibi. sıra kavgasından bu halk birbirini öldürürken devletimiz. yağsız. bir nevi araç pasaportu. çizgisini öğretmeye koyuldular. maliye bakanlığına gitmesi gereken. biri Türkiye Kızılay Derneği.

Konağının tavan arasında yaşamalarım sağlar. lüzumsuzluğu üzerine sıkı eleştiri metinleri de dö-şemişlerdir. Halkın sırtından ve açlığından kanlı bir bayrak! Ve kanlı köşkleri pembeye boyatıp. fiyakayla şu beyanatı verir: "30 yıldır biriktirdiğim kitaplarımı kuracağım vakfa bağışlıyorum." Çelik Gülersoy ve onun masonik kulübü büyük bir muammadır. pembeye boyanıp. konuşmalarına sansür koymalar var ve kanunsuzluk on yıllar boyu su yüzüne çıkmış. köşklerden kanlı bir İstanbul bayrağı! Osmanlı da böyle yapmıştı! Halk. çizgilerinde de bunu anlatıyor: "İstanbul parayla estetize edilemez" diyor. sarıya. kulüpte yönetici birçok eski üyenin ihbarları üzerine yıllar süren soruşturmalar var. usta ve büyük romantik çizeri. Yüksek düzey misafirleri ağırlayarak. Eğriye Eğri-Doğruya Doğru adlı kitabını 1984 yılında yayımlayan. Tahsiline destek olur. şeması değiştirilmiş. Onarımını yaptığı saraylardaki antik eserlerden. renkli sarayların dıştan albenili sarı. turizme. briç oynuyorlar! Babasının parasını mı harcıyordu? Alnının teriyle kazandığı parayı mı harcıyordu? Doğduğunuz günden bugüne gazetelerde Çelik Gülersoy'un aleyhinde. Kim söylüyor bunları. Yıllar öncesinden bu kulüp hakkında çeşitli kaçakçılık. Hasta delikanlının tedavisi ile ilgilenir. sonunda. değişen bir şey olmamıştır. Yine. bu paralar nereye gidiyor.Gülersoy Yıldız'da bir gecekonduya sığınmış dul bir annenin oğludur. güzellikleriyle İstanbul'u kurtaran adam imgesini bağıra çağıra tüm medyaya kabul ettirmiş. Maliye Bakanlığı. İstanbul beyefendisi olacağım diye milyon dolarları bastıran yeniyetme devlet beslemesi zenginler! 413 Leman dergisinin. yurtdışında İtalya'da bastırılan kitapların paralarına. bakanlık müfettişleri raporlar düzenlemiş. usulsüzlük ki. ne kadarı kayboldu kimse bilmez. bu binalar neyin nesi diye hafiften imalı bir söz. yolsuzluklar ki. avam. yani göz boyayıcı bu onarımların zevksizliği. meyhanecilik. pansiyonculuk yapmasının ardındaki şaibeli sırlar kapatılmıştır. ayaktakımı. cahil devlet büyüklerinin beyinlerini yıkayarak. kendi şoförü onarımı yapılan konaklardan birçok eski eşyanın gizlice götürüldüğü ihbarı yaptı. Turizm Bakanlığı ayrı ayrı ilgi göstermiş. şekli.com 204 .blogspot. tam 75 sayfa detaylarıyla isimleriyle. Gümrük Tekel Bakanlığı. ayrıca Karaköy'de kurduğu halka açık kütüphanenin düzenlenmesinde kendine yardım etmesi için Çelik Gülersoy'u bir süre de kütüphanede çalıştırır. turing gelirlerinin de ne kadarı kullanıldı. Artık. bilimsel ucubeliklerle dolu köşkler! Halktan kopartılmış mekânlar! Yoksul halkın elinden ucuza kapatılıp. Gülersoy. lokantacılık. ki. http://genclikcephesi. Bizzat kurduğu ve 1965 yılından ölümüne kadar yaptığı Turing Kulüp'te iş verir. efendiler içeri. turistik tarife ile bu saraylarda otelcilik. tarihsel yanlışlarla. Reşit Saffet Bey'in vefatıyla Karaköy'deki kitaplık kapandı. pembe. bir hediye otomobil bazı dosyaların rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. tarihe hizmet ediyorum yaygarasını. burası Türkiye. Gülersoy kitapların Beyoğlu'ndaki Turing Kulüp merkezine taşındığını yazdı. dışı uyumsuz. bir küçük eleştiri duydunuz mu? İçi. dosyalarıyla yazıyor! Yolsuzluklarını sergilediği sütunun üst başlığı daha ilginç: Devlet İçinde Kendi Başına Buyruk Bir Devlet: Turing Dukalığı. Yolsuzlukların ötesinde dönemin mimarları. süse ve dekoratif görüntüye. Içoğlu. dürüst olabilecek kadar zengin ve hesaplarına hakimdir. Kitapların tamamının mı yoksa bir kısmının mı Turing Kulüp merkezine gittiğini kimse bilmez! Ancak. onlar paşa! Köşkleri halktan korumak için kaim uzun duvarlar! Köleler dışarı. Oturdukları viranenin karşısındaki konakta ikamet eden Turing'in kurucusu Reşit Saffet Atabinen bu fakir ana-oğul'u himayesine alır. bazı savcılıklar soruşturma açmış. Rivayetlere 412 bakılırsa bir apartman katı. ilk gençliği fakrü zaruret içinde ve verem yatağında geçer. Cumhuriyet gazetesinde. Ankara'da o yıllarda çıkan Adalet gazetesinin cesur gazetecisi Turan Dilligil. laf arasında. bu köşklerin "geyşalaştırıldığmı" söylüyor.

Bu kafalardan daha iyi Türk devleti arması olabilir mi? 414 415 Orta Sınıfın Tıkırtısı Efendim. hem de.. yabancı seyyahlar. üzüntüyle açıklar: "Nitekim bizim bugün bir devlet armamız yoktur. "İstanbul'u bütün süslerinden soyun. Dukalıklarımızın hepsinin üstünde papyonlu insan kafaları mevcut. fiyakasıyla yazılarında döşeyecek! Kızılay'ın. artık bir devlet armamız var. büyük "kafalar". Devlet armasını bir insan başı olarak temsil etmeli?" der ve bu düşüncesini daha da açıklar: "Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bunlarda hakim olan unsur. Ha civat aydını temsil edermiş. dünyada hiçbir devlet gücünün onarmaya yetmeyecek eski. coşkulu.blogspot. Dışarıdan gelen halk. bir gün." Rahmetli Afet inan rahat uyusun. beyefendi!. hem İstanbul'un kültürüne kültür katan tarihsel yoksulları.Ve ben de Güneri gibi düşünüyorum. yeni bir devletin arması olamaz. istanbul'un Kumkapı'sı. Gökkubbemizdeki bu destansı sanat olayında bir zamanlar Karagöz halkı. mimariden kopuk. \ 1930'lu yıllarda Atatürk'ün yanından ayrılmayan.. Bayrampaşa'da hangi tarih varmış da yok ediyor. Türk devletinin bir arması yoktur. Uzun kış gecelerinin sessiz liğini düşünürseniz. Ve de aydınlarımız.com 205 . fedakâr. hem keyiflerîhce o köşklerde oturacak. hem tarihten. Kasımpaşa'sı gibi tarihi yerlerinde oturan halk ise. yoksul halkla aynı kaderi bölüşen ayran içen kediler. ülkeye dışarıdan gelen gi http://genclikcephesi. yine İstanbul. İstanbul'u çok seviyoruz. midesi kalkacak ve bu iğrenmeyi. hem halkın parasıyla dernek kuracak.. Hacivat. yoksul halkın üstüne atacaklar. Hepsi. tarihi mirasa sahip çıkıyoruz. Şöyle der: "Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan. bir zamanlar . İstanbul mahvoluyor dendikçe. Atatürk üzerine en çok yazı kaleme alan ünlü isimlerin başında Afet İnan gelir. renkli olarak çizilmiş devlet arması için şekiller (grafikler) getirmişlerdi.. Anılarında anlatıyor. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum" der. Bu insanlar genç cumhuriyetimize kanat germiş. bu "sanat hürriyeti" hiçbir zaman bizim ülkemiz de olamayacak diye üzülürlermiş. Ressamlar. hem de. istanbul'un yağmalanması suçunu. Atatürk'ün insan kafası üzerine yaptığı önemli konuşmayı dinledikten sonra. Cici beyefendiler. Türk Hava Kurumu'nun. çağdaş. harabe evlerin içinde oturarak bir nebze çürümelerini önlüyor! Ancak. bir simit parası için Kadıköy-Karaköy hattında günde yirmi sefer yapan martılardır. halktan tiksinecek. yalan-yanlış dekorasyonlar yapacak. ya kurt başı veyahut ay yıldız idi. Turing Kulüp'ün baş kanları otuz yıllar boyu neden değişmezler? Birileri Türkiye'yi dukalıklarla idarede kararlı. Boğaz'a bakan iki yakayı boylu boyunca gezin. mahvediyor.tayal perdesi Karagöz'ü halkımız çok severdi. kurtarıcı. Sultanbeyli'de. Karagöz'ün sert eleştirileri ve derin müstehcen konuşmalarına şaşırıp kalır. kahraman. Metin And'm kitabına bakarsak. Beyoğlu arka sokaklarında kaset yiyen köpekler. Ve Afet İnan. büyülü renkleriyle Karagöz per desi günümüz kırk televizyonuna bedelmiş. Atatürk hiçbirini beğenmez." Ve sonuç: Türkiye aydınlarına medya işkencesiyle kabul ettirdikleri büyük yalan: istanbul'u halk istila edip. Ümraniye'de. buralar devlet beslemesi yeni zenginlerin istilası ve yağması ve işgali altındadır.

Karagöz'ün zor durumda oluşuna bile güler. Karagöz perdeye çıkıp. kafasına vura vura ona nezaket. 417 Topraklarımızdaki en muazzam kavga budur. Meşrutiyet. neredeyse tüm hayvan isimleri. Bir söz cambazlığı. halkın zaferi. canı çektiği gibi eleştirip. Hacivat Karagöz'ü azarladıkça.blogspot. sinsi ya da zeki oyunun kurulduğunu görürüz. bu mizah dergilerinin adı olur. halkımız. bir kelimeler savaşının ötesinde gerçekten erkek erkeğe bir güreştir! Oyunun hemen başında Karagöz'ü pısırık. halkımız biraz bekleyebilse. Meşrutiyetçiler "tabii Karagöz'ü Abdülhamid diriltemez. Karagöz'le arasına mesafe koymaya başlıyor! Karagöz'ün gözden düşmesine önce Abdülhamid uyanır. Derin içgüdüsüyle kurduğu Karagöz'den hemen.. Sonra ne oluyorsa. modayı. Ancak. beceriksizlikleri sergilediğinde. Hacivat'a halkımızın istediği şaplağı indirecektir! Meşrutiyet günlerinde Karagöz oynatılmakla kalmaz. anında cevap vermesini. Ve işte konuşacak.. paniğe kapılır olmuş. toplumda yenilik hareketleri başlayıp. karşı çıkışları beğenmez. halkımız. muaşereti vb. güzel konuşmayı. tekniği. burun büker oldu. tiyatroların yanında. ister olmuş. büyüyen Batı karşısında geri kaldığımızı düşündükçe halkımız. Hacivat'ı mat edeceği kesin.Ve bir zaman sonra. Ve. erkek erkeğe bir yağlı güreş müsabakası şeklinde gelişir. Hacivat'a karşı geliştirdiği karşı atak (proje). Karagöz'ün karşı atakları 1830'lu yıllara karşı işe yarıyor. Karagöz'ün oyun süresi içinde. oyunun sonunu bekleyemez. (Bugün halkın kendinden gurur duyacağı türküler dışında bir şey kalmamıştır. bayağılığıyla dalga geçip küçümser. Cumhuriyet'ten sonra en önemli devrimdir. Çünkü Karagöz'ün oyunun sonunda karı kılıklı Hacivat'ı mat edeceğine imanı tamdır. kendi ruhundan silkinir gibi. Her söz ağır bir Osmanlı şaplağı gibi enseye iner. ancak öyle sabırsız ki. oyunun gelişiminin yani çatışmanın özünde. Zaten Karagöz. sarayda bir yer açıp. halkımız Batılılaşma maceramızla birlikte. milli oyunumuz Karagöz'ü yeniden yaşatmak ister. oyunun başında aşağılanmasından sonra. Projesi olan insan modern insandır. karşı tarafı zora sokar. Karagöz. Karagöz'ün. tarihimiz boyunca (gelmiş-geçmiş) en çok mizah dergisi bu yıllarda çıkar. 416 1830'lu yıllardan sonra. Karagöz'ün hayranlıkla izlediği bu karşı atakları (projeleri) zavallı buluyor. tiksinip.. ve sosyal düzenleyicidir. Kelimeler kılıç gibi kelle uçurur. bir "hinlik" "tilkilik" yapıp. halk. halkın gururu için bu topraklarda düşünülmüş en büyük sanat hareketi. Bilinmeyen bir uğursuzluk girmiştir halkla arasına. Alt tarafı "hayali" bir şaka değildi. Karagöz'ü "hürriyet" kurtarır. saygı. http://genclikcephesi. bu utanç derisine çelik bir zırh gibi yapıştı! Oysa. Karagöz'ün her oyunda. Türk halkının büyük trajedisi Karagöz'ün mağlubiyetiyle başlar! Aslında Karagöz-Hacivat çekişmesi. Karagöz'ün Hacivat'a karşı verdiği cevapları.com 206 ..yimi. şeyleri Karagöz'ü didikleyerek ona öğreten adamdır. hem de kendinden utanır olmuş. Hacivat'a karşı kullanıp mat ettiği bir projesi vardır. hem Karagöz'den. beğenmiyor. Karagöz'ün neden sevilmediğini merak eder. çaresiz bulursa da buna aldırmaz. bu sıradan. öğretir! Hacivat'ın azarlamalarına rağmen. o an. çünkü Abdülhamid sansürcü" herifin tekidir. Avrupa'dan getirilen müzikaller. Karagöz'ün ba sitliği. Espriler iç kazık gibi. sarayın çabalarıyla da yaşayamaz. Karagöz'ün neşesi asla eksilmez ve yine hiçbir zaman "ezik" değildi! x 1830'lu yıllara kadar halkımız Karagöz'e bayılır! Cinlerin fenerlerle kovalandığı ıssız geceyarılarma kadar kahve köşelerinde Karagöz'ün komik çığlıklarım dinlerdi. kendi ruhundan şekillenmiş kahramanı Karagöz'ü sevmez olmuş. yakın tarihimizde. bozuk laflar söyleyip.) Karagöz metinlerinde dramatik yapının (neden sonuç ilişkisi). bir fon kurarak.

Meşrutiyet günleri tarihimizde yine en çok Batılı tiyatronun çevrilip oynatıldığı günlerdir. kendine güveni "utanca" dönüşmüş. derler. Türkçeyi güzel söylesin.blogspot. Bunu. cumhuriyet. der. iç savaşlar. halkla arasına "derin soğukluk" girdiği aşikârdır. İslamcılık.) Bu hürriyet ortamına rağmen. ileri bir hamlesi. cinsel şakalar yapmasın. ancak tadını alamaz. Adam gibi konuşsun kardeşim. nasıl oluyorsa havadan milyon kazanıyor. bu metinlerin Karagöz'le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. siyasi ve sosyal hayattan "habersiz" değildir! Kardeşlerim. bu da Kemal Sunal'm Şabanoğlu. ya da adaleli sağlıyor. Nasıl oluyorsa kötü adamın kafasına bir şey düşüyor. 418 Türkçü aydınlarımız Karagöz'ün peşini bırakmazlar. Karagöz. neden bilim yapamıyoruz. Anlaşılır ki. savaş. Karagöz gibi geliştirdiği zekice bir tezi. 1930'lu yıllarda Karagöz'ü. ayakta kalıyor! http://genclikcephesi. Paşam. bugüne geldik! Karagöz'ü gelişigüzel. Türkçülük. sosyalist. Bunun yazarı kimdir. mizah dergilerinin kapağında. asırlardır başka bir dünyayı merak etmeyen insanımız. (Bir doktora tezinde ikibinin üstünde yabancı oyun çevirisine şahit oldum. kötüyü yenmek için. milli folklora düşkün halkçı. yoksulluk ve cahillik içinde "sarsılmıştır". Çocuksulaştmlmış şekillerini bugün TRT programlarında izliyorsunuz. açlık. üzerinde en çok konuşulması gereken "sinema" olayıdır. TRT deki. Düşmana karşı Şaban'ın tek şansı. Bir verim alınmaz! Hattâ bazı sanat girişimcileri hayatlarını koyar Karagöz'ün diriltilmesi için. Karagöz'den soğumamız 1830'lu yıllara rastlar. Aziz Ne-sinler dahi. Ancak kendini tezine derinliği419 ne veremez. birileri incelesin" diyor. hayata karşı. nasıl oluyorsa yolda biri biriyle çarpışıyor. halkın içten kahkaha atıp gülme sarhoşluğuna tutulduğu yeni bir mizah olayına 1977'li yıllardan sonra rastlıyoruz. Halkın hayranlık dolu bir tutkuyla bağlandığı bu filmler. Hayata karşı her şeyi "tesadüf! Komik yanlışlıklar. düşmanları yeniyor. 1960'h yıllarda en iyi Karagöz metin yarışmaları açarlar. Çünkü Karagöz konuşmaları. "karşı bir atağı" yoktur. Karagöz artık müzelik bir oyun olmuştur. ne diğeri Hacivat'tır! Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal. tarihe gömdüler onu. Şaşırtıcı olan. darbeler. o da "Vallahi ben de sosyologlara soruyorum. ayaklanmalar. bugün. diriltmeye karar verir. "şanslar" ve "tesadüflerdir". Kemal Sunal'm kendisine de sordum. Sa-lakoğlan gibi sayısı yüze fırlayan filmlerdi. Derin bir korkuyla sinmiş. konuyu işlemeye çalışır. bu olmadık tesadüflerle Şaban sevdiği kızı alıyor. O gün. sınıf geçme uğraşında tezini geri planda bırakır. o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır. Girit. Halkımız Ba-tı'yla karşılaşmış. Türk Ocağı'nda oynatır. Kıbrıs. Yakın tarihimizde. deyip. mülayim. halkın milli zaferi gibi merak edip. Yunan gibi milli meseleleri resmi bir ağızla yorumlayan iki eski ve yorgun kahramandır! Sadece diyalogları işe yarar. birkaç küçük ipucuyla burada da "şabanlık" yapıp. geri kalmışlığıyla yüzleşmiş. güler. Batı'nın tekniğini mi alalım? Neden sanat yapamıyoruz. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder. Yani. Davaroğlan. fişmekan gibi bir yığın soruyla didişerek. ne biri Karagöz. küfür etmesin. milli vicdanı ayakta tutmaya çalışırsa da. Karagöz terk etti bizi. Şaban filmlerindeki "dramatik" yapı. Karagöz'ün tam tersi. içinden geldiği gibi konuşturmaya yanaşmayan sansürün altında bu büyük korku yatıyordu. Ve kendisi de ünlü bilimadamı Unsal Oskay'm yanında master yapıp. projesi yoktur. Karagöz eski Karagöz değildir. Şaban'ın karşısındaki düşmanı. Kültür Bakanlığındaki gibi basit. yahu hiç olmaz. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir. dediğimiz sahanlıklarla Kemal Sunal. hayatın ense köküne şaplağı atacak o büyük rüyamsı halk kahramanı yok artık. kendi benliğini yırtacak aydın çığlıklarının peşinde savrulmaya başlamıştır.com 207 .

annem mezarlığın üstündeki evimizin sokağa bakan penceresine. Doğru. Ne olur ne olmaz. Şaban da. Şaban'ın aslında bir anarşist olduğunu söylüyor. Küçük puştluklarla şirket kuruyoruz. Bir şekilde küçük puştluklarla yırtıyor. kendiliğinden yeniliyor. hepsinden istisnai birkaç örnek şüphesiz.blogspot. Küçük puştluklarla parti kuruyoruz. onun için bir şans oluşturuyor! Sanki Şaban. fırlıyor. 1950'li yıllarda Orta Anadolu'nun buğdayının yarısının parasını Amerikan filmlerine yatırdık. şöyle fırlayayım geçerim. küçük puştluklarla dünyanın en çok insanı bu ülkede ölüyor. Şaban'ın zekâ pırıltıları yok değil! Zekâdan çok. Küçük puştlukları yediremediğimiz tek yer: Trafik kazaları. Ciddiye alınmayacak küçük puştluklar Şaban'ın zekâsı. konservatuvarlar kurduk.. tesadüflere tuhaf aptallıklara. hayali ihracatları. Hayatımıza bakalım. ya da rakipleri onu ciddiye almıyor. ama. birkaç tane iyi oyunumuz var.com 208 . Şaban gibi küçük puştluklarla parlamenter olmaya çalışıyoruz.. devlete karşı. adam diyor ki. ya da acı. gösteririz. tuhaf şakalarla yenilen düşmanları karşısında beleşten zaferler kazanıyor! Ancak. savaş dolu hayata karşı. kaldırım. Bir nevi "şabanlık" onu görünmez bir birey yapıyor. Kırmızı ışık yanıyor. medya. öyle aptal bir anarşist ki. bu filmler içinde ancak 10 tanesine sinema diyebiliyoruz. bir şekilde "yırtarız" düşüncesine. edebiyat. küçük puştluklarla yazar olmuş. kendini görünür düşman güçlerinden korumuş oluyor. Bu sevgi üzerine bir minik hikâye anlatayım. dublaj filmlerle bir hayat yaşıyoruz. puştluğuna imanı sarsılmıyor. düşmanı devlet ya da düşmanı ağa. Sanat. akademi. Batı'dan hocalar getirdik. düşmanı nasıl oluyorsa tüfeği arıza yapıyor. çeviri filmler. Şaban bir anarşist. köşeyi dönüyor! Aslında nasıl oluyor da düşmanı yendiğine "kendi de şaşırıyor". köşeyi dönme tekniklerini "ibadet" gibi öğretmiştir! Küçük puştluk orta sınıfın dinidir! Bu yüzden orta sınıf küçük puştları pek sever. Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri bütçe ayırdık. her ne boksa. 1830'lu yıllardan beri halkımız. bugüne değin yirmibinin üstünde film çektik. kilimini çırptıktan sonra şöyle bir bakınıp kasaba sessiz- 420 421 http://genclikcephesi. sendika. Ama yine kazanan Şaban oluyor. Çünkü sonuç nesnel bir şekilde ortada. köşeyi döneriz. bir yığın düzenlenmiş gariplikler.Yani Şaban. ikna oldum. "yapamıyoruz". yoksulluk. Memurum işini bilir. aynı şekilde. Bilim. Mesela. 1970'li yılların bir Anadolu şehrini düşünün. teknik. şöhret olmaya çalışıyoruz. bir şey olmadığına.. aptallığının içine kasıtlıbilinçli bir şekilde sinip. Bunca. Yapamayınca ne oluyor? Hepimiz küçük puştluklarla yazar. Küçük puştlukların öğretisini ve peygamberliğini yapıp simgele-şen isim Özal'dır. halısını. belki çıkar. moda. çünkü yılda onbin kişi ölüyorsa. yani küçük "hırtlıklar". "zekâsıyla" cevap verecek. bilimadamı olmuş onbinlerce insan dolu. para. büyük teknolojik güce sahip Batı'ya karşı. küçük puştluklarla bir milyon kişi ucundan kurtarıp. ayağı bir yere takılıyor. emek israf oldu.. Ülkemiz küçük puştluklarla yırtanların ülkesi. Aptallığının şemsiyesine sığman bir tuhaf kahraman! Bu büyük değişimi nasıl açıklayabiliriz. yırttığına. Kemal Sunal tezinde. bir şansa götürüyor. karşı atak düzenleyecek "projeye" sahip değil! Bu derin umutsuzluk onu sonunda. Ciddiye alınmayışı. ucuz kurtarıyor. meclis. biz tiyatro yapamıyoruz. Karagöz gibi düşmanını zekâsıyla yenmiyor. ancak.

Cem Özer'in zekâsı. artık yavruları nasıl kurtarırız çabasının içine girmişizdir. külün üstüne yavruları koyalım. Dördüncü kalite ve kalorideki ucuz yemekler kapıcıodacılara! http://genclikcephesi." Annem: "Allah canını alsın. bizim herif evde yok. duydum. televizyonlar yanlış yorumluyor. oradan kafasına küreği yiyince SHP (CHP)'ye koşmuş. Duygu Asena'nm zekâsı. bir küreğin üstüne koy. küreğin üstüne kim koyacak!" Annem: "Dur kız.blogspot.. başkası giremiyor. bunlara kapan mapan işe yaramıyor.com 209 . yeniden Özal'ın helasından işe başlayarak. milli piyangodan. SSK kuyruğunda ölen otuz yıl işçilik yapmış yaşlı ninemize olacak... bana mısın demiyor!" Ev içi düzenini bozan fareler üzerine tedbirler alınmış ve komşular el ele vererek büyük düşmana karşı hem sohbeti koyulaştırmakta. beni bulun. hem de "ittifak" çığlıkları yapmaktadır. Kosova. sil baştan. İkinci kalitedeki yemekler. kayırmalarla. Hacettepe Üniversitesi'ne bir konuşma vesilesiyle gittim. YÖK sistemi. dur. YÖK ve kırk televizyon. şefkate dönüşmüş. Kamer Genc'in zekâsıyla. Türk milletini rencide edecek hareketlerde neden bulunuyorsun. araştırma görevlilerine. küçük puştluklarla. oradan salyası akan din tacirlerini görünce. MHP'ye koşmuş. bir sürü yavrusu var. şimdi faremiz son durak. Yoksul öğrencilerden alman harçlarla dört ayrı lokanta kurulmuş. sağcı bakanımız şöyle diyecek: "Utanmıyor musun burada ölmeye. Seda Sayan'ın zekâsı. sen de duydun mu gece tıkırtıyı".. milli eğitim müfredatı varoldukça. kendine. SSK kuyruğunda öldüğünde. git başka yerde öl!" Yaşayacağız. Bu korku. oradan yolsuzluk süpürgelerini yiyince Fazilet'e koşmuş. bu kısır döngü. Orta sınıfların tıkırtısıdır bu. Milli ve sağ rüzgârı yüzyıldır estiren orta sınıfın zekâsıdır. milli ve sağ rüzgârın esmesinin sebebi. orta sınıfın önünü açacağına. Türk milletinin dünya kamuoyundaki imajını neden bozuyorsun.... bir elli yıl daha komşular arasında turuna devam edecek! Olan. dün bir avuç zehir koydum işe yaramadı!" Naciye: "Vallahi mangalın küreğini kırdım kafasında. heladan helaya kaçarak. küreğin üstüne kül koyalım. Üçüncü kalite ve kalorideki yemekler öğrencilere.!" Annem: "Ahhh canım.. başkası giremiyor. Konuştukça severiz onu.. Naciye: "Duydum. televizyondan masaj aleti kazanmalarla bu 422 gerçek ve acı dolu hayatı yırtamayacaklarını "orta sınıflara" öğretmesi lazım. partisine güveni yok. Reha Muhtar'in zekâsı. bana yardım edin!. Annem: "Naciye kız. Birinci kalitedeki yemekler profesörlere. bir karşı tezi yok.. aksine. ikiyüzyılın korkusudur. torpille. Ve ülkemizde. birinin helasından kaçıyor.ligini yırtan sesiyle bağırır: "Naciye. kıyma yavrularına Naciye. çocukların yemeğine bulaşır ödüm kopuyor!".. Israrla talep ettiği bir projesi yok. Kardak kayaları değildir. tesadüflerle. Apo'nun yakalanması. Naciye: "Arka dolabın arkasına yuvalamışlar. göreceğiz... öbür komşunun dolap arkasına giriyor! Nereye kadar! Aydınların. büyük dolabın altından geliyordu!. bekle!" Acı. korkulu. zehirden de korkuyorum. geliyorum. bir vatandaş oy pusulasına yazmış: Çok zor durumdayım. telaşlı sesle başlayan halk düşmanı fare muhabbeti çoktan merhamete. Savaş Ay programlarının zekâsıyla bu halkı bangır bangır boğuyor! Flaş TVden dinledim. mezarlığa bıraksın çocuklar!" Naciye: "Büyük oğlan işe gitti. Holdinglerin orta sınıfın zekâsına indirdiği kırk televizyonu. 1980'li yılların hemen başında bu fareler Özal'ın partisine koşmuş. öğretmenlerin. yani faremiz. Bunu tüm aydınlar.. Ama tam tersi oluyor. oradan postalı yiyince DYP'ye koşmuş.

Fareler ülkeyi. Madrid'i işgal etmiştir! Ben küçük puştluklarla. kavuklar yerlerde yuvarlanıyor. diye. imam cüretkârane: "Halifemizin arkadaşlarını selamladım" der. ben çağırmadım. dedi. Sultan Mahmud. İmam efendi otururken köpekleri de hürmetle selamlar. zıplayarak. Sultan Mahmud'un köpeği kara. elime geçen hangi kelimeyi bulursam. havuzda şakalaşmasına. Bir gün köyün imamı huzuruna gelir. şefkatli. akıllı. son yüzyılımızın padişahları Sultan Mahmud. yolları açık olsun! Ben. el çırpıp. burada. Sarayın ünlü komiklerinden Hayali Sait Efendi. İşte bu yüzden yaşadığım müddetçe. Napolyonvari çizme giyer. ağalara elden verilmesi karara bağlandı. adi eğlencelerden büyük keyif alırdı. Sultan Mahmud bu hareketin sebebini sorar. maiyetinde Tevfik Bey'in köpeği beyaz idi. ağa niye geldin. soylu konuşmalar yapmaya başlarsa ki. o iblis suratlı farelerin üstüne fırlatacağım! Ve orta sınıfın çocuklarını bu sütunda. Bir tavşanı kovalıyordu. Bu halkın tarihini okuyarak büyüdüm. Abdülhamid. yarın. sultanın dışında insanlara da komiklik yapıyor diye. Ortaoyununda iki kamburun birbiriyle dalaşması. Sultan Mahmud. tavşanı hangisi yakaladı. Aceleden sarıklar düşüyor. MHP'nin zaferini kutluyordu. Abdülaziz. bilimadamı olmuş onbinlerce liberal.blogspot. sanatçı. makaleler yazmaya devam edeceğim. renkli. Ömer Ağa da sultan çağırıyor zanniyle huzura vardı. birbirlerine "kamburunu kırarım" gibi sövmelerinden büyük zevk alırdı. Franko. dedi. Ancak. parti olmuş. Saray. Tevfik Bey: "Kara" dedi. imamın başını oracıkta kestirir. annem gibi. Sultan Mahmud'un bir papağanı vardı.. Sultan Mahmud 1820'de Çinili Köşk'e gelir.com 210 . göt koklayarak hayatımı kazanmadım. eğlendirirdi. altın serpilirken fakirler üstlerini. saraydan sürgüne gönderilir. sultanla açık şekilde şakalaşır. "Bir tebaa (halktan biri) iki efendiye hizmet etmez" diye soğuk soğuk söylenir! http://genclikcephesi. sordu. Sultan. Ömer Ağa bu işin papağandan olduğunu anlamış. birkaç tas dolusu altın serper. güreşmesi. sıçrayarak. Abdülmecid. demokrat görünen yazar. altınları kapışmak için herkes 424 425 elini o tarafa uzatıyor. Osmanlı'nın 700. seçimin ikinci günü. sultandan işittiği sözleri tekrar ederdi. kuruluş yıldönümünde anılmaya değer! Sultan Mahmud av köpeklerini pek severdi. burada Madrid'e bakan bu tepede düzgün. sultanın yanında köpekleri görünce canı sıkılır. Padişahın nazarı ne tarafa teveccüh ederse. çarpıcı ve düşünülmemiş hikâyeler. Avdan döndükten sonra Tevfik Bey arkadaşlarına. yoksulluğum ve kitaplarımla boğuşarak yazar oldum. Bütün büyük krallar gibi Abdülmecid de basit. hoşuna gitmeyen söz söyleyenleri çizmelerinin mahmuzu ile hırpalardı. Madrid'deki farelerle. 423 Küçük puştluklarla yazar olmuş. şehzadesinin doğumu şerefine. başlarını paralamalarına sebebiyet veriyor diye uygun görmeyip. Beyaz köpek tavşanı yakaladı. alnımın teriyle. Madrid'e saldıracağım!. İlhan Selçuk. padişahın hoşuna gitmek için beyaz yerine karayı geçirmeyi bilen devlet adamlarını mükâfatlandırmak lazımdır. Batan Geminin Padişahları Güya Tanzimat ilan ettiğimiz günlerin. Madrid'e bakan bu tepede. yüce. başkalarını da eğlendiriyor. Bir gün bu papağan Ömer Ağa'yı çağırmış.

Ancak. Bu feci hadise bir defa daha tekerrür edince. Buradan da Abdülmecid bir ders çıkarmış. münasebetsiz hareketlerini hoş gördüğünü söylerler. http://genclikcephesi. Kadınların alafranga giyinmeleri hoşuna giderdi. İftardan sonra bunlara diş kirası da vermek lazımdı. hanende ve sazendeleri ile eğlenmektedir. Naz yapar. Beyoğlu kadın terzihanelerine koşup. Reşit Paşa'yı bu güzel ikramı için sadrazam yapar. Fransız sefaret memurları şaşırarak: "Binbir gece masalları gibi" dediler. İtalyan. pencereden yukarı yalvarır. Kurulan sofralar iki bine varırdı. Enderun ağaları: "Padişah ayağını ancak Enderun ağaları öpebilir. Bu hareketiyle nezaket ve zarafeti Fransızların Onbeşinci Lui'yle kıyas ve takdir olunuyordu. Abdülmecid insaf edip. Eski padişahlardan kalma kıymetli ve nefis eşya konuldu. Bu kızlardan birisi yatakta vefat etti. her surette cariyelerin kendilerini memnun etmek için canla başla çalıştıkları halde kötü muamele gördüklerini. Imparatoriçe Ojeni'nin yatağına konulacak cibinlik aşağıdan yukarıya incilerle donandı. onaltı yaşındaki bu güzel cariyeyi sultana ikram eder. sultanın hayvani ihtirasına kurban gidince. Kırım Harbi esnasında Kafkasyalılar esir ticaretinde işi büyüttü. Sultan Mecid. Fakat o yine düşkünlüğünden vazgeçmedi. kendisini bu caniyane zevkten mahrum bırakmaya razı eder. Osmanlı padişahları. Satılan kadınlardan ikisi bulundukları haremlerden memnun kalmayıp sefarete sığınırsa da. Bir Fransız üçkâğıtçı. Her gün sarayda doyurulan şahısların sayısı onbeşbinden aşağı düşmezdi. Kadının inadı tuttuğu gecelerde padişahın ağladığı bile vaki olurdu. Sultan Mecid'e. Serfiraz Hanım'ın ise bütün naz. ecnebi hükümdarlardan nişan kabul etmezdi. misafir ya da ziyaret amacıyla gelen kadınları da "şehirli" diye aşağılarlardı. Abdülmecid güvercin çiftleştirir gibi genç ve güzel bir mabeyincisi ile bir cariyeyi sarayında gözleri önünde birleştirmekten ve bunu seyretmekten hoşlanırdı.blogspot. aşçı yamağı.com 211 . zavallı kızcağız. AbdülmeciJ dokuz-on yaşında kızların bikrini (kızlığını) bozmaktan büyük zevk duyardı. Abdülmecid'in gözlerinden birinin bir defada on-bin altın sarfettiği rivayeti halk arasında dolaşırdı. misafirlerine sarayın bir kısmım tahsis eder. zevk ve safası. Saray mutfağında dörtyüzden fazla aşçı. küfürlerini. 427 geri kalan 88 Fransız kızı harem hayatının ievkleri içinde kaybolurlar. Abdülmecid ertesi gün Ali Paşa'yı azlettirip. Sultan Mecid ümidini tamamen kaybedince: "Serfiraz'ım.Bir çingene genci okçulukta pek mahir imiş. Serfiraz: "İstemem. Böyle çiftler bazen havuzda su perileri gibi padişahın huzurunda oynaşırlardı. modaya göre giyinmek için Beyoğlu mağazalarını aşmdırırdı. pek beğendiği genç mabeyncilerden biri ıspanak yediği bir gün havuzda ishale tutulmuş. gençlere ıspanağı yasaklamıştır! 426 Haremi yüzlerce cariyeyle dolu Abdülmecid'in gönlünü Ser-firaz adında bir Çerkez kız çeler. Bütün saray kadınları. Kırım Harbi nedeniyle Fransız imparatoru Napolyon ve im-paratoriçe Ojeni'nin istanbul'u ziyareti söz konusu oldu. En büyük emeli padişahın ayağını öpmek imiş. Sultan Mecid'in kadın düşkünlüğü Avrupa kadın piyasasını da sallar. koca padişaha "çekil git" diye küfreder. zevkini bozacaksın" diye bağırır. Abdülmecid Fransa'ya karşı o kadar samimiyet gösterdi ki. Türk. Hazırlıklara bizzat nezaret ediyordu. Saraya. Koca padişah bir sokak kabadayısı gibi iki adamını yanma alıp kadının kapıya dayanır. lejyon donör nişanını almakta tereddüt göstermedi. Fakat Serfiraz Hanım'a bazen bu hal tesir etmez kafası kızarsa. Fransız aşçıbaşıların idaresinde çalışırdı. şimdi kala kala bir Kıpti ağzına mı kaldı" diye genci geri çevirirler. Ramazanlarda saray israfı had safhaya varırdı. Fransız kadınlarını kandırıp İstanbul'a getirir. senin nazın bana lazım" diye geri dönerdi. manzarayı bozmuştur. Sultan Mecid: "Her arının boku yenmez" diye cevap verir. padişahı üzer. Reşit Paşa da güzel bir cariye alır. Serfiraz kapatıldığı köşkte. Serfiraz Abdülmecid'e moda tabirle bir türlü vermez.

Bazen de Abdülaziz bizzat Çinili Köşk'te oturup. hoşlandığı horozlar ile av köpekleri için de ayrıca binalar yaptırdı. Bulunmazsa fena kızardı. Abdülaziz de her kral gibi basit eğlencelerden hoşlanırdı. Sadrazam. şen haykırışmalarla su perileri gibi oynaşmalarını seyrederek eğlenirdi. gözüne kestirdiği gençleri davet ettirir.000 altını beygirlere yükler. tiyatro binasını ahıra çevirip.Sultan Mecid bir defa da Tophane müşiri Damat Fethi Pa-şa'ya 25. Sultanhamid'in de kuşlara merakı vardı. Padişah sepet sepet beygirleri görünce. kızlar havuza girerdi. Osmanlı Sarayı ve Haremin îç yüzü. böylece tablayı emip. Süleyman Kani İrtem'in Temel Yayınlarından çıkmış. boşaltır. bir eli ile sıkar. Ayazağa Köşkü'nün havuzunun başında dama oynamayı severdi. Avrupa'dan kuvvet macununa mukabil ilaçlı şaraplar getirip takdim ediliyordu. Fethi Paşa kulunuza ihsan ettiğiniz 25. Banyo dairesinin yanında bir kuş odası yaptırdı. tel kadayıf" gibi basit tekrarlar yaptıkça. Yıldız sarayına kâse. Sonra nefesi ile şişirir. sandalye. akşam yaklaşınca. Padişaha da bir ders vermek ister. Abdülmecid sarayda hususi tiyatro binası inşa ettirdi. Abdülaziz de genç delikanlı düşkünü idi. "Nedir bu yük?" der. Şehvetkârane zevklere düşkünlük Abdülmecid'in vücunu da harap ediyordu. onbire on var" gibi sıradan sözlerin tekrarını yaptıkça keyiflenir. Almanya imparatoriçesi-nin Yıldız'da http://genclikcephesi. 429 Abdülhamid'in masa. Tüm bu bilgileri tıpatıp.000 altın ihsan eder. bir gün galip gelen bir horozun boynuna birinci rütbeden Osmani nişanı taktığı söylenir. dolap çerçevelerini kendi elleriyle yaptığı bir marangozhanesi vardı. Kütahya tarafında tetkik yapmak kimsenin aklına gelmediği için onbin-lerce altın verilerek Fransa'dan çini toprağı getirildi. Abdülaziz limon müptelası idi. şişirip. Abdülaziz ise. bu yüzden bu köşke. Çini fabrikası için Fransız elçisinin tavsiyesiyle Sevr fabrikasından ustalar getirildi. Her defa. Paranın büyüklüğü cisim olarak padişahın gözünde büyüyünce. Gençleri araştırıp bulmak da bir işti. Etrafına karataştan suni bir mağara ve basamaklar yapıldı. birbirine sataşmalarını gözleri ile takip ederek. ihsanı anlayamaz. Cariyelerden birkaçını getirir. Horoz dövüşüne merakı o dereceye vardı ki. Fabrika. aklına geleni yerdi. Dama Köşkü denilirdi. o da alır. Yanmdakilerinden biri limonun başını kesip kendisine takdim eder. Memur bunları gözden geçirir. Fazla olarak babası Sultan Mahmud gibi iki cinsten tazeler ile zevklerin her vec-hine meyli bulunduğu sarayda söylenir. ancak ihsanını geri almayı şanına da yakıştıramaz.com 212 . içlerinden hoşa gidecekleri seçerdi. Ortaoyuncular önünde "tel kadayıf. sıkıp. atar. Yemeğini bitirdikten sonra önüne bir tabla dolusu limon getirilir. gelip geçeni seyreder. padişah da şaşırır canı sıkılır. Abdülhamid güvercin ve papağanları tercih ederdi. Mekteplerde talebe boru ile davet olunur. Sadrazam şaşırır. hadımağalar etraftan kimsenin geçmemesine nezaret eder. Dev cüsseli pehlivan padişahın kadir gecelerinde kendisine ikram edilen on yaşındaki kızlarla nasıl ikili oluşturduklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. İç bahçe'de (has bahçe) 300 metre genişlikte havuz vardı. suyunu emer. 25. Japonya imparatoru padişaha muhtelif cins kuşlardan bir koleksiyon gönderdi. Saraya hediye olarak gönderilmiş bir kanarya "hamidiye marşını" söylerdi. En güzel kuşlar suni dal ve ağaçlar üstünde uçuşurlardı. tabak yetiştirecekti. Padişah da havuz başında köşkün gölgesi altında kızların suda vücutlarının hareketlerini. Bu has bahçeye pek çok altın ekilmiştir. ve Abdülha-mid Devrinde Hafiyelik ve Sansür adlı iki enfes kitabından öğreniyoruz.blogspot.000 altın der. birini bitirir 428 diğeri. Sultan Abdülaziz'in ise bir oturuşta bir kuzuyu hakladığı söylenir. taklitçiler "onbire on var. bir gün padişah haremden çıkarken önünden geçirir. Aşçılar hemen yanında ve yemeklerin her türlüsünü hazırlamaya mecbur idiler. Avrupa'dan gelen tiyatro kumpanyalarının temaşasına izin verdi.

Bir gün kızın burnu havaya kalkarsa. "Getirin şunun elbiselerini. sidiğini içirir Ali Efendi'ye. dudak. genel kurulda baş açılmalı gibi bir ders çıkartabiliriz.Evet dört kadın alırız.. hem Abdülhamid döneminde. Avrupa'dan sürekli borç alan Abdülaziz'i. vücudu biçimsiz kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara feda etmeğe razı olmayanlar çıkar. bu mukavemet edenlerin ısrarını kırar. gösterişli. birisini gözleri için diğerini ağzı ve çenesi için. saklanırdı. İki takım olurlar. bir defasında. Kızlar haremde çiçek savaşı yaparlardı. saraydaki altın tabakları kaldırmasını söyleyen Fuat Paşa'ya. padişahın huzurunda. üçüncüsünü . Abdülaziz küt zekâsı. Gülüşerek çiçeklerle dövüşürlerdi. büyük bir skandal sonucu öğrenilmiş. bunlardan birini hayli mukavemet ettikten sonra yatağına girmeye razı eder. su gümüş bardaklarda içilirdi. Dışarıda korkunç bir tesir yapan Abdülhamid'in saltanatının ilk yarısında bu Ali Efendi'ye ettiği.blogspot. yaraları iyileşince. sarayın doktorluğunu yapan gayrimüslim doktorların.. Fuat Paşa da cevap olarak: "Allah göstermesin devletimizin başına bir şey gelip de efendimizi Konya'ya doğru giderken. ettirdiği şakalar çok kere bayağı bir şekil alır. İstanbul sokaklarında insanlar koleradan ölürken. hadım edilirdi. Padişah. 15 yıl tahtta kaldı.. "Nasıl olur sultanların su içtikleri gümüş tasları ellerinden nasıl alınır" der. padişahım çok yaşa" diye bağırırdı. kaba zevkleriyle ün yaptı. Padişahtan harem saklanmazdı. hazineden iri bir elmas koyarak takdim etmişti. lüks saraylarını yaptırttı. Sırplar ayaklanmaya 430 431 http://genclikcephesi. saraydaki tüm cariyeleri sıraya dizdiği. Ali Efendi havuza atılır. parmak yoluya platonik erotizmlerinin nesnesi olurlardı. Maksada vasıl olduktan sonra kızcağızın yüzüne bir daha bakmaz. sünnet olur. Büyüdüklerinde. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen bir Fransız kibarı Abdülmecid'e. doktorlar da durumu itiraf etmiştir. Girit elden çıkmaya. yüzü siyaha boyanır. Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda üstlerinde entarileriyle dolaştıkları. başörtüsünü çıkarmak mecburiyeti vardı. reddedeni uslandırmak için her çareye başvurur. Saraya yeni gelen kızların üstündeki elbise toplanır. karşı karşıya geçer. Abdülhamid de bu çiçek atışma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi. Aslında bu sağlam delilden. sultan. mühürlenir ve saklama odasında.. her bir takım aynı renkten hoş ve hafif esvaplar giyer. Bu israfa dur diyen. Yemekler altın taslarda yenir. Hem Abdülmecid. dördüncüsünü ! Abdülhamid keyifli saatlerde çocuğu gibi olan Kâğıthane imamı Ali Efendi'yi yanma çağırır. kızlarağası civcivleri bu çocuklara birer isim takılırdı. Avrupa devletlerinden borç alıp. öpüş. onunla eğlenirdi.misafirliği sırasında Abdülhamid eliyle topladığı bir çiçek buketinin ortasındaki yapma güle. sultanlar bu taslarla Ayrılık Çeşmesin'den mi su içecekler!" diye nazikâne durumu izaha koyulur. Abdülmecid: . Sultanhamid. Müslümanların dört kadın almasının sebebini sorar. yalnız kalmış yüzlerce cariyeye. hayvani ihtirasları. Küçük yaşlarda saraya getirilen kızlar arasında ateşli çağında körpe tazeliğini. penis olmadığı için. görsün de aklı başına gelsin" denilebilmek için. Osmanlı tarihinin en şatafatlı. Zenci çocukları hususi vasıtalarda Afrika içlerinden saraya getirilir. o.com 213 . Talim edilmiş bir beyaz papağan Abdülhamid'in banyodan çıkıp dairesine geçmek üzere olduğunu ayak seslerinden hissedince "Padişahım çok yaşa. Padişah huzuruna çıkacak olanlar için velev hariçten gelen vükela ve rical hanımları olsun.

Balkanlarda Müslümanlar camilere doldurjalup yakılmaya başlanıp. makası bizzat islediği. cani. bu saltanata başkal-dıranlardan. saltanatın bitmeyen sefasını. karşınızda capcanlı renkleri duruyor. Ve hayat önümüze öyle derin. 1876'da intihar etti. ya bu gece ölecem! http://genclikcephesi. Bilmeceyi sormadan önce. çirkin sorular koydu ki. derdik. Türk anayasasının babasıdır. cesetlerin yağları dereler gibi akmaya başladığında artık tahtta değildi. birbirimize sokulur. her gün daha büyük bir trajedi ve acıyla. Meşrutiyeti ve cumhuriyeti ilan eden büyük bir kuşak onun tarihe altın harfle geçen isminin ardından yürümüştür. Ya bunu bilicen. Biz. parçalanmış eliyle sağ bileğinin damarını kesemeyeceğini söylüyorlar. başı kabak serseriler diye söz ediyorlar. hayatlarında bir gün kira ödememiş. Devrin ve son yüzyirmi yıllık siyasi tarihimizin en parlak simasıdır.. Muşambanın önünde üstünde çömelip oturduğumuz büyükçe bir yer minderi. kendini Allah sananların saltanatını yıkan "insan sesidir".. bilmeceler sorardık. edemezler çünkü hepsi aynı altın tastan ziftlenip duruyorlar! 432 433 Sevgiliye Mektup Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde sobanın fırınında patatesleri kapkara kömürleştirir. çapulcu. odasında inzivaya çekildiği ve yakınlarına intihar edeceğini söylediğini uzun uzun anlatırlar. İnsanoğlunun çığlıkları. anayasasının da üstündeki kurumlarda oturanlar. Sevdiğim kızı. sağ elini makasla kestikten sonra. ayağı çıplak. ölmüş adamların arkasından konuşmak! Şurada. sırtını devlete dayayan ünlü tarihçimiz llber Ortaylı. şöyle diyor: "Bizi biz yapan tarihi okuyalım". derdim. Ardından gidecek yelkenlimiz. İntihar etmedi. yepyeni bir dünyanın kurtarıcısı olmuştur! Her tarihçimiz gibi. yanına önce kimi alırsın. el-pençe divan duruyorlar! Bu anayasaya tapınanlardan başka bir şey zaten beklenmez! Tarihçi dediğin. kapkara olurduk.blogspot.başladı. Ortaokuldayken bir adaya gitmek istersen. biz dediği. II. Sobanın önünde kül dökülmesin diye büyükçe bir muşamba. Yeryüzündeki kralların. Trakya.com 214 . fırının içine elimizi sokmaya korkar ateş gibi patateslerin kömürleşmiş kabuklarını soymaya parmak uçlarımız dayanmaz. tarihin hangi derinliklerinde kim uydurmuş. Abdülhamid acele ve gizli bir celseyle Mithat Paşa'yı yargılayıp. Bugün meclisin. Sevdiğimiz kadın adasına çoktan çekip gitti. berrak. karmaşık. peygamberlerin. kabuğunu elimiz yanarak soyar. O günden başlayan Balkan kıyımı ve göçü aralıksız bugüne kadar sürüyor. Saltanat darbesiyle Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan. Hayat bana güçsüzlüğümü öğretti. birkaç yıl sonra da zindanda boğdurulur! Mithat Pa-şa'nın çok istediği "anayasa" ise hâlâ kurulmamıştır. yağma ve talanla bugüne kadar kutlayanlar! O ansiklopedilerin yazarlarını okudum. kalkıp tek laf etsenize. meclis salonlarında. ya bunu bilicem. önce onu söylerdik. kasaba kalmadı. Ardından öylesine yakıcı bir soruyla başbaşa kaldım ki. Marmara ve Ege bölgesinde Balkan muhaciri yerleştirilmedik köy. ya bu gece ölecen! Büyüdük. Mithat Paşa'dır. yeryüzündeki her şeyin kutsallığını yıkayan. Delirmiş rüzgâr camları zangır zangır çarparken.. hayatlarında tek bir gün aç kalmamışlardır. öldürüldü diyenler. İntihar etti diyenler. sultanları ise yere göğe koyamıyorlar! Askerî karargâh içtüzüğünden anayasa yapıp. dediği herhalde yoksul Anadolu insanı değil. Hürriyet gazetesinin verdiği Osmanlı Tarih ansik-lopedisi'nin reklamına çıkıp. Taif zindanına gönderir.. gücümüz olmadı.

gülünç ve boş bir uğraş durumuna döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Seyyar kahveciler vardı. biberleri. peşinden (kıtır kıtır bir şey kesiyormuş gibi eliyle) "gavuru da böyle keserler-keserler!". kılıçların çeliğine kaç kez ve hangi ustalıkla su verdiler! Eskilerin aşkı. hayal ve iç dünyalarını en ince ayrıntılarına kadar tertemiz kılmış. Herkes içsin diye. Alman toplumunun tüm özgürlüklerini feda edip. Başkaları "üstün yaratık". sulandırdı bozayı ve çok tutuldu. gözünüzü kapatırsınız. kalkanları delik deşik eden hançerlere. kavun ve rakı! Ünlü Fransız filozof Deleuze. Şimdi biz de Fransızlar gibi. sıcak kahverengi su içiyoruz. yıldırımı yi435 yor. canları istediğinde hemen yapıversinler diye. arzuları en ateşli kadın hâlâ aşktır. sert tadını bozup hemencecik pişirerek içmeye başladık kahveyi. elbiseleri.. sırtlarında taşırdı ocaklarını. Kahve diye bugün. Fransızlar kahveyi bizden aldıklarında herkes içsin diye mi. Şimdi bizler de.. dünyanın en büyük fortevitidir. ışık olduğu halde. "aklımız" bedenimizi yönetemiyor! Aşkın büyüleyici sarhoşluğundan tutkuları.:. Aklının peşinden bedenini götürmüyor. içimizde en süslü kadın. Hızla aşkı. isteyene usûl usûl ve dakikalarca süren sohbetin eşliğinde yaparlardı kahvelerini. bizim için kötü müdür. şimdi. Kızılderililerin gittiği yollara gripli insanların elbiselerini bırakmışlar. dünyanın bu en güzel kanatlı çocuğunu. o da biliyor. Spinoza. Aşkın bu ağudan güçlü tadım unutmak için neler yapmadık ki! Çayı böyle sıcak su gibi mi içerdik. diye derslerine devam eder. kömürleşerek ölüyor. gavur gibi kesiyoruz! Başkaları umurumuzda değil. Allah'tan bulasıca. seviniyorum. Öyle demeyin. cezveleri. insanoğlunun bu en büyük kan-ruh-can davasından bugün elimizde yalnız bir hülyalı bakış. on gün de güneş gördüler mi.Bu satırları yazarken dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. Ağzımızda yeniden http://genclikcephesi. küçük ispirto ocaklarıyla çıkar sokağa. Gribe karşı savunmasız Kızılderililerin hemen ölmesi gibi. sizi rahatsız eder. Demlenirdi.. kan davası gibiydi. yaralı aşk gömleklerini bıraktılar. imana da.. kendimizdeki "MoğoF'a tapmıyoruz.blogspot. Erişte hamuru gibi gavur kesen eski zamanın insanlarının aşkları nasıldı? Surları. Bozanın insanı sarhoş eden tadını önce Vefa Bozacısı bozdu. Biz. pahalıya oturan acısına saçma-sapan şeyler deyip geçiştiriyoruz. aşka da vahşi duygularımızla sığmıyoruz.) Oysa. Fırtınada ağacın altına saklanan köylü. Kızılderilileri öldürmek için makineli tüfek kullanmamış. Sel gibi kabarıp coşan aşkın yatağında. aşk. delice bağlılıklar geride kalıyor. mesela. Çünkü ışığın gücü. kalbi-ciğe-ri-ağzı kendi sütüyle ballaşmış insanlar. perişan etmenin adı oldu turşu. bir lidere tapınmasının sebebini sorar! Tutkulu. Bir çocuk oyunu. suyunu. şairler. önce sulandırdılar. Bazı beyazlar. bir koklamayla hastalığın pençesinden kurtulamıyoruz. ba~ 434 lından yenmez. yolumuza. bedenim için kötü olan şey nedir. gözlerinize gelen fazla mavi ışık. kafalarını kayalara vura vura sürüklenmekten kurtaramıyorlar kendilerini. acısını. Kahve tiryakileri. vahşi korunma duygusuyla. panikleyip ağacın altına atıyor kendini. yıldırımın ağaca düşeceğini. bedenimize. Modern toplum. dışımızda olağanüstü büyüsüyle hayaller ötesi bir yaratık. biz insanlar bu yüzden mi aşktan kaçıyoruz! Erich Fromm Hürriyeften Kaçış kitabında. Spinoza'ya bir okuyucu. aşktan da kaçıyoruz. yalnız Hitler'den değil. (Ülkemizde yılda 52xkişi yıldırımdan ölüyor. bedeninizden yüksektir! Gücümüzü aşan şey. ocakta beklerdi. (limonu sıkar gibi yaparak) "limonu da böyle sıkarlar-sıkarlar". fasulyeleri... bu bir rekor. ruhunun heyecanlarına engel olamıyor. Orta Anadolu'nun kavunları yağmuru yiyip şişiyorlar. Turşularımıza bakın. Zahmetine. birkaç söz kaldı. lahanaları canından bezdirip. diye sorar. Spinoza'yı anlattığı ders notlarında bahseder. beyazpeynir. Duygusal ısılarının hararetini dindirmek ellerinde değil.com 215 . biraz sonra hemencecik unutuverdiğimiz.. eski yazarlar.

Tütün. gece. Nargile de öyle. tütünü kurutuşları ayrı bir ustalıktı. sevgili. bulaşık-karmaşıkrenksiz telaşlarla geçirin gününüzü. her şeyin tadı. değiştirile-bilir-konvertibilite değerleri yüksek kadınlar ve erkekler moda! Hem tabiatın sert tatlarından vazgeçiyor. adil. sarhoşluk. hayatı ciddiye alacak. sıcak. dost. eski zaman tatlarıyla eski zaman aşkları arasında sıkı bir ilişki var mıydı? Şu içtiğimiz ayran. kıyımları.com 216 . sevgi sadaka-lısmdan. Yoksa. Adem'e uzatılan elmayı yemek ya da yememek! Bu elmaya diş geçirecek gücü bulamazsak. 436 Dışarıda temmuzun ortasında deli yağmurlar yağıyor. en gürültülüsünden. içinizdekileri. diye hayıflanacaksınız. hem de konverti-bilite kadınlara düşkünlüğümüz yaygınlaşıyor. fedakârlık bana-nesi'nden. türkü. en curcu-nalısmdan. derimizi. başkasına karşı sorumlu olmayı hissetmeyeceksiniz! Sıkı. sıcak süte dönüşmüş. turşu sularını da sulandırdık. başımıza yük olmamalısından.. en neonlusu. sabah. ürkmeye mi başladı. bugünkü sigara şeklinde değildi.canlanıp coşan. Otuz maskenin çeşitliliğiyle hayatı yaşamak. ona saygıdeğer davranmak zorunda kalmayacak. hayatı ciddiye almaya zorlayacak sizi. coşkusunu kaybediyor mu? Bu tatlar bedenimize büyük. şöyle uzayalım sokağa. her şeyin tadından birkaç dakika. sürpriz olsun! İnsan utanıyor söylemeye. ucuzundan. ağlamanın coşkusunu en süslü püslü. kardeş. kederin. nimete. bana bulaşmasından. kalabalıklaştıkça. Çünkü duygularınız "cezbeye" girecek. sizi bu doyumsuz tatla tanıştıran duygularınıza. onların dahi sadece renkleri kaldı yadigâr. boş zamanlarda gönlümü eğlendirircisinden olsun. demli. durup düşünüyorum. sokak. Sü-müksü hayıflanmalar. tadında bir çay içtiğimizde. ayağa kaldıran keskin turşuyla. ikram edene. arada bir kokladığımız bir enfiye şişesine dönüşüyor! Şu üç günlük dünyada. Hem ucuz olur.blogspot. En iyisi. ikramına karşı kendinizi borçlu hissetmeyeceksiniz. kendinizi manen borçlu hissedeceksiniz. maddi ve manevi gücümüz yoktur. otlanmalar sizin de hoşunuza gidecek. hakiki tadını. dünyaya adını veren yoğurdun sert tadı nerede? Salep. verdiğimiz sözün arkasında duracak cesurluğu öğret-memiştir bu hayat bize. bir mantık ve uygunluğun ve tüketimin modern kazanında haşlandıkça özsuyunu. ilahi ve neşeli bir arkadaş gibi kendi varoluşumuzun farkına varamayız. Ucuz çayın sayesinde. çünkü. Tütün dükkânları vardı. en büyülü elbiselerini bedenimize giydirmekten neden korkar olduk? Kadın. bozuk bir ihtiyatla verme-ye-almaya başladık! Aşk. kavga. Yunan tiyatrosunda bir oyuncu bir oyunda en az otuz maske takardı. damağımızı. küçülüp. uzun çubuklarla içilirdi. bu "çeşitlilik" sarhoşluğu altında insan oluşumuzu gizlemek mi? http://genclikcephesi. insanoğlu kendinden büyük olan zevklerden korkmaya. koyuluğunu yitirmiş. yani. ses-problem çıkartmayanından. hem de kimse sizi bu hayattan sorumlu tutmaz! Hayattan kaçıyor muyuz? Olmak ya da olmamak. dürüst. ulan bu dediğiniz adamı sevmeyecek. soğuk. arkadaş. güç. kavga. aile. başkasına karşı. 437 çünkü. işime karışmasından. her şeyi hastalıklı bir itina. aşk gibi derin tutkuları bize hiç hatırlatmayan. sarı çayı çok seviyoruz. hayatımız acı ve tat vermeyen zevklerin bilimi haline geliyor! Ucuz. ağır mı geldi. anne. bağlılık değeri değil. hem bunu herkes yapıyor. Ne ulan bu. hem ciddiye almazsınız. aşk acısından-şipşağından. az az. sevişme. herkes yesin diye mi? En hafifi limonata ve şıraydı bu tatların. Oysa. aslında. elmayı yemek istemeyişimiz. her şeyi temkin. Yüzbin deneyden ve kontrolden sonra içiyoruz. samimi cevap vermek zorunda olmayacaksınız. hayat.

Sonra yıkıyoruz. vahşi arzularımızı seviyor. şehvetli sinirleri korkunç sancılı bir aşık. bir ömür böbürlenip hatırlanacak.. çeliğine su vere vere! Şimdi daha iyi anlıyorum. hileli bir oyun kağıdı gibiydi. içimizdeki cezbenin hülyalı sarhoşluğu bizi zorlamıştır bu aşka! Aslında bu aşk değil. ancak bu alanda gösterebildiğimiz için. içimdeki gavuru öldürmeyi öğretiyor. bir iltihap gibi. hünerine fazlasıyla güvenen sihirbaz! Gençliğimde yaşadığımız aşklar beni sadece "kurnaz" yaptı! İyi ki o adaya sevdiğim kadını alıp gidemedim.. Şimdi bu ahlâk mıdır? Bu hilekâr oyunun içinde iğrendiğimiz duyguların borsa matematiği bizi puştlaştırmıştır. aşkı bize tuzlu bir sızlanmak. cevap yazdım: "Aşk insanı eyler!". Herkese yayarsınız. siyasilere. kudretimizi artırmak. büyüklüğünden ürküp kaçtığımız ve hilekârca hüzünler tertiplediğimiz üçkâğıtçı bir oyun! Sihirbaz kelimelerle gizlendiğimiz bir hüzün! Tası tarağı bırakıp kaçışımızı. onları büyütmüş. ağzımda diş kalmamıştı. Büyümek. bu sevgi-nefret oyunu bitiyor! Kan davasında da bir sevinç vardır.blogspot. parçalayıcılığını. Cananı bir Moğol savaşçısı gibi paramparça 438 etmekten kudurmuş zevkler duyuyoruz. Nefret ettiğiniz için sevinç duyarsınız. holdinglere. vahşi bedenimin yırtıcı dişlerinin kamaşmasını dindirmek için. kudretimiz artmıştır. Sonunda. yalanı.. Her türlü hileyi. bu aşk bilmecesini sormadan önce söyler yine yeniden: YA BUNU BİLİCEN. Ve Moğol. vahşi arzularımızın gururlu gölgesiydi! Tüm hayatımıza ve yalnızlığımıza sarılmış bir masal meyvesi değil. üz beni. derin utancımızı gizlediğimiz bir hüzün oyunu. vahşi bir tapmak inşa ediyoruz.Ruhumuzdaki derin dalgaları sevgilinin kemiklerinden yapılmış tarağıyla bir gün olsun tarayamadan geçen koca bir gençlik. bu sinsi adam o kadını orada paramparça yapıverirdi. birçok duygumuzun bedenimizde zarıldayan seslerini duymuş. Spinoza'nm dediği gibi bu bir tezgâhtır. Orta Anadolu'nun temmuz sıca-ğındaki ayçiçek tarlalarını. mide bulandırıcı. Başlangıç ve sonlu bir zehirli döngüde. Eksikliğimizi duyduğumuzda altına saklandığımız hüzün! İşte şarkılarla bu zavallı güçsüzlüğümüzü bulaştırırız. güçsüzlüğümü öğrendiğim. kalın nefretlerin kabuğuna gizlenmiş. paramparça olana kadar dişlerim. korkmuşuzdur. Neden güneşe dönmüyorlar diye sordum. Yıkmanın tadını. aşk anlarımızda dahi duymadığımız haz-lan duyuyoruz. sınırlarımızı genişletmek için. aşktan geride kalan ne varsa.. öğleden sonra birkaç tanesi boynunu güneşe ancak çevirebiliyor.. Türk sanat müziği. En iyisinden insana bazen heyecan veren bir manzaraydı! Yaşlandıkça insan.. Aşk. Sabahleyin yüzlerini güneşe dönüyorlar.. ateşli. Yatağında bir maymun oluverirdim! Hayatım sevdiğim kadına bir illüzyonist ustalığıyla kendimin temizliğine ve saflığına inandırmakla geçecekti! 439 Sonra. http://genclikcephesi.. kudretimizin eksikliğini.. utanmadan hayatımıza estelize ederek uyarlamayı öğretmiştir. mineral bir yoksulluk gibi! Yunus Emre "Aşk insanı neyler?" diye sorar. dilenci zavallılığın melodileriyle dolu. uçuyor. YA BU GECE ÛLECEN!. bu iğrenç. üzeyim seni. Cananı bulduğumda.com 217 . leşini çiğniyor. aşkın alevinden her bir yanımız tutuşmuş. toplumsal alana saldırdım. enkazını. yine bir engizisyon-cu gibi işkenceli kelimelerle saldırıyor. rüzgâr gibi eser geçer içimden. Aşk korkusu bizi geometrik bir küstah gibi şekilleyip hayatın içine atmıştır. damarlarımızdaki vahşi kanın sıcaklığı. O kadar güneşin sıcağını yemiş o boyunlar nasıl dönsün? Ama her günün akşamı. dengeli görünmeye çalışan cambaz. tehlikeli bir boşluk gibi öğretti. zehrimizi kustukça. Güçsüzlüğümüzü kabullenmemiş.. her gün. Aşık olduğumuzda bedenimizde hayaller içinde derin sarhoşluklar duyuyor. daha da kırbaçlıyor.

.. ormana giderler...com 218 . Boynuma dolanan eski zaman delilerinin zincirleri gibi sevgilinin sarhoş kollan. Ey sevgili. "Öyle geluyi bağa / Sular bile güleyi / Kuzular oğlacuklar / Sevda deyi meleyi. ancak Niyazi'yi o gece uyku tutmaz... (Ertesi gün ormanda buluşmak için kavilleşirler. yarin ayakları sarhoş. Bin gecenin zehrini şerbet diye bir defada içtim.) "Sabahi zorlan etdum / Ben gıvra-na gıvrana / Yatağumun içinde / Dön o yana. ilk temaslar. Niyazi'nin.. kol. güçlü ve çarpıcı güzellikte bir başka eserde bulmak güçtür. (ilerleyen mısralarda basmayı Fadime'ye verir. Fadime elbiseyi üstüne göre diker. (Destanın başlarında) "Seçtum aldum yaruma / alli yeşilli basma / Yarim giyer gezersa / Olur yosmadan yosma. ben bu aşkın suyunu eski aşıkların çıkrıksız kuyularından içtim. Fadime'yle ormanda buluşmak üzere anlaşır.. sonra. "Döne döne soyuldu / Gaburgamin kemiğu / Yürecuğum zırlayi / Dersun köpek enuği. basmayı Fadime'ye verir. erotizm ve tabiat tasvirlerim bu denli yalın. yolda) "Uzak-dan duyuliyi / Yüreğimin vuruşi / yürek değil gaybana / Dersun buldurcin guşi. (Sonra) "Üç dört günün içinde / Dikildi şalvarcuği / Yaru-mi gören der ki / Kabak furfulacuği.. Romantizm. (Birbirlerine sokulmaları. muhteşem) "Ha böyle ağır ağır / Gideyuduk yan yana / Dirseğumun ucini / Aldırdım koltuğuna. Yağmurun sesiyle kâh öpüştüm.) "Yarim aidi basmayi / Getirdi nenesine / Dedi yumurta satdum / Verdum da birisine. (Sabahı zor ettikten sonra. Şimdi Orta Anadolu'da kavunlara yürüyen toprakta bal kokusu. bu yana.. sert yağmurlar yağıyor. (El. binlerce yılın halk ağızlarında toplanıp düzenlenip. http://genclikcephesi. yavaş yavaş açılır) "Güneş oldi parlayi / Fadime'nin yanakları / Tutdum da yakti beni / Ginali parmakları. "Daha üstüne giydi / Pambukli hırkasini / Memesunin üstüne / Devirdi yakasini.Şu anda dışarıda yer-gök sallanıyor." "Daha üstüne giydi / Farbelli fistani / Sıktı göğüslerini / Öldüriyi adami.. Çerkesarması Anadolu halk edebiyatının en güçlü eserlerinin başında bir Karadeniz türküsü olan Şalvar Destanı gelir. yavaş yavaş temas başlamıştır) "Biracuk el etdum / Omuzundan aşaği / Sora kodum elumi / Belindeki kuşağa.blogspot. (Fadime'yi alıp ormana girdiklerinde.. "Fadim'un sesi bile / Yüreğimi yakayi / Kuşağunin içinden/ Sanki ateş çikayi. "Çevirdi gözlerini / Yan yan bakti da güldi / Yüreğumdan aşağı / Sıcak sular döküldi. Binlerce mısradan oluşan ve söylenmesi günlerce süren bu türkü.. Niyazi.. Fadime'ye çarşıdan basma almasıyla başlar.. (Tabiat tasvirlerinin şu güzelliğine bakın) "Güneş geldi ga-bana / Parlattı çayırlan / Yarim gibi oynayi / Yaylanun bayırları. Haçan bakdum yanuma / Aklum oynadi aklum / Taş olmuş yaninda / Sanki dondum da galdum. bugün Türk dilinin şaheserlerinden biri olmuştur. 440 441 (Fadime'nin giyimini anlattığı bu tasvirler Türkçe'nin en güçlü sahneleridir) "Geçirdi ayağına / Nakişli çorabini / Gören der yar okumuş / Sevdaluk kitabini.. iki susuz dudak bin gecenin hasretiyle kahramanlar gibi topraktaki bal kokusuna yürüdük. Hikâyesi basittir. kâh ısırdım. İşte bu buluşma ve sevişme sahnelerinin muhteşem güzelliği ve cinselliğin felsefesi üzerine söylenen sözlerin çarpıcı hüznü ve komikliği olağanüstü güzelliktedir. gördüm ki yar benden hoş. "Giydi ayacuğina / yeni yeni gundura / Sandum ki çatlayacak / yüreğim vura vura. Erotizm bölümleri yüzünden okullarda okutulmaz. Şalvar Destanı. Fadime'ye gider. seviştik....

.. Fadime'nin annesi hesap sorar: "Dedi oğa nenesi niye çama-şur etdun / Şimdi sirasi değil / Odunlari tüketdin...... Cinsel birleşmeyi Çerkes arması simgesiyle anlatır..... bilge bir yalınlıkla bugüne getirmiş http://genclikcephesi. hiçbir düzenbazlık yapmadan.com 219 ... bu kadar sade. "Çikardum çeketumi / Serdum yeşil çimene / Hirkasini de yastik / Eyledum Fadime'me. Farime'nin gözleri / Parladi feri feri / Birden geldi aklina / Şalvarcuğun işleri. . "Daha sorra fistanun / Acildi yakalari / Birden vurdi dışari / Peygamber elmalari. "Başladi aramuzda / Bel boyun sarmalari / Deli ederdi beni / Gerdan gıvırmalari.. "Gizum neye yaparsun / Bu sırasuz işleri / El gözüne çok batar / Gızlarun gidişleri.....(Ve burada Türk halk edebiyatının en güçlü erotizm sahneleri başlar) "Fadimem birden aidi / Dirseğumi eline / Ben de sardum golumi / Belinin gangaline. "Dişledum birer birer / Cennet elmalarmi / Yilan bile yapamaz / Onun sarmalarim. "Şalvar çiçekli şalvar / Aldun aklumi aldun / Çok cumbuşlar eyledun / Sonra teknede galdun.. "O 442 da dişledi beni / Ganatdi gerdanumi / Nefesi vurdi bağa / Yu-muşatdi canumi. "Çözdüm düğmelerini / Çikardum hirkasini / Döndü de omuzuma / Dayadi arkasini.. yıkanma sahnesi şalvarın. "Biz böyle ağır ağır / Hem gerine gerine / Yaz sarmasi ederken / Gün döndi ikindiye. "Kiraz ağa-ci aldur / Dalda duran şalvardur / iki günlük şalvari / Yikadun bu ne haldur.. çelik kakma.blogspot. "Dünya yalanci dünya / Gavur mezarluğudur / Yaşama de-duklari / Uçkur pazarluğudur. Erotizmin baştan çıkarıcı bu güçlü vahşi macerasını...Elbet ben da ederum / Senin etduğun işleri.. "Saçlari sari sari / Yayiluyi çimene / Dedi daha dişleme / Kan yürüdü mememe. silahına güvenir) "Kiremit oldum dama / Kodilar beni cama / İşim düşecek sağa / Gümüş nakışlı gama. "Toplan-duk yavaş yavaş / İkimuz da bi canda / O iniş ben yokişa /Ayri olduk ormanda. (Fadime eve dönünce. "Köknarın doruğunda / Kuşa baksana kuşa / Bi ormana gitmeylan / Tutdun beni yokuşa..... Çerkesler'in bellerine sardıkları deri kemere. "Dedi darilma nene / Ben giderdum mere-ye / Baktum şalvar aç oldi / Çikti kiraz yemeye... nenesine karşı çıkar) "Kimden öğrendun nene / Sen ha bu cümbüşleri / .. "Fadim'lan sarma sarma / Başladi cümbüşümüz / Ormani yakar gibi / Alevlendi işimuz. "Bir da baktum memesi / Gaydi çıkdi elimden / Yilan sarma-si gibi / Tutdi beni belimden. (Ve o gece Fadime şalvarını yıkayıp kiraz ağacına asar... sorular sorar) "Giz ha bu yüzündeki / Cali yarmasi midir / Tosuni otlatma-nun / Şimdi sırasi midir... (Çerkeş arması.. "Ha böyle ha bu yana / İzi sürerim izi / Barebenli tabancam / Kurtarır ikimizi... "Dişledum yanağuni / Oldu furfula gibi / Öyle yumuşağidi / Sanki muşmula gibi... hüzünlüdür) "Hem yikandi yikadi / Alaca şalvarini / Bundan sonra diyeyim / Şalvarin hallarini.. (Fadime. "E meşe derin meşe / Yolum vurdi inişe / Duyan oldisa bizi / Gel bak sen ha bu işe. (Dönüş endişelidir) "Kiraz ne oldu sana / Yaprağun sararuyi / Yere bakamayirum / Gözlerim karariyi. "Daha sonra çikardum / Alacali şalvari / Pambuk geldi gözüme / Ormanun kayalari. (Diğer tarafta. "Kimsede yok Fadim'un / Gerdan sarması gibi / Geymelen-duk ikimuz / çerkes armasi gibi. samimi ve yaşadığımız bu hayatın en sıradan kelimeleriyle....Yoşali yaşmağini / Bir elimlan da tutdum / Püskülli ku-şağuni...... "Senin yaşun443 da gızun Gani gaynar bilirim / Bi iş edersun bağa / Merağum-dan ölürüm..) (Sevişme sahnelerinde ilerleyelim) "Bişeler oldi bağa / Diz-lerum da tutmayi / Fadimem çimenlerde / Yilan gibi oynayi. "Çekdum aldum başından / ... Niyazi biri duyarsa diye kuşkulanıp. "Asıldum guduğuna / Ben kesile kesile / Bırakamam azrail / Canumi alsa bile.. nenesi şüphelenir.

Kemiklerimiz içinde usulca gezinen isyankâr sudur. su gibi kayalarla. eşşek kafalı travestilerle bir akşam üstü karakoldan çıkarken. Her şeyini feda ettiği bu duygu onu. kendini. içinde ayaklarımızı sokup oynadığımız mitolojik sular ağaçlar yapıverir bu mısralar! Ayıplanmadan. billur sular işte bu mısralardadır.blogspot. mıs-ralarımız yok ise. Laz. bu mısralar. Karagöz'ün Yazıcılığı adlı eserde ilginç bir tipleme vardır. aradığımız insanlık cenneti. çocukları için kütüphaneye usulca bu şiirleri koymazlar.. içimizde gizlenmiş en sert. halı alır da. koltuk. Bu lirik dünyanın dürüstlüğü. şamatacı.usta sanatkârlara ve bu türküleri baştacı etmiş. Oyunda. Yazarlığımız fütursuz gücünü bu mısralardan alır.. Rum. hayatımız da yoktur! 1945 yılında Ahmet Said Matbaası'nda basılmış. bu mısralar! Anneler. düğünlerinde. kudurmuşçasma atar kendini. aradığımız temiz hava. Türk edebiyatının en yAksek mısralanna götürür! Fuzuli'nin: "Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni / Bir dem belayı aşktan etme cüda beni. pervasız. Bu hazineleri ortaokulda öğretmeye utanıyorsak. Bir gün önce ormanda alacalı renklerin cümbüşüyle alev gibi yanan şalvarın. en acımasız tüm dünya renklerini. en karanlık. Ermeni. en karmaşık yerlerinde kirlenmiş. kelimeleri har vurup harman savurmadan. en yoksuluna. bu mısralar! Çocukluğumuzda. Siyasetten günlük hayattan bunaldığımızda. kelimelerimize asla hilekârca. kaba göstermeden.. Sonra çocuklarını. kupkuru bir dere yatağında dönen derme çatma bir değirmen çarkı gibi usûl ve şırıl-dayan bir basitlik içinde. evlerine her cins. cinsel samimiyeti öğretir. bilmiş. günaha girmeden. alaya alınmadan sevişmesini öğretir. "Oldukça ben götürme http://genclikcephesi. elinde kırbacıyla bizi döven bir komutan yapıverir.com 220 . arzuhalcidir. En samimi mısralar.. ötelere atar sizi! Hiçbir Allah'ın kulu aşkın tadından kurtaramaz kendini. herkes gelip komik şiveleriyle mektubunu yazdırır. bu çocuksu erotizmin aşk zaferleri. Gün olur. babalar. "Az eyleme inayetini ehli derd-den / Yani çok belalara kıl mübtela beni. En sonra Kastamonulu gelir.. tüm halk edebiyatımızda. Beyaz kadm tenini. Nedense. yıpranmış olsak dahi. yırtıcı kuşların ölümü gibi. yaraların en soylusuna. her çeşit mobilya. insanı okşayan muhteşem bir aşk sarhoşluğunun zaferiyle verdiği bu mısralar. üniversitede öğretelim. biz yazarları eğitir. bu anonim güzelliğin içtenliği karşısında sarsılır. yazarlığın ahlâkını da öğretir bize. ertesi gün annesi görür korkusuyla yıkandığı çamaşır teknesinde uslanıp durulması. bu mısralar! Hayatın en utanç.. seversiniz Eşşekfik-sin Himmet'i. haritada gördüğümüz tüm dereleri. ahlâki sarsıntı ve rezillikler içinde ömürboyu hayıflanırlar! Renk renk hayallerimizi canlandıracak kelimelerimiz. Karagöz. eşsiz bucaksız ha-zinelerimizdir. filozof. eğlencelerinde söylemiş halkımıza hayranız! Bir şairin. özsuyu-muzdur bu mısralar! Zevklerin ve aşk yaralarımızın en gizli en büyülü sanatıdır. erotizm ve hüznün ancak bu kadar içice ve güzel anlatıldığı edebiyat şaheseridir. Halk edebiyatının gücü ve pervasızlığı buradadır. mektubun sonuna imzasını şöyle atar: "Kastamonu'dan Kel Rece- 444 445 bin Oğlu Eşşekfiksin Himmet". çamaşır teknesinde-ki şalvarın hüznü. neşeli. kuşlarla sevişmesini öğretir bu mısralar! Ve milyonlarca muhafazakâr yarası olan bu topluma. sahtekâr renkler veremeyiz.

beladan iradetim / Ben isterim belayı çü ister bela beni... "Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımm / Geldikçe derdine beter et müptela beni... Kısa özeti: Tanrım, aşkların en belalısına müptela kıl beni! Biz yazarları, düşünce korkaklığından kurtaran, şeytan ya da canavara meydan okutturan bu sözlerdir! Kaçıklıklarımızın sebebi, kendimizi kontrol edemeyişimiz, donuk gerçeklerin üstüne, yanardağ gibi sevgililerle çullanmamızın sebebi, bu mısralardır! En belalısını istiyoruz aşkın! Henüz kanatlanmadan yazarlığımız yavruluk döneminde, bu mısralarla tutuşur kanat tüylerimiz! Ölçüsüz özgürlüğün tadını, dünyada eşi benzeri bir daha olmayan kelimelerle saldırırız! Bir katil gibi önce kendimizi dağlar, inançlarımızı kaybeder, bağırsaklarımızı dökeriz ortalığa, bütün varlığımız bu mısralarm fırtınasıyla altüst olur! Bilimin, kitapların, ihtişamın en üstünde, yoksul, sahipsiz bir yaşama sevinciyle yeni doğmuş yavrumuzu sendeleterek, paytak paytak yürütür! Hoppaca bir öpüşün ruhumuza vereceği o kutsal unvanı için, derimizi yırtarız, top ve tüfeğin öldüremediği güneş gibi pırıl pırıl güleryüzlü bir adamla tanışırız içimizde! Bu kabarık, bu taşkın varlığın coşkusunu, hiçbir haçlı ordusu durduramaz, insan, o mutlu sırrı bir kere tatmayıversin, yeni doğmuş bir gül gibi doğrudan doğruya tüm sabahı ferahlamış ve artık istemese de seslenir yüksek bir tepeden, ciğerlerinin çığlığı, bayram sevincidir! İçinizde ne varsa önüne katıp sürükleyen bu güzeller güzeli sarhoşluğa takatiniz yetmese de, sizi ruh hastası gibi yapsa da, o büyük deli sarhoşluğun ortasında, sapasağlam bir söz kalır. Kendi ateşiyle yanan, eşsiz güzellikte bir söz! Bu söz, ladinleri, çamları deviren rüzgârlar gibi, öyle över ki sizi, bu lirik kahraman artık, aşkı için kavgalardan kavga beğenir! Yazarlık bu kavganın adıdır! Bizler, aşık olan fakir çocuklarız! Bu kavgaya gücümüz yetmez! Sevgiliye gidecek otobüs paramız, sevgiliye telefon paramız yetmez! Bu kavganın mahkeme masraflarını ödeyemeyiz! Şimdi, dergimiz kapansa, aç kalırız! Aşık olan fakir çocukların karşısında medya, holdingler, her gün ossuruk cilalı yazarlarını çıkarır! Bu kavganın soyluluğu için, onların dilinden konuşamayız, onların cins numaralarını da, küstah, utanma bilmeyen medya, reklam numaralarım deneyemeyiz! Bu yorgun uçuşta poz verecek halimiz mi vardır! Taşkınlığımız bizi yakar! insanı sağır eden aptallar karnavalında, yapayalnız kalırız! Kaldıkça bela isteriz! Peki kimdir yazar? Sen misin? Orhan Pamuk, Murathan Mungah, ne bok yersiniz? Aydın Doğan'm, Zafer Mutlu'nun gazetelerine, mağazalarında satılırız. Bu ülkede aşık olan fakir çocuklar, aşkı, onuru, Karadenizli Niyazi'nin bin yıldan süzülüp gelmiş içten aşkını kimden tanıyacak? Fuzuli'nin "Beni aşkların en belalısına müptela kıl" diyen mısralarını bir kere kazara okumuş insan, yazarlığını, mesleğini, insanlık aşkını, coşkusunu, satar mı? Tüm yazdıklarımız, Şalvar Destam'ndaki tek bir mısra, Fuzuli'nin yakarışmdaki tek bir beyit olabilir mi? Gazete genel yayın müdürleri, eleştirmenleri, reklam pazarlayıcılarını kafala-mış, yazıyor, satıyorsunuz. Bu ülkenin yeni yetişen ve tüm dünya edebiyatından, kendi öz edebiyatımızdan, kelimelerden, içtenlikten, aşktan, gururdan habersiz milyonlarca gence

446 447 de, satılmış, ün, şöhret düşkünü bir yazarlık veriyorsunuz! Ben de yazıyorum, adım Nihat Genç! Edebiyat denilen bu aşk kavgasında, insanlar önce kelimelerimi, hikâyelerimi tanımalı diyorum, yazdığım günden beri. Ama sizler, otuz televizyon röportajından sonra ancak piyasaya çıkıyorsunuz. Sizi tanıyorum, siz Karagöz'de anlatılan, Kastamonulu Kel Recebin Oğlu Eşşekfiksin Himmet'siniz. Geçenlerde bir gazeteci bana da sordu,

http://genclikcephesi.blogspot.com

221

"Neden bu denli okuyucunuz, hayranınız var" diye, cevap verdim. "Ben hem yazarım, hem erkek, biliyorsunuz, bugünlerde ikisi bir arada bulunmuyor. Ancak bugünlerde bazıları ne zaman erkek desem bu kelimeyi de g. tünden anlıyor. Harbi düzgün adam anlamında kullanıyorum bu kelimeyi, bundan da rahatsız oluyorlar. O kadar bozulmuş bir ahlâk ki, artık insan olarak görünmekten korkuyorlar. Kimsenin cinsel tercihi hiç kimseyi şüphesiz ilgilendirmez. Ama, yazarlık ahlâkını, medya patronlarına düzdürmek, müsaade edin biraz konuşalım. Medya şöhreti böyle veriyor. Yazar olursunuz ama, erkek olamazsınız". Sevdiğim bir gazeteci arkadaşım Cengiz, dedi ki, bu insanları kalemine dolama, neden dedim, baksana dedi, onların kitapları vitrinde, Murathan Mungan, Orhan Pamuk yan yana... Bir de senin kitaplara bak, Çakırcah, Demirci Mehmet Efe'nin yanında satılıyor!.. Bir espriye krallığım veren bir mizah dergisinde çalışıyorum. Espri hoşuma gitti tevazumu kaybettim. Bunca dünya nimeti, mutluluğu ve sarhoşluğu hâlâ yazarların kalemi altındayken, tüm bunları unutturacak, satacak kadar büyük ve derin makyajı insan neden kullanır. Çok basit, çünkü, aşkın tehlikeli seferlerine bir kez olsun kalkışmamış insanlar, artık medya sayesinde boyanıp süslenip yazar görünebiliyor! Ama, bu kelimelerde görünmüyor! Bu yüzden, aşık olan fakir çocuklar, Niyazi'lerden Fuzuli'lerden öğrensinler ilahi başkaldırışlarını. Yoksa bu büyük aşk düellosunda çok haksız ve çok fazla, hilekârca kurşunlar yiyip, neşeyle ayaklarını doğdukları ülkenin derelerinde yıkayamadan, coşamadan göçüp, kaybolup gidiyorlar! M. Mungan akılalmaz reklam kampanyalarıyla Aydın Doğan'm tüm D.R. mağazala448 rmda imza günleri tertipliyor, midem bulandı. Orhan Pamuk, Sabah gazetesi katkılarıyla Kars'a gidiyor, televizyondan bağırıyorlar; ey ahali Orhan Pamuk geldi, herkes gelip derdini anlatsın, midem bulandı. İnsanoğlu yüzyıllardır uzaydan gelecek insanları bekliyordu, geldiler işte. Ucube yazarlar, aşksız, gurursuz. 449 Siyasal Evhamın Holdingleşmesi Geçtiğimiz haftalarda bir atv muhabiri, trafik kazası haberine arabayla yetişmek isterken trenle çarpışıp yaralanır! Ölüm haberini öğrenmek için akşam saatlerinde TV haberlerine bakıyoruz, ilk üç haber içinde kendi muhabirlerinin haberini söylemiyorlar, beş dakika geçiyor, sonra öğreniyoruz. Zafer Ars-lan halen komada, şuuru kapalı! İlk sırada, Yunanlılar'm Ege'de bir kayayı işgali uzun uzun anlatılıyor. Milli korkuları "pazarlamak" o kadar acil bir görev ki, kendi muhabirlerinin ölümcül kaza haberi sonraya sarkıyor! Hastalık derecesinde milli manyaklık ve maskaralıklarına birlikte çalıştıkları muhabiri dahi kurban ediyorlar! atv'nin sahibi Dinç Bilginin ise bir oğlu vardır, Uludağ'a sık sık tatile gider. Trafik kazasından korkulur. Dünyada hangi arabayı, taşıtı kullansak, trafik riski azalır, diye düşünülür. Otobüsün en iyisi olduğuna karar verilir. Özel bir otobüs tek bir çocuğa tahsis edilir, içi de özel olarak döşenir, koltuklar, konfor, emniyet, her şey düşünülür! Tek bir çocuğun, tek bir seyahatine bir mükemmel otobüs, muhabirlerine boktan arabalar! Şimdi telefon edin atv'nin patronuna, bu acımasız adam, komadaki muhabirinin ismini bile bilmiyordur, hangi arabaya bindiğini dahi bilmiyordur. Ancak, Türkiye'nin en havalı TV'si-450 nin sahibidir. Ve aydınlar, bu adamın televizyonunda Siyaset Meydanı'na katılıp, diyelim, Türkiye'de suçlu çocuklar, dil meselesi, lâik-şeriat gibi tartışmalara çıkıp görüş belirtiyorlar! atv'nin ağası Dinç Bilgin'e tek bir laf etmeden, onu koruyup, kolladıktan sonra, herkes görüş verebilir, herkes "şöhret" şansını yakalayabilir, ekranda görüntüsünü ailecek izleyebilir. Kırk televizyonumuza sahip, kırk holding patronunu işte böyle koruyoruz, eee, 16 katrilyon iç borcumuz da işte bu kırk televizyonun holdingleri arasında bölüşülüyor!

http://genclikcephesi.blogspot.com

222

Ancak, Ali Kırca gibi yumuşak, demokrat yüzlü insanlar bulunabiliyor. Geçenlerde gördüm bir TV'de efe türküsü söylüyor. Bunu anlamıyorum. Okullarda kursunu veriyorlar galiba, artık herkes zeybek oynuyor. Zeybeki, köylü, hele ağanın kahyası gibi adamlar oynayamaz. Efeler, böyle bir adamın zeybek oynadığını duyarsa, önce güler, sonra bu adamı dağa kaçırıp fistan giydirir, ortada oynatır sonra da oğlan niyetine kızanlarına ziyafet verdirir. Çünkü zeybek oynamak için, ömrü hayatınızda bir kere bir ağaya, ya da devlete bir kafa atmanız, dağlarda bir naranız olması gerekir. Bugünlerde sağcı politikacılar bile zeybek oynamaya başladı. Kültürüne cahil, özünden, tarihinden habersiz herifler zeybek oynayabilir mi? Efe türküsüne meraklıysanız, hayata karşı bir naranız olsun! Bir küçücük şeye karşı gelin de, zeybeği de hak edin!.. Egeli gençler tarih boyu, süslü efe giysilerine ve zeybekin vakarla duruş, dönüş ve diz çöküşlerine hasta oldukları için evi, yurdu terkedip dağlara çıktılar!.. Alem çok değişti. TRPde dahi zeybek oynuyorlar! Geçenler bizim Trabzon'un ünlü türküsünü şöyle söylüyorlar: "O şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın severim anasını... Doğrusu şu: O boklu şalvarın ben verdim parasını / Seni alan uşağın .ikerim anasını..." Devlet, TRT bizden "sevmemizi" istiyorsa, biz de öyle yapalım, sevelim. Milyonlarca dolar götürdükleri televizyonlarda on kuruşa adam çalıştırıp, külüstür arabalarla muhabirleri ölüme gönderenlerin analarını topluca sevelim... İşadamları yatırım, üretim için vardır, ancak, kırk büyük holdingin de bugün birer televizyonu vardır. Ne üretir bu tele451 vizyonlar! Kamuran Çörtük, Korkmaz Yiğit, uyuşturucu sanığı Yaprak'm düşünceyle, haberle ne gibi bir ilgisi olabilir. Neden tüm vahşi tüccarlarımız, fabrika, üretim, yatırım değil, "televizyonu" düşünmektedir! Çünkü, en iyi rantın yolu, milli korkuları pazarlamak, sanal korkularla, devletçi, milliyetçi görünüp, hem kendilerini temize çıkarmak hem de kredilere gömülmek. Hem de bunu o kadar kolay yapıyorlar ki... Pazarcı bağırıyor: Çene yormaz, sakal titretmez, Ayaş dutu. Ağızda eriyip giden Ayaş dutu gibi zahmetsiz lokmadır, Türkiye'de işadamı olmak... Abdülhamid'in bağışladığı konakların listesi, tam bir sayfayı doldurur. Askerlerimiz Balkanlar'da "Kurtlu peksimet, küflü bulgur, murdar yağ yiyip, yırtık çarıklar, sırtlarında un çuvallarından yamalı esvaplarla, ilaçsız tedavi edilirken", İstanbul'da 30.000 kişilik Abdülhamid'in hafiye kadrosu, ihsanlarla, refah içinde yaşıyordu. Abdülmecid, oğlu Abdülhamid için "Benim kuruntulu oğlum!" dermiş. Ah, yalnız kuruntulu kalabilseydi. Onun mübalağacı evhamlan düpedüz bir masal tiyatrosuydu. Türk devlet ve sağcı, muhafazakâr aydınların ideolojisini, milli dinini bu "kuruntular" icat etmiş, bugüne kadar da Türk milliyetçilerinin konforlu yaşamım, Abdülhamid'in evhamları sağlamıştır. Ülkemiz tarihinde karanlık dolambaçlı dehlizleri karmakarışık memleketin her yanını mükemmel bir ağ gibi sarmış casus şebekesini o kurmuştur. Merkez karargâhı Yıldız Sarayı idi. Görünmez milli korkuların, evhamların kompozisyonunu Türk milliyetçilerine ve Türk devletine, hediye eden Abdülha-mid'tir. Abdülhamid, sarayda iki kişinin bile dost, hemfikir olmasına tahammül edemez, haber almak için bunları birbirine kontrol ettirirdi. Rüyalarda görünen hayaller bile casus şebekesinin jurnallerinde saraya iletilirdi! Sarayda ve İstanbul'da hiç kimse başkasından emin olmayacaktı, herkes bildiğini, işittiğini, gördüğünü hünkara yetiştirecekti. Mükemmel bir organizasyondan çok öte, Abdülhamid, insanüstü bir büyücü gibi, bu muazzam casus ağını yönetiyor. 452 Sinsi, kurnaz, şeytan hafiyeler saraya yetiştirecek haber bulamazlarsa, kasıtlı bir şekilde bir kahvede, yolda halktan biriyle gelişigüzel konuşur, konuşmalar samimi bir havada arkadaşça ilerlerken, aralarda buldukları hafif pişmanlık sözlerini hemen kağıda yazıp, saraya ulaştırırlar,

http://genclikcephesi.blogspot.com

223

zavallı adamın hayatı kaymıştır artık. Abdülhamid'in hafiye teşkilatı, Türklerin son ikiyüz-yılda başardığı en başarılı, en sağlam kurumların başında gelir. Tek tek mahalle teşkilatlarını yazıversek, sayfalar yetmez! Ayrıntılarıyla hafiye teşkilatını kaleme alan Süleyman Kani ise, hem ünlü yazar Hüseyin Cahit, hem de Maliye nazırı Ca-vid'in arkadaşı, İstanbul'da belediye başkanlığı yaptı, işgal kuvvetlerinden paçayı zor kurtardı. Yoksulluk içinde anılarını yazıp, güç bela ailesinin geçimini sağlarken cumhuriyet çoktan kurulmuştu ve artık kimseden korkusu yoktu... Her bir hafiye, büyük bir sanatkâr gibi havadan nem kaparak geçimlerini sağlıyordu. Mesela, Terkos su şirketi kanalizasyon işlerini Yıldız yakınlarına kadar getirir. Bir jurnal... Suikast etmek isteyecek olanlar su borularından saraya gidebilirler. Bu yol ile dinamit ve bombalar sokulabilir. Abdülhamid jurnali aldı, su şebekesini iptal etti. Elektrikle suikast yapılabileceğini bir hafiye Abdülhamid'e inandırdı, İstanbul'da yalnız sarayın birkaç odasında ve yabancı elçiliklere elektrik verilmesine müsaade edildi. Lağım açılırken de bomba konulabilirdi. Lağım açmak zaruri görülürse, bomba kullanılmasın diye, mutlaka birkaç polis başında beklerdi çukurun. Bir defa elektrik tecrübeleri için bir mektebe getirilen aletler, tehlikeli sayılıp gümrükte yakalandı. İstanbul semalarında balon uçurmak gibi denemelerden de Abdülhamid korkup, yasaklamıştır! Milyonlarca altına ve borç harç yaptırılan büyük donanma Halic'e getirilir getirilmez, tüm motorları ve teknik aksamı sökülüp, kontrol altına alındı, başkaları bu gemileri kullanabilirdi endişesiyle, Osmanlı savaş gemilerini hiç kullanmadan Haliç'te çürüttü. Bir gün nöbetçi zabiti kolağası, Haydarpaşa Hastanesi'nde hastalardan birinin delirdiğini telgrafla başhekime bildiriyor453 du. Deliren zatın ismi de Hamid idi. "Deli Hamid'in tımarhaneye şevki" raporunu yazar. Abdülhamid'e yetiştirilir, bu "saygısız" adam Medine'ye sürdürülür. Fatih Sultan Mehmed'in babası Murat'tan da bahsedilemezdi. Fatih Sultan Hazretlerinin babası denirdi, çünkü, özel bir kafeste otuz yıl saklanan Sultan Murat'ın bir gün yeniden padişah koyulacağı korkusu vardı. Mesela, Alfons Döde'nin Jack adlı romanı çevrilecektir, romanda tesadüfen şöyle bir cümle vardır: "Elde bir gazete lazımdı, iş görüldükten sonra gazetenin kapatılması kolaydı..." O günlerde Abdülhamid de bir gazete kapatmıştı! Bu satırların kasten yazıldığını düşünüp, roman çevirisini ve nüshalarını iptal ettirdi. Bakkala giren müşteri, "Bir kilo yıldız şehriyesi ver" dediğinde sürgüne gönderilmişti. Çünkü yıldız kelimesi Abdülhamid'i çağrıştırıyordu, yasaktı. Hesap kitaplarında artı işareti de yıldıza benzediği için yasaktı. Serveti Fünurida bir çeşme başında dua eden bir ihtiyar adamın resmi basılmıştı. Matbuat müdürü, "Bunun manâsı, işimiz duaya kaldı demektir" deyip, yasaklar! Yurtdışından gelen tüm haberler sansüre uğrardı. Mesela, suikaste kurban giden Fransa cumhurreisi haberi, Abdülhamid'in de suikast korkusu olduğundan sansüre uğramış, kalp sektesinden gitmiş, yazıldı. Yine suikaste kurban giden Avusturya Imparatoriçesi göğüs darlığından öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Amerika cumhurreisi şirpençeden öldü yazıldı, yine suikaste kurban giden Sırbistan kralı Aleksandr ve kraliçesi hazımsızlıktan öldü denilmiştir. Gayrimüslim basma da sansür vardı. Bir defa Ermenice Postacı adında bir gazete çıkarılmak istenmiş, Postacı, Ermenice Surhantang demek, ancak hafiyeler boş durmaz, kelimeyi inceler, birinci hecesi "sur" kılıç demek, ikinci hece "han" demek, üçüncü hece 'tag" koymak, manasına geliyor. O halde, ismin anlamı: "Kılıcı kınından çıkarmak, işini gördükten sonra kınına koymak" anlamı taşır, yasaklanır. Abdülhamid'in uzun burnunu hatırlatıyor diye, "burun" denilmezdi, bunun yerine coğrafya kitaplarında: "Karaların denizlere uzamış kısmı" gibi tabirler kullanılırdı. 454

http://genclikcephesi.blogspot.com

224

Peyami Safa'nın babası İsmail Safa da Abdülhamid'den çok çekti, Peyami Safa muhafazakâr olmasına rağmen, babasına yaptıklarından dolayı Abdülhamid'i sevmezdi. Matbuat müdürü, İsmail Safa'nm şiirinden bir mısra görür, mısra şöyle: "Bahar gelmeyecek mi? Bahar gelmeyecek mi?" Bu ne demek diye haykırır matbuat müdürü, bu anıyı anlatan Ahmet Rasim, kekeleyerek "efendim" demeye çalışır... Matbuat müdürü: "Sus dilini koparırım. Sizi edepsizler, veledi zinalar, nankörler, hainler, sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar, sizi köpekler, yezidler, melunlar, asılacaklar..." Bahar gelmeyecek mi mısraı karşısında yenilen küfürlerdi bunlar. Abdülhamid hafiye teşkilatını yürüten paşalar, matbuat müdürleri neden olur-olmaz her şeyden nem kapmaya başlar! Ve bugün hâlâ muhafazakâr yazarlar neden Abdülhamid'in evham hastalığını savunurlar! Çünkü ekmeklerini buradan yerler! Yaşamak için her gün birilerini ihbar etmek, padişahtan bağış alabilmek için, her gün Abdülhamid'in korkularını arttırmak yeni bir evh^m bulmak zorundalar! Milli korkularla süslenmiş bu evham, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin en parlak dehasıdır. Bugün bu evhamdan, kırk holdingin televizyonu ve onlarca gazete ve yüzlerce köşeyazarı para yer, karnını doyurur! Nasıl, gün gelip, Abdülhamid'in korkuları, etrafındaki paşaların geçim kaynağı olmuşsa, bugün de gazetelerin geçim kaynağı, Türk milliyetçilerinin altın hazinesi bu "korkulardır"... Yoksulluk, 15 milyon insanın açlık sınırında yaşamı unutulmuş, evhamlardan Türk devlet ve Türk milliyetçiliği ideolojisi üretilmiştir. Evham ve korku tehlikeli bir besindir, gün gelir, tüm vücudu ele geçirir! Türk devletini "evham" politikaları yönetmektedir. Profesyonel dangalak oldukları için seçilmiş gazeteciler bu evhamı büyütebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Anadolu'da kafayı yiyenlere, kopardı, kurtuldu, derler. Çünkü evhamlar bir yere kadar ağrı verir, tüm vücudu ele geçirince, acı455 dan kurtulursun. Türk devleti ve Türk milliyetçileri, yoksulluk, işsizlik, memurlar, emekliler, hastaneler gibi ağrılardan çoktan kurtulmuşlardır! Korku değerli bir besindir, evhamlar (halüsinasyonlar) başladığında, tadından yenmez "oyunlar" başlamıştır, milli düşmanlar, bayrağa hakaret, Ermeniler şunu dedi, Sırplar şunu yaptı, şeriatçılar yine kudurdu, Yunanlılar yine Adalar'ı işgal etti gibi, binyıl bitmeyecek tadına doyumsuz "oyunların" lezzetine Türk devleti ve Türk milliyetçileri doyamaz! Zaten tüm aydınlarımızın gözlerinden bu evhamlar fışkırmaktadır! Dünün İnsan Hakları, bugünün Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk açıkladı, "düşünce yasasını" çıkaracaktık, medya öyle ayağa kalktı ki yasayı geri çektik! Size bu milli korkulardan nefis bir örnek vereyim. Hiç kimse üzerinde hâlâ konuşmamıştır! Savunma stratejimizle ilgili tarihimize geçmiş acıklı, içler acısı bi hikâye. Olay şudur: Rusya Türkiye'nin ebedi düşmanıdır. Nato'ya girmemizin sebebi de budur. Nato'da Türk subaylarına verilen öğütler (savunma stratejisi) şudur: Ruslar Balkanlar'dan inerlerse, Trakya'da kara ordusuyla nasıl karşılanır? Kars'dan, Kafkasya'dan inerlerse Erzurum Ovası'nda nasıl karşılanır? Aslında s"on ikiyüzyılımızın savunma stratejisi budur: Ruslar Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan indiğinde bizim ne yapacağımız üzerine kuruludur. Kara Kuvvetleri de bu stratejiye göre konuşlandırılmıştır. Sadece, ben, bu savunma stratejisi üzerine hararetli otuz tane yazı okudum. Bir Nato subayı, Türkler'in Amerika tarafından nasıl kandırıldığını dalga geçerek şöyle anlatır: Peki Ruslar gemiyle Karadeniz'den gelirse? Çünkü Anadolu'nun kuzey yüzü açık ve savunmasız! İşte kırk yıllık Nato ittifakındaki hayatımızın belgesi... Ve hâlâ 80'li yıllarda bu stratejiler tartışılırken, Ruslar, Bülent Ulusu hükümetine, tehdit savurur: "Orayı nükleer mezarlığa çeviririz!"... Yani ellerinde nükleer füzeler bulunan Rus-lar'ın aslında gelmesine de gerek yok. Bülent Ulusu'nun cevabı ilginçtir: "Biz Nato ülkesiyiz!".

http://genclikcephesi.blogspot.com

225

Anadolu halkının "yurdundan olma" korkusu. köylüler. askerlerinizi sınırlara yığın. Azerbaycanlılar. sanılanın çok üstündedir. son yüzelli yıldır dışarıdan gelip yerleşmiş. çaresiz. gelecek sene 30 katrilyon. tüm bu evhamları haklı çıkartacak kadar büyüktür. Enver Paşa. mutlu olmaları için inatla yoksulluğu. "uçurum" gibi görmek. bir başka yurda sığınmış insanların güçlü devlet arzuları çiğnenmiş yoksul gururlarından çok daha yukarıdadır! 456 457 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara çevre köylerinde Afet İnan ve benzer bilimadamları kültürel araştırmalar yaparlar. bayraksız. bu toprakların üzerinde yaşayan insanların... yağmaları..Havadan ve denizden gelen tehlikeye karşı Amerikalılar bize öğüt vermedi. ki ortalıkta Bizans kime diyeceğiz? Türkler anavatanlarından uzakta. konu: "Türkiye'de Türkler!". Kaybolmuş. Korku yalnız padişahın. Türk devletini yağmalamaktadır! Yazarlar bu hastalığı ele geçirmiş. Büyük kahraman subaylarımız savaşın civcivli anlarında. toprağımızdan. halis muhlis bu toprakların çocuklarıyız. cümlesini hep sarfetmişler. başka sebepler de var. İşlerine gelmedi. dört yüz çadır geldik. üç sene sonra bu evhamların ülkemize maliyeti 100 katrilyon. hâlâ. daha çok hak ediyordu. Kerküklüler. başka bir toprağı yurt edinmiştir. Tatarlar. Yurdundan olmuş. çiçeklerimizden. son ikiyüzyıl Anadolu halkını devletle kay-naştırmıştır. siz. Güçlü bir devlet olmadan kendimizi güvende hissetmenin yolunu bulamamışızdır. Ve tüm köylüler kıran kırana bir yoksulluk içinde iken.blogspot. araştırmacılar. dörtyüz atlı geri döneriz. yoksul. Anadolu topraklarını ayaklarımızın altında "kaygan" gördük. oysa. derelerimizden hiçbir şüphemiz yoktur. kardeşçe. Ya da. Babası. Büyük savaşlarda padişahların Anadolu içlerine geri çekilme korkusu hep olmuştur. devletin değil. evham ideolojisinin paranoyasıdır! Türk devletinin üzerinde yaşadığı toprakların mülkiyeti konusunda korkulu tereddütler yaşaması. ne sorulursa sorulsun. ya da dedesi bu topraklara göçen nüfusun sayısı. ancak. çorap örgüleriyle ilgili sorular yöneltmişlerdi. gösteriyoruz! Kırk holdingin kırk televizyonu ise inatla "evhamları" gösteriyor! Çünkü hiçbir yatırım yapmayan holdinglerin evham üreterek devletten kazandığı. evsiz.. Oysa. ama "devletsiz" yapamayız. TRTye bir belgesel yapayım dedim. Ab-dülhamid'i ve Osmanlı'yı da http://genclikcephesi. barksız. onlara yazmalarıyla.. yeniden Orta Asya'yı örgütlemeye koşmuştur. vs. Bizanslılar. oluşturuyor. beleşten Osmanlı topraklarından kopardıkları yağlı bir parça üzerinde oturdukları için yurdundan olma korkusunu en az bizim kadar onlar da duyuyorlar. biz. sırtından geçinmektedir! Bizler. halkın da bilinçaltında yuvalanmıştır! Yunanlılar'ın 1830 yılma kadar bir yurtları yoktu. Balkan muhacirleri. Biz. bu ürkeklik. Gürcüler. onun. Kırımlılar. binyıl öncesi gibi "meçhul" bir ülke gibi görmek. yaparız. Binyıl yaşadığımız bu topraklan hâlâ. evhamımızı bugünlere kadar uzatan üzerinde hiç ciddi çalışma yapılmamış. Bunları zaten biliyorsunuz. bildik bileli burada oturuyoruz. bekleyin! Balta girmemiş bu cahilliği bugün halkımız da bölüşmektedir. Çünkü Anadolu topraklarında nüfusun çoğunu. şu cevabı verirler: Biz dedemizden beri burada oturuyoruz. 80'li yılların ortalarında. Özbekler... derin hastalığını gösterir! Holdingler bu hastalığı ele geçirmiş.com 226 . anayurdun işgalini görünce. bu yüzden. padişahsız. antik bir uygarlığın külleri üzerinde bir "devlet" yükselttiler. Çerkesler. köylülere onlarca soru sorarlar. madem birileri "devlet"i hak edecekti. talanları. yani devletin bu holdinglere iç borcu 16 katrilyon.

yazarların katilidir. Körlerin binbir gece masallarında aradığı şey nedir? İnsanoğlunun gözü açık olanları bu soruya biraz zor cevap verir. dalar gideriz. http://genclikcephesi. düşlerin. ne zaman başbaşa kalsamz. masalı unuttuğumuzda. masalları ve hayalleridir!.. Çünkü bataklığa dönüşmüş. binbir gece masallarından bir tanesini uçsuz denizlerin büyüsüyle... Fırtınada değil. bu haberi gazetelerden okudum. önümüzü açtı. denizleri. İkincisi Eşber Yağmurdereii. hazla.. oyalar! Bir büyük yeryüzü curcunasında tarihin en büyük şovuna çıkarsınız. Gemlik zeytini gibi bu toprakların sahici kokusu bu iki dev adamın da ortak bir noktası vardı: Binbir Gece Masalları. Eşber Yağmurdereli de öyle. kimmiş? Şırnak korucubaşısımn kızı! 458 Eşber Yağmurdereii Goya'nm körler tablosunda büyümüş gibiyim. Onu baş tacı eden sağcı aydınlar. 459 Bu iki. dinleri. Eşber Yağmurdereli'yle Leman dergisinde yapılan röportajda: "İçerideyken zihniniz değirmen taşı gibidir. Türkçesi. tadı kaçmış bu dünyaya. sapıklıkla suçladılar. ikisi de savurdu beni. Jules Verne de. uzun uzun.. Abdülhamid'e Düyun-u Umumiye borçları sorulduğunda anılarında şöyle cevaplar: "Yüzlerce paşaya verdiğim paralar olmasaydı asla borcumuz olmazdı. düşüncenin maskesini düşürdü. Bizi bu paşaların maaşları batırdı". ejderhaları o masallarda ruhumuzu saklandığı mağaradan alıp. binbir gece masallarının hayranıydı.. Jurnal kitabı basıldığı gün. Talihin şu cilvesine bakın ki. Çünkü. Katran ağaçları gibi bir üslubu vardı. Kitapların ruhunu en iyi soyan tek adamdı. Mutsuz bir aydındı. geçmişin. coşkuyla atıverdi bizi.. yoksa kendini öğütür" diyordu. 60'h yılların sonunda da solun ekmek ve özgürlük kavgasına açıldı. özel aşk mektuplarını okuyunca.com 227 . halis muhlis yerli. yere çakılacağız!.Düyun-u Umumiye denilen borçlar batırdı. uçurdu. gözlerimiz boşluğa asılır. Kütahya pınarları.. taşın arasında bir şey varsa öğütür size verir. Yeryüzünün bu en büyük uçurumundan başaşağı. o da kör! Kader beni her ikisinin de yanma düşürdü. Binbir gece masalları. ütopyaların. kırkma da törenle devlet özel hizmet madalyası taktı. Macellan da. Ve Borges de. Cemil Meric'in enfes tatlı cümleleri binbir gecenin buhuruy-la yazılmıştır. hattâ. Biri Cemil Meriç! Toros Dağları'ndaki sedir ağaçları gibi tarihin ilk gününden beri bu ülkede yaşıyordu. Dünyanın bütün büyük delileri. çinileri gibi cümleleri. masalların ağına düşürür. Dünyadan ve tarihten daha büyük hayallerin derin hastası yapıverir. Şimdi holdinglerimiz de paşalaşıyor. bu tarifsiz güzel adamı. sonunda bir müşteri çıkar. gecelerden meşaleler gibi masallar ayıklar.. İkisi de tarihin o büyük tünelinde derin sırlar içine gömülür. dünya edebiyatının en büyük ismi Borges de kördü. hani bazen. Zifiri karanlıkta yol gösterdi. Yani paşalıkları resmileşti hadi hayırlı olsun!. Bir körün gözleri hangi boşluğa asılır? Onların gözleri. geleceğin. yeni dünyaları aynı tünelden ilerleyerek açtılar!. Bu topraklarda kitapları en iyi tanıyan birkaç adamdan biri. Kastelli ünlü bir villasını satılığa çıkartır.. cahil aydınlarla dolu limanda okudu kitaplarını. Binbir gecenin anlatıcısı şehrazat da öyledir.blogspot. Zaten Süleyman Demirel. sırt çevirdiler Cemil Meric'e. tane tane ve hayranlıkla anlatır. mutlulukla. Cemil Meriç çok güzel bir adamdı. aldatır. bu ülkede iki kör adam tanıdım. hattâ yüzlerce masalın efsanevi kâşifi. Anlatacak masalı olmayanlara hayat yoktur.. "Tüm kitaplarım tuğla oldu" dedi. Boğaziçi Üniversitesi'nin kabartma külliyatıyla dünya klasiklerine. fiyatı çok yüksek olduğu için müşteri bulamaz. Yemen türküsü gibi bir yüzü vardı. limanda battı gemisi. o da onur ve kitap delisi. Amasya elması. altı ay önce kırk holdingin kırk patronunu köşke davet edip. Otuzbeş yaşında kör olmuştu. en büyük uzmanı. neşeyle. masalı bitirdiğinde öldürülecektir. Eşber Yağmurdereii.

. Eşber Yağmurdereli'nin hazineleri bu topraklara gömülüdür! Yurtdışına ilk kaçan Cem Sultan'dır. polise bir iftirada bulunur. binbir gece değil.Yaşamak için tek bir şansımız vardı. kaymak söyle. Yağmurdereli'nin ıssız ada tecrübesi o kadar büyük. Eşber Yağmurdereli beşbin gece yattı. der ki.. ezilecektir. der.com 228 . onurlu bir insan olmak. katillerin. Masaldaki olağanüstü kahramanlar... ne Çankırı Cezaevi'ne sığacaktır!. şeker söyle. Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. ben gözümü elli değnekte açtım. yelken direği gibi. tekerleklerin altında ezildi. hani ıssız bir adaya giderken yanınızda ne götürürsün sorusunun tam cevabıdır... Bin değnek vurun onlar da açar gözlerini. eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Hazineyi de bulamaz. bal söyle".. Ancak... değil yurtdışı. Dünyanın en büyük gazeteleri kendisiyle röportaja geldi.. Kahire'ye gelip geleceğine bin pişman hakimin karşısında bulur kendini. ancak yurtdışı dosyamız Jön Türkler'le başlar. Bağdatlı neye uğradığını şaşırır. Rüyalara aldansaydım. devler çok büyüktü ama. Adam Kahire'ye gider.. Polisler hırsızı bulabilmek için körlere ellişer değnek vurur. bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi. Tarihin tekerlekleri bu masallarla. Yitirdiğimiz eski zaman masallarım taşıyor. insanların istediği çok sade. boynu her yerde dik. elli değnekten sonra açar gözlerini... Ve polisler aylarca körleri dövmeye başlar. Rüyasında Kahire'de falan adreste büyük bir hazine varmış. Ama bu adam yurtdışına kaçmadı. çok hazin.. hayallerimizden de büyük tarihin o büyük uçurumunu. Eşber Yağmurdereli.. ancak hakimin rüyasında gördüğü hazine. Uğradığı eziyetler rüzgârı bile sarhcş eder! Ne Sinop Ceza-evi'ne sığdı. Hakim de ona: "Sen ne saf adamsın. masalını unutanlar. hep bunu yapıyoruz. Çölde kaybolanlar "serap" görür. masallarımızla uçsuz bucaksız masmavi engin denizlere dönüştürmek!. ben de babam da. yılanlar soksa da beynimizi. bugüne değin siyasi çıkış bulamayan onbinlerce aydın. hayallerle yürüyor. soluğu yurtdışında alır.blogspot. binbir geceden bir masal! 460 461 "Bağdatlı adamın biri bir rüya görür. toprağına bağlı! Pasinler Ovası. Bu körlerin hepsi numara yapıyor. mafyaların gözleri gibi görmek istemedi!. beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. Refik Halit'ten Nâzım Hikmet'e. yükünü yıkacak bir kıyı. uluslararası hırsızların. Hep şu türküyü söyledik: "Allı turnam bizim ele varırsan. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçlan kadar dik. Beklemediği birçok büyük belalara bulaşır.. tam da adamın evinin bahçesindedir. Rumeli türküleri gibi sevdim onu. hırsız. Polis geldiğinde kör numarası yapar. binbir geceden bir masal: "Adamın biri hırsızlık yapıp körlerin evine saklanır. Yüzünü seyrettim aylarca. yeryüzü topraklarına düştüğümüz günden bu güne akrepler. bir beşbin gece daha dövmek istiyor onu? Niçin? Hırsızlar böyle söyledi! Milli hırsızların. Neden kaçmadı? Eşber Yağmurdereli anlattı. Sakalları ipeksi yelken bezinden. http://genclikcephesi. Boynu dik. yani numaradan gözleri kapalı olan. çok küçük bir şeydi. hakim. Eşber Yağmurdereli anlattı..... Hırsız. doğduğumuz günden beri hep bir rüya görürüz. çok trajik hikâyelerimiz vardır. Oysa Eşber Yağmurde-reli. Hakim bütün macerasını dinler. açmadı gözlerini. Bağdat'ta falan yerde bir hazine gömülü diye". devlet. soylu. hikâyeleri o kadar çok ki. çoktan Bağdat'a giderdim. bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş.

kimdi bu insanlar! Hal463 kın kendisiydi! Türk aydınının bir asırdır aradığı halk! Kapıya kadar. "İnsan hayal 462 ederken bari büyük hayaller kurar. sen doğru adamsın. kör-cahil!". Sonra... sayıklamalardan. Latin Amerika'ya. önünü kesmişlerdi. insan hakları. avukat ve yazar. Biraz önce tarhana çorbası hayalini kuran arkadaşı.. İtalya'ya.. Machbet. Cemil Meric'in şu sözü: "Batı karşısında Türkiye. yanındaki arkadaşı baygınlık geçirmek üzereyken. Felsefe tahsil etti. Kimdi bunlar. ben ne yapayım" deyip kayboluyor!. Halkın içinden insanlar. Yarı deli konuşmalar. sızacak kadar içmiş. bu saatte işten çıkıyorum.. sen doğru adamsın..Yağmurdereli yurtdışına kaçamazdı. çok tuhaf ve çok samimi vicdani sorular soruyorlar: "Eşber Bey... açlık grevinin üçüncü. sonra Manş Denizi'ne. bu soruları niçin soruyorlardı? Hayatında hiç siyasi taraf olmamış. vicdani soruları çoğaltıyorlardı. Eşber Yağmurdereli'nin ipeksi sakallarına kadar gelmişlerdi. "Bir tarhana çorbası olsa da içsek" der.. ihanet onu delirtir!. Yunan adalarındaki lokantalardan. Eşber Yağmurdereli. Çanakkale'den Ege'ye açılırlar.. bari hayalin pahalı olsun" diye çıkışır arkadaşına. ama ben maçı kaybettim ağabey. neredeyse gelip sakallarına çaput bağlayacaklar!. ya yurtdışından ithal ettiler.blogspot.. yalanlar. dünya edebiyatının en etkileyici metinleri gün ışığına çıkar! http://genclikcephesi.. Kral Le-ar\. bu topraklardan vermeli!" İçerideki günlerinde. Eşber Yağmurdereli'nin önünü kesen bu insanlar.. bu halk Evren'in anayasasına yüzde doksansekiz oy verdi!" deyip yine kalabalığın içinde kayboluyor!. efendisinin haplarını çalıp içen bir köle gibidir. çok zengin bir adamdır.. Eşber Yağmurdereli'nin gezisi saatler sürer. hepsi. "delirmeye" yüz tutmuşlardır. "Ne iş yapıyorsun?"." Efendisinin haplarını çalıp içen köleler gibi aydınlarımız. Machbet. Eşber Yağmurdereli de insan hakları ve demokrasi mücadelesinde gözlerimizin önünde türbeleşiyor. Yolda gezinirken. ya da bu mücadeleyi oradan verdiler. dördüncü günü. insanlar. hırsızlıklara dayanamamış. satılmış.. Sonunda Süveyş'ten gemiyi güney sahillerimize kadar getirir. "Şimdi de benim canım tarhana çekti" der. patlayan ilgisi nedir? Dünya edebiyatını ayağa kaldıran adam Şekspir'in ünlü eserlerine bakalım: Hamlet. ben de bir şeyler yapmak istiyorum. hakim. Ve yaşlı bir kadın aniden önüne çıkıp: "Eşber yavrum. ihanete uğramış. "Döndür şu gemiyi geri Eşber ağabey. ömürboyu dostlarına dağıtır." der. çocuk altına işerse bir türbeye.. ben yapamam. Madem hayal ediyorsun. arkadaşlarının hiç tanımadığı. Eşber Yağmurdereli en son çıktığı TEKE TEK programında bunu söyledi: "Bu mücadeleyi aydınlar. Mesela Atinalı Timon. Atinalı Timon. Othello. Hamlet. ama şu halka güvenme. Bir başka adam gecenin bir vakti. çünkü Yağmurdereli.. yoksa. Anadolu'da her bir derdin evliyası vardır. açlık grevindeki arkadaşlarını İstanbul'da bir gemiye doldurur. demokrasi gibi kavramları..com 229 ... "Yaz kızım. Othello. adını ilk kez duyduklarını yemeklerden birer birer yedirir.. "allı turnanın" ta kendisi. siyaset düşünmemiş bu insanların Eşber Yağmurdereli'ye karşı birden parlayan. Eşber Yağmurdereli'yi görünce. karı-koca ayrılığı için başka bir türbeye. bir tur daha atalım.. Eşber Yağmurdereli neden kaçmadı? İkiyüzyıldır Türk aydınlarının yüreğini yakan bu soruyu derinden anlayalım. sonunda dostları tarafından aldatılır. Marsilya'ya ispanya'ya tarihi ve ünlü lokantaları birer birer gezdirir. ama sizi Allah inandırsın. Eşber Yağmurdereli cevabını vermeden. Şekspir'in eşsiz tiradları Atinalı Timon'un yarı deli konuşmalarından çıkar! Mesela Kral Learl O da ihanete uğramış. Eşber Yağmurdereli.." deyip kayboluyor. bir hayali gemiye binmek mi istiyorlardı. hakim sorar. birden karşısında Eşber Yağmurdereli'yi görünce: "Eşber ağabey. delirmek üzeredir.

bir defasında çığın altında kaldı ve Hızır Aleyhisselam gelip. Fren sistemi de. Cevap.. 464 465 Maçkalı Şoför Sabrı 1917'de Rus ordusu bolşevik ihtilali yüzünden çekilirken. onu alkışlıyor. (bugün 4-5 saatte). Eski arabaların debriyaj sistemi değişikti. her gün yaşadığımız bu basit hayatın içindedir.. motor parçalarını toplayıp ilk arabasını yaptı. onur kavgasının en yüksek tepeden siyasal mücadelesi verilmeden. yokuş aşağı on kilometrede bir çubuklar değiştirilirdi. yolda bıraktıkları araba. 1929'da Ağrı Kürt http://genclikcephesi. Bastırırız!. yani bizler.. olsun. taşımıza.com 230 . uğradığımız büyük ve derin haksızlıklardan kaynaklandığını biliriz. türkülerin hepsi güzel!. ve yine bu büyük tiyatro kahramanları gibi elimizden bir şey gelmez!. yedi günde Van'a. Evimize. Atinalı Timon.. Bu soruların da cevabı yok! Ama. insanoğluna yapılan zulmü açığa çıkardı!. ayaklarının ters olduğundan anladı.. o korkmadı. ülkemize... halis muhlis Anadolu çocuğu. sıradan insanları "asla anlayamayacağımızı" söyledi!..Yani Şekspir. Ba-tum'a kadar gidip. Kral Learl Hepsi delirmiş.. Kokulu çiçekler gibi senin o yakışıklı. insanlık derslerini. Yollar bugünkü gibi yılan gibi değildi... kendileriyle her gün. olsun. sopumuza onur verdin!. dergilerimize hoşgeldin Eşber Yağmurdereli! Soyumuza. erkek yüzüne kurban olsun bu türküler!. Eşber Yağmurdereli içimizdeki bu delidir... Sıradan. babası Gümüşhaneli Eşber Yağmurdereli!. Bizler bu oyunun "seyircileriyiz". Hepimiz içimizdeki deliyi tanıyoruz ve korkarak onu birbirimizden saklıyoruz. kurtardı. ha-valı-şişirme değil. Kamyon Zigana'yı devirdi mi. Toroslar'ın tepesindeki "sedir ağaçları". Elimizden hiçbir şey gelmese de. biz korktuk. Biz korkup bu oyunun içine giremezsek de. Kendisine değil. bu yarı deli kahramanlar gibi konuşurlar!. Hepsi bu mu? Hepsi bu!. bu düz. şimdi. bu oyun bu ülkenin sahici oyunu.. bugünkü gibi... Hiç kaza yapmadığıyla övünür. balatalar yerine fren çubukları vardı. Tekerlekleri kauçuk dolgu. giderken. Çünkü bu büyük "oyun" bizim oyunumuz. o olmadı!. anası Erzurumlu. biz köle yapılmaya bile değer bulunmayan akıl hastaları gibi bir hayata razı olduk. deve hörgücü gibiydi. Dışarıya bir türlü fırlatamadığı-mız deliliğin sebeplerini. düz insanlar her gün benzer ihanetlere uğrarlar! Benzer zulümlerden geçerler. ancak. destekliyoruz!. Hızır Aleyhis-selam'dan başka.. yani hepimiz: Yani deliler!.. Şekspir'in kahramanları neden delirir? Ve neden Şekspir insanlığın önünde konuşmak için soylu insanî duyguları anlatmak için kahramanlarını delirtmek zorunda kalmıştır!.. kimseye farkettirmeden.. beş asırdır yeryüzü edebiyatının en yüksek eserleridir bunlar: Hamlet.blogspot. Ve hepsi içlerinden. deliliklerimiz mutlaka çıkıp gelecektir!. kahramanlarını delirttikten sonra. bir gün bu oyunun içine girecek delilerimiz. Othello. yollarda kaza yapabileceği başka araba yoktu. yarı deli meczupların ağzından verir!. toprağımıza.. Şimdi daha güzel Karadeniz'in dağlarındaki "ladin" ağaçları. Machbet. bir bas iki kaldır usûlü. Ne pahasına olursa olsun. şu sokaktaki düz insanlar. Kamyonlar üç günde Erzurum'a giderdi. 1928'e geldiğimizde altı tane 26 model Ford kamyonu vardı. Hızır olduğunu. dağımıza. Yani. Ve hepsi delilik sınırları içinde gezinirler. Kurtarma ekipleri de yoktu. Eşber Yağmurdereli. Motor bilgisini Batum'da teknik bir okuldan aldı.

Doğu'ya şeker. kadınlara. 1930'a kadar geçtiği yollardan haftada bir kamyon ancak geçerdi. ve köylüler her seferinde aldığı son hanımın hikâyesini anlatıp. Osmanlıca okur-yazar. küçük oğulları onu. Bu son kamyon da Tabakhane'nin boklu deresine uçunca. yoksul. erkeklere. Günlük alışveriş peşisıra dizili hamallarla yapılırdı. çift yüzlü Sürmene bıçağını havaya atar. Hanımlarının sıra kavgası elli yıl sürdü. ekmek parası. muavinler kamyonların arkasından halka şeker dağıtırdı. Elinde. çünkü. kamyonla-rıyla kuşatmayı yardığını söyler. canlı hayvan. Lazca konuşur. bıçak havada parendeler yaptıktan sonra. bıçak oyunu dillere destandı. Köylüler beleş para kazanmak için yolu ıslatır. öğle vakti kapının önüne yıkılırdı. canlı hayvan.. Her bir karısına ayrı bir oda verdi. Sefer dönüşleri üç gün Meydan Hamamı'm kapatır. Orta yemeğinden ayrı olarak. Horonu da iyi oynardı. dururlardı. yağı. çamura boğardı. 40'a geldiğimizde günde bir araba. onunla da Moloz'dan kum çekmeye başladı. ilki Trabzon'dan. böyle açılırdı. balığı özeldi. baba değil. bir daha kendini toparlayamadı. sini kurdururdu. beşincisi Bayburt'tan. şehre yeniden atıyla girerdi. bunun uydurma olduğunu. kiremit. yedi. kamyonları çevrildi. arkası yarın dizi film gibi sırasıyla aldığı kadınları ve eski seferlerin hikâyelerini anlatıyordu. Altmış yılına geldiğimizde elinde iki kamyon kaldı. dilenci. Saltanatı elli beşe kadar sürdü. elinde bir kamyon kaldı. Arabalar şehre girerken. sohbetli muhabbet kurardı. Trabzon. Ulusoy her seferinde yeni bir kamyon aldı. eşrafla sofralı. Kars. birini kardeşi kaçırdı. kahvede sekiz köşe otururlar!. Bolşevik ihtilalinde iç savaşta Be466 yaz Ordu'ya erzak taşıdı. Kuşatma altında kaldı. Kadınlarıyla ilgili hikâyeler uzun kış gecelerinin masalları gibi anlatılır. Ağrı Dağı'na erzak taşıdı. İstemese de. bir alâmet! Üç numaralı hanımının. Ulusoy'la Sürmene'den gübre çekerdi. don gömlek salı-verildiği söylenirse de. mısır ekmekleriyle yola çıkar ikram ederlerdi. kemik sırtlı. kardeş çocuklarını eski bir Osmanlı konağında büyüttü. http://genclikcephesi. arabanın gidişini seyre gelirdi. Kadınlarını güzergâh üzerinden almıştır. sokak simsarlarıyla kelepire sattırdı. Ekmeğin 10 467 kuruş olduğu dönemde cebinde 90. kapı önüne minderler atar. balı. ikincisi Gümüşhane'den. Bir küfe soğan. Geçtiği yollarda köylüler ayran bakraçları. Biz. Eskiden yük sahipleri de yükle beraber giderdi. Sırayı sefer dönüşleri genç hanım lehine bozduğunda evdeki bütün düzen arapsaçına dönerdi. çocuklara. dolmuşçuydu artık.com 231 . son kamyonunda tanıdık. fotoğraflar külüstür bir 49 Chevrolet'nin ön camı içine yerleştirildi. fotoğraflarda kaldı. yabancı kimseleri toplatıp. Erivan'ın içine kadar girerdi. karın ilk yüzmetresini muavinler. 1950'ye kadar Ford'un ve Chevrolet'nin tüm yeni modellerine sahip oldu. Seferleri. üçüncüsü Erzurum'dan. Geçmiş. oğullarını sokağa salar. içti. tulum peyniri getirirdi. ama büyük ağabeylerim padişah babam diye söze başlar. Bir kamyon en az üç muavinle kalkardı. Bu adam. bu yüzden her bir hanımına ayrı bir ev tutmak zorunda kaldı. camışlarla çekip 8-10 lira para alırlar.blogspot. üç numaralı oğluyum. Oniki çocuğu oldu. fındık taşırdı.000 lira ile gezerdi.. ayağında ne varsa.İsyanı'nda seferberlik arabalarına el koydu. tarlayı. ikinci yüzmetreyi yük sahipleri yol. bir küfe domates. Dokuz tane kadın aldığı söylenir. Her birine sırayla giderdi. ormandakiler ormanı bırakıp. oniki de akraba. Rusça. bir seferde de zaten 80-100 lira kazanırdı. kendi yemeği. Bir öğünde üç ayrı sofra kurulurdu. birkaç kasa balık. topluiğne başlı. Van. inşaat malzemesi. Akşam yemeğine oturmadan. yine çalıştı. un. Eskiden araba geçtiğinde tarladakiler. dördüncüsü Kars'tan. Dört metre karın altından tahta kar kürekleriyle tünel kazarak gittikleri çok olmuştur. Türkçe okur! Yollar topraktı. yıllarca süren bir hastalığa düştü. böyle. Rumca. dört tanesini ölene kadar tuttu. Şoför Sabri yeni bir kadın. Müşterileri ona bayılıyordu. çalıştı. babam olur. dişlerinin ucuyla yakalardı. dönüşte. Ve bu mağrur masal adamı. Hamam faslından sonra körüklü çizmelerini çeker. atma biner.

elindeki tapuyu gösterir. sülalelerin anasını avradını düz giderken.. Farlar zayıftı.. karabiberini... tuzunu. "Baba. "Baba.. şimdi tarhanayı tel süzgeçte süzmüştür.. dere boyu kar yağıyordu. çocukluk günleriyle birbir sayıklar.blogspot. dört numara bir güzel ekşili yapmıştır. uykusu ağır ağır gelir babamın. her an dereye uçabiliriz.. baba. derdim. Bir köy kahvesinin önünde ani bir frenle dururduk. annem şimdi. "Yanında ne vardır oğlum!". "İki numara ne yapmıştır oğlum!". yoğurtlu mısır çorbası yapmıştır.. Baba. "Baba. şehre gireriz.. aç.. sorma!. Araba. süngeri küflü koltuklara siner... avuçta yok. muşambası yırtılmış. dere boyu kar yağıyordu. uğramadığı babasından kalan üçyüzelli dönüm arazisinin tapusunu alır. korkudan ödüm patlardı. "Üç numara baba. "Yapmıştır. biz bir kuru mercimeği zor bulacağız!. silahını kontrol eder. ki bu küfürler geceli gündüzlü bir asır sürdü. Arazisine yerleşmiş. artık. "Bana öyle geliyor ki oğlum.. arazinin içindeki değirmenleri.com 232 . tuzlanır. yaprak biberleri lime lime etmiştir.." Yol uzar. bir numara şimdi. baba!".. gelir. gelir. baba. "Vermemiştir oğlum!".. Yeter ki babam değirmen hikâyesine başlamasın. Yol uzar. hem konuşturup açmak lazım babamı. domatesi. Babam hışımla kaportayı kaldırır. balıklar temizlenir. Farlar zayıftı. dört numara ne yapmıştır?". maydanozunu içine atmıştır. tekme tokat ön takımları dövmeye başlar. Ön takımlar da bu dayağın http://genclikcephesi. sigara.. mısır yarmasını ayrı bir kapta pişirmiştir. tepsiye limonu. yatsı namazından sonra cinler değirmeni sahiplenirmiş. geceyarıları kendi kendine çalışan değirmenlerin içine girermiş. Her virajı dönüp. "Yanında ne vardır oğlum?". "Baba. biraz zor yatıştırırlar babamı. Bir zamanlar sefer dönüşü hanımları arasında sıra kavgası olurken. Toprağına kırkın üstünde aile yerleşmiş. "Yanında ne vardır?". eti incecik kıymıştır. tavada bir güzel kavurmuştur. soğanı koymuştur. her gaza basışta arabayı kıran bir yeleli sinirle.. bitsin artık şu öcülü değirmen hikâyeleri. araşma cevizleri dizmiştir. Farlar zayıftı. hanımları pek de gönüllü değil. annem şimdi bir tarhana çorbası yapmıştır. Farlar zayıftı. "Oğlum. iki numara şimdi.. "Vermiştir baba. demek). pazardan bir bakraç yoğurt almıştır. Deli dolu kükreyerek kahveyi basar. "Sen üzülme baba. uzun yola köye çıkardık. "Baba dört numara balıkpazarmdan kefalleri almıştır. baba annem şimdi illa ki burmalı baklava yapmıştır. çay. fasulyeleri çatlatıncaya kadar kaynatmıştır.. dere boyu kar yağıyordu. pullarını bıçağın tersiyle bir güzel soymuştur. tam da sevdiğim kızın okulunun önünde bozulur. iki numara. iri iri fasulyeleri kaynar suya atmıştır. 468 469 soğanları doğramış. bir numara yemek yapmış mıdır?" (Bir numara: ilk hanım.. Eli boş kaçıncı kez geri dönerdik. ormanları isimleriyle. altıyüzün üstünde nüfus. vermiştir!". sorma!". Babam küçücükmüş. sinirli. bir lahana çorbası yapmıştır. "Ne yapmıştır oğlum".. Ben de arka koltukta.. "Oğlum. lahanayı ince ince kıymıştır. sorma!". Jandarma gelir." "Üç numara ne yapmıştır oğlum?". şimdi elde yok. değirmenlerin sesinden korkuyordum.. yanında illa ki hamsili kaygana vardır!".Eski günler aklına geldikçe. tabaklara konur! Akşam oldu olacak. dere boyu kar yağıyordu." "Ne dersin oğlum yapmış mıdır? Gelirken hiçbirine para bırakmadık! Neyle yapsınlar!". kırk yıldır yüzüne bakmadığı. yol bitmek bilmiyordu. Küfürler. hem. mısırları yumuşacık pişirmiştir. dere boyu kar yağıyordu. kızartılır.. sorma!. Sakinleşir. bari dönüşte müşteri çıksa da benzin parasını çıkarsak derdi.. "Annem şimdi yufkaları ıslatmış tepsiye uzatmıştır. büyük ağabeyim vermiştir!". babam. baba.. Farlar zayıftı. yanında illa ki tuzlanmış hamsi vardır!". yeter ki babamın uykusu gelmesin.

bu mısranm içine gizlenmiş. muhteşem bir eser yazacağıma inanıyorum. aniden sökün eden sağanak yağmurun dev gövdeli ağaçlarda kırdığı dalların sesini de duyamazsınız. "Baba. bu şiirde gizlenmiş. Ve şehirli değil. ikmalden anlamıyor. geçtiğimiz ay. ancak bu kadar eşsiz ve lirik güzellikte ifade edilebilir. Karadenizli değilseniz. bu hikâyeyi yazdım. Basar gaza.. fırfırlı eteğini de görürsünüz. yağmurun koyu kırmızı toprağın üstüne bıraktığı gürültülü izleri. Gazın gürültüsüne.. kolumla tutarım.. bu türküyü duyduğunuzda. "ıslak toprak kokusunu" duyamazsınız. Karadenizli iseniz. Ödüm kopar. bu şiirde gizlenmiş.. evin de altını üstüne getirir.. Rize açıklarında un taşıyan bir geminin battığını duyunca. siler." Adsız sansız bir halk türküsünde kıvamını bulmuş yüksek bir romantizm." "Oğlum. "Ömrün boyu şu meretin." İçinden hangi hesapları yapmışsa. Bir de.. "İyi okuyorum baba". sözünü tuttum o gün bugün oturmadım direksiyon başına.. hayvan taşıdım. Dişlilerin gözünü oyar. Bu sinirle eve gidersek. ön takımları bir güzel okşar. şanzımanm. dokuları görürsünüz. Rusya'nın karışık zamanı. Şimdi ne desem de yumuşatsam babamı. biz kara ekmek (çavdar ekmeği). Karadenizli iseniz... bu türkünün içine gizlenmiş. "Oturmayacağım baba!. şimdi annem. Beyaz Ordu'da bir subay.. babamın küfürlerine halk başımıza toplanır. Sevdiğim kız. dallardan fırlayıp küçük çalılıkların (gafulların) içine pat diye düşen kuşların çamura gömülmüş böğürlerini de görebilirdiniz. Un taşıdım. demir yoktur. bu yarı köpürmüş. Karadenizli olmanız gerekmez. Şu türkünün güzelliğine bakm: "Yarim Ormanda Islanmış / Sorsam Ağaçlara / Hangisine Yaslanmış. "Ne yemini baba". bu mısrada gizlenmiş. her tarafı yağ.. Türkçe konuşan tüm insanlar. gözyaşlarını siler gibi. havalanmakta güçlük çekip. "İyi okuyor musun oğlum!". Ancak. "Kaynatmış mıdır oğlum!". Sevgilisini ağaçlardan soran bir çaresizlik.. okuyorum yüzyıldır Türkler'i her savaşta yeniyoruz da. ormanda binlerce ağacın http://genclikcephesi. dağılacak. koluma felç girer. Halk daire olur etrafımızda. nedir? Dedi ki. pembe. Karadeniz türküleri üzerine. "Bana bir yemin ver oğlum". Karadenizli değilseniz. kanatları yağmurdan 472 ağırlaşmış. Ahh bu dünyada bundan daha büyük korku var mıdır? Saatler sonra hırıltılarla arabayı çalıştırır. Ne zaman gitsem.) 470 471 Gelen Geçen Okusun Başımızdan Geçenleri Kaynaklara hakim olacak maddi gücüm olsa. amortismanların yedi sülalesini. kazan kazan suları kaynatmıştır!". hüzün dolu bir çaresizlik görür. Şimdi okul dağıldı. delirmiş babamı ve beni burada böyle görecek. İyi ki babam karneden... "Kaynatmıştır baba!... kitaba kapanmış okuyor! Nedir bu okuduğun. Babam. İncil midir. bujilerin kafasını çıkarır. bu şiirde gizlenmiş yamaçlardan vadilere dek parça parça. Ön takımlardan alevler fırlar.com 233 . yine onlar beyaz ekmek yiyor." (Babamın bu sözlerini hatırladım.. Ön kapağı tutacak. araba gürler..dilinden iyi anlar.. sıra sıra dizili bulut kümelerinin ardındaki gümüş ışıltıları göremezsiniz. çamur içinde. sevgilinin sarı. "Okuyorsun değil mi oğlum". Kur'an mıdır. direksiyonun başına oturmayacaksın!". Meksikalı ünlü yazar Octavio Paz'm Yalnızlık Dolambacı gibi.blogspot. dağlı bir Karadenizli iseniz. motorun gırtlağına sarılır. Karadenizli değilseniz.. "Okuyorum baba".

onlar da tarihin en sert devrimini yapmanın granit gururunu taşıyorlardı. şamata keyif de sanat eserinin amaçlarındandır. sinema. algılarımızı ka473 paur. Tertemiz. bölmek. ardından tecavüz sahnesinin hazırlandığını ve Cüneyt'in ormanda tecavüze kalkışan kötü adamları sıkı bir dayaktan geçirmekte olduğunu düşünürüz. ordudan.öt sallıyorlar.. alnımızın yazısıdır! Bu yüzden dosta düşmana karşı yüzümüz ak. Bu mısralar. Şimdi Adana pavyonlarında Türk ve Rus kızları birlikte . sosyalist doktrinlerini bu yönde geliştirmişlerdir. saf. masum. gururlu bir soylulukla usulca oluvermiş. rakı içmiş.. bu mısrayı yüklenmiş bir klip. holdinglerden. ne kadar öfkeli olursak olalım. kavgası haline getirmiş. birlikte. Yazılması ırmaklar asırlar boyu gözyaşı olup akmış. onbinlerce aşık yüz yerden yüz yarasıyla yorulmuş.. bir kısa film çekmek istiyoruz. ipek yumuşaklığında ve iğne ucuyla ciğerimizi sızlatan bir aşk görürüz burada.. akademilerden. solun bu büyük isimlerinden hiçbiri. tane tane okuyun kitaplarını. tiyatro. Aklımıza ağaçlarda kan izi aradığını. Ve Cüneyt'in yüzü. çocuksu. Hazzı. kurtardığı kızla. bu uğurda kavga vermişlerdir. bu ülkenin en değerli kutsal hazineleridir.. endişeleniriz de. şarap kadehleriyle seviştiğini düşünürüz. keyiflenmemizin ne gibi bir sakıncası olabilir. TV programı.. sayın seyirciler.öt sallamanın şampi yonudur. Cüneyt'in yüzü lirizmi boka sokar. beynimize hitap eden haz arasında ürkütücü bir fark vardır. bu ülke bizi yormaz. Bu curcunalı. devletten. Bozuk kurgu. edebi eserler.. Siz bu ülkenin en değerli kutsal melodilerini bozuyor.olduğunu düşünürsek.. Mehmet Ali Aybar. bölücülük. Cüneyt'li çekilmiş bu film için ne zarar var deyip geçiştiririz... terden sırılsıklam şairin umutsuz telaşım da yaşarız. Biz bu sevgilinin ülkesinde usanmayız. Sa-dun Aren. Güneydoğu'dan Çukurova'ya oradan Adana kerhanelerine sökün eden yoksul kadınların hikâyesi Türk solunun baş sorunu olmuştur. Çünkü. Başrollerde Cüneyt Arkm. elimizde bu mısralar vardır ve bizler. Mantığımızı bozan.. Ve yağmurdan korunmak için kaim paltosuna sarılıp.öt sallamaya başlarlar. En masum aşk şiirini mezbahada boğazlanan hayvanların iniltisiyle yok ediyorsunuz. hepsi. Bozarak dalgaya alarak yaşadığımız eşşek keyfindeki hazla olduğu gibi anlatılmış. insan aklının pratik işleyişini gerçeğine uygun vermek zorundadır. sigarasını tüttürüp. siyasi karışıklıklar art tıkça . Canavarlıktır bu. Biz bu şairlerin kapısının önünden geçtik. kır evinin şöminesinde. dış dünyayla ilişkimizi düzensizleştiren bu bozuk ilişkiyi çok sevmemizin sebebi. gerçeğin önüne zaman zaman geçirip. yukarıdaki masum ve yoğun romantizmi birden komediye dönüştürür. bileklerimiz korkusuzdur. coğrafyayı Kahire pavyonlarının göbek dansına ka dar uzatabiliriz öt sallamayı hiç sevmeyen millet Ruslar'dı. Latinler .com 234 . bu mısralar. Ve biz bu yarin kollarında öleceğiz. derin ve hayvani bir zevk duyuyor olmamızdır. Sevgilisini kendisinden soramayacak kadar utangaç. Bu çılgın zevk.blogspot. her şeyden büyüktür. ne kadar yoğun siyasi karmaşalar ve dalaşın içinde olursak olalım. Evet. 1950 ile 1980 arası Türk solunun en büyük isimleri: Hikmet Kıvılcımlı. bedenimize değil. Toplumlar yoksullaşıp. kardeşçe yaşamdan sö-zetmiş. Doğu'da bir Kürt devletinden sözetmemişler. Lirizmin olduğu gibi gerçeğine uygun verilmesinin bize tattırdığı bir haz daha vardır. hepsi Doğu'nun yoksulluğunu hayatlarının en büyük meselesi. belgesel. Düzensizleştirir. Behice Boran. Ancak. Bir Kürt devleti kurmak http://genclikcephesi. Her neyse. Mihri Belli. hüzün... barbarca katlediyorsunuz. canavarlığın salyası. koltuk altındaki silah kılıfıyla. ağaçtan ağaca hanginize yaslandı diye koşan. işte bu yüzden.

Filmden küçük bir parça: Hapisten bir haftalık izin alan Seyit (Tarık Akan). Seyit'e: "Seyit sen eskiden ne güzel kaval çalardın. Karısı ve büyük oğlu uzun kar yolculuğuna çıkarlar. kameralar kullanarak anlatmaya koyuldu. yani. Gerisini gidin.. gece saat 1. kısaltılmış! Üç kişinin öyküsü anlatılıyor. sübyan koğuşunu anlatır. http://genclikcephesi. yoksulluktan bahsedenleri. Aynı yıllarda Doğu'nun dertlerine derman olacak Diyarbakır radyosunda ünlü gazeteci Orsan Öymen'in deyişiyle "Ailede ilk çocuğun önemi" konulu programlar yapılıyordu. kadın zincire bağlanmış ve hiç yıkanmamıştır. muhteşem sahneleri var. Köpek gibi horlanan. bugün basının övgüler yağdırdığı onlarca sanatçı hayatlarını seks filmlerinden kazandığı günlerde. 17 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen Yol filmi de çok güzel bir film. bir sınıfın diğer sınıfa tahakkümü gerekçesiyle ortalıkta alikıran başkesen gibi kelle uçuruyordu. Sonra ahırda karısını görür. o dinler ağlardı" der. yani. karısının bu yolculuğa dayanamayıp öleceğini de düşünür. Ve Türkiye'de iç savaş yaşandığı bugünlerde Türk kadınları Londra kürk borsasında rekor kırıyordu. Seyit. film gözümüzde daha da büyüyor. tüm baskılara. filmin en duygulu. içinden. Yine de sürülmüşler. Kadın donarak ölürken. Türk sinema tarihinin en büyük filmidir. o 475 günün teknik.. cinayetlerini. Demirel'in siyasi hayatı bitmek üzereyken. bu topraklarda Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyorum. Pere Lachaies Mezarlığı'nda yatıyor. onun da "Kürt" sorunu için görüşleri şuraya kadardır: "Ben. küstah aydınlara.com 235 .. onların düşüncesidir. Selamet Partisi tam kadro Demirel'e destek veriyor. Töre gereği namusunu temizlemek zorundadır.blogspot. bu benim görüşüm. Genelkurmay Başkanlığı'na verilen bir emir üzerine askerî uçakla.. maddi imkânsızlıklarını hesap edersek. ama. PKK tarafından 1986'da gündeme gelmiştir. Kar fırtınasında uzun bir yola çıkarak karısını erkek kardeşinin evine götürmek ister. Gü-neydoğu'yu Türkiye'ye anlatan bir adam Türk sinemasına ismini yazdırdı: Yılmaz Güney. ancak. Yılmaz Güney içeride. maddeler." Bu sözler.. sürülen. yokluklara rağmen. Son söz olarak. evine dönerken.. trendeki arkadaşına duygulu bir şekilde çocukluğunu anlatır: "Ben kaval çalardım." Bu fikirlerinden ötürü Yılmaz Güney bugün Paris'te. Güneydoğu dağlarında son onbeş yıldır kaval çalınmıyor. sürünen.. bilgisayar.. oyuncular. oyuncu yönetimini Duvar filmi kıvamına şüphesiz çıkartabilirdi. Film Güneydoğulu insanların hayatını anlatır. izleyin.. 1981 yılında Türkiye'de Apo yoktu. çünkü. yalnız su ve ekmek verilmekte.. Yılmaz Güney bu filmi de kendi elleriyle çekebilseydi. Paris'te kendi elleriyle çektiği Duvar filmi.. Babası tarafından karısı sekiz aydır ahıra kapatılmış. otuzbin kişi öldürûl-memişti. Yoksulluktan bahsetmenin suçu idamken. içli sahnesidir. Doğu'nun yoksulluğundan sözeden Yılmaz Güney sol siyaset içinde de önemli bir isimdir. mecliste cumhuriyet tarihimizin en kepaze yolsuzluğu hırsızlığını Demirel'in yeğeni Yahya Demirel gerçekleştirmiş. 12 Eylül sıkıyönetim günlerinde. Tüm meslektaşları. idamla yargılanmışlardır. Fehim Adak. onlar ayrılmak istiyorlarsa. görüşlerini en uç noktalara kadar götürdü. Orijinalinde dokuz mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol filmi. karısının kerhaneye düştüğünü öğrenir. müfettişlerin raporlarına rağmen Selamet Partililer Demirel'i kurtarıyorlar. Yer yer etkileyici. On çocuğu olan ailelere karşı devletin estetiği bu iken.474 fikri Türkiye solunun çok çok uzağında. sinek yüzlü yoksul insanların öyküsü.25'te Ankara'ya ulaştırılıp. hattâ.. Bir sanatçı halkının dizboyu aşklarını. gensoru verilmiş. 141-142.

Halkımız. 1950'lerde de Apo yoktu. duygularını. politikacılar. kuduzlu çığlıklarla Türk aydınları Yılmaz Güney'in peşindeydi. aydınlarımız "Onu bize verin parçalayarak öldürelim" diyorlar. Ama malum yazarlar. ülkeyi kurtarmakla iş basındaydılar. 1940'tan. hol-dinglerimizdeki zihniyet hep olmuştur. evet.com 236 . köyün muhtarının tarlasına Mehmet emmi girmiş. yağlı insan kokusuyla siyaset-ticaret yapıyor. devletin ve Tanrı'nm karşısına bu öykülerle çıkarız. halkı kandırırız. Mehmet emmi aslında komünistmiş gibi suçlamalarla.. o gün de vardı. bu ülke- 476 477 nin en değerli hazineleridir. Bu ülkede. Bugün orada kavalın sesini tanımayan 20 yaşlarında yüzbinlerce çocuk var. Batı iktisat kitaplarında bulunmayan onlarca holdingimiz oldu.. İnsan aklını. http://genclikcephesi. Fatih Altaylı gibi adamlara oynattınız. bu malum yazarlar. Bu öyküler. Altemur Kılıç.. Güneydoğu'da tek bir mermi atılmamıştı ve bir sanatçı. dünyanın. bu öyküyü elimizden alıp. Hırsızlık-talan-işgal resmileşti.. bizlere vatan haini deyip. hep Apolar aramış. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı.blogspot. bulmuş. yasaklayıp. Türk ekonomisine son on yıldır her yıl elli milyar uyuşturucu parası giriyor. yaratmış. Ama. dağların. Ama o günlerde de malum yazarlar birilerini parçalamakla. hem de Güneydoğu'da yumuşak tebessümlü tek bir insan kalmadı. öldürmekle. Ölümcül bir karamsarlık hakim ülkeye. Cüneyt Arkın gibi. güzel. bağırmakla. dağlarda otuzbin insan ölürken. her on yılda bir canavar üreten siyasi makineler inşa ettiniz. mantığını. bugünkü medyamız. ülkemiz. iş basındaydılar. 1950'den beri. Son onbeş yılda. bu siyasi makinenin karnını doyurmak için.Hem dağlarında kaval çalınmıyor. asmakla. insan zekâsını bozan. Canavarca bozdunuz. sahipsiz halkı yıllar boyu hapis damlarında çürüttüler. bu öykülerle insanları. Bülent Akarcalı benzeri gazeteci ve siyasetçiler. Açın gazeteleri sayfa sayfa vatan haini laflarını. İnsanlığın. karıştıran. Biz. O gün de birilerini parçalamakla. Ve sonunda Apo yakalandı. Bu. aydınların tek sığmağıdır. 1970'lerde de Apo yoktu. tarih sahnesine girdiğimiz günden bugüne hiçbir hükümdarımız bu kadar büyük ganimetle karşılaşmadı. parçalamışlardır. yok ettiren bu canavar üreten siyasi makineyi kim durduracak? Onları tanıyor muyuz? ] O dağlarda ölen otuzbin asker kaval sesini hiç duymadı. bu lirik öyküler. tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne eşibenzeri-büyüme hızları. Ne yaptı Yılmaz Güney? Küçük bir çocukken kaval çalıp ağlaştığı sevgili karısının kerhaneye düştüğünü gören Doğulu kardeşlerinin insan öykülerini anlattı. 1980'de de parçalamak istedikleri bir adam: Yılmaz Güney idi. bu öyküyü. barbarca. asmakla. Sizler. Şimdi orada. Yakalanacak kaç Apo daha üretmek zorundayız.. dikenlerin. o günlerde de. Fatih Altaylı. derelerin. yok etmekle.. çimenlerin üzerinde oynayan çocuklar da tanımıyor kavalı. 1981'de Apo yoktu. Başrollerinde bu aydınlar. halkının sorunlarını "kaval" hikayeleriyle anlatmaya koyulmuştu. sırf bu ihbar ve suçlamalarla yoksul. Ve dağlarda otuzbin insan öldüğü son onbeş yılda. suç sayıp.

Yunan bir şey söylemesin.. Alevi. Ne güzel bir adammışsm Yılmaz Güney. çevre kirletilmesin diye ilkokul çocuklarına Bodrum. Tanrımız..ikile .Bu yanık kaval sesini artık. Türkiye'nin dağları-sorunları hep aklımızda. Kurban olsunlar senin o biber. kına çiçeği ellerinin.. bal. cuma anneleri." Ali Naci Karacan. yakaladık.. komiser. Bir de. Ki. Kovaladık. onbeş yıldan bugüne Adana pavyon ve genelevlerin-deki kadınlar. meyve kokan yaylaları hiç tanımadığını. Cüneyt Arkın'ın polis. yakalamak. Kürt.. Hüseyin Cahit büyük muhaliflerdi. kurtardık ülkemizi. edebiyatçıyız. Bu posterlerin sokağında büyüdük... kara yüzüne. bu ülkenin çocuğusunuz. Görürdünüz. Marmaris sahillerinde toplattırılan. Ve biz. annelerimiz. Doğulu olmasak da. Sekiz gazete. cumartesi anneleri duyuyor yalnız. Falih Rılkı. nar parçası yanaklı Kürt kızlarını. vizite tabelalarının hemen bitişiğine. şeriat.ikile büyüdük. Sen eskiden ne güzel kaval çalardın Yılmaz ağabey. Biz.com 237 .. Her biri servet sayılacak mücevherler. Bizim devletimiz. sırf tiraj için Mustafa Kemal'e ve http://genclikcephesi. Ahmet Emin Yalman. kardeşlerimiz. bu öykülerdir.. kovalamak.. beynimiz. en az onlar kadar ünlü gazeteciydi. süt. ürpertici kaval sesini içimizde yalnız Yılmaz Güney duydu. O günden bugüne astılar Yılmaz Güney posterlerini. meyve kadar tatlı yanaklarının... pamuk tarlalarından. Bu. Yesinler senin o incir içi gibi tatlı. . ışıl ışıl insan gözlerini. parçalamak oldu. üçler-yediler-kırklara karıştın. çırakların elinde dükkândan dükkâna götürülürdü. kapkara kömür ateşi gözleri. bizler. parçaladık... Düşüncemiz. kurdu. Türkiye'nin hemen her genelev sokağında işportacı kasetçiler de astılar Yılmaz Güney posterlerini.. uzun kaval sesi.. kaval sesinde. batırdı. İşte asıl bunlar yandı. ince. gelip giden tabutlarını okşamaktan ceviz kabukları kadar sertleştiğini görürdünüz. O vizite yataklarında. bu posterlerin sokağında dünyayı tanıdık. Hollandalı turistlerin prezervatifleri kadar saygı duyulmadı.. Yazarız. yanık. Bir büyük aile gibi yaşanırdı.. bellerine kadar kapkara örgülü siyah saçlı Kürt kızlarının henüz yirmisine gelmeden. çimenler üzerinde koşturan. bize kimse Türk. İyi gazete için muhalefet şarttır. bayrağımız. Adana genelevlerinde sürünen hayatlarına... kaval sesinde. çirkin. Allah aşkına artık. 478 479 Ardından Dökecek Kadar Suyumuz Var Tayyip Erdoğan "i Büyük Kapahçarşı yangınından sonra Milliyet gazetesinin kurucusu Ali Naci Karacan başyazısında şunları yazar: "O çarşıda bizim kültür ve ahlâkımızdan doğan ne sağlam bir düzen vardı. Bu yanık. Hazine değerinde mallarla dolu dükkânlar açık bırakılıp namaza gidilirdi. İşte herkesin gözü önünde.. Diyarbakır. özel tim filmleri çevirdik. ciğerleri kavrulmuş.blogspot. kardeşimiz. Yunus Nadi gibi Mustafa Kemal'in gözdesi "prens" kadrosundaydı. Otuzbin ölüye rağmen görmedik. her taşın altında gizlenmiş mayınlarla büyüdüğünü.

bugün onu anmamız gereken kaybettiğimiz değerlerdendir. gazetecilerin kendileri hakkında gelişigüzel yazmalarına dayanamayan mebuslar hiç şakası yok. yeniden kuracak olduktan sonra. bu parayı da kumara yatırdı. 80'li yıllarda Özal'la birlikte 10-20 bin dolarlık maaşlı gazeteciler "demokrasi aşığı" olmaya başladı. gazoz ve simitle gazete çıkartan yoksul günlerin en şık gazetecisiydi.. ki. biraz da kadınlara düşkündü. galip sayılırdı. Bedii Faiklerini.blogspot. Yunus Nadilerini. İpekçi'yi değil. ömrü muhalefette ve sürgünde geçmiş. geniş çukurlar açılırdı. biraz kumara. Bir kenara çekilip Lozan kitabını yazdı. milletvekilleri meclise "düello" yasası verdiler. http://genclikcephesi. yuvarlak. Sumo güreşi hikâye. Bu büyük ve cefakâr kemalist.. Gazeteci-milletvekili kapışması şeref meselesine dönüştü. Sonuncu çıkardığı gazete Milliyeftir. Akşamcı Naci.devrimlerine muhalif olamam.. Amerika'da okuttuğu mühendis oğlu. Serbest Fırka uyuyan bütün akreplere ve yılanlara can vermek için kurulmadı. boşuna aramayın.. Güreşçilerden kim kimi yere düşürür veya arkasını havuz şeklindeki çukurun duvarına dayarsa. Hasan Ali Yücel'in en güzel iltifatlarını ve de yüklü bir telif aldı. Ali Naci Karacan kırk yıllık basın hayatında ilk defa makus talihini yenmiş.. Ancak. medyamız patronların eline geçti. Devrimleri kayıtsız şartsız savunmak adına parasını. 50'li yıllarda taraf değiştirip Menderes'in saflarına geçer. Geleneklerine düşkün toplumumuz Zorhaneler'ini unuttu. Gerekçesi. devletlü akçeli işlere karışmıştır. vatan hainliğiyle suçlanan eski bir meslektaşını gazetesinde köşeyazarı yapması.. İşte asıl bunlar yandı. Ali Naci Karacanlarmı mum yakıp arıyoruz. kucak açtı. Ülkemiz basın tarihinde bağımsız basm bulamazsınız. Dokuz ay sonra İpekçi. İşte asıl bunlar yandı.com 238 . o günlerin Hüseyin Cahitlerini. 45 bin tirajı bulur. hepsi. Hattâ Serbest Fırka'yı kuran Fethi Bey'e şöyle seslenir: "Fethi Bey. Bugünkü medyayı görüp.. Ancak. silahlarını gazetecilerin alnına dayardı.. Hüseyin Cahit'in. aradıklarımız var. Vaktiyle İstanbul'un Çarşıkapı semtinde tavuk pazarında Zorhaneler vardı. Bütün yıktıklarımızı.. Abdi İpekçi'dir bu. Mustafa Kemal'e muhalefetten 150'lik listenin başında yer alan. genç bir delikanlı getirir. İşte asıl bunlar yandı.. biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!" Kemalizmin bu yılmaz askeri. ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız. Akşamcı Naci gazete işinden beş kuruş para kazanamadı. devrin ateşli kemalistlerinin devrim düşmanı yobaz diye hücum ettikleri Refii Cevat'ı da kadrosuna aldı. Ahmet Emin'in. Milliyet'i çıkartırken. 480 481 Meclisin ilk günlerinde. ya da Necip Fazılların yaptığı gibi yapamam. bulup küçümser. bir adam boyuna yakın derinlikte. İpekçi sayesinde borçlarını nihayet ödemeye başlamıştır. Aydın Doğan Milliyeti satın aldı. Babasına gazete çıkarken. Türk basınını kalbinden vurdu. Mehmet Ali Ağca. Zekeriya Ser-tel'in. kuruşsuz kaldı. gazetenin dokuzuncu ayında yüksek tansiyondan ölür. düellonun en hası Türk güreş gelenekleri içindedir. gazetesini batırdı. şeref ve haysiyeti ayakları altına alman bizlere hiç değilse erkekçe düello yapma şansı verin. 1943 yılında Radyo dergisinde konuşan 90 yaşındaki Suyolcu Mehmet Pehlivan. Havuz şeklinde. Zorhaneler'deki güreşin Kırkpmar'dan daha şöhretli olduğunu söylüyor. istiklal mücadelesini niye yaptık Fethi Bey? Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse. sonradan Türk basınının en büyük isimlerinden biri olacak Ercüment Karacan'dır. kimse sana yıkıcı bir karşı ihtilal çetesi kur demedi. Bir zamanlar Akşam'ı çıkarttığı için nam-ı diğer Akşamcı Naci İpekçi'yi pek toy.

pirelerin top arabalarını peşinden sürüklemesine hiç şaşmıyoruz. gidip bakın oranın dağlarında tek bir meşe kalmamıştır. Oysa Türkiye halkı. bunlar da arada yanıverdi. çünkü. İstanbul yangınlarında halk bir yangın olup tüm mahalle gidince. tüyleri Ankara ikliminde olduğu gibi gelişmedi.. Çakıcı ve Sedat Peker'in yakalanmasından sonra devlet piyasaya bir sürü sahte delikanlı sürmeye hazırlanıyor.. "delikanlı" taburları yapmalı. diye sevinirmiş. Bir dizi yolsuzluk ve skandallarla Türkiye halkına yüzde yediyi. CHP'ye tehlikeli ve şaibeli evliliğini yeniden düşünme şansını birçok kereler verdi. İşte. derin bir halk nefretiyle adeta siyasi sahneden kovuldular. Ve.. Bugünlerde Ankara'nın tankları meşhur. meşhur Afyon kaymağının sırrını öğrenmek istedim. bu evliliği bitirdi. Refah'm başkanları büyük gürültülerle iktidara oturdu- 482 483 1 lar.. Ankara keçisi. arada bunlar da yandı. Ve medyanın korkunç felaket dediği büyük yıkılış gerçekleşti.Değişen. tükenecek. Bir de "delikanlıları". http://genclikcephesi.com 239 ... İdris Küçükömer'den başka tek Allah'ın kulu çıkıp. ölçüsüz.. topçu. İsmet Paşa "Biz ortanın soluyuz" dediğinde. ancak beş-on kişi olabiliyor. oylar Refah'a gitmeye başlayınca bilmemeye mi başladı. hattâ. şeriattı derken.. Bir masa etrafında topla-nabilen seyirci. diye sormadı. delikanlı taburlarına "sancak" vermeliyiz. İzmir'de Yüksel Çakmur. Dünyanın birçok iklimine götürülmüşlerse de yumuşak beyaz. bu delikanlılar vatan için kurşun sıkmış kahramanlardır.. İşte.. nerede meşhur bir kebap varsa. kebabıyla meşhur Anadolu'muzda. bizler lâikti. bu üç hayvanın da soyu tükendi. neyin solu.CHP'nin başkanları ise. 1930'lu yıllarda yayımlanan Sütçülük adlı kitabı okurken. Ankara'da Karayalçm. piyade birlikleri gibi.. 1940'h yılların magazin dergilerini karıştırırken "pire tiyat-rosuyla" karşılaştım. İklim mi değişti. Sıçrama yeteneğini yitirmiş pirelerin tiyatrosu şov olarak şaşırtıcı. bozulan yalnız ahlâki ölçüler değil. Hattâ. Amerikalı bir adam Lunapark çadır tiyatrosunda sıçrama yeteneğini yitirmiş pireleri bir beyaz kâğıt üstüne yerleşirip. at arabalarım çektiriyor. yahu hangi sol. çünkü. tüketti. kendilerinden büyük top arabalarını nasıl çekebiliyorlar.. hafif ateşte kaynatılan süt yavaşça ve saatlerce karıştırılacak.. Ankara kedisi. Her sokağında bir hamam olan koca Osmanlı'nın asırlarını düşünün.. Sıçrama yeteneğini yitirmiş siyasi pireler. hayat mı değişti. Meşhur Osmanlı hamamlarının dillere destan sıcağını da ancak meşe odununun ateşi veriyordu. Sırrı.blogspot. onu geçemeyen Refah'tan başka siyasi şans bırakmayanlar işte bunlardır. üç büyük şehrin belediyesini de SHP'ye.. Mesela 1989 belediye seçimlerinde Türkiye halkı... meşe odunu ateşinde.. uzun beyaz ipeksi tüyleriyle ün yapmışlar. tahta kuruları da öldü. Ankara'nın dünyaca şöhretli hayvanlarıdır. gerçek hayatta ise. soğuklar mı bitti. Bu halk o gün demokrasinin ve aydınlığın yolunu biliyordu da. İstanbul'da da Nurettin Sözen'e verdi. Sivil Cumhuri-yet'in öncüsü olması gereken CHP'nin asker cumhuriyetçilerle ideolojik olarak karı-koca hayatı yaşaması. Bu sorunun cevabını verebilen siyasetbilimcilerin sayısı çok az. ancak. arkalarına iple kendilerinden yirmi kat daha büyük top. Bu yüzden ülkemiz 75 yıldır sivil cumhuriyetçilerle asker cumhuriyetçilerin kavgasına sahne oluyor. Ankara tavşanı.. olsun. bir şartı var.

Daha. istiklal mahkemelerine. insan hakları.. derdik ki. dar bir görüş.. Süleymaniye minarelerinin geceyarıları başını kaldırıp en dip sularına gömüldüğü dünyanın bu en güzel şehrine Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti. yazarlar-medya da bahaneyi buldu. hattâ yurtdışına kaçırtmak. Aticak. daha acı bir çığlık. her başkanın yapacağı günlük işleri ise kusursuzca yapıverdi. daha önce. "anayasayı" hiçe saydılar.. acıklı salaklar çoktan bulunmuştu.. Hattâ içeri attırmak. vs. ellerinden geleni ardlarma koymadılar. Tayyip Erdoğan farklıydı. Askerin en kızgın. Tayyip Erdoğan'ı karalayacak bir minik açıkcık bulamadılar. en puşt kameramanları. Halkın acıyla... din. Değil lSKl'nin gelirleri...blogspot. Tekrar başa döndük. kestiler. Ancak.. demokratik ortamda... siyasetçiyi kanlı bıçaklı bir fare kabadayı haline sokmak. öfkesi burnunda. kitap. Keşke harbiden darbe olsaydı. medyanın en azgm olduğu 28 Şubat sürecinde. Allah. onlar daha önce Nâzım Hikmet'in cezaevinde yatmasına ses çıkartmamıştılar. yasaların çalıştığı bir günde... darbe oldu. tarifsiz büyüklükte trilyonların aktığı büyük bir memleket oluvermişti. meclisin. yalanla tarihinin en büyük sorunları içinde irinleşip bok kokan İstanbul'a. Abdülhamid'in bir oğlu olunca. pirelerin nasıl olup da çektiği top arabaları Refah'ı siyaset dışına attı.. merinos tıraşlı.. kanalizasyon... Manolya yüzlü kızlarla laz pastacı çırakların aynı bankta bir mısırı bölüşüp seyrine daldıkları bo-ğazıu. demokrasi konularında ve Çeteli işlerde kimsenin imdadına koşmadığı için.. dediler. hoşgörüsüz kişilikler yaratıp. serbest fırkalara dönüverdik. herkes. tabancılar için yeniden. İstanbul Belediyesi darphane gibi para basmaya başladı.. İstanbul tarihinde görülmemiş bir zenginliğin serveti olarak orada. talanla. Refah da. böyle oldu. zaten sen adam değilmişsin. "Ulan biz sona geldiğimizi sanıyorduk. çevre. Türkiye'nin kara deliği olan İstanbul. hukuğun dehşetle izlediği bu oyunda. çakallar. Mayanın arayıp da bulamadığı ense suratlı. Tayyip Erdoğan hiç de büyük projeler yapmadı. Medya yüzyıldır. İslâm gibi suçlamalarla saldırdı. yobaz. oysa Tayyip Erdoğan'a kimse su.. Tayyip Erdoğan başkan oluvermişti.. Türk medyasının yüzyıllık geleneksel muhalefet taktiğini ise ciğerinden biliyordu. gösterişsiz bir ha-Yatl. Her Allah'ın günü Anadolu'nun binlerce kahvesinde türküleriyle onbinlerce şiiri seslendiren Zülfü Livaneli ise.. kudurmuş hırsları.. Gerçekten Refah saflarında. başörtüsü. işte burada. Sonunda kabaran ayranları kendi suratlarından aşağı döküldü. diye karşılık verdi.. çok geçmeden. on parmağında on marifet eşsiz insan Zülfü Livaneli olamamıştı. tarihin en yalancı gazetecileri. Sıradan. Ama onlar gün ortasında. Menemen vakalarına.. depolarındaki temiz. havayı germekten başka bir işe yaramayan acemi politikacılar vardı. iyi niyetli bir tabiatı vardı.. pis su borularının maliyeti. daha kepaze bir demokrasi yaşayacak mıyız? Büyük bir gerilim ve işkence zev485 http://genclikcephesi. en sahtekâr holdingleri.. patronların solcu arkadaşı. Şair Eşref. bağırdılar.. uluslararası büyük devlet adamlarının dostu. "hukuğu". Pirelerin. işadamları.. şimdi neden köpürüyorlar. Bir belediye başkanı bir başka belediye başkanıyla kıyaslanır. darbelerin tümünden büyük bir yara açtılar. olan olmuştu. 484 çöpü. desene tekrar başa döneceğiz" demişti.. şimdi talancılarını bekliyor. Türk-Yunan dostluğunun büyük mimarı. sessiz.. Ve. Tayyip Erdoğan'ın oturduğu evin kaçak olduğuna dair birtakım belgeleri aylarca ekranlarda deştiler.. kanalizasyonu bütün mühendisler tarafından ancak 2030'lu yıllarda çözülür dediği İstanbul'a. Bir şiir söyleyen Tayyip'in tüm siyasal hayatını elinden aldılar. saldırgan. üşenmeyin gidin görün.. öl. sonra bunların düşünce ve duygularıyla oynamak. suyu. holdingler. Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini yıpratamadılar. siyasiler.Ve kahramanları "pire" olan büyük trajedimiz başladı. çirkin şovcu. Bir küçük aÇ!k bulup.... diyemedi. ünlü fıkradır. adını Ertuğrul koyarlar.com 240 .

Ulan koca Ankara'da sorulacak yer mi yok derdim. Ama.." Daha nice tımarhanelik danama zekâ örnekleriyle Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıktılar... 486 487 şoföre: "Buraya zil taktıralım.kiyle Tayyip Erdoğan'ın üstüne atılanlar. halkın kafasındaki Menderes resmini iğfal etmişti. Neden? Toslamaz lafına mı? Yüz-binkez tosladı! Milyon defa toslaması bir yana. seminerde. başka nereyi sorsun. bugünlerde de medya Şevki Yılmazları. temkinli. parlak. iri.. Hizmet eden bir insana bir kuru teşekkürü dahi çok gören bir ahlâkla karşı karşıyayız. o an da sosyete önünde konuşuyor) ancak çağdaş olmak kaydıyla. basit. hayal kırıklığına uğramıştı. gösterişsiz.. kendine güvenliydi. tertemiz. Tayyip Erdoğan. kimse onlara soru sormuyor! Tayyip Erdoğan'a ise. insanlar kahkahadan kırıldı.. sonra anladım ki herkes abaza. kimden hesap soruyor! Nurettin Sözen'in su sarfiyatı genelgesi unutulmaz..com 241 . Bu büyük yangında vicdanımız ahlâkımız her şey yandı. ancak bugüne kadar siyasete olan güvensizliklerinden dolayı cumhuriyeti ve demokrasiyi kendi içlerinden çıkardıkları siyasilerle birlikte öğrenmek ve büyütmek istiyorlar. top arabalarını çeken pireler ordusunu daha da acıklı bir rezilliğin içine itiverdi. sıradan... muavin sesini çıkartmadı. halis. bir şov prgorammda Tayyip Erdoğan'a "Sen de aramıza katılabilirsin (kendisi sosyete oldu ya. ikisi de adamın ense köküne ellerinin tersiyle bir tokat fırlattılar.. bugün bizler Tayyip Erdoğan'ı yolcu ederken ardından dökecek kadar suyumuz var. Fethullah Hocaları soruyor! 1945'li yılların dergilerindeki Koç Şirketleri'nin şöyle bir reklam spotu var: "Otomobillerinizi Koç şirketinden alınız. gitti.. Askerlik yaparken Ankaralıyım dersen. yüz bin soru! İşte asıl yangın burada oldu. Ancak. Şoför.. çünkü Koç şirketlerinin otomobilleri toslamaz!" Bu reklam spotunu söylediğim her toplantı.. TV'de halkın fazla su harcadığından şikâyetçi olan Sözen halkı su konusunda eğitmek için bir konuşma yapar.. arabasını suyla yıkıyor" diye konuşurken espriyle arada "geleneklerine bağlı bu halk yolcusunu yola koyarken bile su döküyor" diyordu. îşte asıl bunlar yandı.. Bentderesi'ndeki kerhaneyi sorar.. memleketsever. Daha da hazinleri var. Ancak. Arkasında boyalı bir orkestra. Ön tarafa geçerken. Çünkü.. Müslüman kitleler cumhuriyet ve demokrasi düşmanı asla değiller. mesela. tarihe geçti.. Pirelerin Tayyip Erdoğan'a karşı siyasi mücadele tarzları dörtyüzyıl sonra dahi insanları güldürtecek düzeyde. fazla da heyecan taşımayan. özür dileyen halini beklediler... halktan topladığı bileziklerle TV kuran zenginleştikçe din değiştiren birçok Müslüman gibi.. arazi mafyacılarından beter gelip İstanbul'un tepelerine çöreklendiler.. TGRT televizyonu. ondan. Şovmen Cem Özer. Bakırköy'de gösterdikleri başkan adayı. herkes sana. üzüntülü. başı düşmüş.. kim. Hasan Hüseyin Ceylanları gibi ne Müslümanlar gördük. Menderes'in Yassıada fotoğraflarındaki ezik. boş kafataslarıyla beyinlerindeki tımarhanenin betonarmesine çarptılar. Fethul-lah Hocası.blogspot. şovmen Leyla Te-kül'dü. Menderes'in çocuk korkaklığıyla süngüsü düşmüş yorgun başçavuş emeklisi hali. Loş ışığın içinde arkama dönüp ağanın yüzüne baktım. süslü maden gibi parlıyordu.. gözleri. Şevki Yılmazları. tekrar yola koyulduk.. "Esnaf dükkânının önünü suyla yıkıyor. http://genclikcephesi. Anadolu'nun derin kaynak suları gibi pırıl pırıl Müslümanlardır. Oysa bu insanlar. Menderes'e gönül bağlamış halk... zili yok arabanın" dedi. o piyanosunda zevzek bir şeyler çaldı..

hem bayanlar tuvaleti. Bu adam da. hangi odacı kime kalkıyorsa. sürekli başhemşire üçüncü muavinin işlerine koşuyordu. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmi gibi bir hikâye. doktora çalışması yapılmış. kalkıyorlar. "Onun işi çok rahat. müdür muavinlerine kalkmam. ama. müdür için gavat. dedi. hemşireye de memura da kayıttaki-lerine de kalkardım" dedi. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan (ki hiç sevmem). yorumlanmamış doğruları doğurduğu. başhemşire için orospu. ben yalnız başhekimin ziline kalkarım". Diğerleri başhekim için "hırsız" der. Ancak. orada tezek kokuları içinde kutsal itaatin bin yıllık izlerine rastladım. hikâyelerinin tekniği. ama ilk tanışmam böyle oldu. Adam bana hayatımın en forslu lafını etti.. "Başhekime de kalkarım. daktilo. dördünde de dört odacı. yalnız başhemşireye. Dr. İşte bu dörtlünün baştan ikincisi.. Başhekimin önündeki kapıda dört tane sandalye. benimsemenin de anlaşılmayan. erdem. başhemşire birinci. ona kalırsa. donmuş.. Behçet Mahir'in hikâyelerini okuduğumda.. başhekimin odacısıydı. başhekim.. Hattâ göreve yeni başlamış genç bir odacı. kalkıyorlar. üçüncü muavinleri tuvalete geçtikçe önlerinden. piyano tuşları gibi birinin oturup. Hastanede çalıştığım yıllarda.. "Ben bunlar gibi çömez değilim. meddahlığın modası geçtiği için işsizdir. başhemşire. başhekime ve müdüre kalkarım. yapısını üzerine yurtiçi ve yurtdışında bir dizi bilimsel metin yayınlanmıştır.Pencereden dışarısı karanlık. "Sen hiçbirine kalkmıyorsun" dedim. sevmiştir. "Ben de ilk başladığımda bilmezdim. Saim Sa-kaoğlu'nun başkanlığında Behçet Mahir'in hikâyeleri basılmaya başladı.. Mehmet Kaplan. sen niye hepsine kalkmıyorsun. günümüz arkası 490 491 http://genclikcephesi. Geçen otuz yıl içinde Behçet Mahir yüzlerce kaset doldurur. Diğerine dedim ki. çuval gibi oturuşlarını bozmazlar. Adamın derya deniz birikimi olduğunu görünce hayrete kapılır. dörtlüden bir-ikisi mutlaka oturur vaziyette uyurdu.. muavinleri sallamam" dedi. En başta dört köşe kurulmuş odacı.. hımbıl..mına koyum. birinin aniden kalktığını görürsünüz. en baştaki hiç kalkmıyor. en rahat o. tekrar oturuyorlar. "Ben. zil deyince. bir de tuvalet dönüşü. Behçet Mahir. En baştaki hiçbirine kalkmıyordu. bunlar önlerinden birileri geçtiği zaman kalkıyorlar. başka bir iş için önlerinden geçilmiyor. başhemşire. güçlü bir rüzgâr katmış önüne otobüsü sürüklüyordu.. "Çok iyi kızdı..blogspot. fena mı ediyom?". ölü bekleyişi oturuyorlar yıllardır. bu üçüncü muavini de pek tanıyan yoktu. ben de kalkma diyom. çünkü koridorda yalnız tuvalet var." İtaatin benimsemeyi. Çok sonra romanlarını yazdım bu heriflerin.. Adamın ismi: Behçet Mahir'dir. onu benimsemiş. müdürün odaları var. Sonra anladım ki.. "Sen dedim.... birinci katta başhekim.. Behçet Mahir üstüne onlarca master.com 242 . Diğeri fena sinirlendi: "Kayıttakile-rin . yani odacı kadrosundan üniversiteye alır. müdür tuvalete geçince kalkıyor. başhemşire ve iki muavini ve müdüre kalkarım" dedi. vicdan diye bu doğrular peşinde bir hayat sürdürdüklerini anlarsınız. servis şeflerini sallamam" dedi. Mesela. Erzurum'da bir hikâye anlatıcısıyla karşılaşır. bu dört odacının. Beni yazar yapan büyük macera bu adamların ahır ruhlarına soktu beni. Saatler geçer. der. Başodacı başhekime laf kondurmaz. niçin arada bir kalkıyorsun?". insanların hayat diye. başodacıbaşı teskin etti "Eyi ya. yarı uykulu düşündüm. Diğerleri de hayıflanarak iç çektiler. dedi. melekti. ikinci. Behçet Mahir'i yardımcı hizmetli... Koridorun sonunda da hem erkekler. o bir tek başhekimin ziline kalkar" dediler. onlara niye kalkıcam" dedi. parasızdır.. "Ben. Uzaktan baktığınızda.

güzel bir ses. sanat.. "Dur hocam. sevgili. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimiz nasıl bir şeydir. o kadar güzelsin ki" der. Behçet Mahir. Velhasıl Behçet Mahir alem bir adam. televizyondaki öğrenci çatışmalarını spiker-kişeyazarı "öğrenciler anarşi çıkarıyorlar" şeklinde sunduğunda. "Hayatın hiçbir anma geçme dur.yarın. siyaset. Gelini çağırmak için. onun anlayıp. Tanrıya inanın ya da inanmayın. erdemi öğretmek toplumun borcudur.. o kadar güzelsin ki" dersiniz. çok yakın bir arkadaşımın babası. ayvazı çağırdı.. güzel bir şiir. çayımdan bir içim" deyip. halk türküleri. babasının malına göz dikmişse. "Geçme dur.. anarşi çıkarıyorlarmış. fıkralar. o ana. Goethe'nin ünlü romanında Faust ruhunu şeytana satar. edebiyat. ya da inanmayın. yıllarca süren Behçet Mahir'in bu kadar hikâyeyi ayrıntılarıyla hafızasında tane tane tutması daha da şaşırtıcı. yoksul bir insanın evini basıp elinden ekmeği alabiliriz. Yani bir başka yönüyle bahsi kazanmış olur. çünkü anarşi çıkarıyorlar cümlesi. Faust.. o anları anlayamazsak. gecekondu olan evini binbir uğraşla apartman dairesine dönüştürür. http://genclikcephesi. çünkü mirasa konacaktır. içimizde duyduğumuz derin bir ses.." Köroğlu'nun zille ilgisi nedir? Behçet Mahir yardımcı hizmetli olduğu için. anlayamadıkları. Üstüne. güzel bir manzara. zile basıp çağırıyordu. 1988'de öldü. İnsanlar bilmedikleri. haa ne oluyormuş. hayatın kendisi. Sanat.. kardeşin kardeşi öldürmesinden dahi haz duyarız. hem kendine.blogspot. Şeytan Mefisto'nun bir şartı vardır.. güzel bir ses. hocası onu sürekli. insana derin bir Anadolu. Ve insanın doğasında saklı bu azgın hayvana. yıllarca odacılık yaptıktan sonra. tek bir çırak bırakmadı. hem de tabiattaki "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anlarını elmas parlaklığında değerleri anmasını.. adını ne koyarsanız koyun. geceyi düşünmeden hikâyelerini anlattı ve gitti. yani. hikâyelerini bölüp arasına günümüzden de renkler katıyordu. insanın.. seze-bilmesini.. psikoloji. varolmanın güzelliği kazanmıştır. her insan erdemini. hepimizi kucaklayan güzelliğin. sinema. onun için "Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı. halkımız bu kolay sunumu iyi anlar. koyar. Cumhuriyet'in şehri Ankara'da bugün zile basılıp çağrılan 300-400 bin. Bir siyasi örnek verelim. hepimizin içinde yaşayan geçme dur o kadar güzelsin ki anlarını ayıklayabilmemizi sağlar. Aralıksız hikâye anlatan ve yüzlerce hikâyesi günlerce süren.. Sırf kendi karnımızın doyması için. Eskiler tadı doyumsuz hikâyeler anlatıyordu. benimseyebildiği kolaylıkta düz bir doğrudur. Evini yerleştirir. ama. sanatı. 492 Faust bahsi kaybetmiştir. bir duygudur.. vicdanını inandığı doğrular üzerine kurar. Her insan anlayabildiği doğruları benimser. "Geçme dur o kadar güzelsin ki" dediğimizde yaşamayı değerli bulur.. Konu-komşu zilin adım: Gelin zili. gün gelir. dizi ve seri filmlerin bizi oldukça kandırdığını gördüm. bir çay içimi molası verip. hayata diretiriz. Çok sevdiğim. hikâyeler. vicdanı. aşk.. hayatın öyle anları vardır ki. aileleriyle birlikte birbuçuk milyon insan yaşıyor. tabiatın güzel manzaraları. Ebedi mutluluğu kazanmak için hayatı reddeder Faust. Erzurum şive-siyle kaleme alman hikâyeler doyumsuz. Ancak. maalesef bunlardan habersiziz.. Ancak. bahsi kaybeder. Behçet Mahir'n hikâyelerini süsleyerek anlatması. yorumlaya-madıkları duyguları benimseyemezler. tam öleceği an.. Bu anı düşünmekten haz duyar. evin hem oturma salonuna hem de balkonuna bir zil yaptırır. "Geçme dur. Bu ses güzelleştirir insanı. Köroğlu hikâyesini anlatırken bir yerde şöyle diyor: "Çamlıbel'de Köroğlu zile bastı. Tanrı'ya inanın. İşte halk türküleri. tartışmasını. babasının ölüm anıdır. karıştırırız..com 243 .. yaşayabilmesini sağlar. hepimizin içinde yaşayan. açlığı.. aşk konularında insanoğlunu derinden sarsan köklü felsefeleri öğretiyor. hayatı üzerine. insanlık kazanmıştır. Mesela bir çocuk. Türkçe sevgisi aşılıyor. o kadar güzelsin ki" demeyeceksin. varolmanın sesi.

"Geçme dur o kadar güzelsin ki" anı'nı yaşatacak sevgili. sevgiliyi. düz.blogspot. "Anarşi çıkarıyorlar. kalabalıklar içinde yalnız yaşayan Ro-binson'dur. 494 495 http://genclikcephesi. güzel sanatları gibi "devlet" okulları yetiştirmedi mi? Sanatçı. Cumhurbaşkanının.. ahlâksızlar. her iki ülkenin de büyük şarkıcıları. şartlandırılmış doğruların dandak sanatçılarıdır onlar. Dinç Bilgin'in. kolay doğruları vardır.. Onların hakim olduğu. neden Fazıl Say bir zil sesine bu kadar bozuluyor ki. itaatle.. bize 'geçme dur o kadar güzelsin ki' anlarını bu soylu insanlar yaşatabilir. "büyüktür.. holding patronları ve köle kitleler haz duyar ancak. "değerlerini" bilebilmesi için. haz. saygıdır. "kendi doğruları" yoktur. altı yaşından yirmibeş yaşma kadar okuttuğu çocuğu Hukuk son sınıfta tek dersten 493 sınıfta kaldı diye okuldan atıyor. sahipsiz. birinde Bob Marley. onu da zil sesiyle sanatçı yetiştiren devlet tiyatroları. zil sesiyle giderler! Onların "kendi" doğrulan yoktur.com 244 . Bize. Sanatçılar da. haz duyarlar. tabiatı tanımazlar.. Savaş Ay gibilerin programlarında tepişir. bu doğruların sahipleri "kardeşin kardeşi öldürdüğünde" dahi. ülkeyi bölüyorlar" gibi anlaşılması çok basit sloganlara iman ederler. soylu. Dandaklar ise. Dandaklarm kendileri de zil sesiyle gelirler. Hayvanlıkları içinden insanî olan değerleri ayıklayamayacak. miskinliği aşacak. karşısında eğilmeyi reddeden bir sağcı aydın tanıyor musunuz? Ya da mesela. bilge insanlardan seçeriz... gidecektir. susarlar!. Cem Uzan'm.. yüce aşkı. o kadar güzelsin ki" anlarını. zihinsel uyuşukluğu. estetik. konservatuvarları. Sanatçı kölesini kovmuş bir Robinson'dur. işin arkasına indiğimiz YÖK. hırlaşır dururlar. efendisiz ve kölesini kovmuş bir Robinson'dur. ayıklayamazlar hayvanlıkları içinden. dost. karmakarışıktır. Dandaklarm "kendi düşünceleri" yoktur. onların işgal ettiği bir ülkede. diğerinde Gencebay kaderci ve iktidar bağımlısı sanatçılardır. kardeş düşmanları. aklım kullanamayan dandaklar-dır. Zil sesiyle sanatçı olurlar.. Dandaklarm sanatından uyuşturucu katiller. Aydın Doğan'm elini öpmeyi. kalbindeki ve beynindeki derin kir tabakasını kaldıracak daha güçlü araçlara ihtiyacımız vardır. ağabeydir" gibi bir şey bahane edip. zile basıverir birisi. dandaklarm izleyici kitleleri de zil sesiyle gelir. Öğrenci. efendisiz. Mesut Yılmaz'm çağırıp da koşmayan sanatçı var mı oralarda? Onlar.. Orhan Gencebay. metrekaresine en çok cami düşen ülke Türkiye. Mesela. her iki ülke de sosyal ahlâksızlıkta zirveyi bölüşüyorlar. dünyada metrekaresine en çok kilise düşen ülke Jamaika. kendi gerçeğini anlayıp. İçimizde. soylu beğenileri tanımazlar.. yorumlayamayacak kadar basit.. uyuşturucu tüccarı katiller ise. zil sesiyle iktidar olurlar. benimseyebiliyor ve YÖK'e karşı geliyor. zil sesiyle giden.Ancak. sevgilimizi onurlu. güzellik duyguları. sanatçı.. en güzel turistik otel Kervansaray'da ağırlanırlar! Çünkü onların sanatları. zil sesiyle gelen. kolonya tutup helacı rolü oynadığı TGRT'nin patronu Enver Ören ağabe-yisi tarafından çağrılsa. zil sesiyle "benimsenmiş" düz. Şimdi. eskilerin dediği gibi. Erbakan'm. sirk hayvanları zekâları kadardır. yirmi senelik okul hayatına bakıp. bir hikâye nasıl bir şeydir? Dostlarımızı. "Geçme dur. arkadaş. beğeni. Allah'ın devletin işine akıl sır ermez diyen kitlelerin "doğrularını". bir mitingde konuşma yaptı diye Eşber Yağmurdereli denen kör adama yirmiiki yıl ceza verilir. zil sesiyle giderler.

birbirlerine sokulmuş. kimini çapaya. bu köylü delikanlılar içinde Hacı Ömer ismindeki delikanlı. selüloz. aynı sülalenin 14 ailesinden oluşan Mitsui şirketi yönetiyordu. yan iş olarak boşaltılan haşaların üzerinde küçük pamuk parçaları kalıyordu. benimle gelin' derdi. Üçyüzyıllık aile mirası. ucuz ve de sahapsız başka hiçbir şey yoktu. ". çokmuş kimsenin gıkı çıkmazdı. haşa. ipeğe. köyünden işçiler getirmeye başladı. ayakta bekleşen. Türk ekonomisinin lokomotifi oldu.. Çıkan olursa o zaten işine yaramazdı. Adana'ya civar illerden insanlar akın etmeye başladı. Ayrıca. Mitsuiler gibi dokuma ve pamukla işe başlayan. İlk işi. konserve. Hacı Ömer ömürboyu haşa sıkıştırarak çalışamayacağım anlar. dilenci kılıklı köylülerden gözüne kestirdiklerini işaret parmağıyla çağırır: 'sen. Amerikan iç savaşı 35 yıl sürdü. tütün. Pamuk Han'ın işleticisi Akçakayah Behram ağa da. yün. ki. hanında. köle pamuk işçileri zencilerdi. Hacı Ömer Sabancı idi. Avrupa'ya geziye çıkan Abdülaziz'e Ingilizler.. Boğaz tokluğuna çalışmaya hazırdılar. nizamnamenin ilk maddesi şudur: "Dağılmak işleri bozar". sıkıştırılmış 120-130 kilo alır. genç. Ücret dediğin vicdanına kalmıştı. en okumuş. Çırçır'da makine. Dünya piyasaları bu savaş yüzünden alt üst oldu. Fabrika ve atölyelerinde çalışanların sayısı bir iki bini geçmezdi. kütlü denilen ham pamuğu çekirdeğinden ayırır. kimine balya taşıtır. en çalışkan genel müdürleri de ilginç benzerlik. sen.com 245 . Sabancı ailesinin. Adana'da haşa denir. ayrıca büyük bir gemi filosu vardı. bunların içinde Kayserili köylü gençler vardı. gurbetten gelmiş ırgatları çalıştırıyordu. tek başına. Kimine pamuk bastırır. 1920'lerin yorgun ve durgun Türkiyesi'nde Adana. Kurban bayramlarında sokaklarda dolaştırılan adaklık kurban sürüleri gibi. (vurgunu). vs. dokumaya. Mitsui'nin rakibi. en genç. elini salla- 496 497 san yüzü birden koşardı.İşçi lazım olurdu. kimya. Abdülaziz'in Avrupa dönüşü. hattâ ormanlarına. Yevmiyeniz şu kadar derdi. Japon ekonomisinin yüzde yirmisine sahipti. "aile" geleneğine dayalı. işçiler ayaklarıyla pamuğu sıkıştırarak. dışarda ise tümen tümen iş bekleyen köylü işçiler vardı. Mitsuiler gibi.. cumhuriyet tarihine damgasını basacak.Sermayemiz Bir Ah Kaldı ) İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japon ekonomisini. giderdi ırgat pazarına. Mitsui'leri halk hiç sevmezdi. Adana'ya pamuğu. toplamaya götürürdü. hattâ. düşmanı ise Mitsubishi'ydi. bunları da dikkatle toplayıp yorgancılara ucuz fiyatla satıyor. Kuzey-güney savaşının konusu. Anadolu'yu istilaya kalkışan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa'nın getirdiği söylenir. Verilen azmış. pamuğun döküldüğü deliklerin ağzına çuvallar koyulur. rakip hafif kalır. Mitsuiler gibi Türk ekonomisine 75 yıldır hükmeden.. öldürülmüştür.blogspot. yaşlı. ilk çırçır fabrikası kuruldu. altın. uzun süren sıcak yaz aylarında cılk su kesilinceye kadar çalışırlar. aile dağılmadı. bir işçi simsarı oldu. Pamuk Adana'nın ruhu. genel müdürlerini de aşırı milliyetçiler öldürmüştür. küçük sermayesini büyütüyordu. İnsan emeğinden bol. ya da duvar diplerine çöküp tozlu toprağa çizgiler çeken. buna. sen. pamuktan." http://genclikcephesi. köylülerin iş umudu ile koşup sokaklarına meydanlarına dolduğu bir canlı merkezdi. Mitsui'lerin Japon ekonomi tarihine geçmiş ünlü nizamnameleri 1900'de yayımlanmıştır. Emeğin bu kadar ucuz ve bol oluşu yüzünden işçiye insan muamelesi yakıştırılmazdı. pamuk ekmesini tavsiye ettiler. alttaki delikten çiğit tanecikleri akar.

Kayserili tüccar Nuh Naci'ye bu fabrikalardan birini verdi. kuyruklar büyüyordu.. gözlerine kimse inanamadı. Güçlerinin sarhoşu ağalar için. Hacı Ömer'i ilk gördüğünde "Mavi kopçalı bir mintan giyiyordu" diyor. Hacı Ömer "Bu Adana toprağı öyle bir bereketlidir ki. yine de köle işçilerin ağası. verdiği nimetlerin bir kısmını geri istiyordu. açlıktan kan revan içinde kıvranırken. Bu ağır hastalıktan çıkmak isteyen Adanalı'nın hastalıklı rüyası. Akşama kadar ortada koçan moçan bırakmadı. Deli miydi bu herif. Bu ortaklık. Bosnalı Salih Efendi'nin oğullarıyla Bossa'yı kurmasıyla başlar. Türk tarihinin en büyük "ağrısı". üçüncü büyük volisine hazırlanıyordu. Ermeniler'den devlete intikal etmiş fabrikalar boşta bekliyordu. kar olmaz. sonsuz ucuz işgücü "bayram yeri" gibiydi. Celal Bayar bu ganimet fabrikaları işletecek yerli işadamları arıyordu. yerli-gayrimüslim herkese savaş ilan etti. eşeği bir yere bağlasan durduk yerde katır olur" derdi. büyük bir voli vurmuş. (Bossa: Baş harfleri: "Birlik 499 http://genclikcephesi. şimdi yenilip yutulmaz bir "savaş suçlusu" durumuna düşürülmüştü. köylü kurnazı Hacı Ömer. Fiyat artışları. o pamuğunuzu alıyom. akılalmaz kurnazlıkların azabıyla yularından tuttular mı insanları. ucuz işgücü. ganimetten daha büyük bir uyanıklıktı. O güne kadar devletle yağlı-balh geçinmeye alışmış tüccarlar. Paltosunu bir kahraman keyfiyle sırtına alıp borsaya girdi. yine vurgun sayılabilecek siyasi bir talihti. iskemlesine oturup kimsede para kalmadığı için. deyip. teşvik etti. asırlarca patronların rüyasını süsler. varlık vergisini öderken kredi kullanmak gerekse mümkün mü ola?" dedi. milletten zorla ve hileyle alındığı düşünülen servetin yarısı geri alınacaktı. muhteşem bir Amerikan filmi olacak. mal. lanetler yağdırıyordu. ustalıklı. yüz günün ancak onüçünde hava bulutlu. doymak bilmeyen öldürücü savaş başlar. Ermeniler'in terk ettiği ganimet fabrikalardı. Rumlar'dan. Vermeyenler Erzurum'da çalışma kamplarına gönderildi. don olmaz. müdür. Mecliste: "Savaşa girsek sanki bundan kötüsü mü olur" deyip tüccarlara savaş ilan ediyordu cumhuriyet.. Varlık Vergisi. mal darlığı yokluklar. Hacı Ömer de "ortak" oldu. simsarı olarak bilirdi. İçten pazarlıklı. ben ne yaptım diye başını taşlara vurmaya başladı. günlerdir umudunu kesen çiftçileri şaşırtmıştı. önlerini açtı. yol gösterdi. Celal Bayar.. Keyifle avuçlarını ovuşturdu. İş Bankası müdürünü aradı: "Sait bey kardaşım. Varlık Vergisi gayrimüslim tüccarları tarihten silecek kadar ağır bir yoksulluğun içine itti. yağmurlu geçerdi. 40'h yıllara gelindiğinde.blogspot. Cumhuriyet'in her nimetinden fazlasıyla nasibini alan Hacı Ömer'in ikinci hamlesi. yurtdışına sürülen meşhur yüzelliliklerden Ali Galip'in yazlık evinin bostanından yer kiralayıp ekip biçmeye başladı. paşalar gibi sefalar sürmek. "eziyeti" haline geldi. "Allah benim ömrümden senin ömrüne katsın" dedi Hacı Ömer. Varlık Vergisi'ni bedavaya getirmiş. toprak sahibi olmak. midesinde kara saplı bıçak unutulmuş gibi korkunç azapla. Ucuz işgücü "tehlikeli bir saflık" işaretidir karın tokluğuna körü körüne kölesin demektir.. "Senin için elbette Ömer ağa" dedi. 498 Yerli tüccarları destekleyen cumhuriyet. Varlık Vergisi'nden yara almadan kurtulan belki de yalnız Hacı Ömer oldu. Hacı Ömer'in fabrikayla tanışması Rumlar'm. ilk büyük ortaklığıyla başlar. beyler. cumhuriyet tarihinin en ağır uygulaması olarak tarihe geçti.Bu ağır yoksulluk manzarası 75 yılda koyulaşarak korkunç bir işkenceyle büyüdükçe büyüdü. Hacı Ömer. Devlet kendi beslediği tüccar çocuklarının ihanetine uğramış gibi kö-pürüyordu. oralarda emeklerini ucuza satan insanları çalıştırmak. ilk toprakla tanışması da. cumhuriyet devletinin ganimetiydi bu fabrikalar. Adana'daki bol. cumhuriyet yeni kurulmuştu ve maz bir talihli kapı açılmıştı. İstiklal savaşı henüz bitmişti. Hacı Ömer. üstüne de kazanmıştı. ancak.. Yokluk yıllarında halk. Hacı Ömer'in büyük bir sanayici olarak tarih sahnesine çıkışı bu ince. Üstelik Adana'da fırtına olmaz. büyük fırtınadan kazasız kurtulmuş. Hacı Ömer. mülk. Çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu ile.com 246 .

Menderes. Buranın hizmetini görmeğe senin gücün yetmez. Sanayi Kalkınma Bankası. geleneksel aile mirasını tutamaz.com 247 . Salih Efendi'nin oğlu Sinan Bosna. sinema işinde büyük para olduğunu görünce. dağılırlar..) Tabii. ünlü Mars-hall yardımından "muazzam" dilimi koparı vermişti. saf köylülüğün paldır küldürlüğü-nü. başıbozuk vahşi yırtıcı emperyalist hayvanlığının ülkemizin üzerine çöktüğü 1950lere rastlar.blogspot. "kredi dostluğu" aile dostluğuna dönüşlü. Ben keyfim yerinde olunca şarkıtürkü söylerdim. Sadıka hanım. değil Adana'nın... masal gibi bir hayatı vardı 1940 yılında ölür. Refik Koraltan başta. Bir ara önemli bir paraya ihtiyacımız vardu hissemizin % 14. bize pul bayiliği verin. Dayton'la eşini 'Gelin sizi bizim yeni tip işadamlarımızdan biriyle tanıştırayım' diyerek götürdüm. serveti Salih Efendi'nin yanında kuş kadar olan Hacı Ömer... mahalli şive ile konuşan bu köylüyü köşkün sahipleri görünce paniğe kapıldılar. derler bizde.. Çoğunluk hisse ona geçince bizim sızlanmalarımıza hiç kulak asmamaya başladı. eski köşkü görünce mezarlık ziyaretindeymiş gibi ürpermişti. Hacı Ömer'in İsmet Paşa'nm omuzuna elini koymuş resmidir. tam da burada. yanma Kral Faysal'ı alıp köşküne ziyafete giderdi. bütün hatıraları bu kaba saba köylüye vermek istemediler. Amerikalılar Emirgan'daki köşkü pek beğendiler." İmzasını resim gibi atan Hacı Ömer. Hacı Ömer'e giderdi. zaten Hacı Ömer'in hanımı Sadıka hanım. Protokol filan tanıdığı yok. köşkün arkasına da her ay yirmi kuzu http://genclikcephesi.Olarak Sanayi Sahasına Atılalım" anlamını taşıyor. ünlü sinemacıları film ve sinema salonlarını satmaya zorladığını da ünlü sinemacı İpekçi ailesi anlatıyor. 'Bu özel Türk yemeğidir' dedim. Adana'nın sinema salonlarının para basan gişelerine sulanıp. yazları artık Akçaka-ya'ya yaylaya gitmek yerine İstanbul'a gitmek fikri aklına düştü. Elinden düşürmediği.. biraz da ben oyalanırım" deyip köşkü satın aldı.5 hisseyi de 18 milyona satıp ortaklıktan ayrıldım. sen yeterince oyalandın. birkaç kuşak uzun bir hayat geçmiş.Hacı Ömer şapkayı tas gibi başına geçiriyor. Hacı Ömer.) Bu hikâyenin kahramanı. karun gibi zengin ünlü Bosnalı Salih Efendi'dir." 1950'li yılların en şöhretli adamı Hacı Ömer'di. aştı. Cumhuriyet tarihinin ödül alacak fotoğrafı. hakkımızın yenildiği duygusuna kapıldık." Ancak bir deniz korsanının sarfedeceği laflar ediyordu müdüre: "Bu banka. Sanayi Kalkınma Bankası'nm genel müdürü Reşit Egeli konuşuyor: "İlk büyük kredi.. başka laf dinlemiyordu. Ben de Amerikan yardımı heyeti başkanı Mr. paldır küldür giriyor. O muhteşem dekor içinde masaya koca bir kuzu gelince bana baktılar. kenarları mavi sulu kocaman mendiliyle ensesinden terleri silerek Emirgan'daki satılık yazan köşkten içeri girdi. Türkiye'yi ikiye bölen... 'Bizim türkücü müdür geldi' derdi.." diye sızlanıyor. Marshall yardımından yararlanmamız için Barker heyetinin önerisi ile kurulmuştur... kendini köşkün sahibine sevdirdi: "Yanmış mal ile ölmüş babanın övünmesi olmaz. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş anlatıyor: "Bir gün beni Emirgan'daki evine davet etti. bir ara banka müdürüne: "Bu kadar senetin pulunu niye devlet satıyor. köşke uğramayan politikacı yoktur. Reşit Egeli'yle çok samimi oldu. (.) Hasis davranışları bizi etkiliyor. büyük kitle tartışmaları ve iç savaşların hazırlayıcısı. Köşkün satın alınması da ayrı bir hikâyedir.. Sonunda geri kalan % 35. bende oğul. Soyları Kavaklı Mehmet Ali Paşa'ya uzanan köşkün sahipleri. Amerika'ya boruyu dayamış bize para akıtıyor müdür!" diye pek keyiflenirdi. Reşit Egeli: "Emirgan'daki evine giderdim. uşak çok. çok sonra ayrıldığı bu ortaklığı yine de kibarlığı elden bırakmayarak şöyle anlatır: ".. dangul dungulluğunu akılalmaz servetine olan güveniyle allem kallem edip. (. Türkiye'nin geleneksel. Amerika'nın kara haydut bayrağının.. 'İşi büyütüyok yeğenim' diyor. Kazancından başka hiçbir şey görmeyen Hacı Ömer." Hacı Ömer'in son büyük volisi.. Salih Efen-di'nin oğluna ortaklık teklifinde bulunur. İşte.5'ini satmak şartıyla para vermeye razı oldu. aslında yurtdışından kim gelirse. Hacı Ömer. beş milyon lira kredi aldı.. Bossa kurulur-¥en. çocuklar. Giyimi kuşamı savruk. Türk ekonomi tarihine geçecek açgözlülükleri hâlâ anlatılır.

\ Bir dikili ağacı yokken. alayın yemekhanesine dalardı. ciğerlerinden kan gelen bu halkın hasta çığlıklarını dinleyip. eşeği dama çıkarmak deccalın aklına gelir mi bire kâfir" diye küfürler sayar. "Seyret şimdi sinemayı. "Bak yeğenim. sinema seyreder gibi eğlenirdi. köylü acıyla Hacı Ömer'e: "Ulan çocukluğundan çektiğimiz yetmedi. köyü hırsızlar bastı diye ağlar. Oysa ortada. iplik. köyün çarşısında kızılca kıyamet kopar berber-kasap ölesiye kavga ettikçe. öğrenelim. berberin çömleklerinden bir ikisini gizlice kırdırır. kasap Hacı Ahmet'in dükkânına saldırırdı. mobilya siparişi vermiş. Adana'nın tarih içinde yetiştirdiği en zengin adamlardan Hacı Ömer. değneğini yemeden de tüy. Çok sonra Hacı Ömer muhtarın ağzından mektup yazdırıp tenekelerin bulunduğunu Ayşe halaya bildirir." Nasıl pazarlıkçı. ziyafetler için hazırladı. seyredip. "Yeğenim bunların hepsini ocağın altına atsan bir çorba pişirmez" dedi. Hacı Ömer. bu yaptığın iş mi diyenlere de. Yine bir akşam. siz çözümleyin. 20-25 sene içinde çırçır. bu efsane adamın hayatını ayrıntılarıyla anlatan eser yok. kasabın kırdığını sanıp. sıkı bir proje yapmış. Yoldan bir çocuk tutar.. aha şu giden ihtiyarı görüyon mu. yemeğe para harcamayıp.. İhtiyar eşeği bulamayınca bas bas bağırır. gör. hatır için. Karavana yemeğe geldim. mobilyacıları Güngör anlatıyor. yaşlı Ayşe hala kışlık ve peynir ve yağın iki tenekesini soğukluk olarak kullanılan mağarada saklar. Hacı Ömer bir kenarda sinema seyreder gibi eğlenirdi. bu bilgileri edindiğimiz Sadun Tanju'nun kitabı ise son derece düzeysiz. bir zavallı ihtiyarın eşeğini çözdürüp. Hacı Ömer.blogspot. Yine yaylada. çünkü haftanın üç günü alaym yemekhanesindedir..com 248 . kaldım.. sızlanır. Adanalı zenginlerin köşklerinin önünde "arslan" heykelleri olur. para ile tuttuğu çocuklara. biz anlatalım.500 501 atıp. Şimdi duyduklarınıza ise inanamayacaksınız. tehlikeli bir "roman karakteri"' var. teftişe giderdim. bir kenarda eğlenirdi. Hacı Ömer eğlenirdi. piyadelerle yemek yiyor. Hacı Ömer gelişimi hemen anlardı. Hacı Ömer fiyatının üçyüzbin lira olduğunu öğre nince. Yetmiş yıldır. kay-bol" diyor." deyip. ünlü antikacı Portakal'dan "at heykelini" almayı ihmal etmedi.. der. yağ fabrikaları sahibi olmuş. demiş. Sakıp çok beğenmiş. ya da parayla yazılmış intihası veriyor. köşkün önüne de. mercimek çorba gibi. Hacı Ömer tellal çıkartıp numaradan köylünün atım insaniyet namına bulan varsa diye aratır. zayıf. Zavallı Ayşe kadın üzülür. Nedendir bilinmez. Menzil komutanı Güventürk anlatıyor: "Adana'da topçu alayımız vardı. bir de banka kurmuş/ tüm cumhuri7 yet hükümetleriyle senli-benli geçinmiş. bu gelenek bugün. Adanalı pavyon ve gazinocuların kapılarına kadar gelmiştir. bakalım babayı nasıl kandıraca ğız. haftanın üç günü topçu alayının yemekhanesine gidip. şimdi kazık kadar herifli-ğinden de bize etmediğim komuyon bire Allah'tan korkmaz adam. berber Ömer de.. sonra gizlediği at ortaya çıkanca. Hacı Ömer bu tenekeleri kaybettirir. evinde ziyafetlerle ağırlamış. kuru fasulye. yanından geçerken koluna çarpmış gibi çömleğini düşür. Sakıp evlenecekmiş. asker karavanası yemek için. dondum. eğlenmiyorlar mı? http://genclikcephesi. Rum-lar'dan kalma bir hanın damına çektirir.

işsizlikle. deyip denize koşardım. katrilyonlarca. Katrilyonlarca balık. yetmiş yıldır. yani kafasıyla iş gören adam yok. ne güzel bir dünya. Özdemir. 23 katrilyonluk bütçenin yedi katrilyonunu iç borç olarak ellerinde tutuyor.. hepsi canlı. altmışbeşmilyonluk halkı. elime aldığımda kayıp kaçıyorlar. katrilyonlarca bütçeyi ele geçirip. sağlık.. ve "Bu yaptığınız heç eyi değil" dedi. borsaya gidip devlet adına masa kurdu. Korkmaz Yiğit gibileri piya saya fırlayınca. bir tane yazar. hızla ölüp bu lanet dünyadan kurtuluyorlar. akademisyen... Hacı Ömer fiyatların düşmesinden yararlanan bir tüccar. sanatçı. cinayetle.blogspot. http://genclikcephesi. katrilyonlarca pamuk çekirdeği. Büyüdüm ve gördüm ki. Oysa. Güler Sabancı'nm babası. Erol. İhsan.. Çocukların üç büyüğü babalarının servetine güvenip okumadılar. onların zihnini kalbini hiç yormadı. hükümet köylünün perişan durumunu kurtarmak için piyasaya müdahale kararı aldı. çoluk sahibi oldu. Yazarların görevi. pamuk fiyatları düşüyor