P. 1
SÖZLERİN SOYAĞACI

SÖZLERİN SOYAĞACI

|Views: 1,708|Likes:
Yayınlayan: Sevil Erdinc

More info:

Published by: Sevil Erdinc on Feb 20, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/21/2012

pdf

text

original

SÖZLERİN SOYAĞACI ÇAĞDAŞ TÜRKÇENİN KÖKENBİLİM SÖZLÜĞÜ Sevan Nişanyan

www.iskenderiyekutuphanesi.com

+zede ~ Fa zada vuran, vurulan < Fa zadan, zanvurmak, çarpmak, çalmak, çalgı çalmak, yere çalmak (= Ave cad-, can- a. a.) +zen çalan < Fa zadan, zan- vurmak, çalmak, darbetmek " +zede â+ katılma bildiren fiil öneki ~ HAvr *ad- a. a. ~ Fa -zan vuran, çalan, çalgı

~ â- bir şeye yönelme ve

* Aynı kökten Lat ad, İng at, Fr à (yönelme ve katılma edatı). ab Sans ap a.a.) HAvr *âp- a. a. [xiv] ~ Fa/OFa âb su (= Ave âp- a.a. =

ab+ ~ Lat ab(s) bir şeyden veya yerden ayrılma, özünden uzaklaşma, aykırı olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *apo a. a. * Aynı köktenEYun apó, Ger *af > İng of, off, Alm auf; Sans ápa-, Ave apa- (a.a.). Ayrıca HAvr *ap-tero- biçiminden EYun apoterö, İng after (ard, sonra). aba [xiv] ; abayı yakmak [188+] aşık olmak (argo) ~ Ar cabâ'/qabâ' yünden yapılmış üst giysi, cübbe = Aram qsbây a.a. * Fa kaba/qaba, Erm kapa/kapani, İt gabano biçimleri Arapçadan alıntıdır. 7. yy'dan itibaren kaydedilen OLat cappa biçiminin bir Sami dilinden alındığı anlaşılmaktatır. EŞKÖKENLİLER: Ar caba : aba, abanAr qaba : kaban Lat cappa : handikap, kaporta2, kapuçino, kaput, kapüşon, kep, şap3, şapel, şaperon, şapka? abad [xiv] ~ Fa/OFa âbâd bakımlı, bayındır,

mamur, meskûn (= Sogd âpât bakılan, korunan = Ave âpâta- a.a.) ß Fa/OFa â- yönelme edatı + Fa/OFa pâdan, pay- bakmak, korumak, gözetmek " â+ abajur [187+] pencerenin alafranga kafesi; [189+] lamba siperi - Fr abat-jour "gün-kısan", "ışık-kısan", lamba siperi ß Fr abat kısar (< Fr abattre kısmak, düşürmek ) + Fr jour gün, ışık (~ Lat diurnus gün < Lat dies gün, gündüz ) " bateri, jurnal • Ahmet Vefik Paşa'nın verdiği "pencere kafesi [panjur]" tanımı örneklenmeye muhtaçtır. Fransızcada sözcüğün bu anlamına rastlanmadı. Karş. Panjur. • abaküs [xx/b] ~ Lat abacus 1. her türlü masa, pano, tabla, 2. hesap tahtası ~ EYun ábaks, abak- tabla, masa aban[mak < Tü aba aba * Karş. çullan- < çul. abandone [196+] boksta oyunu terketme ~Fr s'abandonner boyun eğmek, vazgeçmek, pes etmek < EFr à bandon mahkûm, cezalı, yargılanarak hüküm giymiş olan ß Fr à bir şeye + Fr ban/bandon ferman, hüküm " ad+, banal abanoz abanus [xiv] ; ebenus [xvii] Fa/OFa âbnüs/abanüs abanoz ağacı ~ EYun ébenos a.a. ~ Mıs hbny a.a. * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. İng ebony, Fr ébène. abart[mak Tü? abart-/obart- [xvi] mübalağa etmek; apırt- [Kırg] a.a. Tü *abar- büyümek? ~ [xix] çullanmak, üstüne yüklenmek

* Nihai kökeni ve türeyiş biçimi belirsizdir. abazan [xx/b] cinsel anlamda aç habazan/abazan [192+] iştahlı, aç (argo); ~ Çing habezan aç < Çing habe yemek " habe

abdal [xi] dilenci derviş, kalender, meczup ~ Ar abdal [#bdl çoğ.] 1. bedeller, 2. sufi düşüncesinde rical-i gaybın bir rütbesi < Ar badal karşılık olarak verilen şey, bedel" bedel * Esasen esoterik sufi öğretisine ait bir kavram iken, 13. yy'da Anadolu'da heterodoks İslami tarikatler bünyesindeki meczup dervişler için kullanılmıştır. abdest suyu", el yıkama, namaz öncesi törensel yıkanma " ab, dest [xiv] ~ Fa âbdast/âb-i dast "el

abdomen karın boşluğu

[xx/c]

~ Lat abdomen, abdomin-

aberasyon [xx/b] ~ Fr aberration sapma, yanlış yola girme ~ Lat aberratio a.a. < Lat aberrare yanlış yola sapmak ß Lat ab- aykırı + Lat errare dolaşmak, gezmek ~ HAvr *ers- a.a. " ab+ abes [xiv] ~ Ar caba6 [#cb6 msd.] boşa vakit geçirme, oyalanma < Ar cabi6a boşa vakit geçirdi, oyalandı * Türkçede sıfat olarak kullanımı yakın döneme aittir. abıhayat suyu ß Fa âb su + Ar Hayât" ab, hayat1 abi + < Tü ağabey" ağa, bey ~ Fa âb-i Hayât can

abide [191+] ebedi kalan şey, anıt (Fr monument karşılığı) < Ar âbid [#'bd fa.] kalan " ebed * Modern Osmanlıca türev Ar abidat (unutulmaz olay, büyük felaket) sözcüğüyle birleştirilemez. abiye [xx/b] gece kıyafeti ~ Fr habillé giyinik, özellikle gece kıyafeti giymiş < Fr habiller hazırlamak, donatmak, giydirmek Lat habitus kılık, donanım < Lat habere sahip olmak " habitat abla çoc aba [xi] ana; aba/ebe [xiv] anne, nine; aba/apa/apu/ebe [xivxix] yaşlıca ve saygıdeğer kadın, bacı, büyük kızkardeş; abla [xix] a.a. " ebe * -l- ara sesi Türkiye Türkçesinde geç dönemde türemiştir. Asya Türk dillerinde ape, apay, appa biçimlerine rastlanır. ablak [xiv] yassı ve yuvarlak yüzlü ablaq [#blq sf.] siyahlı beyazlı (at rengi), yassı ve yuvarlak yüzlü (insan) * Renk ve kusur sıfatları yapan af cal vezninde. abluka abloka [xix] bloke etme ~ İt a blocco bloke edilmiş < İt blocco abluka ~ Fr blocus a.a. ~ Hol bloc-huis müstahkem mevki, karakol" blok abone [187+] ~ Fr abonné a.a. < Fr abonner abone olmak, abone etmek ß Fr à bir şeye + Fr bon2 ödeme emri, kupon, senet" ad+, bono aborda abordo [xvii] (gemi) yanaşma ~ İt abborda yanaş! < İt abbordare yanaşmak ß İt ad- bir şeye + İt bordo kenar, yan " ad+, borda ~ Ar

abra kadabra sözü ~ OLat abra cadabra a. a. ~ E Yun abraksas a. a. ~? İbr abraş [xiv]

[xx/b]

~ Fr abra cadabra büyü

~ Ar abraş [#brş] çilli, alaca benekli

* Renk ve kusur sıfatları yapan af cal vezninde. abrıl a.a. < Etr Apru Etrüsklerde bir tanrıça [xvi] ~ Yun aprílios Nisan ayı ~ Lat aprilis

absorbe [etm [xx/b] özümsemek ~ Fr absorber emmek, özümsemek ~ Lat absorbere bütün olarak yutmak, silip süpürmek ß Lat ab- bir şeyden + Lat sorbere emmek ~ HAvr *srebh- a. a. " ab+ abstre [xx/b] soyut (resim) ~ Fr abstrait soyut, özet, hülasa ~ Lat abstractus a.a. < Lat abstrahere, abstract- bir bütünden çekip ayırmak, özünü almak, suyunu sıkmak ß Lat ab- bir şeyden + Lat trahere, tract- çekmek " ab+, traktör

absürd [xx/b] ~ Fr absurd saçma, anlamsız ~ Lat absurdus < Lat surdus sağır ~ HAvr *sur-do- sağır, dilsiz, boğuk sesli abuk sabuk ikil [xix] saçma sapan

* İkinci unsur belki Tü sab/sav (söz) biçimiyle ilişkili olabilir. Abuk sözcüğünün "saçma" anlamında bağımsız bir sıfat olarak kullanımı yakın yıllarda ortaya çıkmıştır. abullabut [188+] avanak (argo) ~ Ar *abü-l-labüT çifte atan hayvan ß Ar abü baba + Ar labüT [#lbT im.] tekmeleyen, saldırgan " ebu abur cubur ikil söz; [xix] karmakarışık apur sapur [xv] darmadağınık; abur cubur [xvii] düzensiz yemeği ifade eden " abuk sabuk

* Belki yansıma ses kökenli olabilir. Karş. hapır hupur, şapır şupur. abus cabasa kaş çattı, surat astı [xvii] ~ Ar cabüs [#cbs im.] çatık kaşlı, asık suratlı < Ar

abüze [etm [xx/a] ~ Fr abuser kötüye kullanmak ~ Lat abuti, abus- a.a. ß Lat ab- özüne aykırı + Lat uti, us- kullanmak " ab+ acaba [xiv] ~ Ar cacabâ [#ccb zrf.] "şaşırarak, hayret ederek", soru sözcüğü < Ar cacab [msd.] şaşırma, hayret" acep acar sığmaz, atılgan, taze, güçlü acarlı [xvii] yeni (Anadolu lehçesinde); acar [xx/a] ele avuca ~?

* Erm acar (kas lifi, sinir) ile bağlantısı gösterilemez. Ar cacar (çıkıntı, kabartı, şişkinlik) ile birleştirilmesi abestir. acayip [xiv] tuhaf şey < Ar min al-cacâ'ib tuhaf şeylerden (biri) < Ar cacâ'ib [#ccb çoğ.] tuhaf şeyler < Ar cacîbat^ tuhaf şey, hilkat garibesi" acep * Türkçede tekil sıfat olarak kullanımı 17. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. acele cacelet usit. c^acele [xvii] ivme, evecenlik < Ar cacila acele etti acemi [xiv] beceriksiz bilmeyen kimse, barbar, İranlı < Ar cacam a. a. ~ Ar cacalat^ [#ccl msd.]

~ Ar cacamî [#ccm nsb.] Arapça

acente [186+] ~ İt agente başkası adına iş yapan, vekil~ Lat agens, agent- 1. yapan, eyleyen, iş gören, 2. vekil < Lat agere, act- yapmak, etmek " aksiyon acep [xi] hayret, taaccüp; [xx/b] hayret ederek, acaba cacab [#ccb msd.] şaşırma, hayret < Ar caciba şaşırdı, hayret etti ~ Ar

* Zarf olarak kullanımı halk diline özgü olup yakın dönemde genel dile girmiştir. aceze cacîz [sf.] " aciz acı acıTü [xvii] ~ Ar cacazat^ [#ccz çoğ.] acizler, düşkünler < Ar

âçığ [viii+] 1. acı tad, 2. ağrı, sancı

< Tü açı- acımak "

acı[mak Tü < Tü *ağşı- < Tü ağ acık[mak aç Tü

açı- [viii+] 1. acılaşmak, ekşimek, 2. canı yanmak acı ve üzüntü bildiren ünlem açık- [xi] < Tü âç- [viii, xi] aç hale gelmek "

* Pekiştirici -(ı)k- ekiyle. acil aciz acul

. Eski Türkçe isim ve fiil köklerinin birliği dikkat çekicidir, ~ Ar câcil [#ccl fa.] acele eden " acele [xi] ~ Ar câciz [#ccz fa.] acz gösteren, güçsüz" acz ~ Ar cacül [#ccl im.] aceleci, hızlı" acele

acun YT acun [193+] dünya ~ Tü ajun Budist inançta yaşam evresi, enkarnasyon [viii+ Uy], bu dünya, yeryüzü alemi [xi, xv+ Çağ] ~ Sogd ajün yaşam, Budist inançta enkarnasyon < Sogd jaw-/jüyaşamak ~ HAvr *gweis-l yaşamak, canlı olmak "can * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir kelime iken Dil Devrimi döneminde "Öz Türkçe" olduğu zannıyla canlandırlmıştır. acur [xix] ~ Ar caccür [#ccr] bir tür hıyar veya yeşil kavun < Ar cacara burdu, büzdü, (biçimsiz ve çirkin bir surette) kabardı veya kabarttı * Yun < OYun angoúri (hıyar) biçimi Mısır Arapçasından veya başka bir Ortadoğu dilinden alıntıdır. Alm Gurke (a.a.) bir Slav dili üzerinden Yunanca biçime dayanır. Karş. Pol ogórek, Rus ogurec vb. (a.a.). acuze [xix] ihtiyar kadın (kadın veya erkek) < Ar cacaza aciz idi" acz acz güçsüz idi, yaşlı ve düşkün idi aç Tü [xiv] < Ar cacüz [im.] yaşlı ve düşkün

~ Ar cacz [#ccz msd.] güçsüzlük < Ar cacaza

âç [viii] açlık (isim); âç [xi] aç (isim ve sıfat)

* İsim kullanımı acından ölmek deyiminde korunmuştur. aç[mak Tü aç- [viii] a.a.

açalya/açelya [xx/b] ~ İt azalea kumlu toprakta yetişen bir çiçek ~ YLat azalea a.a. #Linnaeus, İsv. doğabilimci (1707-1778) < EYun azaléos susamış, susuzluktan yanan ~ HAvr *asd- < HAvr *as- yanmak * Türkçedeki açı açık açıkla[mak açkı açYT -ç- sesi İtaly YT Tü YT [193+] zaviye açuk [viii+] a. a. < Tü aç-" aç< Tü aç-" aç< Tü açık " açık [xiv-xx] cila, < Tü aç-

[193+] tasrih etmek perdah; [194+] anahtar

* "Anahtar" anlamı 15. yy'da kaydedilen tek örneğe dayanarak Dil Devrimi bünyesinde dolaşıma sokulmuştur. açmaz düşmesi ad Tü <Tü [xvii] niyetini belli etmeden davranma; [xix] satranç oyununda şahın kapana < Tü aç-" açât [viii] isim, nam ~ Lat ad bir şeye yönelme veya katılma bildiren

ad+ edat ve fiil öneki ~ HAvr *ad- a. a.

* Eklendiği fiilin ilk sessizine asimile edilir. Ör: ad-similare > assimilare, ad-paratus > apparatus. Klasik-sonrası türevlerde belirli bir yön anlamı taşımaksızın isimlerden fiil yapar. Ör: abonner <bon. . Aynı köktenEFa/Faâ, İng at, Fr à (a.a.). ada <Tü ayıradağ [xiii] etrafı suyla çevrili kara parçası; atow [xiii] < Tü *a5- ayırmak "

* Anlam gelişmesi için karş. Lat insula (ada) > insulare (ayırmak, izole etmek). ada[mak Tü kesmek, söz vermek adak adale adalet adl Tü âta- [viii+] isim vermek, çağırmak, bir göreve atamak, bir amaca adamak, söz < Tü ât isim " ad atak [viii+] adanan şey azal et [xvii] [xvii] < Tü âta-" ada~ Ar cadalat^ [#cdl msd.] kas

~ Ar cadâlat^ [#cdl msd.] adillik, hak gözetme"

adam [xi] ~ Ar âdâm [#'dm] 1. insanların atası, Adem, 2. insanoğlu ~ İbr âdâm a.a. = İbr adâmah toprak * Karş. Fen 'adm (insan), Ugar 'b 'dm (insanların atası). "Toprak" kavramıyla ilişkisi için karş. Lat homo (insan) < humus (toprak). Bak. hümanizm.

adap usul bilgisi" edep

~ Ar adab [#'db çoğ.] < Ar adab görgü, terbiye,

adapte [etm adaptasyon [192+] ~ Fr adapter uyarlamak ~ OLat adaptare bir şeye uydurmak, tatbik etmek ß Lat ad- bir şeye + Lat aptare a. a. < Lat aptus uygun"ad+ * Karş. İng apt (uygun), inept (beceriksiz), aptitude (yetenek). adavet Ar cadâ düşmanlık etti, saldırıda bulundu aday YT [193+] namzet [xiv] ~ Ar cadâwat^ [#cdw msd.] düşmanlık < < Tü ad" ad

* Karş. Fr nominé (aday) < nom (ad) sözcüğüne kıyasla. add [etm itibar etme < Ar cadda saydı, sandı adem idi, eksik idi [xiv] ~ Ar cadd [#cdd msd.] sayma, sanma, ~ Ar cadam [#cdm msd.] yokluk < Ar cadima yok

ademimerkeziyet + Ar markazî merkeze ait" adem, merkez

[190+]desantralizasyon

ß Ar cadam yokluk, yoksunluk +

* Fr décentralisation karşılığı olarak "Prens" Sabahaddin Bey tarafından üretilmiş terkiptir. -iyyet nisbet ekinin terkibe eklenmesi cüretkârdır. adet1 [xi] ~ Ar cadad [#cdd msd.] sayı" add

adet2 [xiv] ~ Ar câdat^ [#cwd msd.] düzenli olarak tekrarlanan şey, alışkanlık, itiyat < Ar câda geri geldi" avdet adeta sanki, hemen hemen [xix, xx/a] bayağı, alelade, bermutad; atın bir yürüyüşü; [xx/b] ~ Ar câdatâ [zrf.] adet olduğu üzere, ber mutad " adet2

* Türkçe bayağı sözcüğünün ikili anlamından türemiş olması muhtemel gözüken ikinci anlam 20. yy ikinci yarısından önce kaydedilmemiştir. Buna karşılık karş. câdetce (sanki, hemen hemen - xvii). adıl YT [1974] gramerde zamir <Tüad"ad

* -ıl ekinin işlevi belirsizdir. adım <Tü âtım/adım [xiv] a. a. < Tü *a5t-ım < Tü a5ıt- açmak, ayırmak " ayır-

* Karş. ayak.

adi câdat^ alışkanlık " adet2 adil

[xvii] [xiv]

~ Ar cadı [#cwd nsb.] alışılmış, sıradan < Ar ~ Ar câdil [#cdl fa.] denge gözeten, adaletli" adl

adisyon [xx/c] ~ Fr addition 1. toplam, yekûn, 2. restoran ve bar hesabı ~ Lat additio toplama, ekleme < Lat addere, addit- eklemek, aritmetikte toplama işlemi yapmak ß Lat adbir şeye + Lat dare, dat- vermek " ad+, data adiyö [187+] ~FràDieu"Allaha", vedasözü<FrDieu tanrı ~ Lat deus a.a. ~ HAvr *deiwos a.a. < HAvr *dyeu- ışımak, parlamak, güneş adl cadala dengeledi, eşitledi, adil idi [xi] ~ Ar cadl [#cdl msd.] adalet, hak gözetme < Ar < Ar cadlî

adliye (daire-i) adliye [xix] adli işler dairesi [#cdl nsb.] adalete ilişkin, adalete ait" adl

adrenalin [xx/b] ~ Fr adrenaline böbreküstü bezlerinin salgıladığı hormon ^1901 Yokichi Takamine, Jap. kimyacı / İng adrenalin a.a. ß Lat ad-katılma edatı + Lat renes böbrek " ad+, renal adres [192+] ~ Fr adresse 1. hitap, bir mektubun hitap cümlesi, 2. adres < Fr adresser birine veya bir şeye yönelmek, yöneltmek, hitap etmek ~ OLat addirectare a.a. ß Lat adbir şeye + Lat directus yönelen, doğru, düz " ad+, direkt aer(o)+ bileşiklerde) (~ Lat aer) ~ E Yun aer hava ~ HAvr *âwer~ Fr aér(o)- / İng aer(o)- hava (sadece

EŞKÖKENLİLER: EYun aer : aerobik, aerodinamik, aerosol, arya, kurander, malarya, şambrel aerobik [xx/c] ~ İng aerobic oksijen alma tekniğine dayalı bir egzersiz türü # 1968 Kenneth Cooper, ABD < İng aerobe biyolojide oksijenle yaşayan hücre türü ~ YLat aerobius " aer(o)+, biy(o)+ aerodinamik gücüne ilişkin " aer(o)+, dinamik [xx/b] ~ Fr aérodynamique havanın kaldırma

aerosol [xx/c] ~ İng aerosol a.a. ^ 1926 Erik Rotheim, Norv. mühendis ß Lat aer hava + Lat solutio eriyik " aer(o)+, solüsyon af/aff[xiv] ~ Ar cafw [#cfw msd.] silme, giderme, cezasını iptal etme < Ar cafa sildi, giderdi, affetti, muaf tuttu, kaçındı afacan <Tü ivecen [xiv-xvii] acul, aceleci; afacan [xix] yaramaz, yerinde durmaz (çocuk) < Tü év- acele etmek, koşuşmak " ivedi -ecen/-acan eki ve ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır.

afacan <Tü ivecen [xiv-xvii] acul, aceleci; afacan [xix] yaramaz, yerinde durmaz (çocuk) év- acele etmek, koşuşmak " ivedi * -ecen/-acan eki ve ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır, afakan » " hafakan < Ar âfaq [#'fq çoğ.] 1.

< Tü

afaki [xix] havai, mesnetsiz ufuklar, 2. uzak ülkeler, dünyanın dört bucağı < Ar ufq ufuk " ufuk afalla[mak <ikil belirten bir deyim " aval aval

[xx/b] şaşkınlaşmak, aptallaşmak

< Tü afal afal/aval aval şaşkınlık

* Anadolu ağızlarından yazı diline aktarılmıştır. afazi [xx/c] ~ Fr aphasie konuşma yeteneğini yitirme, konuşamama ~ EYun afasía a. a. ß EYun a(n)- olumsuzluk öneki + EYun femi, fa- konuşmak, söylemek ~ HAvr *bhâ-2 a. a. " an+, fon(o)+ aferin [xv] ~ Fa âfirin övgü, kutsama, alkış ~ OFa âfrîn a.a. < OFa âfrîtan, âfrîn 1. övmek, kutsamak, 2. yaratmak " â+ EŞKÖKENLİLER: OFa afritan : aferin, ifrit afet [xiv] ~ Ar afat [#'wf] bela, felaket, salgın hastalık ~ Yun afe dokunuş,

afi [192+] fiyaka, caka, gösteriş (argo) el becerisi ~ EYun (h)afe a.a. < EYun (h)âptö, af- dokunmak, değmek, ellemek afif caffa kaçındı, utandı" iffet afiş poster " afişe [xiv] [192+]

~ Ar cafff [#cff sf.] iffetli, temiz ahlak sahibi < Ar ~Fraffiche duvara yapıştırılan kâğıt,

afişe [etm [xx/b] ilan etmek, faş etmek ~ Fr afficher sabitlemek, iliştirmek, yapıştırmak ~ OLat affixare a.a. ß Lat ad- bir şeye + Lat fixus iliştirilmiş < Lat figere, fix- tutturmak, iliştirmek " ad+, fiks * Türkçe anlamı afiş sözcüğünden etkilenmiştir. afitap afitab [xiv] ~ Fa âftâb güneş, gün ışığı ß OFa âb2 parıltı, parlaklık (= Sans âbhâ parıltı) + OFa tap- ısı, ışık " tav2 afiyet sağlık, canlılık " af [xi] ~ Ar câfiyyat^ [#cfw msd.] hasta olmama hali,

aforizm/aforizma [xx/b] ~ Fr aphorisme vecize, güzel ve özlü söz ~ E Yun aforismós tanımlama < E Yun afbrizö 1. sınırlamak, belirlemek, tanımlamak, 2. sürgün etmek, dışlamak ß EYun apó -den + EYun (h)óros sınır, hudut" apo+ aforoz aforos [xvii] ~ Yun aforízo cemaat dışına

çıkarmak ~ EYun afbrizö dışlamak, sürgün etmek " aforizm afra tafra afrodisyak ikil [xx/c] çalım, gösteriş [xx/b] " tafra

~ Fr aphrodisiaque cinsel uyarıcı ~ EYun

afrodisiakós Afrodit'e ait, a.a. < öz Aphrodite aşk ve cinsellik tanrıçası afsun » [xx/b] " efsun ~ Fr aphte ağızda ağrılı ödem ~ EYun áftai yanık

aft < EYun (h)âptö tutuşmak

aftos [188+] dost, sevgili zamiri, o (erkek) ~ EYun autós kendi" ot(o)+1

~ Yun autós eril üçüncü tekil şahıs

afyon ~ Ar âfyün afyon ~ EYun ópion a.a. < EYun ópos özsuyu, reçine, özellikle afyon özü ~ HAvr *sokwo- özsuyu, reçine * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. Lat, İng opium (afyon). agâh âkâs/âkâh a. a. agat a%âtes a. a. agav EYun agauós soylu, seçkin [xiv] [xx/b] [xx/c] ~ Fa agâh uyanık, haberdar, bilgili ~ OFa ~ Fr agate bir cins yarı değerli taş, akik ~ EYun ~ Fr/İng agave Amerika kökenli bir kaktüs cinsi ~

aglütine [etm [xx/c] ~ Fr agglutiner yapışmak, yapıştırmak ~ Lat agglutinare a. a. < Lat gluten, glutin- zamk, tutkal" ad+, glüten agnostik agnostisizma[192+] ~Fragnostiquebilmezci, tanrının bilinemeyeceğini savunan kimse ~ İng agnostic a.a. ^ T. H. Huxley, İng. düşünür (1825-1895) ß EYun a(n)değil + EYun gnöstikös bilen, bilgisi olan < EYun gignöskö, gnö-bilmek " an+, gnostik agora [xx/b] ~ Yun agorá çarşı ~ EYun agorâ/agyris toplanma yeri, kamuya ait açık alan, çarşı < EYun ageirö toplanmak ~ HAvr *sger- < HAvr *ger-toplanmak, toplu halde olmak, sürü, güruh agorafobi agora, fobi [xx/b] ~ Fr agoraphobie açık alan korkusu"

agraf [xx/a] Ger *krappön çengel, kanca " kramp

~ Fr agrafe çengelli iğne < EFr graffe çengel ~

agrandisman [192+] fotoğraf büyütme ~Fragrandissement büyüme, irileşme < Fr agrandir, agrandiss- büyümek, büyütmek ~ OLat aggrandire a.a. < OLat grandus büyük " ad+, gran * Agrandize etm. Türkçeye özgü bir türevdir. agreman [xx/b] elçilik onay mektubu ~ Fr agrément onaylama, benimseme < Fr agréer uymak, onaylamak ~ OLat aggratare a.a. < Lat gratus makbul, hoşa giden ~ HAvr *gwrs-to- < HAvr *gwers-3 makbul olmak " ad+ agresyon [xx/c] ~ Fr agression saldırı, saldırganlık ~ Lat agressio a. a. < Lat aggredi, aggress- saldırmak, üstüne yürümek ß Lat ad- bir şeye + Lat gradi, gress- yürümek, adım atmak " ad+, grado aguş ~ Fa âğuş sarmalama, kucaklama, kucak, belek < Fa âğaştan sarmalamak, bulamak, bulaştırmak, belemek ağ ağ[mak Tü âğ [xi] 1. seyrek dokuma, balık ağı, 2. iki bacağın arası, apış < Tü *â- açmak, ayırmak " ayırTü âğ- [viii] yükselmek, çıkmak, belirmek, aşmak, değişmek

* Karş. Moğ okı- (yükselmek) ağa unvanı ağaç Tü ığaç [viii] a.a.; yığaç [xi] <Tü [xiv] beyazlamak < Tü âk " ak [xiii] -Moğakal.büyükerkekkardeş, 2. birsaygı

ağar[mak

* Renklerden fiil yapan -ar- ekiyle. Karş. bozar-, göğer-, karar-, kızar-, morar-, sarar-, yeşer-Uzun sesli etkisiyle k > ğ değişimi tipiktir. ağda akıde/ağde [xvii Mü] kıl almakta kullanılan yapışkan madde - Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] koyu kıvamlı şey, pıhtı, karamel" akide2 ağı/ağu ağıl Tü? Tü âğu [viii+] zehir

ağıl [viii] hayvanların gece kapatıldığı etrafı çevrili alan

* Karş. avlu < EYun aule (a.a.). Gerek Eski Türkçe gerek Grekçe biçimlerin İrani bir dilden alıntı olması güçlü ihtimaldir.

ağır

ağır [viii] pahalı, değerli; ağar [viii+] hafif olmayan, tez olmayan Tü ağırla- [xi] hürmet göstermek, izzet ve ikram etmek < Tü ağır pahalı, değerli" ağır

ağırla[mak

ağıt YT [193+] mersiye < Tü ağıtçı/ağıdıcı [xviii] ölülerin arkasından ağlayan kadın < Tü ağır-/ağdır-/*ağıd- [xiv-xix TS] ağlamak, haykırmak, anırmak < Tü ağ acı ve üzüntü ünlemi" ağla* 18. yy'dan itibaren kaydedilen ağıtçı sözcüğünün *ağıt adına değil, ağıtmak fiiline bağlı olduğu anlaşılıyor. YTü -it eki için bak. anıt. ağız/ağzağla[mak acıTü Tü âğız [viii] a. a. < Tü *â- açmak " ayır< Tü ağ/ığ acı ve üzüntü bildiren ünlem "

ığla- [viii+] ; ağla- [xiv]

ağnam [xvii] küçükbaş davar < Ar ġanam koyun, mal, davar ağrı ağrı[mak Tü ağrığ [viii+] a. a.

~ Ar ağnam [#ġnm çoğ.] koyunlar, < Tü ağrı-" ağrı-

Tü ağrı- [viii] hastalanmak; [xiv] sancımak, acı duymak < Tü ağ acı ve üzüntü nidası" acı-

ağustos ağostos [xvii] ~ Yun aúgoustos bir ay adı ~ Lat Augustus 1. Roma imparatoru Octavianus'un (MÖ 30-MS 18) lakabı, 2. Roma takviminin altıncı ayı < Lat augere artırmak, büyütmek, yüceltmek " otorite ağyar başkası" gayrı ah2 ahali bir yerin yerlisi " ehil ahbap Habîb sevgili, dost" habip ahçı ahenk OFa hang terbiye, eğitim, edep aheste ahfad " hafid [xv] ~ Fa âhasta yavaş, sessiz ~ Ar aHfâd [#Hfd çoğ.] torunlar < Ar Hafıd torun » " aşçı ~ Fa âhang uyum < Fa hang vezin, ölçü, edep ~ [xiv] ~ Fa âh feryat, lanet ~ Ar ahâlin [#'hl çoğ.] yerliler, yerli halk < Ar ahl [xiv] ~ Ar ağyar [#ġyr çoğ.] başkaları < Ar ġayr başka,

~ Ar aHbâb [#Hbb2 çoğ.] sevgililer, dostlar < Ar

ahır axur [xi] hayvan barındırılan yer ~ Fa a%wur hayvan besleme yeri, yemlik ~ OFa â%war yemlik (= Sogd âxwer a.a.) ß OFa â- yöneliş, katılma, aidiyet bildiren önek + OFa %\var(d) yemek " â+, +hor ahi verilen ad ahir [xiii] Anadolu'ya özgü bir örgütlenme biçiminin mensuplarına ~ Ar a^î [#'%w] kardeşim < Ar ax erkek kardeş (= Aram a%â a. a. = İbr a% a.a.) [xi] ~ Ar â%ir [#'^r] sonraki, son

EŞKÖKENLİLER: Ar #'?r : ahir, ahiret, bilahare, tehir, uhrevi ahiret/ahret ölümden sonraki hayat" ahir [xiii] ~ Ar â%irat [#'^r fa. f.] sonraki şey,

ahit/ahdahd[xiv] ~ Ar cahd[#chdmsd.]1. tanıma, 2. yükümlülük, yemin, söz < Ar cahida tanıdı, kabul etti, üstlendi ahize [#'%5 sf.] alan, alıcı" ahz * Karş. Ar a%ı5at (zorla alınan şey). ahkâm Hukm yargı" hüküm ahlak yaradılış " halk2 [xiv] [xiv] ~ Ar aHkâm [#Hkm çoğ.] hükümler < Ar [xx/a] telefon alıcısı (Fr récépteur karşılığı) < Ar a^5

~ Ar axlâq[#xlq çoğ.] yaradılış, huylar < Ar xulq ~ Yun a%lada yaban armudu, pyrus ~ Ar aHmaq [#Hmq sf.] aptal, budala < Ar

ahlat a%lat [xvii] amigdaliformis ~ EYun a%râs, -d- a.a. ahmak Hamuqa aptal idi" hamakat * Kusur ve renk sıfatları yapan afcal vezninde, ahmer * Hilali ahmer "kızıl ay" demektir. ahsen Hasan güzel" hüsn ahşap Ar %aşb tahta, ağaç [xiv] [xiii]

~ Ar aHmar [#Hmr sf.] kırmızı

~ Ar aHsan [#Hsn kıy.] daha güzel, en güzel < Ar ~ Ar a%şâb [#%şb çoğ.] ağaçtan şeyler, kereste <

ahtapot ıxtapod[xvii] ~ Yun o%tapödi "sekiz ayak", a.a. ß Yun októ sekiz (~ HAvr *oktö- a.a. ) + Yun pódi ayak " okt(o)+, podyum ahu a.a. = Ave âsü a.a.) ahu zar ahududu ahval ahz aidat gelir, rant, bir yatırımdan geri gelen " avdet + ~ Fa âh u zar ah vah, ağlama ahu dutu [xix] kırmızı ağaç çileği [xiv] " ahu, dut [xvi] ~ Fa âhü ceylan ~ OFa âhüg a.a. (= Sogd âsük

~ Ar aHwâl [#Hwl çoğ.] haller < Ar Hâl" hal1 ~ Ar a%5 [#'%5 msd.] alma, alım < Ar a%a5a aldı

~ Ar câ'idât [#cwd çoğ.] gelirler < Ar câ'idat^

aile ayilet [xiv] ~ Ar câ'ilat^ [#cwl sf. f.] bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu hane halkı, bağımlılar < Ar câla [msd. cawl/c^iyâlat^] geçimini sağladı, besledi, baktı ait taalluk eden, ilgisi olan " avdet ~ Ar câ'id [#cwd fa.] 1. dönen, geri gelen, gelir, 2.

ajan [192+] ~Fragentsecret gizli görevli <Fragent iş yapan, görevli, vekil ~ Lat agens, t- < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajanda [xx/b] ~ Fr agenda gündem, günlük işler defteri ~ Lat agenda [n. çoğ.] yapılacak olan şeyler < Lat agendus yapılacak < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajans [186+] ; [189+] haber kurumu ~ Fr agence vekâlet, vekillik kurumu, aracı kuruluş ~ Lat agentia < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajda firmasının çay bardağı modeli [200+] büyükçe çay bardağı < marka Aida Paşabahçe

* Markanın yanlış okunmasından ötürü şarkıcı Ajda Pekkan'ın adıyla birleştirildiği rivayet edilir. ajite [etm [xx/b] ~ Fr agiter tahrik etmek, harekete geçirmek ~ Lat agitare a.a. < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ak ak[mak Tü Tü âk [viii] beyaz < Tü *â- açmak, açılmak " ayır-

ak- [viii+] (sıvı) akmak; [xi] akın etmek, yağma için hücum etmek ~ Ar caqb [#cqb msd.] 1. ayak topuğu, 2.

akab[inde ard, peş, sonra (= Aram caqsb- topuk = Akad iqbu a.a.)

akademi akademya [181+] ~ Fr académie 1. bilimsel kuruluş, yüksek okul, 2. özellikle 1635'te kurulan Fransız Akademisi / İt accademia a.a. < Akademía 1. Eski Atina'da bir semt, 2. Eflatun'un (Platon, MÖ 429-347) bu semtte kurduğu felsefe okulunun adı * Modern dönemde ilk kez 1474'te Floransa'da kurulan Platonik Akademi için kullanılmıştır. akait [xvii] ~ Ar caqâ'id [#cqd çoğ.] ilkeler, aksiyomlar, İslam inancının temel ilkeleri < Ar caqldat^ " akide 1 akaju fıstık ~ Port a caju ~ Karib akamet sonuçsuz, etkisiz < Ar caqama kısır idi, kısırlaştırdı akar akaret caqâr " akar akasya acacia arabica ~ E Yun akakía a.a. [xix] [xiv] ~ Ar caqâr [#cqr] gelir getiren mülk ~ Ar caqârât [#cqr çoğ.] gayrımenkuller < Ar [xx/a] ~ Fr acajou tropik bir ağaç, bu ağaçtan elde edilen ~ Ar caqâmat^ [#cqm msd.] kısır,

~ Fr acacia kurak bölgelere özgü bir ağaç,

* 16.-19. yy'da rastlanan Tü akakiya biçimi doğrudan Yunancadan alıntıdır. akbaba akça/akçe + <Tü [xvii] başı beyaz olan bir tür yırtıcı kuş, a.a. " ak, baba [xiii] 1. beyaz, 2. gümüş, 3. gümüş para < Tü ak " ak

* Karş. Fr argent, İsp plata (1. gümüş, 2. gümüş para, genel anlamda para). Karş. sarıca (altın). akıbet [xi] ~ Ar câqibat^ [#cqb fa. f.] ard, son, sonra < Ar caqaba ardından geldi, takip etti < Ar caqb topuk " akab akıl [xi] ~ Ar caql [#cql msd.] a.a. < Ar caqala 1. dizginledi, gem vurdu, 2. akıl süzgecinden geçirdi, akıl yürüttü (= İbr #cql rehin etme, haczetme) akın akışkan Tü akın [xi] sel; [xiv] baskın, yağma, dalga YT [194+] seyyal < Tü *akış-" ak< Tü ak-" ak-

Akışmak fiili mevcut değildir.

[xvii] eritilip sertleştirilmiş şekerden yapılan şekerleme - Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] 1. katılaşmış şey < Ar caqada düğümledi, bağladı, (alçı) dondurdu, (bal) katılaştırdı" akit1 akide2 [xvii] ~ Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] 2. kesin sayılan ilke veya öğreti, aksiyom < Ar caqada düğümledi, bağladı, katılaştırdı" akit1 akif [xiv] ~ Ar câkif [#ckf fa.] adayan < Ar cakafa [msd. cuküf] adadı, kendini verdi, meşgul oldu, müptela oldu akik taş, agat akil akim [xiv] ~ Ar câqil [#cql fa.] akıllı, rasyonel" akıl ~ Ar caqîm [#cqm sf.] sonuçsuz kalan " akamet ~ Ar caks [#cks msd.] yansıma, [xiv] ~ Ar caqîq [#cqq sf.] 1. yarık, 2. bir tür değerli

akide 1

akis/aksaks [xiv] tepki, bir şeyin tersi < Ar cakasa yansıdı, tersine döndü akit1/akdakd [xiv] düğüm, 2. sözleşme < Ar caqada bağladı, düğümledi, ilikledi akit2 [xvii]

~ Ar caqd [#cqd msd.] 1. bağ,

~ Ar câqid [#cqd fa.] akteden, sözleşen" akit1

akompanye[etm [187+] ~Fraccompagner eşlik etmek ~ OLat accompaniare a.a. ß OLat ad- bir şeye, birine + OLat *companiare yoldaşlık etmek < OLat companio "ekmek paylaşan", yoldaş " ad+, kumpanya akor [xx/b] uyumlu ses grubu ~ Fr accord uyum, ses uyumu, akor < Fr accorder uyum sağlamak, ses veya fikir birliğine varmak ~ OLat *accordare B Lat ad- katılma edatı + Lat cor, cord- yürek, akıl, gönül" ad+, kör2 * Veya < Fr corde < Lat chorda (tel, çalgı teli). Bk. kordon. akordeon [xx/a] ~ Fr accordéon bir müzik aleti ~ Alm akkordeon a.a. ^ 1829 Cyril Demian, Avst. müzik aleti yapımcısı < Alm akkord akor " akor akort akorda [xix] bir çalgının uyumunu sağlama uyum, ses uyumu, akor < İt accordare " akor akr(o)+ HAvr *ak-ro- < HAvr *ak- keskin, ekşi, sivri ~ İt accordo

~ Fr/İng acr(o)- ~ EYun akrós uç, sivri ~

* Aynı kökten EYun oksys (ekşi), Lat acer (keskin), acus (iğne, sivri), acetum (sirke). Tü ekşi sözcüğünün bu grupla ilişkisi tartışılmıştır. akraba qarîb [sf.] yakın " kurbet ~ Ar aqrabâ' [#qrb çoğ.] yakınlar < Ar

akran eşleşenler, yaşıtlar < Ar qirn eş, çift" karine 1 akredite [etm [xx/b]

~ Ar aqran [#qrn çoğ.] eşler, bir yarışta ~ Fr accrediter kredi vermek, inandırıcı

kılmak ~ OLat accreditare a. a. ß OLat ad- bir şeye + OLat creditus inanca, kredi" ad+, kredi akreditif [xx/b] ~ Fr accreditif kredi mektubu" akredite

akrep [xiv] ~ Ar caqrab [#cqrb] 1. zehirli bir haşere, akrep, 2. sivri uçlu bir tür çengel, 3. saatin kısa kolu (= Aram caqrsbâ akrep = Akad aqrabu a.a.) * EYun skorpíos (akrep) biçimi muhtemelen bir Sami dilinden alınmıştır. akrilik [xx/c] ~ Fr acrylique akrooleinden elde edilen bir polimer / İng acrylic a.a. < Fr acryle/acryl < Lat acer keskin, ekşi " akr(o)+ akrobat [xx/b] ~ Fr acrobate cambaz ~ EYun akróbatos parmak uçlarında yürüyen ß EYun akrós uç + EYun bátos yürüyen (< EYun bainö, bat-yürümek, adım atmak ) " akr(o)+, baz akropol [xx/b] ~ Fr acropole antik kentlerde hisar, iç kale - EYun akrópolis hisar, yukarı kent ß EYun akrós uç + EYun pólis kent" akr(o)+, politik akrostiş [xx/b] ~ Fr acrostiche bir şiirin mısralarının ilk harfleriyle yapılan söz oyunu ~ EYun akrosti%es ß EYun akrós uç + EYun stíks, sti%- sıra, satır, mısra " akr(o)+ aks [xx/c] ~ Fr axe eksen, dingil, üzerinde tekerleklerin döndüğü mil ~ Lat axis a.a. ~ EYun âksön a.a. ~ HAvr *aks- a.a. aksa[mak Tü ağsa- [xi] yavaş gitmek, topallamak < Tü *ağıs ağır, yavaş " ağır

* Karş. Tü akru (yavaş - xi). aksak Tü aksak/ağsağ [viii+] aksayan, yavaş giden < Tü a%sa-[xi] " aksa-

aksam qism " kısım

~ Ar aqsâm [#qsm çoğ.] kısımlar < Ar

aksan [188+] ~ Fr accent konuşma vurgusu, aksan ~ OLat accentus (bir metni veya sözü) makamla söyleme ß Lat ad- bir şeye + Lat cantare terennüm etmek, şarkı söylemek " ad+, kanto aksata alışveriş " ahz, ita ~ Ar a%5 wa icTâ ahz u ita, alıp verme,

akselere [etm [xx/b] ~ Fr accélérer hızlanmak, hızlandırmak ~ Lat accelerare a.a. ß Lat ad- + Lat celer hızlı, seri ~ HAvr *kel-es- hızlı" ad+

akseptans [xx/c] ~ Fr acceptance kabul ediş, kabul belgesi < Fr accepter kabul etmek ~ Lat accipere, accept- a. a. ß Lat ad- bir şeye + Lat capere, capt- el koymak, tutmak " ad+, kapasite aksesuar [xx/b] ~ Fr accessoire eklenti, tali unsur, süs ~ OLat accessarius a. a. < Lat accedere, access- yanına gitmek, yanaşmak, katılmak ß Lat ad- bir şeye + Lat cedere, cessgitmek, varmak, ayrılmak ~ HAvr *ked- gitmek, terketmek, ayrılmak "ad+ aksır[mak +kirTü asur- [xi] a.a.; aksur- [xiv] < Tü *askur- < Tü as [onom.] aksırık sesi "

* Ses yansımalı fiiller yapan -kır- eki varsayılmalıdır. Karş. Azer asqur- (a.a.). aksi aksiseda caks yansıma, akis + Ar Sadân ses, eko " akis, sada ~ Ar caksî [#cqs nsb.] ters " akis ~ Fa caks-i Sadâ ses yansıması, eko ß Ar

aksiyom [192+] ~Fraxiome matematikte ispatı gerekmeyen ilke ~ EYun aksiöma < EYun áksios denk, uygun, değerli aksiyon [xix] hisse senedi; [xx/b] eylem ~ Fr action 1. eylem, edim, icraat, 2. hisse senedi ~ Lat actio eylem < Lat agere, act- yapmak, eylemek, icra etmek, harekete geçirmek ~ HAvr *ag- harekete geçmek veya geçirmek Aynı kökten EYun âgo (sürmek, sevketmek, götürmek), agón (yarış). EŞKÖKENLİLER: Lat agere : acente, ajan, ajanda, ajans, ajite, aksiyon, aktif, aktive, aktör, aktris, aktüarya, aktüel, antrakt, hiperaktif, kaşe, kaşkol, manej, reaksiyon, radyoaktif EYun ágo : demagog, pedagog, sinagog, strateji EYun agón : antagonist akson [xx/c] ~ Fr/İng axon/axone sinir hücresinin sinirsel uyarıyı ileten uzantısı ~ EYun âksön eksen " aks aksülamel + caksü-l c^amel [xix] karşı eylem (Fr réaction karşılığı) B Ar caks yansıma, tepki + Ar camal eylem " akis, amel ~ Sogd %Şâm akşam, akşam

akşam a%şam [xi] yemeği (= Ave %Şaprt akşam veya gece = Sans kşapâ a.a.) aktar attar aktar[mak Tü attar [xiii]

~ Ar caTTâr [im.] ıtır satan, parfümeri"

ağtar- [viii+] çevirmek, devirmek, döndürmek

2. eylemek " aksiyon aktris [f.yapmak. ~ akuamarin [xx/b] ~ Fr aquamarine 1.su ~ Lat aqua a. act. zabıt < Lat actus edim. ponksiyon akustik [192+] ~Fracoustique işitmeye ilişkin. actaktüel [xx/b] eylemsel < Lat actus eylem.a. ~ İt acqua / Fr aqua. yeşilimtrak açık mavi renk. a.] " aktör aktüalite konular < Fr actuel" aktüel [xix] ~ Fr actrice kadın tiyatro oyuncusu ~ Lat actrix [195+] ~Fractualité güncellik. rabıta " ad+ * Karş. çoğ. dekuple.< HAvr *kous. -ive eylemli. güncel aktüarya [xx/c] ~ Fr actuariat sigortacılıkta ihtimal ve risk hesabı < İng actuary sigortacılıkta ihtimal ve risk hesabı uzmanı ~ Lat actuarius zabıt kâtibi < Lat acta [n. a. Karş. İng. a. fiil" aksiyon akua+/akva+ HAvr *akwâ. eylem < Lat agere. işitsel ~ EYun akoustikós < EYun akoüö işitmek ~ HAvr *skous-yo. etkin ~ Lat activus < Lat aktinyum [xx/b] ~YLatactinium radyoaktif bir element^ 1899 André-Louis Debierne.] "edilmiş şeyler".işitmek . eylemek " aksiyon ~ Fr actif. kimyacı < EYun aktîs. tiyatro oyuncusu ~ Lat actor icra eden < Lat agere. aktive [etm [xx/c] ~ Fr activer etkin hale getirmek" aktif aktör [xix] ~ Fr acteur eyleyen. aktîn.ışın. ~ Fr actuel fiili. güncel ~ OLat actualis fiili. bu renkte bir süs taşı ^ İlk anlamda 1846 John Ruskin. kayıtlar. vitamin [xx/c] [xx/b] ~ Fr aquarelle suluboya ~ İt ~ Alm aquavit bir tür alkollü içki ~ Lat akuple [etm [xx/c] ~ Fr accoupler çift koşmak ~ OLat *accopulare ß OLat ad.yapmak. boyunduruk. act. < İt acqua su " akua+ akuavit aqua vitae hayat suyu " akua+.bir şeye + OLat copulare bağlamak < Lat copula iki şeyin bağı. Fr. akupunktur [xx/c] ~ Fr/İng acupuncture iğnelerle tedavi yöntemi ß Lat acus iğne + Lat punctura delme " akut. sanat eleştirmeni ~ Lat aqua marina deniz suyu " akua+. marina akuarel/akvarel acquarella a. şua * Yunanca sözcük Lat radius (ışın) karşılığıdır.aktif [xx/b] agere. icracı. radyum.

Lat acutus < Lat acuere sivriltmek. alaca alâ (zarf). zaptetmek. suya ait" akua+ akya [xix] bir tür büyük balık. kümülüs akvaryum [189+] ~YLataquarium[n. sağanak. fırtına " bora [xvii] altüst olma.akut [xx/b] ~ İng acute keskin. Lat lichia. Frenk . lichia Tü ~? * Karş. pek güzel. kuzu balığı. İt lezza/lizza/alicia. 3. ani (sancı. alabanda [xvii] ~ İt alla banda gemicilikte dümeni sağa veya sola sonuna kadar kırma < İt banda2 yan.bir yere + Lat cumulare toplamak. daha yüksek. güzel" anlamı Türkçeye özgüdür. İng.] içinde su canlılarının yaşatıldığı yapay ortam # 1850 Philip Gosse. toplayıcı. keskinleştirmek ~ HAvr *ak-u.] daha yüksek.a.a. alabros brosse fırça ~ OLat bruscia a. biriktirmek ~ Lat accumulare a. sivri " akr(o)+ akü akümülatör[192+] ~Fraccumulateur1. taraf" bandıra alabora rüzgar. iyi (sıfat) [xiv] 1. devrilme < Ven bòra ani * Ven albora < alborar (direk dikmek) fiiliyle ilgisi gösterilemez. 2. ornitolog < Lat aquarius suya ilişkin. al âl [viii] kırmızı * Karş. a. karışık renkli. sivri uçlu. ß Lat ad. al[mak Tü al.< HAvr *ak. [xvii] 2. Fransız " frank [187+] ~ İt alla franca Frenk gibi.).a. " fırça alaca <Tü [xiv] karışık renkli < Tü ala " ala alacık Tü [189+] ~Fr à labrossef ı r ç agibi<Fr alaçu [viii+] bir tür büyük çadır alafranga usulü < öz Franco Frank. en yüksek " ali * "İyi.). elektrik biriktiren cihaz < Fr accumuler " akümüle akümüle [etm [xx/b] ~ Fr accumuler birikmek. en yüksek. almak ala Tü al kırmızı" al Tü ala [xi] renkli. hastalık) . Moğulağan>ulaan (a. toplanmak.biriktirici. Yun lítsa/létsa. küme olmak " ad+. Fr liche/lichié (a. pek iyi ~ Ar aclâ' [#clw kıy.keskin. güzel.[viii] elde etmek.

alaca bulaca. sarktı. liste " kart2 alakok coque yumurta kabuğu alamana [xx/a] ~ Fr à la carte "listeye göre". alamet) + Ar sama' gök " alamet. özellikle kıyamet belirtileri calâmat^ [#clm msd. " ad+.fiilinden benzerlik yoluyla türetildiği anlaşılmaktadır. uzaklaş! < İt allargare açılmak. calaq] 1. ~ Fr à la cocque kabuklu yumurta < Fr [xix] bir tür balıkçı kayığı.] işaret. alakart [189+] restoranda seçmeli menü < Fr carte kart.alagarson Fr garçon oğlan " garson [xx/b] ~ Fr à la garçon oğlan gibi (saç kesimi) < alaimsema [xviii] gökkuşağı ~ Ar calâ'imu-s-samâ' gökte beliren alametler ß Ar calâ'im [#clm çoğ. Türk alavera [xix] dolap. Karş. larj alarm [xx/b] ikaz sinyali ~ Fr alarme silaha çağrı [xiv].] işaretler. çabuk pişirilen ~ Fr à la mode modaya uygun < Fr mode " alarga [xvi] gemicilikte "açıktan geç" komutu ~ İt allarga açıl!. dürüst olmayan iş .] ilişki. alaturka usulü < öz Turco Türk " Türk alavere [187+] ~İt alla turca Türk gibi. im " alem1 alaminüt [xx/b] yemek < Fr minute dakika ~ Lat minutus " mini1 alamod moda alan Tü [xx/a] alan [xi] açık ve düz yer ~ Fr à la minute dakikalık. her çeşit ikaz sinyali [xvii] ~ İt all' arme silahlara! < İt arma silah " arma alaşım YT [194+] halita < Tü *alaş-" ala * Bulaş.İt alamanna [f. bu tür kayıklara mahsus ağ . alaka [xiv] ~ Ar calâqat^ [#clq msd. uzaklaşmak < İt largo açık.] Alman tarzı. Alman usulü < öz Alamanno Alman " Alman ~ Ar alamet [xiv] belirtiler. asıldı. sema1 * "Gökkuşağı" anlamı Türkçeye özgü olmalıdır. bağlantı < Ar caliqa [msd.a. alametler (< Ar calâmat^ işaret. belirti. bağlandı. 2. ilgilendi [msd. geniş ~ Lat largus a. ilgi.

sosyal anlamda daha düşük pozisyonda olan < Tü *alış-ak < Tü alış. uysal. alay1 [xiv] bir tür süvari formasyonu ~ O Yun allági(on) Bizans ordusunda bağımsız süvari birliği ~ Lat alae [çoğ.bulaşmak. âlây.bulaşmak " alay2 ~ Fa alaz <Tü [xvii] = Tü yalaz/yalaw/yalan/yalm alev. kirletmek alayiş [xvii] bulaşma. uysallaşmak " alış* Özgün anlamı alçak gönüllü deyiminde korunmuştur. bulaşıklık.* Almak vermek fiillerinden veya Fr alivrer sözcüğünden türemiş olması zayıf olasılıktır. Karş. 2. dalavere. alçı <Tü alçığ [xiii] duvar ve sıva yapımında kullanılan bir tür ak toprak < Tü *alış-ığ yumuşak < Tü alış. [xix] dünyevi gösteriş. âlây. beyaz kâğıt. kandırmak < aldan[mak <Tü Tü âl2 [viii] hile. ben1 [xx/b] ~ Fr albinos doğuştan saçları ak + al beni [xix] çekicilik.. bey albeni " al-. Fiziksel anlamda kullanımına 15.yumuşamak " alışaldan.parlamak. yanma. alçak [xvii] hakir.[xi] aldatmak. yozlaşma. yumuşak huylu.evcilleşmek.] beyaz şey.a.] < Lat ala 1. alşak [xiv] a. albüm [xix] ~ Fr album boş yapraklardan oluşan kitap. geleneksel Türk akıncı düzeninin aksine. tahkir etmek (argo) âlây bulaşma.] dalgıç albay YT [193+] < Tü alaybeyi" alay1. düzgün saflar halinde dizili süvari birliğidir. alay2 alay etmek [188+] eğlenmek.a.Fa alâyiş bulaşış. kirletme < Fa âlüdan. Roma ordusunda süvari birliklerine verilen ad * Latince sözcük MÖ 2. yozlaşma < Fa âlüdan. ciltli defter ~ Lat album [n. kanat. pelikan ~? Ar al-ğaTTâs [#ġTs im. Yunanca biçim ilk kez VIII Konstantin Porphyrogenetos'un 959 tarihli yasa derlemesinde görülür. yanmak " yanalbatros [xx/b] ~ Fr albatros bir tür deniz kuşu ~ Port alcatraz balıkçıl kuşu. Türkçe sözcüğün orijinal anlamı. aldatma .a. yy'dan itibaren kaydedilmiş olup merkezdeki piyade birliğinin sağ ve solunda konuşlanan süvari birliklerini ifade eder. cazibe albinos/albino olan < Lat albus beyaz ~ HAvr *albh. yumurta akı < Lat albus beyaz " albinos alçak Tü alçak [viii+] mütevazı.[xiv] kandırılmak < Tü alta. pest. boş sayfa < Lat albus beyaz " albinos albümin [192+] ~Fralbumine yumurta akında bulunan bir protein ~ Lat albumen ak madde. debdebe . yy'dan itibaren rastlanır. parıltı < Tü yal.

aşikâr oldu . alışılmış ~ Ar cala-1-c^umüm genellikle. alemdar sancak. sonsuz süre. kaptırmak . dent. +dar alengir[li -? ~ Fa calamdâr sancaktar < Ar calam alenî ~ Ar çalanı [#cln nsb. alem2 [xi] ~ Ar câlam [#clm] dünya. acele alelade surette " ale+.a. üstü. aldur-[xiv] almasına neden olmak. dünya. < YLat alcool dehydrogenatus hidrojeni alınmış alkol" alkol.a.(öte).kökünden Lat alter (başka). bayrak " ilim [xiii] sancak ~ Ar cala-1-c^acalat^ acele ile. acele ~ Ar cala-1-c^âdat^ adet üzere. 2. uls. herkes ~ Aram câlam 1.a. EYun odoús. İbr colam (sonsuz süre.] gizli olmayan. Sans dantaka. alelacele olarak " ale+. * Aynı kökten Fa dand. adet2 alelumum olarak " ale+. odont-. ult. usulü gibi" ~ Ar calam [#clm] simge. umum alelusul ale+.aldehid [xx/c] ~ Fr aldéhyde alkollerden elde edilen bir kimyasal madde sınıfı / İng aldehyde a. gibi. ~ HAvr *dent. belirti. genel ~ Ar cala-1-uSül usul üzere.[xix] aldırış etmek. hidr(o)+2 aldente [xx/c] ~ İt al dente "dişe gelir". göz önünde < Ar calana [msd.a. yeryüzü. evren * Karş.a. başka şey ima etme ß EYun állos başka (~ HAvr *al-1 öte. İng tooth < Ger *tanth. söylemek " kategori * HAvr *al. üzere (edat) alegori [xx/b] ~ Fr allégorie simgesel anlatı ~ EYun allegoria başka türlü söyleme. aldır[mak Tü altız. az pişmiş makarnayı tarifeden bir söz < İt dente diş ~ Lat dens. açık.(diş).[viii+] almasına neden olmak. ebediyet). işaret. karşı. önemsemek < Tü al-" al* Geç döneme ait olan ikinci anlamın kaynağı açık değildir. calâniyyat^] açığa çıktı. ebediyet. başka) + EYun agoreüö konuşmak. ale+ ~ Ar cala(y) üzeri. aldır. usul1 alem1 sancak. Belki "burnundan kıl aldırmak" deyiminden. bayrak " alem1.

2.] Ali'ye mensup olan < öz cali Ali b.] araç. ferahlık.sesinin inceltilmesi Farsça etkisi veya Farsçadan ikincil alıntı gösterir. yalabık (parlak xvi).rahat. gibi" ale+ [xiv] ~ Ar calay-h(um) onun üzeri < Ar cala(y) üzere. Akad alpu. alev <Tü alâv/alev [xvii] . etraf < Lat adiacere etrafında olmak. aygıt < Ar âla [msd. . İbr eleph (öküz). [200+] popüler psikolojide aktif erkekler için kullanılan bir sıfat ~ EYun álfa Yunan alfabesinin ilk harfi ~ Fen alep öküz. TTü yalabı. Ebi Talib. a." belki "çömlekçi çarkı" olmalıdır. karşı. Karş. erg alesta [xvii] hazır etmek ß İt ad bir şeye + İt lesto hazır " ad+ alet awl/ma'âl] döndü [xiv] ~ İt allesta hazır ol! < İt allestire hazır ~ Ar âlat [#'wl msd. ~ Ar calayhi-s-salâm barış ~ Ar calaykum as- aleyhisselam [xi] selam sözü (onun) üzerine < Ar calay-hi onun üzeri" aleyh aleykümselam [xiv] selam sözü salâm barış (sizin) üzerinize < Ar calay-kum sizin üzeriniz " aleyh alez [xx/c] ~Fràl'aise1. Fenike yazısı Arami yazısının bir varyantıdır. gönlü ferah. Esasen Türkçe bir kelime olduğu halde -l. rahat ~ OLat *adiaces çevre.(parıldamak. bitişmek alfa [xx/b] bir tür radyoaktifışın. alev Tü yalaw [Abuş. " alfa. farklı + EYun érgon iş.alerji [195+] ~Frallergie vücudun bir dış etkene verdiği normal dışı tepki ~ YLat allergia ^ 1905 Clemens von Pirquet. calev [xvii] Çağ] a. Alevi [xi] ~ Ar calawl [#clw nsb. beta ~ Fr alphabet harfler dizisi ~ EYun álfa beta ~ Fr alphanumérique harf ve rakamları alfanümerik [xx/c] içeren dizi / İng alphanumeric(al) a.a. Avst. alfabe [xx/a] Yunan alfabesinin ilk iki harfi" alfa. hekim ß EYun állos başka. yatak çarşafının altına serilen emici örtü < Fr aise hareket alanı. İslam peygamberinin damadı aleyh ile. Fenike alfabesinin ilk harfi = Aram âleph Arami/İbrani alfabesinin ilk harfi * Fenike yazısında A harfi öküz başı simgesiyle gösterildiği için. ışımak xiv). [xx/c] bazı tıp ve elektronik terimlerinde kullanılan bir bileşen. * Arapça sözcüğün nihai anlamı "dönen şey. numara . xv+ * Karş. = Tü yalab yalab [DK] parıl parıl ~ Fa âlâw parıldama. yalab yalab (parıl parıl xiii). çalışma " alegori.

~ OFa alüg a. [xvii] üstüne almak. < Tü al-" al- [193+] ganimet. yumuşamak < Tü almak " al* Türkiye Türkçesinde -iş.a. adet edinmek. alim Ar calama bildi" ilim alimallah alizarin [xx/b] ~ Ar câlimu-llâh Allah bilir " alim. alt olunmak. taraf" ali. usare " usare alize [xx/b] ~ Fr alizé tropik bölgelerde esen bir rüzgâr ~ ? alkali [183+] ~Fr/İng alkali bir kimya terimi~Ar alqall [#qlw] kostik soda. almak). yy) < öz %warizm Orta Asya'da bir ülke. [194+] idrak algoritm/algoritma [xx/b] ~ Fr algorithme matematikte bir problemi çözmek için uygulanan prosedürler dizisi ~ EFr algorisme Arap sayılarıyla aritmetik işlem yapma yöntemi [esk. ali [xiv] culüw] yüksek idi. aptal alın Tü alın [viii+] ön taraf. [xiii] değişmek. allah ~ Fr alizarine kırmızı kök boya < Fr [xi] ~ Ar calim [#clm fa. crataegus ~ Fa âlüça küçük erik. yükseldi. yüce < Ar calâ [msd.a.[xi] alışveriş etmek. cüsseli ve kaba kimse. ahzetmek. hassasiyet göstermek < Tü al-" alalış[mak Tü alış. alicenap ~ Fa câlîy canâb yüce makam. Harezm alıç oxyacantha alık Tü [xi] meyvesi eriğe benzeyen yabani bir meyve. alın alın[mak Tü alın. dolap âl-i Cengiz Cengiz Han sülalesi. fırınladı . değiştirmek. Anlam için karş. yy son yarısında Kırım hanlarını ilgilendiren karmaşık siyasi entrikalardan dolayı. takas etmek. özellikle bu sülaleden gelen Kırım ve Besarabya hanları < Tü * Muhtemelen 18. alıç ^ küç. yüceldi ~ Ar câlîy [#clw sf. kat. bilen. [xiv] yenilmek. [xiv] benimsemek. uysallaşmak.] < al-%warizmı İslam matematikçisi Harezmi (9. cephe. aluk/alığ [xi] kel.alg algı YT [xx/b] ~ Fr algue yosun ~ Lat alga a. sodyum hidroksit < Ar qalâ yaktı. cenap alicengiz alicengiz oyunu [xix] dalavere. evcilleşmek. majeste ß Ar câlîy yüksek + Ar canâb nezd. evcilleşmek) < suescere (benimsemek. Lat consuescere (alışmak.[xi] kendine almak.] ilim sahibi.] yüksek. hazret.ekinin refleksif kullanımıyla "kendine almak" anlamında. bilgin < alizari kök boya hammaddesi ~ Ar al-cuSârat^ öz suyu.

< E Yun alöpeks tilki ~ HAvr *wlp-e.a. yy'da İspanya Arapları tarafından Avrupa'ya getirildiği ve kurşun sülfat maddesi de alkol gibi damıtıldığı için.fiiliyle birleştirilmesi keyfidir. antimon veya kurşun sülfat < Ar kaHala karardı * İmbikle damıtma tekniği 12. kısalttı. < öz Alamanni 3. kelam ß Ar callama [II] bildirdi + Ar kallama [II] Alman Alaman [xvii] ~ Fr Allemand a. alak bulak [xv-xvii] . özetlenmiş (yazı) < Ar naqqaHa [II] bir kitabı redakte etti. düşünür ~ Ar al-munaqqaH [#nqH II mef. Allah [xi] ~ Ar allâh [#'lh] < Ar al-(i)lâh tanrı" ilah ß Tü allak bullak ikil alas bulas [xi] karma karışık.a. allame alim. allegro [192+] müzikte bir tempo neşeli ~ OLat *allecrus ~ Lat alacer. çeşitli bilgiler içeren takvim ~ YLat almanac a. yy'da ortaya çıkan bir Germen aşiretleri birliği ß Ger *all. redakte edilmiş.canlı.[viii+ Uy] övmek. kellik / İng . kutsama < Tü alka.a.] gözden geçirilmiş. her + Ger *manniz insan. münavebe * Kırgızca sözcüğün etimolojisi açık değildir.a. a. # 1267 Francis Bacon.] çok bilen. alaca bulaca [xvii] ala karışık renkli + Tü bulğa. alacr. fazlasını kesti. en alim " ilim [xiv] ~ Ar callâmat^ [#clm im.alkış Tü alkış [viii+] övgü. bula* Moğ alag bulag (a.a. alo [ 192+] genel selam sözü ~ EFr ho là "hey oradaki!" alopesi [xx/c] alopecy a. İng. karıştırmak " ala. kutsamak alkol [xix] ~ Fr alcool mayalı içkilerden damıtma yoluyla elde edilen kimyasal madde ~ İsp alcol a. özetledi < Ar naqaHa [msd. naqH] budadı almaşık YT [194+] alternatif <Kırg almaş nöbet. Tü al. salname. erkek " manken almanak [xix] ~ Fr almanach yıllık. hareketli allem kallem konuştu " ilim. çok ~ İt allegro şen.tüm.) biçimi Türkçeden alıntı olmalıdır.[xi Ha] karmak.a. ~ Fr allo telefon hitabı ~ İng hallo/hullo ~ Fr alopécie saç dökülmesi. ~ Ar al-kuHl [#kHl] göze sürülen sürme.

bu hayvanın yünü ~ Quech alpako a. a. ~ Fr altimètre yükseklik ölçme cihazı ß altimetre [xx/b] Lat altus yüksek + EYun métron ölçü " alto.]. Aynı kökten Lat vulpes. +metre altmış Tü altmış [viii+] a. a. alpaka 1 [192+] ~İspalpaca Güney Amerika'ya özgü bir memeli hayvan. müzikte yüksek perdeden erkek sesi.İt altezza yükseklik. 3.yüksek. buna eşdeğer perde ~ Lat altus boy atmış. boy atmak). yüksek ~ HAvr *al-to. Ave raopis. < Tü altı" altı * -mış ekinin işlevi belirsizdir. altın altun [viii] a. Sans lopâsâ. Erm aġvés < EErm alwes. alpac. < HAvr *al-3 (bitki veya canlı) yetişmek. alpinizm Alp dağlarına ait < öz Alpe Alp dağları alt Tü alt [viii+] a. . almaşık < Fr alterner ~ Lat alternare bir işi sırayla yapmak < Lat alter öbür.> Fa röbâ (tilki). diğer < HAvr *al-1 öte. öteki ~ HAvr *al-tero. Karş.a. yücelik < İt alto yüksek " alto altı Tü Tü altı [viii] a. tenor [esk.* Tilki yılda iki kez tüylerini döktüğü için.barış " alüminyum. alto [189+] ~İtalto1. Fr/İng altitude < Lat altitudo (yükseklik). boy atmak * Aynı kökten Lat alescere (büyümek. a.iki şeyden başka olan. sırayla değişen. başka " alegori alternatör cihaz < Fr alterner " alternatif altes [xix] [xx/b] ~ Fr alternateur alternatif akım üreten ~ Fr altesse prens rütbesindeki kişilere hitap şekli . alüminyum [192+] 1808 Humphrey Davy. büyümek. pac.bir alüminyum alaşımı ß YLat aluminium + Lat pax.a. İngiliz kimyacı < Lat alumen şap ~YLat aluminium bir . pakt * 1920 Versailles barış antlaşmasıyla aynı günlerde icat edildiği için. seçenek. [xx/a] ~ Fr alpinisme dağcılık sporu < Fr alpin alternatif [xx/b] ~ Fr alternatif 1. < Quech pako kızıl kahverengi alpaka2 [xx/b] ~ YLat alpax. a. pes perdeden kadın sesi [xvi]. 2. 2.a.

Moğ aman (ağız).a. * Karş. duyguları altüst olmuş < Fr s'emballer gemi azıya almak.+ Fr balle balya. ittifak etmek ~ Lat alligare a. ~ OLat amalgama simyada civa alaşımı ~ Ar al-malġam alaşım. " merhem aman [xi] ~ Ar âmân [#'mn] güvenlik. varmak. bağdaştırmak. balya ambale [xx/b] ~ Fr emballé gemi azıya almış (at). lavabo alyans [xx/a] ~ Fr alliance 1. karanlık olma [xiv] emma [xi] ~ Ar amma gelgelelim.suyla akıtmak.gelmek. a. erkeksi veya savaşçı kadın ~ EYun amazon savaşçı kadınlar kavmi * Yunanca sözcüğün a-mazós (memesiz) sözcüğünden türetilmesi halk etimolojisidir. paket < Fr emballer paketlemek ß Fr en. < EYun malâssö. güvence" emanet amatör [192+] ~Framateur bir işi zevk için yapan ~ Lat amator seven < Lat amare sevmek ~ HAvr *am. nikâh yüzüğü < Fr allier bağdaşmak. maksat" anlamını Dil Devriminden sonra kazanmıştır. 2.sevmek amazon [xx/a] ~ Fr amazone 1. nişangâh * "Gaye. amaç [xi] ~ Fa âmâc hedef. maamafih ~ Ar acmâ' [#cmy sf. laut. olmak.a. yumuşak ve kolay şekillenen her çeşit alaşım / İng amalgam a. gözleri görmeyen < Ar * Kusur ve renk sıfatları yapan afcal vezninde. amade âmâdan. ittifak.bir yere + Lat lavare.a.a. malag-yumuşatmak ~ HAvr *melag. altüst olmak Lat ballare " balad . ambalaj [192+] ~ Fremballage paketleme.. 2. -t. ama1/amma (bağlaç) < Ar am fakat ama2 camiya kör olma. Orijinal biçimin amçık (ağızcık?) olduğu düşünülebilir.] kör. yıkamak " ad+. amçık [xiii] a. a. Yunan efsanesinde savaşçı kadınlar kavmi.alüvyon [xx/b] ~ Fr alluvion akarsuyun sürüklediği kumlu toprak. hazır olmak ~ Fa âmâda gelmiş. hazır < Fa/OFa amalgam [xx/c] ~ Fr amalgame civa alaşımı. lig am Tü am [xi] dişilik organı.a. dere mili < Lat alluere suyla sürüklenmek ß Lat ad. top " in+1. a. ß Lat ad. amçuk [xiv] a. bulamaç. krem ~ EYun málagma.bir şeye + Lat ligare bağlamak " ad+. âmây.

ambiyans [xx/b] ~ Fr ambiance çevre. güvendik (birinci çoğul şahıs) < Ar amana [IV] inandı. it-gitmek.dolaşmak.bir. işlem " amel ~ Ar camalat^ [#cml çoğ. dolaşmak. birikim. a. saplama < EYun embâllö katmak. kumanya) ß HAvr *sem. genel hava ~ Lat ambientia dolaşım < Lat ambire. her çeşit güzel koku = OFa anbar a. çevre ~ Fa canbar büy güzel kokulu bir çiçek ß ~ Fr/İng ambi. ambit. barikat dikmek < OLat inbarricare a. iyon amblem [xx/b] ~ Fr emblème simge. yol almak ~ HAvr *eigitmek " ambi+. güvendi" emanet amentü [xiv] ~ Ar âmantu [#'mn IV] "inandım". amblem ~ EYun emblema. a. eylem < Ar camala çalıştı. eylem.sokuş. [xix] ishal msd. işledi * "İshal" anlamı muhtemelen "bağırsak boşaltma işlemi" anlamında bir hüsnü tabirden türemiştir. işlem. dolanmak ß Lat ambo + Lat ire. İslami inanç formülünün ilk kelimesi. abluka ~ İsp embargar etrafını çevirmek.a.a.a. ~ EFa hambâra a. içine sokmak ß EYun én içine + EYun bâllö atmak " en+. amberbu Ar canbar + Fa büy koku " amber. amele " amel ameliyat camaliyyat^ ameliye. mağaza ~ OFa hanbar a. iki yanlı. -t.a. (= Sans sambhâra bir araya getirme. barikat. birlikte + HAvr *bher-1 taşımak. < OLat barra engel. +ber ambargo [192+] ~Frembargo bir limana giriş çıkışı engelleme. ambit.] işçiler < Ar câmil işçi ~ Ar camaliyyât [#cml çoğ. işlem. balistik ambülans [xx/b] ~ Fr ambulance tıbbi taşıt aracı < Fr hôpital ambulant gezici hastahane < Lat ambulare gezmek. beraber. " ambiyans amca <Tü abıca/abuca [xvi] babanın ağabeyi [viii] ağabey. ~ HAvr *ambhi iki taraf.] iş. erzak. dolanmak < Lat ambire. yaşlı ve saygıdeğer kimse " ece < Tü *aba eçe ß Tü âpa [viii] baba + Tü eçe ~ Ar camal [#cml amel [xi] iş. ortam.ambar [xiii] ~ Fa anbar depo. bariyer " bar1 amber [xi] ~ Ar canbar [#cnbr] bir tür balinanın midesinden çıkarılan güzel kokulu madde. a. bu kelime ile başlayan formül < Ar amana [IV] inandı" emanet .] işlemler < Ar amenna [xiv] ~ Ar âmannâ [#'mn IV] inandık. getirmek " hem. bu2 ambi+ çepeçevre ~ Lat ambi.a.her ikisi.

matiz * Ametist taşının sarhoşluğa engel olduğu inancından ötürü. tiyatro * İlk kez MÖ 53'te Roma'da Gaius Scribonius Curio'nun inşa ettirdiği çift sahneli oval tiyatro için kullanılmıştır.değil + EYun methüö sarhoş olmak " an+. dibine kadar < Ar camuqa [msd. haritacı < öz Amerigo/Americus Vespucc Amerika kıtasının ayrı bir kıta olduğunu ilk ileri süren İtalyan seyyah (1451-1512) < Emmericus/Emmeric Doğu Gotlara özgü bir erkek adı * Vespucci'nin önadı Alm Heinrich (> İng Henry) adının Doğu Got diyalektindeki biçiminin İtalyanca uyarlamasıdır. amik ('ariz ve amik' deyiminde) derin. ametal metal [xx/c] ~ Fr ametal metal olmayan mineral" an+. Alm. fışkı amfora < EYun amforeús/amfiforeús iki kulplu küp ß EYun amfi. üfürmek. su ve karada hareket eden araç veya askeri birlik ~ EYun amfibíos çift canlı" amphi+. Yarım daire şeklinde tiyatrolar için kullanımı modern döneme özgüdür.] .iki yanlı + EYun théatron tiyatro " amphi+. for. amin2 amfibi [xx/b] ~ Fr amphibie 1. şişirmek " en+. fenol.taşımak ~ HAvr *bher-1 taşımak. etil. arkadaş < Lat amare sevmek " * Türkçe sözcüğün ikinci anlamı Beşiktaşlı taraftar Amigo Orhan'ın lakabından türemiştir.içine üfleme. ß EYun a(n). ametist [xx/b] ~ Fr amethyste bir tür süs taşı ~ EYun améthystos "sarhoş etmez". cumq/c^amâqat^] derin idi ~ Ar camîq [#cmq sf. 2. t. amfizem [xx/c] ~ Fr emphysème tıpta bir vücut dokusunun gazla şişmesi ~ EYun emfysema. +ber amigo seyircisini coşturan kimse amatör [196+] Meksikalılara özgü hitap şekli. dost. a. metil. getirmek " amphi+. su ve karada yaşayan canlı. amfetamin [xx/c] ~ Fr/İng amphetamine merkezi sinir sistemi uyarıcısı olan bir kimyasal madde < Fr/İng alpha methyl phenyl ethy " alfa.iki yanlı. biy(o)+ amfiteatr amfiteatro[187+] ~Framphithéatre daire veya yarım daire şeklinde tiyatro ~ Lat amphitheatrum çift yanlı (tam daire veya oval) tiyatro B EYun amfi. çepeçevre + EYun ferö.Amerika ~ öz (İt/Lat) America bir kıta ^ 1507 Martin Waldseemüller. şişirme < EYun emfysâö < EYun fysâö üflemek. [197+] futbol ~ İsp amigo arkadaş ~ Lat amicus sevgili.a.

sönük. [193+] Türk donanmasında bir rütbe ~ Fr amiral Arap veya Müslümanlarda komutan. borcu taksitle tüketmek ~ OLat *admortire/*ammortire ß OLat ad. borcu taksitle ödemek " amorti . etmen " amel [xiv] ~ Ar camii [#cml fa. itfa edilmiş < Fr amortir. güvenilir. mantalite amok Malay amok a. Amun amorf morfe şekil " an+. avam " umum amnezi [xx/b] ~ Fr amnésie hafıza kaybı ß EYun a(n)değil + EYun mnesis hafıza. doğru. f. morf(o)+ [xx/b] ~ Fr amorphe şekilsiz ß EYun a(n). işçi. mort amortisman [185+] ~Framortissementfinansve muhasebede bir kavram < Fr amortir tüketmek. özellikle sıradan halk. doğru olma " emanet * #'mn kökü Arapça ve İbranicede ortak olmakla birlikte dua sözü olarak kullanılan amin İbranicedir." 2. amortiss. memur. 2. halk câmmat^ [#cmm fa. [xx/c] ~ İng amok öldürme hırsıyla gözü dönmüş olma ~ amonyak [xix] ~ Fr ammoniac Kimyada NH3 bileşiği veya bunun tuzları ~ EYun (h)ammoniakós Libya'da Juppiter Ammon tapınağı yakınında çıkarılan bir tür tuz < öz (h)Ammon bir Mısır tanrısı. Kuran'ın otuzuncu cüzünün adı. 2. adi" amme [xiv] ~ Fa câmTyâna avam tarzında < Ar câmmî ~ Ar amme [xiv] 1. hatırlamak ~ HAvr *mnâ. göçmek " mütasyon amir ~ Ar âmir [#'mr fa.adım adım öldürmek. amin1 [xiii] ~ Ar âmîn dua sözü ~ İbr âmen 1. bey [xi]. halk. tüketmek.] emreden " emir1 amiral [183+] Avrupa donanmalarında komutanı. amiyane [#cmm nsb. a.] kamu.< HAvr *men-1 düşünmek " an+. genel.değil + EYun amorti [xx/b] ~ Fr amorti ölü.yönelme edatı + OLat mors ölü " ad+. itfa etmek. anımsama < EYun mnáomai anımsamak. deniz komutanı [xiv] ~ Ar amîru-1.] 1.] avama ait. amin2 ammonia " amonyak [xx/b] ~ Fr amine kimyada bir bileşik < Lat amip [xx/b] ~ Fr amibe tek hücreli bir canlı ~ EYun amoibe değişken < EYun ameibö değişmek ~ HAvr *smeigw. görevli. yer değiştirmek.hal değiştirmek < HAvr *mei-1 değişmek. "öyledir.(falan) komutanı " emir2 * Türk donanmasında 26/11/1934 tarihli kanunla kullanıma girmiştir. dua sözü < İbr #'mn güvenilir olma.amil etken.

a.ve ög biçimlerine karşılık. an[mak Tü an. genişletmek. an [xiv] ~ Ar ân [#'wn] en kısa süre an+ ~ EYun a(n).biçimini alır.[xiv] yadetmek. amaçladı. .amper [192+] ~ Fr ampère elektrik birimi ^1881 Paris Elektrik Kongresi < öz André-Marie Ampère Fransız fizikçi (1775-1836) amphi+ ~ Fr/İng amphi. fact. her iki el. zikretmek 2. amfi. pekiştirdi. tehlikeye atılmak. bıçak vurmak " ambi+ amut amud [xiv] ~ Ar camüd [#cmd im.a. bir işi bilerek yaptı amyant [xx/b] ~ Fr amiante ateşten etkilenmeyen bir mineral ~ EYun amiántos "lekesiz. cam tüp.(1. onı-/onu. ß EYun a(n). direk < Ar camada dikti. hedefi vurmak. Fransa'da Birinci İmparatorluk (1804-1815) dönemine özgü mobilya stili ~ Lat imperium imparatorluk " imparator ampirik [192+] ~Frempirique deney ve gözleme dayanan < EYun empeiría deneyim ß EYun én + EYun peirâö denemek. Diğer Türk dillerinde tercih edilen ö. hatırlamak. doğru tahmin etmek. * Ayrıca karş.] < Lat ampora testi ~ EYun amforeús " amfora ampüte [etm [xx/b] ~ Fr amputer insan gövdesinden bir organ kesmek ~ Lat amputare budamak ß Lat ambo + Lat putare 1. < HAvr *ne olumsuzluk ve yoksunluk edatı" na+ * Ünsüzlerden önce a-. Bak. 2. dikilitaş. destekledi. anlamak)onıla. doğru tahmin etmek. çepeçevre (edat ve zarf) ~ HAvr *ambhi her iki el" ambi+ ampir [xix] ~ Fr empire 1. sanmak. a-fazi.kesik < HAvr *pau-2 biçmek. budamak. kavrayış). ampul ~ Lat ampulla [küç. bir problemi çözmek. sınamak. hedefi vurmak. anlamak ) (= Moğ 1. öğüt.yapmak " faktör ampul [192+] ~ Fr ampoule şişecik. imparatorluk. lekelenmez". ses hacmini yükseltmek ~ Lat amplificare ß Lat amplus bol. an-arşi. konsantre olmak). Moğ onı (okun üstündeki çentik.] sütun.< HAvr *per-3 denemek. büyük + Lat facere. Oğuz ve Kıpçakçada an. bir problemi çözmek. düşünmek ~ HAvr *pu-to. ünlülerden önce an. teşebbüs etmek ~ HAvr *perya.(okla nişan almak. saymak. 2. onul (zekâ.değil + EYun miainö lekelemek " an+ * Ateşe tutulduğunda leke ve kirlerini kaybettiği için. riske girmek " en+ amplifiye [etm [xx/b] ~ Fr amplifier büyütmek. Karş. gez).a.olumsuzluk ve yoksunluk öneki HAvr *n.ve an biçimleri kullanılmıştır.her ikisi. 2. biçmek. .iki zıt şeyi ya da bir şeyin iki yanını ya da bir şeyin tüm çevresini ifade eden önek ~ EYun amfís.a.

* Karş. Alm an. Türkçede ikinci anlam ağır basmıştır. < EYun analüö ayrışmak.taşımak " ana+. anaç ana Anadolu anaToli [xvi] Orta Anadolu ~ Yun/EYun Anatolía Doğu ülkesi. gevşetmek " ana+. hissetmek " an+. çağ " ana+. tolkalkmak. ana+ edat ve fiil öneki ~ HAvr *an-1 a. " ana+. " ana+ anakonda henakandaya "kırbaç yılanı" [xx/c] ~ İng anaconda bir yılan türü ~? Sinhali Tü ~ EYun aná yukarıya ve açığa yönelme bildiren anaç [xi] anacık. burgaç ~ EYun anaforá dönüş. +ber anahtar [xiv] ~ Yun anoi%teri açkı. eski zamana ait bir anlatım veya tasvire yeni zamana ait unsurlar katan.ana Tü ana [viii+] anne * Daha eski olan ög (anne) sözünün yerini almıştır. öksüz. zamana uymayan ~ Fr anachronique 1. a. kaldırmak ß EYun aná yukarı + EYun ferö. kaldırmak ~ HAvr *tels. lös analjezi [xx/b] ~ Fr analgésie uyuşturma. doğu. kalkış.değil + EYun algaisía acı duyma ß EYun álgos acı + EYun aisthânö duymak. Ege'nin doğu kıyısı ile Fırat nehri arasındaki ülke ~ EYun anatole 1. İng on. özellikle güneşin doğuşu. lys.çözmek ~ HAvr *leu-1 çözmek. kron(o)+ * Fransızca sözcüğün ana anlamı birincisi iken. estetik . acı duygusunu giderme ß EYun an. 2.analyt-çözümleme. for.a. a. geri geliş < EYun anaferö yukarı taşımak. a. 2. çıkmak ß EYun aná yukarı + EYun tellö. doğuş. modern olmayan ß EYun aná yukarıda olma edatı + EYun %ronos zaman. ~ EYun anoigö açmak ß EYun aná + EYun oigö a. ayrıştırma ~ EYun análysis a. Bak. alfabe [xx/b] ~ Fr anal makata ilişkin" anüs [xx/c] ~ Fr analphabétisme okuryazar olmama" analiz [189+] ~Franalyse. a. tolere anafor [xvi] ~ Fr anaphore gelgit. açacak ~ EYun anoikter a. anal analfabetizm an+. 3. olgun kız çocuğu < Tü ana " anakronik [xx/b] çağ dışı.a. ayrıştırmak ß EYun aná açığa + EYun lüö. çağın gerisinde kalmış. Ege'nin doğusu < EYun anatellö doğmak.

değil + EYun ar%e iktidar. çiroz ~ Bask anchuva kuru andaval/andavallı Andaval Niğde yakınında bir kasaba andavallı [188+] bön.saymak. o " o ancak <Tü ançak [xiii] < Tü anca ki öyle ki.a.< HAvr *ner. enayi (argo) < öz * Çeşitli Yunanca sözcüklerden türetme çabaları zorlamadır. +log ananas [192+] bir meyve ~ Port ananas a. önderlik " an+. 2. a. * Güney Amerika yerli dillerinden anane aktarılan anlatı. andr. log. kargaşa ß EYun an. ~ Tupi/Guarani ananá a.a. gelenek ~ Ar canc^anat^ [#cnc^n msd. andezit Andes And dağları andıç YT [193+] muhtıra Tü [xx/c] ~ Fr andésite bir tür volkanik kaya < öz < Tü an-" anarjduz [xi] kökü ilaç olarak * -dıç ekinin mahiyeti belirsizdir.a. er. * Fr anis.erkek. ß EYun aná açığa + EYun temnö. +arşi anason anîson [xiv] pimpinella anisum ~ EYun ânethon/ânnethon a.kesmek.a.] orantılı şey.a. bölmek " ana+. benzer.erkek (sadece bileşiklerde) < EYun anér. . andız kullanılan bir bitki andr(o)+ ~ Fr/İng andr(o). hesaplamak " ana+. tom. o surette < Tü an işaret zamiri. ~ Yun ánison anason bitkisi. benzeri ß EYun aná + EYun legöl. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan ~ E Yun análogon [n. anarşist [191+] ~ Fr anarchie yönetimsizlik. anatomi [xx/b] ~ Fr anatomie kadavraları kesme yöntemiyle doku ve organları inceleyen tıp dalı ~ EYun anatomía a.analog [xx/b] ~ Fr analogue 1. şöyle ki" anca ~ İng anchovies Atlantik hamsisi < İsp ançüez [xx/b] anchoa kurutulmuş balık. tom(o)+ anca Tü ança [viii] öyle. adam ~ HAvr *snr.] kuşaktan kuşağa ~Fr ananas tropik ükelerde yetişen anarşi anarşi [189+] . İng anise biçimleri Latince yoluyla Yunancadan alınmıştır. kıyaslanabilir. hükümranlık.

erkek. Simpson.nefes. -t. duyumsuzlaştırma ~ YLat anaesthesia ^ 1848 Sir J. sona erme " andr(o)+.bağlamak ~ HAvr *ned. baloncuk ß EYun aná yukarı + EYun eurys şişik.bir şeye bağlamak ß Lat ad. anekdot [xx/b] ~ Fr anecdote bir kişi hakkında anlatılan kısa ve gerçek öykü ~ EYun anékdotos yayınlanmamış hikaye. eklenti ~ Lat adnexus bağlantı. düğüm " ad+ * Aynı kökten Lat nodus (düğüm).Y.erkek + EYun paúsis durma. rüzgâr. anemi (h)aîma. meşgul etmek.bir şeye + Lat nectere.değil + EYun anemon [xx/b] ~ Fr anémone 1.erkek + EYun gyne kadın " andr(o)+. " ana+ anfi » " amfiteatr angaje [etm angajman [192+] ~ Fr engager bağlamak. ipotek etmek.değil + EYun ékdotos yayınlanmış < EYun ékdosis dışa verme. insansı ß EYun anér. yayma. dedikodu ß EYun an. jinekoloji andropoz [xx/c] ~ Fr/İng andropause erkeklerde cinsel etkinliğin sona ermesi ß EYun anér.a. salma. andr.vermek " an+. yy saray dedikodularına ilişkin olup ölümünden sonra yayınlanan Anekdota adlı eserinin adından. estetik anevrizma [xx/b] ~ Fr anévrisme damar şişmesi. 2.rehin etmek. İran kralının posta görevlisi ~ EFa hangaraücret. ~ Ger *wadjan ~ HAvr *wadh. İng. algılamak " an+. yumuşakçalardan bir hayvan ~ EYun anemöne rüzgâr gülü < EYun ánemos rüzgâr ~ HAvr *ans-mo. andr. bağlayıcı bir söz vermek angarya [xvii] ~ Yun angareía bedelsiz hizmet ~ EYun angareía bedelsiz kamu hizmeti. +oid androjin [xx/c] ~ Fr/İng androgyne erkek gibi olan kadın B EYun anér. ecir . Manisa lalesi. kabarık ~ HAvr *wers-l a. irtibat < Lat adnectere. insan + EYun eîdos şekil. ß EYun an. yayımlama ß EYun ék + EYun didömi. esinti < HAvr *ans. adnex. imece < EYun ángaros ulak.esmek anestezi [192+] ~Franésthesie uyuşturma. bedel. aneks [xx/c] ~ Fr/İng annexe müştemilat. görüntü " andr(o)+.android [xx/c] ~ İng android insana benzer yaratık. do. poz * Batı dillerinde 1950 dolayında kullanıma girmiştir. ipotek ~ EFr wage a. istihdam etmek < Fr gage rehin. nex. rehin etmek. doz * Bizanslı tarihçi Prokopios'un 6. bir bitki.değil + EYun aisthânö duymak. İng net (ağ). andr. hem(o)+ [xx/b] ~ Fr anémie kansızlık ß EYun an.kan " an+.bağ.a.

ruh " anime . ^ 1841 C. İng. taşıt. ölçüt. kalıt. ecir.(gürültü etmek. angora tiftik yünü < Ankara ~ Ankyra a. ^ 1866 Sir Edward B.nefes. yazıt. konut. [188+] budala. an ı t [193+] abide < T ü an-" an- * Fr monument (abide) < Lat monere (anımsatmak) karşılığı olarak türetilmiştir. anilin [192+] ~Fr/İng aniline bir tür kimyasal boya~ Alm anilin a.Fritzsche.a. ruh. kesit. harekete geçirme < Lat animare can vermek < Lat anima nefes. kimyacı < Alm anil çivit bitkisi ve boyası ~ Port anil ~ Hind/Sans nîla 1. yapıt. eşek sesi" +kirYT anır[mak * Tü yarjur. koyu renk. rüzgâr " anemon animizm [xx/b] ~ Fr animisme cansız varlıklara ruh atfeden inanış. belit.a. kanıt.[xiv] .J. ağır. sarsak (argo) anha minha B Ar canha ona + Ar minha ondan an ı anımsa[mak YT [193+] hatı ra < Tü an-" an- Tü anıt [xi] ördeğe karmaşık akıl yürütmeler için kullanılan bir söz YT [194+] müphem olarak hatırlamak.* Karş. 2. İlk kez bu sözcükte kullanılan YTü (i)t eki daha sonra ayrım gözetmeksizin etkin ve edilgin ortaylar ve fiil adları yapımında kullanılmıştır.[xi] eşek sesi çıkarmak.Ankara. dikit. tarihçi < Lat anima nefes. [xx/c] ~İngangora1. ruhçuluk ~ İng animism a. anız Tü anız [xi] ekin biçildikten sonra tarlada kalan sapları ani [xx/b] ansızın. 2. Taylor. kısıt. tiftik keçisi. soyut. çınlatmak .viii+ Uy) aynı fiilin varyantıdır. angut benzeyen bir kuş. Alm. can ~ HAvr *ans-mo. yanıt. Karş. [xx/c] hatırlamak < Tü an-" anTü arjıla. çivit bitkisi ve boyası anime [etm [xx/c] ~ Fr animer canlandırma.[xvii] < Tü ağ/arj [onom. yakıt. koşut.] bağırış. a. * Kentin adı Yunancaya bilinmeyen bir Anadolu dilinden alınmış olmalıdır. birdenbire < Ar ân en kısa süre" an * Ansızın ve anide zarflarından yakın dönemde geri türetilme yoluyla oluşturulmuş sıfattır. özellikle koyu mavi. arjğır.

[xiv Kıp] [193+] idrak yeteneği < Tü anla-" anla- * Sıfat yapım eki olan -(e)k takısının fiil adı yapımında kullanılması keyfidir. anksiyete [xx/c] ~ Fr anxiété sıkıntı.+ Fr caisse kasa " in+1.çengel < HAvr *ank. sıkı" anjin anla[mak Tü hatırlamak " ananlak YT anla. anx. anjiyo [xx/c] ~ İng angio < İng angiography damarlara renkli bir sıvı zerkederek görüntü alma yöntemi < EYun angeîon damar ankastre [etm [xx/c] ~ Fr encastrer yuvasına sokmak.a. kasaya koyan < Fr encaisser kasaya koymak ß Fr en. hafıza < Tü an.sıkmak.araştırmak. sebepsiz korku .[xiv] anlamasına sebep olmak ana [viii+] . endişe. kasa anket [192+]tetkikat. açı). idrak. kaçak. ankraj [xx/c] ~ Fr ancrage demirleme. boğmak ~ HAvr *angh. çapa ~ Lat ancora ~ EYun ankyra a. < Lat angere. ~ HAvr *ank-ulo. yy'dan itibaren kaydedilen âne biçimi Şemseddin Sami'ye göre İstanbul şivesidir. yy başlarından önce kaydedilmemiştir. parlak. daraltmak. daraltmak. anne [192+] * N duplikasyonu muhtemelen çocuk dili etkisi gösterir. eng (dar). anlam anlat anne YT <Tü Tü [193+] mana < Tü anla-" anla" anla" ana anlat. < Lat castrum sağlam yer " kasara ankesör [xx/b] ~ Fr encaisseur tahsildar. < Tü an [xiv Kıp] akıl. Alm angst (sıkıntı). soruşturmak ß Lat in-+ Lat quaerere. İng inquest (soruşturma).Lat anxietas a. İng anger (sıkıntı > öfke).bükmek. a. question (soru). inquaest. yatak. a. . boğmak ~ HAvr *angh. 14.[xi] a. < Lat inquirere. . hortlak. Karş. a. sıkıca gömmek ~ İt incastrare a. çapa atma < Fr ancre gemi demiri. sıkı * Aynı kökten Lat angere (sıkmak) > İng anxious (sıkıntılı). quaestsormak " in+1 * Karş.dar. binek vb. taharriyat ~Frenquête her türlü soruşturma ~ OLat inquaesta a. korkak. kıvırmak * Aynı kökten İng angle (olta çengeli. yazı dilinde 20. daraltma ~ E Yun an%one a.dar. a.anjin [192+] ~Frangine boğaz veya damar sıkışması Lat angina sıkma. ana/âne [xvii-xix] . < E Yun ân%ö sıkmak.a.

sıradan. < YLat anorexia nervosa a. ß EYun an. sikl. ß Lat ad.değil + EYun (h)omalós bir örnek. topluluk ~ Lat insimul ß Lat in. Meigen. genel + EYun paideüö eğitmek " en+.W. hom(o)+ anomi [xx/c] ~ Fr/İng anomie kuralsızlık. aynı " in+1. onomatope anons [195+] ~Frannonce duyuru <Frannoncer duyurmak.a. adsız. Gull.değil [xx/c] ~ İng anorak Eskimolara özgü içi kürklü ansambl [xx/b] ~ Fr ensemble beraber. zikretmek " an- . anofel [xx/b] ~ Fr anophèle sıtmaya neden olan sivrisinek türü ~ YLat anopheles ^ 1818 J. (kanını) kurutan ß EYun an. düzenli < EYun (h)ómos aynı. haberci" ad+ anorak ve başlıklı ceket. parka ~ İnuit anoraq * Grönland Eskimoları dilinden. İng. W. norm ~ Fr anormal kuraldışı ß EYun a(n). +nomi anonim [187+] ~ Fr anonyme 1. töre " an+. anoreksi [xx/c] ~ Fr anoréxie patolojik iştahsızlık / İng anorexia a. hisseleri nama yazılı olmayan şirket ß EYun an. ped(o)+ ant Tü ant [viii+] sözleşme. yaramak " an+ anomali [xx/b] ~ Fr anomalie uyumsuzluk. Alm. biyolog ~ EYun anofeles zayıflatan. yasasızlık ß EYun a(n). küme. # 1873 W.değil + EYun ónoma.hatırlamak. kan ve can vermek.a.değil + EYun nómos yasa. fizikçi (1791-1867) ~ EYun ánodos yukarıya giden yol " ana+.değil + EYun ofeles < EYun ofellö güçlendirmek.a. farkına ansiklopedi ancuklopedya [181+] ~ Fr encyclopédie ~ YLat encyclopaedia genel eğitim programı [xvi]. od(o)+ * Elektriğin dönüş yolu anlamında.ad " an+. ónyma.+ Lat simul bir.+ Lat nuntius tellal.olumsuzluk öneki + EYun óreksis iştah " an+ anormal [xx/a] + Fr normale kurala uygun. beslemek.anod [xx/b] ~ Fr/İng anode pozitif elektrot # Michael Faraday. beraber. 2. idrak " an< Tü arjsuz [xiv Kıp] anlamaz. ilan etmek ~ OLat annuntiare a. yemin < Tü *ân. normal " an+. tekdüze. İng. sıra dışılık ß EYun an. her konuya değinen eğitici kitap [xviii] ß EYun enkyklios çepeçevre. simüle ansızın <Tü anğsuzm [xiii] anlamadan varmaz < Tü arj akıl. eş. bir örnek " an+.

[199+] eski zamana ait ~ Fr antique 1. panzehir ~ EYun antidöton a. (geç dönem halk dilinde) kafatası. önce). kafa " test anti+ olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *ant.ön.+ İng freeze. antibiyotik [194+] ~ İng antibiotic "canlı organizmalara karşı".(karşıtlık bildiren önek). " antik . alın. sebep olan " anti+. hayat" anti+.antagonist [xx/c] ~ Fr antagoniste rakip.İng antifreeze anti-don ß İng ant. 2. bakterisidlerin genel adı ^1941 Selman Waksman. a. Eski Çağa ait ~ Lat antiquus eski < Lat ante önce ~ HAvr *ant. tuhaf) biçimi ayrışmıştır. 2. ß EYun antí karşı + EYun dötos verilen < EYun didömi. değerli eski eşya.a.can. antika [186+] eskiliğinden ötürü değer taşıyan eşya.ön. eski eser. alın alına. mektup kâğıdı başlığı < Fr tête baş ~ Lat testa 1. 2. karşı" anti+ * Türkçe kullanımda İtalyancadan alınan antika (1. tansiyon antarktik anti+. ilgilenmek. arktik [xx/b] ~ Fr antarctique Güney kutbuna ait" anten [192+] ~ Fr antenne 1. muarız ~ EYun antagönistes ß EYun antí karşı + EYun agön yarışma ~ HAvr *ag. biot. elektromanyetik alıcı ve verici anteni ~ YLat antenna böcek duyargası ~ Lat antenna/antemna yelken direği antet [xx/b] ~ Fr en-tête başlık. aksiyon antant [190+] ~Frentente mutabakat <Frentendre anlamak ~ Lat intendere yönelmek. sürmek " anti+. ~ HAvr *preus. doz antifriz [xx/b] sıvıların donmasına engel olan madde . Alm ent.) ß Fr anti. ve). topraktan yapılan saksı.a. +jen1 antik [xx/b] eski Yunan ve Roma uygarlığına ait. biy(o)+ antidot [xx/b] ~ Fr antidote zehire karşı verilen ilaç. biyofizikçi ß EYun antí karşı + EYun bíos.a. garip. do-vermek " anti+. İng and/Alm und ("karşılıklı". froze donmak ~ Ger *freusan a.+ Lat tendere.+ Fr -gène1 doğuran. " anti+ antijen [xx/b] ~ Fr antigène bir organizmaya girdiğinde antikor oluşumuna neden olan yabancı öge (zehir. Amer. böcek duyargası.harekete geçirmek. mikrop vb.İt antico eski ~ Lat antiquus a. [189+] tuhaf . kâse. tens-germek " in+1.a. çok eski. 2. alın ~ EYun antí yüzyüze. karşı karşıya * Aynı kökten Lat ante (ön. kulak vermek ß Lat in.

a. ~ OLat antimonium a. çalıştırmak ß Fr en. şiir derlemesi ß EYun ánthos çiçek (~ HAvr *andh. sevmeme ~ EYun antipátheia a. log. ß EYun antí karşı + EYun pâs%ö. tract.a. korpus antilop efsane yaratığı [xx/b] ~ Fr antilope ceylan ~ OYun ánthalops bir antimon/antimuan antimuan [xix] ~ Fr antimoine bir element / Alm antimon a. çekip çevirmek. ~ HAvr *en-ter. derlemek " +loji antrakt [192+] ~Frentr'acte tiyatroda iki perde arası ß Fr entre arası + Fr acte tiyatroda perde " inter+. septik1 antitez antíthesis karşısına koyma. " anti+ antiseptik [192+] ~Frantiseptique çürümeye engel olan (ilaç veya prosedür) ß Fr anti. pat(o)+ antisemit [xx/b] ~ Fr antisémite Yahudi düşmanı ß Fr anti+ Fr sémite Sami ırkından olan < Sém Nuh'un oğlu. path.karşı + Fr corps vücut. sürmek " in+1.a.karşı + Fr septique çürümeye ait" anti+.iç " inter+ ~ Frentrée giriş <Fr entr er içeri girmek~ antrenman [xx/b] ~ Fr entraînement talim.a. < Lat trahere. şap (şarbon) hastalığı antre [192+] Lat intrare a.karşıt sav ~ EYun < T ü a nt " an t [1 93 +] m ua he de antoloji [192+] ~Franthologie~EYunanthología 1. güldeste. acı duyma " anti+. a.+ Fr traîner çekerek götürmek. antithet. göz sürmesi antipati [192+] ~Frantipathie "karşı duygu". koyu gri renk ~ EYun anthrakites kömüre benzeyen < EYun ánthraks 1. a. toplama < EYun legöl. " anti+. traktör antrenör < Fr entraîner " antrenman [192+] ~Frentraîneur antrenman yaptıran . tez2 an tl a şma YT [xx/b] ~ Fr antithèse.hissetme. eğitim < Fr entraîner peşinden çekmek. Yahudi ve Arap ırklarının atası olduğu söylenen mitolojik şahsiyet ~ Şem a. ~ Ar al-i6midun [#8md] kurşun sülfat veya antimon.a. nefret.seçmek. 2. kömür.çekmek. çiçek) + EYun logeía derleme. 2.tomurcuk.antikor [xx/b] ~ Fr anticorps vücudun zararlı organizmalara karşı ürettiği madde ß Fr anti. aksiyon antrasit [xix] ~ Fr anthracite bir tür kömür. çiçek derlemesi. sürüklemek ~ OLat traginare a. gövde " anti+.a.

halka [xx/b] [xx/c] [xx/b] [xx/b] ~ Fr anthropoïde insana benzer ~ Fr anthropologie insanbilim" ~ Fr entre parenthèses parantez arası" ~Fr entre côte "kaburga ~ Fr/İng anthrop(o). appendic. yukarı çıkarmak ~ HAvr *wer-2 kaldırmak * Aynı kökten EYun artería (atar damar).bir şeye + Lat parare hazırlamak. pandantif apar[mak [xiv] alıp götürmek (Doğu Anadolu ve Azerbaycan) ~? OFa appurdan.a. yüzük ~ * Karş. parantez anüs HAvr *âno. antrparantez inter+. zeyl. çalmak. antropoloji antropoid antrop(o)+. apandisit [192+] ~Frappendicite kör bağırsak iltihabı ~ Fr appendice 1. " ad+. [xix] rakı . ß Lat inter iki şey arası + Lat ponere. hırsızlık etmek * Türk dillerinde eşdeğeri olmayan bir fiildir. tedarik etmek ~ HAvr *pers-l a. appar.alıp götürmek. mekanizma ~ Lat apparatum hazırlanmış şey < Lat apparare (bir şey için) hazırlamak ß Lat ad. transit deposu < Fr entreposer depolamak ~ Lat interponere a. 2. kot1 antrop(o)+ bileşiklerde) ~ EYun ânthröpos insan EŞKÖKENLİLER: EYun ánthropos : antropoid. bir et kesimi ß Fr entre arası + Fr côte kaburga " inter+. parite . Fr anneau (yüzük) < Lat annellus < anus. posit. +oid antropoloji antrop(o)+.insan (sadece ~ YLat anus makat ~ Lat anus halka.kaldırmak. aer. eklenti.sarkan şey. kör bağırsak ~ Lat appendix. trifolium odoratum aort [xx/b] ~ Fr aorte ana atardamar ~ EYun aorte [f. ekli olmak ß Lat ad.a.Ar canzarüt ilaç ve baharat olarak kullanılan bir bitki.koymak " inter+.antrepo [189+] ~Frentrepôt ihraç ve ithal mallarının geçici olarak depolandığı yer. post2 antrikot antrkot [189+] arası".] yukarı çıkan ^ Bugünkü anlamda Aristoteles (MÖ 384-322) < EYun aeirö. eklenti < Lat appendere ucundan sarkıtmak.eklenme edatı + Lat pendere sarkıtmak " ad+. anzarot [xiv] tatlandırıcı olarak kullanılan bir bitki. aparat [xx/b] ~ Alm/Rus apparat cihaz.

kuyumculuk terimi [esk. 2. ß Lat ad.kapalı < HAvr *wer-5 kapamak. apartman [189+] 1. tek mumlu duvar lambası < Fr appliquer ekleme.[xvii] şaşakalmak. pli apne [199+] ~Frapnée nefes durması~EYun apnoía a.bir şeye + Lat plicare bükmek. hitap etmek ~ Lat appellare mahkemeye celbetmek ß Lat ad. apert. kapatma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *apo a.açmak " apış apuş. özellikle süs. 2. sürmek " ad+. düzenek " aparat aparküt upper üst. filtre aperitif [192+] ~Fr apéritif iştah açıcı~OLat aperitivus açıcı < Lat aperire. ß EYun a(n). uydurmak ~ Lat applicare a. bir şeyin üstüne katılan veya eklenen şey. kiraya verilmek üzere dairelere bölünen çok katlı bina ~ Fr appartement müstakil dairelere bölünmüş bina ~ İt appartamento Roma'ya özgü çok katlı konutlara verilen ad [xvi] < İt appartare ayırmak.a. parça parça " parsel apaş [191+] ~ Fr apache [1902] şehirli suç çetesi mensubu.açmak ~ HAvr *ap-wer-yo.] a. < Lat apparatum hazırlanmış şey.değil + EYun pneö nefes almak.aparatçik " aparat [xx/c] ~ Rus aparatçik Komünist Partisi mensubu aparey [xx/a] ~ Fr appareil cihaz.açmak " ayır< Tü *ap.bir şeye veya yere + Lat pellare gütmek. a. hisselere bölmek < Lat ad partem hisseli. uygulama " aplike aplike [etm [xx/b] ~ Fr appliquer uyarlamak. büzmek " ad+. " ab+ . ağzı açık kalmak aplik [xx/b] ~ Fr applique 1. yukarı + İng cut kesme [xx/b] ~ İng uppercut bir boks vuruşu ß İng * Türkçe telaffuzu kısmen Fransızcadan alınmıştır. uzaklaşma. ağzın aralanması ~ [xv] iki bacak arası < Tü *â-/*aP. bir ailenin oturmasına mahsus daire. a.]. mekanizma ~ Lat appariculum [küç. solumak " pnömoni apo+ ~ EYun apó bir şeyden ayrılma. a. örtmek apertür Lat apertura açılma " aperitif apış apış[mak <Tü <Tü [xx/b] ~ Fr aperture açılma.açmak/açılmak < Tü *âp. serseri < öz Apache Kuzey Amerika'da bir kızılderili kavmi apel [xx/c] ~ Fr appel çağrı < Fr appeler çağırmak. sıkmak.

ayıp. d. ~ E Yun apología karşı konuşma. caes.a. yarmak " yar < Tü *ar arka.a. yoklamak araba caraba [xiii] arabası ~ Lat raeda dört tekerlekli ağır araba ~ Kelt ~? Ar carrâdat^ dört tekerlekli savaş . kabarma ~ OLat abscessus a. a. tutarsız idi. kırmak " ab+. a. özellikle subaylarda rütbe belirten omuz işareti < Fr épaul omuz ~ Lat spathula [küç.[xi] ardından gitmek. kürek < E Yun spathe a.] omuzluk. apsis1 [xx/c] ~ Fr abscisse matematikte bir yayı kesen doğru < YLat linea abscissa kırık çizgi < Lat abscidere. +loji aport [xx/a] köpeğe "getir!" emri ~ Fr apporte getir! < Fr apporter getirmek ~ Lat apportare a.kemer. kürek kemiği < Lat spatha pala. yy) ortaya attığı terimdir.bir yere + Lat portare taşımak " ad+. +sid apsis2 girinti ~ EYun (h)apsís.bir yerden + Lat cedere. logsöylemek " apo+.apolet apolet/epolet [xix] ~ Fr épaulette [küç. portatif apre [xx/b] ~ Fr apprêt hazırlık. utanılacak şey. ~ HAvr *sps-dh. 2. [xvii] 1. ß Lat ad. seğirtti. arsa. kavis aptal ar1 utanma duyusu yaptı ar2 arazi » [xx/c] ~ Lat apsis kilisede mihrap yeri. ayıp < Ar cara gezdi. (genel kullanımda) ~ Ar car [#cyr1] utanılacak şey. yaramazlık [xx/b] ~ Fr are alan ölçü birimi ~ Lat area alan. presto apse [xx/b] ~ Fr abscès (tıpta) doku kalkması. özür / İng apology a.kabarmak.] kürekçik. abscess.kürek apolitik politik [xx/c] ~ Fr apolitique siyasi olmayan" an+.kesip ayırmak ß Lat ab. cess.bir şeyden + Lat caedere. ara ara[mak Tü ara [viii] iki şey arasındaki kesinti. apoloji [xx/c] ~ Fr apologie savunma. orta Tü < Tü ar-kesmek. kavisli " abdal [xiv] . kalkmak ß Lat ab. boş * 1795'te Fransa Meclisince yüzey ölçü birimi olarak tanımlanmıştır.bir şeye + Lat praesto hazır. ß Lat ad. kumaşları satışa hazırlamak için yapılan son işlemler < Fr apprêter hazır etmek ~ OLat *apprestare a. absciss. ard " arka arka-/arğa. elde " ad+.gitmek " ab+. mahkemede suçlamalara cevap verme ß E Yun apó karşı + EYun legöl. < Lat abscedere. a. aksesuar * EYun apöstema karşılığı olarak tabip Celsus'un (MS 1.kesmek.

araka bezelyegillerden bir bitki. belki nohut * Karş. felsefede ~ Ar arâdin [#'rd çoğ] topraklar. arabesk süsleme < öz Arabe Arap araç YT [193+] vasıta [xx/b] ~ Fr arabesque Arap tarzı. yeryüzü " arz2 ~ Ar carad [#crd msd] tıpta semptom. hızlı.* d > r değişimi açıklanmaya muhtaçtır. çalmak (argo) çabuk ~ OFa rag/rahag yürük. düzen. arsalar < Ar ard arbalet [xx/b] ~ Fr arbalète mekanik ok atma aygıtı ~ Lat arcuballista a. . mancınık " ark2. balistik arbede zıtlaşma [xvii] ~ Ar carbadat^ [#crbd msd. şark usulü < Tü ara" ara * İsme eklenen -ç ekinin mahiyeti belirsizdir. [194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla birinci kânun ayına verilen ad < Tü ara " ara aranje [etm Fr rang sıra. cadde " < Tü ara-" ara- [193+] taharri etmek * Dönüşlülük ve sıklık bildiren -(ı)ştır. bu bitkinin kökünden yapılan içki ~ Karib aruaru arasta rast araştır[mak YT [xvi] çarşı ~ Fa râstâ/râsta düz ve doğru yol.ekiyle. 2. arsa. rütbe " ring [xx/b] ~ Fr arranger düzenlemek. arakla[mak [192+] aşırmak. ß Lat arcus yay + Lat ballista fırlatma aygıtı.a. Sözcüğün ayn ile yazılan biçimine bellibaşlı Türk dillerinde 14.] kavga. yy'dan itibaren rastlanır. Fr haricot (fasulye). düzenleme < Fr arranger " aranje ararot [xix] frenk salebi ~ İng arrow-root Orta Amerika'ya özgü bir bitki. yer. yollu < OFa rah yol" rahvan < Erm arak ~ Yun araká bezelye ~ EYun árakos aralık <Tü [xiv] iki şeyin arası. [xix] iki bayram arasına gelen zi'lkade ayına halk arasında verilen ad. toprak parçası. Tü *or oba etimolojisi fantezidir. [196+] uyarlanmış şarkı arrangement uyarlama. tertip etmek < ~Fr aranjman [xx/b] düzenleme. araz accidens " arz1 arazi [xvii] 1.

dermansız kalmak argo [xx/a] ~ Fr argot 1. ardış. Paris hırsızlarının özel dili [xvi]. arena [xx/b] şiddet sporlarında sahne kumsal.yarmak.arbitraj [xx/b] ~ Fr arbitrage hakemlik. [xx/a] gümrük deposu arduvaz kullanılan ince siyah taş [xix] gümrükte bir malın "yer kaplaması" karşılığında < Ar ard yer " arz2 [189+] ~Frardoise çatı örtücü olarak ~ Lat (h)arena kum. 2. erg argüman [xx/b] ~ Fr argument tez. ardiye ödenen harç. arı [xvii] pak. aykırı. juniperus a r d ı l <Tüart"art YT [194+] birbirini izleyen < Tü art" YT [193+] halef * -ıl ekinin işlevi belirsizdir.fiili de mevcut değildir. tanık arboretum [198+] ~YLatarboretum araştırma amacıyla oluşturulmuş ağaç koleksiyonu. botanik bahçesi < Lat arbor ağaç ardıç Tü artuç [viii+] bir tür bodur bitki. çalışmaz ß EYun a(n). ardışık art * Art edatı -ış fiil ekini alamayacağı gibi. vadi. arabulucu.değil + EYun érgon iş " an+. hakim. herhangi bir meslek veya zümreye ait özel dil ~ ? argon [xx/b] ~ YLat argon asal bir gaz ^ 1894 Rayleigh & Ramsay < EYun argós tembel. yorgun argın yorgun < Tü ar. kanıtlamak. nezih < Tü ârı-[viii+ Uy] temizlemek " arın- Tü arık [viii+] ırmak. eylemsiz. ifşa etmek arı1 arı2 arık1 Tü Tü arı [xi] bal yapan böcek ârığ [viii] temiz. suyun akıntısıyla oluşan yarık < Tü ar-/yar. ifade.[viii] yorulmak. kesmek " yar- . tartışma ~ Lat argumentum < Lat arguere açıklamak. stadyumun kumluk zemini argaç Tü zıt yönde " arka argın <Tü arkağ [xi] dokuma tezgâhında enine atılan iplik < Tü *ar çapraz. saf. arabuluculuk < Fr arbitrer arabuluculuk etmek < Lat arbiter hakem.

felsefede bir varlığın özüne ait olmayıp dış etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan şey.< HAvr *re(i). dermansız ârm. geleceği haber verme).] sunuş " arz1 [xx/c] votka eklenmiş bira ~ ? [xiv] ~ Fr arythmie ritm bozukluğu.] bilen. geleceği haber verme" anlamında. soylu.a. f. eklenmek ) + EYun krátos güç " arma. aristokrasi [192+] ~Fraristocratie soylular iktidarı. Ar cirafat (fal bakma. eğreti. Fr aryen. accidens " arz1 ari1 [msd. irfan sahibi " irfan [xiv] bayramdan önceki gün.saymak.1. cury/c^uryat^] çıplak idi [xvii] ~ Ar cârin^ [#cry fa. Arjantin ülke adıyla bağlantısını kurmak güçtür. saygın. bir ulus adı * Karş. +krasi aritmetik [xx/b] ~ Fr arithmetique a. ~ EYun arithmetike sayı saymaya ilişkin < EYun arithmós sayı ~ HAvr *3r3İ-dhmo.arık2 arın[mak Tü Tü aruk [viii+] zayıf. 2.] Zilhicce ayının dokuzuncu günü.uymak. [xx/b] beklenen bir olayın öncesi . soylular zümresi ~ EYun aristokrateía soylular iktidarı ß EYun áristos en iyi. soylu (~ HAvr *ar-isto. seçkin kimse.[viii+] temizlenmek < Tü ar. ~ EFa/Sans arya. İng aryan. ritm ariyet " avret ariza arjantin ~ Ar carîdat^ [#crd sf. Kurban bayramından önceki gün < Ar carafa bildi" irfan * Muhtemelen "önceden bilme. özellikle kalp ~ Ar câriyyat^ [#cwr] ödünç. asıl olmayan * Belki Fr argentée (gümüş katılmış. " an+. başa gelen.Ar carafat^ [#crf msd. akıl yürütmek " racon aritmi [xx/c] atışında / İng arhythmy a.en uygun < HAvr *ar. ark1 » ı rmak.yormak " argın < Tü ârı-temizlemek arıza [xvii] ~ Ar câridat^ [#crd fa] arız olan şey. yoksun < Ar cariya ari2 [xx/b] ~ Alm arisch Hintavrupa "ırkına" mensup olan / Fr arien a. arif arife [xiv] ~ Ar cârif [#crf fa.a. gümüşi). Karş.a. su kanalı " ar ı k1 .] çıplak.

áristos (en uygun).(ardından konuşmak. kavis ~ Lat arcus a. arkaik [xx/b] ~ Fr archaïque çok eskiye ilişkin ~ EYun ar^aikös eskiye ait. 2. uyum ~ HAvr *ar-smo. arkış (kervan). ars (sanat.) sözcüğünün yerini almıştır. yay. ilkel < EYun ar%aîos eski. < EYun árktos ayı. ses uyumu EYun (h)armonía uyum. silah ~ HAvr *ar-mo. yardımcı bildiren edat. birlik < EYun (h)armós 1. yy başında Fransızcaya göre düzeltilmiştir. ayakdaş.(peşinden gitmek). " arma * Türkçe telaffuzu 20. ard.< HAvr *ar.a. eklenmek * Aynı kökten Lat artus (eklem). < Fr armer donatmak. artık). dost. eklenmek. arkadaş <Tü [xix] yoldaş. yy'a dek egemen olan Tü ayakdaş (a. karşıt. Kutup Yıldızı ~ HAvr *rkto-s ayı arma [186+] ~ İt arma zırh. geri. kadim " +arşi arkeoloji antik harabat bilimi" arkaik.a. arktik [xx/b] ~ Fr arctique Kuzey kutbuna ait ~ EYun arktikós a.a.a.xiv Kıp). armada ~ İsp armada donanma < İsp armar donatmak. geri. armatör armador [xix] ~ Ven armadòr gemi donatan / Fr armateur a. arğa.uymak. askeri donanım. arka.< HAvr *ar. özellikle omuz eklemi. peşkeş.ark2 HAvr *arku. Ave arsthna (dirsek). eklem. Küçük Ayı. ark (tortu. arkalaş kılmak (yardım etmek . Tü yarmak sözcüğünün etimolojisi de açık değildir.uymak. gemi donanımı ~ Lat arma edevat. araç gereç. aykırı < Tü *ar gidilen yöne zıt istikamet * Aynı kökten Tü arka. beddua etmek).a. art. arka. Buna karşılık karş. EYun harmós (uyum). " arma armağan Tü yarmak [viii+ Uy] para yarmağan/armağan [xi] doyumluk. eklemlenmek " arma .(ok ve) yay [xx/b] ~ Fr arc kemer. hempa < Tü arka " arka * 19. art (arka). ~ arka Tü arka [viii] peş.a. sırt.(geride kalmak). silahlandırmak ~ Lat armare a. +loji [xx/a] ~ Fr archéologie çok eski şeyler bilimi. (ordu veya gemi) silahlandırmak ~ Lat armare a. ganimetten verilen pay < Tü * -an ekinin işlevi belirsizdir. beceri). armatür [xx/c] elektrik veya tesisat aksamı armature donanım < Fr armer donatmak " arma ~ Fr armoni/harmoni [xix] ~ Fr harmonie uyum. arka vermek. árthron (eklem).

~ Ger *harpön EŞKÖKENLİLER: Fr harpe : arp.a. arşe arşın [xx/b] ~ Fr archet [küç.] açık ve düz alan.sesinin düşmesi Fransız askeri kullanımından alınmıştır. arslan/aslan Tü [187+] ~ Ar carSat^ [#crS msd. (= Ave arsthna. arşun [xiv] . sulama cihazı < Fr arroser sulamak. a. a. ror-çiy.(< EYun ar%os baş. ön kol.] keman yayı < Fr arc yay " ark2 arşın [xiii] 40 cm dolayında bir uzunluk birimi. a. bir uzunluk birimi ~ EFa araşn.a.a. su püskürtmek ~ OLat *arrosare < Lat ros. 2.a.a. ~ OFa urmöd a. ~ OFa zarnîkâ a.OFa araşn dirsek. arozöz [xx/b] sulama kamyonu ~ Fr arroseuse sulayıcı. arşidük [xix] ~ Fr archiduc birinci dük. armud [xi] [xx/b] Fa amrûd a. Lat aroma güzel koku ~ EYun âröma.armonika armonik [192+] ~ YLat harmonica bir müzik aleti # 1762 Benjamin Franklin. " +lan arş1 [xiv] ~ Ar carş [#crş] 1. TTü arış. dük . a. nem. [xx/a] ~ Fr arpège müzikte bir akoru oluşturan notaların [xx/b] ~ Fr harpe bir müzik aleti ~ EAlm ardarda çalınması ~ İt arpeggio arp çalma < İt arpa arp " arp arsa arsenik O Yun arsenikón a. Fa araş (dirsek. ön) + Lat dux dük " +arşi. göğün dokuzuncu tabakası ~ Aram carş taht şeklinde yatak. a. arpej arpa arpej Tü arpa [viii+] a.dirsek ) " arma * Karş. ıslaklık arp/harp harpa/harfa a. ABD < EYun (h)armonikós uyumlu " armoni armut aroma arömat. avlu ~Frarsenic zehirli bir madde~ arslan [viii+] a. ön kol). a. özellikle Baal tapınağında bulunan taht ~ Akad erşu Mezopotamya'da açık havada yatmak için kullanılan taht şeklinde yatak arş2 [xix] < Fr marche askerlikte "yürü!" komutu" marş * m. Habsburg ailesine mahsus bir soyluluk sıfatı ß Lat archi. taht.

< HAvr *ar. artrit [xx/b] ~ Fr arthrite eklem enfeksiyonu < EYun árthron eklem ~ HAvr *ar-dhro. ilk + EYun tektön usta " +arşi. eklenmek " arma artist [191+] ~Fr artiste sanatçı <Fr art sanat~Lat ars.< HAvr *ar.a. 2.eklenmek. ß EYun ar%os baş. mimar ~ EYun ar%itektön a.< HAvr *ar. art/ard< Tü *ar arka. tektonik arşiv [xx/b] ~ Fr archives evrak koleksiyonu ~ OLat archiva a.el becerisi. kesen. [xvii] daha çok. < Lat articulus [küç. eklenmek " arma * Türkçe kullanımda aktris < Fr actrice (kadın sahne oyuncusu) sözcüğünü asimile etmiştir.a. uymak " arma arus ~ Ar carüs [#crs] damat. fazla olmak < Tü *ar arka. eklemlemek.[viii] arkada kalmak. geri arter [xx/b] ~ Fr artère damar. fazla (sıfat). madde < Lat artus eklem ~ HAvr *ar-tu. özellikle atardamar ~ EYun arteria atardamar ~ HAvr *wer-2 kaldırmak.arşitekt [xx/c] ~ Fr architecte mimar ~ Lat architectus ustabaşı.uymak. ~ EYun ar%aîa [çoğ.uymak. şiirde her beytin birinci mısraının son hecesi.] eklemcik. bundan fazla (zarf) artiküle [etm [xx/c] ~ Fr articuler birbirine eklemek. evlenen kişi aruz [xiv] ~ Ar carüd [#crd im] 1. yönetim " +arşi * Fransızca ve İngilizcede sadece çoğul şekli kullanılır. şiir vezni < Ar carada yoluna çıktı.] a.a. art.a. arta kalan. sanat ~ HAvr *ar-ti. devlet belgesi < EYun ar%e devlet. geri" arka art[mak Tü art. madde madde saymak ~ Lat articulare a. < EYun ar%aîon resmi evrak. yukarı çıkarmak " aort arterioskleroz [xx/b] sertleşmesi ß EYun arteria atardamar + EYun sklerös sert" arter ~ Fr artériosclérose damar artezyen [xx/b] bir tür kuyu ~ Fr artésien Fransa'nın Artois bölgesinde Bélidor (1698-1761) tarafından geliştirilen kuyu tekniği < öz Artois Kuzey Fransa'da bir bölge artı YT [193+] zait < Tü art-" art- * Atatürk'un bulduğu kelimelerdendir. artık Tü < Tü art-" artartuk [viii] artan. önünü kesti" arz1 . geri" arka Tü art [viii] arka.

sıktı. esas Tü as. sunuş. belirdi arz2 İbr/Aram ereS a.Lat as en küçük bakır para birimi as2 asa asal Tü as [xi] bir tür küçük memeli. sunma. soy " asıl YT [193+] tufeyli < Tü as-" as~ Ar aSâlat [#'Sl msd. toprak (= arzu [xi] ~ Fa ârzü bir şeye yönelik istek. = Ave bsrsj-.a. dilekçe ß Ar card sunma. kastı asayiş [xiv] huzur Fa/OFa âsüdan. kendini sundu. önüne çıktı. taban" anlamında bir Tü *as sözcüğüne yazılı kaynaklarda rastlanmamıştır. karşısına çıktı. en. ülke. simüle asansör [189+] ~Frascenseur mekanik tırmanma aracı # 1867 Edoux. baston ~ Fa âsâl temel. heves ~ OFa âwarzög a. denkleştirmek " ad+. "Temel. 2. âsây. bsrsg istek. sakin olmak ~ Ar caSab [#cSb msd. [xx/b] ~ Fr as iskambilde birli. ß Lat ad. mühendis < Fr ascendre yükselmek. opera arz1 [xiv] ~ Ar card [#crd msd] 1.[viii+] a. bir işte başta gelen kimse * Dil Devrimi sırasında Eski Türkçe olduğu varsayımıyla kullanımı teşvik edilmiştir. (= Sogd âbra%se a. asalak asalet aSl kök. hal1 as[mak as1 .dinlenmek. rahatlık. arzetme + Ar Hâl durum " arz1. göründü. soyluluk < Ar asamble [xx/b] ~ Fr assemblée meclis < Fr assembler bir araya getirmek.a. her çeşit şarkı.) [xiv] ~ Ar ard [#'rd msd] yer.bir şeye + Lat simulare benzetmek. şarkı" aer(o)+ ~ İt aria hava. toplamak ~ OLat *assimulare ß Lat ad. 2. Fr. cinsel istek.arya [xx/b] opera şarkısı şarkısı ~ Lat aer 1. coğrafyada enlem. arzu)" â+ arzuhal [xvii] ~ Fa card-i Hâl durumunu arzetme. ermin [xiv] ~ Ar caSan^ [#cSw] değnek. sükûn < . önerme < Ar carada yoluna çıktı. gösteri.a.] sinir.] köklü olma. tırmanmak " ad+.bir yere doğru + Lat scandere basamak çıkmak. kakım.a. iskele asap burdu. yeryüzü. hava.a. kas lifi < Ar caSaba ~ Fa âsâyiş huzur. tırmanmak ~ Lat adscendere a.

] isyan eden" isyan ~ Ar aSîl [#'Sl sf. ß Lat ad.a.durmak " ad+. ekşi. dikmek/dikilmek.< HAvr *stâ. 2. asfalt ~ EYun ásfalton a. kimyada asit ^ 1545 Guéroult. Babil ve İran'da bulunan bir tür neftli madde asfalya sigorta (Ege ağzı) ~ Yun asfalía güvence. güvenlik. statdurmak/durdurmak. yardımcı olmak ~ Lat assistere a. güvenli.a. ilke. en küçük < Ar Sağır küçük asıl/aslöz.değil + EYun sfâllö düşürmek.] kök.] köklü.] en küçüğe ilişkin < Ar ~ Ar aSl [#'Sl msd. temel. soy ~Frasymmétrie simetrik olmama asimile [etm [xx/b] ~ Fr assimiler benzetmek. sigorta < EYun asfale?s "düşmez". simüle asistan [xx/b] ~ Fr assistant yardımcı. keskinleşmek " akr(o)+ asetilen [192+] ^Berthelot. çelmek asgari aSġar [kıy. sağlam ß EYun a(n). Fr. rastlamak. selüloz asetat bazlı bir tür şeffaf polimer / İng acetate a. ptö. soylu < Ar aSl kök. asfalt [ 192+] ~ Fr asphalte bitüm. acet.a. " asetik asetik [xx/b] ~ Fr acétique sirkeye ait. Fr. kimyacı ~ Lat acidus ekşi. soy. yamak < Fr assister yanında durmak.bir şeye + Lat simulare benzetmek " ad+. denk gelmek " an+. 2. simetri [195+] [xiv] [xiv] ~ Ar caSr [#cSr msd.bir arada + EYun piptö. rastlaşmaz ß EYun a(n).] daha küçük. sıkı durmak.asemptot [xx/c] ~ Fr asymptote geometride hiperbol eğrisiyle kesişmeyen çizgi ~ EYun asymptötes buluşmaz. el vermek. kimyacı < Lat acetum sirke < Lat acescere. istasyon asit [192+] ~ Fr acide 1. emin. Fr. keskin " akut .değil + EYun syn. semptom asetat [xx/c] ~ Fr acétate 1.ekşimek. a.düşmek. keskin. asetik asit tuzlarının genel adı. ~ Ar câSin^ [#cSy fa. aynılaştırmak. özümsemek ~ Lat assimilare a.eklenme edatı + Lat sistere. sirke asidi ^ 1787 de Morveau. esas asır/asrasi asil " asıl asimetri " an+.] çağ [xi] ~ Ar aSğarî [#Sġr nsb.. kavi olmak ~ HAvr *si-sts. kimyacı (1823-1907) < Fr acétique " asetik aseton [xx/b] solvent olarak kullanılan bir uçucu madde " asetik ~Fracétylène kimyada bir bileşim ~ Fr acétone kimyada asetik asit ketonu. ß Lat ad.

sosyal ~ İng [xx/b] pişmiş topraktan yapılan bir tür dolgu kalıbı [xx/c] gazetecilikte uydurma haber * Ümit Deniz'in yarattığı polisiye roman kahramanı Murat Davman tarafından popülerleştirilmiştir.bir şeye + Lat sortiri (kura ile) seçmek < Lat sors.a. önünde olma. aspava [xx/c] içki ve yemek esnasında kullanılan bir iyilik dileği < Tü Allah sağlık para aşk ve ^ y. katiyen < Ar aSl soy.) biçiminden türediğine ilişkin tez ses bakımından kuşkuludur. özellikle hükümdar kapısı ve makamı ~ EFa *â-stâna ß EFa â. kök veya öz itibariyle. Karş. kısmet ~ HAvr *srti. soy " asıl [xvii] üzüm bitkisi < Tü as-" as- asliye mahkemelerden biri asma <Tü * "Üzerinde üzüm salkımları asılı şey" anlamında. küpe. varma bildiren edat ve önek + EFa stâna durma ~ HAvr *stâ. esas.] asıl.kura. yy'da türemiş olmalıdır. . deyimlerden 19. Askı sözcüğünün 18. " istasyon asker ordu " leşker [xiv] ordu ~ Ar caskar [#cskr] ordu ~ OFa laşkar * Lat exercitus (a.< HAvr *ser-3 dizmek " ad+. aslen. kök " asıl aslan » " arslan (mahkeme-i) aslîye [xix] Tanzimat döneminde kurulan < Ar aSH [#'S1 nsb. orijinal < Ar aSl kök. özellikle ziynet ve hediye. (olumsuz fiille) hiç. askere yazılmak vb. 1960 Ümit Deniz.yönelme. belirsiz bir süreye ertelenmiş şey. askı. Türkçede halk dilinde tekil ad olarak kullanımı askere gitmek.a. seri1 asosyal asparagas asparagus kuşkonmaz ~ EYun asfáragos * Türkçe anlamın kaynağı belirsizdir. askı <Tü [xviii] asılan şey.asitane ~ Fa asitan/asitana kapı eşiği. yy'daki başlıca anlamı "zincirle sarığa asılan ziynet veya küpe"dir. sort. [xix] pantolon askısı. muallak < Tü as-" asasla [xiv] ~ Ar aSlâ [zrf. 2. . asmolen ^7 asorti [xx/b] ~ Fr assorti uyumlu < Fr assortir bir örneğe uygun olarak seçmek ß Lat ad. romancı [xx/c] ~ İng asocial sosyal olmayan" an+.] 1. a.

" astr(o)+. Alm stern. astım darlığı. . < HAvr *ster-2 a. delmek ~ HAvr *stig-yo. astar [xiv] ~ Fa astar giysilerin iç yüzünde kullanılan kaba kumaş ~ EFa *â-star. Fa sitara. a.yıldız + EYun naütes gemici. alt = Tü astın [viii+ Uy] a. sermek ~ HAvr *ster.aspiratör [xx/b] ~ Fr aspirateur elektrikli süpürge < Fr aspirer havayı veya bir sıvıyı içine çekmek ~ Lat aspirare a.a. stigmatnokta.yıldız (sadece bileşiklerde) ~ EYun ástron yıldız ~ HAvr *sster. ^ 1849 William Whewell. astro. navigasyon * İngilizce sözcük Yunan mitolojisindeki Argonaut'lara (Argo yolcuları) benzetme yoluyla 1929'da türetilmiş ancak 1961'de yaygınlık kazanmıştır. ~ Alm acetylierte spirsäure asetil spirik asit < Lat spiraea asetil spirik asidin doğal kaynağı olan bitki" asetik ast/as YT [193+] madun.a. aşağı ~ Tü ast [xiii Kıp] aşağı. Ave upa-starsna.). Fagustar/gustariş (yaygı.). etiket astr(o)+ ~ Fr/İng astr(o).a. benek < EYun stizö (sivri bir şey) batmak.).a. soluk soluğa kalma [xx/b] ~ Fr asthme astım hastalığı ~ EYun ásthma nefes astigmat [xx/b] ~ Fr astigmate gözü noktaları seçemeyen kimse ~ İng astigmatic a.(sivri uç) batmak.değil + EYun stígma. astragan astrakan [192+] doğmamış kuzunun kıvırcık postundan yapılan kürk < Astragan Hazar Denizi kıyısında bir kent < %ass-i tarlan 1460 yıllarında Hazar Denizinin kuzeyinde kurulan Tatar beyliği ve bu beyliğin başkenti < Tü tarlan bir yönetim veya asalet ünvanı.yanına veya üstüne sermek < EFa/Ave star.yaymak. Sans prá-stará (a. yy'dan itibaren "yıldızlar aracılığıyla gelecekten haber verme" anlamında kullanılmıştır.(a.a. tarkan astroloji [xx/b] ~ Fr astrologie yıldız bilimi ~ EYun astrologeía a. ß EYun ástron yıldız + EYun logeía " astr(o)+. * Aynı kökten Fr étoile < Lat stella. astronomi inceleyen bilim ~ EYun astronomía a.a.a. Erm asdġ (yıldız). a. a. * Karş. döşek. espri aspirin [190+] bir ilaç ~ marka Aspirin Bayer firmasına ait ilaç markası # 1899 Bayer AG. +nomi ~ Fr astronomie yıldızların düzenini astronot [196+] ~ İng astronaut uzay yolcusu ß EYun aster.sivri < HAvr * steig. İng. denizci " astr(o)+. delmek " an+.a. +loji * Batı dillerinde 14.a. İng star.bir şeyden + Lat spirare solumak " ab+. bilim adamı ß EYun a(n).(a.a. ß Lat ab. halı) < OFa wistarag < Ave *vi-starsna.

[xix] bitki aşısı Tü aşu [xi] kırmızı boya elde edilen bir tür toprak. haşlama). aşğaru [xv] dibe doğru. alta alçak < Tü *aş. sürtünerek çukurlaşmak < Tü aşak/aşağ aşağı" . Erm %aş (sulu yemek. güneş doğmak * Karş. aş Tü aş [viii] yemek.asude huzurlu olmak " asayiş asuman . sınır aşmak. aşın[mak aşağı Tü aşğın. oyunda zar * Yapı itibariyle incik sözcüğünün eşdeğeridir. [xv] ~ Fa asuda huzurlu < Fa asudan. rubric aşı2 [boyası aşık1 aşık2 [atmak Tü [xiv] ~ Ar câşiq [#cşq fa. asman [xiv] ~ Fa âsuman/âsmân gökyüzü.inmek * Yön bildiren -ru ekiyle. alt.] ondalıklar.] seven" aşk1 < Tü *aş. aşama aş-" aş* Fiil gövdesine eklenen -a. öteye geçmek. a.EFa/Ave asman. perçin. Karş. avrupa. aşağı <Tü aşağa [xiii] . asay.a. aşar [xiv] YT [193+] mertebe. [xiv] (hayvan) çiftleşmek < Tü aşak.dinlenmek. paye < Tü ~ Ar acşâr [#cşr çoğ.ekinin mahiyeti belirsizdir. Fa aş = Ave asa. aşı/aşu [xviii] çiçek aşısı.inmek " aşağı aşuk [xi] ayak topuğu kemiği.(yemek). incik. ondalık vergileri < Ar cuşr onda bir < Ar caşara on " aşiret aşçı aşı1 Tü Tü aşçı [viii+] yemek pişiren < Tü aş1 " aş aş3 [xi] kenet. aş[mak Tü aş.[xi] aşınmak.[xi Oğ] dip.[viii] dağ aşmak. aşağ. özellikle sulu ve sıcak yemek * Eski bir İran dilinden alıntı olasılığı tartışılmıştır. sema Asya [xix] ~ İt Asia ~ Lat Asia ~ EYun Asia Akdeniz'in Doğusundaki ülkelerin genel adı = Akad asü çıkmak. Karş.

bilmek ß OFa â. belirgin ~ OFa âşkârâg a. [xix] hırsızlık etmek < Tü aş-" aşaşurı [xvii] aşırık. grup oluşturdu * Aynı kökten Ar caşara (on) sözcüğünün nihai anlamı muhtemelen "grup.oynamak. tanımak " â+. klan < Ar caşara birlik oldu. f. ölçüyü aşan.a. yy'a dek tercih edilmiştir. oynamak ~ HAvr *kseubh-sallanmak. algılamak. [xix] bu günde yapılması gelenek olan karışık aş . işret.[xi] eklemek. aşk2 [etm Tü aşak [xi] dip. eros < Ar caşiqa sevdi. (= Ave âviş-kâra. algılamak " estetik aşina ~ Fa âşnâ bilinen.< HAvr *au-4 duymak. aşağı.anlamak.aşır[mak aşırı <Tü <Tü aşur. kararsız < Fa âşuftan. aşık idi * 'Işk biçimi 18. kıpırdamak < Ave %Şufan hareket etmek. cışq var. < OFa âşnüdan. aşure. aşık/aşak [xiii-xvii] aşağı * Tokat aşketmek deyiminde. belirgin kılmak < Ave âviş belli. şnâs-bilmek. deste.] akrabalardan oluşan topluluk. aşla[mak Tü aşla. öşür aşiyan ~ Fa âşiyân yuva ~ Ar cişq/c^aşq aşk1 cışq [xiii] . son derece < Tü aşır. çile. c^aşq [xvii] [#cşq msd. EŞKÖKENLİLER: Ar #cşr : aşar.yönelme edatı + OFa şnüdan. perçinlemek < Tü aş3 ek.açığa çıkarmak. âşnâw." aş- aşifte aşüfte [xiv] ~ Fa âşuAa oynak.[xiv] öte yana geçirmek. tanıdık ~ OFa âşnâg a. aşiret. +şinas aşiret ~ Ar caşîrat^ [#cşr sf. bilinen.a. belli. züht < Sans sramáti çile çekmek aşure aşura [xiv] . oynama aşikâr [xiii] ~ Fa âşikâr/âşkâr açık. kaynak " aşı1 aşram [200+] ~ İng ashram Hindu tekkesi ~ Sans âsramah a.Fa caşürâ Muharrem ayının onuncu günü ~ Ar caşürâ [#cşr] Muharrem ayının onuncu günü < Ar caşr/c^aşarat^ on " aşiret .] şiddetli ve yakıcı sevgi. muaşeret. aşüb. görünen) ~ HAvr *âwis. a. < Sans sramah zahmet. boy. on parmaktan oluşan birim" olmalıdır.

atılgan atak2 [xx/b] ~ Fr attaque saldırı.a. Fr nominer (atamak) < nom (ad). ß EYun a(n). işsizlik. saplamak " etiket ataşe [185+] çalışan diplomat < Fr attacher iliştirmek " ataş ~ Fr attaché bir elçiliğe bağlı olarak ateizm [xix] ~ Fr athéisme tanrı tanımazlık < Fr athée tanrı tanımayan. sopa atalet [xvii] ~ Ar caTâlat^ [#cTl msd.a. zımba < Fr attacher iliştirmek. xi] ad vermek.] boşluk. ateş âtarş.) sözünün yerini almıştır.a.[viii+] a. atherina ~ Fa âtaş yanma.değil + EYun théos tanrı" an+. dinsiz ~ EYun átheos a. at at[mak ata Tü Tü Tü at[viii]a.* "Karışık aş" anlamı ve geleneği İran'a özgü olup. ata[mak çağırmak " adaYT [193+] tayin etmek ~ Tü ata. < Jap ataru "dikkat" veya "nişan al" anlamında emir ataş [xx/b] ~ Fr attache birleştirme teli. girişimciler. 2. ataerkil atak1 <Tü YT [194+] pederşahi " ata. erk < Tü at-" at- [xix] düşüncesiz. Dil Devrimi sırasında arkaik biçimiyle ve keyfi bir anlamlandırmayla yeniden benimsenmiştir. daha eski olan kan (a.a. meydan okumak. a. ata [viii+] baba * Muhtemelen çocuk dili kökenli bir sözcük olup.a. hareketsizlik < Ar caTila hareketsiz ve başıboş kaldı.kazık.biçimini alan Eski Türkçe sözcük. hücum < Fr attaquer 1. Anlam için karş.< HAvr *steg. te(o)+ aterina hepsetus ~ EYun atherine a.a. kazık dikmek. hak iddia etmek [esk. Amer. karıştırmak) fiilinin etkisini gösterir. ateş ~ OFa âta%ş a.ateş ~ Yun atherína gümüş balığı. eklemek ~ EFr attachier saplamak Ger *stikan delmek. saldırmak. at. cüretkâr. savaşa girişmek < Ger *stakön kazık ~ HAvr *stog. (= Ave .yanmak) ~ HAvr *âter. yoksun kaldı atari [198+] bilgisayar oyunu ~ marka Atari video oyunları firması ^ 1972 Nolan Bushnell ve Ted Dabney.[viii+ Uy. Fa aşurdan (katmak.]. adıyla * TTü ada.a. < Ave atar.

kolsuz fanila athlète sporcu ~ EYun athletes yarışçı < EYun athleö yarışmak * Türkçe ikinci anlamı atlet fanilası deyiminden türemiştir. uydurma (argo) < Tü atma" . kartograf < Atlas.eğme. EŞKÖKENLİLER: Ar #ct?f: atıf. atmaca tür yırtıcı kuş Tü at-" at<Tü ~ Fr atmaca toğan [xiv] bir * Atmak fiiliyle semantik ilişkisi açık değildir. citq] 1.[xi] bir şeyin üzerine çıkmak. gelecek < [ 1 9 3 + ] cü r e t k â r atik [xi] eski ~ Ar catîq [#ctq sf. [xiii] zıplamak. büktü. gramerde bağlaç veya alt cümle < Ar caTafa eğdi. ödül [xix] dokuma tezgâhında mekikle enine atılan iplik. 2. bir adımla aşmak Tü * At. 2. atlet [xx/b] 1. atmasyon at[193+] asılsız. işsiz.] gelen. atletizmle uğraşan kimse. 2.] hediye. matuf atıl atılgan ati Ar atâ geldi YT [xvii] ~ Ar câTil [#cTl fa. saten atlas2 [ 180+] ~ Fr atlas haritalar kitabı # 1569 Gerardus Mercator.] boş. bağladı İng to refer/reference karşılığı olarak kullanımı 20.ateşin ~ Fa atasın ateşli" ateş atıf/atfatf[xiv] ~ArcaTf[#cTfmsd. atlas 1 [xiv] ~ Ar aTlas [#Tls] bir tür ağır ipekli kumaş.]1. azatlı köle < Ar cataqa [msd. (köle) azat edildi atiye atkı kaşkol atla[mak at-" at<Tü ~ Ar caTiyyat^ [#cTw msd.] 1. çevirme. < Tü at-" atTü atla. meylettirme. [192+] boyuna sarılan kumaş. 2. yaşlandı. eskidi. Türkçeye çevirilen ilk atlas 1803'te Mühendishane matbaasında basılan Atlas-ı Kebir tercümesidir. Atlant. Hol. sabık. hareketsiz " atalet < T ü a tı l ." a t ~ Ar âtin [#'ty fa. eski. yy'ın son çeyreğine aittir.mitolojide yeryüzünü sırtında taşıyan Titan * Mercator atlasının ilk baskısının kapağındaki Atlas figüründen. sonra gelen.fiiliyle ilişkisi yapı ve anlam bakımından açıklanmaya muhtaçtır.

< HAvr *ster-2 a.ateş " ateş ~ Lat atrium ocak. yönelmek " an+. 2.dışarı EŞKÖKENLİLER: İng out: aut.ateş yeri < HAvr *âter. ^ 1638 John Wilkins. büyütmek atropin [xx/b] ~ Fr atropine belladonna bitkisinden elde edilen zehir ^1818 Nysten < YLat atropa belladonna bitkisinin bilimsel adı. 2. lokavt. beslemek.çekmek. çanak . atölye atelye [xix] işlik ~ Fr atelier demirci işliği [esk.) avadanlık çömlek " ab.* Fransızca kelimelere eklenen -(a)syon ekiyle. İng. avlanan hayvan. dışarı. tract. nakavt av Tü âb [viii] avlanma eylemi. eğilmez. kader tanrıçalarından birinin adı ß EYun a(n)-değil + EYun trepö.bir yere + Lat trahere.a. bölmek " an+. yetiştirmek. tom(o)+ * Filozof Demokritos (MÖ 460-370) tarafından felsefi bir kavram olarak ortaya atılmış. dönmez. traktör atrium [xx/c] üstü kapalı iç avlu evin iç avlusu ~ HAvr *âtr-yo. cazibe. atrofi [xx/b] ~ Fr atrophie gelişemeyip büzülme. trop. tropik attar ciTr ıtır " aktar aut atılması ~ HAvr *ud. trof. atmosfer [xix] ~ Fr atmosphère a.] ıtır satan.]. esmek) + EYun sfaîra küre " sfer atol [xx/b] ~ İng atoll mercan adası ~ Maldiv atolu atom [192+] ~Fratome maddenin daha küçük parçalara bölünemeyen zerresi ~ EYun átomon [n.a. < Lat attrahere. " astr(o)+ atraksiyon [xx/b] ~ Fr attraction 1. +dan1 [xiv] kap kacak < Fa âbdan su kabı.a. çekim. nefes (~ HAvr *awet-mo. değişmez. ß EYun a(n). dumura uğrama ~ EYun atrofeía a.a. a. Moğ aba (a. sürmek. tomkesmek.< HAvr *wet-1 üflemek. âw [xi] [xiv] [xx/b] ~ Ar caTTâr [#cTr im.dönmek. sürüklemek " ad+. futbolda topun dışarı * Karş. her türlü işlik < EFr astelle kıvılcım. ilgi çekici sahne gösterisi ~ Lat attractio a. bilimci ß EYun atmós buhar.değil EYun temnö. har ~ Lat stella yıldız ~ HAvr *ster-la.] bölünemeyen şey ß EYun a(n). güzelavrat otu < EYun átropos 1. modern bilimsel kullanıma 1805'te İngiliz fizikçi Dalton tarafından önerilmiştir. 2. parfümeri < Ar ~ İng out 1.çekmek ß Lat ad.yetişmek. attract.değil + EYun trefo.

konuşma.] yardımcılar < Ar cawn [#cwn] 1. borç vermek < Lat ab ante önden. insan sesi " vokal avdet ~ Ar cawdat^ [#cwd msd.geliş < HAvr *gwem. önceden " avan avantaj ön. avanzo] 1. söz) ~ HAvr *wekw.* "Bayındırlık. yardımcı * Arapçada kullanılmayan bir türevdir. karşılıksız kazanç ~ İt avanto [mod. avanta [xvii] bedava. 2. ilerletmek.ön. İng advance. 2.seslenmek. gitmek " ad+. alın. umum < avan [xx/b] ~ Fr avant önce ~ Lat ab ante önden. ilerlemek. söylemek (= Sans vâç ses. artmak. vâc. ön ödeme. borç verilen para < İt avantare [mod.] başa gelen şeyler < Lat advenire başına gelmek. (bir şeye) dönüştü . vent. tekrar gelme < Ar câda geri geldi. 2. önceden < Lat ante önce ~ HAvr *ant. avangard avan.] yavru. borç verilen para < Fr avancer 1. yardakçılar *cawanat^ [çoğ. baz avare a. borç vermek ~ OLat *abantare " avan * Karş. artmak. avanzare] 1.a.gelmek ~ HAvr *gwemyo. 2. öne geçmek.] geri gelme. ait olduğu yere geldi. karşı" anti+ avanak [xix] aptal kimse ~ Erm (h)avanag sıpa. özellikle insan sesi < EFa vartan. ilerlemek. dönme. uğramak ß Lat ad. 2. öne geçmek. ilerleme. ön ödeme. yardım. bayındır yer" anlamına gelen abadanlık ile karıştırılmış olabilir.] sıradan halk. [xiv] ~ Fa âwâra amaçsızca gezen. döndü. aval aval belirten deyim avam Ar cammat^ " amme aval aval/afal afal [192+] şaşkınlık ve sersemleme ~ ? [xiv] ~ Ar cawâmm [#cmm çoğ. insan veya hayvanın küçüğü < OFa yawân genç " civan avane [xix] kötü bir işte yardımcılar. gard [xx/b] sanatta öncü ~ Fr avant-garde öncü" ~ Ar avans [xx/b] ön ödeme ~ Fr avance 1.gelmek. aylak ~ OFa âbârag avaz [xiv] ~ Fa/OFa âwâz ses. ilerletmek. eşek yavrusu ~ OFa yawânag [küç. ilerleme.bir yere + Lat venire. önce " avan [195+] ~Fravantage öncelik <Fr avant avantür avantüriye[192+] ~Fraventure macera~ OLat adventura [çoğ.

sallanmak. keyif almak. ~Latadvocatus tanık olarak mahkemeye çağrılan kimse. 2. avrat [xiv] kadın.] 1. avuç [xv] < Tü a5ut/awut [viii+ Uy. bağırmak. âwez.) Yunancadan alınmıştır. ayıplı ve özürlü olma. hayvanların gece kapatıldığı etrafı çevrili alan. avret [xiv] ~ Ar cawrat^ [#cwr msd. Avrupa Evropa [xviii] ~ İt Europa a. ağıl. ağıl.bir yere + Lat vocare çağırmak.asmak. zevce ~? Ar cawrât [#cwr çoğ.a.averaj [xx/b] ortalama ~ Fr average gemi sigortasında hasar payının ortaklara dağılımı [xv]. ileri geri gitmek avlu avlağu [xiv] .İsp avocado ~ Nahuatl ahuacatl testis. xi] avuç ~ İng avocado tropik bir bitki ve meyvesi avukat [186+] ~İtavvocatoa. avli [xvi] ~ Yun/EYun aule 1.a. husye * Meyvenin şeklinden ötürü.] (kadının) edep yerleri. 800) kaydedilmiştir. vokal avun[mak bulmak Tü âbın. Bak ari1. kusur. katılma. aritmetik ortalama [xviii] ~ İt avariaggio < İt avaria deniz ticaretinde kayıp. (edep yerlerini) örtmeme (= Akad üru (özellikle kadının) edep yeri ) * Arapça sözcük İbraniceden alıntı olmakla birlikte Ar #cwr (tek gözü kör olma. Karş. Oysa İbr #crh kökü Ar #cry (üryan. Batı = Akad erebu a. edep yerleri ~ İbr cerwah çıplaklık. savunucu.? . zaaf ve kusurlar < Ar cawrat^ kusur.yönelme. avlu.a. eklenme bildiren önek + HAvr *weig. sarkmak ß Fa/OFa â. ayıp. etrafı duvar veya binalarla çevrili iç alan * Lat aula (a. özür. ~ Lat Europa a.a.sapmak. " garp * Karş.[viii+] rahatlık ve sevinç duymak. çıplak olma) ile eşdeğerdir. ayıp < İbr #crh çıplak olma.[xiv] teselli < Tü *âb. ses etmek " ad+. Tü ağıl sözcüğü ile benzerlik ilgi çekicidir. özür " avret avize ~ Fa âweza asılı süs. EYun Europe Batı ülkelerinin genel adı ~ Aram csrebâ gün batımı.a. havlu [xv] . asılmak. 2. edep yerleri. edep yeri" avret * Arapça "(özellikle kadının) örtünmesi gereken yerleri" anlamına gelen sözcük kullanımda muhtemelen ETü urağut (kadın) ile birleştirilmiştir. avukat < Lat advocare mahkemeye çağırmak ß Lat ad. avın. avuç Tü adutça [viii+] bir el dolusu. sakat olma) köküyle birleşmiştir. hasar < Ar cawâr [#cwr] hasar. küpe. asya. avokado [xx/c] . Yunanca sözcük Homeros'tan itibaren (MÖ y. lamba < Fa/OFa âwe%tan.

2. ayan1 [xiv] önde gelenler ~ Ar acyân [#cyn çoğ. ay cismi ve süre birimi ay[mak <Tü [xx/b] kendine gelmek. ayas [xi] ayazma [xvii] ~ Yun agíasma 1. lakırdı." ayıl- * 15. [xiii] ışık. < Tü *a5. yy'a ait bir tek muğlak örnek dışında eski yazılı örneği yoktur. Rumlarca kutsal sayılan yer.[xiv Kıp] teşvik etmek ayaz [viii+] kuru soğuk. ağız. aziz ~ HAvr *yag-yoa. . eşraf < Ar cayn göz " ayn ayan2 belli < Ar cayn göz " ayn iyân [xiv] ~ Ar ciyân [#cyn] gözle görülen. a. ayırmak " ayır- * Eğer *a5. aya ayak Tü Tü aya [viii+] elin iç tarafı adak [viii] a. memleketin önde gelenleri. seçkinler. sohbet Tü ay [viii] gök * Muhtemelen onomatope kökenlidir. aydinger [xx/b] şeffaf kâğıt cinsi ~? marka Eidinger . aşikâr. gözler. -t. 2. gözünü üzerinden eksik etmeme Ar cara (gezdi. seğirtti. saatin hassas ölçümü ~ Aram #cyr gözetme. ay ışığı?.avurt Tü? [xiv] çene. uyanmak < Tü ayıl.] 1. Halk dilinde kullanıldığı veya ayıl. yaramazlık yaptı) fiiliyle ilişkisi kurulamaz. Karş. cıyâr vulg. Erm lusin (ay) = lus (ışık).tapınmak aydın Tü aydın [xi] ışık.kutsama < EYun (h)agíos kutsal. kutsama. ışık " ay < Tü *aytın(ı)ğ aydınlanık < * Anlam ilişkisi için karş Lat luna (ay) = lux (ışık).aydınlatmak < Tü ay ay. ayyar. EŞKÖKENLİLER: Ar #cyr2 : ayar.] standart. < HAvr *yag. aydınlık Tü *ay(ı)t.fiilinden yakın dönemde geri türetildiği düşünülebilir. ayar cıyâr [xv] . c^ayâr [xvii] ~ Ar ciyâr [#cyr2 msd.a. 1935'ten sonra münevver < Ar nür karşılığı olarak kullanılmıştır.fiili ile bağlantılı ise orijinal anlamı "adım" olmalıdır. miyar ayart[mak ayaz Tü Tü? [xvii] kandırmak < Tü ayar. altın ve gümüşün saflık ölçüsü. özellikle kutsal pınar ~ EYun (h)agíasma.açmak.

2. sinyal. örf. ayet [xiv] ~ Ar âyat 1. adet. * Tevrat'ın bazı bölümlerinde bölüm başlıkları alfabenin harfleriyle belirtilmiştir. ayırmak < Tü *â~ Ar cayb [#cyb msd. töre " ayna aykırı Tü arkuru [viii+] çapraz yönde. Kısa a. adet.a. töre. kepeğini ayırmak. hata." ayır- ayin [xi] örf ~ Fa âyin 1.(ağzını açmak).ile aç. ayı adığ [viii+] ayık ayıkla[mak [xvii] Tü (= Moğ ötege a. tefrik etmek < Tü *â5-açmak. ayır[mak Tü açmak veya açılmak adır.ayırmak " ayıl- <Tü ayırtla-/ayıtla. 2.) a5ığ [xi] uyanık. Kuran sözü ~ Aram 'âta simge.* Ayrıntılı bilgi bulunamamıştır. simge. ayırdeder hale gelmek < Tü *â5.] kusur. ayrım < Tü a5ır. apış. .kökünün bu grupla ilişkisini açıklamak güçtür. +ri YT [193+] hale Tü ay" ay ayla Hale (a. apış (iki bacağın arasındaki açıklık).[viii+] ayırmak. ağ (seyrek dikiş veya iki bacağın arasındaki açıklık). kusur etti * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. arkuru/arkırı [xiv-xix] < Tü arkuk [xi] çapraz konuma gelmiş < Tü *ar çapraz. aygır adğır [viii] erkek at a y g ı t YT [193+] cihaz ~ ? Tü Tü * Kökeni belirsiz olan sözcüğün Anadolu ağızlarından derlendiği ileri sürülmüştür. * Aynı kökten ak (açık renkli). işaret.[xi] farkına varmak. ayık-la< Tü ayırt" ayır- ayıl[mak Tü âdm-/âdıl. işaret. gelenek. zıt yönde " arka.a.[xiv] kabuğunu soymak. alamet. diklemesine.açmak. usul. a.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. ayırt [etm Tü adırt [viii+] fark. kendine gelmek. ayırmak " ayırayıp/aybcayb [xi] utanacak şey < Ar caba kusurlu idi. sarhoş olmayan < Tü *a5. alfabenin her bir harfi ~ İbr öt a. tören ~ OFa â5en/â5enag görenek.

aynı aynî [xiv] < Ar cayn bizzat. 5. gözle görülür nitelikte. boynuz. gezinmek aymaz YT [xx/b] gafil. güzel). 2." ayır-YT [194+] < Tü ayrıca " ayrı zcüğe isim yapım eki eklenmesi kuraldışıdır. Tü ay-" ay- ayn [xiv] ~ Ar cayn [#cyn msd. bir şeyin ta kendisi. pınar. farkında olmayan < Tü aylan. adrık [xi] 1. yaban koyunu). farklı < Tü ayrık" ayır- * Sıfata eklenen -sı ekinin işlevi belirsizdir. ta kendisi " ayn ~ Ar caynî [#cyn nsb. geyik. 2. ayrıksı YT [193+] tuhaf.) ayna ayine [xiv] ~ Fa ayına ayna ~ OFa âSenag göstergeç. işe yaramaz dolanmak. [195+] parantez bir içecek ayruk [xi] başka. di.aylak Tü? [xv] boş dolaşan. 3. seçkin kimse. [194+] fasıl. oğul [193+] miyar. maddi. yaba. ayrık otu * Karş.görmek)" dide * Fa ahan (demir) veya Ar cayn (göz) ile birleştirilmesi yakıştırmadır. [189+] polis memuru < Tü ayna " ayna * Karş aynalı (yakışıklı. ayna (= Ave avidayana.] 1. Ayrık otu = "boynuz otu" anlamı düşünülebilir. göze. mal (= İbr cayin göz = Akad Inu a. zat. a. hukukta malın bizzat kendisi < Ar cayn göz " ayn ayol ayraç ayran ayrı ayrıcalık * Zarf yapısındakis ayrık [otu " ayır- <T ü YT Tü Tü < Tü ay oğul/hay oğul" hay. bab YT [193+] tafsilat < Tü ayır-" ayır- < Tü ayır-" ayır- . biçimsiz (argo). ayrım ayrıntı YT [193+] fark. aynasız (argo) [188+] yakışıksız." ayır-ayran [xi] sütten elde edilen < Tü ayır. İslam hukukunda maddi değeri olan nesne. göz.] 1. TTü ayrık (çatal boynuzlu hayvan. çatal. Kıp] dönmek. göze ilişkin.[xiv TS. ayrılma. işsiz. gayrı imtiyaz Tü < Tü ayır. 4. 2.göstermek < Ave dâi-.

a. eziyet etti [xi] ~ Ar aczâml [#czm nsb. geçindi" maişet [xvii] zevke ve işrete düşkün kimse. saf. narın (ince. serseri. eziyet.a.] ayyar [xvii] hilebaz.] uzuvlar < Ar cudw " uzuv Tü ~ Fa âzâda özgür. muazzam idi azami aczâm [kıy. işkence < Ar azar azar olmak [xiv] incinmek. Karş. . soylu = Fa âzâd özgür " azamet ~ Ar cazâmat^ [#czm msd. ekmekçi). kırılmak. taşmak [xiv] ~ Ar acdâ [#cdw çoğ. a.] (gıda maddeleri satan kimse. en büyük " azamet azap caSaba acı verdi.] acı. ayva [xiv] ~ Fa âbiyâ ayva ~ Ar cayyâr [#cyr im. seğirtti" ar1 ayyaş [#cyş] yaşadı. sapmak. azarla. < Fa/OFa azardan.ayrış[mak aysberg YT [193+] muhalefet etmek. acı vermek " â+ Farsça sözcüğün Türkçedeki anlam evrimi Tü kınamak fiiline paraleldir. * Lat auriga (keçi yıldızını içeren takım yıldız) adı muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır. Her iki biçim Tü *(y)ar. Ar cayyaş [im. ayyuk[a çıkmak gökyüzünün en yüksek yeri ~ Ar cayyüq keçi yıldızı.] çok büyük olma.[xiv] kırıcı davranmak ~ Fa âzâr incitme.] daha büyük.kökünü düşündürür. haramzade gezgin." ayır[192+] ~İngicebergbuzdağı~Hol ijsberg a. içkici < Ar câşa * "İçici" anlamı Türkçeye özgüdür. acıtma ~ OFa âzarm a.] en büyüğe ilişkin < Ar ~ Ar ca5âb [#c5b msd. [194+] tahallül etmek < Tü ayır.a. yücelik < Ar cazuma aşırı derecede büyük idi. eziyet.[viii] yoldan çıkmak. küçük).(birini) incitmek. Moğ aray (az). ß Hol ijs buz (~ Ger *îs. arsız < Ar cara gezdi.) + Hol berg dağ ayva avya [xi] . Capella. az az [viii] çok değil * Karş. arı. az[mak aza azade azat Tü az. azar.

özgür ~ OFa azad soylu.doğmak. kuvvet ) " izzet azmak birikintisi azman ~ ? <Tü [xiv] aşırı iri < Tü az-" az-.] yönler. zo(o)+ "Can veren" oksijenin karşıtı olduğu için. doğurmak)" â+. yüce.azat azad [xi] ~ Fa azad serbest. azil/azlçıkarma < Ar cazala azletti azim1/azmcazama karar verdi.soylu. asil < OFa azn soy " +aver * Erm aznvavor (soylu. [xvii] akarsu kenarında oluşan su aznavur [xiv] Gürcü asilzadesi ~ Gürc aznauri Gürcü soylularının bir sınıfına mensup kişi ~ OFa aznâwar soylu. açılar < Ar samt yön " semt aziz [xi] ~ Ar cazız [#czz sf. köylü veya köle olmayan. özgür (= Ave âzâta. işten ~ Ar cazm [#czm msd. zade azı [dişi dişi)" azazık Tü Tü azığ [viii+] köpek dişi.ekinin işlevi belirsizdir. +men1 [xv] ark. yüce" azimut [xx/c] ~ Fr azimut bir yıldızın ufuk çizgisine olan açısı / İng azimuth a. asil) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. egemen (= Aram cazız güçlü = İbr caz güç. azot [xix] ~ Fr azote havayı oluşturan gazlardan biri ^ Antoine de Lavoisier. su cedveli. .] büyük. Fr. nesebi belli olan ß Ave â-yönelme ve eklenme bildiren önek + Ave zâta. kararlı idi azim2/azîm azamet [xiv] [xiv] [xiv] ~ Ar cazl [#czl msd. ~ Ar as-sumüt [#smt çoğ.] güçlü.değil + EYun zöö yaşamak " an+. erzak azınlık < Tü az" az YT [193+] ekalliyet * Sıfata eklenen -ın. yırtıcı hayvan dişi < Tü az. soylu.(= Moğ araga azı azuk [viii] yol için alınan yiyecek. kimyacı (ö 1794) ~ EYun azötes yaşatmayan. can vermeyen ß EYun a(n). a.] görevden alma.] kararlılık < Ar ~ Ar cazım [#czm sf.

baba çoc baba [viii+] 1. 2. babacan babafingo babalık baba babayani baba + [xvii] Bektaşi dervişlerine hitap şekli [xvii] " baba. Tüm dillere çocuk dilinden alınmıştır. yy'dan önce kaydedilmemiştir. derviş). can ~ Ven papafìgo bir tür yelken < Tü baba" < Tü baba" [xvii] üvey baba veya kayınbaba babayane [xvii] baba gibi. havalandırma deliği < Fa bâd câh ß Fa bâd hava akımı. abla = Moğ baca a. karıları kardeş olan erkeklerden her biri (= Tü baca/paca [xv+ Çağ] kızkardeş.a. rüzgâr + Fa câh yer. 3. yaşlı adam. eski tarz baca [xiv] pencere ~ Fa baca pencere. saygı ve sevgi hitabı. dede. Fr papa vb. Karş. bacanak Tü? [xiii] kadının kızkardeşinin kocası.) Bacı (kızkardeş) sözcüğüyle ilişkisi ve -nak ekinin anlamı belirsizdir. ata * Karş. paycama (pantolon). Yun papá. baba. Fa paça (hayvan ayağı). . muhterem kişi. Fa baba/babu < OFa papak (baba. geçit" bad bacak [xvii] Tü paça" paça * 17.

~ OFa wâdâm a. 2. 2. olmuş. (= Ave vata. yel-OFawâda. eşya ve .yel < HAvr *we.) ~ HAvr *wa(n)t.] öfke ve düşüncesizlikle yapılan şey veya söylenen söz ve bundan kaynaklanan kötülük < Ar badara [msd. İng wind (yel).a." koruma görevlisi ß İng body gövde + İng guard koruma " gard badi3 bluz badik bızdık [xx/c] ~İngbody1. beden. olgun. ufak" [xx/a] kısa boylu badire [xix] 1. Fr badigeon (duvarlara uygulanan sarımtrak kireç boyası) sözcüğü en erken 18. Sans vati (esmek). f.bacı baç Tü? [xv] kız kardeş [xiv] (= Moğ baca kızkardeş. bade olmak) ~ OFa bâdag a.a. şarap (< Fa budan ~ Ar bacdahu ondan sonra < Ar bacd badi1 [xx/c] askerlikte yoldaş ~buddy yakın arkadaş < bud ABD zenci ağızlarında kardeş < brother kardeş ~ HAvr *bhrâter. 2. budur] aniden geldi * Servet-i Fünun döneminde eski sözlüklerden bulunup yanlış anlam yüklenen bir kelime olması muhtemeldir. yy ortalarında kaydedilmiş olup kökeni belirsizdir. a. bagaj edevat < Fr bague çanta. rüzgâr. badana badana [xv] kuyumcuların pota yapmakta kullandığı kil.erkek kardeş " birader badi2 [xx/c] ~ İng bodyguard "gövde koruması.esmek * Aynı kökten Lat ventus. Alm wehen. a. torba [xx/b] ~ Fr bagage yolculukta taşınan ağırlık. ansızın gelen vaka ~ Ar bâdirat [#bdr fa. ~ Fa bâda 1.a. bedeni sıkıca saran ~ Erm bdig/bzdig küçük. badehu [#bcd] sonra badem bâdâm [xiii] ~ Fa bâdâm a. gümrük resmi bad [xiv] -Fabâdhavaakımı. düşünmeden söylenen ve olumsuzluk doğuran söz. a. abla) ~ Fa/OFa bâc vergi. badana [xvii] duvarlara uygulanan kireç boya ~? * İkinci anlamda Ar biT?ana (astar) ile bağdaştırmak düşünülebilir.gövde.

genelde iç organlar bağır[mak sesi" +kirbağırsak karaciğer " bağır bağış YT Tü [Oğ xi] bakır-. bacaklarını kavuşturmak < Tü bağ " bağ1 * -da. hediye " bağışla- * Farsça kökenli bahş etmek/bağışlamak fiilinden geri türetilmiştir. bağıntı bağır/bağrYT Tü [Fel 194+] izafet <Tü bağ-bağlamak "bağ1 < [Uy viii+] bağır karaciğer.] çubuk. zalim. baġy] hakkı olmayana göz dikme.kökünden türetilmiştir. ince uzun ekmek ~ İt bacchetta [küç. <Tü bağır iç organlar.] (birinin malına veya hakkına) göz diken. bağımsız YT [CepK 1935] bağınsız tabi olmayan.ekinin işlevi açık değildir. müstakil. özellikle [CepK 1935] bahş. ~ HAvr *bak.a.sarıp bağlamak < Tü bağ " baget [ xx/b] ~ Fr baguette çubuk. fahiş < Ar bağa [msd. bağışık YT [CepK 1935] muaf < Tü *bağışmak" bağışla- * Bağışlamak fiilinin kökenine dair yanlış bir varsayıma dayanarak üretilen bağış.baston. zulmetme bağıl YT [TDK 1944] izafi < Tü bağ" bağ1 * -ıl ekinin işlevi açık değildir. [Kıp xiv] bangır- < Tü ba [onom. [TDK 1944] bağımsız Tü bağın/bağım [1935 YT] tabiiyet. . bağdaş[mak bağ1 YT [CepK 1935] imtizaç etmek < Tü bağda. irtibat < Tü bağ-bağlamak " bağ1 * Ada eklenen -im ekinin işlevi belirsizdir. af ~ Fa ba%ş ihsan. zorla alma.[xvi TS] bağdaş <Tü [Kıp xiv] bacaklarını kavuşturarak oturma güreşte çelme takmak. değnek.] bağırma Tü [Uyviii+]bağırsak/bağarsuka.a. baston < Lat baculum a.bağdadi bölme veya tavan [KT xix] ahşap çıtalar üzerine sıva uygulanarak yapılan < öz Bağdad Irak'ta bir kent < Tü bağda. asa baği [Kıp xiv] ~ Ar bâğin [#bġy fa.

primavera (ilkyaz) biçimleri aynı Hintavrupa kökünden türemiştir.a. a. = Tü bağatur bir erkek adı.) ~ HAvr *wesr-/*wer.bağışla[mak ihsan.a. DK. soruşturdu. kahraman ~ Moğ bağatır a. a.] tartışma. yy] * Eski Türkçede sadece kişi adı olarak kullanılan sözcük. güzel kokulu bir bitki. Env xiv] bâhâdur . [Aş. araştırdı. kısaca söz etme ~ Ar baH8 [#bH8 msd.(mülk) sözcüğünden.Fa bâhâdur soylu kişi. Belki Ave va%şa. a. Hun Kağanı Mete'nin lakabı [MÖ 2. [ xx/b] konu başlığıyla değinme. umman [Gül xv] bağçe bân [Aş xiv] bahr ~ Fa bâğça bân bahçe ~ Ar baHr [#bHr msd. [ xiv] ~ Fa bahâna vesile. DK xiv] . [Barkan xvi] yemeğe çeşni için katılan nesne . söz yarıştırma < Ar baHa6a aradı. [CodC xiii] bağatur .ihsan etmek < Fa/OFa ba^ş * Dil Devrimi esnasında Tü ba-/bağ kökünden geldiği varsayımıyla türevleri yapılmıştır. buphthalmum. çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel adı ~? Fa bahar ilkbahar " bahar1 bahçe bahçe"bağ2 [CodC xiii] bağçe ~ Fa bâğça a. bağlaç bağlam bağnaz YT YT YT [CepK 1935] rabtiye. [TDK 1944] gramerde bağlaç < Tü bağla-" bağ1 [TDK 1944] demet. (= Ave vanhar. 2. bahane wahânag a.] deniz.] 1. gerekçe ~ OFa bahadır bahar1 [Gül xv] ~ Fa bahar ilkbahar ~ OFa wahâra. bahçe bakan " bahçe. konu başlığı. [KT xix] tartışılan konu.bahar * Lat ver (yaz). münazaa. < Fa bâğ her çeşit bahar2 * Form olarak -ça küçültme ekiyle yapıldığı düşünülürse de anlamında küçültme yoktur. +ban bahir/bahrengin. bahis/bahs[Yus.a. daha eski bir dilden kalıntı olmalıdır.Ar bahar [#bhr msd. sebep. bahçıvan gözeten. [Karş 1972] kontekst [CepK 1935] mutaassıp < Tü bağla-" bağ1 < Tü bağ " bağ1 * Belki kurnaz sözcüğünden esinlenen -naz ekinin işlevi belirsizdir. hediye " bahş [ xi] bağışla.a. bir konuyu etraflıca tartıştı . ~ EFa vahara.a.

ihsan etmek.] denize ait" bahir [ xix] (kuva-i) bahriye deniz kuvvetleri. ihsan eden". genç kız " bikir Ar bakir (erken) sözcüğünden bağımsız olarak Türkçe halk ağzında türetilmiş bir kelimedir. Baekeland Belçikalı-Amerikalı mucit (1863-1944) bakalorya [ARasim 1897-99] ~Frbaccalauréat üniversite giriş sınavı < OLat baccalarius genç adam. Ave bhaga (tanrı). pay vermek. birlikte. hediye < OFa bâttan.pay vermek. ~ Fa ba%t yâr şansı yardım eden. pay. şövalye adayı. bahşetmek * Aynı kökten Sans bhaga (pay. KT xix 1 kız olan .ihsan etmek. paylaştırmak (= Ave ba%şaiti a. bakan YT [CepK 1935] nazır Tü nazır çevirisidir.a. bilhassa bakalit [ xx/b] ~ İng bakelite bir tür sentetik polimer < öz H. bahşiş [Aş. özellikle. Aş xi] [LO. bhága ("paylaştıran. L. ba^ş. bazı tanrıların sıfatı).] kalan. ihsan etmek.a. karşılıksız verme ~ OFa ba%şışn a. talih). bhaktá (1. Ayrıca EYun fagö (yemek). bölüştürmek " bahş bahtiyar baht. . 2.Ar bâqin [#bqy fa .Ar baqayat[#bqy çoğ.bahriye < Ar baHrî [nsb. kısmet. yemek).] geri kalanlar < [Kut. kısmet < OFa bâttan. talihli" & Fa bâ ile. [ xiv] ~ Fa/OFa ba%t talih.) ~ HAvr *bhag. ba%ş-" bahş baht [Kut xi] ba%ş. yar2 bahusus beraber (edat) + Ar %uSüS özellik " husus bak[mak Tü [Uyviii+]bak-a.Fr baccara [1851] bir kumar <Tübak-"bak- * Ar #nz?r (bakmak) > bakara oyunu ~? bakaya Ar bâqiyyat geri kalan baki bakir " bakiye . İng bachelor (bekâr) < EFr.a. bekâr ~ EFr bacheler * Karş. kalıcı" beka kız (lugatı müvelled d e ) <Ar bikr ilk doğan evlat. Yus xiv] ~ Fa bahşiş bahşediş. [Bah 1924] . paylaşılan şey. donanma bahş [etm [KGunya xiv] ~ Fa/OFa ba^ş ihsan. < OFa bâttan. ihsan.

a. Ehrenberg.a.a. < Tü bakteri [ 188+] ~ Fr bactérie tek hücreli canlı YLat bacterium a. G. baston. Alm kupfer. Erken antik çağda dünyanın en önemli bakır kaynaklarından biri olan Kıbrıs adasının adından metatez yoluyla Türkçeye alınmış olması ihtimali üzerinde durulabilir. bakterisid bactericide a. [MŞ xiv] bezelyegillerden malum < Ar baql [#bql] her çeşit sebze. bostancı < Ar baql sebze bakla bitki.baston. çubuk ~ HAvr *bak.: bala. İng copper.a. ? <T [T S xvi xvi] bakrac küçük bakır kazan ü * Alet isimleri yapan -aç ekiyle. EŞKÖKENLİLER: Tü bal.] kalan şey. bakire erken. özellikle fasulyegiller Tü [TS xv] baklağı/baklağu a. Fr cuivre (a. # 1838 Ch.) < Lat aes ciprum (Kıbrıs tuncu).bakır Tü [ viii] bakır a. bala Tü [ xi] bala kuş ve hayvan yavrusu * Karş. manav.] sebze satan kimse. [Men xvii] (vulg.).a. Alm. turfanda / Ar bikr genç kız " bakir [Barkan xvi] evlenmemiş kız < Ar bakir * Araçaya benzetilerek Türkçede üretilmiş bir kelimedir. baldız. doğabilimci (1795-1876) ~ EYun bakterion değnek. * Karş. asa " baget * Bakteriyolojihane-i Şahane ve Daülkelb (Kuduz) Hastanesi 1887'de kurulmuştur. Nihai kökeni çocuk dilinden alınmış olmalıdır. +sid bal Tü [Oğ xi] bal [ xx/b] ~ Fr bactéricide bakteri öldüren / İng * Karş. vicia faba baklava bakraç bakır " bakır [Kıp xiv] baqla semizotu. palaz 1? balâ [Aş xiv] ~ Fa/OFa bâlâ yüksek .) sebze dahil ~ Ar baqqâl [#bql im. Moğbal (a. manav. balaban (kuş yavrusu). artık [Kan xv] bostancı. bakiye " beka bakkal her türlü yiyecek eşyası satan " bakla [ xiv] ~ Ar baqiyyat [#bqy msd. baldız (yaşça küçük akraba). balaban. a. " bakteri.

Fr balance terazi. denge ~ Lat bilanx. kauçuk ağacı. balçık Tü [Oğ xi] balçık/balık yapışkan çamur bal. fırlatmak " balistik balalayka çalgı balans [ML xx/c] ~ Rus balalayka Rusyaya özgü telli [ xx/c] denge. balata [ xx/b] kauçuk. Rus baldıryan (kedi otu.a. yy'dan itibaren kaydedilmiş olup ayrı bir bitkiyi ifade eden OLat valeriana > Fr valériane. < Tü ba.iki kefeli terazi" bilanço ~ Fr balata 1. Men ~ ? baldıran Tü? xv] baldıran a. ~ İt balletto [küç. a. dans < EYun bâllö. [ xx/c] otomobil lastiğinin denge ayarı . balad [ xx/b] ~ Fr ballade bir şiir türü ~ Prov balada oyun havası < Lat ballare dansetmek < EYun balle hoplama. [ xi] baltır üvey evlat. [ xx/a] ~ Fr ballerine kadın bale sanatçısı ~ İt < Tü bale " bale bale [188+] kısa gösteri dansı < İt ballo dans " balad balerin ballerina a.a. eril aktör adı yapan -t ekinin kaynağı anlaşılamamıştır. -t.bağlamak " bağ1 baldır Tü? < Tü *balış-yapışmak. çakır doğan = Kırg balapan kuş yavrusu. iltihap. 14. 2. sümük ~ Ar balġam irin.balaban <Tü palaz < Tü bala yavru [CodC xiii] bir tür yırtıcı kuş. balgam [Kut xi] irin.irin. mimusops balata. flog. bilanc. iltihap < EYun flegö. < İt ballare dans etmek " bale balet [Tz 1992] erkek bale sanatçısı * Türkçeye özgü bir türevdir. İng valerian. bağlanmak < Tü [Kıp xiv] baltır bacağın dizden aşağı olan bölümünün kası. baldız Tü küçük kızkardeşi [Uy viii+] baltır karının küçük kızkardeşi. bebek ) " bala ~ Fr ballet a. fren pabucu * Batı dillerine tropik bir ülke dilinden 1770 dolayında girmiştir.] dansçık. Alm baldrian. lastik ayakkabı tabanı.a. conium maculatum. [ xi] baltız karının (= Moğ balçir küçük çocuk.yanmak. iltihaplanmak ~ HAvr *bhleg. bol.atmak. [TS xv xv] baldır [İdr xiv] baldaran bir tür zehirli otsu bitki. * Sözcüğün kökeni belirsizdir. 3. [Amr. a. eski tıbba göre insanı oluşturan dört maddeden biri ~ EYun flégma. valeriana officinalis) adıyla ilişkisi açık değildir.< HAvr *bhel-1 yanmak " flama bali [ xx/c] ~ marka Bally .

top şeklinde büyük şişe.a. kabarmak " balya * Aynı kökten İng whale. balina ~ EYun fállaina a. a. taşıyıcı ağaç HAvr *bhelg. erişen. cumba / Fr balcon a.kalın ağaç gövdesi" falaka * Aynı kökten Alm balke (mertek. vardı. balkı[mak (su veya yumuşak bir şey) oynamak. danslı eğlence < balon [LO 1876] havaya uçurulan çadır ~ Fr ballon 1.atmak. tomruk). 3. parfüm ) balsıra madde balta [EvÇ xvii] çam dallarında bir parazitin oluşturduğu tatlı ~ ? Tü [Uyviii+]baltua. ~ Ar baliğ [#blġ fa. < İbr #bsm güzel kokma (= Aram bssâmâ güzel koku. 2. gövdeyi gererek atılmak * Karş. HAvr *bhel-2 şişmek. 2. pelesenk ağacı. balistik [ xx/b] ~ Fr balistique fırlatılan nesnelere ait < Lat ballista mancınık ~ EYun bállista < EYun bâllö atmak. [EvÇ.a.baliğ [KGunya xiv] Ar balaġa erdi. EYun bole ve blema (atış). fırlatmak ~ HAvr *gwl-ns. sıcak hava veya gazla yükselen nakil aracı ~ İt ballone [büy.] eren.< HAvr *gwels. ergin < balıkçıl <Tü Tü balık " balık [TS xiv] balıkçır balık yiyen bir kuş. uzanmak.a.a. büyük top. kütük. her çeşit merhem ~ EYun bálsamon pelesenk ağacı ve merhemi ~ İbr bâsâm a. ~ Ger *balkan mertek. atılmak. halkalanmak balkon [ xviii] ~ Ven balcòn [İt balcone] bir kirişle taşınan ev çıkması.19 186+] ~ İt ballo dans. bu ağaçtan elde edilen merhem. balo Lat ballare dans etmek " balad [Mesail 3.] büyük top < İt balla top " balya balsa [ML xx/c] ~ İng balsa çok hafif olan kerestesi sal yapımında kullanılan bir tropik ağaç ~ İsp balsa sal balsam [ML xx/c] ~ İng balsam 1.a. Alm wal (balina). balina [LO xix] balena ~ İt balena a. balle (hoplama) < bâllo. olgunlaştı" büluğ balık Tü [Uyviii+]balıka. Men xvii] balıkçın/balıkçıl < * -çır/-çın/-çıl ekinin işlevi açık değildir. ulaştı. . ~ Lat balaena dev balık. rayiha.

EYun fállos (fallus). Akad paltu (balta). Yakındoğu kültürleri ile çok eski bir etkileşim muhtemel gözükmektedir. resmi temsilci < Lat baiulare ağır bir şey taşımak. resmi görevli). salma < Ger *bannan/*bandan yüksek sesle ilan etmek.)" balya. 2. İng bailiff (kral temsilcisi.suya batırmak. özel görevli. bam [teli perde teli [ xiv] ~ Fa bam/bâm müzikte pes perde.a. ~ Tamil * Avrupa'ya 16. kütük). balyemez [LF xvii] balimoz ~ Ven balla meza bahriyede orta boy top & Ven balla top + Ven mezo [İt mezzo] orta (~ Lat medius a. * Biçiminden ötürü. alcaea aegyptiaca veya abelmoschus esculentus ~ ? ban[mak Tü ~ Ar bâmiyâ Habeşistan kökenli [ xi] man. mez(o)+ balyoz 1 [KT xix] varyoz ağır çekiç şey. denk ~ Ger *ballaz top ~ HAvr *bhol. *baltha. ~ Port bambus a.a.]. sıradan < EFr ban/bandon ferman. balya [Kan xvi] ~ İt balla top. ferman okumak. kabarmak * Aynı Germanik kökten İng ball (top). Fr bailli. bohça. adi. Türkçede -n sesi ile bittiği halde transitiv/geçişli anlamı olan tek basit fiildir. gürbüz). feodal hukukta bir beyin tüm tebaasına salınan yükümlülük. torba).a. EFr bale > İng bale (bohça). görev yüklenmek < Lat baula yük " bavul * Karş. köylü işi [esk. bamya [LO xix] bir sebze. angarya. banal [ xx/b] adi ~ Fr banal 1. Aynı Hintavrupa kökünden Ger *bullaz (tomruk. pes bambu [Bah 1924] ~ Fr bambou sıcak iklimlerde yetişen bir tür kamış / İng bamboo a.< HAvr *bhel-2 şişmek. Lat follis (kese. yy'da Güney Hindistan'dan getirilmiştir.* Karş. ben2. balüstrad [ xx/b] ~ Fr balustrade trabzan parmaklığı < Fr balustre özel şekilli trabzan kolonu ~ Lat balauster nar çiçeği ~ EYun balaústion a. hüküm. ağır çekiç < Yun/EYun barys ağır (sıfat) " bar(o)+ ~ Yun bariós ağır balyoz2 [Arg xvi] bayloz/balyoz ~ Yun bailós Venedik elçisi ~ İt bailo elçi. askere çağırmak . daldırmak * İnisyal b > m dönüşümü için bak.a.(cesur.

[ML xx/c] yol kenarı seddi banquette [küç. ~ OLat bandum 1. şerit şeklinde bayrak. "Bağ" anlamına gelen band ayrı bir sözcüktür. Mezidxv] " bar3 -Arbânic[#bnyfa. tezgâh.]binaeden" bandrol bank [Bia xix] banka ~ İt banco oturma sırası. banket. a. [ xx/b] banjo ~ İng banjo bir müzik aleti bandana [ xx/c] ~ İng bandanna lekeler bırakılarak boyanmış mendil ~ Hind bandhanu kumaşı düğümleyerek boyama usulü < Sans bandh-bağlamak ~ HAvr *bhendh. Fr bande. kazanacağına kesin gözüyle bakılan şey ~ İt banco banka " banka . Güncel kullanımı İng band (şerit) sözcüğünden etkilenmiştir. çete " bandıra [KT xix] Tekel mamullerine yapıştırılan vergi etiketi . üstü yazılı kurdele ~ İt banderuola bayrakçık < İt bandera bayrak " bandıra bangır bani bina onom bağırma sesi [Ömerb.a. İng river bank (nehir kıyısındaki set.Fr banderole 1. grup. Ayrıca karş. İng band. bir sancak altında toplanan güruh. not [187+] ~ İng banknote banka kâğıdı. özellikle müzisyen takımı). çete. banka [ 184+] bank/banka finans kurumu ~ İt banco 1. kumarda banka. gemide sancak tarafı ~ Ger *bandwa işaret. sarraf tezgâhı. özellikle gemilerde kürekçilerin oturduğu sıra / Fr banque set. 2. bandıra [LF xviii] ~ Ven bandéra [t bandiera] bayrak < Ven banda1 bayrak. set. kâğıt banko [ xx/b] 1. bez afiş. tümsek şeklinde toprak yığını ~ Ger *bankiz/*bankon a.a. simge. bakarada bankadaki tüm parayı ortaya sürme. seki. banka ~ Ger *bankiz/*bankon " bank banker banka [ 186+] ~ İt banchiere bankacı < İt banca" ~ Fr banket [ xx/b] .] küçük sıra < Fr banque set.banço * ABD zenci ağızlarından. yy ortalarından beri kullanımdadır. sancak * Fr bannière > İng banner (sancak) biçimleri İtalyancadan alınmıştır. masa. banko. yar). İt banda2 (takım.bağlamak " bant * İngilizce sözcük 18. 2. seki" bank banknot para " banka. 2. bando [ xix] ~ İt banda2 müzik grubu / Fr bande takım. sancak. sancak. * Karş. 2.

ağır. varoş & EFr ban yargı. 2. içki tezgâhı. ~ Fr bande1 bağ. kapı. grup.a. brutus (kaba). hap1 bap/bab[Kut.a. bar1 [Aİhsan 1891] içki tezgâhı ~ İng bar 1. Sans bandhati (bağlamak). şofben baobab [Bah1924] ~Frbaobab Afrika'da yetişen bir ağaç. halka halinde yapılan dans ~ HAvr *per-1 halka. çubuk. bind (bağlamak). bariyer. Aş xi] bâb ~ Ar bâb [#bwb] 1. ~ E Yun balaneîon hamam EŞKÖKENLİLER: Lat balneum : banyo. bond (bağ). 2. yağmur ) .a. soylu kadın. lokal bant [ xx/b] band < Ger *bindan bağlamak ~ HAvr *bhendh. şerit ~ Ger *bandam a. kaplıca ~ Lat banyo [ 186+] yıkanma yeri balneum/baneum a. adansonia digitata ~ Ar bü Hibâb "tohumların babası". < OFa wârîdan yağmak (= Ave var yağmur = Sans vâri/varshâ su. Lat gravis (ağır). * Aynı kökten İng band (bağ). etraf" per+1 bar3 onom [Men xvii] bar bar (ayı gibi) homurdanma sesi [ xx/b] " bağır~ Fr/İng bar(o). halka. bound (bağlı). a.a. a. [Ferec xv] ~ Fa bânü prenses. Talmud'u oluşturan risalelerden her biri (= Akad bâbu kapı) bar(o)+ ağırlık/bary$s ağır ~ HAvr *gwrsu.< HAvr *gwers-2 ağır * Aynı kökten Sans guru-. 2. çok tohumlu kişi veya varlık & Ar bü baba + Ar Hibâb [#Hbb1 çoğ. ayakta içki içilen yer ~ Fr barre engel. çevre. benmari. topluluk. engel. bariyer ~ OLat barra a. [LO xix] ~ İt baracca kulübe. bundle (deste). bar2 [D S ] Erzurum dansı ~ Erm bar 1. hüküm. ferman + Fr lieu yer " banal. bir kitabı oluşturan bölümlerin her biri ~ Aram bâbâ 1.a.] tohumlar (< Ar Habb )" ebu. dış mahalle. derme çatma baran [Ferec xv] ~ Fa bârân yağmur ~ OFa wârân a. Fa bandan. kapı. ~ İt bagno hamam. banu hanımefendi ~ OFa bânüg a.banliyö [ xx/b] varoş ~ Fr banlieu bir kentin yargı alanı içinde bulunan kırsal bölge. 2. ağırlık < EYun báros baraj yolunu kapatmak " bar1 baraka yapı ~ ? ~ Fr barrage su seddi < Fr barrer engellemek.

hiç olmazsa < Fa barikat [ 185+] barikad ~ Fr barricade Paris'te 1588 ihtilali esnasında asilerin büyük fıçıları toprak ve taş doldurarak yaptığı mevzilere verilen ad.a.Lat barbarus a.konut edinmek < Tü bark konut" bark * Bar. barbekü füme edilen bir tür ahşap tezgâh ~ Karib [ xx/c] ~ İng barbecue ~ İsp barbacoa üzerinde et barbiturat [ML xx/c] ~ İng barbiturate kimyasal bir madde # 1864 Adolf von Bäy er. [ARasim 1897-99] bir fasulye türü ~ Yun barboúnia [çoğ. kimyacı.> var. mullus barbatus.fiilindeki ses dönüşümünden sonraki bir devirde ortaya çıkmış bir türev olduğu açıktır. her çeşit derme çatma korunak < Fr barrique fıçı. * Fasulye türünün adlandırılış nedeni anlaşılamadı.a.] "koca sakal".a.a. ancak. HAvr -dh. varil ~ İsp barrica a. argoda bir tür para < Ven barba sakal" barbunya * Muhtemelen kral resmi basılı bir sikke adından.barbar [VartanP1851] ~Frbarbare yabancı. bardak <Tü [CodC xiii] < Tü bart [xi] su içilen kap barem [ResmiG1934] ~Fr barème sayısal basamak tablosu < öz François Barrême Fransız matematikçi ve modern muhasebe sistemlerinin kurucusu (1640-1703) barfiks alet" bar1. İng beard. üre * 5 Aralık Azize Barbara yortusu günü keşfedildiği için.] "anlaşılmaz bir dil konuşan kimse".> Lat -b. vahşi .dönüşümü tipiktir. [LO xix] zarla ~ Ven barbùt [İt barbato] sakallı. fiks bari bâr kere. defa [xx/b] [KıpGul xiv] ~ Frbarrefixe sabit çubuk.a. barın[mak <Tü [T S xiv] barın. ~ EYun bárbaros [onom. jimnastikte bir ~ Fa bârı bir kere. barbunya [ xix] bir balık türü. .] < Yun barboúni bir balık türü ~ İt barbone [büy. a. a. Alm bart (sakal).a. Alm. • Aynı kökten Fr barbe. < Alm barbitursäure barbitürik asit & öz Barbara bir kadın adı + Lat urea idrar. < Lat barba sakal ~ HAvr *bhardhâ. barbut oynanan bir oyun [ 1842] Mısır'a özgü bir altın para.

ulaşmak. ~ HAvr *maghu. Karş.korunmuştur.sulh yapmak. ton1 bariyer [ xx/b] kurulan düzenek. kendini gösterdi bark Tü [ viii] bark konut. antlaşmak.a. +metre baron baro erkek. xiv Kıp] bağ. engel " bar1 ~ Fr barrière engel oluşturmak için bariz [Ali xvi] ~ Ar bariz [#brz fa. engel" bar1 barok [ xx/b] ~ Fr baroque Batıda 17.a. engel.a.bağlamak " bağ1 * ETü barış-1 > varış. yiğit kişi ~ Ger [187+] [LO187+]barometro ~Fr baromètre ~Fr baron bir soyluluk ünvanı ~OLat ~ İng barter [ xx/c] reklam karşılığı mal veya hizmet anlaşması barter takas. yy'da ev bark ikilemesi haricinde kullanılmayan bir sözcük olarak kaydedilmiştir. barmeyd [ xx/b] ~ İng barmaid barda çalışan kız & İng bar + İng maid genç kız (~ Ger *magadi. akit. sözleşme < Tü ba. alıp verme ~ ? barut [Tz xvi] ~ Ar bârüd a.] ortaya çıkan.(birbirine gitmek. yurt < Tü bar. pyrítida] a.a.varmak. çakınca ateş alan bir mineral < EYun pyr ateş " pir(o)+ . karşılıklı ziyaret etmek) fiiliyle ilişki kurulması doğru olmasa gerek.). • 11. bariton [ xix] ~ Fr baritone müzikte orta erkek sesi ~ İt baritono & EYun barys ağır + EYun tónos ses " bar(o)+. ~ EYun pyrites (líthos) ateş taşı. İng bartender (a. aşikâr < Ar baraza [msd.) baro [Bah1924] ~Frbarreau1. barometre basınç ölçme cihazı " bar(o)+. çıkıntı. barmen [Hay 1959 195+] ~Frbarman barda içki servisi yapan görevli & İng bar içki tezgâhı + İng man adam " bar1. manken * Fransızcaya özgü bir İngilizce bileşiktir.a. 2. yy'a özgü aşırı süslü sanat uslubu ~ Port barroco büyük ve tuhaf şekilli inci * Önceleri aşağılayıcı anlamda kullanılmıştır.barış[mak xv] barış- <Tü [İMüh xiii] barlaş.çubuk. ortaya çıktı. elde etmek " var- * Final -k etkisiyle inisyal b. mahkemede avukatlara ayrılan bölme ~ Lat barrellus [küç. ~ O Yun pyrites [mod.a.] çubuk. ve 18.a. değiştokuş ~ EFr barater takas etme. [CodC xiii] bazlaş-/bazış-. burüz] çıktı. yüksek. mania < Fr barre çubuk. [TS xv < Tü *bar/baz [viii.

leğen kemiği.] çubuk şeklinde bakteri ^ 1853 Ferdinand Cohn. basiret sezgi. serasker & Tü baş + Tü buğ [T S xvi] reis. İng kimyacı (1778-1829) < Lat barytes barit. botanikçi (1828-98) < Lat baculum çubuk. asker başı (=? Tü boğra/buğra [Kaş xi] her hayvanın aygırı. baskın yapmak ~Frbasse müzikte pes bas1 [ARasim 1897-99] baso perde ~ İt basso ~ OLat bassus aşağı. ezmek.] kavrayış. [T S xvi xvi] ekin toplandıktan sonra tarlada kalan artık. sümbüle < Tü baş " baş başar[mak Tü [Or viii] başğar. basen basınç YT [CepK 1935] basınç tazyik baskı < Tü bas-" bas-.Fr bassin [esk.öncülük etmek. boğa [ xx/b] belden 20 cm aşağıdan alınan ölçü. başlamak. baryum sülfat minerali < EYun barys ağır " bar(o)+ baş bas[mak Tü Tü [ viii] baş a. İdr xi] başak mızrak veya ok başı.ayağını basmak. başbuğ + [TS xvi] önder. güreşte galip gelmek. reis. [DK xiv] muvaffak olmak < Tü baş " baş başat YT [CepK 1935] hakim < Tü baş " baş * Ada eklenen -at ekinin işlevi açık değildir.bitirmek. emir. Alm. değnek. tazyik. özellikle erkek deve )" baş. insight < Ar baSar görme yeteneği [KıpGul xiv] ~ Ar baSîrat [#bSr msd. +inç * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir. [Men xvii] ekin başı. çukur kap ~? Kelt basil [ xx/b] ~ YLat bacillus [küç. [ xx/c] kalça . [Kıp xiv] başar.baryum [Bah 1924] ~ YLat barium bir element # 1808 Sir Humphrey Davy. baston " baget basın YT [CepK 1935] matbuat < Tü bas-" bas~ Tü basınç [viii+ Uy] basınma. yol göstermek. [ viii] bas. kalça ~ OLat bacinus leğen < OLat bacus/bacarium tekne. a. alçak bas2 onom [OKemal 1948] bas bas bağırma ifade eden söz " bağır- başak Tü [Kaş. bacin] leğen. .

Dil Devrimi döneminde benimsenen -kan takısı keyfidir. mat2 basur bat[mak batak batarya takımı Tü Tü ~ Ar bâsür hemoroid ~ Aram bassrâ et. serdi. • Eski Türkçe sözcükte. başkan YT [CepK 1935] reis ~ başğan [Kaş xi] büyük balık. her çeşit terazi < EFr baculer tepmek. basketbol [ xx/b] ~ İng basketball a.içine girmek.)" balya baskül [Bah 1924] ağır yükler için terazi ~ Fr bascule bir eksen üzerinde oynayan çubuk. TTü *başan şeklini verir. dirilme + Ar bacad sonra + Ar al-mawt ölüm " mebus. ayrı. yalnız) deyiminden türemiş bir biçimdir.] düz. [T S xv xv] batak < Tü bat-" bat~ Ven bastòn [İt [ 182+] belli sayıda toptan oluşan takım. [Bah 1924] pil ~ İt batteria top takımı. Naismith. * Aynı sözcüğün Fransızca biçimi baton olarak alınmıştır. [CodC xiii] diğer. # 1891 J. yalnız < Tü baş " baş * Muhtemelen baş başka (tek başına. basübadelmevt ~ Ar bac6u bac^da-l-mawt ölümden sonra diriliş & Ar bac6 ayağa kalkma. tahtırevalli. . lider *baş-" baş * ETü başğan biçimi. hekim ve eğitmen & İng basket sepet + İng ball top (~ Fr balle a. basT] yaydı. pil takımı. baston [ xviii] alafranga değnek bastone ] değnek. kolay. arka " batarya başla[mak basta bastıbacak + Tü [ viii] başla. saplanmak [ xi] batığ bataklık. et parçası [Uy viii+] bat.a. Kanad.A.basit [Yus xiv] yalın < Ar basaTa [msd. bacak [ xx/a] kısa boylu * *Mastı bacak biçiminden türetilmesi fantezidir.a. vurma çalgılar takımı < İt battere dövmek ~ Lat battere a. engelsiz. çubuk ~ OLat bastum/basto a.a.bir işe girişmek [ xx/a] < Tü baş " baş ~ İt basta yeter < İt bastare yetmek " bas-. açtı başka <Tü ~ Ar basıT [#bsT sf. fiil eki olan -ğan takısının işlevi açık değildir. tekme atmak & Fr battre dövmek + Fr cul kıç. -ka eki dativ çekim ekidir. badehu. [T S xv-xix] bir başına.a.

geçersiz. bir tartı birimi [ xx/b] ~ Fr bâton çubuk. bir şeyin en iç bölümü ) EŞKÖKENLİLER: Ar #bt?n : batın. gizli olma (= Aram baTsnâ karın. hiç" [passimxiv] batın/batn[Aş. Yus xiv] ~ Ar baTn [#bTn msd. [LO xix] aşırı iri .] içte olan. yy'a dek yaygın olarak kullanılan Tü bay (zengin) sözcüğü ile anlam ilişkisi kurulamaz. " baston battal Tü [Uy viii+] badman/batman terazi. 19. pil takımı. vurmak. bayağı 1 Tü [Uy viii+] baya az önce. örtündü batman baton a. geçersiz " butlan ~ Ar baTTâniyyat [#bTn] yorgan battaniye [Bah 1924] yerine kullanılan yün örtü < Ar baTTân [im. demin .] 1. bay YT [Bah 1924] [TarD 193+] hitap deyimi ~ İt baule yolculukta taşınan yük.] Kuranın gizli anlamlarını araştıran kimse < Ar bâTin [fa.fiilinden modern bir geri-türetmedir. derman bırakmamak < Tü bayıl-" bayıl- * Bayıl. a. battaniye batıni ~ Ar bâTinî [#bTn nsb. rahim. batıni. vurma çalgılar takımı < Fr battre dövmek. baTn/buTün] gizlendi.bateri [ xx/b] ~ Fr batterie top takımı. gizli olan < Ar baTana [msd.] örtücü " batın bavul Lat baula a. geçersiz. aşağı basmak " batarya batı batik Malay batik batıl butlan <Tü [CodC xiii] batış güneşin battığı yön. karın. bir kişinin veya şeyin iç yüzü. 2.] hükümsüz.Ar baTTâl [#bTl im. işe yaramaz. bay[mak <Tü [LO xix] yormak. değnek ~ OLat bastum/basto [Aş xiv] hükümsüz. a. [MMem xvi] batı < Tü bat-" bat[ xx/b] ~ İng batik lekeler bırakılarak boyanmış kumaş ~ -ArbâTil[#bTlfa.]boş. bavul ~ ~? Tü bay [viii-xix] zengin * Bey sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. örtünme.

[Men xvii] bayıl. satış için anlaştı bayıl [mak geçmek Tü ~ Ar bâyic [#byc fa.sükûn. Tü tuğ (mızrak ucunda taşınan flama) ile Fa tığ (mızrak) arasındaki ilişki de üzerinde durulmaya değer. tembelleşmek.kendinden * *Bay. [Men xvii] baykuşı * Çağatayca biçim. "bir tür kalp ameliyatı" (1957). konakladı" beyit * Karş. bayat) < şab (akşam).] işlenmeyen toprak. çöl. ikincil. bawâr] (toprak) boş durdu. mutluluk. bayrak.a. [ xi] batrak < * Sözcüğün nihai anlamı "mızrak" olmalıdır. baypas [198+] geçme & İng by yan. [Oğ xi] bayram ~ OFa paSrâm a. Fa şabma (akşamdan kalma. yaban < Ar bâra [msd. huzur. bayram [ xi] badram. deminki.)" ram bayt birim " bit2 [198+] ~ İng byte sekiz bitten oluşan sayısal . eski [TarD 193+] hitap deyimi < Tü bay" bay < Tü baya"bayağı1 * -an ekinin mahiyeti belirsizdir.bayağı2 bayan YT Tü [Uy viii+] bayakı önceki.] akşamdan [kaş xi] mayıl. sözcüğün aslının *bayk kuşu olduğunu düşündürür. tali + İng pass geçme " pas2 ~ İng bypass yandan dolaşarak * Amerikan kullanımında "trafiği rahatlatmak için açılan tali yol" (1922). satıcı < Ar ~ Ar bâ'it [#byt fa. sükûn & İr *pati. müreffeh olmak < Tü bay zengin < Bayındır eski bir Türk adı < Tü bayu- bayır [DK xv] yaban yer. / Sogd patram neşe. tekrar (önek) + İr *râma.gevşemek.geri. bayat [MŞ xiv] bayad veya dünden kalan < Ar bata geceledi.] satan. nadasa bırakıldı. barış ve mutluluk (= Sans rama a. [Çağ xv] bayk/baykız . sahra ~ Ar bâ'ir [#bwr fa. bayrak Tü Tü batır-" bat[Uy viii+] badruk mızrak ucuna geçirilmiş flama.biçimine eski kaynaklarda rastlanmamıştır.a. bayındır YT [CepK 1935] mamur zenginleşmek. bayc] sattı. bayi [Barkan xvi] baca [msd. işe yaramadı baykuş Tü? [KıpGul xiv] baykuş .

geliş < HAvr *gwem. baytar [ xiv] ~ Ar bayTâr/bayTar [#bTr] veteriner.a.a. kısmi olarak < ~ Ar bacDî[nsb] kısmi. adım atmak. biraz bazı bazan [Kutxi] ~ Ar bacDan [zrf. (= Ave bâzu a. aracılığıyla (edat) ~ OFa abag a. Lat venire (gelmek). kimyada bir asitle birleşince tuz oluşturan madde ~ Lat basis altlık. kaide ~ EYun básis 1. kaide. ~ EYun basanites a. adım.* İngilizce sözcük bite (ısırık) sözcüğünden esinlenerek 1964'te türetilmiştir. bazalt [ xx/b] ~ Fr basalte koyu renkli bir volkanik kaya ~ Lat basaltes a. Atina'da yüksek mahkeme olarak kullanılan revakın adı < EYun basileús kral bazlama [İdrH xiv] bazlamaç .) bazuka [ xx/b] ~ İng bazooka elde taşınan roketatar ~ ? * İngilizce sözcük Amerikalı komedyen Bob Burns'un (1896-1956) sahnede kullandığı bir müzik aletinin adından ödünç alınmıştır. baza temel. 2. adım atan). bazan/bazen Ar bacD birtakım. 2.a. altın ayarını sınamak için kullanılan kara bir taş ~? Prakrit pâsâna taş * Latince biçim doğabilimci Plinius'un yazmalarındaki bir yazıcı hatasından kaynaklanır. bir parça. bat. temel. [DK xv] yavru < . nalbant ~? EYun (h)ippíatros at doktoru " hip(o)+2.a. altlık. altyapı" baz [ xx/c] yatağın altına konan kasa ~ İt/Fr base altlık. a. kimi zaman" bazilika [DTC1944] ~ Lat basilica Roma imparatorluğunda bir tür kamu binası < EYun stoabasilike "kral revakı". gitmek ~ HAvr *gwm-yo. basamak.gelmek. [DK xv] bazlambaç yufka ekmeği bazu/pazu [Aş xiv] ~ Fa bazu üst kol. < EYun básanos mihenk taşı. kolun omuzla dirsek arasında kalan bölümü ~ OFa bâzüg/bâzâ a.] kısmen.yürümek.a. gitmek * Aynı kökten EYun -bates (yürüyen. +iyatr baz [ xx/b] ~ Fr base 1. = Sans bâhu a. at doktoru. [Kıp xiv] göz bebeği. heykel kaidesi < EYun bainö. taban. be be+ bebe/bebek çoc ünl hitap ünlemi " bre ~ Fa ba ile. taban.

ilk kez yapılan şey " bidat bedayi [Ali xvi] ~ Ar badâyic [#bdc çoğ.] yenilikler. orijinallik. [ <1970] cinsel ilişkide bulunmak = Tü başar-" başarbedava [Men xvii] badı heva karşılıksız. ~ Ar badan [#bdn msd. Türkçe sözcük başka bir dilden alıntı değildir. becayiş [LO xix] görev veya makamı değiştokuş etmek < Fa ba cay (birinin veya bir şeyin) yerine & Fa ba -e hali bildiren edat + Fa cay yer be+ * Farsça deyimden Farsça fiil adı yapan -iş ekiyle türetilmiş Türkçe kelimedir.a. bedhah [Men xvii] kötü niyetli. zahmetsiz veya tesadüfen elde edilen şeyler için kullanılan bir deyim & Fa bâd rüzgâr + Fa hawâ hava " bad. bedevi çöl göçeri. orijinal şeyler. bedevi [Yus. İng baby. KGunya xiv] eşdeğer < Ar badala yerine geçti. insan gövdesi. bedesten [Men xvii] bezistân/bedestân ~ Fa bazistân/bazzâzistân her tür çarşı. düşman & Fa bad kötü + Fa %\vâh isteyen " bet1 . Fr bébé.* Karş. DK xiv] ~ Ar badawl [#bdw nsb. orijinallik. dua bedel [İrşad. baht [CodC xiii] ~ Fa bad bâ%t kötü bahtlı ~ OFa ~ Fa bedbin [KT xix] karamsar (Fr pessimiste karşılığı) *bad bin kötü gören & Fa bad kötü + Fa bin gören (~ OFa wen = Ave vaena. kale duvarı [Aş xiv] ~ Fa bad ducâ ilenme & Fa bad kötü + Ar ~ Ar badal [#bdl msd.] yenilikler.a. " bet1.görmek)" bet1 beddua ducâ' dua " bet1. [ xix] uygunsuz bir davranışta bulunmak. Ar bubu (a. +istan * Z > d dönüşümü dissimilasyon eseridir. becer[mek <Tü [DK xv] becer.başa çıkmak. icatlar < Ar badicat^ icat. muvaffak olmak. Fa baba.] karşılık. orijinal şeyler.] ~ Fa bad %\vâh kötüyü isteyen.] 1. eşdeğer idi beden 2.). hava bedayi [Ali xvi] ~ Ar badâyic [#bdc çoğ. ilk kez yapılan şey " bidat bedbaht wâdba%t a. bedava ~ Fa bâd ü hawâ "hava civa". icatlar < Ar badicat^ icat. özellikle kumaşçılar çarşısı & Ar bazz kumaş + Fa -istân yer bildiren takı" bez1. bedel oldu.

[KT xix] behimiyyet ~ Ar bahlmiyyat [#bhm msd. her halde & Fa ba ile + Fa hama tüm. öküz gibi hantal ve aptal olma < Ar bahîmat hayvan.] hayvanlık. < öz Louis Antoine de Bougainville Fransız denizci ve seyyah (1729-1811) begonya [ xx/b] Michel Bégon Fransız idareci ve botanikçi (1638. iqtidar. Yus xiv] bedr [Mercimek xv] ~ Ar badr [#bdr msd.] dolunay ~ Fa bad nâm kötü ünlü. güzel" bidat bedir bednam kötüye çıkmış " bet1.1710) begüm ~ YLat begonia bir çiçek cinsi < öz [ xx/a] Hindistan'da soylu kadınlara hitap tarzı . a. nasip ~ OFa bahrag . hisse. büyükbaş (= Aram bshlmtâ a. soylu kadın ~ Tü begüm [xv+ Çağ] soylu kadınlara hitap tarzı < Tü beg bey " bey * Hanım sözcüğüyle paralel yapıdadır. [KGunya xiv] ~ Fa bahra pay. beraber. her behimiyet [Men xvii] behimî. vuku buldu bedii [ 190+] sanatsal yaratıcılığa ilişkin (Fr esthétique karşılığı) < Ar badîc [#bdc sf.bedihi [NKemal1867] .begum kraliçe. beğeni YT [CepK 1935] rağbet < Tü beğen-" beğen- begonvil/bugenvilya [ xx/c] ~ YLat bougainvillea bir tür çiçekli sarmaşık ^ 1866 Fr.) * İng behemoth (efsanevi bir canavar) sözcüğü İbr bshımot (su aygırı) biçiminden alınmıştır. behavyorizm [DTC1942] İng behavior davranış < İng behave davranmak < İng have ~ İng behaviorism davranışçılık < behemehal ~ Fa ba hama Hâl her durumda. Kudret ve iktidar ile değer biçme/değer verme arasındaki semantik ilişki ilgi çekicidir. birlikte ) + Ar Hâl durum " hem. adı [İMüh xiii] bégen-/bégel. hal1 beher [Ferec xv] ~ Fa ba har her biri" be+. taqdır. her (< Fa ham bir. Bak. 2. orijinal. Ar qadır. a. hanım. prenses. takdir ve tasvip etmek < Tü * Karş. derhal kavranan < Ar badaha aniden geldi.] emsali olmayan. behre a. davar. kendiliğinden oldu. beylik etmek. = İbr bshlmah a. gözle görünen.a.A r b a dî h î [ # b d h n s b ] aşikâr. nam beğen[mek <Tü bég bey " bey [Aş. harikulade.1.

bekâret [EvÇ xvii] kızlık. Kullanımda Fa bıkar (işsiz.] genç [ xx/a] ~ Fr becarre bir müzik işareti ~ İt B quadro < Tü bek katı. yokuş. bekar dörtgen B " beta * Simgenin şeklinden ötürü.] iletme yetisi. mahfuz.pekitmek. kapalı. berk "pek bel1 Tü [ xi] bél gövdenin orta bölümü. aylak) sözcüğüyle kontaminasyon görülür. çıngırak + İng boy oğlan çocuğu (~ EFr embuié uşak. dağın eteğine yakın veya iki dağ arasındaki eğim. sağlamlaştırmak. (birini) etkiledi" büluğ belboy [199+] ~ İng bellboy otellerde yardımcı eleman. zor. harcanma) belagat [Kut xi] ~ Ar balâğat [#blġ msd. kemer ) bela [KGunya xiv] ~ Ar balâ' [#blw msd. vardı. saklı " pek bekle[mek Tü [Uy viii+] bekle. zarar. serf < EFr embuier prangalamak. komi & İng bell çan. 2. sakınca (= Aram #b'ş kötü olma. arta kaldı [Alus1944] [ xx/b] ~Frbeige bir renk ~ İng fullback futbolda geri oyuncusu < İng back [Kut. zorluk. güç. kız olma hali < Ar bikr ilk doğan evlat. güzel söyleme yeteneği. . genç kız " bikir bekçi <Tü [Yus xiv] muhafız. güvenceye almak. büyük sıkıntı < Ar balâ sınadı.] kalma. kalıcı olma < Ar bakârat genç kızlık < bekâr [Men xvii] evli olmayan Ar bikr ilk doğan evlat.] 1. ayağını bağlamak) * İngilizce deyim eskiden otellerde elinde çıngırakla müşteriye mesaj ileten hizmetçilerden alınmıştır. [İMüh xiii] nöbet durmak < Tü bek sağlam. kuşak.beis [Men xvii] be's ~ Ar ba's [#b's msd. denedi (= Aram bslâ [#bl'] tükenme = Akad balü/belü sönme. pek. mihenk taşına vurdu. genç kız " bikir * Türkçeye özgü bir sözcüktür. saklamak. iki dağ arasındaki eşik (= Moğ bel meyil. DK xi] ~ Ar baqâ' [#bqy msd. retorik < Ar balaġa erdi.] sınav. rahatsızlık verme ) bej bek geri ~ Ger *bakam beka < Ar baqâ kaldı. korumak. gözcü ~ Ar bakârat [#bkr msd.

nişan < Tü *bel. 2. [Kaş xi] béle. belirle[mek YT [Fel 194+] tayin etmek < Tü belir-" belir< Tü belir-" belir-belirli YT [TDK 1944] muayyen * Belirsiz sözcüğüne kıyasla üretilmiş yeni bir sözcüktür. bedava " belge YT [CepK 1935] vesika alamet. calâmat (belirti). o kadar ki < Tü belirt-" belir- . belirti belit belki YT YT [TDK 1944] araz [DTC 1944] aksiyom [DK xv] ~ Fa bal ki hatta. vesika~ Tü belgü işaret. bulaştırmak * İkinci anlamı bula. Karş. Anlam ilişkisi için karş. pörtlemek =? Tü bélgür-/bélür[viii+ Uy] meydana çıkmak.(öğrenmek) vb. kentsel < Ar balad kent. sancak).fiilinin varyant biçimi görünümündedir. belli (bilinen). bebek kundaklamak.gözleri aşırı açılmak. beler[mek <Tü [T S xiv] beler.1. belediye [ xix] (daire-i) beledîye 1854 idare reformuyla İstanbul'da kurulan idari birimlerin adı (Fr municipalité karşılığı) < Ar baladı [#bld nsb.fiilinin varyant biçimi olmalıdır. beliğ belagat belir[mek Tü [KıpGul xiv] ~ Ar baliğ [#blġ sf. memleket" belde belen <Tü [T S xiv] belen dağlık ve dik yer.kökü.belde memleket bele[mek Tü [Neş xv] ~ Ar baldat [#bld msd. ülke. şey [LO xix] bedava ~ Ar bilâ şay' karşılıksız.] güzel konuşan" [Uy viii+] belğür. nişan). belle. şehir. şehir. cilm (bilme). * -ge eki Moğolcadır. Ar calam (belirti. bil. dağ Tü béle-" bel1 * -er) ekinin işlevi açık değildir. belek (hediye). belli olmak < Tü *bél. sarmak.] kent. ülke. zuhur etmek " belirbeleş bila+.meydana çıkmak. bulamak.bilmek " bil- * Tü *bel. belgü (alamet. Modern Türkçe biçimi belgi olan sözcüğün Moğolca biçimi Dil Devrimi döneminde benimsenmiştir.bilmek " belir- ~Moğbelge resmi yazı.] kente ait olan. yokuş.

tutsak ~ OFa < Fa banda köle. [KGunya xiv] < Tü belgü alamet. bir enstrümanın sesini diğerinden ayıran özellik) modern dönemde Fransızcadan alınmıştır. açık. gösterge < Tü *bél-" bil~Fr bémol müzik bemol [ARasim 1897-99] pesleştirme işareti ~ İt B molle yumuşak B " beta * Simgenin şeklinden ötürü. ben1 Tü [ viii] ben birinci tekil şahıs zamiri ben2 Tü [Uy viii+] men ciltte koyu renk nokta * Orijinal biçim *ben olup çeşitli diyalektlerde n/m etkisiyle oluşan inisyal b > m dönüşümü ikincildir. İng timbre (ses rengi. band. beniz. [T S xiv] belgülü .a. öğrenmek. beyin. boncuk. bengi. ezberlemek [Geom 193+] bildirge < Tü belli" belli Tü belle-bilmek. köle. 2. rezonans amacıyla bu davulun iç kısmına gerilen ip ~ Fr timbre/tymbre [onom?] (ortaçağ müziğinde) a. boynuz. * Türkçeye 1980 dolayında Mağrip müziğinden alınmıştır. bin. buna-.a. güzelavrat otu & İt bella güzel + İt donna hanımefendi" dam2 belle[mek belleten <Tü YT [LO xix] bilmek.belladonna [Bah 1924] belladon ~ İt belladonna eczacılıkta kullanılan bir bitki. bencil YT [CepK 1935] egoist < Tü ben" ben1 ~ Fa banda bağlı olan. . keçi derisinden imal edilen geniş yüzeyli davul. benefşe menekşe benek ban çitlenbik tanesi [Mercimek xv] [İdr xiv] ~ Fa banafşa menekşe" ~ Fa banak [küç. Mağrip müziğine özgü.] çitlenbik. ban-.bağlamak " bent bendeniz bendir [ xx/c] ~ bendir 1. Karş. hizmetçi" bende bende [KGunya xiv] bandag a. < EFa bastan. bin-.a. aşikâr.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. işaret. öğrenmek " belle- * Güneş Dil Teorisi çerçevesinde Fr bulletin (a. sivilce < Fa Türkçe ben2 ile benzerlik tesadüf olmalıdır. benze-. belli bellü <Tü [Kıp xiv] belgülü/bilgülü/bellü bilinen.

süper. Ficus benjamin (styrax ailesinden Doğu Hint adalarında yetişen bir ağaç) < benjoin/benzoin. hiperbol. sürreel. sürşarj İng over : overlok. benimse[mek beniz/benz* Bak. hipermetrop. Cava " labne * Karş.485 187+] ~Fr benzine benzol içeren hidrokarbür karışımı ~ Alm benzin a. bermutat. yukarı (önek) ~ OFa abar. pulover .a. berhava.a.a. bağ.a.a. < Tü meniz görünüş " beniz <Tü Tü [LO xix] kendine mal etmek. Benzoe biçimi Batı dillerinde 15. berbat.a. band. kokulu reçine + Ar câwâ' Hint Okyanusunda bir ada.a. super+.) ~ HAvr *bhendh. (= Ave upairi. berduş. a. sahiplenmek [Uy viii+] meniz görünüş. a. 2.) ~ HAvr *uper a. sürfile. (simya terimi) & Lat balneum banyo + öz Maria Meryem (muhtemelen: Musa'nın kızkardeşi olup simya ilminin kurucusu sayılan Miriam) " banyo bent [Kut xi] bağ ~ Fa band 1. 3.4. hipertrofi Lat super : soprano.a. berhudar.bengi Tü [Uy viii+] mengü ölümsüz. Lat super > Fr sur.a. band. & Ar lubân zamk. -e. EYun hyper.a.a. ^ 1830 Eilhardt Mitscherlich. kuşak.a.a. sürmenaj. = Sans upari a. üzeri. -e doğru (edat). benzin [Düs I. Alm. hipertansiyon.a. " bant benze[mek Tü [Uy viii+] menze. Bak.a.a. suret. bertaraf EYun (h)yper : hiperaktif. EŞKÖKENLİLER: Fa bar : beraber. suya batırılan kap içinde pişirmek ~ Lat balneum Mariae "Meryem banyosu". auf. üzere. up (yukarı). * Aynı kökten Erm i ver. ben2. berceste. ben2. band. benmari [ xx/b] ~ Fr bain-marie ateşle doğrudan temas ettirmeden. sürpriz. su bendi < Fa bastan. (= Ave bast-. yy'dan itibaren kullanılmıştır. İng over (üst. ebedi * Orijinal biçim *ben olup çeşitli diyalektlerde n/m etkisiyle inisyal b > m dönüşümü ikincildir. bağlanan şey.bağlamak ~ OFa bastan. kimyacı < Alm benzoe(säure) benzoik asit < OLat labenzoe " benzen ber+ ~ Fa bar üst. yüz < Tü benim " ben1 benzen [ xx/b] ~ Fr benzène çeşitli maddelerden elde edilen organik solvent < OLat/Ven labenzoe/benzoe styrax ağacından elde edilen kokulu reçine ~ Ar lubân câwl Cava zamkı. üzeri). suma.a. Alm über.

.Fa barcasta fırlamış.sıçramak.] 1. bere2 [Cumh 1929] ~ Fr béret bir tür kenarsız şapka ~ Bask berret a. yan yana. nerede akşam orada sabah Fa düş/döş omuz " ber+ bere1 <Tü [Men xvii] yara ~ Fa bar dawâm sürekli olarak. 2. a. yücelme. kutsanma" fiili türemiştir. < İbr/Aram #brk (birinin önünde) diz çökme < İbr berek diz = Akad birku diz * Karş. zayıf ve tekrarlanan eylem bildiren berele. Kuran'a göre Hz. yüceltme. ahit.] kutsama. Arapça ad fiilin Aramice biçiminden alıntıdır. Tüm Sami dillerinde "diz" anlamına gelen #brk kökünden İbranicede "diz çökerek saygı gösterme. a. [LO ] mısra-i berceste şiirde öne çıkan veya seçkin mısra . fışkırmak " ber+ berdevam [Yus xiv] devamlı & Fa bar + Ar dawâm " ber+.beraat [Kıp xiv] bera'et ~ Ar bara'at [#br' msd.yukarı + EFa yasat. a. bad [Fuzuli xvi] berbâd ~ Fa bar bâd (dadan) berber [Kan xvi] traşı yapan kimse < Ven barba sakal" barbunya berber [Kan xvi] yapan kimse < Ven barba sakal" barbunya ~ Ven barbièr [İt barbiere] sakal ~ Ven barbièr [İt barbiere] sakal traşı berceste [Men xvii] bercesten 1. öne çıkmış < Fa barcastan fırlamak. [Men xvii] ber düş omuzda. 2. ferman. berat [Kutxi] ~ Ar bar'at[#br'msd. burnus bereket [CodC xiii] ~ Ar barakat [#brk msd. seğirmek & EFa apar. (ur veya apse) çıkmak. Muhammed'e peygamberlik tebliğ olunduğu gece ~ İbr bsrît sözleşme.[xiv Kıp] yaralamak < Tü *ber. yok etmek " ber+. [LO ] hane berduş salyangoz ~ Fa %âna bar döş "evi omuzunda".a. kurtuldu beraber eşit" ber+ [Yus xiv] ~ Fa bar â bar üst üste. özellikle tanrının İsrailoğullarına ve onların peygamberlerine verdiği ahit * İbranice sözcüğün etimolojisi muğlaktır.] aklanma. diploma. seğirmek.fiilinden nisbeten geç dönemde türetildiği anlaşılmaktadır. a. kutsama. berbat havaya savurmak. bir suç veya borçtan kurtulma < Ar bari'a aklandı. muaf oldu. belge. kabarmak. devam berduş gibi hercai. talih ~ Aram bsrâkâ/bsrâkstâ a. evsiz barksız kimse & Fa bar + Tü berele. < OLat birrus bir tür külahlı cübbe. * İsim formunun. Ar baraka (diz çöktü). sıçramak. ~ İbr bsrakah a. bolluk. helecan.

hava-yukarı " ber+. [ xx/a] berhava etmek (barut veya dinamitle) havaya uçurmak ~ Fa bar hawâ havaya. %w^ur. halsiz berilyum [ xx/b] ~ YLat beryllium parlak kristalleri olan bir element ^ 1797 Nicolas Louis Vauquelin. getirmek) + Fa %âna ev " +ber. 2. sağlam = Tü bek/pek a. +ri beriberi [ xx/b] ~ Fr béribéri tropik bölgelerde rastlanan bir hastalık / İng beriberi a. kedigözü * Aynı nihai kökten Ar billur (kristal) biçimi Yunanca veya Süryaniceden alınmıştır. kimyacı < Lat beryllus akuamarin veya zümrüt. [Neş xv] sağlamlaştırmak.] 1. nimete kavuşmak & Fa bar + Fa xwurdan. çoban köpeği berk YT [CepK 1935] [ xx/b] ~ Fr bergère [f. berjer < Fr berger çoban. metin. kemal berkit[mek YT berk [Ferec xv] ~ Fa bar kamâl "kemal üzere". Fr.yemek " ber+. bâr. ziyan olmuş.. hane berhava [LO xix] havaya gitmiş. depo.bergamot [Bah1924]bergamut turunçgillerden bir meyve ~ İt bergamotta ~ Tü beğ armudu ~Frbergamote berhane [LO xix] barhane ~ Fa bâr %âna yüklük. Amer. hava berhudar [Men xvii] berhurdar ~ Fa bar^wurdâr nasipli < Fa bar%wurdan faydalanmak.a. güçlü " Türkçe yazı dilinden düşmüş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır. +hor beri Tü [Or viii] bérgerü . kristal.d. eşya ile dolu ev & Fa/OFa bâr yük (< Fa/OFa burdan.taşımak. [Uy viii+] berü bu yana < Tü bu " bu1. [CepK 1935] < Tü berk pek. tahkim etmek. < Sinhali beri yorgun. a. kadın çoban. fizikçiler < öz Berkeley Kaliforniya'da bir kent ve üniversite berkemal kusursuz halde " ber+. . " pek * Eski Uygurcaya özgü bir varyant iken Dil Devrimi çerçevesinde Türkçe kullanıma dahil edilmiştir. genel olarak kristal ~ EYun beryllos (~ EFa *vilürya ) ~ Sans vâiDürya bir tür mücevher. bir tür koltuk ~ Tü berk [viii+ Uy] güçlü. berkelyum [ML xx/c] ~ YLat berkelium yapay bir element ^ 1949 Glenn Seaborg v.

dört mısradan oluşan şiir < Fa bastan. besle[mek terbiye etmek [CodC xiii] bésle. bağlı. semirtmek. Dil Devrimi döneminde Öz Türkçe olduğu varsayımıyla türevleri yapılmıştır. band.] insan. yeterli. Fr. ayıraç.bermuda [ xx/b] ~ İng bermuda shorts bir tür uzun paçalı şort < öz Bermuda Atlantik'te bir ada < öz Juan de Bermudez İspanyol denizci ve kâşif bermutat mutat berrak [Men xvii] ışıltılı < Ar baraqa parladı.] çok parlak. yeter > yetiştirmek. bir dörtlüğün her mısraı arasında söylenen müzikli nakarat. insan bedeni ) beşik Tü [Orhviii]béşik/béşüka.a. [Uy viii+] bert. ışıldadı. b e ş [Orhviii]béşa. kâfi * Anlam ilişkisi için karş. [KT ] iki denizi birbirinden ayıran dar ~ Ar barza% 1. sıkıntı. * Muhtemelen pış/bış yansıma sesinden. 3. aşçı (1615 . bağlı şey. kıvılcımlandı bert[mek Tü ~ Fa bar muctâd alışıldığı üzere " ber+.a. zincir halkası. aralık. ~ Ar barrâq [#brq im. eklem. 2. beşamel [ xx/b] ~ Fr béchamel bir tür sos ^ François Tü Pierre de la Varenne.bağlamak " bent . Kuran'a göre ölümle * Türkçe ikincil anlamı 19. darlık. besmele bismillah [Envxv] ~ Ar b-ismi-llâhi Allah'ın adıyla" beste [Yus xiv] bağlı ~ Fa basta 1. etten kemikten yapılmış olanlar (= Aram bassrâ et = İbr bâsâr et. Fa/OFa bas yeter. genel olarak insan türü.yaralamak [MMemxvi] < Tü *ber-yaralamak " bere1 ~FabarTarafkardanbiryana bertaraf atmak & Fa bar + Ar Taraf" ber+.hayvan yetiştirmek. yy sonlarında Panama Kanalı münasebetiyle gündeme gelmiştir. 2. besin YT [CepK 1935] gıda < Tü beslemek" besle- * Türetiliş biçimi açık değildir. taraf berzah kara parçası (Fr isthme karşılığı) kıyamet arasındaki süre ~ ? [Men xvii] aralık.1678) < öz Louis de Béchameil 14. bağ. Louis'nin sarayında görevli Fransız banker ve yönetici (1630-1703) beşer [Yusxiv] ~ Ar başar [#bşrmsd.

genç kız * Karş. bevl [etm bala işedi. betim betim YT [Fel 194+] tasvir < Tü biti. [Kıp.yazmak" betik < Tü beton [Bah 1924] ~ Fr béton çimento veya kireç harcı ~ Lat bitumen zift. EŞKÖKENLİLER: Tü biti.akçaağaç reçinesi * Lat betula (akçaağaç) Gallia dilinden alıntıdır. yy'da yaygın kullanıma kavuşmuştur.] çok kötü. yy'dan önce dolaşımdan kalkmış bir sözcük iken Dil Devrimi bünyesinden canlandırılması denenmiştir. Çağ xiv] a. [Gül xv] ~ Fa badtar [kıy. betik Tü [Uy viii+] bitig yazı.[viii] yazmak ~? Çin pi-ti yazı kalemi * 19. kitap. beşuş [LO xix] başşa [msd. [TS xiv-xviii xiv] biti.a. donanımlı " beton.* "Her çeşit müzikal kompozisyon" anlamı Türkçeye özgüdür. betonarme armé zırhlı. idrar < Ar . arma betoniyer [ xx/b] ~ Fr bétonière beton yapan aygıt" beton [Bah 1924] ~ Fr béton armé demirli beton < Fr betül ~ Ar batül bakire. şarıl şarıl akıttı [ xiv] ~ Ar bawl [#bwl msd. * Sadece bet beniz ikilemesinde. bet1 bet2 Tü [Aş xiv] bed ~ Fa bad kötü ~ OFa wad a. 19. beta ~ EYun beta Yunan alfabesinin ikinci harfi ~ Fen bet ev.] güleryüzlü < Ar * Az duyulmuş bir Arapça sözcük olup eski Osmanlıca sözlüklerde rastlanmaz. reçine ~ Kelt *betu. çehre. evlenmemiş genç kız ~ Aram bstülâ bakir genç erkek / Aram bstültâ bakire. bakire). Fenike alfabesinin ikinci harfi = Aram bet Arami/İbrani alfabesinin ikinci harfi" beyit beter en kötü < Fa bad kötü " bet1 [Kut xi] bedter . [Uy viii+] bét yüz. [LO xix] betik biti. Ugar btlt (tanrıça Anat'ın sıfatı.: betik. başş/başâşat] yüzü güldü ~ Ar başüş [#bşş im.] işeme. belge.a.

ayırdı. Aynı kökten Ar bayDat (yumurta). Aşxi] ~ Ar bayan [#byn msd. [LO ] beyzî yumurta şeklinde olan. mal [İrşad. ben2. +gir [Tz xvii] ~ Fa bâr gir yük hayvanı & Fa bâr beyhude [Gül xv] ~ Fa bî huda faydasız. a. soylu kişi beyan [Kut. devlet hazinesi" beyit.a.a. aydınlattı. el3. beygir yük + Fa gır taşıyan " +ber. getirmek. şiirde kıta [#byt msd.] açıklama. ev. ev.] kapıcı < Ar bâb [Or viii] bég reis. 2. ayırdı.] beyaz olma.] milletler (< Ar millat millet)" beyn+.bevliye bevl bevvap kapı" bap bey Tü [ xix] üroloji [ xiv] < Ar bawl [msd. fayda ~ OFa hudahag a. üs + İng ball top (~ Fr balle top )" baz. hümayun beyin Tü [Uy viii+] méñi beyin. şiirde kıta (= İbr/Aram bet ev = Fen bt a. namaz ~ Ar bayt ~ Ar bayna [#byn] iki şeyin arası (edat) < Ar bana [Ali xvi] bînamaz ~ Fa bî namaz namaz beynelmilel + [Tz 1930] uluslar arası (Frinternational karşılığı) & Ar bayna arası + Ar al-milal [çoğ. saygısız " bi+2. hane. açıkça söyleme < Ar bana açtı. ayrıştı. dah. a. 2. millet beytülmal evi". beyit/beyt[Kut xi] beyt 1.) beyn+ açtı. * İnisyal b/m dönüşümü için bak.vermek. balya beyzi oval ~ İng baseball bir top oyunu & İng base [Men xviii] beyz yumurta. yaratmak " bi+2. ilik. [İMüh xiii] béyni a. ayrıştırdı" beyan beynamaz kılmayan. beyaz [Ali xvi] beyazlık.] işeme. = Akad bîtu a. name ~ Ar bayâD [#byD msd. boş & Fa bîyoksunluk edatı + Fa huda hak. ulu kişi. hakikat. el3. & OFa hu iyi + OFa dadan. KGunya xiv] ~ Ar baytu-al-mâl "hazine beyzbol [ xx/b] temel. beyaz renk < Ar abyaD beyaz (sıfat) * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. < Ar bayD/bayDat [#byD] yumurta " beyaz . aydınlandı. açıkladı beyanname + [ xx/b] bildirge & Ar bayan + Fa nâma yazı " beyan. idrar" ~ Ar bawwâb [#bwb im.] 1.

] tohum < Ar ~ Fa bâzârgân tüccar ~ OFa [CodC xiii] bazargân [KıpGul xiv] ~ Ar bazzâz [#bzz im.a. bi lâ ("ile değil". ör.a.) biçimi muhtemelen Türkçeden alıntıdır.iki . ~ Akad büSu ince dokunmuş keten kumaş * Aynı sözcük ETü böz (a. bi+3 ~ Fa bî-/bay.süslemek [ xi] bezek nakış.a.) < Eİng pise < Lat pisum.) biçiminde Eski Yazı Türkçesinde mevcuttur. " pazar bezzaz tüccarı < Ar bazz kumaş " bez1 bi+1 [ARasim 1897-99] [ xiv] bezr ~ Fr bésique bir iskambil oyunu ~ Ar bazr [#bzr msd. kabarcık ~ Fr baiser 1. • Fa basıla (a.-siz (yoksunluk edatı) ~ OFa abe~ Fr/İng bi.a. bez2/beze Tü [Uy viii+] bez gudde. yoksunluk edatı). albumen (yumurta akı). TTü bez biçimi Arapçadan ikincil bir alıntı olarak değerlendirilmelidir. sıtmaya tutulmak.titremek.a. EYun byssos (ince keten veya pamuklu kumaş) bir Sami dilinden alınmıştır.olarak (edat) * Bazı kalıp deyimlerde yemin ifade eder.* Anlam ilişkisi için karş. şeker ve kremadan < Tü be5iz süs beze [ xx/b] yapılan bir tür tatlı ~ Lat basiare öpmek beze[mek bezek Tü Tü [Uy viii+] bedze. iki ~ Lat bi. bi-llahi (Allah adına yemin ederim ki). bez[mek Tü [ xi] bez. Ayrıca karş. bezik bezir [yağı bazara tohum attı.a. bi+2 a. İng peas (a.çift. [Kıp xiv] usanmak bez1 [DKxiv] ~ Ar bazz pamuk veya keten kumaş Aram büSâ a. pisum sativum ~ Lat *pisellum [küç. ~ EYun píson a.] < Lat pisum a. öpücük.] kumaş ~ Ar bi ile. * Karş. 2. ziynet < Tü *be5izek < Tü beSize-süslemek " beze- bezelye [BK1799] ~ İt pisello baklagillerden malum sebze. Lat albus (beyaz). saçtı bezirgân wâzâragân a. .a.a. salgı bezi.

kölelik veya itaat sözleşmesi yapma.a. egemen olarak tanıma " bayi biber [MŞxiv]büber ~ Yun pipéri Güney Asya'dan ithal edilen bir baharat. Karş. ~ Sans pippalî 1. Fr poivre. bibliyografi/bibliyografya [ xx/a] konudaki kitapları derleyen makale veya liste " bibli(yo)+. biç[mek Tü [ viii] bıç.] büyük şişe < Lat bibere içmek ~ HAvr *pl-ps-o. barsama. +grafi biblo beubelet a.a. bucak. EŞKÖKENLİLER: Tü bıç-/buç. Karş. İng pepper. yy'dan itibaren Arnavut biberi adıyla kaydedilmiştir. çare < Tü biç-" biç- . Yeşil/ kırmızı biber Amerika kökenli bir bitki olup Türkçede 19. [Aş. Tü biber * Anlam ilişkisi açık değildir. biçim. meyvecik. Türevlerde inisyal b-etkisiyle yuvarlaklaşmaya da rastlanır. 2. Karş.sesinin etkisiyle sesli incelmesi görülür. modern Cübeyl * Fr/İng Bible (Kutsal Kitap) esasen sadece "kitap" anlamındadır. biberiye rosmarinus [Men xvii] beberiye baharlı bir bitki.< HAvr *pö(i). karabiber bitkisi ve meyvesi * Batı dillerine Latince yoluyla Yunancadan geçmiştir. bibli(yo)+ ~ Fr/İng bibli(o). Yus xiv] [TDK 1983] stil <Tübıç-"biç~ Fa bî çara çaresiz " bi+2. biç-. biçem. < [Bah 1924] ~ Fr bibliographie bir ~ Fr bibelot küçük dekoratif nesne ~ EFr * İng bauble (ucuz ve değersiz süs nesnesi) Eski Fransızcadan alınmıştır. buçuk. Lat piper. Alm pfeffer. kitap < EYun byblos/biblos papirüs < öz Byblos papirüs ticaretiyle ünlü bir Fenike kenti. anlaşma.biat [Envxv] ~ Ar baycat^[#bycmsd] el sıkışma.a. buçuk bıçak biçare biçem YT Tü [Uy viii+] bıçak a. • Byblos kentinin özgün adı olan Gubla (modern Cubayl) Fenike dilinde "küçük dağ. karabiber ~ EYun péperi a. Beberiye ("kaplan otu") düşünülebilir. biberon [ xx/b] ~ Fr bibéron emzikli şişe ~ İt biberone [büy. bucak.kesmek * Özgün biçim bıç. EYun pósis (içki). bıçkı.kitap ~ EYun byblíon/biblíon papirüs rulosu. cebel.: bıçak.içmek * Aynı kökten Lat potare (içmek). tepe) anlamına gelir. -ç.olup. küçük meyve.

Gael bó (inek.) + İng steak kızartma.] başlama. bıçak. Erm gow. ~ HAvr *gwou. bigudi [ xx/b] ~ Fr bigoudie saç sargısı ~ ? ~ Fa bı%abar habersiz & Fa bî[Ali xvi] ~ Fa bi gâna yabancı ~ OFa bihaber [Aş. icat etti" bidayet bidayet başlangıç < Ar bada'a [msd. tırıs gitmek bıdık küçük. endam. biçim bıçkı <Tü Tü [TS xiv] biçin suret. boy pos.sivri)" etiket * HAvr *gwou. [Men xvii] biçim < Tü biç. EYun boús. İbr #bdâ/ #bdh (yenilikyapma. ufak " bızdık * Ayrıca karş. Lett gúovs. [CodC xiii] bıçku testere bidat [DK xiv] ~ Ar bidcat^ [#bdc msd. bigâne begânag a. Lat bos. fokus ~ Fr/İng bifocal çift odaklı (gözlük) & Lat biftek [AMithat 1877] ~ Fr bifteck bir et kesimi ~ İng beef steak sığır kızartması & İng beef sığır eti (~ Fr boeuf sığır ~ Lat bos.> Fr boeuf. badc] yenilik yaptı. kova [ xx/b] ~ Fr bidet "beygircik". icat etme).a. ateşte pişirilmiş et (~ Nor steikja şişte et kızartmak ~ Ger *staiko şiş ~ HAvr * steig. icat.a. * Karş. yenilik. bad'] başladı [Ferec xv] ~ Ar bidâyat [#bd' msd. Sans gaü. bov. sığır). bodur bienal [ xx/c] ~ Fr biénnale iki yılda bir tekrarlanan < Lat biennus iki yıllık süre & Lat bi.a. bide ata binmek. Ar #bdc (yenilik yapma. Arambsdâ (a. Yus xiv] yoksunluk öneki + Ar %abar haber " bi+2. Ger *köus > İng cow." biç[Uy viii+] bıçğu kesme aleti. bov. icat etme). Kökün ikili biçimi diğer Sami dillerinde de mevcuttur.a. bodur. haber .] 1.a.iki + Lat annus yıl " bi+3 bifokal [ xx/c] bi. dinde yeni usul çıkarma < Ar badaca [msd. Fa gav. ayaklı küvet < EFr bider ~? Erm bdig/bzdig [LO xix] ayakları kısa.iki + Fr focal odak < YLat focus odak " bi+3.). 2. Türkçede sadece tutam sözcüğünde rastlanan -em ekinin işlevi açık değildir.* Tü tutam sözcüğüne nisbetle türetilmiştir. bidon [ xx/b] ~ Fr bidon varil ~ Nor *bida kap.a. Karş.kökünden karş.

) bil[mek bila+ bi+1. moda tasarımcıları < öz Bikini Pasifik'te bir ada grubu * 1946'da Bikini atolünde patlatılan nükleer bombaya atfen adlandırılmış. genç kız veya erkek (= Aram bakara türfanda meyve.-siz. hymen (galat) ~ Ar bikr [#bkr msd. yoksunluk [xx/c] somun başlıklı vida ~Frbouchon1. ancak 1960 dolayında genel kullanıma girmiştir. hak1 biilaç edatı + Ar cilâc " bi+2. 2. Karş. [Kırg ] * Muhtemelen kusma ifade eden bığ/böğ/büğ yansıma sesinden. ahir bilakaydüşart bila+. [ xi] bük-2 usanmak. DK xiv] bekâr veya bakire. eski tip elektrik sigortalarında vidalı porselen gövde < Fr boucher tıkamak. taze. bi-3. [KT xix] bakire olma hali. Fr.öneki "iki parça" anlamını çağrıştırır. ~ Ar bi lâ "ile değil". karbonat [ xx/b] ~ Fr bicarbonate iki karbon atomu içeren bikini [ 196+] ~ Fr/İng bikini iki parçalı kadın mayosu 1946 Louis Reard ve Jacques Heim. monokini. kayıt. -siz (yoksunluk edatı)" " birader * r > l dönüşümü dissimilasyon örneğidir. kusacak olmak. la+ bilader » Tü [Orhviii]bil-a. haklı ~ Fa bî cilâc dermansız & Fa bî. [Men xvii] genç kız. gına getirmek. yeni.tıpa. [Arg xvi] bık-. a. ilaç bijon [Yus xiv] ~ Ar bi-Haqqin hakkile. Bi. bakire.a.] ilk doğan evlat. şart1 ~ Ar bi-al-â%irat sonradan < Ar â%irat ~ Ar bilâ qayd wa şarT kayıtsız şartsız " . turfanda. bilahare sonraki" bi+1. ilk ürün = İbr bskür ilk doğan evlat = Akad bukru a. tıkmak biju bijuteri mücevher dükkânı " biju bık[mak bököTü [ xx/b] ~ Fr bijou mücevher ~ bizou yüzük < biz parmak [ xx/b] ~ Fr bijouterie mücevher kutusu. bikir/bikr[Yus. bikarbonat molekül" bi+3. el3.bihakkın olarak " bi+1.

Ar bi-al-cumlat tümüyle.İt biglietto tiyatro giriş pusulası / Fr billette [[mod. kütük ~ Kelt bilbord [ xx/c] ~ İng billboard ilan tahtası & İng bill ilan. muhasebede borç ve alacak dengesi ile bu dengeyi gösteren hesap ~ Lat bilanx.terazi & Lat bi. hep bilcümle beraber " bi+1 bıldır bıldırcın buSursm a. terazi) < Lat bilanx. borda . not ~ OLat billa a.a. kapçık " bi+3. [Uy viii+] bileğü a. yazılı kâğıt (~ Fr bille1 a. ucu kıvrık değnek. afiş. fiş. yy'dan itibaren ile biçimi kullanılmıştır. tabela " bilet. bile[mek bileği/biley bilek " bile Tü Tü Tü [Uy viii+] bile. [passim xiii-xviii] bile/birle " bir * Zarf olarak bile/birle korunurken. pusula.) + Fr board tahta. terazi.] karşıt. Tü Tü? cümle [MMem xvi] xi] bıldır geçen yıl [Kıp xiv] bu] Tü * Biçim itibariyle yabancı bir alıntı olduğu muhakkak olmakla birlikte kökeni meçhuldür.2. bilanc. 2.birleştirmek.a. beraber (sıfat). . bilet . zıt" bi+1. [Uy viii+] bile/birle . hokey veya bilardo sopası < Fr bille2 sopa. lanc. bilardo [İM582 187+] ~İtbiliardo/bigliardo~Fr billard 1.kefe.a.a. ile (bağlaç). eklemlenmek < Tü *bile. el3. dahi (zarf). EŞKÖKENLİLER: Fr bille : bilbord. 2. < Tü bi [viii+ Uy] bıçak. bıçağın keskin ağzı < Tü bile-" bile< Tü *bile-birleşmek. akis ~ Ar bi-al-cakıs aksine < Ar al-cakıs [#cks bilanço [ xx/a] ~ İt bilancio 1. a.iki + Lat lanx.a. [ 184+] bilyeto . [Düs I. Türkiye Türkçesinde bağlaç olarak 14. denge.a. özellikle el eklemi bileş[mek eklemlemek " bilek bilet YT [Fel 194+] terekküp etmek.bilakis sf.344 186+] bilet tren bileti . eklemlenmek [Uy viii+] bilek eklem. bildirge [CepK 1935] takrir < Tü bildir-" bil- YT bile Tü [Orh viii] birle birlikte. billet] ] kısa not.a. < Fr bille1 kısa yazı. leğen * Karş. Fr/İng balance (denge.el3.

] yumuşak dokunun titreme sesi EŞKÖKENLİLER: Tü bılk/bıngıl : bılkım. seçkin. [Kaş xi] bilig . azgın. olgun. +inç bilişim YT [ 197+] enformatik < Tü *biliş-" bil- * 1971 dolayında Hacettepe Üniversitesinde Aydın Köksal tarafından önerilmiştir. el3. Karş. bıngıldak billahi allah [Kıp.Ar bi-al- ficl eylem ile.a. say+ [TDK 1969] kompüter # 1 9 6 9 A y d ı n Köksal. Bilişmek fiili mevcut değildir. bitkin. * Erken bilgisayarların daha çok aritmetik uygulamalarında kullanılmasından ötürü. bılkım <onom [ xx/c] < Tü bılk/bıllık [onom. bilgisayar " bil-. yy'dan sonra unutulmuş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde yeniden dolaşıma sokulmuştur. ilim ~ Ar bi-al-%âSSat özellikle " bi+1. tutkun. < Tü bil-" bil- * Ar cilm > ilim sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. eylemli olarak " bi+1. bilinç YT [Fel 194+] şuur < Tü bil-" bil-. fiil bilge Tü [Uy viii+] bilerzük a. bilhassa hassa bilim YT [CepK 1935] irfan. Türkçe tek kerelik eylem adı (ism-i merre) yapan -im ekinin buradaki kullanımı keyfidir. [Or viii] bilgili kişi. bilgi < Tü bil-" bilbilgin YT [CepK 1935] alim < Tü bil-" bil[Or viii] bilig . durgun. bilgin < Tü bilmek " bil- * Türkiye Türkçesinde 15. Hacettepe Üniv. solgun vb. [CodC xiii] bilik . dolgun. baygın. (geçişsiz) ve bıçkın. . k bilfiil el3. DK xiv] ~ Ar bi-allâhi Allah ile " bi+1. gergin. üzgün (geçişli/edilgen).bilezik Tü bilek yüzük ' yüzü " bilek. [ xi] bilezük < Tü .. [İdr xiv] bilgü * Geçişli fiilden etken sıfat yapımı için -gin eki kullanılması keyfidir.

a. inşa etti binaen üzerine bina ederek ' binaenaleyh [Menxvii] dayanarak. beverage (her çeşit içki) < Lat biber. Yakut bıra%-.). bırak[mak Tü? [passim xiv] koymak.] yapı < Ar bana [MMem xvi] ~ Ar bina'an [zrf. İt fratre.a.a. ~ Fa birâdar erkek kardeş * Aynı kökten Lat frater. göndermek.] et gibi sallanma ve titreme sesi" bılkım bint bir Tü [ xiv] [Or viii] bir a.a.] -e dayanarak. ~ HAvr *bhrâter. ~ EFa *vilürya ~ Sans vâiDürya bir tür mücevher. İng brother. İng beer (bira).a. Neş xv] EFa/Ave brâtar a.billur [Kıp xiv] billevr ~ Ar billawr/billur kristal (= Fa bllür a. . [Uy viii+] min 1000 sayısı ~ Ar bin [#bn] oğul.a.a.a. aleyh -Arbinâ'ancalayhiona bıngıldak <onom [EvÇ xvii] bıngıldayık küçük çocukların kafasındaki yumuşak yer < Tü bıngılda. = Sans bhrâtar a. kristal" berilyum bilumum " bi+1. kız evlat" bin2 bira [Bia xix] ~ İt bira mayalanmış arpa içkisi ~ OLat *blbra < Lat biber her çeşit içki < Lat bibere içmek " biberon * Karş. ) ~ Aram bslürâ a.a. yy'dan eski hiç örneğinin bulunmaması şaşırtıcıdır.a. umum bilye ~ Ar bi-al-cumüm genellikle.< Tü bıngıl [onom. Alm brüder (a. salmak. ondan dolayı" binaen. birader [T S. Ancak karş. yaptı. vermek. [Uy viii+] min-[ viii] bin .. Fr frère.). genel olarak [ xx/a] cam veya metalden küçük küre ~ İt biglia topçuk ~ Fr bille1 bilye. küçük top ~ Ger bin[mek bin1 bin2 bina Tü Tü [ xiv] [ viii] bin. a. Çuv pıra%-(a. Aş xi] ~ Ar bina' [#bny msd. el3. erkek evlat [Kut. vazgeçmek * 14. ~ Ar bint [#bn] kız.

(bitki) yetişmek. [TDK 1955] bir çokluğu oluşturan ögelerin her biri.1. bir velosiped modelinin adı ^ 1865 Pierre Lallement. 2. sona ermek. ünite < birim YT Tü bir " bir * İsme eklenen -im fiil ekinin işlevi belirsizdir. olgunlaşmak. * Orijinal kökün bit. Türkçesi 1898'de kaydedilmiştir. kuzine bismillah bi+1. biriy. iki kez.a. allah bistro [ xx/b] [Kut xi] ~ Ar bi-ismi-allâhi Allahın adıyla" ~ Fr bistro kafe. HAvr *bhr-îg. biryan/büryan [KıpGul xiv] ~ Fa biryân tavada susuz olarak kızartılan et.< HAvr *bher-4 a. bisküvi [ xx/a] ~ Fr biscuit iki kez pişmiş kurabiye & Fr bis iki kez + Fr cuit pişmiş (< Fr cuire pişirmek ) ~ Lat coquere " bi+3. bisturi [Bah 1924] ~ Fr bistouri ameliyat bıçağı ~ ? * Ustura < Fa ustura ile benzerliği dikkat çekicidir.birey birik[mek YT Tü [CepK 1935] fert ~ Tü bireğü [xiv Kıp] kişi. fert" bir [Uy viii+] birik.a.] a.olup dudak ünsüzü nedeniyle i > ü dönüşümü gerçekleştiği düşünülebilir. isim. brîz. toplanmak <T ü bir"bir [TDK 1944] vahdet.a.a. kebap < Fa biriştan.tekrar. [CodC xiii] bit[Uy viii+] büt. kavurmak ~ OFa briştan. Fr. sanayici" bi+3. sikl * Fransızca sözcük ilk kez 1880'de. bit[mek Tü ermek. " fritöz bis [xx/a] ~Frbis1.bir araya gelmek. 1880 Fr.kızartmak. seks ~ Fr bisexuel iki cinsiyetli / İng bisexual bisiklet [ARasim 1897-99] ~ Fr bicyclette [küç. konserde genel istek üzerine çalınan program harici parça ~ Lat bis iki kez " bi+3 biseksüel [ xx/c] a. tamamlanmak.a. < Fr bicycle "iki tekerli". ikinci kez 2. bit1 [ xi] bit hayvan ve bitkilerde yaşayan asalak haşere Tü . & Lat bi. küçük bar ~ Rus bistro çabuk * Rus ordusunun 1815'te Paris'i işgali sırasında askerlere "çabuk" hizmet veren kafelerden ötürü.iki + Lat sexus cinsiyet" bi+3.

parçacık) sözcüğünden esinlenmiştir.a.a. kudret" bi+2. " beton [Bah 1924] ~ Fr bitume zift ~ Lat bitumen a.bit2 [ 198+] ~ İng bit < İng binary digit ikili aritmetikte 1 ve 0 rakamları < OLat binarius ikişerli < Lat bini çift. ~ Kelt biy(o)+ ~ Fr/İng bi(o). ~ HAvr *gwi-wot. tabii < Tü büt-" bit<Tü [T S xiv] bitevi yekpare ~ Fa bîtâb güçsüz. keskin. < HAvr *gweis-l yaşamak " can biye [ xx/b] ~ Fr biais çapraz çizgi Tü * Karş. ikişer " bi+3 * İng bit (lokma. taraf biteviye bitirim Tü bitir-" bit* Anlam evrimi açık değildir.yaşam.a. sütsüz ve az şekerli çikolata ~ İng bitter acı (tad) ~ Eİng biter ısıran.yoksunluk edatı + Fa tâb güç. biot. biyografi [REkrem <1887] bioğrafi. a.yoksunluk öneki + Ar Taraf" bi+2. tav2 bitaraf Fa bî. Alm.a. [DTC 1942] biografya . bitiş[mek bitki bittabii YT Tü [ xi] bütüş. İng bias (çapraz çizgi. kayıp. +grafi biyoloji [Bah 1924] 1802 Reinhold Treviranus.a. bıyık [ xi] bı5ık a.Fr biographie yaşam öyküsü " biy(o)+. yontmak bitüm *gwetümen a.HAvr *bheidısırmak. değmek [CepK 1935] nebat < Tü bit-" bit~ Ar bi-T-Tabîcî doğal olarak " bi+1. tarafsız & < Tü *biteği < Tü bit-" bit- [AL 192+] serseri. ümitsiz kişi (argo) bitter [ARasim 1897-99] acı tadı olan bir içki.bitişik olmak. +loji ~Frbiologie canlılar bilimi . hayat (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun bíos. bitap [Men xvii] güçsüz bî. kudretsiz & Fa ~ Fa bî Tarafdar taraf tutmayan. doğabilimci " biy(o)+. eğilim).a. acı < Ger *bîtan ısırmak .

münbit * Farsça sözcüğün yapısı açık değildir. zat ~ İng blender karıştırıcı < İng to blend blöf [Bah 1924] (~ Fr bluff) ~ İng bluff (özellikle pokerde) elini olduğundan güçlü göstererek rakibi kandırma hamlesi ~ Hol bluff böbürlenme. mühendis. faydasız. serbest.pis kokan? < Ger *wis. iğ = Tü bi bıçağın keskin ağzı" bile- bizar [Kıp. yorgun.a. bizatihi kendi + Ar -hi üçüncü tekil şahıs iyelik eki " bi+1. ~ Erm [TDK 1955] ufak çocuk (halk dili) [Men xvii] bazr dılak dedikleri nesne ki avretlerin fercinde olur . ^ Ernest Besnier.Ar buZr/baZr [#bZr msd.biyonik [ML xx/c] ~ İng bionic canlı organizmalara ait özellikleri mekanik ve elektronik sistemlere uygulama disiplini ^1958 Jack Steele. diyagonal kesim * Karş. usanmış. boş. yüksekten atma Türkçe telaffuz Fransızcadan alınmıştır. kısa bızır ~ Ar bi-5âtihi kendisi. Meninski'ye göre Türkçe anlam Fa zarıdan (ağlamak) fiili ile kontaminasyon eseridir. .] klitoris (= Akad biSSüru kadın cinsel organı) [Bah1924] ~Frbismuthyarı-metalikbir bizmut element ~ Alm wismut a. EAlm wls beyaz bizon [ xx/b] *wisand. 2. < İng bioelectronic " biy(o)+ biyopsi [ML xx/c] ~ Fr biopsie canlı doku örneğinin mikroskopla tetkiki / İng biopsy a. Sözcüğün fiil biçimine Fransızcada rastlanmamıştır.a.pis kokmak ~ Fr bison bir tür yaban sığırı ~ Lat bison ~ Ger bizote [ xx/b] < Fr biseau/bizeau cam veya tahta veya mücevher kesiminde eğimli kenar < Fr biais eğim.). hoşnutsuz & Fa bî yoksunluk edatı + Fa zar bir şeyin yetiştiği veya bol olduğu yer. İng bezel (a. zat bızdık bdig/bzdig küçük. optik biz1 biz2 Tü <Tü [ viii] biz birinci çoğul şahıs zamiri [İMüh xiii] biz sivri bir alet. Amer. Yus xiv] bıkkın ~ Fa bîzâr 1. vulg. görüş " biy(o)+.a. bezmiş. ufak. kendi başına " bi+1. bizzat blender karıştırmak ~ Nor [ xx/c] ~ Ar bi-5-5ât şahsen. dolu. Fr. tabip (1831-1909) & EYun bíos yaşam + EYun ópsis görme. bizzat & Ar 5ât zat.

not [ 185+] bloküs [ xx/b] ~ Fr bloc kütle. dayanak. 2.] * 16. günce " pafta blok (~ Hol blok kütük. kütük. tomruk ) ~ Frk bloke [etm bloque " blok bloknot yarayan kâğıt bloku " blok. (gemi) yelaltına gelmek.. bluz [AMithat 1877] amele gömleği gömleği [esk.] < öz Genes Cenova kenti [esk. kapatmak < Fr ~Frbloc-notes not almaya [Radyo Haf 1950] blucin [ xx/b] ~ İng bluejeans & İng blue mavi + İng jeans bir tür pamuklu kumaş [esk. < İng weblog & İng web 1. tıkaç ~ Fr bloquer tıkamak. [Men xvii] böbrek [Men xvii] beberlen< Fa babr kaplan [LF xvii] poca alabanda dümeni aniden yukarı kaldırma . yönünü rüzgâra çevirerek şahlanmak < İt podio 1. ayak ~ Lat podium a. 2. [TS xvi xvi] böcek büyük ve zehirli örümcek Farsçadan alınan -ce/-cek küçültme ekiyle. blog yazarı.a.[onom. bilgisayar ağı (~ Ger *wabjam dokuma. seyir defteri. < Tü *bögce(k) [küç.İt poggiare 1.]. gemi güncesi. " podyum bocala[mak poggia (gemi) yelaltı" boca [MMem xvi] pocalamak yalpalamak < İt böcek <Tü [TS xv] böce . tomruk. yy'da Cenova kentinde ticareti yapılan pamuklu dokumaya verilen ad.< HAvr *webh. yaslanmak.] şişkinlik ve büyüklük ifade eden yansıma kök böbrek böbürlen[mek veya leopar boca [etm Tü [Uy viii+] böğre a.dokumak ) + İng log 1. doku. ağ. destek. kumaş ~ HAvr *wobh-yo. kumaş.a. 3. taban. abanmak. [ xi] böğür .] < Tü bög bir tür . işçi gömleği tarzında hafif gömlek [xix] ~ ? boa [Aİhsan 1891] bir tür zehirsiz yılan ~ Lat boa bir tür deniz yılanı ~ Fr blouse bol işçi ~ Fr/İng boa tropik iklimlere özgü bobin [Bah 1924] ~ Fr bobine üzerine tel veya iplik sarılan silindir şeklinde araç < Fr bob. geminin hızını ölçmeye yarayan bir araç. yığın. 2.blog [Hürr 2002] ~ İng blog internette yayımlanan günce # 1999 Peter Merholz. kütük.

. bürlügen biçimlerine rastlanır. [DK xiv] bögür[MŞ xiv] meyvesi yenen bir çalı.(sıkmak. bükmek.(davar) bağırmak. Tü boğra/buğra (her hayvanın erkeği. bükmek).(çift toynaklı hayvanların erkeği). boğa Tü [ viii] buka çift toynaklı hayvanların erkeği * Karş. Ave buza. Bazı türevlerde yuvarlak sesli etkisiyle inisyal b > w > 0 evrimi görülür. koşmak. İng buck (teke. Buna karşılık ESlav byku (boğa). boğaça boğaz boğum Tü Tü » " poğaça < Tü boğ-sıkmak. erkek geyik) < HAvr *bhugo. burjğ (sıkıntı). [LL 1732] bodrum .< HAvr *der-1 adım atmak. daraltmak " boğTü [ viii] boğuz a. boğ[mak Tü [ xi] boğ. koşu.a. özellikle erkek deve). bük-. 2. tırıs gitmek ~ HAvr *drem-. dromo. drom. sokak (~ EYun drómos 1. büz. pod. duruş " podyum. Türkçeden alıntı olmayan Erm bzdik ve bdik (küçük. tırıs gitmek ) " hip(o)+1 * Aynı kökten Ger *tredan/tre(m)pan (adım atmak.koşmak. Evcil hayvan isimleri alanında Türkçe ile Hintavrupa dilleri arasındaki benzerlikler ilgi çekicidir. burmak. -t-durma. revak < EYun tre%ö. büzmek < Tü *bo-/*bu-/*bü- * Dudak harfini izleyen yuvarlak seslilerin istikrarsızlığı tipiktir. boğum < Tü boğ-" boğ-böğür [ xi] bögür böbrek böğür[mek <onom böğürme sesi" +kirböğürtlen Tü? [CodC xiii] bögöwür. [Uy viii+] boğuz/bokuz [ xi] boğum eklem. . bıdık.> usan. sıkarak daraltmak sıkmak. busan.ayak + EYun stema.bodoslama [LF xvii] bodostama/bodoslama ~ OYun podóstima geminin baş ve kıç tarafındaki ağaç & EYun poús. kısa) biçimlerinin varlığı düşündürücüdür. koşu yolu. Kelt bukko. ayak basmak). böğürslen. bodur [Men xvii] kısa boylu bodrum * Karş. sistem [Men xvii] podrom şarap mahzeni.sıkmak. bok (sıkılmış şey).(sıkılmak). bücür. büldirgen. hızlı yürümek.(teke). rubus caesus < Tü bö Türki dillerde böyürtkem. Aynı kökten bur-. bızdık. Tümü "kısa boylu" anlamına gelen bu sözcüklerin kökeni muğlaktır. koridor.Yun *ypodrómeos sokak altı & Yun (h)ypo alt + Yun drómos yol.

[Oğ xi] dışkı < Tü *bo. mineralojist.sıkmak. böl[mek Tü [ viii] böl. [ARasim ~ Fr boxe yumruk sporu ~ İng box2 a. paket < Tü *bo. Kaş viii+] bok ekmek küfü. < Tü böl-" böl- [T S xvii] mıntıka. Rus Sosyal Demokrat Partisinin maksimum devrimci programı savunan hizbi (1903) < Rus bol'şiy daha büyük. bohem kültürlü kimse bir ülke bok [ xx/a] geleneksel toplum değerlerinin dışında yaşayan ~ Fr bohéme çingene [xvii]. bold [Hürr 2002] ~ İng bold 1. en büyük. büzmek " boğ- * Asli anlamın "dışkı" olduğu varsayılabilir.< HAvr *bhel-2 şişmek. DK. bakır pası.sıkmak. 2. ~ ? boksit [1937] ~Frbauxite alüminyum hidrat içeren bir mineral ^ 1821 Pierre Berthier. Fr. Tü üle-/öl(e)-(bölmek. yy'dan eski örnekleri mevcut değildir. berduş. ayırdetmek * Türevlerde yuvarlak sesli etkisiyle inisyal b > w > 0 dönüşümü görülür. kısım < Tü böl-" böl< Tü böl-" böl- . boks 1897-99] boksör [AMithat 1877] boks İngilizlerin yumruk müdarebesi. kısım [ 1928] şube. Çağ xiv] çok. Orta Avrupa'da Tü [Uy. geniş. Yazılı örneklerde ikincil anlamlar edep kaygısıyla ön plana çıkarılmış olmalıdır. cüretli. güçlü kuvvetli ~ HAvr *bhol-to. < öz Beaux Güney Fransa'da bir köy bol Tü? [Kıp.ayırmak. cesur. bölük bölüm Tü YT [Uy viii+] bölük hayvan veya insan grubu. sanatçı [xix] < öz Bohême Bohemya.a.bohça " boğ- <Tü [Men xvii] boğça < Tü boğ [xi] bohça. bağlamak * Farsçadan alınan -ça küçültme ekiyle. bereketli * 14. Karş. tipografide kalın yazı ~ Ger *baltha cesur. had ve ölçü tayin etmek). azami < Rus bol’şoy büyük ~ ESlav bolişi * Bolşoy Tiyatrosu "büyük tiyatro" anlamındadır. kabarmak " balya bolero danslı eğlence < Lat ballare " balad bölge <Tü [ xx/b] ~ İsp bolero bir tür dans < İsp bola balo. bucak bolşevik [191+] ~Rusbol'şevik"azamici".

ödül. konveks < Fr bomber şişirmek. uğultu [LF xviii] ~ İt bomba patlayıcı düzenek ~ Lat bombardman [ARasim 1897-99] ~Frbombardement bombalama < Fr bombarder bombalamak < OLat bombarda bir tür top " bomba bombe [ARasim 1897-99] ~Fr bombé kabarık. kör2 [ xx/a] cömert ~ Fr bonjour "iyi gün". hizmet ~ İng bonus ikramiye. ikramiye < Lat bonus iyi bonservis [ xx/b] belgesi < Fr bon iyi ~ Lat bonus " bono. ben2. buono] ödeme emri. bomba bombus boğuk ses. fileto bonjur [ 187+] Fr bon iyi (~ Lat bonus a. ödül ~ Fr bon2 ödeme * Çağdaş Amerikan kullanımında ortaya çıkan -us eki yanlış Latincedir. servis bonus [ xx/c] emri. bir et kesimi & Fr bon iyi (~ Lat bonus a. kupon. senet ~ Lat bonum " bono ~ Fr bonne service "iyi hizmet".* Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk "Öz Türkçe" kelimelerdendir. [Kıp xiv] " boyun bonfile [ 189+] ~ Fr bon filet "iyi fileto".] iyi şey. bone dokuma [ xx/a] ~ Fr bonnet bir tür başlık ~ EFr bonet bir tür Tü? [Kıp xiv] aptal.) + Lat filet fileto " bono. kupon. bonzai cüce ağaç & Jap bon kesme + Jap sai ağaç [ xx/c] ~ Jap bonsai özel yöntemle yetiştirilen . ) + Lat jour gün " bono.a. değerli kâğıt. saf adam [Bah1924] ~Fr bonbon şekerleme [Uy viii+] monçuk/munçuk/munçak kolye veya kolye taşı. günaydın & ~ Fr bon coeur iyi yürekli bono [ 186+] ~ İt bono2 [mod.] şişkinlik ifade eden yansıma kök " bobin bön bonbon boncuk Tü bonşuk/munçak/munçuk * İnisyal b/m için karş. konveks hale getirmek < Fr bom. a. jurnal bonkör & Fr bon iyi + Fr coeur yürek " bono. senet ~ Lat bonum [n.[onom.

Buna karşılık Ar barniyyat.a. borazan + [Men xvii] boruzen vulg. [EvÇ xvii] boran kar fırtınası. Acem yahnisi < Fa bürâ a. [Bah 1924] ~ Fr bordure kenarlık.a. CodC. çerçeve < Fr & Tü boru + .a. kıyı ~ Ger *bordhaz a. " börek * Rivayete göre Türk hakanı Buğra Han veya Husrev Perviz'in kızı olan Buran veya Halife Memun'un eşi olan bir başka Bürân onuruna adlandırılmıştır. #1812 Sir Humphrey Davy. kimyacı < OLat borax " boraks bora [Çağ xv] borağan kısa yağmur veya kar fırtınası. sodyum borat ~ OLat borach/borac a. kıvılcımlandı" berrak * Osmanlıcada Arapçadan burak şekli kullanılırken 20. koyu renk * Yun boreás (Kuzey rüzgârı) ile birleştirilmesi mümkün değildir. boraks [Bah1924] ~Fr/İngborax bir mineral.kesmek. borazan boru veya boru çalan kişi Fa zan çalan " boru. güherçile < Ar baraqa parladı. yy başlarında Fransızca biçimi tercih edilmiştir.a. çoğ. sınır. ~ Ar büraq [#brq] gümüş parlatmakta ve lehimcilikte kullanılan bir madde. " borda bordür border bitişmek. +zen borç [İMüh. kenar çizmek " borda Karş. kıyı (= Ger *bordham biçilmiş tahta. borda [Men xvii] ~ İt bordo geminin yanı ~ Ger *bordhaz kenar. boz. İng. baranı (çömlek. salma. borani [Yus xiv] Acem yahnisi. biçmek bordo [ xx/b] ~ Fr bordeaux kırmızı şarap rengi < öz Bordeaux Fransa'da bir kent. kısa süren şiddetli yağış ~ Moğ boruğan yağmur Moğ boru gri. DK xiii] ~ Sogd pürç ödünç alınan veya verilen para < Sogd *partu-ç "borç veriş" = EFa partu.a. güveç). İng border (kenarlık.bor [KT xix] ~ Fr bore borakstan elde edilen ametalik element ~ YLat boracium a.borç vermek veya almak (= Ave pairya. ) * Erm bard (borç) biçimi Eski Farsçadan alınmıştır. bu kente özgü koyu kırmızı şarap bordro [Bah 1924] ~ Fr borderau çizelge. [LO xix] her türlü sebze yemeği ~ Fa bürâhl kesilmiş hamur parçaları ve sebze ve etle yapılan bir yemek. çerçeve).a. kereste ) ~ HAvr *bherdh. çizgilerle bölünmüş tablo < Fr bord kenar. sınır.

sandal.[xv+ Çağ] kabarmak. tekne ~ HAvr *bhoid. Buna karşılık Türk hakanı Buğra Han tarafından veya onun adı ile adlandırıldığına ilişkin rivayet ihtiyatla karşılanmalıdır. serbest. Türkiye'de ilk borsa 1871'de açılmıştır. Tü bur. gevşek. [Kıp xiv] dolu karşıtı boşa[mak boş bostan Tü [ viii] boşu. Yus xiv] börek/börük ~ Fa burak [küç. ısırmak botanik [ xx/a] ~ Fr botanique bitkilere ilişkin. börtü böcek şişmek boru borazan börülce Tü ikil < Tü bürt-/bört.< HAvr *bheid. boş Tü <T ü <T [Uy viii+] burğu/borğuy boynuz şeklinde üfleme çalgısı.] 1. borsa [ 187+] ~ İt borsa 15. Karş. azat etmek. [Uy viii+] boşa[CodC xiii] büstan < Tü boş " ~ Fa büstân/büyistân bahçe. kendinden yetişen bitki . * Aslı Bruges kentinde van der Burse konağında işleyen kumaş borsası anlamında iken kullanımda Fr bourse (para kesesi) kelimesinden etkilenmiştir. külah [Yus xiv] bürnus ~ Ar burnüs/burnus külahlı bornoz cübbe ~ Lat birrus a. özellikle çiçek bahçesi ~ OFa böyistân a. postal ~ ? bot2 [ xx/b] ~ İng boat tekne.yontmak. gemi ~ Ger *boitaz kano.börek [İdr. Acem yahnisi veya salma veya buğra aşı. börk Tü [Kaş xi] börk başlık. Men xv] böğrülce her çeşit fasulye < Tü [ viii] boş hür. kıvırmak " bur[Amr.a. < OFa büy/böy güzel koku " bu2. bitki bilimi ~ EYun botanikós < EYun botâne ot.serbest bırakmak. böğür "böğür ü böbrek * Şeklinden ötürü. sembuse < Fa büra/buğra Acem yahnisi ~? Tü * Farsça sözcüğün bir Türk dilinden alıntı olması güçlü ihtimaldir. salınmış. 2.). hamur ve etle yapılan bir yiyecek.a. Yak börüök (a. +istan bot1 [ xx/a] ~ Fr botte kalın ve kaba ayakkabı. yy'da Felemenkli tüccar ailesi / Fr bourse menkul değer çarşısı < öz van der Burse a.bükmek. * Latince sözcüğün kökeni belirsizdir.a.a. üçgen böreği.

Amer.botoks [Hürr2001] ~ marka Botox botulinum toxin-A maddesinin ticari adı ^ 1989 Allergan. iki şeyi eklemek. kabarcık. çivit. sıvamak. yapıştırmak. boya.boyamak boyar . kavim * Boy2 (duruş. ilaç firması ~ İng botulinum toxin & YLat botulinum botulizme yol açan bakteri ^ 1895 Emile Van Ermengem. katmak " boya- boyunduruk . Ar qawm (1. Kıpxiv] <Tü öyle "bu1. Alm. Tü boya[mak Tü [ xi] bo5u. öyle boyler [ xx/c] ~ İng boiler kaynama kazanı < İng to boil kaynamak ~ OLat bullire "kabarcıklanmak". ulus). Cunningham Boycott İrlanda Toprak Birliğinin direniş eylemine hedef olan İrlandalı toprak sahibi (1832-1897) * Türkçede ilk kez Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan ürünlerine karşı ilan edilen boykotaj münasebetiyle yaygınlık kazanmıştır.a. aşiret. iki şeyi eklemek " boya- Tü [Uy viii+] boyunturuk çift hayvanlarına takılan bağlaç < Tü bo5un. rulo ~ HAvr *beuşiş.[viii+ Uy] bağlamak. 2. boy1 [ viii] bo5 aşiret. katmak.[viii+ Uy] bağlanmak < Tü bo5u. duruş. ben2. dikey uzunluk [Uy viii+] boduğ yakı. ulus. böyle <Tü [TS. endam. tabip < Lat botulus sosis ) + İng toxin zehir * Yüz estetiği alanında kullanımı 2002 yılından itibaren yaygınlaşmıştır. * İnisyal b/m için bak. boykot [passim 1908] boykotaj ~ İng boycott bir mal veya hizmeti satın almamak suretiyle yapılan direniş eylemi < öz J. kaynamak < Lat bulla yuvarlak nesne. [Kıp xiv] boyağ < Tü bo5u-" boya[Uy viii+] bodı-/bodu. kına.bağlamak. yy'dan önce Tatarcadan alınmıştır. endam) sözcüğüyle ilişkisi muğlaktır.[viii+ Uy] bağlamak. yuvarlak boynuz Tü [Uyviii+jmünüz/müynuza. Karş. boyun/boynTü [Uy viii+] boyın/boyun baş ile gövde arasındaki eklem < Tü bo5ı. Alm. eklemek. biyolog (< YLat botulismus şarküteri ürünlerinin bozulmasına yol açan bir bakteri enfeksiyonu ^ 1870 Justinus Kerner.Tü bay zengin " bayındır [EvÇxvii] ~Rus boyar Rusya'da büyük toprak sahibi * Rusça sözcük 15. top. boy2 boya Tü Tü [Uy viii+] bo5 duruş.

gözüpek. meslek dalı ~ OLat branca dal ~ İt bravo cesur. [LO xix] ~ İt branda asker yatağı. [Or. Arn more (a.yanmak " term(o)+ briç biritch a. Boyun (= baş ile gövde arasındaki eklem) sözcüğüyle kökdeş olduğu halde ondan türetilemez. Karş. Yun bré/moré.yıkmak. brahman [Bah1924] ~Hind brahmán Hindistan'da alimler sınıfına mensup kimse ~ Sans brahmán rahip < Sans bráhma Hindu inancında evrenin ruhu. mutlak varlık brakisefal [ xx/b] ~ Fr brachycéphale kısa kafalı & EYun bra%ys kısa (~ HAvr *mregh-u.) Türkçeden alınmış olabilir.a.a.* Orijinal biçim *bo5unturuk olmalıdır. belirsiz renkli.a.a. boz benekli) boz[mak Tü Tü [ viii] boz alaca. boyut YT [Geom 193+] buut < T ü boy2" boy2 * Ar bucd > Tü buut sözcüğünden esinlendiği açıktır.[esk. TS xv xiv] boza * Fa boza/bursum (a. Uy viii] boz-/buz. tahrip etmek boza Tü? [Kaş xi] bu^sı/bu^sum pişmiş buğdaydan yapılan bir bulamaç. [Kıp.] ~ ? [Bah 1924] biriç ~ İng bridge2 bir kâğıt oyunu < İng . +sefal branç [198+] ~ İng brunch öğle yemeği ile birleştirilen büyük kahvaltı & İng breakfast kahvaltı + İng lunch öğle yemeği branda brandire kılıç çekmek. brendi [ xx/b] ~ İng brandy şarabın damıtılmasıyla elde edilen içki ~ Hol brandewijn yakılmış şarap < Hol branden yakmak < Ger *brandaz ateş < Ger *brennan yanmak ~ HAvr *gwher-/*gw^hr. hamak İt [LO xix] alkış sözü. karışık renkli (= Moğ börte/börtü alaca. darıdan yapılan ekşi içki.).a. Lat iugum (boyunduruk). Karş.) + EYun kéfalos kafa " brifing. iugulum (boğaz). aferin [DK xiv] bre/mere/more hitap ünlemi * Çeşitli Balkan dillerinde kullanılan benzer ünlemlerle etimolojik ilişki olasılığı zayıftır. açmak branş bravo korkusuz bre ünl [ xx/b] ~ Fr branche dal.

a. şiş veya çuvaldızla dikmek.a. görev yazısı ~ Fr bref 1. 2.çok parlak bir tür ipek [esk. parıldayan < Fr briller parlamak ~ İt brillare a.].a. kimyacı (1802-1876) < EYun brómos pis koku. kısa not.a. briket [Bah 1924] kömür tozundan yapılan tuğla şeklinde kömür kütlesi ~ Fr briquette [küç. Fr. belge " brifing ~ Fr brevet imtiyaz veya ödül içeren resmi belge [ xx/b] ~ Fr bretelle at dizgini. 2. brifing [ xx/b] ~ İng briefing kısa bilgilendirme konuşması < İng brief resmi mektup.İt broccato kabartmalı < İt broccare kabarmak [esk. gürültü bronş [Bah 1924] bronşit ~ Fr bronche nefes borusunun ana dalları ~ EYun brön%os yutak veya nefes borusu ~ HAvr *gwrs.< HAvr *gwers-4 yutmak bronz pirinç [xiii] ~ Fa birinc " pirinç2 broş saplamak [Bah 1924] [LO xix] ~ Fr bronze tunç ~ İt bronzo tunç veya ~ Fr broche şiş. mektup. " fragman briyantin [ARasim 1897-99] ~Frbrillantine1.] tuğlacık < Fr brique tuğla ~ Hol bricke kırık.] ~ Fr broderie tığla işleme. 19. süs iğnesi < Fr brocher broşür [ xx/a] ~ Fr brochure ciltlenmeden dikilmiş birkaç sayfadan oluşan kitapçık < Fr brocher saplamak. süslemek ~ Frk *brozdon brokar [ xx/b] . J. kırma. yy'da İstanbul'da yaşayan İngilizler arasında ortaya çıkan oyunun adının Türkçe bir-üç'ten geldiği ciddi olarak savunulmuştur. parlatıcı saç veya sakal yağı < Fr brillant parlak. İng bridle (dizgin). bröve [ xx/a] < Fr bref kısa yazı. " berilyum broderi [ xx/b] broder tığla işlemek. şişik " brokar brom [LO xix] ~ Fr brome kimyada bir element ^ A. pantolon askısı ~ EAlm . * Aynı HAvr kökten Yunanca bra%ys (kısa).* İng bridge1 (köprü) sözcüğüyle ilişkisi ses benzerliğinden ibarettir. kısa. mektup ~ Lat brevis kısa ~ HAvr *mreghu. Balard.a. kitabın ciltlemek amacıyla dikmek " broş brötel brettil dizgin ~ Ger *breghd* Karş. nakış < Fr ~ Fr brocart kabartma işlemeli ipek kumaş brokoli [ xx/c] ~ İng broccoli karnabahara benzer bir sebze < İt broccolo tomurcuk < İt brocco kabarık. tuğla < Ger *brekan kırmak ~ HAvr *bhreg.

hantal.< HAvr *gwers-2 ağır " bar(o)+ bu1 Tü [ viii] bu işaret sıfatı [Ömer b. sufi hiyerarşisinde bir rütbe < Ar badîl abdal" [Bah 1924] ~ Fr Bouddhisme Buda dini < Sans Tü [Uy viii+] butık dal budala [Men xvii] aptal. budak < Tü butı-" buda[TS xiv] abdallar. makina. kesim. a. [ARasim 1897-99] yiyecek ve meşrubat ~ Fr buffet 1. kaba. bubi [tuzağı [ML xx/c] ~ Fr boîte kutu ~ OLat buxida a. aptal ~ HAvr *gwru-to. yelken çekme halatı + Yun ergâtes 1. yarım * İnisyal b. salak. meczup abdal Budizm Buddha " put budun YT [TarD 193+] millet. işçi.] < Tü bo51 boy " boy1 ~ Tü bu5un [viii] aşiretler konfederasyonu * ETü bu5un biçiminin Türkiye Türkçesinde eşdeğerinin *buyun veya *boyun olması gerekir.a.a. -d. ~ EYun ~ İng booby trap "aptal tuzağı". Mezid xv] ~ Fa/OFa büy/böy güzel koku. çiğ. ~ Ar budala' [#bdl çoğ.) * Tü bu (buğu. dervişler arasında seçkin bir zümre. bücür [LO xix] kısa boylu ~ ? " bodur bucurgat [ xvi] bocurgat yelken ipi manivelası. (gemi) yelaltı. büfe satılan tezgâh [ 188+] bir tür dolap." biç< Tü bıç-/buç-" biç-buçuk Tü [ xi] bıçuk kesilmiş olan şey. manivela " bocala-. amele.] abdallar. 2. kesit < Tü bıç. kaba.a. pişmemiş.brülör [ xx/b] ~ Fr bruleur ateşleme aygıtı < Fr brûler yakmak brüt [Bah 1924] ~ Fr brut 1. üzerinde yiyecek ve içeceklerin sergilendiği masa. koku) ile benzerliği tesadüf olmalıdır. ırgat buda[mak Tü [Uyviii+]butı-/buta-a. buat pyksís. işlenmemiş ~ Lat brutus ağır.a.a. ördek bucak Tü [ xi] buçğak köşe.etkisiyle ı > u dönüşümü tipiktir. buhar. 2. bir . [ML xx/c] başka bir nesne süsü verilmiş patlayıcı düzenek < İng booby aptal. kavim [çoğ. [EvÇ xvii] boci ergat & İt poggia 1. 2. 2. bu2 parfüm (= Ave bao5a.

< Tü bük-" bükbuğu Tü < Tü *bügrüg < Tü [ xi] bü buhar. bir çeşit balmumu [esk.burmak. 2. büğrü Tü [Uy viii+] büğrü bükülmüş. koruluk.sıkmak.a. +dan1 buji [ xx/b] ~ Fr bougie 1.sıkmak " boğ- . bühtan bahata şaşırttı. Yunanca kökeni tesbit edilememiştir. nöbet ~? EYun * Klasik Arap kaynaklarına göre Yunanca bir tıp terimi olmasına karşılık. sığır " bütan buğday hububat) Tü [Uyviii+]buğdaya. [Kıp xiv] bök sıkıştırmak " boğbük[mek Tü [Uy viii+] bük. kriz. ~ Lat bübalus a. iftira attı buhur buhar [Yus xiv] [İrşad. yemek kokusu gibi buharlı koku.a. ( = M o ğ b u d a g a n h e r türlü tahıl. kıvırmak < Tü *bo-/*bü.].] buhran [Ömer b. Karş. buğu çıkardı [Aş xiv] [Ferec xv] ~ Ar buġD [#bġD msd. burulmuş *büg(ü)r. buğz baġuDa nefret etti buhar tüttü. şoke etti. [TS xiv. Mezid xv] hastalığın dönüm noktası.a. parfüm) ile benzerliği tesadüf olmalıdır.] tütsü " ~ Fa basurdan tütsü kâsesi & Ar buhurdan [Ali xvi] baxür tütsü + Fa -dânl kap. tutan " buhur. benzinli motorlarda buji < öz Bougie Cezayir'de eskiden balmumu ihraç eden bir liman. çerez ve meşrubat dükkânı [xx] ~ ? buffalo [ML xx/c] ~ İng buffalo bir tür yaban sığırı ~ İt bufalo a.a. Becaya bük Tü [ xi] bük sık çalılık. KGunya xiv] ~ Ar bühtan [#bht msd. < EYun boús inek. Kıp xiv] buğ * Fa buy (güzel koku.] kin. buğu < Ar ba%ara ~ Ar buHrân [#bHr msd. mum. bu2. < Tü *bü-sıkmak " boğ< Tü bukağı Tü [Uy viii+] bokağı köstek. ~ EYun boúbalos a.tür yemek odası dolabı. daratlmak.] iftira < Ar ~ Ar baxür [#b%r msd. boğmak < Tü *bo-/*bu.sıkmak. 3. tren istasyonlarında yiyecek satılan yer [xix]. hayvanların ayağına vurulan ket *boka-/*buka. nefret < Ar ~ Ar bu%âr [#b^r] buhar.

] küçük çiçek ~ Fr bouclé tokalı. çalı yumağı. karışık aş & Tü bula-/bulğa. kargaşa . bir tür sürüngen & Ar bü baba + EYun %amaileön "bodur aslan".+ Tü aş " bula-. tatminsiz açlık & EYun boûs sığır + EYun limós açlık " biftek . çiçek demeti.bukalemun [ xiv] ~ Ar bu qalamun "kalemun babası". toprak + EYun leön aslan)" ebu.] miğferin çene kayışı < Lat bucca ağız " bijon bul[mak bula[mak Tü Tü [ viii] bul. [ viii] bulğa. (A)bü bileşeni Arapça hayvan isimlerinde tipiktir.a.] ötücü * Arapça sözcük aynı zamanda "ibriğin (bl bl sesi çıkaran) ağzı" anlamına gelir.karmak. luscinia < Ar balbala "blbl" sesi çıkardı ~ Ar bulbul [#blbl onom. 3. buke [ xx/b] ~ Fr bouquet 1.(karışmak). bukalemun (& EYun %amai yere ya da toprağa yakınlık bildiren. buldog İng bull boğa + İng dog köpek [KT xix] ~ İng bulldog bir köpek cinsi & buldozer/dozer [ xx/b] ~ İng bulldozer bir tür ağır iş makinası # 1930 ABD < İng bull dose "boğa dozu". Tü bulğak (karışıklık. şarap aroması ~ EFr bosquet [küç.viii+ Uy). burbal. özellikle ABD Güney eyaletlerinde 1876 başkanlık seçimi sırasında zenci seçmenlere uygulanan şiddet yöntemlerine verilen ad " buldog.çalılık. çiçek aroması. leopar * Yunanca sözcük muhtemelen Akad neşa qaqqari ("yer aslanı". karıştırmak * Karş. aş bülbül [CodC xiii] bir kuş. [Fel 194+] keşif [Kıp xiv] burġul/burġun < Tü bul-" bul~ Fa barġul/burġul bulgur kaba öğütülmüş buğday bulimi [ xx/c] ~ İng boulimia aşırı yeme hastalığı < EYun boulimía "sığır açlığı". Fr caméléon biçimleri Yunancadan alınmıştır. 2. bulamaç <Tü [Kıp xiv] bulamaç/bulğamaç çorba. İng chamaeleon. doz bulgu YT [CepK 1935] vicdan. orman buket [ARasim 1897-99] demeti < Fr bouquet çiçek demeti" buke bukle ~ Fr bouquette [küç. bukalemun) çevirisidir. ağır dayak atma.a. halkalı < [Bah 1924] saç kıvrımı.] çalılık < EFr bosc orman ~ Ger ~ HAvr *busk. lüle Fr boucle toka ~ Lat buccula [küç.

Fa mübâr kalın bağırsak. tomruk [mod. ~ Ar bunyat [#bny msd.bükmek. erg * İng bulwark (istihkâm) Almancadan alınmıştır. 18. şaşırmak. tomurmak ) + Alm werk iş. 2. kederlenmek.] ulaşma. vardı. varma < Ar balaġa erdi.çalışmak.a. boy pos. ulaştı.sıkmak " boğ- [Uy viii+] muna. kıvırmak.sıkıntı duymak. yy'dan itibaren yıktırılan kent surları yerine açılan geniş cadde ~ Alm bollwerk dikme kütüklerden yapılan koruma duvarı. mühürlü belge. 2. büluğ [Ferecxv] ~ Ar bulûğ [#blġmsd.sıkılmak < * Bunal. bina etti" bina bünye [Men xvii] biny e/bünye yapı.fiili Türkiye Türkçesinde özel anlam kazanmıştır. bünye < Ar bana yaptı. yapı (~ HAvr *werg. olgunlaştı. (bilgi veya söz) yerine vardı. bunal[mak ıztırap " buna<Tü [Aş xiv] bunal.bülten [ xx/b] ~ Fr bulletin kısa rapor.]yapı. mühür mumuyla yapılan damga. sıkıntı. büzmek < Tü *bu-/*bü- . şehir suru. dert.canı sıkılmak < Tü bun [Or viii] keder. bumbar [LO xix] mumbar/bumbar sucuk doldurdukları bağırsak . istihkâm. bildiri ~ İt bulletino [küç. özellikle bedenin yapısı < Ar bana inşa etti" bina bur[mak Tü sıkmak " boğ-Arbunyân[#bnymsd. bungalov [MLxx/c] ~ İng bungalow hafif yazlık ev~ bangalo 1.çok ihtiyarlamak Tü *bu. sur & EAlm bol kütük.] < OLat bulla 1. iş yapmak ) " balya. cinsel olgunluk yaşına erdi. kabarmak. (birini) etkiledi bulut Tü [Uyviii+]bulıta. ıztırap < Tü *bun. Bengalli. strüktür. ferman " boyler * Fransızca sözcük ilk kez Napoleon'un 1799 İtalya seferinden halkı bilgilendirmek amacıyla gönderilen bildiriler için kullanılmıştır. ben2.] [Kaş xi] bur-/bür. [Men xvii] < Tü bun/mun [Or viii] keder. kalın bağırsaktan yapılan sucuk ~ İng boomerang Avustralya bumerang [ML xx/c] yerlilerine özgü helezoni kesimli çubuk ~ Avustral buna[mak Tü buna.edilgen biçimi eski anlamını korurken buna. yuvarlak şey. bohle] (< HAvr *bhel-2 şişmek. 2. İnisyal b/m dönüşümü için karş. bulvar [NKemal 1872] geniş cadde ~ Fr boulevard 1. sıkıntı. Bombay'de Bengal'li göçmen işçilerin kulübelerine verilen ad < öz Bengal Hindistan'da bir ülke bünyan [Menxvii] yapım.

burç " burç burhan ~ Ar burhan [#brhn/#brh] kanıt. büro [Bah 1924] ~ Fr bureau 1. 2. Aş xi] ~ Ar burc 1. delil burjuva [ 188+] ~ Fr bourgeois şehirli. buram <Tü güzel koku ifade eden bir söz tütmek. keçe ~ Lat burra keçe. kale " burç burk[mak <Tü < Tü bur. tümü "sıkmak" anlamına gelen *bo-/*bu. iktisatçı (1712-59) & Fr bureau devlet dairesi + Fr -cratie iktidar " büro.(örtmek).+re < Tü bur-[viii+ Uy] kokmak. buğusu yükselmek < Tü bu buğu. buharı tütmek < Tü bu buhar " buğu [EvÇ. hisar < HAvr *bhergh. zodyak üzerindeki 12 yıldız kümesinin her biri ~ Aram burgâ a. koku burç [Kut.örtünmek.yüksek yer. < Tü *bur(ı)şak < Tü bur-" bur- <Tü [T S xvi xvi] burca burca güzel koku ifade eden bir söz < Tü bur. bürünçek (örtü) Türkçeden alıntı olmalıdır. bük-.a. hisar ~ HAvr *bhrgh. sarmak [ xvi] burka-/burğa. hisar. Fr.köküyle alakalıdır. orta sınıf mensubu < Fr bourg kale. bir çırak veya öğrenciye hibe edilen para < OLat bursa para kesesi ~ EYun byrsa deri.* Tü bur-. . sarınmak. boğbura <Tü [xiv] işaret zarfı <Tü bu işaret sıfatı" bu1. ofis. üstü çuha kaplı yazı masası.şiddetle burmak." bur* Pekiştirici -k. büz. bürokrasi [Bah 1924] ~ Fr bureaucratie devlet memurları iktidarı ^ Vincent de Gournay. Men xvii] purgaz/burguz [ xiv] ~ Yun/EYun burgaz pyrgos savunma kulesi. 2.korumak burçak Tü vicia sativa. fiğ burcu [Uy viii+] burçak bezelyegillerden yay şeklinde tendrilleri olan bitki. bükmek Moğ bürü. +krasi burs [ xx/b] ~ Fr bourse 1. 2. kese bürü[mek Tü [ xi] bürün. burk-. kule. surla çevrili kent ~ Ger *burgs ~ HAvr *bhrgh. hisar. [TS xiii xiii] büri-örtmek.kokmak. özellikle devlet dairesi < EFr bure çuha. fırça veya kadife gibi tüylü yün kumaş * İkincil anlamı 1690 dolayında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Karş. ~ EYun pyrgos kule.biçimleri eş anlamlı olup.yüksek yer. yazıhane.ekiyle. para kesesi.

evrak veya para kesesi. Tü [ xi] *burış-/bürüş. lor veya peynir " biftek bütçe [KT xix] büdce ~ Fr budget gelir ve giderleri gösteren çizelge ~ İng budget 1. saklama yeri < EYun tithemi. f. ölü yakılan yer. 2.a.a. 2.] kese.bürümcük burun/burnkoku " buğu buruş[mak bükmek " burbüryan bus etm. yok hükmünde olma < Ar baTala geçersiz kaldı. bohça ~ HAvr *bhelgh. İncil < Aram #bsr ilan etme. ) + EYun tyros kaymak. iptal edildi. bozulmuş tereyağında bulunan bir asit < EYun boutyron tereyağı & EYun boús sığır. 2. yok hükmünde idi buton [ xx/b] kumanda düğmesi düğme < EFr boter/bouter sokmak.]. < Tü bürün-"bürü<Tübür-kokmak. büzüşmek < Tü bur-/bür. müjde ~ Aram bîssrâ 1. inek (~ HAvr *gwou. çıkın < Lat bulga torba.koymak " apo+.a. dağarcık.. hükümet bütçesi. bitmiş ~ Fr bouton her çeşit < Tü büt.bitmek " bit- . butik [ xx/b] küçük dükkân ~ Fr boutique her çeşit dükkân. [DK xv] bud bütan [ xx/b] ~ Fr butane kimyasal bir bileşik < Fr acide butyrique bütirik asit. ölen kişinin küllerinin konulduğu insan başı şeklinde vazo büstiyer üst kısmı " büst but Tü [ xx/c] ~ Fr bustier göğüslük < Fr buste gövdenin [Uy viii+] büt bacak.a. the. örtü [Uyviii+]burın/buruna.] iyi haber.a. özellikle İngiltere Hazine Bakanının yıllık hazine hesabını Parlamentoya sunarken kullandığı çanta [esk. öpücük < Fa büsîdan ~ Fa büsa öpücük < Fa büsidan öpmek büşra ~ Ar buşrâ' [#bşr sf. ~ Lat bustum 1.burmak. a. tütmek < Tü bü buhar. mezar.a. » " biryan ~ Fa büs öpüş. mağaza ~ OLat *apotica ~ EYun apotheke mağaza. kakmak ~ Ger *buttan bütün Tü [ xi] bütün tam. tez2 butlan [Menxvii] ~ Ar buTlân[#bTlmsd] geçersiz olma. öpmek buse Tü Tü [ xi] bürünçük kadın giysisi.buruşmak. depo & EYun apó + EYun theke ambar. müjdeleme büst [Sabah 1907] ~Fr buste insan gövdesinin üst kısmını temsil eden heykel ~ İt busto a. gelir-gider çizelgesi ~ EFr bouget [küç.a.

büzük <Tü [Kıp xiv] makat < Tü büzmek" büz- buzuki [ 196+] ~ Yun bouzoúki Yunan meyhane müziğinde bir çalgı ~ Tü bozuk Türk müziğinde bağlamadan büyük dokuz telli saz < Tü boz-" bozbuzul YT [TDK 1944] dağlarda oluşan buz yığını (Fr glacier karşılığı) < Tü buz " buz -ul ekinin işlevi açık değildir. sıkmak. uzadı buyruk büyü Tü sihir." buyur- [Or viii] bögü sihirbaz. a. < Tü be5ü-" büyü- [Oğ xi] buyur. < Tü buyur. bilgin. [ viii] bedük a. büyücü.] uzaklık.a. [CodC xiii] büğü a. uzaklaştı. bükmek " boğ(=Moğ bıragu iki yaşında buzağı Tü sığır yavrusu ) " boğa [Uyviii+]bozağu/buzağua. . [Arg. a.[xi] donmak ~ Fr buse künk ~ Hol buyse [İMüh xiii] büz< Tü *bü.emretmek [CepK 1935] pertavsız [Uy viii+] buz a. bilge . boy < Ar bacuda uzak idi. Karş.buut [Menxvii]bucd mesafe. Men xvi] büğü Tü [Uyviii+]bedü-a.. büyü büyü[mek büyük buyur[mak büyüteç buz büz büz[mek Tü [ xx/b] <Tü Tü Tü YT Tü [Uy viii+] buyruk emir ~ Ar bucd[#bcdmsd. buze (teke) < OFa büz (keçi) < HAvr *bhugo-s (çeşitli hayvanların erkeği). < Tü büyüt-" büyü- < Tü bu5.a. Fa buzak (küçük erkek keçi).burmak.a. * İran dilleriyle paralellikler ilgi çekicidir.

ekiyle.caba [Kan xv] toprak sahibi olmayanlardan alınan bir tür vergi. angarya.] kudret sahibi. çevik (~? Tü *çapuk a. yy'dan itibaren kaydedilen EErm ç'apuk (hızlı. [Çağ xv] çapalamak çırpınmak. < Tü çapmak çarpmak. cibâyat] vergi aldı ~ Aram #gby tahsil etme.] gürültü yapmak. çok konuşmak . dört nala gitmek)" çarp* Türkçe sözcüğün Farsçadan alındığı muhakkaktır. [EvÇ xvii] çabalaklanmak < Tü çapmak çarpmak. çırpmak " çarp* Sürekli ve zayıf eylem belirten -ele. eller ve kollarla girişmek. cabbar [DK xiv] ~ Ar cabbâr [#cbr im. Ancak bu halde 5. Allahın sıfatlarından biri < Ar cabara güç kullandı" cebir çabuk [Ferec xv] çâbük ~ Fa çâbuk/çabuk hızlı. para alma. çevik) biçimini açıklamak zordur. [Men xvii] karşılıksız verilen şey. çabala[mak <Tü [T S xv] çabalamak . bedava ~ Ar caba' [#cby] bir tür vergi < Ar caba [msd. Buna karşılık Farsça biçimin nihai olarak Türkçeye dayandığı da ileri sürülmüştür. çaçaron [LO xix] ~ Ven ciaciarón [İt ciacchierone] çok konuşan kocakarı < Ven ciaciaràr [onom. a. toplama çaba YT [CepK 1935] gayret < Tü çabalamak " çabala- * Dil Devrimi döneminde çabalamak fiilinden yanlış bölünme yoluyla elde edilmiş isimdir.

yelloz. insan sesi. tente. şıkırdamak .örtmek cağ [kebabı Gürc cali a. nida. ünlemek " +kir- * Karş. cadde [Men xvii] ana yol ~ Ar câddat [#cdd2 fa. f. Tü çağıla.cacık peynire verilen bir ad cadaloz cadı [EvÇ xvii] cacı% yemeğe katılan bir ot. çağanoz yengeç ~? ç ağ d aş YT [Men xvii] çağanos [ Ce pK 1 93 5] m ua s ır [T S xiii] çağır~ Yun tsaganós bir tür < T ü ça ğ" ç ağ < Tü *çağ-/*çaw. hayvanların açtığı patika. Karş. mil (= [CodC xiii] zaman. gölgelik.xi) ve çağla-(şakırdamak. cin ) çadır [Kaş. çarpma sesi. kartaloz. [ xix] Van'da otlu ~ Fa jâj çeşitli yemeklik yabani otlara verilen ad. İkinci anlam grubunun türevleri çakmaddesi altında gösterilmiştir. bağırmak . ~ OFa câdüg a. 2. paçoz. çağır[mak Tü haykırmak.xi-xviii). çadır (= Sans çhâttra şemsiye. [EvÇ xvii] zaman (Doğu Anadolu ve ~ Moğ çağ zaman. gürültü . Her iki biçimin zayıf derecesi çığ-/çığır. tente. Onomatope özellikleri gösteren bu kök "1. Tü çaw/çoğ (insan sesi. ün. a. yolun orta veya ana bölümü. zırtapoz. nida" ve "2. şakırtı" çak[T S xvi] (akarsu) köpürerek akmak < Tü çak/çağ [onom.] [T S xv] çağala badem kabuğuyla yenen ham badem . nal sesi. Karş. akarsu yatağı. İdr xi] çatır. bir tür kötü ruh. bağırmak. İMüh. şaşkaloz.] 1. su sesi. gölgelik < Sans çhadati örtmek) ~ HAvr *sked. CodC. yar. çağla .[xi] seslenmek. a. kendinden yetişen her tür nebat [LO xix] cadıya benzer kadın < Tü cadı" * Özellikle kadınlara ilişkin olumsuz sıfatlar yapan -(al)oz ekinin kaynağı açık değildir.(seslenmek. taş sesi. büyücü = Sans yâtü büyücü.xiv).) çağ Azerbaycan lehçesi) ~ Erm caġ demirden yapılmış şiş. (= Ave yâtu.Fa çaġala ham meyve çağla[mak <onom çarpma sesi. devir. a. [DK xiv] çadır ~ Fa/OFa çâdar/çâdur her tür örtü. şakırtı" olmak üzere iki ayrı anlam alanına sahiptir.şeklindedir. ana yol < Ar cadda kesti " ciddi cadı [Aş xiv] cadu ~ Fa câdü a. bir hükümdarın yönetim süresi * Evliya Çelebi'ye göre 17.cadı. yy'da Doğu Anadolu ve Azerbaycan'a özgü bir sözcüktür.

caka [LG188+] kurum. çıt-/çit-) mevcuttur. -rj < -nğ ekinin metatezi midir? çağrışım cahil bilmedi" cehalet YT [Fel 194+] tedai.] bilmeyen < Ar cahila ~ Ar câ'iz [#cwz fa. çal-. [Men xvii] çakıl taşı < Tü çağıl/çakıl [onom. caiz [Aş xiv] usul. Karş.çağlayan <Tü [TS xvi] çağlan .a. çakıl <onom [ xvi] çağıl küçük taş parçası.ekiyle türetilmiştir.). (a. çat-köklerinin her biri "çat sesi çıkarmak.) Türkçe veya Moğolcadan alınmıştır. işlem). şakırtı) çıkarmak * Çak.a. çap-/çarp-. Ar zurraq (çakır doğan) = azraq (mavi). geçen (para. TS xiv] çakır her iki anlamda " çak* Karş. hizmetkâr Tü çak-" çak- [LO xix] çakı açılıp kapatılabilen bıçak * Karş. Fa çaqu. . bende. Çağ çakan (balta). • Moğ çoğur (alaca. keyif [LO 187+] biraz sarhoş & Tü çakır alaca. kazık çakmak. çarpmak.a.] çarpma ve vurma sesi (taş sesi. benekli) Türkçeden alıntı olmalıdır. çekiçle vurmak. nal sesi. çakmaktaşı çakmak. çakırkeyf karışık renkli + Tü keyif" çakır. Hind çaku (a. [Kıp. çep-. association [CodC xiii] < Tü çağr-ış-mak" çağır- ~ Ar câhil [#chl fa.] şakırtı ve şıkırtı sesi " çak- çakır Tü [Kaş xi] çakır alaca veya gri-mavi göz rengi.'çat' sesi çıkaracak surette vurmak.sesi etkisiyle sesli incelmesine uğramış varyant biçimleri (çek-. [BK xviii] çağlağan < Tü çağla-" çağla- * -ğan müstakil bir ek midir.) * Avrupa dillerine Türkçe veya Farsçadan geçmiştir. geçki < Ar caza geçti" cevaz çak[mak Tü [Uy viii+] çak. [KGunya xiv] çakal Fa/OFa şağâl köpekgillerden yırtıcı bir hayvan (= Sans srigâla/srikâla a. çet-) ve -ı. alaca" olmalıdır. • Çak-.] geçerli. çel-. Moğ çak?u (a. çıp-.a. gösteriş (argo) ~ ? ~ çakal [Kıp xiv] şağal/çağal/şakal. çıl-. Hepsinin ç. akarsu sesi. İng jackal. [Kaş xi] çağrı doğana benzer yırtıcı kuş.kökü pekiştirme ve sertlik bildiren -k. Alıntı yönü açık değildir. Fr chacal. çaker çakı <Tü [Mercimek xv] ~ Fa çakar kul.). Sözcüğün nihai anlamı "çalık.sesiyle oluşturulmuş zayıf derecesi (çığ-/çık-. vurmak" anlamına gelir ve paralel anlam genişlemelerine sahiptir. çivi çakmak < Tü *çağ-/*çaw-[onom.

vurmak. güreşmek. yaralı. alacalı hale getirmek " çalçalım calip celp <Tü < Tü çal- [DK. ayakla vurmak. kakmak. çark. çarpmak " çal- . döngü.a.) Ayrıca çalı çırpı. tokuşmak. çalak [Kıp xiv] ~ Fa çâlâk eline ayağına çabuk. bıçak vurmak. 2. darbe. alacalı hale getirmek. [T S xiv. yağmalamak. [Ali xvi] çakşır . insan bedenindeki 6 mistik halkadan her biri ~ HAvr *kwekw^lo-s tekerlek " çark çakşır [TS xv] çâğşîr/çâğşir baldırdan bağlanan erkek şalvarı. çalık <Tü [Zatî xvi] çarpık. çağıran" çalış[mak Tü [Kaş xi] çalış. vuruş.saz vurmak " çal- * Karş. vurmak. endam. bıçak vurmak. çömlekçi çarkı. dörtnala gitmek < Tü *çağ-/*çaw-[onom. atik. alacalı * Karş. a. 2. boy pos < Tü çal.kesmek. devre. saz çalmak) çevirisi olmalıdır. çamur veya boya vurmak.çarpmak. 2. kakmak. Ar mid?rab (çalgı. dört nala gitmek " çal* Türkçede her zaman Farsçadan alıntı olarak algılandığı ve o şekilde kullanıldığı halde. şakırdamak " çak* "Saz çalmak" anlamı Fa zadan (1.vurmak.1.(vurmak. vurmak. 2.vurmak " çal[Men xvii] ~ Ar câlib [#clb fa. çarpışmak. çalgı <Tü [Kan xvi] çalğu her çeşit müzik aleti < Tü çal. Çağ çalağan (a.] çarpma ve vurma sesi çıkarmak. TS xv] 1. mızrap) < d?arb (vurma). 3.] celbeden. kesik. [T S xv] gayret etmek. bir şeyin çatlakları veya ek yerleri açılmak. [Men xvii] yüzünde çıban izi olan çarpmak. çabalamak < Tü çal. [DK xiv] talan etmek. kesmek). Ayrıca karş. Kırg çalğı (tırpan).çakmak " çak- Tü [ xi] çakmak çakılınca kıvılcım çıkaran taş < Tü *çak-ınak < Tü çak-ın- çakra [Hürr1999] ~Sansçakrá1. çalğıçı (ot biçen kimse) < çal. < Tü çal. vuruşmak. çal[mak Tü [Uy viii+] çal. gösteriş. [LO xix] çaqşır/çaqşur ~? * Fa çaqşur muhtemelen Türkçeden alıntıdır. çalı <Tü hale getirmek " çal[TS xiv] çalu bodur yaban bitkisi < Tü çal. Farsça biçimin Türkçe kökenli olduğu açıktır.Tü çalık [Kıp xiv] a.tekerlek. bıçak vurmak. şaklamak. çevik . Kıp xiv] saz çalmak. çelik2 (kesik dal parçası).

2. Ancak Ar şamc (mum.] 1. KGunya xiv] toplayan. Karş.yıkamak ) " camekân cambaz hilebaz. kadeh. giysilik & Fa cama giysi + Fa kandan çıkarmak. Arg xv] ~ Fa cânbâz canlı hayvan ticareti yapan " can. kâse. 2.. balmumu) sözcüğüyle birleştirilmesi mümkün değildir. çalka[mak <Tü [T S xv] çalka. cami [İrşad. [Mü xvi] camuz ~ Ar câmüs/câmüş manda. topluluk insanları bir araya getiren şey veya olay " cem ~ Ar câmic [#cmc fa. fakat 20. [Çağ xv+] çam ağaç ~ Fa çar para ~? Tü *çâm * Türkçenin sadece Oğuz ve Kıpçak kollarına özgü bir kelime olması düşündürücüdür. [Çağ xv+] çam ağaç ~? Tü *çâm * Türkçenin sadece Oğuz ve Kıpçak kollarına özgü bir kelime olması düşündürücüdür. [Tuh. camız/camus [Env xv] camuş. kastanyet" çehar. bardak.a. haşarı. cuma mescidi" cem camia [ xx/a] toplum.* Modern kullanımı "çarpışmak. a. +baz camekân [Mercimek xv] hamamda giysi çıkarılan yer.a. ŞİŞE. akrobat [Kan xv] canlı hayvan tüccarı. çarpmak " çalçalpara [LO ] çar pâre/çalpara kastanyet 1. çam Tü? [Kıp xiv] şam ağacı. SIRÇA. soyunmak * Güncel anlamı cam kelimesinin etkisiyle sonradan türemiştir.a. bir araya getiren. pare çam Tü? [Kıp xiv] şam ağacı. su sığırı = Aram gamüş a. dört parça. ~ Ar câmicat^ [#cmc fa. cam [Yus xiv] kadeh. soymak. sığır ~ HAvr *gwou.] * Osmanlı Türkçesinde camie sözcüğünün dişil biçimi olarak kullanılmış. giysi yıkayıcı. çamaşırcı & Fa cama giysi + Fa şüy/şür yıkayan (< Fa şustan. [Men xvii] cameken/camekân a.a. kavga etmek" anlamından türemiştir. Ancak Ar şamc (mum. " biftek . bardak" iken 17. deli gibi oynak < Tü çalvurmak. deli gibi öteye beriye hareket etmek < Tü çalık [T S xv-xviii] çok sıçrayan. < OFa gâv inek. yy'dan sonra Türkçe sırça sözcüğünün yerini almıştır. Neş. yıkanmak üzere ayrılmış giysiler ~ Fa cama şüy giysi yıkayan. cem eden. dört parçalı köçek zili. balmumu) sözcüğüyle birleştirilmesi mümkün değildir.sarsmak. ~ OFa gâw meş a. şüy. [T S xv] çalkan-sıçrayıp oynayarak yürümek. sürahi (= Ave yama. çamaşır [Arg xvi] 1. f. [Men xvii] cam Fa/OFa cam bardak. yy'a dek ayrı ad olarak değerlendirilmemiş ve sözlüklerde yer verilmemiştir.) ~ * Özgün anlamı "kadeh.a.a. 2. [KT 1876] camla çevrili veya örtülü yer ~ Fa câmakan soyunma yeri. itip kakmak.

yüksek rezonanslı darbe sesi. kenar. fedakârca . HAvr gwî-wo.a. çul) ile ilişkisi kurulamaz. +aver [KT xix] ince. domuz canfes [Yus xiv] ~ Fa cânân [çoğ. Lat vîta (hayat). büyüten. cangıl [ xx/b] çorak yer. canip Ar canb yan cansiperane can can + Fa sipar siper " can. çoğaltmak ) * Ar cunfâs (çuval bezi.a.artırmak. çamur <Tü çökmek.] yan. ekime elverişli olmayan arazi ~ İng jungle tropik orman ~ Sans cangala çöl. çan.biçiminden EYun zöio (yaşamak). her çeşit hayvan " can. HAvr gwi-wot. iç tırmalayan & Fa can + Fa %imş tırmalayan. HAvr gwl-wotbiçiminden Sans cîvita-.yaşamak = Ave cyâiti/cvâiti a.biçiminden İng quick (canlı).] canlar. vigor (canlı ve güçlü olmak). yaka = & Fa [KT xix] canını siper ederek. [passim xiv] ~ Fa/OFa can hayat (= Sogd cwân/jwân a. [Men xvii] canver vulg. 2.a. Bak. hayat). çıngırak can [Kut xi] . çok (< Fa fuzüdan. ferahlık veren & Fa can + Fa fizâ/fizây artıran. yaralayan (< Fa %imşldan tırmalamak)" can cani işledi" cinayet ~ Ar canin [#cny fa. HAvr *gwi-g. canan canavar özellikle yabani hayvan. canavar hayvan.] suç işleyen < Ar canâl suç * Arapçada ender kullanılan bir biçim olup Osmanlıca sözlüklerde 19.biçiminden Sans cıva-. a. fazla. Tü *çoğmur dibe çöken şey. = EFa civa-/cwa. tortu < Tü *çö/*çoğ- [Uy viii+] çan 1. parlak ve yanar döner renkli ipekli kumaş .* Anadolu ağızlarındaki komeş/komış biçimi Erm komeş < OFa gawmeş'ten alınmıştır. Lat vigere.Fa can fızâ cana can katan.a. * HAvr *gwi-o. Lat vîvus (canlı).) ~ HAvr *gweis. Gael beatha (can.biçiminden EYun bíos. oturmak " çökçan Tü [Kıp xiv] çamur a. şiirde "sevgili" [CodC xiii] . ~ Fa cânwar canlı yaratık. siper [Kıp xiv] ~ Ar cânib [#cnb1 fa. yy sonuna dek rastlanmaz. canhıraş [Neş xv] ~ Fa can %irâş acı veren. M A N D A . zoe (yaşam). fızâ.

sapmak) + Fa rast düz. (Tatarca) *çapağul < Tü çap. tutarsızlık " çapraz < Fa çaprâst < Tü çapraz [İdrH xiv] çatışma. sağ " çeper. saldırı.a. * md > t değişimi doğaldır. Tü *çalp-/çap. dört nala at sürmek " çarp* Karş. [TS xv] talan eden. [EvÇ ~ Fa camadan giysi çantası. [Men xvii] bir tür düğme ~ Fa çap rast "sol-sağ".a. talan etmek. zıt yönlerde olma. yalpa. çapraz çapul <Tü [Çağ xv] çapawul yağma. < Tü . yalı çapkını (hırsızlık eden bir tür kuş). a. hacim ölçüsü . yy sonlarından önce kaydedilmemiş olan sözcüğün Venedikçeye dayandırılması problemlidir. pislik.İt zappa bahçıvan aleti. [Men xvii] çepüt eski pamuk < Tü çap. ancak final -n sesinin kaybı açıklanmaya muhtaçtır. çap çapa [Bia xix] boru ölçüsü. heybe. 1. [TS xvii] çapıt eski bez. özellikle göz pisliği. +dan1 [İdH xiv] camedan giysi veya eşya konulan çanta. kılıksız &? Fa çapan eski çapaçul püskü.çalmak. tüfek ve mermi ölçüsü. 19. çaput Tü [Kaş xi] çapğut birbirine dikili parçalardan oluşan dış giysi. [TS xvii] çapul a.çarpmak. [Kıp xiv] çapak a. çarpmak. sol (< Fa çapîdan dönmek. talan. diyagonal & Fa çap aykırı.çarpmak. rast EŞKÖKENLİLER: Fa çap : çapraş-. alacalı hale getirmek " çarpçapari [LO 1876] çok iğneli olta Ven ciapàr [İt chiappare] tutmak. [Redh 1890] iki dişli gemi demiri . savulmak. akın. çapraş[mak [TS xvi] karmaşık hale gelmek solsağ. talan etmek " çarp* -ağul/-awul eki Çağatay Türkçesinde ve Moğolcada görülür. pejmürde + Tü çul" çul çapak Tü [ xi] çalpak/çalpan kir. balık tutmak ~? Ven *ciaparìn olta < < * Venedikçe etimoloji Kahane&Tietze tarafından önerilmiştir.alacalı hale getirmek? dokumak? " çarpAynı anlamda çapan/çapğan (Çağ xv+). genel anlamda kese veya heybe < Fa cama giysi" camekân. yalpa. çapkın <Tü [CodC xiii] çapkun akın. paçavra. 2.Erm ç'ap' [v] ölçü [PiriR xvi] bir bahçıvan aleti.çanta xvii] çanta a. yalpalama. çapulcu çap. bel [LO xix] pasaklı. çapul. yalpalama.

[LO. KT xix] cerr-i esqâl makaralar yardımıyla yük kaldırma ilmi. Rus hükümdarı 4. Gül xiv] hizmetçi.seslenmek. İvan'ın 1547'de benimsediği ünvan ~ Lat caesar imparatorluk sıfatlarından biri" kayser caraskal + [KatipÇ xvii] (cilm-i) cerrü'l-esqâl. divanhane " çehar. gürültü. akan. carıl onom [TS xiv] car etmek/car urmak ses. a. çardak ikil [Kaş xi] abur cubur. kayzer. Johnson'ın bir bestesiyle üne kavuşan dans türü. gürültü etmek " çağır* Karş. yuvarlanmak * Aynı kökten E Yun kyklos (tekerlek). çarık [Uy viii+] çaruk Türklere özgü kaba ayakkabı cariye [DK.) ~ HAvr *kwekw^lo-s tekerlek < HAvr *kwel-1 ekseni etrafında dönmek.] 1. çar1 [Aş xiv] dört ~ Fa çâr/çahâr dört" çehar çar2 [EvÇ xvii] Rus hükümdarı ~ Rus tsar imparator. [ xx] caraskal mekanik yük asansörü & Ar carr [#crr msd. çare ) cari süregiden " cereyan çariçe çar2 * Sırp kralitsa modeline göre üretilmiş Türkçe bir türevdir.a. genç kız. [LO ] car car yaygara ve gevezelik sesi < Tü çağır/çarjır gürültülü konuşma veya ötme sesi < Tü *çâ-/ çağ. tekerlek. 2.veya -n-etkisini düşündürür. imparatoriçe. Yus xiv] çar% ~ Fa/OFa çar% 1. [Men ] çarTak vulg. [TS xiv] carılda. sıklet çarçur etm. f. [ML 1969] bir tür biber . kontrolsüz ve oburca yemek için kullanılan bir deyim [DK xiv] çarTak . çarliston [Cumh 1928] bir dans. .a. bar bar bağırmak.sesinin ötümlüleşmesi -n. Karş. 1923'te James P. yükler (< Ar 6iql yük ) " cer.] çekme + Ar a6qâl [çoğ. çark. Aş xi] [Kıp xiv] [AResmi1757] ~ Fa çâra/çâr a. & Rus tsar + Sırp-itsa dişil eki" çare çârâ.a. çardak . car car çağırmak.bağrışmak. usul. = Sans çakrá a.car. devir (= Ave ça%ra. 2. dört kemer veya dört ayak üstünde duran çatı. ~ OFa çârag (= Ave ~ Ar cârin [#cry fa. nara . tak1 [Kut. İnisyal ç. kylindo (dönmek.yöntem. döngü. yuvarlanmak). çark [Aş.İng charleston 1. koştu " cereyan Tü ~ Ar câriyat [#cry fa. dişi köle < Ar cara aktı.Fa çar Tâq "dört kemer".] cereyan eden.] yük. mekanik .

yan. yön. [CodC. [ xx/c] frapan. istihbarat elemanı < Ar cassa [msd. inceleme ) . Cumartesi. vurmak. talan etmek.kökünden türediği anlaşılıyor. akın etmek. yol (~ OFa sög a. Karş. hafta ~ İbr şabbât dinlenme günü. şebboy çarşamba [CodC xiii] çehar şembe ~ Fa çâr şanba haftanın dördüncü günü & Fa çâr dört + Fa şanba/şanbih hafta (~ Aram şabbstâ/şabbeh 1. çapak.] "kâğıtçık". yy'dan itibaren İbrani toplumundan. [TDK 1955] cart curt etmek korkutmak amacıyla yüksek perdeden konuşmak. Zarb < Ar #Drb (aritmetikte çarpma işlemi) sözcüğünden esinlendiği anlaşılmaktadır. şak/şakır sesi çıkarmak" kavramına dayanır. Cumartesi < İbr #şbt dinme. dörtyol. el yordamıyla aradı (= Aram #gşş elleme. araştırma. kılıç vurmak < Tü çal.2. koşmak. pazar yeri & Fa çâr dört + Fa sü taraf. Anlamların tümü "vurmak. cass/macassat] yokladı. ferman. elle yoklama. dinlenme ) " çehar * Yedi günlük hafta düzeni MÖ 6. Ferec xv] ~ Fa çar mîx dört çivi.ekiyle çal. ordunun önünden giderek bilgi toplayan kimse. na+ çarp[mak Tü [Kaş xi] çap-.kamçı vurmak.a. çarpı YT [Geom 193+] < Tü çarp-" çarp- * Atatürk tarafından bulunan kelimelerdendir. ortak Arami kültürü aracılığıyla Ortadoğu ve İran'a yayılmıştır. vulg. ruhsat.a. yağmalamak < Tü *çalp. iki yüzlü. mıh [T S. çalmak. gemi veya uçak kiralama sözleşmesi ~ OLat chartula [küç. ani eylem sesi. a. " çak* İşlevi tam olarak anlaşılamayan bir -p. atı hızlı sürmek. çârşef/çârşaf . çarşı [Gül xiv] çarsû ~ Fa çâr sü dörtgen. berat. [DK xv] çarp. 2. 2.seğirtmek. çarşaf [CodC xiii] çarçav . ara verme. DK xiii] çap. DK xiv] ~ Ar câsüs [#css] izci.Fa çâdarşab gece örtüsü & Fa çâdar örtü + Fa şab gece " çadır. göze batan (renk) < car " car çarter [ 198+] ~ İng charter 1. yellenme sesi. ABD Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Servisince geliştirilmiş bir sivri biber cinsi < öz Charleston ABD Güney Carolina eyaletinde bir kent çarmıh çehar.çarpmak. ruhsat < Lat charta kâğıt" kart2 çaşıt Tü [ xi] çaşut yalancı. haç " ~ Fa çar nâçâr işe yarasın çarnaçar [Tz xv] yaramasın & Fa çâr2 çare + Fa nâçâr çare değil" çare. ferman. ) " çehar cart onom [TDK 1955] yırtma sesi. kılıç vurmak. casus casus [KıpGul. [Arg xvi] çârşeb. talan etmek.

seslenmek. bugün Romanya'da Cetate [Men xvii] evin çatısı < Tü çat-" çat- * "Birbiriyle açı oluşturacak şekilde çatılmış düğerler" anlamında olup düz dam için kullanılmaz. [Oğ xi] katmak. Karş. [Ferec xv] yüzeyi yarılmak < çat çarpma veya çatlama sesi " çat çavdar [Men xvii] çavdar ~ Fa cawdar arpa ve buğday tarlasında parazit olarak yetişen bir tahıl. çatla[mak Tü [Kaş xi] çatla. münadi < Tü *çağ-/*çaw. genelde tahıl. Ayrıca Kıp çawrunmak (çevirilmek . [Kıp xiv] padişah önünde yüksek sesle bağıran görevli. vurmak. bağırmak. = Sans yavah a. topal. dazlak.a. cay[mak [DK xv] çay. Tü? . şelale. çapraz olarak < Tü *çağ-/*çaw.] çarpma ve vurma sesi çıkarmak " çak[Tuhf xiv] iki veya daha çok dişli tarım aleti < Tü çat-" çat- * Dil Devriminden önce Türkçe köklerden -el ekiyle yapıldığı izlenimini veren iki kelimeden biridir. [BK 1799] çağlağan . [LG 188+] cavlak çekmek ölmek (argo) <Tü [TS xvi] çağlan çağlayan.a. ahşap çatırtısı < " çakçat pat/çatra patra anlatan deyim ~ Bul çetır pet dört beş çat[mak birleştirmek çatal <Tü [LO xix] çatra patra bir dili çok az bilmeyi Tü [Kaş xi] çat.a. hububat (= Ave yava.dönmek. çatlama sesi. [Kaş xi] savaşta safları gözetip kargaşayı önleyen görevli. çatır onom [TS xiv-xvii] çatıldı/çatıltı silah çarpıştırma sesi.(caydırmak . el çarpma sesi çıkarmak. cavlak " çıplak çavlan çağlayan <onom [LO xix] çıplak.şaklamak. [LO xix] < Tü çağla-" çağla- * Halk ağızlarına özgü bir biçim iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir.a. ETü çantur. çavdar Fa caw arpa.çarpmak. çatana çatı <Tü [LO xix] Tuna nehrine özgü küçük buharlı nehir teknesi < öz Çatana Tuna nehri üzerinde bir kasaba. dayak sesi.xv).çat.[onom. [Men ] çat çat dişlerin birbirine çarpma sesi. vaz geçmek * Fiilin basit biçimi 15. yy'dan önce kaydedilmemiş ise de karş. dikmek. akarsu.) ~ HAvr *yewos a. çavuş Tü [Or viii] çawuş bir tür görevli. [LO ] darbe sesi. haykırmak " çağır* Özgün anlamının bağırmakla ilgili bir görev olduğu açıktır.Kaş xi) < *çaw(u)n-tur-.

ateşe değen su sesi ~ İng cazbant [Bah 1924] bir nevi Amerikan orkestrası jazzband & İng jazz + İng band grup. Türkçe sözcüğün Farsçadan mı. Batı Avrupa dillerinde aynı sözcüğün Xiamen lehçesinden Portekizce vasıtasıyla alınan tê biçimi benimsenmiştir. ç a y2 Tü ? [D Kx v] d er e. Tü & Tü çay + çaydanlık Fa -dan " çay1.çay1 [Damadzade 1731] ~? Fa çay 1. [Men xvii] çaylak bir tür yırtıcı kuş.a. cazibe çeken " cazip [Men xvii] çekim gücü. camellia sinensis. bir tür müzik ~ İng jazz 1. [DK xv] çayır . yapraklarından içecek yapılan bir bitki. bağırış.bağırıp çağırmak. şamata.a. tecrübesiz < Tü *çawlak bağırgan < Tü çawlabağırmak.] bağırma sesi" caz2. çığlık " çağır* Sözcüğün iki orijinal anlamı "bağıran" fikrine dayanır. +kir* Edirne halk ağzından 20. [Çağ xv+] çayır Tü çaylak <Tü [Tuhf xiv] çarlak . Caz müziği Fransa'da 1918'den başlayarak popüler olmuş. milvus milvus. caz2. yy ortalarında genel kullanıma geçmiştir. cazır onom yanma veya ateşte kızarma sesi. caz1 [passim 1921] ağızlarında "gürültülü eğlence". [TDK 1974] toy. yy ortalarına doğru Batı Avrupa ve Rusya'da tanındı. bando cazgır <onom [Tz 1944] güreşecek pehlivanları yüksek sesle tanıtan kişi Tü *cazğır-/cazğırda. * Çin kökenli olan bitki 17. 2.) ~ Çin ça' a. takım " caz1. tellal. [Ç ağ xv +] a . gürültü etmek < Tü caz/cazır [onom. çekicilik < Ar câ5ib . • Türkçe sözcük ilk kez Damadzade Ahmed Efendinin 1731 tarihli Çay Risalesinde yaygın kullanım buldu.a . Rusçadan mı alındığı açık değildir. 1910 dolayında kullanıma girmiştir. acemi çaylak ("tecrübesiz tellal") deyiminden krasis yoluyla türemiştir. Asya ve Doğu Avrupa dillerinde Gwangdong lehçesinden alınan ça' biçimi yaygınken. bu bitkiden yapılan içecek (= Rus çay a. Güney ABD zenci * İngilizce sözcüğün kökeni belirsizdir. 2. ses etmek < Tü çaw ses. 1920-21'de İstanbul'da duyulmuştur. Üçüncü anlam. [ xix] bağırarak haber götüren bir tür haberci. +dan1 cayır çayır onom Tü? [Tz 1899] çaydan çay pişirme kabı [ARasim 1897-99] cayır cayır yanma sesi "caz2 [Kıp xiv] şayır şimen otlak.

] dağ (= İbr gsböl cebel [Kıp xiv] sınır = Fen gbl sınır. birleştirdi. şişme.Ar cabarüt azamet.* İsm-i failden -e ekiyle masdar türetilmesi Türkçeye özgüdür. matematikte cebir. 2. niza. özellikle tanrının gücü < Aram #gbr kabarma. taze kesilmiş (kumaş veya meyve). [TDK 1955] ceberut merhametsiz. canlı ve gayretli idi" ciddi cefa zahmet < Ar cafâ kırıcı davrandı cefakeş çeken " cefa. yy'da türemiştir. kahramanlık ve cesaret gösterme ) * Matematikteki anlamı "kırık kemiği bütünleme" anlamından türetilmiş olup 9.] 1. güç. özellikle ok veya mızrak ~ Ar cabal [#cbl msd. [TDK 1955] becelleşmek . keskin idi. mantıkta diyalektik < Ar cadala burdu. Aş xi] ~ Ar cafâ' [#cfw msd. [ML 1969] cedelleşmek hlk. cephane. uzak ülke ) cebelleş[mek [Men xvii] cedel tartışma. & Ar cafâ' eziyet + Fa kaş [TDK 1955] cebine atma. Jeminasyon da yakın dönemin ürünü olmalıdır. kırık kemiği kaynaştırma. cazip [Ferec xv] çekici < Ar caSaba kendine doğru çekti" cezb cebeci cephaneci er ~ Ar câ5ib [#c5b fa. yy Arap matematikçisi İbn Musa el-Hwarizrm'nin Kitâbu'1-cabr wa'l-muqâbala adlı eserinden alınmıştır. iktidar. yeni < Ar cadda kesti. kesik. Arapça kökün iki anlam grubu arasındaki ilişki açık değildir.] 1. olağanüstü büyük güç ~ Aram gebsrütâ güç. büktü. kabarma. güç kullandı (= Aram #gbr üstesinden gelme. ceberrut [Men xvii] ceberut Tanrının her şeyden üstün olan gücü. cebir/cebr[Kut xi] cebr zor. şiddet ~ Ar cabr [#cbr msd.] cezbeden. 2. sentez. [Kadı xiv] cebe silah. güç gösterme " cebir * Sıfat olarak kullanımı 20. cedit [KıpGul xiv] cedid yeni ~ Ar cadîd [#cdd2 sf. keş1 [Kut. azamet taslama (Allaha mahsus olup insana yakışmadığı içün ibad hakkında ancak zem maksadiyle kullanılır). • Fr algèbre. [KT ] ceberut kibir. çeken. çekişti" cidal cebellezi cep " cep * -ellezi ekinin yapısı açık değildir. zor. 3. [Kan xvi] cebeci < Moğ cebe silah. kaynaştırdı. çekişme. şiddet < Ar cabara 1. [HE Adıvar 192+] cedelleşmek . çalma (argo) Tü [LO ] eziyet çeken .] kabalık. cebelleşmek < Ar cadal [#cdl msd. 2. zorba (sıfat) . İng algebra (matematikte cebir) biçimleri Arapçadan alınmıştır. taşra.] tartışma. zorluk. çekişme. celal.

a. tartmak). suret ) çek [LO xix] ~ İng cheque/check üçüncü şahıslara devredilebilen ödeme emri ~ EFr (é)chec a.görünme. tahammül etmek * "Çekmek" ve "tartmak" kavramları arasındaki ilişki için karş.] bilmeme. cehennem [Kut xi] ~ Ar cahannam Kuran'a göre kıyamette günahkârların gideceği yer.a.-7. cehalet < çehre [KıpGul xiv] çihre ~ Fa çihra insan yüzü ~ OFa çihrag bir şeyin doğası veya özü. ~ OFa çakk a.a. çekimser.a. denetlemek.(dört). baştan aşağı gözden geçirme & İng to check 1.a.a. çekince. ağıt * Hinnom vadisinde kurulan Moloh tapınağı MÖ 8.a.a. çizgi çekmek. belirme. yy) devlet hazinesi adına yazılı ödeme emirlerine verilen ad iken 8. pondus (tartı). cahl/cahâlat] bilmez idi çehar/çar1 [Ferec xv] çar çathvar. kontrol etmek [xvi] (~ EFr (é)chec satrançta şah. yy'da Batı dillerinde kullanıma girmiştir. çeki. Slav çatr. cehl Ar cahala bilmez idi" cehalet [Aş xiv] ~ Ar cahl [#chl msd. E Yun tetr-. xiv] tartmak. satranç oynu ~ Fa şah hükümdar ) + İng up aşağıdan yukarıya hareket bildiren edat" şah1. hip(o)+1 ceket [AMithat1877]jaket ~Frjaquette[küç. idea (= Ave cithra.tartmak " çek- . asmak. Kudüs yakınında bir yer < İbr hinnöm gözyaşı. [passim.: çek-. suret = Sans çitrá resim. kan çekmek. * İran'da Part ve Sasani hanedanları döneminde (1.] bilmeme. quadraginta (kırk). Lat pendere (çekmek. EŞKÖKENLİLER: Tü çek. yy'da Abbasi maliyesinde aynı anlamda kullanılmış ve en geç 12.cehalet [Ali xvi] habersiz olma < Ar cahila [msd. 2. katlanmak.a. dize kadar inen köylü giysisi < öz Jacques bir erkek adı < Jacobus a. köylü. çek[mek Tü [Kaş xi] çek. ~ OLat scaccus a. "jokey çeki <Tü [Arg xvi] bir tartı ölçüsü < Tü çek. 2. Ayrıca Lat quartus (dörtte bir). = Sans çatúr a. ~ Fa/OFa çahâr/çâr dört (= Ave * Aynı kökten Lat quatr-.] Avrupai cepken < Fr jaque 1. görüntü. çekin-.ip çekmek. ~ Ar Sakk a. bir şeyin gözle görünen yüzü. ~ Ar cahalat [#chl msd. yy'da kral Hosea tarafından yıkıldıktan sonra burası lanetli sayılmış ve Kudüs kentinin çöplüğü olarak kullanılmıştır.) ~ HAvr *kwetwer a. çektiri çekap [ xx/c] ~ İng check-up kontrol. çekingen. cehennem ~ İbr ge hinnöm Gözyaşı Vadisi. satrançta şah hamlesi [xiv].

fiilini andırır. sağlam idi < Ar cild " cilt ~ Ar calâdat [#cld msd. azamet. ululuk. celadet [Ali xvi] direnç < Ar caluda direndi. [TDK 1983] celal öfke. çekin[mek etmek çekince çekingen <Tü [T S xv] . İnisyal ç..] vurma ve kırma sesi " çakçekirge Tü [Oğ xi] çekürge a. celal [KıpGul xiv] büyüklük. özellikle ayakla vurmak = Tü çal.] ihtişam. [Kıp xiv] çeküç < Tü *çakıç < Tü çak-" çak- * Araç isimleri yapan -iç ekiyle.[YT 195+] çeker gibi < Tü çekinmek" çekin- çekirdek Tü [Kaş xi] şekirtük her türlü kabuklu yemiş ve meyve çekirdeği. şakırdamak < Tü çak/çakır [onom. ihtiraz kaydı [CepK 1935] muhteriz < Tü çekinmek " çekin[TDK 1955] müstenkif < Tü çekimse. çekimser YT yapmak < Tü çek-" çek* Anlamca çekin.çekiç Tü [Oğ xi] çekük a.a. [Kıp xiv] şekirdek/çekürdek < Tü çakırda-/şakırda-/*şekirde-çıtırdamak. çektiri <Tü [T S xv] çekdirü .. azamet.sesinin etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir: karş. İng cricket (yeşil çekirge) < crick (cırcır sesi). çal-/çel-. çalım/çelme. carıldamak < Tü çak/çakır [onom. kızgınlık .] şakırdama sesi" çak< Tü *çekür(t)- * Esasen yeşil çekirge veya cırcır böceğinin adı olmalıdır. [LL xviii] arzulamak. yücelik < Ar calla çok büyük ve yüce idi .] sabır. Karş. [PiriR xvi] çekdürür gemi kürekle yürütülen gemi < Tü (kürek) çekmek " çekçekül çel[mek » <Tü çal" şakul [TS* xv] . [Men xvii] vurmak. [Çağ xv+] çegürtge şakırdamak. yücelik. [KT xix] celalli çabuk kızan. [TDK 1955] celallenmek öfkelenmek. • ç.a. [KT xix] içtinap ve ihtiraz < Tü çek-" çekYT YT [CepK 1935] mahzur.Ar calâl [#cll msd.etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir. içi çekmek.vurmak " * Çalmak fiilinin varyant biçimidir. sert tabiatlı.

] demirin demire çarpma sesi * Tü çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş. gösteriş. İsa " çelik2 <Tü [Kıp xiv] 1.a. Gül xiv] cellad ~ Ar callâd [#cld im. kesilmiş dal. getirme < [Ali xvi] oturma. çubuklarla oynanan bir çocuk oyunu çal-/çel. [LO ] çeleng metalden yapılan çatma sorguç (demir iskelet üzerine mücevher veya yapraklardan oluşan taç) =? Fa çelân demirden yapılan her türlü alet ve edevat Fa çiling/çiring [onom. tanrı ~? Aram Slab/Slâb 1. endam. boy pos = Tü çalım " çalım * İnisyal ç. vurmak " çal< Tü [TS xiv] sahip. işkence ve idam görevlisi < Ar calada suya veya deriye vuruş sesi çıkardı. usta. [TS xvii] kibar. ithal eden.]. ferforje < Tü çal-/çel-dövmek.kesmek.* Halen yaygın olan "öfke. efendi. mola verme.) Türkçeden alıntı olmalıdır. kırbaçladı. [ xx/a] (meclis veya toplantıda) ~ Ar calsat [#cls msd.. cellat [Kıp. getirdi celse oturum çeltik [Ali xvi] celb ~ Ar calb [#clb msd. çelebi salip * Süryanice telaffuz 'tslab' şeklinde olup fonetik açıdan Türkçe çeleb ile uyumludur.] violone'nin küçüğü olan bir çalgı < İt violone viola'nın büyüğü olan bir çalgı" viyola celp Ar calaba çağırdı. ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden gerialıntılanmış olması mümkündür. (mecazen) rab. 2. Sözcüğün 11. celep [Kıp xiv] ~ Ar callâb [#clb im. yy'dan önce Nasturi din adamları yoluyla Orta Asya'ya yayılmış olması muhtemeldir. terbiyeli kimse < Tü çeleb/çalap [passim. haç. 2. kızgınlık" anlamı muhtemelen İstiklal Marşı'ndaki ". çubuk. (bıçak) vurmak " çal* Fa çalık/çalik (a. çelenk [Men xvii] çelenk/çelek demir kova.] mal getiren.bu ne hiddet bu celal" deyiminin yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. DK..] kırbaçlayıcı [esk. tokatladı" cilt çello [ xx/b] ~ İng cello ~ İt violoncello [küç.] oturma < Ar calasa oturdu " cülus [Kan xv] çeltük ~ Fa şaltük/çaltük pirinç bitkisi . tedarikçi < Ar calaba çağırdı.etkisiyle sesli incelmesi görülür. xiii] yüce kişi. çelim[siz <Tü [LO xix] çelim çalım.] çağırma. mal getirdi" celp çelik 1 <Tü [Arg xvi] dövülmüş demir.

Karaman kimyonu.] ~ Ar camâl[#cml msd. 2. #cmhr kökleri "toplama. bir araya getirme" anlamını taşır. çemkir[mek [MMakal 1954] kesik kesik havlamak. [KT ] cemaziyülevvel evveliyat. • Erkek adı olan Cem Farsça olup bununla ilgili değildir. yy başlarından itibaren Fr société karşılığı olarak kullanılmıştır.cem [Kutxi] ~ Ar camc[#cmcmsd. kasnak = Fa çapar a. dırlamak.a. [FBaykurt 1971] hırlamak. 2. halka. a.) * Karş. cemaat topluluk. #cmc. topluluk < Ar camaca topladı.] toplama.]1. cemse [ xx/b] askeri personel taşıma aracı ~ marka GMC askeri personel taşıma aracı markası < marka General Motors Corporation motorlu taşıt üreticisi Amerikalı firma . tekne. geçmiş ~ Ar cumâdâ'u-al-awwal İslami ayların beşincisi" el3.] güzellik < Ar cemal [Kut. klavsen ~ Lat cymbalum metal tepsi şeklinde vurmalı bir çalgı ~ EYun kymbalon a. = Akad gumâru a. kazan çember [Yus xiv] . cemiyet [#cmc msd. yy ikinci yarısında yazı diline geçmiştir. toplantı" cem [Kut xi] ~ Ar camâcat^ [#cmc msd. aritmetikte toplam. bir araya getirdi * Ar #cmm. [DK xv] sarık şeklinde kadın başörtüsü. Farsça "çayır" anlamına gelen çaman ile birleştirilmesi yanlıştır. a. " çeper çemen [LO xix] pastırma yapımında kullanılan ot Erm ç'aman/ç'amun kimyona benzer bir bahar. KıpGul xiv] toplum ~ Ar camciyyat^ * 20. cemre [Kıp xiv] ~ Ar camrat [#cmr msd.] 1. a. DKxi] camala [msd. çembalo [LO xix] ~ İt (clavi)cembalo klavyeli bir çalgı. toplantı" cem [Aş. caml ] tam ve eksiksiz olma cemaziyülevvel [ xiv] ay adı. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. öfkeli cevap vermek < " +kir* Yerel bir ağızdan 20. kor. evvel * -z. Şubat ayında artan sıcaklık (= Aram gamrâ a. [Men xvii] kasnak. toplanma. kömür. toplama. carum carvi [v] (~ OFa *çaman ) = Akad kamunu kimyon " kimyon * Ermenice kelime 5. < EYun kymbe kâse. köz.ile telaffuzu Farsça etkisi gösterir. fıçıları bir arada tutan metal halka ~ Fa/OFa çanbar kuşak. k > ç dönüşümü Orta Farsçada tipiktir.

sağ ve sol cenap [MMem xvi] cenab bir saygı deyimi < Ar canb yan " canip ~ Ar canâH [#cnH msd. a. embriyon " cin1 cenk büyük olay. hadise.a. Fa çana zadan (= çene çalmak). a. etrafını çevirme (= Akad ganânu korumak. +aver [İdrH xiv] çengâl kıvrık sivri uçlu metal nesne . cenaze [KGunya xiv] cinaze ~ Ar/Fa cinâza ölünün içine konulduğu tabut ~ Aram ganszâ gömü.cenabet [İrşad. çenek YT [TDK 1944] botanikte çiçeğin bir kısmı < Tü çene çene * Çene sözcüğünün Öz Türkçe olduğu varsayımıyla türevleri yapılmıştır.a. cengâver çengel [LO ] ~ Fa cangâwar savaşçı" cenk. kapatma. [İdr xiv] çene . < Fa çang tırnak.] 1. şer'an kirli olma. Yus xiv] ceng cennet [Har xii] ~ Ar cannat [#cnn msd.] kanat.] gizli veya örtülü olan ~ Fa/OFa cang savaş (= Ave yang- [Aş. ~ HAvr *genu-2 a.] kutsal kitaplarda adı geçen bahçe ~ Aram gannâ/gannstâ bahçe < Aram #gnn koruma.a. özellikle vahşi hayvan tırnağı * Erm cang (vahşi hayvan tırnağı) Farsçadan alınmıştır. KGunya xiv] ~ Ar canabat [#cnb2 msd. tırnak.a. hazine ~ OFa ganz/ganzmag a. bu durumda olan kişi ~ Aram ganâbâ hırsız. * Karş. özellikle çeng adı verilen çalgıyı çalan < Fa çang tırnak. cendere [Men xvii] Sans yantra her tür makine. etrafını çevirmek ) " cin1 . ~ Ar canâb [#cnb1] yan.Fa çangâl/çangal pençe. mekanizma. gasl etmeyi gerektiren durumda olma. Aynı kökten Ger *kinn. 2. -k ekinin işlevi belirsizdir. araç ) ~ Fa candara baskı mengenesi (= ~ Fa çana/çâna a. çene [TS xiv] çene/çene . hengâme ) [Men xvii] ~ Ar canın [#cnn sf. nezd. hırsızlık etme * Arapça sözcük Aramiceden alıntı olup Ar canb (yan) sözcüğüyle etimolojik ilintisi yoktur. cenah [Mercimek xv] mecazen kol.a. özellikle gece vakti ve gizlice çalan hırsız < Aram #gnb çalma. tırnakla çalınan bir çalgı" çengel cenin şey.). "Namaza yanaşması caiz olmayan kişi" açıklaması halk etimolojisidir.a. kat. çengi [Kıp xiv] ~ Fa çangî çalgıcı.> İng chin (a.EFa çanu. bir şeyin iki yanı.

kuşak. kucak. kibar kimse & İng gentle zarif. gömlek veya şalvar içinde bulunan torba ~ Ar cayb [#cyb msd. askeri donanım deposu & Moğ cebe silah + Fa %âna ev " cebeci. [KatipÇ xvii] cebehane cebe%âna silahhane. cer çekme < Ar carra çekti. şimal. 3. çeper [DD xx/b] dış kenar.] yara" . bir şeyin ön tarafı. Akad gannu (bahçe) Aramiceden alıntıdır. yük [T S xv] çör çöp [Yus xiv] < Tü çör/çörüntü tortu. sürükledi çer çöp cerahat cerh ikil [Mercimek xv] cerr ~ Ar carr [#crr msd.] 1. pislik " çöp1 ~ Ar carâHat [#crH msd.] çekme. gömleğin göğüs veya baş geçirilen yarık yeri. kasnak. • Cep telefonu deyimi ilk kez 1995'te kaydedilmiştir. çent[mek Tü? [TS xiv] çendele.ince ince kesmek.[viii+ Uy] dokumak " çaput * İnisyal c/ç nedeniyle sesli incelmesi tipiktir. 2. alın. yüz (= İbr gobha yüksek < İbr/Aram #gbh yüksek veya çıkık olma ) cepken <Tü [Çağ xv] çapğan birbirine dikili parçalardan oluşan üst giysi. 2. bahçe). iki meme arası.] güney < Ar canb * Gün doğumuna oranla yan tarafta olduğu için. çeper cephane [DK xv] cebehane . çevre duvarı. manken cenup yan" canip [Aş xiv] ~ Ar canüb [#cnb1 im. ceb/cîb 1. 3.* Karş. kibar (~ Lat gentilis soylu ) + Lat man adam " janti. halka. Karş. cidar ~ Fa/OFa çapar/çanbar 1. gömleğin göğüs veya boyun yarığı. artık. Yun parádeisos (kutsal kitapta anılan cennet) < EFa pairidaeza (etrafı çevrili yer. çentik açmak centilmen [ARasim 1897-99] ~ İng gentleman beyefendi. cep [İrşad xiv] ceyb . [Men xvii] ceyb vulg. [LO xix] cepgen omuza atılan kısa kaput < Tü çap. hane ~ Fa cephe [Men xvii] cebhe ~ Ar cabhat [#cbh msd. [TS xvi] çent-kertmek. 2. daire şeklinde çadır veya saz kulübe.] 1. matematikte sinüs * Arapça sözcük Lat sinus ile eş anlamlıdır. koyun. çit. çevirme < Fa çapîdan dönmek EŞKÖKENLİLER: Fa çapar/çanbar : çember. 2.

2. cerbeze ifade gücü " gürbüz [LO xix] cüret. " term(o)+ * Aynı kökten Fa garm (sıcak). soymuk. sıcaklık ~ HAvr *gwher-mno. dil ve ~ Ar carbazat [#crbz msd. [ y 1860] gazete ~ Ar carîdat [#crd fa. Anlam ayrışması Türkçeye özgüdür. suça karşılık ödenen ~ Ar carimat/carîmat^ [#crm sf. cerrah cerrah (= Aram garâ% cerrah ) " cerh [ xiv] ~ Ar carrâH [#crH im. koştu [Ferec xv] ~ Ar carayân [#cry msd. & Fa çar dört + Fa çüba çubuk (~ OFa çobag a. EŞKÖKENLİLER: Ar #cry : cari. ılıcalar). günah " cürüm * Arapça sözcük cürm ile eş anlamlıdır.] soyulmuş şey. kâğıt tabakası" cirit ceriha [KT xix] yara < Ar caraHa [#crH] yaraladı" cerh * Arapça sözlüklerde mevcut değildir. f.a. maceraperest. çaçaronluk. asker ceride [Men xvii] defter. cereyan. yonga.] ameliyat eden. cereyan akıntı. dolan < Ar curbuz hilekâr. mecra çerez yaş yemiş [Mercimek xv] çeres . . ayak işleri yapan " yarıcı cereme/cerime para cezası ~? Moğ carçı/caruçı [Men xvii] cerime 1. suç. çerçeve [Arg xvi] çerçive ~ Fa çar çüba dört çubuk. [KT xix] beceriklilik. a. özellikle gelir ve giderlerin kaydedildiği muhasebe defteri. akış < Ar cara (hızla) aktı. vücudu cerh [Men xvii] kesici bir aletle kesme < Ar caraHa yaraladı çeri Tü [Or viii] çeriğ ordu . f.)" çehar. dörtgen.] hilekârlık. icra. cop çerçi [CodC xiii] seyyar satıcı hizmetçi.a.] akım.] yaralama. dolandırıcı ~ Fa gurbuz * Türkçedeki anlam kayması açıklanmaya muhtaçtır.a.a.] suç. macera. çermik [Kan xvi] ~ Erm çermig ılıca (Doğu Anadolu'da) < Erm çerm ısı. garmiyan (germiyan. [Men xvii] çeres içki ile yenen kuru ve ~ Fa çaras dilenciye verilen sadaka ~ Ar carH [#crH msd.* "İrin" anlamı Türkçeye özgüdür. [T S xiii] çeri er. tabaka. cariye. kitap. yaprak.

] insanın fiziksel varlığı. büyük. internette real-time mesaj alışverişine verilen bir ad < İng chatter [onom.görmek çeşme pınar.a.] lakırdı.] kâğıt parçası. seçmek * Aynı kökten Lat gustare. ceset * Süryanice guşda ve Nabatice gtta biçimleri eşdeğerdir. mostra. akıncı topluluğu (Rumeli'de) çetele [Men xvii] ~ İt cedola kağıt parçası ~ Lat schedula [küç.) ~ HAvr *geus. lezzet (< Fa çaşîdan. çeteci [Kan xvi] akın. sohbet.] girişken. Karş. a.] çiziktirme. müsvedde ~ EYun s%edârion [n. bülbül * Kuş adı olan bülbül ile ilişkisi çok dolaylıdır.a. gözüpek. laklak çete Sırp çeta haydut. ataklık < Ar casara bir dere veya vadiyi geçti. Ar cu66at (cüsse) ve casad (cesed) biçimlerinin farklı Sami diyalektlerini yansıttığı varsayılabilir. küç. tadan < Fa çaşîdan. cesim [Men xvii] şişman < Ar casuma büyük idi. a. göze ~ OFa çaşmag a.görme. tadılan. bir tür cam işi & Fa çaşm göz + Ar bulbul2 ibrik veya ibrik ağzı. satılan bir malın örneği ~ Fa çaşîda tadılmış. atıldı. HAvr *kweks-mn. çeşit [Men xvii] çeşide tadılmış. yer kapladı < Ar cism " cisim cesaret [Men xvii] ~ Ar casârat [#csr msd. müsvedde < EYun s%edios geçici. çeşmibülbül ~ Fa çaşm-i bulbul bülbül gözü. girişti. önemsiz.a. [LO xix] çeşid/çeşin nümune. tadan. tad. tad almak). yemek) ~ OFa çaşnlg a. tadılan. cüsse. ışık < HAvr *kwek. çâş. sürahi" çeşme. lezzet tadım. ölü gövde = Aram güşdâ kadavra. ~ Ar cadd [#cdd1 msd.a. yer kapladı" cisim ~ Ar casîm [#csm sf. " çeşm [Aş xiv] ~ Fa çaşma göz gibi olan şey. cüsse < Ar casuma büyük idi.] cesur olma. aydınlanma. EYun geüo (tatmak. [Men xvii] çâşnî tad. ata [Men xvii] ~ Fa çâşnî ~ Ar casür [#csr im.] [DK xiv] cedd çet [Hürr 2000] ~ İng chat 1. " çeşit cesur atak " cesaret cet/cedddede. kadavra. eskiz.cesamet [Men xvii] ~ Ar casamat [#csm msd. 2. çeşni [Aş xiv] .tatmak (= Ave çâş. çeşm [Ferec xv] ~ Fa/OFa çaşm göz ~ EFa çaşman.tatmak.tatmak. çâş. hacimlilik. rastgele .] büyüklük. risk aldı ceset [Aş xiv] ~ Ar casad [#csd msd.] cüsseli.

dolanma < Ar câla döndü.] [İdrH xiv] kırılması güç. [Kazak ] Tü çat-/çet.* İng schedule (program kâğıdı) Latinceden alınmıştır. +men2 ~ Ar cawz a. Aş xi] cevab [Ali xvi] ~ Ar cawâb [#cwb msd. öz." çevir-. . kriket < Fa çawl kıvrık. çarpmak " çat[LO xix] bozuk şive ile konuşulan Türkçe için kullanılan ~ ? cevherler. döndürmek * Eş anlamlı olan Tü çewür-. İbr egoz. çabuk " Tü *çeğir- çevgan [Yus. kıymetli taşlar < Ar cawhar " cevher cevap cevaz belgesi. küçük akarsu. * Karş.] yanıt ~ Ar cawâz [#cwz III msd.a. ~? Fa çabuk hızlı. a. a. çat pat. bu sopayla oynanan oyun.] dönme. ~ Fa çawgân bir ucu kıvrık ~ Ar cawhar [#cwhr] cevher. kesiksiz çizgi. çetrefil bir deyim * Karş. çevik çabuk çevir[mek Tü [Aş. DK xiv] sopa. sert (özellikle ceviz). OFa gawz. ip ördü. Yus xiv] ~ Ar cawâhir [#cwhr çoğ. bükük cevher kıymetli taş ~ OFa gawhar/göhar a. eğir-.] geçit. Karş.vurmak. eğir-/ewür-.çevirmek. Doğu Anadolu kökenli olan bitkinin adının Ermenice veya başka bir Anadolu dilinden yayılmış olması muhtemeldir. geçiş cevelan [ xiv] dolaşma.fiilleri arasındaki ilişki açık değildir.). dolandı ~ Ar cawalân/cawlân [#cwl msd. 2. izin < Ar caza geçti [Kut. a. sert. EVİRçevirmen ceviz YT [CepK 1935] mütercim < Tü çevir. [Kırg ] çetin zor. cetvel [Kıp xiv] cedvel su kanalı. çizgili liste veya tablo < Ar cadala burdu. DEVİR-. ~ Aram gawzâ a. [Men ] düz çizgi çizmeye mahsus alet ~ Ar cadwal [#cdl] 1. su kanalı. gerdi" cidal * Türkçe ikincil anlamı cedvel tahtası deyiminden türemiştir. cevahir [Aş. a. Erm nguz (a. zor. teğir-/tewür. Yus xiv] [CodC xiii] çevük neşeli [ xi] çewür. çetin Tü çitin a.

a. çeyrek dörtte bir " çehar.] tasavvufta ~ Ar cezerye [TDK 1998] havuçla yapılan bir tür tatlı *ca5ariyyat [#c5r nsb. köklü (Fr radical karşılığı) ca5r/ci5r 1. cezir/cezr[MMem xvi] çekilmesi. göğsü örten zırh Fa cawş zincir baklası. dolaştı" cevelan çeyiz [LO ] ~ Ar cawwâl [#cwl im. [CodC xiii] çövre/çüvre < Tü *çewreg < Tü çewür.] çekme. köken.] a." çevir~ Ar cawşan [#cwşn] 1.] ada < Ar cazara < Ar cezri [Tıngır 1891] kökten. ordu (= Aram gaysâ akıncı birliği. ~ Fa çar yak ceylan antilop ~ Moğ cegere(n) a. kor. yerçekimi < Ar caSaba kendine doğru çekti cezbe bilinçten arınma hali " cezb [Ferec xv] ~ Ar caza' [#czy msd. f. 2. civar. DK xiv] caza bedelini ödedi.] suyun ~ Ar cazîrat [#czr sf.a.] 1. muhit.Ar ca5wat [#c5w] 1.Ar cihaz [#chz msd. [LO xix] ce5ve kahve pişirecek ibrik . yağmalama) ceza [Yus. kor. " cihaz [EvÇ. f. donanım. 2. 2. tazmin etti (= Aram #gzy ödeme ) cezb [etm [Men xvii] baştan çıkarma. ateşten köz almaya yarayan çubuk Tü [Uy viii+] çıbıkan/çubakan hünnap meyvesi.çevre <Tü [T S xiii] çevre etraf. cevşen [DK xv] örme zırh göğüs.] askeri birlik. yek [Men xvii] çâryek vulg.] < Ar ca5r kök.a. kök. halka cevval dolanan < Ar câla döndü.] cevelan eden. havuç " cezri * Yakın dönemde Hatay ağızlarından Türkçe genel kullanıma geçmiş bir sözcüktür. [İMüh xiii] çiban vücutta çıkan kabartı çıban . cezir < Ar cazara su çekildi. ateş parçası. ~ Ar caSbat [#c5b msd. asl. havuç cezve [Men xvii] ce5ve köz. sığlaştı cezire su çekildi " cezir [Ferec xv] ~ Ar cazr [#czr msd. ordu < Aram #gys akın ve gaza etme. çeyrek ceyş [Men xvii] ~ Ar cayş [#cyş msd. Men xvii] ceren/ceran/ceyran ~ Fa carân ahu. < Ar ~ Ar ca5b [#c5b msd. çok [KıpGul xiv] cihaz evlilikte kız tarafının getirdiği mal ve eşya .a. 2.

] ciddiyet. cıcık [D S ] cıcığı çıkmak emilen şey. sivrisinek. [Kıp xiv] çiçek/şişek < Tü * şişek < Tü şiş. a. çıplak cilt sesi " şap1 cibilliyet [Ferec xv] cibillet ~ Ar cibilliyyat [#cbl] yaradılış. gayret. koza).a. 2. " yahudi * İnisyal y > c dönüşümü Farsçada tipiktir. follis (şişkin şey. ip bükme. * Nihai anlamı "tomurcuk" olmalıdır. mafiş anlamında deyim.a. iki şeyi birleştirmek ~ Fa . cici çoc [DK xv] cici bici süs. güçlenme. güç gösterme ) cidar çit. duvar = İbr gader a. süslü < ~ Erm dzdzig 1. şişkin şey. Ayrıca Fa gul (çiçek) = gül (top.< HAvr *yeug. ciddi ve gayretli idi çıfıt [CodC xiii] cuhüd yahudi. 2. 2. kuvvetle gerdi (= İbr/Aram #gdl 1. 2. maya.cıbı. İng blow (1. kese.a.a. emzik. cicim yaygısı ~ ? [BK 1799] cecim ~ Fa câcim renkli iple dokunan yer cicoz [LO xix] 'yok'.emmek * Cıcığını çıkarmak deyimi Erm //ign hanyl (a. ip ördü.çift koşmak. [Men ] çufud/çifud cuhüd/cihüd Yahudi ~ İbr yshüd a.] çatışma. [ML* xx/c] bir bilye oyunu. üflemek. dzdz. gayretli < Ar cidd [#cdd2 msd. Anlam ilişkisi için karş. [DS 1952] bazı çocuk oyunlarının adı. mücadele. cıbıl onom suda yıkanma sesi. tartışma < Ar cadala burdu. esmek. şişmek. [Uy viii+] çiçek a. posa < Erm dzudz.kabarmak.) ~ HAvr *yug-ta. [Aş xiv] çüft ~ Fa cuft eş. çiçek açmak). meme ucu. keskinlik < Ar cadda kesti. örme. keskin idi.a. çiçek açmak)..(1.) [Men xvii] ~ Ar cidar [#cdr] duvar (= Aram gsdîrâ ciddi [LO xix] ciddi. çift [CodC xiii] cüft/ceft. iki şeyin biri. çift koşulan öküz ~ OFa cu%t a. huy < Ar cabala kalıp döktü. şekil verdi = Aram #gbl hamur yoğurma. ş > ç dönüşümü tipiktir. (= Ave yu%ta. Lat floş (çiçek).) çevirisidir. bilye ~? cidal [ xiv] ~ Ar cidal [#cdl msd. şişirmek) < HAvr *bhel. biçim verme cibinlik tatarcık çiçek Tü tomurmak " şiş<Tü [Men xvii] cıbınlık/cibindarlık < Tü çıbın sinek. balon) = flâre (üflemek.a.

patika. Ar zawc (çift) sözcüğü Aramca yoluyla EYun zeûgos'tan alınmıştır. nemli " çiğ1 * Belki sonbahar yağmurlarından sonra ıslak toprakta yetiştiği için. çiğdem." çağır- . çiftlik çift [Env xv] bir çift öküzle sürülebilen arazi < Tü çift" çığ <Tü [LO xix] 1. yaşlık . ses etmek < Tü çağır. gürültü. yüksek ses. • Karş. nem (isim) Karş. Lat iungere.sıfat ve isim). Ancak -(i)dem eki açıklanamamıştır.a. çiseçiğ2 Tü [Kaş xi] yig pişmemiş (özellikle et). Fa tar (yaş. ciğerpare ciğer + Fa para parça " ciğer.a.* Aynı HAv kökten EYun zygón. ciğer [CodC xiii] ~ Fa cigar/cîgar karaciğer ~ OFa yakar/cagar a. çiğ1/çiy Tü [Kaş xi] çî/*çiğ yaş (sıfat). yaşlık " çiğ1 çigan [ xx/b] Macar çingene müziği . kw > p dönüşümü Yunancada tipiktir. iocor. [CodC xiv] çiyik . iugum. crocus Tü çig yaş. Lat iocur. zeûgos (çift). çağırmak. [ 191+] cigara ~ Fr tsigane çingene ~? İsp cigarro" [Uy viii+] çigidem soğangillerden bir bitki. karda yürüyerek açılan yol çığır[mak <Tü [DK xv] bağırmak.a.a. [İMüh xiii] çig .xi). Sans yóga (boyunduruk.(a. pare çığır Tü [KT xix] ciğer parçası (sevgi sözü) & Fa cîgar [Kaş xi] çağır/çığır dar yol. [İdr xiv] çi =? Tü çî/çig yaş. gürültü " çağır- < Tü çaw/çoğ * Belki çaw/çoğ sözcüğünün varyant biçimi olarak değerlendirilebilir. = Sans yákrt a. çiğ2?. Tü çığırla-(karda yürüyerek patika açmak .Mac cigány çingene ~ Yun tsingána " çingene cıgara sigar çiğdem Tü [KT 189+] çıgara. EŞKÖKENLİLER: Tü çi: çiğ1.) ~ HAvr *yekwr. İng yoke. dağdan yuvarlanan kar kümesi ses.a. 2.). * Aynı kökten EYun (h)epar. çığış (gürültü . çile-. zeûgma. yaşlık. çift koşma).xiv).a. y > c dönüşümü Farsçada tipiktir. (= Ave yâkars a.

gayret etti cihaz cihet bakım. yön. a." çık- * "Menfaat" anlamı öteden beri halk ağzında ve çeşitli deyimlerde mevcut iken.a. cihan (= Ave gaethâ. mücadele. gayret. ıslak) sıfatından "ağzında ıslatmak" anlamında.a. 2.ekiyle. çığlık < Tü *çığrık < Tü çığır.] donanım ~ Ar cihat [#wch msd. Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarılmıştır. cihanşümul cihangir [Ömer b. [KıpGul xiv] çiyne. EŞKÖKENLİLER: Fa cihan : cihan. Mezid xv] & Fa cihan dünya + Fa gır tutan.) [Kut. din uğruna savaşma < Ar cahada [msd. +gir ~ Fa cihan gır cihan fatihi cihannüma [Neş xv] dünyayı gösteren. cihannüma.bağırmak <Tü [LO xix] feryat. nida çiğne[mek Tü? [CodC xiii] çayna. atlas. cihangir.* Ses yansımalı kelimelerde zayıf ses bildiren a > ı dönüşümüyle. a. coğrafya veya tarih kitabı. alan " cihan. Aş xi] ~ Fa cihan dünya. KıpGul xiv] ~ Ar cihaz [#chz msd. istidlal [Fel 1942] mantıki sonuç çıkarma < Tü çıkarmak " çık- < Tü çıkar. [TS xv] çigne- * Belki çı/çiğ (yaş. .. veche = Ar wachat yüz cik onom k uş s e s i çık[mak Tü [Kaş xi] çık.. [LO 1876] gizlice gözetilen < Tü çık. nümayiş cihat [Env xiv] cihâd ~ Ar cihâd [#chd msd.] 1.göstermek ) " cihan. hareket etmek çıkar menfaat [Men xvii] çıkar yol mahreç. cahd] çabaladı." çık- * İstek ve yöneliş bildiren -sa.] yüz.a.içeriden dışarıya [Kıp xiv] [Aş. çaba. numâ. [KT xix] çatının üstüne inşa edilen manzara taraçası & Fa cihan dünya + Fa numâ gösteren (< Fa numüdan. çıkarım çıkarsa[mak YT YT [TDK 1974] mantıkta endüksiyon. evren ~ OFa gehân a.

paketlemek < Tü [TS xiv] bir sorun veya kişiyle başa çıkmak. Her iki biçimin etimolojisi belirsizdir. karışık renkli.a. ~ Nahuatl xocolatl kakaodan elde edilen baharatlı içecek & Nahuatl xocolli acı + Nahuatl atl su * 1519'da Hernan Cortés tarafından Avrupa'ya getirilen ürünün adı Aztek dilinden alınmıştır.Erm tswabur yumurta aşı & Erm tsu yumurta + Erm abur aş. berraklaştırdı.gözleri çıldır çıldır dönmek. ABD. parlatma < Ar calâ parlattı.)" çark çil1 Tü renkli lekeler " çalçil2 onom [ xi] çı%n çıkrık.dürmek. ~ İsp chicle Meksika'da yetişen sapodilla bitkisinin sakızı ~ Nahuatl tzictli a.a. [LO xix] çıldır. belirginleşti çilav çılbır1 çılbır2 yular ~ Fa çulâw sade pirinç pilavı [Arg xvi] çırbır/çılbır/çilpik yoğurtlu yumurta yemeği . makara. çiklet çikolata » " ciklet [186+]çekolata/çokolata ~İtcioccolata kakao yağı ve şekerle imal edilen yiyecek maddesi ~ İsp chocolate a. * Nihai kaynağı Meksika yerlileri dilinden." çık- <Tü <Tü [ xiv] bohça < Tü çığ. Mezid xv] ~ Ar cila' [#clw msd. şakırtı ve şaplama sesi. çıkrık (= Sans çakrá a.a.] parlaklık. dizgin " * Tü yular sözcüğünün Moğolca eşdeğeridir. aydınlattı.çıkın çıkış[mak çık. fıldır fıldır dönme sesi " çak- . gazaba gelmek < çıl/çıldır çatlama sesi. sulu yemek [T S xiv-xviii] ~ Moğ çılbugur yular. ortaya çıkardı. örtüsünü açıp gün ışığına çıkardı. çıldır[mak <Tü [TS xiv] çıldıra. deride [Arg xvi] şıkırtı ve çığıltı sesi ('çil altın' deyiminde) çil3 bit [Men xvii] bit ('çil yavrusu' deyiminde) ~ Erm oçil cila [Ömer b. [LO xix] azarlamak ciklet/çiklet [TDK 1955] çiklet kokulu ve şekerli sakız ~ marka Chiclets bir yapay sakız markası ^ 1906 Cadbury Adams. tekerlek ~ OFa çardak çark [Kaş xi] çil deride renkli lekeler = Tü çal alaca. delirmek.çıtırtı veya şakırtı sesi çıkarmak.

= İbr geled a. kırklık. cıvıcillop <onom [ xx/c] pürüzsüz ve yumuşak (cilt). yüze sürülen parlatıcı < Ar calâ parlattı. kaymak gibi. hafifçe yağmur yağmak < Tü çi ıslaklık.ıslatmak. narin zayıf. çılgın <onom [LO xix] gözleri parlak. çilek <Tü [Arg xvi] çilek böğürtlen veya ahududu çileği < Tü yé. veremli olmak cılk <onom ~ Erm cladz aşırı [Men xvii] cıvık çamuru ifade eden bir sözcük EŞKÖKENLİLER: onom cılk : cılk. = Akad gildu a. [Men xvii] cüle ~ Fa culla sepet. 2. fırıl fırıl çilingir1 [Men xvii] çilinger kilit yapan ~ Fa *çelângâr & Fa çelân demirden alet ve edevat. kâr çilingir2 [LO xix] 'çilingir sofrası' deyiminde ~ Fa şelângâr şölen veren & Fa şelân şölen. a. nem çile1[ çekmek [Men xvii] cille/çille ~ Fa çilla 1.) ~ Ar cild [#cld msd. iplik yumağı. 2. top) sözcüğünün varyant biçimi olduğu düşünülebilir.yemek =? Tü yilek [Çağ xv+] yaban * Karş. kaygan cilt [Kıp xiv] cild a. cıvık. [Ali xvi] çille a. a. ortaya çıkardı" cila . deli dönmek < çıl şakırtı ve şaplama sesi" çıldır< Tü *çılğır-çıldırmak. ilek/yilek (Anadolu ağızlarında her türlü yaban meyvesi. Moğollarda büyük törensel yemek + Fa kâr yapan " şölen. aydınlattı.a. Hıristiyanlarda Paskalyadan önceki kırk günlük oruç < Fa çil/çihil kırk çile2 iplik veya yün kangalı [Kan xvi] cihle kumaş topu. gebelik * Fa gule (gülle.] 1. kâr cılız [LO xix] zayıf. bir tür su kabı. çelimsiz. yy'da ehlileştirilmiştir. özellikle erkek incir). veremli < Erm clel aşırı zayıflamak..] deri (= Aram gelsdâ cilve [Aş xiv] cila. • Bugün çilek adı verilen meyve 19. tarikat erbabının kırk günlük halvet ve perhiz süresi. kapıların demir aksamı + OFa kâr yapan " çelenk. yüzünü açma. Ancak y > c dönüşümü Asya Türk dillerinde yaygın olduğu halde Türkiye Türkçesinde örneklerine rastlanmaz. a. gelinin duvağını açarak yüzünü damada göstermesi. yüze sürülen boya ~ Ar cilwat [#clw msd. kırk günlük süre.çile[mek " çiğ1 <Tü [Kıp xiv] çile.

Moğolca biçim Türkçe *yım. [LO xix] ~ Ar cumcumat [#cmcm onom. bıçak veya keski vurmak " +sid cimnastik » " jimnastik [ xiii] soysuz. [Kan xvi] cömert olmayan ~ Fa cimri cimri soysuz. Men xvii] cinbistra/cımbıstra kerpeten veya kıl yolma aleti ~ Yun tsimpídi/tsimpístra küçük maşa. caes. Dd2.] kafatası. kırmak. [Veled xiv] çümen . >c.suya dalmak) * İnisyal ç. otla kaplı * Fa çaman (a. KGunya xiv] birleşme < Ar camaca bir araya getirdi" cem çıma [LO xix] ~ İt cima kalın ip.) Türkçeden alıntıdır. sefil. = Aram gamslâ deve (= Fen gml deve. (sinek) sokmak cimcime bir nevi küçük karpuz çimdik çimen Tü alan " çim <Tü [Men xvii] cümcüme 1. TS] çimdiklemek [Uy viii+] çimğen . [Gül xv] çemen Tü çım çayır. kırık taş. yunfiiliyle muhtemel bir ilişkiyi düşündürür. 2. cımbız < Yun tsimpó çimdiklemek. sefil. ~ Aram glmel Arami/İbrani alfabesinin üçüncü harfi.[xiv Kıp.veya *yınğ-eşdeğeri olup. mıcır. Modern Türkçe biçimin Farsçadan geri-alıntı olması muhtemeldir.etkisiyle sesli incelmesi görülür.] cinsel cima [İrşad. Fenike alfabesinin üçüncü harfi) * EYun gámma (Yunan alfabesinin üçüncü harfi) Fenikece veya başka bir Kuzeybatı Sami alfabesinden alınmıştır.kesmek. (pire) ısırmak.çim Tü [Uy viii+] çim yakıt olarak kullanılan kuru yosun. cim2 salonu " jimnazyum [ xx/c] spor salonu ~ İng gym < İng gymnasium spor ~ Ar cimâc [#cmc msd. taş duvarın iç bölümüne doldurulan kırık taş ve kireç karışımı < Lat caedere. tahta kâse. dilenci . 2. kafatası. [ xi] ayrık otu çim[mek <Tü [Kıp xiv] çım.suda yıkanmak (= Moğ cımu. cim1 [Kıp xiv] ~ Ar cim Arap alfabesinin beşinci harfi. [EvÇ. halat cımbız [TS xvi] cinbiş kıl yolma aleti. çimento [ 188+] ~ İt cimento duvarcı harcı ~ Lat caementum 1. tahta kâse [Men xvii] < Tü çımdı-/çimdi-/çimdir.a.

~ Çin ts'in Çin ülkesini ilk kez birleştiren imparatorluk hanedanının adı (MÖ iii) * Tü Tabğaç/Tavğaç terimi 11. Sans çına biçimi Sogdca veya Toharca üzerinden MÖ 2.a. yy'da Hintçeden aktarılmıştır. yy sonuna dek kullanılmıştır. görünmez varlık < Aram #gny gizleme.] Anadolu'da Romanlara verilen ad ~? Tü çığan [passim xiv-xvii] avare. özellikle İslam hukukunda kabahatten daha ağır olan suç.a. cunün] gizledi. Canâl (meyve veya ürün topladı) filiyle anlam bağı kurulamaz.Çin [ xiv] ~ Fa çm Asya'da bir ülke ~ Sogd çın [MS 1. Batı dillerine 16. cin ~ Lat iuniperus ardıç ~ HAvr *yoi-ni. • Ar canâ2 (kefaret gerektiren bir suç işledi) fiili muhtemelen isimden türemedir. KGunya xiv] ~ Ar cinâyat [#cny2 msd. telmih.] suç.a.Ar cinn [#cnn] bir tür görünmez varlık < Ar canna [msd. kefaret gerektiren eylem ~? OFa winâh a.a. hiperaktif veya çok zeki kişiler de cine benzetilir. " günah * Türkçede 20. sakladı. ölüm cezası gerektiren suç ~ Aram gunâyâ [#gny] suç. özellikle ağır suç" anlamında kullanılırken 1927 tarihli Türk Ceza Kanununda sadece adam öldürme suçları için kullanılmıştır. eş sesli kelimelere dayanan söz oyunu. berduş. örttü (= Aram gensyâ cin. [Barkan xvi] çingâne ~ Yun tsingános/tsingána [f. gürültü ) ~? İt zingaro çingene ~ Yun tsingána " çingene (~ Yun çingene [PiriR xvi] çingen. [LO xix] [Men xvii] ~ Yun tsinokópos lüferin küçüğü ~ Fa çanâr/çanâl çınar ağacı ~ OFa çinâr cinas ~ Ar cinas [#cns msd. kapatma ) * Cin çarpması insan gözünün fıldır fıldır dönmesine neden olacağı için. çıngır cin1 onom [DK xiv] çınlamak yüksek rezonanslı hafif darbe sesi " çan [Yus xiv] insanlarda deliliğe neden olan görünmez varlık . yy'da alınmıştır.ardıç çinakop çınar a. kavga (argo) tsíngra kavga. çıngar [LG188+] gürültü. yy] a. Çin ç'un a. yy başlarına dek "her türlü suç. saklama = Aram #gnn koruma. çinçilya [LO 1876] şinşille ~ İsp chinchilla Güney Amerika'ya özgü. günah. kürkü makbul bir kemirgen < İsp chinche tahtakurusu * Pis kokusundan ötürü. yoksul . çitle çevirme. sefil < Tü çığañ [Or viii] fakir. çın. cin2 [Bah 1924] ~ İng gin ardıç meyvesiyle tatlandırılmış alkollü içki ~ Hol genever ardıç.] bir cinsten olma. pun < Ar cins " cins cinayet [İrşad.

pis (sıfat). Rumca sözcük bugünkü anlamıyla ilk 1378'de kaydedilmiştir. basit şarkı. Buna karşılık Rumca biçimin kökeni açık değildir ve Türkçe çığan < çığañ sözcüğünden aktarılma olasılığı dışlanamaz. quint.a. Çin işi. soy. 2.] çıplak cilt sesi" cıbı * Türkiye Türkçesine özgü bir türevdir.* Türkçe sözcüğün biçim bakımından Rumcadan alındığı muhakkaktır.a. zil [KıpGul xiv] Çin işi çanak [LOxix] < Tü çınra-Zçmgırda- çini porseleni < öz Çın " çin ~ Fa çim 1. arazi aracı < İng gp "genel kullanım aracı" deyiminin ilk harflerinden oluşturulan kısaltma < İng general purpose vehicle çipil <Tü [TS xiv] çepel/çipil kirli. alacalı veya kirli hale getirmek " çarp< Tü *çapal/* çıpıl < Tü çıplak <onom [TS xiv] cavlak/cıbılak/cıbıldak/cıblak giysisiz veya kılsız/saçsız cıbı/cıbıl [onom. kıymık. " genetik cinsel YT [CepK1935] < Ar cins "cins * -el eki Fr sexuel sözcüğünün etkisini gösterir. Çin ~ İt zinco tutya madeni~E Alm çinko 1 zinko 1. pislik (isim) çap-/çıp. < Tü . örttü " cin1 cins [CodC xiii] ~ Ar cins [#cns] tür. reklam [Arg xvi] çınğrak küçük çan.) Almancadan alınmıştır. Aristoteles mantığında bir kavram ~ Aram genssâ a. Dünya Savaşında kullanılan bir askeri araç türü. Arapça kökenli cins sözcüğünden "Öz Türkçe" kelime türetilmesi ilgi çekicidir. Telaffuzdaki istikrarsızlık onomatope yapısından ileri gelir. ırk. çatal dişi. çip entegre devre " cips [ 199+] ~ İng chip yonga. mikroelektronik cip/jip [TDK 1955] cip ~ İng jeep II.] bilinç örtünmesi. " kental ~ Ar cinnat [#cnn msd. cingıl müziği < çıngırak [onom. diken.a. zıpkın. cinnet [Men xvii] delilik < Ar canna gizledi.a.a.çalmak. a. 2.] " çın <onom [<1987] ~İngjingletekerleme. İng zinc (a. ~ EYun génos a. çarpmak. * Almanca ad metalin dikenler şeklinde kristalleşme özelliğine işaret eder. çinko2 doldurunca kazanılan avantaj [SaitFaik 1950] tombalada bir satırdaki beş sayıyı ~ İt cinque beş ~ Lat quinque.a.

senedin arkasını imzalayan kişi < İt girare döndürmek. [ARasim 1897-99] ~ ? <o no m [L O xi x] p am uk a tm a ma ki na sı < çı r çır gıcırdama sesi.) * Karş. çirkef [KGunya xiv] çirkâb Fa çirk pislik + Fa âb su " çirkin. kirli. lağım & ~ Fa çirkin 1. meratibin ilk basamağında görevlendirmek.a. çiriş [Kıp xiv] şiriç/çiriş ~ Fa sirîş zambakgillerden bir bitki. sırık < Ar carada [msd. a. bu bitkinin kökünden elde edilen hamura benzer tutkal Fa sirîştan hamur yoğurmak ~ OFa sriştan a. kandil. hacim. meşale " çıra ciranta [ xix] ~ İt girante 1. ab çirkin Fa çirk pislik. irin [CodC xiii] ~ Fa çirk âb pislik suyu. pis. uşak . & EYun (h)íppos at + EYun ourá kuyruk " hip(o)+2 cır. [Men xvii] çerâğ/çirâğ hizmetçi.a. kabuğunu sıyırdı * Anlam evrimi için karş.a. çevirmek " ciro çırçır 1 çurçur çı r ç ır 2 çırpma sesi [EvÇ xvii] çuçurya bir balık türü. 2. yoksa Farsça yazılı biçim analojik bir düzeltme midir? cirit [passim xvi] cirîd sırık. 2. çeviren.cips/çips İng chip yonga [ xx/b] ~ İng potato chips patates yongası. Tü sıyırmak > sırık. card] soydu. Erm çreş (a. meşale. asphodelus.)" cürüm . cırıl onom [CodC xiii] çırlak cırcır böceği.).a.] cüsse.a. DK xiv] çirağ/çerağ lamba. [Aş. [Kıp xiv] çırlak akan suyun sesi. mum fitili ~ OFa çirâg çırak [TS xv] çerâğ etmek (tarikat ve loncada) inisiye etmek.a.kâğıt üzerinde kalem sesi < Tü car gürültülü konuşma veya ötme sesi" car çıra [CodC xiii] çırak mum. lamba. güzel olmayan < cirm [Men xvii] ~ Ar cirm [#crm msd. döndüren. gövde (= İbr gerem kemik = Aram garsmâ a. (= Ave sraeş.Fa çarâğ/çirâğ kandil. [Men ] çira ateş yakmaya yarayan reçineli tahta parçası ~ Fa çarâğ/çirâğ/çirâ% kandil. [TS xv] cırılda.] kabuğu soyulmuş hurma dalı. • Ses değişimi inisyal c. sırıklarla oynanan bir oyun ~ Ar carîd [#crd sf.etkisiyle açıklanabilir. çips < çipura ~ Yun tsipoúra çipura balığı. Türkçe ve Ermenice biçimler regresif disimilasyon ürünü müdür. coryphaena hippurus ~ EYun (h)íppouros "at kuyruklu".

" çarp- * Yansımalı bir sesin zayıf derecesini belirten a > ı dönüşümüyle. talaş. [TDK 1955] cırt tiz ve çirkin ses [ xi] çiş çocukların idrar etmesi için söylenen bir söz " cıs onom = cız " cız <Tü küçük çocuklara ateşe yaklaşmamaları için söylenen söz çise[mek " çiğ1 [Kıp xiv] çise-/çisele. tekerlek çiroz [LO xix] ~ Yun tsyros kurutulmuş uskumru balığı * EYun kserös (kuru) sözcüğünden türetilmesi ses bakımından mümkün gözükmemektedir. 2.katmak. çıtır çita ~ İng cheetah kedigillerden bir yırtıcı hayvan ~ Hind cîtâ a. mızrak < Tü çit. kargı. büyüklük = Aram gişsmâ [#gşm] insan bedeni. a. yaşlık cisim/cism[Aş. çıta çiti ^7 [DK xv] cıda [LO xix] ~ Moğ cıda süngü.hafifçe yağmur yağmak < Tü çi nem. döngü. kabuklu yemiş. hafifçe çarpmak. kesmek.a. ticarette ciro .OLat gyrus a. çırp[mak <Tü [ xiv] 1. 2. gövde çit çatTü [ viii] çıt kamış veya dikenden yapılmış ayıraç onom [LO ] hafif vurma veya kırılma sesi [ML xx/c] " çat Tü çat. < Sans çitrakâyah alacagövde. ~ EYun gyros dönüş. . [BK 1799] çırpı yapı ustalarının kullandığı çırpma ipi < Tü çırpmak " çırp* Çalmak çırpmak ikilemesiyle anlam ilişkisi muğlaktır. [EvÇ xvii] çitlemik < Tü çıt [onom. fiziksel varlık. KıpGul xiv] cism ~ Ar cism [#csm msd. terebinthus. [DK xv] çırpındı < Tü çarp.] " çat İnisyal ç. döngü. çırpı <Tü [CodC xiii] çalı çırpı kuru ağaç.a.a.[xix LO] elde çamaşır ovalamak çitlembik <Tü [Kıp xiv] çatlawuk/çetlewük/çetleyik fıstık. cırt cart çiş onom çoc [LO ] cırtlak tiz sesle kendini öven. dönüş.ciro [ 186+] ~ İt giro 1.etkisiyle sesli incelemesi tipiktir. [TS xvi xvi] çıtlamık/çıtlayık/çatlağuç yaban sakızı ağacının yemişi.] beden. dikmek " çıt. fındık.

[Kıp xiv] çuwu sivri uçlu alet. özellikle kuş yavrusu. (= Ave yavan. T S xiv] jive ~ Fa jıwa/cıwa sıvı metal. civelek [Kan xvi] toprak sahibi olmayan kimse (Güneydoğu ağzı). civa ~ EFa jîva. < civata [LF xviii] Ven ciàve [İt chiave] anahtar ~ Lat clavis a.] küçük anahtar. tığ < Tü *çıw * Aynı kökten çıız.civa1 [Kıp. yiğit. civa2 iklim koşulları < Ar caww hava civan hava civa deyiminde ~ Ar ciwâ' [#cww çoğ.< *çıwz. delikanlı ~ OFa yawân/yuwân a. mert civar ~ Fa [Men xvii] civâr/cüvâr yakınlık.a.a. " kilit civciv <onom [TS xiv] cüje kuş yavrusu. canlılık * Aynı kökten Lat iuvenis. civanmert [Mercimek xv] . " cılk L > v dönüşümü ses bakımından ilgi çekicidir. cıvı[mak < Tü cıvık sulu. canlı. komşuluk. bulaşmak (argo) [ARasim 1897-99] sulu ve bulaşık (yumurta. cüce.] havalar.Fa cawân/cuwân genç. 2.etkisiyle w > j dönüşümünün Kaşgarlı'da birkaç örneği mevcuttur. civa OFa jîvag/cîvag 1. komşuluk < Ar cawara [msd.a.] oğlancık < Fa cuwân oğlan. İng quicksilver (a. [Yus xiv] cüvan genç. İnisyal ç. çamur. Lat argentum vivum (canlı gümüş = civa). dolay .genç ) ~ HAvr *yuwen. Karş. Ayrıca bak. kişi) . [TS xv] cücük tavuk yavrusu. [LO ] henüz çıkmış kuş yavrusu < civ/civil kuş sesi" cıvıl * Farsça ile etkileşimin yönü ve niteliği muğlaktır. [AL 192+] cıvımak sulanmak. [KT ] cüvan vulg. İng young. bulaşık " cıvık cıvık = Tü cılk [xvii] a. Fr jeun. cawr] komşu idi ~ Ven ciavéta [küç. a. [EvÇ xvii] eşcinselliğe yatkın delikanlı ~ Fa cuwânak [küç.canlı olmak " zinde * Anlam ilişkisi için karş.) < quick (canlı). piliç). Fa cuje/cuce (yavru. Alm jung (genç). Belki sıvık/sıvamak etkisiyle.genç olma.a. biz. civan .Ar ciwâr/cuwâr [#cwr III msd. [Men xvii] cüvân merd cuwân mard delikanlı.(sivri bir uçla kertmek).a. [Men xvii] civciv/ çivçiv serçe kuşu. cömert kimse " civan. delikanlı" civan çivi Tü [Kaş xi] çij çivi. < HAvr *yeu.a. [LO ] etraf.a.] mücavir olma.

bu cemiyetin mensubu / Fr jesuite "İsa'cı". cızlam [LG 188+] cızlam çekmek ölmek (argo). cetvel < Tü çiz-" çiz- < Tü * Türkçede mevcut olmayan -elge eki.. çizgi çizmek *çıw çivi. [Oğ xi] çayan cız.. [LO xix] civirdemek/civildemek/ cıvıldamak ufak kuşların topluca çıkardığı ses < çivit Tü? edilen mavi boya çiy ciyak onom » [Uy viii+] çüwit Hindistan kökenli indigofera tinctoria bitkisinden elde " çiği [Alus 1933] cıyak cıyak bağırma sesi çiyan Tü [ xi] ça5an akrep veya çiyan. < öz Gesù/Jésus İsa .hızlı ve kararsız bir şekilde yazmak veya çizmek * -iştir. çizgi Tü <Tü [Uy viii+] çızığ < Tü çız. [OC Kaygılı 1938] cızdam/cızlam kaçma.(= Moğ cırug çizgi.ekiyle eş işlevli olan -iktir. Karş. sivri uçlu alet" çivi * Karş.(a. [LO ] cızlamak/cızırdamak tavada kızarma sesi." çiz* Semantik evrimi açık değildir. a. ki İran Türkisinde çekme derler Tü çiz. cızır çizme sesi onom < " caz2 [TS xvi] cızıldı kebap sesi.sivri bir uçla çentmek veya kazımak.biçimi muhtemelen dissimilasyon ürünüdür. çizburger [198+] ~ İng cheeseburger peynirli hamburger & İng cheese peynir + İng hamburger " hamburger çizelge YT [CepK 1935] liste." çiz- [LO xix] cızıktır.etkisiyle sesli incelmesi görülür. kısık sesle söylemek. Moğ cıru.a. cam çiz[mek Tü [Uy viii+] çız-/çiz. Tuva ülelge (bölme işlemi) < Moğ. cizvit [185+] ~ İt gesuita Katolik kilisesi bünyesinde 16. resim ) " çiz< Tü çiziktir[mek çiz. sıvışma (argo) ~ ? çizme <Tü [Kan xv] uzun konçlu ayakkabı. yy'da kurulan bir cemiyet. Moğolca fiil adı yapan -lge ekinden esinlenmiş olmalıdır.).cıvıl onom [TS xv] civildi kısık sesle söylenme. [BK xviii] çizme tabir olunan ayakkabı. [Men xvii] çivildemek/çiviltı fısıldamak. İnisyal ç.a.

her şeyin küçüğü.(üşüşmek . saponaria coğrafya ~ Ar cuğrafiya "tarif-i arz ilmi" ~ E Yun geografıa yeryüzünün tasviri. koparmak " çal- . Kıp xiii] çoğan/çuğan çöven bitkisi. köy yöneticisi (=? Ave *fşupân mal-güden)" +ban çocuk <çoc [Kaş xi] çocuk domuz yavrusu.cizye [ xiv] ~ Ar cizyat [#czy msd. a. yy'dan sonra kop (miktarca çok) sözcüğünün yerini almıştır. haritacılık.dibe inmek.indirmek " çök[T S xvi] ~ Moğ çöl bozkır.xi). Tü [Kaş xi] çok-/çök. coğrafya " je(o)+. çök[mek *çoğ.a.pekiştirme ekidir. [Çağ xv+] çoçğa domuz yavrusu < "küçük * Çocuk dilinden alınmış ekspresif bir deyimdir. Ayrıca cücük. Tü çoğı (münakaşa . tazmin etme) kökünden türetilemez. cıcık. küçücük.xi). çoban. sayıca çok (sıfat) < Tü *çowık < Tü *çağ-/*çaw. [Çağ xv+] çuçak cüce. İslam hukukunda gayrımüslim halktan alınan vergi ~ Aram gazîtâ bir tür vergi < Aram #gzy ödeme " ceza * Arapça sözcük Ar #czy (ceza. Karş. çıpçık/çıpçuk (serçe kuşu). kaynaşma -xi). DK xiv] ~ Fa çöbân/çubân/şubân/şiwân davar güden ~ OFa şubân 1. çoğrama (fokurdama. çoğla. [passim xiv-xv] çok< Tü *çö/ * Nihai kök çok. [DK. belki çürü. bedeninde yara < Tü çal. çoğal[mak <Tü [MŞ xiv] çoğal< Tü çok " çok çöğen/çöven Tü? [İMüh. çoban [Aş.] haraç. ço%. gürültü. kesmek. oturmak. -k. +grafi çok Tü [Kaş xi] çök kalabalık. öncü.> çöm(dibe çökmek). çağırmak .etkisiyle sesli incelmesi görülür.olup. MŞ xiv] ço%/çoğ/çok kalabalık.(bağırmak. Aynı kökten *çönğ. gürültü etmek " çağır* Karş. tarım yapılmayan yer [Uy viii+] çoluk sakat. kaynaşma (isim). çökelek <Tü [Kenz xviii] süt pıhtısından yapılan peynir < Tü çök-" çök- çökertme <Tü kaldırılan ağ (halk) çöl çolak Tü izi olan [TDK 1955] deniz dibine indirilerek balık geldiğinde dört köşesinden çekerek < Tü çökert.(tortulaşmak). • Sıfat olarak 14.bağırmak. çöp (tortu). [CodC xiii] çocuk/çoçka domuz yavrusu. reis. inisyal ç.vurmak.xi). ETü çıçamuk (küçük parmak). 2. [T S xv-xvi] çalık bir organı kesik veya kopuk. çağırmak.

[Kan xv] çölmek . Ancak -ez ekinin işlevi açık değildir. çör. kenet ~ Lat iuncta < Lat iungere. çömlek conta [ xx/a] iki mekanik aksamın eklem yeri. kepçe <Tü [idr xiv] diz üstüne çökmek < Tü çöm. çörüntü (tortu . iki şeyi birleştirmek " çift cop sopası çöp1 [Men xvii] çob/çop değnek. Kaş viii+] çom-/çöm. telve <Tü*çö(ğ)-dibe inmek." çöm- * Muhtemelen "oturan. çöp. çömel[mek çöm- cömert [CodC xiii] cevmerd ~ Fa cawmard/cômard eli açık.batmak.sesi içeren Türkçe üç fiil kökünden biridir (diğerleri em. çökelti.çift koşmak. iunc-kenetlemek. [Kıp xiv] çomak/çomuk/çokmar . çömelen" anlamında." * Karş. [ARasim 1897-99] cop zabıta ~ Fa/OFa çüb/çob dal. delikanlı" civan. dibe inmek < Tü *çorj-/*çörj< Tü *çoğ. bacak " pa çoluk Tü [LO xix] [Uy viii+] çoluk sakat ~ Fa çulpa sakar.ve göm-).TS xiv-xvi). gürz. . lobut. çökmek " çök- Karş. tokmak < Moğ çoqı-çakmak. darbe indirmek ) çomar çömçe kepçe Tü? [EvÇ xvii] çoban köpeği (Anadolu ağızlarında) Tü çokmar 1.inmek " çök* Çök.çolpa + Fa pâ ayak. eklem arasına konan yalıtıcı tabaka ~ Ven zonta [İt giunto ] eklem. mert çömez <Tü [LO xix] medresede talebenin hizmetçisi < Tü çöm.fiilinin varyant biçimi olarak kabul edilmelidir. beceriksiz & Fa çul eğri " çolak çöm[mek Tü [Uy. Final -m. kâse. birleştirmek. birbirine bağlamak ~ HAvr *yeug. özellikle savaşta düşmana vurup atından devirmek için kullanılan kalın ve uzun sopa . iri başlı hayvan " çomak [CodC xiii] çömiş .] a. değnek Tü [xi]çöptortu. sopa. Kürd çemık (kepçe). < Fa çam tahta kadeh. 2. vurmak. [Kıp xiv] çömçe/çömçü/çömiç tahta ~ Fa çamça [küç. [Men xvii] çölmek vulg. Tü çökek. iri başlı topuz. çöl. [T S xiv] çomak/çokmar/çomar (= Moğ çoqımaq çekiç. a. çömlek Tü [ xi] çörjğek içinde yemek pişirilen taş veya kilden kap. çomak Tü? [Kaş xi] çomak asa. cimri olmayan < Fa cawân mard genç adam. sopa.

• Dil Devrimi sırasında yanlışlıkla Türkçe sanılarak türevleri yaratılmıştır. kese. galeyan etmek.ara biçimine işaret eder.çarpmak. tuz gölü. [Men ] cüşmek ~ Fa cöşîdan kaynamak. = Akad gurâbu torba.a. tuz. bulanık. [Men xvii] cürâb ayak kılıfı .veya *çalp. tuz çölü < OFa çör/şör tuz ~ HAvr *sü-ro-tuzlu.Fa şörbâ a. < HAvr *yeus. (hayvan) azmak. benekli) = Tü çakır/çağır.a. kebap şişi ~ Fa/OFa çob dal.a. alacalı hale getirmek " çarp- * a > o dönüşümü muhtemelen bir *çawp. ekşi. Men xvii] çapar/çopur çiçek bozuğu.a. • Karş. halka.a. [Arg xvi] çorba . karışık + Fa bâ yemek. zarf * Erm kulba < EErm gulba (çorap) Aramcadan alıntıdır. lekeli çap. [Çağ xv] şorak tuzlu ~ OFa çörag/şörag tuzla. galeyana covino genç adam ~ Lat iuvenis a. coşku YT gelmek " coşçöven » [TDK 1944] teheyyüç. acı" çorba * Ar şurac (a.çöp2 cop [ xi] çöp çıta.Ar cirâb/cürâb deri veya bez torba.) Orta Farsçadan alınmıştır.a. [Kıp xiv] cirâb torba. ajite olmak. galeyan (= Ave yaoşti. Moğ çoğur (alaca. kangal" çörek çorman » " karman çorman coş[mak [DK xv] cüşa gelmek kaynamak. = Sans yüşân.a.enthousiasme " çöğen [LG188+] süslü. çorak alan [Kıp.a. daire.) ~ HAvr *yeus-s. şık genç (argo) ~ İt giovino < Fa cöşîdan coşmak.a.) [ xi] çörek yuvarlak ekmek < Tü *çewrek yuvarlak. " jön . yumuşak deriden iç ayak kılıfı ~ Aram gurbâ/gsrâbâ a. kabarma. tuzlu. kılıf. aş (~ OFa bâg a.a.a. [T S xiv-xviii] şorva . kangal < Tü çorap çörek Tü çewür-" çevir- çöreklen[mek <Tü [LO xix] kıvrılıp kangal haline gelmek < Tü çörek/çevrek halka. mayalanmak * Aynı kökten E Yun zeo (kaynamaki kabarmak). zyme (maya). 2. & Fa şör 1. SN xiv] çorak tuzlu ve verimsiz yer. sopa " < Tü çopur [EvÇ.kaynamak. galeyan etmek. çorba [Yus xiv] şorbâ . köpürmek < Fa cöş kaynama.

[KT ] pek kısa boylu insan vesaire ~ Fa cüja/cüca yavru. küçük. jüpon çubuk [Uy viii+] çıbık. * Nihai kökeni belki bir Hint veya Doğu Asya dilinden. cühela Ar câhil" cehalet çük penis [Men xvii] ~ Ar cuhalâ' [#chl çoğ.iplik gibi bir şeyi çekip sökmek. ~ Fa çübak [küç.çöz[mek Tü [ xi] çöj. denk gelme (argo) < Tü cuk aşık kemiğinin çukur <Tü [Kıp xiv] çuğur/çukur/şukur derin veya alçak yer.erimesi ve ç.[xi. çıta. mezar çoku. cuk <onom cuk/cup düşme sesi cukka <onom düz oturması" cuk [ xix] cuk oturmak aşık kemiği oyununda kemiğin düz düşmesi < [ xx/b] talihli olay. [Kıp xiv] çük erkeklik organı. çizçözelti YT [TDK 1974] kimyada analiz sonuçu ortaya çıkan madde < Tü çöz-" çöz- cübbe/cüppe [DK. özellikle kuş yavrusu. çuha [DK xiv] çuka/çu%a ~ Fa çü%a bir tür yünlü kumaş [TS xv] civciv. [BK 1799] cüce tavuk pilici. 2. xv+ Çağ] dibe inmek. ince dal < OFa çob dal. külahlı ve kolsuz entari (= İbr gaboh kaş ~ İbr #gbh yüksek. göz yuvası. çıkıntı ) " cephe EŞKÖKENLİLER: Ar cubba : cübbe. değnek " cop ~ OFa çobag cüce [TS xiv] cüje yavru. kaşın altındaki kemik. civciv * Karş. Gül xiv] ~ Ar cubbat 1.] küçük değnek. özellikle tavuk yavrusu. [CodC xiii] çöz- * Kaşgarlı'daki çöjmek biçimi ilgi çekicidir.] yavru. çökmek " çök- < Tü çok-/ . çöküntü. kuş yavrusu ~ Fa cücak [küç.etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir. küçük. bir bağı açmak. sopa " cop * Yuvarlak ünlüden sonra -b. cücük civciv * Karş. Karş. [CodC xiii] çıbuk değnek.] cahiller < [Kaş xi] çübek çocuk penisi. sopacık < Fa çüb değnek.

tamlık. çul ~ Ar cull [#cll] atları soğuktan korumak için örtülen örtü çulha çullan[mak 188+] hücum etmek (argo) çulluk Tü [Tuhf. binalarda üst kat [LO ] cumbur/cumbul/cumbadak suya düşme sesi < " cup " cumhur * Belki cümbüş sözcüğünün etkisiyle. oynaşma (< Fa cunbıdan kımıldamak. örtünmek. [Men ] cüll vulg.çul [İdr xiv] çul. .çulla sarınmak. hareket etmek) ~ OFa cumbişn hareket cumhur idaresi (république karşılığı) cumhuriyet < Ar cumhur " cumhur [Ferec xv] sıradan halk. halk ~ Ar cumhur [#cmhr] halk topluluğu. KGunya xiv] toplanma günü. bütün. gramerde önerme " cemal cümleten tümüyle " cümle [Men xvii] ~ Ar cumlat ~ Ar cumlatan [zrf. herkes " cem [ 179+] halk idaresi (Fr république karşılığı) * İsviçre. bütünlük. umum.] oturma. halk topluluğu. cumbul/cumbur cümbür [cemaat onom » [LO 187+] ~ Ar cumcat^ [#cmc msd. cümle [passim xiv] bütün. [LG < Tü çul" çul [ xi] çulık eti yenen bir kuş [Neş xv] ~ Ar culüs [#cls msd. ABD gibi ülkelerin yönetim biçimine önceleri cumhur adı verilirken. bir şeyin tümü. 2.] 1. 2. KGunya xiv] ~ Fa culahâ [CodC xiii] çulğan. [Men ] 1. özellikle cülus tahta oturma < Ar calasa oturdu cuma [İrşad. • Arapça masdar olan cumhur sözcüğüne masdar yapan -iyyet eki eklenmesi kural dışıdır. tüm (isim ve sıfat) [#cml msd. cumburlop onom [LO ] şumburlop . Cuma < Ar camaca topladı" cem cumba çıkıntısı * İtalyanca sözcüğün etimolojisi belirsizdir.] bütün olarak. [TDK 1955] cumburlop düşme ve yuvarlanma sesi < cup/cumbur düşme sesi" cup cümbüş [Aş xiv] cünbiş hareket ~ Fa cunbîş oynama. Fransız Devrimi yıllarında cumhuriyet sözcüğü yaygınlık kazandı.] ~ İt gibbo çıkıntı.

suç işledi (= Aram garsmâ kemik ) çüş ünl eşeği durdurmak için kullanılan ünlem * Eski kaynaklarda tesbit edilemedi. birlik. cuş u huruş [Neş xv] ~ Fa cöş u %uröş kargaşa.] beden. telve " çöp1 cüruf [Aş xiv] curüf ~ Ar curf/curüf [#crf] akıntıyla sürüklenen şey. 20. 2. madem ki. şehadet çürü[mek <Tü [CodC xiii] çüyri-/çüri. [EvÇ ~ ? ~ Ar cur'at [#cr' msd. * Karş. cünüp [İrşad. 2.Fa çun ki açıklama bağlacı & Fa çun böyle.] " conta * İspanyolca sözcük İspanya Bağımsızlık Savaşı (1808-1814) sırasında kurulan Devrimci Komiteler (juntas revolucionarias) nedeniyle siyasi anlam kazanmış.] şahit olunan " cürüm.] cesaret < Ar caru'a [Ferec xv] cürmümeşhut ~ Ar curmu-1-maşhüd görgü tanığı olan suç & Ar curm suç + Ar maşhüd [mef. a.] cenabet olma.. ne zaman ki. şamata cüret cesaret etti. ihtilal komitesi ~ Lat iuncta [f. [Men xvii] cüsset ~ Ar cu66at [#c66 msd. yüksek sesle bağırış " coşcüsse gövde.] suç < Ar carama 1. ittifak. alüvyon. dinen kirli olma " cenabet cup cüppe cura onom » [T S xvii] [TDK 1955] cuk/cup suya düşme sesi " cübbe ~ Fa cüra/curra tanbura benzer müzik aleti < " cuk curcuna xvii] cürcüne/curcuna yaygara. 3. şunun gibi + Fa ki ilgi edatı ~ İng junta ihtilal komitesi cunta [Hay 1959 195+] junta . öyle ki . eti kemiğinden ayırdı. maden posası < Ar carafa (su) sürükledi. 2.Tü çöb/çöp tortu. ceset = Aram gttâ a. risk aldı [TS xv] cürcüni kalçasını oynatarak yapılan raks.çünkü [passim xiv] çün ki 1. ceset.İsp junta 1. herkesin öfke veya heyecanla birbirine girdiği durum & Fa cöş galeyan + Fa xuröş haykırış. (sel) alıp götürdü cürüm/cürm[ xiv] cürm ~ Ar curm [#crm msd. yüzyılda ise Latin Amerika'nın çeşitli ülkelerinde kurulan askeri ve sivil devrim komiteleri için kullanılmıştır. [Kıp xiv] çürü-/şürü-Tü *çöwrü. kemik kırdı. . KGunya xiv] ~ Ar cunüb/cunub [#cnb2 msd.

gıcıklama.Fa cuz'dan cüz kesesi. [Men xvii] kitap veya evrak çantası. * Farsçaya Türkçeden alındığına ilişkin Mahmud Kaşgari'nin görüşü yanlıştır. kargaşa. kitap forması. 2. ca5m] vücudun bir parçasını kopardı (= Aram #gdm vücuttan bir uzuv veya kemik koparma. Paris’li sanatçılar < Fr dada anlamsız bir sözcük dadan[mak tat" tat dadaş <çoc Tü [ xi] tatğan. rulolar şeklinde bir kitabın her bir rulosunu taşımaya mahsus torba & Ar cuz' birim. birim. kitap fasikülü + Fa -dânl kap " cüz. düz. [Men xvii] dada-/dadan[D S ] erkek kardeş. İdr xii] tağarcuk dağdağa [Men xvii] ~ Ar daġdaġat [#dġdġ msd.) [Uy viii+] tağar torba. a. kesme ) dadaizm [ xx/a] ~ Fr dadaisme modern sanatta bir akım # 1919 Hans Arp ve Tristan Tzara.] cüzam hastalığı. Karş.çuval [DK xiv] ~ Fa cuwal kaba kumaştan yapılmış torba çuvaldız [CodC xiii] çuvâldüz ~ Fa cuwâl düz çul iğnesi & Fa cuwâl çul + Fa düz dikiş iğnesi (< Fa duttan. anlaşılmaz şekilde konuşma. portföy . unsur.] 1. tadını beğenmek. teşviş < Ar daġdaġa [onom. dağıl[mak <Tü [ xiv] tağıl-/dağıl< Tü *tağ- . ağabey.] gıdıkladı. a.a.] çok küçük (miktar). delikanlı (Erzurum ağzı ve Azerice) < Tü dadı [DK xiv] ~ Fa dadu halayık. anlaşılmaz şekilde konuştu vb. +dan1 cüzi cüz [ xiv] ~ Ar cuz'I [#cz' nsb.yakmak) ~ HAvr *dhegh.dikmek)" çuval cüz ünite. Sogd daġ.(yakmak). fasikül cüzdan [ xiv] ~ Ar cuz' [#cz'] bir bütünün küçük parçası. 3. [İMüh.tat almak. gıdıklama. dağ dağar Tü [Or viii] tağ (= Moğ tağ a. lepra < Ar caSama [msd. az " cüzzam/cüzam [TS* xv] cü5âm ~ Ar cu5âm [#c5m msd. dadı dağ[lamak [Kut xi] ~ Fa/OFa daġ kızgın demirle hayvanlara vurulan damga (= Ave da%a.

mahsul < Ar da%ala girdi dahil2 olan. inceltti" dikkat ~ Ar * Güncel anlamı dakika sözcüğünden etkilenmiş olup 1960’lardan itibaren kaydedilmiştir. partikül. iç " dahil1 daim [Kıp xiv] [Aş.] 1. rafine. zamanı kullanmada çok ~ Ar daqîq [#dqq sf. dahi1.] (bir şey etrafında) dönen.] devam eden. nüans. ince (iş).] ince. ofis. deveran eden < Ar dara döndü. dakika [KıpGul xiv] incelik ~ Ar daqîqat [#dqq sf. daha Tü [Uy viii+] takı/dakı de. halka.] akıllı.] döngü. f. tarı. Akad daqqiqu (çok küçük. getiri. ince ayrıntı. kazanç.(dağıtmak. daha (zarf) EŞKÖKENLİLER: Tü takı: daha. [LO xix] yönetim mekânı. 2. dahi ~ Ar dâhin [#dhy fa. Kaş viii+] tal. daktilo [Bah 1924] daktilograf ~ Fr dactylo < Fr dactylographe parmakla yazma aygıtı & EYun dáktylos parmak + EYun grafe yazı" +graf dal[mak Tü xiv] dal.* Aynı kökten Tü tar-/tara.] devamlı" daim dair [Ali xvi] ~ Ar dâir [#dwr fa. Yus xiv] ~ Ar dâ%ü [#d%l fa. bilinci kararmak. saçmak). de dahi1 dahi2 Tü [Or viii] takı ve (bağlaç). dahi (bağlaç). devamlı < Ar dama devam etti" devam daima [Yus xiv] ~ Ar dâ'imâ [#dwm zrf. ince).] giren. derecenin ve saatin altmışta biri" dikkat * Karş. narin < Ar daqqa ufaladı. f. dönüş. [Ali xvi] muhit. 2.] 1. büro. 2.(tohum saçmak). verim msd. [Kıp [Uy viii+] tal ağaç dalı . gelir. [TDK 1974] 1. yorulmak .bayılmak. içeride ~ Ar dâim [#dwm fa. araya girme. [KT xix] bir konak veya büyük bina içinde birkaç odadan oluşan müstakil birim. daha (zarf) [Men xvii] " daha ~ Tü takı/dakı de. çember. kurnaz " deha ~ Ar da%l [#d%l dahil1 /dahl[Kıp xiv] da%l getiri. deveran etti" devir daire [Ferec xv] halka. girme. suit dâ'irat [#dwr fa.suya dalmak dal1 Tü [Uy. çevre. daha (zarf) (bağlaç). teker < Ar dara döndü " devir dakik dikkatli olan [Gül xv] .

dal2

[EvÇ xvii] Tal yalın, çıplak

~?

dala[mak Tü [Uy viii+] tala- saldırmak, talan etmek, yağmalamak; [DK xiv] dala- ısırmak; [Çağ xv+] tala- saldırmak, ısırmak dalak Tü [Uy viii+] tal; [Kaş xi] talak a. a. ~ Ar Dalâlat [#Dll msd.] yoldan çıkma, ~ ?

dalalet [Men xvii] sapma, azma < Ar Dalla saptı, yanlış yola gitti dalavere * Alavere dalavere ikilemesinden ayrışmıştır.

[Cumh 1929]

dalga Tü? [Kıp xiv] dalğa ; [Çağ xv+] dalğa (= Moğ dolğıya a. a. < Moğ dolğıdalgalanmak, sıçramak, fışkırmak, rahat durmamak, koşuşturmak ) dalgıç dalkavuk <Tü + [Çağ xv+] dalğıci su altına dalan kimse; [Men xvii] dalğıç < Tü dal-" dal[Men xvii] sarıksız külah giyen, müdahin " dal2, kavuk

daltonizm [ xx/b] ~ Fr daltonisme renk körlüğü / İng daltonism a.a. < öz John Dalton İngiliz fizikçi (1766-1844) dalya 1 [KT xix] bazı oyunlarda sayı kesik, çentik < İt tagliare kesmek ~ OLat taliare çelik aşısı yapmak, kesmek * İng tally (oyunda sayı) biçimi İtalyancadan alınmıştır. dalya2 [LO xix] ~ YLat dahlia bir süs çiçeği # 1791 Antonio Jose Cavanilles, İsp. botanikçi < öz Anders Dahl İsveçli botanikçi ve Linnaeus'un öğrencisi (1751-1789) dalyan1 [Kan xv] balık ağlamak için kurulan sabit ağ düzeneği ~ İt taglio

* Yun alieüo (balık tutmak) fiilinden *aliáni biçimi tesbit edilememiştir. dalyan2 Italiàn İtalyan < Italia " italik [EvÇ xvii] bir tür uzun namlulu tüfek

* Dalyan boylu deyiminde muhafaza edilen bu sözcüğün dalyan1 (bir tür balık tutma düzeneği) ile ilişkisi kurulamaz. dam1 [Uy viii+] tam duvar; [T S xiii, CodC xiii] dam/tam ev, evin çatısı; [Çağ xv+] tam evi çatısı olan ev = Sogd daman ev = Ave daman a.a. = Sans dam/dama a.a. ~ HAvr *dem- a.a.

* Tam olarak belirlenemeyen bir İran dilinden alıntı olduğu muhakkaktır. dam2 [ 188+] ~ Fr dame hanımefendi, bayan ~ Lat domina [f.] ev sahibesi < Lat domus ev ~ HAvr *domos a.a. < HAvr *dem- a.a. " dam1 dama [İM582 187+] ~ İt dama 1. hanımefendi, soylu kadın, 2. "kraliçe oyunu", dama ~ Fr dame hanımefendi" dam2 damacana [Kieffer-Bia1835] enli su şişesi ~ Fr dame-jeanne a.a. / Prov damajana a.a. ~İtdamigianabüyükve

* İlk kez 16. yy sonlarında kaydedilen Fransızca sözcüğün etimolojisi belirsizdir; Dame Jeanne ("bayan Jeanne") biçiminin yakıştırma olduğu açıktır. İng demijohn (a.a.) Fransızcadan alınmıştır. damak Tü [LO xix] ağzın damı [Uy viii+] tamak/tamğak gırtlak, boğaz, geniz; [LL 1732] küçük dil ve etrafı; < Tü tam- damlamak " damla-

* Karş. Lat guttur (gırtlak, geniz) < gutta (damla). Sözcüğün orijinal anlamı damak tadı deyiminde korunmuştur. "Ağzın damı" anlamı dam sözcüğünden kontaminasyon yoluyla oluşmuş olmalıdır. damar Tü [Uy viii+] tamar/tamır sinir veya damar ; [Kaş xi] tamır/tamur Moğ tamır beden gücü, kas gücü, damar) damask/damasko [LO xix] damasko ~ İt damasco Suriye kökenli bir tür kumaş, dımışkî / Fr damasque a.a. < öz Damasco Dımışk, Şam kenti damat [Ferec xv] dâmâd ~ Fa/OFa dâmâd güvey, damat ~ EFa *dâmâtar- düğün sahibi (= Ave zâmâtar- a.a. = Sans câmâtr a.a.) < HAvr *gems- düğün, evlenmek " gamet damen [Ferec xv] ~ Fa daman etek (=

* Karş. tiz-i reftar olanın payına damen dolaşır (hızlı gidenin ayağına etek dolaşır). damga Tü [Or viii] tamğa (= Moğ tamağa(n) mühür, arma, amblem) ~ Tütamıt- [viii+ Uy] damlatmak < Tü

damıt[mak YT tam- damlamak " damla-

[CepK 1935] distile etmek

damızlık <Tü [ xv] yoğurt mayası; [EvÇ, Men xvii] döl alınacak hayvan < Tü tamuz-/damız- [viii+ Uy] damlatmak < Tü tam- damlamak " damla* Karş. damzur- (damlatmak ? xvii Men), damzurma (mühür mumu ? xvii Men), damla [Kıp xiv] tamla a.a. < Tü tam- [xi] damlamak <Tü

damper [ xx/b] kamyonu < İng to dump [onom.] kabaca dökmek damping bir malı piyasaya sürme " damper dan onom [ xx/b]

~ İng dumper dökücü, kaldıraçlı yük ~ İng dumping dökme, fiyat ucuzlatarak

rezonanslı darbe sesi

< Tü tak sert darbe sesi" tak2

* Rezonans belirten -n sesi etkisiyle inisyal t yumuşamıştır. Bazı türevlerde d'li ve t'li biçimler bir arada görülür; ör. dandun/tantun, dangır dungur/tangır tungur. dana dandik Tü? [Kıp xiv] tana bir yaşında sığır yavrusu [AL 192+] ince, nazik (argo); [ xx/b] uyduruk

dandini

<çoc

[EvÇ xvii] oynama, raks; [LL 1732] çocuğu dizinde oynatma

* Karş. Fr dandiner, İng dandle, İt dondolare (çocuğu dizinde oynatma). dangalak <onom [Men xvii] dangel/dıngıl ebleh, bi-endam kişi, deyyus; [LO xix] dangalak dangıl dungul konuşan kimse, kaba adam < dangıl [onom.] boş bir nesneye vurma sesi " dangıl dangıl/dangır onom boş kutu veya teneke sesi " dan

danış[mak Tü [Kaş xi] tanuş- karşılıklı konuşmak, söyleşmek; [ xiv] konuşmak, müşavere etmek < Tü tanu- konuşmak, söz söylemek danışık daniska şeyin en iyisi * Karş. lepiska. danışman YT [CepK 1935] müşavir Tü danış-" danış-, +men2 <Tü [Tz xiv] söz, konuşma (Azerbaycan'da) < Tü danış-" danış-

[EvÇ xvii] Almanya'dan gelen kaliteli kürk; [ xix] bir < öz Daniska Danzig/Gdansk, Baltık denizinde bir liman kenti

* Fa danişmand (bilen, bilgili) sözcüğünden esinlenmiş olduğu açıktır. dans sallanmak, koşuşmak [NKemal 1873] [ xx/b] ~ Fr danse a.a. < Ger *dintjan ~ Fr densité yoğunluk ~ Lat densitas a.a. <

dansite Lat densus yoğun ~ HAvr *dens-2 a.a.

dantel/dantela [ARasim 1897-99] dantela [küç.] iğne oyası < Fr dent diş ~ Lat dens, dent- a. a. " aldente

~Frdentelle

* Sözcük Fransızcadan alındığı halde erken örneklerde İtalyanca biçim tercih edilmiştir. dar1 [Uy viii+] tar geniş olmayan, sıkı, bunaltıcı EŞKÖKENLİLER: Tü dar : dar1, darıl-

dar2 [ xiv] ~ Ar dar [#dwr] ev, konut, konak, yurt (= Aram dwârâ/dürâ konut, konaklama yeri = Akad dâru göçebe ve çobanların konakladığı yer, oba) < Ar dara döndü, dolandı" devir * Aslı muhtemelen "etrafı çitle çevrili yer" anlamında. Karş. Tü ev =? evirdar3 [ağacı [Ferec xv] ~ Fa/OFa dar 1. ağaç, 2. çarmıh, haç, idam ağacı (= Ave dâru- ağaç = Sans dáru a.a.) ~ HAvr *deru-2/doru- ağaç, özellikle meşe ağacı * Aynı kökten EYun dóry/déndron, İng tree (ağaç). dara [LO xix] kap payı ~ Ar TarH çıkarma, atma " tarh darbe vurgu < Ar daraba vurdu " darp ~ İt tara tartıda brüt ağırlıktan çıkarılan ~ Ar Darbat [#Drb msd.] vuruş,

[Aş xiv] Darbet

darbımesel [Men xvii] ~ Fa Darb-i ma6al hikâyenin bitirme cümlesi, kıssadan hisse & Ar Darb vuruş, vurgu, şiirde beytin son ayağı + Ar ma6al masal, kıssa " darp, mesel darbuka küçük davul (Mıs.) [TDK 1955] ~ Ar darabukka [onom.] bir tür

darı Tü [Uy viii+] tarığ ekin, her tür hububat, özellikle arpa ve buğday; [Kıp xiv] tarığ/tarı/darı ekin, özellikle darı, panicum viliaceum < Tü tarı- ekin ekmek, tohum saçmak " dağıl* Aynı kökten Tü tar- (dağıtmak, yaymak, saçmak) = Moğ tara-/tark?a- (dağılmak, saçılmak). Anlam ilişkisi için karş. EYun spérma/sporá (tohum) < speirö (saçmak, dağıtmak), diasporá (dağılma); Ar Sarrat (tohum) < 5arra (saçmak). Ayrıca karş. ETü tarım (nehrin dallara ayrıldığı yer, delta). darıl[mak Tü [Uy viii+] tarık- içi sıkılmak, müteessir olmak, bunalmak; [ xi] tarılğana.a.; [Men xvii] darla-/darıl- kızmak, küsmek < Tü tar/dar " dar1

darma dağın ikil [Kıp xiv] dardağan ; [Mercimek xv] dardağan ; [Neş xv] dardağan tamamen dağılmış < Tü târ- [viii+ Uy, xi] dağıtmak, saçmak < Tü *tağ-dağılmak " dağıldarp [Kut, Aş xi] Darb çarpma, para basma < Ar Daraba vurdu ~ Ar Darb [#Drb msd.] vurma,

darphane + [Selaniki xvi] ; [Men xvii] zarbhane/darabhane para basma yeri çarpma, vurma, para basma + Fa %âna ev " darp, hane darülfülfül [Men xvii] dâr-i fülfül ~ Ar dâru-al-fulful biber ağacı ~ Fa dâr-i pilpil & Fa dar ağaç + Fa pilpil biber ~ Sans pippalî meyvecik, biber " dar3, el3, biber data [ xx/c] ~ İng data veri ~ Lat data [n. çoğ.] verilmiş şeyler < Lat datus verilmiş < Lat dare, dat- vermek ~ HAvr *ds- < HAvr *dö- a.a. * Aynı kökten Lat donum (hediye), E Yun didomi, do-, Fa dadan, Erm da-, Rus daty (vermek), dativ daüssıla & Ar dâ hastalık + Ar Silat sıla " sıla dava tez, mahkemeye çağırma " davet davar [Kut, Yun xi] [DTC 1943] ~ Ar dâu-S-Silat sıla hastalığı, sıla hasreti

& Ar Darb

~ Ar dacwâ' [#dcw msd.] iddia, hukuki

Tü [Uy viii+] tapar mal, mülk, servet, büyükbaş hayvan < Tü taP-/tap-2 bulmak, elde etmek

* Erm tavar (a.a.) sözcüğü 5. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. İki dil arasındaki ilişkinin mahiyeti açık değildir. • Moğ tavar ve Rus tovar/tovarış (mal, servet) biçimleri Türkçeden alıntıdır. davet < Ar dacawa çağırdı [Aş xiv] ~ Ar dacwat^ [#dcw msd.] çağırma, çağrı

davlumbaz [TS xiv] davulbâz/davlunbâz ata giydirilen göğüs zırhı; [DK xiv] davul; [ xix] yandan çarklı gemilerde pervaneyi örten yarım daire şeklinde kapak < Tü davul" davul * -baz ekinin anlamı açık değildir. davran 1[mak Tü [Uy viii+] taPran- acele etmek, hızlı hareket etmek; [Men xvii] canlanmak, (bir hastalıktan sonra) ayağa kalkmak; [KT xix] ayağa sıçramak, hamle etmek, teşebbüs etmek < Tü taPra- [viii+ Uy] hızlı ve aceleci olmak Tü *taP-hareket etmek? kımıldamak? Karş. Tü tawış/tawuş (kımıldanma - xi), tawışğan (tavşan).

davran2[mak < Ar Tawr tavır " tavır

[LO xix] bir tarzda hareket etmek, tavır almak

* Türkçe kökenli olan davran-1 fiili ile anlam bakımından ilgisi kurulamaz. Dil Devrimi döneminde bu husus göz önüne alınmadan türevlerin yapılması dikkatsizlik eseridir. davudi [Kıp xiv] ~ Ar dâwüdî [nsb.] Davut peygamberin sesi gibi gür ve kalın ses < öz Dâwüd Davut, Kur'anda peygamber olarak zikredilen Yahudi kralı (MÖ 11. yy) ~ İbr dâwld sevilen, Davut < İbr #dwd sevme * İbr Dawid adının Arapça karşılığı wadud (Vedut) veya wadad (Vedat)'dır. davul [Kaş xi] tavıl; [passim. xiii-xix xiii] Tabl davul, özellikle savaş davulu ~ OFa *tabil a. a. ~ Ar Tabl

* Fa tabal ???, Ar Tabl ???, Erm daviġ biçimleri Orta Farsça kökenlidir. Arapçadan Batı dillerine aktarılmıştır; karş. İsp atabal, İttaballo, EFr tabour (a.a.). daya[mak Tü [Kaş xi] taya- destek ağacı koymak, diremek

dayak Tü [Uy viii+] tayak direk, destek, değnek; [Men xvii] dayak değnek, sopa taya- dayamak " dayadayanak YT [CepK 1935] mesnet < Tü dayan-" daya< Tü dayan-" daya-dayanışma

< Tü

YT

[CepK 1935] tesanüt dayı dazlak de Tü Tü

[Uy viii+] tağay annenin erkek kardeşi, dayı; [Kıp xiv] tay/tayı; [DK xiv] dayı <Tü [Kıp xiv] Tazluk ; [Mercimek xv] Tazlak " dahi1 < Tü taz [viii+ Uy] kel

[Uy viii+] takı bağlaç; [Kıp xiv] de/da [ xx/b] [ xx/b]

de fakto (edat) + Lat factum fiil, edim " faktör de jure (edat) + Lat ius, iur- kanun, hukuk " jüri

~ Lat de facto fiilen & Lat de -den, ile ~ Lat de iure hukuken & Lat de -den, ile

de+ ~ Lat de bir şeyden ayrılma veya uzaklaşma, eksilme, yüksek bir yerden aşağı inme, gitme, kaybolma, sona erme bildiren edat ve fiil öneki * Fransızcada de-, dé- ve (seslilerden önce) dés- biçimleri görülür. Modern türevlerde daha çok "olumsuzluk" anlamı ağır basmıştır. Ör: bloke/debloke, şarj/deşarj, avantaj/dezavantaj. EŞKÖKENLİLER:

Lat de-: debi, debloke, debriyaj, dedüksiyon, defans, defi, defile, deflasyon, defo, deforme, defrost, degaj, degrade, degüstasyon, dejenere, dekadan, dekafeine, deklanşör, deklare, dekoder, dekolte, dekont, dekupe, dekuple, delege, demarke, demarş, demode, d de[mek debdebe Tü [Orviii]té-a.a.

[Men xvii] davul gürültüsü; [LO xix] haşmet, saltanat - Ar dabdabat [#dbdb msd.] 1. kısa adımlarla ve ayağını vurarak yürüme, 2. at nalı sesi, 3. davul sesi < Ar dabdaba [onom.] * Farsça ve Türkçede "maiyetiyle yürüyen hükümdarın gürültüsü" anlamında kullanılmıştır. debelen[mek <Tü [Kıp xiv] sağa sola yuvarlanmak < Tü tep-" tep-

* Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele- ekiyle. debi [ xx/b] ~ Fr débit 1. dilimleme, perakende satma, azar azar verme, 2. belli bir sürede akan sıvı hacmi < Fr débiter tomruğu kereste haline getirmek, perakende satmak & Fr de+ Frk *bitte tomruk " de+ debloke [etm Fr bloquer tıkamak " de+, bloke debelen[mek <Tü [ xx/b] ~ Fr débloquer tıkanmış bir şeyi açmak <

[Kıp xiv] sağa sola yuvarlanmak

< Tü tep-" tep-

* Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele- ekiyle. debi [ xx/b] ~ Fr débit 1. dilimleme, perakende satma, azar azar verme, 2. belli bir sürede akan sıvı hacmi < Fr débiter tomruğu kereste haline getirmek, perakende satmak & Fr de+ Frk *bitte tomruk " de+ debloke [etm Fr bloquer tıkamak " de+, bloke [ xx/b] ~ Fr débloquer tıkanmış bir şeyi açmak <

debriyaj [ xx/b] ~ Fr débrayage makine milini dişlilerden ayırma, dekuple etme, debriyaj & Fr de- ayırma edatı + Fr braie mil, değirmen mili" de+ deccal [ xiv] ~ Ar daccâl [#dcl im.] Kuran'a göre kıyametten önce yeryüzüne gelecek olan sahte peygamber ~ Aram daggalâ kandırıcı, sahteci < Aram #dgl kandırma, görünme (= Akad dagâlu bakma, görme ) dede çoc [Oğ xi] baba; [DK xiv] büyükbaba, yaşlı kişi

dedüksiyon [ xx/b] ~ Fr déduction çıkarsama, tümdengelim ~ Lat deductio a. a. < Lat deducere, deduct- sevketmek, -den götürmek, sonuç çıkartmak & Lat de- bir şeyden + Lat ducere, duct- sevketmek " de+, dük

def1 [Aş xiv] defc itme, tepme, dışarı çıkarma [#dfc msd.] tepme, geri çevirme, geri verme, ödeme < Ar dafaca itti, tepti, geri çevirdi

~ Ar dafc

def2/tef [ xiv] ~ Ar/Fa daf/daff tek yüzlü davul, def, çalpara ~ Aram dappâ tabla, tepsi ~ Akad dappu a.a. ~ Sumer defa bir kerede ödeme " def1 [Ferec xv] ~ Ar dafcat^ [#dfc msd.] 1. itiş, darbe, 2.

* Kelimenin Türkçedeki anlam evrimi için karş. Fr dans un coup (bir vuruşta, bir defada). defaat dafcat^ " defa [Ali xvi] ~ Ar dafcât [#dfc çoğ.] defalar < Ar

defans [ xx/b] ~ Fr défense savunma < Lat defendere, defenssaldırıyı püskürtmek, savunmak & Lat de- uzağa + Lat fendere, fens- tepmek, tepelemek ~ HAvr *gwhen-do < HAvr *gwhen- a.a. " de+ * Aynı kökten Ger *gund- (savaş). defaten [Ali xvi] ödemede < Ar dafcat^ itme, darbe, ödeme " defa ~ Ar dafcatan [zrf.] bir defada, bir

defi [ xx/c] ~ Fr défi meydan okuma < Fr défier meydan okumak, kendine güvenip ortaya çıkmak ~ Lat defidere a. a. < Lat fıdere güvenmek ~ HAvr *bheidh- a. a. " de+, federasyon defihacet giderme + Ar Hâcat ihtiyaç " def1, hacet ihtiyaç giderme & Ar dafc defetme,

defile [TDK 1955] moda geçit resmi ~ Fr défilé her çeşit geçit resmi < Fr défiler tek sıra halinde geçmek & Lat de- + Lat filare tek sıra halinde dizilmek < Lat fila iplik, dizi" de+, filament defin/defndafana gömdü EŞKÖKENLİLER: Ar #dfn : defin, define define şey, gömü " defin [Ferec xv] ~ Ar dafınat [#dfn sf. f.] gömülü [Env xiv] ~ Ar dafn [#dfn msd.] gömme < Ar

deflasyon [TDK 1955] ~Frdéflation şişmiş olan para arzının daraltılması ~ İng deflation (şişmiş bir şey) inme, havası kaçma, a.a. < İng deflate (şişmiş bir şey) sönmek, söndürmek & Lat de- eksilme ve inme edatı + Lat flare, flat-üflemek, şişirmek ~ HAvr *bhle- üflemek " de+ defne laurus nobilis [MŞ xiv] defni ~ Yun/EYun dafne defne bitkisi,

* Aram dapna (a.a.) biçimi muhtemelen Yunancadan alınmıştır. Nihai kökeni muhtemelen bir Anadolu veya Akdeniz dilidir. defo [xx/a] ~ Fr défaut hata, kusur~Lat defectus a.a. < Lat deficere, defect- bozmak, eksik ve kusurlu yapmak & Lat de- + Lat facere, fact- yapmak " de+, faktör * Karş. İng defect (defo, kusur). deforme [etm deforme etmek ~ Lat deformare " de+, form defrost buzlanma, don " de+, antifriz [ xx/c] [ xx/a] ~ Fr déformer biçimini bozmak,

~ İng defrost buz çözmek < İng frost

* Latince olmayan bir köke de- önekinin getirilmesi kuraldı şıdır. defter [Yusxiv] ~ Ar daftar yazı tableti~Aram dipterâ a.a. - EYun difthéra 1. tabaklanmış deri, 2. yazı tableti olarak kullanılan kesilip perdahlanmış deri tabakası * ETü tepter (a.a. - Uyg) Aramca veya Orta Farsçadan erken bir alıntı olarak değerlendirilmelidir. defterdar maliyeci < Ar daftar " defter, +dar [Ali xvi] ~ Fa daftardâr defter emini, baş

değ[mek Tü [Or viii] teg- ulaşmak, erişmek, bitişmek, bitişik olmak, aynı hizada olmak; [ xi] denk olmak, bedel olmak, eşit olmak * Aynı kökten Tü tek/teg (kadar, gibi, eş), terjğ (denk, eşitlik), terjğe- (kıyaslamak, ölçüştürmek). degaj [ xx/b] degajman ~ Fr dégagement rehin verilen şeyi geri alma, bağlı bir şeyi çözme, kurtarma, salma < Fr dégager rehin çözmek & Fr de- + Fr gage rehin " de+, angaje değer değil Tü Tü [Kaş xi] tegir paha, kıymet < Tü teğ- eşit olmak, bedel olmak " değ-

[Oğ xi] degül olumsuzluk bildiren sözcük; [Çağ xv] değül a.a.

değin

[Kaş xi] tegin kadar, gibi (edat) YT

< Tü tek eşit, denk " dek

değin[mek

[TDK 1955] değin- bir konuya temas etmek < Tü değ-" değ-

değirmen Tü [Uy viii+] tégirmen değirmen, değirmen taşı < Tü *teğirğen dönen şey < Tü teğir-/tewir- döndürmek, çevirmek " devir* -men eki büyük olasılıkla -ğen ekinin dissimile biçimidir. değirmi Tü [Uy viii+] tégirmi halka, çevre; [ xi] téğirme daire şeklinde olan şey, değirmen taşı, yuvarlak para < Tü teğir-/tewir-" değirmen değiş[mek Tü [Uy viii+] tegiş- rastlaşmak, denk gelmek; [Kıp xiv] değiş- mübadele etmek, takas etmek; [TS xiv xiv] tebeddül etmek, dönüşmek < Tü teğ-/değ- eşit olmak, bedel olmak " değ* Anadolu ağızlarında deniş- biçimi yaygındır, değme her bir, herhangi bir * Değ- fiiliyle ilişkisi belirsizdir. değnek <Tü [DK, Men xiv] degenek baston, asa < Tü değ-" değTü [Kaş xi] tégme her,

* Yun dekaníki (a.a.) < Lat decanus (onbaşı) etimolojisi için yeterli delil yoktur. degrade [etm [ xx/c] ~ Fr dégrader kademe kademe azaltmak & Fr de- + Fr grader kademelendirmek, derecelendirmek < Lat gradus adım, kademe, derece " de+, grado degüstasyon [ xx/b] ~ Fr dégustation tadını çıkarma, tadına bakma < Lat degustare tadına bakmak & Lat de- bir şeyden + Lat gustare tad almak, tadına bakmak " de+, gusto deha karşılığı) [Men xvii] kurnazlık; [LO, KT xix] olağanüstü zekâ (Fr génie ~ Ar daha' [#dhy msd.] kurnazlık, beceriklilik < Ar dahiya kurnaz idi

Türkçedeki modern anlamı 19. yy'da ortaya çıkmıştır. EŞKÖKENLİLER: Ar #dhy : deha, dahi2 dehen zathan- a.a.) [Ömer b. Mezid xv] ~ Fa/OFa dahân/dahan ağız (= Ave ~ Fa dihlîz koridor, geçit, sofa ~

dehliz [KıpGul xiv] dihliz OFa dahrîz revak, kapı girişindeki sütunlu eşik, propylon

dehşet [Ferec xv] ~ Ar dahşat [#dhş msd.] şaşkınlık, hayret, ani ve şiddetli korku < Ar dahişa şaşkınlık ve hayrete kapıldı, korktu dehşetengiz [LO xix] " dehşet, +engiz

deizm [Bah 1924] deizma bağımsız tanrı inancı, teizm < Lat deus tanrı * Karş. teizm.

~ Fr déisme müesses dinlerden

dejenere [etm [Bah 1924] ~ Fr dégénérer soysuzlaşmak, soysuzlaştırmak ~ Lat degenerare a.a. & Lat de- eksik, ayrı + Lat genus soy " de+, jenerasyon dek Tü [ viii] tek gibi (benzetme edatı); [Uy viii+] kadar (kıyas edatı) < Tü *te- varmak, denk olmak " değ~ Fr déca- / İng deca- on (sadece

deka+ bileşiklerde) ~ E Yun déka on ~ HAvr *dekm a. a.

* Aynı kökten Lat decem, Fr dix, İng ten, Alm zehn, Fa dah, Sans dása, Erm das (on). dekadan [ARasim 1897-99] ~ Fr décadent 1. yoz, sefih, 2. bohem ~ OLat decadens < OLat decadere bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak & Lat de- bir şeyden + Lat cadere düşmek " de+, kadans dekafeine décaféiner kafeinini almak " de+, kafein [ xx/c] ~ Fr décaféiné kafeini alınmış < Fr

dekan [ResmiG 1934] ~ Alm dekan üniversitede bölüm başkanı ~ OLat decanus kilise hiyerarşisinde bir rütbe ~ EYun dekanós onbaşı, on kişinin yöneticisi < EYun déka on " deka+ * Türkçeye 1933'te Alman akademik sisteminden aktarılmıştır. dekatlon [ xx/b] & EYun déka on + EYun áthlon yarış " deka+, atlet ~ Fr décathlon on dalda spor müsabakası

* İlk kez 191 1’de İsveç'te tanımlanmış ve 1912 Stockholm Olimpiyatlarında uluslararası kullanıma girmiştir. KArş. pentatlon. deklanşör [ xx/b] ~ Fr déclencheur tetikleyici < Fr déclencher mandalını çekmek, tetiklemek & Fr de- + Fr clenche mandal ~ Frk *klinka mandal, çengel" de+ deklare [etm [ xx/a] ~ Fr déclarer ilan etmek, beyan etmek ~ Lat declarare yüksek sesle ilan etmek & Lat de- bir yerden veya bir şey hakkında + Lat clarare bağırmak < Lat clarus yüksek sesli, açık, parlak, temiz " de+, klarnet deklase [ xx/b] ~ Fr déclassé sınıf düşmüş, değer kaybetmiş (kimse) < Fr déclasser sınıf düşürmek & Fr dé+ ayrılma, uzaklaşma bildiren önek + Fr classe sınıf" de+, klas dekoder "de+,kod [ xx/c] ~ İng decoder kod çözücü < İng code kod

dekolte [ARasim 1897-99] ~Frdécolleté kadın giyiminde gerdan ve üst göğüs açıklığı & Fr de- + Fr collet [küç.] gerdan < Fr col boyun ~ Lat collum a. a. " de+, koli1 dekont [ xx/b] şeyden + Fr compter hesaplamak " de+, kompüter ~ Fr décompte hesap dökümü & Fr dé- bir

dekor [Bah 1924] ~ Fr décor ziynet, süs ~ Lat decus, decor1. zerafet, terbiye, uygun davranış, 2. ziynet, süs ~ HAvr *dek-es- < HAvr *dek- (öğreti, terbiye, adap) benimsemek " disiplin dekovil [ xx/b] ~ Fr decauville dar demiryolu hattı ^ 1889 Paris Sergisi'nde < öz Paul Decauville Fransız mühendis (1846-1922) dekupe [etm [ xx/b] ~ Fr découper keserek çıkarmak, testere ile ince ağaç işçiliği yapmak & Lat de- bir şeyden + Fr couper kesmek " de+, kup dekuple [etm [ML xx/c] dekuplaj ~ Fr découpler çift olan bir

şeyi ayırmak & Fr de- ayrı + Fr couple çift" de+, akuple del[mek Tü [Uyviii+]tel-a.a. ~ Ar dalâlat [#dll msd.] yol

delalet [Kıp xiv] gösterme, işaret etme, delil olma < Ar dalla gösterdi, işaret etti

delege [Bah 1924] ~ Fr délegué murahhas, birini veya bir şeyi temsil etmek üzere gönderilen kimse < Fr déleguer görev vermek, görevli olarak göndermek ~ Lat delegare a. a. & Lat de- bir şeyden + Lat legare, legat- bir sorumluluk veya yükümlülük vermek, görevlendirmek (< Lat lex, legkanun, yükümlülük)" de+, legal

delgi deli delik delil delişmen
+men1
Akad daltu kapı)

YT
Tü Tü

[CepK 1935] matkap delü [Kaş xi] telik a. a. sf.] a. a. " delalet <Tü

< Tü del-" del-[Uy viii+] teipe/telfe a.a.; [ xi] telü ; [DK xiv] < Tü tel-" del-[Aş xiv] yol gösteren [LO xix] deli gibi, biraz deli ~ Ar dalîl [#dll

< Tü deli" deli,

* -işmen ekinin işlevi açık değildir. delta [KT xix] ~ EYun délta 1. Yunan alfabesinin dördüncü harfi, D$, 2. Nil nehrinin delta harfine benzeyen ağzı ~ Fen dlt kapı, Fenike alfabesinin dördüncü harfi (= Aram dal et kapı, Arami/İbrani alfabesinin dördüncü harfi, Dd3; =

dem(o)+ ~ Fr dém(o)- / İng dem(o)- halk (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun demos 1. ilçe, memleket, ülke, 2. taşra halkı, memleketli, 3. halk,

ahali < EYun daio bölmek, pay etmek, kısımlara ayırmak ~ HAvr *da- bölmek, kısımlara ayırmak dem1 [Aş xiv] vakit Sans dhámi/dhamáni nefes, soluk, üfleme ) ~ Fa/OFa dam 1. nefes, 2. vakit, zaman (=

* Farsça ikinci anlamın "soluklanmak, es vermek" anlamında dam çordan ve dam zadan deyimlerinden türediği düşünülebilir. dem2 [Yus xiv] ; [ xx/b] çay kıvamı (= Aram dsmâ a. a. = İbr dam a. a. = Akad dâmu a. a.) ~ Ar dam [#dm] kan

demagog [Bah1924] ~Frdémagogue halkı galeyana getirme ~ EYun demagögös "halk güden", a.a. & EYun demos halk, ahali, özellikle aşağı tabakadan halk + EYun agögös önder, öncü (< EYun âgö gütmek, sürmek, sevketmek)" dem(o)+, aksiyon demarke [etm işaretleyerek ayırmak, sınır çizmek " de+, marke [ML xx/c] ~ Fr démarquer ~ Fr démarche

demarş [ xx/b] diplomatik girişim girişim, gidiş, süreç < EFr démarcher yürüyüp gitmek " de+, marş demeç YT [TDK 1944] beyanat

< Tü de-" de-

* Fiil köküne eklenen -meç ekinin işlevi belirsizdir. Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle benzerlik yüzeyseldir. demet [Kan xvi] demed ~ Yun demáti deste < EYun déma,

demat- bağ, deste, bohça, çıkın < EYun deö bağlamak, sarmak demin Tü [Uy viii+] témin hemen (önce veya sonra) demir Tü

[Or viii] témür a.a.; [Uy viii+] témir * Moğ temür (a.a.) Türkçeden alıntı olmalıdır. demirhindi ~ Ar tamr-i hindi Hint hurması, tropik ülkelerde yetişen bir ağaç, tamarind < Ar tamr hurma (= İbr tamar hurma ağacı) * Lat tamarindus, İng tamarind biçimleri Arapçadan alınmıştır. Batı dillerinde kadın adı olarak kullanılan Tamar/Thamar biçimi İbraniceden alınmıştır. demode geçmiş < Fr mode moda " de+, moda [ARasim 1897-99] ~Fr démodé modası

demografi [ xx/b] ~ Fr démographie nüfus kayıtları, nüfus olgularını inceleyen uzmanlık dalı ~ EYun demografta a.a. & EYun demos halk + EYun grafe yazı, kayıt" dem(o)+, +grafi

demokrasi [187+] ~Frdémocratie halk iktidarı~ EYun demokrateîa a.a. & EYun demos halk, ahali + EYun krâtes güçlü, iktidar sahibi" dem(o)+, +krasi demon ruh, iblis ~ Lat daemon ~ EYun daimon demonte [etm ayırmak " de+, monte demoralize [etm " de+, moral [DTC1943] [ xx/b] [ xx/b] ~Frdémon mitolojide bir tür kötü ~ Fr démonter sökmek, parçalarına ~ Fr démoraliser moralini bozmak

demotik [ML xx/c] demotikos ~ Fr démotique avam tabakasına ait, avam dili ~ EYun demotikos a.a. < EYun demos halk, avam " dem(o)+ denden [ xx/a] dendan yazıda tekrar işareti,» ~ Fa dandân [çoğ.] 1. dişler, 2. Arap alfabesinde be, te, sin, ye gibi harflerin dişe benzeyen çıkıntıları < Fa dand diş ~ HAvr *dent- a.a. " aldente dene[mek <Tü [DK xiv] dene- eşleştirmek, kıyaslamak, sınamak, tartmak derjğ eş, eşdeğer " denk denek YT [Fel 1942] üzerinde deneme yapılan YT < Tü dene-" dene[TDK 1955] kontrol < Tü

* Fiil köküne eklenen -k ekinin işlevi belirsizdir, denet < Tü dene-" dene* Fiil köküne eklenen -t ekinin işlevi belirsizdir. denetim YT

[TDK 1955] murakabe, kontrol YT

< Tü denet" dene<

* Ada eklenen -im ekinin işlevi belirsizdir, deney Tü dene-" dene* Fiil köküne eklenen -y ekinin işlevi belirsizdir. deneyim tümü

[Fel 1942] tecrübe

YT [Fel 1942] deney yapma; [TDK 1983] tecrübe, deneyle kazanılan bilgilerin < Tü dene-" dene~ dengbêj

dengbej [YaşarK 1976] Kürt saz şairi şarkıcı & deng ses + bêj söyleyen, ses veren (< bej m söylemek denge YT [CepK 1935] muvazene < Tü denk" denk

Ada eklenen -e ekinin işlevi belirsizdir.

deniz denk Tü tartı, yük denklem denli

[Kaş xi] teniz

(= Moğ tenis göl, deniz )

[Or viii] ten denk, eşit, eşdeğer (sıfat); [Uy viii+] denge, eşitlik, eşdeğerlik (isim), < Tü *ten- denk olmak, eşit olmak < Tü teğ- a.a. " değYT [CepK 1935] eşitlik < Tü denkle-" denk < Tü derjg eşitlik, eşit" denk

<Tü

[DK xiv] derjlü kadar (kıyas edatı)

denomine [etm [ xx/c] ~ Fr dénominer belirlemek, ad vermek ~ Lat denominare bir şeyi başka bir şeyin adıyla adlandırmak & Lat de- bir şeyden + Lat nominare ad vermek (< Lat nomen, nomin- isim ) " de+, nominal densiz denk denyo (argo) <Tü [Men xvii] dengsiz ölçüsüz, saygısız < Tü derjg denge, tartı"

[ARasim 1897-99] ; [AL 192+] zıpır, kaçık, dejenere, serseri < öz Denyo orta oyununda bir karakter

deodoran [ xx/c] ~ Fr déodorant ~ İng deodorant koku giderici ^ 1869 İng. & Lat de- olumsuzluk öneki + Lat odor koku ~ HAvr *od-os- < HAvr *od- kokmak " de+, osmiyum deontoloji [ML xx/c] ~ Fr déontologie ahlaki görevler kuramı / İng deontology a. a. < E Yun deon, -t- görev, ödev (~ HAvr *deu- yapmak, ifa etmek, bir görevi yerine getirmek ) " +loji depar [ xx/b] ~ Fr départ ayrılma, uzaklaşma, harekete geçme < Fr départir vazgeçmek, ayrılmak, uzaklaşmak & Lat de- bir şeyden + Lat partiri ayrılmak " de+, parsel departman [ xx/a] ~ Fr département bölüm, kısım < Fr départir bölmek, bölümlere ayırmak & Lat de- bir şeyden + Lat partire bölmek " de+, parsel deplase [etm [ xx/b] ~ Fr déplacer yerinden çıkarmak, yer değiştirmek, başka yere gitmek veya götürmek " de+, plase * Karş. İng displace (a.a.). depo [LO xix] debboy ~ Fr depôt 1. bir yana koyma, saklama, biriktirme, 2. saklanan veya biriken şey, 3. biriktirme yeri, depo ~ Lat depositum a.a. < Lat deponere, depositbir yana koymak, saklamak, biriktirmek & Lat de- bir şeyden ayrı + Lat ponere, posit- koymak " de+, post2 depozit/depozito [Tarik 1884] depozito ~Frdéposite / İt deposito 1. bir yana koyma, saklama, 2. saklanan veya biriken şey ~ Lat depositum a.a. " depo

depre[mek tep-" tepdeprem

[Uy viii+] tepre- yerinden oynamak, kımıldamak, hareket etmek

< Tü

YT

[CepK 1935] zelzele

< Tü depre-" depre-

depresyon [ xx/b] ~ Fr dépression 1. çukur, çöküntü, 2. ruhsal veya ekonomik çöküntü ~ Lat depressio çukur < Lat deprimere, depress- bastırmak, çökertmek & Lat de- aşağı + Lat premere, press- basmak " de+, pres der+ ~ Fa dar/andar -de, içte, içinde, içeride olma bildiren edat ~ EFa/Ave antar- a. a. ~ HAvr *en-ter- a. a. " inter+ * Aynı kökten Sans antar/antara (iç, içeri), Lat inter, Ger *under (iki şey arası). der[mek [ viii] tér- derlemek, toplamak EŞKÖKENLİLER: Tü tér- : der-, dergi, deriş-, derle-, dernek, terki der1 [Ferec xv] dvara- a.a. = Sans dvâra a.a.) ~ HAvr *dhwer- a.a. ~ Fa dar kapı ~ EFa dvara- a.a. (= Ave Tü

* Aynı kökten EYun thyra, Alm tür, İng door (kapı), Lat fbras (kapı dışına), forum (dış avlu). derbeder [Ömer b. Mezid xv] (dolaşmak, dilenmek), evsiz barksız, dilenci < Fa dar kapı" der1, be+ derbent der+, bent [Aş xiv] ~ Fa dar ba dar kapı kapı

~ Fa dar band kapı bağı, geçit"

derbi [ xx/b] ~ İng derby önemli spor karşılaşması < öz Derby 1778'de 12. Derby Kontu Edward Smith-Stanley tarafından tesis edilen at yarışları derdest der+, dest dere yarık (= Ave darenâ- vadi) [Yus xiv] ~ Fa dar dast elde, yakalanmış, tutuklu " ~ Fa dara/darra vadi, iki dağ arasındaki

derece [ xiv] ~ Ar daracat [#drc msd.] basamak, adım < Ar daraca [msd. durüc] yürüdü, adım attı, adım adım ilerledi (= Aram darsgâ [#drg] yürüme, adım = Akad daraggu patika, yürüme yolu ) * Ar darakat (merdivenin en dip basamağı) biçimi muhtemelen Aramca kökün ikincil biçiminden alıntıdır. Karş. dereke. dereke [ xiv] ~ Ar darakat [#drk msd.] merdivenin en alt basamağı, bir şeyin en dip noktası ~? Aram dsrâkâ basamak, yol < Aram #drk ayağıyla basma = Aram #drg yürüme, gitme " derece

dereotu + [Men xvii] tere otı roka veya tere veya ısırgan otu; [LO xix] tere otu tarhun veya roka; [ xx/a] tere veya dereotu (anethum graveolens) < Tü tere taze yenen her türlü sebze " tere, ot dergâh der+, +gâh dergi YT [Aş, Yus xiv] ~ Fa dargâh kapı mahalli, eşik"

[Mercimek xv] açılıp dürülen sofra; [CepK 1935] mecmua < Tü der-" der[ xiv] ~ Fa dar Hâl şimdiki zamanda, hemen &

derhal Fa dar + Ar Hâl şimdiki zaman " der+, hal1 deri Tü

[Uyviii+]teria.a.

* Karş. Ave dereto- (yüzülmüş deri) < HAvr *der- (derisini yüzmek). Aynı kökten EYun dero (derisini yüzmek), dorós (yüzülmüş deri). derin deriş[mek Tü YT [Uyviii+]terirjğa.a. [TDK 1944] temerküz etmek, konsantre olmak < Tü der-" der-

derive [etm [ML xx/c] derivasyon ~ Fr dériver 1. (nehir) yönünü değiştirmek, başka yöne çevirmek, 2. türetmek < Lat derivare akarsu yatağını değiştirmek & Lat deayrı + Lat rivus akarsu, ırmak ~ HAvr *reiwo- vadi, dere yatağı < HAvr *rei- yarmak " de+ derkenar kenarı, marj " der+, kenar derle[mek Tü [Ali xvi] [Uy viii+] térle~ Fa dar kanar kenarda olan, sayfa < Tü tér-" der-

* Modern dönemde sadece derleyip toplamak deyiminde rastlanan bir biçim iken Dil Devriminden sonra bağımsız bir fiil olarak değerlendirilmiştir. derma(to)+ ~ Fr/İng dermat(o)- deri (sadece bileşik isimlerde) < EYun dérma, -t- deri, cilt < EYun derö soymak, deri yüzmek ~ HAvr *der-2 a.a. derman [Aş, Yus xiv] ~ Fa/OFa darmân ilaç, tedavi, sağaltım (= Ave drva- sağlık) ~ HAvr *dher-2 sağlam olmak, sağlamak, sağalmak * Aynı kökten Sans dharma (sağlam şey, yasa). dernek Tü [Kaş xi] térnek toplantı tér- [xi Ha] dermek, toplamak " der< Tü tér-in- [xi] derinmek, toplanmak < Tü

derogasyon [ xx/c] ~ Fr dérogation özel bir durumda yasa veya hukuk ilkesinin uygulamasından vazgeçme < Lat derogare bir yasayı tadil ya da

değiştirmeyi önermek ya da kapsamını daraltmak & Lat de- + Lat rogare önermek, yasa tasarısı sunmak ~ HAvr *rogâ-" de+, rast derpiş [etm dar + Fa peş/piş ön " der+, peşin [Men xvii] ~ Fa dar piş önceden, önden & Fa

ders [Ferec xv] ~ Ar dars [#drs msd.] bir metni (özellikle Kur'anı) cümle cümle yorumlayarak öğretme, ders verme, vaaz verme ~ Aram dsrâş yorum, Tevrat'ı cümle cümle yorumlayarak öğretme yöntemi < Aram #drş yorumlama, tefsir etme * Arapça sözcüğün özel anlamı Aramiceden alınmıştır. Karş. Ar #drs1 [msd. dars] (tepme, dövme, üstüne basma). dert deruhte [Aş, Yus xiv] derd ~ Fa/OFa dard elem, keder ~ Fa dar cuhdat^ giriftan

[Men xvii] der cuhde

sorumluluğu altına almak & Fa dar + Ar cuhdat^ sorumluluk " der+, uhde derun [ xiv] ~ Fa darün iç, iç taraf, içyüzü, gönül" der+

derviş [passim xiv] ~ Fa darwlş/darweş 1. fakir, yoksul, 2. tarikat uğruna dünya mülkünden vazgeçen kimse, zahit ~ OFa daryöş yoksul derya zraya- a. a.) [Aş, Yus xiv] ~ Fa daryâ deniz ~ EFa draya- a. a. (= Ave

derz [ xiv] ~ Fa/OFa darz dikiş (= Ave dareza- dikme, bağlama, sağlam kılma) ~ HAvr *dheregh- pekiştirmek, dikmek deş[mek Tü [ xi] teş< Tü *tel- delmek " del-

* Del- fiilinin varyant biçimidir. Karş. delik deşik. L/Ş eşdeğerliği Türk dillerinde tipiktir. deşarj [ xx/b] boşaltmak < Fr charge yük " de+, şarj ~ Fr décharge yük boşaltma < Fr décharger yük

desen [ResCGaz 1911] ~ Fr dessin çizim, tasarım < Fr dessiner taslağını çizmek, işaretlemek, betimlemek ~ Lat designare a.a. & Lat de- ayrı + Lat signare işaretlemek, damgalamak, belirtmek " de+, sinyal deser [ xx/a] ~ Fr dessert yemek sonunda yenen tatlı veya meyve < Fr desservir sofra servisini kaldırma & Fr de- olumsuzluk öneki + Fr servir hizmet etmek, sofra kurmak < Fr service hizmet, sofra servisi" de+, servis desi+ ~ Fr déci- / İng deci- onda bir (sadece bileşiklerde) < Lat decimus onuncu, onda bir < Lat decem on ~ HAvr *dekm a.a. " deka+ desibel [ xx/b] ~ Fr décibel fizikte ses yoğunluğu birimi İng decibel a.a. ^ 1928 ABD. & Fr deci- onda bir + öz Alexander Graham Bell Amerikalı fizikçi (1847-1922) "desi+

deşifre [etm Fr chiffre rakam, şifre " de+, şifre

[DTC 1943]

~ Fr déchiffrer şifresini çözmek < ~ Fr décimal ondalık ~ Lat decimalis < ~ Fr dessinateur tasarımcı < Fr dessiner

desimal [ xx/b] Lat decimus onuncu, onda bir < Lat decem on " desi+ desinatör tasarlamak " desen [ xx/b]

desise [Men xvii] desîs ~ Ar dasîs/dasîsat [#dss sf.] gizli amaçlar gütme, entrika < Ar dassa [msd. dass] sakladı, gizledi, bir şeyin altına koydu desperado [ xx/c] ~ İsp desperado umudu tükenmiş, çaresiz, haydut < İsp desperar ümidi kesmek ~ Lat desperare a. a. & Lat de- olumsuzluk eki + Lat sperare ummak, ümidi olmak < Lat spes, sper- ümit ~ HAvr *spe-l bereket, talih " de+ * Karş. İng despair (ümitsiz olmak). despot [Env xv] yerel Rum hükümdarı, üst düzey Rum rahibi; [Bah 1924] diktatör, müstebit ~ Yun despötes efendi, egemen, hükümdar ~ EYun despötes ev sahibi ~ HAvr *dems-poti- & HAvr *dem- ev + HAvr *poti- güçlü, muktedir " dam2, potansiyel * Türkçe modern kullanımı Batı dillerinden alınmıştır. dest [Yus xiv] ~ Fa/OFa dast el ~ EFa dasta- a.a. (= Ave zasta- a.a. = Sans hásta a.a.) ~ HAvr *ghes-to- < HAvr *ghes- a.a. destan epos, hikaye (= Ave dasta- bilgi)" +dan2 deste Fa dast el" dest destek sağlamlaştırmak için eklenen nesne [ xiv] [Aş xiv] dasitan ~ Fa dastân/dâsitân anlatı,

~ Fa dasta tutam, avuç, bir elin tutacağı miktar <

[Men xvii] elcik; [LL 1732] duvar ve ağacı ~ Fa dastak [küç.] "elcik", tutamak, alkış < Fa dast el" dest

destinasyon [ xx/c] ~ Fr destination bir şeyin ulaşacağı hedef, gidilen yer < Lat destinâre belirlemek, tayin etmek, kaderini çizmek & Lat de- ayrı + Lat *stenâre durdurmak, dikmek, mukavim kılmak ~ HAvr *sts-nâ- < HAvr *stâ- durmak " de+, istasyon destmal mâl silen " dest, mala [ xiv] ~ Fa dast mâl mendil & Fa dast el + Fa

destroyer [xx/b] ~İngdestroyer1.yıkan, tahrip eden, 2. bir tür savaş gemisi ^ İkinci anlamda 1882 ABD. < İng destroy yıkmak, tahrip etmek ~ EFr

destruct. müsaade ~ OFa dastwar a.germek " de+. bilgin.gök gürlemek " de+ detone de+.+ Lat tendere.. deters. & Lat de.örtmek " de+. & OFa dast el + OFa (â)war sahip " dest. bilge. izin. ton1 [ xx/b] ~ Fr détoné sesi yanlış perdeden olan " dev [Aş xiv] dîv ~ Fa dîw/dew Fars mitolojisinde kötü ruhlu efsanevi yaratık.silmek. detect. & Lat de.a. terminal detonatör [ xx/c] ~ Fr détonateur patlatıcı.a.a. açmak. strüktür * Türkçede 20. ~ Lat destruere. kimya şirketi. ^ 1938 Procter & Gamble Co. keşfetmek ~ Lat detegere. "el almış". dalya 1 detektif [Bah 1924] ~ İng detective kriminel araştırma görevlisi < İng to detect ortaya çıkarmak.a. +ber detant [ 1972] ~ İng détente Soğuk Savaş döneminde bloklararası yumuşama politikasına verilen ad ~ Fr détente gevşeme.+ Lat tegere.a. şeytan. vezir.destruir [mod. cin ~ HAvr *deiwo.temizlemek " de+ determinizm [Bah 1924] determinizma ~Fr déterminisme/prédéterminisme insan kaderinin önceden belirlenmiş olduğunu ve özgür iradenin varolmadığını savunan felsefi görüş < Fr déterminer belirlemek < Lat determinare a. açığa vurmak & Lat de. 2. fünye < Fr détonner patlamak < Lat tonare gümbürdemek. perakende satmak & Fr de. détruir] a.a.Zerdüşt inancında kötülük tanrısı. tect.+ Lat struere.örtüsünü kaldırmak. ayrıntı < Fr détailler kesip ayırmak. & Lat de. keşfetmek " detektif deterjan [195+] ~Frdétergent bir tür kimyasal temizleyici / İng detergent a. tens. yy ilk yıllarından itibaren İngilizce sözcüğün çevirisi olan muhrip biçimi kullanılmıştır.bir şeyden ayırarak + Fr taille kesim " de+. temizlemek & Lat de. gerilim düşmesi < Fr détendre gevşemek. "el alma". gevşetmek ~ Lat detendere a. müsaade ~ Fa dastür 1. Amer. tuğla detektör [Bah 1924] elektromanyetik dalgaları tesbit etmeye yarayan alet ~ Fr détecteur ~ İng detector ortaya çıkaran. güneş tanrısı " jurnal .a. tansiyon detantör [ xx/c] düşürücü < Fr détendre gerilim azaltmak " detant ~ Fr détenteur basınç veya gerilim detay [Bovary (Akyüz) 1942] ~ Fr détail 1. ters. struct-dikmek. a. Yus xiv] izin. keşfeden. inşa etmek " de+. perakende (satış).gün. < İng to detect ortaya çıkarmak. destur [Aş. güneş.a.a. 2. cin ~ EFa daiva. < Lat detergere.a. ruhsat.tanrı < HAvr *dyeu. gürlemek ~ HAvr *(s)tens. ~ Ave daeva.bir şeyden + Lat tergere.bir şeyden + Lat terminare sınırlamak " de+.

İdr xi] ~ Ar dawlat [#dwl msd. dönüş) biçimiyle ses benzerliği ilgi çekicidir. mülk ~ Aram dawlâ iktidar.a. fotoğraf filmini banyo etmek < EFr voloppe tahıl kepeği.) zenginlik. ortaya çıkarmak.* Aynı kökten Sans deva-. çevir-. geliştirmek. evir-. paranın değerini düşürmek ^1914 İng. ğ > w dönüşümü ve w sesi etkisiyle ünlü yuvarlaklaşması görülür. 2. & İng de. deveran döngü. Tü *dev-" devir- * Devir. Zerdüşt inancında eski devir tanrıları olan daeva'lar yenilip Ehrimen'in yönettiği kötülük tanrılarına dönüşmüştür. kabuktan veya torbadan çıkarmak. [Uy. devam etti devasa drw/dew + Fa âsâ benzer. Kaş viii+] tegür-/tewür. kudret. (mec. Karş. siyasi egemenlik.] dönüş.] ilaç devalüe [etm [ xx/b] ~ Fr dévaluer ~ İng devaluate değer yitirmek. [Uy viii+] tePey (= Moğ temege(n) a. döndürmek * Nihai biçim muhtemelen *teğir. deve Tü [ viii] tebe/tewe .] sürme < & Fa [ xx/a] dev gibi (Fr gigantesque karşılığı) * 20. teftiş etmek. 2. Veled xiv] ~ Ar dawâ' [#dwy msd. denetlemek. 2.] 1. Fr/İng envelope (zarf). Farsçada örneğine rastlanmamıştır. idari görevle dolaşmak) . deviyasyon [ xx/c] ~ Fr déviation yoldan ayrılma / İng deviation a. dönüş.ayrılma edatı + Lat via yol" de+. & Lat de.) develope [etm [ xx/b] ~ Fr développer 1.olup. torba " de+ * Karş.çevirmek.]. EYun Zeus (güneş tanrısı). 3.a. viyadük devlet [Kut. yy başlarında üretilmiş bir bileşik olmalıdır. deva [Aş. valör devam Ar dama sürdü.fiilinin kökü olduğu keyfi olarak varsayılan *dev. çağ < Ar dara döndü devir[mek Tü [Env xiv] ~ Ar dawr [#dwr msd. kabuk. iktidar. devir/devrdöngü. gibi" dev [Men xvii] ~ Ar dawâm [#dwm msd.] 1. açmak [esk. kaldı. zaman. egemenlik (= Akad dâlu/dualu 1.a. ~ OLat deviatio a.kökünden türetilmiştir. Lat deus (tanrı).ayrılma ve eksilme edatı + İng value değer " de+. dönüp durma " devir devin[mek YT [Tz xvi] [ 194+] hareket etmek ~ Ar dawarân [#dwr msd. deveran etmek. 2. dönmek. • Ar dawr (devir.

[Ömer b. tebdil etmek.* Anlam bakımından Ar #dwl (dönme. deyim YT [CepK 1935] tabir <Tüde-"de~ Ar dayyü6 [#dy6 im.] dönmeyle ilgili" devir devşir[mek <Tü < Tü değiş-" değiş- bir alanı dolaşarak yapılan nöbet [DK xiv] değşür-/devşür.] dönüp ~ Ar dawrat [#dwr msd.fiiliyle birleşmiştir. yanlış bilgilendirme < Fr information bilgi. deveran etme. içine işleme. [Bah 1924] ~ Fr désinfecter iltihap deyyus veya karısı tarafından aldatılan erkek dezavantaj avantaj dezenfekte [etm gidermek " de+.xiii TS) < der. bilgilendirme " de+. Osmanlı devletine özgü devşirme kurumunun adındaki anlam ikiliği ilgi çekicidir. mübadele etmek * Kullanımda Tü derşür. enlemesine gitme bildiren edat ve fiil öneki * Anlamca İng through. çözülmek dia+ ~ EYun diá içinden geçme. di.a. a. derlemek . .(toplamak. devran durma. ihtilal < Tü devir-" devir< Ar dawrî [Yus xiv] ~ Ar dawarân [#dwr msd.iki ~ HAvr *dwo.] dönüş. enfekte dezenformasyon [ xx/c] ~ Fr désinformation "bilgilendirmeme". dönem " devir devrim YT [CepK 1935] inkılap. entegre di+ dia » ~ E Yun dúo. Alm durch ve Fr par < Lat per edatlarının eşdeğeridir. " dü " diyapozitif [ xx/b] ~ Fr désintegrer çözmek.değiştirmek. Mezid xv] devriye [nsb.] karısını satan [ xx/b] ~ Fr désavantage avantajın zıddı" de+. sırayla birbirini izleme) kökünden türetilemez. bir köşeden diğerine çapraz gitme. enforme dezentegre [etm " de+. bir şeyi baştan başa katetme. özellikle zamanın geçişi " deveran devre döngü.

bakmak * Aynı kökten Sans dhyati (düşünmek). ayakla * Karş. 3. Erm tid. görmüş. TS* xv] ~ Fa dlda 1. diffus. görülmüş. 2. rulo şeklinde kitaba sarılan ve üzerinde kitabın konusu yazılan ipek şerit. Farsça fiilin kuraldışı geniş zaman kökü olan bin sözcüğünün etimolojisi ayrıdır.(seyretmek). diferansiyel hesap. göz < Fa dldan.xiv Kıp). önsözden önceki kısa sunuş yazısı ~ OFa dibâçag başlangıç duası dibek vurmak " tep[Men xvii] havan Tü dep-/tep. tabip ~ EYun difthéra tabaklanmış deri" defter * Hastalığın seyri esnasında boğazda oluşan köselemsi dokudan ötürü. didaiti bakmak. didaktik [DTC 1943] ~ Fr didactique öğretici. öbür ~ OFa . fus.< HAvr *dheis. getirmek " dis+. gören. wen. düşünmek) ~ HAvr *dhiâ. küçük ipek parçası. bin.a.öğretmek ~ HAvr *didnsko. Karş.düşündürmek < HAvr *dens-1 düşünmek " +dan1 dide [Ferec. lat. dilat.] 1. Fr. kuşpalazı # 1857 Pierre Bretonneau. Bak. görmek. bir hareketi ayrı hızda dönen iki aksa taşıyan mekanizma < Fr différence fark.a. Tü depek (tekme atan . fondan diğer datlgar [Ferec xiv] ~ Fa dlgar/dadlgar başka.birbirini parçalamak bisiklet dümeni " gidon < Tü dit-parçalamak " dit< Tü tıt-paramparça etmek " dit< Tü tıt-parçalamak " dit- diferansiyel [ xx/b] ~ Fr différentiel 1.taşımak ~ HAvr *bher-1 taşımak. dilate.döküp saçmak & Lat dis. bedbin.< EErm dit.görmek ~ OFa dltan. 2.dibace [Ali xvi] ~ Fa dibaca [küç. farklılaşma < Lat differre. görülen.kendini parçalamak [Kaş xi] tıtış. İlk hecedeki sesli değişimi açıklanmaya muhtaçtır. didak.+ Lat ferre.dövmek. +ber * Latince fiilin perfekt kökü kuraldışıdır. bir noktadan etrafa saçılma < Lat diffundere. eğitici ~ EYun didaktikós < EYun didâskö. 2. (= EFa didiy gördü = Ave dâi-. difüzyon [ xx/b] ~ Fr diffusion (dökülmüş bir sıvı gibi) yayılma. dağıtmak.dökmek " dis+.ayırmak.görmek. difteri [191+] ~ Fr diphtérie bulaşıcı bir hastalık. farklı kılmak & Lat di(s). didik didik didin[mek didiş[mek didon » <Tü Tü Tü [T S xv] didim didim parça parça [Kaş xi] *tıtın.+ Lat fundere.

hazmetmek & Lat di(s). yy başlarında üretilmiş edebi bir deyimdir.a. özellikle işaret parmağı ~ HAvr *dik. dik1[mek dik2[mek Tü direnmek " dik diken dikey dikit Tü YT YT [Uy viii+] tiken saplanan şey. ayırmak. dictare (bildirmek). direnmek Tü [ viii] tik. . sayısal < İng digit tamsayı. sokmak " dik-1 < Tü dik " dik < T ü dik-" dik * -it eki için bak. deig. şeri3 * Muhtemelen 20.Çing dikés bak! Çing dikáva bakmak dikkat [Ferec xv] ~ Ar diqqat [#dqq msd. rakam ~ Lat digitus parmak.(işaret etmek). zorla kabul ettirilen görüş ~ Alm diktat ~ Lat dictatum bildiri.saplamak.işaret etmek. sert.diğerkâm [TDK 1955] başkalarını seven.] incelik. buyrultu < Lat dictare bildirmek " dikte Türkçe anlamı Fr dictature (diktatörlük) kelimesinden etkilenmiştir. özgecil (Fr altruiste karşılığı) & Fa dîgar başka(sı) + Fa kâm seven. dike (yargı). sokmak [ xi] tik.< HAvr *kâ. dirençli.delmek. eğik olmayan. belirtmek. digest. dikiz [LG 188+] bakış.dik duruma getirmek. dijestif [xx/b] ~Frdigestifhazmettirici. dict-" dikte [ xx/b] ~ Fr diction söyleyiş biçimi. Farsça sözlüklerde yoktur. jest dijital [ xx/c] ~ Fr/İng digital tamsayılara ilişkin. dik Tü [Uy viii+] tik 1. sevgi.)" diğer. gest.çözmek.ayrı + Lat gerere. ince eleyip sık dokuma < Ar daqqa ufaladı.a. rafine olma. İng teach (öğretmek).dik durmak. vertikal < Tü *ti. canlı. göstermek * Aynı kökten Lat index (işaret parmağı). özellikle belli etmeden bakma (argo) .sevmek . ağaç dikmek < Tü *ti. ifade ~ Lat dikta [ xx/b] diktatörlük idaresi ~ Fr diktat dikte edilen şey. ince olma. detaylı olma. arzu (= Ave kâma. kılı kırk yarma.kılmak " dis+. saplamak. dîcere (söylemek).< HAvr *deik.sert olmak. inceltti diksiyon dictio < Lat dicere. diken [Geom 193+] şakuli [TDK 1944] stalagmit < Tü tik. 2. dik durmak. anıt. E Yun deíknymi.HAvr *kâ-mo. yemekten sonra içilen likör < Lat digerere.

< İng dictation microphone dikte etme mikrofonu " dikte. enli.OFa dil/diler kalp [Yus xiv] yürek ~ Fa dil 1. tırjğ (ses). kelimeleri tane tane söyleyerek yazdırmak.diktafon [ xx/b] dikte etme cihazı ~ marka Dictaphone ^ 1907 Columbia Phonograph Co.a. her türlü zorba yönetici ~ Lat dictator Roma cumhuriyetinde belli bir süre için olağanüstü yetkilerle donatılan yönetici < Lat dictare bildirmek. ~ İng dildo 1. yayvan " dis+ dilaver +aver dilber +ber [ xiv] [Men xvii] ~ Fa dil âwar yürekli. lisan. bildirmek ~ HAvr *deik. kayığın dildo [Hürr 1997] yapay penis küreklerinin bağlandığı çubuk. istida * -çe ekinin Farsça küçültme eki olan -çe ile ilişkisi açık değildir. 2. dilim yapmak < Tü *tı-2 ses vermek [Or viii] tıl dil (organ). gönül götüren " dil2. yürek. 2. dilenci <Tü [ xiv] < Tü dile-" dile~ Fa dil %ün yüreği kanayan & Fa dil dilhun yürek + Fa %ün kan " dil2. buyurmak. zıbık ~ ? dile[mek Tü [Or viii] tile.(ses vermek. adını koymak " dijital dil[mek dil1 Tü Tü [Kaş xi] til. cesaret dilate [etm [ xx/c] ~ Fr dilater yumuşatarak yaymak.uzunlamasına kesmek. hunhar . demokrasilerde geçici bir süre için olağanüstü yetkilerle donatılan yönetici. 2. beklemek. belirlemek. ıskarmoz. < Tü tile-" dile< Tü dilek" dile- [CepK 1935] arzuhal. cesur" dil2. söz * Aynı kökten Tü tın. yapay penis.istemek. belirtmek. yassıltmak ~ Lat dilatare a. a. fon(o)+ diktatör [Tarik 1885] zorba yönetici ~ Fr dictateur 1. ~ Fa dilbar gönül çelen. gönül. işaret etmek < Lat dicere. konuşmak). buyurmak " dikte dikte [etm [Bah 1924] ~ Fr di cter 1.işaret etmek. dictsöylemek. talep etmek dilek dilekçe Tü YT [Uy viii+] tilek a. 2.+ Lat latus geniş. dil2 . & Lat di(s). zorla kabul ettirmek ~ Lat dictare bildirmek.

~ Ave daena a. güce ilişkin. durmak. Akad dînu (yasa. sanayici < EYun dynámis güç " dinamik dinamo [Bah 1924] ~Fr/İngdynamo elektrik akımını güce dönüştüren motor ~ Alm dynamoelektrische maschine a. dinlenmiş. dingil <Tü " denk [TS xv] denil/dingil araba tekerleklerini tutan mil. dinamit.a. özellikle Ahuramazd veya Zerdüşt dini * İrani sözcüğün Elamca vasıtasıyla eski Babil Akadcasından alıntı olma ihtimali üzerinde durulmuştur. İsv. aks < Tü derjg denge.dilim Tü [ xi] tilim a. ^ 1867 Werner Siemens. Kaş viii+] tın.dinmek. dinamik. [TS xiv xiv] tınç dinmiş. mühendis (1816-92) < EYun dynámis güç " dinamik dinar [ xiv] ~ Ar dînâr altın para birimi ~ Aram dînârâ gümüş Roma parası ~ Lat denarius on as değerinde gümüş Roma parası < Lat deni onar. dinamo. onlu < Lat decem on " desi+ * Roma denarius'u ilk kez MÖ 21 1'de basılmış ve MS y. güçlü.yapmak.HAvr *deu. din[mek Tü [Uy. Alm. 2. etmek. nefes [ xiv] ~ Ar dimağ [#dmġ] beyin.sesi etkisiyle ş > ç dönüşümü tipiktir. hayırlı olmak EŞKÖKENLİLER: EYun dynamai : aerodinamik. Men xvii] dinç *tın(ı)ş < Tü tın-/din.a. [EvÇ. nefes). yargı) > İbr/Aram dîn (a.nefes almak.). dinlenmek * Aynı kökten ETü tın (ruh. a.. termodinamik dinamit [Bah 1924] ~ marka Dynamite patlayıcı madde adı ^ 1867 Alfred Nobel. kafa ~? Fa din [Kut xi] ~ Ar dîn [#dyn1] inanç ve ibadet kuralları sistemi ~ OFa den a. atak ~ E Yun dynamikós < E Yun dynámis güç < E Yun dynamai muktedir olmak. Karş. 275'e dek tedavülde kalmıştır. nefes almak " din* -n.a. dinamik [ xx/b] ~ Fr dynamique 1. dinmek. gücü yetmek . Karş. dinç <Tü [Kıp xiv] tiniş . Kuran'da dinar bir altın tartı birimi olarak zikredilir. düyun. soluk. dimağ damâğ burun. dinlenmek.a. eşlik < Tü . < Tü til-" dil-dilmaç Tü? [Kıp xiv] dilmaç/tılmaç/tilmaç/tolmaç tercüman * Dil sözcüğüyle ilişkisi açık değildir.

ses < Tü tın. istirahat etmek < Tü tın/tin dinozor [ xx/b] ~ İng dinosaur tarihöncesi sürüngen türü ^1841 Sir Richard Owen. dıngıl/dıngır onom rezonanslı ve ekolu hafif darbe sesi " dangıl dingo[nun ahırı ~ öz Dingo Walt Disney'in çizgi karakteri Goofy'nin Fransızca ve Türkçe adı ~ İng dingo Avustralya'ya özgü vahşi köpek türü . EŞKÖKENLİLER: Tütüp : dip1 Tü Türk : alaturka. dinlen[mek <Tü nefes.(bitmek). kök. türkuaz. eşlik " denk * Karş.ses * Aynı fiilin hem "ses algılamak" hem "ses çıkarmak" anlamını taşıması açıklanmaya muhtaçtır. dive (dalmak). belki Türk (bir kökten gelen) ve tüğ (biten şey). türedi. dinle[mek vermek " tınTü [Or. temel < Tü *tüü. Türk. türev. a. tüke.soluklanmak. tüy dip2 [ xx/c] ~ İng dip ekmek banılarak yenen sos < İng to dip batırmak.dingo a. Uy viii] tırjğla. kökten * Aynı kökten türe. son. türe-. -il eki Moğolcadan bir alıntıyı akla getirir. banmak < Ger *deupjan.sesi algılamak < Tü tın sada. soluk " din[Kıp xiv] tınğlan-/tinlen-/dinlen. Moğ tengelig (dingil) < terjg (denge. dip. eşitlik). İng. doğabilimci & EYun deinós korkunç. türkü Tü tüke-: tükel. . tükenTü tür : tür. eşitlik). -il eki Moğolcadan bir alıntıyı akla getirir. müthiş + EYun saûros kertenkele dip1 bitmek Tü [Uy viii+] tüp en aşağı uç. türlü Tü tüğ : tülü.daldırmak < Ger *deupa derin ~ HAvr *dheub-derin Aynı kökten İng deep (derin).* Karş. Moğ terjgelig (dingil) < terjg (denge. aks < Tü derjg denge.(bir kökten bitmek).bitmek. dingil <Tü [TS xv] denil/dingil araba tekerleklerini tutan mil. daldırmak.

" dik [ viii] tiriğ canlı. 2. " di+ diplomat [LO xix] ~ Fr diplomate resmen atanmış görevli. [EvÇ xvii] digren ~ Yun dikráni iki uçlu çatal ~ EYun dikrânon a.dik durmak.dik durmak. bir ağırlık birimi. +inç direktif [Bah1924] < Lat dirigere. yönlendirici ~Frdirecteur yönetmen~Lat < Tü diren-" dire-. eski Atina'da gümüş para birimi < EYun drássomai. diretmek.iki + EYun kránon boynuz (= EYun kraníon kafatası ) " di+.dik tutmak. bir el dolusu. berat < EYun diploö ikiye katlamak & EYun di. yönlendirmek " direksiyon direktör director " direksiyon direnç YT [186+] [CepK 1935] inat dirgen [Barkan xvi] digren harmanda saman atmaya yarayan iki uçlu çatal.yöneltmek. & EYun di. berat. bilincinde idi dire[mek [ xiv] ~ Ar dirâyat [#dry msd.a. direct. elçi < YLat diplomaticus "resmi evraklı". avuç. dirençli.a.avuçlamak. elle tutmak ~ HAvr *dergh. a. berat veya tasdikname sahibi < Lat diploma berat. yönlendirme ~ Lat directio < Lat dirigere. kraniyum * Metatez belki dermek/dirmek fiilinin etkisini gösterir. ikiye katlanmış parşömen tabakası.1. yönlendirmek < Lat regere. direnç göstermek < Tü *ti. 3.iki + EYun ploö katlamak < HAvr *pel. -t. tutam. ruhsat ~ EYun diploma. direnç göstermek < .a. 2. 2. yol göstermek " ray direkt direksiyon [ xx/b] ~ Fr direct düz. dayanak < Tü tire-" dire- direk direksiyon [ xx/b] ~ Fr (volant de) direction yönlendirme tekeri < Fr direction yön. tanıma. dra%. & İng deep derin + İng freeze dondurma " dip2. Tü [Uy viii+] tire.dipfriz [ xx/c] derin dondurucu ~ marka Deep Freeze bir buzdolabı markası #1941 ABD.a. antifriz diploma [LO xix] ~ Fr diplôme her türlü resmi evrak [esk.]. direct-yöneltmek. rect. diri Tü Tü *ti.yönetmek. küçük bir ağırlık birimi. yönelme. direnmek " dik Tü [ xi] tirek/tiregü destek. dik < Tü tire. dolaysız ~ Lat directus " ~Frdirectif yönerge. tasdikname " diploma dirayet farkında olma < Ar dara bildi. dosya. dirhem [Yus xiv] ~ Fa dirham 1.a. gümüş para birimi ~ OFa drahm/dram ~ EYun dra%me 1.] bilme. defter şeklinde katlanmış evrak.a.

dirlik dizdirsek <Tü [Kıp xiv] tirlik düzen. öğrenim dalı ~ Lat disciplina < Lat discipulus öğrenci < Lat discere öğrenmek ~ HAvr *didk-ske.* Anlam bağı için karş. budak dişi Tü [Uyviii+]tışı/tişia. [ xiv] taşra/taşarı/daşğarı a. < Tü *tir diz " diz dış Tü [ viii] taş1 a.a. taşak. dışarı. Lat docere (öğretmek). koruma " diri dirim YT [ xi] tiril.bölünme ve ayrılma bildiren fiil öneki [Uy viii+] taşğaru dışa doğru.canlanmak < Tü diri" diri [CepK 1935] hayat * Sıfata eklenen -(i)m ekinin işlevi belirsizdir.: taş-. eğitim. vegetable. < Tü taş dış " dış. taşıt.a.< Lat de. kalifiye * İng dis. EYun dokeo (bir öğretiyi benimsemek. taşı-.öneki burada Fr dés.karşılığıdır. fırlatmak diskalifiye [etm almak. diş geçirmek " dit~ Lat di(s). a. ~ EYun dískos yarışma amacıyla fırlatılan genellikle yassı ve yuvarlak nesne < EYun dikeö atmak. diri) > İng vigor. elemek < İng disqualify " de+. disiplin [Bah 1924] ~ Fr discipline talim. Lat vigere (dik ve güçlü olmak) > vegetus (canlı. <Tü*tı-1 parçalamak. mezhep sahibi olmak) disk [ xx/a] ~ Fr disque yassı daire şeklinde nesne ~ Lat discus a. taşra diş dis+ Lat de ex dışarı dişbudak Tü + Tü [Uyviii+]tışa. [ xx/b] ~ Fr disqualifier yetkisini elinden .a. dışkı Tü taş-/taşı. *dirimek fiili mevcut değildir.a. diriğ diril[mek Tü [ xiv] ~ Fa diriğ esirgeme. fraxinus " diş.dizmek. [DK xiv] dirlik < Tü *tir-/tiz. EŞKÖKENLİLER: Tütaş1 : dış. terbiye. düzenlemek " Tü [ xi] tirsgek a.< HAvr *deköğreti veya terbiye veya adap benimsemek * Aynı kökten Lat decere (adaba uygun olmak).a. +ri [Mü xvi] bir ağaç.

tartışmalı bir konuda verilen söylev < Lat discurrere.koymak " dis+. disposit. curs.rast gitmek. pro+1. diskotek [ xx/b] . dişlenmiş yer. [ 197+] plak çalınan gece kulübü ~ Fr discothèque gramofon plakları kütüphanesi & Fr disque disk + EYun theke kap. kur dişlek <Tü [LO xix] gedik. münakaşa.ayrı + Lat pergo. Sıfata eklenen -kı ekinin işlevi belirsizdir. söylev. söyleme < EYun Iegö2. tez2 * Fransızca biçim Bibliothèque (kitaplık) sözcüğünden benzetme yoluyla 1920’lerde türetilmiştir.uzamak.tahsis etmek.ayrı + Lat ponere. münakaşa etmek & Lat dis. bulmak (& EYun prós denk + EYun eîmi gitmek ) " dys+. pers. 3. dağıtım. dağılım < Fr disperser saçmak. yy'da anlam değiştirmiştir. dağıtmak ~ Lat dispergere. birkaç kişi arasında bölüştürme < Lat distribuere dağıtmak. koyma yeri " disk. yayılmak " dis+ disponibl [ xx/c] bir bankacılık terimi ~ Fr/İng disponible harcanabilir.a. kötü + EYun prosiemi. leksikon dispanser [Markop 1946] sağlık ocağı ~Frdispensaire (ilaç) dağıtma yeri < Fr dispenser tartarak dağıtmak. nutuk.harcamak & Lat dis. [ xx/a] dişi eksik olan kimse < Tü dişle-" diş * Esasen "dişlenmiş" demek iken 20. & Lat dis. discurs. posit.ayrı + Lat tribuere.a. söylem ~ Lat discursus 1. 2. parça parça harcamak ~ Lat dispensare a. iyon distribüsyon [ xx/b] ~ Fr distribution dağılım. disleksi [ xx/c] ~ Fr dyslexie harfleri bilip kelime okuyamamaya yol açan patolojik okuma güçlüğü ~ YLat dyslexia & EYun dys zor + EYun léksis okuma. log. 2. diskur [Nutuk 1927] ~ Fr discours 1. koşuşma. payını vermek < Lat tribus " dis+. pandantif dispersiyon [ML xx/c] ~ Fr dispersion saçılma.disket dışkı YT [ 198+] [TDK 1944] gaita ~ Fr disquette [küç. bölüştürmek & Lat dis.ayrı.okumak. söylemek " dys+.zıt yönlere koşmak.] küçük disk " disk < Tü dış " dış * Anadolu ağızlarındaki fışkı < Yun foúski sözcüğünden esinlenmiş olduğu açıktır. dispers. prost. & Lat dis. ödemek. post2 disprosyum [ xx/b] ~ YLat dysprosium kimyada bir element < EYun dysprostikós güç bulunan & EYun dys zor.ayrı + Lat pensare tartmak " dis+.koşmak " dis+. tri+ . zıt + Lat currere. tribut. depo. kullanmaya hazır < Lat disponere.a.

gram diyakoz [LO xix] ~ Yun diákos/diákonos papaz yardımcısı. 3. idrar-süren hastalığı < EYun diabainö sürmek. divane [Gül xiv] ~ Fa drwâna deli. önlemek. özellikle taşra ağzı & EYun diá çapraz + EYun Iegö2. makam sahibinin oturduğu minder. duvar veya çitle bloke etmek ~ HAvr *bhrkw-yo. farketmek. kıkırdak & EYun diá enlemesine + EYun frâssö. cin çarpmış" dev ~ Ar divit [Aş xiv] devât. fars diyagnoz [ xx/b] ~ Fr diagnose teşhis ~ EYun diâgnösis ayırdetme. musluk. [DK xiv] kurultay. & EYun diá boyunca + EYun %ronos zaman dia+. teşhis etmek & EYun diá + EYun gignöskö.a. [Men xvii] devât vulg. anlama. mahkeme. kaba taslak çizmek & EYun diá + EYun grâfö " dia+. diş geçirmek " diş divan [Kut.) ~ Mıs diyabet [ xx/a] ~ Fr diabète şeker hastalığı ~ EYun diabetes 1. içinden geçirmek. baz * Şeker hastalarının aşırı idrar etmesinden ötürü. sedir ~ OFa dewân defter. -t. daraltmak " dia+. teşhis < EYun diagignöskö ayırdetmek. < EYun diagrâfö üstünü çizmek. ağız. gnö. arşiv * İt dogana.). 2.tıkmak. frag.paramparça etmek. çıkarmak & EYun diá içinden geçerek + EYun bainö. divit dawât mürekkep şişesi (= Aram diwotâ mürekkep = İbr dlwo a. yargılamak " dia+.a. anlamak. Aş xi] defter. kilisede ayine yardımcı olan kişi ~ EYun diákonos yardımcı. İsp aduana (gümrük) sözcükleri Arapçadan alınmıştır. Fr douane. İng deacon (a. t. 2. yazmanlar heyeti. sıkmak.dit[mek Tü [ xi] tıt.a.kapatmak. bat. özellikle resmi karar ve hesapların yazıldığı defter. a.< HAvr *bhrekw. hizmetkâr < EYun diakoneö hizmet etmek * Karş. kron(o)+ diyalekt [ xx/a] ~ Fr dialecte lehçe ~ EYun diálektos lehçe. taslak ~ EYun diágramma. yün veya pamuk atmak < Tü *tı-1 parçalamak. büro. sekretarya. log. akıtan.bilmek. gönye diyagram [ xx/b] ~ Fr diagramme şematik çizim.gitmek " dia+. diyafram/diyafragma [186+]diafragma ~Fr diaphragme iki boşluğu ayıran zar ~ EYun diáfragma.ara duvarı. statik olmayan ~ EYun dia%ronikös a. diyakronik [ML xx/c] ~ Fr diachronique zaman içinde gelişen.söylemek " diyalog . gnostik diyagonal [ xx/b] ~ Fr diagonal çapraz < EYun diagónios köşe çaprazı & EYun diá çapraz + EYun gony köşe " dia+. şiir koleksiyonu. defter.a. meclis ~ Ar/Fa dîwân 1.

karşılıklı konuşmak."karşılıklı çeşitli şeyler söylemek" veya "farklı biçimde söylemek". sebep.diyalektik [P Safa 1949] ~ Fr dialectique tez ve antitezle akıl yürütme yöntemi. diyalektik. analiz diyalog [ xx/a] ~ Fr dialogue karşılıklı konuşma.tüm " dia+. perhiz ~ EYun díaita beslenme veya yaşam tarzı < EYun diaitâö belli bir tarzda beslemek.] kan bedeli < Ar . sperm diyatonik [ xx/c] ~ Fr diatonique müzikte bir ses dizisi < EYun dia tónon tüm ses perdeleri boyunca & EYun diá baştan başa + EYun tónos ses " dia+. diyalog . içinden akmak & EYun diá içinden + EYun rheö akmak " dia+. 430) < EYun diâlegö sohbet etmek. dialyt. memleket < Ar dar ev. münazara ~ EYun dialektike (te%ne) a. din işleri < Ar dîn " din [Men xvii] ~ Ar diyânat [#dyn1 msd.söylemek " diyalog diyaliz [ xx/b] ~ Fr dialyse. akıntı < EYun diarrheö akıp gitmek. tını kontrol aracı ~ EYun dia pason (%ordön) baştan başa tüm perdeler & EYun diá baştan başa + EYun pâs.] 1. pan(t). 490-y. ton1 diyet1 [ xx/b] ~ Fr di ète beslenme rejimi.ayrıştırma ~ EYun diálysis içinden geçerek ayrışma & EYun diá içinden geçerek + EYun lüö.söylemek " dia+. taşra ağzı konuşmak & EYun diá çapraz + EYun Iegö2. oba " dar2 diyare [ xx/b] ~ Fr diarrhée ishal ~ EYun diárrhoia ishal. log.a. ritm diyaspora [ xx/c] ~ Fr/İng diaspora bir ulusun ve özellikle Yahudilerin dünyaya dağılması < EYun diaspörâ saçılma. diyalekt. bir aşiretin sahip olduğu ülke. 2. bir çalgının seslendirebileceği tüm tınıların dizisi. log. 2. diyanet dindarlık. +log * Yunanca fiilin her iki anlamında "farklı söylemek" fikri mevcuttur . belli bir yaşam tarzı gütmek & EYun diá + EYun aitía amaç. obalar. söyleşmek.a. tohum ekme " dia+. spor. tamamen yayılma & EYun diá baştan başa + EYun speirö. Yun filozof (MÖ y. evler. diyapazon [Bah 1924] ~ Fr diapason 1. Karş.saçma. #Elea'lı Zeno. karşılıklı konuşma < EYun diâlegö 1. pan(to)+ diyapozitif [ xx/b] ~ Fr diapositif şeffaf pozitif film ~ İng diapositive a. etiyoloji diyet2 wadâ kan bedeli ödedi [ xx/b] ~ Ar diyat [#wdy msd.çözmek " dia+. kasıt" dia+. söyleşmek & EYun diá karşılıklı + EYun Iegö2.EYun diálogos söyleşme. lys. & İng diaphanous şeffaf (< EYun diafainö içinden öbür yanını göstermek) + İng positive " pozitif diyar [Env xiv] ~ Ar diyar [#dwr çoğ.] din. 2.

öğreten < Lat docere. et. itmek. [ xi] tizig sıra. güzel konuşan ~ Bul dobro iyi Tü YT Tü [ xi] tizgin a.ve *tür-/tör. rast.xvii) sözcüğü ile ilgisi kurulamaz.atmak.EYun dioptrikós bir araçla görmeye ilişkin < EYun diorâö. op. a. enterval & EYun diá + EYun (h)iemi. düzen.(sıraya koymak) biçimleri eş anlamlıdır. saf.diyez [ARasim 1897-99] ~ Fr diése müzikte inceltme işareti EYun diaísis araya sokma. onda bir < Fr dix on doçent [ResmiG1933] ~Almdozent üniversitede öğretim görevlisi ~ Lat docens.sıraya sokmak. dizgin dizi dizin dizyem . kötü + EYun énteron bağırsak " dys+. yönetim).duvar. yollamak. jet diyoptri [Bah1924] ~Frdioptrie göz bozulması birimi ." diz< Tü diz-" diz~ Fr dixième onuncu." diz< Tü tiz. dizanteri [ARasim 1897-99] dizanterya ~Fr dysenterie kanlı ishal ~ EYun dysentería bağırsak bozukluğu & EYun dys zor. * Tü *tir. Bak. t. sur) + Fa -dar tutan.Lat decem on " desi+ dobra [ xx/b] açık sözlü. Moğ/Tü törü (düzen. sokmak HAvr *ye.öğretmek " disiplin Türkçeye 1933'te Alman akademik sisteminden aktarılmıştır.görmek " dia+. aralık. harekete geçirmek " dia+. -li" +dar dize YT [TDK 1969] mısra < Tü diz-" diz- dizel [Bah 1924] ~ Fr/İng diesel bir tür içten yanmalı motor. bu motorlarda kullanılan yakıt < öz Rudolf Diesel Alman mühendis (1858-1913) dizge YT [CepK 1935] nazım < Tü diz-" diz- * TTü dizge (diz bağı . enter(o)+ dizayn dizdar [ xvi] [ xx/c] ~ İng design tasarım ~ Fr dessin " desen ~ Fa dizdar kale muhafızı & Fa diz kale (= Ave daeza.atmak. düzeltmek. Anlam yelpazesi için karş. sahip. diop. optik diz diz[mek düzenlemek Tü Tü [Or viii] tiz bacak eklemi [Uy viii+] tiz< Tü *tir < Tü *tir-/tür. HAvr *reg-1 (düz. .bir şey içinden veya vasıtasıyla görmek & EYun diá içinden + EYun orâö. dizi [TDK 1955] indeks [ xx/b] < Tü tiz. yasa. doct. yasa) sözcüğünün aynı kökten türediği varsayılabilir.

doğmak. vb. kabarmak. dogmatik [DTC1943] ~Frdogmatique bir öğretiye katı katıya bağlı olan. Karş. meydana çıkmak " döv< Tü doğ-" doğYT [CepK 1935] mizaç * Fr nature (tabiat) < Lat nasci (doğmak) sözcüğüne kıyasla türetilmiştir. belirmek. kabarmak. fısıltı. <Tü tokuz on "dokuz Tü [Or viii] kün toğusı. t. doğal [Fel 194+] tabii < Tü doğa" doğa Tü YT * -(a)l eki Fr naturel sözcüğünden esinlenmiştir.< HAvr *dek. kabul etmek. inilti. [Men xvii] doğu güneşin doğduğu yön < Tü doğ-" doğ[ResCGaz 1912] ~ İng dock gemi havuzu ~ Hol . felsefi ilke. eğri olmayan. düz. doğu dok docke dök[mek doksan Tü Tü [Uy viii+] tök. 2.saçmak [Uyviii+]toksona. vızıltı. dar görüşlü < EYun dógma. meydana çıkmak [Uy viii+] toğ-/tuğ.a. gürültü. doğru doğrultu Tü [Uy viii+] toğru/toğrı 1.benimsemek. şarıltı. mezhep < EYun dokeö doğru kabul etmek.doğmak. belirmek. doğaç [CepK 1935] ilham < Tü doğ-" doğ- * -aç ekinin işlevi ve Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle ilişkisi belirsizdir. doğan [ xi] toğan bir tür yırtıcı kuş.öğreti. uğultu. bir öğretiyi benimsemek ~ HAvr *dok.doğ[mak doğ[mak döğ[mek doğa YT Tü Tü » [Uy viii+] toğ-/tuğ. öğrenmek " disiplin doğra[mak Tü [ xi] toğra. ufalamak * Etimolojisi açık değildir. -e yönelme edatı. yanlış olmayan (sıfat) YT [TDK 1944] yön < Tü doğru " doğru * -ultu ekinin Türkçede sadece ses yansımalı sözcüklerde kullanılan -ilti ekiyle ilişkisi açık değildir. dırıltı.dilimlere ayırmak.

[Men xvii] 2.dövmek. doküman [DTC1943] ~Frdocument belge~Lat documentum ders kitabı. dolu olmak < Tü to-[viii] doldurmak. vurmak. yuvarlak * Aynı kökten Tü to5/tot (tam. kanıt. Lat tangere. temas etmek < Tü tokı. direkt olmayan < Tü dola-" dola- dolap [Aş xiv] 1. dolu). hoca < Lat docere. dolap çevirmek. dokunmak.öğretmek " disiplin doktora [Bah 1924] ~ Fr doctorat doktorluk rütbesi ~ OLat doctoratus "doktor edilmiş". 3. genelde tabip ~ Lat doctor öğretmen. tok (dolu).dolmak.(su katılaşmak). 2. Kaş viii+] tolğa-/tola.öğretmek " doktor dokun[mak Tü [Uy viii+] tokın. dolandırıcılık. doct.(doldurmak). • Anlam gelişmesi için karş.1.]. üniversitede hocalık beratına sahip kimse. su çarkı. vurmak. dola[mak Tü [Uy. doku[mak dokumak Tü [Uy viii+] tokı-/toku.(dokunmak) > texere (dokumak). DK xiv] dolamaç dolanan. kiler. belki ton. tax.doktor [LO xix] tabip ~ Fr docteur 1. 3.(kendi eliyle) değmek. dönme dolap.a.sarmak. zürriyet dol[mak hale getirmek Tü [ xi] tol. kuyudan su çekmeye yarayan düzenek. kumaş * Tak/tok (vurma sesi) onomatopesiyle alakası düşünülebilir. top (yuvarlak). hile. dolap beygiri. üniversitelerde öğretmenlik yapma ruhsatı < Lat doctor öğretmen " doktor doktrin a. kumpas. = Akad dulu a. a. erzak deposu & Fa döl kova (~ Aram dülâ a. içine eşya konulan mahfaza ~ Fa döl âb 1. diplomalı tabip [esk. her türlü mekanik çark. . a. döl Tü [Uy viii+] töl birinin dokuz soyundan gelenler. el değdirmek " dokuTü [ viii] tokuz/tokkuz a. doct. su çarkı. düzen. dolandırıcılık. el değdirmek. 2. döndürmek dolambaç <Tü [Kıp. Fiil kökünün ad olarak kullanılması ilgi çekicidir. 2. to5. torjğ (yuvarlak). doktora sahibi. belge < Lat docere. dövmek. a. " doktor doku YT [DTC1944] [CepK 1935] nesc ~Frdoctrine öğreti~Lat doctrina < T ü doku-" doku- * Önceleri Fr tissu karşılığı iken yakın dönemde texture anlamını kazanmıştır.) + Fa âb su " ab Anlam çeşitliliği için karş.

kızın memesi dolgun hale gelmek. [Men xvii] domal. sıkışmak " doldolun[ay dölüt YT Tü [Uyviii+]tolun1. Moğolca tomura. +sefal dolmen [ xx/b] ~ Fr dolmen megalitik mezar anıtı ^ Théophile Corret de la Tour d'Auvergne. asker ve arkeolog (1743-1800) & taol masa + men taş dolomit [ML xx/c] ~ Fr dolomite bir tür çökelti kayası # 1791 Fr. . top < Tü to. < öz Déodat de Dolomieu Fransız jeolog (1750-1801) dolu1 Tü [Uy viii+] tolu dolgun. dolunay < Tü tol-" dol[TDK 1955] cenin < Tü döl" döl * Ada eklenen -üt ekinin işlevi belirsizdir. doymak. bol. domal[mak <Tü [Kıp xiv] tomal. tomurcuk < Moğ. tüm.uzun) + EYun kefale kafa " longa. kabarmak) biçimi ile Türkçe olduğu anlaşılan *tom (şişkin şey.dopdolu. yuvarlak. dolikosefal [ xx/b] ~ Fr dolichocéphale uzun kafalı & EYun doli%os uzun (~ HAvr *dlsgho.tümsek veya yuvarlak hale gelmek. top) arasındaki ilişki muğlaktır. çok miktarda < Tü tol-" dol< Tü tol-donmak? < Tü to- dolu2 Tü [ xi] tolı buz parçalarından oluşan yağış dolmak. tomruk. 2. Bohemya'da gümüş madenleri olan bir yer Joachimsthal'da rotatif makinayla basılan ilk gümüş paraların adından.dolar [ xix] ~ İng dollar Amerikan para birimi ~ Alm thaler/taler < Alm joachimsthaler 1519'dan itibaren kullanılan bir gümüş para birimi < öz Joachimsthal Joachim Vadisi. Fr. talveg dolay dolayı dolaysız <Tü <Tü YT [Men xvii] etraf. EŞKÖKENLİLER: Alm thal : dolar. yuvarlak hale gelmek " dol* Karş.dolmak.eğilip arkasını yuvarlak hale getirmek < Tü *tom/ton dolgun veya şişkin şey.(şişmek. Edata -lı/-sız ad ekleri eklenmesi ilgi çekicidir. havali < Tü dola-" dola< Tü dolay " dola- [Men xvii] nedensellik belirten edat [TDK 1944] vasıtasız < Tü dolayı" dola- * Anlamca dolay adı ile değil dolayı edatı ile bağlantılıdır.

her türlü giysi.dolmak. egemen < Fr dominer hükmetmek. bir oyun ~ İt domino ~ Lat dominus efendi. devlet. don1 Tü [ viii] ton giysi. yy'a dek "1. siyah renkli rahip başlığı. hane halkından olan kimse . doymak. * Meksika kökenli bitki 1528'de Hernan Cortés tarafından Avrupa'ya getirilmiş. domestik [ xx/c] evcil. yatılı hizmetçi ~ Lat domesticus a.] Frenk patlıcanı ~ Fr tomate a. törjğkör-(devirmek.yarı < Lat dimidius ortadan ikiye bölünmüş. tıkışmak " dol< Tü*t ew ü n -devrilmek. ancak 18. 2.a.domalan <Tü [MŞ. döndürmek " devir- * Kaşgarlı'ya göre Oğuzcaya özgü bir fiildir.yarı < Lat dimidius ortadan ikiye bölünmüş. Kürtlerde bir aşiret/ulus adı olan Dımbili ile ilişkisi araştırılmalıdır. kukuletalı pelerin. egemenlik. altını üstüne getirmek). a.suyun katılaşması < Tü to.Fr domestique a.devirmek.ayrı + Lat medius orta " dis+. rahip " dam2 dominyon [ 190+] ~ İng dominion 1. özellikle tören giysisi. İngiltere'nin iç işlerinde bağımsız kolonilerine verilen ad ~ OLat dominion a. dombili [199+] bir hakaret sözü ~? * Tombul sözcüğüyle bağdaştırılması muhtemelen yakıştırmadır. pantolon 19. törjğkörüş (devrim). yy ikinci yarısında yaygınlık kazanmıştır.. kıyafet.ayrı + Lat medius orta " dis+. trüf < Tü tomal-/domalyuvarlak olmak " domal~Yuntomátes domates [LO 187+] Frenk patlıcanı [çoğ. yarım & Lat di(s). 2. yüzük). a. a. dönmek = d ön[ me k Tü [ O ğxi ]t ö n -a . mülk. ~ Nahuatl tomatl a. yarım & Lat di(s). midi+ dömi+ [ xx/a] ~ Fr/İng demi. Amr xiv] yeraltında yetişen bir tür mantar.a. sahiplik. egemen olmak ~ Lat dominare < Lat dominus ev sahibi. [C od Cx ii i] Tü teğür-/tewür. at rengi" anlamında.a . midi+ dominan/dominant [DTC 1943] dominant ~Fr dominant/dominante hükmedici. [ xi] ton. evcimen..a. < Lat domus ev " dam2 dömi+ [ xx/a] ~ Fr/İng demi. . 2.a. efendi" dam2 domino [ 188+] ~ Fr domino 1. törjğkölük (halka. Buna karşılık Kırg dörjğölök (tekerlek). hükümet. [KT xix] şalvar. < Lat dominare hükümran olmak < Lat dominus " dam2 domuz don[mak Tü Tü [Uyviii+]tonuza. ~ İsp tomata a.

2. devir < Tü dön-" dön< Tü [Kan xv] bir çift öküzle bir günde sürülebilen arazi büyüklüğü YT [Fel 194+] tebdil. -em ekinin işlevi açık değildir. bulamak. & Lat de." dön[TDK 1955] daire.giyinmek < Tü tona. sunu < Lat dare. altın rengi < Fr dorer altınlamak. sos katmak ~ Ger *deup-" dip2 döpiyes [Hay 1959 195+] ~ Fr deux pièces 1. 2.dolmak. muşmula döngü dönüm dön-" döndönüş[mek doping YT <Tü [ xiv] yuvarlak şey. dönence [TDK 1944] tropik < Tü dön-" dön<Tü [ 194+] * EYun trepo (dönmek) > tropikós karşılığı olarak türetilmiştir. iki parça. altın kaplamak ~ OLat deaurare a. istihale < Tü dön-" dön- [ xx/b] spor müsabakasında uyarıcı ilaç alma . resmigeçit. periyod < Tü dön-" dön- * Ar dawr (dönmek) > dawrat (periyod) karşılığı olarak türetilmiştir. kozalak. piyes dore [ xx/b] ~ Fr doré altın kaplamalı. Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle benzerlik yüzeyseldir. armağan etmek < Lat donum verilen şey. hediye. " de+ . tören alayı. uyuştrurucu alma < İng dope ilaç. döngel meyve. a. uyuşturucu < Hol doopen daldırmak.don2 Tü doymak " doydonan[mak donanma filo Tü [ xi] tor)ğ donma veya donmuş şey < Tü to. [Uy viii+] tonan. savaş gemilerinden oluşan < Tü donan-" don1 done [ xx/b] ~ Fr donnée veri < Fr donner vermek ~ Lat donare sunmak. iki parçalı kadın giysisi & Fr deux iki (~ Lat duo ) + Lat pièce parça " düo.İng doping ilaçlama.[viii+ Uy] giydirmek " don1 <Tü [Men xvii] 1. dat-" data dönem YT [TDK 1955] devre.bir şeyden + Lat aurum altın ~ HAvr *aus-2 a. [Amr xv] elmaya benzer bir < Tü dön. a. dönemeç YT [TDK 1955] viraj < Tü dönmek " dönYT * -emeç ekinin işlevi belirsizdir. döner döner kebap < Tü dön-" dön- * 1944'ten eski örneğine rastlanmadı.

vis.[viii] doldurmak doy[mak .aletle veya kızgın şişle dağlamak Tü tög-" dövTü " dol[ viii] to5-/tot. ayırmak " dis+ * Hanedan armaları ailenin çeşitli kollarını belirten bölmelere ayrıldığı için. 2.havanda dövmek. Aş xi] < Tü töşe-" döşe- ~ Fa dost arkadaş. evrak üzerine geçirilen kılıf.~ HAvr *weidh. hanedan arması. Çağ xiv] döş * Fa doş.yükselmek. kale. Urey. çıkmak. inceltmek döviz [ xx/b] yabancı devletlere ait kâğıt para ~ Fr devise 1. bir muameleye ait evrakın tümü < Fr dos sırt ~ Lat dorsum * Aynı konuya ait evrakları ayırmak için takılan sırt kartonundan. [Kıp xiv] toruk . yaygı [Kut. [TS xvi xvi] toru (= Moğ torug/turug yükseklik < Moğ toruy. Amer.ikiye bölmek & Lat di(s). banknot ~ OLat divisa hanedan arması < Lat dividere. döteryum [ML xx/c] ~ YLat deuterium atom ağırlığı 2 olan hidrojen izotopu ^ 1933 Harold C. Tü Tü [Uy viii+] töşe. yatak yaymak [Uy viii+] töşek yatak.a. 2. kimyacı < EYun déuteros ikinci " di+ döv[mek Tü [ xi] töğ. kolun üst kısmı) sözcüğüyle benzerliği tesadüf olmalıdır.(sırt) < HAvr *dous. Ave daoşa. dağlamakla açılan yara < Tü tögne. a. dosya [Tanin 1910] dosye ~ Fr dossier 1. baş kaldırmak döş Tü [Uy viii+] töş göğüs.ayrılma edatı + Lat *videre. yar ~ EFa dauştâ.dört dörtgen Tü [ viii] tört a. +gen Tü [ viii] * Atatürk tarafından bulunan sözcüklerdendir. dövme <Tü [TS xiv] döğün yakı. üzerinde kraliyet arması bulunan menkul değer. döşe[mek döşek dost dauştar.(omuz. divis. a.sermek. ezmek. sırtlık. [Kıp.doldurmak. özellikle göğsün alt kısmı. YT [Geom 193+] " dört. özellikle mideyi doldurmak < Tü to.bölmek. doru toruğ koyu kahve at rengi doruk Tü? [CodC xiii] torağı zirve.

draje [ xx/b] ~ Fr dragée badem şekeri ~ Lat tragema ~ EYun tragema.çerez. suyunu akıtmak ~ Ger *draug. 2. ~? Kelt dren [ xx/b] ~ İng drain tıpta biriken sıvıyı boşaltmak için kullanılan cihaz < İng to drain kurutmak. çeyiz < Yun *tra%öno para saçmak Yun tra%i gümüş para EYun dra%me gümüş para " dirhem * Yunanca sözcüğün etimolojisi tartışılmıştır.vermek " data dozer » [ xx/b] " buldozer dragoman ~ Fr/İng dragoman (resmi görüşmelerde taraflara eşlik eden) tercüman ~ İt dragomano a.doz [ xx/a] ~ Fr dose verilen ilaç miktarı ~ EYun dosis verilen şey. ~ İng drill matkap.a. bir tür yarış yelkenlisi dragon ejderha ~ Lat dracon a.] damlamak dril [ xx/c] ~ İng dribbling 1. do. a.kurutmak < HAvr *dreug. özellikle ufak tefek şeyler yemek dram [ 188+] ~ Fr drame tiyatro oyunu ~ EYun dráma. erg drape [Hayat 1959] ~Frdrapé bol kumaşla sarılmış. t.a. işlemek " dram. ~ Ar tarcumân a. ~ Fr drahoma ~ Yun trafoma 1.a. 2. düğünde saçılan para veya pirinç.vermek ~ HAvr *dö. döner delgi < İng to drill . giydirilmiş < Fr draper bol kumaşla sarmak < Fr drap kumaş ~ OLat drappus a. t. dramatürji [ xx/b] ~ Fr dramaturgie tiyatro oyunu sahneleme < EYun dramatourgós & EYun dráma. a. trajedi < EYun drâö eylemek. ~ EYun drâkön a. İngiltere'de 1906'dan itibaren imal edilen bir tür savaş gemisi & İng dread kork(mak) + İng nought hiç dribling [ xx/c] basketbol terimi < İng to dribble [onom. a. ejderha. t. 2. " tercüman dragon [ xx/b] 1.tiyatro oyunu + EYun ergö yapmak.eylem. oyun. kuruyemiş < EYun trögö kemirmek. hediye. bir ölçek ilaç < EYun didömi. ~ O Yun dragómanos a. şekerleme. icra etmek ~ HAvr *ders. damlayarak akma.eylemek * Osmanlı Dram Kumpanyası 1882'de kurulmuştur. yemek.kuru drenaj kurutma < İng to drain " dren [ xx/b] ~ Fr/İng drainage fazla suyunu akıtarak dretnot [ 190+] ~ İng dreadnought "hiç korkmaz".

duplic-" dupleks duble yapmak " düo dübür makat. dudu kuşu Tü? [T S xiv] girdap. Fr deux.). [TS xiii. şarkı söylemek " dua.a. çehar dudak <Tü [İMüh xiii] tutak gaga.a. suyu yer altına çeken delik. a. di-. İng dowel (a. . iki kat yapmak ~ Lat duplicare ikiye katlamak < Lat duplex. yüzyüze gelme. iki dört. %w^ân okumak. tanrıya yakarma " davet [Kut. Ave/Sans dvá (iki).] arka taraf. yardıma duahan ~ Fa ducâ%w^ân dua okuyan. kuyruk [ xx/b] [ xiv] dübr ~ Fr doublé iki kat < Fr doubler ikilemek. * Aynı kökten EYun dúo.] çağrı. iki kat ~ Ar dubr [#dbr msd. makamla dua söyleyen & Ar ducâ + Fa xwandan. dekan. CodC xiii] dotak/dudak/tudak/tutak dudak < Tü tut-" tut* T > d değişimi açıklanmaya muhtaçtır. dua çağırma. yüzer köprü yapmakta ~? ~ Fa du bâra iki kez & Fa du iki + Fa bâr ~ Alm dübel takoz ~ Ger (= İng dowel a. yeniden giydirme. dublaj [ xx/b] ~ Fr doublage ikileme. hanende düalizm < Lat dualis ikili < Lat duo iki" düo [Bah 1924] dualizma ~ Fr dualisme ikilik. 2. bir filmi ikinci kez seslendirme < Fr doubler ikilemek. Aş xi] ~ Ar ducâ' [#dcw msd. * Karş. karşılaşma & Fa du iki + Fa çâr dört" dü. bi-3. 2. Lat duo. altı düz ve geniş tekne. İng two.dü [Yus xiv] ~ Fa du/du iki ~ HAvr *dwo. Karş. düden [Kıp xiv] derin dudu1 [ xiv] tuti ~ Fa tütl papağan. bir topluluğun en yaşlı ve deneyimli üyesi ~ Lat decanus ~ EYun dekanós " dekan duba kullanılan içi boş nesne dubara kere. kıç. a. ikicilik duayen [ xx/b] ~ Fr doyen 1. duçar [Men xvii] yolda rast gelme ~ Fa duçâr/düçâr 1. 2. defa " dü dübel [ 199+] [LO xix] 1.

düdük sesi" düt düello Lat duellum/bellum savaş [AMithat 1877] ~ İt duello ikili çatışma ~ * İtalyanca/Fransızca sözcük Lat dualis (ikili) sözcüğünden kontaminasyon yoluyla "ikili çarpışma" anlamını kazanmıştır. [Kıp. " dadı < Tü düdük Tü [ xi] tütek ağızlık. a.] üfleme sesi. [ xi] tügüm bağ < Tü tüğ. 1140) atfedilse de kullanımda para birimi her zaman Venedik'le birlikte anılmıştır. özellikle Ermeni kadın . akit. seki.önder. seki. özellikle çarşı içinde satış yeri ~ Aram dukana platform. Roma imparatorluğunda bir rütbe < Lat dücere.bağlamak " düğme duhul " dahil1 [Env xiv] ~ Ar duxül [#d%l msd. düğümlemek < Tü tüg. yönetmek. lider.bağlamak. emzik. kerevet ~ Akad dakkannu seki. düğüm.Erm dudu yaşlı kadın. tezgâh. Kaş viii+] tügün bağ. önder.öncülük etmek düka [altını ~ İt ducato ilk kez 1274'te Venedik Dükası Lorenzo Tiepolo tarafından bastırılan ve 17.dudu2 [ xvii] gayrımüslim yaşlı kadın. düet İt duetto " düo düğme düğüm Tü Tü [ARasim 1897-99] düetto ~ Fr duette müzikte ikili ~ [ xi] tüğme a. Hz. [ xx/b] külüstür otomobil .bağlamak " düğme < düğün Tü [Uy.Ar duldul [#dldl] 1. oklu kirpi. dadı = Fa dâdü a. duc. Avrupa'da bir soyluluk unvanı ~ Lat dux. Ali'nin katırının adı . DK xiv] düdük kavalın küçüğü düt/tüt [onom. 2. içine girme dük [EvÇ xvii] duka ~ Fr duc yönetici. ductyöneltmek. özellikle evlenme akdi Tü tüg.] girme. Ali'nin katırı. önderlik etmek ~ HAvr *deuk. yy'a dek yaygın olarak kullanılan altın para birimi < İt duca dük " dük * Bazı kaynaklarda ilk düka altını Apulia Dükü II Ruggiero'ya (y. dükkân [Aş xiv] satış tezgâhı ~ Ar dukkân/dukân [#dkn] platform. a. üzerine bir şey konulan yükselti ~ Sumer dagana bir tür tezgâh veya platform dul düldül Tü [Or viii] tul eşi ölmüş kadın [DK xiv] Hz.

iğne ipliğe döndü dün Tü [ viii] tün gece (= Moğ tüne karanlık) dünür Tü [Uy [MMem xvi] ~ Ven timón [İt timone ] a.] zayıf ve sürekli şekilde vurmak " tep* Rezonans bildiren onomatopelere özgü -n. daha yakın yer. [Men xvii] yanan nesnelerden çıkan gaz * 17. biçici & Fa durûd 1. 2. pli . tabya ~ Fa damdama a.iki + EYun pláks. yanaştı * "Öte taraf" ile bir karşıtlığı ima etmesi bakımından İslam dini kökenli bir kavramdır. ~ Lat ~ Ar Dumr/Dumür [#Dmr msd.] beri taraf. katman " düo. 2. çift & Lat du. f. karanlık. biçilmiş.ikikatlıolanherşey.] zayıflık.tabaka.[küç. EvÇ. çöktü. İtal. desi+ * Yunanlı hekim Herophilos'un (MÖ 353-280) kullandığı dodekadáktylon (onikiparmak bağırsağı) teriminin Latince çevirisidir. Hind. plak. bulut. yontulmuş.iki" duodenum [ML xx/c] ~ OLat duodenum onikiparmak bağırsağı ^ Gerardo di Cremona. duplic. dümbelek <Tü [TS. hısım dünya [Kut xi] ~ Ar dünya' [#dnw sf.dülger [Mercimek xv] dürger ~ Fa durgar/durûdgar marangoz. Men xv-xvii] tebelek/deplek/debelek/dübelek/tenbelek küçük davul < Tü tebele-/debele.iki katlı. iki katlı konut ~ Lat duplex. evlilik yoluyla akrabalık. düo [ xx/b] ~ İt duo ikili ~ Lat duo iki ~ HAvr *dwo. burç. kereste (< Fa durudan biçmek. yy'dan itibaren anlam değiştiren tütün sözcüğünün yerini almıştır. viii+] türjgür sıhriyet.sesi sonradan türemiştir. hekim (ö. dümen temon a. dumur zayıflama < Ar Damura zayıfladı. a. dunüw/danâwat] yakın idi.a.a. dumdum [191+] ~İng dumdum bullet bir tür kurşun ^ 1897 İng. dupleks [xx/c] ~İngduplex1. biçilmiş ağaç. yeryüzü < Ar dana [msd. 1187) < Lat duodecim oniki & Lat duo iki + Lat decem on " düo. < öz Dumdum Hindistan'ın Bengal bölgesinde bir müstahkem yer ve cephane fabrikası ~ Bengali damdama toprak kale. yontmak ) + Fa gar/kar yapan " kâr duman Tü [ xi] tuman sis.

durum 1. ikileme. a. ~ HAvr *deru-1 düz. sağlıklı ~ EFa duruva. sağlam).dermek. duplic. toplamak. batırmak. ~ İt duplicato bir evrakın EŞKÖKENLİLER: Tü dur. Kaş viii+] tül/tüş rüya. 2. düz. katı. 1019) < Fa darzî terzi düş Tü [Uy.a. düşün- . sokmak. kopyalama ~ Lat duplicatio < Lat duplicare ikiye katlamak < Lat duplex.: dur-. doğru. Men xvii] durbin 1. a. [Fel 194+] muharrik < Tü dürt-" dürt< Tü dur. sert. hayal EŞKÖKENLİLER: Tü tüş : düş. hal [ xx/c] buğday türü ~ HAvr *drü-ro. ilaç ve merhem gibi şeyleri eliyle sürmek. 2. a. bohça etmek dürbün dürbün (Fr téléscope çevirisi) durgun Tü [KâtipÇ. * Aynı kökten İng true (doğru). düşün. duru. dürt[mek Tü? cildini ovalamak dürtü durum1 durum2 [buğdayı YT YT [DK xiv] 1.] Suriye ve Lübnan'da yaşayan bir dini topluluğun mensubu < öz MuHammad İsmail al-Darzî Dürzi dininin kurucusu (ö.] 1. katı). trust (güven) < Ger *treuwaz (düz.düplikasyon [ xx/b] ~ Fr duplication ikiye katlama. uzak görüşlü kimse.a.< HAvr *deru-1 pek ve sağlam olma " dürüst duruşma YT [CepK 1935] muhakeme < Tü dur-" dur- * Duruşmak fiili mevcut değildir. durgun. sağ.) + Fa bin gören " bedbin < Tü tur-" dur- [ xi] turkun a.a. dürüst [CodC xiii] drust düzgün.iki kat" dupleks duplikat ikinci kopyası " düo dur[mak Tü [Bah 1924] duplikata [ viii] tur. & Fa dür uzak (~ EFa/Ave dura a. Lat durus (sert." dur ~ Lat durum [n. dürzü ~ Ar durzı [nsb. 2. bir [CepK 1935] vaziyet. duruşma dür[mek Tü [Uy viii+] tür. sağlam ~ Fa/OFa drust doğru.

~ Fa drwâr/diwâr a. düşün[mek düş dut d üt duvak tuğ duvar a. inmek. duc. [ viii] tuy.< HAvr *men-1 düşünmek ) " dys+.duyumsamak. duşvar (müşkül). sevketmek < Lat ducere. duy ampul takılan çukur duy[mak Tü [ xx/b] ~ Ar duwal [#dwl çoğ. götürmek. düven ~ E Yun tykâne a. mantalite * Karş. akıl. öğüt (~ HAvr *mn-yo.] devletler ~ Ar dawlat ~ Yun doukáni ekini kabuğundan ~ Fr douille her türlü mekanik aracın çukur kısmı.kötülük düşünen. a.a. = Ave duşmainyu. düvel [#dwl çoğ. uğursuz (~ HAvr *dus.kötü. hayale dalmak < Tü tüş rüya. hayal" [Men xvii] d üd ük se si [DK xiv] Tuwak gelinin yüz örtüsü. duşnam (sövme). murdar).kötü.düşmek. nakletmek. a.a. o no m <Tü Tü [Uy viii+] tüşe. konmak. Fa duj (çirkin.] " devlet düven [Mü xvi] dögen ayırmak için kullanılan cihaz. kırmızı tül.] < Lat dux. a.rüya görmek. a.dük " dük düşey YT [Geom 193+] vertikal < Tü düş-" düş- * Fiil köküne eklenen -ey ekinin işlevi belirsizdir.a. a. sevketmek < Lat ductare yol göstermek.duş [ xix] ~ Fr douche a. ~ OFa dewâr * v/w sesi etkisiyle ilk hece kapanmıştır. a. ~ İt doccia su borusu < OLat *ductiare iletmek. ~ Aram tütâ a. duct-" dük düş[mek Tü [ viii] tüş. bir tür ipekli kumaş ~ OLat ducissa [f. bozuk ) + Ave mainyudüşünce. [TS xv xv] Tuğak [CodC xiii] divar < Tü tuğ " ~ Ar/Fa tüt a. düşün [CepK 1935] mülahaza < Tü düşün-" düşünYT * Fiil kökünün ad olarak kullanılması ilgi çekicidir. düşman [Kut xi] ~ Fa/OFa duşmân/duşman a. ölmek düşes [Bah 1924] ~ Fr duchesse dükün eşi. hissetmek . duşt (çirkin). & Ave duş/duj.

düzeltmek. İng dozen (a. a. sıraya koymak " düz- düz[mek Tü düzenlemek " diz- = Tü *tür-/*tör. borç verdi. desi+ * İt dozzina (a. dizmek. dizili. fonetik açıdan mümkün görünmemektedir. [TDK 1983] istihbarat < Tü duy. & Lat duo iki + Lat decem on " düo.] borçlar < Ar dayn borç < Ar dana 1. il). 2. duyarlık [CepK 1935] his duy-" duyduyum YT [CepK 1935] his.) biçiminden alıntı. yasama = Akad dlnu yargı. muntazam < Tü düz< Tü düz-düzYT < Tü düz-" düz-düzey [CepK 1935] seviye düzgün <Tü düzeltmek " düzduziko düz [ xx/a] ~ Yun doúziko katkısız rakı < Tü düz " düzine [LO xix] duzina ~ Fr douzaine onikilik birim < Fr douze oniki ~ Lat duodecim a. [Men xvii] düzgün tertipli. düz Tü [Or viii] tüz doğru.sıraya koymak.a. kent. hüküm verme. düzenli [Uy viii+] tüz< Tü *tür. * Dizmek fiilinin varyant biçimidir. düzlem <Tü YT [ xv] sahte [Geom 193+] < Tü düzle-" düz-düzmece < Tü düz-" düz- . düzen düzenek <Tü [Ferec xv] düzen/düzenlik tertip.a. hükmü altında aldı (= İbr/Aram #dyn yargılama.dizmek. yasa ) * Aynı kökten Aram msdina = Ar madmat (yargı çevresi. yargıladı." duyYT [CepK 1935] hassasiyet < Tü duy-" duy-duyu YT < Tü duy-" duy-duygu [CepK 1935] hassa YT < Tü düyun ~ Ar duyûn [#dyn2 çoğ. intizam YT [TDK 1944] plan < Tü düz" düz[Kıp xiv] tüzgün dizgin.duyarga YT [TDK 1944] böceklerde anten < Tü duy-duy- * -arga ekinin yapısı ve işlevi belirsizdir.) Fransızcadan alınmıştır. borç aldı.

: düşman. delta ebe çoc [Or viii] aba ata.kötü. bozukluk. DK xiv] kalıcılık. kalıcı oldu ~ Ar abad [#'bd msd. ebed [Aş. saygı gören kadın. abla.(kötü.] aptal < Ar baliha ~ Ar abawayn [#'bw dual. arı peteği" ebe ebegümeci + [MŞ xiv] ebem gömeci yaprakları yenen bir bitki.: disleksi. çörek. uğursuz ) " düşman dys+ fiil öneki ~ HAvr *dus. harflere rakamsal değer verilmesine dayanan sayı sistemi < Ar alîf bâ cim dal" elif. KıpGul. malva sylvestris Tü ebe + Tü gömeç/gümeç 1. ebleh [msd. beta. [Men xvii] doğuma yardımcı olan kadın * Lehçelerde "teyze" ve "sütanne" anlamlarına da rastlanır.] ebegümeci + [MŞ xiv] ebem gömeci yaprakları yenen bir bitki.] iki babalar. & Tü & . nine.düztaban2 hakaret deyimi ~ Fa duzda ban hırsız. düztaban2 ~ EYun dys. zorluk bildiren ebat ~ Ar abcad [#bcd çoğ. EŞKÖKENLİLER: EYun dys. saygıdeğer kimse. sonsuzluk < Ar abada [msd. dede. malva sylvestris ebe + Tü gömeç/gümeç 1. [TS xiv.kötü Aynı kökten Ave/Fa duş/duj. 2. [Oğ xi] ebe ana. dolandırıcı < Fa duzdîdan hırsızlık etmek < OFa dujd/dujdîhâ hırsız (= Ave duş/duj. çörek. uğursuz). dizanteri Fa duş. balâhat] aptal idi [KıpGul xiv] ~ Ar ablah [#blh sf. 2. cim. ubüd] kaldı. Kıp xiv] büyükanne. disprosyum. börek. börek.kötülük.] boyutlar < Ar bucd " buut ebced ~ Ar abcad Arap alfabesinin ilk dört ana harfinden oluşan sözcük. arı peteği" ebe ebeveyn ana baba < Ar abü baba " ebu * İsmin Arapçaya özgü ikil (dual) halidir.

unsur " cüz eczane/eczahane ecza. ~ Ar adat [#'dw] araç. hareli. [ xi] eçe/eke büyük kızkardeş.] 1. a. abanoz ~ EYun ébenos a. eş " ecir.] 1.a. ecel [Kut. gereç.] yabancı < Ar acnab [kıy. yy'dan 1930’lara dek "ulu kişi. misil ~ Fa acri mi61 eşdeğer ücret & Ar acr ecza [ xiv] ~ Ar aczâ' [#cz' çoğ. ödeme.* Kusur ve renk sıfatları yapan af cal vezninde. bekleme süresi.a. biçilmiş süre. yapma. bukalemun.a. ebonit [ xx/b] ~ Fr ébonite doğal rengi siyah olan bir tür sentetik polimer ~ İng ebonite < İng ebony değerli siyah tahtasıyla tanınan ağaç. ölüm < Ar acila bekledi. baobab. a. kraliçe * Türkiye Türkçesinde 13. dilbilgisinde edat .] birimler. parasal karşılık + Ar mi81 benzer. daha dış taraf < Ar canb yan " canip ecrimisil ücret.] (bir şeyin merkezine oranla) kenar. dalgalı < Fa abr bulut ~ EFa abra. ağabey. emeğe ecir/ecr[ xiv] ecr karşılık ödenen şey ~ Aram agrâ a. kimyasal maddeler < Ar cuz' birim. = Sans abhrá. (= Ave avra. " abanoz ebru ~ Fa abrî bulut renginde. unsurlar. 2. kılma. hane + [KT xix] eczahane eczacı dükkânı & Ar aczâ' + Fa %âna " eda [ xiv] görevi yerine getirme. şive edat EŞKÖKENLİLER: ~ Ar adâ' [#'dy msd. 2.a. yaşlı adam.a.] ücret. ağabey" anlamında kullanılmış iken 193 5'ten sonra Çağatayca örneklere istinaden anlam değişikliğine uğratılmıştır. ebu ecdat Ar cadd dede. ata " cet [MMem xvi] ~ Ar acdâd [#cdd1 çoğ. atalar < ece Tü [ viii] eçe baba.a. ebeveyn. ~ Akad agru/igru a.] cedler. abla . söyleyiş tarzı. ecnebi [Neş xv] ~ Ar acnabî [#cnb1 nsb. [Çağ xv] eçe yaşlı kadın. duraksadı ecinni ~ Ar acinnî [#cnn] cin " cin1 ~ Ar acr [#'cr msd.) ebu [ xiv] ~ Ar abü/bü [#'bw] baba EŞKÖKENLİLER: Ar #'bw : abullabut. [CepK 1935] ece saygıdeğer veya bilge kadın. Aş xi] ~ Ar acal [#'cl msd.a.

yy'dan itibaren yaygınlaşan yazın biçimi " edep edep [Kut xi] ~ Ar adab [#'db msd.dışa + Lat facere. imal etmek " et- * Anlam ilişkisi için karş.] kısa ömürlü şeyler. edip edebiyatçı" edep [ xiv] edepli ~ Ar adîb [#'db sf.] terbiye." belles-lettres < Ar adab 1.vermek " ex+. yaşam tarzına ilişkin hikaye ve gözlemlerden oluşan ve Arapçada 8. effect. effect. edevat edebiyat ~ Ar adabiyyât [#'db çoğ. data editör < Lat edere.] edep sahibi. < Lat edere.] dinler < Ar dîn " din efe Ege bölgesine özgü erkek birliklerine mensup kişi. görgü. yaymak. konuk ağırlama adabı. kalimera . kartpostal gibi kalıcı olmayan yayınlar (antikacılık terimi) ~ İng ephemera [çoğ.] bir gün ömrü olan Mayıs böceği < EYun efemerös günlük & EYun epi. bir şeyi yapıp ortaya çıkarmak & Lat ex.hazırlamak. düzgün davranış ve yazı < Ar adaba konuk ağırladı.] "dini veya bilimsel nitelikte olmayan yazın etkinliklerinin tümü. üzere + EYun (h)emeros gün " epi+. elle tutulur ~ Lat effectivus < Lat efficere.] < Ar adat araç.dışa + Lat dare. edit-" edisyon edyan [xx/b] ~Fréditeur yayınlayan.Ar #'dw : edat.a. işin sonucu < Lat efficere. yiğit (argo) ~? Yun/EYun efebos büluğ yaşını geçmiş genç erkek. yayıncı~Lat editor a. sahtiyan < Fa saftan (imal etmek). dat. bilet. kundura < İt condurre (imal etmek). yayın ~ Lat editio a. dergi.icra etmek.yapmak " ex+. edit. terbiyeli ve kültürlü davrandı edevat gereç " edat edik Tü [Uy viii+] étük ayakkabı. < Tü et. yayınlamak & Lat e(x). ~ Ar adyân [#dyn1 çoğ. delikanlı & EYun epí üzeri + EYun (h)ebe büluğ yaşı" epi+ * Sözcüğün kökenine ilişkin zengin literatürün tamamına yakını bilimsel değerden yoksundur. -ive fiili. terbiye. a.icra etmek " efekt efemera [ xx/c] broşür. 2. [LG 188+] kabadayı.üzeri. kalıcı olmayan yayınlar < EYun efemerön [n. etki ~ Lat effectus icraat. çıkarmak. faktör efektif [Bah 1924] ~ Fr effectif. efekt [ML xx/c] ~ İng sound effect ses efekti < İng effect bir eylemin sonucu. çizme ~ Ar adawât [#'dw çoğ. etkili. edisyon [ xx/b] ~ Fr édition yayınlama. incelik.dışarı vermek. fact.

eflatun/eflatuni [Men xvii] eftâtünî filozof Eflatun'a ilişkin.[xi] metal bir nesneyi . ~ Ar afkâr [#fkr çoğ. masal < Fa/OFa ~ Fa/OFa afsün/fısün büyü.efemine [ xx/a] ~ Fr efféminé kadınlaşmış. koyu leylaki. • Adın Arapça biçimi inisyal çift sessize bir ön sesli eklenmesi ve Arapçada varolmayan p ve o seslerinin eşdeğer seslere çevrilmesiyle elde edilmiştir. vekil olmayan. kadınsı < Fr efféminer kadınlaştırmak ~ Lat effeminare a. galeyana gelmek < Lat fervere kaynamak " ex+. fermante efkâr 1 ~ Fa fıgâr/afgâr yara.] bireyler < Ar fard birey " [Gül xv] ~ Fa afsâna büyü. efkâr2 düşünce " fikir * Efkâr-ı umumiye deyiminde. a. çaba göstermek < Fr force kuvvet" ex+. asil < EYun authentö sorumluluk ve yetki sahibi olmak efervesan [ xx/b] su katıldığında kaynayan tablet ~ Fr effervescent kabaran. mevla ~ EYun authentes reşit ve mümeyyiz kişi.] düşünceler < Ar fikr [Kaş. bey. fors efrat fert efsane afsüdan. Kut xi] afsun egale [etm aequalis < Lat aequus a. sahip. [KT ] eflâtun! leylaki ile erguvan arası. afsây. okuryazar kişiler için mevla/molla karşılığı olarak kullanılan saygı deyimi ~ OYun authentes bey. mora çalan renk < Aftâtün Yunan filozofu Platon'un (MÖ 429-347) Arapça adı ~ Platon " platonik * Renk adının filozof Eflatun ile ilişkisi açık değildir.büyülemek eğ[mek Tü [Uy viii+] eğ.a. [LO ] eftâtühl hurma zamkı rengi.büyülemek " efsun efsun/afsun sihir < Fa/OFa afsüdan. a.eğmek. bükmek [ xx/b] ~ Fr égaler eşitlemek < Fr égal eşit ~ Lat ~ Ar afrâd [#frd çoğ. diş gıcırdatmak < Tü *éğeğ < Tü éğe. afsây. rendelemek. feminen efendi [Gül xv] egemen kimse. efor [ xx/b] ~ Fr effort çaba. acı * Efkâr dağıtmak deyiminde. kaynayan < Lat effervescere kaynayıp taşmak. eğe <Tü [Kıp xiv] eğe/eğew a. gayret < Fr efforcer kuvvet harcamak. Türkçe anlamı Ar fikr çoğulu olan efkâr2 sözcüğünden etkilenmiş olabilir. incinme. < Lat femina kadın " ex+. Platonik.

çevirmek. asıl olmayan < Ar câriyyat^ ödünç. sarmak.çevirmek. ego zamiri) ~ HAvr *eg a. a. yine Türkiye Türkçesine özgü olan aylan.[xiv Kıp] meşgul etmek. [LO xix] eğrelti otu a. eğlen[mek Tü? [Kıp.bir kez eğilim YT [CepK 1935] temayül < Tü eğil-" eğ-eğin/eğnTü [Kut xi] ~ Fa/OFa agar/gar şart edatı ~ EFa [Uy viii+] egin omuz. döndürmek. oyalamak < Tü * Türkiye Türkçesine özgü olan fiilin. [TS xiii xiii] sırt. Kaş xi] hayvan * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir fiil iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir.fiilinin anlam ayrışmasına uğramış varyantıdır. hüküm * Fr hégémonie (egemenlik) sözcüğünden esinlendiği açıktır. < Tü eğir/eğrek bataklık = Tü eğrik/eğrim [viii+ Uy. İng. eğreti" ariyet . döndürmek " eğireğreti/iğreti [Gül xv] câriyetî ödünç. anafor < Tü eğir. oyalanmak. geçici. 193 5'ten eski örneği bulunmayan *ege (veli?) sözcüğünden türetilmesi fantezidir. burmak. şair (1672-1719). a.fiilleriyle ilişkisi belirsizdir. yün eğirmek " evir* Evir.E Y u n ( h ) e g e m o n ö n d e r . lider. [ xx/b] bencillik ~ ego ben (birinci tekil şahıs egoizm [ResCGaz1912] ~Frégoïsme bencillik~ İng egoism ^ Joseph Addison. yetiştirmek.beklemek. +men2 [CepK 1935] hakim . eğit[mek YT [CepK 1935] terbiye etmek veya köle beslemek. santra [ xx/b] ~ Fr égocentrique benmerkezci & Fr ego eğrelti <Tü [Men xvii] eğir otu bataklık otu. xi Ha] düden.(dolanmak.[Or viii.egemen YT sahibi " hegemonya. boşa vakit geçirmek) ve oyalan. arka eğir[mek Tü [ viii] ewür. bükmek. "hep kendinden sözeden" anlamında < ego ben " ego egosantrik ben + Fr centre merkez " ego. eğer hakaram. boşa vakit geçirmek eğle. DK xiv] eğlen. terbiye etmek ~ Tü egit-/egi5. [Uy viii+] eğir-kuşatmak.

önemsedi. hamm] merak etti. uhül] evlendi.dışa + Lat sistere. < Lat exsistere ortaya çıkmak.] ehillik. iskân etti EŞKÖKENLİLER: Ar #'hl : ahali. asistan egzos/egzost [ xx/b] ~ İng exhaust 1. varoluşçu felsefe veya yaşam tarzı ~ Fr existence varoluş. 2. önemsiz idi. uzak tutmak ~ HAvr *ark. a. kifayet" ehil * Modern kullanımda ehliyetname sözcüğünden kısaltmadır. < Lat exercere. kalifiye < Ar ahala [msd. ehil/ehl[Kut.a. hane halkı. liyakat. en kolay < Ar hâna [msd. olmak & Lat ex.] Mısır Erzurum ve Bayburt yöresine özgü kadın giysisi " ihram ehven [Men xvii] ~ Ar ahwan [#hwn kıy. tüketmek < Lat haurire.suyunu akıtıp boşaltmak. exhaust.suyunu boşaltmak ~ HAvr *aus-3 boşaltmak "ex+ egzotik [ xx/b] eksötikös yabancı < EYun eksö dışarı. arct. ehram2 » [Men xvii] ~ Ar ahrâm [#hrm çoğ. hawn] kolay idi.a. tuhaf~ EYun ehemmiyet < Ar ahamm [#hmm kıy.yasaklamak. yerli halk.eğri Tü [Uy viii+] eğri dönük. [TDK 1955] ehliyetname ehliyet ~ Ar ahliyyat [#'hl msd. ehil. boşalma. haust.çevirmek. iş uygulamak < Lat arcere. 2. layık. değersiz idi eis+ olma bildiren edat ve fiil öneki ~ EYun eis içeri girme. exercit. içe doğru yönelme. bükmek " eğir- < Tü eğir-/ewir. bir yerde oturan kişilerin tümü. burulmuş döndürmek. egzersiz [Bah 1924] ~ Fr exercice talim. çok ilginç < Ar hamma [msd. eş(ler). motorlu taşıtlarda gaz boşaltma işlemi ve bu işi yapan boru < Lat exhaurire. zuhur etmek. ehram1 piramidi < Ar haram a. dikilmek.] kolay. bükük. daha kolay. kavi olmak " ex+.] evcil" ehil [Aş xiv] ehillik. liyakat. boşaltma.menetmek " ex+ egzistansiyalizm [P Safa 1949] ~Frexistentialisme varoluşçuluk. askeri eğitim yapmak.durmak. dış " ek+ ~ Fr exotique yabancı.talim etmek. sıkı durmak. Aş xi] ehl ~ Ar ahl [#'hl] 1. ehliyet ehli ehliyet belgesi [Men xvii] ~ Ar ahlî [nsb. uygun. alıştırma ~ Lat exercitium a. bir yere yerleşti.] daha önemli. stat. içte . mevcudiyet ~ Lat exsistentia a. ilgilendi * Arapça sıfattan -iyyet ekiyle yapılmış geç dönem türevidir. ehlî.

[TDK 1974] kültür < Tü ek-" ek- * İkinci anlamı Ziya Gökalp'in ortaya attığı hars < Ar Har8 (tarım) sözcüğünün yeni dile uyarlaması olup. ~ OLat *excartare " ex+. Dahak < OFa aj yılan ~ HAvr *angwhi. a. her iki biçim Fr culture < Lat colere (ekin ekmek. ekim. devre dışı bırakmak ~ İt scartare a. gündüz ve gecenin eşit olduğu tarih ~ Lat aequinoctium & Lat aequus eşit + Lat nox. yılan kıral. Fa az. dragon ~ OFa aj dahâk efsanevi yılan.] çok büyük.a.tohum ekmek EŞKÖKENLİLER: Tü ek-: ek-. * Aynı kökten Lat ex. a. en ekim YT [ 194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla Birinci Teşrin ayına verilen ad. [Men xvii] ek ilave edilen parça. noktürn .] daha büyük.] büyükler.] daha az. Final -r sonradan türemiştir. tarım yapmak) çevirisidir. efsanevi yılan < Fa * Orijinal biçim ajdaha olup. kart2 ekber büyük " kibir [Env xiv] ~ Ar akbar [#kbr kıy.gece " egale. en büyük " ekber ekalliyet [ xx/a] dini veya etnik azınlık (Fr minorité karşılığı) < Ar aqall [#qll kıy. dışarıda olma ek+ bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *eghs a. dışarı). [TDK 1955] ekme eylemi < Tü ek-" ekekin Tü [Uy viii+] ekin ekilen şey. Alm aus (dış. noct. -ha hecesi Farsça çoğul eki sayılarak düşürülmüştür. önde gelenler < Ar akbar [kıy. ekinoks [ xx/b] ~ Fr équinox gündönümü. ejderha [Aş xiv] ejdeha. [DK xv] ejderha ~ Fa ajdahâk/ajdahâ İran mitolojisinde efsanevi yılan. qillat] az idi.ejder ajdahâ " ejderha [Ali xvi] ~ Fa ajdar dragon. ek Tü [Uy viii+] ekü mafsal. ekin Tü [Uy ekâbir [Env xiv] ~ Ar akâbir [#kbr çoğ. * -r. ek[mek viii+] ek. yama ~ E Yun e(k) dışarıya çıkma. tahıl. birleşme yeri. a. eklem. azaldı ekarte [etm [ 188+] ~ Fr écarter (iskambilde) kâğıt kaçmak. çok az < Ar qalla [msd.ara sesi Türkçede türemiştir.

kaybolma. ekmek (= Moğ ekmel mükemmel" kemal ~ Ar akmal [#kml kıy. < EYun oíkos ev.geri durma. 2. çalışmak zorunda olmama. [Men xvii] etmek vulg.]. genel anlamda donatmak < Nor skip gemi ~ Ger *skipam a. vicinus (yakın çevre). lipsos * Ay ekliptik hattına yakınken güneş tutulduğu için. log-seçmek. alet edevat < Fr eklektik [ xx/a] ~ Fr eclectique seçmeci. +log eklem YT [TDK 1944] mafsal < Tü ekle-" ek ekler [ xx/b] ~ Fr éclair 1. [ xi] etmek . ekipman équiper donatmak " ekip [ xx/b] ~ Fr équipement donanım. kıvılcım. dinme * Karş. terketmek. güneş tutulması & EYun ék dışa + EYun leipö. karışık < EYun eklektós seçilmiş.a. derlemek " ek+. ekolayzer [ xx/c] ~ İng equaliser eşitleyici.ekip [xx/b] ~Fréquipe1. ekol [ xx/b] ~ Fr école okul. şimşek. 2.a.a. kabile. . ayrılmak. eksik kalmak " ek+..gemimürettebatı. a. ses dengeleme aygıtı < İng to equal eşitlemek < Lat aequalis eşit < Lat aequus eşit" egale ekoloji [ML xx/c] ~ Fr écologie çevrebilim / İng ecology a. dinlenme. İng ship (gemi) < Ger *skipam. oba " +loji Aynı kökten Lat villa (çiftlik. YT okul.] daha mükemmel. sanat veya düşünce akımı ~ Lat schola okul ~ EYun s%ole 1. bırakıp gitme. < Lat clarus açık. klarnet ekliptik [ xx/b] ~ Fr écliptique astronomide burçlar çemberi < EYun ékleipsis 1. yankı (ad) < EYun e%ö seslenmek. 2. yakın çevre ~ HAvr *woik-o. işten geri durma.a. en eko [ xx/b] ~ Fr écho yankı ~ EYun e%ö ses. sohbet. okul ~ HAvr *sgh.yemek ) Tü [Uy viii+] ötmek a.< HAvr *weik-1 klan. İng school. lip.< HAvr *segh. mezra). 3.bırakmak. Ayrıca İng skipper (bir tür gemi) < Hol < Ger *skipam. aydınlık " ex+. * Karş. ekmek ide. seçmeci < EYun eklegö seçip ayırmak & EYun ék dışa + EYun legöl. 2. herhangi bir iş için derlenen kadro ve donanım < Fr équiper gemi donatmak [esk. vicus (mahalle). a. yankılanmak (fiil) ~ HAvr *(s)wâgh. bir tür pasta < Fr éclairer aydınlatmak ~ Lat exclarare a.

yükselmek. perde). tepe " ex+ * Aynı HAvr kökten Lat columna (sütun). iks harfi. tuhaf~ OLat excentricus merkezkaç (kuvvet) & Lat exdışa doğru + Lat centrum merkez " ex+. sivrilmek & Lat exdışa + Lat cellere. cels. Alm schirm (kalkan. santra eksantrik [ARasim 1897-99] hoppa. (tıp ~ Fr/İng ex(o).dış. seçkinlik < Lat excellere.: ekran. çarpı işareti. Eğirdir. EŞKÖKENLİLER: Ger * skerm.< HAvr *kreus. İskoç tipi tartan kumaş < ~ Fr écran perde (~ Hol skerm kalkan) ~ Ger Aynı kökten İng screen.kalabalıktan ayrı durmak.] daha ekrü [ML xx/c] ~ Fr écru ketenin beyazlatılmadan önceki rengi. " aks * Tarama Dergisi'ne göre "Seyitgazi. İskoç. züppe. bir saygı deyimi ~ Lat excellentia üstünlük. öne çıkmak. santra ekselans [ xix] ~ Fr excellence üstün ve yetkin olma. tutumluluk ~ EYun oikonomía ev idaresi < EYun oikonómos ev idare eden. siper [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr écossais 1. kâhya. yükselti. Çal. culmen (zirve).çiğ et" kreozot eks argosunda) ölü [ xx/c] ~ İng X 1. 2.dış (sadece bileşik eks(o)+/egzo+ isimlerde) < EYun eksö. a. [ xx/a] dönüş aksı merkezde olmayan (teker) ~ Fr excentrique kuraldışı. 2. excels. tuhaf~ OLat excentricus merkezkaç (kuvvet) & Lat exdışa doğru + Lat centrum merkez " ex+. [ xx/a] dönüş aksı merkezde olmayan (teker) ~ Fr excentrique kuraldışı. düzen " ekoloji.ekonomi [ 187+] ~ Fr économie 1. vekilharç & EYun oíkos ev + EYun nomós yönetim.] daha çok. Kütahya" ağızlarından derlenmiştir. 2. dingil EYun âksön a. İng hill (tepe) eksen YT [TarD193+] ~ Yun âksön/âksonas mihver. en çok < Ar . +nomi ekose öz Ecosse İskoçya ekran *skermaz koruyan şey. iktisat bilimi. ekser ka6îr çok " kesret [ xiv] ~ Ar ak8ar [#k8r kıy. dışarı" ek+ eksantrik [ARasim 1897-99] hoppa. züppe. en cömert" kerem [Men xvii] ~ Ar akram [#krm kıy. açık bej < Fr cru çiğ ~ Lat crudus çiğ ~ HAvr *krü-do. eskrim ekrem soylu. daha yüce. öne çıkmak ~ HAvr *kel-4 yüksek olmak.

net. kanıt" eksper ekspertiz [DTC 1943] ~ Fr expertise uzmanlık" eksper ekspoze [etm [ xx/b] ~ Fr exposer sergilemek. pres * "Hızlı tren" anlamı İngilizceden Fransızcaya geçmiştir. [Geom 193+] zait [TS xv.a. statik .< HAvr *per-3 denemek.dışa + Lat ponere. özellikle hızlı tren ~ İng express a.a. tecrübeli.denemek. stâ. kazmak "ex+. express.koymak " ex+. < Lat excavare oyup boşaltmak & Lat ex.basmak.ekşimek"ekşiü < <T eksil. expert. ekspresyon deyim " ekspres [ARasim 1897-99] ~Frexpression ifade. direkt. eksta.1. yy'dan önce rastlanmaz. a. sınamak. bilincini yitirmek & EYun ék dışa + EYun (h)istemi." eksik ü ékşi(= Moğ nigsi- ekşimek. eksik eksil[mek Tü <Tü [Uy viii+] egsük a. sıkmak " ex+. exposit.dışa + Lat cavare oymak.eksik olmak. tecrübe ~ Lat experimentum deneyle elde edilen sonuç. yer veya durum değiştirme.kav2 eksper [Bah 1924] ~ Fr expert uzman ~ Lat expertus denenmiş.EYun ékstasis 1.(sıkıp) özünü çıkarmak.a. çürümek. < EYun eksistemi.eksfoliant [ xx/c] ~ İng exfoliant cildin ölü katmanını soymak için kullanılan madde veya yöntem < Lat *exfoliare yaprak döktürmek < Lat folium yaprak " ex+. a. press.eksik olmak < Tü egsü. posit. yy'dan itibaren kullanıldığı halde. vecd. trans . dışa vurmak. & Lat ex. yer veya durum değiştirmek.a. 2. 2. ~ Lat expressus açık. ampirik eksperiman [ARasim 1897-99] ~Frexperiment deney. uzman < Lat experiri. ifade etmek & Lat ex. açığa çıkarmak ~ Lat exponere. [İMüh xiii] egsül< Tü egsü. eksik kalmak "eksik ekskavatör [ xx/b] ~ Fr excavateur toprak kazma makinası / İng excavator a. ekstaz [ xx/c] ~ Fr ecstase kendinden geçme. folyo ekşi eksi ekşi[mek Tü YT Tü [Uy viii+] ékşiğ a. kokuşmak ) * Sıfat biçimi ékşiğ 9.durmak " ek+. belli bir amaca yönelik < Lat exprimere. Çağ xv] < <T *ékşi.dışa + Lat premere. deneyerek öğrenmek < Lat *periri denemek ~ HAvr *peryo. fiil biçimine 15. riske girmek " ex+. a.a. post2 ekspres [Bah 1924] ~ Fr expresse hızlı. sınamak.

çekmek.düzen " ex+ ekstre [ xx/b] . memleket.kabarmak. extract. n. r. a.tabla. isilik dökmek & EYun ék dışa + EYun zeö kabarmak. Bah. mayalanmak " ek+ el1 el2 Tü Tü [Or viii] elig a. kalkancı. ş.sökmek. dar-üs-selam.a.ciltte çıkan kabartı.dış < EYun ektós bir şeye ekümenik [ML xx/c] ~ Fr écumenique evrensel. z sesleriyle başlayan kelimelerden önce assimile edilir. Göv ] ela göz çakır göz. ele güne. [ viii] él ülke. Hıristiyan aleminin tümünü kapsayan ~ EYun oikomenikós < EYun oikomene meskûn dünya.(tahta) yarmak ekvator [ xix] ~ Fr équateur eşitleyici. Ör: şeyh-ül-islam. [Men ] gök ala gözlü mavi gözlü.dış ) + Lat ordo. sıkarak suyunu almak ~ Lat extrahere. s. kaynamak. traktör ekstrem [sup.Ar al harf-i tarif. alaca " ala = Tü ala .dışa + Lat trahere. uygar alem < EYun oikeö iskân etmek. elçi.olarak telaffuz edilir. dışında (~ HAvr *eghs-ter. çıkarmak & Lat ex. [TDK 1955] ela sarıya çalar kestane rengi renkli. definite article * d. konut" ekoloji eküri [ xx/b] ~ Fr écurie bir kişiye ait yarış atlarının tümü. a. ennevm.eşitlemek. aequat. elâ [Men xvii] ala gözlü sarı-yeşil gözlü. İsim tamlamalarında sesli genellikle -ü. 2. kalkan taşıyan. sürmek. a. tüm alemi kapsayan. bir ekibin mensupları < Fr écuyer bir soylunun kalkanını taşıyan süvari yamağı ~ Lat scutarius 1. t. olağandışı < Fr/İng extraordinaire /extraordinary a. ~ Lat aequator eşitleyici < Lat aequare. [LO. isilik. en dışarıda < Lat extra " ekstra ekt(o)+ nispetle dışta olan < EYun ék dış " ek+ [ xx/a] ~ Fr extrême aşırı. tract. [ML xx/c] ticari hesap özeti ~ Fr extrait damıtılmiş bitki özü < Fr extraire özünü çıkarmak. dışarıda. ikamet etmek < EYun oíkos ev.ekstra [Bah 1924] ~ Fr/İng extra sıradışı. [TS xiv xiv] ulus. uç ~ Lat extremus ~ Fr/İng ect(o). il el3 . ordin. & Lat extra dışarı. tesviye etmek < Lat aequus eşit" egale ekzema [Bah 1924] ~ Fr eczéma bir cilt hastalığı ~ EYun ékzema. açık mavi. döküntü < EYun ekzeö kabarıp taşmak. tahta < HAvr *skei. Ör: esselam.] en dış. kaynamak ~ HAvr *yes. sürüklemek " ex+. imparatorun özel muhafız birliğine mensup kişi < Lat scütum büyük dikdörtgen beden kalkanı ~ HAvr *skoit. kavim EŞKÖKENLİLER: Tü él: el2. KT. t.

kararlaştırdı" el3 elbise libas ~ Ar albisat [#lbs çoğ. zarif~Lat elegans. ele güne [karşı el2 Tü [Uy viii+] él kün ülke halkı. şu anda " el3. bitirdi.dışa + Lat legere1.iki şeyin arasına sokmak.ttitiz. lejyon eleğimsağma [T S. gökkuşağı" alaimsema elek <Tü [Kıp xiv] elemeye mahsus alet < Tü ele-" ele~ Fr électr(o). nihai < Ar batta kesti. Orijinal Türkçe biçimin Türkiye Türkçesinde *ilci veya *elci olması gerekir. Kıp xiv] eleğimsağma(l)/eneğimsağma(l) < Ar *calâ'imu-s-samâ'i alaimsema.a. # 1600 William Gilbert "De Magnete" adlı eserinde < EYun elektron kehribar . koruyan " el1 * Fa dastuwan (eldiven) sözcüğünden uyarlanmıştır. memleket" & Tü el + Fa (das)tuwân * -kün ekinin işlevi açık değildir.] giysiler < Ar libâs giysi" elçi Tü [ viii] élçi devlet görevlisi. şimdi. seçici < Lat eligere seçip ayırmak & Lat e(x). ele[mek éleelebaşı Tü [Uy viii+] élge. Kıp xiv] -? elegan [xx/b] ~ Frélégant seçkin. [T S xiv.* Tü ala sözcüğünün varyant telaffuzudur. millet.] kesin. Türkçeden Farsçaya alınmış ve belki şiirde Farsça-benzeri telaffuz etkisiyle ses değişimine uğramıştır. ~ YLat vis electrica "kehribar gücü". yönetici mesaj götüren görevli [xiii] < Tü él1 ülke " el2 ~ Moğ elçi(n) yabancı bir hükümdara * Türkçe bir sözcük olmakla birlikte özel anlamı ve fonetiği Moğolca kullanımdan alınmıştır. eldiven [Men xvii] eldüven eldiven & Fa dast el + Fa wân tutan./ İng electr(o).a. lect. elan elastik ittirici < EYun elaünö itmek.seçmek " ex+.elektriğe elektr(o)+ ilişkin (bileşik isimlerde)" elektrik elektrik [Müh375 180+] ~Frélectrique/İngelectric a. an ~ Fr élastique esnek ~ EYun elastikós elbette [CodC xiii] elbet ~ Ar al-batt / al-battat [#btt] kesin karar < Ar batt [msd. a. kalburdan geçirmek. sürmek [Neş xv] [ xix] ~ Ar al-ân halen. budun < Tü él ülke.

+ me n2 ~ Ar al-Haqq doğrusu " el3. personel.çözmek " elektrik. kimyada element ~ Lat elementum eleman ~ Ar alam [#'lm msd. gaz veya yarıiletken ortamda elektron akımı yoluyla aygıtların yönetimine ilişkin (y. 1930) < İng electron " elektron elem [Mercimek xv] (özellikle fiziksel anlamda) < Ar alima acı çekti. ağrıdı Türkçe kullanımda "ruhsal acı" anlamı ağır basmıştır. lys. [ 200+] (argo) kişi ~ Fr élément bir bütünün içinde yer alan basit öge. yapı taşı. Latin alfabesi veya onun kaynağındaki bir Sami alfabesi öğrenilirken ezberlenen 'LMN' hecelerinden türediği rivayet edilir. unsur. unsur. EŞKÖKENLİLER: Ar #'lm : elem. " elektrik. analiz elektron [Bah 1924] ~ İng electron elektrik yükü taşıyan atomik zerre ^1891 J. elektrona ilişkin (1902). a. od(o)+ ~ Fr électrode anod ve katod & Fr elektrokardiyograf [ML xx/c] ~ Fr électrocardiographe kalp elektriğini kaydeden cihaz / İng electrocardiograph a. [Yücel 1938] bir ekibin üyesi olan kişi. kardiy(o)+.] acı. element maddelerin her biri [ xx/b] kimyada bileşimlerin yapı taşını oluşturan basit ~ Alm element öge. ilk öğrenilen şey * Latince sözcüğün etimolojisi belirsizdir. elektronik [Hürr 1948] ~ İng electronic 1. hak1 .* Kehribarın yünle ovulduğunda elektriklenme özelliğinden ötürü. 2. ağrı * Türkçe biçim 1933'ten sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesine egemen olan Alman etkisini yansıtır. +graf elektroliz [ xx/b] ~ Fr électrolyse kimyasal bir maddeyi elektrikle ayrıştırma < EYun lysis çözme < EYun lüö. İng. eleştir[mek eleştirmen elhak YT YT [Fel 194+] tenkit etmek [Fel 194+] münekkit < Tü ele-" ele- < Tü eleştir-" eleştir-. kimyada element ~ Lat elementum temel ilke.Stoney.+ EYun (h)ódos yol" elektrik. EYun elektron (kehribar). elektrod [Bah 1924] électr(o). elim eleman [Bah 1924] öge. fizikçi < İng electric " elektrik * Karş. unsur.D.

a. veda elyaf elzem Ar lâzim " lüzum [ xiv] ~ Ar alyâf [#lyf çoğ.] renk. yy'da Perge’li Apollonios tarafından kullanılmıştır. yenilmez. alfabe " ~ Ar alîm [#'lm sf. allah ~ Ar al-Hamdu li- elif [ xiv] ~ Ar alîf Arap alfabesinin ilk harfi ~ Aram âleph Arami/İbrani alfabesinin ilk harfi = Fen alep öküz. elvan [ xiv] alacalı < Ar lawn [msd.1. elect. Fenike alfabesinin ilk harfi" alfa elifba elif. hamd. sert. eksiklik. 2. parıltı elveda el3.] 1. ~ Ar al-wadâc [#wdc] allaha ısmarlama " ..a. çok renkli. elmas * Fr diamant.oval ~ EYun élleipsis 1.seçmek.] acı veren. lipsos * Geometrideki anlamı ilk kez MÖ 2. a. Gül xiv] ~ Ar alîf bâ Arap alfabesinin ilk iki harfi.elhamdülillah [DK xiv] şükran ifadesi llâhi Allaha hamd (olsun)" el3. limin. 2. ellip. [ xi] almıla a.dışarı + Lat limen.] lifler < Ar lif" lif ~ Ar alzam [#lzm kıy. İng diamond (elmas) Latince yoluyla Eski Yunancadan alınmıştır. teker teker ayırarak toplamak " elegan elli elma Tü Tü [ viii] ellig a. [Oğ xi] alma elmas [ xiv] ~ Ar/Fa almâs değerli bir taş ~ OFa almâs a. elimine [etm [ xx/b] ~ Fr eliminer dışlamak.] daha gerekli.eksik bırakmak & EYun én + EYun leipö.eksik kalmak " en+. [ xix] elti/ilti iki kardeşle evli kadınlardan her biri * İkinci anlamı Türkiye Türkçesi ve Azericeye özgüdür.kapı eşiği" ex+. beta elim ağrıtan " elem [Kıp. en gerekli < ~ Ar alwân [#lwn çoğ. ellipt. elit [ xx/b] ~ Fr élite seçkin < Fr élire seçmek ~ Lat eligere. adamant. ~ EYun adámas. bükülmez. elti Tü? [İMüh.OLat eliminare kapı dışarı etmek & Lat e(x). yüksek mevki sahibi birinin eşi. elips (dairenin eksik hali) < EYun elleipö. renkler. lip. liman elips [ xx/b] ~ Fr ellipse. dışarıda bırakmak . tam olmama 2. Kıp xiii] élti hanım.

] umut. güvenme. serbest bırakmak ~ Lat emancipare bir malı satmak veya devretmek. sağlam idi (= İbr #'mn güvenilir olma. belirlenmiş olan zaman. bazı kişiler arasında özel bir anlamı olan işaret. eziyet. mold (kalıba dökmek). melt (eritmek). zahmet. mal sahibi (& Lat manus el + Lat capere almak)" ex+. Tü emekli (zahmetli. emek Tü [Or viii] emgek çaba. zor . xvii Men. bekledi [ xiv] ~ Ar amal [#'ml msd. randevu < Ar amara belirledi.em Tü Tü [Uy viii+] em ilaç. güvenilirlik. alamet ~ Ar amârat [#'mr msd. emel umdu. kabarmak. a. [DK xv] emekdar < Tü emge.atmak " en+.metal eritmek ~ HAvr *(s)meld.: em-. derman em[mek [ xi] em. sağlam olma) emansipe [etm [ xx/b] ~ Fr émanciper azat etmek.a. beklenti < Ar amala . Yeni Türkçe anlamı Tü emektar sözcüğünden esinlenmiştir.dört ayak üstünde sürünmek YT [CepK 1935] mütekâit < Tü emek" emek < Tü emekle[mek Tü emgek " emek emekli * Karş. köleyi azat etmek < Lat manceps. sırlanmış < Fr émail [ad] sır ~ EFr esmail < Ger *smelt. emziremanet [Kut xi] ~ Ar amânat [#'mn msd. metal eritmek * Aynı kökten İng smelt (metal dökmek). EŞKÖKENLİLER: Tü em. buyurdu " emir1 [TercHak 1907] emay metal üzerine uygulanan sır . hamile olunan şey < EYun bryö şişmek. 2.viii+ Uy. embesil imbecillus sakat.satın alan. xx/a). balistik embriyon/embriyo [ xx/a] ambriyon ~ Fr embryon cenin .] belirti.Fr émaillé [sıfat] sırlı. kesinti & EYun en.EYun émbryon yavru. bol. gebe olmak " en+ * 1970’lerden sonra Türkçe telaffuzu İngilizceye göre düzeltilmiştir. manüel emare [Men xvii] emaret belirti. topal [ML xx/c] ~ Fr imbécile zekâ özürlü ~ Lat emaye emboli/amboli [P Safa 1949] amboli ~ Fr embolie pihtı veya başka bir maddenin damarı tıkayarak kan dolaşımını kesmesi < EYun embole araya girme.eritmek. mancip.] 1.içe veya araya + EYun bâllö.zahmet ve sıkıntı çekmek [Uy viii+] emgekle-/ömgekle. güvene dayalı olarak verilen şey < Ar amuna güvenilir idi.

] emreden. gaz çıkarma. şey < Ar amara belirledi. emiss-dışarı çıkarmak & Lat e(x). güvenilir " emir1/emr[Kut. 2. maslahat.Fr émission / İng emission çıkarma. elektrik akımında direnç < Lat impedire engel olmak. direnme. Karş. buyruk. tekerine çomak somak. Aş xi] emr ~ Ar amr [#'mr msd.ayak " in+1. iş.dışa + Lat mittere.göndermek " ex+. ayak koymak & Lat in.hissetme. çıkmaz sokak " in+2. 2. serbest bırakma < Lat emittere. emniyet güvenlik.] * "Zaten masdar olan emn'e edat-ı masdariyet ilhakıyla hasıl olmuş yanlış bir lugat olup Arabi değildir.] 1. miss. İng vomit (kusmak) < Ger. pat(o)+ * İngilizce sözcük Alm Einfühlung çevirisi olarak 1930’larda türetilmiştir.] mülkler < Ar mulk " ~? Ar camını amcam < Ar emmi [Env xiv] ammi/ammü amca camm amca = İbr/Aram camm akraba " umum * Yakın akrabalık teriminin Arapçadan alınması kuraldışıdır. path.+ Lat pes. pas2 [ xx/b] iskambilde açmaz ~ Fr impasse empati [ML xx/c] ~ İng empathy içinde duyma & EYun én iç + EYun páthos his.kusmak * Karş. komutan " [ xx/b] 1. empas geçmez. ped. tedavüle para çıkarma . ped(i)+1 . emniyet" emanet [Men xvii] güvenlik < Ar amn [#'mn msd. buyurdu (= Aram #'mr söyleme = Akad amâru görmek. 2. farkına varmak ) * Arapça kökün nihai anlamı "gösterme" olmalıdır. duygu < EYun pâs%ö. olgu. salma." Kamus-ı Türki. emin emanet [Kut xi] ~ Fr émétique kusturucu ~ EYun emetikós ~ Ar amîn [#'mn sf. engel olma.emetik [ xx/b] < EYun emeö kusmak ~ HAvr *wems. empedans [ML xx/c] ~ Fr impédence 1. emir2 emir1 emisyon [Kut xi] ~ Ar amir [#'mr sf. emare. acı duyma " en+.] güvenli. mesaj emlak mülk [ xiv] ~ Ar amlâk [#mlk çoğ.

. şirket. provis. nüfuz etmek). & Lat in.+ Lat premere. impress.Lat impressum damga. girişim . pres emprime [Hay 1959 195+] (kumaş) < Fr imprimer basmak. damga ve mühür basmak. içine geçmek < Lat meare geçmek. damga vurmak " pres ~ Fr imprimé basılı. üstüne atmak ~ Lat imponere. sıkmak " in+1.a. müteşebbis < İt impresa marka. dolgu yapmak. içine işlemek < OLat impraegnare hamile bırakmak & Lat in.hamile " in+1 empresaryo [ xx/a] ~ Fr imprésario tiyatro veya gösteri organizatörü ~ İt impresario her çeşit girişimci.] ticari mallar < emülsiyon [Cumh1928] ~Frémulsion bir sıvıyı (çalkalayarak) başka bir sıvıya karıştırma. bu şekilde elde edilen karışım ~ YLat emulsion a. izlenim ~ Lat impressio a. < Lat imprimere. hak1 emrivaki olmuş " emir1. [LO ] vefat amr buyruk + Ar Haqq hak. mühür < Lat impremere. doğaçlama & Fr in. video emrihak [Men xvii] Allahın emri. emperyal < Lat imperium imparatorluk " imparator [187+] ~Frimpérial imparatorluğa ilişkin empotans [ xx/c] ~ Fr impotence güçsüzlük.basmak. doldurmak. iktidar " in+2. hamile bırakmak. press. potansiyel empoze [etm [Bah 1924] ~ Fr imposer yüklemek.a. per+2 * Karş. t.a. ~ Ar amticat^ [#mtc çoğ. 2. nüfuz edilemeyen < Lat permeare nüfuz etmek. imposit.] örnekler. hazırlıklı < Lat providere. a. baskı. hakketmek & Lat in. cinsel iktidarsızlık ~ Lat impotentia a. vaki olup bitmiş şey & Ar & Ar amr olgu + Ar wâqin emsal [Kut. basma emprovize [ML xx/c] emprovizasyon ~ Fr improvisé hazırlıksız. post2 emprenye [etm [ML xx/c] ~ Fr imprégner 1. posit. Aş xi] nümuneler < Ar ma6al örnek " mesel emtia Ar matâc " meta [Barkan xvi] ~ Ar am8âl [#m81 çoğ.koymak " in+1.iz bırakmak. Allah " emir1.a.empermeabl [Bah 1924] su geçirmeyen yağmurluk ~Fr imperméable (sıvı veya gaz) geçirmeyen.+ Lat ponere." empresyon empresyon [ xix] ~ Fr impression vurup iz bırakma. impress. işlemek ~ HAvr *mei-1 geçmek " in+2. İng permeate (içine geçmek.olumsuzluk öneki + Lat potentia güç.değil + Fr provisé öngörülmüş. & Lat in." in+2.+ Lat praegnans.

] ~ Fa ancâm son.) ~ İr *ham-dâman birbirine bağlama. hancâm. içte olma veya içe yönelme [ xi] en genişlik [Men. nihayet ~ OFa enayi mağrur ve cahil kimse enbiya peygamberler < Ar nabîy " nebi encam hancâm a. tahmin ve takdir etmek Ar handasat biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. hep ben diyen. bitim. andaz. İng milk (süt).a. emuls. meclis. artikülasyon < İr *dâman bağlama " hem endaze [Aş xiv] ölçü. muls. Yus xiv] ~ Ar anbiyâ' [#nbw çoğ. < Ar ana ben (birinci tekil şahıs zamiri) [Aş.] mallar < Ar mâl [İMüh xiii] emzür. eklemleme.a. içeri. . Yeni Farsça andaçtan. öz. beraber. Karş. birlikte (önek) + OFa *camân(ag) bir şeyin iç tarafı. a. 2. beden.emdirmek < Tü emiz-/emzi. ölçü. a.(süt veya başka sıvıyı) kovadan aktarmak < Lat mulgere. cemaat ~ OFa hancaman a. " ex+ * Karş. bir adımlık uzunluk ölçüsü ~ OFa handâzag a. emval "mal emzir[mek emmek " em<Tü [Neş xv] ~ Ar amwâl [#mwl çoğ. biçim ~ OFa handâm a.< Lat emulgere. a. = Ave handâma a. oran. < OFa handâ%tan. " in+1 en1 Tü Tü [ viii] en mübalağa edatı en2 ~ EYun en iç.a. uzuv. kestirmek. EvÇ xvii] enâ'I kendini bir şey sanan.a.sona erdirmek EŞKÖKENLİLER: Fa ancam : encam. içerisi ~ EYun entós endam [Kut xi] ~ Fa andâm 1.(atmak).[viii+ Uy] * Fiil kökü em. boy-pos.süt sağmak ~ HAvr *mlg.ölçmek. serencam encümen ~ Fa ancuman toplantı. orta " hem end(o)+ içeri " en+ ~ Fr/İng end(o). a. 2. kol ve bacak. < OFa hancâftan. & OFa han bir. miktar ~ Fa andâza 1.< HAvr *melg. en+ bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en a.iç.olmak üzere iki varyanta sahiptir.a. (= Sogd andame a. handâz.ve emiz.

duct.konuşan < Lat fari.yaymak. dahili + EYun krinö salgılamak endoskop gözleme aygıtı" end(o)+.işaret parmağı & Lat in. 2. çalışkanlık. dük endüstri [DTC1943] ~Frindustrie1. çalışkanlık < Lat industrius çalışkan ~ ALat endo-struus ~ HAvr *sters. dijital endemik [ xx/c] ~ İng endemic bir ırka veya hayvan türüne veya bir bölgeye özgü olan (hastalık) ~ EYun endemikös yerli < EYun endemeö bir yerin yerlisi olma & EYun én + EYun demos 1. Lat internus (iç yüz). etkinlik < EYun energós çalışkan. çalışarak ortaya konan şeyler.OFa handeşag düşünce < OFa handeşîdan düşünmek endogami " end(o)+.+ Lat ducere. çocuksu ~ Lat infantilis a. içinde (= Sans antara a. erg enfantil [ xx/c] ~ Fr infantil çocukça.henüz konuşamayan çocuk. 2. ifşa etmek < Lat index. -e götürmek. kaygı endişe [Yun. bebek & Lat in.iğdiş etmek < Tü ének [xiv Kıp] haya.a. tıpta hormonların genel adı & EYun endós iç. +gami [ xx/b] ~ Fr endogamie aile veya aşiret içi evlilik endokrin [ML xx/c] ~ İng endocrine iç salgılara ilişkin.endeks [ xx/a] ~ Fr index gösterge. Yus xiv] . iç taraf. yol açmak & Lat in. işaret etmek. EYun énteron (iç organlar).a. dem(o)+ ender ~ Ar andar [#ndr kıy.sevketmek. memleket. fabl . ilçe. bir yerin halkı " en+. sanayi ~ Lat industria gayret. bağır < Fa/OFa andar iç. endike [etm [ xx/b] ~ Fr indiquer belirtmek < Lat indicare belirtmek. taşak < Tü én. çalışma " en+. induct. t.değil + Lat fans. fatsöylemek " in+2. < Lat infans.inmek. indic. indic. en nadir " nadir enderun ~ Fa/OFa andarün bir şeyin içi.işaret parmağı" dijital endirekt [Cumh 1932] ~ Fa andîşa düşünce. [DTC 1944] sanayide muharrik güç . dizin ~ Lat index. içyüzü.sevketmek " in+1. faal < EYun érgon iş.+ Lat *dex. fant. sermek. +skop [KT xix] ~ Fr endoscope iç organları endüksiyon/indüksiyon [Bah1924] ~Frinduction çıkarsama. ortaya çıkarmak ene[mek sarkmak " inenerji Tü [ xi] éne. tümevarım ~ Lat inductio < Lat inducere. dig. [Bah 1924] iş yapma gücü.] daha nadir.Fr énérgie iş yapma gücü ~ EYun enérgeia çalışkanlık.)" inter+ * Karş.parmak " in+1.

flat. & Lat iniçine doğru + Lat flare. derin. faktör enfes naffs " nefis1 ~ Ar anfas [#nfs kıy.a.) enflasyon [Bah1924] ~Frinflation1.+ Lat farcire. tuzak. köfte engel engerek Yun *angiráki [küç. toz tütün [#'nf] burun (= İbr/Aram ap a. enforme [etm [ xx/b] ~ Fr informer fikir vermek.yapmak " in+1. arıza ~ EYun enkope a. yarmak ~ HAvr *kop-a.kesmek. şişirme. fact. enginar cynara scolymus ~ EYun kinára/kynára a.] daha nefis. kalp krizi & Lat ~ Fr infection iltihap ~ Lat infectio " enfekte [etm [ xx/a] ~ Fr infecter bulaşmak. deniz [Arg xvi] enginara < Tü én derin. piyasadaki para arzını şişirme.a. dip. kop. form enformel/informel form enfraruj/infraruj ötesi " infra+. kırmak. bilgilendirmek ~ Lat informare zihninde canlandırmak & Lat in. ruj [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr informel gayrıresmi " in+2. = Akad appu a. Ancak karş. tutan şey [EvÇ.üflemek " in+1. engin <Tü [MMem xvi] 1. iniş ~ Yun ankinára bir sebze. her ikisi HAvr *angwhi. Yun engeli (yılan veya yılan balığı). ~ Fr infrarouge kırmızı-altı.a. < EYun köptö. enflasyon ~ İng inflation < İng to inflate şişmek. Lat anguila.a.şişme. 2.a. " en+. kızıl- engebe [Kıp xiv] ingebe çukur ~ Yun engope engel. farct. en nefis < Ar < Ar anf enfiye [Bia xix] burun otu.tıkmak " in+1.] küçük yılan ~ Fa angal düğme iliği. şişirmek ~ Lat inflare a.kökünden.a. iltihaplı < Lat inficere.batırmak. .+ Lat facere.enfarktüs in. Men xvii] angirek bir tür yılan ~ * Yunanca sözcüğün yazılı örneğine rastlanmamıştır. iltihaplanmak < Lat infectus bulaşık. bulaştırmak & Lat in. infect. deflasyon * Ekonomik anlamı 1890’larda İngilizcede ortaya çıkmıştır. fars enfeksiyon enfekte [ xx/b] [ xx/a] ~ YLat infarctus tıkanma. 2.içinde + Lat formare biçimlendirmek " in+1.

kurmak < Lat statuere.durdurmak. kodaman enişte kadın akrabanın kocası * Anlam bakımından açıklanmaya muhtaçtır. sınırı aşan & Lat in.durmak " in+1. paye vermek < Ger *stalljan koymak. Eski Yunanca ve Farsça biçimler bilinmeyen bir ortak kaynaktan alınmış olmalıdır. duruş " statü . DK xiv] erjğse boynun arka tarafı ensest [ xx/c] aile içi cinsel ilişki ~ Fr inceste gayrımeşru cinsel ilişki (özellikle aile içi) ~ Lat incestus yasak.değil + Lat castus temiz. örnek < OFa ensar [Ferec xv] ~ Ar anSâr [#nSr çoğ. EŞKÖKENLİLER: EYun kinára : enginar Fa kangar : kenger engizisyon [ xx/a] ~ Fr inquisition 1. soruşturma. t. şimdiki < Lat instâre durmak. inquaest. mahrem " in+2.elde olan.+ Lat stâre. dikmek enstantane [Bah 1924] ~ Fr instantané anlık.] yardımcılar. varolmak. institut. hazır olmak & Lat in. < OFa nmüdan göstermek " nümayiş ~ Ar anqâD [#nqD çoğ. < Lat inquirere. haram.a. jet enkaz nuqD yıkım. kast enstale [etm [ xx/b] ~ Fr installer yerleştirmek ~ OLat installare (bir göreve) atamak. hazır.soruşturmak.dikmek. dikmek. yıkıntı " nakz enmüzeç nmüdag a. göz açıp kapayıncaya kadar olan < Fr instant an ~ Lat instans. & Lat in.] yıkıntılar. kurmak < Lat status durum. Katolik kilisesinde soruşturma kurumu ~ Lat inquisitio a. statut. izleyiciler. enjekte [etm [ xx/b] ~ Fr injecter zerketmek ~ Lat iniectere "içine atmak". dikmek ~ HAvr *stol-no-< HAvr *stel.+ Lat quaerere.sormak " in+1. harabat < Ar ~ Ar unmüSac nümune.a. 2.* Karş. sorgulamak & Lat in.koymak.a. kurum < Lat instituere. [Men xvii] kızkardeşin veya ~? Fa angişta zengin çiftçi. Muhammed'e Medine'de yardımcı olanlar < Ar nâSir yardımcı < Ar naSara yardım etti ense Tü? [Kıp. quaest. a. özellikle Hz. anket enik/encik Tü [Uy viii+] enük hayvan yavrusu [Çağ xv+] yakın akrabanın kocası.+ Lat iactare atmak " in+1. stat. Fa kangar (yaban enginarı). istasyon enstitü [Bah 1924] ~ Fr institut araştırma kurumu ~ Lat institutus kurulmuş olan şey.

inşa etmek " in+1. anlayış < Lat intellectus a. struct. genelde iç organları ~ HAvr *en-ter. zeki ~ Lat intelligens. integr. abartmak " tansiyon entari Fa andan içe ait < Fa andar iç " enderun entbent tarümar. a. idrak eden " entelektüel enter(o)+ ~ Fr entér(o). nasyonal [187+] ~Frinternational . < Lat intelligere anlamak.anlayan. ilgilendirmek ~ Lat interesse farkında olmak. matematikte entegral ~ Lat integralis bütünsel" entegre entegre [etm [ xx/b] ~ Fr intégrer bütünlemek.+ Lat struere. enternasyonal uluslararası" inter+. teçhizat. struct. donanım.a. onarmak < Lat integer. tümel. bütün & Lat in. dikmek. idrak etmek. bağ kurmak " inter+. müzikte çalgı ~ Lat instrumentum a. lect. gereç. lejyon entelijensiya/intelijensiya [CMeriç1963] ~Fr intelligentsia aydınlar zümresi ~ Rus inteligentsiya < Fr intelligent akıllı. aneks * Türkçede Fransızca telaffuzla benimsendiği halde Fransızcada mevcut bir sözcük değildir. zorlamak. paramparça " bent ~ Fr intensif. t. KT xix] endbend ~ Fa andwand ~ Fr intégral 1. ayırdetmek & Lat inter iki şey arasında + Lat legere1. iç etek. ilgilenmek & Lat inter içinde + Lat esse olmak " inter+. tam. intens. sutyen ) ~ [LO./ İng enter(o). tact.] iç çamaşırı.seçmek " inter+. takt entelektüel [ xx/b] ~ Fr intellectuel aydın.ince bağırsak < E Yun énteron bağırsak. teçhiz etmek & Lat in.enstrüman [ xx/b] ~ Fr instrument araç. strüktür ensülin/insülin [ xx/b] ~ Fr insuline pankreasta Langerhans adacıkları tarafından salgılanan hormon < Lat insula ada entansif/intensif [ xx/c] intendere.dokunmak ~ HAvr *tag. darmadağın. " in+1. -ive yoğun < Lat (~ Ar antarî [nsb. bir konunun "içinde olmak".germek. a. bir bütüne eklemek ~ Lat integrare bütünlemek.dokunulmamış.kurmak.yığmak.a. donatmak.+ Lat tangere. oluşturmak. < Lat instruere. entegral/integral [ML xx/c] integral bütünsel. esans enterkonekte [195+] ~ İng interconnected birbirine bağlı & İng inter arasını + İng connect bağlamak. 2.iç " inter+ enteresan enterese [Bah 1924] ~ Fr intéressant ilgi çekici" enterese [etm [ xx/b] ~ Fr intéresser ilgilenmek. kültürlü kişi < Fr intellect akıl.

önemsiz * Belki Arapça gramer öğreniminde kullanılan ena. aldatma " in+1 entropi [ML xx/c] ~ İng entropy kapalı bir sistemin enerji kaybı sonucu belirsizlik veya durağanlığa doğru evrilmesi ~ Alm entropie a. # 1878 Wilhelm Kühne. sen.enterne [etm [ xx/b] zorunlu ikamet ettirmek < Lat internus iç. eklembacaklı. coşepe [ xx/b] EYun spâthe kürek.+ Lat tricae dolanıklık. dahili " antre enterne [etm [ xx/b] zorunlu ikamet ettirmek < Lat internus iç.a. ~ Fr intime mahrem ~ Lat intimus [sup. " en+. saçma. vent. dahili " antre entim [ xx/b] dahili. enli kılıç.kesmek " en+. mayalanmak & EYun én içten + EYun zeö kabarmak. ente (ben. pala " apolet epeyi <Tü [Men xvii] epeyi ~ Fr épée eskrimde bir tür kılıç ~ Lat spatha ~ < Tü eyi" iyi * E5ğü > eyü > iyi dönüşümüne karşılık pekiştirme hecesinde e. Alm.. söyleyiş makamı < OLat intonare makamla söylemek & Lat in. en içerideki < Lat inter iç.sesinin korunması dikkat çekicidir. tom. tom(o)+ entonasyon [ xx/b] ~ Fr intonation makamla söyleme. hile. ton1 entrika [ 185+] ~ İt intrigo (tiyatroda) dolambaçlı hikaye / Fr intrigue a. döküm ~ OLat inventarium < Lat invenire. & Lat in. mayalanmak ~ HAvr *yeus.a.a. fizikçi. tropik enva nevi " nevi [ xiv] ~ Ar anwâc [#nwc çoğ.a. böcek < EYun temnö. ^ 1850 Rudolf Clausius.) kalıplarından.] çeşitler < Ar nawc çeşit. bulmak & Lat in.a. invent. ~ Fr interner bir müesseseye kapatmak. fizyolojist < EYun enzeö içten kabarmak. & EYun en. kaynamak. dahili" inter+ entipüf[ten ~ Fr interner bir müesseseye kapatmak.] en ~ ? [LO xix] entipüf boş. vurgu " in+1.+ Lat tonare ses vermek < Lat tonus ses. entomoloji [ML xx/c] ~ Fr entomologie böcekbilim < EYun éntomon kesilmiş olan şey. envanter [Bah 1924] ~ Fr inventaire ayrıntılı mal listesi.rast gelmek. avantür enzim [ML xx/c] ~ İng enzyme canlı organizmalarda katalizör rolü oynayan bazı kimyasal maddelerin genel adı ~ Alm enzym a.+ Lat venire. .. < İt intrigare karıştırmak.a.gelmek " in+1. Alm. aklını çelmek ~ Lat intricare a.içe doğru (edat) + EYun tröpe dönüş " en+.

tutmak " epi+.durmak " epi+. +log episod/epizot [ xx/b] ~ Fr épisode tiyatroda iki perde arasında oynananan kısa oyun [esk. üst. aydınlanma.a. & EYun epí + EYun dídymos ikiz < EYun dyo iki " epi+. < EYun epilambanö. eis+. aydınlanma. kriz basmak & EYun epí üstüne + EYun lambânö. [ xx/c] bir tür boya . zuhur etme & EYun epí + EYun fainö ışımak. sonra + EYun lógos söz " epi+. aydınlanmak " epi+ epigrafi [ xx/b] ~ Fr épigraphie yazıtlara ilişkin uzmanlık dalı ~ EYun epigrafe son-yazı. " epi+.a. sahne ~ EYun epeisódion araya giren şey & EYun epí + EYun eísodos giriş " epi+.]. lep. iç organları ve ağız iç yüzeyini örten doku. üstüne gelme. statik.Fr époxy bir oksijen ve iki karbon içeren bir molekül grubu ve bu grubu içeren . dem(o)+ epiderm a. 2. ~ EYun epifaneia zuhur. meme başı dokusu. stâ. salgın & EYun epí + EYun demos halk " epi+.almak. +graf epik [DTC 1942] EYun epikós < EYun épos destan " epos ~ Fr épique destansı. di+ epifani [ xx/c] ~ Fr épiphanie ani ve beklenmedik manevi aydınlanma / İng epiphany 1. bilgi < EYun epistâmai bir şeye veya konuya hakim olmak. İsa'nın tanrısal kimliğiyle üç krallara görünmesi hadisesi ve bu hadiseyi kutlayan yortu. karşıya çıkma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *epi. a.a. destan tarzında ~ epilepsi [ xx/b] ~ Fr epilepsie sara hastalığı ~ EYun epilepsía a. & EYun epí üst. lemma epilog [ xx/b] ~ Fr épilogue son söz ~ EYun epílogos a. öne çıkma.tutulmak. mezar yazıtı" epi+. İng upon (üzeri). od(o)+ epistemoloji [ML xx/c] ~ Fr épistemologie bilginin anlam ve özelliklerini inceleyen felsefe dalı < EYun episteme zihinsel hakimiyet. oyunda kısa bölüm. derma(to)+ [ xx/b] ~ Fr épiderme üst deri ~ EYun epidermís epididim [ xx/b] ~ Fr épididyme husyelerin üst kısmında bulunan büklümlü kanal ~ EYun epidídymis "ikizlerin üstü". +loji epitel [ xx/b] ~ Fr epithélium 1. a. bilmek & EYun epí üzeri + EYun (h)istemi.karşı * Aynı kökten Lat ob (karşı.a. epilep. epidemi [ xx/b] ~ Fr épidémie salgın hastalık ~ EYun epidemia halk arasında (yayılan) şey. a. zar ~ EYun epithelion meme başı üstü & EYun epí üzeri + EYun thele meme başı (< EYun thâö süt emmek)" epi+ epoksi [ML xx/c] bir kimya terimi. özellikle bir tanrının insanlara görünmesi < EYun epifainö birden görünme. üzeri).epi+ ~ EYun épi üzerinde olma. 2.

poem epos epri[mek Tü [ xx/c] ~ EYun épos destan.olmak. ulu kişiler. kısa n s a [ viii] er adam E er Tü h er[mek fiil) erat er " er Tü . -dem eki belki "benzer. reji . dikilme. erek YT [CepK 1935] gaye. [Mercimek xv] < Tü er " er * Türkiye Türkçesinde unutulmuş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır. [DK xv] .(giysi) eskimek. Lat virtus (erdem) < vir (erkek).dikmek & Lat e(x). gibi" anlamındadır. Arapça -at dişil çoğul ekiyle ilişki kurulması halk etimolojisidir.(varetmek.a. a. yıpranmak. oldurmak) fiiliyle ilişkisi yapı bakımından açıklanmaya muhtaçtır. yıpran- <EYu psiló kıs epsilon harfi. Karş. [Kaş xi] . < Lat erigere. EŞKÖKENLİLER: Tü epri-/oprı. erbain [Ali xvi] ~ Ar arbacîn [#rbc] kırk. olgunlaşmak.doğrultmak " ex+. oksijen epope [DTC1943] ~Frépopée destan~EYun epopoiía destan okuma & EYun épos destan + EYun poieö yapmak. amaç < Tü er-" er- ereksiyon [ xx/c] ~ Fr érection dikme.dışa + Lat regere. erbab ustalar < Ar rabb " rab [ xiv] ~ Ar arbâb [#rbb çoğ. kalabalık. inşa etmek " epos.) < aran (adam).] büyükler. Moğ arad (adamlar. rect. a.organik moleküllerin ortak adı / İng epoxy a. dikleşme ~ Lat erectio a. hüner [Or viii] erdem . fazilet. çoğ.EYun épsilon Yunan alfabesinin beşinci Tü [ viii] ér. topluluk [çoğ. zemherir < Ar arbacat^ dört" rubai erdem marifet. anlatı [ xi] opra. dökülmek. et-. kışın 22 Aralıkta başlayan en soğuk kırk günü. & EYun epí + Fr/İng oxygène/oxygen " epi+. Karş. Karş. parlak). a. erect. varolmak. • Tü ét.] * Karş. imek (yardımcı * Türkçe -imek ek fiili érmek biçiminden türemiştir. [EvÇ xvii] epri. ETü kündem (güneş gibi.: epri-. < Tü [Uy viii+] erat insanlar.

şirürji EYun órgia : orji Alm werk : bulvar Fr garçon : alagarson. reş. kızılımsı mor renk ~ Aram argswânâ a. Dil Devrimi esnasında Eski Türkçe biçim bir fizik terimi olarak canlandırılmıştır. Frk *warkjo > Fr garçon (işçi. çalışma). eri[mek a. org. argon. enerji. tembelleşmek [Uy viii+] erin- erişte [Yus xiv] rişte şerit şeklinde kesilmiş hamur rişta ip. kızıl mor * Ar urcuwan (a.eğirmek.a. arkaik bir çoğul eki olduğuna ilişkin Clauson'un tezi kanıta muhtaçtır." er~ ergi[mek YT [TDK 1944] katı durumdan sıvı duruma geçmek. iplik. metalürji. ~ Akad argamannu erguvan rengi. +nomi erguvan [Kut xi] ~ Fa/OFa argawân kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç.Türkiye Türkçesinde eri. erg [ML xx/c] érgon iş. olgun" anlamı düşünülebilir. ergonomi. siderürji.a. a. eril müzekker < Tü er " er Tü * Ada eklenen -il ekinin işlevi belirsizdir.[viii+ Uy] erimek " eri- * ETü ergü. ırgat. erik Tü Tü [Uyviii+]erğü- [Uy. EŞKÖKENLİLER: EYun érgon : alerji. bucurgat. ~ Fa . [CodC xiii] irik YT [TDK 1944] * Ermek fiilinden "olmuş. [LO ] ergenlik yüzde < Tü er. organ. garsoniyer ergen Tü çıkan sivilce [Uy viii+] errjgen büluğ çağına ermiş genç. erkek. [Men ] ergen bekâr. Alm werk (iş. organik.a.eren Tü erkek)" er [ viii] eren er.biçimini almışken. bükmek = Ave *reş. adam.a. çalışma ~ HAvr *werg. letarji. ergonomi [ML xx/c] ~ Fr ergonomie işyerinde çalışma koşullarını inceleyen uzmanlık dalı / İng ergonomy "iş düzeni". erin[mek üşenmek. [TS xiii xiii] derviş Tü er (= Moğ aran er. adam. sinerji. erg.a. * -en ekinin işlevi belirsizdir. Moğ aran biçimi tekildir.çalışmak ~ Fr/İng erg fizikte iş birimi < EYun Aynı kökten İng work. hizmetçi). zeveban etmek Tü ergü. organizma. " erg. şerit < Fa/OFa riştan. garson. organize.a. kadırga. Kaş viii+] érük bir meyve.) Aramcadan alınmıştır.

hastalık) geçmek. önemli kişiler < Ar rukn direk. rust (demir pası). kuvvet.kırmızı (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun erythrós kırmızı ~ HAvr *rudh-ro.a. payanda < Ar rakana [msd.[viii+ Uy] (süre.olmak.paslanmak. Lat ruber.a.a.eritr(o)+ ~ Fr/İng erythr(o). ESlav rudu. sit(o)+ erk YT [Or viii] güç. < EYun (h)éros kahraman. İng red < Ger *raudaz (kırmızı). [TS xv] erken < Tü ért. varmak ermin [ xx/b] ~ Fr hermine kürkü kullanılan bir küçük memeli .< HAvr *reudh.] direkler. tam olmak. sabah.olmak " er[Aş xiv] ~ Ar arwâH [#rwH çoğ. ros. çürümek " ex+.a. yarın. rodaj erte ervah ruh Tü [UyB. ^ 1898 Bayer Gmbh. İng ruddy (kızıl). ermek " er- * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir kelime iken Dil Devrimi döneminde dolaşıma sokulmuştur. rükün] dayandı. tan vakti.a. Lith raudas.a. [DK xiv] irken sabah < Tü érte " erkete geliyor anlamında deyim (argo) [LG 188+] herkete geliyor! (argo).. [AL 192+] erkete polis ~ Yun er%etai "geliyor!" < Yun/EYun er%omai gelmek. erosçürüyerek tükenmek. Moğ erke (a.Lat (müs) armenius Ermenistan faresi < öz Armenia Doğu Anadolu'da bir ülke eroin [ xx/a] ~ Fr heroine morfinden elde edilen uyuşturucu madde ~ Alm heroin a. [Uy viii+] érteken/érte kün ertesi gün. * Aynı kökten Sans rudhira.] ruhlar < Ar rüH " . tüketmek < Lat rodere.). Karş. destekler.cinsel sevi. eritrosit [ML xx/c] ~ Fr erythrocyte kırmızı kan hücresi. yarı-tanrı eros erotik a. Kaş viii+] érte sabah. < EYun éros eros [xx/b] [xx/b] EYun éros. Alm. yaslandı erkek erken erte Tü Tü [Uy viii+] érkek a. bir yerden başka yere geçmek < Tü ér. [CepK 1935] < Tü ér. alyuvar & EYun erythrós kırmızı + EYun kytos hücre " eritr(o)+.a. erot. [CodC xiii] a. erkân [ xiv] ~ Ar arkan [#rkn çoğ. iktidar. cinsellik tanrısı Fr érotique cinselliğe ilişkin ~ EYun erotikós erozyon [ xx/b] ~ Fr érosion aşınma < Lat erodere.

eski.olmak eşantiyon *scandaculum esaret esir eşarp *skerpâ torba * Karş. mitoloji < Ar usTürat efsane. parfüm ~ OLat essentia öz.(deşmek. geçmiş " [Kut. . mitler. atkı ~ Ger esatir ~ Ar asâTir [#sTr çoğ. tırmanmak " iskele ~ Ar isârat [#'sr msd. ~ Ar asbâb [#sbb çoğ. İng scarf (a. Ermenice sözcük muhtemelen HAvr *ekwos (at) kökünün türevidir. esas üs [ xiv] ~ Ar asâs [#'ss çoğ. keçi ayaklı ve insan gövdeli efsane yaratığı.a.] tutsaklık < Ar asır tutsak " [Hay 1959 195+] ~ Fr écharpe başörtüsü. ana madde < Lat esse olmak ~ HAvr *es. Kırg eş.) sözcüğü ile muhtemel etimolojik ilişkisi 200 yıldan beri geniş çaplı olarak tartışılmıştır.] temeller.] ölçü. [Men xvii] ayaklarıyla yeri kazmak * Karş.a.] önceki. dost.erzak rızk eş es [geçmek es[mek eş[mek Tü Tü? Tü [Kıp xiv] ~ Ar arzaq [#rzq çoğ. masal < EYun sátyros 1. ahbap ~ Fa as müzikte durak işareti [ xi] es-1 esmek. bitkisel öz. ölçek < Lat scandere basamak çıkmak. 2. kaideler < Ar uss " [ xx/b] ~ Fr échantillon nümune ~ OLat [küç.] sebepler < * 5. yy'dan itibaren örnekleri bulunan Erm éş. yy'dan eski örneğinin bulunmaması şaşırtıcıdır. DK xi] esbab [Uyviii+]eşgeka. 15. havaya savurmak [Çağ xv] kazmak.] efsaneler.a. işak (a. esami " isim [MMem xvi] ~ Ar asâmin [#smy çoğ.] isimler < Ar ism esans [Bah 1924] ~ Fr essence bir şeyin özü.).] rızklar < Ar rizq " [Uy viii+] éş arkadaş. yarmak). Yunan edebiyatında mitolojik öykülerin parodisi niteliğinde anlatı veya oyun " satir esbak sabık esbap Ar sabab " sebep eşek Tü ~ Ar asbaq [#sbq kıy.

] 1. esir [Kut. Aşxi] ~Ar asır [#'srsf. salim. tırmandırmak < İng escalade bir duvar veya kaleye merdiven dayayarak tırmanma ~ İt scalata a. eşkâl [Men xvii] biçimler. sanat eseri < Ar a6ara aktardı eşik esin Tü YT ~ Fa/OFa âsân ~ Ar a6ar [#'6r msd. mobil esen [Uy viii+] esen sağ. İng scale (balık pulu).a. esinti" anlamında kullanılan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yeni bir anlamla tedavüle sokulmuştur. merdiven (~ Lat scala a. merhamet etmek eşit < Tü eş" eş YT [CepK 1935] müsavi * Ada eklenen -it ekinin işlevi belirsizdir.a. kolay < Fa/OFa âsüdan. eskalop pul. basamak " iskele * Fransızca *escaler biçimi mevcut değildir. nihayet" +loji eskaza es ki Tü » [ Uy vi ii +] es ki a.eşel mobil [ xx/c] bir maaş hesaplama sistemi ~ Fr échelle mobile hareketli merdiven & Fr échelle basamak. haraç almak esirge[mek Tü [Uy viii+] ésirge. örtmek < Tü es-" es- * Daha önce ender olarak "rüzgâr. nişan. < İt scala merdiven. 2.dinlenmek. " ezkaza "e sk i- . âsây.a. ayak izi. a.] biçimler < Ar şakl biçim " şekil eskale [etm [ xx/c] < İng to escalate tırmanmak.kapamak. iz. kabuk ~ Frk *skala deniz kabuğu [ xx/b] ~ Fr escalope ince et dilimi < EFr escale * Karş. ilham < Tü eşü. istirahat etmek " asayiş eser [Aş xiv] ipucu. sağlıklı rahat.) + Lat mobile hareketli" iskele.] tutsak = Akadasıru savaşta alınan tutsak < Akad eseru ödeme talep etmek. [Uy viii+] eşük örtü. eskatoloji [ML xx/c] ~ Fr eschatologie kıyamete dair söylem / İng eschatology a. dingin. < EYun es%atos son. shell (deniz kabuğu).acımak. [ 191+] hüviyet ve polis belgelerinde kişinin görünüşüne ilişkin kayıtlar ~ Ar aşkâl [#şkl çoğ. [ xi] eşik kapı [CepK 1935] vahiy.

correctdüzeltmek " ex+.] loncalar. krimineller [Kıp xiv] bedbahtlar. meslek grupları < Ar Sinf" sınıf esne[mek Tü [ xi] esne. özellikle halk sınıfları [#Snf çoğ.. eşkin Tü [ xi] eşkin yürük at < Tü eş-1 hızlı ve geniş adımlarla yürümek eşkiya haydutlar. içeri" eis+ espadril [ML xx/c] espadriy üstü bez. ~ EYun s%edios geçici. önemsiz. ısıtmak < Fr chauffer ısıtmak " ex+.a. ~ Lat schedius a. sınıflar. hafif tabanlı ayakkabı . usit.] bedbahtlar. uzatmak eşofman [ xx/b] ısınma giysisi ~ Fr échauffement ısınma.[TS xvi xvi] eskil- * Nihai kökün sıfat mı fiil mi olduğu açık değildir. garipler. zavallılar < Ar şâqin " şaki eskiz [ResCGaz 1911] ~ Fr esquisse taslak. gizli ilimlere ait / İng esoteric a. ~ İt scorta a. korekt eskrim [ xix] ~ Fr escrime kılıçla vuruşma sanatı < EFr eskermir kılıç darbelerinden kendini korumak ~ Ger *skirmjan korumak.a.Fr espadrille Rousillon bölgesine özgü hasır tabanlı ayakkabı ~ Katalan . ~ EYun esöterikös içsel. zavallılar.a. < İt scorgere yol göstermek ~ OLat *excorrigere (yanlış olan bir şeyi) düzeltmek < Lat corrigere. sporda ısınma hareketleri < Fr échauffer ısınmak. savunmak " ekran esma Ar ism " isim * Karş.] Allahın isimleri < esnaf [Ferec xvi] sınıflar. ısıtma. eşlikçi / İng escort a. şofben esoterik/ezoterik [ xx/c] ~ Fr ésotérique batıni. rastgele " çetele eskort [ xx/c] ~ Fr escorte kılavuz. müsvedde ~ İt schizzo a.[Kıpxiv]eski-/eskir-.eski[mek Tü [Uyviii+]eski-/eskir-a. esmer [ xiv] (sıfat) < Ar sumrat koyu kahve rengi esna [MMem xvi] olduğunu ifade etmek için kullanılan edat" sani ~ Ar asmar [#smr] siyaha yakın koyu kahverengi ~ Ar a6nâ' [#6ny] iki şeyin aynı zamanda ~ Ar aSnâf [Ali xvi] ~ Ar asma' [#sm çoğ. batıni < EYun esöteron içeride olan < EYun esö iç.a. a.a. esami.gerinmek < Tü es-2 [xi] germek. ~ Ar aşqiyâ' [#şqw çoğ. [Men xvii] fakirler.

T. sırlar < Ar sirr " sır1 * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür.esmek.sarhoş olmak < Tü es.] duyu organlarıyla algılanabilen şeyler.] seçkinler < Ar şarîf [Yus xiv] sırlar. +engiz ~ Ar aşraf [#şrf kıy. savurmak " estağfirullah [ xiv] affetme deyimi ~ Ar astağfiru-llâhi Allahtan merhamet dilerim < Ar istaġfara [#ġfr X] merhamet diledi" mağfiret estamp [Aİhsan 1891] estampa ~Frestampe1. ruh < Lat spirare solumak.] gizlenen şeyler. mühür. ıstampa. en şerefli < Ar [Uy viii+] esğür-/esür. esrarengiz eşref şarîf" şeref esri[mek esTü " esrar.] daha şerefli. 2. belli).a. görülenler < EYun aisthânö algılamak. ^ A. Baumgarten Aesthetica (1750) < EYun aisthetâ [n. [Hay 1959 195+] güzelleştirici tıbbi müdahale ~ Fr ésthetique güzelliğe ilişkin [sıf. zekâ. gizler. Ave aviş (algılanan.espardillo a. kulak koyma < HAvr *au-4 duymak Aynı kökten Lat audire (duymak). nükte ~ Lat spiritus nefes. hasır ~ EYun spárton bükülmüş ip. Alm. boşluk * Karş.duyu-verme. çoğ. espiyonaj casus. 2. sicim espas alan. açık espri [REkrem <1887] ~ Fr esprit 1. güzellik teorisi [ad] ~ YLat aesthetica a. İng space (alan. < Katalan spart ip yapmakta kullanılan bir ot.a. nefes almak/vermek eşraf seçkin. [Men xvii] hint keneviri bitkisinden elde ~ Ar asrâr [#srr çoğ. duymak. uzay). . oyma tahta veya bakır baskıyla elde edilen resim ~ İt stampa " ıstampa ester kimyacı (19.]. soylu " şerif1 esrar edilen uyuşturucu madde [Barkan xvi] ~ Ar aşrâf [#şrf çoğ. estetik [ARasim 1897-99] güzellik duyusu veya teorisi. duyumsamak ~ HAvr *awis-dhyo. ruh. gözetçi" ispiyon [ xx/b] ~ Fr espionnage casusluk < Fr espion [ xx/b] ~ Fr espace alan. yy) " eter [ xx/b] ~ Fr ester kimyada bir bileşik ^ Gmelin. uzay ~ Lat spatium yer.

saplamak). nesneler < Ar şay' " et[mek Tü [ viii] et. ~ Ar a6wab [#6wb çoğ. menzil. stât-durmak " istasyon etamin stamina [çoğ. ahlaki ~ EYun ethikós ahlaka ilişkin < EYun éthos örf. uçucu bir madde ~ EYun aither gökyüzünün en üst tabakası < EYun aithö parlamak. durak. delmek * Aynı kökten EYun stizo (batırmak. yanmak . varoluş etajer [KT xix] ~ Fr étagère raflı dolap < Fr étage 1. devlet ~ Lat status " statü * İt stato 16.HAvr *ai-2 yanmak etfal tıfıl ~ Ar aTfâl [#Tfl çoğ.(mızrak). eter [KT xix] ~ Fr éther 1. ahlak. bina katı. itibar.esvap " sevap eşya şey et Tü [ xiv] [ xiv] [Uyviii+]eta. dolap rafı ~ OLat *stâticum a.] < Lat stamen iplik. lif etan etap [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr éthane kimyada bir bileşik " eter ~ Fr étape konak. Ave taeġa. süslemek. < Lat stâre. etil [ xx/b] ~ Fr éthyle kimyada bir bileşik " eter .] şeyler. 2. [Oğ xi] yardımcı fiil < Tü *e5(i)t. hükümdarlık payesi.sivri bir şey batırmak. imal etmek.a. merhale ~ Hol stapel durak [Bah 1924] ~ Fr étamine seyrek dokuma ~ Lat etatizm [Bah 1924] etatizma ~ Fr étatisme devletçilik < Fr état devlet ~ EFr estat ~ İt stato 1. hazırlamak. yapıştırmak ~ Ger *stikan delmek. durma yeri. alışmak etiket [Bah 1924] ~ Fr étiquette [küç. ] çocuklar < Ar Tifl çocuk " Tü etik [ xx/b] ~ Fr éthique ahlak.] giysiler < Ar 8awb giysi ~ Ar aşyâ' [#şy' çoğ. a. töre < EYun eiötha alışkanlık edinmek. yüzyıldan itibaren "devlet" anlamında kullanılmıştır.< Tü e5 varlık. saplamak. adap. statü. atmosferin en üst tabakası.] yafta < EFr estiquier iliştirmek. 2.düzenlemek. etek [ xi] etek giysi eteği * "Dağ eteği" anlamı sonradan türemiştir. 2. saplamak ~ HAvr * steig.

tesir [CepK 1935] müessir [Fel 194+] amil < < Tü et< Tü etTü et-" et< : Tü et-" et"et"et- * -men ekinin işlevi ve Yeni Türkçe meslek isimleri üreten -men ekiyle alakası açık değildir. dört ~ Fr étriller kaşağı. -men2. ~ HAvr *dheubh.) Eski Fransızcadan alınmıştır. faktör [CepK 1935] nüfuz. < EYun éthnos ulus.ulus. kavimsel ~ EYun etol [Hay 1959 195+] ~ Fr étole 1.HAvr *stud-e. a. Karş.a.a. kavim " etn(o)+ ~ Fr éthn(o). inceleme ~ Lat studium gayret. etraf yön < Ar Taraf" taraf etriye [Yus xiv] [ xx/c] ~ Ar aTrâf [#Trf çoğ.a. etüd [ResCGaz 1911] ~ Fr étude (bilimsel veya eğitsel) çalışma. sıcak oda ~ OLat *extufa baca. ileri atılmak * Karş. etüv [Bah 1924] ~ Fr étuve ısıtma kabini ~ EAlm stuba ev hamamı. a. katolik kilisesinde ayin yöneten rahibin taşıdığı göğse sarkan atkı. doğrusu < E Yun étymos gerçek. yöre. çaba göstermek .a.a.a. sorumluluk (~ HAvr *ai-t-ya. kavim etnik [DTC 1943] ethnikós a. etn(o)+ (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun éthnos ulus. tel fırça ~ Lat strigilis a.< HAvr *ai-1 tayin etmek)" +loji etken etki etkin etmen YT YT YT YT [CepK 1935] muharrik. ocak < OLat *extufare duman çıkarmak < Lat tufare tütmek ~ EYun tyfö a./ İng ethn(o).). " ex+ * İng stove (a. kavim ~ Fr éthnique ulusal. caw5/mac^â5] sığındı" Allah ev Tü [ viii] eP konut. asıl " +loji etiyoloji [ xx/b] ~ Fr étiologie tıpta bir hastalığın nedenlerinin incelenmesi < EYun aitiá sebep. kürkten yapılmış atkı ~ Lat stola uzun cübbe ~ EYun stole a.etimoloji [ xx/b] ~ Fr étymologie sözcüklerin kökeni ve evrimini inceleyen bilim ~ E Yun etymología a. çalışma < Lat studere gayret etmek.< HAvr *(s)teu-1 bastırmak. İng study (a. çadır ~ Ar acü5u bi-llâhi .] taraflar.a. 2. -men1. euzubillah [ xiv] merhamet dileme sözü Allaha sığınırım < Ar câ5a [#cw5 msd. < E Yun étymon bir şeyin aslı.

a.eve kavuşmak. 2.. tarlada sabanla [ xi] ewlen. İncile ait.] vakıflar < Ar evla [Env xiv] ~ Ar awlâ' [#wly kıy.] veliler < Ar < Tü eP " .] vehimler. İncil" incil evaze vase vazo " ex+.a.] daha uygun. < EYun euángelos 1. yeğ < Ar waliya yakın idi. evlen[mek ev evliya walîy " veli Tü [Yus xiv] evlad [Kan xvi] ~ Ar awlâd [#wld çoğ. yakışan. müjde. çevir-. daha değerli. 2.] çocuklar < ~ Yun auláki ark. [Kıp xiv] izdivaç etmek [Aş xiv] ~ Ar awliyâ' [#wly çoğ. vazo evcil YT [ xx/b] ~ Fr évasé ağzı genişletilmiş. evcimen [TS xv] evine bağlı Tü ev " ev * -cimen ekinin işlevi açık değildir. yerleşmek. vazo şeklide < Fr < Tü ev" ev <Tü [CepK 1935] ehli * Karş.evanjelik [xx/c] ~Frévangelique Hıristiyanlığı yayma ve benimsetme çabasında olan / İng evangelic(al) 1. yarık. Ar ahlı < ahl (ev halkı). [Oğxi]emet/evet teyit sözü evham korkular < Ar wahm " vehim evir[mek Tü ~ Ar awhâm [#whm çoğ. evele[mek evelik ever[mek <Tü [DK xiv] evlendirmek < Tü ev" ev evet Tü <ikil evelemek gevelemek lafı ağzında dolaştırmak " gevele- [xi]yemet a. [ viii] ewür. Fr domestique < Lat domus (ev). döndürmek * Karş.a. ~ EYun euangelikós a. iyi haber.a. eğirevkaf waqf" vakıf1 [Neş xv] ~ Ar awqâf [#wqf çoğ. yanında idi" velayet evlat Ar walad çocuk " velet evlek açılan yol ~ EYun aúlaks a. devir-.çevirmek.a.

Eş anlamlı olan vilayet sözcüğünün (belki Tü il/el etkisiyle) bozulmuş şekli olduğu düşünülebilir. a. ejderha [DK] < Tü evür. eye Tü [Uy viii+] eyegü yan. döndürmek " evir* Türkiye Türkçesinde 15. ev re ns el YT [ 1 93 +] u mu mi T ü e vr en " ev re n * Fr universel (a. " ek+ * Latince bazı ünsüzlerden önce e-.] kâğıtlar < evreka [P Safa 1949] Yunanlı fizikçi Arkhimedes'in (MÖ 290212) bir keşfi üzerine bağırarak söylediği söz ~ EYun (h)eureka buldum! < EYun (h)euriskö bulmak. salmak.evolüsyon [Bah 1924] ~ Fr evolution evrim.< HAvr *wers-2 bulmak evren YT [CepK 1935] kâinat. Gül xiv] en önce gelen < Ar âla geri gitti. İlk kez bu sözcükte kullanılan YT -sel eki daha sonra çeşitli başka türevler yapımında kullanılmıştır. evvel [Yus.a. yuvarlanmak. alem ~ Tü evren gök kubbe. Ör: İt sbandito < Lat *exbanditus. yy'dan sonra örneği bulunmayan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmış ve yeni anlam yüklenmiştir. beylerbeyilik [ xvi] Osmanlı devletinde 1590'lardan itibaren en büyük idari ~? Ar *iyâlat [#wly IV msd.ve devir. vilayet. diğer hallerde ex. volta evrak Ar waraq " varak [Ömer b. Mezid xv] ~ Ar awrâq [#wrq çoğ. Fransızca biçimlerde é-.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. İtalyanca biçimlerde s.] yönetim. file başlayan fiillerde asimile edilir. (kitap) okumak & Lat e.fiilleri eş anlamlı olduğu halde.şeklini alır.+ Lat voluere dönmek. çözmek. çıkma. döndü " alet ex+ ~ Lat e(x) dışa ve uzağa doğru hareket. Ör: efficere < exfacere. evsaf waSf" vasıf [Env xiv] ~ Ar awSâf [#wSf çoğ.] vasıflar < Ar ~ Ar awwal [#'wl kıy. evrim YT [CepK 1935] tekâmül < Tü evir-" evir- * Evir.şeklini alır. keşfetmek ~ HAvr *we-wre. feleğin çarkı [İMüh].evirmek. eyalet birim. YTü evrim ve devrim biçimleri arasında anlam ayrışması öngörülmüştür. döndürmek. DK. [ xi] kaburga . ayrılma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *eghs a.] birinci. idare " vilayet * Ar #wly fiilinin if cal masdarı olduğu genellikle kabul edilirse de Arapçada bu sözcük mevcut değildir ve biçim olarak da yanlıştır. yuvarlamak " ex-. kubbe şeklinde fırın [Kaş]. gelişme ~ Lat evolutio < Lat evoluere (tomar veya katlı bir şey) açmak. taraf. ilk.

büyük sofa.sivri bir aletle çizmek. " ek+ ez[mek Tü ~ Fa aywân köşk. akılda tutma " ez+ ezcümle Fa az + Ar cumlat bütün " ez+. sıyırmak eza [Ali xvi] ~ Ar a5â' [#'5y msd.yapmak. cümle ezel ezgi bestesi. eyvah eyvallah ay evet + Ar wallâhi eyvan eyyam Ar yawm gün " yevm ez+ den ~ HAvr *eghs a. [Fel 194+] fiil < Tü eyle-" eyle- eylül ~ Ar 'aylül şemsi takvimin yedinci ayı ~ Aram 'elül Arami takviminin altıncı ayı ~ Akad elülu hasat. kazımak. a.eyer Tü [ xi] eder hayvan sırtlığı eyle[mek Tü [Uy viii+] édle. namaza çağrı " izin ezber [Kıp xiv] ezber dutmak hafızadan & Fa az -den + Fa barm hafıza. . [ xi] ez. ~ Fa az bar/az barm ~ Fa az cumlat bütünüyle. * EYun dialektike teriminin Türkçe tam çevirisidir. [Kıp. bağbozumu eytişim YT [Fel 194+] diyalektik < Tü *eytiş. söylemek < Tü ay. kemer [Kıp. a. oldurmak.] sonsuz eskilik [Mercimek xv] bir tür hızlı beste. DK xiv] eyle. [LO 1876] bir nevi köylü ~ ? Ezmek fiiliyle anlam ilişkisi kurulamaz. DKxiv] ~ Ar ayyâm[#ywmçoğ] günler < [Kıpxiv] ~ Fa aywâh/âwâh teessüf ünlemi ~ Ar ay wallâhi yeminle evet. çağrı. etmek < Tü e5 varlık. toplu olarak & ezan [Ferec xv] duyurma.[xi] a.] ilan etme.[YT] karşılıklı söylemek < Tü eyit-/ayıt. işe yarar hale getirmek. madde " eteylem YT [CepK 1935] muamele.] incitme. eziyet ~ Ar a5ân [#'5n IV msd.[xi Oğ] konuşmak. evet & Ar ~ Fa az uzaklaşma ve dışarı çıkma bildiren edat.var etmek. [CepK 1935] nağme [Kut xi] ~ Ar azal [#'zl msd.

Çin porseleni ~ Sans bhágaputra Güneşin oğlu. sima. Çin hükümdarlarının sıfatı & Sans bhága baht. f. uydurmak.eziyet verme " eza ezkaza/eskaza qaDâ' " ez+. çehre (argo) yüz. masal < Lat fari.] çok etkin. ~ OLat facus başak veya kamış destesi < EYun fákelos a. güneş. kahretti fağfur [Yus xiv] ~ Ar fağfur 1. demet. anlatmak ~ HAvr *bhâ-2 a. başak veya kamış destesi. trajedi < Ar facaca [msd. Çin hükümdarı. tanrı + Sans putrá oğul" bahş fagot [ xx/b] ~ Fr fagotte nefesli bir çalgı ~ İt fagotto 1. eylemli" fiil fabl [ xx/b] ~ Fr fable masal.a. f.] incitme. 2.] küçük anlatı. < Lat fabricari imal etmek < Lat faber sanatkâr. a.el becerisiyle yapmak. surat. kaza ezoterik » [Kıp xiv] ~ Ar aSiyyat [#'5y msd.a. fat. .a. facc] acı ve üzüntü verdi. bereket.söylemek. imalathane ~ Lat fabrica a. özellikle demirci ~ HAvr *dhabhro.< HAvr *dhabh.] acı veren talihsizlik. eza ~ Fa az qaDâ' kazara & Fa az + Ar " esoterik faal ~ Ar facc^al [#fcl im. mesel ~ Lat fabula [küç. a. yüz facia [Men xvii] fâcicat ~ Ar fâcicat^ [fa. imal etmek fabrikasyon etmek " fabrika fabrikatör fabricator " fabrika [ xx/b] [187+] ~ Fr fabrication imalat < Fr fabriquer imal ~Frfabricateur imalatçı~Lat ~ İt faccia faça [AL 192+] yüz. cephe.] / Ar facîcat^ [#fcc sf. 2. " fon(o)+ fabrika [ 183+] ~ İt fabbrica işlik. görünüm ~ Lat facies suret.

] azgın. 2. matematikte çarpan ~ Lat factor yapan. etmek. a. fakr. yapan. [LG 188+] faka basmak tuzağa düşmek (argo) ~ Ar fa%% [#f%X msd. azgın. imal eden. eden.] kabul edilmiş ~ Ar faHişat [#fHş fa. Yus xiv] ~ Ar faqîr [#fqr sf.] yoksul (= faks [ 198+] ~ İng fax "belgegeçer" < İng facsimile & Lat fac yap (< Lat facere. eylemek. bir borca .yapmak) + Lat similis benzer. fakat fakih hukuku bilgini " fıkıh fakir Aram #pqr deli. eden " fiil ~ Ar fa'iD [#fyD fa. utanmaz (şey ~ Fr/İng fahrenheit bir hararet birimi < öz ~ Ar fa%rı [#f%r nsb. yalnız. islam [Kıp.fahiş [Kıp xiv] sınırları aşan. delirmek) EŞKÖKENLİLER: Ar #fqr : fakir. eden < Lat facere.] bilgin. mutlak olarak ~ Ar faqîh [#fqh sf.yapmak. etken. fact. simüle faktör [DTC 1943] ~ Fr facteur 1. imalatçı. gurur duydu faik fail faiz karşılık ödenen artık para " feyiz fak [Aş xiv] ~ Ar faHiş [#fHş fa.] yapan. faktoring idaresi < İng to factor " faktör [ 199+] ~ İng factoring ticarette alacakların . tıpkı" faktör. İt fare (yapmak) biçimleri Lat facere'den türemiştir. fazla.] ~ Ar fa'iq [#fwq fa.] üstün olan " fevk ~ Ar facil [#fcl fa. fact.] tuzak ~ Aram pa%%â a. icra etmek * Fr faire. f. bilge.] fakirlik. utanmaz " fuhuş fahişe veya kadın)" fahiş fahrenhayt Gabriel Fahrenheit Hollandalı fizikçi (1686-1736) fahri onur.] artan. gurur < Ar fa%ara mağrur oldu. fakir olma < [CodC xiii] ~ Ar faqaT ancak.] onursal < Ar fa%r [msd. fukara fakr Ar faqîr [Kıp xiv] ~ Ar faqr [#fqr msd.

yanlış ~ Lat falsus a. yetenek.EYun fálanks. kolay < Lat facere.a. Erm eġmoni peġmoni (falan filan) biçimleri Aramiceden alınmıştır. özellikle tavus kuşu) tüylerini kabartma < Ar farfara tüylerini kabarttı . kalın ağaç gövdesi * Aynı kökten Ger *balkan (kütük). a. kütük.Eski Yunan'da sıkı düzenli piyade birliği" falaka falçata/falçeta orak < Lat falx. pahalı ve gürültülü gösteriş < İsp fanfarrón şatafat meraklısı. falanjist [xx/b] ~Frphalangiste İspanya'da 1933'te kurulan sağcı parti mensubu < İsp Falange İspanya'da bir parti ~ EYun fálanks. müzikte yanlış nota. 2. gösterişçi kimse Ar farfarat [msd. tırpan falez Alm fels a. falang.yapmak " faktör fal [Kut xi] ~ Ar fa’l [#f ’l] iyiye tabir edilen alamet falaka ~ Ar falaqat [#flq] dayak atmaya yarayan değnek . false (yanlış) biçimleri Latinceden alınmıştır. 2. kalın sopa.]. fals. din ve parti gayretiyle gözü dönmüş ~ Lat fanaticus tapınağa ait olan. falang.İt falso hata. harman savurma aleti [esk. < Lat fallere.kütük. fanatik [Bah 1924] ~ Fr fanatique asabi.].yanılmak. kabarmak " balya falso [KT xix] 1. falc. fact. falan ~ Ar fulân a. Eski Yunan'da bir ordu birliği < HAvr *bhelg. familya [ 186+] ~ İt famiglia aile ~ Lat familia 1.) [ xx/b] [ xix] bir tür bıçak ~ İt falcietto [küç.] ~ Fr falaise dik kayalık sahil ~ Frk *falisa kaya (= fallus [ xx/c] ~ YLat phallus erkek cinsel organı ~ EYun fállos ereksiyon halinde erkek cinsel organı ~ HAvr *bhl-n-os < HAvr *bhel-2 şişmek. üniversite bölümü ~ Lat facultas yapabilirlik.orak.] (hayvan. ~ İbr/Aram * OYun peloní elmoní.1. beceri. beceriksizlik .a. aynı çatı altında yaşayan hizmetliler zümresi [esk. hane halkı < Lat famulus hizmetçi fan [ xx/c] vantilatör ~ Lat vannus harman savurma aleti ~ İng fan 1. falan [CodC xiii] felân/fülân pslân 've saire' anlamında kullanılan bir sözcük.fakülte [Aİhsan 1891] üniversite bölümü ~ Fr faculté 1. 2. 2. cezbeye tutulmuş < Lat fanum tapınak fanfar [ xx/b] ~ Fr fanfare gürültülü bando müziği < Fr fanfaronnade şatafat. hatalı olmak * İng fail (yanılmak). 2. el becerisi < Lat facilis yapılabilir olan. "tanrı çarpmış". hata.

fot(o) +2. gösteriş. fantazma. fener ~ EYun fanós a.a. görünür kılmak ~ HAvr *bhâ-n-yo. Lat vellus. trifaze EYun fôs : fosfor. ışımak. yok oldu " fena [Kut. düş ~ EYun fantasía görüntü. gece kelebeği. hayali. faraş [Men xvii] 1. ölümlü < Ar ~İtflanella fanila [Bia185+]flanela. EŞKÖKENLİLER: EYun faíno : epifani. 2. aydınlanmak. [LO. aydınlatmak " fantezi far1 [ xx/b] ~ Fr phare 1. fener. kafatasının yan kemikleri. t-" fantezi fantezi [LO xix] fantazya süs. aydınlatmak. fan. faz. fotokopi. fot(o)+1. fotoğraf. düşsel ~ Fr fantazma [ML xx/c] fantasma/fantazma fantasme hayal ~ EYun fántasma. fenol. KT ] faraDâ varsayalım ki < Ar İkinci 'a' sesi 19. deniz feneri.] < Ar farâşat gece kelebeği. 2. foton. fanus. [KT xix] süpürüntüleri toplamaya yarayan kürek ~ Ar faraş [#frş çoğ. İng wool (yün). hayal. faraza farD varsayım " farz [Men xvii] farDâ .aydınlanmak. hayal < EYun fainö. görünmek. Akad paraşu (uçmak. fantastik . fan-1.< HAvr *bhâ-1 parlamak. Aş xi] ~ Ar fanin [#fny fa.fani faniya öldü. otomobil ışığı ~ EYun fáros deniz feneri < öz Pháros İskenderiye açığında deniz feneriyle ünlü ada far2 [ xx/b] ~ Fr fard gözkapağı boyası < Fr farder makiyaj yapmak. fantastik. Alm farben (boyamak).] ölen. yy'dan önce Türkçede türemiş gibidir. yüzünü boyamak ~ Frk *farwidhon boyamak * Karş. açıp serdi" mefruşat * Modern anlamı biçiminden türetilmiş olmalıdır. pervane < Ar faraşa yaydı. . debdebe ~ İt fantasia / Fr fantaisie görüntü. kanat açmak). fenomen. < EYun fainö. her tür pervane kanadı.EYun fantastikós " fantezi [ xx/b] ~ Fr fantastique görüntüsel. aydınlanmak Aynı kökten EYun fôs (ışık). fâo (ışımak).[LO]fanela/flanela bir tür yünlü kumaş ~ İng flannel < Gal gwlân yün ~ HAvr *wels-na yün * Aynı kökten Lat lana < *wlana. 3. fotosel fanus [MMem xvi] ~ Ar fanus lamba. pervane. Aynı kökten karş. fantezi. 2.

tayin etti. [Göv xvii] faraziye * Türkçeye özgü modern bir türevdir. kalabalık etmek * Aynı kökten Lat frequens (sık. olduğu yerden kurtarma farmakoloji fármakon ilaç " +loji [ xx/b] ~ Fr pharmacologie ilaç bilimi < EYun ~Frfrancmaç on mason & farmason [187+]franmason Fr franc1 serbest. yayılma < Ar faşa açığa çıktı.] ayırdetme. 2.] ayırdedici şey " fark ~ Ar farîDat [#frD sf. sıkışık). farcttıkmak. EYun frâsso. bezeme fare farenjit [ xx/b] EYun fárynks. çitle çevirmek). dağıldı fas a. kural koydu. sıkmak. ödev. frag. 3. boğmak. doldurmak ~ HAvr *bhrkw-yo. sıkmak. faryng. bir akılyürütmede tartışılmaz veri olarak alınan şey. farika fariza kılınmış şey. 2. belirledi.< HAvr *bhrekw. Ortaçağda dini oyunların sahne aralarına eklenen halk tipi diyalog. ayrım < Ar faraqa ayırdı. " faça [ResCGaz 1912] ~ Fr face yüz. farz [Aş xiv] ~ Ar farD [#frD msd. Aş xi] ~ Ar fâriqat [#frq fa. f.boğaz ~ HAvr *bher-2 delik farfara kimse [Men xvii] ~ Ar fa'rat [#f r] a. Fr < Ar farD [#frD nsb.a.(daraltmak. ayırdetti. varsayım < Ar faraDa 1. kaba güldürü < Fr farcir doldurmak. dolma yapmak ~ Lat farcire.tıkmak.a. çentti.] (sır) açığa çıkma. 2. işaret. ~ Fr pharyngite boğaz enfeksiyonu < ~ İt farfalla geveze ve akılsız * Oy Farfara şarkısında kullanılan sözcük muhtemelen Yun Várvara P??P??? özel adıdır.faraziye utopie karşılığı. böldü (= Aram #prq ayırma.] yasayla zorunlu fark [Kut xi] ~ Ar farq [#frq msd.] 1. f. farbala [KT xix] faraziyat varsayım üzerine kurulmuş şeyler. dini ödev " farz [Kut. zorunlu kıldı faş [Aş xiv] ~ Fa faş aşikâr. çentik.] varsayım " farz [ xx/a] falbala ~ Fr falbala süsleme amacıyla kullanılan geniş kurdele ~ Prov farbella bordür. uzaklaştırma. özgür + Fr maçon duvarcı" mason fars [ xx/a] ~ Fr farce 1. yayıldı. din veya yasa kuralı. cephe ~ Lat facies . açığa çıkmış ~? Ar faşw [#fşw msd.

] fesat eden. bölüm. bozuk < Ar fasada bozuldu.] haşerat < Ar fisfisat [onom. eski Roma'da otorite simgesi olarak taşınan çubuk demetine sarılı balta " fasikül fason [Tarik 1885] işletme dışına ihale edilen imalat işi façon 1.yapmak " faktör ~ Fr fasulye [ xix] ~ Yun fasoúlia [çoğ. phaseolus vulgaris < Yun fasoúli a. böldü. aralık " fasıl fasilite [ xx/c] ~ İng facility 1.] bölme.yapmak " faktör fasit [Kıp xiv] fasid bozan. fiğ. müşteriye veya kamuya kolaylık sağlamak için yapılan düzenleme ~ Lat facilitas < Lat facilis yapılabilir olan.] ara. çete ~ Lat fascis 1. demet" fasikül fasih [Aş xiv] Ar fasaHa [msd. fasH] yer açtı.a. ferah < ~ Ar fâSiq [#fsq fa. # 1919 İt.] doğru yoldan sapan. dönem. vicia sativa . ahlaksız fasikül [Hürr 1948] ~ Fr fascicule kitapçık. genişletti fasık " fısk [ xi] ~ Ar fasîH [#fsH sf.] açık. özellikle tahta kurusu fasarya ~ Yun fasaría keşmekeş. kargaşa Ven fasàr [İt fasciare] bağlamak ~ Lat fasciare < Lat fascis bağ. geniş. fasikül ~ Lat fasciculus [küç. f. aralık. araya girdi. kolay < Lat facere. 2. böcek. ~ Fr fascisant Faşizme eğilimli" faşizm faşizm [192+]faşizma ~Frfascisme İtalya'da Mussolini tarafından kurulan siyasi hareket / İt fascismo a. imalat. 2.a. < İt fascio demet. ziyan oldu " fesat faşizan [ xx/c] ~ Ar fâsid [#fsd fa. yapım.] malum sebze. bir eserin veya müzik dinletisinin her bölümü < Ar faSala ayırdı. önemsiz. kolaylık. sıkıca birbirine bağlı grup.] küçük demet < Lat fascis demet. ~ EYun fâselos baklagillerden ufak taneli bir bitki. yüreksiz adam. iple bağlı küme ~ HAvr *bhasko-demet fasıl/fasl[Kut xi] fasl ~ Ar faSl [#fSl msd. usul ~ Lat factio < Lat facere. görevden aldı fasıla ~ Ar fâSilat [#fSl fa. fact. 2. sudan iş (argo) ~ Ar fasâfis [#fsfs çoğ. fact.fasad faça [ xx/b] ~ Fr façade bina cephesi ~ İt facciata yüz. cephe " fasafiso [AL 192+] kıvırzıvır.] haşere. yapış şekli. demet.

yetmemek ~ Lat fallere. kader. istifade. 2. bozuk. 2. [KT ] satılan mal için çıkarılan ayrıntılı döküm. fayda Ar fada yararlandı. tercih edilen. açan şey. çatlak < Fr faillir eksik kalmak. saygı göstermek. alkışlamak < Lat favere. f. ~ HAvr favori [AMithat 1877] yanak sakalı. fatura [LO xix] nümune. 2.pis.saymak. imalatçının yapılan işin ayrıntısını gösterdiği belge ~ Lat factura imalat < Lat facere. fals. iğrenç. ~ Yun fába bakla ~ Lat faba a. Kuran'm ilk suresi " fetih ~ Ar fatiH [#ftH fa. fact. futbolda kuraldışı hareket ~ Ger *ful. f. faul [Cumh 1929] ~ İng foul 1. kokmuş ~ HAvr *pülo. ifade. a. müstefit .] yarar. örnek. ecel < Lat fari. a.fatal [ xx/b] ~ Fr fatal ölümcül ~ Lat fatalis mukadder. [Hay 1959] kazanması beklenen yarışmacı ~ Fr favori 1. kazanç sağladı [Aş xiv] faide ~ Ar fâ'idat [#fyd fa. kazanması beklenen yarışmacı ~ İt favorito tercih edilen < OLat favorare tercih etmek. imalat. kazanç < EŞKÖKENLİLER: Ar #fyd : fayda. fay [DTC 1943 ] ~ Fr faille kırık.] açan. desteklemek ~ HAvr *ghowe. fat-konuşmak " fabl fatih fatiha [Aş xiv] başlangıç.] 1. onurlandırmak * Fransızca sözcüğün "yanak sakalı" anlamı 1830’larda dolaşıma giren bir moda deyimidir. Faunus'un kızkardeşi fava *bhabhâ. fetheden " fetih ~ Ar fâtiHat [#ftH fa.hatalı olmak " falso fayans [Bah 1924] ~ Fr faïence çömlek üzerine işlenen bir tür sır ve bu yöntemle imal edilen eşya < öz Faenza İtalya'da bir kent * Endülüs müslümanlarınca geliştirilen fayans tekniği 15. yy'da Faenza'daki atölyeler tarafından benimsenmişti. çirkin. fauna [ xx/b] ~ YLat fauna hayvanlar alemi < öz Fauna Roma mitolojisinde hayvanlar tanrıçası. nasip olan.a. faut. ölümcül < Lat fatum "konuşulmuş olan". yazgı. yapım.< HAvr *pü-2 çürümek.yapmak " faktör * Tornacılık terimi olarak kullanımının kaynağı belirsizdir. kokuşmak * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı fault (hata) sözcüğünden etkilenmiştir. [ xx/c] tornacılıkta silindirik parçaların iç yüzüne açılan yiv ~ İt fattura 1. 2. hatalı olmak.tarafını tutmak. kaçınılmaz. 3. yanak sakalı.

kavrama < Ar fahama anladı.] trajik. trajedi" facia feçes [ xx/c] faex tortu. üzücü " facia ~ Ar facr [#fcr msd.a. kavradı fek/fekkaçma < Ar fakka kırdı. musibet.] < Lat * Türkçe telaffuz Latince bilmemekten kaynaklanır. posa ~ İng faeces tıpta dışkı ~ Lat faeces [çoğ.] / Ar fecaat [Men xvii] fecîcat facîcât^ [çoğ. fidye. f.] üstünlük.a.güvenmek fehim/fehm[Kıp xiv] fehm anlama. birleşme < Lat foedus. Aş xi] fida ~ Ar fidâ' [#fdy msd. üstün idi fe+ ~ Ar fa için. çok geldi.] 1. fidye federasyon [ 185+]. ekstra < Ar faDala [msd. feci ~ Ar facîc [#fcc sf. artık. foederittifak. ~ Ger *fûri.) EŞKÖKENLİLER: Ar #fdy : feda. keserek açtı (= Aram #pkk a.fayrap [AMithat1885] ~ İng fire-up ateşi artır!. özellikle ayın evreleri ~ YLat phasis ayın evresi ~ EYun fásis ışıma < EYun fainö. sözleşme. faDl] arttı. yardı feda [Kut. uğruna (edat) ~ Ar facîcat^ [#fcc sf.a. (bir şey uğruna) bedel ödeme. hip(o)+1 fayton [ 186+] faeton/fayton . bedel. ~ HAvr *paswr a. ~ Ar faDlat [#fDl msd. kurtulmalık.] gün fecir/fecr[Kıp xiv] fecr doğumundan önceki aydınlık < Ar facara deldi.] ölçünün üzerinde olma. fa. ant ~ HAvr *bhoidhes.a. aştı.) ~ Ar fahm [#fhm msd.] ~ Ar fakk [#fkk msd.< HAvr *bheidh.) + İng up yukarı hareket bildiren edat" pir(o)+. buharlı gemilerde "tam hız" emri & İng fire ateş (~ Eİng fyr a. erdem " fazla fazla [Kut xi] [Kıp xiv] ~ Ar faDîlat [#fDl sf. özellikle şarap tortusu. [Basirt 1873] payton . [Cumh 1929] futbol federasyonu ~ Fr fédération özerk bölgelerin birleşmesiyle oluşan devlet ~ Lat foederatio ittifak. feda etme < Ar fada feda etti. bedel ödedi (= Akad padü a.] acı veren olay. 2.a.Fr phaéton kiralık at arabası < öz Phaëton mitolojide Helios'un at arabasını ödünç alıp deviren oğlu faz [ML xx/c] ~ Fr phase evre.a.ışımak. keserek . çok oldu. f. aydınlanmak " fantezi fazilet seçkinlik.] kırma.

emzirmek. akşam < Aram #pny dönme. fena [Kut xi] yokolma. kurtuluş ~ Ar falaH [#flH msd. zail olma. toprak işçisi < Ar [KT xix] filenk filenk telaşla arama belirten bir deyim felsefe ~ Ar falsafat [#flsf msd.] beceri. falH] yardı. alan ~ HAvr *pelstu. feleğin sillesi ~ Ar *falâkat feldmareşal [KT xix] ~ Alm feld-marschall Alman ordusunda bir rütbe & Alm feld düz arazi. ustalık < Ar fanna becerdi.] 1. [Aş xiv] ölüm. afet. süt vermek * Aynı kökten Lat fellatio (emme. zail olma.] ~ EYun filosofía "bilgelik-sevgisi". savaş meydanı (~ Ger *felthu. feminist taraftarı < Lat femina kadın " feminen fen/fennteknik bilimlere verilen ad üstesinden geldi [Bah1924] ~İng feminist kadın hakları [Aş.felah [Aş xiv] mutluluk. Aş xi] ~ Ar falak [#flk msd. kararma = Aram psnây gün dönümü. kötü. a. çıkrık. yaramaz ~ Ar fana' [#fny msd. geri dönme . [ xix] Avrupa'dan alınan ~ Ar fann [#fnn msd. felsefe & EYun fílos seven + EYun sofía bilgelik. 2. başarı.] yokolma. tarımla uğraştı) fiiliyle semantik ilişkisi belirsizdir. emzirme). ölümlü dünya. çevirme ) * Feleğin çarkı deyimi ilgi çekicidir. yıldızların döner küresi.] çiftçi.< HAvr *pels-2 yayılmak) + Alm marschall mareşal" plato. güvenlik. çark. fellah falaHa [msd. çıkrık (= Fen pelekum yün eğirme çıkrığı = Akad palâku dönme. toprağı sürdü " felah fellik fellik ~ Ar fallâH [#flH im. felaket [#flk msd. 3. toprağı sürdü. * Arapça sözcüğün falaHa (yardı.emziren < HAvr *dhe. sanat.] refah. hüner. talih. zor bir işin * Avrupai bilimleri "medrese öğretisi" anlamında cilm'den ayırdetmek için kullanılan yumuşatıcı deyimdir. huzur.] < Ar falak " felek [Bia xix] bela. bilgi" fil(o)+. fetus (hamilelik). < Lat femina kadın ~ HAvr *dhemnâ. mareşal feldspat [DTC1943] Alm feld düz arazi. Gül xiv] hüner. alan + Alm spath alçıtaşı" feldmareşal ~Alm feldspath bir tür kayaç& felek [Kut. [Men xvii] vulg. baht ~ Aram pelekâ çark. sofist feminen [ xx/c] ~ Fr féminin dişil.düzlük. kadınsı ~ Lat femininus a.

ihtişam).] 1.a.] yarık.a. görüngü ~ EYun fainómenon görünen şey.] küçük lamba < EYun fanós fener. ~ Ar farâğat [#frġ msd. olgu. açık ~ OFa frâh a. yarık açtı [ xiv] ferc ~ Ar farc [#frc msd. aydınlanmak " fantezi ~ Fr phénole yanıcı bir kimyasal madde < EYun fenomen [Bah 1924] ~ Fr phénomene görünen şey. manto . İng fore.öne. ağız. görünmek " fantezi fent [Men xvii] fend vulgò pro fenn. ileriye. dişilik . rahatlattı" ferç ferağ boşaltma < Ar faraġa boşalttı. [Kan xv] .a. parıltı.a. svárn?ara. ayırt etme ferç organı < Ar faraca açtı. = Sans prâthu a.] (göz veya kavrayışta) keskin olma ~ Aram psrâşâ ayırt etme < Aram #prş ayırma.Ar fann beceri. hüner " fen feodal [ xx/a] ~ Fr féodal vassalaj ilişkilerine dayalı siyasi düzen < OLat feudum/feodum Ortaçağ hukukunda belli kişisel yükümlülükler karşılığında tasarruf edilen mülk biçimi ~ Ger fer [Aş xiv] ~ Fa far nur. parıltı. beceri. gün ışığı. Alm vor.~ HAvr *per-1 ön " per+1 * Modern Farsçada işlek olmayan bu önek.(nur. [ xviii] kadınların giydiği bir tür üst giysi. surah) > súrya (güneş). kurnazlık . öteye hareket belirten fiil öneki = Ave frâ. ihtişam. gemi feneri fanári(on) [küç.Ar farüc/furüc [#frc] ulema sınıfından olanların giydiği bol cübbe Ar faraca [msd.a. fi. (= Ave feraset [Kut xi] firaset ~ Ar firâsat [#frs msd.güneş ) ~ HAvr *saswel. fer+ ~ Fa far. yardı. vakum. (= Ave hvarsnah.] bir mülkü ferace feragat [Yus xiv] veya makamı bedelsiz olarak terketme " ferağ ferah frâtha a. hile. güzellik ~ OFa farn/xwarrah a.a. lamba " fanus fenol [ xx/b] fainö ışımak. görüntü < EYun fainö aydınlanmak.fenafillah fena. allah ~ Ar fana ff-llah Tanrı içinde yokolma " ~ Yun/EYun fener [CodC xiii] fanar deniz feneri. 2. Aynı kökten Lat prö. ~ HAvr *pro-/prö. < Ave hvars. ışık. Orta ve Eski Farsçadan alınan kelimelerde görülür. Sans súvar (güneş. tüketti. farc] açtı.)" fer+ ~ Fa farâ% geniş. gen. bitirdi ~ Ar farâğ [#frġ msd.a.a. boşluk.güneş * Karş.~ fra.

" fer+ ~ Ar farsa% 4 mile eşit bir mesafe ölçüsü ~ OFa . mayalandırmak < Lat fermentum maya < Lat fervere kaynamak. birinci. < Fr fermer kapatmak < Lat firmare pekiştirmek < Lat firmus sağlam. a.a. fermene fermiyum Enrico Fermi İtalyan fizikçi (1901-1954) bir tür yelek [ML xx/c] ~ İt paramano ~ YLat fermium bir element < öz fermuar [ xx/b] ~ Fr fermoire "kapatıcı".a. akıl" fer+. pişmek * Aynı Hint Avrupa kökünden karş. (= Sans ferforje [ xx/b] ~ Fr fer forgé dövme demir & Fr fer demir (~ Lat ferrum demir) + Lat forger demiri döverek şekil vermek feri/fer’i dallandı. İng first (birinci). ferman [Aş. sıkı < HAvr *dhersıkıca tutmak fersah [ xiv] frasang a.ferda prâtâr erken. sabah ~ OFa fradag a. güruh. bölük " fark feriştah/ferişte [Kut. müfreze. & EFa fra.a. Yus xiv] ~ Fa farmân buyruk. bot2 ferik subay.a.geçirmek < HAvr *per-2 geçmek) + İng boat gemi" portal. fermante [etm [ xx/b] ~ Fr fermenter mayalanmak. CodC xi] ferişte ~ Fa firişta 1.a. (= Ave fraeşta. tümen komutanı [Men xvii] bölük.] ikincil < Ar faraca feribot [192+] tren vapuru ~ İng ferryboat feribot & İng ferry taşıma (< Ger *farjan götürmek. ~ EFa parasang. öncü. yol göstermek) fiili eş yapıdadır.kaynamak.] en önde < Ave frâ.a. 2. taşımak ~ HAvr *poreyo. [ xix] bir fırkaya kumanda eden ~ Ar farîq [#frq sf. hükümdar iradesi ~ OFa framân a.ön.ön. emin ~ HAvr *dhermo-sağlam. meleklerin önde geleni ~ OFa frahişt a. önce )" fer+ * Karş.a. ileri + EFa mâna-düşünce. düşman * Lat praemonere (uyarmak. alt kollara ayrıldı" füru ~ Ar farcî [#frc nsb. takım. bread (ekmek). broth (haşlama). pek. Erm hraman (buyruk) Eski Farsçadan alıntıdır. İng brew (mayalanmış içki). hüküm.] askeri birlik. ~ EFa framânâ a.[sup. mayalanmak ~ HAvr *bhreus. sabah)" fer+ ~ Fa farda yarın.a.

fersude farsüdan, farsâ- geçmek = OFa frasawand geçici" fer+

~ Fa farsuda geçmiş, eskimiş < Fa

fert [Yus xiv] ferd ~ Ar fard [#frd] tek, yalnız # 1 < Ar farada [msd. furüd] yalnız idi, tekil idi, yalındı, topluluktan ayrı durdu EŞKÖKENLİLER: Ar #frd : efrat, fert, infirat, müfredat, münferit fertilite [ xx/c] ~ Fr fertilité doğurganlık < Lat fertilis doğurgan (= Lat ferre getirmek, ürün vermek, doğurmak ) ~ HAvr *bhrs-ti- doğurgan ~ HAvr *bher-1 getirmek, ürün vermek, doğurmak " +ber feryat [Aş, Yus xiv] yardım (= Ave frâ-dhâta- a. a.)" fer+ fes külahı < öz Fes Fas ~ Fa faryâd çağrı, çığlık ~ OFa frayâd

[Men xvii] Fas ülkesi ve bu ülkeye özgü kırmızı keçeden gece

* Mağrip'e özgü bir başlık iken 1829 kıyafet kanunuyla Osmanlı devletinde resmi başlık olarak benimsenmiştir. fesat [Kut xi] fesad olma < Ar fasada bozuldu, ziyan oldu ~ Ar fasâd [#fsd msd.] bozulma, ziyan

fesih/fesh~ Ar fas% [#fs% msd.] 1. kol veya bacağını çıkarma, sakatlama 2. hukuken geçersiz kılma, bir borcu veya yükümlülüğü ortadan kaldırma < Ar fasa%a sakatladı, hukuken geçersiz kıldı (= İbr/Aram #ps% sakat, topal = Akad pissü a.a.) fesleğen [MŞ xiv] fesliğen ~ Yun basilikón [n.] "kral otu", güzel kokulu bir bitki, ocimum basilicum < Yun basilikós krala ait, kralî < EYun basileús kral" bazilika feşmekân -?

festival [Hürr 1948] ~ Fr festival bayram, belirli tarihte yapılan toplu eğlence ~ OLat (dies) festivalis bayram günü < Lat festus yortu, bayram < ALat fesia belli bir tanrıya adanmış olan gün, yortu ~ HAvr *dhes- tanrı fesuphanallah adına " fe+, süphan, allah fetih/feth[Aş, Yus xiv] bir ülkeyi İslam egemenliğine açma < Ar fataHa açtı ~ Ar fa subhânallah yüce Allah ~ Ar fatH [#ftH msd.] 1. açma, 2.

fetiş [ xx/a] ~ Fr fétiche doğaüstü güçler atfedilen nesne ^ 1760 C. de Brosses Le Culte des Dieux Fétiches'de ~ Port feitiço 1. el yapımı, mamul, 2. Afrika'nın Gine sahiline özgü tılsım heykelciği ~ Lat facticius el yapımı, mamul < Lat facere, fact- yapmak " faktör

fetret ~ Ar fatrat [#ftr msd.] gevşeme, çözülme, eylem haline ara verme < Ar fatara gevşedi, çözüldü, eridi, (su) ılındı * Ar #ftr kökü İbr/Aram #pşr (1. çözülme, erime, gevşeme, 2. rüya veya bilmece çözme) kökü ile eşdeğerdir. Ar fassara > tafsTr biçimleri Süryaniceden alınmıştır. fettan [ xiv] ~ Ar fattân [#ftn im.] fitne eden" fitne ~ YLat fetus cenin ~ Lat fetus yavrulama, yavru ~ ~ Ar fatwâ' [#ftw/fty msd.] hukuki görüş

fetüs [ xx/c] HAvr *dhe(i)- emmek, emzirmek " feminen fetva [Aş xiv]

* Arapça sözcüğün kökeni belirsizdir. İfta [IV msd.] fiili isimden türemiştir. Fata < #fty/ftw (genç olma) köküyle anlam ilişkisi kurulamaz. feveran patlama, fışkırma < Ar fara kaynadı fevk olma < Ar fâqa aştı, üstün geldi fevkalade fevk, adet2 [Aş xiv] ~ Ar fawarân [#fwr msd.] kaynama, ~ Ar fawq [#fwq msd.] üstünlük, üstün ~ Ar fawqa-l-âdat olağan üstü, sıra dışı"

fevri ~ Ar fawrî [#fwr nsb.] kaynayarak, ani, patlama şeklinde < Ar fawr [msd.] kaynama, patlama " feveran fevt [ xiv] ölüm (mecazen) ölüm < Ar fata geçip gitti, kayboldu, kaçtı feyiz/feyz~ Ar fawt [#fwt msd.] geçip gitme, kaçma, ~ Ar fayD [#fyD msd.] taşma,

[Aş xiv]

artma, bolluk, bereket < Ar fâDa (nehir) taştı, bolluk ve bereket geldi feylezof feza boş idi fezleke "şunun için" " fe+ fi fi tarihi * İsim tamlaması olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. fiber fibra a. a. [ML xx/c] ~ İng fiber lif, iplik, elyaf~ Fr fibre ~ Lat ~ Ar fî -de, içinde (edat) < Ar fî ta'rî^i-l filan tarihinde " fi » " filozof ~ Ar faDâ' [#fDw msd.] boşluk, uzay < Ar faDâ

~ Ar faSlakat gerekçe yazısı < Ar fa Sâlika

fiberglas [ML xx/c] cam elyafı ~ marka Fiberglas cam elyafının tescilli adı ı^ 1937 ABD & İng fiber lif, elyaf + İng glass cam " fiber, glase fıçı butta/buttis a. a. * Nihai kökeni belirsizdir. fidan [Amr xv] fidon/fiton bitki ~ Yun fytón bitki ~ EYun fytón a. a. < EYun fyö doğmak, bitmek, büyümek, maddi varlığa kavuşmak ~ HAvr *bheu3-olmak, oluşmak, yetişmek " fiziy(o)+ fide fytón bitki " fidan [LO xix] körpe fidan ~ Yun fytiá [çoğ.] < Yun/EYun [Kan xv] fuçî/fuçı ~ Yun boutsí a. a. = OLat

fidye [ xiv] ~ Ar fidyat [#fdy msd.] bir yükümlülükten kurtulmak için ödenen bedel, kurtulmalık " feda fiesta " festival [xx/c] ~İspfiesta İspanya tarzı bayram~Lat festus a.a.

fiğ [Kan xvi] ~ Yun bikí(on) baklagillerden hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki, vicia sativa = EYun afâke a.a. * Karş. Lat vicia, Süry bıqa, Erm vikn, İng vetch, Rus vika (a.a.). Nihai kökeni belirsizdir. figân feryat [Yus xiv] ~ Fa figân/afgân acıyla bağırma, ağlama,

figür [DTC 1943] ~ Fr figure şekil, özellikle insan gövdesinin şekli ~ Lat figura a.a. < Lat fi(n)gere, fi ct- biçimlendirmek, elle şekil vermek ~ HAvr *dhi(n)gh- < HAvr *dheigh- hamur yoğurmak figüran [Bah1924] ~Frfigurant tiyatroda sözsüz rol oynayan aktör < Fr figurer şekil vermek, gözükmek, boy göstermek " figür figüre vermek " figür fihrist listesi [ xx/b] [ xi] ~ Fr figuré işlenip şekil verilmiş < Fr figurer şekil ~ Fa fihrist katalog, liste, kitabın içindekiler ~ Ar ficl [#fcl msd.] edim, eylem, ~ Ar fiqh [#fqh msd.] 1. anlayış,

fiil [Aş, Yus xiv] fi'l iş < Ar facala yaptı, etti, işledi = İbr/Aram #pcl a.a. fıkıh/fıkhkavrayış, ilim, 2. islami hukuk ilmi [ xiv] fıkh

fikir/fikr-

[Aş, Yus xiv] fikr

~ Ar fikr [#fkr msd.]

düşünce < Ar fakara [msd. fakr] düşündü, akıl yürüttü fıkır onom [LO xix] fıkır fıkır, fıkırdamak kaynama sesi <

fıkra yazıda madde, paragraf < Ar faqara [msd. faqr] deldi E Ş K Ö K E N Lİ L E R : Ar #fqr2 : fıkra, zülfikar

~ Ar fiqrat [#fqr msd.] 1. omur, vertebra, 2. bir

fiks [ xx/b] ~ Fr fixe sabit ~ Lat fixus < Lat figere, fixyapıştırmak, tutturmak, sabitlemek ~ HAvr *dhîgw- iliştirmek, tutturmak [Bah 1924] muayyen bir müsabaka grubunun programı - İng fixture 1. sabitlenmiş şey, 2. (sporda) duvara asılan karşılaşmalar listesi < İng to fix saptamak, sabitlemek ~ Fr fixe sabit" fiks fiktif [ xx/c] fingere, fict- biçimlendirmek " figür fil pîlu- fildişi [CodC xiii] ~ Fr fictif hayal mahsulü / İng fictive a. a. < Lat ~ Ar fil a. a. ~ OF a/Aram pil a. a. ~ Sans fikstür

* Ayrıca Akad pilu. Güney Hindistan dillerinde "fildişi" anlamına gelen bir sözcükten Sanskritçeye ve Yakındoğu dillerine alınmıştır. Batı dillerinde kullanılan EYun eléfas (fil, fildişi) sözcüğü Mısır kökenlidir. fil(o)+ bileşiklerde) ~ EYun fílo s seven < EYun fileö sevmek ~ Fr/İng phil(o)- seven (sadece

filament [ML xx/c] filaman ~ İng filament ince çekilmiş tel, elyaf~ OLat filamentum a.a. < Lat filum iplik ~ HAvr *gwhîslo- < HAvr *gwhl-a.a. filan sözcük " falan [Aş xiv] fülân [ xx/b] ~ Ar fulân 've saire' anlamında kullanılan ~ Fr philharmonie müzikseverlik (derneği)

filarmoni - İng philharmony a.a. " fil(o)+, armoni

* İlk kez 1813'te Londra'da kurulan bir cemiyetin adından. filateli [ xx/b] ~ Fr philatélie pul koleksiyonculuğu # 1864 Georges Herpin, Fr. pul koleksiyoncusu & EYun fileö sevmek + EYun átelos vergisiz, harçtan muaf olan (< EYun télos harç, vergi ~ HAvr *tels- kaldırmak, tartmak)" fil(o)+, tolere Posta pulu, posta harcının önceden ödenmiş olduğunu gösterdiği için.

fıldır

onom

[KT xix] fıldır fıldır hızlı ve telaşla dönme sesi

< " fır

* Muhtemelen * fırdıl biçiminden metatez yoluyla. file [LO xix] torba < Fr fil iplik, lif~ Lat filum a.a. " filament fileto ~ Fr filée her çeşit ağ, ağ şeklinde örme ~ İt filetto [küç.] örgü, dokuma

[ARasim 1897-99]

şerit, bir et kesimi < İt filo tel, iplik, lif" filament filhakika filibit fleps, fleb- damar [ xx/b] flebit ~ Ar A-1-Haqîqat hakikatte " fi, hakikat ~ Fr phlébite damar enfeksiyonu < EYun

filigran [İM601 184+] şeffaf kâğıt markası ~Frfiligrane 1. kuyumculukta telkâri işi, 2. şeffaf kâğıt markası ~ İt filigrano telkâri & İt filo tel + İt grano tane, nokta büyüklüğünde nesne " filament, granit filika [EvÇ xvii] feluka ~ İt feluca bir tür küçük tekne ~ Ar fulk/falükat a. a. ~? EYun efólkion römork, halatla çekilen sandal < EYun efelkö sürüklemek, peşisıra götürmek & EYun epi- ön + EYun (h)elkö çekmek " epi+ filinkot coat ince kaplama tabakası" film [ xx/c] bir izolasyon maddesi ~ İng film

filinta [Bia xix] ince uzun tüfek 2. çakmaklı tüfek < Ger *Aî- kıymık, taş kırığı * Aynı kökten İng flint/flintstone (çakmaktaşı).

~ Alm flinte 1. çakmak taşı,

Filistin [ xix] ~ Ar Falistîn 1918'de İngiliz yönetimi altında kurulan bir ülkenin adı ~ İng Palestine a.a. ~ OLat Palestina Bugünkü İsrail'in kıyı kesimine verilen ad < İbr psliştîm Tevrat'a göre Kenan ülkesinin kıyı kesiminde yaşayan bir kavim

filiz [Men xvii] filis bitki piçi, bitkinin kökünden veya gövdesinden çıkan taze dal ~ Yun fylisa [küç.] yaprakçık, küçük taze dal < Yun fylo yaprak, taze dal ~ EYun fyllon a.a. < EYun Aeö bitmek, yeşermek ~ HAvr *bhl-e- < HAvr *bhel-3 bitmek, (bitki) açmak, çiçek açmak, tomurcuklanmak * Aynı kökten Lat folium (yaprak). film [Bah 1924] (~ Fr filme 1. fotoğrafçılıkta ve sinemada kullanılan ışığa duyarlı tabaka, 2. sinema gösterisi) ~ İng film 1. ince zar, 2. fotoğraf veya sinema filmi ~ Ger *fellam deri ~ HAvr *pelno- deri < HAvr *pel-4 deri yüzmek

filo katar" filament

[ 182+] gemi katarı

~ İt filo 1. iplik, tel, 2. dizi, sıra,

* Karş. İng file (dizi, sıra). Türkçe anlamı filotila < İt flottiglia (donanma grubu) sözcüğünden etkilenmiş olabilir. filoksera [ xix] ~ YLat phylloxera bir bitki hastalığı ^ 1868 Planchon, Fr. biyolog. & EYun fyllon yaprak + EYun kseros kuru " filiz, serander filoloji [Bah 189+] ~ Fr philologie dil ve edebiyat incelemeleri disiplini ~ Lat philologia dil ve edebiyat sevgisi ~ EYun filología lafseverlik, münazara ve konuşma sevgisi & EYun fileö sevmek + EYun lógos konuşma, söz " fil(o)+,

* Darülfünun-ı Şahane Filoloji Şubesi 1900 yılında açılmıştır. Sözcüğün modern anlamı 1810’larda Alman düşünür Wilhelm von Schlegel tarafından yaygınlaştırılmıştır. filotila ~ İt flottiglia donanma grubu

filozof/feylesof [Kut xi] feylesuf ~ Ar faylasüf/filasüf felsefe ile uğraşan ~ EYun filósofos bilgelik seven, a.a. #Pythagoras, Yun. filozof (MÖ 5. yy) & EYun fileö sevmek + EYun sofós bilge, bilgin, usta " fil(o)+, sofist * Sofós sıfatını tevazudan uzak bulduğu için Pythagoras'ın tercih ettiği deyim olduğu rivayet edilir. Ar filasüf terimi Ebu Yusuf el-Kindî (796-873) tarafından yaygınlaştırılmıştır. filtre [ xx/a] süzgü ~ Fr filtre süzgü olarak kullanılan keçe, her çeşit süzgü ~ OLat filtrum keçe ~ Ger *filtir keçe < Ger *feltjan dövmek ~ HAvr *pelde-< HAvr *pel-6 dövmek * Aynı kökten Lat pellere (itmek, kakmak), pellare (uyarmak, çağırmak). final uç [ xx/b] ~ Fr final son, nihai ~ Lat finalis < Lat finis son,

finans [ xx/b] ~ Fr finance maliye < EFr finer ceza kesmek, (ceza veya vergi) ödemek < OLat finis2 ödeme ~? Lat finis1 son, uç * Lat finis sözcüğünün iki anlamı arasındaki ilişki açık değildir. fincan ~ Ar fincan kâse, tas ~ Fa pingân a.a.

fındık [MŞ xiv] fınduk ~ Ar bunduq/funduq a.a. ~ O Yun pontikón (kárion) "Karadeniz cevizi", fındık < öz Póntos Euksenios "Konuksever Deniz", Karadeniz < EYun póntos deniz Karş. Lat mus ponticus (fındık sıçanı = Karadeniz sıçanı).

finiş [ xx/b] sporda yarış sonu ~ İng finish 1. bitirme, bitim, son, 2. cila < Fr finisser bitirmek, sona erdirmek < Lat finire a.a. < Lat finis son, uç " final fink, fingir onom oynaşma sesi, kaynama sesi " fıkır

fino [LO xix] fino köpeği bir tür küçük kucak köpeği ~ İt fino kaba olmayan, ince, kıymetli, bir köpek türü ~ OLat *finus bitirilmiş, cilalı, ayrıntısıyla işlenmiş, kaba olmayan < Lat finis son, uç " final fır, fırıl " pır onom [ xiv] fır fırlama ve uçma sesi; [LO xix] fırıl fırıl telaş sesi, deli ifadesi

* Daha eski biçim pır olmalıdır. firak fark firar kaçtı [Kut, Aş xi] [MMem xvi] ~ Ar firâq [#frq msd.] ayrılık, ayrı kalma" ~ Ar firar [#frr msd.] kaçış < Ar farra

firavun [ xiv] ~ Ar firâ'ün eski Mısır hükümdarı ~ İbr/Aram para'öh a.a. ~ Mıs par'ö "büyük hane", hanedan fırça [Men xvii] furça sert ve dikenli çalılık, fırça < Lat bruscus bir tür çalı ~ Kelt * Aynı kökten Fr brosse, İng brush, Alm bürste (fırça). firdevs [Aş xiv] ~ Ar firdaws cennet bahçesi < Ar farâdîs [çoğ.] cennet bahçeleri ~ EYun parádeisos 1. Pers krallarının bahçeleri, 2. (İncilde) cennet bahçesi ~ EFa *paridez avlu, etrafı çevrili bahçe (= Ave pairidaeza a.a. & Ave pairi-çepeçevre + Ave daeza- duvar) * Ar firdaws, çoğul kabul edilen faradıs biçiminden geri-türetilmiş yapay bir tekil addır. Fr paradis, İng paradise (cennet bahçesi) biçimleri Yunancadan alınmıştır. Erm bardéz, İbr pardes (bahçe) Orta veya Eski Farsçadan alınmıştır. fire [ xix] ticarette öngörülmeyen masraf ve değer kaybı - Fr frais 1. ticarette hasar payı, 2. masraf, gider ~ Lat fractum kırık < Lat frangere, frac- kırmak " fragman ~ Yun boúrtsa a.a. ~ OLat bruscia

firik [EvÇ xvii] ~ Ar farîk [#frk sf.] kurutulmuş yeşil buğday tanesi < Ar faraka ufaladı = Aram #prk ufalama, ovalama, tahılı ovarak kepeğini ayırma fırıldak entrika (argo) <onom [LO xix] bir çocuk oyuncağı, rüzgâr gülü; [LG 188+] menfaat, kâr, < Tü fırıl [onom.] dönme sesi " fır

fırın [Kıp, MŞ xiv] fürun ~ Ar furn ekmek veya yemek pişirilen firm (- O Yun foúrnos a. a. ) ~ Lat furnus a. a. ~ HAvr *gwhorno- < HAvr *gwher-(ateş veya közle) ısıtmak " term(o)+ * Fr four, fournaise, İng furnace (fırın) biçimleri Latinceden alınmıştır. fırka division karşılığı) firkat fark [Men xvii] hizip; [KT xix] yedi alaydan oluşan askeri birlik (Fr ~ Ar firqat [#frq msd.] hizip, bölük, insan grubu, fraksiyon, parti " fark [Yus xiv] fürkat ~ Ar furqat [#frq msd.] ayrılık "

fırkateyn [KT xix] ~ İng frigatine bir tür küçük ve hızlı savaş gemisi ~ İt fregatina [küç.] < İt fregata bir tür üç direkli ve hızlı savaş gemisi, firkete firkete [LO xix] çatal şeklinde saç iğnesi [küç] sofrada kullanılan çatal < İt forca tarlada kullanılan çatal, bel ~ Lat furca * Karş. İng fork, Fr fourchette (çatal). fırla[mak <onom [DK xiv] ; [Men ] fırlanmak/fırlatmak < Tü pır/fır [onom.] uçma veya fırlama sesi" fır firma [Bah 1924] bir ticarethanenin isim ve unvanı ~ İt firma imza, ticari unvan, bir unvan altında iş yapan işletme < Lat firmare pekiştirmek, takviye etmek, imza atmak " fermuar fırsat [Yus, DK xiv] fursat ~ Ar furSat [#frS msd.] kısa rahatlama anı, tatil ~ Aram pîrSâ delik, gedik (özellikle duvarda) < İbr #prS delme, gedik açma fırtına [LF xvi] fortuna/furtuna fırtına ~ İt fortuna 1. talih, kader, kısmet, baht, 2. denizde şiddetli hava, kasırga ~ Lat fortuna talih, kader ~ HAvr *bhr-tu- < HAvr *bher-1 taşımak, getirmek " +ber firuze [ xiv] feyruzec ~ Ar fîrüza/fayrüzac gök rengi bir süs taşı, türkuaz ~ Fa pîröza a.a. ~ OFa peröçag a.a. (= Ave *paiti-raoçah- gün gibi)" ruz fiş [Cumh 1932] ~ Fr fiche 1. etiket, not yazılan kâğıt veya karton parçası, 2. elektrik fişi < Fr ficher saplamak, sabitlemek ~ Lat figere, fix- tutturmak, sabitlemek " fiks fıs, fısıl, fısır onom [DK xiv] fısıl fısıl alçak sesle nefes alma veya konuşma sesi; [LO ] fısır fısır alçak konuşma sesi, çubuk sesi < EŞKÖKENLİLER: Tü fıs : fıs, fiskos 1, fosur ~ İt forchetta

fış, fışır <

onom

[ xiv] köpüren su sesi; [LO xix] fışıl/fışır su feveranı sesi, i p e k k u m a ş s e s i

fişek [ xvi] fişek/fişenk fışândan/afşândan saçmak, serpmek (= Ave (aivi)fşâna- a.a.) * -ek/-enk takısı açıklanmaya muhtaçtır.

Fa fişân saçma, saçan < Fa

fısk [Kut, Aş xi] fısk u fücur deyiminde msd.] doğru yoldan sapma, ahlaksızlık < Ar fasaqa doğru yoldan saptı fiske darbe fıskiye ~ ? <onom [LO xix]

~ Ar fisq [#fsq

[Men xvii] orta parmağı baş parmakla birleştirerek vurulan

< f ı s / f ı ş s u p ü s k ü r m e s e s i " fış

* Modern Arapça fisqiyyat (a.a.) Türkçeden alıntı olmalıdır. fiskos 1 fiskos2 <onom [ARasim 1897-99] fısıldaşma yuvarlak masa ~ ?

fistan [TS*, Kan xv] fustan/fistan/fiston ~ Ar fustân geniş dökümlü kadın etekliği ~ Aram *peşstâ a.a. = İbr peşet keten kumaş = Akad piştu keten * Yun foustáni, İt fustagno biçimleri Arapçadan alınmıştır. Mısır'daki Fustat kent adıyla birleştirilmesi halk etimolojisidir. fıstık fıstığı ~ OFa *pistag a.a. [CodC xiii] pistak; [Gül xv] fıstuk ~ Ar fustuq şam

* OYun pistákion, Erm bisdag (a.a.) biçimleri (Orta) Farsçadan alınmıştır. Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. Fr pistache, İng pistachio. fistül boru, tüp fit1 bedenen zinde [Bah 1924] ~ Fr fistule tıpta akıntılı kanal ~ Lat fistula

[LO xix] ('fit olmak' deyiminde) razı olma, anlaşma; [ xx/c] ~ İng fit 1. uyum, uyma, 2. bedenen zinde

fit2 [ xx/a] ~ İng feet [çoğ.] bir uzunluk birimi, kadem < İng foot 1. ayak, 2. 31 cm eşdeğeri bir uzunluk birimi ~ Ger *fot- ayak ~ HAvr *pöd- < HAvr *ped-1 a.a. " pa fıtık < Ar fataqa dikiş söküldü, yarıldı [TS* xiv] fıtq ~ Ar fitq [#ftq msd.] yırtık, sökük, yarılma

fitil [Aş xiv] fetil ~ Ar fatîl [#ftl sf.] burma suretiyle yapılan ip < Ar fatala [msd. fatl] burma, ip örme (= İbr pâtîl örme ip = Akad patâlu kıvırma, ip örme )

* Sami dillerinde ortak olan sözcüğün nihai kökü muhtemelen Mıs ptr (ip) biçimine dayanır. fiting fit uymak, uydurmak " fit1 fitne [ xx/c] [Kut xi] ~ İng fittings boru tesisatı ara birimleri < İng to ~ Ar fitan [#ftn] baştan çıkarma, entrika,

kargaşa < Ar fatana [msd. fatn/futün] baştan çıkardı, aklını başından aldı fitnes fitoloji EYun fytón bitki " fidan, +loJi [ xx/c] ~ İng fitness bedensel zindelik" fit1 [ML xx/c] ~ Fr phytologie bitki bilimi <

fıtrat [ xiv] ~ Ar fiTrat [#fTr msd.] yaratılış, doğa < Ar faTara [msd. faTr/fuTür] 1. açtı, yarıp çıkardı, 2. oruç açtı, 3. doğurdu, yarattı = İbr/Aram #pTr açma, çözme, serbest kılma fitre Ramazan bayramında verilen sadaka " fıtrat fıttır[mak <onom < Ar fiTr [#fTr msd.] 1. oruç açma, iftar, 2.

[ xx/c] fırttır- delirmek

< Tü fırt [onom.]

fiyaka [ARasim 1897-99] bir tür lüks at arabası; [ xx/a] caka, çalım ~ Fr fiacre bir tür at arabası < öz Hôtel de St Fiacre 17. yy'da Paris'te fiacre türü kira arabalarının durduğu terminalin adı < öz Fiacre/Fiachra 7. yy'da yaşamış bir İrlandalı aziz fiyasko [ 188+] ~ İt fare fiasco "şişe yapmak", bir tiyatro oyununun "gümlemesi" < İt fiasco şişe ~ EAlm flaska a.a. " palaska * İtalyanca deyimin kaynağı belirsizdir. fiyat ödeme " vefa fiyonk/fiyonga takılan süslü düğüm püskül ~ Ar fi'at [#wfy msd.] karşılık olarak ödenen,

[ARasim 1897-99] fiyonga giysi ve ayakkabıya ~ İt fiocco püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm ~ Lat floccus yün kırpıntısı,

fiyord [ xx/b] ~ Fr fjord Norveç kıyılarına özgü derin körfez ~ Norv fjord liman, körfez ~ Ger *furduz ~ HAvr *prtu- liman < HAvr *per-2 geçmek, geçirmek " portal * Karş. İng ford (geçit, körfez), Lat portus (liman). fizibl [ xx/c] Fr faire yapmak ~ Lat facere, fact- a.a. " faktör ~ İng feasible yapılabilir ~ Fr faisible [esk.] a.a. <

fizik [Müh374 180+]fizikatabiiyyat ~Frphysique1. doğa bilimlerine verilen genel ad [esk.], 2. maddenin özelliklerini inceleyen bilim dalı [xvii] Lat physica doğa bilimi ~ EYun fysike te%rte a.a. < EYun fysis doğa " fiziy(o)+ * Modern anlamı Aristoteles'in maddi varoluşun özelliklerini incelediği Ta Fysiká adlı eserinden türemiştir. fiziy(o)+/fizyo+ ~ Fr/İng physi(o)- bedensel, fiziksel (sadece bileşik isimlerde) < EYun fysis doğa < EYun fyö büyümek, kabarmak, yer kaplamak, (canlı varlıklar) yetişmek, neşvü nema bulmak ~ HAvr *bheu3- kabarmak, şişmek, büyümek fizyoloji [LO xix] ; [ARasim 1897-99] fizyolojik physiologie bedenin yapı ve işlevlerine ilişkin uzmanlık " fiziy(o)+, +loji ~ Fr

fizyonomi [Bah1924] ~Frphysionomie bedensel özelliklerden karakter tahlili yapma ~ EYun fysiognomía & EYun fysis maddi varlık, beden + EYun gignöskö, gnöbilmek " not fizyoterapi fiziy(o)+, terapi [ xx/b] ~ Fr physiothérapie fizik tedavi"

flama [LF xviii] ~ Ven fláma [İt fiamma] 1. alev, meşale, 2. dar uzun şerit şeklinde gemi bayrağı (= OLat flammula gemi bayrağı) ~ Lat flamma alev ~ ALat flagma ~ HAvr *bhlg-ma- < HAvr *bhel-1 yanmak, parlamak * Aynı kökten EYun fl ego, flog- (yanmak). flambe [ xx/c] ~ Fr flambé alevli < Fr flamber alevlenmek, tutuşmak ~ Lat flammare < Lat flamma alev " flama flamenko [ xx/b] ~ İsp flamenco 1. çingene, 2. Güney İspanya'da 1760’lardan itibaren duyulan bir tür çingene müziği =? öz Flamenco Felemenkli flamingo [ xx/c] flamengo ateş kuşu, flamingo < Port flama alev " flama flanel fanila flaş kuvvetli ışık, 2. fotoğraf ışığı [ xx/b] ~ İng flamingo bir tür su kuşu ~ Port

~ İng flannel bir tür yünlü veya pamuklu kumaş " ~ İng flash [onom.] 1. ani parlama,

[Hay 1959 195+]

* Senkronize flaşlı fotoğraf makineleri dünyada 1949'dan itibaren yaygınlık kazanmıştır. fleksibl flectere, flex- bükmek [ xx/c] ~ Fr/İng flexible esnek, bükülebilir < Lat

flit [Cumh 1929] sinek öldürücü sprey ~ marka Flit sinek öldürücü sprey markası ^ 1928 Standard Oil Company. < İng to flit kovmak, kışkışlamak

flor/flüor [ xx/b] ~ YLat fluor kimyada bir element # 1556 Georgius Agricola, Alm. kimyacı. ~ Lat fluor akım, akış < Lat fluere, flux- akmak ~ HAvr *bhleu- taşmak, akmak * Karş. İng fluid (sıvı), fluent (akıcı) < Lat fluere. flora [ xx/a] ~ YLat flora bitkiler alemi < öz Flora Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası < Lat ftös, flor- çiçek ~ HAvr *bhl-o- < HAvr *bhel-3 şişmek, kabarmak, çiçek açmak floresan [ xx/b] ~ Fr/İng fluorescent gaz ışıması ilkesine göre çalışan elektrik ampulü # 1934 General Electric Co. < İng fluorescence fluor gazı gibi elektrik akımı verildiğinde ışıma özelliği # 1852 George Gabriel Stokes, İng. fizikçi < YLat fluor bir element" flor flört [Bah 1924] ~ İng flirt işve, oynaş ~ Fr fleureter a.a. < Fr fleurette [küç.] 1. küçük çiçek, buket, 2. kompliman, hoş söz < Fr fleur çiçek ~ Lat flös, flor- a. a. " flora * İng flower (çiçek), flourish (çiçeklenmek) biçimleri Fransızcadan alınmıştır. florya/flurya [Redh 1890] ~ Yun flöria [çoğ.] < Yun flöri/%löri bir tür ötücü kuş, oriolus ~ O Yun flóros a. a. (= OLat oriolus a. a.) * Karş. Fr loriot (a.a.) < oriolus. floş1 floş2 renkte beş kart [xx/a] [ xx/a] ~Frfloche bir tür ipekli kumaş ~ İng flush 1. ağzına kadar dolu, 2. pokerde aynı

flotör [ xx/c] ~ Fr flotteur suda yüzen şey, şamandıra < Fr flotter/float yüzmek, su üstünde durmak ~ Lat fluctuare < Lat fluere, flux- akmak " flor flu [ xx/b] görüntü ~ Lat flavus sarı, sararmış flüt - Prov flaut a.a. ~ Fr flou soluk, berraklığını yitirmiş, net olmayan ~ İt flauta bir tür nefesli çalgı / Fr flute a.a.

[ xix] flavta

* 20. yy başlarında Fransızca telaffuza uygun olarak düzeltilmiştir. fob hariç net fiyat ~ İt francobordo [Bah 1924] ~ İng f.o.b. < İng free on board nakliye

fobi [ xx/b] ~ Fr phobie patolojik korku < EYun fóbos korku < EYun fobeö korkmak, korkutmak ~ HAvr *bhegw- kaçmak

fodul

[Aş xiv] kendini beğenmiş, fazla konuşan

~? Ar fuDul

[#fDl msd.] fazlalık, kendini beğenmişlik " fazla fok fokstrot [ xx/a] ~ Yun/EYun foke bir deniz memelisi [Bah 191+] ~ İng foxtrot "tilki adımı",

1914'ten sonra popüler olan bir dans & İng fox tilki + İng trot adım (< İng to tread adım atmak, yürümek ~ Ger *tredan a. a. ) " trotuar fokur "fıkır onom [LO xix] fokur fokur şiddetli kaynama sesi; [LO ] fokurdamak ; [LO] fokurtu <

fokus [ xx/c] ~ YLat focus odak # 1604 Johannes Kepler, Alm. astronom ve matematikçi ~ Lat focus ocak, ateş fol [BK 1799] folluk kuş ve tavukların kuluçkaya yattığı yer - Yun foli kuluçka eylemi veya kuluçka yeri < EYun foleös in, hayvan yuvası, kümes ~ İng folk halk ~

folk [ xx/c] köylü (geleneği veya sanatı) Ger *folkam halk, güruh, ordu, kalabalık ~ HAvr *pels-l dolu, çok " poli+

folklor [Bah 1924] köylü töre ve gelenekleri ~ İng folklore halk töre ve gelenekleri ^ 1846 William John Thomas, İng. yazar & İng folk halk + İng lore öğreti, geleneksel bilgiler (~ Eİng lâr a.a. = Alm lehre öğreti)" folk * Sözcüğün Türkçe ve İngilizce anlamları arasındaki fark ilgi çekicidir. folyo [ xx/c] büyük boy kâğıt yaprağı ~ İng folio a.a., bir tabaka kâğıdın ikiye bölünmesiyle elde edilen kitap boyutu ~ İt foglio a.a. ~ Lat folium yaprak ~ HAvr *bhol-yo- < HAvr *bhel-3 (bitki) bitmek, filizlenmek " filiz fön [xx/c] ~ Alm föhn1. Alplerde sıcak güney rüzgârı, 2. saç kurutma makinesi ~ Lat favonis sıcak güney rüzgârı < Lat fovere ısıtmak fon(o)+ ~ Fr/İng phon(o)- ses (sadece bileşiklerde) - EYun fone ses ~ HAvr *bhö-nâ- < HAvr *bhâ-2 söylemek, konuşmak * Aynı kökten EYun femi, fa-, Lat fari (söylemek), EYun fone (ses), Lat fama (ün). fon1 [ResCGaz 1911] resimde arka plan ~ Fr fond zemin, dip, a.a. ~ Lat fundus 1. dip, yer, toprak, 2. çiftlik, gelir getiren mülk ~ HAvr *bhudh- dip * Aynı kökten İng bottom, Alm boden (yer, zemin). fon2 [LO xix] fondo ~ İt fondo akar, sermaye / Fr fonds [çoğ.] 1. çiftlik, gelir getiren mülk, 2. a.a. < Fr fond a.a. " fon1 fondan [Bah 1924] ~ Fr fondant "ağızda eriyen" şekerleme < Fr fondre 1. dökmek, 2. erimek, eritmek ~ Lat fundere, fus- 1. (bir sıvıyı)

dökmek, özellikle metal eritmek veya erimiş metal dökmek, 2. saçmak, yaymak, dağıtmak, girift hale getirmek ~ HAvr *ghu-nd- < HAvr *gheu- bir sıvıyı dökmek * Latince fiil kullanımda geniş anlam yelpazesi kazanmıştır. Karş. confundere/confusio (darmadağın etmek), diffundere/ diffusio (saçmak, yaymak), refundere/refusio (kaptaki sıvıyı geri dökmek, mec. reddetmek). • Aynı HAvr kökten EYun %eö (sıvı dökmek), %yrrıa (sıvı), %oane (dökme aygıtı), Ger *gausjan (a.a.) > İng gush (bolca dökmek). fondip [ xx/c] ~ ?

* Fr fond (dip) dözcüğünden türetilmiş gözükmesine karşılık -dip ekinin mahiyeti anlaşılamamıştır. fondöten fon1, tentürdiyot fondü eritmek " fondan fonem oluşturan seslerin her biri" fon(o)+ fonetik fönetikös a.a. " fon(o)+ [ xx/b] [ML xx/c] ~ Fr fond de teint boya zemini, astar " ~ Fr fondu eritilmiş (peynir) < Fr fondre ~Frphonème bir kelimeyi ~ Fr phonétique sese ilişkin ~ EYun

[DTC1943] [ xx/a]

fonksiyon [ xx/a] ~ Fr fonction 1. işlev, 2. matematikte fonksiyon ^ Bu anlamda 1692 Leibnitz, Alm. filozof~ Lat functio < Lat fungi, funct- (bir şeyle) meşgul olmak, icra etmek, yapmak ~ HAvr *bhu(n)g- < HAvr *bheug-2 isteyerek yapmak fonograf [ARasim 1897-99] ~ Fr phonographe ses kayıt cihazı, gramofon / İng phonograph a.a. ^ 1877 Thomas A. Edison, Amer. mucit" fon(o)+, +graf font [ xx/c] ~ İng font hurufat ~ Fr fonte 1. döküm, 2. metalden dökülen hurufat < Fr fondre dökmek " fondan fora [LF xvi] ~ Ven fora! [İt fuori!] dışarı!, yelken açma emri ~ Lat forâs [akk. çoğ.] kapı dışına doğru, kapı dışarı < Lat foris ev kapısı ~ HAvr *dhwer- kapı" der1 * Karş. İng foreign (yabancı) < Lat foras. forklift çatal + İng lift kaldıraç " firkete [ xx/c] ~ İng forklift çatal kaldıraç & İng fork ~ Fr

form [ xx/a] şekil, biçim; [ xx/b] sporda kondisyon forme biçim, şekil, görünüm ~ Lat forma a.a. (~? Etr *morfa ~? EYun morfe a.a. ) " morf(o)+

forma1

[186+]

~Fr format matbaacılıkta bir

tabaka kâğıdın katlanmasıyla elde edilen basım birimi ~ İt formato a. a. ~ Lat formatus " form forma2 [ xx/b] üniforma < Tü üniforma" üniforma

formaldehid ^ 1872 Justus von Liebig, Alm. kimyacı" formik, aldehid

~ Alm formaldehyd kimyasal bir madde

formalite [Bah 1924] ~ Fr formalité 1. biçimsellik, 2. bir işin resmileşmesi için uyulması gereken biçim şartları < Fr formel biçimsel " form format [ xx/c] ~ İng format 1. matbaacılıkta bir tabaka kâğıdın katlanmasıyla elde edilen basım birimi, forma, 2. bilgisayarda verilerin düzenleniş biçimi ~ İt formato matbaacılıkta forma " form formen [Bah 1924] ~ İng foreman fabrikada ustabaşı & İng fore ön (~ Ger *fura a.a. ~ HAvr *per1 a.a.) + İng man adam " per+1, manken formik [ xx/b] ~ Fr (acide) formique karıncalarda ve arı zehirinde bulunan bir organik bileşik ^1671 John Ray, İng. kimyacı < Lat formica karınca ~ HAvr *morwi- a.a. formika [ xx/b] ~ marka Formica bir tür kompozit malzeme ^ 1913 Daniel J. O'Conor ve Herbert A. Faber, İng. mucitler < İng for mica "mika yerine" " mika formol formalin " formik ~ Fr formol % 40 formaldehid eriyiği,

formül [Bah 1924] ~Fr formule bir törende kullanılan kalıplaşmış sözler, hazır düşünce veya işlem kalıbı ~ Lat formula [küç.] kalıpçık " form fors [Bah 1924] 1. güç, kuvvet, nüfuz, 2. komutan flaması - Fr force güç, kuvvet, nüfuz ~ OLat fortia a.a. < Lat fortis güçlü, kuvvetli ~? HAvr *bhrgh-to-

* "Komutan flaması" anlamı sözcüğün İngilizce donanma tabiri olarak kullanımından alınmıştır. forsa [LF xvi] ~ Ven (vogatór per) forza [İt forzato] kadırga kölesi, kürek mahkûmu < Ven forzar zorlamak < OLat fortia zor, kaba kuvvet" fors forseps [ xx/b] cerrahide maşa ~ Lat forceps, forcip- maşa b$ Lat formus ateş, köz + Lat capere almak, tutmak " fırın, kapasite forsmajör [ 187+] ~ Fr force majeure daha büyük güç, bir sözleşmenin yürürlüğünü engelleyen beklenmedik durum " fors, majör forum [Bah 1924] kamuya açık toplantı ~ Lat forum 1. evin dış avlusu [esk.], 2. pazar yeri, çarşı, kamuya açık alan < Lat foris dış kapı " fora

forvet [ xx/b] forvert futbolda ileri oyuncu ~ İng forward ileri & İng fore ön (~ HAvr *per1 ileri, ön ) + İng ward yön belirten takı" per+1, gerdan fos [Redh 1890] 1. evlendiğinde bakire çıkmayan kadın, 2. kadınlara özgü bir hakaret deyimi; [AL 192+] çürük, bozuk (argo) ~? * Fr fausse (yanlış) < Lat falsus (a.a.) ile anlam benzerliği ilgi çekicidir. foş, foşur onom [LO xix] foşur şiddetli su fışkırması sesi < " fış

foseptik/fosseptik [ xx/b] ~ Fr fosse séptique lağım çukuru & Fr fosse çukur, hendek (~ Lat fossa a.a.) + Fr séptique lağım " fosil, septik1 fosfat [Cumh 1928] ~ Fr phosphate bir fosfor bileşiği #1787 Antoine de Lavoisier, Fr. kimyacı < Fr phosphore " fosfor fosfor [LO187+] ~Fr phosphore karanlıkta ışıma özelliğine sahip yanıcı bir element ~ YLat phosphorus a.a. # 1669 Brandt, Alm. simyacı ~ EYun fosfbros 1. ışık getiren, ışık veren, 2. sabah yıldızı & EYun fôs, fot- ışık + EYun ferö, for-taşımak, getirmek " fot(o)+1, +ber fosil [ xx/b] ~ Fr fossile 1. kazılarak çıkarılan şey [esk.], 2. jeolojik hayvan veya bitki kalıntısı ~ Lat fossilis kazılarak çıkarılan < Lat fodere, foss-kazmak ~ HAvr *bhodh- < HAvr *bhedh- kazmak fosur onom [ARasim 1897-99] fosur fosur nefes veya duman çıkarma sesi < "fıs

fot(o)+1 ~ Fr/İng phot(o)- ışık (sadece bileşiklerde) < EYun fôs, fot- ışık < EYun faö ışımak, parlamak ~ HAvr *bhâ-l a.a. " fantezi fot(o)+2 photographe/photograph " fotoğraf fotin » [ xix] botin/fotin yarım bot ~ Fr/İng photo fotoğraf < Fr/İng " potin

fotoğraf [NKemal1873] ~Frphotographe görüntü kaydetme cihazı ve işlemi ~ İng photograph a.a. # 1839 Sir John Herschel, İng. fizikçi & EYun fôs, fot- ışık + EYun grafe yazı, kayıt" fot(o)+1, +graf fotojenik fotoğraf veren [Hay 1959 195+] ~İngphotogeniciyi

fotokopi [ xx/b] ~ Fr photocopie kopya cihazı ve kopya işlemi ~ İng photocopy a.a. ~ marka Photocopy fotografik kopya cihazı markası # Commercial Camera Company, ABD " fot(o)+2, kopya

foton [ML xx/c] ~ YLat photon ışık enerjisi taşıyan kuantum birimi ^ 1926 Gilbert N. Lewis, Amer. fizikçi < EYun fôs, fot- ışık " fot(o)+1 fotosel [ML xx/c] ~ İng photocell ışıktan elektrik üreten hücre & EYun fôs, fot- ışık + Lat cella hücre " fot(o)+1, kiler fötr OLat filtrum " filtre [Hay 1959 195+] ~ Fr feutre keçe ~ EFr feltre ~

fovizm [ xx/a] ~ Fr fauvisme modern sanatta bir akım # 1905 Louis Vauxcelles, Fr. eleştirmen < Fr fauve vahşi hayvan ~ Frk *falw föy yaprak " folyo foya şeklinde altın kaplama " folyo [ xx/a] [LO xix] ~ Fr feuille yaprak, kâğıt yaprağı ~ Lat folium ~ Ven fòia [İt foglia] 1. yaprak, 2. yaprak

* Foyası dökülmek veya foyası çıkmak deyimi "altın yaldızı dökülmek, som altın olmadığı meydana çıkmak" anlamındadır. fragman [ xx/b] film parçası ~ Fr fragment kırık şey, parça ~ Lat fragmentum < Lat frangere, fract- kırmak ~ HAvr *bhr(n)g- < HAvr *bhreg-kırmak * Aynı kökten İng break < Ger *brekan (kırmak). frajil frangere, fract- kırmak " fragman [ xx/c] ~ Fr fragile kırılabilir ~ Lat fragilis < Lat

frak [ARasim 1897-99] ~ Fr frac kuyruklu tören giysisi ~ İng frock uzun etekli, kolsuz giysi ~ EFr froc ~ Ger *hrok etek fraksiyon [ xx/b] hizip ~ Fr fraction kesir, bir bütünün küçük parçası ~ Lat fractio kırıntı < Lat frangere, fract- kırmak " fragman frambuaz olgun (meyve) francala [ xx/a] ~ Fr framboise ahududu ~ Frk *brambasia

[EvÇ, Men xvii] frencille/françile bir tür beyaz ekmek - İt frangella Padova kentine özgü bir tür ekmek, Fransız ekmeği?

* İt frangia (kenar süsü, fırfır) veya franca (Fransız) sözcüğünden. frank [ xix] ~ Fr franc2 Fransız para birimi < Lat francorum rex "Fransızların kralı", eski Fransız paraları üzerindeki ibare < öz Francus Frank, Fransız frankofon franc Frank, Fransız " frank, fon(o)+ [ xx/b] ~ Fr francophone Fransızca konuşan < Fr

Fransız ~ Ven franzès [İt francese] Fransız ~ OLat franciscus a.a. < OLat Francia Paris yöresine ve bu bölgede kurulan krallığa 7. yy'dan itibaren verilen ad < Ger Frank bir Cermen kavminin adı" frank frapan - Frk *hrappan [ xx/b] ~ Fr frappant çarpıcı < Fr frapper çarpmak

frekans [ DT C1 94 3] ~F rf r é qu en ce 1. t ek ra rl an ma sıklığı, 2. elektromanyetik dalga sıklığı ~ Lat frequentia < Lat frequens, t- sık, sıkışık, kalabalık < HAvr *bhrekwtıkmak, sıkmak " fars fren mekanizması ~ Lat frenum gem [Bah 1924] ~ Fr frein 1. gem, 2. otomobilde durdurma

frengi [CodC xiii] Fransız, Batı Avrupalı; [ xvi] illet-i frengi 1490'lardan itibaren Batı Avrupa'dan dünyaya yayılan bulaşıcı bir hastalık, sifilis < Tü Frenk Fransız ~ İt Franco a.a. " frank frer [ xx/a] ~ Fr frère 1. erkek kardeş, 2. Katolik keşiş veya tarikat mensubu ~ Lat frater erkek kardeş ~ HAvr *bhrâter erkek kardeş " birader fresk [DTC 1943] fresko ~ Fr fresque taze sıvaya boya tatbikine dayalı resim tekniği ~ İt fresco 1. taze, canlı, 2. a.a. ~ Ger *frisk- taze, keskin, canlı * Karş. İng fresh (taze), fresco (fresk). freze [Müh385 181+] bir metal işleme tezgâhı ~Frfraiser freze makinası ile metal işlemek < Fr fraise 16. yy'da kullanılan fırfırlı dantel boyunluk * Freze makinasının çıkardığı metal kıymıkların şeklinden ötürü. frigorifik [Bah 1924] ~ Fr frigorifique soğutma cihazı, soğutucu & Lat frigus, frigor- buz gibi soğuk (~ HAvr *srîg- soğuk) + Lat facere, fact-yapmak, etmek " faktör frijit frigidus " frigorifik frikik İng kick tekme EŞKÖKENLİLER: İng free : fob, frikik, gasfri friksiyon [Bah 1924] vücudu el veya fırça ile ovma friction sürtünme ~ Lat frictio < Lat fricare ovmak fritöz [ xx/c] ~ Fr friteuse [f.] kızartma makinası < Fr friter kızartmak, ateşte pişirmek ~ Lat frigere, frict- a.a. ~ HAvr *bhrîg- a.a. < HAvr *bher-4 a.a. ~ Fr [ xx/c] ~ Fr frigide soğuk, cinsel açıdan isteksiz ~ Lat

[ xx/b] ; [ 199+] magazin argosunda uygunsuz fotoğraf verme - İng free kick serbest tekme, futbolda serbest vuruş & İng free serbest, özgür (~ Ger *fıîjaz ) +

* Aynı kökten Fa birışten, birıy-, İng fry (kızartmak). friz [ xx/b] ~ Fr frise mimaride dekoratif şerit ~ OLat frisium/frigium "Frigya işi", giyside kenar süslemesi < öz Phrygia Frigya, İçbatı Anadolu'da bir bölge fruktoz [ML xx/c] früktoz ~ Fr fructose meyve şekeri < Lat fructus meyve, verim, mahsul < Lat frui, fruct- hoşnut olmak, ürün elde etmek ~ HAvr *bhrüg- mahsul almak, hoşnut olmak fuar [ xx/b] ticari panayır festival, yortu, bayram ~ ALat fesia a.a. " festival * s > r dönüşümü (rhotacism) Latincede tipiktir. fuaye [ARasim 1897-99] ~ Fr foyer 1. ocak, aile ocağı, 2. tiyatroda sigara içme salonu ~ OLat focarium < Lat focus ocak, ateş " fokus fücceten faca'a aniden geldi, bastı, baskın yaptı fücur [Aş xiv] yırtıklık, fuhuş < Ar facara yırttı, yardı" fecir ~ Ar fucâ'atan [#fc' zrf.] aniden < Ar ~ Ar fucür [#fcr msd.] ahlâksızlık, ~ Fr foire panayır, fuar ~ Lat feria

fueloil [ xx/c] ~ İng fuel oil "yakıt yağı", kalorifer kazanlarında kullanılan bir yakıt (< İng fuel yakıt ~ EFr fouaille a.a. ~ OLat focalia "ocaklık", a.a. < Lat focus ocak, ateş ) + İng oil yağ (~ Lat oleum a.a.)" fokus, petrol füg kaçma, 2. a.a. ~ Lat fuga fuga1 [ xx/b] ~ Fr fugue müzikte bir form ~ İt fuga 1. kaçış,

[ xx/c] seramik karoların arasına doldurulan yapıştırıcı madde - Alm fuge eklem, derz < Alm fügen eklemek, uydurmak ~ Ger *fogjan ~ HAvr *pag-/pak- sıkıca bağlamak, katmak, sıkmak " pakt fuga2 müzikte bir form ~ İt fuga müzikte bir form " füg

fuhuş/fuhş [MMem xvi] ~ Ar fuHş [#fHş msd.] ahlaki sınırları aşma, taşkınlık, rezalet < Ar faHuşa aşırı ve utanç verici idi fukara " fakir ful 1 çok " poli+ ful2 fular [ xx/a] ~ Fa ful güzel kokulu bir çiçek ~ Fr foulard atkı, boyunbağı < Fr fouler bastırmak [ xx/c] [ xiv] ~ Ar fuqarat [#fqr çoğ.] fakirler < Ar faqlr

~ İng full dolu ~ Ger *full- ~ HAvr *pels-1 dolu,

tepelik. çalı < Yun föüntönö sık ve girift şekilde büyümek. " fon1 fundamentalizm/fondamantalizm [ xx/c] köktendincilik . (kabarık şey). furgon [Bah1924] taşımaya mahsus dar uzun araba veya vagon ~ OLat furico ~Frfourgon eşya ve hayvan ~ Yun furnistós ~ Ar funün [#fnn çoğ. füme [ xx/b] ~ Fr fumé 1. dumanla terbiye edilmiş. ~ Fr funiculaire telle işleyen şey. saçmak. sorguç. tütsülemek ~ Lat fumare a. teleferik < Lat funi culus [küç.duman < HAvr *dheu-1 tütmek funda1 [Men xvii] süpürge yapımında kullanılan bir tür çalı.fultaym tayming fulya bir bölge [ xx/c] ~ İng full time tam süre (çalışma)"ful1. erica ~ Yun foúnta püskül. dal budak sarmak " fondan funda2 fundus a.Ven fonda! dibe! (emir) < Ven fondar diplemek.1. dağıtmak. tel < Lat funis ip. dayanak " fon1 fungal mantar fungisid +sid füniküler [ xx/b] [ xx/c] [ML xx/c] ~ İng fungal mantara ilişkin < Lat fungus ~ İng fungicide mantar öldüren" fungal. 2. esas. dökmek. dal budak sarmak ~ Lat fundere. dibi bulmak < İt/Ven fondo dip ~ Lat kablolu tren. halat. [MMem xvi] funda etmek denizcilikte demir atmak . a. 2. öz Puglia Güney İtalya'da [LO xix] soğanlı bir çiçek * Otranto (Pulia) fatihi Gedik Ahmet Paşa tarafından İstanbul'a getirildiği rivayet edilir. yarık) sözcüğü ile anlam ve ses bakımından karışmıştır. fus. çirkef * Muhtemelen falya (toplarda ateşleme deliği < İt folla delik.] ince ip.a. kablo fünun fünye ~? İt fogna lağım. < HAvr *dhü-mo.İng fundamentalism köktencilik < İng fundamental temele ilişkin < Lat fundamentum temel. duman rengi < Fr fumer duman tütmek.] fenler < Ar fann " fen [KT xix] fonya topu ateşlemekte kullanılan yanıcı kapsül furnisto [ xx/a] fırında pişmiş et fırınlanmış < Yun furnízo fırınlamak " fırın . (bitki) bolca üretmek. dibe atmak.

erimiş metal dökme. futbol [Bah 1924] İng ball top (~ Fr balle top )" fit2. [ 199+] çeşitli ulusal mutfakları birleştiren yemek tarzı ~ Fr/İng fusion 1. gençlik. İt. dindi. balya fütuhat fetihler < Ar fatH " fetih ~ İng football ayaktopu & İng foot ayak + < Ar futüH [#ftH çoğ. gevşeme < Ar fatara gevşedi. yy'dan itibaren yayılan gençlik ve dayanışma teşkilatı < Ar fatan genç.] dallanma. çılgınlık.] bir atadan gelen çocuk ve torunlar < Ar farc [msd. delikanlı füze [ xx/b] fus [mod. uzaya fırlatılan roket < EFr fuzuli [ xiv] ~ Ar fuDülî [#fDl nsb.] tembellik. ~ Fr fusée havai fişek. alt kollara ayrılma < Ar faraca dallandı.] haddini aşan.füru ~ Ar furuc [#frc çoğ. oluşmak. budaklandı furya [ xx/a] Lat furere gazaba gelmek. istikbal ~ Lat futurus olacak olan ~ HAvr *bhu-tu-olacak < HAvr *bheusolmak. 1566) [ xx/c] ~ İt furia kudurma. İslam ülkelerinde 12. atom çekirdeğinin yüksek ısıda kaynaşması ~ Lat fusio döküm < Lat fundere.] 1.dökmek " fondan .] lüzümsuz. fazla şey veya söz " fazla füzyon [ 196+] . çıldırmak fuşya Fuchs Alman botanikçi (ö. 2. şair < Fr future gelecek. fazlalık. fuseau] mekik ~ Lat fusus a. eylem haline ara verdi. fus. metal erimesi. 2. kaynak yapma. (su) ılındı" fetret fütürizm [ xx/b] ~ Fr futurisme modern sanatta bir akım # 1909 Marinetti.a. yetişmek fütüvvet [ xiv] ~ Ar futuwwat [#ftw/fty msd.] [Neş xv] fetihler fütur ~ Ar futür [#ftr msd. artık. gereksiz şey < Ar fuDül [msd. gazap ~ Lat furia < ~ YLat fuchsia bir süs bitkisi < öz Leonhard * Türkçe telaffuzu okuma hatasından kaynaklanır.

] bilgisizlik.] gadolinyum [ xx/b] ~ YLat gadolinium bir element ^ 1886 Paul Émile Lecoq de Boisbaudran. zulüm < Ar ġadara haksızlık etti.] bilgisiz. wallfahrt] hac yolculuğu & EAlm wallen gezmek. ~ Ar ğabîy [#ġbw/ġby sf. gabavet anlayışsızlık < Ar ğabîy bilgisiz. gadir/gadr[Yus xiv] gadr haksızlık. acımasız davrandı ~ Ar ġadr [#ġdr msd. donatmak [ML xx/c] ~ Fr gabarit ölçme kalıbı < Ger ~ Ar ğabâwat [#ġbw/ġby msd. dolanmak + EAlm vart gidiş. anlayışsız. yolculuk gabari *garwian kalıplamak. kimyacı < öz Johan Gadolin Finlandiyalı mineralojist (1760-1852) .] zalim.gabardin [Bah1924] ~Fr gabardine bir tür yünlü kumaş . Fr.EFr gauvardine/gallevardine eskiden hac yolcularının giydiği bir tür bol pelerin < EAlm wallevart [mod. anlayışsız " gabi gabi ahmak (= Aram #cby kalın ) gacır gaco gaddar kıyıcı " gadir onom sürtünerek ötme sesi < [LO xix] Çingene argosunda kadın [Yus xiv] ~ Çing ~ Ar gaddar [#ġdr im.

festival ~ İt gala a.] önemsemezlik. samanyoluna benzer diğer yıldız kümesi ~ EYun galaksías "süt yolu".a. çukura girdi * "Gait. dışkı < Ar ğâTa battı. tuvalette yapılan şey. Gül xv] unutkan. sıfat olmadığı içün mevadd-ı gaita dememeli.süt" lakt(o)+ galat mantık veya gramer hatası [ xiv] ~ Ar ġalaT [#ġlT msd. dikkatsizlik. umursamaz. [ xix] mevadd-ı gâiTa tuvalet maddeleri. DK xi] ~ Ar ğâ'ib [#ġyb fa.Samanyolu. madenlerde yeraltı tüneli. 1924).] sayı veya güç bakımından üstün olma.] burada olmayan. . [LO xix] kuş gagası gaile ~ Ar ğa'ilat [#ġwl fa. özellikle galebe [Neş xv] ~ Ar ġalabat [#ġlb msd. ~ EFr gale dans.gaf kırma ~ Prov gaf ucu çengelli sopa gaffar [Bah 1924] ~ Fr gaffe 1. a. boş bulunma < Ar ġafala önemsemedi.] 1. dışkı (tıp terimi) ~ Ar ğâ'iT [#ġwT fa.. galak. yerde bulunan çukur. gafil [ xi] . boş verdi gag [ML xx/c] ~ İng gag [onom.a. [DK. 2. üstün geldi galen galene kurşun [ xx/b] ~ Fr galène kurşun içeren bir mineral ~ EYun galeri [ResCGaz 1912] sanat eserlerinin sergilendiği yer. galact. yenme < Ar ġalaba üstün idi. gala [Bah 1924] ~ Fr gala şenlik. aniden insana saldırıp parçalayan efsane yaratığı" gulyabani gaip kayıp " gıyap [Kut. hela çukuru. f. ucu çengelli sopa. tiyatroda irticalen yapılan espri gaga <onom [Men xvii] bir tür kuş sesi. tiyatroda seyircilere mahsus balkon ~ Fr gallerie revak.] habersiz. ~ İt galleria a. 2. dansetmek ~ HAvr *wel-3 " vals galaksi [P Safa 1949] ~ Fr galaxie.] çok bağışlayıcı" mağfiret ~ Ar gafil [#ġfl fa. 2. [Bah 1924] koridor. < EYun gála. yanlış.a.a.a. göden.] aniden gelen bela < Ar ğâla aniden saldırdı. / OLat galeria a. insan dışkısı.] 1. gaitiyye demeli" (M Bahaeddin. gaita [Men xvii] gâiT tuvalet. gülmekten tıkanma. bilinçsiz " gaflet gaflet [Kut. pot ~ Ar gaffar [#ġfr im.] hata. kemerli koridor. g$awl] < Ar gül gulyabani. a.süt ~ HAvr *glak-t.. f. üşüştü[msd. ağız tıkacı. Yeni Türkçe Lugat. raks ~ Ger *waljan yuvarlanmak. Aş xi] ~ Ar ġaflat [#ġfl msd.

üstün " [Yus. keder. koyu. sabo < öz Gallia Galya. gam1 [Kut. a.] kalın. ~ EYun gámma Yunan alfabesinin üçüncü harfi " gamma gama [ xx/b] ('gamalı haç' deyiminde) Yunan alfabesinin üçüncü harfi. koyulaştı galon galon/j alon ~? Kelt ~ Ar ğalîZ [#ġlZ sf. galeta [LO xix] Frenk peksimedi ~ İt galetta / Fr galette [küç. ~ Yun gámma . gizledi. kaba < Ar ~ İng gallon sıvı hacim ölçüsü ~ EFr [Tarik 1884] galop [ xx/b] ~ Fr galop atın dörtnala gidişi < Fr galoper dörtnala gitmek ~ Frk walah laupan hızlı koşmak (= Alm wohl laufen) galoş [AMithat 1882] potinleri çamurdan korumak için giyilen üst ayakkabı. 1050). müzik kuramcısı (ö. tahta tabanlı ayakkabı ~ OLat gallicula (solea) Galyalılara özgü takunya. karamsarlık < Ar ġamma kararttı. karanlık olma) gam2 [ARasim 1897-99] ~Frgamme müzikte do'dando'ya nota dizisi ~ OLat gamma 1.] sıkıntı.] galip ihtimal ile. müzikte do sesi. üstün ~ Ar ğâlib [#ġlb fa. ^ Guido d'Arezzo. Gül xiv] galiz [ xiv] ġaluZa [msd. ġilZat] kabalaştı. 2.a.] yenen. Aş xi] ~ Ar ġamm [#ġmm msd. D " gamma Dört tane gamma harfinden oluştuğu için.] kaynama < Ar ~ Ar ğâlibâ [#ġlb zrf. [ 199+] ayakkabı üzerine geçirilen plastik poşet ~ Fr galoche takunya. kalbi karamsarlık ve kederle doldu (= Aram #cmm kararma. Fransa galvanize [etm [KT 189+] ile kaplamak < öz Luigi Galvani İtalyan fizikçi (1737-1798) ~ Fr galvaniser sacı çinko galyum [ xx/b] ~ YLat gallium bir element < Lat gallus horoz < öz Lecoq de Boisbaudran Fransız fizikçi (1838-1912) * Lecoq adı Fransızca "horoz" anlamına geldiği için.* Sözcüğün nihai kökeni belirsizdir.] küçük yassı peksimet < Fr galet yuvarlak dere taşı ~ Kelt *galos taş galeyan ğalâ kaynadı galiba olasılıkla " galip galip galebe [ xiv] ~ Ar ğalayân [#ġly msd. İtal.

< HAvr *gems. .) kırptı. biyolog ~ EYun gamete evlenen kız.vurmak. gözetmek. ~ HAvr *gwhn-tyâ.a.. kazanan. f. mal. koyun. biri aleyhine kötü söz söyledi" gamze gamze [KıpGul xiv] göz kırpma. çelme takma < İt gamba bacak " jambon gambot [LO187+] ~ İng gunboat bir tür savaş teknesi & İng gun silah (~ Nor gunnr savaş ~ Ger *gund. işve.] savaşta ele geçirilen mal. öldürmek) + İng boat gemi " defans. at yarışlarında bir tür bahis < Fr gagner kazanmak ~ Ger *wainjan ~ HAvr *wois. biri aleyhine kötü söz söyleyen < Ar ġamaza 1. gar1 [Aİhsan1891] ~Frgare büyük demiryolu durağı < EFr garer korumak. ġamz] 1..> Ave z. korumak ~ HAvr *wer-4 a. göz kırpan.a. kafile [esk. 2. (göz vb.] 1. mülk " ağnam ganyan [ xx/b] ~ Fr gagnant 1. gangster [ xx/b] ~ İng gangster çeteci. haydut ^ y. evlenmek * Aynı kökten Ave zamatar/EFa damatar (düğün sahibi).> Fa d.< HAvr *weis.kazanmak. 1890 ABD < İng gang yolcu grubu.a. 2. Fenike alfabesinin üçüncü harfi = Aram gîmel Arami/İbrani alfabesinin üçüncü harfi" cim1 gammaz [KıpGul xiv] biri aleyhine kötü söz söyleyen . Yeni Zelanda kökenli Kanadalı fizikçi. yağmalamak * Karş..a.a. 2. göz süzerek bakma.vuruşma < HAvr *gwhen.]. biri aleyhine kötü söz söyledi * Modern anlamı 20.düğün.a. yy'dan önce kaydedilmemiştir.a. gelin < EYun gámos düğün ~ HAvr *gms-o. ~ EYun gámma Yunan alfabesinin üçüncü harfi ~ Fen gmel deve. yağma < Ar ġanam 1. [LO ] a.yürümek. güvenceye almak ~ Ger *waran/*weran bakmak. işve < Ar ġamaza [msd. gitmek gani [Aş. ^ Gregor Mendel (1822-84) Avst. Yus xiv] ~ Ar ğanîy [#ġny sf. çete ~ Nor gangr yolculuk ~ Ger *gangan gitmek. HAvr g. [KT ] a.dönüşümü tipiktir. İng to win (kazanmak) < Ger. çimdikledi. çimdikledi. sıktı. [Men ] a. yolculuk etmek ~ HAvr *ghengh. sıktı. göz kırptı.Ar gammaz [#ġmz im.gambit [ xx/c] ~ Fr/İng gambit satrançta feda hamlesi ~ İt gambetto çalım. elde etmek.] zengin. İng to gain (kazanmak) < Fr. 2. gamma [ xx/b] ~ İng gamma ray bir tür radyoaktif ışın ^ 1903 Ernest Rutherford. 2. bol" gına ganimet [Aş xiv] ~ Ar ğanîmat [#ġnm sf. [TDK 1955] çenede veya yanaklarda gülümserken beliren çukurluk ~ Ar ġamzat [#ġmz] göz kırpma. bot2 gamet [ML xx/c] ~ Fr gamète dişi veya erkek üreme hücresi / Alm gamet a.

] a. gözetmek. EYun gargarizo. < Ar * Karş. gözkulak olma. güvenceye almak " gar1 garaz [Aş xiv] özellikle şahsi ve gizli kasıt. Fr garde. korumak ~ Ger *ward. İng guard/ward (nöbetçi).] amaç. < İt/Fr guardare/g(u)arder korumak. a. (güneş) battı" garp garaj güvenli bir yere almak " gar1 [Cumh 1932] ~ Fr garage a. wehr (savunma).] [Bah 1924] [ xiv] ~ Fr garde-robe giysi dolabı & Fr ~ Ar ġarġarat [#ġrġr msd.a. 1791) ~ YLat gardenia bir çiçek cinsi < gardiyan [EvÇ xvii] vardiyan ~ İt guardiano gemide bekçi. gardrop garde koru + Fr robe giysi" gard. " gar1 garden parti [Bah 1924] ~ İng garden party bahçede verilen parti & İng garden bahçe (~ EFr gardin a.] yabancı. egzotik.< HAvr *wer-4 a. korumak). nöbet beklemek " gard * Türkçe yazım 19. gözetmek. çevrili) + İng party " gard. yy'da Fransızca telaffuza göre düzeltilmiştir. ayrıldı. Aş viii+] ~ Ar ğarîb [#ġrb sf. Tüm dillerde onomatopedir. a. beklemek) kökünden Alm warten (beklemek). Fr gargariser (gargara etmek). Lat gargarizare. önyargı ~ Ar ġaraD [#ġrD msd. ~ OLat hortus gardinus etrafı duvarla çevrili bahçe ~ Ger *wardon korunaklı. parti 1 gardenya [ML xx/c] öz Alexander Garden İskoçyalı doğabilimci (ö. roba gargara ġarġara [onom. bekçi < Fr garder bakmak. Aynı fiilin varyantı olan Ger *wardön (gözetmek. garanti [İkd1907] ~Frgarantie güvence <Frgarantir güvence vermek < Fr garant koruyan. tuhaf idi = Ar ġaraba [msd. gard [ xx/b] korunma ~ Fr garde koruma. garip [Uy. İng aware.] gariplik. a. yolcu. ğarb/ğurûb] uzaklaştı. ğarâbat] yabancı idi.a. ~ HAvr *wor-to. gar2 [ xiv] ~ Ar ğâr [#ġwr] defne bitkisi. güvence veren < Fr g(u)arer korumak. kasıt. ayrıksı < Ar ġaruba yabancı ve ayrıksı olma " garp . yabancılık < Ar ġaruba [msd. wary (uyanık.a. Fr regarde (bakmak). < Fr g(u)arer korumak. nöbetçi / Fr gardien a. korunma. nöbette).a. laurus nobilis garabet ~ Ar ğarâbat [#ġrb msd.* Aynı kökten Alm wahren (gözetmek.

garp [Aş xiv] garb ~ Ar ġarb [#ġrb msd. savunmak < Ger *waran gözetmek. hizmetçi dairesi. gurup. EYun Europe (Batı ülkesi) muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır.] 1. mağrip EYun Europe : avrupa garson [AMithat 1877] restoran hizmetçisi ~Frgarçon 1. evlilik dışı ilişkiler için tutulan daire < Fr garçon oğlan çocuğu. 2. işlemek " erg garsoniyer [ xx/b] ~ Fr garçonnière 1.* "Fakir" anlamı 17. gazsız & İng gas ~ Ar ġasl [#ġsl msd. garip. boğulma. 2. kendinden habersiz hale gelecek derecede dalma < Ar ġariqa daldı. suya dalma. Batı < Ar ġaraba ayrıldı. 2.) * Arapça fiilin ikinci anlamı (yabancı olma.a. korumaya almak ~ Ger *warnjan kendini korumak. kurabiye. armatür [esk. hizmetkâr.mide ~ EYun gástron ~ Fr gastrique mideye ilişkin ~ EYun .] bir şeyi zorla ve yasadışı yollarla alma < Ar ġaSaba zorla aldı. erkek çocuk. oğlan. el koydu. çırak ~ Frk *warkjo işçi. zorla alan " gasp ~ İng gas-free gazı boşaltılmış. çırak. vatanından uzak olan kimse" anlamından türemiştir. donatmak ~ Ger *warnjan korunmak " garnizon garnizon [Bah1924] ~Frgarnison savunma amaçlı olarak bir kente veya kaleye yerleştirilen askeri birlik < Fr garnir tahkim etmek. süsleme < Fr garnir tahkim etmek.]. frikik gasil/gaslġasala yıkadı gasıp ~ Ar ğâSib [#ġSb fa.] bedeni yıkama < Ar garnitür gasp [ xiv] ~ Ar ġaSb [#ġSb msd. hizmetçi. vale ~ HAvr *werg. uşak. güneş batımı. EŞKÖKENLİLER: Ar #grb : garabet. boş " gaz1. 2.Fr garniture donatım. köken itibariyle warn thee! veya be warned! (kendini koru) uyarı cümlesinden kaynaklanır. uşak " garson gasfri [ xx/c] + İng free serbest. gark [Aş xiv] ~ Ar ġarq [#ġrq msd.] gaspeden. tuhaf olma) türevseldir. yy'dan sonraki bir dönemde "yabancı. uzaklaştı.] 1.çalışmak. garp. gurbet. (gün) battı (= Aram csrebâ gün batımı = Akad erebu a. zaptetti gastr(o)+ mide gastrik gastrikós " gastr(o)+ [ xx/c] ~ Fr/İng gastr(o). suya battı [ 1920] alafranga yemekte tabak donatma unsurları . korumak " gar1 * İng warn (uyarmak) fiili.

havagazı lambası ~ Fr gaz a. fışkırmak ~ Ger *gausjan ~ HAvr *gheus< HAvr *gheu. eşcinsel erkek ~ Fr [Kut. ~ Hol gaz maddenin uçucu hali # J.] baştan çıkma. enter(o)+ gastroentestinal [ xx/b] ~ Fr gastro-intestinal mide ve bağırsağa ilişkin & EYun gástron mide + Lat intestinum bağırsak " gastr(o)+ gastronomi uzmanı.] kıskançlık. iş bitirdi gâvur gay gai neşeli gayda gaye hedef. +nomi [ML xx/c] ~ Fr gastronomie damak zevki gavat/kavat [CodC. fanatizm. kötü yola düştü " gabi gaz1 [LO 187+] fizikte maddenin uçucu hali. Aş. (sıvı) dökmek.önekli bileşiklere karşılık üretmek için kullanılmıştır.] muhabbet tellalı. Yus xiv] haysiyetine dokunma. neşeli. bir şey uğruna büyük hırs gösterme < Ar ğâra kıskandı. [İM665 187+] havagazı. Bağımsız ad olarak kullanımı halk diline özgüdür. 2. DK xiii] kavvad hakaret terimi ~ Ar qawwâd [#qwd im. qawd/qiyâdat] önayak oldu. kötü yola düşme. fuhuşa aracılık eden < Ar qâda [msd. gayser/gayzer [ xx/b] ~ İng geyser yer altından fışkıran su ~ İzl geisir fışkıran. cehennemde bulunan bir kuyunun adı < Ar ğâwa baştan çıktı. immeuble > gayrımenkul. kimyacı ~ EYun %âos dünya yaratılmadan önce varolan şekilsiz varlık " kaos . van Helmont (1577-1644) Holl. lokantacı" gastr(o)+. amaç. -değil (sadece * Geç Osmanlıcada Batı dillerinden alınan in.ve a(n). dökülen < Nor geisan akıtmak.sıvı bir şeyi dökmek " fondan gayya ~ Ar ġayyat [#ġwy msd. son derece " gaye gayret [Aş. kıskançlık yüzünden hırslanma ~ Ar ġayrat [#ġyr msd. Kıp xiv] gayet son ~ Ar bi-ğâyat son olarak. irrationel > gayrıaklî. Karş.gastrit [ xx/b] ~ Fr gastrite mide iltihabı" gastr(o)+ [ xx/b] ~ Fr gastro-entérologie mide ve gastroenteroloji bağırsak hastalıkları uzmanlığı" gastr(o)+.] » [ 199+] " kâfir ~ İng gay 1. B.a. gayret gösterdi gayrı [DK xiv] tamlamalarda) < Ar ġayr [#ġyr] başka. diğer ~ Fa ġayri -den başka. son nokta gayet [LO xix] ~ Bul gayda Bulgarlara özgü tulumlu çalgı ~ Ar ğâyat [#ġy msd.

] Gazze'ye ait. < öz ġazzat Filistin'de bir kent * İng gauze (a.a.] flört etme. içi boşalmak * Karş. Venedik devletinde bozuk para birimi. gaza [Kut. Tü küwen(şişinmek). kabarmak. Karş. baskıncı. DK xi] din uğruna savaş ~ Ar ğazât/ğazwat^ [#ġzw msd. küwij (içi koflaşan ağaç).] ~ Ar ġazal [#ġzl msd.* Holandaca sözcüğün telaffuzu Yunanca %âos ile eşdeğerdir. DK xi] gaza eden veya dünyevi amaçla akın eden. Trkm gebe (balon). gaz3 [LO xix] ince tülbent ~ Fr gaze cerrahide kullanılan bir tür gevşek dokunmuş bez ~ Ar ğazzî [nsb. gayret etti. öfkelendi gazel şiiri Ar ġazala yün eğirdi [ xiv] ~ Ar ġaDab [#ġDb msd. a. benzin & İng gas1 uçucu madde. [xvi] * Venedik cumhuriyetine özgü bir kavram iken 1630’larda Almanya ve Hollanda. istilacı" gaza ~ Ar gazin [#ġzw fa. gaz2 [Bah 1924] gaz/gazyağı petrolden elde edilen lamba ve otomobil yakıtı. yağma. şişkin. daha sonra otomobil yakıtı için benzin sözcüğü tercih edilmiştir. küwre (şişmiş ceset). . köwrüğ/küwrüğ (davul). 2. öfke < Ar ġadiba kızdı. daha sonra Fransa ve İngiltere'de benimsenmiştir. [Cumh 1929] gazoz ~ Fr eau gaseuse gazlı su. müzikli lokanta < İt casa ev ~ Lat casa baraka. a. 2.] dini ~ İt casino gazino [KT xix] kazino müzikli lokanta [küç.] rafine edilmiş petrol. 2.] 1. kulübe gazoz [ARasim 1897-99] gazöz. evcik. metelik. petrol lambası. Gül8 xiii] kızgınlık. limonata ve sodyum bikarbonattan yapılan içecek < Fr gazeux gazlı < Fr gaz"gaz1 ge(o)+ gebe » " je(o)+ <Tü [Kıp xiv] kebe şişik. aşk sözleri. [Men xvii] gebe hamile < Tü *keP-2 şişmek. saldırı < Ar ğazâ 1. [Cumh 1929] otomobilde benzin pedalı ~ İng gasoline [Amer. akın yaptı. lamba gazı + Lat oleum yağ " gaz1 * Türkçede önceleri hem lamba hem otomobil yakıtı için gaz(yağı) kullanılırken. kulübe. aşk gazete [179+]gazeta ~Frgazette parayla satılan haber bülteni ~ Ven gazéta [İt gazzetta ] 1.a.a.] akın. köwtünğ. çabaladı. gazi [Kut. • Final p/w etkisiyle türevlerde ünlü yuvarlaklaşması görülür. istila etti gazap [CodC. DK.) Fransızcadan alınmıştır.

[Çağ xv] geber-şişmek.ekiyle.geber[mek <Tü [Kıp xiv] keber. geç vakit. . capparis spinosa ~ EYun kápparis a. içi boşalmak " gebe gebere/kapari [Men xvii] gebere/kebere ~ Yun kápari çiçeklerinden turşu yapılan bir bitki.[xi] " geç gecik[mek * Güçlendirici -ik. öte yana gitmek [Uy viii+] kéçe gece. xix LO). geri. yy'dan önce rastlanmaz. geç[mek gece Tü Tü [ viii] keç. [Arg xvi] (hayvan) ölmek < Tü *keP-2 şişmek. arkada olan < Tü ke/ke5 arka. geç) ve kısa açık e ile keç.a. Sözcüğün bugünkü anlamlarına 20. son " * Eski Türkçe uzun kapalı e ile k??ç. oyuk. uzlaşma. Türkçe gebere biçimi 20. geçim (bir tür zırh. pehlivan.] geğirme sesi " +kir~ İng gecko bir tür kertenkele ~ Malay keko [ viii] kel. yy başına dek yaygınken bu tarihten sonra kapari biçiminin yayılması Yunancadan ikincil bir alıntıyı akla getirir. [Fel 194+] anane < Tü gel-" gel- TTü görenek sözcüğüne nisbetle türetilmiştir. geçim <Tü [Bah1924]1. gedik <Tü [DK xiv] gedük çentilmiş.[xiv Kıp] delmek. gerideki. Fr capre biçimleri Yunancadan alınmıştır. cevşen . maişet <Tü geç-" geç- * Karş.a.(geçmek) fiilleri muhtemelen birleştirilemez.[Kaş] gecikmek " geç < Tü keç.aşmak. delik. gebeş kabş teke. hamile olmak.birlikteyaşama. [ xvi] safta bir askerin yeri. çarşı ve pazarda bir kişiye tahsis edilen yer < Tü ked-/ged.geç olmak < Tü kéç.(gecikmek.xvii Men. [LG188+] avanak (argo) ~ Ar [Uy viii+] kéç sonraki.şişmek. koç (= İbr kebes kuzu ) geç geri Tü [ xviii] koç. dün <Tü [Kıp xiv] kecik.a. * İng caper.a. ~ Aram qapar a. 2. çentmek geğir[mek geko gel[mek gelenek Tü YT Tü [ xi] kekir[ xx/c] < Tü kek [onom. yarık açmak.

* Gelmek fiiliyle ilişkisi muğlaktır. mustela < Tü gelin " gelin * Muhtemelen Ar cirsat veya ibnu-l-cirs (a. gelincik2 <Tü bir tür küçük yırtıcı hayvan. general [LF xvi] . bol" geniş * Fr général (a. .a. [ xix] jeneral/ceneral Avrupa ordularında bir rütbe. genç hayvanın küçüğü Tü [Uy viii+] kenç çocuk. ırk " genetik * Türk ordusunda 26/11/1934 tarihli kanunla kullanıma girmiştir. sandal. KT xix] büyümek. şakayık-ı numan.) < cirs (gelin) çevirisidir.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır.gelin Tü [Uy viii+] kelin a. gelincik 1 <Tü < Tü gelin " gelin [MŞ xiv] kırmızı çiçek açan bir otsu bitki. Telaffuzu Almancaya uygun olarak düzeltilmiştir. suda taşıt aracı gen [DTC1943] ~Alm gen canlılarda kalıtımı düzenleyen hücre birimi ^ 1866 Gregor Mendel. [ResmiG 1934] general Türk ordusunda bir rütbe ~ Fr générale [f.a. boy atmak [Mü xvi] < Tü gel-" gel- ~ Yun/EYun kemos atların ağzına vurulan [Uy viii+] kémi tekne. EvÇ xvii] ceneral Venedik donanma komutanının ünvanı.a.] ordu kumandanı < Fr capitaine général genel kumandan < Fr général genel ~ Lat generalis soya ait. genel < Lat genus. Fr gène (/jen/). Avst. İng gene (/cm/). papaver * Kırmızı çiçeği gelin başlığına benzetildiği için. geliş[mek gem demir parçası gemi Tü <Tü [LO. her gene genel YT » [CepK 1935] umumi " yine Tü gerjğ geniş. gener-soy. biyolog < Lat genus / EYun génos soy. ırk " genetik * Karş. genelge YT [CepK 1935] tamim <T ü genel "genel * Sıfata eklenen -ge ekinin işlevi belirsizdir. yavru. [KatipÇ.

boyun < Fa gaştan. güvenilir. ırk < EYun gígnomai.a.dönmek. [Redh ] girdik küçük bir değirmi çadır. uzatmak veya yayılmak. gerdek evi tabir olunur.ve isim eki -ğ ile.ile. ırk). " je(o)+.a. ırsi ~ EYun genetikös a. kalıtımsal. üremek). +metre ~Frgéometrie hendese~ * Türkçede önceleri Fransızca jeometri biçimi kullanılırken. düğün sırasında gelin için hazırlanmış bir çadır veya gelin odası . [Kıp xiv] kérşek/kérçek kértü [viii+ Uy] doğru.a. genus (soy. inanılır. eksen.. gens (soy.çekerek uzatmak.yaymak.Fa girdak kral çadırı. babası olmak). * Aynı kökten Lat gignere. yaygın. gen. < EYun génos soy. a. a. ) ~ HAvr *wer-t. 18. gerçek <Tü [T S xiii] gérçek inanılır. Alm werden (dönüşmek). ger[mek Tü [Uy viii+] ker.a. İng -ward (bir şeye veya yöne dönme bildiren takı). döndürmek). yy'da türeyen -iş ekinin kaynağı belirsizdir. dönen. = Sans vrt.a. * Geçişsiz fiil eki -n. vasi. kavim). 2. her ne kadar " < Tü < Tü *ke- gerdan [Aş xiv] dönen ~ Fa gardan/gardan 1. generare (doğurmak. gelin odası < Fa gird yuvarlak nesne. yaymak yaymak/yayılmak.. Ar cins Yunancadan alıntıdır. genitiv/genitif geniz/genzgenleş[mek YT Tü ? [DTC 1943] [MŞ xiv] gerjiz ağzın arka kısmı [TDK 1944] gerjğ geniş " geniş < Tü geometri [Göv192+]jeometri EYun geömetria yer ölçümü. [BK 1799] girdek oba tabir edilen büyük çadırdır . otağ. bol uzak < Tü *ke.a. ward. uzatmak/uzamak " geniş * Geçişli fiil eki -r. Yus. (= Ave vart. daire.a. genius (doğurgan ruh). ki zifafhanedir. 1930’lardan sonra muhtemelen Almanca etkisiyle geometri tercih edilmiştir. gen-doğurmak ~ HAvr *gensa. küme. geniş <Tü [LL 1732] geniş yaygın. gerdek [İdr. otağ. yy'a dek yaygın olarak kullanılmıştır. döndürmek * Aynı kökten Lat vertere/versare (dönmek. çadır " gerdan . güvenilir.a. OLat virare (döndürmek) biçiminin dolaysız kaynağı belli değildir.dönmek ~ OFa waştan. DK xiv] zifaf çadırı.genetik/j enetik [DTC 1942] jenetik ~ Fr génétique soya ilişkin. gard.(doğurmak. sadık gerçi eğer [Yus xiv] ~ Fa agar çî/gar çî eğer ki. uzamak < Tü ken/gen [viii-xix] geniş. nasci < gnasci (doğmak). • Gen biçimi Türkiye Türkçesinin ilk dönemlerinden 19.

özellikle dokuma tezgâhı " kâr. düzensiz savaş. Avusturya kökenli Amer.] "küçük savaş". Nascher.a. Fr chaudron (büyük su kabı) < Lat caldaria. İng cauldron. tezgâh. L.eksik olmak < Tü kerek bol. ^ 1909 I. gereç YT [CepK 1935] levazım ~ Yun kaldári [mod. geriyatri/jeriyatri [ML xx/c] jeriatri ~ Fr gériatrie yaşlı hastalıkları uzmanlığı ~ İng geriatry a. gergedan " korna gergef [LO xix] küçük el tezgâhı yeri. pislik (< Fa re%tan. dökmek ) " kavak.akıtmak. 2. kargaşa). +gâh geri gerilim Tü [ viii] kérü arkaya ve sona doğru YT [Fel 194+] tansiyon ~ Fa kârgâh çalışma < Tü ké/kéd [viii+ Uy] arka. rıht germanyum Germania Almanya [ML xx/c] ~ YLat germanium bir element < . < Lat calere ısıtmak " kalori * Karş. rez. son " +ri <T üger-"ger- gerilla [ML xx/c] ~ İng guerrilla 1. kılıç. & EYun géron ihtiyar (~ HAvr *gers-l a. karmaşa. savaş ~ HAvr *wers-1 kargaşa * Aynı Germence kökten İng war (savaş). tabip (1863-1944).a. gerek gerek[mek Tü <Tü [Or viii] kergek eksik. [DK xiv] gerek- * Sıfat kökünden fiil üretilmesi dikkat çekicidir. noksan < Tü kerge. döküntü. gerilla savaşçısı ~ İsp guerrilla [küç. su ısıtma kabı ~ Lat caldaria a. 2.gerek olmak " gerek [Kıp xiv] kerek-. geri. lazıme < Tü gerek " gerek gergedan [MMem xvi] kergeden ~ Fa kargadan gergedan ~ Sans kaDgadhenu dişi gergedan < Sans kaDgá 1.) + EYun iatrós tabip " +iyatri geriz [ xiv] ~ Fa kârez lağım & Fa kâw çukur + Fa rez akıntı. gerekçe YT [ 193+] gerektiren sebep. < Tü *gere-" gerek * Geremek fiili kaydedilmemiştir. Alm wirre (kavga. İspanya'da 1806-1812 Napoleon harbi sırasında kullanılan düzensiz savaş yöntemlerine verilen ad < İsp guerra savaş ~ Ger *werra-kavga.gerdel [Mü xvi] kerdel/kerder su kovası kardári] kazan.a.

zekâ ~ Alm gestapo Nazi döneminde gizli polis gestapo [ xx/b] örgütü < Alm geheime staatspolizei gizli devlet polisi getir[mek gelTü [Uy viii+] keltür-/kétür. -eze eki Türkçe ile açıklanamaz. MŞ xiv] keven bir tür dikenli bitki. geviş Tü [Kaş xi] keviş ağzında yumuşatarak çiğneme. gevşetmek.yumuşamak. [TS xiv xiv] gelür-/getür-a.a.ekiyle. şişirmek. geviş getirmek = Tü kevmek [Kaş] a. getto [ML xx/c] ~ İt ghetto bir kentte azınlıkların yaşadığı semt < öz Ghetto Venedik kentinin Yahudi mahallesi gevele[mek <Tü [LO xix] ağzında yumuşatarak çiğnemek < Tü gevmek [Men. pislik (< Fa re%tan. boş laf + Fa zan çalan " +zen * Tü gevmek (ağzında çiğnemek. lafazan.a.. geviş getirmek * Karş. kap. İki ayrı fiil olup olmadığı tartışılabilir. zayıflatmak " geviş < Tü keP-1 [xi] çiğneyip geriz [ xiv] ~ Fa kârez lağım & Fa kâw çukur + Fa rez akıntı. dökmek ) " kavak. çene çalan & Fa gap lakırdı. gerzek + [ 197+] < Tü geri zekâlı" geri. gerzek + [ 197+] < Tü geri zekâlı" geri. KT. " geviş * Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele.a. rez. Tü *keP-2 (şişmek). 2. Karş. zekâ . MBah] diş etleriyle çiğnemek. Bur. LO. tragacanthus geveze [Kıp xiv] gevzen/gebzen ~ Fa gapzan çok konuşan. rıht germanyum Germania Almanya [ML xx/c] ~ YLat germanium bir element < * Lat Germanus (Alman) sıfatı Galyalıların Alman aşiretlerine verdiği isimden alınmış olup muhtemelen Keltçe "komşu" anlamına gelen bir sözcükten türemiştir.* Lat Germanus (Alman) sıfatı Galyalıların Alman aşiretlerine verdiği isimden alınmış olup muhtemelen Keltçe "komşu" anlamına gelen bir sözcükten türemiştir. < Tü kel-" * Biçim bakımından két-/git. geven Tü? [Kıp.akıtmak. oymak. döküntü. kabartmak). gevre[mek Tü [ xi] kewre. gevşemek yumuşatmak. içini boşaltmak. gevelemek) fiilinden türetilmesi zorlamadır.(1.= két(t)ür-. dedikoducu.a. geveleme < Tü kevmek [Kaş] diş etleriyle çiğnemek.fiilinin geçişli türeviyle birleşmiştir .kel(t)ür.

geyik [ML xx/c] Japon hayat kadını ~ Jap geişa sanatçı [ viii] kez.a. Tü *keP-2 (şişmek). oymak. geviş getirmek * Karş. her çeşit av hayvanı.a.a. gevşemek yumuşatmak. gevşek. kap. Karş. Men xvii] gevrek bir tür kuru ekmek < Tü kePre.(1.ekiyle.yürümek.kel(t)ür. zayıflatmak " geviş < Tü keP-1 [xi] çiğneyip gevrek Tü [ xi] kewrek yumuşak.a. dolaşmak . içini boşaltmak. yumuşamak. gevelemek) fiilinden türetilmesi zorlamadır. KT.= két(t)ür-.gestapo [ xx/b] örgütü < Alm geheime staatspolizei gizli devlet polisi getir[mek gelTü ~ Alm gestapo Nazi döneminde gizli polis [Uy viii+] keltür-/kétür. MŞ xiv] keven bir tür dikenli bitki. 2. lafazan. çene çalan & Fa gap lakırdı. 2. " geviş * Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele. tragacanthus geveze [Kıp xiv] gevzen/gebzen ~ Fa gapzan çok konuşan. gevremek < Tü kepiş geviş.yumuşamak. kabartmak). LO.1. MBah] diş etleriyle çiğnemek. -eze eki Türkçe ile açıklanamaz. 2. geveleme < Tü kevmek [Kaş] diş etleriyle çiğnemek. geviş getirmek = Tü kevmek [Kaş] a. geviş Tü [Kaş xi] keviş ağzında yumuşatarak çiğneme. dedikoducu. [EvÇ. < Tü kel-" * Biçim bakımından két-/git.fiilinin geçişli türeviyle birleşmiştir . gevre[mek Tü [ xi] kewre. şişirmek. geviş getirmek.yumuşamak. Bur. gevşetmek. [TS xiv xiv] gelür-/getür-a. geven Tü? [Kıp.. boş laf + Fa zan çalan " +zen * Tü gevmek (ağzında çiğnemek. yumuşayış " geviş [ viii] kéyik 1. getto [ML xx/c] ~ İt ghetto bir kentte azınlıkların yaşadığı semt < öz Ghetto Venedik kentinin Yahudi mahallesi gevele[mek <Tü [LO xix] ağzında yumuşatarak çiğnemek < Tü gevmek [Men. İki ayrı fiil olup olmadığı tartışılabilir. gevşemek " gevregevşe[mek geyik geyşa & Jap gei sanat + Jap sha kişi gez Tü Tü [ xi] kez ok için kiriş üzerinde açılan çentik gez[mek Tü Tü [ xi] kewşe.

[ xi] kétergerdan [Mercimek xv] deyyus. [LO ] a. < " gacır [Aş.a. pezevenk * Gitmek fiiliyle ilişkisi yoktur. gık gıllıgış onom [ xiv] gırtlak açıp kapama sesi ~ Ar ġill u ġişş kin ve dalavere . tırmalamak gıcır onom pek cilalı (argo) gıda [msd.aşırı büyük ~ EYun gigás. seyyare < Ar sayr (gezmek) ve Fr planète < EYun planân (gezmek). tahriş. gıcık Tü [Uy viii+] kıçık kaşıntı.[onom. DK xiv] kıcırdı araba tekerleği sesi.? ~ Fa gıdı deyyus.] besin < Ar ğa5â < Tü két. gıdık " gıcık gıdım gıdım ayak. [TS xiv] gicik kıcı-/gici.EŞKÖKENLİLER: Tü gez-: gez-. dümen < Fr guider yönetmek. yönlendirmek ~ Ger *wîtan bildirmek. < Tü kıp [xi] kalıp. adım " kadem gidişat * Ar -at çoğul ekiyle < Tü [İdr. a. gezegen gezegen YT [TDK 1944] seyyare < Tü gez-" gez- * Karş. [LO ] gıcır libas yeni. ğa5w] besledi gider[mek gıdı gidi ahlaksız. yol göstermek ~ HAvr *weid.] tahriş etmek. göstermek. model. gigant- * "Bir birimin milyar katı" anlamında kullanımı yenidir. Yus xiv] Tü ~ Ar ği5â' [#ğ5w msd. gibi benzerlik Tü [Oğ xi] kibi a.gitmek " git.görmek " ide giga+ dev ~ Fr/İng giga. <onom parmak ucuyla dokunma sesi Tü kadem kadem adım adım ~ Ar qadam < Tü gidiş " git- gidon [Bah 1924] ~ Fr guidon bisikletin yön çubuğu.

[DTC 1944] makinalı balık ağı.] kıkırdak veya öğürme sesi . sığınak. melce.a. kasidelerde birinci bölümü izleyen beyit < Fa gurez kaçış < Fa gure%tan. Bah xvii] kaçacak yer. Yus xiv] Kuran'a göre cennette bulunan genç ~ Ar ğilmân [#ġlm çoğ. kıkırdak < Tü gırt/kırt [onom.kaçmak. a. bolluk içinde idi gıpta ġabaTa [msd. gırtlak. Yus xiv] Kuran'a göre cennette bulunan genç ~ Ar ğilmân [#ġlm çoğ. a.tutmak " +gir gırıl onom " gır ~ Fa girizgâh [Men. LO. kaçma kapısı. fazlalık < Ar ġaniya [msd.] zenginlik.] haset. gırla gırnata klarnet gırtlak [LG188+] çok (argo) ~ ? [onom. şamata yapmak (argo) < Tü gır [onom. kıskançlık < Ar ~ Fr guipure bir tür dantel < Fr guiper ipekle girdap gard/gird dönen + Fa âb su " gerdan.] ~ İt clarinetta" [EvÇ xvii] kraneta/krenete <onom [T S xv] kekirdek/kekirdak 1. [ 195+] söze giriş ~ Fa gurezgâh 1. ġabT] kıskandı gipür işlemek ~ Ger *wîpan gır gir[mek gırç onom Tü onom [ xix] gırlamak makara sesi. [ 197+] gırgır geçmek alay etmek. [ARasim 1897-99] [Gül xv] " gır ~ Fa gird âb su döngüsü & Fa < [ xix] ~ Ar ġibTat [#ġbT msd.a. ğanâ] ihtiyacı yoktu. ab gırgır <onom [ xix] makara sesi. gurez. KT. kaçacak yer. wirez. " gü+. +gâh * Modern anlamı giriş kelimesinden kontaminasyon yoluyla türemiş olmalıdır.] oğlanlar < Ar ğulâm " gulam gına [ xiv] ~ Ar ġinan [#ġny msd. 2. [ARasim 1897-99] giriRa/giriRâr tutulmuş < Fa giriftan.] " gır * Argo kullanımı muhtemelen makaraya almak deyiminden benzetme yoluyla. bağırsak sesi [ viii] kir.gılman erkekler gılman erkekler [Aş. sığınmak ~ OFa wire%tan. bolluk. gır. girift [ xiv] giriftar tutulmuş.] oğlanlar < Ar ğulâm " gulam [Aş. 2.

Karş. [LL 1732] giysi < Tü giy. ~ E Yun kithára a. giysi giymek ) * Türkiye Türkçesinde é > i dönüşümü tipiktir. gitgitar [AMithat 1875] gitara ~ Fr guitare bir tür telli çalgı ~ İsp guitara a. ~Frguichet[küç.gişe [ARasim 1897-99] parmaklık. potansiyel < Tü giz" giz * Ada eklenen -il ekinin işlevi belirsizdir. ~ Lat cithara a. Gül xv] geyesi. sır < Tü gizle-/gizli" gizle-gizem YT [CepK 1935] esrar. Uzun sesliden ötürü türevlerde t > d değişimi görülür. yokluk < Ar ğâba kayboldu ~ Ar ğiyâb [#ġyb msd. giy[mek Tü [Uy viii+] ke5(= Moğ kedür. 2.örtünmek.]1. dutar (iki telli çalgı) < târ (tel). gizle[mek Tü [Uy viii+] kizle. gıyap [ xiv] olmama.saklamak < Tü kiz bir tür kutu veya kap.: gider-. gizil YT [Fel 194+] virtüel. hazır giyotin [AMithat 1877] ~Frguillotine mekanik kafa kesme cihazı < öz Joseph-Ignace Guillotin adı geçen cihazı icat eden Fransız tabip (1738-1814) giysi giz <Tü YT [İdr xiv] keyesi.a. gidişat. a. bilet veya banka veznesi Nor wik kapı git[mek Tü [Uyviii+]két-a. * Türkiye Türkçesinde é > i dönüşümü tipiktir. bıçak vurmak " kup . a." giy[CepK 1935] esrar. Fa sihtar (üç telli çalgı).< HAvr *kel-1 kesmek. a. sır < Tü giz" gizle- * Ada eklenen -em ekinin işlevi belirsizdir. giysi sandığı gladyatör [Aİhsan1891] ~FrgladiateurEski Roma'da gösteri için savaşan kişi ~ Lat gladiator kılıççı < Lat gladius Galyalılara özgü enli kılıç ~ Kelt ~ HAvr *klad-yo.] kayıp olma. küçük kapı. EŞKÖKENLİLER: Tü git. [DK. ~? EFa * Yunanca sözcük bilinmeyen bir şark dilinden alıntıdır.

glase [ARasim 1897-99] bir tür parlak cila.a. yuvarlamak ~ Fr globe küre ~ Lat globus a. +jen1 glikoz/glükoz bir tür şeker < EYun glykys tatlı ~ HAvr *dlku. ~ HAvr *glebh~ Fr/İng global global [ xx/b] . #Plinius. cam gibi < Fr glacer dondurmak. kimyacı. Romalı doğabilimci (24-79) < Lat gladius kılıç " gladyatör glazür [ xx/c] ve sert cila < Fr glacer dondurmak. camlaştırmak < Lat glacies buz ~? HAvr *gl-k. donuk. Fr. ~ Lat gluten. glaukoma/glokom [ xx/b] ~ YLat glaucoma göz bebeğinin matlaşmasına yol açan bir göz hastalığı < EYun glaukós yeşilimsi mavi * Hastalık sonucunda gözbebeğinin aldığı renkten ötürü. genel.zamk. [ 199+] küresel toptan. [ 190+] kristalleşmiş şekerleme ~ Fr glacé 1. glayöl [ xx/b] ~ Fr glaïeul kılıç çiçeği ~ Lat gladiolus [küç. tutkal ~ HAvr *glei-/*gleubalçık EŞKÖKENLİLER: Lat gluten : aglütine. glüten gnays kıvılcım [DTC1943] ~Almgneis bir tür kaya EAlmgneisto .< HAvr *gel-2 soğuk. camlaştırmak " glase glikojen [ xx/b] işlevini gören bir kimyasal madde " glikoz.] kürecik " glob glokom [ML xx/c] ~ Fr globuline kanda bulunan bir ~ Fr glaucome" glaukoma glüten [ xx/a] ~ Fr gluten tahılllarda bulunan yapışkan nitelikte azotlu madde ^ 1787 Guyton de Morveau.a. 2. kimyacı (1786-1889) < EYun glykerós tatlı. şekersi < EYun glykys tatlı " glikoz glob [ xx/b] < HAvr *gel-1 topak yapmak.] a. buzlu. bütünsel < Fr/İng globe top. şeffaf ~ Fr glycogène karaciğerde glikoz deposu [Bah1924]glükoz/glikoz ~Frglucose gliserin [ xix] ~ Fr glycérine kokusu şekere benzeyen bir kimyasal madde ^ Michel-Eugene Chévreul.a. emaye. küre " glob globülin [ML xx/c] protein / İng globulin a. Fr. donmak " jel * İng glass (cam) Fransızcadan alınmıştır.tatlı ~ Fr glaçure camla kaplama. < İng globule [küç. glutin.

] a. yük * Fiil adı yapan -(i)ş > -ç ekiyle. gök rengi < Tü *köpüz şişen şey.) biçimine rastlanır. a. yy Fransız tekstil üreticisi kardeşler göç Tü taşımak " göç[Uy viii+] köç taşınma < Tü *kö. yükselmek. gofre [ xx/b] ~ Fr gaufré kabartma baskılı kâğıt veya kumaş < Fr gaufre arı peteği. [LO. " not göbek Tü? [İMüh xiii] köbek goblen [ xx/a] ~ Fr gobelin bir tür resimli duvar halısı < öz Gilles ve Jehan Gobelin 14. DK xiv] koçun. ve 15. kâğıt helva " gofre göğüs/göğsgök Tü Tü [ 196+] ~ Fr gaufrette [küç. < EYun gignöskö.kalkmak. göçebe + [T S xiv-xviii] göçer evli/göçer oba göçer aşiret halkı. a.gnostik [ML xx/c] gnostizm ~ Fr gnostique antik çağda bir felsefe ekolü ve bu ekole mensup kimse / İng gnostic a.taşınmak < Tü *kö-ş.a.> -ç. ~ EYun gnöstikös bilen.a. +men2 * 14. < Fr gaufre arı [Uy viii+] köğüz a.a. kürk palto [Kıp. göç[mek Tü yükselmek. post.fiiliyle alakası belirsizdir.sesinin etkisiyle sesli incelmesi görülür.rahatsız olup kaçınmak. gocuk gocun[mak Tü? [ARasim 1897-99] ~ Bul koju% kürk. gofret peteği.bilmek ~ HAvr *gnö.a. kâğıt helva ~ Frk *wafel petek * Aynı kökten İng waffle < Hol waffel. İdrH. yük taşımak [Uy viii+] köç.a.ekiyle. * Geçişsiz ve dönüşlü fiil yapan -ş. gnö.< Tü *kö. göçmen YT [CepK 1935] muhacir < Tü göç-" göç-. Kıp. oba * -ç. sakınmak * Gücen. [ viii] kök gökyüzü.kalkmak. yörük. bilgili. yy metinlerinde göçmel (a.a. KT xix] göçebe göçer evli & Tü göç + Tü oba çadırlardan oluşan yerleşim " göç. körük" gebe .

yük taşımak " göçgondol [ xx/a] ~ Fr gondole ~ Ven gondola Venedik'e özgü bir tür kayık ~ OYun kontoúra Bizans'ta bir tür gemi < Tü kön- . doğurma < EYun gígnomai.a.) + Fr laque cila " lake gömlek gön Tü Tü [ xi] körjlek göğüslük [ xi] kön tabaklanmış deri < Tü körjül [viii+ Uy] göğüs " gönül gonad [ML xx/c] ~ Fr gonade üreme hücrelerini üreten organ. gönder [DK xiv] mızrak. ~ Mıs kmj-t a. göndermek yola çıkmak. golf [Bah 1924] ~ İng golf 1. yola gelmek. derin olmak " gomalak [LO xix] ~ Fr gomme à laque sakız-cila.a. [ xviii] gemicilerin gemiden karaya dayadıkları uzun kalın sırık ~ Yun kontári [küç. lastik (~ Lat gummi acacia nilotica ağacından elde edilen yapışkan sakız ~ EYun kómmi a.< Tü *kö. kargı. gölet <Tü [ML xx/c] gölek/gölet küçük suni göl veya havuz (halk) < Tü göl" göl * -et ekinin işlevi açık değildir. < Tü kölü.] mızrak. çöküntü " körfez gölge göm[mek kök Tü Tü [Uy viii+] kölige a.yola çıkartmak. bu oyuna mahsus pantalon ~ İt golfo körfez.içte olmak. gol Tü [viii]köla.a. 2. [ 190+] ~ İng goal 1.a. kargı.kalkmak. futbolda * Nihai kökeni belirsizdir.a.a. yöneltmek. < EYun gönos/gone soy. yükselmek. yavru. sırık < EYun kontós a. a. < EYun kenteö saplamak " santra gönder[mek Tü [ xi] köndğer-/köndğür. rhus vernicifera ağacının reçinesinden elde edilen mobilya cilası & Fr gomme sakız.gölgelenmek. doğrulmak < Tü *kö. 2.göl gol kale. amaç. derin kaya çukuru. bir oyun.a. [Uy viii+] köm. kararmak < Tü *kön. sırık. körfez. bohça etmek ~ Fa ġunca tomurcuk < Fa ğuncîdan toparlamak. husye veya yumurtalık / İng gonad a. hedef. çukur ~ Lat colpus/colphus koy. gendoğurmak " genetik gonca top haline getirmek.

İMüh." görYT [Hay 1959 195+] izafi < Tü göre " göre Tü * Göre edatına -ce isim/sıfat eki eklenmesi ilgi çekicidir. görsel. görkem. gösteri. zil ~ Malay gong-gong a. köşe. işlev < Tü gör.1. Abuş. ~ HAvr *gönu-ya. İng knee. EYun genys. Türevlerde r > z dönüşümü yaygındır. Alm kinn (çene). Alm knie.gönen[mek gönül <Tü [CodC xiii] könen. debdebe İdr] güzellik. bir marangoz aleti ~ EYun gönia a. görece. bazı Kıpçakça örneklere nisbetle Öz Türkçe kelimeler üretmekte kullanılmıştır. yürek. İng. açı * Aynı kökten EYun gony. gösterge. görev +ev YT [Fel 194+] fonksiyon.memnun olmak < Tü kön [xiii] gönül.("iş görmek" anlamında)" gör-.a. göreli YT [Fel 194+] izafi < Tü göre" göre * Göre edatına -li isim/sıfat eki eklenmesi ilgi çekicidir. 3. insanın iç yüzü"kök gönye [Müh375 180+] ~ Yun göniâ 1. göster-. gözük-. açı. görev. goril [LO xix] ~ Fr gorille ~ YLat gorilla Afrika'ya özgü bir tür büyük maymun # 1847 Thomas Savage. köşe. gönül Tü [ xx/a] ~ Fr/İng gong Doğu Asya'ya özgü metal vurmalı [Or viii] körjül < Tü *kön göğüs. doğabilimci ~ EYun gorilla Eskiçağ yazarlarına göre Afrika'da yaşayan orman adamı ~ Fen ~ Afr * MÖ 5. gör[mek [ viii] kör. ruh " gong çalgı.a. göz göre görece Tü [ xi] körü uygunluk ve izafet bildiren edat. Fr genou (diz). . görümce. görkem YT [CepK 1935] haşmet. EŞKÖKENLİLER: Tü kör-/köz : gör-. diz. [Kıp xiv] köre < Tü kör. çene. 2. biçimlilik " gör< Tü görk [Kaş. gözet-. 2.< HAvr *genu. * Türkçede örneği bulunmayan -(e)v eki. göre. yy'da Kartaca'lı gemici Hanno'nun eserinde bir Afrika dilinden alıntı olarak gösterilmiştir. a.a.

[Kaş. tercihe şayan. yükselmek.içi boşaltılmak. geç Ortaçağ sanatına ait [xix] < öz Goth Got.görsel YT [TDK 1944] vizüel < Tü gör-" gör- * Fiil köküne eklenen -sel ekinin işlevi açık değildir. insan veya ağaç gövdesi. endikatör [CepK 1935] tezahürat < Tü göster-" göster<Tü göster-" göster< Tü *kö- göt Tü [Uy viii+] köt 1. gözetlemek < YT YT [TDK 1944] işaret eden. götürmek < Tü köt [viii+ Uy] yüksek. ilkel [xv]. yüksek. kötermek (yükseltmek. haremde padişahın seçtiği cariye ." gör- [Or. 2. yamuk.şişirmek < Tü *keP-2 şişmek " gebe onom kötü müzik sesi < Tü kör. yükselmek. [Kıp xiv] kevde/kövde . [DK xv] < Tü *köptün. görüngü YT [CepK 1935] tezahür. yük taşımak " göç- * Sözcüğün orijinal anlamı "sırt.xv+ Çağ). görümce Tü [Uy viii+] körümçi görücü. sırt. Kaş viii] köz a. 2. [KT xix] 1. bozuk. şişirilmek < Tü *köpüt. (doğru yoldan) sapmak ~ Frk *wankjan sapmak göster[mek Tü köz " görgösterge gösteri <Tü [DK xiv] gördürmek < Tü közde. özellikle hayvan sırtı < Tü *kö. müneccim < Tü körüm " gör- * Türkiye Türkçesine has olan "kocanın kız kardeşi" anlamı açıklanmaya muhtaçtır. 2. İdr xi] kıç kalkmak. yük taşımak " göt gövde gevde goygoy göz gözde Tü Tü [Uy viii+] köwtürj ceset. . kölük (sırt. a. Uy. özellikle hayvan sırtı. Karş kötki (tepe -xi). sol < Fr gauchir bozulmak. beylik vermek .kalkmak. yamulmak. [Uy viii+] taşımak. gotik [ xx/a] geç Ortaçağ sanatına ait ~ Fr gothique barbarca.xi). fenomen < Tü görün. yükseltmek. yük yüklenen hayvan . ayrıca falcı. [Fel 194+] olay." gör- goşizm [ 197+] ~ Fr gauchisme aşırı solculuk < Fr gauche 1. arka" olup güncel anlamı hüsnü tabirdir.Fa guzîda seçilmiş " güzide Göz sözcüğüyle birleştirilmesi halk etimolojisidir. eski bir Cermen kavmi götür[mek Tü [ viii] kötür.[xiii İM] bakmak.özellikle yukarı taşımak. sırt.

]. -ük. mineralojist < EYun grâfo yazmak. Alm.gözlemek. 2.ekinin niteliği belirsizdir. bakmak <Tügöz"göz < Tü kör-görmek " gör- * r > z dönüşümü Türk dillerinde tipiktir.göze <Tü [ xviii] pınar.< HAvr *ghredh. [TarD 193+] hücre (YT) < Tü göz "göz * Birinci anlamı çeşme < Fa çaşm (göz) sözcüğünden uyarlamadır. gözük[mek Tü [Uy. hakketmek. grado [ xx/a] kalite ~ İt grado basamak. özellikle İtalya'da tarihi eserler üzerine turistlerin kazıdığı anı yazıları [esk. Türkiye'ye giriş tarihi tesbit edilemedi. sivri bir uçla çizmek ~ Ger *graban kazmak. Kıp viii+] közün. oymak ~ HAvr *gerbh-a. kaynak." gör- * r > z dönüşümü Türk dillerinde tipiktir. . [DK xiv] gözük-< Tü gör. basamak ~ HAvr *ghrd-yo. " +graf grafik . kamu yapıları üzerine kişilerin yazdığı kirletici yazı ve çizimler ~ İt graffito kazınmış (yazı veya çizim) < İt graffiare kazımak. çizmek " +graf Kalem ucu yapımında kullanıldığı için. Yeni anlamı bir göz oda deyiminden esinlenmiş olmalıdır.görünmek.a. gözetle[mek YT [192+] <Tü göz tarassut etmek "göz * Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk Öz Türkçe kelimelerdendir. derece ~ Lat gradus adım.ekinin işlevi açık değildir. gözenek gözet[mek Tü YT [CepK 1935] mesame [ viii] közed.yürümek. çizim sanatı grafit [xix] (~Frgraphite)~Alm grafit kristalize saf karbon ^ 1789 Abraham Gottlob Werner.EYun grafikós " +graf [Bah 1924] ~ Fr graphique çizime ilişkin. gözlem gözleme gözlük YT <Tü <Tü [Fel 194+] müşahede < Tü gözle-" göz < Tü köz " köz [Mü xvii] közleme közde pişirme [Men xvii] < T ü göz" göz * 1280 dolayında İtalya'da icat edildi. kademe. -etle. adım atmak graffiti [ xx/c] ~ İng graffiti 1. kazımak.

yy) . gregoryen1 ~ Fr (église) grégorienne1 Ermeni mezhebi < öz Grigor Lusavoriç Ermeni kilisesinin kurucusu olarak kabul edilen din adamı (4. yazı. oyarak çizmek ~ Ger *graban " graffiti gravyer/grüyer [Aİhsan1891]grüyer bir tür peynir < öz Gruyère İsviçre'nin Fribourg kantonunda bir köy * Türkçe telaffuz ve yazım belki havyar sözcüğünün baskısıyla değişmiştir. gramaj [ xx/c] ~ Fr grammage" gram gramer [ 183+] ~ Fr grammaire dilbilgisi ~ Lat grammatica a.gram [187+] ~Frgramme ağırlık ölçü birimi~EYun grámma. ~ EYun grammatike doğru yazı yazma bilgisi < EYun grámma. t. yy) gregoryen2 ~ Fr (rite) grégorien2 eski tip Katolik ilahisi < öz Gregorius I Katolik kilise ayinini düzenleyen papa (6. küçük ağırlık birimi < EYun grâfo yazmak " +graf * "Küçük ağırlık birimi" anlamı Lat scripulum (1. 2. küçük ağırlık birimi) sözcüğünün Yunanca karşılığıdır. yazı yazma işlemi. 2.yazı. tane. fon(o)+ gran güçlü.a. t. granül < Lat granum tohum. t. ~ HAvr *grs-nom tahıl tanesi * Aynı kökten İng corn (tahıl tanesi). grandük [183+]grandüka Rusya'ya özgü bir soyluluk unvanı " gran. zerre ~ Lat granum a.] ~ İt grappa üzüm posasından elde edilen ~ Fr gravure oymabaskı < ~Frgruyère grappa [ xx/c] bir içki ~ Fr grappe üzüm salkımı ~ Frk *kröppa çengel gravür [REkrem <1887] Fr graver hakketmek.1. harf. 1870'te Osmanlı Devletinde resmi ölçü birimi olarak kabul edilmiştir.harf. ~Frgrandduc büyük düka.a. yazı " gram gramofon [Bah1924] ~ marka Gramophon ses kayıt cihazı ^ 1887 Emil Berliner. grenli < İt grano tohum. kayıt + EYun fbne ses " gram.a. ~ İt granito taneli. büyük [186+] ~Frgrand büyük~Lat grandis yetişkin. Amerikalı mucit & EYun grámma. dük granit [ 187+] ~ Fr granit a. yüce. 1793'te Fransa Meclisince standart ağırlık ölçü birimi olarak tanımlanmıştır. tane " granit [ xx/b] ~ Fr granule tanecik ~ Lat granulum [küç. harf.

tırmalamak. kaba. partikül ~ Lat granum " granit ~ Fr grain tane. yy) gren [ML xx/c] fotoğrafta noktacık tohum. grenadin [ML xx/c] ~ Fr grenadine nar şurubu < Fr grenade nar ~ Lat granatus "taneli". & İng grape üzüm.Frk *grippan tutmak. koyu. yağlı. yağlı. şişman grev [ 190+] ~ Fr grève2 iş bırakma eylemi < öz Grève Paris'te bir meydan < Fr grève1 çakıllı dere kumu. mil * Fransız ihtilali yıllarında Paris'te işi bırakan eylemciler belediye binasının bulunduğu Grève meydanında toplanığı için. bu kumaştan yapılan pelerin ~ Fr gros grain kaba dokuma " gros.a. yy'da Jamaika'da yetiştirilmiş ve salkım şeklinde yetişen meyvesine atfen adlandırılmıştır. Yunanlı " gringo grog [ xx/b] ~ İng grog brendi ve limonatadan yapılan sıcak içki < Old Grog 1740'ta bu içkiyi İngiliz donanmasında tayın olarak verdiren Amiral Vernon'un lakabı < İng grogram bir tür kaba kumaş. gri [ xx/a] ~ Fr gris kır renk ~ Frk *gris ~ Ger *grisja- gringo [xx/c] ~İspgringo Meksika'da yabancılara ve özellikle Amerikalılara verilen aşağılayıcı ad < öz griego Yunanlı < Graecus Romalıların Yunanlılara verdiği ad grip [ xx/a] ~ Fr grippe < Fr gripper tutmak. fruktoz * 17. yakalamak " +gir [ xx/b] kömür madenlerinde çıkan yanıcı metan gazı . greyder/grayder [ xx/b] kazımak.tutmak. iri ~ OLat grizu . salkım (~ Fr grappe salkım ) + Fr fruit meyva (~ Fr fruit ) ~ Lat fructus " grappa.yağlı. ~ Lat crassus semiz.a.Fr grisou a. kapmak ~ HAvr *ghrebh-/ghreib. (Belçika diyalekti) < Fr (feu) grégeois Rum ateşi. a. nar < Lat granum tane " granit gres [ xx/b] ~ Fr graisse katı yağ ~ Lat crassus kalın. kendiliğinden yanıcı bir kükürt karışımı < öz Grec Rum.gregoryen3 ~Fr(calendrier)grégorien3 1538'denberi geçerli olan takvim sistemi < öz Gregorius XIII takvim reformuna önayak olan papa (16. şişman ~ HAvr *gwres. kalın " gres ~ Fr grosse büyük / İng gross büyük. pençesine almak . gren gros+ grossus a. rendelemek ~ Fr gratter ~ Frk *krattön ~ İng grater kazıyıcı < İng to grate greypfurt/greypfrut [ xx/b] ~ İng grapefruit a.

dehliz ~ Lat crypta dehliz. kalın ~ OLat grossus " gres ~ İt grossa 12 düzinelik ölçü birimi < İt grosso grotesk [ xx/b] ~ Fr grotesque fantastik. ürpertici. ~ [Men xvii] darılmak * ETü küçen. Orta ve Eski Farsçadan alınan kelimelerde görülür. yy ikinci yarısından önce tesbit edilemeyen bu kelimenin Arapçadan alınış biçimi açıklanmaya muhtaçtır. öte yanda olma.a.a. guano [ xx/a] ~ İsp guano kuş gübresi ~ Quech huanu dışkı guaş [ xx/b] ~ Fr gouache bir tür suluboya ~ İt guazzo/aquazzo a. tavşan derisi < EYun ködion koyun postu güdü YT [CepK 1935] garaz. withdraw. withstand gibi kelimelerde . İng coprophilia. gazap gösterdi" gazap * 20. * Karş. ~ HAvr *wi.a. Aynı kökten Alm wider. kaba. çok çirkin ~ İt grottesca mağaramsı. * Modern Farsçada işlek olmayan bu önek.a. kuvvetlenmek) biçimi ile birleştirilemez. zıt olma). küme. niyet.] yumuşak meşin. zor ) gücen[mek < Tü gücüne git-" güç [ xx/a] [Men xvii] ~ Fr goitre gırtlakta tiroid bezi büyümesi ~ Lat ~ Yun kopriá dışkı ~ EYun kópros a.a. grup ~ İt gruppo gü+ ~ Fa gu.(withhold. coprophagy. saklı. karşı karşıya olma belirten önek = Ave vî.] salgı bezi ~ Yun ködâri güderi [Bia xix] köselenin çok incesi [küç.a.grosa [ xx/a] büyük.a. sertlik.ayrılma. İng with. a.(güçlenmek. ] sürekli veya aşırı öfkelenen < Ar ġaDiba öfkelendi. [Fel 194+] saik < Tü güt-" güt- gudubet [ xx/b] yüzüne bakılmayacak kadar sevimsiz ve çirkin (kadın) ~ Ar *ğaDübat [#ġDb f.Ger *kribjon toplanmak [DTC 1943] ~ Fr groupe takım.~ OFa wi. ~ OLat *aquation sulandırma < Lat aqua su " akua+ guatr guttur gırtlak gübre HAvr *kekw. gudde ~ Ar ġuddat [#ġdd msd. gömülü " kripton grup . mahzen ~ EYun krypte gizli.] sürekli veya aşırı öfkelenen kadın < Ar ğaDüb [#ġDb im.ayrılma. eski Roma binalarının yeraltı dehlizleri gibi < İt grotta mağara. güç <Tü Tü [Or viii] küç (= Moğ küçü(n) kuvvet. .

su akma . gü. " küçük * Tü gütmek fiiliyle ilgisi kurulamaz.a. =? Lat cucumis su kabağı veya hıyar güherçile [Neş xv] kayatuzu < Fa gühar cevher. ~ Fa gul çiçek.söylemek (= Ave gaub. bülbülün güle yakarışı. bağırış " gül gulden ~ Hol gulden 1. Tü kul aşı (yeniçeri yemeği) veya kulak aşı (mantı). topluca söylenen dua veya ilahi & Fa gul gül + Fa bâng nida. < T ü güt-" güt~ Ar gufran [#ġfr msd. Karş.a.a. a.) guguk sesi" <onom ~ Fa gufta/guftâr söz < Fa/OFa [LO xix] kargaya benzer bir tür kuş < Tü guguk [onom. uşak. hizmetkâr gulaş tencere yemeği [ xx/a] Macaristana özgü bir yemek ~ Mac gulyás etli * Kökeninin Türkçe olduğu rivayet edilir.] merhamet. [Kıp xiv] ~ Ar ğulâm [#ġlm] erkek çocuk. gufran bağışlama " mağfiret güfte [ xiv] güftar söz guftan. altın. genç hizmetkâr.güdük [BK 1799] boyu kısa. küçük yavru. 2. "Allah Allah" nidası. a. uşak ~ OFa kötag a.a. kazan ~ Lat cucuma a. mineral" cevher gül çiçek gül[mek Tü [ viii] kül. özellikle gül ~ OFa gul gulam oğlan. [passim xiv] ~ Fa güharçila potasyum nitrat. İng gold (altın). güldür sesi onom yanma sesi. güdüm YT [TDK 1944] sevk [ xiv] ~? Fa kudak küçük.altın < HAvr *ghel-2 parlamak " klor * Karş. gülbank ~ Fa gul bâng 1. 2. Hollanda para birimi ~ Ger *gultham altın ~ HAvr *ghol-to.] kuş güğüm [Men xvii] gügüm ~ Yun koukoúmi su taşımaya ve kaynatmaya yarayan kap.

top mermisi. [KT xix] gülmeyi mucip olan (sıfat) " gül-. gündüz günah [Aş. tazminat gerektiren eylem . kendisine gülünen kişi. küre) gülşen gul çiçek + Fa -şan yer ismi teşkil eden ek " gül gülümse[mek Tü ~ Fa güla top.karşılıklı + Lat mercari alışveriş etmek " kon+. Yus xiv] ~ Fa günâh suç. günce YT [TDK 1974] günlük <Tügün"gün . 2.a. [TS xvi xvi] gülünç/gülüncek 1. tebessüm etmek < Tü kül-" gül- gülünç Tü [ xi] külünç maskaralık (isim). a.OFa winâh/winâs a. market gümüş Tü [ viii] kümüş (= Tü künük [viii+ Uy] a.gulet [ xx/b] golet ~ Ven goléta [İt goletta] bir tür yelkenli tekne ~ Fr goélette a. güneş. gümbür onom [DK xv] gümbür gümbür davul sesi.a. gulyabani gul-i yabani ~ Fa ğül-i biyâbân aniden insana saldırıp parçalayan efsane yaratığı. + Fa biyâbân ıssız yer. +inç * Esasen isim olduğu halde sıfat anlamı kazanması muhtemelen korkunç sözcüğünün etkisiyledir. gülle (= Sans göla/gölaka top. yaban " yaban güm. [Env xv] güm at nalı sesi ~ Fa gumrâh yoldan sapmış. ziyan) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. ticaretten alınan vergi ~ Lat commercium ticaret < Lat commercari ticaret yapmak & Lat con. maskaralık. " gü+ * Erm vnas (zarar. maskara. suç işlemek ~ EFa vinath. Bizans'ta ticareti denetlemekle görevli memur.güler görünmek. sahra. ) gün Tü [ viii] kün gün. yuvarlak ve ağır şey ~ Fa gulşan gül veya çiçek bahçesi & Fa ~ Fa gulâc gül yemeği" gül [ xi] külümsin. a. < Fr goéland balıkçıl kuşu ~ gwelan güllaç * Yemek adları yapan -ac ekiyle. gümrah [Yus xiv] dağınık & Fa gum kayıp + Fa râh/rah yol" rahvan gümrük [Kan xv] ~ OYun kommérki(on) ticaret.a. < OFa winâhldan/winâsıdan bozmak. kurt adam & Ar gül [#ġwl] a.a. zarar vermek.

yiğit. ışıtmak < Tü kün " gün < Tü küne. bahadır. Öte yandan TTü gürgen (toprağı açarak ölüleri yiyen masal yaratığı ? xvii).a. Lat carpinus (a. Men xiv] günlük bir tür güzel kokulu reçine .Fa kundurak bir tür güzel kokulu reçine. [ xi] küneş gün ışığı < Tü künit. bahadır. carpinus ~? < Tü *küre. aktüel. EErm garbeni.aydınlatmak. kıvrak zekâlı. sürgün " garp ~ Ar ġurbat [#ġrb msd." güreş- * Fiil adı yapan -(i)ş ekiyle. gündelik gündem <Tü YT [Men xvii] bir arazi ölçüsü. [TDK 1969] güncel * -cel ekinin yapısı ve işlevi belirsizdir. kabadayı" gür1 gürgen [ xviii] bir ağaç. yabancı ülkede olma. [LL 1732] yevmiye < Tü gün " gün [TDK 1944] ruzname <Tügün"gün * Lat agendum (gündem) sözcüğünden esinlendiği açıktır. [ xiv] gür sağlam (kişi). cüretli * Farsça sözcüğün anlamı genellikle olumsuzdur. su akma sesi < gurbet [Aş xiv] ayrı ve uzak olma.). gündüz güneş gü n ey günlük2 gür1 Tü <Tü Tü [ viii] küntüz a. becerikli. Yun gábros.ışımak < Tü kün gün " gün < Tüg ün" gün [ BK 17 99 ] dağı n güne ş ta ra fı [MŞ.savaşmak.güncel <Tügün"gün YT [TDK 1955] güncül günün konusu olan. gürbüz [Aş xiv] güçlü kuvvetli dolandırıcı. güreşmek < Tü kür [xi] yiğit. küreççi. güreş[mek Tü [Kaş xi] küreş. a. güreş <Tü [Kıp xiv] küreş. sık. [DK xv] güreş tutmak ~ Tü *küre. -dem ekinin işlevi belirsizdir. . a. gür gür2 onom [DK xiv] gürleme sesi. Tü [ xi] kür cesur.kabadayılanmak * Karş.] vatandan ~ Fa gurbuz hilekâr. boswellia thurifera ağacı ve zamkı ~ Sans kunduruka/kundarikâ a.

bekçilik etmek güve Tü [ xi] küye a. Kıp xiv] güveç topraktan yapılan yemek kabı * ETü küveç (at koşumuna ait bir parça) sözcüğüyle birleştirilemez.tadına bakmak. Mâ ġarraka birabbaka? (Kuran 82. insan topluluğu (= Fa guröha top.6) "sizi rabbinize karşı kim kandırdı?" gürz [Yus. beklemek. damla.a. a. muhterem.< HAvr *gwers-2 ağır " bar(o)+ güruh [Aş xiv] ~ Fa/OFa guröh kalabalık. 2. a. boy abdesti ~ Fr goutte 1.] yıkama. Türkçe anlamın bu çelişkiden türediği düşünülebilir. [ÖSeyf 1920] gurultu < " gurup güneş battı" garp gurur [ xiv] ġarra aldattı. boş görüntüyle kandırdı ~ Ar ğurüb [#ġrb msd. manevi danışman ~ Sans gurú 1. mürşit ~ HAvr *gwrs-u. seçmek " çeşit gusül [ xiv] gusl alma < Ar ġasala [msd. aldanma < Ar * Arapça fiil geçişli olduğu halde masdarı geçişsiz fiillere özgü fucul veznindedir. tokmak ~ gusto [ARasim 1897-99] ~ İt gusto zevk. küme.gurme kişi ~ EFr grom(m)et * Nihai kökeni belirsizdir. öğretmen. hoca. damla hastalığı ~ Lat [Uy viii+] kü5-/küt. ġasl] yıkadı" gasil gut gutta damla güt[mek Tü [ xx/b] ~ Ar ġusl [#ġsl msd. DK xiv] OFa warz/wazr a. . her türlü yuvarlak nesne ) gurul gır onom [LO xix] gurlamak/gurgur/guruldamak bağırsak sesi. a. 3.] aldatma. küre. güven YT [CepK 1935] itimat < Tü güven-" güven- İnanmak > inan örneğine paralel olarak türetilmiştir. Karş. değerli. [ xx/c] ~ Fr gourmet yemeye ve içmeye meraklı guru [ML xx/c] ~ İng guru Hindu dervişi.) ~ Fa gurz ağır topuz. 2. (= Ave vazra. tad alma duyusu ~ Lat gustus tad ~ HAvr *geus.gözetmek. ağır.] gün batımı < Ar ġaraba ~ Ar ğurür [#ġrr msd. güveç Tü? [TS.

söylemek.güven[mek Tü [Uy viii+] köwen. gu5ar. [Çağ xv] küzel. [Kırg ] közöl a. ETü körk/körük (güzellik.. TTü görklü. yönetmek ~ EYun kybernâö a. güvey güyegü Tü [Uy viii+] küdegü bir kimsenin kızıyla evlenen erkek. [TS xiv-xv. Moğ kübeğün (erkek evlat).< Tü *keP-2 şişmek " gebe * 19. Türkçe biçim Farsça sözcüğün literal çevirisidir. güverte [EvÇ xvii] ~ Ven covèrta [İt coperta] örtü. güya gü. * Karş. bir aşirete katılmak? * Öte yandan karş. böbürlenmek. göğermek < Tü kök * Karş. a. [Kıp xiv] köğercin . göğerişmek < Tü köker. örtmek ~ Lat cooperire a. [ xi] küwen-< Tü *küPen.mavimtraklaşmak. Fr couvert (örtü).mavileşmek. guvernör [ xx/b] ~ Fr gouverneur yönetici < Fr gouverner yönetmek ~ Lat gubernare dümen tutmak. gemilerde ambar üstü tabanı < Ven covèrzer [İt coprire] kaplamak.geçmek ~ OFa widardan. iç güveysi gelmek. widâr.a. ileri ~ HAvr *wi-tero < HAvr *wi ayrı" gü+.a. a. laf. aperitif * Aynı kökten İng cover.misafir gelmek. [MŞ xiv] < Tü *köğer-ç. kaplama. güvence güvenlik güvercin göğercin mavi " gök YT YT [CepK 1935] garanti [CepK 1935] asayiş <Tü güven "güven <Tü güven "güven Tü [Uy. [Arg xvi] güzel. & Lat co(n)bastırarak + Lat operire kapamak " kon+. yol < Fa guSaştan. görünüş). +gâh . Men xiv] < Tü *küde. söyleyen < Fa guftan.şişinmek. -el ekinin işlevi açık değildir. güzergâh ~ Fa guSargâh geçiş yeri. geçit. yy'a dek anlamı ağırlıkla olumsuzdur. damat. söyleyiş. Kaş viii+] kögürçgen/kögürçgün a. [DK xiv] gözel. güz güzaf güzel görTü? Tü [ viii] küz sonbahar [xiv] ~Fa güzâf boş konuşma < Tü gör-" ~ Fa güya söz.a. Fa kabutar (güvercin) < kabud (mavi). demek " güfte * Belki Fa gû ya ("söz işte"). a. gökçek (güzel). = Ave vîtarsm öte.

hac/hacc[Kut xi] ~ Ar Hacc [#Hcc msd.a. haç 2.] kan aldırma < Ar Hacama bardakla kan çekti < Ar Hacm kabartı. a. hacim " hacim . Aş xi] ~ Ar xabar [#%br msd.a.a. tohum haber [Kut. seçkin < Fa guzîdan. güzide [ xiv] guzîn.] kabarcık.< HAvr *ghabh. çevre < Lat habitare ikamet etmek. bizzat yaşayarak öğrendi habip Habba [msd. "hap1 [ xiv] ~ Ar %aba6at [#^b6 msd. [AL 192+] birini ölümcül olmayacak bir şekilde bıçakla vurmak (argo) ~ Ar Hicâmat [#Hcm msd.] kötülük. habaset < Ar %abu6a kötülük yaptı" habis habbe <ArHabba.* Aynı Hintavrupa kökünden Sans vitarám. kazık.a.] bilgi. birinci elden bilinen şey < Ar %abara denedi. çarmıh [Aş. Alm weiter (öte. direk. dost < Ar [LO xix] ha bre/de bre [Aş xiv] < Tü ha bre teşvik ünlemi (Rumeli ağzı) " ~ Ar %ab!6 [#%b6 sf. sınadı. kanıtlama) fiiliyle ilgisi gösterilemez. oturmak < Lat habere sahip olmak ~ HAvr *ghabh-e. " gü+ ~ Fa guzîda seçilmiş. DK xiv] (~ Fa %aç a.seçmek ~ OFa wizîdan. ileri). habislik ~ Ar Habbat [#Hbb1 msd. Hubb] sevdi habire hay.] kötü niyetli. tane. tanıdı.] İslam öncesinden kalan Arap töresi uyarınca yılın belli bir döneminde Mekke'ye seyahat etme = Aram #xgg/x§y bayram yapma.) ~ Erm %aç' 1. hacamat [ xiv] hıcamat/hacamat. ] sevgili. wizîn. bre habis huylu ünl [Kut xi] ~ Ar Habîb [#Hbb2 sf. törenle kutlama * Ar #Hcc (tartışmada üstün gelme. tümsek. yaşamak. kötü habitat [ xx/c] ~ İng habitat yaşanılan yer.a.

ihdas . haczetti had/hadd[Kut. köstek vurdu (= Aram #xgr tuttu. hadim hizmet [Yus xiv] ~ Ar %âdim [#%dm fa. Peygamber hakkında anlatılan anekdot < Ar Hada6a [msd.] kısıtlama. vuku buldu (= İbr #%dş yeni olma = Aram #%dt a. Aş xi] hadd ~ Ar Hadd [#Hdd msd.] 1.] engelleme. yasal kısıt < Ar Hacara kısıtladı.] hizmetçiler < " haydi [Men xvii] %âdim ı ey hizmetçisi. limit < Ar Hadda 1. kalibre [ xiv] ~ Ar Hacar [#Hcr msd. Aş xi] [DK xiv] ~ Ar Haccî [#Hcc nsb. son derece öfkelendi. bilenmiş. sınır.] çıkıntı. hacir/hacr~ Ar Hacr [#Hcr msd.] hizmetçi" hadis [ xiv] ~ Ar Hadie [#Hd6 sf. ayağına köstek vurdu ) haciz/hacz~ Ar Hacz [#Hcz msd. zat hademe Ar %âdim hizmetçi" hadım hadi hadım hizmetçisi » * Hadım (iğdiş) ve hadim (hizmetçi) biçimlerinin yazım yönünden ayrılması yakın dönemin eseridir. Hudü6 ] oldu. hadise. kapsam. biledi. kapatma. yasakladı. boyut.] keskin.] 1. sınırlama. vaka. kızgın " had ~ Ar fî Haddu-l-5ât kendi sınırları içinde " ~ Ar %adamat [#%dm çoğ. sınırladı. hiddet gösterdi (= Akad eddu keskin. 2.] taş ~ Ar Hâcat [#Hwc msd. sivri (bıçak. 2. 3. el koyma.) EŞKÖKENLİLER: Ar #h?d? : hadis. a.] hizmetçi" hadim haddizatında had. bağladı. havadis. haciz < Ar Hacaza engelledi. sınır koydu. kılıç)) hadde levha [ xiv] erimiş madeni tel yapmak için kullanılan delikli maden < Ar Hâdd [#Hdd fa.hacer hacet ihtiyaç < Ar Haca gerekti hacı hacim/hacmkabartı. bıçağın keskin ağzı. keskinleştirdi.] gereksinme. kapattı.] " hac ~ Ar Hacm [#Hcm msd. iğdiş edilmiş harem ~ Ar %âdim [#%dm fa. tutuklama. olay. [Kut. 2. kapatma. 2. tümsek. el koydu.

] olmuş ~ İng halfback futbolda orta oyuncusu < İng half ~ Ar %afaqân [#^fq msd.) ~ HAvr *septm a.] gizli < Ar %afiya gizlendi. bilge < İbr/Aram #%km bilme. Ger *sebun.] gizli kapaklı şey. sır. tayming haham [ xvi] Musevi hocası sahibi.a. palpitasyon. akılda [Men xvii] kuvvet-i hafıza usit.a. İng seven.] kalbin hafakan/afakan hızlı atması.Ar HâfiZat [#HfZ sf. hafıza saklama yeteneği.] koruyan. kimyacılar < öz Hafnia Kopenhag kentinin Latince adı * Kopenhag'da keşfedildiği için. f. f. muhafaza eden (şey veya kadın)" hıfz hafniyum [ xx/b] ~ YLat hafnium bir element ^ 1923 Dirk Coster ve Georg von Hevesy. [ 190+] teşkilat-ı hafiye gizli teşkilat. titreme < Ar %afaqa titredi.a. hafriyat ilgili) [KT xix] kazı işleri (özellikle maden ve arkeoloji ile < Ar Hafr [#Hfr msd. ezberleyen " hıfz hafıza ~ Ar HâfiZ [#HfZ fa. hafiye [Men xvii] ^afiyet gizli şey. hafifledi [ xiv] [ xiv] [ xiv] ~ Ar %affy [#^fy sf. bellek . Dan.] torun ~ Ar %afıf [#^ff sf. kalbi hızlı attı hafi saklandı (= Aram #%py örtünme ) hafid hafif %iffat] hafif idi.] kazı < Ar Hafara kazdı hafta [Aş.] hıyanet eden " .] saklayan. olay " hadis haf yarım ~ Ger *halbaz [ xx/b] [MMem xvi] ~ Ar Hadî6at [#Hd6 sf. hikmet ~ Ar %â'in [#%wn fa. yedi günlük süre < Fa/OFa haft yedi (= Ave hapta. saklayan. sır.hadise şey.] ağır olmayan < Ar %affa [msd. Yus xiv] hefte ~ Fa hafta yedili şey. haftaym [Cumh 1932] futbolda devre arası time bir sürenin yarısı & İng half yarım + İng time zaman. süre " haf. bilge olma " hikmet hain hıyanet [Yus xiv] ~ İng half- ~ İbr %âkâm hakim. gizli polis örgütü. Lat septem. f. insan yiyen bir tür cin " hafi hafız tutan. EYun heptá. ~ Ar Hafıd [#Hfd sf. Alm sieben (yedi). * Aynı kökten Sans saptá(n). [ 191+] hafiye gizli polis ajanı < Ar %afiyat [#%fy sf.

hakaretamiz & Ar Haqârat + Fa âmez karışan. adi ve itibarsız olma < Ar Haqara [msd. pa hakir hakaret [Yus xiv] [Kut. katılma. karıştırmak) & Fa/OFa â. aşağılama . elde tutan " hak1/hakk[Kut.] aşağı. eklenme bildiren önek + HAvr *meik-/meig. hor ve hakir olma.yönelme. gerçek idi. 2.] oyma. Ar Huqqa (hokka) sözcüğü Aramiceden alıntı olmalıdır.a. f. doğru idi.] ~ Fa %âk-i pây ayak toprağı. Aş xi] ~ Ar Haqîqat [#Hqq sf. doğruladı hak2 hakan %ağan"kağan [MMemxvi] [Kut xi] -Fa%âktoprak-OFa%âka.karışmak. tahkir etme. 3. kalemkâri < Ar Hakka (metal veya ağacı) oydu.] hakir olma. bir kimsenin ~ Ar Haqîr [#Hqr sf. haklı idi. aşağılık " hakk [etm ~ Ar Hakk [#Hkk msd. hakaret [ xiv] 1. Haqr] aşağıladı * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür.) Hintçe yoluyla Farsçadan alınmıştır. kaşımak) * Aynı kökün Aramice biçimi qop ile #%qq 'dir. âmez.karışmak.Ar Haqârat [#Hqr msd. kazıma. Aş xi] [Kut. ~ Ar/Fa x^qan Türk hükümdarı ~ Tü * Tü xağan sözcüğünün Farsça ve Arapçadan ödünç alınmış biçimidir. 2.a. uygun ve yerinde idi. yargıç " hüküm hakipay ayağını bastığı toprak " hak2.] yargıç" * İng khaki (a.] ~ Ar Hâkim [#Hkm fa.] sahip olan. . karıştırmak " miks hakem hüküm hakeza haki %âk toprak " hak2 [Men xvii] toprağa ait ~ Ar Hâ ka5â tıpkı bunun gibi" keza ~ Fa %âkı toprak rengi < Fa [Aş xiv] ~ Ar Hakam [#Hkm sf.haiz havza ~ Ar Haiz [#Hwz fa.] doğruluk. kazıdı (= Akad ekeku kazımak. hakikat < Ar Haqqa 1. hakikat gerçeklik. DK xi] ~ Ar Haqq [#Hqq msd. karıştıran (< Fa/OFa âme^tan. doğruluk " hak1 hakim yargılayan.

< HAvr *kel-2 kapatmak. havali. temiz. görünüm. kurtarma + Fa kâr eden " halas. saldı. kâr halat kalod. 3. kalemkâr " hakk hakkaniyet uygun < Ar Haqq " hak1 hakla[mak hakkından gel-" hak1 ~ Ar Hakkak [#Hkk im. halihazır. DK xiv] ~ Ar %alâS [#%is msd. arındı. . Aş xi] Hâl ~ Ar Hâl [#Hwl msd. havale. Frlibérateur karşılığı %alâS kurtuluş. yöneldi. gizlemek " kiler hala annenin kızkardeşi < Ar %âl dayı * "Hala" anlamı Türkçeye özgüdür. hükümdarı tahttan indirme < Ar galaca soydu. yolculuğu sona erdirdi. doğru. evrildi. 2. salon. oylum < HAvr *kol. tahvil Ar #h?wl2 : muhal hal2/hall[Aş xiv] hall ~ Ar Hall [#Hll msd. halâ. çözüm < Ar Halla [msd.] adil. perişan etmek < Tü hal1/hâl [Kut. halâ [MMem xvi] haliya ~ Ar Hâlâ [#Hwl zrf. < Fa Haqqânî [nsb. gevşetti. çözdü. arzuhal. mütehavvil. bir hal aldı.hakkâk oymacı. hal1. tahavvül. Hall] 1. şimdiki zaman < Ar Hâla döndü. durum. lahavle. örtmek.] 1.] kurtuluş. araya girdi) fiiliyle anlam ve köken ilişkisi açık değildir. bir hale büründü. bir görüntü edindi * Ar Hala2 (engel oldu. dönüştü. hile. giysi çıkardı hal4 [Aİhsan 1891] ~ Fr halle meyve ve sebze pazarı < öz Les Halles Paris'te meyve ve sebze pazarının bulunduğu binalar < EFr halle salon ~ Ger *hallö büyük kapalı mekân. giysisini çıkarma. EŞKÖKENLİLER: Ar #h?wl: ahval. ilmihal.] çözme. halat [LF xvi] ~ OYun kalódio kalın ip < EYun kâlös. soyma. şimdi < Ar Hâl şimdiki zaman. berrak idi. azat edilme < Ar %alaSa arı. varoluş evresi. 2. bağlı olan bir şeyi açtı. bir hale geldi. istihale. varolan durum " hal1 halas [Yus. ihale.] şimdiki zamanda. havil.] 1. kurtuldu.kablo. 2. hukuka [DK xiv] yenmek. &Ar [TS xiii] babanın kızkardeşi ~ Ar %alat [#%wl] teyze. serbest kaldı halaskâr [ 190+] kurtarıcı. halet. durdu hal3/hal'~ Ar %alc [#%lc msd. hasbıhal.] hakkedici. binek hayvanından indi. derhal. kondu.

haliç halife geçen. * Nihai kökeni belirsizdir.] hal.] yaratan. halef" halef halihazır hazır halik sıfatlarından biri" halk2 [Kut xi] [Kut xi] ~ Ar xalîc [#xlc sf. çember. Aş xi] canlı varlıklar. a. Yâküt (ö.] birinin yerine ~ Ar Hâla-1-HâDir varolan durum " hal1. aziz tasvirlerinde görülen hale halef [ xiv] ~ Ar %alaf [#%lf] birinin ardından gelen veya yerine geçen.halay [ xx/b] Anadolu'da düğün ve törenlerde oynanan toplu dans Tü alay geçit resmi. ahali. [Men xvii] (vulg. [Neş xv] halk. yırtık < Ar Ar Halat [#Hwl msd. hizmetçiler. bayatladı.] körfez. yırttı. ardıl < Ar %alafa ı ardından geldi. dişi köle ~ Ar %alâ'iq [#%lq çoğ.] ayla ~ EYun (h)álos daire. ay ve güneşin yüzü.] şangır şungur etti hali boş idi" hela halı [xiv] [xiv] [xiv] Ar %alal [#%H msd] bozukluk. merasim " alay1 * Muhtemelen alay sözcüğünün bir Anadolu ağzındaki biçiminden. geri kaldı. Aş xi] [DK xv] kal . mahlukat < Ar %alıqat yaratılmış alem. Allahın . Qâlîqalca (= Erzurum) şehir adıyla birleştirilmesi fantezidir. hasar. ~ Ar xâliq [#XİQ fa. 2.1229) zamanında etimolojisi tartışma konusu idi. yaratı" halk2 halbuki haldır onom çalışma sesi hal bu ki " har2 < Ar Hâl durum hale ~ Ar halat [#hwl msd.) cariye. bozuldu halel Xalla bozdu. durum " hal1 Ar xalxal [#xlxl] ayak bileziği < Ar xalxala [Kut. koy ~ Ar xalîfat [#xlf sf. f.] canlı varlıklar. 1940 lardan sonra edebi dile aktarılmıştır. serbest < Ar xalâ DK xv] xalice/xalıça ~ Fa qâlî a. (yemek) arttı. halayık [Kut. hane halkı.Ar xâlin [#xlw fa. deldi halet halhal [onom. mahlukat.] boş.

2. pay etme.a. genet. silah kabzası [esk.) + EYun genes.doğuran " salam.halim yumuşaklık. 2. karıştırma < Ar ~ İng halter tutamak.a. sayıklama < EYun (h)alyssö bunalmak halvet kalma. Aramice sözcük EYun demos (1. işlenmemiş. bölme )" halk2 * #Xİq kökünün "pay etme" anlamı Arapçada mevcut değildir. halk2 [etm [ xiv] ~ Ar %alq [#%lq msd. kısım < Aram #%lq pay etme. ölçme. yaratış < Ar %alaqa yarattı (= Aram #%lq 1.tuz (~ HAvr *sal-d. bu gruptan gazları kullanan lamba # Jakob Berzelius. boş ve ıssız olma " hela ham1 tecrübesiz kimse ham2 onom [Yus. tarihçi. ~ Taino hamaka a.] yaratma. pay. ^ 1526 Gonzalo Fernández de Oviedo. kimyacı (1779-1848).a. zincir ~ Ar Hallaç [#Hlc im. DK xiv] [Aş. Halc] pamuk attı [ xiv] ~ Ar Halqat [#Hlq msd.] karışım.a. halter < halüsinasyon [ xx/b] ~ Fr hallucination hezeyan ~ OLat (h)allucination bunalım. İsp. halk) deyiminin tam karşılığıdır.] yalnız ~ Fa %âm pişmemiş. Yus xiv] yeme veya yutma sesi ~ Ar xalwat [#xlw msd. Orta Amerika yerli dillerinden. bölük.] pamuk atıcı < Ar Halaca halojen [ xx/b] ~ Fr halogène 1.] arı. halka. biçim verme ) halka baklası.]. tatlılık. sabır halis [ xiv] ~ Ar Halım [#Hlm sf. & EYun (h)áls. hamak [Bah 1924] ~ Fr hamac iki ağaç arasına gerilen salıncaklı yatak ~ İsp hamaca/hamaque a. +jen1 * Kimyasal tuzların bileşiminde yer aldıkları için. temiz " halas halk1 [Kut xi] ~ Ar xalq [#%lq] herhangi bir insan topluluğu.] yumuşak huylu < Ar Hilm [Yus xiv] ~ Ar %âliS [#%1S fa. 2. ahali (= Aram %elqâ pay. halt %alaTa karıştırdı halter Ger *haldan tutmak [ xiv] [ xx/b] ~ Ar %alT [#%1T msd. . ring hallaç [msd. halo. bir yana ayrılan kısım. kimyada klor ve benzeri elementler grubu. İsv.] çember. saf.

derli toplu. sayfa kenarına hamiş eklenen not < Ar hamaşa ısırdı hamiyet mücadele hırsı öfkelendi" humma [Kut. yüklü " haml [DK xiv] gebe < Ar Hâmil [#Hml fa.] taşıma. Muhammed hamdüsena hamd. yüklendi . yüklü " hamil ~ Ar Hamin [#Hmy fa. titiz hamaset cesaret. ılıca. fanatizm < Ar Hamisa coşkulu idi hamburger [ML xx/c] arası köfte < öz Hamburg Almanya'da bir kent [CodC xiii] hammal [Yus xiv] ~ Ar Hamaqat [#Hmq msd. ısıran.] 1. evrak çantası. hamdüsena.] taşıyan.] ahmaklık. yüceltme EŞKÖKENLİLER: Ar #h?md : elhamdülillah. hamd. elinden iş gelir ~ Ar Hamâsat [#Hms msd. sena hami hamil hamile taşıyan.] övme. akkor oldu.] himaye eden " himaye ~ Ar Hâmil [#Hml fa. yüceltti [Kut xi] ~ Ar Hamd [#Hmd msd.] "çok ~ Erm [KT xix] becerikli. kaplıca " humma hamarat hamarod sıkı. yükleme haml [etm < Ar Hamala taşıdı.] coşku.] ~ Ar Hamd wa sana' övme ve yüceltme " * Arapçada aynı sözcük "taşıma aracı. Aş xi] ateşli gayret.] ateşli gayret < Ar Hama çok sıcak idi. [KT xix] vatan uğruna ~ Ar Hamiyyat [#Hmw msd. nine ~ Ar hamiş [#hmş fa. hamd < Ar Hamada övdü. ~ Ar Hammâl [#Hml im. haminne » " hanım. çok [ xiv] ~ Ar Haml [#Hml msd.hamakat aptallık < Ar Hamuqa aptal idi hamal taşıyıcı " haml h am am ısıtan". uçak gemisi" anlamlarıyla kullanılır.] yük ~ Ar Hammâm [#Hmm im. 2. aşırı ~ İng hamburger bir tür ekmek * Modern anlamı 1885 ile 1900 yılları arasında ABD'de doğmuştur.

f. hücum " haml [Yusxiv] ~Ar Hamlat [#Hmlmsd. hamut koşumu. konak. kışın erbain adı verilen en soğuk kırk gününden sonra gelen elli günlük süre < Ar %amsat beş EŞKÖKENLİLER: Ar #?ms : hamsin.a. DK xiv] ~ Fa/OFa %ân hane. tahmis hamster [ML xx/c] ~ İng hamster bir tür küçük kemirgen ~ Alm hamster a. Nihai kökeni tesbit edilemedi. dezavantaj < İng hand i' cap "el şapkada".] yüklenme. hamsin ~ Ar %amsm [#%ms] 1. mayalandı * Aynı kökten Ar %amr (mayalı içki. gırtlak. mayalı hamurdan yapılan ekmek < Ar şamara kabardı. 2.) handikap [ xx/b] ~ İng handicap oyunda karşı tarafa peşinen verilen puan. ~ Yun hamsi [Amr xv] %amsi . Xâmpsi Karadeniz'e özgü bir balık * Nihai kökeni belki eski bir Karadeniz dilinden. boyunduruk [LO xix] ~? Bul hamút / Sırp homut at * Karş. hamule haml ~ Ar Hamülat [#Hml sf. DK xiv] [Yus. ~ EAlm hamustro ~ Slav %omestorb a. elli.a. Env xiv] ~ Ar Hancar kısa savunma hançer bıçağı ~ Aram ^angsrâ a. hançere [Gülxv] ~ArHancarat[#Hncrmsd. kervansaray han1 yeri. konak. İng hame (boyunduruk). a. [EvÇ xvii] xapsi a. şarap).] boğazın üst kısmı. han1 yeri. veya boğazı kapatan kas (= İbr gargeret a. = Akad gangaritu a. eski bir oyun & İng hand el + İng cap şapka " kep .] taşınan yük hamur [CodC xiii] %amır ~ Ar ^amîr [#%mr sf. konak ~ Fa/OFa %ân hane.hamle atılma. kervansaray han2 Tü [Yus. konak [Uy viii+] %an/kan = Tü %ağan/kağan hükümdar " kağan [DK.a. maya.a. Alm hamen.] kabarmış hamur.a.

şarkı söylemek (= Ave hvan. hanedan. 2. kerhane. meyhane. mahpushane.a.) ~ Ar HanTal/%anTal acı meyvesi müshil ve çocuk düşürücü olarak kullanılan bir bitki. İbr %anut (dükkân) biçimleri Aramiceden alınmıştır. Men xv] ebucehil karpuzu.) ~ HAvr *kan.. tefsirde çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. adem inciri. konut. EŞKÖKENLİLER: Fa ?ana : berhane. ebucehil karpuzu.].hane/+hane [Yus xiv] Arap rakamlarında basamak ~ OFa xânag a. [DK xv] kangı ~ Yun %anni bir balık türü.] pagan. şeşhane. hanım Tatarlarda) <Tü [Çağ xv] %anum hükümdar eşi. xan/%anum ve beg/begüm biçimlerinin bilinmeyen bir Asya dilinden devralındığı düşünülebilir. kitabi dinlerden önceki dinlere mensup ~ Aram %anspâ [#%np] a. hanende ~ Fa %\vânanda okuyan. tek tanrıcı = Ar Hanaff [nsb. hanzo [ 197+] kaba ve aptal adam (argo) Sunal'm aynı adlı filminde bir karakter öz Hans Alman erkek adı < öz Hanzo Kemal . çardak [esk. depo. eczane. = İbr %anep kâfir. putperest. kemer yapma * Ar Hanut. kemer. 2. kaba. Sözcüğün nihai anlamı Yun kámara (1. prenses. kütüphane. memişhane.a. kraliçe.a. hapishane. serranus hepatus ~ [Bah 1924] ~ Fr hangar korunak. [ xvi] soylu kadın (Moğol ve < Tü %an hükümdar " han2 * -um/-ım dişil ekinin kaynağı belirsizdir. [LO xix] iri. konak. kemerli taş oda) ile paralellik gösterir.] 1. dinsiz * Kur'anda kullanılan deyimin anlamı muğlak olup. cephane. " han1 ~ Fa %ana ev. [Oğ xi] %arjı. umumhane hane hanedan +dan1 ~ Fa %ânadân "hane tutan". şarkı söyleyen < Fa/OFa x\vândan/xanldan okumak. hanif ~ Ar Hanîf [#Hnf sf. sülale " hane. tımarhane.a. hani2 E Yun %anne a. a. hantal [Amr. yer. colocynthus hanut [ xx/b] çarşıda müşterileri belirli bir dükkâna yönlendirme işi ve bu işten alınan komisyon ~ Erm %anut' dükkân ~ Aram %anüTâ kemerli taş oda.a.şarkı söylemek " kanto hangar uçak deposu ~ Ger *haimgardhangi Tü [Kaş xi] kanu/kayu a. darphane. salhane. biçimsiz (vulg. kavisli hale getirme. İbrahim'in dini inancını tanımlamak için kullanılan bir sıfat. hücre. dükkân < Aram #%nt bükme. Kuran'da Hz.

yıkıntı < Ar şaraba viran etti.] viran etme.] haram cı. tıpta hap hap2. hapır hapaz[lamak onom [Mercimek xv] tıpta tane haline getirilmiş ilaç ~ Ar yeme sesi [ xvi] hapaz tokat ~ ? hapis/haps[ DK . kemer). [Kut. virane " harap haraç [Aş. 2. tane. at koşumu = Akad abâşu bağlama) * Karş. . kuşak. kapattı. kapatma. ~ Ar %arâb [#%rb msd. ateş < Ar Harra [BK 1799] harıl harıl nefes nefese yürüme sesi [ 1924] ~ Fr haras at neslini ıslah için kurulan ~ Ar %arâbat [#%rb msd.] yasak. İslam hukukunda gayrımüslimlerin ödediği toprak vergisi " harç harakiri intihar & Jap hara karın + Jap kiri deşme haram tabu. harıl onom + < on om [KT xix] mahbes & Ar Habs + Fa %âna " hapis.] vergi. yıkım. a. hara çiftlik < Nor harra bir at rengi harabe yıkıntı. ]1 . kısıtladı.] sıcaklık. dokunulması yasak olan " harem harami haram yiyem " haram harap yıkık (sıfat) a. tutsaklık yeri < Ar Habasa kıstı. [DK. hapsetti (= Aram #%bş bağlama . En vx iv ] ~A rH ab s[ #H bs ms d. Yus xiv] ~ Ar %arâc [#%rc msd. ) [187+] [Kut xi] [Aş xiv] ~Jap harakiri karın deşme yoluyla ~ Ar Haram [#Hrm msd.özellikle sarık veya baş örtüsü. hane < Tü hapş [onom.hap1 Habb [#Hbb1] tohum. tutsak etme. Env. yıktı (= İbr/Aram #%rb Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. Aş xi] yıkım (isim).] hapşırık sesi ~ Ar Harr [#Hrr1 msd. Men xv] harab yıkılmış. Akad abşu (kuşak.] harap şey. sıcak idi har2. hapishane h apşı r[ ma k har1 ısındı. ~ Ar Haramı [#Hrm nsb.

masraf. resmi işlemler için ödenen para. * Nihai kökeni eski bir Akdeniz dili olmalıdır. 2. dolaylı vergi.] yasak. harç [CodC xiii] 1. evde kadınlara ayrılmış olan kısım. Karş. dinen yasak sayma) * Türkçe kullanımda Ar Harım (dokunulmazlığı olan yer. özellikle saman ~ Ar Harârat [#Hrr1 msd. duvar örmede kullanılan kum ve kireç karışımı ~ Ar %arc [#%rc msd. keskin veya sivri olma ) * "Yazı" anlamı muhtemelen eski çivi yazısının şeklinden veya "sıvri bir uçla kazıma" eyleminden ötürüdür.] devinim ~ Ar %ardal hardal bitkisi ve tanesi ~ Aram harem [ xiv] Mekke civarındaki belli bölge ki Hac esnasında ihramla girilir ~ Ar Haram [#Hrm msd. [KT xix] 3. . savaşçı. [Men xvii] 2.] 1. dışladı. Hurûc] çıktı. Yun grâfö. dışarı çıktı. masraf. mızrak veya kılıcın keskin ağzı. gereç.] hareketler < Ar ~ Ar Harakat [#Hrk msd. sivri bir uçla çizmek. harcama. Hirm/Hirmân] yasakladı. herkes " harç. kutsal.] harple ilgili. haremlik) ile birleşmiştir. çıkma. sarf. 2.] 1. dokunulmaz < Ar Harama [msd. dokunulmaz kıldı (= İbr/Aram #%rm yasaklama. gereç + Fa râh/rah yol" harç. ~ Ar Harbî [#Hrb nsb. devindi [ xiv] [Aş xiv] ~ Fa xâra/%ârâ dalgalı kumaş ~ Ar Harakat [#Hrk çoğ. yoldan çıktı harca[mak [Aş. harf [Kut. banal & Ar %arc uygun olan şey. DK xiv] < Ar %arc masraf" harç harcıalem ~ Fa %arc-i câlam herkesin harcı. gereç + Ar câlam dünya. malzeme < Ar paraca [msd. alem2 harcırah ~ Fa %arc-i râh yol için gereken şeyler. a. tabu. harf (= Aram #%rp bileme.harar çuvalı ~ ? hararet ısı"har1 harbi askeri sınıfa mensup kişi " harp1 [ xiv] [Aş xiv] ~ Ar ğirar/ğirarat [#ġrr] çuval. Tü çizmek. yazı birimi. hare harekât Harakat" hareket hareket < Ar Haraka hareket etti. çıkış yaptı. bir şeyin üretiminde kullanılan hammadde. sıra malı. yolluk & Ar %arc gerekli şeyler. çıkıntı yaptı. 2. rahvan hardal %ardalâ a. gereken şeyler. Lat scribere (1.] ısınma. Aş xi] ~ Ar Harf [#Hrf msd. 4.

delip dışarı çıktı ) + Ar câdat^ alışkanlık.a. ~ EYun %ârtes 1. özellikle deniz haritası ~ Aram %artâ a. kesici alet) sözcüğüyle ilişkili olduğu varsayılabilir. Sam #%rb (kılıç. rutin " adet2 harikzede + [KT xix] yangın vurmuş. pelerin %arbâ kılıç veya mızrak = İbr %3i*eb a. harman a. harmoni harnup harp1 » » [Aş xiv] harb " armoni " harup ~ Ar Harb [#Hrb msd. harita " kart2 harman [ xiv] %ırmen ekin savurma..a.yazı yazmak). dışarı çıkan " harç (umur-u) hariciyye 1836'da kurulan dış işleri bakanlığına < Ar %âYic [#xrc] dış " hariç [KT xix] harikulade şey < Ar %âriqu-l-câdat^ harikulade ~ Ar %âriqu-l-câdat^ "adet yırtan". doğaüstü & Ar %âriq [#%rq] yırtan (< Ar xaraqa yırttı. tütün karma ~ Fa firman ekini kepeğinden ayırmak için savurma harmandalı Ege bölgesinde eşekçilere özgü oyun havası < Tü harbende/harmanda [xvii-xix] eşekçi. = Akad %arbu bir tür kesici alet) harp2 harpuşta makaslı dam [ xx/b] ~ Fr harpe bir müzik aleti" arp [Men xvii] %arpüşte omurgalı çatı. Karş. dışarı. a. . hariç hariciye verilen ad harika " harikulade [ xiv] ~ Ar %âYic [#%rc fa. [LO ] balıksırtı ~ Fa %ar puşta eşek sırtı & Fa %ar eşek + Fa puşta sırt" puşt Fa %arpuşt ("diken sırt" = kirpi) ayrı kelimedir. katırcı ~ Fa farbanda a. 2.] savaş (= Aram [TDK 1955] bütün vücudu saran kolsuz üst giysi. +zede haris [Kut xi] ~ Ar HâriS [#HrS fa. [KT ] ciltlenecek kitabın formalarını dizme. uşak " harpuşta. a. kâğıt.] hırslı " hırs harita [MMem xvi] xarti ~ Ar ^arîTat harita. harp1.] dış. olağan dışı. yardı. [Men ] %ırmen vulg. bende harmani Tü harman " harman * Anlam ilişkisi açık değildir. & Fa %ar eşek + Fa banda hizmetçi. yangın afetine uğramış & Ar Harîq [#Hrq] yangın + Fa zada vurmuş " mahrukat.

2. tarım < Ar Hara6a toprağı sürdü.] kültivasyon. akıl yürütme. tarım. Haşw] araya bir şey soktu. haşa [Yus xiv] ~ Ar Hâşâ-llâhi Allah göstermesin < Ar Hâşâ [#Hşw] uzak etsin! < Ar Hâşâ [msd. harup/harnup %arrüb = Akad %arüpu a.] ölçme. dini kurallar uyarınca erkeğin dizden bele kadar olan kısmını örten giysi < Ar Haşama utandı" haşmet haşere türlü zararlı veya rahatsız edici küçük yaratık " haşır1 haset Hasada kıskandı [Aş. zarara uğradı haşarı adam haşat [ xiv] ~ Ar %asâr [#%sr msd. perişan ~ ? hasat HaSada ekin biçti (= Akad eSâdu a.) has [Kut. tarla sürme. ~ Fa %âSagı "seçilmiş olan". ayrılan.] ekin biçme < Ar hasbelkader Hasb hesap. Karş. zarar < Ar %asira [ xiv] haşeri haşere gibi veya haşerata ait.] kıskançlık < Ar . toplumsal anlamda seçkin. değerlendirme " haseb. EKİN.] 1. [ 191+] eğitim yoluyla aktarılan hasletler (Fr culture karşılığı) ~ Ar Har8 [#Hr8 msd. Aş xi] seçkin. doldurdu hasar hasar gördü. özel.] kayıp.] haşerata ait < Ar Haşarat" haşere [ML xx/c] yorgun. a.] hicap.a.] börtüböcek. hal1 haseb[iyle hesaplama " hesap haseki hükümdarın yakını < Ar %âSS " has [Aşxiv] ~ Ar Hasba-l-qadar kaderin gereği < Ar ~ Ar Hasba-1-Hâl durum değerlendirmesi ~ Ar Hasab [#Hsb msd. özellikle hendek kazma ) * Ziya Gökalp tarafından Fr culture karşılığı olarak kullanılmıştır. ekip biçti (= Aram #%rt/%rS yarma. her ~ Ar Hasad [#Hsd msd. Yus xiv] ~ Ar Haşarat [#Hşr çoğ. kader hasbıhal " haseb. ayrı.) ~ Ar HaSad [#HSd msd. KÜLTÜR.hars [Men xvii] ekip biçme. elit" husus ~ Ar xarrüb/%arnüb keçiboynuzu (= Aram ~ Ar %âSS [#%SS fa. haşema [Hürr 1998] bir tür mayo ~ Ar Haşamat [#Hşm msd. yaramaz ~ Ar Haşan [#Hşr nsb. terbiyesiz. kazma.

] huy.] dolgu. ~ Ar HaSîr [#HSr sf.a. f. kıymetsiz . kıyamet < Ar Haşara (kalabalık) toplandı.Ar %asıs [#%ss sf.] üreyen şey. kalabalık etme. [KT xix] ecnebi hükümdarlar için kullanılan saygı deyimi < Ar Haşam [#Hşm] maiyet. 2. mahşer haşır2 hasis onom yaprak veya kâğıt sesi [ xiv] hakir. debdebe. cimri.] sert. yücelikten yoksun < Ar %assa [msd.] her türlü hasır [CodC xiii] hasir örgü.haşhaş somniferum ~ Sans khaskhasa a. adi. ucuz. hukuki bir işlemde karşı taraf haşin ^uşünat] kaba ve saygısız idi [ xiv] [Kut xi] hasm [Aş. [KT xix] 1.] 1. haşarı. tabiat.] gelirler < Ar ~ Ar %aSm [#%Sm] düşman. 2. Yus xiv] ~ Ar %aş%aş afyon bitkisi." aş * Erm %aş. 2. haşlamak) fiiliyle benzerliği tesadüfi olmalıdır. kaba < Ar %aşuna [msd.(suda kaynatarak pişirmek. mahşer. %issat] aşağılık ve hakir idi * "Cimri" anlamı 20.] aşağılık. hakir. ürün. hizmetçiler. gelir. özellikle ot veya kamıştan örülü yaygı" hasr haşır1 [Yus xiv] haşr ~ Ar Haşr [#Hşr msd. kaynaştı EŞKÖKENLİLER: Ar #h?şr : haşır1. taallukat . işin ~ Ar HâSilat [#HSl fa. alçak. papaver ~ Ar HâSil [#HSl fa. haşere. dip notu " haşa hasiyet haşla[mak <Tü [Aş xiv] [MŞ xiv] sulu yemek pişirmek " has < Tü *aşla. hasıl veya konuşmanın özü " husul hasıla hasılat HâSilat" hasıla hasım/hasmmuhalif. sayfanın kenarına eklenen yorum. haslet " husul [Aş xiv] ~ Ar %aSlat [#%si msd. yy'da ağır basmıştır. değersiz. haşiye ~ Ar Haşiyyat [#Hşw msd. nekes.] 1. kumaşın kenar süsü. paravan. gelir " hasıl ~ Ar HâSilât [#HSl çoğ. mizaç haşmet [Kut xi] maiyet ve hizmetçi sahibi olma. ~ Ar %aşm [#%şn sf. toplanma.

sığınılan yer. %uTür] aklına geldi. Karş. melce (< Ar a'âba geri döndü )" haşmet haspa [Bah 1924] sevimli yaramaz. bloke etti.] geri dönülecek yer. a. seçkin kimse. hicap). Ar Hişmat (utanma. f. akıl. elit" has hassas hisseden.] düşünce. hatim/hatm[Yus xiv] %atm ~ Ar %atm [#^tm msd.] hitap eden " ~ Ar %âTir [#^Tr fa. içerdi hasret [Aş.) hata Ar %aTâ yanıldı.] 1.] çizgi. mühürleme. Yusxiv] ~ Ar Hasrat[#Hsr msd. Türkçe türevler bambaşka bir anlam kazanmıştır. ~ Ar Hassas [#Hss im. 2. hatır/hatr[Kut xi] bellek < Ar %aTara [msd. sağlığı bozuk hat/hatt[Kut xi] ~ Ar xaTT [#xTT msd. yanlış yaptı hatıl ağaç ~ ? [Kut xi] ~ Ar %aTâ' [#%Ty msd. taş üzerine yazma = Akad %aTâTu a. tereddüt etme) ile eşkökenlidir. ezberleme. çentme. yaralanmak ~ Ar %âSSat [#%SS fa. Gül xiv] sayrı.] bir şeyin yokluğundan ötürü acı çekme (= Aram #%sr eksik veya yoksun olma ) " hasar hassa [Yus xiv] özellik. külhani ~ ? hasr[etm [MMem xvi] ~ Ar HaSr [#HSr msd. .] çok ~ Fa %asta yaralı < [Mercimek xv] [Yus. ayrıcalık. özellikle Kuran'ı ezbere okuma ~ Aram ^stîm/^âtsmâ mühür. haşmetmeap [ xix] ecnebi hükümdarlara mahsus bir unvan & Ar Haşmat + Ar ma'âb [#'wb iz/m.] etrafını çitle çevirme. sınırlama < Ar HaSara etrafını çevirdi. çizim sanatı < Ar %aTTa çizdi.* Arapça #Hşm (utanma. kapatma.] özel olan şey. yanlış < [LL 1732] HaTl taş duvarı berkitmek için araya konan yatay * Ar *HaTll veya *HaTl biçimine rastlanmamıştır. yazdı (= Aram #%TT kazıma. hatip hitap [ xiv] hutbe okuyan ~ Ar %âTib [#%Tb fa. hicap duyma) fiili Aram #xşm (susma. damga ~ Mıs xtm a.] yanılgı. ciddi ve tehlikeli idi). • Hatırlı/hatırsız sıfatları hatrı sayılır (düşüncesi önemsenir) deyiminden türemiştir. anımsadı * Ayrıca Ar %aTura (önemli idi. duyarlı" his hasta Fa %astan yaralamak.a. sınırladı.

~ Ar %awf [#^wf msd. [passim. havari ~ Ar Hawârî [#Hwr nsb. [DK xv] vafvaf köpek sesi [CodC.] korku < Ar %âfa ~ Ar Hâwin [#Hwy fa. athaea officinalis ~ Ar Hattâ ta ki (edat) ~ Ar %aTTâT [#%TT im. f. içerdi [Yus xiv] [Yus xiv] ~ Ar %awâSS [#^SS çoğ. hükümdar & Sogd %\va kendi + Sogd tâw güç. ~ Ar Hawâdi6 [#Hd6 çoğ. Aş xiii] [MMem xvi] ~ Fa hawâ a. topladı.] akılda kalan şey. haberci < Eth [#xwr] gitmek * Nöldeke.] olaylar.a. zevce . Uy viii] xatun/katun kraliçe. ince ve yumuşak kıl hav2 hava havadis hadiseler < Ar Hadî6at" hadise onom [Men xvii] Hav kumaşın yüzünde oluşan pürüz.] çizimci" hat [Or. -ni Sogdca dişil ekidir. Beiträge 1910. a. yy'da Baktria krallarının ünvanı olan EYun autokrâtor sözcüğünün tam çevirisidir.] aktarma. transfer. bir borcu başkasına devretme " hal1 havali [Gül xiv] ~ Ar ~ Ar Hawâlin [#Hwl çoğ.] İsa'nın 12 müridinden her biri ~ Eth %awâr yolcu. çevre < Ar Hawl çevre < Ar hâla döndü.Sogd %\vaten [f ] kraliçe (= Sogd *%watâw-ni) < Sogd xwatâw kral. havas seçkinler. hav1 havlu havı. [ xiv] xıtmi [ xiv] ~ Ar %iTmı hatmi bitkisi. dönüştü " hal1 havan [ xiv] ~ Fa/OFa hâwan a.hatıra anı " hatır hatmi hatta hattat hatun [MMem xvi] ~ Ar %aTirat [#^Tr fa.] etraf.] içeren < Ar Hawâ . havale [Aş xiv] yöneltme. elit < Ar %âSSat" hassa havf korktu havi kapsadı. elçi. MÖ 3. yy'dan önce sadece "kraliçe" anlamında kullanılmıştır.] özel olanlar. Ar #Hwr2 veya İbr/Aram #%wr (beyaz olma) kökleriyle alakalı olmadığı açıktır. güçlü " hodbehod * Sogd %\vataw. Türkçe sözcük 13. kadife veya ~ ? [Env xv] hav hav ötme sesi. xiii] yasal eş. yönlendirme Hawâlat [#Hwl msd.

havil/havlhavlıcan galanga ~ Sans kulangcana a.).] imgelem. birlikte olma. havza ~ Ar Hawzat [#Hwz/Hyz msd. a.] utanma. uçtu havyar [Kan xv] Hazar Denizine özgü bir tür mersin balığı yumurtası ~? Fa *%âwiyâr lezzetsever. içtima < İbr #%br bir * Karş. alpinia [Men xvii] havlı/havlu makreme tüylü peşkir < Tü ~ İbr %ebrah [msd. varlık. 2. tuttu. havuz. İng caviar (a. İt caviale. Yus xiv] [ xiv] ~ Ar Haya' [#Hyy/Hyw msd. dost * Kökeni çok tartışılmıştır. Karş. mecal" hal1 ~ Fa %âwlincân havlıcan bitkisi. bir şeyin sınırları içinde olan < Ar Haza elde etti. mülk.] su biriktirmek havya [Men xvii] hâviye cehennem. Batı dillerine İtalyanca yoluyla Türkçeden geçmiştir. kaygı. üzüntü belirten ünlem haya1 utangaçlık haya2 %âyag yumurta [Aş. hauc ~ Fa havuz [ xiv] havz amacıyla açılan çukur.] cemaat. havlu hav1 " hav1 havra araya gelme. 2. ~ Fa %âya i yumurta. zihinsel görüntü. havsala husul havuç hawic a. dipsiz kuyu. testis. mide " [MŞ xiv] hevic . cemiyet). sarnıç " havza ~ Ar HawD [#HwD msd. cehennem < Ar hawâ düştü.] 1. birleşme ~ Ar Hawl [#Hwl] güç. DK xi] ilgi. [KT xix] kalaycıların erimiş metali tutmak için kullandıkları çekice benzer alet ~ Ar hâwiyyat [#hwy] uçurum. gövdeden ayrılmış ruh < Ar %âla hayal etti .a. Akad %uburu (cemaat. [Men xvii] hevc vulg. gurme? & Fa %âwı lezzet (< Fa %â'idan tadına bakmak. Aram %ibru (aşiret). dilek. husye ~ OFa hayal [Yus xiv] ~ Ar %ayâl [#%yl msd. ~ Ar HawSalat [#HSl] kuş kursağı.a. sahip oldu hay ünl [Kut. tatmak) + Fa yâr seven.

2. yaşama < Ar Hayya canlı idi. 1488) < Ar %aydâr arslan haydi haydut başıbozuk ünl [ xvi] hayde/hay de/haydi/de hayde " hay [Men. dervişlerin giydiği kolsuz yelek.Ar %ayr iyilik " hayır2 * Olumsuz cevabı dolaylı olarak ifade eden bir hüsnü tabir olarak kullanılmıştır. çit < Ar HâTa [msd. ~ Ar Haya'at [#Hyy/Hyw msd. sakındı haybe [AL 192+] habe yemek (argo). alevilerin giydiği kızıl başlık. Rom haiduc. hayır2/hayr[Kut xi] ~ Ar %ayr [#%yr msd. akıncı * Karş. vitex agnus-castus.] duvarlar. başıbozuk). [ xv] Kalenderi ve Bektaşiliğe yakın bir tarikat. iyilik. DK xiv] " hay ~ Fa hay hüy şamata. ~ Mac hajdúk [çoğ. iyi davranış < Ar %âra (iyi olanı) seçti.] 1.] < Mac hajdú başıbozuk piyade. [ 198+] kalender sofrasına mahsus bir yoğurtlu meze < öz Haydar Erdebil şeyhi.istemek. Cüneyd'in oğlu ve Şah İsmail'in babası (ö. en iyi. Macarca sözcüğün nihai kökeni belirsizdir. [AL 192+] habeden bedava ele geçirilen mal veya eşya (argo) Çing habe yemek haydari [ xi] Haydar'a ilişkin. savundu. [LO xix] ayld/hayit . hayat2 ~ Ar HayâT [#HwT çoğ. hayhay hayhuy kalabalık sesi hayıf[lanmak (ünlem) hayır 1 . seçkin. Peç xvii] Macar piyade askeri. [İAr 193+] habeden bedavadan. fantom " hayal hayat1 [Aş. %w^âh.] * "Yaşam süresi. yaşar idi ~ Ar %ayalat [#%yl] doğaüstü görüntü. ~ Ar Hayf eyvah! yazık! [Men xvii] %ayr olumsuz cevabı nazik dille ifade eden söz [BK 1799] ayıd bir bitki. ömür" anlamında kullanımı Türkçeye özgüdür. avlu < Ar Halt çevre duvarı. Bul haidut (eşkiya. Sırp/Arn hajduk. parasız (argo). korudu. dilemek)" hayır2 hayıt & Ar %ayr iyilik + Fa %\vâh isteyen (< Fa ünl [KT xix] onaylama deyimi [Neş xv] hay u hüy [Yus.hayalet hayalet. [ xviii] eşkiya. Yus xiv] canlı olma. tercih etti hayırhah %wâstan. HayT/HlTat] etrafını çevirdi.

a.) < Tü hayla. umursamaz aldırmak. * Türkçe sıfat hayl-i filan (filan sürüsü) tamlamasından türemiştir. umursamak < Tü hay ilgi ve kaygı ünlemi" hay hayli [MŞ xiv] %ayll çok güruh. 2.] konum. canlı idi" hayat1 haz/hazz[Aş xiv] kısmet. hayvan [Aş. kantor ~ Akad %azânu kent yöneticisi" hazine hazer ekilip biçilen yer " huzur [Kut xi] ~ Ar HaDar [#HDr msd.] şaşırma. [DK xv] haykır-< Tü ay/hay [onom.] pay.] meskûn ve ~ Ar %ayzurân tropik ülkelerde yetişen bir ~ Ar haDm [#hDm msd. şaşkınlık ~ Ar Hay6iyyat [#Hy6 msd. canavar < Ar Hayya yaşadı.haykır[mak Tü [Uy viii+] aykır. her çeşit canlı varlık. süvari takımı. canlı olma. ordu (= Aram %eylâ ordu = Akad ellatu a. yaşama.] bağırma sesi " +kirhaylaz Tü? [ xix] haylamaz aldırmaz. ruscus aculatus (= Aram %3zlrâ a.) hazım/hazm< Ar haDama sindirdi [Aş xiv] . keyif < Ar HaZZa talihli idi hazan 1 [ xi] ~ Ar HaZZ [#HZZ msd. sinagogda ilahi okumakla görevli kişi. [Aş.bağırmak. Yus. eşkiya. ~ Fa %azân sonbahar hazan2 ~ İbr %azzân i tapmak görevlisi.] sindirim hazeran cins kamış. yoksunluk eki " hangar hayran şaşkınlık " hayret * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür.[xvi-xix] < Ar %ayl at sürüsü. at hırsızı ~? [Aş xiv] [ xiv] ~ Ar %ayrât [#%yr çoğ. zenginlik. vatan + Alm -los -siz.] şaşma. DK xiv] ~ Ar Hayawân [#Hyy/Hyw] 1. hayrat iyilikler < Ar %ayr iyilik " hayır2 hayret < Ar Hara şaştı haysiyet sosyal konum. Yus xiv] ~ Ar Hayarân [#Hyr msd. ~ Ar Hayrat [#Hyr msd. haymatloz [ xx/b] ~ Alm heimatlos hiçbir ülke vatandaşı olmayan kişi. 2. statü < Ar Hay6 nerede hayta [ xix] haydut. yurtsuz & Alm heimat yurt. a.] hayır işleri.

gerek Lane. alfabedeki harflerin sırası ~ Aram hegâ [#hgy] düşünme. ~ Ar hadaf [#hdf msd. boşa gitti . kasa) 'dan etkilenmiştir. "kanın yerde kalması". Oysa gerek Tacül Arus. gözkulak olmak" olduğunu düşündürür. Yus xiv] mevcudiyet. depo. Yus xiv] ~ Ar HâDir [#HDr fa. hazret [Aş. yan. a.] çitle ~ Ar %aznat [#%zn msd. bir saygı deyimi " huzur ~ Ar HaDrat [#HDr msd. prezans.] a. hazır bulunan " huzur haziran ayı~? hazire [ xiv] mezarlık çevrili yer. kasa. < Ar heder ~ Ar hadar [#hdr msd. 2.] kıymetli eşya veya para * Kamus-ı Türki'ye göre hazine sözcüğünün Türkçe zebanzedidir. 2.] hazır olan.] toz. f.] 1.] hüzünlü "hüzün hazine [Kut. depoladı * Akad %azanu (kent yöneticisi) > İbr/Aram %azzan (tapınak bakıcısı) biçimleri Sami kökünün nihai anlamının "bakma. he ünl [DK xiv] olumlama bildiren ünlem [Yus xiv] ~ Ar habâ' [#hbw msd. huzurda ~ Ar Haziran Rum takviminin dördüncü ~ Ar HaZîrat [#HZr sf. hadf] hedefledi.hazin [Yusxiv] ~ Ar Hazm[#Hznsf. Anlam gelişmesi için karş. bir cinayetin intikamsız ve kısassız kalması. saklama yeri < Ar gazana sakladı.] 1. Aş xi] ~ Ar ^azînat [#%zn sf. boşa harcanan şey < Ar hadara yok yere ya da cezasız kan döküldü. tek hörgüçlü sürek devesi hedef [Mercimek xv] hadafa [msd. huzur. depo. nezd. Arapça biçimi %azlnat varyantı olarak zikrederler. soysuz. melez. hazine " hazine [ xiv] [Aş. Arapça sözcüğün anlamı OFa ganz/ganzmag (hazine. * Huzura çıkma deyiminde sözü edilen eylemin soyut kişilik kazanmış halidir. f ] kıymetli eşya veya para konulan yer. özellikle heba havada uçuşan toz zerresi hece [DK xiv] tempoyla okuma ~ Ar haca' [#hcw msd. 2.] 1. nişan aldı ~ Ar hacın [#hcn sf. mezarlık < Ar HaZara [msd.] 1. heceleyerek okuma hecin [ xiv] tek hörgüçlü deve nesli bozuk. tempoyla manzume okuma. HaZr] çitle kapattı hazne konulan yer. 2.

Fr six. vakum. bilge. ar2 [Aİhsan 1891] ~ Fr hectare 100 ardan ~ Fr/İng hect(o). Fa şaş (altı). mahv < Ar halaka tükendi (= Aram #hlk gitme. abdesthane ~ Ar %alâ' [#%lw] boşluk. ~ HAvr *s(w)eks. İt sei. santim2 hektar oluşan yüzey ölçü birimi " hekt(o)+. filozof. her çeşit armağan " hidayet hedonizm [ xx/b] ~ Fr hédonisme zevk ve sefa düşkünlüğü < EYun (h)edone zevk.aramak. komutan < EYun (h)egeomai öncü olmak.] hikmet sahibi. 2. tabip ~ Aram %aklm a. a.) helal [Kut. izin verdi" hal2 hele helecan < Ar galaca titredi. tahakküm < EYun (h)egemön önder.hediye [ xiv] armağan ~ Ar hadiyyat [#hdy msd. EŞKÖKENLİLER: EYun (h)ekatón : hekt(o)+. tenha idi./ İng hexa. helezon şeklinde olmak . yürüme = Akad alâku a. hoş * Aynı kökten İng sweet. uğurluk. boşluk. DK xiv] ~ Ar Halâl [#Hll msd. a. a. Yus xiv] ~ Ar halâk [#hlk msd.] tükenme.] titreme. iz sürmek hekim [DK xiv] ~ Ar Hakim [#Hkm sf. ~ HAvr *dekm-tom. hoş). İng six. Gal chwech. yol armağanı. önderlik etmek ~ HAvr *sâgeyo< HAvr *sâg.< HAvr *swâd. keyif~ HAvr *swâd-onâ.] izinli olan.yüz (100) ~ EYun hela [Men xvii] 1. hekt(o)+ (h)ekatón a. hegemonya [ xx/a] ~ Lat hegemonia hüküm sahibi olma. salyangoz ~ EYun (h)elissón helezon < EYun (h)elissö (asma filizi gibi) sarılmak. lider.] yola çıkmadan kesilen kurban. santim1.tatlı. insanlardan uzaklaştı helak [Aş. a. tenha bir yere çekildi. tenha < Ar %alâ boş idi. ~ Fr héxa. Aş xi] yasak olmayan < Ar Halla çözdü. Lat suavis (tatlı. sarsıldı [Yus.altı ~ EYun (h)eks * Aynı kökten Lat sex. a. < Aram #%km bilme " hikmet heksa+ a. dinen ~ Fa hala uyarı ifade eden bir söz ~ Ar %alacân [#^ic msd. bitme.a.a. a. santi+. Aynı kökten Lat centum (yüz). hektar Lat centum : kantar. Alm sechs. boş yer. sarsılma helezon ~ Ar halazün spiral.

a. Sans sam(a). hem [Kut. beraber. * İlk kez 1868'de bir güneş tutulması esnasında güneş tayfında tesbit edildiği için. İng. aynı anda. Ave hvars-. Sans súvar > súrya. N. hemcins olan & Fa ham + Ar cins " hem. a. Yus xiv] hemândem aynı anda ~ Fa ham ân (dam) onunla bir (zamanda). Kimyacı < EYun (h)élios güneş ~ HAvr *saswel. vakit geçmeden & Fa ham bir. an " hem h em fi ki r + ham aynı + Ar fikr düşünce " hem.helikopter [Hayat 1961] yatay pervaneli uçak ~ Fr hélicoptère #1861 Gustave de Ponton d'Amécourt. • Aynı kökten Lat söl. fikir ~ Fa ham fikr aynı düşüncede olan & Fa hemofili [ xx/b] ~ Fr hémophilie kolay kanama hastalığı & EYun (h)aíma. kan hematit kan gibi " hem(o)+ hematoloji hem(o)+. hem(o)+/hemat(o)+ ~ Fr hém(o). " helezon ~ Ar Halüm/Hallâm [#Hlm im. & EYun (h)éliks helezon + EYun pterón kanat" helezon helis [ xx/b] ~ Fr hélice helezon ~ EYun (h)éliks a.kan ~ HAvr *sai-mn.bir. aynı * Aynı kökten EYun (h)omós.< HAvr *sai-3 yoğun sıvı.kan (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun (h)aíma.] bir tür hellim yumuşak peynir < Ar Haluma yumuşak idi " halim helva [Kut xi] ~ Ar Halwâ' [#Hlw] tatlı yiyecek. aynı (önek) ~ EFa/Ave ham(a). cins [ xx/b] [ML xx/c] [Mercimek xv] ~ Fr hématite kan taşı ~ EYun (h)aimatítes ~ Fr hématologie kan bilimi" ~ Fa hamcins aynı cinsten hemen [Aş.(bir. aynı ~ HAvr *sem-1 bir. beraber + Fa ân o + Fa dam zaman.) helyum [Bah 1924] ~ YLat helium bir element # 1868 J. Aş xi] ~ Fa/OFa ham de. şekerleme < Ar Hulw tatlı (= Aram #%ly tatlı olma. Ger *sama-.a. simültane. tatlılık = İbr #%lh a. İng sun (güneş). beraber. mucit. beraber. bir. dahi (edat). İng south (güneş yanı. Lockyer ve E.kan + EYun fileö sevmek " hem(o)+. güney). İng same.a. Lat simul. fil(o)+ . Frankland. Fr. beraber./ İng haem(o). beraber. aynı). t. t.

zemin * Muhtemelen Fa hamzaman (eşzamanlı) deyimine benzetilerek türetilmiş Türkçe bir terkiptir.karaciğer ~ HAvr *yekwr. F. daima * Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır. ~ Fa hemşire [ xv] kız kardeş. " ciğer ~ Fr hépatite karaciğer enfeksiyonu < . t. t.bir araya gelmek henüz hep Tü [CodC xiii] [Kut xi] [Neş xv] ~ Fa hanöz şimdi. glob hemoraji [Bah 1924] emoraji ~ Fr hémorragie damar yırtılması sonunda oluşan ani ve şiddetli kanama ~ EYun (h)aimorrhagía a. ayak ~ Fa ham şahrî aynı memleketli " hem. < Alm haematoglobulin # H. < Fa/OFa kandan kazmak hendese geometri ~ Fa andâza ölçü. pek. düzlem " hem. hepatit [ xx/b] EYun (h)epar. [DK xiv] hep bütün. hep. fışkırma (< EYun rhegnymi yırtıp çıkmak.kan + Lat globus küre.a. [ xix] hastabakıcı kadın ham şıra 1. kardeş. kalabalık. kanal ~ Fa/OFa ~ Ar handasat [#hnds msd. Alm. oran " endaze hengâme gaile < EFa *ham-gâma. Hoppe-Seyler. beraber + Fa zamîn taban.a. kimyacı (1825-95) & EYun (h)aíma.kanayan. I. -d.hemoglobin [ xx/b] ~ Fr hémoglobine alyuvarlara kızıl rengi veren madde ~ Alm haemoglobin a. yuvar " hem(o)+.a. pa hemşehri şehir ~ Fa ham pâ yoldaş. ha$la$ ~ OFa ahanüz [ viii] kop/köp çok. & EYun (h)aíma.a. hendek [Env xv] kandag kazılmış şey.] ~ Fa hangâma toplantı. a. ritm hempa [ xiv] uyduran & Fa ham aynı + Fa pâ ayak " hem. özellikle kız kardeş & Fa ham aynı + Fa şîr süt" hem. yer. hendbol ball top " balya [ xx/b] ~ İng handball el topu & İng hand + İng ~ Ar %andaq ark. kan akıtan & EYun (h)aíma. 2. t.kan + EYun rheö akmak " hem(o)+.kan + EYun rhâge püskürme.a. püskürmek ) " hem(o)+ hemoroid [ xx/b] ~ Fr hémorrhoïde basur ~ EYun (h)aimorrhoís. ayakdaş. süttaş. şıra hemzemin olan demiryolu kavşağı [TDK 1998] hemzemin geçit karayoluyla aynı düzlemde & Fa ham eş. t.

) [Yus. < öz Heinrich R.a. bir meslek örgütü veya loncaya mensup olan kimse. yoldaş. t. becayiş hercümerç ~ Fa harc u marc karışıklık ~ Fa %ari hergele [BK1799] %ar gele yaban eşeği gala a.. & Fa har her + Fa hermafrodit [ xx/b] ~ Fr hérmaphrodite çift cinsiyetli < öz Hermaphrodite mitolojide Hermes ile Afrodit'in çift cinsiyetli çocuğu & Hermes + Afrodite hermetik [ML xx/c] hermetizm ~ Fr hérmetique gizli ilimlere ilişkin. a.)" her [Kut xi] ~ Fa har kas a. faydasız ~ Fa harza münasebetsiz söz < Fa hesap [Kut. Hertz Alman fizikçi (1857-1894) herze [Kıp. DK xiv] ~ Fa har tüm. zona hastalığı. olarak görme ) . bütün. < EYun (h)érpeton yerde sürünen şey. < öz Hermes Trismegistos Yeni-Platoncu felsefede Mısır tanrısı Toth'un adı herpes [ xx/c] ~ YLat herpes. odunsu olmayan bitki + Lat -cidus öldüren " +sid hercai [Gül xv] ~ Fa har câyî her yerde (yetişen). saydı (= Aram #%şb sayma.a. yoldaş " harf [Kut xi] harif meslekdaş. sürüngen < EYun (h)erpö sürünmek " herpes. Nihai anlamının "demirci" veya "kılıç ve bıçak imal eden" olduğu düşünülebilir. ciltte çıkan ağrılı leke < EYun (h)erpö sürünmek ~ HAvr *serp-2 sürünmek herpetoloji [ xx/c] ~ Fr herpétologie sürüngenler bilimi / İng herpetology a. Gül xi] hisab ~ Ar Hisâb [#Hsb msd. herkes kas birisi. Yun. +loJi herru ya merru gitme & Kürt herrö git + Kürt merrö hertz [ML xx/c] ~ hertz fizikte frekans birimi ^1930 International Electrical Congress. . kimse (= Ave kas. sebatsız & Fa har her + Fa cay yer " her. her (= Ave herbisid [ xx/c] ~ Fr/İng herbicide ot öldüren kimyasal madde & Lat herba ot.her haurva. DK xiv] arkadaş. [Aş. batıl / İng hermetic a. a. MantT xiv] harz münasebetsiz.] sanatkâr. Yus.a.a. a. Aş. [Gül xv] ~ Ar Harif [#Hrf sf. < Fa/OFa %ar eşek (= Ave %ara.)" harpuşta herif (olumsuz bağlamda) adam meslekdaş.a.] aritmetik < Ar Hasaba hesapladı. * Ar #Hrf/Sam #Hrp köküyle anlam ilişkisi açık değildir. a. bir yerde durmayan.ciltte çıkan uçuk ~ EYun (h)erpes "sürünen". beyhude. a.

salkım < Fa âwl%tan. çırpındı heyelan yığılması < Ar hâla kum döküldü.asılı olma. yığıldı ~ Ar hayacân [#hyc msd. huşu ve saygı duydu heyecan < Ar haca telaş etti. kurul.] heybe çanta. ayrı + EYun dóksa görüş. seks hevenk [Men xvii] aveng sarkık. organizma. mezhep " heter(o)+. farklı. abide. parçalardan oluşmuş bütün. biçim. yazık! (ünlem) heykel [ xiv] ~ Ar haykal [#hykl] muazzam yapı. 2. cinnet. hammadde.] 1. f. boş şeylerle gönül eğleme hey ünl [DK xiv] hitap ünlemi [Arg. delilik. dağar heybet [CodC xiii] ~ Ar haybat [#hyb msd. ayrı heterodoks [ML xx/c] ~ Fr hétérodoxe resmi öğretiden farklı olan görüş & EYun (h)éteros başka. âwîz. çırpınma ~ Ar hayalân [#hyl msd. felsefede materia ~ EYun (h)yle 1.] korku ve huşu duyma veya duyurma < Ar hâba korktu. tapınak ~ Akad ekallu saray ~ Sumer e-gal büyük ev heykeltraş traş & Ar haykal + Fa taraş yontan " heykel. ağaç. dogma heterojen heter(o)+. kompozisyon. fantezi. görünüş. SinanP xv] ~ Ar hayülâ' şekilsiz madde.] kum yığını veya heyet ~ Ar hay'at [#hy' msd. +jen2 [DTC 1943] ~ Fr hétérogène farklı cinsten" heteroseksüel [ xx/c] ~ Fr hétérosexuel diğer cinse eğilimli olan & EYun (h)éteros başka. anıt ~ İbr/Aram hekâl saray. 2. ~ Ar hawas [#hws msd./ İng heter(o). doktrin. sarkma " avize heves [Aş xv] ~ Fa âwang asılı şey.başka.] 1. Aristoteles felsefesinde şekillenmemiş madde. yol torbası. suret. diğer (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)éteros başka. ayrı. tahta. heyula [Mercimek. ayrı + Lat sexus cinsiyet" heter(o)+.] telaş. Men xiv] hegbe ~ Ar Haqîbat [#Hqb sf. organizasyon < Ar hâ'a derli toplu ve biçimli idi heyhat [ xiv] ~ Ar hayhât eyvah!. materia . 2.heter(o)+ ~ Fr hétér(o).

tehcir hicri [ xiv] ~ Ar hicrî [#hcr nsb.Ar Hicâb [#Hcb msd. cabdu-l-wahhab). gizledi. sc. sanat" fen [ xvii] bin hüneri olan. azgınlık < EYun (h)ybrizö azmak. biri hakkında gülünç bir manzume veya yergi okudu. [Yus xiv] ~ Ar hicrat [#hcr msd.] hıçkırık sesi " +kir~ Ar hicran [#hcr msd.a. tanrı yoluna yönelme veya yöneltme < Ar hadâ yol gösterdi. aşağılayıcı şarkı < Ar haca alay etti. küstahlık. cömertçe ve karşılıksız verdi * Aynı kökten kişi adları Vahap (wahhab.] göç < Ar hacara hicran uzaklaşma. hicran.] ağır hibe [ xiv] ~ Ar hibat [#whb msd. kadın örtüsü.] yol gösterme.] ihsan. utangaçlık . alay. perde ardına gizlenen) biçiminden geri türetme olmalıdır. metil hezarfen bin + Ar fann beceri.EŞKÖKENLİLER: EYun (h)yle : heyula. terketti. kılavuz olma. marifetli & Fa hazar hezeyan [Gül xv] sayıklama. ayrılma.a.] hicrete ait" hicret hidayet [ xiv] ~ Ar hidâyat [#hdy msd. hicri. satir. hiç bir [Aş xiv] perde. hediye < Ar wahaba bahşetti. hiciv/hicv~ Ar hacw [#hcw msd. bağış. ölçüyü aşmak hiç hicap [Kut. ayrılık " hicret hicret bir yerden ayrıldı. [Men xvii] utanma. ~ EYun (h)ybris ölçüyü aşma. kılavuz oldu . göçtü EŞKÖKENLİLER: Ar #hcr : hicret. ~ Lat hybrida a. Vehbi (wahbı) ve Mevhibe (mawhlbat). Vehip (wahıb). muhacir. boş ve anlamsız konuşma < Ar ha5â sayıkladı hezimet yenilgi < Ar hazama ağır yenilgiye uğrattı [Neş xv] ~ Ar haSayân [#h5y msd.] perde. hüner. DK xi] ~ Fa/OFa hlç/heç herhangi bir. hibrid [ML xx/c] ~ Fr hybride melez / İng hybrid a. satirize etti" hece hıçkır[mak <onom [EvÇ xiv] ınçkır< Tü ıç/hıç [onom.] göçme. örttü * Sözcüğün Türkçe ikinci anlamı mahcub (yüzünü örten. f.] yergi. muhaceret.] ~ Ar hazîmat [#hzm sf. kadın örtüsü < Ar Hacaba sakladı.

Eliyahu " hızır * Ar %iDr adı Farsça üzerinden Türkçeye Hızır olarak aktarılırken. Rus voda (su).su ~ HAvr *ud-ör. öfke " had [Aş xiv] öfke ~ Ar Hiddat [#Hdd msd. 2.a. Hit watar. padişah. water (su).a. Hızır + ilyâs İbrani peygamberlerinden biri. +jen1 hidroklorik hydrogène + Fr chlore " hidr(o)+2. bir tür pompa & EYun (h)ydör su + EYun fóros taşıyan " hidr(o)+1. Arapçadan direkt alımlarda Hıdır biçimi tercih edilmiştir. su kaynağı. hidr(o)+2 hidrojen ~ Fr/İng hydr(o)-2 hidrojene ilişkin " hidra [ML xx/c] ~ YLat hydra polip < (H)ydra mitolojide Herakles'in öldürdüğü çok başlı su yılanı < EYun (h)ydör su " hidr(o)+1 hıdrellez 6 Mayıs (Eski takvimde 19 Mayıs) gecesi kutlanan bir halk bayramı < öz Hıdır İlyas Ortadoğu halk inançlarında bereket getirici olarak bilinen iki kutsal kişilik & %iDr Kuranda adı geçen kutsal kişilik. fobi hidrofor [ xx/c] ~ Fr hydrophore 1. hidrofil [Bah 1924] idrofil EYun (h)ydör su + EYun fílos seven " hidr(o)+1. 420 Cælius Aurelianus & EYun (h)ydör su + EYun fóbos korku " hidr(o)+1. klor [ xx/b] ~ Fr hydrochlorique kimyada bir asit & Fr . fil(o)+ ~ Fr hydrophile su emen & hidrofobi [ML xx/c] kuduz hastalığı ~ Fr hydrophobie "su korkusu". ıslak * Aynı kökten İng wet (ıslak). < HAvr *wed-1 sulu. kimyacı & EYun (h)ydör su + EYun genes doğuran " hidr(o)+1. (h)ydr.E Yun (h)ydör. Fr. dalga).hiddet keskinlik. hıdiv [Env xv] hükümdar vezir ~ Hwar %wadew hükümdar " hüda * Eski devirde Doğu İran'da Harezm hükümdarlarının unvanı iken 1866'da (muhtemelen Keçecizade Fuad Paşa tarafından) Mısır yöneticilerinin sıfatı olarak yeniden ihya edilmiştir. kuduz hastalığının bilimsel adı ~ OLat hydrophobia # y. +ber hidrografi [ARasim 1897-99] hidrografya hydrographie deniz haritacılığı & EYun (h)ydör su + EYun grafe yazı " hidr(o)+1.] ~ Fa xidew hükümdar. hidr(o)+1 ~ Fr/İng hydr(o)-1 su (sadece bileşiklerde) . +grafi ~Fr hidrojen [Bah 1924] idrojen ~ Fr hydrogène a. ^ 1787 Lavoisier. Lat unda (deniz. a.

saklama. Gül xiv] hikâyet [#Hky msd. yaradılış. aldatma ~ Ar %ilqat [#%lq msd.] görüntü.a. 2.) hılat [Kut. sıhhat [Mercimek xv] ~ Ar HifZa-l-SiHHat higr(o)+ ~ Fr/İng hygr(o). yaratılış. sakladı hıfzısıhha sağlığı koruma " hıfz. hilal (= İbr ~ Ar %ücat^ [#^lc msd. < İbr/Aram #%km bilme.] koruma. fizikte sıvılar mekaniği ~ EYun (h)ydraulikós órganon su basıncı ile çalışan bir tür müzik makinası & EYun (h)ydör su + EYun aulós boru " hidr(o)+1 hidroloji [ xx/b] ~ Fr hydrologie deniz bilimi " hidr(o)+1. = İbr %ikmah a.< HAvr *wegw.] anlatı < Ar Hakâ anlattı.] zıtlık. Yus xiv] #hll ışıma. sağlıklı * Yakın dönemde İngilizce telaffuz etkisiyle başa h sesi eklenmiştir. karşıtlık < Ar %âlafa [III] aksi veya tersi idi. hikâye etti.] 1. hıfz [ xiv] ~ Ar HifZ [#HfZ msd.] makam ve ~ Ar Hılat [#Hwl msd. bilge olma " hüküm * Ar #Hkm kökünün "bilme" anlamı Arapçaya Aramca veya İbranice yoluyla Kuzeybatı Sami dillerinden alınmıştır. hırka " hal3 hile [Kut. .hidrolik [Müh381181+] ~Frhydraulique su basıncı ile çalışan mekanizma. Arapça kökün nihai anlamı bu olmalıdır. Aş xi] ~ Ar Hikmat [#Hkm msd. a. hikâye [Aş. akılda tutma < Ar HafaZa korudu. a.nem (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)ygrós nemli ~ HAvr *ugw-ro. hilafet Ar %alıfat halife " halife [MMem xvi] ~ Ar %üâfat [#%lf msd. Aş xi] < Ar Hâla dönüştü.] halifelik < hilal [Aş. bir hale büründü " hal1 hilkat tabiat" halk2 [ xiv] ~ Ar hilâl [#hll msd. İbr/Aram #%lp (değişme. Yus. değiştirme). taklit etti ~ Ar Hikâyat ~ Fr hygiène sağlığa uygunluk hikmet [Kut.nem. bilgelik ~ Aram ^eksmâ a.] bilgi. parlama = Akad ellu a. Aş xi] ayrıcalık gösteren giysi. sakınma. ıslak olmak hijyen [ xx/b] ijiyen EYun (h)ygieinós sağlığa yararlı < EYun (h)ygies sağ. DK. hilaf [Gül xiv] ~ Ar RÜâf [#xlf III msd.] yeni ay. karşı geldi (< Ar %alafa ardından geldi)" halef * Karş.

dikiş dikmek " suzeni himmet kaygı.hım onom [ xix] hımhım burundan konuşma sesi [ xiv] himayet < ~ Ar Himâyat [#Hmw himaye msd. Batı dillerine Yunancadan geçmiştir.a. Hint [Yus. 2. ~ ? * Karş. şeytan).a.) biçimleri muhtemelen bir Akdeniz veya Sami dilinden alıntıdır. manen yönelme " ehemmiyet hin1 [Kut. Aş xi] [ xx/b] kurnaz ~ Ar himmat [#hmm msd. chicorium endivia ~? Mıs [ xiv] ~ Ar hindiba' yaprakları salata olarak * Lat intubus. Hindistan'a ait ~ EFa hind. andavallı (argo) <Tü hım/hımhım [onom. geniz temizleme.Hindistan'ın kuzeyinde bir ülke. özellikle İndus nehri * Eski Farsça sözcük en erken MÖ 518 tarihli bir yazıtta kaydedilmiştir. Alm endivien (a. OFa hen (1. ~ Ar/Fa hindi Hintli < öz Hind " Hint * 16. hin2 hınç hıncahınç hindi meleagrus [Yus xiv] ('hin-i hacet' deyiminde) ~ Ar Hin an.] koruma < Ar Hama korudu hımbıl <onom anlamsız ses " hım [LG 188+] izansız.dikiş < HAvr *syü. haydut.] himen [ML xx/c] ~ Fr hymen kızlık zarı ~ EYun (h)ymen a. yy'da "Batı Hint Adaları" olarak adlandırılan Amerika’daki Antil Adalarından ithal edilmiştir. düşman.a. talancı.) biçimleri Latinceden alınmıştır. Bu sözcüğün Yeni Farsça karşılığı olması gereken *hm biçimine yazılı kaynaklarda rastlanmamıştır.] ilgi. EYun Indos biçimi Farsçadan alıntıdır. İng/Fr endive. DK xiv] hindu ~ Ar/Fa hind Hint ülkesi. hinterland [ xx/b] ülke & Alm hinter geri. arka + Alm land ülke. öfke ~ Fa %anc â ^anc tıklım tıklım [ xi] Hintli. [ xviii] Amerika kökenli bir kümes hayvanı. Pencap ~ Sans sindhu nehir. arazi ~ Alm hinterland sahilin gerisinde kalan hınzır [ xiv] ~ Ar %mzlr domuz ~ Aram %3nzlrâ (sadece etinin yenmesi dinen yasak olması bağlamında) domuz = Akad %uzlru domuz . ~ HAvr *syu-men. zaman ~ Fa %anc şiddetle soluma. hindiba yenen bir bitki. EYun éntybon (a.

üst.yetişmek. opt-göz " hiper+. hipodrom. alttan). +metre. çipura.a.a. büyütmek " hiper+. eksik (edat ve fiil öneki) ~ HAvr *upo alt * Aynı kökten Lat sub. tansiyon [ xx/b] ~ Fr hypertension yüksek tansiyon * Latince sözcüğe Yunanca önek getirilmesi kural dışıdır. Alm auf (aşağıdan yukarıya doğru hareket bildiren edat). derma(to)+ » [ xx/b] " ipnotize ~ Fr hypodérmique deri altı (şırınga) " .+ EYun trefö. yüksek + EYun métron ölçü + EYun ops.a. havaya atmak & EYun (h)yper yukarı. hipertrofi [ xx/b] ~ Fr hypertrophie aşırı büyüme ~ EYun (h)ypertrofeía a. yy Perge’li Apollonios. hipopotam.(alt. Yun. bol-atmak " hiper+. beslemek.a. matematikçi < EYun (h)yperbâllö yukarı atmak. hiperbol [ xx/b] ~ Fr hyperbole geometride bir tür konik kesit ~ EYun (h)yperbole a. yüksek + EYun bâllö. hip(o)+2 EYun (h)íppos at ~ HAvr *ekwo. & EYun (h)yper. balistik hipermetrop [ xx/b] bir göz bozukluğu ~ Fr hypermétrope "yüksek göz numarası" & EYun (h)yper yukarı.hip(o)+1 ~ Fr/İng hypo. ^MÖ 2. ~ HAvr *uper üst" ber+ hiperaktif aktif [ xx/c] ~ Fr/İng hyper. alt (sadece bileşik sözcüklerde) ~ EYun (h)ypo alçak. opt-göz " hiper+. atrofi hipnotize hipodermik 1. optik hipertansiyon " hiper+. -ive aşırı aktif" hiper+. İng up.at (sadece bileşiklerde) EŞKÖKENLİLER: EYun (h)íppos : baytar?.a. +metre. yüksek + EYun métron ölçü + EYun ops. az. tansiyon * Latince sözcüğe Yunanca önek getirilmesi kural [ xx/b] ~ Fr hypertension yüksek tansiyon dışıdır. optik hipertansiyon " hiper+. aşağı. alt. Sans upa.alçak. ~ Fr/İng hipp(o). trof. hipermetrop [ xx/b] bir göz bozukluğu ~ Fr hypermétrope "yüksek göz numarası" & EYun (h)yper yukarı. konkurhipik hiper+ EYun (h)yper a. yetiştirmek. aşırı (önek) ~ ~ Fr hyperactif. Fr sous. yüksek.

tehdit ve kavga sesi.varsayım ~ EYun (h)ypothésis temel. hypothet.germek " hip(o)+1. < EYun (h)ypoteinö "altına gerili olmak" & EYun (h)ypo aşağı. şişme " hip(o)+1. the. bu bölgede yoğunlaşan kaynağı belirsiz sancı. ton1 hipotez [DTC1943]ipotez/hipotez ~Frhypothèse.a. ton1 hipotez [DTC1943]ipotez/hipotez ~Frhypothèse. 1960’larda yaygınlaşan bir yaşam tarzına uyan kimse ^ 1965 ABD < İng hip son moda. alt + EYun teinö. tez2 hipopotam [Bah 1924] ipopotam ~ Fr hippopotame su aygırı & EYun (h)íppos at + EYun potamós nehir. dalak ağrısı & EYun (h)ypo alt + EYun %6ndros kıkırdak.varsayım ~ EYun (h)ypothésis temel. hypothet. ıvır zıvır %wurda yenmiş şey. a. ton.a. zemin & EYun (h)ypo aşağı. < EYun (h)ypoteinö "altına gerili olmak" & EYun (h)ypo aşağı. the.germek " hip(o)+1. hipokondri [ML xx/c] ~ Fr hypochondrie hastalık hastalığı. alt + EYun tithemi.] hırlama ve tehdit sesi" hır < Fa hırdavat [Kan xv] hurdevât hurdalar. zemin & EYun (h)ypo aşağı. semptomu olmayan hastalık duygusu ~ EYun (h)ypo%ondrion [n.koymak " hip(o)+1.] göğüs kemiğinin altı ile mide arasındaki bölge.koymak " hip(o)+1.hipodrom [Aİhsan 1891] ~ Fr hippodrome at yarışı yapılan yer & EYun (h)íppos at + EYun drómos koşu " hip(o)+2. göğüs kemiğinin alt ucu " hip(o)+1 hipopotam [Bah 1924] ipopotam ~ Fr hippopotame su aygırı & EYun (h)íppos at + EYun potamós nehir. bodrum hipofiz [ xx/b] ~ Fr hypophyse bir hormon bezi & EYun (h)ypo aşağı. alt + EYun teinö. alt + EYun fysis kabartı. özellikle Nil nehri" hip(o)+2 hipotenüs [ xx/b] ~ Fr hypoténuse dik üçgende dik açının karşısındaki kenar ~ EYun (h)ypoteínousa "altta gerili olan". kırıntı-döküntü " hurda1 . gözde hır < hırbo hırçın <onom onom [DK xiv] %ıı*lamak gırtlak sesi. tez2 hippi [196+] ~İnghippie/hippy modaya uyan kimse. alt + EYun tithemi. özellikle Nil nehri" hip(o)+2 hipotenüs [ xx/b] ~ Fr hypoténuse dik üçgende dik açının karşısındaki kenar ~ EYun (h)ypoteínousa "altta gerili olan". ton. yemek artığı. a. [LG 188+] %ır kavga (argo) [LG 188+] irikıyım (argo) [LO xix] kavgacı ~ ? < Tü hır [onom. fiziy(o)+ * Eskiden "maddi bedenin altındaki gizli gücün merkezi" olduğuna inanıldığı için.

%ınldı gırtlak sesi.] 1. yağla kutsanmış) karşılığıdır. yıkıma ~ Ar HirS [#HrS msd. uğurlu . DK xiv] %n*suz * Karş.) hisse HaSSa payına düştü " husus [Yus. 2. deldi " harikulade hırpa[lamak hırpani uğramış " harap hırs HaraSa şiddetli istek duydu hırsız hayır2 [Aş xiv] [ xx/b] [ xx/a] Tü hırpani perişan kılıklı " hırpani Ar ^arbân/^irbân [#xrb] perişan. akraba" anlamına sadece Türkçede rastlanmıştır. KıpGul. mesih. akraba ~? Ar %aSm hasım.xv). TTü xırh (hayırlı. uğursuz" [Yus. rakip. Men xv] pırıldamak.] pay < Ar . (= Ave aeşma. Gül xiv] xıSm yakın kimse. -? [Aş xiv] hiss ~ Ar Hiss [#Hss msd. Yus. köpek sesi. meshetmek ~ HAvr *ghrîs.a.] etrafı çevrili yer. Bak.* Farsça sözcükten Arapça -at çoğul ekiyle. Mesih < EYun %ıîö yağla ovmak. Gül xiv] [Aş xiv] HıSSa ~ Fa %işm öfke ~ OFa %e*şm ~ Ar HiSSat [#HSS msd. [Men ] girildi kütürdı kavga Hıristiyan ~ Yun %ristianös İsa dinine mensup ~ Yun/EYun %ıîstös (kutsal yağla) meshedilmiş olan.< HAvr *ghrei. ince veya baklava dikişli kumaştan üstlük. DK xi] ~ Ar HiSâr [#HSr msd. hırt his/hissHassa duydu. DK. bir hukuki işlemde karşı taraf" hasım * "Yakın kişi.a. hırka [Gül xiv] ~ Ar xirqat [#^rq msd. yırtık derviş giysisi < Ar %araqa yırttı.] şiddetli istek < Ar Tü %ayırsız hayırsız. hışım/hışma. hissetti hış onom hışırtı sesi [Kut.a. hırıl gürültü onom " hır [DK.] duygu < Ar hisar müstahkem yer " hasr hısım [Aş.ovmak * İbr masia% (meshedilmiş.

hücum.kutsal.kesip çıkarmak " hister(o)+. yönetmek " hiyer(o)+. emir-komuta zinciri. kıvamlı. hainlik < Ar %âna ihanet etti hıyar hiyer(o)+ EYun (h)ierós a. aileye damat olma = Akad %atânu damat. hamle < Fa %âstan. mukavim < EYun (h)istemi.a. a.a. hücum. amin2 hister(o)+ ~ Fr hystér(o).durmak . övme. evlilik yoluyla akraba) hitap [Aş. renklendirme.] sünnet töreni < Ar %atana sünnet etti (= Aram #%tn düğün yapma. birine yönelik olarak yapılan formel konuşma < Ar %aTaba nutuk söyledi (= Aram #%Tb 1.hist(o)+ ~ Fr/İng hist(o).kalkmak. vurma.] nutuk.doku (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun (h)istós (ayakta) duran. popüler müzikte başarılı parça < İng to hit vurmak hitam ~ Ar %itâm [#%tm msd. ^. şiddet.] sonuç. ruhban sınıfı. stâ. " istasyon histamin [ML xx/c] ~ Fr histamine" hist(o)+. sıçramak . ektom. rütbe düzeni < EYun (h)ierâr%es baş rahip & EYun (h)ierós kutsal. sürat . histerektomi [ xx/c] ~ Fr hystérectomie rahmin cerrahi müdahale ile kesilmesi & EYun (h)ystera rahim + EYun ektemnö.karın * Aynı kökten Lat uterus (rahim). 2. 2. cucumis sativus ~ Fr hiér(o). medhetme ) hıyanet etme. aziz ~ [Kut xi] ~ Ar %iyânat [#%wn msd.rahim (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)ystéra rahim ~ HAvr *udero. & EYun (h)ierós kutsal + EYun glyfe yazı" hiyer(o)+ hız [LO. parlak başarı. [ xiv] ~ Fa %iyâY salatalık. 2. alacalı yapma.] hainlik hiyerarşi [ xx/a] ~ Fr hiérarchie 1./ İng hier(o). Yus xiv] ~ Ar %iTâb [#^Tb msd. +loji hit [ xx/c] ~ İng hit 1./ İng hyster(o).a. kapanış " hatim hitan [ xiv] ~ Ar %itân [#%tn msd. ek+.HAvr *si-stâ. +arşi hiyeroglif [ARasim 1897-99] ~Frhiéroglyphe Eski Mısır yazısı ~ EYun (h)ieroglyfe kutsal yazı. KT xix] xız hamle. dini mertebeler. vuruş.a. aziz + EYun ar%ö baş olmak. venter (karın).Fa xîz sıçrama. hiddet.< HAvr *stâ. tom(o)+ histeri histoloji » [ xx/b] " isteri ~ Fr histologie dokubilim " hist(o)+. sükse.

ahmak [Bah 1924] ~ İng hockey ucu kıvrık çomaklarla oynanan bir top oyunu ~ Efr hoquet ucu kıvrık çomak. özellikle devenin burnunu delerek halka geçirdi. bedbin hodri hödük hokey ünl hayde bre teşvik ünlemi (Rumeli ağzı) " haydi. ulu ve saygıdeğer kimse.kesmek hizip/hizbbölüm [LO xix] %ızar ~ Ar HiSâ'a [#H5w] karşı karşıya. hiza (edat) = Ar Hi5â' bir çift ayakkabı hızar %iz. yaş meyve ve sebze = Ar a%Dar yeşil hızma ~ Ar %izâmat [#%zm msd.] parti. Sans svá. koca. EFa huva. yy'da egemen olmuştur. " solo. hobi at. be+ * Karş. bu tür çomaklarla oynanan top oyunu < EFr hoc çengel ~ Ger . hodbehod ~ Fa %öd ba %öd kendi kendine < Fa %wad/%öd kendi (= Ave hva-to kendinin < Ave hva. hızmet [Aş.) hizmet Xidmet vulg. ^z.a. DK xiv] hoca/hace bir saygı hitabı efendi. kelimenin telaffuzu Türkçeye Farsça vasıtasıyla alındığını düşündürür. taşralı.] kulluk < Ar %adama hizmet etti. kaba. mal sahibi * Karş. bre ~? [LO xix] köylü.* "Sürat" anlamı 20. ağa. bin.(kendi). hızır [Yusxiv] -^iDrKur'anda ölümsüz olduğu belirtilen bir şahsiyet < Ar %iDr [#^Dr] yeşillik. çocuk oyuncağı [ML xx/c] ~ İng hobby < İng hobby-horse oyuncak ~ Fa %\vâca hoca [Yus. a.kendi) < HAvr *s(w)e. (biri için) çalıştı * d > 5 > z değişimi Farsçada tipik olup. evin büyüğü. Sogd %\vet. a. hodbin [Gül xv] ~ Fa %öd bin kendini-gören. [Men ] ~ Ar %idmat [#^dm msd. yüz yüze ~ Erm %zar/%zarar testere < Erm ~ Ar Hizb [#Hzb msd. ipe incik boncuk dizdi (= İbr/Aram #%zm delme = Akad %azâmu a. Env xiv] %idmet. bencil & Fa %öd kendi + Fa bin gören (< Fa dldan.görmek)" hodbehod. bölük.] develere takılan burun halkası < Ar %azama deldi. [DK xv] xi8metkâr .

oylum " hal4 ~ İng hall büyük kapalı mekân. İsv. +baz [Men xvii] hokka ile oynayan. Afr. hokka [Yus xiv] ~ Ar Huqqat ağaç veya fildişi veya mermerden oyma küçük kap veya şişe < Aram #%qq oyma. bütün). tüm " hol(o)+ holmiyum [ xx/b] ~ YLat holmium bir element ^ 1878 Per Teodor Cleve. aynı " hem hominid [ xx/c] ~ İng hominid insan benzeri yaratık ~ YLat hominidae zoolojide insanın mensup olduğu familya < Lat homo. hologram [ML xx/c] ~ İng hologram üç boyutlu görüntü kayıt sistemi ^ 1947 Dennis Gabor. ~ HAvr *sol. HAvr *sols. bütün ~ EYun (h)ólos a. kusursuz * Aynı kökten Lat solidus. beraber.varyant biçiminden Lat salvus (sağ). salon. bütün. homin.< HAvr *sem-1 bir. kazıma " hakkhokkabaz Huqqat + Fa bâz oynayan " hokka. fizikçi" hol(o)+. beraber. akraba " hom(o)+.insan " hümanist homojen [DTC 1943] homogen ~ Fr homogène aynı cinsten olan.a. +jen2 [199+] serserilik yapan futbol taraftarı ~İng . tepe ~ Nor holmr a. hol(o)+ ~ Fr/İng hol(o). eksiksiz. a. sağlam. ~ Lat hoc est corpus kilise ayininde ekmeğin kutsanması için söylenen söz hol [DTC 1944] sofa salon < Ger *hallö büyük kapalı mekân. gram hom(o)+ ~ Fr/İng hom(o).tam. holistik [Hürr 1999] ~ İng holistic holizme ilişkin < İng holism doğanın bütünsel dengelerini gözeten bir sağlık teorisi # 1926 Jan Smuts. devlet adamı ve düşünür < EYun (h)ólos bütün. Macar-İng. holding [196+] ~İng holding company başka şirketlerin hisselerini tutan şirket < İng to hold tutmak ~ Nor haldan " halter holigan hooligan her çeşit serseri * Nihai kökeni belirsizdir.* Aynı kökten İng hook.bir. aynı (sadece bileşik isimlerde) < EYun (h)omós ~ HAvr *som. salüs (sağlık). Alm haken (çengel). İng/Alm all (tüm. G. kimyacı < öz Stockholm İsveç'te bir kent < İsv holm ada.tüm. mütecanis ~ EYun (h)omogenes aynı ırk veya soydan olan. jonglör & Ar hokus pokus [ xx/b] ~ İng hocus pocus sihirbazlık sözü # 1624 İng.

2. dağ doruğu. avlu. 3. etrafını çevirmek * Aynı kökten Lat hortus (etrafı duvarla çevrili bahçe) ve buradan OLat curt > Fr/İng court (avlu). parola * İng loudspeaker sözcüğünün Fransızca çevirisidir. tabipler < EYun (h)ormâö azdırmak. aşağı. İng. " hom(o)+.a. çıkmak. dans alanı. +log ~ Fr homologue eş anlamlı sözcük homoseksüel [Bah1924]omoseksüel ~Frhomosexuel eşcinsel ~ İng homosexual a.a. . a. avlu < HAvr *gher-1 kapatmak. belirmek * Karş.] [Aş. [DK xv] şorlamak aşağılamak. horul onom [AMithat 1875] şımarık. Tü öri/örki (yüksek . koro ~ EYun %orös i etrafı çevrili yer. "Psychopathia Sexualis"in İng. seks homur hop onom onom [KT xix] homurdan. oyun. tiyatroda koro ~ HAvr *ghor-oduvarla çevrili alan. dalga < Tü ör-1 yükselmek. züppe gürültüyle içme sesi " hap2 <Tü hop/hoppa [onom. örüş (yükselme). galeyana getirmek horon Yun %orös her tür dans " hora [TS xv] horos el ele tutuşarak yapılan toplu dans ~ -on eki (Yunanca nötr -o? veya genitif çoğul eki -??) açıklanmaya muhtaçtır. çevirisinde & EYun (h)omós aynı.viii+ Uy). xorös] dans.öfke ile söylenmek sıçrama sesi < " hım hoparlör [Cumh 1932] ~ Fr haut-parleur ses yükseltici & Fr haut yüksek (~ Lat altus ) + Lat parleur konuşan " alto. eş + Lat sexus cinsiyet" hom(o)+. Yus xiv] %or hakir.a. onom [LO ] %or bol akan su sesi.homolog [ML xx/c] . hoppa <onom hoplama sesi " hop höpür hor1 %or görmek hor2. gırtlak sesi < " hır hora [LO xix] bir tür halk oyunu ~ Yun %orö [mod. [Men ] ~ Fa %wur hakir. sefil ~ OFa xwâr a. oyun yeri. hormon [Cumh 1932] ~ Fr/İng hormone canlılarda cinsel ve diğer işlevleri düzenleyen kimyasal salgı ^ 1902 William Bayliss ve Ernest Starling.EYun (h)omólogos aynı şeyi söyleyen. # 1892 Krafft-Ebing. hörgüç Tü [ xi] örküç deve hörgücü.

çağırmak.a. (= Ave ~? [LO xix] horuspina bir tür balık * Tü horoz sözcüğüyle ilgili olamayacağı açıktır. ağıt ) horozbina [CodC xiii] ~ Fa xurös a. memnun edici ~ Fa %wuş âb tatlı < " hor2 hoş [Kut. Aş xi] (= Ave xşmı.a.uyurken boğazdan kalın ses etmek.bağırmak. at başına takılan püskül hovarda ~ Fa %\vâr dM yedirip içiren. Yus xiv] %şnüta a. konuk ağırlayan ~ Lat hospes.konuk kabul eden ~ HAvr *ghospot.memnun etmek) ~ Fa/OFa %wuşnüd memnun (= Ave hostes [ xx/b] uçakta hizmet görevlisi ~ İng hostess [f.yabancı. içki sofrası kuran & Fa %\vâr yiyecek ve içecek + Fa dâd veren < Fa dadan vermek " +hor. < Ave %şnâvaya. data .] misafir ağırlayan kadın < İng host evsahibi."konuk-sahibi" < HAvr *ghos. güzel. yaban domuzu dişi. krema (~ Ar malham a. şerbet" hoş. a. özellikle hayvan burnu. ab hoşbeş [Mercimek xv] meyve kompostosu < Tü hoş geldin beş geldin " hoş hoşmerim [EvÇ xvii] sütle yapılan bir tatlı ~ Fa %wuş maram kaymakla yapılan bir tür tatlı & Fa %wuş tatlı + Fa maram süt kaymağı.hoşnut olmak. gaga.) + EYun skopeö gözetlemek. kuş gagası (= İbr %arTüm [#%Tm] burun ) * "Su borusu" anlamı Türkçeye özgüdür. [Bia xix] tulumbalara takılan meşin veya bez su borusu ~ Ar %urtüm i burun. seyretmek " +skop horoz %raos.horoskop [ xx/b] ~ Fr/İng horoscope bir kimsenin doğum gününe göre bakılan fal & EYun (h)öra zaman. çağ (~ HAvr *yer. 2. ~ OFa xrös a. hoşuna gitmek ) hoşaf su. [LO ] horul horul ~ Fa/OFa %wuş tatlı. devre. hortla[mak hır <onom [LO xix] mezardan geri gelmek < hort aniden çıkma sesi" hortum [Men xvii] fil burnu. fil hortumu ~ Aram %ürTamâ burun. konuk hötöröf hotoz [ xx/c] eşcinsel (argo) ~? ~? [DK xiv] hotaz sorguç. merhem hoşnut [Aş.)" hoş. hospit.a. horul onom [LO ] horla.

Hwar xwadew (hükümdar).götürmek.Ar Hucrat [#Hcr msd. kurtuldu. egemenlik kullandı * Ar #Hkm kökünün ifade ettiği anlam gruplarından " 1.] öz. kent dışı [Oğ xi] öyük yığma tepe habbeler < Ar Hubüb [#Hbb1 çoğ. tahkim etme" aynı anlamın özel bir uzantısı olarak kabul edilebilir. . Ancak Avestaca biçim ile Sogdca ve Harezmce biçimin etimolojileri hakkında kaynaklar çelişkilidir. bilme. kısıtladı" hacir [Env xv] [Aş. [İdr xiv] . a. rân.] yönetim. karar. hekim. "3.] sınırlar < Ar ~ Ar Huqüq[#Hqq çoğ. Sogd %\vataw. hükmetti.gitmek ) " hüküm. Güçlendirme. hükümdar. sürmek < Fa raftan. Karş. taşra. sahip ~ OFa hücum Ar hacama üstüne vardı. "2.] taneler hububat < Ar Habbat tane " habbe hücre [Aş xiv] oda. devlet sahibi" hüküm. Ave hvadata (tanrı).] yargı. " hodbehod * Karş. hükümdar sahip olan. emir. Bak.] saldırı < ~ Fa %udâ tanrı. hudut Hadd sınır " had hukuk Haqq " hak1 [ xiv] hudud ~ Ar Hudüd [#Hdd çoğ.hoverkraft durmak + İng craft araç hoyrat Rum veya gayrımüslim köylü höyük Tü [ xx/c] ~ İng hovercraft & İng hover havada asılı [Aş xiv] . Yus xiv] ~ Ar hucüm [#hcm msd. kanun < Ar Hakama yargıladı. özellikle ~ Yun %öriâtis köylü < Yun %öriö köy ~ EYun %öros kır. [KT xix] biyolojide hücre (Fr cellule karşılığı) . egemenlik erki kullandı" hüküm hükümran ~ Fa Hukm rân hüküm süren & Ar Hukm egemenlik + Fa rân süren (< Fa randan. serbest kaldı" halas ~ Ar %ulâSat [#%is msd. Nihai anlam muhtemelen "kendi-güçlü" (Yun autokratör) olmalıdır.] haklar < Ar hüküm/hükm[Kut. özet. +dar ~ Fa Hukmdâr egemenlik ve yargı gücüne hükümet [MMem xvi] hükümet itmek ~ Ar Hukümat [#Hkm msd. hıdiv. Aş xi] ~ Ar Hukm [#Hkm msd. raw. [DK xv] %oryâd köylü. reva hülasa [Aş xiv] posa < Ar %alaSa arındı. egemenlik < Ar Hakama yargıladı.] oda < Ar Hacara kapattı. kodaman. saldırdı hüda %wadây/%w^atây a. bilge olma" türevleri Aramiceden alıntıdır. yargılama" muhtemelen Arapçada özgündür. hatun.

erkek " hümayun hüngür hunhar %wâr içen " +hor onom [DK xv] ögür ögür ağlama sesi ~ Fa %ûn %wâr kan içici & Fa %ûn kan + Fa . marifet. ruhun bedene girmesi < Ar Halla (binek hayvanından) indi.< HAvr *dhghem. dürüstlük.a. padişaha ait < Fa/OFa humây devlet kuşu (= Ave haomaya. özellikle neşeli ruh hali.hülle ~ Ar Hullat [#Hll msd. genel anlamda ateş. [DTC 1942] humor ~ Fr humour 1. ruh hali. varma. bereket) humbara doldurulan mermi [ xvi] demirden yapılarak içine patlayıcı maddeler ~ Fa %umbara küçük küp < Fa %um/xuınb küp. mübarek. insancıl ~ İt umanista a. 2.) humor [ xx/a] hümur. humus2 Aram hüner [ xiv] hummus [Kut.kutlu.er. İt. insan " humus1 hümayun [ xv] ~ Fa hümâyûn kutsal. hastalık ateşi < Ar Hamma ısındı. sıvı.HAvr *(dh)ghom-o. eski tıbba göre insanı oluşturan dört sıvının her biri humus1 [MLxx/c] organik toprak . 2. & EYun mélas. erdem ~ EFa hünara.a.) humma [Yus xiv] ~ Ar Humma' [#Hmm] 1. yetişti" hal2 hulus dürüstlük gösterisi" halas ~ Ar %uluS [#%1S msd. kutsal & Ave hao iyi + Ave mâya kut. a. 2. yetişme. sıcak oldu (= Aram #xmm a."toprağa ait". baht.a. konma.a. 2.a.] 1. 2.a. espri. kara sevda. durma. hülya [Men xvii] malihulya .] 1.kara + EYun %ole safra " melan(o)+. mizah ~ Lat (h)umor 1. 2.] 1. eski tıbba göre insanı oluşturan dört maddeden biri ~ EYun melan%olia a. özellikle cennette giyilecek bir giysi. homin. 2.) + EFa hnar. adil. = Akad ememu a. Aş xi] ~Lat humus toprak ~ Ar HummuS nohut ~ ~ Fa/OFa hunar sanat. durdu. klor hümanist [ xx/a] ümanist ~ Fr humaniste 1. temizlik.a.a. kondu. -n. giysi. ^ Lodovicio Ariosto (1474-1533). nem. [LO xix] hulya ~ Ar mâli%üliyâ kara safra.erdem & EFa hu iyi (= Ave hao a. şair < Lat humanus insani < Lat homo. antik Yunan ve Latin kültürüne vakıf kimse. çömlek (= Ave %umba. İslam hukukunda üç talakla boşanmış eşle tekrar nikâh kıyabilmek için kadının geçici bir süre için başka bir kişi ile nikâh kıyması < Ar Halla çözdü " hal2 hulul ~ Ar Hulul [#Hll msd.

hile < Ar %adaca sakladı. kandırdı hurdahaş [DK xiv] %urd ^ ^ş dökük & Fa %wurda artık. Karş. masal ~ Fa %wurda yenmiş şey. kırıntı + Fa %âş yonga. Fa xunkar ^^ dökücü). " fondan hünkâr [AşZ xv] < Tü hüdavendgâr Osmanlı hükümdarlarına verilen bir sıfat ~ Fa %udâwand g^r "hükümdar yapan". zizyphus vulgaris = Ar cinâb üzüm (= Akad inbu meyve ) hünsa cinsiyetli [ xiv] ~ Ar %un6â' [#%n6 sf. sıcaklık" anlamına gelen #Hrr1 kökü arasında anlam ilişkisi kurulamaz.huni [Mü xvii] ~ Yun %oni külah şeklinde sıvı akıtma aracı ~ EYun %oane/%öne akıtma yeri. tebeşir). Sasani padişahlarının sıfatı & OFa %\vadây hükümdar + OFa awant taht. huni < EYun %eö dökmek. maHar (sedef). salınma. abuk sabuk konuştu hurda1 artık.] hürmet [Kut. ~ Fa xurmâ yemiş. köle olmayan (= Aram #%rr serbest olma.a. kırıntı ~ OFa xwurdag a. Türkçe sözcüğün 15. Ar Hawar (akçaağaç). özellikle hurma ~ Ar Hurmat [#Hrm msd. " +hor [Aş xiv] %urde ~ Ar %urâfat [#%rf msd. kırpıntı" hurda1 ~ Fa %wurd u xâş kırık huri [Yun. f. a. a. yy'dan itibaren deforme edilmesinin nedeni açık değildir.a. hünnap [ xiv] unnab ~ Ar cunnâb [#cnb] hünnap ağacı ve meyvesi. Aş. ibriğin ağız kısmı. yazı yazma" anlamlarını içeren Ar #Hrr2 kökü ile "ısı. kurtulma) * "Azat edilme" ve "redakte etme. saygı < Ar Harama yasakladı" harem hurra [Tarik 1884] ~ Fr hourra tezahürat bağırışı . ~ Ar hurda2 [MMem xvi] hile ve %ud'a . har1. hile hurda %udcat^ [#xdc] aldatma. [ xiv] a.] boş inanç. İslam inancında cennet perisi = Aram #%wr ışıltılı ve beyaz olma * Aynı kökten karş. akıtmak ~ HAvr *gheu. Aş xi] kutsallık.] hermafrodit. salınmış. serbest. hurma . dokunulmazlık. Hawwarat (kireç taşı.a. hurafe < Ar %arafa bunadı. yüksek makam " hüda * Karş. Yus xiv] ~ Ar Hüriyat [#Hwr] eski Arap mitolojisinde ak peri.OFa %örmag a. çift hür [ xiv] ~ Ar Hurr [#Hrr2] azat.

ayırıcı özellik. niyet hüsran " hasar huşu [ xiv] Ar %aşaca tevazu ve saygı gösterdi ~ Ar %uşuc [#%şc msd. hutbe [DKxiv] söylev. Moğ kusu (a. özel durum < Ar %aSSa ayırdı.] tevazu.] ayrı olma. Cuma günü camide yapılan söylev " hitap hüthüt . oluşma. özel saydı husye [ xiv] ~ Ar %uSyat [#%Sy msd. ayrıcalık. üreme.] düşmanlık.] kayıp. kabul hüsnüniyet hüsn. huruç hurufat ~ Ar %urüc [#%rc msd. [Bia xix] köle ~ Ar Hurriyyat [#Hrr2 msd. hasar.a. alçak gönüllülük < * "Yüce bir varlık karşısında duyulan korku ile karışık saygı" anlamı (İng awe karşılığı) Türkçeye özgü olup 20.] harfler < Ar Harf" harf [Men xvii] ğuş . üredi. elde etti husumet [ xiv] ~ Ar %uSümat [#%Sm msd. karşı geldi husus [DK xiv] ~ Ar %uSüS [#%SS msd.] çıkış.hürriyet olmama " hür [ 183+] serbesti (Fr liberté karşılığı). betula * Karş. köle olarak doğmamış * İkinci anlamı Sadık Rıfat Paşa tarafından 1830’larda popülerleştirilmiştir. oluştu.] olma. [KT xix] huş ~ Fa ğüş akça ağaç huş veya kayın.] formel konuşma. yy ikinci yarısında türemiştir.] testis ~ Ar %uTbat[#%Tb msd. çıkma " harç [KT xix] metal dökme matbaa harfleri (Fr type karşılığı) < Ar Hurüf [#Hrf çoğ. (sonuç veya başarı) elde etme < Ar HaSala oldu. hukuki bir işlemde karşı karşıya gelme < Ar %aSama düşmanlık etti. Alıntı yönü açık değildir. ayırdetti.] köle olmama < Ar Hurr köle olmayan. husul ~ Ar HuSül [#HSl msd.).] güzellik < Ar ~ Ar Husnu-l-qabül konukseverlik & Ar ~ Ar Husnu-n-niyyat niyet güzelliği" [ xiv] ~ Ar %usrân [#%sr msd. özel şey. hüsn Hasuna güzel idi [Yusxiv] ~ Ar Husn[#Hsn msd. zarar hüsnükabul Husn güzellik + Ar qabül misafir kabul etme " hüsn.

2. rahat. huy.] demet < Ar ~ Ar Huzn [#Hzn msd. mevcudiyet. hazır olma. bir yerde bulundu. üslup ~ OFa xög ~ Ar Huzmat [#Hzm msd.] kimlik. hazır bulundu. nitelik ~ Fa xüy/xöy adet. Hazm] deste yapma hüzün/hüznüzüntü < Ar Hazana üzdü [Aş xiv] [ xiv] ~ Ar huwa al-baqin O (Allah) kalıcıdır & ~ Ar huwiyyat [msd.a. tıngırtı . huzme Hazama [msd. 2.] [Yus xiv] hüzn huzur [Yus xiv] ~ Ar HuDür [#HDr msd. şimdi ve burada olma. nelik. asayiş < Ar HaDara 1.hüvelbaki Ar huwa o (üçüncü tekil şahıs) + Ar bâqin kalıcı" baki hüviyet < Ar huwa o (üçüncü tekil şahıs)" hüvelbaki huy a.] 1. yerleşik olarak yaşadı (göçebelik zıddı) hüzzam [ xviii] hüzâm/hüzzâm musıkide bir makam < Ar hazam (#hzm) gıcırtı. gümbürtü.

] kulluk. [Bahş xv] ibik a. yüceltti (= İbr/Aram #cbd hizmet etme.] kullar < Ar cabd kul. ibibik. c^abdu-llah (Allahın kulu). < öz İbrahim [ML xx/c] ~ Fr ibis bir kuş türü ~ Lat ibis a. ibadullah. [ xx/b] sevimli budala. mabut ibadullah cibâd [#cbd çoğ. ibaret [Yus xiv] ~ Ar cibârat^ c^an "söylenen şudur" anlamında deyim < Ar cibârat^ açıklama.] 1. yiyecek ve içecek maddeleri" maişet ~ Ar icadat^ [#cwd IV msd. birinin yanında çalışma) Aynı kökten Ar cabd (köle). ibadet etti.iade iane avane iaşe temin etme. ifade.] yaşatma. bağış " ~ Ar icâşat^ [#cyş IV msd. ibik Tü [ xi] üpgük ibibik kuşu. . söyleyiş. 2. tapma < Ar cabada hizmet etti.a. geçimini ibadet [Aş xiv] ~ Ar cibâdat^ [#cbd msd.] geri verme " avdet ~ Ar icânat^ [#cwn IV msd. mabet. açıklayıcı cümle " ibare ibibik Tü [ xi] üpgük hüthüt kuşu. [TS xv.a.] yardım. EŞKÖKENLİLER: Ar #cbd : ibadet. köle " ibadet ibare [ xiv] ibaret ifade. [Arg xvi] iblik horozun tacı " ibibik ibiş alık ibis [ xx/a] orta oyununda bir karakter adı. gramerde yan cümle " ibret ~ Ar cibâdu-llâh Allahın kulları < Ar ~ Ar cibârat^ [#cbr msd. Çağ xv] ibik/übük ibibik kuşunun tacı.

açıklama). rez.] öğüt.] cevap verme. (nehir) aştı * Ar #cbr fiilinin çeşitli anlamları arasındaki ilişki açık değildir.] iğne. özellikle olumlu cevap verme < Ar acaba [IV] cevap verdi" cevap icap vacip kılınan şey " vecibe icar karşılığında tutma " ecir icat arayıp bulma " vücut [ xiv] ~ Arîcâb [#wcb IV msd. icabet [ xiv] ~ Ar icâbat [#cwb IV msd.] kiralama. borcunu ibret [Kut.akıtmak.] ulaştırma.a. Karş. var etme. erdirme. ibra ödenmiş sayma " beraat ibraz ibre ~ Ar ibraz [#brz IV msd.] aklama. c^ibarat (ifade. dökmek " ab. zenne.] ortaya çıkarma " bariz ~ Ar ibrat [#'br msd. örnek. İncil'de şeytanın sıfatlarından biri < EYun epibouleüö kötü yola düşürmek. ibrik [Mercimek xv] ~ Ar ibnq sürahi~OFa *âbreg "su döken" & OFa âb su + OFa re%tan.a.a.] gerek. zorunluluk. ~ Ave *upa-reşma a. ~ Ar Icâr [#'cr IV msd. ders. Karş. Tü [Uyviii+]iç-a. Ar ubnat (oğlancılık) masdarıyla birleştirilemez. < Ave *reş.ibka beka iblağ toplam bir rakama ulaşma " büluğ ~ Ar ibqa' [#bqy IV msd.bükmek.] yaratma. cubur] karşıya veya öbür yana geçti.] yerinde bırakma " ~ Ar iblâğ [#blġ IV msd. yanıltmak & EYun epikarşı + EYun bouleüö fikir vermek. tac^abîr (rüya yorumlama). eğirmek " erişte iç iç[mek Tü [ viii] iç a. ücret ~ Ar Icâd [#wcd IV msd. iğne şeklinde gösterge ~ Ar ibra' [#br' IV msd. iblis [Aş. . oğlan" bin2 * Muhtemelen Arapça -e dişil ekiyle oluşturulmuş Türkçe bir türevdir. Yus xiv] ~ Ar iblis şeytan ~ EYun epíboulos "yoldan çıkaran". Aş xi] ~ Ar cibrat^ [#cbr msd. danışmak " epi+ ibne pasif eşcinsel < Ar ibn oğul. özellikle bükme ipekten yapılan ip ~ OFa abreşöm a. ders alınması gereken şey Ar cabara [msd. rıht ibrişim [Aş xiv] ebrîşüm ~ Fa abrîşum ipek. a.

] çalışıp ~ Ar ictimâc [#cmc VIII msd.] geçit verme. dışından dolaşma. tabi olmak.icazet [DK xiv] izin ~ Ar icazat [#cwz IV msd.] < Ar ictimâc [#cmc nsb. içerle[mek için içki içkin Tü Tü YT <Tü [LG188+] kızmak (argo) "içeri [Or. Kaş viii] üçün nedensellik edatı [Uy viii+] içkü [Fel 194+] immanent < Tü iç.] yanından id [ xx/c] ~ YLat id psikanalizde bilinçaltı ^ 1927 Joan Riviere. ~ Ar icra' [#cry IV msd.a.içinde olmak. geçmesi için yol verme. gayret gösterme " cihat içtima topluluk halinde olma " cem içtimaiyat içtima [MMem xvi] [ xiv] [Yus xiv] [ 191+] sosyoloji ~ Ar icmâc [#cmc IV msd. izin verme < Ar caza geçti " cevaz icbar içer[mek kapsamak içeri Tü ~ Ar icbar [#cbr IV msd.] zorlama " cebir Tü [Uy viii+] içger. icma [ xiv] oybirliğiyle anlaşmaya varma " cem icmal tamamlama " cemal icra uygulama " cereyan içtihat çabalama.] bütünleme.] bir araya toplama. . İng it yerine tercih edilmesi "bilimsel görünme" kaygısına bağlanabilir. ~ Ar icmal [#cml IV msd. İng.) sözcüğüne karşılık olarak İngilizce çeviride kullanılan Latince terimdir. çevirmen.] cereyan ettirme. [ 194+] içer-içine almak. < Tü iç " iç [Uy viii+] içgerü içe doğru ~ Tü içge içe < Tü iç " iç. ~ Ar ictihâd [#chd VIII msd. ~ Lat id o şey (nötr üçüncü tekil şahıs zamiri) * Sigmund Freud'un önerdiği Alm es (a." iç< Tü iç" iç * Sıfata eklenen -kin ekinin işlevi belirsizdir.] " içtinap geçme. kaçınma < Ar canb yan " canip ~ Ar ictinâb [#cnb1 VIII msd.

id.idadi [ xix] mekteb-i i'dadî hazırlık okulu. t. düşünür 2.yazı " ide.] dava etme. bir şeyin zihinsel modeline uygun. dünyadan habersiz ~ EYun idiötes sivil. bir ide [ARasim 1897-99] ~ Fr idée fikir.] hazırlama " add idam idame ettirme " devam idare yönetme " devir ~ Ar icdâm [#cdm IV msd. Osmanlı devletinde 1873'ten itibaren kurulan darülfünun hazırlık okullarının adı < Ar icdâd [#cdd IV msd. Fr guider < Ger wîtan (yol göstermek). fikir akımlarının bilimsel tahlili # 1796 Destutt de Tracy. * Platon felsefesinin etkisiyle "soyut kavram. düşünsel. a. .(*weidö) görmek ~ HAvr *weid. görüntü + EYun grámma. çevirme. gram ideoloji [Bah 1924] ~Fridéologie1.] (bir şeyi) devam ~ Ar idârat [#dwr IV msd.< HAvr *s(w)e. düşünce ~ Lat idea a. Fr. mükemmel ~ OLat idealis düşünsel" ide idealizm idefiks [AMithat1877] [ xx/b] ~Fridéalisme"ide ~ Fr idée fixe sabit fikir " ide. Lat vîdere (görmek). avam. sayılı günler.] tablocuk. kavram. düşünce" anlamını kazanmıştır. kavram.a. idil [Bah 1924] ~ Fr idylle huzurlu kır sahnesi ~ Lat idyllium kır sahneleri anlatan kısa şiir ~ EYun eidyllion [küç.kendi" solo Türkçe telaffuzu yakın dönemde İngilizceye göre düzeltilmiştir. belirli bir süre. iddet [Gül xv] ~ Ar ciddat^ [#cdd] 1. 2.] yok etme " adem ~ Ar idâmat [#dwm IV msd. minyatür resim < EYun eîdos şekil.a. siyasi inançlar sistemi (xix)" ide.] döndürme. görüntü " ide idiyo/idiyot [ xx/b] budala ~ Fr/İng idiot budala ~ Lat idiota cahil. düşüncede varolan 2. biçim < EYun eidö. ideal [Bah 1924] ~ Fr idéal 1. Aynı kökten EYun eîdos (görüntü). ~ EYun eidéa/idéa göz önüne getirme. İslam hukununda boşanmadan sonra kadının tekrar evlenmesi için gereken süre < Ar cadda saydı" add iddia dava ileri sürme " davet ~ Ar iddicâ' [#dcw VIII msd. sembol & EYun eîdos şekil. fiks ideogram [ML xx/c] ~ Fr idéogramme simge-yazı. yönetici zümreye mensup olmayan < EYun ídios kendi < EYun hwidios ~ HAvr *s(w)ed.

2. [Men xvii] egzersiz. metelik ~ Lat follis 1. salgılama < Ar faraza a.] a. dereke " dereke idrar şarıltıyla aktı ifa ödeme " vefa [Aş xiv] ~ Ar idrar [#drr IV msd. utandı [ xiv] ~ Ar ciffat^ [#cff msd. ayırma. ifrazat [IVmsd.] salgı.] işeme < Ar darra ~ Ar i'fa' [#wfy IV msd.] borcunu tam olarak ifade ~ Ar ifâdat [#fyd IV msd.] açığa vurma " faş . Geç Roma imparatorluğu döneminde en küçük para birimi. ifrağ ifrat [ xiv] azma. abartma < Ar faraTa öncü idi.idman [TS* xv] gayret. bir işi sebat ve düzenle yapma ~ Ar idman [#dmn IV msd. özellikle hukukta bir malı hisselere ayırma. bir şey veya bir kimse lehine görüş bildirme " fayda iffet caffa kaçındı. fayda. en dibine inme. mahluk < OFa âfıîtan yaratmak " aferin ifşa ~ Ar ifrazat [#frz çoğ.] 1.] utangaçlık. kurtuluş " felah iflas [Kut xi] ~ Ar iflâs [#fls IV msd. bir şeyin en dip noktası.] salgılar < Ar ifraz ~ Ar cifrit bir tür zararlı cin ~ OFa âfıîta ~ Ar ifşa' [#fşw IV msd. beyan. İng follicle (saçların dibindeki yağ keseciği) < Lat folliculus (kesecik). tapınılan şey ~ Lat idolum biçim. pul < HAvr *bhel-2 şişmek.] makul olan sınırı aşma. düzelme.] ulaşma. rahata erme. kabarmak * Karş.] 1. varma. anlama. pul. < Ar fils/fals en küçük bakır para birimi. 2. huzur. çaba.] iyi duruma gelme. < Ar darak ulaşım.a. kavrama. salgılama " ifraz ifrit [Aş xiv] yaratık. kurtulma < Ar falâH refah.a. ileri gitti ~ Ar ifrağ [#frġ IV msd.] bir işi sürekli ve düzenli biçimde yapma < Ar damana toprağı işleyip hazırladı.] feragat ettirme " ferağ ~ Ar ifrâT [#frT IV msd. ifraz [Neş xv] ~ Ar ifraz [#frz IV msd. yararlılık. kese. 2. torba. görüntü " ide idrak [ xiv] ~ Ar idrâk [#drk IV msd. görüntü ~ EYun eídolon < EYun eîdos şekil. (özellikle mahkemede) tanıklık. * Arapça sözcüğün ikinci anlamı Türkçede sadece çoğul formda kullanılır. erme. erdem < Ar iflah [Gül xiv] ~ Ar iflâH [#flH IV msd. ayrıştırma. kalbinde (öfke) besledi idol [ xx/a] ~ Fr idole yalancı tanrı.

] kandırma.hayvan veya köle beslemek.< HAvr *gnö.] fesat sokma " fesat ~ Ar ifTâr [#fTr IV msd.a. kahvaltı ~ Ar iftihar [#f%r VIII msd. baştan çıktı" gayya ~ İsp iguana Güney Amerika'ya özgü .] oruç açma.yakalamak. ġayy] kandı. tutmak " +gir iguana [ML xx/c] büyük kertenkele ~ Karib iwana a. yalan söyledi iğ iğde Tü Tü ig a.a. [Oğ xi] hadım < Tü éğit.] birine yalan isnatta [Uy viii+] yigde iğde. a. Moğ cigir-/cigsi. gurur ~ Ar iftira' [#fry VIII msd. ~ HAvr *ne-gnö-rö.] övünme. iğreti » " eğreti ığrıp [LF xvi] bir tür büyük balık ağı ~ Yun grípos balık ağı ~ EYun grîpos/grîfos balık ağı veya çubuklardan örülmüş balık avlama sepeti ~ HAvr *ghrebh.(a.a.). iglu iğne ignore [etm Tü [ xx/b] ~ İng igloo buzdan eskimo evi ~ İnuit iglu ev " iğ ~ İng to ignore bilmezden veya [Uy viii+] yinne/yigne [Mill 2002] tanımazdan gelmek ~ Fr ignorer bilmemek ~ Lat ignorare a.] aldatma " gaflet * "Evlenme vaadiyle cinsel ilişkide bulunma" anlamı Türkçeye özgüdür. firyat] uydurdu. * Orta Amerika yerli dillerinden. ehli hayvan veya hizmetçi. çeşitli küçük boy yemişlerin adı iğdiş Tü edilmiş köle veya hayvan eğitiğfal [ xi] égdiş besleme. iğva ~ Ar iğwâ' [#ġwy IV msd.ifsat iftar etme " fıtrat iftihar duyma " fahri iftira bulunma < Ar fara [msd. terbiye etmek " ~ Ar iğfal [#ġfl IV msd. ~ Ar ifsad [#fsd IV msd. yoldan çıkarma < Ar ğâwa [msd. kötü yola girdi.bilmek " not iğren[mek Tü [Kaş xi] yigren- * Karş.

hak olanı ~ Ar İRİâl [#xll IV msd. Yeni Yunanca kelime. boş verme < Ar hamal kendi başına bırakılmış (deve veya davar) ihraç [ xiv] ~ Ar i%râc [#%rc IV msd. hacca ilişkin yasaklara uyma. Eski Yunanca adla "flamacık" kavramının bileşimi gibidir. hediye < Ar Hasuna güzel idi" hüsn ihsas ihtar ihtida İslamı kabul etme " hidayet ~ Ar iHsâs [#Hss IV msd. EYun filúra (ıhlamur).] kendi haline bırakma.] doğru yola gelme.] bozma " halel ıhlamur [Kan xv] ıflamur. 2. kurtarma.] haber verme. bir işi ~ Ar i%ânat [#%wn IV msd. haberdar ~ Ar iHdâ6 [#Hd6 IV msd.] 1. ~ Ar iHqâq [#Hqq IV msd. ihlas 2. Lat flammula sözcüğünün bitki adı olarak kullanımına 18. Yus xiv] ~ Ar iHsân [#Hsn IV msd. yasaklama.ihale birine devretme.] etrafını ~ Ar i%bâr [#xbr IV msd. vuku buldu " hadis ihkak yerine getirme " hak1 ihlal [MMem xvi] ~ Ar iHalat [#Hwl IV msd.] havale etme. samimiyet. ~ Ar ihmâl [#hml IV msd. .] hainlik etme " ~ Ar iHâTat [#HwT IV msd. [LO ] fılamur/ıhlamur ~ Yun flamoúri [küç. doğruluk " halas ihmal [ xiv] ~ Ar i%lâS [#%1S IV msd. 2.] hatırlatma " hatır ~ Ar ihtida' [#hdy VIII msd. hacda giyilen giysi " harem ihsan [Aş. flama " flama * Karş. karşılıksız hediye verme. ciro etme " hal1 ihanet hıyanet ihata duvarla çevirme " hayat2 ihbar etme " haber ihdas oluşturma < Ar Hada6a oldu. tilia ~? Lat flammula flamacık < Lat flamma 1. kurtuluş.] dışarı çıkarma " hariç ihram [ xiv] ~ Ar iHrâm [#Hrm IV msd.] meydana getirme.] hak kılma. alev.] 1.] güzellik yapma.] hissettirme " his ~ Ar i%Târ [#%Tr IV msd. yy'dan önce rastlanmamıştır. dar uzun bayrak.] çiçekleri tıpta kullanılan bir ağaç.

zıtlık. tolere etme. tercih etme ihtiyar [#%yr VIII msd.ihtikâr [ xiv] ~ Ar iHtikâr [#Hkr VIII msd. Ar iHtişam (utangaç olma.] 1. yerine geçti" halef ihtilal fesat.] karışıklık.] kapsama. keşfetme ~ Ar iHtirâm [#Hrm VIII msd. 2.] icat etme.] hürmet ~ Ar iHtirâS [#HrS VIII msd. mümkün görme " haml ihtimam [Env xv] ~ Ar ihtimam [#hmm VIII msd. hicap duyma).] seçme " ihtiyar1 . alternasyon < Ar %alafa ardından geldi. olasılık olarak tanıma.] kıvranma" ihtilaf [Env xiv] ~ Ar ihtilâf [#Rİf VIII msd.] önemseme.] 1.] istifçilik yapma. bir mülkü terketmek için talep edilen ücret ~ İbr/Aram #%kr kiralama ihtilaç helecan [ xiv] ~ Ar ihtilâç [#%lc VIII msd. uyumsuzluk. seçme.] < Ar Haşam maiyet.] ayrılmış ~ Ar iHtiwâ' [#Hwy VIII msd. ihtisas olma. reşit ve yetişkin < Ar ihtiyar [VIII msd. piyasada tekelleşme. ihtiyar2 [Men xvii] yaşlı < Ar SâHibu-1 ihtiyar seçme hakkı olan. Gül xiv] seçme. hizmetçiler " haşmet * Karş. özellik kazanma. taşıma. ihtimal [ xiv] olabilirlik ~ Ar iHtimâl [#Hml VIII msd. bozgun " halel [MMem xvi] ~ Ar ihtilâl [#%H VIII msd. seçme yeteneği. DK. ilgi ve kaygı gösterme " ehemmiyet ihtira ihtiram gösterme.] ~ Ar ihtiyar1 [Aş.] hırslı olma [Men xvii] haşmet sahibi olma. haksız kazanç sağlama < Ar Hikr hava parası. debdebe ~ Ar i%tirâc [#%rc VIII msd. tercih etme. içerme [Yus xiv] ~ Ar iHtiyâc [#Hwc VIII msd.] tahammül etme. özgür irade " hayır2 * İhtiyar heyeti deyimi "seçim kurulu" anlamındadır. 2. maiyet ve hizmetçileri ~ Ar *iHtişâm [#Hşm VIII msd. uzmanlaşma " husus ihtiva " havi ihtiyaç gereksinme < Ar Haca gerekti" hacet ~ Ar İRtiSâS [#xSS VIII msd. (gün ve gece gibi) zıt şeylerin ardarda gelmesi. yasağa uyma " harem ihtiras " hırs ihtişam olma.

ikaz uyarı < Ar yaqiza [msd. ayağa kaldırma. güneş . konaklama " kamet [ xix] konma. yaqaZ] uyanık idi.ihtiyat hayat2 ihvan ahi ihya ihzar çağrı. uyarma. 2.] can verme " hayat1 ~ Ar iHDâr [#HDr IV msd. ıkın[mak ikindi Tü <onom [ viii] ikindi ikinci. oturma. a. kurma. 2. ortaya koyma . yy'da ayrışmıştır.] tedbirli olma " ~ Ar ixwân [#'xw çoğ. YT [TDK 1944] < Tü iki" iki * İşlevi belirsiz olan -lem ekinin Fr dilemme (ikilem) sözcüğünden esinlendiği düşünülebilir. eğim. Aş xi] ~ Ar iqlîm Batlamyus coğrafyasına göre yeryüzünün bölündüğü yedi kuşağın her biri. [KT xix] koyma. ~ Ar iqbâl [#qbl IV msd. düzenlem + Jap bana çiçek iki ikilem Tü [ viii] éki/ékki a.] kardeşler < Ar ax kardeş " [ xiv] ~ Ar ihya' [#hyy IV msd. konaklama ~ Ar iqâmat ikamet [#qwm/qym IV msd. < Tü iki (= Moğ ikere ikiz ) " iki * -z ekinin işlevi belirsizdir.] " ikame * Arapça ikame ile aynı sözcük olduğu halde Türkçede anlamı en geç 19. Aş xi] [ML xx/c] ~ Ar IqâZ [#yqZ IV msd. konma. iskân etme.] uyandırma. dikme.] 1. coğrafi bölge ~ EYun klíma.] kabul görme " ~ Jap ikebana Japonlara özgü çiçek düzenleme sanatı & Jap ike tanzim. a. t. [ xi] günün ikinci yarısı Tü < Tü ık/ıh [onom. iklim [Kut. uyumadı ikbal kabul ikebana [Kut.1.] ıkınma sesi < Tü iki" iki < Tü iki " iki ikircik/ikircim ikiz Tü [Uy viii+] ikirçgü kuşku.Ar iqâmat [#qwm/qym IV msd.] huzura getirme. kondurma. "hazır bulun!" emri " huzur ikame [ xiv] [ xiv] ~ Ar iHtiyâT [#HwT VIII msd. kararsızlık [Uy viii+] ikiz a.

] edinme " [MMem xvi] ~ Ar iqtidâr [#qdr VIII msd. pay iktibas ~ Ar iqtibâs [#qbs VIII msd.] kesip ayırma. . ikmal tamamlama " kemal ikna getirtme " kanaat ~ Ar ikmâl [#kml IV msd. görüntü. yatık olmak ~ HAvr *kli-nyo. benzer olmak ikona EYun eikön resim. gösterge ~ EYun eikön resim. nefret etme. tımar olarak arazi verme " kat2 ~ Ar iqTâc [#qTc IV msd.] kararlaştırma. onurlandırma. ~ Ar iqnâc [#qnc IV msd. tasvir ~ HAvr *weik-on. iklim kuşağı ^ Ptolemaios (MS 90-168) < EYun klino eğimli olmak. karar kıldı" karar iksir [Aş xiv] ~ Ar iksir öz suyu. ağırlama " kerem ~ Ar ikram [#krm IV msd.] ~ Ar iqtiSâd [#qSd VIII msd. damıtılarak elde edilmiş sıvı ~ EYun eksaíresis (özünü) çıkarma. iğrenme. zorla yaptırma. kanaat ikon [ xx/b] ~ Fr icone simge.] tasarruf etme. qabs] ödünç aldı iktidar kudretli olma.] ödünç alma. gücü yeter olma " kadir1 iktifa iktisap kesp iktisat harcamadan kaçınma. tasvir " ikon ikrah [ xx/a] ~ Yun eikóna kiliselerde bulunan kutsal resim ~ [Men xvii] 1. ikram [Yus xiv] gösterme. taşkınlık yapmama " kasıt ~ Ar iktifa' [#kfw VIII msd. 2.] cömertlik ikrar [CodC xiii] ~ Ar iqrâr [#qrr IV msd.ışınlarının eğimi. kendine maletme < Ar qabasa [msd.< HAvr *klei* Aynı kökten EYun kline (yatak).] zorla ve rızası hilafına bir iş yaptırma " kerh * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür. konfirme etme < Ar qarra durdu. tiksinme .< HAvr *weik-3 benzemek. benimseme. yerleşti.] kani kılma. süzmek ikta verme.] yetinme " kifayet ~ Ar iktisâb [#ksb VIII msd.] bütünleme.Ar ikrah [#krh IV msd. damıtma < EYun eksaireö (içinden) çıkarmak.

ayıplamak. Karş. * Tüm Sami dillerinde rastlanan ?? biçimine karşılık ??? ??? biçimi 7.] yüceltme " ali ~ Ar cilâc [#clc msd. açığa çıkarma ~ Ar ilâ nihâyat sonuna kadar " ila1. ileri " +ri . ~ Ar cilâwat^ [#clw msd.] bildirme < Ar ~ Ar iclân [#cln IV msd. e kadar (bağlaç) ~ Ar iclâ' [#clw IV msd. memleket. kavga etmek . ilen[mek Tü [Kaş xi] ilen. el3. ila1 ilâ2 ilaç ilah [Aş xiv] [Kut. ilişmek.] yükseltme. vilayet ~Tüil[viii+Uy.xiv Kıp).] duyurma. Tü iletiş.] ilaç. değmek. artırma. ileri Tü [Or viii] ilgerü ileriye doğru < Tü ilge öne. [Men xvii] makamla okunan dini şiir .kınamak. yy'a dek sadece İbranicede kaydedilmiştir. beddua etmek ilişmek.Ar ilâhî tanrım " ilah [Env xiv] ~ Ar iclâm [#clm IV msd.] zorunlu olma. Dil Devrimi bünyesinde arkaik biçimiyle yeniden canladırılmıştır. ileriye < Tü il ön. beraber (bağlaç). yaklaşmak.. çıkışmak. ilahi ilam calama bildi" ilim ilan " alenî ilanihaye nihayet ilave katma " ali ile ilelebet ebed Tü [MMem xvi] Allahım!.a. taciz etmek" olduğu anlaşılıyor. takılmak " iliş- < Tü il- * Orijinal anlamın "üstüne varmak. Aş xi] ~ Ar ilâ . * Türkiye Türkçesinde el şeklinde kullanılagelen sözcük. [DK xv] ile " bile ~ Ar ilâ-al-abad sonsuza kadar " ila1. xiv TS] ülke.(1. bile (zarf). [Uy viii+] bile/birle ile. 2.iktiza gerekli kılma " kaza il el" el2 YT ~ Ar iqtiDa' [#qDy VIII msd. [CepK 1935] bir idari birim. derman ~ Ar ilâh [#'lh] tanrı = İbr elöah a.

] katma. (yangın) yakıp bitirdi ılı[mak ılıca ılık ilik1 <Tü Tü Tü Tü [ xi] yılı. DK xiii] ılgar akın. 2. [Uy. bitişmek. [ xi] bağ. müfreze Moğ ılgara. esin < Ar lahima [msd.bitişmek.ilet[mek Tü bitişmek " ilişileti iletişim iletYT YT [ viii] ilt-/ilét. iletken YT [TDK 1944] iletici < Tü ilet-" ilet~ Ar ilğâ' [#lġw IV msd. iz ve işaretleri yorumlayarak bilgiye ulaştı .xiv Kıp). ilişmek " ilişTü [ xi] < Tü ilgi" * Ar calaqa (asılma. tamarisk ilginç ilgi. yaklaşmak. yiyip bitirme. yutma. a. ulama.göndermek. bilim < Ar calama bildi. tutunmak " ilim/ilm[Kut.ılımak. kavga etmek . Kaş viii+] yilik kemik içindeki yumuşak doku. doludizgin atlılarca yapılan saldırı. [Çağ xiii] akın için ayrılan birlik. DK xiv] esin ~ Ar ilham [#lhm IV msd. ısınmak < Tü ılığ ılık.seçilmek. tüketti.(1. ilişmek. ilga lağvetme < Ar lağâ boş ve geçersiz idi" lağv ılgar [CodC. Tü iletiş. çapul. ekleme ilham [Yus. +inç * Ada eklenen -nç ekinin işlevi meçhuldür. özellikle teorik bilgi.] boş ve geçersiz kılma. anladı. [Karş 1972] mesaj < Tü ilet-" ilet< Tü *iletiş-karşılıklı iletmek " [Karş 1972] komünikasyon * Karş. [Oğ xi] ilik ilik2 iliş- Tü [Uy viii+] ilig ilişik. ılgın yılğun ılgın ağacı.] 1.varmak. ayrılmak ilgi YT [CepK 1935] alaka < Tü il. tutamak < Tü il-ilişmek. DK xi] ~ Ar cilm [#clm msd.] bilgi. bağlı olma. sıcak " ılık < Tü yılı-" ılı- [LO xix] [Uy viii+] yılığ a. vardırmak < Tü il. 2. sevketmek. ilişkili olma) sözcüğünden esinlendiği açıktır. lahm] yuttu. ilhak " lahika [ xiv] YT [TDK 1966] ilgi çekici ~ Ar ilHâq [#lHq IV msd. insan ruhunu ele geçiren tanrısal güç.

—-den başka (bağlaç) & Ar in ilgi edatı.] kusur.[viii+ Uy. ileri" YT [CepK 1935] unsur. güncel durum " ilim. ilişki ilişkin ilk ileri ilke Tü YT YT [Fel 194+] alaka. [Uy viii+] ilk/ilki < Tü iliş-" iliş< Tü iliş-" iliş<Tü il ön. hal1 ~ Ar cilm wa %abar "bilgi ve bildirme". bir ilmühaber durum veya işlemi belgeleyen resmi evrak " ilim.ılıman <Tü [CepK 1935] mutedil < Tü ılı-" ılı- * Halk dilinde kullanılan bir deyim iken Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarılmıştır. allah illegal illet Ar calla kusurlu idi ilmek/ilmik gelmek " ilişilmihal kitap <Tü [Aş xiv] [ xx/b] ~ Fr illégal yasa dışı" in+2. bitişmek. ilkel YT [CepK 1935] iptidai < Tü ilk " ilk illa [Aş. xi] 1. takılmak. temas eden [Orviii] ilki a. Yus xiv] < Ar mâ — illâ —-den başka olmaz < Ar illâ hariç. ki + Ar lâ değil" la+ illallah (kimse müdahale edemez)" illa. haber . -man ekinin işlevi açık değildir. temas [CepK 1935] müteallik.ilişmek.a. hastalık < [DK xiv] ~ Ar illâ-llâh Allah'tan başka [LO xix] ilmik bağ. 2. ılımlı ilin[mek YT Tü [Fel 194+] mutedil [Uy viii+] ilin< Tü ılım [1935 YT] itidal < Tü ılı-" ılı< Tü il. takılmak " iliş< Tü il. denk ilm-i hal temel dini bilgileri çocuklara öğretmeye mahsus & Ar cilm bilim + Ar Hâl şimdiki zaman. legal ~ Ar cillat^ [#cll msd. [Fel 194+] prensip <Tüilk"ilk * Sıfata eklenen -e ekinin işlevi belirsizdir. temas iliş[mek Tü [ xi] ilişetmek.ilişmek.ekiyle. tecavüz etmek * Dönüşlü ve geçişsiz fiil yapan -iş. dokunmak. münasebet. düğüm < Tü il. takılmak.. saldırmak. asılmak.

lusoynamak ~ HAvr *loid-o. ~ Ar iltihâb [#lhb VIII msd. eğildi. suret. yüzünü veya dikkatini bir şeye yöneltti iltihak eklenme " lahika iltihap tutuşma.] yanma. hayal etmek " imaj [ xx/b] ~ Fr imaginer hayal etmek ~ Lat imaginari imal ~ Ar icmal [#cml IV msd. işler hale getirme < Ar acmala [IV] iş yaptırdı" amel .] sığınma" melce iltifat [DK xiv] ~ Ar iltifat [#lft VIII msd. imaj [REkrem <1887] ~ Fr image resim.iltica [ xiv] ~ Ar iltica' [#lc' VIII msd. iltimas [Neş xv] rica ~ Ar iltimas [#lms VIII msd.< HAvr *aim. lumin. hayal ~ Lat illusio < Lat illudere. tıpta enfeksiyon < Ar lahab alev. ~ HAvr *sim. ışıtmak. görüntü ~ Lat imago. imagin. 2. zorunlu olma.+ Lat ludere. ima m im ik ~ Ar imâ' [#wm' IV msd. lostra ilüzyon/illüzyon [P Safa 1949] ~Frillusion aldatıcı görüntü. ilgilenme.] 1. illus.] işaretle anlatma.kopya.a. ticari tekel" lüzum ~ Ar iltizâm [#lzm VIII msd. elledi iltizam benimseme. parlatmak < Lat lustrum parıltı" in+1. a. yy'dan sonra Türkçe örneği olmayan bir sözcük iken Dil Devrimi bünyesinde Arapça kökenli mim yerine kollanıma sokulmuştur. aydınlatmak. aldatmak & Lat in.alay etmek. işe koşma.] dikkat ve ilgi gösterme. suret imaj ine [etm zihninde canlandırmak. yapışma.+ Lat lustrare aydınlatmak. işaret. başvuru.] birinin elini veya eteğini tutarak rica etme.] işletme.ışık " in+1. ilümine [etm [ xx/b] ~ Fr illuminer aydınlatmak ~ Lat illuminare & Lat in. gerektirme. damga * 16.] katılma. 2.< HAvr *leid.] gerektirme " lüzum ~ Tü im [xivTS] parola. ateş ~ Ar iltiHâq [#lHq VIII msd.oynamak " in+1 ilzam im YT [CepK 1935] işaret ~ Ar ilzam [#lzm IV msd. lümen ilüstre [etm [ xx/b] ~ Fr illustrer 1. lams] dokundu. dilekçe < Ar lamasa [msd. mülkiyet işareti. bir kitabı resim veya renklerle süslemek ~ Lat illustrare aydınlatmak & Lat in. kayırma. oyun oynamak. yüz çevirip bakma < Ar lafata döndü.+ Lat luminare aydınlatmak < Lat lumen.

büyük yapı. şenlendirme. imamlık. [Fel 194+] hayal < Tü im " im imge * Fr image < Lat imago (imge) sözcüğünden esinlendiği açıktır. amm] gitti. imame imame [ xiv] sarık. EŞKÖKENLİLER: Ar #'mm2 : imam.] 1. nargile ağızlığı ~ Ar imâmat [#'mm IV msd. önderlik. bina " umran ~ Ar imbat [LF xvi] ~ İt imbatto yazları kuzeyden esen deniz rüzgârı < İt imbattere çarpmak. [Uy viii+] émti ~ Ar inblk/anbîk damıtma şişesi ~ EYun ámbiks ~ Ar imdâd [#mdd IV msd. remiz. çırpınmak & Lat in. 2. öncelik. ana) ile etimolojik ilişkisi muğlaktır. suret" imaj . önder.] inanç " emanet imar ~ Ar icmâr [#cmr IV msd. namazda öncülük eden < Ar amma [msd. batarya imbik ağızlı kadeh.] bayındırlık eseri.< HAvr *aim. mamur ve bayındır kılma. yardım " [TS xv] ammece/emece köylüye topluca yaptırılan iş < Ar câmmat^ amme. tesbihin birinci parçası < Ar imâm " imam iman [Kut. Aş xi] ~ Ar îmân [#'mn IV msd.kopya.+ İt battere " in+1.] canlandırma. önden gitti Ar #'mm1 (ümm. bıngıldak. imha ~ Ar imHâ' [#mHw IV msd. vardı. LO xvi] imik çocukların kafatasındaki yumuşak yer. muhtemelen yanlış anlamaya dayalıdır. [Men xvii] tesbihin koni şeklindeki birinci parçası. imitasyon [ xx/b] ~ Fr imitation taklit ~ Lat imitatio < Lat imitare taklit etmek ~ HAvr *sim-eto.imam [Aş. İsme eklenen -ge ekinin işlevi meçhuldür. boğaz * Modern anlamı halk dilinden edebi bir derleme olup. inşa etme " umran imaret [DK xiv] her türlü kamuya yararlı bina cimârat^ [#cmr msd. kamu " amme YT [CepK 1935] emare. Yus xiv] ~ Ar imam [#'mm] önde duran. damıtma şişesi imdat medet imdi imece Tü [ viii] amtı şimdi.] el uzatma.] yok etme " mahv imik Tü? [TS xvi-xix. [ xx/b] imik/ümük gırtlak.

[1935 YT] [ xx/b] ~ Fr immoral gayrı ahlaki " in+2. çok < Tü amra-/emre.imkân [Aş xiv] ~ Ar imkan [#mkn IV msd. Türkçeye Latinceden dolaysız olarak giren ender sözcüklerdendir.sevmek.] güç.] tutma.] doğru yazım ~ Aram msle 1. moral i m mü n [ xx/b] ~ Fr immune muaf. ahır imren[mek istemek Tü [Uy viii+] amran-/emren. güzel bir şeyi reddetme. komün impala imparator [ xx/c] ~ İng impala bir tür antilop [Men xvii] imperator Avusturya hükümdarının unvanı . bağışık ~ Lat immünis vergiden veya kamu hizmetinden muaf olan & Lat in. mümkün idi " temkin imla ~ Ar imlâ' [#ml' IV msd. yy'dan itibaren Türkçede kullanılmıştır. Karş.değil + Lat münus kamu hizmeti. İng emperor. tutum.] ~ Ar imtinâc [#mnc VIII msd. nefsini men etme " men imtiyaz ayrıcalık tanıma " temyiz [MMem xvi] .] imsak tutma.] kendini ~ Ar imtiyaz [#myz VIII msd. Karş. imparatoriçe [AResmi 1757] imparator eşi veya kadın imparator & Tü imparator + Sırp -itsa dişil eki" imparator * Sırp kralitsa modeline göre üretilmiş Türkçe bir sözcüktür. Roma'nın askeri hakimi olan Augustus'un MÖ 30 yılında benimsediği unvan < Lat imperare buyurmak. komuta etmek & Lat in. mask] tuttu imtihan sınav " mihnet [Kut xi] imtina [ xiv] tutma. imece " in+2. potansiyel.+ Lat parare tedarik etmek.Lat imperator ordu kumandanı. herekeli yani sesli harfleri bildiren noktaları doldurulmuş yazı < Aram #mly doldurma imleç YT işaretlemek " im immoral [TDK 1944] işaretleyen aygıt. serdar. oruç tutma < Ar masaka [msd. imrahor [DK xiv] emirahur ~ Fa amîr-i â%wur at bakıcısı. 2. çariçe. olanak < Ar amkana [IV] imkân verdi. kraliyet ahırları yöneticisi & Ar amir bey + Fa â%wur ahır " emir2.sevmek ~ Ar imsak [#msk IV msd. [DK xiv] imren-özenmek. İt imperatore. donatmak " in+1 * Avusturya hükümdarlarının sıfatı olarak 17. tanrıça. Fr empereur. dolu. kendini ~ Ar imtiHân [#mHn VIII msd. [ 199+] cursor < Tü imle.

güven) inanç Tü [Uy. sarkmak. yydan önce geçmiş örneklerde en-/em. Karş.] nimet sunma.a. inan[mak Tü [Uy viii+] ınan< Tü *ına. imza etme " ~ Lat in içte olma. in-rationalis > irrationalis. oyuk. içeri.olumsuzluk öneki < HAvr *ne olumsuzluk edatı. • Aynı kökten EYun en-.fiilinden türev düşünülebilir ise de daha erken örneklerin yokluğu düşündürücüdür. içeri). İng in. moda olan şey " in+1 inak YT [Fel 194+] inak dogma kimse.olarak yazılırken. in[mek én-/*yin. [Uy viii+] [ xi] én/yin 1. Fa andar/dar (iç.güvenmek (= Moğ ünen-çi güvenilen kimse ) " inan-. yy'a dek "güvenilen kimse" anlamıyla kullanılan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde anlamı değiştirilmiştir. Lat intrare (içeri girmek).HAvr *n.a. Tü inan. çukur.aşağı doğru hareket etmek.şeklinde alınmıştır. xix LO] güvenilen * Türkçede 19.güvenmek " inan- ~ Tü ınak/inak [viii+ Uy. Belki Ar icmân etkisiyle.güvenmek. [Kıp xiv] güvenme. sığınmak. in2 2.] bitirme. mutemet < Tü *ına. in1 Tü Tü [ viii] in.biçimi görülür. Ör: empire > ampir. yırtıcı hayvan barınağı " in[ xx/c] moda olan şey ~ İng in 1. hakikat. Bunlar Türkçede an-/am. değil" na+ * Bazı ünsüzlerle başlayan fiillerde asimile edilir. énteron (iç . iki şeyin arası). inam ihsan etme " nimet inan <Tü [Yus xiv] [Men xvii] inanç. içe yönelme * Fransızcaya 16. içeri). iniş. impérial > emperyal. Fr entre.imza mazi in+1 bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en iç ~ Ar imDa' [#mDy IV msd. düşmek. itimat ~ Ar incâm [#ncm IV msd. itimat < Tü ınan. iç. azalmak.isim)." inan- * Tü *ına. umut bağlamak (= Moğ üne-n gerçeklik. mutemet. Kaş viii+] ınanç inanış veya inanılan kimse. içeride. in+2 ~ Lat in-2 olumsuzluk ve yoksunluk bildiren önek . Alm in/ein (iç. 2. Latince biçimler Türkçeye Fr telaffuzla en-/em. +inç . içeri girme. Lat inter/intra. doğruluk. EYun entós. Alm unter (bir şeyin içi.

incin[mek <Tü kırılmak. dikkat ve ihtimam etme. [DK xiv] incin< Tü yinçe. a. İng evangel. c^any] kasdetti. Ar tedkik (1. ince eleyip sık dokumak) sözcüğünün ikinci anlamı doğrultusunda 1930 larda tekrar dolaşıma sokulmuştur. cevap verme.] inç [ xx/a] ~ İng inch bir uzunluk birimi. Fa pa > bacak ilişkisine paraleldir. inci [Or viii] yinçü a. azalış. Burunsuldan sonra ş > ç dönüşümü tipiktir.azalmak. yufka in. daralma. ETü yini (uzuv. Yini > yincik bağlantısı. nezd. düşündü (= Aram #cany muhatap olma.(Yeni Ahit ’in dört kitabı) biçimleri Latince yoluyla Yunancadan alınmıştır.inmek. paça.] iyiliğini düşünme. fitin onikide biri ~ Eİng ynce ~ Lat uncia birim.inat [Neş. [msd. a. inceltmek. malum meyve ~ Ar cinda [#cnd] yan. gücenmek incir . oyuk. onikide bir < Lat unus bir " üni+ ince Tü [Uy viii+] yinçge ince. küçük düşürülmek . c^ina$yat^] ilgi ve ihtimam gösterdi. keyfi veya sübjektif olma < Ar canada kapris yaptı.OFa ancîr incir ind[inde sübjektif olarak (edat) [Kıp xiv] yinçil. incele[mek [CepK 1935] tedkik etmek <Tü ince "ince YT * 17.] inat etme. 2. [Aş. Kıp xiv] incük/yinçük/yinçik bacak < Tü *yinç iniş " ince * Karş. & EYun eû iyi + EYun ângelos haberci" ö+ * Fr evangile. incelme < Tü * Yapı olarak *inişke ("inişik") eşdeğeridir. yy'da "inceltmek" anlamıyla kaydedilen fiil. ~ Çin chên-chu inci incik <Tü [İMüh xiii] yincik bacağın alt kısmı. anlam ifade etti. hastaya bakma < Ar cana 1. azalmak " in< Tü *yinç iniş. sübjektif görüş " ind inayet [Kut. 2. küçülmek.incelmek " ince [CodC xiii] ~ Fa ancîr 1. kalbini ve aklını bir kimseye yöneltme. özellikle hayvan bacağı). 2. SinanP xv] cinad ~ Ar cinad [#cnd msd. [msd. müjdeci. taraf. -e göre. iyi haberci. 2. söz dinlemedi < Ar cinda taraf. zayıf. . delik. Aş xi] ~ Ar cinâyat^ [#cny msd. konuşma ) inbisat [Ferec xv] yayılma. incil [ xiv] ~ Ar incil Kuran'a göre Hıristiyan dininin kutsal kitabı ~ Aram engîlâ Yeni Ahit ’in ilk dört kitabına verilen ad ~ EYun euangelion 1. genleşme < Ar basaTa yaydı.a. açtı" basit ~ Ar inbisâT [#bsT VII msd.

] patlama. birey. bireysel). görevden ayrılma " fasıl ~ Ar infilâq [#flq VII msd. bıçak infaz veya kılıçla öldürme " nüfuz infial ~ Ar infîcâl [#fcl VII msd. ~ Ar indifa' [#dfc VII msd. ~ Ar infisâ% [#fs% VII msd.a. ~ Lat individuus bölünmez olan. sokma.] yalnızlaşma. keyfi" ind indifa şiddetle taşma. fesh olunma " fesih infisal bölünme. çatlattı infirat [Neş xv] izolasyon. indüksiyon inek Tü » [viii]inek " endüksiyon (=Moğünige(n)a.] 1. indi sübjektif. a.indeks endeks [DTC 1942] dizin ~ index gösterge. 2.] saplama. dizin" * Aynı sözcük Türkçede Fransızca ve Almanca/İngilizce telaffuzla iki ayrı anlamda kullanılmaktadır. aşırıya gitme < Ar farada yalnız idi" fert infisah feshetme. 2. < Indos Hint ~ EFa hinda. indirge[mek YT [Fel 194+] irca etmek < Tü indir-" in- * Fiile eklenen -ge.a.bölmek " in+2. ~ EYun indikós a.] ayrılma.] kendini ~ Ar infiSâl [#fSl VII msd. individüel/endividüel [DTC 1944] individual ~Fr individuel bireysel < Fr individu a. . döviz * Karş.) ~ Ar infaS [#nf5 IV msd.a.] birinin görüşüne göre. birey & Lat in-değil + Lat dividuus bölünür < Lat dividere. kırıp çıkma ~ Ar infirâd [#frd VII msd. (yanardağ) patlama " def1 ~ Ar cindi [#cnd nsb. divis. fırlama.a.] püskürme. (EYun páthos karşılığı). felsefede ruhun her türlü dış etkenden etkilenme hali. gücenme " fiil infilak < Ar falaqa yardı. çivit ~ Lat indicus a. Türkçe yazım 1980’lerden sonra İngilizce telaffuza göre düzeltilmiştir. indigo [ xx/b] endigo ~ Fr/İng indigo çivit bitkisi ve boyası ve rengi ~ İsp indigo Hint'e ait olan şey. İng individual (1. atom.ekinin işlevi açık değildir. " Hint * 1980 dolayında İngilizce telaffuza uygun olarak düzeltilmiştir.

a.a. yad ) inkılap tersine dönme. icat < Lat innovare yenilemek & Lat in. tekelinde olma " hasr inisiyatif Fr initier başlamak. 2. qarD] 1.] kesinti" kat2 < Tü irj [onom. yaratma.] yalanlama.] inleme sesi [TS xiv] inle-/inile-/inilde- innovasyon [ xx/c] ~ Fr/İng innovation yenilik. 5. hadm] yıktı inhisar sınırlandırılmış olma. neo+ inşa çıkarma. a. inşa etme " neşet ~ Ar inşâ' [#nş' IV msd.alt. aşağı ~ Lat infra ~ İngiltere [xvi] ~ İt Inglaterra Avrupa'da bir ülke & İt Ingla Angl halkı. yadsıma < Ar nakira [msd. tükenme < Ar qaraDa [msd. önayak olmak " inisiye [Bah 1924] ~ Ar inha' [#nhw/nhy IV msd.] açılma. " in+1. bir sürece veya yola veya tarikate girmesi sağlanmış kimse < Fr initier (özellikle bir yola veya yolculuğa) başlatmak. öncülük < inisiye [Bah 1924] ~ Fr initié 1. < Lat novus yeni < HAvr *newo.aşağı ~ Fr/İng infra.] çıkarma. yy'da Britanya'yı istila eden bir Cermen kavmi + İt terra toprak.] sonuca vardırma.gitmek.] altüst olma. tepetaklak olma " kalp2 [ xiv] ~ Ar inqilâb [#qlb VII msd. ülke " taraça inha kesinleştirme " nihayet inhidam Ar hadama [msd.] yıkılma < ~ Ar inHiSâr [#HSr VII msd. faizle borç aldı inkişaf ortaya çıkma " keşif inkıta inle[mek <Tü [ xiv] ~ Ar inkişâf [#kşf VII msd. 2. < Lat initium başlangıç & Lat in-girme bildiren önek + Lat itus/iter yol < Lat ire.a. yol almak " in+1. inkıraz [Neş xv] ~ Ar inqirâD [#qrD VII msd. kenarından kırptı. ortaya . başlatılmış.] ~ Fr initiative girişim. ~ Ar inhidam [#hdm VII msd.infra+/enfraHAvr *ndher. paslandı.] aşınma. ~ Ar inqiTâc [#qTc VII msd. nakr/nukür] bilmedi. Yus xiv] ~ Ar inkâr [#nkr IV msd.+ Lat novare a. kemirdi. tanımadı (= Akad nakru yabancı. önayak olmak ~ Lat initiare a. iyon inkâr [Aş. it.

internet < İng intercomputer network " inter+. çürüme " netameli ~ Ar intâc [#ntc IV msd. Lat intrare. iradesi dışında hareket etme " sevk intaç intaniye kokuşma. insektisid [ xx/c] ~ Fr/İng insecticide böcek öldüren & Lat insectum eklembacaklı (& Lat in. segman.] ılımlılık. énteron (iç organlar. akıttı insiyak [ xx/a] içgüdü (Fr instincte karşılığı) ~ Ar insiyâq [#swq VII msd. intibah "tenbih ~ Ar intibah [#nbh VIII msd.] uyanık olma . Aynı kökten Fa andar/dar (iç). = İbr 'enüş a.a. EYun entos (iç).] sonuç doğurma " netice [ xix] mikrobiyoloji < Ar intan [#ntn IV msd. dilek kipi edatı + Ar şâ'a [#şy'] istedi. allah insan [DK xiv] ~ Ar insan [#'ns] kişi < Ar ins insanlık.] damgalanma " tab * Osmanlıca ikinci anlamı Fr impression (izlenim) < presse (basım) sözcüğünün literal çevirisidir. bağırsak).] inter+ ~ Lat inter bir şeyin içinde veya iki şeyin arasında olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en-ter. uyum içinde birbirini izleme < Ar sacama [msd. tüm insanlar (= Aram 'inâş/'anâşâ a. bölmek) + Lat -cidus öldüren " in+1. iz edinme. intiba impression çevirisi) [Men xvii] damgalanma.] sürüklenme. sacm/sucüm] (musluk veya gözyaşı) aktı. Yus xiv] dilek deyimi ~ Ar in şâ'a-llâhu Allah istesin & Ar in ki.insaf merhamet < Ar niSf yarım " nısıf [Aş. " in+1 * Fr entre (a. Fr entrer (içeri girmek). +sid insicam ~ Ar insicam [#scm VII msd.a.] akışkanlık. Yus xiv] ~ Ar inSaf [#nSf IV msd. net2 [199+] ~İng internet bilgisayarlar arası ağ * İngilizce sözcük 1970’lerden itibaren kullanıldığı halde bugünkü anlamı 1984'te yerleşmiştir. a. inşallah [Aş. [ xix] izlenim (Fr ~ Ar inTibâc [#Tbc VII msd. Aram #nş.+ Lat secari kesmek.a.) biçimini alır. evcilleşme) = İbr #'nş.a.iç < HAvr *en. = Akad nişu halk. kavim ) * Arapça ismin Ar #'ns (iyi huylu ve yumuşak başlı olma. Akad eneşu (güçsüz olma. istesin + Ar allâh " şey. halsiz olma) fiil kökü ile anlam ilişkisi açık değildir.

düzen " nazım 1 intizar [Aş xiv] bekleme.intibak uyma.] yayılma " neşir ~ Ar intiZâm [#nZm VIII msd.] köşeye çekilme. [ xix] yayımlanma . sperm ~ Ar inDibâT [#DbT VII msd.Ar intişâr [#nşr VIII msd. indirme. naHr] (hayvanı) boğazını keserek öldürdü. boğazladı < Ar naHr boğazın alt kısmındaki çukur intikal taşınma. intihar ~ Ar intiHâr [#nHr VII msd.] kendini öldürme < Ar naHara [msd. yayılma.] ~ Ar intiqâm [#nqm VII msd.] faydalanma" nafia intihal ~ Ar intiHâl [#nHl VIII msd. başka bir yere gitme " nakil [Env xiv] ~ Ar intiqâl [#nql VIII msd.] başkasının fikir veya eserini kendine maletme < Ar naHala hediye etme. ~ Ar inzal [#nzl IV msd. seçim < Ar na%aba [msd. hınç duydu intisap gelme " nesep intişar [ xiv] [ xiv] ayrılma. disiplin altına alma " zabıt inziva yalnızlaşma " zaviye ip ipek iplik Tü <Tü <Tü [Uy viii+] yip ip.] öç ~ Ar intisâb [#nsb VII msd.] düzenli ~ Ar intiZâr [#nZr VIII msd. inzal akıtma. yolunu gözleme < Ar naZara baktı" nazar * "Kem göze maruz kılma" anlamı Türkçeye özgüdür. ~ Ar intifâc [#nfc VII msd. ejakülasyon " nüzul inzibat durdurulma. Tü yip ip " ip < Tü yip " ip [MŞ xiv] iplik . üstüste binme < Ar Tabaq kapak " tabak 1 intifa [ xiv] ~ Ar inTibaq [#Tbq VII msd.a. öç < Ar naqama [msd. [Kıp xiv] iblik/iplik/yiblik/yiplik . zaptedilme. CodC xiii] yipek a.] intizam olma.] örtüşme. na%b] seçti ~ Ar inti%âb [#n%b VII msd.] ~ Ar inziwâ' [#zwy VII msd. naqam] öç aldı. bir şiiri yanlış şaire atfetme intihap tercih.] seçme. 2. üreme.] bağımlı hale intikam [Aş xiv] alma.] 1. iplik [İMüh.

uyku ~ HAvr *sup-no. İng. sarsmak * Sürekli ve kararsız eylem belirten -ele. rawd] av peşinde dolaştı. irid. ortaya atılan şey.gökkuşağı" iris . usul ve örf bilgisi < Ar carafa bildi. gelir getirme. ayırt etti ırgala[mak <Tü [EvÇ xvii] ırgala< Tü ırğa. geldi" vürut irca irdele[mek YT ~ Ar ircâc [#rcc IV msd.] bilgi.[xi] sallamak.] 1. ipnotize/hipnotize [etm [Bah1924] ~Frhypnotiser psikolojik telkin yoluyla derin uyku haline sokma ~ İng to hypnotise a.< HAvr *swep. # 1847 Dr.] temel.a. getirme. olgun ~ Yun/EYun ergâtes işçi. < Tü ıra-/yıra. tez2 iptal iptida bidayet [ xiv] ~ Ar ibTâl [#bTl IV msd. sıkıntı ve mihnet verdi" bela irade [Aş xiv] iradet istenç < Ar râda [msd. kimyacı (1761-1815) < EYun íris. James Braid. özellikle pratik bilgi.* -lik ekinin işlevi açık değildir. bir borca karşılık rehin verilen şey & EYun (h)ypo aşağı. olgunlaşmak " er- iridyum [ xx/b] ~ YLat iridium bir element ^ Smithson Tennant. tanıdı.] isteme. aradı ırak Tü [Or viii] ırak uzak. [Uy viii+] yırak ~ Ar irâdat [#rwd IV msd. -t.uyumak ipotek [Cumh1932] ~Frhypothèque~EYun (h)ypotheke önerilen şey.ekiyle. İng. araştırmak irfan ~ Ar cirfân [#crf msd. amele. ırgat [Aş xiv] ırġad toprak işçisi < EYun ergázomai çalışmak " erg iri Tü [Uy viii+] iriğ büyük.] belaya tutulma < Ar balâ sınadı.olmak. özellikle < Tü ér. 2. gelir < Ar warada vardı. alt + EYun tithemi.[xi] uzaklaşmak irat ~ Ar Irâd [#wrd IV msd.] geri döndürme " rücu [CepK 1935] tedkik etmek <Tüirte-aramak.koymak " hip(o)+1. öğrendi. the. başlangıç " iptila [Aş xiv] ~ Ar ibtilâ' [#blw VIII msd. bir konuyu gündeme getirme.] geçersiz kılma " butlan ~ Ar ibtidâ' [#bd' VIII msd. tabip < EYun (h)ypnos.

ikiyüzlülük etme.almak ~ HAvr *em. 2. [ xx/a] ürkerek geri < Tü irk. xiv-xix passim xi] irkil. irin Tü [Uy viii+] irirj/yirirj cerahat < Tü iri-/yirü. prim . alaylı anlatım / İng irony a. re+. rahatsız etmek ~ Lat irritare taciz etmek & Lat in. yarmak " yar<Tü [Kıp xiv] iri * Anlam ilişkisi için karş. irmik öğütülmüş buğday unu < Tü *irimik " iri [ML xx/c] iroko chlorophora excelsa ~ uloko a.fiilinden kontaminasyon yoluyla türediği düşünülebilir. irid. köken. birikmek. birik-.* Değişken renkli alaşımlarından ötürü. Karş.toplamak. yy başlarında ortaya çıkan ikinci anlamın ürk. süsen bitkisi ~ EYun íris. kokuşmak iris [ xx/b] ~ Fr iris 1. ~ EYun eiröneia bilmezden gelme. * Güney Nijerya yerli dillerinden. biriktirmek * 20. ırmak). gökkuşağı. EYun (h)ríza (kök).kavis.1. Karş. gözün renkli kısmı. Tü [Kaş. irredantizm [191+] ~Frirrédentisme yabancı ülke yönetimindeki soydaşları gerekçe ederek yayılma siyaseti ~ İt irredentismo a.< HAvr *wers-3 söylemek irrasyonel rasyonel [DTC 1944] ~ Fr irrationel aklî olmayan" in+2. ~ İng iroko tropik Afrika'ya özgü bir ağaç.a. gökkuşağı renklerinde olan her şey. ırmak <Tü [Kıp.] 1. ironi [ xx/c] ~ Fr ironie kinaye. bitkilerde kök.geri + Lat emere. asıl irkil[mek çekilmek ~ Ar cirq [#crq msd. < İt terra irredenta kurtarılmamış topraklar ~ Lat irredemptus geri alınmamış & Lat in. 2. asıl maksadını gizleme EYun eirö söyletmek ~ HAvr *weryo. Ar wadin (yağmur suyunun açtığı yarık. 2. kuşak < HAvr *wei-1 kıvırmak * Rizomlu bir bitki olan süsene "çiçeklerinin renk zenginliğinden ötürü" iris adı verildiği tezi doğrulanmaya muhtaçtır.değil + Lat redemptus geri alınmış & Lat red. irite [etm [ xx/b] ~ Fr irriter taciz etmek.toplanmak. süsen çiçeği ~ HAvr *wlri.+ Lat ritare kaşımak " in+1 ırk soy.çürümek.a. empt. gözün renkli kısmı. DK xiv] yırmak/ırmak akarsu < Tü yır-/yar-kesmek.almak " in+2. a.

) irs » " irs ~ Ar irsâliyyat [#rsl nsb.] rüşvet alma " rüşvet ~ Ar irtiHâl [#rHl VIII msd. ölme < Ar raHala göçtü. ayak. yola çıktı" rahle irtikâp şeyi) üstüne alma. yy'm ikinci yarısında yaygınlık kazanmıştır.] gönderi < Ar ~ Ar ir6 [#wr6 msd. itibar.] islamiyeti ~ Ar irtifâc [#rfc VIII msd.] 1. unredeemed.] gönderme " resul irşat rüşt irtibat rapt ~ Ar irşâd [#rşd IV msd. itibar ~ Ar cirD [#crD msd. geri gitti" rücu * İlk kez Ekim 1908'de "Meşrutiyet devrimine karşı olanlar. 2.] doğaçlama şiir okuma. (suç veya günah) işleme " merkep irtişa ~ Ar irtişa' [#rşw VIII msd. duman lekesi . irs/ırs miras kaldı (= Aram #yrt a. a. kullanışlılık. irsaliye irsal [IVmsd.] 1. şiirde vezin birimi. 2.] miras < Ar wari6a varis idi.* İtalya'nın uluslaşma sürecinde "henüz kurtarılmamış" İtalyan topraklarını talep etme siyasetinden. ayak " rical irtidat reddetme " red irtifa yükseklik " ref [MMem xvi] [ xiv] ~ Ar itidâd [#rdd VIII msd.] bağlantı kurma " ~ Ar irtica [İkdam 1908 190+] gericilik (Fr réaction karşılığı) *irticâc [#rcc VIII msd. irtifak ~ Ar irtifâq [#rfq VIII msd. yolculuğa ~ Ar irtikâb [#rkb VIII msd. belirdi" arz1 * Türkçe ırza tasallut yerine ırza geçme deyimi 20.] yüksekte olma. f.] < Ar racaca geri döndü. is Tü [ xi] ış is. Karş. Arapçada ender olarak "bayatlama" anlamına rastlanır.] doğru yolu gösterme " ~ Ar irtibâT [#rbT VIII msd. "ona sahip olan kişileri diğer insanlardan ayıran bölme" < Ar caraDa öne çıktı. eski rejime dönmeyi savunanlar" anlamında kullanılmış görünüyor. irtical ~ Ar irticai [#rcl VIII msd.] (ağır bir ırz [DK xv] şeref. İng redeem. hazırlıksız şiir söyleme < Ar ricl 1. mülkiyeti kendine ait olmayan bir malı kullanma hakkı" refakat irtihal [Env xv] çıkma.] şeref. 2.

a. işten alıkoyma. [Uy viii+] isiğ sıcaklık. = Akad şumu a.] akıtma " sel işaret [Kut.a. Yışı. yaşı. [Kıp xiv] yışı-< Tü *ya-/yal. ishal akışkan kılma. gevşetme.] sabitleştirme. böyle verilen sinyal. işgüzar güzergâh + & Tü iş + Fa gu5âr geçiren. [MŞ xiv] issilik sıcaklık.idrar etmek " çiş * ç.biçiminin.) . ışık projektör isilik Tü oluşan kızartı <Tü [DK xiv] aydınlık.kökünden zayıf biçim olduğu düşünülebilir.] yerini bulma. alamet. Tü çişe. işgal [Men xvii] bir işle uğraştırma.] ad (= < Tü yışı.yanmak. alamet ~ Ar işârat [#şwr IV msd. rast gelme " tasvip isale ~ Ar isâlat [#syl IV msd. [ xiv] ~ Ar iSâbat [#Swb IV msd.] 1. diyare " suhulet ısı ışı[mak Tü ~ Ar ishal [#shl IV msd. parıltı < Tü ışılda-" ışı[Uy viii+] isiglig sıcaklık.] sinyal verme. parlamak (= Moğ cula ışık ) " yan- * Kısmen onomatope özellikleri gösteren bir fiildir. rahatlatma.sesi edep kaygısıyla düşürülmüş olabilir. hararet < Tü isi. 2. saptama." ışı-ışıldak YT isim/ismİbr şem a. oyalama " meşgale * Türkçe ikinci anlamı Fr occupation sözcüğünün çevirisinden türemiştir.a. parlamak.] bir işle uğraştırma. ipucu " şura2 isbat/ispat kesinleştirme.ısıtmak " ısın- Tü [ xi] yaşu-/yaşı. eda eden " iş. [KT xix] işgal-i askeriye yabancı bir toprağı askeri denetim altına alma (Fr occupation militaire çevirisi) [#şġl IV msd. göz kırparak onay verme. ~ Ar işgal * Fa kârguzar veya maslahatgüzar sözcüğünden tercümedir. sıtma.iş isabet Tü [Orviii] ış a. [LO xix] ciltte terden dolayı < Tü isig sıcak " ısı [Yus xiv] ~ Ar ism [#sm/#smy msd.yanmak. Aş xi] nişan. oyalama. kanıtlama " sebat işe[mek <Tü [MŞ xiv] [ xiv] ~ Ar İ6bât [#6bt IV msd.

kart2 . kalemtraş ~ Lat scalpellum/scalprum a.] oturtma. [MŞ xiv] yaprakları yakıcı bitki.a. esma. < Tü ışı-" ışı- < Tü isi. [TDK 1944] şua [Uy viii+] isin. İt scalmo. yerleştirme " iskandil [LF xv] ~ İt scandaglio deniz derinliğini ölçmeye mahsus düğümlü ip. isim. tesmiye ışın ısın[mak ısır[mak ısırgan ısırişit[mek işitimle ilgili Tü YT Tü Tü [CepK 1935] kıvılcım. esami. ıska iskambil brusquembille bir kâğıt oyunu iskân sükûn [AL 192+] futbolda topa vuramama (argo) [LO 187+] kâğıt oyunlarının genel adı ~ ? ~ Fr ~ Ar iskân [#skn IV msd. < Lat scalpere/sculpere yontmak * Karş. Fr escaume/escarme (ıskarmoz). bismillah. [LO xix] ~ Yun skalmós sandalda küreğin * Karş.ısınmak. elenmiş. İng scalpel (cerrah bıçağı).a.a. sıcak olmak [Uyviii+]ısır-/ısur-a. a. iskarpela ~ Ven scarpèlo [İt scalpello] ağaç yontma bıçağı.EŞKÖKENLİLER: Ar ism : besmele.duymak işitsel < Tü işit-" işit- YT [TDK 1955] * Fiil köküne -sel eklenmesi kural dışıdır." Tü [ viii] éşid-/éşit. müsemma. iskarpin [ARasim 1897-99] Avrupa tarzı ayakkabı ~ Ven scarpìn / İt scarpino hafif ayakkabı < İt scarpa ayakkabı. [ xi] ısırğan çok ısıran. ekarte edilmiş < İt scartare (iskambilde) kâğıt kaçmak. ölçek ~ OLat *scandaculum ölçek " eşantiyon ıskarmoz bağlandığı çubuk ~ E Yun skalmós a. Dissimilasyon Venedikçeden alınmıştır.a. özellikle tahtadan yontulmuş pabuç. devre dışı bırakmak ~ OLat *excartare " ex+. sabo ıskarta [KT xix] ~ İt scarto atılmış. urtica < Tü ısır.

~ EYun skeletón 1. Kan xv] rıhtım ~ İt scala basamak. andr. anlaşılmazlık.a. [LO.iskat düştü "sukut [ xiv] ~ Ar isqaT [#sqT IV msd. işkolik iş + Tü (al)kolik " iş. ~ Yun skathí bir tür ötücü kuş.a. mide ~ OFa aşkamb a. savmak + EYun aner.a. & EYun aleksö defetmek.kırmak. a. vesvese ~ Ar işkâl/aşkâl [#şkl çoğ. mumya.a. KT 187+] işkil şüphe.a.a.] engel. İng discount (iskonto) < İt discontare. işkence. tırmanmak ~ HAvr *skand. hesaptan düşme < İt scontare indirim yapmak ~ OLat excomputare a. bükmek. sken. kovmak. iskonto [ xix] iskonta/iskonto ~ İt sconto indirim. iskender [ xx/c] yoğurtlu döner yemeği < öz İskender Bursa'da bir kebapçı dükkânı adı ~ al-iskandar bir erkek adı. kuruyup büzüşmek ~ HAvr *skelskurumak işkembe [ xiv] şikembe hayvan midesi < Fa şikam/şikanb karın.kan " hem(o)+ iskemle [Arg xvi] skemli banko. şikan.a. .] düşürme < Ar saqaTa iskele [Neş. tutmak + EYun (h)aíma. ciltçi presi < Fa şikastan. < Lat scabere yontmak ~ Yun işkence [Gül xiv] ~ Fa işkanca/şikanca eziyet. tırmanmak iskelet [ 188+] ~ Fr squelette a.] karışık ve muğlak şeyler. Z. kompüter Karş. oturak skamní tabure.a. • İ.erkek. adam. t. 2. + Lat computare hesaplamak & Lat exdışa " ex+. sırtsız sandalye ~ Lat scabellum/scabillum a.) sözcüğünden adapte edilmiştir. özellikle Büyük İskender ~ aléksandros "er savan". işkil [Men xvii] eşkâl şüpheli ve muğlak şey.a. kuruyup büzüşmüş şey. a. belirsizlik. & EYun is%ö durdurmak. er iskete [Arg xvi] skete carduelis spinus ~ EYun skánthos a. zorluk < Ar şakala ket vurdu * Arapça sözcük biçim bakımından #şkl kökünün ifcal masdarı ise de çoğul ad olarak kullanılır. ezmek. alkol [ 200+] iptila derecesinde işe düşkün kimse & Tü * İng workaholic (work + alcoholic. merdiven. iskelet < EYun skellö kurumak.a.basmak. müşkilat < Ar şakl2 [msd. ~ Fa işkanba/şikanba iskemi [ML xx/c] ~ Fr ischémie kan dolaşımında duraklama ~ EYun is%aimia a. Eyüboğlu'nun sözcüğü Karadeniz Rumcası'ndan türetme çabası orijinaldir. gemilerin yanaştığı rıhtım ~ Lat scâlae (*scand-sla) merdiven < Lat scandere basamak çıkmak. eziyet etmek ~ OFa şkastan.

ismet [ xiv] ~ Ar ciSmat^ [#cSm msd. bir din " selam işlem YT [Fel 194+] ameliye < Tü işle-" iş.OFa âbespurdan. simge. alamet ~? OFa *nişmâr a. < OFa oşmürdan. [TS xv xv] sıklık islim = Tü istim" istim [LG 188+] göz ucuyla beyan-ı hal. .iskorpit [EvÇ xvii] ~ Yun skorpídi zehirli dikenleri olan bir balık < Yun/EYun skorpíos akrep < Sam [#cqrb] a. farketmek * Aynı kökten Fa şimar (sayı). sanmak. esirgeme isnat senet [MMem xvi] ~ Ar isnâd [#snd IV msd. sağaltma.] dayandırma" isot + [Kan xv] ıssı ot her türlü baharat. [Fel 1942] fonksiyon * Türkçede örneği bulunmayan -(e)v eki. [MŞ xiv] isfanâ% ~ Fa ispanâ%/ispânac bir & Tü . ıslah [Mercimek xv] < Ar SalaHa iyi veya uygun idi ~ Ar iSlâH [#SlH IV msd. [LO xix] acı biber ıssı sıcak + Tü ot" ısı. saflık. işaret (argo) » [ 186+] buhar işmar Erm nşmar işaret. anlamak. Moğ usula. +ev < Tü işle-" iş işlev YT [Kutxi] ~ Ar islâm [#slm IV msd. spinacia oleracea ~ OFa spanâk a.(güvenceye almak. ısmarlamak) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. bazı Kıpçakça örneklere nisbetle Öz Türkçe kelimeler üretmekte kullanılmıştır. uyum sağlama " sulh islam boyun eğme. sakınma.a.] düzeltme. Env xiv] ısmarla.a. oşmâr. a. teslim olma. ot ıspanak sebze. ıslık Tü? [Kıp xiv] sığlık a.tevdi etmek. su katmak * Karş. emanet etmek " sipariş * Erm absbar. [Men xvii] zencefil. 2. şumurdan (saymak).a. ısmarla[mak [Har xii] osparla-. günahsızlık < Ar caSama koruma.] 1. " akrep ısla[mak " su <Tü [Kıp xiv] ısıl-/ısla< Tü *sıw-la-nemlendirmek. [DK.a.saymak. âbespâr.a. özellikle hayvana su vermek) < usu (su)..] leke ve günahtan korunmuşluk.(sulamak.

baharatçı < İt spezie baharat. Karş. özellikle kimyasal madde veya ot türü " spesiyal * İng spice < Fr épice (baharat) biçimleri Latinceden alınmıştır.a.] bir tür ~ Yun spároi [çoğ. OYun spanáki(on) > OLat spinaceum > İng spinach.gözetlemek * Aynı kökten Lat specere. EYun skopeo (bakmak. seyretmek ~ HAvr *spek. ~ Ger *spehön gözetleyen. -d. * Aynı kökten İng finch (a. ispanyolet [Bah 1924] pencere kilit mekanizması < öz espagnol İspanyol ispari benzer bir balık [ xvii] ~ Fr espagnolette [küç.a.a. incelemek). görünüm. ~ EYun spyris. eczacı ~ İt speziale attar. ispiritizma [KT 189+] ~ Fr spiritisme medyum aracılığıyla ruh çağırma ~ İng spiritism a. sképtomai (gözden geçirmek. şifalı ot ~ Lat species 1. ispermeçet [LO xix] ~ YLat spermaceti ispermeçet balinasından elde edilen güzel kokulu beyaz muma benzer madde & Lat sperma sperm + Lat cetus balina " sperm ispinoz [Arg xvi] fringilla ~ EYun spínos/spíza a. biçim. ticari eşya çeşidi. < İng spirit ruh ~ Lat spiritus a.a.a. a. . işporta [LO 1876] ışporta iki kulplu yayvan sepet ~ İt sporta ince tahta yongasından örülen yayvan ve iki kulplu sepet ~ Lat sporta a. 2.a.a.a.a. ~ Yun spínos bir tür ötücü kuş. çeşit.a.a. gözlemek). tür. spyrida. " spazm ispazmoz » ispençiyar [EvÇ xvii] attar.* Orta Farsçadan Yunanca yoluyla Batı dillerine geçmiştir. spazm ~ " ıspazmoz ıspatula [ xx/a] spathula < Lat spatha kürek. sepetle dolaşan satıcı" anlamında. ~ HAvr *(s)ping. # 1854. 3. gözcü < Ger *spehjan gözetlemek. " espri ispiyon [Bah 1924] hafiye ~ Fr espion casus ~ İt spione a.). enli bıçak " apolet ıspazmoz/ispazmoz E Yun spasmós. • Yunanca sözcük muhtemelen eski bir Akdeniz dilinden alınmıştır.] < Yun spáros karagöze ~ İt spatula küçük ve enli bıçak ~ Lat [ xix] ~ Yun spasmós kasılma. * İşportacı "sepetçi.

Lat stare. sta-. saraf] gözardı etti.a. birlikte yeyip içme < Ar caşara birlik oldu " aşiret ıssız <Tü [DK xiv] issüz sahipsiz. politik * Türkçeye Yunancadan alınmış kent adlarında rastlanan eis öneki.(durdurmak. durum). malik =? Tü İ5i/ istaka/ıstaka Ger *stakön sopa " atak2 * Karş.~EYun ıstampa [ xix] ~ İt stampa damga ~ Ger *stampaz havan.(direk). gözden kaçırdı ısrar gıcırdadı. HAvr si-stâ. +oid ~? Yun . 2. Karş. eis Nikaían > İznik (iç İznik. EYun stöis. değnek ~ < Tü iss [xiv DK] sahip. İng stick. < Lat stâre. stat-. iç şehir. baskı aleti < Ger *stap-/*step.şimdiki zaman kökünden > Lat stenare (durdurmak). İstanbul" eis+. Yus xiv] ~ Ar cişrat^ [#cşr msd. ayak basmak.] azıtma. HAvr stâ-na.basmak. Alm stehen (durmak).israf [Kıp xiv] . HAvr sts-n(â).a. istakoz/ıstakoz astakós a. stake (sopa). durma. nefs-i İznik). * HAvr *sta.a. metruk iğe/iye [viii+ Uy] a. konak).a.fiil adından > Ave stâna. trachurus staurídi haç gibi olan < Yun staurós haç " istavroz.reduplikatif kökünden > Lat sistere (durdurmak).a. kaldırmak). EFa/Ave stâya. Ave stüna. Lat *staurare (dikmek. Galata'ya kıyasla İstanbul'un sur içi bölümüne verilen ad & Yun eís iç + Yun e pólis şehir. yoldaşlık.kökünden > EYun (h)istemi. < Ar Sarra işret [Aş. vilayet merkezi olan yerleşimi anlatır. duruş. idari amaçla toplanan sayısal bilgiler [xvii]. İng stand (durmak. HAvr stöu.] a.a. uygulamalı matematik [xviii] < Alm staat devlet ~ İt stato " statü istavrit [ xvii] bir balık türü. cırcır böceği gibi öttü ~ Ar iSrâr [#Srr IV msd.a. ihmal etti. [Gül xv] boşa harcama ~ Ar israf [#srf IV msd. eis Ámison > Samsun vb. durak ~ Lat stâtio a. ölçüyü kaçırma. boşa harcama < Ar sarifa [msd.] birliktelik. durma yeri. taşırma. = EYun ostéon kemik " oste(o)+ [Menxvii] ~ Yun astakós a. Osmanlıca nefs-i filan tamlamasıyla ifade edilen. İstanbul [ xiv] stambol/istambol ~ Yun sten póli < Yun eis ten póli şehir içi.a. " iye iştah » [Aş xiv] işteh " iştiha [ xx/b] bilardo sopası ~ İt stecca sopa. adım ~ HAvr *stebh. dikmek).(durak.a. stat. Lat stâns (duran). istasyon [ xix] ~ Fr station 1.durmak ~ HAvr *stâ.pekiştirme biçiminden > EYun staurós. istatistik [ NK em al 18 71 ] ~ Fr st at is ti qu e~ Al m statistik devlet idaresi sanatı. özellikle Konstantin kenti.

kural tanımazlık.dikmek. Ancak Bulgarca.* Aynı balığın Yunanca adı savrídi muhtemelen EYun saûros/saúra (1. 2. aceleci ~ Ar isticwâb [#cwb X msd. sayb] (su) aktı ~ Ar isti'âb [#syb VIII msd.] acele etme. tıkmak .] cevap ~ Ar istidcâ' [#dcw X msd. hacim < Ar saba [msd. sorgulama " cevap istida çağrı. keyfi ve mutlak yönetim < Ar badda [msd. Türkçe istavrit cinslerini ifade eden sarı balığı/sarıkuyruk/sarıkanat biçimleri muhtemelen Yun savrí/savrídi'den alıntıdır. eğilim. durdurmak < HAvr *stâ.] bir şeye hazır istif [MMem xvi] istifa ambara yığmak. (bir sıvıyı) istibdat ~ Ar istibdâd [#bdd X msd.] çağırma. davet etme.durmak " sütun işte iste[mek istem YT <Tü Tü [TS xiv] uşda/üşte & Tü uş işte (işaret zarfı) + Tü da/ta ? " şu [Uy viii+] izde-/iste. kazık ~ HAvr *stau-ro. istif. • İt saurella. istiflemek. aramak < Tü iz " iz [Fel 194+] isteme yetisi. Lat lacerta) ile alakalıdır. Rusça stavrid/stravrida biçimleri. istavroz [Men xvii] ~ Yun staurós haç ~ EYun staurós direk. istiap içine alma. Fr saurelle (istavrit balığı) Yunancadan alınmıştır. dağıttı istical olma " acele isticvap isteme.) ~ Lat stipare sıkıştırmak. gemi ambarı < İt stivare istiflemek (= Yun stoiba/stoibâzö a. [Men ] istif ~ İt stiva 1.] başına buyrukluk. irade < Tü iste-" iste-. badd] saçtı. bir tür dev deniz yaratığı. 2. ~ Ar isticdâd [#cdd X msd. Romence.a. yetenek " add [Aş xiv] ~ Ar isticcâl [#ccl X msd. +inç [ xix] ~ Fr hystérie psikiyatride bir ruh hastalığı < Tü iste-" iste-istenç YT [ 196+] irade isteri/histeri < Fr hystérique kadınlara özgü olduğu varsayılan aşırı duyarlık hali ~ EYun (h)ysterikós rahime ait < EYun (h)ystéra rahim " hister(o)+ * Eskiden isteriye rahim salgılarının düzensizliğinin yol açtığına inanıldığı için.izlemek. Yun stavridís yan-biçiminin de mevcut olması gerektiğini düşündürür. başvuru " davet istidat olma.] su tutma. takip etmek. kertenkele.

] arzulama.] çaba ile elde . ~ Ar istifrağ [#frġ X msd. evrilme. hakediş < Ar Haqqa hak idi" hak1 istihkâm tahkim etme " hüküm istihlak helak istihsal etme. üretme " husul [ xiv] [Neş xv] ~ Ar istihbar [#%br X msd. (böcek) hal değiştirme " hal1 istihare [ xiv] ~ Ar isti%ârat [#%yr X msd.istifa af dileme " af istifade fayda istifham sorgulama " fehim istifra " ferağ iştigal [Mercimek xv] af dileme ~ Ar isticfâ' [#cfw X msd. ~ Ar istihlâk [#hlk X msd. ~ Ar istihdam [#xdm X msd.] hak ~ Ar istiHkâm [#Hkm X msd.] hafifseme" ~ Ar istiHqâq [#Hqq X msd. bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için dua ile uykuya dalma < Ar %ayr hayır " hayır2 istihbar haber toplama " haber istihdam koşma.] tüketme " ~ Ar istiHSâl [#HSl X msd. kusma [ xiv] ~ Ar iştigâl [#şġl VIII msd.] hizmete ~ Ar istihfaf [#%ffX msd.] ~ Ar istifâdat [#fyd X msd.] sorma.] haber sorma. arzu " ~ Ar istiHâlat [#Hwl X msd.] gına getirmek.] içini boşaltma. hizmetçi olarak çalıştırma " hizmet istihfaf hafif istihkak etme.] uğraşma" meşgale ~ Ar istiğfar [#ġfr X msd.] pekiştirme. ~ Ar iştihâ' [#şhw VIII msd.] hayır dileme.] yararlanma " [ xiv] ~ Ar istifham [#fhm X msd.] (bir süreç istihale içinde) dönüşme.] istiğfar [Gül xiv] merhamet dileme < Ar ġafara merhamet etti" mağfiret istiğna zenginliği reddetmek " gına iştiha şehvet ~ Ar istiğna' [#ġny X msd.

bir kelimeyi diğerinden türetme. 3. 2. böldü " şık1 istikamet ~ Ar istiqâmat [#qwm/qym X msd.] 1.] faiz ile istila ~ Ar istilâ' [#wly X msd. küçümseme.] 1.] işe koşma. ~ İng steamboat buharlı gemi" [Tarik 1885] .] alay. istibdat" anlamında kullanımına 19.] egemen olma. istikrah iğrenme " kerh istikrar kararlı olma " karar istikraz borçlanma " inkıraz ~ Ar istikrah [#krh X msd. aşağılama < Ar iştikak ~ Ar iştiqâq [#şqq VIII msd. [ xix] (buhar makinasında) buhar [ xiv] ~ İng steam buhar ~ ~ Ar isticmâl [#cml X msd. 2. özellikle bir hükümdarı hiçe sayarak itaati reddetme. saymama. hükümranlık " ekalliyet * Klasik kullanımda olumsuz bir kavram iken en geç 15. teknik terim " sulh istilzam gerektirme " lüzum istim Ger *staum. etimoloji < Ar şaqqa yardı. başka hükümdar tanımaksızın hüküm sürme. yönetti" velayet ıstılah konvansiyon.] istiklal [Neş xv] ~ Ar istiqlâl [#qll X msd. 2. yy sonlarına dek rastlanır. misafir kabul etme " kabul ~ Ar istiqbâl [#qbl X msd. haz&rsquo] alay etti. yönseme. istikbal [Neş xv] ağırlama 1. hiçe sayma. yarma. düzenleme. özellikle zorla egemenliği üstlenme < Ar walâ başında durdu.] dimdik durma.buhar istimal işletme " amel istimbot istim.istihza haza'a [msd. isyan etme.] gerek sayma. "İsyan. dümdüz gitme.] aşırı derecede ~ Ar istiqrâr [#qrr X msd. bir şeyi ikiye bölme. ~ Ar istilzam [#lzm X msd. bağını koparma. yy'dan itibaren kısmen olumlu anlam kazanmıştır. yön" anlamı Türkçeye özgüdür. doğruluk < Ar qâma durdu " kamet * "Doğrultu.] son derece ~ Ar istiqrâD [#qrD X msd. yönelme. aşağıladı ~ Ar istihza' [#hz' X msd.] 1. 2. bot2 ~ Ar iStilâH [#SlH VIII msd.

] 1. ortak oldu " şirk ıstırap istirdat geri alma " red istirham dileme. ağırsama.] küçümseyerek reddetme.] mülk ~ Ar istimna' [#mnw/mny X msd. 2. dinlenme " rahat iştirak ~ Ar istinTâq [#nTq X msd.] meni ~ Ar istinâd [#snd VIII msd.a.] merhamet istiridye [Men xvii] istiridya ~ Yun streídia [çoğ.a. ~ Ar istirHâm [#rHm X msd. istiskal ~ Ar isti6qâl [#6ql X msd.] danışma. kopya etme < Ar nus%at kitabın temize çekilmiş hali.] ortak olma. istişare görüş sorma < Ar şürâ danışma " şura2 ~ Ar istişârat [#şwr X msd. tahammül edememe " sıklet "Aşağılama" anlamı Türkçeye özgüdür. ağır bulma.a. mastürbasyon " meni istinat olarak alma " senet ~ Ar istimlak [#mlk X msd.] bir deniz kabuklusu < Yun streídi(on) a. birinden rahatsız olma. Fr huître < Lat ostreum (a. şirâ'] satın aldı istirahat soluk alma.) < EYun. .] (sanığı) ~ Ar iştira' [#şry VIII msd. HAvr *ost. dayanak istinkâf ~ Ar istinkaf [#nkf X msd. kopya " nüsha istintak konuşturma. reddetti istinsah ~ Ar istinsâ% [#ns% X msd.] satın alma < Ar şarâ [ xiv] istirahe [Env xiv] ~ Ar istirâHat [#rwH X msd.] dayanma.istimlak edinme. mülke el koyma " mülk istimna çekme. ortak alma < Ar şariqa paylaştı.] yazıya dökme.] ~ Ar iştirâq [#şrq VIII msd. rica etme " rahmet1 » " ıztırap ~ Ar istirdâd [#rdd X msd. soruşturma " nutuk iştira [msd.] geri isteme. ~ EYun óstreion a. gurur göstererek bir şeyden kaçınma < Ar nakafa küçümsedi.kemik veya kemiğe benzer kabuk " oste(o)+ * Karş. İng oyster.

] ürününden istisna ~ Ar isti6nâ' [#6ny X msd. a. [ xix] itfa-i düyun borcun faiziyle beraber ~ Ar iTfa' [#Tf’ IV msd. spicara flexuosa < Yun/EYun strongylos yuvarlak * İzmarite oranla daha yuvarlak şekilli olduğu için. işve isyan isyan etti. 2. İtalya'ya ait. hariç tutma = Ar 8unyâ' ikircik. it[mek Tü [Kaş xi] it. ~ Fr italique 1. ita bağışlama.] söndürme < Ar Tafa'a [msd. < Ar İ8nân iki " sani iştiyak duyma " şevk istizah isteme. KT xix] istrongilo izmarite benzer bir balık.a.a. 2. ~ Ar icTâ [#cTw IV msd.] boyun eğme. Tufu'] söndü 1872'de İstanbul'da kurulan yangın söndürme teşkilatına < Ar iTfa' [IV msd. ödeme " atiye itaat [Env xv] tav olma < Ar Taca boyun eğdi" tav1 italik [ xx/b] eğimli matbaa yazısı < öz İtalie İtalya * Venedikli yayıncı Aldus Manutius (1449-1515) tarafından geliştirildiği için.] asi olma < Ar caSâ [Or viii] ıt köpek * Adı geçen hayvanın özgün Türkçe adıdır. dışlama.a.] hediye etme < Ar ithaf tuHfat hediye " tuhaf .] söndürme " itfa ~ Ar itHâf [#tHf IV msd. itfa eşit taksitlerle ödenmesi itfaiye verilen ad [Men xvii] söndürme.] 1. yy'da "iri bir tür köpek cinsi" anlamında kullanıma girmiştir. tarz " şive ~ Ar ciSyân [#cSy msd. bir yemin veya sözleşmeyi hukuken geçersiz kılacak şekilde (kötü niyetle) bir şart ileri sürme. baş kaldırdı it Tü [ xiv] ~ Fa işwa/şrwa naz.] ödül verme. eda. İtalyan tarzı. sömürme " semere ~ Ar isti6mar [#6mr X msd. soruşturma " vuzuh [Yus xiv] ~ Ar iştiyâq [#şwq VIII msd. Köpek sözcüğü 14. ~ Ar iTâcat^ [#Twc IV msd.] şevk ~ Ar istîDâH [#wDH X msd.] açıklama ~ Yun strongylo istrongilos [LO.istismar yararlanma.

] adet edinme. denk gelme. saygı gösterme. 2. denk geldi" muvaffak . saygı. şans . salıverme. 2. ders " ibret itidal yolu izleme " adl [ xiv] ~ Ar ictidâl [#cdl VIII msd. bir dine veya mezhebe bağlanma. ad verme " talak itriyum İsveç'te bir kasaba ittifak [ xx/b] ~ YLat yttrium bir element < öz Ytterby [Kut.] 1. sayı sayma.] bildiğini kabul etme ~ Ar i'tilâf [#'lf VIII msd.] dengeli olma. kapsamını genişletme. uzlaşma < Ar wafiqa uydu. boşama. söz veya görüşle karşı çıkma " arz1 itiyat alışma " adet2 itlaf öldürme " telef ~ Ar ictiyâd [#cwd VIII msd. bağlı olunan din veya mezheb " akit1 itilaf anlaşma " ülfet itimat [Gül xiv] dayanak kabul etme < Ar camada dikti.] 1.ithal ~ Ar id%al [#d%l IV msd. uyuşma. uzlaşma. hayvan ıtlak [ xiv] salıverme ~ Ar iTlâq [#Tlq IV msd.] töhmet altında bırakma. 2. orta itikat [Aş xiv] ~ Ar ictiqâd [#cqd VIII msd. saygınlık < Ar cibrat^ öğüt.] uyum sağlama.] içeri sokma " dahil1 itham [TS* xv] ~ Ar ittihâm [#whm VIII msd. önüne çıkma.] sözleşmeyle bağlanma.] 1. azat etme. sayma.] güzel koku.] ilgi ve özen itiraz [Env xiv] ~ Ar ictirâD [#crD VIII msd.] güvenme.] telef etme. yolunu kesme. kısmet. bırakma. diredi" amut itina gösterme " inayet ıtır/ıtritiraf " irfan [ xiv] ~ Ar ciTr [#cTr msd. suç kuşkusu isnat etme < Ar wahama yanlış kuşkuya kapıldı" vehim * Arapçada varolmayan #thm kökünün IV masdarı olduğu zannıyla Osmanlıcada da bazen itham yazılmıştır. genelleme. ~ Ar ictimâd [#cmd VIII msd. denk gelme. parfüm ~ Ar ictirâf [#crf VIII msd. 2. ~ Ar itlaf [#tlf IV msd. Aş xi] 1.Ar ittifâq [#wfq VIII msd. ~ Ar ictinâ' [#cny VIII msd.] uyma. itibar [ xiv] ~ Ar ictibâr [#cbr VIII msd.

Fr.acele etmek " ivedi [TDK 1944] fizikte akselerasyon iyal/ayal [Kut.[1 94 2 YT ] iyiye yormak < Tü iyi " iyon [ xx/b] ~ YLat ion artı veya eksi elektrik yüklü atom ~ E Yun iön giden < E Yun eîmi. iter (yol) EŞKÖKENLİLER: EYun (h)íemi : disprosyum. komite. birleşme " ~ Ar iTTilâc [#Tlc VIII msd. [TDK 1944] a. Aş xi] ~ Ar ciyâl [#cwl çoğ. inisiyatif. < Tü év-acele etmek ıvır zıvır ikil ıvır zıvır değersiz şeyler ivme YT [T S xv] apur sapur darmadağınık.] karşılık. iod.] bağlantılı olma. Kıp xiv] iye * Türkiye Türkçesinde16. primitif. başarı. malik.a. tanışık ~ Ar ittiSâl [#wSl VIII msd. koitus.gitmek. eyi i yi ms er iyi [Uy viii+] édgü iyilik (isim). bedel verdi ivedi YT ~ Ar ittiHâd [#wHd VIII msd. yol almak ~ HAvr *ei. [Uy viii+] iğe/iye . [Men ] eyü < Tü éd varlık. [ xx/b] " abuk sabuk < Tü év. kimyacı ~ EYun iode menekşe rengi < EYun íon. yy'dan sonra ender rastlanan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır. iyi Tü vulg. ~ Ar ciwaD [#cwD msd. elde edilen şey. servet. ambülans. iyon Lat ire : ambiyans. [İMüh xiii] éygü . [LO xix] abur cubur karma karışık.a.ittihat vahdet ittila olma " talih ittisal bitişik olma " vasıl ivaz [Neş xv] tazminat < Ar câDa yerine koydu. [TS xv] ivedi acele. iyi (sıfat). iyilik " etYT [ Fe l 19 4+ ] ni kb in < Tü iy im se . i. [DK xiv] éyü . kont. [TS xiv.menekşe .] tanıma. efendi.a. transit iyot [1891] ~ Fr iode bir element #1812 Gay-Lussac.] bakmakla yükümlü olunanlar. çoluk çocuk < Ar ciyyal bağımlı aile fertlerinin her biri" aile iye Tü [ viii] idi sahip. bedel. inisiye. • Aynı kökten Lat ire/itare (gitmek).] birlik. * İyonlaşmış parçacıklar anot ve katoda doğru gittikleri için.

] boyun eğme. sıkışma. -ut ile telaffuzu Güney İtalya lehçelerine özgü sbanduto biçimine işaret eder. villa < Ar izbe cazaba [msd.eş.] sıkma. kalabalık etme. toprakta saban izi ~ Fr/İng is(o). uzaklaştı izdiham [Env xiv] ~ Ar izdiHâm [#zHm VIII msd. çiftlik. eklenme. kalabalık etti" zahmet * Arapça iftical vezninde z'den sonra t > d ötümlüleşmesi görülür. aslen bir şeye ait olmayıp sonradan katılma. 3.] (metal veya buz) iz(o)+ bileşiklerde) ~ EYun Isos eşit. Lat viola ve EYun íon < wíon biçimleri muhtemelen eski bir Akdeniz dilinden alınmıştır. banal * Karş. sürgün etmek ~ OLat *exbandire a. gramerde bağıl cümle veya isim tamlaması. İng bandit < İt bandito (haydut.] ağırlama " izzet izbandut/ızbandut [EvÇ xvii] izbandîd korsan. aynı (sadece ~ Ar iSâbat [#5wb IV msd. 5awabân] eridi izafe [ xiv] izafet ilgi ~ Ar iDâfat [#Dyf IV msd. ilinme. cuzbat] uzak idi. ~ Ar izâlat [#zwl IV msd. haydut ~ İt sbandito sürgüne veya ağır cezaya mahkûm edilmiş kimse. berrak ve anlaşılır kılma " vuzuh izale zeval [ xiv] ~ Ar îDâH [#wDH IV msd. aynı izabe eritme < Ar 5âba [msd.] evlenme < Arapça iftical vezninde z'den sonra t > d ötümlüleşmesi görülür. forsa.] kır evi. yoketme " izan ~ Ar iScân [#5cn IV msd. eşkiya).] 1. iz Tü [Uy viii+] iz ayak izi. ızbandut » "izbandut ~ Ar cizbat^ [#czb msd. mahkûm etmek. birinin üstünlüğünü kabul etti izaz [Yus xiv] ~ Ar iczâz [#czz IV msd. akıl yoluna gelme < Ar Saçana boyun eğdi.] aydınlatma.] giderme.* Menekşe rengi buharından ötürü. . sıkıştırdı. a. zahmet < Ar zaHama sıktı. izdivaç Ar zawc eş " zevç ~ Ar izdiwâc [#zwc VIII msd. < Ger *bandan yüksek sesle ilan etmek " ex+. felsefede görecelik " ziyafet izah netleştirme. 2. hükümlü < İt sbandire (bir hüküm veya ferman) ilan etmek.

izmarit1 [LG 188+] yarısından çoğu yanıp söndürülmüş sigara (argo) ~ İt smarrito 1. smarid. a.a. şaşırmak ~ Ger *marrjan şaşırmak.] kulak verme. ziyan.] kudret. spicara smaris izmihlal [Men xvii] ~ Ar iDmiHlâl [#DHl msd. a. yalnızlaştırmak < İt isolare kanal açarak bir yeri karadan koparmak. saygınlık < Ar cazza güçlendi. Aş xi] itibar. kuruma. a.< HAvr *mers. 2. 2. . kurudu < Ar DaHala (su) kurudu * Arapça sözcüğün gramatik formu benzersiz olup klasik dönem gramercileri arasında tartışma konusu olmuştur.) izlenim YT [Fel 194+] intiba < Tü izlen-" iz * İntiba < Ar Tabc (damga basma. bir dileği kabul etme < Ar a5ina dinledi. kulak verdi < Ar u5n kulak (= Aram 'ednâ a. DK xiv] ~ Ar İ5n [#'5n msd. ada yapmak ~ OLat insulare a. iz bırakma) sözcüğüne kıyasla üretilmiştir. ateş yakılan yer. bar(o)+ ~ Fr isobar eş basınç çizgisi & izole [etm [DTC 1943] izole etmek/izolasyon ~ Fr isoler yalıtmak.] kaybolup gitme.a. top(o)+ ıztırap/ıstırap sarsılma. [ xix] ~ Yun smarída bir tür balık. kuşkuya düşmek izmarit2 . kayıp. < Lat insula ada " ensülin izomorf isomorphe eş biçimli " iz(o)+.EYun smarís. şaşkın ve sarsılmış olma " darp [MMem xvi] ~ Ar iDtirâb [#Drb VIII msd. izobar [ML xx/c] EYun ísos eşit + EYun báros ağırlık " iz(o)+. değer buldu ~ Ar cizzat^ [#czz msd. şaşkın < İt smarrire 1.ızgara [Arg xvi] skara/skere ~ Yun skará et kızartmak için kullanılan demir hasır ~ EYun es%ârâ ocak. kaybetmek. = Akad uznu a. tanrılara adak olarak et kızartmak izin/izn[Yus. morf(o)+ izoterm term(o)+ [ xx/b] kimyada eş biçimli (molekül) [ xx/b] ~ Fr ~ Fr isothèrme eş sıcaklık çizgisi " iz(o)+. kuşkuya düşmek ~ HAvr *mors-eyo.şaşmak.] izzet [Kut. güç. dağılma < Ar iDmaHalla kaybolup gitti. izotop [ML xx/c] ~ Fr/İng isotope periyodik tablodaki yeri aynı olan elementler #1913 İng Frederick Soddy & EYun ísos eşit + EYun tópos yer " iz(o)+. Osmanlıca sözcük ise Fr impression < presse çevirisidir. onur.

jaketatay [ xx/a] ~ Fr jacquette à taille bir tür uzun kesimli ceket & Fr jacquette ceket + Fr taille kesim. Buffon.soy. silahlı birlik.~ HAvr *kons-mo. arma * Osmanlı Devletinde jandarma teşkilatı (bu isimle) 20 Kasım 1879'da kurulmuştur. Amer. doğabilimci (1707-88) ~ Port ~ Tupi yaguara her tür büyük yırtıcı hayvan jakar [ xx/b] Jacquard Fransız tekstilci (1752-1834) ~ Fr jacquard bir dokuma türü ~ öz François J.jaguar [ xx/b] ~ Fr jaguar kedigillerden bir vahşi hayvan.a. kavim ) + Lat arme silah " janti. hırs. janjan » " şanjan . kırsal polis teşkilatı < Fr gens d'arme silahlı adamlar & Fr gens (bir miktar) adam (~ Lat gens.< HAvr *yâ. kıskançlık. gent. M. Fr. tay2 jakoben [Birikim 1978] siyasette devrimci yöntemleri savunan kimse ~ Fr jacobin Fransız ihtilali esnasında (1791) Paris'te St Honoré sokağındaki eski St Jacques manastırında toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad < Jacobus St Jacques de Compostelle. Tevrat'a göre İshak'ın oğlu ve İsrailoğullarının atası jakuzi [ xx/c] püskürtmeli banyo küveti püskürtmeli küvet markası # 1948 Jacuzzi Bros. arzu etmek jambon [xx/a] ~Frjambon tütsülenmiş domuz budu<Fr jambe but ~ OLat gamba a.istemek. jandarma [ 1879] ~Frgendarme [xvii] 1.a. ~ Ger *hamma. ~ marka Jacuzzi jaluzi [ xx/b] ~ Fr jalousie 1. 2. pompa imalatçısı. boy " ceket. aşırı gayret ~ HAvr *yes. 2.a.. felis onca # Georges-Louis L. bir tür perde < Fr jaloux kıskanç ~ OLat zelosus < EYun zelos öfke. bir hıristiyan azizi < yacqöb Yakup.

halka şeklinde bükmek. a. jant [xx/b] ~Frjante teker çerçevesi~OLatcambito tekerlek. cool (soğuk). doğurma. zemin. argo * Nihai kökeni belirsizdir.yazımı tercih edilmektedir. a. Fr glace/İng glass (cam) sözcüğü Lat glacies'ten türemiştir. genersoy. jeoloji jel [ML xx/c] ~ İng jel jöle veya jelatin kıvamında olan madde < İng jelly jöle ~ Fr gelée a. kıvırmak janti [ xx/c] ~ Fr gentil zarif. kibar./ İng ge(o). İng cold. üretici. yavrulamak. aynı dönemde doğanlar ~ Lat generatio < Lat generare doğurmak. üreten " jenerasyon ~Fr . jeodezi. cins ~ Lat genus. ~ Lat gelata < Lat gelare dondurmak.soy. katılaştırmak ~ HAvr *gel-2 soğuk. üretmek < Lat genus. doğuş. kavim.a. geometri. 2. * Almancadan alınan geometri haricindeki türevlerde Türkçe jeo.soy. gent. [DTC1944] ~Frjargon bir meslek zümresine jartiyer [192+]jaretyer kemere bağlayan düzenek < Fr jarret bacağın iç tarafı ~ Kelt je(o)+/ge(o)+ toprak.< HAvr *gens. 2.a. asil < Lat gens. jöle " jel jenealoji [Bah 1924] [ML1969] ~ Fr gelatine a. aşiret. jelatin gelato donmuş. üremek. halka ~ Kelt ~ HAvr *kambto. jarse » " jerse ~Frjarretière çorabı ~ Fr gé(o). ırk " genetik jeneratör [Bah 1924] elektrik üreten motor générateur 1.janr gener. efendi ~ Lat gentilis "ailesi belli olan".tekerlek < HAvr *kemb. yeryüzü ~ E Yun ge/gaia a. soylu. donmak * Aynı kökten Lat glacies (buz). Coğrafya biçimi Arapça aracılığıyla Yunancadan alınmıştır. ~ İt gelatina < İt ~Frgénéalogie soyağacı jenerasyon [ 192+] nesil ~ Fr génération 1.yer. ırk " genetik [ xx/a] tarz. EŞKÖKENLİLER: E Yun ge : coğrafya.doğurmak " genetik jargon ait özel dil.a. ~ Lat generator doğuran. aile ~ HAvr *gnsti. uslup ~ Fr genre tür.

< HAvr *gens-doğurmak " genetik jenosid [ xx/c] ~ Fr génocide soykırım / İng genocide a. dais. Amer.a. bir tür dans " jikle . jenetik » " genetik jenital/genital [ xx/b] ~ Fr génital üreme organına ait ~ Lat genitalis a. genit.a. jeodezi [Bah 1924] ~ Fr géodésie arazi ölçümü & EYun ge toprak + EYun daiö. 2. gener-" general [ xx/b] filmin başlangıç bölümü. < HAvr *ye. fungisit. ^ 1944 Raphael Lemkin. "Markasız ürün" anlamı çağdaş İngilizce kullanımdan alınmıştır. alelumum.]. ırk + Lat -cidus öldüren " genetik.bölmek. pay etmek " je(o)+ jeoloji jeriyatri » [Hay 1959 195+] [Bah 1924] ~ Fr géologie yerbilim" je(o)+. fıskiye. < Lat gignere.a. genele ait.a. fışkırtılan şey. hava püskürtme esasına dayalı uçak motoru < İng to jet püskürtme. " geriyatri ~Frjersey bir tür yünlü ~ Fr geste davranış. 2. jeton [ xx/b] ~ Fr jeton (kutuya) atılan şey.a.kılmak. su fışkırtma ~ Fr jeter atmak ~ Lat iactare a.üretmek. hoplama. gest.atmak * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı 1941'de kullanıma girmiştir. < Lat iacere. filmin başlangıç * Fransızca sözcüğün ikinci anlamı eskiden sinema filminin bilet almadan da seyredilebilen tanıtıcı bölümü için kullanılmıştır. doğurtmak ~ HAvr *gi-gns. eylemek jet [ xx/b] ~ İng jet 1. ~ HAvr *ysk. jerse/jarse kumaş < öz Jersey İngiltere'de bir ada jest [ÖSeyf 1919] anlamlı davranış eylem ~ Lat gestum yapılan şey < Lat gerere.a. para veya hizmet karşılığı bir kadına eşlik eden erkek < Fr gigue 1.jenerik süpermarketlerde satılan markasız ürün bölümü < Lat genus. [ 199+] ~ Fr générique 1. Aynı kökten EYun (h)iemi (atmak). insektisit. zıplama. +sid * Aktif partisip olan Lat -cidus ekinin eylem adı olarak kullanımı kuraldışıdır.a. hukukçu & EYun génos soy. mekanik ödeme cihazlarında kullanılan metal bilet < Fr jeter atmak " jet jigolo [ xx/b] ~ Fr gigolo dansçı [esk. 2. Karş. iact.

söz oyunu ~ HAvr *yok. bir erkek adı. EŞKÖKENLİLER: EYun gymnós : cim2.a. iskambilde bir kâğıt < İng to joke şaka yapmak ~ Lat iocus şaka.gözlemek.a.< HAvr *yek.söz jokey [Bah 190+] cokey yarış atı binicisi ~ İng jockey 1. köylü uşak [esk. 2.< HAvr *gwen. jimnastik. yarış atı binicisi < öz Jock Jack adının Kuzey İngiltere şivesinde söylenişi ~ OLat Jacobus bir erkek adı ~ İbr yacqöb "(Allah) esirgedi". aniden harekete geçmek ~ *cisculare a. esirgeme * Osmanlı Jokey Klübü 1909'da kurulmuştur. 2. at uşağı [esk. "jimnastik jinekoloji [ xx/b] ~ Fr gynécologie kadın hastalıkları uzmanlığı < EYun gyn/gynaike kadın (~ HAvr *gwnâ.].Fr gymnastique ~ EYun gymnastikós atletizm.a.jikle [ML xx/c] jiklör ~ Fr gicleur otomobil motorunun soğukken kolay çalışmasını sağlayan aygıt < Fr gicler sıçramak. donmuş şey. ) " +loji * Aynı kökten Fa zan. şakacı. Yakup < İbr #cqb koruma. skop. jile [ARasim 1897-99] usulü kolsuz yelek [xvi] ~ Tü yelek " yelek ~ Fr gilet yelek ~ İsp jileco Türk ~ marka Gillette traş bıçağı jilet [Cumh 1929] traş bıçağı markası < öz King Camp Gillette Amerikalı sanayici (1855-1932) jimnastik/cimnastik [ 187+] jimnastik . [ARasim 1897-99] cimnastik .a. Sogd kanig (kadın). EErm knig.]. +skop jogging İng to jog ittirmek. jip » " cip jiroskop [ xx/b] ~ Fr gyroscope ekseni etrafında dönerek dengeyi sağlayan bir alet & EYun gyros dönme + EYun skepö. beden eğitimi < EYun gymnós çıplak Eski Yunan dünyasında spor karşılaşmaları çoğunlukla çıplak olarak yapıldığı için. koşmak [198+] ~ İng jogging idman amaçlı koşu < joker [ML xx/c] ~ İng joker 1. İng queen (kraliçe) < Eİng cwen (kadın). jöle madde < Fr geler donmak " jel [ xx/b] jele ~ Fr gelée 1. yamak. 2. jelatinli . gözetmek " ciro. jimnazyum jimnazyum [ xx/b] ~ İng gymnasium beden eğitimi salonu Lat gymnasium büluğ çağına gelmiş erkek çocukların devam ettiği eğitim ve spor kurumu ~ EYun gymnásion a.

a. prömiyer ~ Fr ~ Fr jeun premier birinci jön. töre. güneş * Sans deva. jüpon [ARasim 1897-99] ~ Fr jupon iç etek ~ İt giuppone [büy. +krasi * İngilizce sözcük 2004 dolayında Kanadalı hukukçu Ran Hirschl tarafından popülerleştirilmiş. Lat deus (tanrı) ve Ave daiva. ~ İbr şenât ha-yöbel Musevi dininde elli yılda bir yapılan ve borularla ilan edilen bir kutlama < İbr yöbel kutlama borusu. yasak jüristokrasi [EkşiS 2007] ~ İng juristocracy yargıçlar iktidarı & İng jurist yargıç (< Lat ius. iur.-P.(tanrıların yenilmiş olan eski kuşağı) sözcükleri aynı Hint Avrupa kökünden türemiştir. reis * 1970'te kullanıma giren Boeing 747 "jumbo jet" uçakları sayesinde Türkçede yaygınlaşmıştır.HAvr *yewes.yasa .a. daha sonra Barnum sirkine satılan büyük Afrika fili ~ Swa jumbe şef. diu gün ~ HAvr *dyeu.hukuk ) + İng -cracy (< EYun krátos güç.genç " civan jönprömiye [ xx/a] Fr jeun genç + Fr premier birinci" jön.jön [ 186+] sinemada genç ve yakışıklı erkek oyuncu jeun genç ~ Lat iuvenis ~ HAvr *yuwen. jurnal [ 183+] curnal ~ Fr journal günlük. özellikle ellinci yıl kutlaması ~ OLat iubilaeus a.] bol kadın elbisesi < İt giuppa etekli cübbe ~ Ar cubbat a. iktidar ) " jüri. Joule jumbo [ 197+] ~ İng jumbo battal boy < öz Jumbo 1865'te Londra Hayvanat Bahçesinde gösterilen. iur. a. esas oğlan & jübile [DTC1943] ~Fr jubilé yaşamda bir kere yapılan kutlama. Türkçede 2007'den itibaren kaydedilmiştir. zarif + Jap dö yöntem jul İngiliz fizikçi (1818-1889) [ xx/b] ~ Fr joule fizikte enerji birimi < öz J.gün. jüt elyaf~ Bengali jhuTo burma ip [ xx/b] ~ İng jute Kalküta kenevirinden elde edilen kaba . törensel boynuz judo ~ Jap judo 1880’lerde Jigoro Kano tarafından geliştirilen beden eğitimi yöntemi & Jap jü yumuşak. yeminli ifade < Fr jurer yemin etmek ~ Lat iurare kanunu ilan etmek.yasa. günce. günlük gazete ~ Lat diurnalis günlük < Lat dies. " cübbe jüri [ 186+] ~ İng jury ~ EFr jurée yemin. yemin etmek < Lat ius. ~ EYun iöbelaios a.

palto " aba kabar[mak kabara <Tü Tü [ xi] kabar. kabul etme " kabul kaban [ML xx/c] ~ Fr caban gemici paltosu ~ cabbano a.şişmek < Tü kâpa/kaba şişkin. kabarcık <Tü < Tü kabar-" kabarkabare .Hol cabret odacık [Kıp xiv] kabarçuk sivilce. gelenek < İbr qıbbel alma. müzikli lokanta . [Arg xvi] kel < Tü *kaw(ı)pak şişkin nesne < Tü *kaP.kaale almak kaba kabadayı Tü » [Kaş xi] kapa şişkin.şişirmek " kof [LG 188+] yiğit (argo) kabahat [ xiv] ~ Ar qabâHat [#qbH msd. iri" kaba Tü kabar-" kabar- [LO 187+] ayakkabı altına çakılan iri başlı mıh * Kabar. iri " kal < Tü *kaP.a. a.şişirmek " kof kabala [ML xx/c] ~ İng cabbala Tevrat'ın mistik yorumlarına ilişkin Musevi gelenekleri ~ İbr qabbâlâh alınmış olan şeyler.fiiliyle anlam ve yapı ilişkisi açık değildir.] yanlış veya çirkin davranış < Ar qabuHa çirkin idi. cucurbita pepo. yanlış veya çirkin davrandı kabak Tü [Uy viii+] kabak malum sebze. / İsp gaban a. [Men xvii] su yüzeyinde oluşan köpük küresi [ xx/b] ~ Fr cabaret küçük tiyatro. ~ Ar qabân kalın yünden külahlı cübbe.

EYun kúbos (oyun zarı.] kavrama.) * Aynı Sami kökünden Ar Habl (ip. kabil2 kabul [ xiv] ~ Ar qabîl [#qbl sf. 2. cabin (xvi) ~ OLat capanna/cavanna kulübe. ~ Ar qabD kabız [Aş xiv] kabz olunmak peklik. tür. ~ Lat caput baş. [Men xvii] usit. f. kovuk. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. sıkıntı [#qbD msd.] 1. DK xiv] olanlar. olabilir.a.] Mekke'de hacer-i esved * Tapınak adı olarak MS 3.] çukur. oda.a. kapasite.]. coğrafyada burun ~ OLat *capo a. boy. içi boş şey. soy " ~ Ar qabîlat [#qbl sf. uyan. ~ OLat capulum kalın ip. gemi odası ~ İng caban (xiv). darı kepeği.kâbe [ xiv] adlı taşı barındıran kutsal makamın adı ~ ? ~ Ar kacbat^ [#kcb msd. oymak " kabil2 kabiliyet [MMem xvi] yapılabilirlik veya yapabilirlik. özel daire. Ar #kcb (memeleri şişmek. geometride küp) sözcüğü bir Sami dilinden alınmıştır. 2.] kabile [Yus. kıyı denizciliği < İsp cabo baş. geminin burunları kerterizleyerek kıyıdan gitmesi. yetenek " kabil1 kabin [ xx/a] ~ Fr cabine küçük oda. tutma " kabz kablo [ xix] ~ Fr câble/câbleau a. halat). +istan ~ Fa qabristân mezarlık & Ar qabr + Fa - kabuk Tü [ xi] kapik 1. alan. sicim (vii) ~ Sam (= Aram %ablâ a. [CodC xiii] kabık/kabuk ağaç kabuğu < Tü *kaP. kabotaj [Bah 1924] ~ Fr cabotage 1.] cins.içini boşaltmak " kof . büro 2. kafa " kapital kabristan istân " kabir. tek odalı ilkel konut kabine [186+] kabineto bakanlar kurulu ~İtcabinetto / Fr cabinet [küç. kabil1 mümkün [ xiv] kabul eden. = İbr %ebel a. aşiret. özellikle mahrem oda. bakanlar kurulu < Fr cabine " kabin kabir/kabr[Env xiv] mezar < Ar qabara gömdü (= Akad qabru/qubüru kabir) ~ Ar qabr [#qbr msd. zümre. uyan " kabul * Kabil-i filan şeklinde terkipler dışında bağımsız bir sıfat olarak "mümkün" anlamında kullanımı Türkçeye özgüdür. a.] kabul eden.] bir soydan ~ Ar qâbiliyyat [#qbl msd. yuvarlak ve dolgun olmak) köküyle ilişkisi kurulamaz. kralın özel dairesinde toplanan danışmanları [esk. a. ~ Ar qâbil [#qbl fa.

bir araya gelme). değmek. kabil2. yüzleşti. sıkma. bunaltma kabz[etm [ xiv] ~ Ar qabD [#qbD msd.sıkıştırmak. tutan + Ar mâl" kabz. firari "kaçak < Tü kaç-" kaç< Tü kaç-" kaçTü Tü [ viii] kaç soru sıfatı [ viii] kaç.] 1. eliyle sıkıca tuttu. ~ Fa qâbiD-i mâl malı teslim alan & Ar < Tü . baskı < Aram #kbş basma. İbr #qbS (toplama. yanaşmak < Moğ qabır. [TS xvii] kaçacak yer. kabza [DK xiv] kılıcın sapı kavrayış. istikbal. qibbutz (birlik. bastırma. cins). EŞKÖKENLİLER: Ar #qbl : ikbal.20 186+] [Uy viii+] kaçığ kaçan şey [ xi] kaçğın kaçan. makabl. a.] elde eden. yamaç. konukseverlik gösterdi * Aynı kökten Ar qabl (ön. kavrulmuş buğday veya et yemeği *kağurğa < Tü kağur. tutukladı. aldı.] alma. 2. 2." kavurkâbus ~ Ar kâbus gece gelen sıkıntı ~ Aram ksbâşâ basınç. [KT kaçxix] kaçmış kişi veya kaça ~ Ar qabDat [#qbD msd.a. kavradı.kabul [Kut. mütekabil. bir şeyin sapı " kabz kabzımal qâbiD [#qbD fa. müstakbel. peklik çekti * Aynı kökten karş. tutuş. kavrama < Ar qabaDa 1. makbul. kabul. sıktı. direnmedi. yüz yüze geldi. yüzünü döndü. benimsedi. mal kaç kaç[mak kaçak şey kacak kaçakçı kaçık kaçkın Tü Tü <Tü <Tü kaç-" » <Tü " kap kacak [Mesail3.] eliyle tutma. DK xiv] kabırğa/kapurğa göğüs kafesini oluşturan kemikler ~ Moğ qabırğa(n) yan. göğüs kafesi < Moğ qabırğa. kıble. avuç. mukabil. Aynı Sami kökünden İbr qibel (kabul etme). bir araya getirme). qabıl (tür. 2. misafir etti. mukabele. kaçış. Aş xi] ~ Ar qabul [#qbl msd. kabile. önce). sıkışmak < Moğ qabı yan " kavrakaburga2 <Tü [Kıp xiv] kawurğa kızartma.sürtmek. qibla (namazda dönülen yön). kabil1. tekabül İbr qibel: kabala kaburga1 [Kıp. benimseme < Ar qabila 1. kabiliyet.

Yus xiv] ayak ~ Ar qadamat [#qdm] adım. değer biçme. adım. çizelge & EYun katá + EYun sti%os satır. ~ Ar qadam [#qdm msd. dizilmek. ölmek " kadans [Men xvii] kaTaif ince hamur tellerinden yapılan tatlı . traşladı. mısra (< EYun stei%ö dizmek. sıra.] eski" [ viii] %atun/katun kraliçe. basamak < Ar ~ Ar qadar [#qdr msd. DK xiv] alın yazısı [CodC. ~ EYun katâsti%on sıralama.] çok ince hamurdan yapılmış tatlı.] hav.a. . cas. ölmek ~ HAvr *kad-düşmek kadar kıymet.] 1. havlı kumaş.Ar qaTâ'if [#qTf çoğ. kadife < Ar qaTafa [msd. DK xiv] ~ Ar qadr [#qdr msd.düşmek. alın yazısı " kadir1 kadı [Kut xi] ~ Ar qâDin [#qDy fa. cetvel. dizilmek)" kata+ kadavra [Bah 1924] ~ İt cadavere tıbbi amaçla kullanılan ceset / Fr cadavre ceset ~ Lat cadaver a. DK xiii] ~ Ar qadaH [#qdH msd. kadayıf [Aş. 2. baklava < Ar qaTlfat [sf. kadastro [Bah 1924] ~ Fr cadastre gayrımenkul ölçüm çizelgesi ~ İt catastico a. cas. qaTf] bir şeyin yüzeyini sıyırdı.kadans [ xx/b] ~ Fr cadence müzikte gerilim düşmesi ~ İt cadenza düşüş < İt cadere düşmek < Lat cadere. f.] 1. a. nicelik.1.] değer. öncelik. [DK xiv] kadun/kadın soylu sınıfa ~ Sogd %\vaten kraliçe " hatun Hatun sözcüğünün varyant biçimidir. ilahi kudret.] yargıç " kaza ~ Ar qadîd [#qdd sf. kırpıntı. sütün yüzeyinden alınan kaymak " kadife kadeh bardak kadem ön. ölçme. sıra halinde gitmek ~ HAvr *steigh-dizmek. 2.] hav. < Lat cadere. sütün kaymağını aldı kadim kıdem kadın mensup kadın [Aş. ayak " kıdem kademe qadam adım " kadem kader [Yus. düşmek. dildi kadife [MMem xvi] ~ Ar qaTlfat [#qTf sf.] içki tası. Yus xiv] ~ Ar qadîm [#qdm sf. ölçü " kadir1 [Yus.] ince şerit kadid[i çıkmak şeklinde kesilip kurutulmuş et < Ar qadda şerit şeklinde kesti. 2.

şinâs. < İsp cuadro dörtlü. " kare kadro [Tanin 1910] personel çizelgesi ~ Fr cadre 1. kadim < Fen qdm ön. 2. üzerinde ibrenin döndüğü bölümlere ayrılmış yüzey ~ Lat quadrans. önde olma " kıdem kadraj [ xx/c] ~ Fr cadrage çerçeveleme < Fr cadrer çerçevelemek ~ Lat quadrare kare yapmak.Fen *qadmön eski. özellikle başın üst * EYun kefale ve Lat caput (baş) sözcükleriyle ilişkisi açık değildir. önce. yy sonlarında Türkçeden alınmıştır. gücü olma. buyurma kadir2 (sadece tanrı için)" kadir1 kadir3 güçlü " kadir1 kadırga [DK xiv] [Yus xiv] . quadr. 2. kıymet. t. tanımak ) " kadir1. Karş. dörtgen. a.bilmek. kabotaj. Ramazan ayının 26cı gecesine verilen ad < Ar qadara/qadira 1. kahve. çerçeve. gücü yetme. dörtgen " kare kadük [ xx/b] ~ Fr caduc hukuki geçerliliğini yitirmiş olan (belge. Alm. kalamin < öz Kadmos Thebai kentinin kurucusu olan efsanevi Fenikeli önder . 2. değer. kafe kahve"kahve [ 187+] ~ Fr café 1. . -ebilme. kimyacı ~ EYun kadmeîa Thebai kenti yakınında çıkan bir kurşun minerali.] kudret sahibi . çerçeve. idari personel ~ İt quadro 1. düşük. 2.düşmek " kadans kafa ve arka tarafı [Aş xiv] ~ Ar qafan [#qfw] baş.OYun kátergon Bizans donanmasında kullanılan kürekli gemi. (Allah) emretme. 2. 3. kapasite. dörtlemek < Lat quatuor. ölçü. a. kadırga < EYun katergázomai emek sarfetmek.] gücü olan. [CodC xiii] . armatür. personel çizelgesi.Ar qadır [#qdr sf.dörde bölen.kadir 1/kadr[ xi] değer ~ Ar qadr [#qdr msd. erg kadirşinas ~ Fa qadr şinâs değerbilir & Ar qadr değer + Fa şinâs bilen.Ar qâdir [#qdr fa. kare ~ Lat quadrum a. tüzel kişilik vb. varisi olmayan mülk < Lat cadere. 2. dikey ve yatay çizgilerle dörtgenlere bölünmüş çizelge ~ Lat quadrum kare. emek " kata+.) ~ Lat caducus 1. dört ana yönü gösteren yön yıldızı < Lat quadrare dörtlemek " kare kadril [KT189+] ~Frquadrille dört kişilik gruplarla yapılan bir dans türü ~ İsp cuadrilla a. düşmüş. uğraşmak & EYun katá + EYun ergázomai çalışmak < EYun érgon iş.] 1. kahvehane ~ Tü Batı dillerine 16. +şinas kadmiyum [xx/b] ~YLatcadmium bir element ^1817 Friedrich Strohmeyer. nicelik.dört" kare kadran [ xx/b] ~ Fr cadran pusula yüzü. kefal. tanıyan (< Fa şinâ%tan. cas. boy ölçüşme.

] yeten.F. Fa/OFa gabr/gavr (ateşe tapan. Runge. büyük han. • Ayrıca karş. yeterli " kifayet ~ Ar qâfilat [#qfl fa. kafiye kafiye < Ar qafa [msd.] tümü. Türkçe telaffuzdaki istikrarsızlık kısmen Farsça etkisine dayanır. yy) rastlanır. Aş xi] ~ Ar/Fa kâfur laurus camphora bitkisinden elde edilen Güney Asya kökenli reçine (= OFa kâpür a. [Kut.] tanrı tanımayan veya Müslüman olmayan ~ İbr kapsrân tanrı tanımayan. İng camphor < Lat camphora biçimleri Arapçadan alınmıştır.) ~ Prakrit kappüra a. f. köylü.Ar kâfir [#kfr fa. Tü top (1.] beyit. kağan iv] kağan/%ağan hükümdar.a. tüm.a. Alm. Gül xiv] ~ Ar qâfiyyat [#qfw fa. kâfuru [Kut. şiirde ~İngkafkaesqueKafkavari. kâfi kafile konvoy kâfir [Yus. izledi kafkaesk [199+] gibi < öz Franz Kafka Bohemyalı Alman yazar (1883-1924) kaftan * Alıntı yönü açık değildir. dinsiz Aram kapsrâ / İbr kspâr köy " küfür * İbranice sözcüğe ilk kez Mişna'da (MS 2.a. [ xiv] ġavr/gâvr .a. kâbus (= Fa %aftân önü açık cübbe. kâffe bükerek yuvarlak hale getirme. avuç " kefe ~ Ar kâffat [#kff fa. 2. Lat paganus (1. yy ortalarında Meksika İspanyolcasından Amerikan İngilizcesine alınmıştır. f. hepsi < Sam [#kpp] * Anlam bağı için karş. Tü? [ [DK. * Fr camphre.] kervan. Zerdüştçü). Gül xiv] ~ Ar kâfin [#kfw fa. imparator * İlk kez 4.kafein [Bah1924] ~Frcaféine kahvede bulunan uyarıcı madde ~ Alm kaffein a. Aş xi] kâfir . ^F. 2. qafw] peşinden gitti. ağır üst giysi . bilinmeyen bir eski Asya dilinden alıntı olasılığı güçlüdür. kimyacı (1795-1867)" kahve kafes [Aş xiv] kafaS ~ Ar qafaS [#qfS] hasır örgü sepet veya hayvan kafesi ~ Aram qapsâ sepet ~ Lat capsa sandık. yy'da Hsien-pi devletinin hükümdarlarının sıfatı olarak kaydedilmiştir. dinsiz) ile anlam benzerliği çarpıcıdır. hep). Sans karpüra a. [İdr xiv] gevür . tanrısız. f. yuvarlak şey. kasa " kasa kafeterya [195+] ~İngcafeteria kahvehane. ayaküstü yemek yenen yer ~ İsp cafeteria kahve dükkânı < İsp café kahve ~ Tü kahve " kahve * 19.

Fa kâğad/kâğaS (a. kez... " kahve.kâgir » " kârgir [Uy viii+] kağda/keğd/keğed ~ Sogd kâğıt kâğsdâ/gâğsdâ a. durak. kağşa[mak Tü dağılmaya yüz tutmak kâh makam.] fahişe [MMem xvi] ~ Fa Qahramân İran mitolojisinde Şah Tahmasp'ın Qahtarasp tarafından tahtından mahrum edilen oğlu ~? OFa kârframân iş buyuran kahvaltı + [LL 1732] kahve altı aç karına kahve içmemek için yenen şey. Kaş viii+] kanlı bir tür yük arabası.a. yer.< Tü *kaP. 2. defa " +gâh kah onom gülme sesi [DK xv] ~ Ar qahhâr [#qhr im. [LO 1876] kahve altı a. DK xiv] gâh . kahır/kahr[Aş. zorla egemen oldu * "Sıkıntı. ~? Çin * İlk kez 751 Talas Harbinden sonra Semerkand'a getirilen Çinli esirler tarafından imali kaydedilmiştir. zorla yaptırma < Ar qahara yendi.] yüksek sesle gülme < Ar qahqaha [onom.]. peygamber = İbr köhen kâhin.] gücü yetme.] gücü yeten. coffea arabica bitkisinin tohumlarından elde edilen içecek . eziklik" anlamı Türkçeye özgüdür. çerez.) Semerkand'da kullanılan Sogdca biçimden alınmıştır. kahir kahkaha [ xiv] ~ Ar qâhir [#qhr fa.] çok kahhar kahreden " kahır kâhin ~ Ar kâhin [#khn fa. yenme.] gaipten haber veren ~ Aram kâhsnâ kâhin. [T S xiv-xvi xiv] kağşa-çürümek. < Tü *kowşa. kahreden " kahır [Yus xiv] ~ Ar qahqahat [#qhqh msd.a. tadımlık. koyu şey. kağnı Tü [Uy. rahip < İbr #kwn durma. a. 2. boşalmak.] yüksek sesle güldü kahpe kahraman ~ Ar qaHbat [#qHb f. koflaştırmak " kof [Aş. gâh ~ Fa kâh/gâh 1. özsuyu [esk. ayağa kalkma " kâinat * Ar kahana (kehanet etti) fiili isimden türetilmiştir. Yus xiv] qahr ~ Ar qahr [#qhr msd. özellikle tekerleksiz kızak [Uy viii+] koğşa.koflaşmak.içini boşaltmak. ezdi.] 1. alt kahve [ xvi] ~ Ar qahwat [#qhw msd.

vurmak kaka dışkı. birinin yerinde duran " kamet ~ Ar qâcidat^ [#qcd fa. ayağa kalkma ) kak Tü Tü [ xi] kak kurutulmuş meyve kak[mak çoc [ xix] [Kaş xi] kak. Fr caca (dışkı). gülmekten katılma sesi ~ Erm kaknem [AL 192+] çirkin kadın (argo) kaknem sıçayım (şimdiki zaman birinci tekil şahıs dilek kipi) < Erm kakn. pislik. kethüda " kethüda [T S xv] kehâya/kehiyâ ~? Fa kad %udâ ev ve çiftlik * Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır. kakavan kakım hayvan ~ OFa kâköm a. temel. f. . a. kâhya yöneticisi. tüm varlıkar. varlık < Ar kâna [msd. evren < Ar kâ'in [fa. ~ Nahuatl cacauatl uatl ağacı * Meksika Azteklerinin dilinden. Lat caca. ilke < Ar qacada [msd. kakır onom [İstArgo 193+] yaşlı. Erm kak. kakao [LO 187+] ~ Fr cacao Orta Amerika'a özgü bir bitki ve çikolata yapımında kullanılan tohumu ~ İsp cacao a.* İlk kez 15. mevcut idi.] varolan.] varolanlar.sıçmak * Karş. ~ Ar qâ'im [#qwm/qym fa.] duran. oldu (= İbr/Aram #kwn durma. kawn] var idi. pis * Karş. Yus xiv] varolan. kâinat [Yus xiv] ~ Ar kâ'inât [#kwn çoğ. Fa kak. 16. yy ortalarında Yemen'de kaydedilmiş.ekiyle. kaka.a.] taban. qucüd] oturdu kaim [Aş. Arapça sözcüğün etimolojisi tartışmalıdır. kaide [DK xiv] esas. Yun kaká. kakala[mak <Tü < Tü kak-" kak- * Sürekli ve kararsız eylem bildiren -ala. çirkin (argo) [Aş xiv] ~? ~ Fa kâkum sansar cinsinden bir şiddetli titreme veya katılma sesi. kart. yy başında Yemen'den İstanbul'a ve daha sonra Avrupa'ya götürülmüştür.

meyve kabuğu.EYun kakofonía & EYun kakós kötü + EYun fbne ses " fon(o)+ kaktüs [ xx/b] ~ Fr cactus a.a. üstün gelme " galebe ~ Ar kalabalık ğalebelik vulg. kâkül [ xiv] kekel ~ Fa kâkül Moğolların ve bazı Türklerin başın büyük kısmını traş ederek bıraktıkları uzun saç tutamı. dedi" kavil kal[mak Tü kale almak sözden saymak. iyi halde olmak ~ Ger *wala iyi. kuş ibiği. hoşnut ) + İt uomo adam (~ Lat homo a. kibar beyefendi & İt galante zarif. şık (~ Fr galant a. < Fr galer hoşça vakit geçirmek.a. elettaria cardamomum ~ Aram qâqülâ ~ Akad qâqullu a. a. < OLat calamarium kalemlik < Lat calamus ~ EYun kálamos kamış.a. [Men xvii] < Ar ġalabat sayıca çok veya üstün olma.a. (= Aram qslâptâ/q3İaptâ kabuk. tahılın kepeği = Aram qslâpâ soymuk.a. gürültü . 1919) < Rus kalaşnik kurabiyeci .kakofoni [ xx/b] ~ Fr cacophonie ses uyumsuzluğu. sözünü etmek [ viii] kal. ^ Linnaeus. uzun saç tutamı kakule [ xiv] ~ Ar qâqullat sıcak ülkelerde yetişen bir baharat. perçem ~ Moğ kökül/kökel at yelesi. a. kalamar [LO 187+] ~ Yun kalamár a. botanist (1707-1778) ~ EYun káktos devedikeni * Yunanca aslından farklı bir bitki sınıfını adlandırmak için kullanılmıştır. balık pulu )" kılıf * Arapça sözcük yapı itibariyle bir Batı Sami dilinden. kalem " kalem kalamata Yunanistan'da bir kent [ xx/a] bir tür zeytin ~ öz Kalamáta kalantor [AL 192+] kalanton/kalantom/kalantor zengin adam (argo) ~ İt galantuomo centilmen. Galati kalaşnikov [ xx/c] ~ marka Kalaşnikov AK-47 taarruz silahına verilen ad < öz Mikhail Kalaşnikov Rus silah mühendisi (d.)" hümanist kalas 5 cm enli biçilmiş kereste [ 187+] kalas/ğalas Romanya'nın Kalas limanından ihraç edilen ~ öz Kalas Romanya'da bir liman kenti. ~ YLat cactus a. İsv. a. kal[e almak qâl [#qwl] söyledi. [DK xiv] ğalabalık/kalabalık çokluk. kalabalık kalafat [MMem xvi] ~ OYun kalafatizö gemi tahtaları arasına paçavra sıkıştırarak ziftlemek (vi) ~ Ar qalfaTa/calfaTa [#qlfT/clfT] a. izdiham.a. belki Fenike dilinden alıntıdır. zarf.

kale. ide. Buna karşılık Lat calamus (kamış.a. ispiyon kalem [Kut.a.a.topuk " kalker * Karş.) MÖ 1. mucit & EYun kalós güzel + EYun eîdos şekil. kaldera [ML xx/c] ~ İng caldera volkanik çöküntü ~ Port caldeira kazan.a. kalebent qalcat^ + Fa band bağ. kalça [ xix] bacağın üst kısmı külot) ~ İt calza çizme [esk. Kuala Lumpur kalbur [ xiv] ğırbal..a. görüntü + EYun skópos gösteren " kaldırım.] hisar.kalkmak.]. yükselmek " kalkkaldıraç YT [TDK 1944] < Tü kaldır-" kaldır- * Araç isimleri yapan -aç ekiyle. ayna ve renkli kırpıntılar yardımıyla güzel şekiller oluşturan bir düzenek ~ İng kaleidoscope a. kalem ~ EYun kálamos kamış. tayt < İt calza ayakkabı veya çorap ~ OLat *calcea < Lat calceus ayakkabı.] uzun çorap veya iç don. yy arasına tarihlenir ve bir Batı dilinden alıntı olduğu kabul edilebilir. sıvı metal kazanı ~ Lat caldaria < Lat calidus sıcak " kalori kaldır[mak Tü [Uy. Fr chausses (eskiden erkeklerin giydiği uzun çorap veya yumuşak çizme). chaussure (her türlü ayak giysisi). (~ Yun káltsa uzun çorap. Sans kalama (a. güzel (~ HAvr *kal-wo. bukağı. [İMüh xiii] kaltır. kaldırım [Arg xvi] taş döşeli yol ~ Yun *kalodrómos düzgün yol. döşeli yol & Yun/EYun kalós iyi. kilit" kale. . Aş xi] aracı. uzun çorap.) ~ Akad kalakku a.a. Kaş viii+] kalıt. bent ~ Fa qalca band kale hapsinde olan & Ar kaleidoskop [ xx/b] ~ Fr kaléidoscope mercek. kamış kalem ~ Ar qalam [#qlm] kamıştan yapılmış yazı * Aynı kökten Lat culmus (bitki sapı).a. külot < Lat calceus pabuç kalçın [LO xix] yumuşak meşinden uzun çizme ~ İt calzoni [büy. kalem) Yunancadan alıntıdır. [Men xvii] ğırbil/ğılbar/qalbır . eskiden erkeklerin giydiği bacağı sıkıca saran pantalon veya çizme. < Tü kalı.Ar ğirbâl/ğirbîl [#ġrbl] elek ~ Lat cribrum a. İng. çoğ.a. ^ 1817 Brewster. müstahkem yer (= OFa *kalak a. < Ar raSaSu-1qalâcî Güneydoğu Asya'dan gelen iyi bir cins kalay < öz Kuala Malaya'da Asya'nın başlıca kalay yataklarına sahip olan kent.kalay [CodC xiii] ~ Ar qalacı/qalc^ı a.a.a.a. çizme < Lat calx. calc. ila MS 6. ) + EYun drómos yol " bodrum kale [Uy viii+] kala ~ Ar qalcat^ [#qlc msd.a.

özellikle metal döküm kalıbı" kalıp ~ İt calibro kalıp. kalfa [Men xvii] vekil. nitelikli hale getirmek ~ OLat qualificare & Lat qualis nitelik + Lat facere. örtmek " kiler kalıt YT [CepK 1935] ebedi.güzel. iyi günler & Yun kalós. +grafi kalimera [ xix] Rumca selam sözü ~ Yun kale méra günaydın.] birinin yerine geçen. odun + EYun pous. ~ Ar qâlib kalıp. kesif.yapmak " kalite. yüzyılda Doğu İran'da ortaya çıkan tarikat * Tarikat adının nihai kökeni bilinmemektedir. halife " halife * Halife sözcüğünün özel anlamından ötürü telaffuz farklılaşmasına gidilmiş olmalıdır. özellikle metal döküm kalıbı ve ayakkabı kalıbı ~ Aram qalbîd/qalbüt a. hakkak & Ar qalam + Fa kâr " kalem. dünyadan vazgeçen derviş < öz Kalenderiye 11. a. f. kalibre [ xix] mermi çapı calibre a.ayak kalipso [ 195+] ~ İng calypso bir tür dans < Kalypsö Homeros'un Odysseia destanında adı geçen kadın büyücü < EYun kalyptö saklamak. a. güzel + Yun méra gün (~ EYun (h)emera a. önek (< EYun kalós güzel (sıfat) ) + EYun grafeía yazım " kaldırım. pod. yazar. [TDK 1944] miras < Tü kal-" kal- kalita [LF xvii] ~ İt galiotta [küç. ~ HAvr *âmer. yoğun. metal üzerine kalemşor + [191+] kalemini silah gibi kullanan partizan yazar & Tü kalem + Fa şör iyi kullanan " kalem.) kalın Tü [ viii] kalın kalabalık.a. çok kalıp [CodC xiii] ~ Ar qâlib/qâlab kalıp.a. kalemtraş qalam + Fa taraş " kalem.] çektiri cinsinden bir tür kürekli savaş gemisi < İt galea bir tür tekne " kalyon . traş ~ Fa qalam taraş kalem yontan & Ar kalender [ xiv] Kalenderiye tarikati mensubu. gizlemek. faktör kaligrafi [Cumh 1929] ~ Fr calligraphie güzel yazı & EYun kalli. çap / Fr ~ Ar kalifiye [ xx/b] ~ Fr qualifié nitelikli. vekil. silahşor * Fa silaHşor deyiminden benzetme yoluyla türetilmiştir. 2.a. kale iyi. mal sahibinin yerine iş gören %allfat [#%lf sf.kalemkâr kalem işi hapan. yetkili < Fr qualifier nitelendirmek. kâr ~ Fa qalam kar 1. fact. ~ EYun kalopódion tahtadan yapılan ayakkabı kalıbı & EYun kâlon tahta.

topuk. nitelik < Lat qualis nasıl (soru sözcüğü) ~ HAvr *kwi. sıçramak. korunma aracı) kalker [ xx/b] ~ Fr calcaire kireçli. irs < Tü kalıt" kalıt ~ Fr/İng chalco. yükselmek. [KT xix] batakçı. kireçtaşı ~ OLat calcarium a. okkalı (argo) [ xvi] kallâvî/kullâvi bir tür yüksek sarık. topuk kemiği ~ EYun %âliks a.< HAvr *kels-l sıcak. ısıtmak ~ HAvr *kls-e. kalıtım YT [Fel 194+] soyaçekim. taş. özellikle iyi nitelik OLat qualitas "nasıllık".kalite [ 192+] ~ Fr qualité nitelik. külah).şaha kalkmak. berduş. sema).. 2.a. Kıp xiv] kalk* Aynı kökten ETü kalığ/kalık (gök. kalkın[mak <Tü [LO xix] güçlenmek. yükselmek. calc-taş " kalker kallavi büyük. < Lat calx. calc. Fa külah (soylulara özgü yüksek başlık).1.] çakıltaşı. refaha kavuşmak < Tü kalk-" kalk- kalkülatör [ xx/c] ~ İng calculator hesap makinası < İng to calculate hesaplamak < Lat calculus [küç. [TS xiv.Ar qallâş [#qlş im. kalkan Tü [Uy viii+] kalkan (= Moğ qalqa siper.ne? * Latince sözcük Aristoteles felsefesindeki EYun poiötes < poîos terimine karşılık olarak 12. [İMüh xiii] kalğı. +ber kalp1 a. ılık kalorifer ferre. Ar qallanis (eskiden giyilen yüksek başlık. yy'da türetilmiştir. sarhoş.a. ahlaksız kimse kalori [Bah 1924] ~ Fr calorie ısı ölçüm birimi < Lat calor ısı < Lat calere ısınmak. sahtekâr. kalleş [Men xvii] içkici.) [ xix] ~ Fr calorifère ısıtıcı & Lat calor ısı + Lat ~ Ar qalb1 [#qlb] yürek (= Akad qablu [Aş xiv] kalb . lat. Kaş viii+] kalı.a. hesap için kullanılan taş < Lat calx. getirmek " kalori.bakıra ilişkin (sadece kalk(o)+ bileşiklerde) ~ EYun %alkös bakır kalk[mak Tü [Uy.a.taşımak. derbeder .a. [AL xx/a] ~ ? * Karş.] dolandırıcı.

İt cambio her tür değişim.a. dönme. kalsiyum [KT189+] ~YLatcalcium bir element^ 1808 Sir Humphrey Davy.kalp2 [Aş xiv] kalb 1. değiştirme. 2.a. calc.göz veya diş kamaşmak < Tü kama.] değişme. calc. [LO xix] ahlâksız kadın * İkinci anlamı belki "üstüne oturulan kadın" iması içermektedir.mimaride kemer. kemer. tersine çevirme < Ar qalaba değiştirdi. darp eden " kalp2. tersine çevirdi.a.O Yun galéa a. deyyus [TS xiv-xix] eğerin ahşap olan kısmı. [Men xvii] kalabak/kalpak kalpazan [Kan xv] kalbzen ~ Fa qalbzan bozuk (tağşiş edilmiş) para basan & Ar qalb bozuk + Fa zan vuran. a. < Lat cambiare değiştirmek ~ Kelt *kamb-i- .taş " kalker [ xx/c] ~ Fr calcifier kireçlenmek. ~ HAvr *gembh. kimyacı < Lat calx.a.diş. tonoz " kemer kamarot camerotto odacı < İt camera oda kamaş[mak Tü kamaşmak. [ xix] parlamentonun toplantı odası ~ Ven cámara [İt camera] oda ~ Lat camera a. < EYun galéos köpek balığı kam [şaft [ xx/c] ~ İng cam shaft dişli motor aksı ~ Hol kam rad dişli teker < Hol kam tarak ~ Ger *kamb a. tırnak kama <Tü [Men xvii] kama büyük çivi.a. tonozlu veya kubbeli taş oda ~ EFa kamara. ~ EYun kamára 1.taş " kalker kaltaban kaltak Tü? [Env xv] ~ Fa kaltaban pezevenk.[viii+ Uy. xi] [ 1842] bir para türünü başkasına değiştirme işlemi .a. döndürdü. eğer yatağı. < İsp galea bir tür tekne . tonoz. döndürme (isim). kamara [Mmem xvi] gemi odası. ağaç takoz kamaştırmak " kamaş* Belki "ucu sivri olmayan çivi" anlamında. körelmek kambiyo [LO 187+] gemilerde oda hizmetçisi ~ İt Tü kama-[xi. kalpak Tü? [Kıp xiv] kabalak/kalabak keçe külah.. evirdi * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür.] a. [Çağ xv] a. İng. kalyon [LF xv] galyon ~ Ven galión 1570 dolayında geliştirilen büyük yelkenli gemi tipi / İsp galeón [büy. 2. tağşiş edilmiş (para) ~ Ar qalb2 [#qlb msd. xv] köreltmek. [ xi] kamaş. dönme. +zen kalsifiye [etm taşlaşmak < Lat calx.

kıymet. yönetti. Kaş viii+] kamış a. başında durdu.a. namaz için ayakta durma < Ar qâma 1. kıymet arzetti. kutsal rüzgâr. Yun kálamos > Tü kalamış (a. durdu. kaymakam. kıyamet kamikaze [ 194+] Japon intihar uçağı ~ Jap kamikaze 1. duruş.[xi] öldüresiye dövmek. mukavim. " kamara kameriye [ xix] üstü kapalı etrafı açık köşk. kamış Tü [Aş xiv] [ xix] ~ Ar kâmil [#kml fa. kambur (< EYun kâmptö eğmek. ant) varyantının etkisi görülür. a. kıvam.] odacık < Lat camera oda " kamara * Arapça kamer'den türetilmesi yakıştırmadır. bükük. İsv. kamet [Yus. botanikçi < öz Josef Kamel Filipinlerin bitki örtüsünü inceleyen Alman asıllı Cizvit rahibi (1661-1706) kamelya2 kamer kamera » pergola [ xiv] [ xx/b] " kameriye ~ Ar qamar [#qmr] ay ~ İng camera fotoğraf makinası < Lat camera obscura "karanlık oda".kambur [Men xvii] ~ Yun kampylos sırtı eğri ~ E Yun kámpylos eğik. İkinci Dünya Savaşında Japon intihar uçağı kâmil " kemal kamineto camino ocak ~ Lat caminus a. ayağa kalktı. bir delik ve mercek yardımıyla nesnelerin görüntüsünü yansıtan cihaz < Lat camera oda ~ EYun kámara a. 2. < Tü kam. Ortaçağda istilacı Moğol ordularını dağıtan mucizevi fırtına. kavim.a. kayme. karşı koydu. istikamet. kamçı Tü [Uy viii+] kamçı a. dikildi. kırbaçlamak kamelya1 [ARasim 1897-99] bir çiçek ~ YLat camellia bir çiçek cinsi ^ 1753 Linnaeus. kıyam.) ile ilişkisi üzerinde durulmaya değer. 2. ikamet. boy. kemale ermiş ~ İt caminetto [küç. 4.a. bükmek ) ~ HAvr *kamp. kayyum1. boy gösterme. kamet. mukavemet.a. 3. takvim Ar/Aram #qym : kayyım. 2. EŞKÖKENLİLER: Ar #qwm/qym : ikame.a. . değerli idi * Arapça fiilin bazı türevlerinde İbr/Aram #qym (yeminli sözleşme. mukim. direndi. DK xiv] ~ Ar qâmat [#qwm/qym msd.] olgun. a. kaim. paviyon camerilla [küç. makam.] 1. müstakim.] küçük ocak < İt ~ İt [Uy.

savaş alanı < Lat campus meydan " kamp * Ordunun "seferî" olması anlamında askeri bir deyim iken ilk kez ABD'de 1808 seçim kampanyası esnasında mecazi anlamda kullanılmıştır. açık arazi. dünyayı çevreleyen engin deniz. sözlük ~ Ar qâmüs 1. kamutay YT [CepK 1935] meclis < Tü k a m u " k a m u * -tay eki Moğ k?urulday kelimesinden esinlenmiştir. [Uy viii+] kamuğ (= Moğ qamuğ hep. geçici konaklama alanı ~ İt campo alan. sefer (xvi) ~ Lat campania ova. açık alanda kurulan askeri kışla (ABD). Nihai kökeni belirsizdir. kamus [Men xvii] okyanus. motorlu yük aracı [xx] * Nihai kökeni belirsizdir.a. bütün. savaş alanı. sözlük = EYun ökeanös a. biriktirmek. ordugâh ~ Lat campus a. askeri garnizon tarzında üniversite alanı ~ Lat campus ordugâh " kamp * İkinci anlamda sadece ABD'de Princeton üniversitesi için kullanılan bir deyim iken 1945'ten sonra yaygınlık kazanmıştır.toplamak. yığmak ) * Türkçede umum karşılığı sıfat iken Dil Devriminden sonra amme karşılığı ad olarak kullanılmıştır. kamyon [Bah 1924] motorlu yük aracı bir tür at arabası [xiv].a. " okyanus * Yunanca sözcüğün kökeni belirsizdir. düzlük. kamu Tü [Or viii] kamağ tüm. kamping İng camp çadır alanı" kamp [ xx/b] ~ İng camping çadır kurarak tatil yapma < kampüs [ xx/c] ~ İng campus 1.kamp [ xx/a] ~ İng camp çadır alanı. açık havada kurulan ordugâh. 2. bütün. garnizon. tüm < Moğ qamu. kamufle [etm [ xx/b] ~ Fr camoufler gizlemek ~ İt camuffare * Fransızcaya hırsız argosu yoluyla girmiştir.] küçük kamyon" ~ Fr camion . kampana [LF xix] gemi çanı ~ İt campana çan kampanya [ xx/b] ~ Fr campagne 1. 2. askeri operasyon. 2. hep (sıfat). kamyonet kamyon [ xx/b] ~ Fr camionette [küç. Fi$ru$zabadi'nin ünlü Arapça sözlüğünün adı [xv]. okyanus.

İng canvas. a.a. kani oldu kanal [LF xvii] ~ Fr canal su arkı. çuval bezi < İt canava [mod. kanal ~ Lat canalis su borusu kanalizasyon [Bah 1924] [ xx/b] ~ Fr canalisation lağım" kanalize ~ Fr canaliser boruyla su akıtmak. kanca 1 Katalan gancho kanca [xiv] ~? Kelt kanca2 Tü [LF xvi] ~ İt gancio kıvrık uç. " sinik kanasta [xx/b] ~İspcañasta1. Aşxi] -Arqanâcat^[#qncmsd. . yetindi. çengel " hangi [Uy viii+] kança nereye? Anca beraber kanca beraber deyiminde. Kaş viii] kan a. kanı.]l. salhane kanarya [ xix] ~ canario Kanarya adalarına özgü bir kuş < öz Canaria Atlantik'te bir takımada < Lat insula Canaria "Köpek Adası". kandı.doymak. cetvel) ve Lat cancellus (parmaklık) muhtemelen aynı Sami kökünden alınmıştır. kanalize [etm herhangi bir şeyi yönlendirmek < Fr canal " kanal kanape [LO 1876] alafranga sedir. < Lat canis köpek ~ HAvr *kwon. su borusu. kargı ~ Aram qanyâ a.hasırsepet.a. inanmak ) kanaat [Kut. ark. kanma. [ xx/a] sedir şeklinde sandviç .) * EYun kanon (çıta.a.a. cibinlikli veya perdeli yatak ~ EYun könöpeîon cibinlik < EYun könöps tatarcık * Karş.a. İng canopy (cibinlik). 2. (= Akad qanü a. ~ EYun kánnabis a. tuval). su ulaşımı için yapay nehir / Ven canál su yolu.a. kanaviçe [Arg xvi] keneviç/kaneviçe ~ İt canavaccio/canevaccio kenevir dokuma. inandı.a. " kenevir * Karş. kanara [T S xiv] mezbaha.a. razı olma. 2. canapa] kenevir ~ Lat cannabis a. = İbr qâne a. 2. Uy. tatmin olmak. görüş < Ar qanica 1.a.Fr canapé sırtlıklı yatak ~ Lat conopeum/canopeum cibinlik. [Uy viii+] kan(= Moğ qanu. Fr canevasse (kenevir bezi.a.kan kan[mak Tü Tü [Or. yetinme. bir iskambil oyunu ~ EYun kánastron hasır sepet < EYun kánna kamış. kanat Tü [Uy viii+] kanat a.

kapıcı < Lat cancellî kafes şeklinde örülü parmaklık.a.[ xi] kançık dişi köpek.192 186+] ~İtcancelleriamabeyn. kanaat.a. kani olmak < Ar #qnc. kani kanaat getiren " kanaat kanı YT [Aş xiv] [TDK 1955] kanaat ~ Ar qânic [#qnc fa. buruşma. kamış " kanasta kandil [Aş xiv] ~ Ar qandîl mum ~ Aram qandîlâ a. sökmek.. " jinekoloji * Lat canis. kapı bekçisi.a. < Lat candere yanmak. ~ Lat candela a. çit Lat canna ince çubuk.a. mahkemede hakimleri halktan ayıran parmaklığın önünde duran görevli. ~ OFa kanîzag a. kıvrılmış < öz Kangal ~ Fr gangrène doku kancık [ xx/c] bir köpek cinsi kangren [ xix] gangren çürümesi ~ EYun gángraina a. kuvvetli ışıkla ışımak * İng candle. kangal1 [LFxvi] küme ~ EYun kân%alos halka. posaya dönme kanguru Cook.) < Sogd kanîg kadın HAvr *gwne.a.a. 2.a. kanıt kanka YT [CepK 1935] delil. [ xx/b] ~ Fr caniche bir köpek cinsi < Fr cane ördek ~ Çing konka yakın arkadaş.a. kargı. yoldaş . EErm knig (kadın). kâşif~? Avustral [xx/a] ~ İng kangaroo^ 1770 kaptan James * Bir Avustralya yerli dilinde muhtemelen "anlamadım" anlamına gelen bir sözcükten. [TS xv xv] karjğrı. a. < Tü kan-" kan- * Karş. yetinen.2Z.a.ağaç veya dalı eğmek. kanıksa[mak kanırt[mak kaniş * Suda iyi yüzdüğü için. EYun kyon < HAvr *kwon. bürhan [ xx/c] <Tükan-"kan<Tü Tü [LO xix] alışmak < Tü kanık kanmış " kan- [ xi] konur.a.a. Fr chandelle (a. sekretarya < Lat cancellarius 1.(köpek) biçimleriyle ilişki kurulması fantezidir. bükmek. halka şeklinde kapı tokmağı kangal2 Sivas'ın bir ilçesi öz Kanlı bir Türk aşireti ~ Yun kan%âli ip halkası. < HAvr *gwen.Sogd kancık genç kız (= Fa kanîza a. kançılarya [DüsI.) biçimleri Latinceden alıntıdır. kadınlara sövme sözü . İng.] kanan. Karş.

uç " kantin [ xx/b] ~ Fr canton küçük idari birim. ) " kanasta kanser [ xx/a] ~ Lat cancer 1. tümör ~ ALat *carcr-os yengeç ~ HAvr *kar-kr-o. yengeç. a. < HAvr *kar.a. ~ Karib [Bah 1924] ~ Fr canot ağaç kabuğundan oyulmuş * Batı dillerine Kristof Kolomb tarafından taşınmıştır. ur. Karş. ilahilere özgü bir koro tekniği ~ OLat canon yasa. yasa = EYun kánna kamış. bucak. yengeç.a.şarkı söylemek ~ HAvr *kan. * Latince fiilin canere ve cantare olmak üzere iki biçimi mevcuttur. cant. Aynı kökten Fa yândan/camdan (şarkı söylemek). kanserojen (madde)" kanser. cant. ~ Lat centenarium yüz librelik tartı birimi (yaklaşık 31 kg) < Lat centum yüz " santi+ kantarma ~ Moğ qantarğa atın dilini bastırmak suretiyle zaptetmeye yarayan demir araç < Moğ qantar. ur. kilise yasası. atın dizginlerini sıkıca çekmek kantaron [MŞ xiv] kantariyun şifalı bir bitki.). < Lat canere. centaurium < öz Kentaúros at gövdeli mitolojik varlık ~ Yun/EYun kentaúreion * Mitolojide şifalı otların piri sayılan kentaur Khiron'a atfen.a.şarkı söylemek " kanto kantin [Bah 1924] ~ Fr cantine kışla.kano kayık ~ İsp canoa a. hastane ve okul gibi yerlerde öteberi satan dükkân ~ İt cantina kiler < OLat canto köşe. cetvel.gemlemek. Fr chanter biçimi Latinceden türemiştir.a. kargı. kargı (= Aram qanyâ a. özellikle kilise yasası ~ EYun kanon 1. tümör.ne? [ xx/b] ~ Fr quantité nicelik ~ OLat quantitas < ~ İt canto kanto [ARasim 1897-99] alafranga bir tür şarkı şarkı ~ Lat cantus a. 2. kanser) çevirisidir.a. depo kantite Lat quantus ne kadar? ~ HAvr *kwi. ilçe ~ OLat . İng centaury (a. kanton canton köşe. kabuk? " karsinoma * Latince sözcüğün tıbbi kullanımı EYun karkínos (1. bucak. kantat [ xx/b] ~ Fr cantate şarkılı kilise dramı ~ İt cantata şarkılı < İt cantare şarkı söylemek ~ Lat canere. kanon [ xx/b] ~ Fr canon 1. 2.a.sert. +jen1 [ xx/c] ~ Fr cancerogène kansere yol açan kantar [ xiv] ~ Ar qantâr bir tartı birimi. 2.a. bir iş için ayrılmış yer. kural. büyük terazi ~ O Yun kentenârion a. çıta.a. 2.

İbr qab. kapak Tü [Uy viii+] kapak/kabak göz kapağı. • Tü kap-2 (kapatmak) fiiliyle anlam ilişkisi muğlaktır. içini boşaltmak " kap kap[mak Tü ulaşmak. Tü -k isim ekinin varyantı veya dissimile biçimidir. Ar qabb > OYun kábos (torba. kapa[mak <Tü [DK xiv] < Tü kap-2 [viii+ Uy] örtmek * Tü kap-2 kökünün Türkiye Türkçesine özgü varyantı veya -a ekiyle türevidir. " kanun2 [MMem xvi] ~ Ar qânün2/arqânün tabla şeklinde telli müzik aleti. İng have < Ger *%aban (almak. Akad qabütu (kadeh).< HAvr *gheuboşluk kap Tü tas. kapamak " kapakapalı <Tü [T S xiii] kapaklı/kapağlı örtülü < Tü kapak örtü " kapa< Tü kap-2 . yeryüzü yaratılmadan önce varolan boşluk ~ HAvr *ghau. [Kıp xiv] oyuk nesne. * Pekiştirici -p.ekiyle. uçurum. kâse [Uy viii+] kâp deriden yapılan torba.1. kavuşmak " kavra[Or. su kanalı < İsp caña kamış ~ Lat canna " kanasta kaolen kil ~ Çin gao ling yüksek dağ [ xx/b] ~ Fr kaolin porselen yapımında kullanılan * Çin'de Jiangsi eyaletindeki bir dağdan elde edildiği için bu ad verilmiştir. cuppa (kadeh). bir hacim ölçeği. kese. chaot. Lat capere/captare (yakalamak. kaos [ xx/a] ~ Fr chaos. Kap.bitişmek. içini boşaltmak. yakalamak < Tü *kaP. Uy viii] kap-1 tutmak. erganun ~ EYun órganon alet. < Tü *kaP. boğaz. kawuk ve kowuk sözcükleri eş anlamlıdır. cupa (fıçı). Batı dillerine 1712'de d'Entrecolles tarafından yazılan porselen üretimine ilişkin bir eser aracılığıyla girmiştir. kap kacak ikil [ xi] ka kaça çanak çömlek. tulum. araç. örtü örtmek. oymak. Karş.(tutmak). [ xi] kapğak kapatan şey. Türkçe ve Hintavrupaca kökler arasındaki benzerlik ilgi çekicidir. her çeşit müzik aleti" org kanyon [ xx/b] ~ İng canyon ~ İsp cañon büyük su borusu. kutu). Bak. 2. a.kanun1 kanon ~ Ar qanunl yasa ~ E Yun kanon a. şişirmek.büyük boşluk. tutmak) < HAvr kap. Lat capsa (kap. kabartmak " kof * -p eki. [TS xvi xvi] kab kac Tü *kawp kawşak < *kaPoymak. • Hintavrupa ve Sami dilleri ile paralellikler ilgi çekicidir. Ar qabcat (meyve kabuğu). 4 litreye eşdeğer kuru erzak ölçüsü). kapa-Karş.mutlak düzensizlik hali ~ EYun %âos. kapmak). %aot.

capt.kapan 1 <Tü [Kıp xiv] tuzak <Tü kap-1 tutmak. a.] büyük baş < Lat caput.baş ~ HAvr *kaput.a. capit-baş " kapital kapla[mak <Tü [Kıp xiv] kapla. kafa. < Lat caput. kapamak kapital [ xx/a] ~ Fr capital 1. capit. baş para. yakalamak " kap- kapan2 ~ Fa kapan kamuya açık büyük terazi ~ O Yun kampanón a.içine alabilen.baş " kapital kapitülasyon [ 184+] Osmanlı devlerinin Avrupalı devletlerle yaptığı ticaret antlaşması ~ Fr capitulation maddeler halinde yazılı anlaşma.a. Lat campus alan. kapitone [Bah 1924] ~Frcapitonné kabarık topak şeklinde bir dikiş tarzı < Fr capiton yün veya ipek topağı ~ İt capitone [büy. sermaye ~ Lat capitalis a. kapsayıcı < Lat capere. ~ Lat campâna a.a. * Aynı kökten İng head. 2. kutu). Alm haupt < Ger *haubud < HAvr *kaput-. * Aynı kökten Lat capsa (kap. bölüm başlığı < Lat caput.] sözleşme maddesi. a. tutmak. şartname ~ OLat capitulation < Lat capitulum [küç. kapalı . hacimli. meydan " kamp kapari spinosa " gebere » [ xx/a] ~ Yun kápari çiçeklerinden turşu yapılan bir bitki.a. kapsamak ~ HAvr *kap. ~ İbr/Aram csrâbön güvence. başlık.içine almak < Tü kap " kap < Tü kap-1 tutmak.a. kaplan Tü yakalamak " kap-. +lan kaplıca <Tü < Tü kap-2 örtmek " kapa- [Uy viii+] kaplan bir tür yırtıcı hayvan [Men xvii] üstü çatıyla örtülü termal banyo < Tü kaplı örtülü. kefal. kapı " kapaTü [ viii] kapığ/kapuğ a. pey. kaparo )" kapital * Ar carbana (kaparo vermek). capparis kaparo [ xix] kaparro ~ İt caparra alışverişe mahsuben yapılan ön ödeme & İt capo baş.a. kapasite [Hürr 1948] ~ Fr capacité sığa ~ OLat capacitas a. a. Ayrıca karş.a.. c^arabun (kaparo) Aramiceden alıntıdır. başa ilişkin. başkent. ön (~ Lat caput baş ) + İt arrabo kaparo (~ EYun arrhabön a. < Lat capax. capit. kapitalist capital" kapital [Bah 1924] ~ Fr capitaliste sermayedar < Fr * Fransızca sözcük ilk kez 1791'de siyasi bir aşağılama terimi olarak kaydedilmiştir.almak. capac. [TS xiii. CodC xiii] kapu < Tü kap-2 örtmek.

a. Ar qabaVAram qsbay (aba. 2. xiv Kıp] kaplamak.] a. 2. kurbağa + [MŞ xiv] kaplu bağa & Tü kaplı kapalı. cübbe.a. lahana ~ Lat caput. kâr. at arabası örtüsü [esk.Tü kapsa. < Lat capsa kap.a. kâr/+kâr [DK xiv] ~ Fa kâr 1. külahlı cübbe).a. İlk kez 7. kucaklamak .a. asker kaputu. boccaporto] gemilerde ambar ağzı & İt bocca ağız (~ Lat bucca a. [Cumh 1932] otomobil motor kapağı ~ Fr capote 1. " kaput kaput [Men xvii] kapot külahlı palto.a. kapris [ xx/b] capriccio a. içine almak < Tü kap-2 örtmek " kapakapsül [KO 187+] kapsüllü ilaç.baş " kapital kapuçino [ 199+] ~ İt capuccino 1. külah ^ 7. .kaplumbağa kapa-. eder. otomobilin dış örtüsü < Fr cape cübbe ~ OLat cappa Kuzey Afrikalılara özgü külahlı cübbe. kapsüllü tüfek capsule kapçık. iş. edilen şey. üzerine çırpılmış krema eklenmiş kahve < İt cappuccio külahlı keşiş cübbesi" kapüşon kapuska yemeği [Arg xvi] kapusta lahana. capit. önder. eder. portal kaporta2 kaplaması" kaput [ xx/b] kapota ~ Fr capote otomobil gövde * -r. 2. kahverengi külahlı cübbe giyen bir Katolik tarikatı. [ xix] kapuska etli lahana ~ Sırp kapusta lahana ~ EAlm kapuz 1.]. 2. capra keçi ~ HAvr *kap-ro.a. yy Sevilla'lı İsidore.yapmak. kazanç < Fa/OFa kardan. sorumsuz davranış ~ İt kapsa[mak YT [CepK 1935] tazammun etmek.a. kafa. 2.sesi kaporta1 sözcüğünün etkisiyle türemiş olmalıdır.a. ~ Fr caprice fantezi.baş " kapital kapüşon [ xx/a] ~ Fr capuchon külahlı cübbe veya giysiye bağlı külah ~ İt cappuccio külahlı cübbe < İt cappa a. 1. kutu. Etymologia 'da ~ Sam " aba * Karş. örtülü + Tü bağa kurbağa " kaporta1 [ xix] ambar ağzı ~ İt boccaporta [mod. eylem. özellikle gemi kumandanı ~ OLat capitanus/capitaneus şef. koza ~ Lat capsula [küç. sandık " kasa ~ Fr kaptan [Env xv] kapudan ~ Ven capitán [İt capitano] kumandan. palto. yy'da Sevilla'lı Isidore tarafından kaydedilmiş olan Latince sözcük belki Batı Akdeniz'in geç Fenike dillerinden alınmıştır.) + Lat porta kapı" bijon. kaptan < Lat caput.) ~ HAvr *ksrt. capit. baş.< HAvr *kwera. eden. etmek (= Ave kërëta.[xi.

[ xix] karakolhane nöbetçi kulübesi.] Tü < Tü yerleşik . Men xvii] karakol [TS. sabit. nöbetçi. Fa -kar. eklemek *ka. katmak. göçebe olmayan. Kıp xiv] karağul/karawul gözcü. k ar [ vi ii ]k ar a.bakmak. cin [ xx/a] ~ Yun karafáki [küç.(a. -kar. nöbetçi < Moğ qara.a.karşı karşıya veya üstüste olmak? getirmek? * Aynı kökten -t. 1202).] karafçık < Yun ~ Yun kalikántsaros bir tür [EvÇ. çizmek karakuşi keyfi hüküm veya yönetim biçimi < öz Bahaeddin Karakuş Mısır'da Eyyubi hanedanı döneminde vezir olan köle kökenli Türk (ö.] kıta.). kalıcı" karar karabet karabina [ xiv] [EvÇ xvii] ~ Ar qarâbat [#qrb msd.< HAvr *gher-4 kazmak. huy. mühür. romanda şahsiyet ~ EYun %arakter metale kazılmış damga. arkebüz / Fr carabine a.a. tabiat. a. 2. < Fr carabin [xvi] Fransız ordusunda bir hafif süvari birliği < Fr Calabrin Kalabriya'lı < öz Calabria Güney İtalya'da bir bölge karaca <Tü [DK xiv] karaca bir tür geyik. a. Ancak ETü karawaş (hizmetçi kız) ve karak (göz bebeği) biçimleri.* Bileşiklerde meslek ve itiyat adları yapar.karşı karşıya veya üstüste getirmek. -gar ve -gar biçimlerine rastlanır.geçişlilik ekiyle kat. Tü kar[mak Tü [Uy viii+] kar. kimlik < EYun %arâssö oymak. zaptiye şube evi ~ Moğ qarağul gözcü. .fiili kaydedilmemiştir. oymak. karafaki karafaki karáfi şarap veya su maşrapası" karaf karakancaloz kötü ruh. kara1 [ viii] kara siyah kara2 [ xiv] ~ Ar qârrat [#qrr f. anakara < Ar qârr [fa. hakketmek ~ HAvr *ghersk. gözlemek * Türkçe *kara. benzer bir kökün Türkçede de mevcut olabileceğini gösterir. karakter [Bah 1924] ~ Fr caractère 1.] yakınlık" kurbet ~ İt carabina bir tür mekanik tüfek. [T S xiv xiv] karucu Tü kara " kara1 [ xx/a] ~ Fr carafe şarap veya su maşrabası ~ İt caraffa karaf a. ~ Ar ğirâf [#ġrf] kepçe EŞKÖKENLİLER: İt caraffa : karaf. kişilik.

] şeker kamışı < İsp caramo kamış ~ Lat calamus kamış " kalem karamsar YT [TDK 1955] bedbin. karanfil [ xi] ~ Ar/Fa qaranful 1. [T S xvi xvi] karaltı/karantı < Tü karar-" kara1 * -l. kokusu ve dişil organı bu baharatı andıran çiçek. Çiçek karanfil Avrupa'ya 1270'ten sonra Arap ülkelerinden aktarılmış ve birçok dilde baharat karanfil adıyla adlandırılmıştır. kırmızı topu sektirerek birkaç topa değdirme. bilardoda kırmızı top. 2.] durma. +gâh karat keçiboynuzu çekirdeği " kırat [ xx/b] ~ Fr carat kuyumculukta tartı birimi ~ Ar qirât .sesi dissimilasyon ürünüdür. 2. 2. yerleşti. < Moğ qara kara. istikrar. a. 2. syzygium aromaticum. şeker kamışı şurubu. karanlık <Tü [T S xiii] kararjğuluk (isim) karanlık (sıfat) (= Moğ qararjğ-uy a. Doğu Hint adalarına özgü bir baharat bitkisi. konak. makam " karar. karambol [ARasim 1897-99] bilardo oyunu. kaldı. baharat.karaltı <Tü [Kıp xiv] karaldu . pesimist <T ü kara" kara1 * *Karamsamak fiili mevcut değildir. kaynatılmış şekerli su. Erm me%ag (1. Karş. karar kıldı. a. üstüste darbelere uğrama ~ Fr carambole bilardoda bir oyun ~ İsp carambola Hindistan kökenli kırmızı top biçimli bir meyve karamela [ xx/a] ~ İt caramello 1. [KT xix] orduda sevk ve idare merkezi (Fr quartier général çevirisi) ~ Fa qarârgâh konak & Ar qarâr durma + Fa gah yer. dianthus caryophyllus ~ Hind * EYun karyófyllon (baharat karanfil) biçimi Doğu dillerinden alınmıştır. sabit olma. siyah)" kara1 < Tü kararjğı/kararjğu [xi Ha] karantina [LF xvii] ~ Ven cuarantína [İt quarantena] Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı < Ven cuaranta kırk ~ Lat quadraginta a. kesin görüş veya tercih < Ar qarra durdu. sanal + Jap ökesutora orkestra (~ İng orchestra)" orkestra karar [Yus xiv] ~ Ar qarâr [#qrr msd. yakılmış şeker ~ İsp caramillo [küç. " kare karaoke [199+] ~ Jap karaöke şarkıcılara orkestra eşliği sağlayan bir cihaz & Jap karano boş. karar verdi karargâh [Men xvii] istirahat yeri. 1. Alm nelken. çiçek karanfil).

Lat cremare (yakmak). kervan.İng caravan 1. [ xi] kâdaş/karmdaş . a. karbüratör [Bah 1924] ~ Fr carburateur 1. Fr.karate dövüş sanatı karavan [ML xx/c] ~ Jap kara te "boş el". İdr viii+] karaPaş ~ Sogd psrağâş karavel [LF xvi] karavela ~ İt caravella bir tür yelkenli gemi / Fr caravelle a. a. 2. römork. karavaş cariye. ^ y. bir tür küçük tekne " kerevit karbon [Düs I. şarbon Lat cremare : krematoryum EYun kéramos : kiremit. EŞKÖKENLİLER: Lat carbo : bikarbonat. [T S xiv. yakma Aynı kökten EYun kéramos (pişmiş toprak). 2. karbon. 2. Kıp xiv] Tü karın " karın . kabuklu böcek. 3. seramik karbonat karbonat" karbon [Bah 1924] ~ Fr carbonate de soude sodyum ~ Fr dioxide kimyada CO2 bileşiği karbondiyoksit [ xx/a] & Fr carbon + Fr dioxide iki oksijen atomu " karbon. motorlu araçla çekilen portatif barınak ~ Tü kervan " kervan [EvÇ xvii] asker yemeğinin konulduğu büyük kazan. kimyacı" karbon. yakıcı.494 187+] ~Frcarbone bir element. Fr hydrocarbure (karbonhidrat).4. hidr(o)+2 * Karş. [ ~? karavana xx] hedefi vurmayan atış * İkinci anlamı muhtemelen "karavanaya atmak" deyiminden gelir.odun kömürü ~ HAvr *kr. Yun karabána/karibána biçimi Türkçeden alınmıştır. saf kömür ~ Lat carbo. karbonhidrat.< HAvr *ker-4 ateş. < OLat carabus bir tür küçük tekne ~ EYun kárabos 1. oksit karbonhidrat [ xx/b] ~ İng carbohydrate kimyada CHn genel biçimine sahip bileşiklerin genel adı ~ Fr hydrocarbure a. kömürleştirmek " karbon kardeş Tü kardaş/karındaş [Uy viii+] kâdaş/kağadaş/karmdaş . carbon. benzin motorlu makinalarda karbüratör < Fr carburer karbonize etmek. ~ Port caravela a. silahsız yapılan bir [ML xx/c] motorlu araçla çekilen portatif barınak . karbondiyoksit. karbüratör. İng hearth (ocak). kömürleştirici cihaz. Kaş. katar. 1800 Joseph-Louis Preust. köle kız [Uy. karbonat. di+. karpit.a.

yy'dan önce İstanbul ağzında ortaya çıkmıştır.a. kardiyak EYun kardiakós a. " kardiy(o)+ [Bah 1924] ~ Fr cardiaque kalbe ilişkin ~ kare [Bah 1924] ~ Fr carré kare ~ Lat quadratus dörtgen < Lat quadrare dörtköşe yapmak. yüzleşmek). Hit karts (kalp). to carry (yük taşımak) biçimleri Fransızca yoluyla Latinceden alınmıştır. kargış Tü [Kaş xi] karğış lanet.(çatışmak.kalbe ilişkin ~ EYun * Aynı kökten Lat cor. quadr. * İng car (araba). -e doğru * Karş. dörtlemek < Lat quatuor. çatışmak. Ancak karındaş biçimi halk etimolojisi etkisiyle oluşmuş bir varyant olabilir. İng heart. [LO xix] kârgir kerpiç yahut ~ Fa kâhgil saman ve çamurla yapılan harç & Fa kâh/kah saman + Fa gil çamur " kehribar. aleyhine dua [Bah 1924] gemi yükü. arbede.) karşılığıdır.dört ~ HAvr *kwetwer a. bohça etmek.İng cargo ticari yük. Lat quadraginta (kırk).(karşılaşmak. Moğolcadan alıntı ihtimali üzerinde durulabilir. [ xx/c] posta ile gönderilen ticari eşya . "halk ağzı" sayılan kardaş biçiminden ayrışarak 20. kağnı ~ Kelt karros a. cord-. < Lat carrus Galyalılara mahsus iki tekerlekli ağır yük arabası. . kardiy(o)+ kardía kalp ~ HAvr *kerd. quartus (dörtte bir). Erm sird. " çehar * Karş. eşek şakası yapmak " karikatür kargaşa (edat)" karşı <Tü [DK xiv] karğaşa kavga. DK xiv] karğı/karğu kamış.* Belki "aynı karından doğma" anlamında. kargı kârgir taş bina Tü? [Kıp. Moğ k?arğuça.a. İstanbul kullanımında "ahşap olmayan her tür yapı" anlamını kazanmıştır.[viii+ Uy] lanetlemek. mızrak [Men xvii] kâhgil samanlı balçık.a. Fr quatre (dört) sözcüğü Lat quatuor (a. çatışma Tü karu -e karşı. karga 1 Tü [Uy viii+] karğa kara kuş karga2 tulumba ~ Ven carga la tromba! yelken indirip toplama emri < Ven cargar [İt carricare] kumaş veya yatağı sarıp toplamak. • İkinci hecedeki ses incelmesi. özellikle gemi yükü ~ İsp cargo yük ~ OLat *carricum a. beddua etmek Tü karu -e karşı.a. ~ Fr/İng cardi(o).a. çarpışmak) < k?arğu. quadrum (kare). charge (yük). Alm herz. kil * Şemseddin Sami'deki *kârgil ("çamurla inşa edilmiş") veya *kâhgir ("samanla tutulmuş") açıklamaları doğru değildir.a.a. -e doğru (edat)" karşı kargo < Tü karğa.

a. < İt caricare (yelken. 2.a. [TS xiv] yaşlı kadın. meslek ~ İt carriera araba yolu < İt carro araba ~ Lat carrus yük arabası" kargo . yatak vb. eşleştirdi < Ar qarn boynuz (= İbr qeren boynuz = Aram qarsnâ a. uzunluk ölçüsü. [ARasim 1897-99] atlı karaca ~ İt carrozza at arabası" karoseri karine 1 ~ Ar qarînat [#qrn sf. mantıki birliktelik. * Aynı kökten Fr carguer. Karş. bohçalamak. < EYun kârabos büyük deniz kabuklusu. = Akad qarnu a. İsp carregar (karga tulumba etmek). 3.a. ön kol. eşek şakası yapmak ~ OLat carricare a. ) karine2 [EvÇ xvii] karina ~ İt carina gemi gövdesi ~ Lat carina 1. zevce < Tü *kar-ığ < Tü karıyaşlanmak [ML xx/c] ~ Fr/İng caribou Kanada'ya özgü karibu bir geyik türü ~ calipu a.a. kariyer1 [Bah 1924] ~ Fr carriére güzergâh. karın/karnTü [Uyviii+]karına. karides ~ Yun karídes/garídes [çoğ. a. ceviz kabuğu.a. kargo. kârid. eş. karın karınca1 Tü [Oğ xi] karınçak/karınça a. tutulan yol. dirsekten bileğe kadar olan uzunluk. gemi gövdesi ~ HAvr *kar. iki şey arasındaki bağlantı.] okur " kıraat [Or viii] karı yaşlı kişi. Sözcüğün nihai kökeni belirsizdir.Fr caricature abartılı tasvir. delil < Ar qarana [msd. baş parmakla serçe parmağı arasındaki açıklık * Dirsek içinden bileğe kadar olan uzunluk genellikle bir karışa eşittir. 2. [ xi] karı/karış 1.] ~ Yun karída/garída küçük deniz kabuklusu.) sarıp toplamak. 2. a. kabuk.a. * Kanada yerli dillerinden. a. f. qarn] çift koştu.kari karı Tü ~ Ar qarin [#qr' fa.sert" kanser karış Tü [Uy viii+] karıç ölçek. ihtiyar. eş.] 1. arşın. hiciv ~ İt caricatura a. EŞKÖKENLİLER: Tü karın : kardeş?.a. < EYun kâris. karınca2 [Ali xvi] atlı karaça bir eksen etrafında dönen mekanik atlardan oluşan düzenek. zevce. akuplman. istakoz " kerevit karikatür [Diyojen 1870] karikatura hiciv amaçlı resim . a.

biçiminin. 2.[YT] " karmaşa karnabahar [ xix] çiçek lahanası. iskelet ~ OLat carcasium ~ ? [Bah 1924] iskelet ~ Fr carcasse ölü hayvanın karman çorman ikil karışık. karnabit ~ Fa *karamb-i bahar ilkbahar lahanası & Ar/Fa karamb lahana (= EYun krâmbe a. sevinç duymak ~ HAvr *gher. kavra. karmaşık YT [Fel 194+] kompleks (sıfat) < Tü karmaş. karmaşa YT [Fel 194+] kompleks (isim) < Tü karmaş. ellemek. lütuf. Yeni Türkçe biçimin daha ziyade Tü kargaşa sözcüğünden çağrışım yoluyla türetildiği düşünülebilir. leş. o gün yapılan taşkınlıklar ~ Lat carnevale "ete veda" & Lat caro. t-zarafet. dörder. bir tabaka kâğıdın ikiye katlanmasıyla oluşturulan dört yüzlü defter < Lat quatuor dört" kare karo [ xx/b] ~ Fr carreau 1.kariyer2 [ xx/c] ~ İng personnel carrier personel taşıyıcı (bir tür askeri araç) < İng to carry taşımak ~ Fr charrier ~ OLat carricare araba ile taşımak " kargo karizma [ xx/c] ~ İng charisma sevgi ve hayranlık kazanma yeteneği ~ Alm charisma ^ 1922 Max Weber. karne [ xx/a] okullarda değerlendirme defteri ~ Fr carnet defter < EFr caern a. kare " kare karo [ xx/b] ~ Fr carreau 1. kare şeklinde kesilmiş döşeme taşı. elle tutmak Tü kar-" kar* Eski Anadolu Türkçesinde rastlanan karma. kare şeklinde kesilmiş döşeme taşı. karnabahar veya kohlrabi) ve karamb baHrî (deniz lahanası?) ayrıştırılır. ~ Lat quaterni 1.et + Lat vale elveda * Büyük perhizde et yemek yasak olduğu için.a.[xiii Kıp. iskambilde bir renk ~ OLat *quadrellum [küç.sevmek karkas kalıntısı. küçük dörtgen nesne < Lat quadrum dörtgen. karışmak " kar- (= Moğ qarman çırman acele ile.] karecik. sosyolog ~ EYun %ârisma. güzel davranış < EYun %aiı*ö sevinmek. Alm. 2. xv TS] kurcalamak. qarnabıT. carn.fiilindem varyant bir yazım olması muhtemeldir. bulaşım çarçabuk ) < Tü karma. kare " kare .] karecik. iskambilde bir renk ~ OLat *quadrellum [küç. yapışmak. 2.[1935 YT] ihtilat etmek Tü karma.a.[xiii Kıp] elle tutmak. dörtlü.) + Fa bahar ilkbahar " bahar 1 * Klasik Arap kaynaklarında karamb nabaTl (mod. karnaval [186+] ~FrcarnavalKatoliklerde40 günlük perhizden önceki Salı günü. küçük dörtgen nesne < Lat quadrum dörtgen. Modern Türkçe biçimin bunların ikincisinden türemiş olması ihtimali üzerinde durulabilir.

karst Karst Slovenya'da bir bölge kart1 [ML xx/c] ~ karst bir tür kireçli yer oluşumu < öz Tü [Uy viii+] kart ihtiyar. # Theophrastos. karşın YT [CepK 1935] rağmen < Tü karşı" karşı * -n ekinin işlevi belirsizdir. hasım. • Sans kharbüja ve tarambuja (karpuz) biçimleri Farsçadan alıntıdır. düşman (sıfat). yengeç.marka Union Carbide kimyasal madde üreticisi firma ^1917 ABD < İng carbon kömür " karbon [ xiv] karbus ~ Fa xarbüza/%arbuza karpuz ~ karpuz OFa %arbüzag a. a.(lanet etmek). k?arğu. yüzleşmek). [CodC xiii] kart/kartay yaşlı.sert. Muhtemelen aynı kökten Tü k?arğa. Moğ k?arığu (karşılık. Buna karşılık EYun karpós (her çeşit meyve) ile birleştirmek de güçtür. otomobil veya at arabasının dış kasası < Fr carrosse bir tür at arabası ~ İt carrozza a. pafta. at arabası imalathanesi.a. karşı Tü [Uy viii+] karşı/karşu zıt. karşıt YT [CepK 1935] zıt < Tü karşı" karşı * -t ekinin işlevi belirsizdir. * MÖ 2..karoseri [Hürr 1948] ~ Fr carroserie 1. reaksiyon). Farsça sözcüğün %ar + buza ("eşek hıyarı") şeklinde analizi muhtemelen halk etimolojisidir. cevap.a. 2. < İt carro araba " kargo karpit [ xx/b] kömür madenlerinde kullanılan bir tür lamba . tümör (yengeç şeklindeki uzantılarından dolayı) ~ HAvr *kar-kr-o. kabuk? * Aynı kökten EYun karúon (ceviz). ur. eski < Tü *kar(ı)t < Tü karı[viii+ Uy] yaşlanmak " karı ~ Fr carte kart2 [ xix] dikdörtgen kesilmiş karton parçası a. çatışmak. kavga. a. çatışma (isim) [xi] -e karşı. t. a.yengeç < HAvr *kar. filozof ve tabip. Tü k?arğaşa yapıca muğlaktır. binyılda Mısır'dan Ortadoğu ve Asya'ya yayılmıştır. harita ~ İt carta kâğıt ~ Lat charta ~ EYun %ârtes papirüs tabakası ~? Mıs kartal Tü? [İMüh xiii] bir tür yırtıcı kuş ~ ? .(karşılaşmak. -e doğru anlamında edat < Tü ka [xi] yüzyüze olma ve yönelme bildiren edat < Tü karu * Karş. karsinoma [ML xx/c] karsinom ~ YLat carcinoma çeşitli kanser türlerini içeren genel ad ~ EYun karkinöma. 2. MÖ iv < EYun karkínos 1. Lat carina (ceviz kabuğu). Yun.

kartezyen [xx/b] ~FrcartésienDescartes'in geliştirdiği koordinat sistemine ilişkin < öz René Descartes Fransız filozof ve matematikçi (1596-1650) kartograf 1. karyola [NKemal1872] 1. el arabası. [AMithat 1877] kartdövizit ~ Fr carte de visite ~ Ar qaryat [#qry] köy = Aram q3ryâh/q3nytâ * Kartaca kentinin adı Fen qart Hadast (yeni kent) biçiminden türemiştir.kartel [ xx/b] ~ İng cartel ticari işbirliği anlaşması ~ İt cartello [küç. peron kartpostal kartı" kart2. içine barut doldurulan mermi kapsülü. kent = Fen qrt a. +graf [Bah 1924] ~ Fr cartographe haritacı < Fr carte ~ Fr carter bir aygıtı çarpmadan koruyan metal karton [Bah 1924] ~ Fr carton kalın kâğıt. sıkmak ) * Tü kas-1 (ürpertmek.kısaltmak. dolmakalemde mürekkep kapsülü ~ İt cartoccio kâğıt veya kartondan mahfaza " kart2 kartvizit ziyaret kartı" kart2. protokol < İt carta kâğıt" kart2 karter [ xx/b] kılıf < öz J.xi) fiiliyle ilişkisi gösterilemez. tepe. gözlerin üstündeki çıkıntı [CepK 193 5] kası. germek " kas- (= Moğ qasu.] kaba kâğıt. 2. Kıs. titretmek . H. harita " kart2. a. büyük kâğıt < İt carta kâğıt" kart2 kartonpiyer [Bah 1924] ~Frcarton-pierre karton kalıpların alçıyla kaplanmasıyla yapılan tavan süslemesi & Fr carton + Fr pierre taş " karton. germek. arabacık. 2. kısmak. mukavva ~ İt cartone [büy.] kâğıt pusula. portatif yatak < Ven caro/carro araba " kargo kaş kas kas[mak Tü YT <Tü ~Vencariòla[İtcarriolo] [ viii] kaş 1.fiilinin varyant biçimi olması düşünülebilir. belge. Carter Amerikalı mucit * Sözcüğün İngilizce biçimine rastlanmamıştır. 2. vizite karye köy. kâğıt. posta [ARasim 1897-99] ~Fr carte postale posta kartuş [ xix] ~ Fr cartouche 1. . DK xiv] <Tükas-sıkmak. 2. [TDK 1944] kas adale [Kıp.

kasaba < Ar qaSaba [msd. damga < Fr cacher bastırmak [esk. kasara [182+] ~Vencássaro geminin en üst güvertesi. kesimci. < İt cassa kutu " kasa . kap. castrare (iğdiş etmek). ilaç kapsülü. < Lat capere içine almak. kutu. ~ Fr cassette [küç. et <Tü [Kıp xiv] kaşak/kaşağu at kaşıma aleti [ xx/a] < Tü kaşı-" kaşı~ Ar qaSabat [#qSb msd. resmi mühür ~ Fr cachet metal baskı. [ML xx/c] bir işte eski ve ~ Ar qişr [#qşr] kabuk * İkinci anlamı eski kaşar deyiminden türemiştir. [Bah 1924] tüfeğe takılan bir tür kısa bıçak. ~ Akad kâsu bardak. & Lat co(n).yerle bir + Lat agere. mahfaza " in+1. caiz olma [ xix] ~ İbr kaşar Musevi dininde yenmesi caiz olan şey kaset [197+] ~ marka CompactCassette Philips firması tarafından geliştirilen teyp formatı # 1963 Phillips. a. qaSb] kesti "Giriş çıkışı kesilmiş yer" anlamında Lat castrum karşılığıdır.< HAvr *keskesmek.kasa [ 187+] ~ İt cassa sandık.] kutucuk ~ İt cassetta a.] ~ Lat coactare a.+ İt cassa kasa. kasa kâse [ xiv] kâsâ a. saf. kupa ~ Fa kasa çanak. aksiyon kaşer < İbr #kşr uygun olma. büyük ve yassı bardak ~ Aram kasatura kaşe [ 192+] 1.] surla ~ Fr cachalot sperm balinası ~ İsp [ xix] Edirne'ye özgü kabuklu peynir. kasap kaşağı kaşalot cachalote kocabaş kâşane kasap kesip satan kimse " kasaba kaşar tecrübeli kimse (argo) [Gül xv] ~ Fa kâşâna camlı oda. temiz). oturtma & Lat in. kale ~ HAvr *kas-tro. actyapmak " kon+. EŞKÖKENLİLER: Ar #qs?b : kasaba. saklamak " kapasite kasaba [MMem xvi] çevrili yerleşim. kaptan köşkü ~ Lat castrum "giriş çıkışı kesilmiş yer". sırça saray ~ Ar qaSSâb [#qSb im. tutmak.] kesici. kın. a.a. hisar. yuva < İt incassare yuvasına veya kınına sokma. müstahkem yer. a.İt incassatura tüfeğin kundağı. süngü . ayırmak * Aynı kökten Lat castus (ayrık. 2. kutu. mühür. mahfaza ~ Lat capsa a.

çarpmak. siperlikli şapka < Fr casque miğfer " kask . askeri kamp ~ Lat castrum a. Kaş viii+] kasık . kale. [Kıp xiv] baldırın iç tarafı. kusursuz " kasıt kâşif ortaya çıkaran " keşif kasık Tü ~ Ar kâşif [#kşf fa. Karş. kırmak ~ HAvr *kwst. bir ~ Fr casquette [küç. hışır. 2. kırmak kasıt/kast[Aş. testis yanakların iç tarafı * Karş. Yus xiv] qaSd ~ Ar qaSd [#qSd msd. amaçladı kask [ xx/b] kafatası. ETü kasna. kaside [ xiv] bir şiir formu ~ Ar qaSîdat [#qSd sf. miğfer < İsp cascar kırmak ~ Fr casque miğfer ~ İsp casco 1.darbe vurmak. haşır. direkt.(titreşmek). saksı. saray (~ Aram qaSrâ a. kaşkariko [ARasim 1897-99] hile.[xi] yontmak. f. kaşık Tü kazımak " kaşı[Uy viii+] kaşuk tahtadan yontulmuş şey.] keşfeden. a.< HAvr *kwet. kasuk (deriden yapılan tulum). " kasara kasırga Tü [ xi] kasırku fırtına kasis [ xx/b] ~ Fr cassis yol kırığı. taksim eden " kısım kasır/kasr[Aş xiv] kasr ~ Ar qaSr köşk. saklı bir şeyi [Uy.yontmak.] İslam öncesinden kalan bir Arap şiir formu < Ar qaSîd [sf. dolap (argo) Yun kaskaríka eşek şakası.] kasket [ARasim 1897-99] kasketa "küçük miğfer". kışın ilk günü sayılan 11 Kasım günü. çarpmak. kazımak. 2. yolda hız kesmek amacıyla yapılan enine keski < Fr casser kırmak ~ OLat quassare ~ Lat quatere. kaşık < Tü kaşı. kaba komedi < İt cascare düşmek " kasko kaşkaval [EvÇ xvii] tür peynir & İt cacio peynir + İt cavallo at" kavalye ~ İt caciocavallo "at peyniri".kaşı[mak Tü [ xi] kaşı.] amaç. maksat < Ar qaSada kestirme yoldan gitti. kasım [Men xvii] 1.] hedefe ulaşan. kaşımak * Belki ses yansımalı *kaş kökünden. en kısa yoldan hedefe yöneldi. bulan. quass. [ 194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla İkinci Teşrin ayına verilen ad < Ar qâsim [#qsm fa.) ~ O Yun kástron müstahkem yer.] bölen.sarsmak. kasım gününden hıdrelleze kadar olan 6 aylık süre.a. hedefe kilitlendi.

koli1 [ xx/a] ~ Fr cache-col boyunluk & Fr cache sakla kaşmir [KT189+] ~Frcachemire Keşmir şalı taklidi bir tür ince yünlü kumaş ~ İng cashmere a. katılaşma) * "Keder" anlamı Arapçada enderdir.] İspanyol müziğinde avuç içinde tutularak şakırtı sesi üreten ritm aleti ~ İsp castañeta kestanecik < İsp castaña kestane " kestane kasting [ xx/c] ~ İng casting (tiyatroda) rol dağılımı yapma < İng to cast atmak. katı olma. kastanyet [Bah 1924] ~ Fr castagnette [küç. 2.] 1. kalıba dökmek. keder. yukarıdan aşağı doğru hareket. cas-a. ayrı ~ Lat castus ~ HAvr *kes. düşüş. rast gelme. sınıf. içerme. keder. kat2 [etm (nehir) geçme. katılık. İkincil anlamlarda hem geçişli hem geçişsiz biçimlerin bulunması düşündürücüdür.karşı karşıya veya üstüste gelmek " kar* Fiilin asli anlamı "sertçe karşı karşıya gelmek veya getirmek" olmalıdır.1. gaddarlık. bir şeye göre veya bir şeyle ilgili olma. katılık.] kesme. tasarlamak.karşı karşıya veya üstüste gelmek " kat~ Ar qaTc [#qTc msd. tabakalaştırmak. 3. acımasızlık. Kaş viii+] kat-/kad. üstüne eklemek.kasko [ML xx/c] kaza sigortası ~ İt casco 1. zahmet ve sıkıntı çekmek < Tü *ka. kaza < İt cascare düşmek < OLat *casicare < Lat cadere.] saf. karmak. rol dağıtmak ~ Nor kasta atış kasvet [Men xvii] kasavet 1. ayrıştırmak. < öz Keşmir Kuzey Hindistan'da bir ülke kasnak <Tü [LOxix] gergef gergisi <Tükas-"kas- kast [ xx/a] ~ Fr caste Hint toplumunu oluşturan dört sınıfın her biri. kaderine çıkma. sertleşmek. 2.ayırmak. hüzün ~ Ar qaswat/qasâwat^ [#qsw msd. dökmek. yol alma < Ar qaTaca kesti [ xiv] kesme kata+ ~ EYun katá altta ve aşağıda olma. kat1 Tü [Uy viii+] kat tabaka < Tü *ka.] kesin < Ar qaTc kesme " kat Tü [Uy. " kadans kaşkol + Fr col boyun " kaşe. hüzün < Ar qasâ sert idi. acımasızlık. bir şey hakkında olma bildiren edat ve fiil öneki . 2. acımasız davrandı (= Aram #qşy sert olma. kat’i kat2 [ xiv] ~ Ar qaTcı [#qTc nsb. kapsama.a. koparmak " kasara * Hint toplumunda kastların birbiriyle temas yasağından ötürü. zümre ~ Port casta [f. 2. düşme.a.

bir dizinin ögelerini madde madde sıralayan yazı ~ EYun katálogos sicil. yy'da diplomatik bir yazışmada Fr fait accompli sözcüğünün Osmanlıca yanlış (tek noktalı fe yerine iki noktalı kafile) okunuşundan türediği rivayeti muhtemelen yanlıştır. kervan < Ar qaTara [msd. damlalar dizisi. birbiri ardısıra dizili şeyler. katamaran [ML xx/c] ~ İng catamaran ~ Tamil kattumaram iki yanında denge çubukları bulunan kayık & Tamil kattu bağlamak + Tamil maram tahta.a. defter. dikey kapanan kale kapısı & EYun katá aşağı + EYun arâssö.ayrışma. hokkabazlık ~? * 19. liste < EYun katalegö kaydetmek.] 1. lys-çözmek " kata+. mağara kilisesi ~ OLat catacumba 5. qaTr/qaTarân] damladı < Ar qaTrat damla " katre katarakt [ xx/b] ~ Fr cataracte 1. zabıt tutmak & EYun katá aşağı + EYun legöl. yy'dan itibaren Roma yakınında Aziz Sebastian'a atfedilen yeraltı mezarının adı. arag-çarparak düşmek " kata+ katarsis [ML xx/c] ~ İng catharsis günah veya suçtan arınma ~ EYun kátharsis a. listeye yazmak. DK xiv] dizi ~ Ar qaTâr [#qTr msd. çubuk katana süvari atı & Mac katona asker + Mac ló at [Peç xvii] iri Macar atı ~ Mac katonaló [ xx/a] ~ YLat catalpa bir ağaç türü ~ Amer katar [Yus. şelale. fesat. her türlü yeraltı mezarı & EYun katá + Lat tumba mezar " kata+ katakulli [ xix] hile. +log katalpa * Güney Amerika yerli dillerinden. çözünme ~ EYun katálysis a. 2. log-zaptetmek. katalitik çalışan " kataliz [ xx/c] ~ Fr catalytique katalize ilişkin. göz perdesi ~ EYun katarrâktes şelale. kaydetmek " kata+. alaşağı etmek & EYun katá aşağı + EYun aireö almak " kata+ . platform ~ OLat catafalicum & EYun katá + Lat falicus bir tür muhasara makinası" kata+ katakomb [Aİhsan1891] ~Frcatacombes yeraltı mahzeni. < EYun katalyö birimlerine ayrıştırmak & EYun katá + EYun lüö. katalizle kataliz [ xx/b] ~ Fr catalyse.katafalk [ xx/b] ~ Fr catafalque üzerinde tabutun sergilendiği platform ~ İt catafalco iskele.a. analiz katalog [AMithat 1885] ~ Fr catalogue liste. < EYun kathairö indirmek. catalyt. 2.

heca & EYun kata.a. et.fiiliyle ilişkisi biçim ve anlam bakımından problemlidir. katılaşmak " kat[Uy viii+] katık ekmeğe katılan şey [Aş xiv] katl < Tü kat. sedye kategori [ xx/a] ~ Fr catégorie ~ OLat categoria ~ EYun kategoria 1.katatoni [ML xx/c] ~ Fr catatonie bazı psikozlarda görülen aşırı gergin veya aşırı durgun hal ~ Alm katatonie a. yazıcı " kitap [ xiv] kâtib [Uy viii+] kağatır . ton1 katbekat + & Tü kat + Fa ba ile. katışık < Tü kat.a.] öldürme < Ar katık katil1/katl- Tü qatala öldürdü katil2 kâtip katır Tü [xiv] ~ Ar qâtil[#qtl fa. itham. [ xi] katır at ile eşeğin birleşmesinden doğan hayvan * Kat. sandalye.a.< HAvr *sed-1 oturmak " kata+. ~ EYun katheter daldırılan şey < EYun kathiemi batırmak. beraber "kat1. her çeşit makam. koltuk ~ HAvr *sed-râ. < EYun katatónos aşırı gergin < EYun katateinö aşırı gerilmek < EYun teinö germek. Aristoteles mantığında bir özneye atfedilen özelliklerin her biri < EYun kategoreüö biri veya bir şey hakkında konuşmak.+ EYun e%ö seslenmek " kata+. şırınga / İng catheter a. katkı katla[mak YT <Tü [TDK 1944] < Tü kat-" kat< Tü kat" kat1 [TS xiv] kat kat yapmak . 2. daldırmak. sokmak & EYun katá + EYun (h)iemi.atmak " kata+. piskoposluk makamı & EYun katá aşağı + EYun (h)édra oturma yeri.eklemek. ~ EYun kate%ismos hocanın söylediğini sesli olarak tekrarlamak yoluyla öğretim. < EYun kathédra 1. sertleşmek. diyez katgut [ xx/c] ~ İng catgut kedi bağırsağı.a. eko kateter [ xx/c] ~ Fr cathéter vücuttan bir sıvı boşaltmak için sokulan boru. katmak " kat~ Ar qatl [#qtl msd. 2.eklemek. karışık. sağlam. itham etmek & EYun katá hakkında + EYun agoreüö konuşmak " kata+ kateşizm [ML xx/c] ~ Fr catéchisme resmi bir öğretiyi soru-cevap şeklinde öğreten el kitabı ~ OLat catechismus a. koltuk. haşin. iddia etmek.] öldüren "katil1 ~ Ar kâtib [#ktb fa. 2.a. gerilmek " kata+. sert.] yazan. be+ katedral [ xix] büyük kilise ~ Fr cathedrale piskoposluk makamı olan kilise ~ OLat cathedralis (ecclesia) a. ) + İng gut bağırsak " kedi katı Tü [Uy viii+] katığ/ka5ığ 1. ameliyatlarda dikiş için kullanılan bağırsaktan yapılmış iplik & İng cat kedi (~ Ger *kattuz a.

sertleşmek. genel. 1. ficus elastica. buhur yakma katran2 ~ Yun kédron katran ağacı. Kıp xiv] sabır ve tahammül etmek. İng cedar (sedir ağacı) Yunancadan alınmıştır.000. dayanmak Tü katın. Güney Amerika yerli dillerinden. & EYun katá kapsama edatı + EYun (h)ólos tüm. < Aram #qTr duman çıkarma. katre [Aş xiv] ~ Ar qaTrat [#qTr msd. tütsüleme. kapsayıcı. a.000.a. tütsülemek " katran 1 * Lat cedrus > Fr cèdre.mihnet ve sıkıntı çekmek < Tü kat.a. sedir ~ EYun kédros a. Kıp xiv] tabakalar şeklinde dizilen yufka yemeği Tü kat" kat1 * -mer ekinin işlevi ve ses uyumsuzluğunun nedeni açık değildir. günnük. umumi" katil1. katliam Ar câmm genel. 2. Roma mezhebine bağlı olan ~ Lat catholica (ecclesia) tümel. a. zahmet çekmek " kat* Katla. a. ekümenik (kilise) ~ EYun katholike (ekklesia) a. amme k at ma n YT [C ep K 19 35 ] ta ba ka ~ Fa qatl-i câmm a. tütsü amacıyla yakılan bitkisel öz < İbr/Aram #qTr duman tütme.000 & Fr quatre dört + Fr million " kare. katolik [ xviii] ~ Fr catholique 1. buhur yakma " katran 1 katrilyon [ xx/b] ~ Fr quatrillion bin çarpı bin üssü dört sayısı. tütsüleme.000. . katmer <Tü [T S. Fr.000. seyyah ~ Tupi caucho a. & Ar qatl öldürme + < Tü k at " ka t1 * -man ekinin işlevi açık değildir. her şey " kata+. evrensel.fiilinden anlamca bağımsız olduğuna dikkat edilmelidir.katlan[mak <Tü [T S. katod [Bah 1924] ~ Fr cathode negatif elektrot ~ EYun káthodos aşağıya giden yol & EYun katá aşağı + EYun (h)odós yol" kata+.] damla ~ Aram qiTer buhur. od(o)+ * Elektriğin geliş yolu anlamında. tütsü amacıyla yakılan ağaç özü < İbr/Aram #qTr duman tütmek. hol(o)+ katran 1 ~ Ar qaTrân/qiTrân [#qTr] zift ~ Aram qiTrân a. bu bitkinin zamkından elde edilen elastik madde ^ 1745 La Condamine. evrensel. ~ İbr/Aram qiTer buhur. milyon kauçuk [ 186+] ~ Fr caoutchouc kauçuk bitkisi.

şövalye < İt cavallo at ~ Lat caballus kavanoz [Bahş. tutuşturucu olarak kullanılan kuru dal veya ağaç kabuğu *kâ-/*kağ.yanmak. şarap mahzeni ~ Lat cavus çukur. kav1.] ayakkabıcı < Ar %uff ince deriden yapılan hafif topuksuz terlik < Ar %affa hafif idi" hafif kavak gövdesi içinde oluşan boşluk *keus. küçük çömlek ~ O Yun kabaína a.Ar qawwâs [#qws im. oyuk. dans partneri ~ İt cavaliere süvari.> kurı. içi boş < Fa kâw çukur. nara kavi kavil/kavl< Ar qâla söyledi. boşluk.içi boşalmak " kav2 = Tü [CodC xiii] kavak veya söğüt ağacı.a.a.: kurak. kuru. içini boşaltmak " kav2 kavga çağırış < Fa ġaw feryat. mağara ~ HAvr *kaw. EŞKÖKENLİLER: Tü kağ-/kaw-: kaburga2. DK xiv] ğawğâ ~ Fa ğawğâ gürültü patırtı. çömlek ~ Lat cavatus oyuk. [Çağ xv] yaşlanan ağaçların ~ Fa kâwak kof. kurum 1. ok ve yay taşıyan muhafız < Ar qaws yay " kavis kavata [LO xix] ~ Yun gabátha/kabatha oyma ağaçtan kap. dedi [Kut. bağırış [Kut. < HAvr kaval ~ Ar qawwâl [#qwl im. kavurTü kuru. okçu. Sans khá (çukur. oyuk. Kenz xv] kavanos ~ Yun kabános/gabáno bir tür testi. Lat cavare oymak. yay çeken. kilükal. oyulmuş < Lat cavare oymak. kavaf ~ Ar %affâf [#%ff im. 2. makule. süvari. yasakçı . kofluk). dini merasimlerde davul ve flüt eşliğinde ilahi okuyan kimse " kavil kavalye [ 187+] kavalyer ~ Fr cavalier 1.< HAvr *keus. kavil. oyuk ~ HAvr *kaw.kav1 Tü [ xi] kaw ateş.] 1. içini boşaltmak " kav2 kavas [ xvi] yabancı elçilerin muhafazasıyla görevli kimse.] söz [Aş. 2. oyuk. kavrulmak Aynu kökten *kağurı.] güçlü" kuvvet ~ Ar qawl [#qwl msd.(kurumak). kuru-. mukavele .içi boşalmak veya boşaltmak * Aynı kökten Fa kav (çukur. a.] gezgin şarkıcı. kawıdan (oymak. boşluk). kurut kav2 [ xx/c] ~ Fr cave mağara. makale. Aş xi] kavl EŞKÖKENLİLER: Ar #qwl: kal. kazmak). Aş xi] ~ Ar qawîy [#qwy sf.

ulaşmak. bitişik).kavilya [LF xix] çivi ~ Lat claviculus [küç. varmak. ateşte pişirmek veya kurutmak. sarp kayalık). varmak.(sürtmek. yanında veya yakınında olmak * Karş. karıştıran.a. yay haline getirdi [Aş xiv] ~ Ar qaws [#qws msd. tazyik etmek.a. ayağı kaymak.a. kayır-?. k?abıra. a.aniden ve sert bir hareketle dönmek.bitişmek.kızartmak.(sıkmak. [ xi] kaPra-sıkmak *kaP. kavram kavşak YT [CepK 1935] mefhum < Tü kavra-" kavra- < Tü <Tü [ xix] kavuşturan. 3. kayaç YT " kaya . kayak1. sürtünmek. [ xi] kawış< Tü *kaP. mesane.pekiştirici biçiminden türemiş olmalıdır. kof. kalın ~ Ar qawm kavim [CodC. sıkışık durmak).içini boşaltmak.yanmak. kayp-/kayk. Men xvi] kayp. üzerine sarık sarılan içi boş külah < Tü *kaP-boşaltmak. kavim " kamet kavis qâsa büktü.] yay. sıkıştırmak). şişirmek " kof kavun Tü [Uy viii+] kawun a. * Türkiye Türkçesinde fiilin kazandığı anlam. yaklaşmak. Moğ k?abı (yan. yakın. sapmak. [TS xiv-xix xiv] 1. içi boş şey. kaypak. [Arg..(bir şeye veya bir yana) dönmek. kaytarkaya " katTü [Uy viii+] kaya a.] < Lat clavus çivi" kilit ~ İt caviglia bilek kemiği. kavrulmak " kav1 Tü [Uy viii+] kaPşa. < Tü *ka5ağ < Tü *ka5-l/kat-katılaşmak.a. kaygı?. düşecek gibi olmak. Moğ kada(n) (uçurum. yanında veya yakınında olmak " kavra- kay[mak Tü [ xi] ka5-2/kay. < Tü *kaP. 2. kaykıl-.] bir yerde yerleşik olan halk. iki nehrin kavuştuğu yer < Tü kavış-" kavuş- kavuk Tü [Uy viii+] kaPuk sidik torbası.basmak. eğilmek. Kaş viii+] kağur. EŞKÖKENLİLER: Tü ka?-2 : kay-. [DK xv] < Tü *kağ. sert olmak * Karş.a. bükülmek. ulus. Aş xiii] kavm ulus [#qwm/qym msd. k?absı. kavis < Ar kavra[mak Tü [Uy viii+] kaPır. şişirmek " kof kavur[mak Tü kavurma kızartılmış et kavuş[mak [Uy. kovuk.bitişmek. [CodC xiii] kay.

kayın 1 kayın2 Tü Tü [ xi] ka5m (= Moğ qadum evlilik yoluyla hısım ) [ xi] kaSırjğ kayın ağacı. " [Uy viii+] kadğur. hayat1 kaygana [MŞ xiv] kayğana yumurta veya omlet & Fa yjlya yumurta + Fa gîn dolu.(oymak). koşul + Ar Hayâat hayat" kayıt.(pişman olmak. -li" haya2 kaygı/kaygu Tü ~ Fa yjlygma sahanda [Uy viii+] kadğu üzüntü. tasalanmak.kayak 1 YT [192+] kayma arac ı <Tükay-"kay- * Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk Öz Türkçe kelimelerdendir. Tü ka5m.xi "Arguca") = kaz-/kazı. Tü ka5ık (ağaçtan oyulmuş nesne . Yus xiv] ġayb < Tü kayın-kaynamak. sertleştirilmiş deri [Arg xvi] ~ ? < Tü ka5-l sertleşmek " kat- . kayak2 [ xx/c] "erkek aracı". esirgemek kayış kayısı Tü <Tü kayınbirader < Tü *kayın eçe & Tü kayın evlilik yoluyla akraba + Tü [ML xx/c] yiyecek (argo) [Aş.kaygılanmak. haşlanmak " ~ Ar ğâ'ib [#ġyb fa. İnuit umiak (kadın kayığı). pişmanlık Tü Tü ka5-2 dönmek " kay- * Karş. yaşam boyu & Ar qayd bağ. erkeklere özgü kayık < İnuit ka erkek ~ İng kayak Eskimo kayığı ~ İnuit kayak * Karş. Tü kayık veya kayak ile etimolojik ilişkisi sözkonusu değildir. kayınço <Tü eçe ağabey " kayın 1. tasa. Moğ k?adu. ece kayıntı kaynakayıp/kaybgaip kayır[mak Tü etmek. nedamet getirmek . kayık [ xi] kayğuk küçük sandal * Belki "ağaç gövdesinden oyulmuş kano" anlamında. kaydıhayat ~ Ar bi qaydu-l-Hayât hayatta kalma koşuluyla. Ancak z > y eşitliği problemlidir.(kesmek. tasa.] a. betula * Karş.birini himaye < Tü ka5ğu endişe.ix Uy). Karş. kaygı" kaygı [ xi] kadış kösele. a. biçmek). [ xix] kayğır.

Sezar (MÖ 100-44) < Lat caedere. [ xx/a] koşulsuz < Tü kayık. caes.] 1. metali eritme yoluyla yapıştırma işlemi. başka birinin yerinde duran kimse " kaim.kesmek. kalça < Tü kayna-" kaynakaypak <Tü [TS xvi xvi] kaygan < Tü kayıp. DK] eğilmek. koşul. düşecek olmak < Tü ka5-2/kay. biçmek " +sid * Sezaryen yöntemiyle doğduğu için Caesar (kesilmiş) lakabını almıştır. 3. makam kayme [ xix] sehim kaimesi hazine tahvili. kayıt/kayd[Aş xiv] kayd ayağa vurulan zincir. 1830'da tedavüle çıkan ilk Osmanlı kâğıt paralarına verilen ad ~ Ar qâ'imat [#qwm/qym fa.metal veya buz erimek. disk [viii+ Uy] < Tü ka5-l [viii+ Uy] sertleşmek * Karş. metal dökmek ) " kaynakaymakam [Kıp. pranga. kaynatıp yoğunlaştırarak elde edilen esans). sapmak " kaykayrak <Tü [Men xvii] yassı ve düzgün taş.1. yazıya bağlama. kayna[mak Tü [ xi] kayın-/kayna. dönmek < Tü ka5-2 dönmek. katı = Tü ka5ır . suyun kaynadığı yer. metal dökmek) * Ayrıca karş.[xiv Kıp.[xi] bir yana dönmek. (kemik veya metal) yapışmak (= Moğ qayl.[xiii TS. kayser [ xi] ~ O Yun kaîsar Bizans hükümdarı ~ Lat caesar imparatorluk sıfatlarından biri < öz C. bağ. Julius Caesar Romalı devlet adamı. bağlama . 2. Aş xiv] bir işi vekâleten yürüten kimse. galeyan etmek. ayağı kaymak. kaytan [Men xvii] burma ipek veya pamuk kordon ~ ? < Tü kayır sert. sezaryen.* Fa qaysı (kayısı kurusu) Türkçeden alıntıdır. TS] aniden ve şiddetle bir yana dönmek. bağlantı. 2. kaynak <Tü [Men xvii] 1. bükülmek " kay- kaymak Tü [ xi] kayak/kayñak (= Moğ qaylmağ kaynayan sütün yüzeyinde biriken yağlı madde < Moğ qayl. [ xix] 1862 idare reformuyla kazalara tayin edilen vali vekili ~ Ar qâ'im maqâm vekil. kaim olan şey " kamet * "Para yerine geçen" anlamında.Ar qayd [#qyd msd. 3. ayak bağı. zabıt [KT xix] lakayıt. f. umursamaz.erimek. 2. Karş.] bir şeyin yerine geçen. kayıtsız < Ar qayd " kayıt kaykıl[mak <Tü sapmak. usare. Moğ k?añda (özsuyu. köstek. bağ. kaba et. Moğ k?ayr/k?ayrmag/k?ayrk?ag (taş parçası).

Ar qiyamat/Aram qiyama (kıyamet) veya Aram #qym (ant. Ar qayTan (a. asker. kısmet. tanrısal yargı. bekçi. * Kur'anda kullanılan Arapça sözcüğün anlamı açık değildir. Karş. 2.oymak * Karş. [ xvii] asker. reddetmek" karşılığı olarak yazı diline ithal edilmiştir. ESlav gosy.a. kaytar[mak Tü [Oğ xi] döndürmek. sıyırmak. çapulcu. bükülmek " kay* 16. yeminli sözleşme) sözcükleriyle ilgisi düşünülebilir. Güney Rusya akıncıları < Tü kazak saçı kazınmış kimse.). [ xx/b] 1. yargı çevresi. ölüm. kazak2 [ xx/a] düğmesiz yün giysi ~ Fr casaque [xv] Ruslara özgü düğmesiz kısa yün giysi ~ İt casacca a. akıncı.oymak.a. kayyım/kayyum2 yönetici.a. Eİzl gas. özellikle beklenmedik ölüm < Ar qaDâ yargıladı. iade etmek. iade etmek. İtalya'daki Gaeta kent adıyla birleştirilmesi dayanaktan yoksundur. < öz Casacco Kazak.[xiii Kıp] dönmek. yy'dan sonra Anadolu ağızlarında yaşayan bir fiil iken Dil Devrimi döneminde "iade etmek. yülük < Tü kaz-" kaz* Saçını kazıtmak veya saçını kazıtıp bir at kuyruğu bırakmak en eski zamanlardan beri Orta Asya uluslarında belirli yasalardan muaf tutulan bir askeri zümrenin işareti olmuştur. kader. akıncı " kazak1 kazan Tü [ xi] kazğan kazılmış yer. Fa gaz. kalıcı. geri dönmek < Tü ka5-2 dönmek. 3.* Yun gaïtáni. reddetmek. kayzer imparator ~ Lat caesar " kayser kaz Tü? [Uy viii+] kaz [ xix] Alman hükümdarı ~ Alm kaiser ~? HAvr *ghans.a. kaza [ xiv] ~ Ar qaDâ' [#qDy msd. [TS xiii xiii] büyük bakır kap < Tü kaz. T S xiv-xvi xiii] geri vermek. hüküm verdi kazak1 <Tü [Kıp xiv] bekâr. bir şeyi vekâleten idare eden " kamet kayyum Allahın bir sıfatı" kamet [ xiv] ~ Ar qayyim [#qwm/qym] ~ Ar qayyüm [#qwm/qym] ebedi. kaz[mak Tü [Uy viii+] kaz. [ 195+] karısına sözünü geçiren erkek = Tü kazak saçı kazınmış kimse.(kazımak. 2. çukurlaştırmak " kaz- . işten kaçmak < Tü kayt. yüz çevirmek. Alm gans. * Muhtemelen bir Hintavrupa dilinden. Öte yandan Yak %aas (a. rendelemek). başıboş. reddetmek. yargı. "İşten kaçmak" anlamının kaynağı tesbit edilemedi.) muhtemelen Türkçeden alıntıdır. çukur. [CodC.a. İng goose (a.a. kadılık makamı.). Moğ qaru.] 1.

EErm kaç/kayç (ıslatılarak dövülmüş yün doku.] kızartma.] yargı. kızartılmış et ~ Aram ksbabâ a.] yalancı." kaz- * Kazmak fiiliyle semantik ilişkisi açıklanmaya muhtaçtır. qa5ar] pis idi. asker kazı[mak Tü ~ Rus kazáska Kazak kızı.(katılaşmak. yapınca . Her iki dile bilinmeyen bir üçüncü kaynaktan alınmış olabilir.ücret veya kâr elde etmek [Uy viii+] kazğanç kazanış veya kazanılan şey. kazurat ~ Ar qa5ürât [#q5r çoğ. kâzip [msd. aldattı kaziye mantıkta önerme " kaza kazulet » " kazurat [ xiv] ~ Ar kâ5ib [#k5b fa. keçi Tü [Uy. abdesti bozan şey < Ar qa5ura [msd. kazık kazık Tü kaz.] pislik. Ancak Ön Asya dilleri ile Orta Asya Türkçesi arasında 11. (= Akad kabâbu kızartmak. yy öncesi etkileşimin yönü ve biçimi spekülasyona açıktır.] büyük" kibir [Oğ xi] keçe . [Çağ xv]üçkü Güneybatı Oğuz grubu dışındaki tüm Türk dillerinde eçkü biçiminin türevleri kullanılır. direnmek). kirlendi kebap [Yus.fiilinin varyant biçimi olarak kabul edilebilir.. Kazak dansı < ~ Ar qâDi-l-caskar ordu " kaz[ xi] kazğuk/kazrjuk direk. sahte < Ar kaSaba ~ Ar qaDiyyat [#qDy msd. Gül xiv] ~ Ar kabâb [#kbb msd. ki5b] yalan söyledi.a.] < Ar qa5ürat [sf.eşmek. hazine < Tü kazğan- kazanç Tü " kazan-.viii). kazmak Tü * Kaz. tez. Moğ gaçuğu (kazık. direk) < gaçu. Karş. Ermenice sözcüğün ilk kayıt tarihi Türkçe en eski örneklerden 300 yıl kadar daha eskidir.[Oğxi] keçi. [Çağ xv] kiçâ * Karş. [Neş xv] kaDi asker [ xi] kazı. f. kir. servet. Kaş viii+] eçkü a. yakmak) kebir keçe Tü? [ xiv] ~ Ar kabir [#kbr sf.a.kazan[mak Tü [ viii] kazğan. +inç kazaska [ xx/a] öz Kazak Güney Rusya akıncılarına verilen ad " kazak 1 kazasker yargıcı" kadı. .

Yunanca kelimenin nihai kökeni belirsiz olup. Karş.] suçunu silme. Aram kspün/kspptâ (küfe) belki Yunancadan alınmıştır.a. bir Sami dilinden alıntı olma ihtimali düşünülebilir. yedekleme. kefen [CodC.]. güvence verdi (= İbr/Aram #kpl ikiye katlama.keder kadara sıkıldı.a. yy'dan itibaren Kuzey Afrika'dan Akdeniz dillerine yayılan bu kelimenin nihai kökeni muammadır. el ayası. Lat cophinus (küfe) > İng coffin (sepet. günahtan veya bir yükümlülükten kurtarma (= Akad kapâru a. ) kefe [Yus xiv] terazi gözü ~ Ar kaffat [#kff] 1. kefere " kâfir kefil [Neş xv] [ xiv] ~ Ar kafarat [#kfr çoğ. DK. İng cat. garanti. 2. Alm kater/katze.a. eski Mısır'da alt tabakadan insanların cenazeleri için kullanılan hasır sandık" olduğu anlaşılıyor.] kâfirler < Ar kâfir ~ Ar kafıl [#kfl sf. kefalet ~ Ar kafâlat [#kfl msd. Rus kot/koşka. Lit kate. a. kef kafa a. temizleme. kevgir. EErm katu. ölü defnetmek için kullanılan sanduka) Yunancadan alınmıştır. Tü çetük/çetik (a. * Karş. gizledi ~ İbr/Aram #kpr silme. mugil * Yun kéfalos ve kefale biçimleri arasındaki ilişki anlaşılamadı.). suç veya günaha karşılık ödenen bedel < Ar kafara örttü.] kefil olma. güvence < Ar kafala kefil oldu. Lat cattus/catta. avuç. garanti etti. = Sans kapha a. çift olma = Akad kapâlu ikiye bükmek) kefaret [Kut xi] ~ Ar kafârat [#kfr msd. Latince C harfi Yunan alfabesinin erken bir biçiminden alınmıştır. sandık [esk. xi Oğ). Gül xiv] ~ Ar kafan [#kfn] cenazeyi örten dikişsiz bez ~ EYun kófinos hasır veya çubuktan örülen büyük sepet.] sıkıntı. kâse.a.) biçimleri aynı kökle alakalı olmalıdır. Aram/İbr %atül (a.) kahvenin üstündeki köpük ~Fa/OFakaf köpük (=Ave Keyif sözcüğüyle karıştırılması yanlıştır. küfe * Arapça sözcüğün nihai anlamının "hasır sepet.a. Ar qiTT/qiTTat (a. baş [Arg xvi] ~ Yun/EYun kéfalos bir tür balık. köpük? kefal cephalus EYun kefale kafa. [Çağ xv] ~? Yun kátta/gátta a.a. bunalma < Ar [DK xv] . kepçe. içbükey hale getirme ) * Yun káppa < İbr/Fen kappa (k harfinin adı) bu harfin Fenike/İbrani alfabesindeki şeklini ? ifade eder.a. < İbr/Aram #kpp bükme.] bir borcu üstlenen " kefalet . ikileme. küfe. MS 1. EŞKÖKENLİLER: Fa kaf: kef. terazi gözü (= Aram kappâ a. bunaldı kedi ~ Ar kadar [#kdr msd.

EŞKÖKENLİLER: Fa kah/kah : kârgir. Kaş viii+] kekre acı bir tür ot.] Araplara özgü baş ~ Ar kahânat [#khn msd. kehribar kek pişirmek " kuzine kekâ kekeme <Tü [Kıp xiv] kekeğü kekeleyen. a. soygun < Havr *reup. [Men xvii] ekşi. çalmak) * Kehribarın yüne sürtününce elektriklenme özelliğinden ötürü. Karş. keskin (tad) [ xiv] saçsız baş.] gaipten haber ~ Fa kahkaşân samanyolu & Fa kehribar [Men xvii] kehrübâ vulg. Rus golyı (kel. İng rob (çalmak. dayı [Uy. zorla almak = OFa röp zoralım. [ xviii] yabani zahter. kafatası Aynı kökten Lat calvus. kafatası). fosilleşmiş reçineden oluşan ve yüne sürtününce elektriklenme özelliğine sahip olan sarı madde & Fa kâh/kah saman + Fa ruba kapan (< Fa rubüdan. yarpuz.kapmak. ruba kapmak. fiil adı yapan -me eki olmadığı açıktır. pepe. elektrik. kekeleme sesi * -me eki muhtemelen dissimilasyon ürünü olup. kubbe " kehribar ~ Ar qafiyyat [nsb. keklik keko kekre Tü Tü [Kaş xi] keklik/kekelik a.kefiye örtüsü < Ar qafan baş. kekik vulgaris [Men xvii] yaban nanesi. [Men xvii] kekeği. çorak arazi ~ Fa kal saçsız baş ~ HAvr kel *gal-1 kel. Fa kakij (roka). çalmak. kehrübar ~ Fa kahrubâ "samankapan".] kısa ve tutuk ses. . talancı). bön ~ Kürt keko ağabey. f. tyhmus ~? Fa kâkul/kâküti yabani zahter (=? Sans kukuTa yenebilen bir ot (marsilea quadrifolia?)) < [ xx/b] ~ İng cake hamur pastası < Ger *kak-/*kok- * Karş. soygun yapmak). • Aynı Hintavrupa kökünden Alm rauben. İng rover (hırsız. [LO xix] kekeme Tü kekek [onom. kafa " kafa kehanet verme < Ar kâhin " kâhin kehkeşan [Men xvii] kah saman + Fa kaşan yuvarlak çadır. [ xx/a] aptal.

bahadır. olgunlaştı. özellikle kavun ~ Ar kalak Dicle nehrine özgü sal ~ Akad [Yus xiv] kelepçük ~ Fa kalabça [küç. kâmil. Yus xiv] söz konuşma. tekmil keman . kelepçe < Fa kalab ip kangalı kelepir [ xiv] Tü [ xi] kepeli. [KT xix] yayla çalınan bir çalgı . kavis keme trüf~ Akad kam'atum keme ~ Ar kam'at toprak altında yetişen bir tür mantar.] bir tür büyük sepet < kelter EYun kálathos alt kısmı dar olan hasır sepet kem kem küm Tü [Uy viii+] kem 1. söz. eksik. [Yus xiv] yay.] bukağı ~ ? [EvÇ xvii] kelepür ganimet malı * Yun kalo emporió (iyi ticaret?) deyiminden türetilmesi zorlamadır. keler keleş kelime şey. kelebek kelek 1 kelek2 kalakku a. hastalık. tekâmül. ikmal. kavis. f. yy'ın ilk yıllarında Basra'da al-Aşcarı çevresi tarafından benimsenmiştir. mütekâmil.kelam [Aş.] 1. kuru kafa " ~ Yun kalathários [küç. İslami teoloji ilmi < Ar kalama konuştu. erdi E Ş K Ö K E N Lİ L E R : Ar #kml : ekmel.]tamveolgun olma. mükemmellik < Ar kamala bütünleşti. ıztırap. 2. söyledi ~ Ar kalam [#klm msd. * Arapça sözcüğün ikinci anlamı M.] söylenen [Men xvii] ~ Fa kalla kafanın üst kısmı. DKxi] -Arkam âl[#kmlmsd.Fa/OFa kaman yay. yakışıklı [DK xiv] ~ Ar kalîmat [#klm sf. a. kusurlu onom anlamsız konuşma sesi kemal [Kut. ağrı. [CodC xiii] köbelek/kelebek ~ Fa kalak ham meyve. kemal. tekemmül. 2. noksan. sözcük " kelam kelle kel Tü? bir balık türü ~? Tü keler kertenkele ~? [TS xvii] yiğit. 10. mükemmel.

sivri. sığınak. bel. kuşak kemik <Tü [MŞ xiv] kemük a.a. Men xvii] kined/kinet büyük taşları birbirine bağlamakta kullanılan demir raptiye. kemoterapi [ xx/c] ~ İng chemotherapy kimyasal tedavi ^ 1907 Paul Ehrlich. Hindistan'da bir ülke.a.) kenet [EvÇ.. Alm. kıtırdatmak? < Tü kemür. cannabis sativa ~ EYun kánnabis a.a.a. kenevir bitkisinin uçları < Sans gandh. 2.a.kemirmek kemiyet nicelik < Ar kamm ne kadar ~ Ar kammiyyat [#kmm msd. (= Ave karana. ~ HAvr *kannabis a. bugün Afganistan'da Kandahar bölgesi. kısa yay.sert bir şeye diş geçirmek. batmak kene * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. = Ave kamara. kuşak. kanf] kanadı altına aldı.a. kucakladı. terapi * Karş. [Çağ xv] kemizdek kıkırdak ('kırt' sesi çıkarmak?) " kemirkemir[mek Tü [ xi] kemür.) kendi Tü [Aş xiv] [Orviii]kentüa.kemençe çalınan bir çalgı " keman kement [ xiv] ilmik < Fa kamîdan küçülmek < Fa kam küçük ~ Fa kamança [küç. çevre ~ OFa kanâr/karân kendir [Uy viii+] kendir/kentir kenevir bitkisi ~? Sans gândhâra 1.a. tonoz ~ EFa kamara. yayla ~ Fa kamand çekince daralan düğüm. bele sarılan şey. 3. biyokimyacı & EYun %emia kimya + EYun therapeía tedavi" kimya. helâ < Ar kanafa [msd. Yus xiv] kuşak ~ Fa/OFa kamar 1.] 1.a.] miktar. ~ Fa kanar kıyı. diken. a. perçin ~? kenevir [MŞ xiv] kenevür kenevir bitkisi ~ Yun kannaboúri kenevir tohumu < Yun kannábi kenevir bitkisi.a. 2. kenef [Men xvii] kenif helâ ~ Ar kanîf [#knf sf.). kenar a. mimaride kemer veya kubbe. [Kıp xiv] kene/köne ~ Fa kana kan emici bir parazit .kavis.a.] korunak. saklayarak korudu < Ar kanaf kanat (= İbr kanap a. kemer [Aş. = Aram kanspâ a. 2. Fr chimiothérapie (a.a.

istemeyerek veya iğrenerek yapma. Fa kanab. Bak. < OFa kaf köpük " kef kepek Tü ~ Fa kafça kazan üstünden köpük almaya yarayan [Uy viii+] kebek saç kepeği.a. 2. DK xiii] = Moğ kebenek çoban kepenek keçesi.). Alm hanf. kaban.] 1. Karş.] 1. kepenk gölgelik [Men xvii] pencere ya da kapının dışına takılan ahşap ~ ? * Muhtemelen Tü kapa. [ xi] kepek tahıl kepeği [İMüh. kepçe büyük kaşık ~ OFa kafiç a. hizmet. [ xiv] kerahiyet mekruh olan bir şeyi yapma .beş ~ HAvr *penkwe a. kale (= Saka ~ Fr quintal beşyüz kiloluk ağırlık birimi < Lat quinque.a. İng hemp.) kental [EvÇ xvii] [ xi] kend [ xx/b] ~ Fa/OFa kangar yabani enginar" ~ Sogd kand/kant kasaba. kenger enginar kent kanthâ a. 2. [LO xix] ~ Fa kabada gevşek talim yayı * d > 5 > z dönüşümü Farsça alıntılarda tipiktir. külahlı cübbe [Men xvii] kepaze gevşek talim yayı. Erm gġbank (kilit) sözcüğüyle birleştirilmesi gerek ses gerek anlam bakımından mümkün gözükmemektedir. " penç kentet kep "kaput kepaze hamiyetsiz. cömertlik. Ar qinnab (a.) Farsçadan alıntıdır. a. quint. yüce davranış. aba üstlük * Ar qaban ve OLat cappan biçimleriyle benzerliği ilgi çekicidir.* Aynı kökten Lat cannabis. mecazen içki içme " kerh keramet [Aş. Rus konoplya (a. mekruh olanı yapma.fiilinden. soyluluk belirtisi.Ar karâhat [#krh msd. evliya tarafından icra edilen mucize " kerem kerata 1 [ xix] yaramaz. haşarı çocuk boynuzlu. şeytanın lakabı < Yun kérato boynuz " kerata2 ~ Yun keratás kerahat . rezil [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr quintette beşli çalgı grubu " kental ~ İng cap kasket ~ Lat cappa külah. Yus xiv] ~ Ar karâmat [#krm msd.a. a.

[küç. lağım " geriz . [Kut.Ar karîmat [#krm sf. kereviz [MŞ xiv] kerefes. kerem. Yus xiv] ~ Ar karam [#krm msd. kerime.a. " korna * Karş. deniz böceği. soylu. kerat. nefret etti kerim değerli" kerem kerime [ xiv] ~ Ar/Fa ~ Ar karh [#krh msd. keramet. kerat. bir tür boynuzlu böcek * Yunanca sözcük bilinmeyen bir dilden alıntıdır.] tekrar. defa kerem [Aş.a. karabid. < EYun kârabos 1. mükrim kereste [Men xvii] kerâste/kireste biçilmiş ağaç karastün büyük yükler için ağırlık ölçüsü. 2. istakoz. ~ HAvr *kers-s. yüce gönüllülük gösterdi EŞKÖKENLİLER: Ar #krm : ekrem.kerata2 [ 188+] ayakkabı çekeceği boynuz ~ EYun kéras. Aş xi] [MMem xvi] yüksek rütbeli birinin kız evladı . yüce gönüllülük. keriz eşcinsel [ xix] köçek havası (argo). soylu hanım < Ar karım cömert. [ xx/a] pasif ~? Fa kârez su yolu.a.a.< HAvr *ker-1 a. kerh iğrendi. nefret < Ar kariha ~ Ar karım [#krm sf. [ xviii] kereviz karafs kökü yenen bir sebze.a.boynuz " kerata2 kere [DKxiv]kerre < Ar karra [msd. İng crab < Nor krebit (yengeç) ile etimolojik ilişkisi meçhuldür.a. f.] a.] soyluluk.] iğrenme. [ARasim 1897-99] . [ xiv] kirevet kürsü şeklinde yatak ~ Yun ~? Fa * Lat grabatus (yatak) Eski Yunancadan alıntıdır. cömertlik < Ar karuma soylu idi. keratin [ xx/b] hammaddesi < EYun kéras. = Aram ksrepsâ a. ikram. İng shoe horn (ayakkabı çekeceği). apium graveolens = OFa karafs a. karr/takrâr] geri geldi. tekrar etti ~ Yun kérato ~ Fr kératine boynuz ve tırnak ~ Ar karrat[#krr msd. kerevit [Men xvii] ~ Yun karabída küçük istakoz veya büyük karides ~ EYun kârabis.] cömert. kerim. soylu " kerim * "Kız evlat" anlamı Osmanlı Türkçesine özgüdür.a. çeki kerevet krebáti yatak ~ EYun krabbátos a.] cömert hanımefendi.

211-217) lakabı. yolculuk. a. Ancak *karkanz biçimine Farsçada rastlanmadı. sarınma [Men xvii] kereke .] defalar. Roma'da ilgi çeken şark tipi cübbesinden ötürü takılmıştır. kervan kes [ 196+] basketbol ayakkabısı ~ ? ~ Fa . Amr xiv] Nil nehrinde yaşayan bir tür büyük ~? * Tü keler (kertenkele) ile benzerliği muhtemelen yakıştırmadır.dört" kare kertenkele sürüngen. çentik yapmak kerte [LFxvi] ~Yun kárta pusula kadranının 1/16’lık dilimi ~ İt quarta (parte) 1. kıskaç.kerkenez [Men xvii] kerkenz doğangillerden küçük yırtıcı kuş ~? Fa karkas/karkas akbaba (= Ave kahrka. kerrat çarpımlar < Ar karrat" kere kert[mek Tü [ xiv] ~ Ar karrât [#krr çoğ. kerli ferli kuvvet.göndermek)" mesaj kerpeten kerpiç [ xiv] kelbeteyn . DK. karkama (kuyruksallayan kuşu). Belki kürrekî (eşcinsel sevgili. karkarak (saksağan). Gül xiv] kârbân/kârvân kârbân/kânvân kafile. pusula kadranının dörtte bir veya 4x4'te bir dilimi ~ Lat quartus çeyrek < Lat quatuor. pense Tü? [Uy viii+] kerpiç pişmemiş topraktan yapılan tuğla kerrake mensuplarının giydiği bir tür cübbe #krk sarma. 2.kuş. [KT xix] kerrake eskiden ilmiye ~ Ar karakat Araplara özgü bir tür cübbe ~ Aram ksrâkâ a. miss.) ile ilişkisi üzerinde durulabilir.Fa kalbatîn / Ar kalbatân kerpeten.a. [Men ] kelbetln vulg. kelpetin . matematikte [ xi] kert. celadet + Fa far parıltı. < Aram * Vehbi'nin kerrakesi deyimi anlaşılamamıştır. quatr. Yus. lacerta nilotica [MŞ. çeyrek. kerteriz [LF xvi] ~ Yun kartárizo pusulanın 32'de bir bölümlerine göre yön tayin etmek ~ Ven *quartarisàr a. tavuk) * Karş. varan. kilise < EYun kyrios rab. < Ven quarta kerte " kerte kervan [Aş. oynaş ? xvii). Fa karkar (bir tür güvercin). katar ~? Akad %arrânu yol. • Suriye kökenli olan Roma imparatoru Caracalla'nın (hd. Yun krokódilos veya lakérta (a. tanrı ) + EYun misse Pazar ayini (~ Lat missa < Lat mittere.a. özellikle ticari yolculuk.gedik açmak. ihtişam " fer < Fa kar u far güç ve kuvvet & Fa kar kermes [ xx/b] hayır için yapılan satış ~ Fr kermesse Kilisede Pazar ayininden sonra hayır için yapılan satış ~ Hol kerkmisse kilise ayini & Hol kerk kilise (~ Ger ~ EYun kyrikón "tanrı evi".

kesin YT [CepK 1935] < Tü kesinkes [xix LO] katiyen < Tü kes-" kes- kesir/kesr[Yus xiv] ~ Ar kasr [#ksr msd.a.a.a. ~ Fa kaş çeken < Fa/OFa keş1 uyuşturucu kullanan kimse kaşîdan çekmek (= Ave karş. kese [Gül xiv] ~ Fa kısa büzük. kırıntı. = Akad kîsu a. nakit para ~ ~ Ar ka6âfat [#k8f msd.] 1.) * Ar kıs (a.kes[mek Tü [Uyviii+]kes-a. torba.] yoğunluk < Ar ~ Ar kasâd [#ksd msd. 2. anıt.a. çekilen < Fa kaşîdan keşif/keşf[Aş xiv] keşf ~ Ar kaşf [#kşf msd.a. şeyh.) muhtemelen Farsçadan alınmıştır. keşide çekmek " keş1 kesif ~ Ar ka6lf [#k6f sf ] yoğun " kesafet ~ Fa kaşlda çekilmiş.] (satışta) durgunluk * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. [TDK 1955] bölük. Yus xiv] [ xx/c] nakit ~ İng cash para kasası [esk. aritmetikte tam sayıdan küçük birim < Ar kasara kırdı keşiş [DK xiv] ~ Ar kaşiş Hıristiyan rahibi ~ Aram qsşlşâ 1. keşfetme < Ar kaşafa ortaya çıkardı kesim YT [CepK 1935] mukataa.a.) keş2 İt cassa " kasa kesafet ka6ufa yoğun idi kesat < Ar kasada (satışlar) durgun idi [Aş. bölge.) Orta Farsçadan alınmıştır.a. (= Aram klsâ a. kısım < Tü kes-" kes- * Kısım < Ar qism kelimesinden esinlenme yoluyla türetildiği açıktır. . Uludağ " keşiş kesit YT [Geom193+] <Tükes-"kes< öz Keşiş Dağı * -it eki için karş. yaşlı kimse. kilise hiyerarşisinde bir sınıf rahip < Aram #qşş yaşlanma. özellikle para torbası ~ OFa *klsag a. yaşlı olma keşişleme [LF xvi] güney rüzgârı İstanbul'un güneyinde bir dağ. kırık. 2.] ortaya çıkarma.]. Erm ksag (a. örtüsünü kaldırma.a.

Ar kaşk (arpa suyu) Farsçadan alıntıdır. bir şeyin alt kethüda [Aş. kesp [etm kazanma < Ar kasaba elde etti. kesret.oda. a. keşmekeş çekişme < Fa kaşîdan çekmek " keş1 keson caisse [büy. a.] kasa ~ İt cassa " kasa ~ Fr caisson büyük kasa. kaşkma (arpa ekmeği). her iki anlamda * -ek eki açıklanmaya muhtaçtır. oyuk.] a. < Fa kaşk a. uç " kata+ ~? Yun katapéras aşağı taraf. kurutulmuş yoğurt. rahne [ML xx/c] ~? ~ İng ketchup ~ Malay keçup balık keten [Aş xiv] ketan/kettan kettânâ/ktünâ a. a. bir tür karışık süt < Tü keşkûl [xiv-xix] dilencilerin ve kalenderi dervişlerin taşıdığı kâse ~ Fa kaçkül/kaşkül dilenci [Men xvii] [ xx/c] ~ Fa kaş mikaş "çek-çekme". ~ Sumer ketenpere ucu & EYun katá aşağı + EYun péras taraf. a. ~ Akad kitüm a.] a. yönetici" hüda . ~ Ar ka6rat [#k6r msd. ket [vurmak ketçap sosu kete külde pişmiş çörek (halk) ~ Ar kattan a. çekmeceli komodin < Fr [Aş xiv] kesb ~ Ar kasb [#ksb msd. Yus xiv] ~ Fa kad %udâ i evsahibi.keşke/keşki keşkek buğday veya arpayla yapılan bir yemek [CodC xiii] ~ Fa kaş ki temenni bağlacı [Men xvii] keşk/keşkek 1. keşkül tatlısı [LO xix] keşkûl-i fukara fakir kâsesi.] çokluk < Ar ka6ura [MŞ xiv] kasdana ~ Yun kástano [n. * Karş. hücre ) + Fa %udâ efendi.a.a. ev işlerini idare eden kişi. Alm kastanie < Lat castanea < EYun. teksir kestane E Yun kástana [f. = Ave kata. 2.] elde etme. İng chestnut. 2. a. kurut. kazandı kesret sayıca çok idi EŞKÖKENLİLER: Ar #k?r : ekser. Sasani devletinde köy yöneticisi & Fa kad/kada ev (~ OFa kadag a. Karş. ~ Aram [ xx/a] ked çentik. Fa kaşkab (arpa suyu).

[LO.Ar kayf [#kyf] durum. öyle & Ar ka gibi + Ar 5a o [MMem xvi] ~ Ar ka Sâlika bunun gibi.Fa tez âb keskin su. dolandırıcı) sözcüğünden kaynaklanmış olabilir. +gir keyfiyet < Ar kayfa nasıl < Ar kayf durum " keyif [ xiv] ~ Fa kafglr büyük süzgeç & Fa kaf köpük ~ Ar kayfiyyat [#kyf msd. az [Men xvii] kavvâde fuhşa aracılık eden kadın. hoşnutluk <Tü kez geri * "Geri gelme" keza kezalik Ar Sâlika bu " kezzap .a. azamet < kıble [ xiv] ~ Ar qiblat [#qbl msd. boyun eğdi" kabul kibrit a. ki kibar zarif [passim xiii] ~ Fa/OFa ki ilgi edatı [Yus xiv] büyükler. namazda dönülen yön < Ar qabila kabul etti. asit" tiz. ekâbir < Ar kabir büyük " kebir * Türkçede tekil sıfat olarak kullanımı 'kibardan biri kimse' deyiminden türemiştir. Karş. sesini kıstı kevaşe kevâşe fahişe (argo) ~ Ar katum [#ktm im. [ xx/c] ~? Ar qawwâdat a. kibir [Aş xiv] kibr Ar kabura [msd.] namazda Mekke'ye dönme.] sır tutan.] nasıllık. Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır. yy'da türetilmiştir. kevgir + Fa gır tutan " kef. ab * Ses değişimi Ar ka55âb (yalancı. 9.] büyükler.ketum konuşan < Ar katama [msd. geri" . böyle < . a. a. nitelik * Arapça sözcük Aristoteles'in kullandığı EYun poiötes < poîos karşılığı bir felsefe terimi olarak M. kalite. katm] sakladı. ruh hali. [ xiv] ~ Ar kibrit [#kbrt] kükürt ~ Aram kebrltâ/kubritâ . kabr/kubr/kabârat] büyük idi ~ Ar kibr [#kbr msd.ile yazımına 20. ~ Akad kibrltu a. keyif/keyfiyi ruh hali.Ar ka5a onun gibi. yy'm ikinci yarısından önce rastlanmamaktadır. defa < Tü ke/ke5 arka. KT xix] seçkin sınıfa mensup kimse. özellikle [T S xiii] ' anlamında keza kez/gez kere. " gavat * -ş. ~ Ar kibar [#kbr çoğ.] büyüklük.

döndürdü " kalp2 Tü? [Kaş xi] kulaPuz yol gösteren. 2. iplik eğirme çarkı < Ar qalaba çevirdi. kıdem [MMem xvi] ~ Ar qidam [#qdm msd. hücre ~ Lat cellarium mahzen. Akad qıru (zift. rehber kılcal YT kılavuz [TDK 1944] < Tü *kılca küçük kıl" kıl * Fr capillaire (kılcal < Lat capillum kılcık) çevirisidir. a.] yetme. örtmek. eski olma) kifayet yetişme. eylemek [Men xvii] kılabudan çok ince altın veya gümüş iplik Ar qallâb [#qlb im. önce gelme. kil(o)+ EYun %ilios bin kıl[mak kılaptan Tü ~ Fr/İng kilo.] çıkrık. kıkırdak < Tü kırt/kıkırt [onom. etmek. yardıma yetişme < Ar kafa yetti kıh kik kıkır/kikir kıkırdak kıl Tü onom onom kısık gülme sesi [ xx/b] " kah ~ İng gig dar ve uzun kayık " kakır [Aş xiv] ~ Ar kifâyat [#kfw msd. 2. kılçık Tü [ xi] kıltık tahıl kılçığı. [ xiv] hafifi gülme sesi <onom [T S xv] kekirdek/kekirdak 1. bacağın arka tarafı * Batı Oğuz ve Kıpçak dillerine özgü bir sözcük olup Azerbaycan Türkçesinde "arka ayak" anlamındadır.bin (sadece bileşiklerde) < [ viii] kıl.yapmak.] kıkırdak sesi " gırtlak [Uy viii+] kıl a. gizlemek .] daha eski olma. oda ~ HAvr *kel-nâ. özellikle çömlek yapımında kullanılan balçık * Karş.< HAvr *kel-2 kapatmak. gırtlak. balık kılçığı < Tü kıl" kıl kiler [Arg xvi] kilar ~ Yun kellári erzak odası. ayak. mahzen. (= Moğ qılğasu(n) atın kuyruk kılı kil [Aş xiv] gil çömlek yapımında kullanılan balçık Fa/OFa gil çamur. önceledi < Ar qadam ayak (= Fen/ İbr/Aram #qdm 1. katran). kiler < Lat cella hücre. çok eski olma < Ar qadama [msd.kıç Tü? [Kıp xiv] baldır. qadm/qudüm] bir adım önden gitti.

= Akad qilpu a. EŞKÖKENLİLER: EYun kleío : kilit. DK xiv] kilid ~ Fa kilîd anahtar ~ O Yun kleidí a. Türkçe kilise biçimi. kılıbık ^7 kılıç Tü [Uy viii+] kılıç a. kapalı olmak. kilise [DK xiv] ~ Yun ekklesia Hıristiyan tapınağı ~ EYun ekklesia toplantı.a. kurultay. huy.a. civata). adap. yy'da tesbit edilmiştir. derinin dış tabakası. = EYun kleïs. EYun kalyptö. davranış.491 187+] kilogram kilo/kilogramme bin gramlık tartı birimi " kil(o)+. yaygı ~ Fa * Farsça sözcüğün nihai kökeni belirsizdir. oklüzyon Lat clavis : klavsen. < EYun kleiö kapatmak. kilit [Kaş xi] iklid . ilan etmek & EYun ék dışa + EYun kaleö bağırmak ~ HAvr *kels-2 bağırmak. [ARasim 1897-99] . kloz. kle Lat clavus : civata. [Bah 1924] karısının emrinden çıkmayan erkek kılıf ~ Ar qilf [#qlf msd. [Men xvii] kıyafet * Türkçe sözcüğün anlam gelişmesi Ar qiyafat sözcüğünün Türkçe anlamındaki evrime paraleldir. Ar kanısat (kilise) < Aram. Alm keller (kiler). klavye. yatak örtüsü. * Aynı kökten Lat claudere. a.4. Lat celare. Bak. gram ~Fr kilometre [Düs I. belki clavus (çivi. Aramice biçim en erken MÖ 6. keçi yününden yaygı = Aram gaîlmâ örtü.a. İng cell. örtü (= Aram qslâpâ a. claus.a. occulere (saklamak).) kılık Tü < Tü kıl-" kıl[Uy viii+] kılık karakter. Fr cellule (hücre).a. kleid. EYun kálymma (a. metre . yüksek sesle çağırmak " ek+. klarnet * Karş. klozet. örtmek ~ HAvr *klâu. kıyafet. kavilya kilo/kilogram [Düs I. hal ve hareket. meclis < EYun ekkaleö yüksek sesle çağırmak. yazı dilinde tercih edilen kenıse'nin yerine geçmiştir. [Arg ] keçi yününden yapılmış örtü gilîm battaniye.] bir şeyi örten zar.499 187+] kilometro . clavis (kilit).4. Ayrıca aynı kökten Ger *hallö (kapalı yer).Fr kilomètre bin metrelik ölçü birimi" kil(o)+.(kapatmak). klitoris Lat claudere : eksklüsif.a. Lat clavus ve clavis biçimleri arasındaki biçimsel ilişki açık değildir. töre. kilim [Gül xv] . a.a. klostrofobi. [İdr.) bir Yakındoğu dilinden alıntı olmalıdır.* Aynı kökten İng cellar.

a. * Ar kammun/kamnun (a. cuminus ~ Aram kamuna a. Mısır .) [ xi] kımız mayalanmış at sütü [TDK 1944] h ü viyet <T ü kim"kim * Karş. Yus xiv] ~ Fa km garez. kısas. -cı" kimya. kâr & Ar kTmiyâ' + Fa -gar yapan. meslek kimyon [MŞ xiv] kimnun ~ Yun/EYun kyminon baharat olarak yenen bir tohum. kimyager kimyager edinen. entari kimse <Tü [Hay 1959 195+] ~Fr/İng kimono Japon [TS. [passim xiii xiii] ilgi edatı * İlgi edatı olarak kullanımı muhtemelen Farsça ilgi edatı ki etkisi gösterir. hüviyet < Ar huwa (kim). KIVIR. kın xi] kın kılıç veya bıçak kılıfı Tü [ . KIPIR. ~ Akad kamunu a.a. kin [Aş.< HAvr *kwei.Mıs khem kara EŞKÖKENLİLER: Yun khemeía : kemoterapi. kimono biçimi entari ~ Jap kimono giysi. a. dedikodu " kavil kim Tü [Aş xiv] ~ Ar qıl u qal [#qwl] "denildi ve [ viii] kim soru zamiri. kan davası gütmek * Aynı kökten EYun poina (kan bedeli. kara büyü. düşmanlık ~ OFa ken kan davası (= Ave kaenâ. kımıl 1 onom [Arg xvi] kısa erimli ve sürekli hareket ifade eden ses * Karş.kilükal dedi". metalleri dönüştürme ilmi < EYun %emia "Kara ülke". kimya.kan bedeli ödemek. kımıl2 kımız kimlik Tü YT zararlı bir böcek ~ Ar qaml bit (= Akad qamlu a. cereme). a.kan bedeli) ~ HAvr *kwoi-nâ. Kıp xiv] kimerse/kimesne/kimesne/kimse kişi < Tü kim ise " kim kimya [Kut xi] ~ Ar kTmiyâ' kara büyü ilmi ~ OYun khemeia simya.) biçimi Aramca veya başka bir Sami dilinden alınmıştır.

model "gibi kıpır onom kısa ~ Ar qinnab/qunnab [#qnb] kenevir. belki kıy-(kesmek) ve kına(işkence etmek). kış (kısılma dönemi). soyunu sürdürmek ~ HAvr *gens. < EYun kinesis hareket < EYun kineö hareket etmek ~ HAvr *kis-neu.kökü ve türevlerinin semantik alanı boğ-köküyle büyük ölçüde örtüşür. boğ-. aşağılamak.kesmek.a. eziyet Tü kıy. bozkır.a.a. pislik kır[mak Tü [ xi] kır. kıt (kısık). kırmak. yoketmek. *Kı-/*kığ.< HAvr *keis. [T S xiii xiii] kökünü kazımak. katliam etmek < Tü *kı. kığır. [DK xv] kına lawsonia inermis bitkisinden elde edilen boyar madde ~ Ar Hinna' kına.harekete geçirmek king [xx/c] bir iskambil oyunu ~İngking1. kına[mak Tü [Uy viii+] kına. 2. beyzade ~ Ger *kunjingaz & Ger *kunjam soy. takbih etmek < Tü kın/kıyn [viii] ceza. kısmak.(burmak). hicvetmek. öldürmek. Karş.] dolaylı anlatım. erimli ve sürekli hareket ifade eden ses kıpti ~ Ar qibtî [nsb. büzmek * Aynı kökten kıs.] Mısır'ın islamiyet öncesi yerli halkı ~ EYun aigyptios Mısırlı < öz Aigyptos Mısır ~ Mıs kir Tü [Uy viii+] kir kir. " kenevir kip YT [CepK1935] -Tüklb/klp[xi] kalıp. ıssız yer .(a. kır1 Tü [ xi] kır deşt.). bir şeyi adını vermeden anma < Ar kana dolaylı anlattı < Ar kunyat lakap " künye kinetik [DTC1944] ~Frkinétique harekete ilişkin~ EYun kinetikos a. kinin ~ Quech kina kabuk " kinin kinaye [ xiv] kinayet ~ Ar kinâyat [#knw/kny msd.kına [CodC xiii] hınna. hanedan (~ Ger *kinjan doğurmak.kökünü kazımak.oğlu " genetik kinik » " sinik kinin [Bah1924] ~Frquinine Peru'da yetişen cinchona ağacının kabuğundan elde edilen ateş düşürücü ilaç < İsp quina cinchona ağacı kabuğu ~ Quech kina kabuk kınnap kenevirden yapılan ip ~ OFa kanab a." kıykınakına [ 186+] ~ İsp quinaquina cinchona ağacı kabuğundan elde edilen ateş düşürücü ilaç.doğurmak ) + HAvr *ing. [LO xix] alay etmek. kesmek. iskambilde papaz ~ Eİng cyning soylu kişi.cezalandırmak.kral. kısaltmak. [ xx/c] ayıplamak.

[AMithat 1885] saçına kır düşmüş? . keçiboynuzu. 2. = Aram gır a. özellikle at rengi [Neş xv] ~ Ar kira' [#kry msd.a. Fr cravache biçimleri Rusça yoluyla Türk dillerinden alınmıştır.] su tulumu [Men xvii] a.kökünü kazımak.Aram #qr' çağırma. a. Fr cerise. yakma " karbon . kur'an kıraç kırağı kıran <Tü Tü <Tü [Kan xvi] kurak yer. = kireç Akad gîru a. alaca. kırba kırbaç [ xiv] ~ Ar qirbat [#qrb msd.] a.a. ~ EYun kerasós * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. a.a.] "küçük boynuz". ~ Sumer gir a. ~ Fa girac a. çil1 [ xviii] kırla karışık (sakal rengi) [CodC xiii] gireç & Tü kır gri + Tü çal/çil karışık renkli.boynuz " kerata2 kiraz [TS xiv-xviii] kirâs kuş kirazı ~ HAvr *ker-5 kiraz veya benzeri kırmızı meyve ~ Yun kerási a.] okuma < Ar qara'a okudu . gösterişli ~ Lat grandis büyük " gran * Asıl anlamı muhtemelen "yaşlıca iyi giyimli erkek" olup. kıraat [ xiv] ~ Ar qirâ'at [#qr' msd. ~ ? * Alm karbatsch. kiremit [MŞ xiv] kiremüd ~ Yun kerameídi pişmiş topraktan yapılan çömlek. yüce. kırçıl + çil" kır2. kır sözcüğüyle bağdaştırılması halk etimolojisidir.kır2 kira Tü [ xi] kır2 gri renk. ceratonia siliqua.a.a.a.a.a. tuğla < EYun kéramos a.a. -t. yüksek sesle söyleme. a. ~ HAvr *kers-mo. kırat [ xiv] bir tartı birimi ~ Ar qirât 1.). [DK xiv] salgın hastalık < Tü kır " kır1 " kır2 < Tü kır. bozkır [ xi] kırağu a. bir tartı birimi ~ EYun kerátion [küç. Yunanca biçimin Trakça veya başka bir Anadolu dilinden alıntı olduğu kabul edilir.İt grande büyük. keçiboynuzu çekirdeği. kıraat. İng cherries < Lat cerasus (a. Sözcüğün kökenini Lucullus ve Giresun kenti ile birleştiren rivayet doğru değildir. < EYun kéras. Karş. okuma EŞKÖKENLİLER: Ar #qr' : kari. katliam etmek " kır- kıranta [LO 1876] kır?.< HAvr *ker-4 ateş.

. cilve yapmak < Tü kır. kıro çocuk. Kaş viii+] kiriş yay gergisi Tü ker. Karş. kırk[mak Tü [Uy viii+] kırk. özellikle koyun veya keçi yünü kesmek < Tü kır.sesi belki kırp-1 etkisiyle sonradan türemiştir. kırlent guirlande çelenk ~ Frk *wiara." kır- kırp2[mak <Tü [CodC xiii] kıp. pekiştirici -k/-p sesiyle yapılmış eşdeğer türevlerdir. koşnil ~ Sans krmi kurtçuk. böcek ~ HAvr *kwrmis kurtçuk * Batı dillerine Arapçadan geçmiştir.ekinin işlevi açık değildir. kirizma kırk [ xix] toprağı saban veya kürekle altüst etme . [LO xix] kırp. delikanlı kırp1[mak keçi yünü) [ xx/b] köylü ve kaba saba kimse ~ Kürt kuro erkek <Tü [Kıp xiv] kırk-/kırp. çevirme < Yun/EYun gyrö döndürmek " ciro Tü [ viii] kırk a.döndürme. İng crimson (koşnil kırmızısı).germek " ger- kırış[mak bir şeyi bölüşmek <Tü [ xx/b] 1.ve kırp. kırlangıç Tü [Uy viii+] karlığaç/karğılaç kırlangıç kuşu." kır- * Her iki anlamda 1940’lardan önce kaydedilmemiştir. t. kısmak " kır-r. < Fa kirmiz kırmızı boya veren bir böcek." kır- * -ıt.makasla kesmek. a.biçimleri. kırıt[mak <Tü [LO xix] gerdan kırmak. < Tü *kı.makasla kesmek. [Amr xv] ğarlağuc * Kırlangıç balığı (chelidonichthys lucernus). Kıp. larva.göz kapağını kapamak. makasla kesmek (özellikle koyun veya < Tü kır.a. 2.kiriş Tü [Uy. Çağ xiv] kıp.tel [ xx/a] kırlanta (~ İt ghirlanda) ~ Fr kırmızı [CodC xiii] ~ Ar kirmizî [#krmz nsb. Yun %elidonâs (kırlanıç kuşu > kırlangıç balığı) adının çevirisidir. özellikle cildin buruşması. [TS xiv-xvii. a. argoda < Tü kır.] a.kısaltmak.Yun/EYun gyrisma.kesmek " kır* Kırk.a. buruşmak.kesmek.

kesti. [Göv 192+] kırtasiyeci kâğıt ve yazı levazımı satan kişi.a. kışt Tü kısas1 [ viii] kısğa a. kırptı. göze göz dişe diş ilkesine göre verilen ceza < Ar qaSSa 1. hesaplaşma.].(açılma mevsimi). yazışmayı artırarak işi zorlaştıran memur < Ar qirTâs papirüs [esk.xv+). onom < Tü *kı. 2. ehemmiyetsiz. daraltmak < Tü *kı.kirpi kirpik Tü Tü [Uy viii+] kirpi gövdesi dikenli küçük hayvan kirpik [Uy viii+] kirpik göz kapağındaki kıllar " kirpi * Kırp. hisse < Ar qasama [msd.kesmek. hasis. a.] bölüm. kırt onom = Tü kırç kesme sesi. < Tü kıs-" kıs[ xiv] ~ Ar qiSâS [#qSS msd. kaşıma veya kazıma sesi kırtasiye [KT xix] resmi dairelerde kâğıt ve yazı malzemesi için tahsis edilen ödenek. paylaştırdı kısır1 dişi " kız kısır2 Tü [ xi] kısır doğurmayan insan veya hayvan = Tü kız 1. kırbıktiken (kirpi). büzmek " kırkovma sesi kısa kış1 * Karş. kış2. 2. biçare. göz kırpmak) ilişkisi düşünülebilir. [Yus xiv] (kısa a ile) ~ Ar qiSaS [#qSS çoğ. kısaltmak " kırTü [ viii] kış kapanma mevsimi.kısaltmak. hayırlı iş Tü [ viii] kıs-/kız.fiilinin her iki anlamıyla (yün kırpmak. kimse ~ Ar qism [#qsm msd. azaltmak. a. değersiz.] kısım/kısm[ xiv] kısm pay.] ödeşme. yaz < yay. Karş. qasm] böldü. Çağ kırbık (külahın kenarına işlenen kürk şerit . kâğıt ~ Aram qarTısâ papirüs ~ E Yun %ârtes a. kıt.a. fakir ~ ? (Doğu Anadolu'da) çocuğu sünnet ettiren ve yaşam boyu sahip Fa kirfa sevap. evlenmemiş [ 197+] bir bulgur yemeği ~ ? . kısmak. hikâye anlattı kısas2 hikâyeler < Ar qiSSat" kıssa kişi Tü [Or viii] kişi insan. kırmak.kısmak. " kart2 kırtipil (argo) kirve çıkan kişi kıs[mak [AL 192+] zavallı.

a.hırlamak. maşa Tü [Uy viii+] kısğan. esirgemek. kişniş2 kispet ~ Fa kişmiş/kaşmaş kuş üzümü [ xiv] kisvet kıyafet. mesane kıstak YT [ xx/a] ~ Fr kyste irinli torbacık ~ EYun kystis sidik <Tükıs-"kıs- [CepK 1935] berzah * -tak ekinin işlevi açık değildir.] * Karş. Aş xi] pay pay.kısıt kıskaç kıskan[mak YT Tü [TDK 1944] hacir < Tü kıs-" kıs< Tü kıs-" kıs- [Uy viii+] kısğaç kısma aracı.a. evlenmemiş dişi" kız kısrak kıssa [Kut xi] ~ Ar qiSSat [#qSS msd. giysi" kisve Tü [ xi] kısrak henüz doğurmamış dişi at. bölüştürülen bir şeyden birinin payına düşen " kısım kişne[mek Tü? [ xi] kişne.] kıyafet.] gıcırtı ve hırıltı sesi " +kirkışla Tü [Uy viii+] kışlağ kışlama yeri < Tü kışla.at sesi çıkarmak ~ Ar qismat [#qsm msd. dişiye varmak). Farsçadan erken bir alıntı düşünülebilir. 2. kıt. kıstas bir tartı ölçüsü ~ EYun ksestes a. giysi. kişniş1 [Amr xv] kişnîc ~ Fa kişhlc/kişnlz baharat olarak kullanılan otsu bitki.öfkelenmek.) . eli sıkı" kıt kışkırt[mak Tü [Uy viii+] kişkir. hasis. guşnı (çiftleşmek.Ar kiswat [#ksw msd. coriandrum sativum ~ OFa gişhîz a. [TS xiv. Fa guşn (hayvanların erkeği). kısmet [Kut. Kıp xiv xiv] kışğır-/ğıjğır. [Oğ xi] dişi at =? Tü kız 1. haykırarak saldırmak. sakınmak < Tü kız/kıs [viii+ Uy] hasis. ~ Ar qisTâs [#qsTs] ölçek. qaSaS] (kısaca ve özetle) anlatma " kısas 1 kist torbası.] hikâye < Ar qaSSa [msd. çığlık atmak < Tü gıj/kış [onom. [Men xvii] kisbet (vulg. terazi ~ Aram qssTâ .cimrilik etmek.< Tü kış " kış1 * Osmanlı kullanımında "yazın sefere çıkan askerin kışın yerleşik olduğu yer" anlamında.

kitap [Kut. kıtık Tü? quTn pamuk [Uy viii+] kıtık pamuk. coğrafyada kıta. " kütle * Arapça kutlat sözcüğünün Türkçe kökenli olduğuna ilişkin Güneş Dil Teorisi çerçevesinde geliştirilen bir görüşe dayanarak Türkçeleştirilmiştir. [LO ] kıtır atmak yalan söylemek. kitap < Ar kataba [msd. pahalılık.] parça. kısım. kıyafet < kıt Tü [Uy viii+] kıs/kız hasis. "yazı yazma" anlamı en erken Aramcada kaydedilmiştir. paragraf" kat2 kitakse koitázo bakmak kıtal öldürüşme " katil1 [Env xv] [ 192+] bak! (argo) ~ Yun koítakse bak! < Yun ~ Ar qitâl [#qtl III msd. kesim. kitaba] 1. < * İkinci anlamı belki Ar hitr (yalan. 2. kaba keten. konsistans " kamet ~ Ar qiwâm [#qwm/qym msd.a. alçak. kısmak. kıtlık <Tü [T S xiii. giysi. Aş xi] ~ Ar kitâb [#ktb msd. Aram qaTaw (keten).kisve Ar kasa giydirme. [LO xix] minder dolgusu. kuraklık < Tü kız kıt. [ xi] kız az bulunan. bağlamak. düşük + Yun pión nitelik. Gül xiii] kızlık kıtlık.kesmek. eli kıt. Ayrıca karş. dikiş dikti. yazı yazdı ) * Sam #ktb kökünün nihai anlamı "dikiş dikmek.] duruş. Arapça sözcük muhtemelen Aramcadan alıntıdır. katb/kitâbat] yazı yazdı (= Aram #ktb [msd. a. değersiz & Yun katö aşağı. kendir =? Ar * Bir İran dili aracılığıyla erken bir alıntı düşünülebilir.] yazılı şey. raptetmek" olup. kıt. az " kıt kıvam direnç. azaltmak " kırkıta [MMem xvi] ~ Ar qiTcat^ [#qTc msd. pahalı. kumpas) sözcüğünden. şiirde kıta. raptetti. belge.] giyim. < Tü *kıı. kimlik (< Yun piós kim ) kıtır1 onom dolandırmak [LO xix] kıtırdamak gevrek nesne sesi. kitle YT [TDK 1944] ~ Ar kutlat a. örtme EŞKÖKENLİLER: Ar #ksw : kispet. kisve [ xiv] ~ Ar kiswat [#ksw msd. değersiz (argo) ~ Yun katö pión düşük nitelikli. . [Kıp xiv] kıt/kız a. bucak. bağladı. kıtıpiyos [LG188+] önemsiz.] mukatele.

kıvan[mak kut <Tü [DK xiv] iftihar etmek.sıkmak " kavrakıvran[mak kıy[mak <Tü [Kıp xiv] bükülmek. [LG 188+] güzel.] ayağa kalkma.] 1. gaddar. [LO xix] bükülüp kıvrılan. Soğuk Savaş döneminde ticari kaygılarla adı değiştirilmiştir. direndi" kamet kıyamet [Kut. [TS xv xv] eziyet etmek. ayağa kalkma. öldürmek Tü *kıı. dikilme.hasislik etmek.] 1. ayaklanma < Ar qâma karşı koydu. Yeni Zelanda meyve şirketi < İng kiwi Yeni Zelanda'nın simgesi olan bir kuş ~ Maori * İngilizce eski adı chinaberry (Çin meyvesi) iken. saadet" kivi [199+] ~İngkiwifruitactinidiadeliciosa bitkisinin meyvesi ^ 1959 Turners and Growers. sevinmek < Tü kıw [viii+ Uy] kut. 2. burmak " kıvır- Tü [ xi] kı5-/kıt.a. bükmek. Aş xi] ~ Ar qiyâm [#qwm/qym msd. [ xviii] buruşuk. kırmak " kır- kıyafet ~ Ar qiyâfat [#qyf msd. buruşturmak kıvırcık kıvır<Tü [Uy viii+] kığır. Yun anástasis çevirisi) biçiminden alıntıdır. kısmak. < Tü *kı. iz sürme. 2. [DK xiv] kıvur-kırmak.kısmak. 3. kısmak. . büzmek " kır[Men xvii] kıvrıcık/kıvırcık < Tü kıvrış-kırışmak.. şerare kıvır[mak Tü burmak. kırmak. yakışıklı (argo) < Tü kıy. buruşmak " * Küçültme eki olan -cik sözkonusu değildir. zarif <Tü [T S xvi xvi] ince kadın başörtüsü. bir kişinin görüntüsünden hangi aile veya aşirete mensup olduğunu anlama ilmi." kıy- kıyam [Kut. takip etme. son yargı gününde ölülerin ayaklanması" kamet * Arapça sözcüğün ikinci anlamı muhtemelen Aram qiyama (a. kıvılcım <Tü [Kıp xiv] kığılçım < Tü kığ/koğ [xiv TS] kıvılcım.kesmek. bir kavim veya aşirete özgü giyim tarzı kıyak <Tü [TS xv] kıyıcı." kıvır[Men xvii] ('kıs kıvrak' deyiminde) sımsıkı < Tü kawrak sıkı < Tü kıvrak2 <Tü kawra.kesmek. Aş xi] ~ Ar qiyâmat [#qwm/qym msd. kıvrak 1 nazik. burulmak < Tü kıvır-bükmek. < Tü kıvır.

] kıymet [Kut. [CodC xiii] öfkelenmek [Kıp xiv] kızak buz üstünde kayma aracı. kesme). xi. Amer.kıyas [Kut. Aş xi] değer. < Tü kız. verimsiz" anlamı düşünülebilir. oranlama.a. cornus mas < Tü kızıl" kızıl klakson [ xx/a] otomobil kornası ~ marka Klaxon otomobil kornası markası ^ 1908 Lovell-McConnell Manufacturing Co. . kıt .] ölçü. < EYun klazö bağırmak klan aşiret. Karş.ateşte ısınmak. [ xi] kızlamuk a. Fr bord (kıyı) < HAvr *bherdh. . eli sıkı. Tü kırı/kırağ (a. kırmızı olmak.. az. İng shore (deniz kıyısı) < shear (kırpma.a." kız[DK xiv] erkek çocuk. "Henüz doğurmayan. Aş xi] ~ Ar qiyas [#qys msd. bakire * Karş. Tü kıs/kız (hasis. kız[mak kızak Tü? Tü [ xi] kız. [DK xiv] kızağu * Etimolojisi açık değildir. değerli idi" kamet kıytırık <Tü [ xx/c] çok küçük şey. kıyaslama yoluyla akıl yürütme < Ar qâsa ölçtü.xiv Kıp) < kır-. değersiz (argo) Tü [Uy viii+] kız kız Tü kıy.eki açıklanmaya muhtaçtır. ölçme." kıy- * -tır. kıt. kızıl kızılcık <Tü [DK xv] kızılçuk meyvesi yenen bir ağaç. kıvamlı idi." kıy~ Ar qîmat [#qwm/qym msd. kıyma <Tü [DK xiv] kıyılmış et < Tü kıy. karşılaştırdı kıyı Tü [Uy viii+] kı5ığ herhangi bir şeyin kenarı < Tü kı5-kesmek " kıy- * Karş. xiv Kıp). kızamık kızan <Tü Tü [Uy viii+] kızamuk bir hastalık. soy [Tarih 1932] ~ Fr/İng clan aşiret ~ Gael clann aile. [ xvii] delikanlı Tü [Uy viii+] kızıl/kızğıl kırmızı < Tü kız. Bak.(kesmek)." kız- * Etimolojisi açık değildir. nicelik < Ar qâma durdu. kızarmak.viii+ Uy. firması. Sözcüğün iki anlamı arasındaki ilişki muğlaktır. kız çocuğu.

Nürnberg’li çalgı yapımcısı < İt clarino borazan. rahip < EYun kleröö kurayla seçmek. memurlara ilişkin < OLat clericus din adamı. tasnif edici.< HAvr *kels-2 bağırmak " klarnet klasik [Bah1924] ~ Frclassique1. kilit. tertip. claim (iddia etmek. EYun kaleo. 1700 J.< HAvr *kels-2 bağırmak. anahtar + Lat cymbalum bir tür vurmalı çalgı. hizip < EFr cliquer gürültü yapmak. 2.çalmak) + EYun manía delilik " mani3 klerikal [ xx/b] ~ Fr clérical papazlara ilişkin. ses çıkarmak . derece. özellikle üstün sınıf . yüksek sesle çağırmak * Aynı kökten Lat clamare (bağırmak).Lat classis Roma yurttaşlarının bölündüğü altı askeri sınıftan her biri. güreşte bir oyun ~ Lat clavis klemantin [ xx/c] ~ Fr clementine şeftali-erik melezi olan bir meyva ^ 1902 < öz Clément Rodier Cezayir’li Fransız din adamı ve botanikçi kleptoman [192+] ~Frkleptomane hırsızlık hastası & EYun kleptes hırsız (~ HAvr *klep. seçkin " klas klasman classer sınıflandırmak. berrak.klapa [ xx/b] ~ Fr clapet sıvı veya buharı tek yönlü olarak geçiren kapak < Fr clapoter [onom. bir göreve adanmış kişi. klas [ xx/b] ~ Fr classe 1. küçük kapalı grup. çembalo klavye [Cumh 1928] klaviyer ~ Fr clavier anahtar takımı. bir göreve atamak klik [Bah 1924] ~ Fr clique 1. tasnif etmek " klas [ 192+] ~ Fr classement sınıflandırma < Fr klasör [Bah 1924] dosya < Fr classer sınıflandırmak " klas ~ Fr classeur 1. sınıf sistemine ait.]. 2. büyük klavsen [ xx/a] ~ Fr clavecin klavyeli bir çalgı ~ İt clavicembalo "tuşlu çembalo". # y. 2. daktilo tuş takımı ~ OLat clavarium " kle kle kilit. zil" kle. 2. ALat cladere (çağırmak).] "klap" sesi çıkarmak klarnet/klarnet [ARasim 1897-99] ~Frclarinettebir nefesli çalgı ~ İt clarinetto [küç. sınıf. Denner. gürültücü kalabalık [esk.] a. İng call (çağırmak). seçilmiş.]. 2. 2. klavsen & Lat clavis tuş. seçkin. dava etmek). birinci sınıf.(askere) çağırmak ~ HAvr *kls-d. üst sınıfa ait [esk. yüksek (ses). anahtar " kilit [ xx/b] ~ Fr clé 1. askeri sınıf < ALat clad. 2.a. Lat calare. okuryazar kimse ~ EYun klerikös 1. av borusu < Lat clarus 1. açık. 2. piyano ve org gibi çalgıların tuş takımı. memur. antik çağ yazarlarına özgü ~ Lat classicus 1.C. aydınlık ~ HAvr *kls-ro.

kampana. yaylı raptiye < İng to kliring [ xx/b] dış ticarette bir sistem ~ İng clearing temizleme. Fr. iliklemek [ xx/b] ~ İng clips [çoğ. fobi . anatomist (1516-1559) ~ EYun kleítoris [küç.sarı. klorofil [192+] ~Frchlorophyle bitkilere yeşil rengini veren madde #1818 Pelletier ve Caventou.] mandal.] kırpmak klips clip2 çengelle tutmak. t. Rus zlaty (altın).a < İng to clear temizlemek < İng clear temiz. parlak. altın < HAvr *ghel-2 parlamak * Aynı kökten EYun %ole.a. daldırma yöntemiyle çoğaltılan bitki. hesap kapatma. Fr. örtmek " kilit klon [ 199+] ~ İng clone 1. İng. çan klostrofobi [ xx/c] ~ Fr claustrophobie kapalı yer korkusu ~ YLat claustrophobia # 1879 B. sürgün (dal) klor [1891] ~ Fr chlore açık yeşil renkli bir gaz ~ İng chlorine #1810 Humphrey Davy. çan. filiz kloroform [ xix] ~ Fr chloroforme kimyada bir bileşim # 1834 Jean-Baptiste Dumas.] küçük kapalı yer < EYun kleiö kapatmak. glisten. a. İng yellow < Ger *gelwa (sarı).] kalıba dökmek klitoris [ML xx/c] ~ YLat clitoris bızır # Mateo Renaldo Colombo. " iklim ~ Fr climatiseur klinik [Bah 1924] ~ Fr clinique yataklı tedavi yeri.]. 2. claus. gleam.kapatmak) + EYun fóbos korku " kloz. ~ EYun klinikós yatağa veya yatakta tedaviye ilişkin < EYun kline yatak < EYun klinö yatık olmak. fragman. hekim & Lat claustrum kapalı yer (< Lat claudere. kimyacı & Fr chlore + Fr formyl metil grubunun eski adı " klor. altın sarısı [esk. açık yeşil.klima [ML xx/c] klima cihazı havalandırma cihazı < Fr climat iklim ~ E Yun klíma.a. filiz rengi ~ HAvr *ghlö-ro. İng. İtal. a. 2. müzik parçası için yapılan kısa tanıtım filmi < İng to clip1 [onom. hastane ~ Alm klinik a. İng glitter. İng gold. saf~ Lat clarus " klarnet klişe [ResCGaz 1911] ~ Fr cliché matbaacılıkta resim kalıbı. berrak. Ball. kimyacı < EYun %lörös 1. kimyacı & Fr chlore yeşil + Fr phyllon yaprak " klor. kapalı olmak. eğilmek " iklim klip [ xx/c] ~ İng video clip bir video filmden alınmış kısa parça. bir canlının genetik kopyası ~ EYun klôn bitki piçi. İng gall (safra). kalıplaşmış söz veya düşünce < Fr clicher [onom. glow (parlamak). 2. formik kloş şeklinde etek ~ OLat clocca ~ Kelt [ 192+] ~ Fr cloche 1.

kobold] maden ocaklarında yaşadığına inanılan cin kobay [Bah 1924] bir tür kemirgen memeli ~ Karib kobaya kobra Lat colubra yılan koç1 Tü [ xx/b] ~ Fr cobaye bilimsel deneylerde kullanılan ~ Fr cobra ~ Port cobra de capello külahlı yılan < [Uy viii+] koç/koçkar/koçrjar .> koy. [TS xiv xiv] yaşlı erkek * Eski bir Doğu İran dilinden alıntı olasılığı yüksektir.birlikte büyümek. dökmek). Her iki biçimin bilinmeyen bir eski dilden alıntı olması güçlü olasılıktır. sözleşmenin son maddesi < Lat claudere. koş.kloz [ xx/c] sigorta sözleşmelerinde madde ~ İng clause alt tümce.] retorikte cümlenin kapanış bölümü. büyümek " kon+. Erm oç'%ar (koyun).indirmek. 2. bırakmak. koca Tü? [TS xiii] yaşlı ve ulu kişi. [Oğ xi] koç erkek koyun * Karş.kökü 9. kobalt [ xix] ~ Fr cobalte metalik bir element ~ EAlm kobolt [mod. a. Karş.] küçük kapalı yer < Fr clos [ viii] ko. Ermenice sözcük 5. coalit. ko5-/kot.kapatmak ~ HAvr *klâu. a. bırakmak * Asya Türkçesinde ko. yy'dan itibaren yerini ko5. güç birliği ~ Lat coalitio a. claus. karanlık). inmek). < Lat coalescere. bir tür büyük araba. . alto * Siyasi anlamda ilk kez 1715'te çeşitli Avrupa devletlerinin Fransa'ya karşı kurduğu ittifak. sözleşme maddesi ~ Lat clausula [küç. boy atmak < Lat alere büyütmek ~ HAvr *al-3 yetişmek. * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı 1830'larda Oxford Üniversitesi öğrenci argosunda "öğrenciyi sınava 'taşıyan' okutman" anlamından türemiştir. İç siyasette ilk kez 1783'te İngiltere'de Portland Dükü başbakanlığında kurulan Whig-Tory ittifakı. Oğuzcada her iki biçim yanyana korunmuştur.(karşılıklı komak).(indirmek. hüda. koç2 [ xx/c] ~ İng coach 1. koalisyon [ xx/b] ~ Fr coalition siyasi ittifak.= ku5-/kut. koymak. ulu kişi) biçimlerine karşılık olarak Oğuz lehçelerinde koca/koda ve kocaman/kodaman sözcüklerine rastlanır. belki kuz (gölge. Eş anlamlı olan Fa %\vaca ve %oda (efendi. hoca. (ağaç dalı) birbiri içine geçerek kaynaşmak & Lat co(n)beraber + Lat alescere yetişmek.kapatmak " kilit klozet kapalı ~ Lat clausus " kloz ko[mak Tü [ xx/c] ~ Fr closette [küç.(kendini komak. sporda antrenör ~ Alm kotsche bir tür büyük araba ~ Mac kocsi (széker) a. yy'dan daha eskidir. • Aynı kökten kon.biçimine bırakırken.

kâwak (kof) < HAvr *keus-. ufaklık " küçük kod [ xx/b] ~ Fr code kurallar sistemi ~ Lat cödex. koca. yasa külliyatı" kütük kodes [LO 187+] kümes. cömert Tü koç"koç1 * -ak ekinin işlevi belirsizdir. Fa kâw (oyuk. kof). oymak. codic. [LO xix] halk < Tü koda [xi Oğ] saygıdeğer ve yaşlı kimse. civelek. çürük 2. kocaman koçan mısırın iç sapı <Tü [Men xvii] ihtiyar adam [LO xix] < Tü koca ihtiyar " koca. boşluk).koçak <Tü [TS xiv] 1. EYun koûfos (içi boş. çocuk. büyük defter. kodeks [ 192+] ~ YLat codex. kodein [Bah 1924] yatıştırıcı madde < EYun ködeia gelincik.1. tavuk barınağı < Yun kóta tavuk ~ Yun kotétsi kodifiye [etm [ xx/b] ~ Fr codifier kuralları sistemli olarak belirlemek ~ OLat codificare ~ Lat codicem facere " kod. * Nihai kök *kaP. koca ~? Sogd %watâw / Hwar %wadew kral. ağaç kütüğü. kabadayı. kav2. 2. 2. yavru. 2. hapishane kümes. kabartmak < Tü *koPığ < Tü *kaP. Karş. evlilik yoluyla akraba. Lat cavus. b > w etkisiyle bazı türevlerde sesli yuvarlaklaşması görülür. +men1 ~ Bul/Sırp koçan meyvenin ve özellikle ~ Fa köçek 1.büyük defter. yürekli. içini boşaltmak.tıp fakültesince onaylanan ilaçlar katalogu ~ Lat codex. +men1 * Karş. genç. şişirmek. kofana lüfer [LO xix] ~ Yun goúfaina lüferin büyüğü" . uşak. yiğit. • Final -wığ hecesi dissimilasyon yoluyla -wık veya w > f biçimini almıştır: kowuk = kof. • Türkçe ve Hintavrupa köklerinin benzerliği şaşırtıcıdır.koç. dans eden genç erkek küçak küçük. Karş. faktör kodoş [LL 1732] deyyus. codic.1. kocaman. yasa külliyatı" kütük kodaman dilinde aşiret uluları efendi" hatun. cödic.olup. gidi ~ Erm godoş boynuz kof Tü [ xi] kowı içi boş. afyon bitkisi ~ Fr codéine afyondan elde edilen [Çağ xv] dünür.

koklakokain [Bah1924] ~Frcocaïne koka bitkisinden elde edilen uyarıcı madde ~ Alm Kokain a. boşluk ) [DK xiv] ~ Fa kuhna eski.birlikte. çiğnenmiş < Fa koftan.] 1. yaşlı koitus [ xx/c] ~ Lat coitus cinsel birleşme < Lat coire.kofre [ xx/b] ~ Fr coffret [küç. Alm. iyon kök Tü [Uy viii+] kök2 çok derin şey.a. kimyacı < İsp coca Güney Amerika'ya özgü bir bitki ~ Quech coca a. kök. kasa ~ Lat cophinus a. koku vermek EŞKÖKENLİLER: Tü kok-: kok-. hakaret ~ Fa kofta %\vur çiğnenmiş olanı yiyen " köfte.a. karşılıklı + Lat ire. kesmek.koku vermek. kokart [185+] kokarda kâğıttan yapılan rozet ~ EFr coquart horoz. +hor ~ Fa köftar üzüm veya erik suyundan yapılan bir ~? Yun kófte kes! < Yun < Tü kof" kof kofti [LG 188+] yalan (argo) köbö ~ EYun koptö kesmek. yarmak köftehor deyimi köfter yiyecek [Neş. ^ 1856 Albert Niemann. 2.gitmek " kon+.dövmek. köfte ~ Fa kofta (havanda) dövülmüş. Kan xv] zina eden karısını affeden adam. yarmak " engebe koful YT [TDK 1955] hücre içi boşluğu * Sıfata eklenen -ul ekinin işlevi belirsizdir. kovuk (= Moğ qoğusun vakum. kok[mak Tü [ xi] kok. asl ~Frcocarde bükülmüş < Tü kök" kök . it. ezmek ~ HAvr *kop.a. [T S xiv] koku almak. asıl [ARasim 1897-99] kok kömürü < Tü *kö-derin olmak. küçük kasa veya sandık.vurmak. horoz ibiği" koket köken YT [CepK 1935] menşe. tokmakla vurmak. koğuş köhne Tü [ xi] koğuş su oluğu . kös. coitbirlikte gitmek & Lat co(n). içte olmak ~ İng coke gazı kok alınmış taş kömürü * Yorkshire lehçesinden alınmış kökeni bilinmeyen bir sözcüktür. [İMüh xiii] içi boş şey veya yer. elektrik bağlantı kutucuğu < Fr coffre sandık.

LO xv] kokula-. Men. tahıl " uçağın kumanda kabini & İng cock horoz + İng pit çukur " koket köktenci kokteyl YT [Fel 194+] radikal [Hay 1959 195+] <Tü kökten "kök ~ İng cocktail "kuyruk kaldıran". mısır * Belki şeklinden ötürü. alkollü içki karışımı & İng to cock horozlanmak. tohum. ordunun sağ ve sol kanadı . [EvÇ ~ Yun koukounariá her çeşit kozalaklı ağaç. koza kokla[mak köknar xvii] koknar kokona yaşlı kadın <Tü [T S xv. horoz döğüşü ringi. çam < Yun koukounára kozalak [EvÇ xvii] = Yun kokóna hanımefendi. koket işveli kadın < Fr coq horoz [Bah 1924] ~ Fr coquette [küç. abies. TTü köken (bazı bitkilerin ikincil kök salan dalları ? xvii) ile birleştirilemez. koşnil kırmızısı < EYun kókkos tane. kokoreç Yunan yemeği koçanı [ÖSeyf 1920] kokoroç ince bağırsaktan yapılan bir ~ Yun kokorótsi mısır koçanı (Arnavut ağzı. argo) ~? Arn kokërroz mısır. kokina [ xx/a] ~ Yun kókkino 1. kuyruk kaldırmak + İng tail kuyruk " koket kol Tü [Uy viii+] kol 1. orta * Nihai kökeni belirsizdir. kokoroz kokina kokoz kokpit [LG188+] parasız [ xx/c] ~ ? ~ İng cockpit 1. 2. dikenli mersin. kırmızı tane şeklinde meyveleri olan bir bitki. ön uzuv. sağ ve sol taraf. 2. Romenceden alındığına ilişkin yaygın kanının esası tesbit edilememiştir. 2. [LO xix] mısır < Arn kokërr tane.] "küçük dişi horoz". • Ömer Seyfettin "Lokanta Esrarı" adlı hikâyesinde. Atina’lı bir Rum'un lokantasında ilk kez kokoroç ile tanışmasını anlatır. el.* Ada eklenen -en ekinin işlevi belirsizdir. kırmızı. ruscus aculatus < EYun kókkinos kabuğundan kırmızı boya elde edilen böcek. [KT xix] kokla-< Tü kok-" kok- [Amr xv] kukinar bir tür iğne yapraklı ağaç.

İng glue (kola) biçimleri Yunancadan alınmıştır. -ive toplu. delege koleksiyon [AMithat1885] ~Frcollection toplama.toplamak " koleksiyon [Bah 1924] [Bah 1924] ~ Fr collectif. ayırmak " kon+. lonca. tutkal. etrafını gezmek < kolay <Tü [TS.bir yere + Lat legere1.birlikte + Lat legâre yükümlülük yüklemek " kon+. kolaçan her iki yön " kol <Tü [LO xix] gezip dolaşma < Tü kola-dolanmak < Tü kol etraf. isteğe uygun olan şey. kolaj [ xx/b] Fr colle tutkal ~ Lat colla ~ EYun kólla " kola2 kolan <Tü Tü kol etraf. ~ İng cola kafein bakımından zengin Afrika kökenli fındık türü ~ Afr * Batı Afrika yerli dillerinden. a. icar) biçimi belki "paralı asker" kavramını çağrıştırır.[viii+ Uy] istemek.toplamak & Lat con. [T S xv xv] kola geçirilen kılıf < Tü kol" kol * -çak ekinin işlevi açık değildir. [TS xvii] kölemen a. 2. fiil adı ve edilgen sıfat yapan -ağ/-aw ekinin -l. xiv Kıp). bir üniversiteyi oluşturan loncaların her biri [esk. yapıştırıcı * Fr colle. yüksek okul ~ Lat collegium tüzel kişilik. hizmetçi. Tü kölük (yük hayvanı . ortak < ~ Fr collecteur toplayıcı < Lat [Men xvii] köle esir. maaş.xi. collect. köle -7 * Karş. < Lat colligere. collect. ortaklık < Lat collegâre ortak yükümlülük yüklenmek & Lat con. collect-" koleksiyon kolektör colligere.]. istek. lejyon kolektif Lat colligere. kolçak Tü < Tü [Uy viii+] kolıçak kolcuk. kola2 [ xix] ~ Yun/EYun kólla nişasta. lect. kolej [ 186+] ~ Fr collège 1. dilemek * -ay eki.sesi etkisiyle dissimile edilmiş biçimidir.a. taraf ~ Fr collage yapıştırma < Fr coller yapıştırmak < [CodC xiii] kolan/kolan eyer kuşağı < Tü kola-dolanmak. biriktirme ~ Lat collectio a. 2.kola1 [ xx/b] bir tür meşrubat ~ marka Coca-Cola bir karbonatlı içecek markası ^ 1887 ABD. Kıp xiv] kolay 1. dilek. şans. .seçmek. fırsat kol. Diğer yandan Moğ kölüsün (ücret.

a.kıvrık şey < HAvr *(s)kel-3 kıvrılmak. koli2 [basili [ xx/b] ~ YLat escherichia coli kalın bağırsakta yaşayan bir tür bakteri < EYun kólon kalın bağırsak " kolon2 kolibri * Orta Amerika yerli dillerinden. ekip biçmek. hamal boyunduruğu ile taşınan yük < Lat collum boyun ~ HAvr *kwol. kolit kalın bağırsak " kolon2 kolla[mak <Tü Tü kol etraf.a. kıvrım kıvrım olmak koloni [Bah 1924] ~ Fr colonie a. işlenmek üzere açılan arazi. ekip biçmek . Köln ~ Lat Colonia Agrippinensis a. taraf" kol koloid tutkal" kola2. +oid [ xx/b] ~ Fr colite kalın bağırsak enfeksiyonu < Fr colon [ xx/b] ~ Fr colibri arıkuşu ~ Karib [LO xix] araştırmak.a.a. cult. tekerlek mili). sütun ~ HAvr *kol-umnâ. müzakere < Lat colloqui görüşmek.konuşmak ~ HAvr *tlokw-/*tolkw^-a.< HAvr *kel-4 yüksek olmak " ekselans kolon2 [ xx/b] ~ Fr colon kalın bağırsak ~ EYun kölon/kölon a. 2. safralı ishal ~ EYun %olera safra çıkarma. < HAvr *kwel-1 dönmek * Aynı kökten EYun pólos (eksen. iskân etmek kolonya [ARasim 1897-99] ~ Fr eau de cologne "Köln suyu".devriye gezmek < [ xx/b] ~ Fr colloïde tutkal kıvamında < Fr colle kolokyum [ML xx/c] bir konuyu tartışmak için yapılan yarı-resmi toplantı ~ Lat colloquium görüşme. yoklamak < Tü kol dolaş. müzakere etmek & Lat conkarşılıklı + Lat loqui. < Lat colonia koloni" koloni .kolera [İM90 187+] ~Frcholéra bulaşıcı bir hastalık.a. Köln kentinde 1709'dan itibaren Johann Maria Farina ve varisleri tarafından üretilen alkollü esans < öz Cologne Almanya'da bir kent. sarı ishal < EYun %ole safra " hülya kolesterol [ xx/b] ~ Fr cholésterol "öd yağı". koloni < Lat colere. yüksek nesne.HAvr *kwel. ~? HAvr *köl-o.toprağı işlemek. stearin koli1 [xx/b] ~Frcolis paketlenmiş mal veya eşya~İt colli [çoğ.] < İt collo 1. locut. vücutta bulunan bir yağ # 1784 & EYun %ole safra + EYun steár katı yağ " hülya.a. boyun. " kon+ kolon1 [Bah 1924] ~ Fr colonne sütun ~ Lat columna direk. ~ Lat colonia tarım işletmesi.toprağı işlemek.

bi+3 kombinezon 2. renklendirme. tohumundan yağ elde edilen bir bitki ~ Hol koolzaad lahana tohumu & Hol kool lahana + Hol zaad tohum kom [ xx/b] mezra (halk) mezra ~ HAvr *gho-mo. tasma < Lat collum boyun " koli1 * Karş. kombi kombinasyon combine " kombine [ xx/c] [ xx/c] < Fr combiné ikili takım " kombine ~ İng combination ikili bileşim < İng to * İngilizce sözcük Fransızca uydurma telaffuzla Türkçeleştirilmiştir. 2. kumanda.derin uyku [KT xix] ~ Erm kom ahır. askeri birlik " manda2 * 1898-1900 Boer Savaşında Boer "özel kuvvetler komutanlığının" adından İngilizceye geçmiş ve 1. bir tür kadın iç çamaşırı " kombine [Bah 1924] ~ Fr combinaison 1. operada bir söyleyiş tarzı. kolye [MLxx/c] ~ Frcollier tasma [esk. ~ YLat coma bitkisel hayat ~ EYun koma. İng collar (tasma) kolyoz koloiós saksağan kuşu [ xix] ~ Yun koliós bir tür uskumru ~ EYun kolza [ xix] ~ Fr/İng colza lahanagillerden. ikili bileşim. ikişer " kon+.koloratura [ xx/b] ~ İt coloratura 1. Dünya Harbinde (1914-1918) genel kullanıma girmiştir. kombine [etm [ xx/b] ~ Fr combiner ikişer ikişer birleştirmek < OLat con bini ikişerli & Lat con + Lat bini çift.]. [LO xix] kollu * -tuk ekinin işlevi belirsizdir. hayvan barınağı koma t. boyunluk~Lat collare boyun halkası. komandit [Bah1924] ~Frcommandite sermayedarlarla görevlilerin ortak olduğu bir tür şirket ~ İt accomandita < İt accommmandare emanet etmek " kumanda komando [ xx/b] ~ İng commando özel eğitim görmüş savaş birliği ~ Boer kommando emir. . yayla barınağı. bu tarza uygun soprano sesi < İt colore renk ~ Lat color kolostrum ilk gelen süt koltuk sandalye Tü Tü kol" kol [ML xx/c] ~ Lat colostrum doğumdan sonra [Uy viii+] koltuk kolun üst kısmı.ahır. İkinci anlamı muhtemelen "koltuklu sandalye" deyiminden.

pakt . emanet etmek ~ Lat committere. [ 190+] 2. kullanışlı. eşlik etmek & Lat con beraber + Lat itare yürümek.a. [Tarik 1885] aracılık ücreti . yy sonu ve 20. otel hizmetçisi < Fr commettre.sıkıştırmak & Lat con. a.komedi/komedya [28M1720] komedya ~ İt commedia gülünçlü oyun / Fr comèdie a.Fr commissaire demiryolu güvenlik görevlisi ~ OLat commissarius görevli < Lat committere görevlendirmek " komi komisyon [İM31 186+] heyet.a. miss. bir işi yerine getirmek için alınan ücret < Fr commettre. bir işle görevlendirilen kimse. moda komodor [Bah1924] ~İngcommodore denizcilikte filo kumandanı ~ Hol kommandeur kumandan ~ Fr commandeur " kumanda kompakt [ML xx/c] ~ Fr compacte bir araya getirilip sıkıştırılmış ~ Lat compactus a.görevlendirmek.a.2. pact.sıkmak. < Lat commodare aynı ölçüde olmak. commiss. komik komi [ xx/b] ~ Fr commis 1. ~ EYun kömoidia a. büfe < Ven còmodo ölçülü. festival. & Lat con. kafile < Lat comitare yoldaş olmak. gülünç. komite [186+] ~Frcomité az sayıda üyeden oluşan heyet. commis.ile + Lat mittere. pratik ~ Lat commodus a.karşılıklı + Lat modus ölçü " kon+. yy başında Batı Rumeli ve Makedonya'nın bağımsızlığı için mücadele eden Bulgar terör örgütleri için kullanılmıştır. " komite [İM72 187+] silahlı gizli topluluk ~Bul komita * 19. eğlenceli.göndermek " kon+.a. kakmak. iyon komodin [ 192+] ~ Ven comodìn [İt commodino] dirsek yüksekliğinde olan dolap.a. < Lat compangere. & EYun kömos köy eğlencesi. < EYun kömos kaba eğlence " komedi ~ Fr comme il faut komilfo [ xx/a] usul ve adaba uygun olması gerektiği gibi ~ Lat quomodo factus (est) komiser [Düs I. commis. 2. a.Fr commission 1. birbirine uymak & Lat con. bir işle görevlendirilmiş heyet.341 186+] demiryolu güvenlik görevlisi .a. encümen ~ Lat comitatus maiyet. 2. mesaj komik komedi artisti [ARasim 1897-99] 1. tepmek " kon+. yol almak " kon+.bir işi veya görevi yerine getirmek " komi komita heyet. compact.bir araya + Lat pangere. her çeşit kaba ve gürültülü eğlence (< EYun köme köy) + EYun oidía şarkı söyleme " odeon EŞKÖKENLİLER: EYun komos : komedi. dernek ~ Fr committé a. ~ Fr comique gülünç ~ EYun kömikös a.

birleştirmek.bir araya + Lat plicare katlamak " kon+.İt composto 1.] " kompoze kompoze [etm [ResCGaz 1912] kompozisyon ~Fr composer bir araya koymak.üşüşmek " kon+ kompilasyon [ xx/c] ~ Fr compilation 1.yarışa katılan < Lat competere yarışmak & Lat con. a. bükmek.a. karmaşık (sıfat). plex. karışım. sarmak " kon+. complet-" komple komplo [Bah 1924] ~ Fr complot küçük entrika ~ ? komponent [ xx/c] ~ Alm komponent bileşen < Lat componere. composit. ganimet almak & Lat con. pli kompliman [28M 1720] komplimento ~ İt complimento kadınlara yönelik zarif övgü / Fr compliment a. a. psikolog ~ Lat complexus içiçe geçmiş. poli+ kompleks [ xx/b] ~ Fr complexe 1. bir şeyin başına üşüşmek ~ HAvr *pet. & Lat con.beraber + Lat partire bölmek " kon+. katlamak. görevi yerine getirmek. yapabilen ~ Lat competens. tertip etmek " kompoze komposto [ARasim 1897-99] komposto .a.a. bileşim. t.koymak " kon+. [Bah 1924] kompot . ~ İsp cumplimiento nezaket veya görgü gereği yapılan şey < İsp cumplir gereğini yapmak. sarmaşık. nezaket göstermek < Lat complere. 2. içeriği başka eserlerden çalıntı olan kitap [esk. < Lat complere.< HAvr *pels-l a. tamam ~ Lat completus a. post2 kompozitör composer " kompoze komprador yerli kapitalist [Bah 1924] ~Frcompositeur besteci <Fr [ 196+] Marksist teoride emperyalistlerle işbirliği yapan ~ Port comprador satın alıcı. composit.a.bir araya + Lat ponere. complet. 2.beraber + Lat petere koşmak. derleme ~ Lat compilatio yağma.katlamak. bestelemek ~ Lat componere. talan < Lat compilare yağmalamak. inşa etmek. karışık reçel. burmak.bir yere + Lat plere doldurmak ~ HAvr *ple. bir araya getirmek.a.doldurmak. örmek. sarmak.bir yere + Lat pilare yığmak " kon+ komple [Bah 1924] ~ Fr complet tam.kompartıman [ xx/a] ~ Fr compartiment bölüm ~ İt compartimento a. meyve veya sebze karışımı. 2. psikolojide bastırılmış düşünce ve duygular sistemi (isim) / İng complex a. < OLat compartire paylaşmak & Lat con. parsel kompetan [ xx/a] ~ Fr compétent muktedir. " kon+. hoşaf~ Lat compositus [f.birbirine katmak. Alm.bir araya + Lat plegere.]. kucaklama & Lat con. bitirmek & Lat con. pli komplike [ xx/b] ~ Fr compliqué karmaşık < Fr compliquer karmaşık hale getirmek ~ Lat complicare ip bükmek. tamamlamak. posit. Çin'deki Portekiz ticari . rulo haline getirmek & Lat con. ^ İkinci anlamda 1907 Carl Gustav Jung. karmaşa.

a. belediye.a. kompres [Bah1924] ~Frcompresse bastırma. 2. 2. Aram gumsrâ (odun kömürü) > Ar camrat. Karş. [Cumh 1928] eczacılıkta sıkıştırılarak imal edilmiş hap ~ Fr comprimé sıkıştırılmış < Fr comprimer sıkıştırmak.karşılıklı komün [NKemal1871] ~Frcommune1.+ Lat parâre hazırlamak " kon+. ampüte komşu Tü [Uy viii+] konşı aynı yerde oturan kimse konaklamak < Tü kon. ikamet etmek " kon< Tü konış. orta malı & Lat conberaber + Lat münus kamu hizmeti. & Lat con.+ Lat putare saymak " kon+.] kamuya ait olan şey.konaklamak. bastırmak ~ Lat comprimere " kompres kompüter [198+] ~İngcomputer hesap makinası. tedarik etmek. paylaşmak < OLat communicare birlikte iş yapmak. pres kompresör Fr compresser sıkıştırmak " kompres [ xx/b] ~ Fr compresseur hava sıkıştırma aygıtı < komprime [Düs II. bir bilgi veya yazıyı birine iletme. mülkü ortaklaşa kullanan topluluk ~ Lat commünis [n.) " kon+ * Aynı kökten Lat municipium (kent yönetimi). press.a. sıkıştırma ~ Lat compressum a.halk meclisi. komünikasyon [ xx/c] ~ Fr communication 1. Akad gumaru. < Lat comprimere bastırmak. hazırlamak.basmak. .a.+ Lat premere. alışveriş etmek < Lat commünis ortak. iletişim < Fr communiquer bilgi veya yazıyı birine iletmek. komutan vermek YT [CepK 1935] kumandan Tükomıt-[xi] heyecan ve şevk * Kumandan < Fr commandant sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetilip eski bir Türkçe köke atfedilmiştir. gemeinde (komün). yardımlaşmak. parite * Marksist teoride bir terim olarak 1920’lerde Mao tarafından popülerleştirilmiştir. edinmek & Lat co(n). sıkmak " kon+.kolonilerinde üreticilerden mal satın alan yerli aracı < Port comprar satın almak ~ Lat comparâre düzenlemek. Alm gemein (müşterek). umumi. imece (~ HAvr *moin-es.6. paylaşılan " komün komünist [Bah191+] kullanımını savunan < Fr commune " komün kömür Tü [ xi] kömür odun kömürü ~Frcommuniste mülkün ortaklaşa * Ortadoğu kültürleriyle çok eski bir etkileşim düşünülebilir. sıkıştırmak & Lat con.1289 1873] sıkıştırılmış ürün. bilgisayar < İng compute hesaplamak ~ Lat computare a.

mesken. bir yere götürmek. özellikle tren veya orkestra yöneticisi ~ Lat conductor yöneten. Lat concertare (çarpışmak.+ Lat densus yoğun " kon+.biçimini alır. konaklamak. a. tartışmak) fiiliyle anlam ilişkisi kurulamaz.)" ko* Dönüşlü (refleksif) yapıdaki asıl fiil ile daha yakın dönemde kullanıma giren ko-/koy-fiilinin edilgen (pasif) biçimi ayırt edilmelidir. konak Tü [Uy viii+] konuk 2.birlikte + Lat cantare şarkı söylemek " kon+. kanto * İtalyanca sözcüğün etimolojisi tartışmalıdır.) Türkçeden alıntı olmalıdır. kanal ~ Fr conduit a.söylemek " kon+. & Lat con. < Lat commutare başkasıyla değiştirmek & Lat conkarşılıklı + Lat mutare değiştirmek " kon+. mütasyon kon+/kom~ Lat co(n) beraber veya karşılıklı yapma. * Dudak sessizlerinden önce com. & Lat con.a. birlikte müzik yapma. dict.a. ikamet etmek. 2. mevcut şartların tümü. sıkma. [ xx/a] orkestra yöneticisi ~ Fr conducteur yönetici. yerle bir olma.487 187+] şimendifer memuru. conduct-a. gecelemek " kon- * Moğ qonug (a. bazı sessizlerden önce düşer. yönlendiren " dük . sporcunun durumu ~ Fr condition 1.bir araya + Lat ducere.kendini komak. menzil < Tü kon. şart. duct. yönetmek ~ Lat conducere. dansite kondisyon [ML xx/c] takat. iki yönlü elektrik anahtarı ~ Lat commutator a. < Fr conduire taşımak. a.ikamet etmek. koşul. durum. yy'da popülerlik kazanan bir enstrümantal müzik formu Lat *concentare birlikte şarkı söylemek & Lat con. hal ~ Lat condicio üzerinde anlaşmaya varılan şey. ezme bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *kom a.beraber + Lat dicere. kuş kondu. kural kondu (= koyuldu). 18. a. konçerto [ 188+] ~ İt concerto 1. sıkışma ve yığışma. 2. dikte kondüit [ xx/c] ~ İng conduit sıvı taşıyan boru.komütatör [Bah1924] ~Frcommutateur1. konç Tü? elbise yeni) [DK xiv] kunç/konç ayak topuğu (= Moğ qançuy ayakkabı konçu. kondansatör [192+] ~Frcondensateuryoğunlaştırıcı.a.koymak. sözleşmenin hükümleri < Lat condicere sözleşmek & Lat con.4. dük kondüktör [Düs I. a. bir elektrik aksamı < Fr condenser yoğunlaştırmak ~ Lat condensare a. bir ve eşit olma. bırakmak (= Moğ qonu. 2. yerleşmek. Karş. kon[mak Tü [ viii] kon. [ xx/b] koyulmak < Tü ko.değiştokuş eden. bir yerde durmak.a. • Latince edatın anlam alanı Türkçe -işekiyle tamamen örtüşür.sevketmek " kon+. konaklama yeri.

hazırlama.gelmek " kon+. cinsel birleşme < Lat congredi.bir araya gelmek & Lat con. şekerleme " konfeksiyon konfigüre [etm [ xx/c] ~ Fr configurer birkaç şeyi birbirine bağlı olarak şekillendirmek ~ Lat configurare a. grado koni [ xx/b] ~ Fr cône geometride bir şekil ~ Lat conus a. .değişik şeyleri bir araya getirerek hazırlamak. koni -i ekinin kaynağı açık değildir.bir arada + Lat facere.bir araya + Lat gradi. lat-getirmek " kon+. Huni sözcüğünün etkisi düşünülebilir. toplantı ~ Lat congressum toplantı. çam kozalağı.+ Lat fortis güçlü " kon+. İtalyan düğünlerinde ziyaretçilere saçılan badem şekeri.bir araya + Lat ferre.beraber + Lat figurare şekillendirmek " kon+. & Lat con. rahatlatma.konektör [ML xx/c] ~ Fr connecteur bağlayıcı < Fr connecter iki şeyi birbirine bağlamak ~ Lat connectere a. nex. & Lat con. faktör konferans [ xix] ~ Fr conférence danışma toplantısı. müşavere < Lat conferre. figür konfirme [etm [ xx/c] ~ Fr confirmer onaylamak. a. confect. collat. gress. hazır şey.bir araya getirmek & Lat con. diferansiyel konfeti [Bah 1924] ~ İng confetti 1. teselli. fact. federasyon konfeksiyon [ xx/b] hazır giyim ~ Fr confection 1. kamuya açık bilgilendirme konuşması ~ OLat conferentia (fikirleri) bir araya getirme.beraber + Lat formare biçimlemek " kon+. doğrulamak ~ Lat confirmare pekiştirmek. rahatlatmak ~ OLat confortare güç vermek & Lat con. özellikle badem şekeri ~ Lat confectum pişirerek hazırlanmış şey. hazır giyim. congress.bağlamak " kon+. fermuar konfor [Bah 1924] ~ Fr confort 1. fors konformizm [CMeriç1963]konformist ~Frconformisme genel kurala uyma eğilimi < Fr se conformer aynı biçimi almak < Lat conformare a. onaylamak & Lat con. rahatlık < Fr conforter teselli etmek. buluşma. aneks konfederasyon [185+] ~Frconfédération unsurları daha özerk olan federasyon ~ OLat confoederatio ittifak.yapmak " kon+. kotarma.] < İt confetto her tür şekerleme. özellikle İsviçre kantonları arasında kurulan ittifak & Lat conbirlikte + Lat foederari ittifak etmek " kon+. 2. a. a. & Lat con. ~ EYun könos 1. kotarmak.+ Lat firmus pek " kon+. bir ucu sivri nesne. şekerleme ~ Lat confectio hazır şey < Lat conficere. 2. a. form konglomera [DTC 1943]. pişirmek & Lat con. 2. [DTC 1943] ~ Fr conglomerat kongre [ 185+] ~ Fr congrès meclis.birbirine + Lat nectere. takviye etmek. 2. kutlama amacıyla saçılan renkli kâğıt ~ İt confetti [çoğ.

jenital konjestiyon [xx/b] ~ Frcongestion tıkanma. çukurlaştırmak & Lat con.duymak. sansasyon . yarışmak & Lat con. kör2 konkre [ xx/a] ~ Fr concret somut ~ Lat concretus yoğun. hissetmek " kon+. rastlaşma ~ Lat coniunctura < Lat coniungere.a.beraber + Lat currere.bağlamak " kon+. çukur ~ Lat concavus a.konjenital [ xx/b] ~ Fr congénital doğuştan gelen < OLat congenitus birlikte doğmuş & Lat con. cret. yığışmış < Lat concrescere yığışmak. jest konjonktivit [ xx/b] ~ Fr conjonctivite bağ doku enfeksiyonu < Lat membrana conjunctiva bağ doku < Lat coniungere. kav2 konken [ xx/b] kumkam. santra konsensus [ xx/c] ~ Lat consensus ittifak.koşmak " kon+.vurmak. konsantre [etm [ xx/b] ~ Fr concentrer yoğunlaştırmak. parçalamak & Lat con. curs. kırmak " kon+. anlaşma ~ Lat concordatum a. [ 196+] konken ~ İng conquian/cooncan (ABD) bir iskambil oyunu.beraber + Lat genitus doğmuş. (ağaç) birbiri içine geçmek. quass.bir araya + Lat iungere. içiçe geçmek. coniunct. < Lat concavare oymak.beraber + Lat sentire. < Lat concurrere birlikte koşmak. kur konkurhipik hip(o)+2 [ xx/b] ~ Fr concours hippique at yarışı" konkur.yürek. birikmek & Lat con. kruasan konkur [192+] ~Frconcoursyarış~Lat concursus a. sıkışma < Lat congerere.birbirine bağlamak. akıl. görüş birliği. razı olmak & Lat con.+ Lat cavare oymak. doğan " kon+. iunct.mutabık olmak. remi ~ İsp conquian a.beraber + Lat cor. gönül" kon+. kasis konkav [ xx/b] ~ Fr concave içbükey. < Lat concordare anlaşmak. coniunct.+ Lat quatere. İsp con quién kimle? * Meksika kökenli oyun 1850 dolayında Teksas'tan başlayarak ABD'ne yayılmıştır. çarpmak.birlikte + Lat gerere. İt conchino biçimi İngilizce veya İspanyolcadan alıntıdır.büyümek " kon+. balta girmez olmak & Lat con.a. consens. cord. bir yere toplamak & Fr con. içini boşaltmak " kon+. konkordato [ 185+] iflas hukukunda bir işlem ~ İt concordato uyuşma. gest-kılmak " kon+. içe doğru bükmek. conta konjonktür [ xx/b] ~ Fr conjoncture denk gelme." konjonktivit konkasör [ xx/b] ~ Fr concasseur taş kırıcı < Fr concasser (taş) kırmak ~ Lat conquassare kırmak.a. sens. denk getirme & Lat con. a. duygu ve düşünce birliğine varmak & Lat con.aynı yere toplamak. congest. mutabakat < Lat consentire.bir arada + Lat crescere. İspanyolca sözcüğün aslının "hangi kartı hangisiyle eşleştirmeli" gibi bir anlam taşıdığı düşünülebilir.beraber + Fr centre merkez " kon+.

cognit. " konçerto konservatuar [Bah 1924] ~ Fr conservatoire 1. müzik dinletisi ~ İt concerto a. bir belgeyi mühürlemek.sıkarak + Lat solidare pekiştirmek. bir araya çağırma. Roma Cumhuriyetinin yöneticilerine verilen unvan " konsül * Bugünkü anlamıyla ilk kez 1528'de I.konsept [ xx/b] ~ Fr concept kavram ~ Lat conceptus a. concept. 2. destek olmak " kon+ konsolide [186+] ~Frconsolider sağlamlaştırmak & Lat con. mühür ve imzayla bir hakkı veya yetkiyi devretmek & Lat con. kent başkanı. fikir sorma [ xx/b] ~ Fr conseil danışma. korunmuş. muhafaza edilmiş yiyecek < İt conservare korumak.a. deniz ticaretinde teyit belgesi < İt conoscere tanımak. 2. sinyal konsol [AMithat 1877] duvara dayalı yarım masa ~ Fr console mimaride balkon desteği < Fr consolateur destek olan < Lat consolari 1. desteklemek. 2. < Lat concipere. not. teyit etmek. . serf * Paris'te 1792'de kurulan Conservatoire National de Musique (Ulusal Müzik Arşivi ve Okulu) adından. klarnet konşimento [Bah 1924] ~ İt conoscimento tanıma. 2.a. müzik okulu < Fr conserver korumak.a. devretmek ~ Lat consignare 1.+ Lat servare korumak. 2. tasdik etmek.almak. & Lat conbirbirini + Lat (g)noscere. muhafaza edilmiş.a. koruma yeri.içine almak.]. not konsinye [ xx/c] ~ Fr consigné emanet < Fr consigner emanet etmek. muhafaza etmek " konservatuar konsey Lat consilium danışma.a. sağlamlaştırmak < Lat solidus " kon+. hamile kalmak & Lat con.< HAvr *kels.a. teselli etmek. tutmak " kon+. genel toplantı. " kon+. danışma meclisi ~ konsil [ xx/a] ~ Fr concile din işleri konuşulan meclis ~ Lat concilium 1. toplama. ~ Lat consul danışman. 2. birlikte müzik çalma veya şarkı söyleme [esk. capt. • İstanbul Konservatuarı 1914'te kurulmuş. ancak adı Ali Ekrem (Bolayır) Bey’in teklifiyle Darülbedayi olarak düzeltilmiştir. kapasite konser [AMithat 1882] konserto ~ Fr concert 1. solidarite konsolos [ xvi] Batılı ülkelerin Osmanlı ülkesindeki ticari temsilcilerine verilen unvan ~ OYun kónsolos Bizans ülkesindeki Ceneviz kolonilerinin yöneticilerine verilen unvan [xiii] ~ İt cònsole a. bilmek ~ Lat cognoscere. Süleyman'ın Fransa'ya tanıdığı ticaret hükümnamesinde kullanılmıştır. & Lat con. kavramak. konserve [ xix] konserva ~ İt conserva 1.bir araya + Lat capere.a. muhafaza etmek ~ Lat conservare a.bir araya + Lat calare çağırmak ~ HAvr *kalyo. hizmet etmek " kon+. gözkulak olmak. a. meclis & Lat con. teyit.bilmek " kon+.+ Lat signum mühür " kon+.

a. t. konsonant [DTC 1944] ~ İng consonant 1. ~ Lat contextus bağlantı. < Lat construere. takt kontekst [ xx/c] ~ Fr contexte bir olayı çevreleyen koşulların bütünü / İng context a. emptalmak ) " kon+.beraber + Lat texere. text. teselsül < Lat contexere. konstelasyon [ xx/b] ~ Fr constellation takımyıldız. Dünya Savaşını izleyen düzenlemeler döneminde yaygınlık kazanmıştır. yapı. içmek (& Lat sub. bitişmek.+ Lat emere. & OLat con. asorti * Fransızca sözcüğün özel anlamı I.kura.bir araya + Lat struere.dokumak " kon+. < Lat contingere. 2. uyumlu olmak & Lat con.a.inşa etmek & Lat con.a. tüketmek & Lat con.ortaklaşa bir mala sahip olan. bar müşterilerine içki içiren kadın < Fr consommer tüketmek " konsomasyon * "Müşterilerle birlikte içki tüketen" anlamında.konsomasyon [Bah1924] ~Frconsommation1. context. inşaat ~ Lat constructio a.sıkarak + Lat sumere. < Lat consonare birlikte ses vermek. sort. tekst . yutmak. structyığmak.a.beraber + OLat stellare yıldızlanmak < Lat stella yıldız " kon+.beraber + Lat sonare ses vermek < Lat sonus ses " kon+ konsorsiyum [Bah1924] ~Frconsortium bağımsız tüzel kişiliğini koruyan şirketlerin sınırlı bir amaç için kurduğu ortaklık ~ Lat consortium şirket. dilbilgisinde ünsüz harf~ Lat consonans. aynı kısmeti paylaşan & Lat con-beraber + Lat sors. talih " kon+.yiyip bitirmek.tetkik etmek.temas etmek. sub+. prim konsomatris [xx/b] ~Frconsommatrice[f. 2. sumpt. comit.bir araya örmek & Lat con. uyumlu. tüketici (kadın). tüzel kişilik < Lat consors. kafe veya restoranda tüketilen içki < Fr consommer tüketmek ~ Lat consumere.yutmak. atölye konstrüksiyon [ xx/b] yapım ~ Fr construction yapım. consult. tact. birlikte ses veren.a. görüş alma < Lat consulere. tüketim. dikmek " kon+. construct. dokunuşmak & Lat conbirbirine + Lat tangere.a. -t. tüketme. yıldız grubu ~ OLat constellatio a. irtibat. 2. danışmak. contact. consumpt. strüktür konsül [ xx/a] Cumhuriyetinde en üst siyasi yönetici " konsey ~ Lat consul "danışman". müzakere etmek " konsey kont [ xix] ~ Fr comte bir soyluluk unvanı ~ Lat comes.]1.hükümdarın maiyetinden olan kimse < Lat comitare birlikte yürümek " komite kontak [Bah 1924] iki elektrik telinin teması ~ Fr contacte temas ~ Lat contactus a. Roma konsültasyon [ xix] konsolto tıbbi görüş alma ~ İt consolto / Fr consultation danışma.dokunmak " kon+.

defter " kontra. zincirleme < Lat continere. a.birbirini tutmak " konteyner kontör [ xx/a] saymak.beraber + Lat tractare gütmek. sürdürmek < Lat trahere. content. istasyon kontrat/kontrato [LO 187+] kontrato mukavelename ~İt contratto sözleşme ~ OLat contractus a. a.karşılıklı + Lat tangere. tent. atak2 ~ Fr contre-attaque / İng counter kontrol [İM581187+] ~Frcontrôle denetleme < Fr contrôler denetlemek ~ OLat contra rotulare iki defteri kıyaslayarak tahkik etmek < Lat rotulus kâğıt rulosu. kısmet & Lat con. ortaklık kurmak & Lat con. ped-" kontra. fileto [ xx/b] kontrfile ~ Fr contre-filet "fileto ~ Fr contre-pied ters ayak kontrapiye [ xx/b] kontrpiye & Fr contre karşı + Fr pied ayak ~ Lat pes. özellikle futbolda " kontra. zıt.çekmek. zıt (edat ve önek) [ xix] ~ Fr compteur sayaç < Fr compter ~ İt contra karşı. stat. < OLat contra-stâre karşı durmak. ~ kontrabas [ xx/b] kontrbas ~ Fr contrebasse bir müzik aleti ~ İt contrabasso 1. plak kontrapuan [ xx/b] kontrpuvan müzikte bir yöntem ~ OLat contrapunctus " kontra. zıt olmak & Lat contra karşı + Lat stâre."rast gelen".bir arada tutmak & Lat con. bas1 kontrafile karşısı". vergide ya da asker alımında bir şehir veya zümreye düşen pay ~ Lat contingens. hesaplamak ~ Lat computare " kompüter kontra/kontr Lat contra karşı. t. herhangi bir enstrüman ailesinin en pes üyesi" kontra. nota dizisinin en pes perdesi. bir et kesimi " kontra. traktör kontratak [ML xx/c] attack karşı-hücum. a. tract.kontenjan [Cumh 1932] katılım payı. content. ters / Fr contre a.bir arada + Lat tenere.tutmak " kon+. kota ~ Fr contingent kısmet. resmi belge.durmak " kontra. pay. sürekli. puan ~ Fr contrepoint çok sesli kontrast [ xx/b] ~ Fr contraste karşıtlık ~ İt contrasto a. < OLat contractare birlikte yapmak. sürmek " kon+. ped(i)+1 kontraplak [ 192+] kontrplak ~ Fr contre-plaque zıt yönde tabakaların birbirine yapıştırılmasıyla elde edilen ahşap malzeme " kontra.Fr continu sürekli ~ Lat continuus tutarlı. kapsamak ~ Lat continere. tact-dokunmak. depo. 2. rulo . takt konteyner [ML xx/c] ~ İng container kazan. ambar < İng to contain tutmak. içine almak. şans talih. tenor kontinü [ xx/c] sürekli devreden fabrika üretim hattı . denk gelmek " kon+.

convent.işteşlik ekiyle "karşılıklı veya birlikte ikamet etmek" anlamındayken sadece Türkiye Türkçesinin Batı lehçesinde 16." kon[CepK 1935] mevduat.bir araya + Lat vectare taşımak < Lat vehere. buluşma." konkonut YT YT [198+] (askeri birlik) yerleştirilme < Tü kon-" kon<Tü konuş konma.bir araya gelmek. < Lat convenire.sürmek." kon* Kon.bir araya + Lat venire.gelmek " kon+. dost ve yakın olmak. a. [ 198+] başka para birimine serbestçe çevirilebilen para birimi ~ Fr/İng convertible dönüşebilen < Fr converter çevirmek. üzerinde anlaşılan şey ~ Lat conventio a.fiilinden -iş. uygun bulmak & Lat con. vect. vers. konuş[mak <Tü [Kıp xiv] konış.ikamet etmek. konuşmak < Tü kon.fiilinin yerini almıştır. Karş. torna konu YT [CepK 1935] mevzu < Tü kon." kon- * Ar mawd?uc(mevzu) < wad?aca (koymak) çevirisidir. < İt contornare çevresini dönmek < Lat/İt tornare dönmek. vektör konvektör [ML xx/c] ~ Fr convecteur konveksiyon sistemiyle çalışan ısıtıcı < Fr convection ısının hava veya bir sıvıyla birlikte yayılması < Lat convehere. & Lat con. buluşmak. dışbükey ~ Lat convexus a. komşu olmak. vent. dönüştürmek ~ Lat convertere. konaklayan kimse. yerleşme [CepK 1935] mesken konvansiyon [Bah 1924] ~ Fr convention 1. yy'dan sonra danış. taşımak " kon+. misafir < Tü kon. birlikte götürmek " vektör konvertibl [ML 1969] üstü açılabilen kapalı araba. kenar hattı ~ İt contorno a.dönmek " kon+. kemerli. avantür konveks [ xx/b] dışbükey ~ Fr convexe.kontuar [ xx/b] para sayma yeri < Lat computare hesaplamak " kompüter ~ Fr comptoir gişe ~ Lat computatorium kontur [Bah 1924] ~ Fr contours çevre. konuşlan[mak < Tü kon.a. convers. a. convex. 2. [TDK 1944] mevzi * Ar mawd?ic (mevzi) < wad?aca (koymak) çevirisidir.+ Lat vertere. convectkubbeli. [T S xvi xvi] mükaleme etmek. a. < Lat convectere. toplantı. gecelemek " konYT < Tü kon. döndürmek " kon+. tevdiat.a.bir arada oturmak. convectyanısıra sürmek. tümsek yapmak & Lat con.yığmak. versiyon . Fr thèse < EYun tithemi (koymak). konuk konum Tü [Uyviii+] konuk 1.

meme ucu. başlamak. " koordinat * Koordine etmek biçimi Türkçeye özgüdür. yy'dan önce ender rastlanır.beraber + Lat operari işlemek " kon+. ordinat-düzenlemek. tanzim etmek. çırak Karş. kop[mak Tü [Uy viii+] kop. Sırp kopil. Bul/Sırp kopça (a.) [ xix] kaba ve yaramaz oğlan çocuğu ~ Yun kopéli . çıkmak kopça Tü? [MMem xvi] kopça . kopil oğlan.beraber + OLat viare yol almak < Lat via yol" kon+. aktarmak ~ OLat conviare a. convoglio] aynı yola gidenler. özellikle iri köpek. viyadük konvoy [LF xvii] konboy gemi kervanı ~ İt convoio [mod. kulp =? Tü topçak [xv+ Çağ] topçuk.a. ~ YLat coordinatus a. koordinat [ xx/b] ~ Alm koordinat matematikte bir noktayı tanımlayan iki veya daha çok sayıdan her biri / İng coordinate a. gelmek.) Türkçeden alınmış olmalıdır. & OLat con. işbirliği yapmak & Lat co(n). kabarmak " köpük * 14. Karş.şişmek.konveyör [ML xx/c] ~ İng conveyor aktarıcı. a. İdr xi] köpek a. a.kopmak. kervan < OLat conviare eşlik etmek. [EvÇ xvii] kopçak düğme. a. taşımak. Fr coordonner. opus koordinasyon [DTC1943] ~Frcoordination (birkaç şeyi) birbirine bağlı olarak düzenleme ~ İng coordination a. matematikçi ve filozof & Lat co(n).a. sıraya koymak " kon+. düğme. kulp (= Moğ tobçı düğme. mermi )"top1 * T > k dönüşümü açıklanmaya muhtaçtır. köpek Tü [Kaş. Arn kopil (a.a. ordinaryüs * Latince sözcük ilk kez Descartes'm Discours sur le Méthode'unun Latince baskısında Fr coordonné karşılığı olarak kullanılmıştır. aynı yola gitmek " konveyör konyak [AMithat 1882] damıtılmış şaraptan elde edilen bir içki . Fr.beraber + Lat ordinare. [ xiv] köbük/köfük/köpük iri ve tüylü köpek cinsi < Tü köp.. a. # 1656 René Descartes. yanısıra gitmek [esk.Fr cognac Cognac bölgesine özgü alkollü içki < öz Cognac Fransa'da bir kent kooperatif [Bah1924] ~Frcoopératif birlikte çalışan işçilerin kurduğu dayanışma şirketi < Fr coopérer birlikte çalışmak. sürekli dönen bir bant üzerinde yük taşıyan düzenek < İng to convey eşlik etmek.]. Tü ıt sözcüğünün yerini almıştır.

ip.geri götürmek.< HAvr *kerd.(yürümek). kabarmak " [Uy viii+] kopuz [AMithat 1877] (= Moğ quğur saz şairlerinin kullandığı çalgı) ~ İt copia çoğaltma.şişmek. kabarık < Tü *kö. kalp. gönül ~ HAvr *kord. Karş. mahsul elde etmek " opus kor kör1 kör a. relat. çalgı teli ~ EYun %orde ı bağırsak.a.a.viii+ Uy). Sözcüğün orijinal anlamının "dereden yürüyerek karşıya geçilebilen yer" olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 1.a. yy'dan sonra aristokrat sınıfına hizmet eden aşçıları tarif etmek için kullanılmıştır. relatif kordon . 2. correct. ETü köp (iri. şişik. şişik. seçkin adam. 2. nüsha ~ Lat copia bolluk < Lat *co-opia ~ HAvr *op-1 emek vermek. bağırsaktan hapılan sicim. a.vücut.kalp " kardiy(o)+ kordiplomatik [ xx/b] ~ Fr corps diplomatique diplomatik zümre < Fr corps vücut. beden (~ Lat corpus. & Lat con. diplomat [İM69 187+] . cord. < Tü *köp. düzgün < Lat corrigere.1.a. kalın örme ip. Lat pöns (köprü) < HAvr *pent.düzeltmek < Lat rectus düz. < Lat chorda sicim. corpor. akıl.a. 2. kabarık . köpük Tü *köP-/keP-2 a. köpür[mek köpük kopuz kopya Tü Tü [ xi] köpür< Tü köp iri. 2. iskambilde kalp işareti~Lat cor.bağırsak kordonblö [ xx/a] bazı yemek adlarında kullanılan bir deyim .) Tü? [Kıp xiv] yanıp kızarmış kömür. tecrit hattı ~ İt cordone a.ile. 2. ilişkilendirmek " kon+." köpür- * Köpür.].Fr cordon 1. Karş. kabarmak < Tü * Pekiştirme eki olan -p. [LO 187+] gayet enli kalın kordela . usta aşçı" kordon * Esasen Saint-Esprit şövalyelerinin rütbe simgesi iken 17. doğru " kon+. Tü köpür.kalp. bünye ) " korpus.şişmek.birbirine + Lat referre.köprü Tü [Uy viii+] köprüğ a. köz [Gül xiv] ~ Fa/OFa kür/kör gözü görmeyen (= Sogd kör2 [xx/b] ~Frcoeur1. soylu [esk. rektör korelasyon [DTC1943] ~Frcorrélation birbirini etkileyen iki şey arasındaki ilişki ~ OLat correlatio a. korekt [ xx/b] ~ Fr correcte doğru.Fr cordon bleu "mavi kurdele". çalgı teli ~ HAvr *ghors-d< HAvr *ghers.fiiliyle anlam ilişkisini kurmak zordur. " gebe [Uy viii+] köpüg a.

(sığınmak. boru.Lat cornu boynuz.] "küçük boynuz". 2. dans tasarımcısı & EYun %oreia dans (< EYun %oros koro.kucak * Lat colpus > İt golfo.< HAvr *ker-1 kafatası. korku (isim) < Tü kork. boynuz şeklinde olan şey.a." kork-. boynuz " ser kornea [ML xx/c] ~ YLat cornea gözün ön bölümündeki sert saydam tabaka < Lat materia cornea boynuzsu madde < Lat corneus boynuzsu < Lat cornu boynuz " korna korner [Cumh 1929] ~ İng corner shot futbolda köşe atışı < İng corner köşe ~ EFr cornier sivri uç. ~ Fr cornichon bir tür salatalık < Fr corne ~ İt corno 1. ~ EYun korönis taç " kuron kornişon boynuz " korna korno korna [ xix] [ xx/b] ~Frcornette [küç. koy ~ HAvr *kwelp. bir orkestra çalgısı " .Tamil kari baharatlı pilav [ xx/c] ~ İng curry Hint mutfağına özgü baharat karışımı ~ Yun kórfos koy ~ koridor [AMithat 1875] ~ Fr corridor dar uzun alan. 2. hapsetmek). körfez) biçimleri Yunancadan alınmıştır. geçit ~ İsp corridor yarış güzergâhı ~ OLat curritorium < Lat currere.koreograf/koregraf [Cumh 1929] koreografi ~Fr chorégraphe/choréographe dans tasarımcısı #1701 Raoul Auger Feuillet. ~ Fr corniche mimaride çatı çıkıntısı. kayıt" hora. köri . boynuz. borazan ~ HAvr *kr-no. bir nefesli çalgı < Fr corne boynuz " korna korniş [ xix] alınlık ~ İt cornice a. Tü *kor(ı)-k. korkulan şey < Tü korkınç [viii+ Uy] korkunuş. korkunç (sıfat) Tü [Uy viii+] korkınçığ/korkınçlığ/korkınç korkulacak nitelikte.koşmak " kur kork[mak Tü [ viii] kork. korna [ xx/a] ~ İt corno boynuz.korunmak istemek? " koru- * Karş. köşe < Fr corne boynuz " korna kornet [xx/b] huni.(kuşatmak.a. kapamak.a. 1. boynuz şeklinde üflemeli çalgı . +inç * -in. saklanmak) < qorı.ekli refleksif fiillerden fiil adı üreten -inç ekinin sıfat yapması açıklanmaya muhtaçtır. curs. Moğ qorğuda. +graf körfez [AşZ xv] körfuz/körfüz EYun kólpos kucak. İng gulf (koy. açı. Fr. gösteriye dans ve şarkı ile eşlik eden topluluk) + EYun grafe yazı.

beden " korpus ~ İt corsaro deniz akıncısı < ~ Fr corset [küç. kuşatmak. score (kesik). korteks [ML xx/c] ~ YLat cortex.bir organın dış zarı. İng shear (kesmek). biyokimyacılar < İng cortical steroid hormone " korteks koru Tü [ xi] korığ çitle çevrili arazi. engellemek) . ete kemiğe büründürme < Lat corpus. kortizon [195+] ~ İng cortisone böbreküstü korteksi tarafından salgılanan hormon ^1936 Edward Kendall & Philip Hench. kısa). dans topluluğu. shirt (gömlek).vücut" korpus korporatizm ~ Fr corporatisme toplumun meslek teşkilatları bazında örgütlenmesini savunan siyasi öğreti < Fr corporation tüzel kişilik. antik trajediye dans ve şarkıyla eşlik eden topluluk " hora koroner [ xx/b] ~ Fr coronaire 1.avlu < HAvr *gher-1 etrafını çevirmek.çitle çevirmek.< HAvr *(s)ker-1 kesmek * Aynı kökten Lat curtus (kısa). hapsetmek. corpor. yaz ürünü.koro [ xix] ~ İt coro şarkı topluluğu ~ Lat chorus a. Ger *skeran (kesmek. a. " kur korse [ARasim 1897-99] kadın iç çamaşırı < Fr corps vücut. short ("kesilmiş". görünüm korsan [MMem xvi] korsar/korsan İt corso akın. ~ E Yun %oros 1. saray. hayat & Lat co(n). cohort.iç avlu. tenis alanı ~ OLat curt ~ Lat cohors. corpor. özellikle meslek örgütü veya sendika " korporasyon korpus [ xx/c] ~ İng corpus bir konudaki literatürün bütünü ~ Lat corpus. kesik). saray " kort ~ Fr cortége ~ İt corteggio hükümdarın maiyeti. 2. Amer." koru- koru[mak Tü [ viii] korı.avlu. a. beden. beyin zarı ~ Lat cortex. cortic.sıkma ve bastırma edatı + Lat hortus etrafı duvarla çevrili bahçe ~ HAvr *ghor-to.gövde. dans. saldırı ~ Lat cursus a. scar (yara. hükümdara ait av sahası < Tü korı.gövde. 2. beden ~ HAvr *kwrep. [Kıp xiv] her şeyin tazesi korporasyon [192+] ~Fr/İng corporation tüzel kişilik~ Lat corporatio vücut verme. 2.ağaç veya meyve kabuğu ~ HAvr *kort. kalbi besleyen ana atardamara ilişkin < Lat corona taç " kuron körpe Tü [ xi] ikinci mahsul.çitle çevirerek güvenceye almak (= Moğ qorı. taca ilişkin.] gövde şeklinde kort [xx/b] ~İngcourt1. kapalı alan. cortic. çentmek). çitle kapatmak " hora kortej [ xx/b] saray erkânı < İt corte avlu.

kasr * Tü kölige (gölge) sözcüğünden türetilmesi fantezidir. büyük davul < Fa koftan. katmak. mısra düzmek. tokmakla vurmak. mağrur . öğütmek " köfte koş[mak Tü [ xi] koş. körük Tü [ xi] körük demirci körüğü < Tü *köwrük < Tü *keP-2 şişmek " gebe * Karş. gösterişli. kös. cihannüma.dövmek. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. DK xiv] şeklinde yüksek bina. çalımlı.EYun kókkinos a. akciğer) < köge. hızlı gitmek" anlamı sadece Türkiye Türkçesinde 18. köşe [Yus xiv] gûşe . +gen ~ Fa gâw sala bir yaşını geçmiş sığır. kibar. < Lat coccinus a.a. koruk korvet Hol korf bir tür gemi [ xiv] ~ Fa ğüra olgunlaşmamış üzüm [ 183+] ~ Fr corvette [küç. iştahlı olmak kostak < Tü kösnü. (= Ave gaoşa.birleştirmek. . at sürmek (= Moğ qolbu. çiftlemek. a.) < HAvr *geu.karşılıklı komak. " kokina kösnü YT [CepK 1935] şehvet Tü köse.] bir tür gemi < kös [DK xv] ~ Fa küs/kös tokmakla vurma.] a.bükmek. salname köşk [İdr. bent " köşe.a. [LL 1732] seğirtmek.[viii+ Uy] istemek.(kabarmak. ezmek. dana kösele & Fa gâw inek + Fa sala yıllık " camız. kırmak köse köşebent köşegen YT [Geom 193+] diagonal [ xiv] ~ Fa kösa seyrek sakallı veya sakalsız ~ Fa göşa band köşe bağı" köşe.a.[xiv-xix TS] (dişi hayvan) azmak. yemeni + Fa kâr yapan " kâr ~ Fa küşk/köşk çardak ~ Fa kawş gar kunduracı. Yus. bağlamak)" ko* "Seğirtmek. eşlemek.(korunmak istemek?). şişmek. Aş. Moğ kögerge (körük. [Men xvii] at koşumlamak.a.* Muhtemelen aynı kökten Tü kor(ı)k. çabuk gitmek. a. ayakkabı yapan koşnil [ xx/b] ~ Fr cochenil kabuğundan kırmızı boya elde edilen bir böcek. a. kızışmak =? <? [ xx/b] zarif. köşe ~ Fa göşa a.a. [Men ] kûşe vulg. ~ OLat coccinella [küç. köşker & Fa kawş ayakkabı. köpürmek). ~ OFa göşag a. kirmis ~ İsp cochinilla a.

künde. < Lat consuescere alışmak & Lat co(n). töre. almak. ağır sopa [Arg xvi] sopa.kendi. 1958) kota [ xx/b] ~ Fr quota sınırlı bir miktar ~ OLat quota ne kadar? < Lat quot kaç? ne kadar? ~ HAvr *kwi.beraber + Lat suescere. ben)" kon+. sodyum hidroksit < Fr caustique yanma ile ilgili." koş< Tü koş-" koş3S yükselti eğrisi ~ Fr côte 1. kütük.a.a. < EYun kaiö.> alış[CepK 1935] şiir ilişkisine paraleldir. adap. 2. haritacılıkta eş yükselti eğrisi ~ Lat costa kaburga kemiği.benimsemek. dağlayan < EYun kaiö yakmak . kaus.a. yanık ~ EYun kaustikós a.indirmek.a.a.a. eye ~ HAvr *kost.Tü koşuğ [xi] kafiyeli beyit.< HAvr *kâu." koş< Tü koşul koşut kot1 YT YT ilişkisi Tü al. ~ EYun kauter yakan. alışkanlık ~ Lat consuetudo a. [DK xiv] köstek a. . < Lat quot kaç? ne kadar? " kota kötek tokmağı.a.yakmak " koter kostüm [ARasim 1897-99] ~Frcostume bir topluluğa özgü giyim tarzı. dayak * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. koymak " koy~ Fr quoter sayı veya miktar tayin etmek ~ ~ Fa kötang çırpıcı kote [etm [ xx/b] OLat quotare a. < Tü kösür.ne? kotar[mak <Tü [Kıp xiv] kotar.a. resmi giysi ~ İt costume adet. [TDK [TDK Fxx/bl 1955] şart 1944] paralel haritacılıkta e < Tü şart koş. [CodC xiii] kösüz temek köstek Tü [ xi] kösrük at ayağına vurulan bağ. solo * Lat suescere > consuescere koşuk kafiye koş.tencereden tabağa yemek boşaltmak < Tü ko5-/kot. kot2 ~ marka Kot Türkiye'nin ilk blucin üreticilerinden olan firma < öz Muhteşem Kot tekstil üreticisi (ö.köstebek Tü [ xi] kösürge/kösürgen a. Karş. .[xi] hayvanın ön ayaklarını bağlamak.a.a.. köstek vurmak kostik [ xix] ~ Fr soude caustique sodanın yakılmasıyla elde edilen bir kimyasal madde. kendine mal etmek (< Lat se/sue kendi < HAvr *s(w)e. suet. koter [Bah 1924] ~ Fr cautère yarayı ateş veya kimyasal bir madde ile dağlama ~ Lat cauterium a. kaburga.HAvr *ksw-yo.

a. Amerikan sığır çobanı.a. seki.] pirzola < Fr ~ Fr coton pamuk ~ Ar koton [Bah 1924] quTn/quTun/quTTan a. kucak. Anadolu lehçelerinde rastlanan köğ telaffuzu Ermeniceden bir alıntıyı da düşündürür. 2. oymak). tıkıştır. Farsça ve Ermenice biçimlerin nihai kaynağı belirsizdir.yükseltmek " götürkov[mak Tü [Uy viii+] koğ-2 kovalamak. < İng to cut kesmek kötü kötümser Tü YT [ 183+] kotr ~ Fr cotre küçük yelkenli tekne ~ İng [ xi] köti fena [Fel 1942] bedbin <Tükötümse-[1935YT] kötüye yormak " kötü < Tü kötürüm Tü [ xi] kötrüm üzerinde oturulan kerevet.içini YT [TDK 1955] kovalamak. Yus xiv] köy/küy . içini boşaltmak " kof kovboy [Cumh 1928] ~ İng cowboy 1. içini boşaltmak " kof < Tü *kaP-/*koP. oyuk < Tü *kaP-/*koP. takip etmek * Karş Tü koğ-1/kow. [MŞ xiv] yatalak kötür. sığır) + İng boy oğlan " biftek. İki anlam arasında ilişki kurmak güçtür. takip etmek < Tü kov-" kov- * Atıştır-. kotra cutter a.kotlet côte kaburga " kot1 [ARasim 1897-99] ~ Fr côtelette [küç. koşuştur-. . izini sürmek.a.).oymak. a. dip < Tü * koy fi [Aş. 2.(boşaltmak.oymak. dere koyağı. Erm küġ/köġ (a. * Karş. ~? Akad kitum keten " keten * Keten ipliği Ortadoğu ve Mısır'da en eski devirden beri üretilirken.fiillerinde rastlanan frequentatif-iştir. kural tanımayan & İng cow inek.ekiyle. koyun. sığır (~ Ger *kö(u). çukur. kova kovan Tü <Tü [ xi] kowğa su taşıma aracı [Kıp xiv] kowan arı kovanı < Tü *kaP-/*koP. belboy kovuk Tü boşaltmak " kof kovuştur[mak [ xi] kowuk içi boşaltılmış yer. pamuk MÖ 3. [TS xv xv] köğ ~ Fa küy a.~ HAvr *gwou-inek. binyılda Hindistan'dan ithal edilmiştir. koy köy Tü [Uy viii+] koy1 1. başıbozuk.

15. bırakmak " * Anlam ilişkisi için karş.yanmak. çeki düzen vermek. içine almak kozalak ğözak pamuk kozası" koza [ xvi] kozak pamuk kozası.Fr cosmographie yerküre ve yıldızların yapısını inceleyen bilim dalı & EYun kósmos evren + EYun grafé yazım.)" ceviz < Tü köy. Lat ponere (koymak) < po (aşağı). +graf kozmonot [ 196+] (~ İng cosmonaut) ~ Rus kosmonávt Sovyet uzay gemileri mürettebatına verilen ad & EYun kósmos evren + EYun naütes gemici. denizci" kozmos. dünya < EYun kosmeö düzenlemek. güzellik müstahzarı [ad] ~ EYun kosmetikós < EYun kosmeö düzenlemek. politik kozmos [DTC 1943] alem ~EYun kósmos 1. kor koza [ xiv] kozak pamuk veya ceviz kozası ~ Fa ğöza/ğözak pamuk kozası.biçimi de korunmuştur. koymak. 45) & EYun kósmos evren + EYun polites vatandaş. göyünmek [ xi] köz2 yanan kömür. Türkçede açık heceli fiil köklerinin büyük çoğunluğu 8. bırakmak. navigasyon kozmopolit [Aİhsan1891] ~Frcosmopolite çokuluslu veya uluslarüstü ~ EYun kosmopolites dünya vatandaşı # Philon. İskenderiyeli Yahudi filozof (MÖ y. koyun 1 Tü [ viii] koy/koyñ1 a. * Geçişli (transitif) fiil yapan 5/t > y ekiyle. koyu koyTü [Uy viii+] kodı/kodığ aşağı.koy[mak terketmek " ko- Tü [Uy viii+] ko5-/kot- < Tü ko. derin < Tü ko5. 2. alem. donatmak.MS y. güzelleştirmek . çam kozalağı ~ Fa kozmetik [188+] ~Frcosmetique görüntü güzelleştirmeye ilişkin [sıf. Türkiye Türkçesinde ko. Ar wad?aca (koymak) = d?acat (aşağı olma). a.koymak.]. a. kucak koz (ceviz oyunundan ma'huzdur) köz Tü [Kut xi] ceviz. donanım. ipek böceği kozası ~ Sans kösa meyve veya ceviz kabuğu.indirmek. [KT 187+] kâğıd vesaire oyunlarında alıcı kâğıd ~ Fa gawz/göz ceviz ~ OFa göz a. (küçükbaş hayvan) koyun2 " koy Tü [Uy viii+] koyñ2 koltuk altı. düzen. indirmek. pamuk kozası < Sans kuskucaklamak. yy'dan itibaren kaybolurken. a. hemşehri" kozmos. çeki düzen vermek. güzelleştirmek " kozmos kozmografi/kozmografya [AMithat 1885] kozmografya . (= Aram gawzâ a. çizim " kozmos.

meydana getirmek kreatif Lat creare. yanardağ [ARasim 1897-99] ~ Fr cravate boyunbağı < * 30 Yıl Savaşları (1618-1648) döneminde Fransız ordusundaki Hırvat paralı askerlerin giydiği boyunbağından. yuvarlak kraniyum [ xx/c] ~ Lat cranium kafa.İt credito / Fr crédit 1. [ xx/a] cildi yumuşatmak için kullanılan ~ Fr crème 1.emanet etmek. creat. sancı ile katılma ~ Frk *kramp bükme. açık bej rengi ~ OLat crama ~ Kelt . 768-814) < Ger karlaz adam.* Yunanca sözcüğün ikinci anlamı Pythagoras'ın felsefe ekolü (MÖ 6. kıvrık şey krampon [Bah 1924] kafalı çivi ~ Frk *krampo bükük. yy) etkisiyle yaygınlaşmıştır. < [ xix] kredito/kredi borç verme. a. kıvırma ~ Ger *kri(m)pjan bükme / Ger *kra(m)paz çengel. güven. inanç. erkek kramp [ xx/b] ~ Fr crampe ani sancı. kredibilite kredi krem merhem. creat. güvenilirlik" [ARasim 1897-99] . 2.yaratmak " kreasyon kredi [ xx/c] ~ Fr créatif yaratıcı ~ Lat creativus a. kraker çıtırdamak. kravl [ xx/b] ~ İng crawl sürünme. kafatası ~ EYun kránion a. çatlamak [ xx/c] ~ İng cracker çıtır < İng to crack [onom.a. güvenmek. ~ HAvr *krss-no. yaratış < Lat creare. kırık " kramp ~ Fr crampon kabara. (güvene dayanarak) borç verme ~ Lat creditum emanet < Lat credere. inanmak * 19. kırmak " kramp krater çukuru ~ EYun krater kâse kravat öz Croate Hırvat [ 192+] ~ İng crank shaft mekanikte dik ~ Fr cratère ~ Lat crater kâse.< HAvr *ker-1 kafatası. kaymak.doğurmak. [ARasim 1897-99] . pomat [ xx/b] ~ Fr credibilité inanılırlık. boynuz " ser krank şaft [ML xx/c] açılı aks < Eİng crincan bükmek. Şarlman (hd. itibar. 2.] kral [Env xv] Balkan hükümdarlarının ünvanı ~ Sırp kral hükümdar < öz Carolus Frank kralı Karl. credit. bir yüzme stili ~ Fr création kreasyon [Hay 1959 195+] modada tasarım yaratma. yy sonlarında Fransızca telaffuza göre düzeltilmiştir.

krep [ARasim 1897-99] . yargılamak " kritik . < HAvr *ker-4 ateş " karbon kreozot [ xix] ~ Fr créosote çürümeye karşı kullanılan bir kimyasal madde ~ Alm kreosot ^ 1832 Carl Ludwig v.] çubuk şeklinde ~ İt cricco mekanik kaldıraç ~ EYun kríkos zincir kriminel [DTC 1943] ~ Fr criminel 1.korumak. crimin.Fr crêpe bir tür buruşuk kumaş veya kâğıt ~ Lat crispus kıvırcık. cret. a. İng crisp (kıtır). itham.a. artmak. t. cürüm ~ HAvr *krei. " krematoryum [Bah 1924] ~ İng crematorium ölü yakma fırını . cürüm işleyen. pomat) ve İtalyancadan alınan krema (süt kaymağı) biçimleri ayrışmıştır. 2. çocuk bakımevi ~ Frk *kripja beşik ~ Ger *kri(m)pja " kramp kreşendo [ xx/a] ~ İt crescendo müzikte yükselen volüm < İt crescere büyümek.suçlama. krepdöşin tür kumaş " krep krepon [ xx/b] ~ Fr crépon bir tür gofre kâğıt" krep [Bah 1924] ~ Fr crêpe de Chine Çin krepi.iyiyi kötüden ayırmak. değnek krikkrak galeta.* Türkçe kullanımda Fransızcadan alınan krem (merhem. sot. a.a. İng crude (çiğ). Reichenbach. mücrim < Lat crimen. " kruasan kretuar kazıyıcı < Fr gratter kazımak " greyder kriket kricke ucu çengelli sopa. krema krem [ xix] ~ İt crema süt kaymağı ~ Fr crème a. Fr cru. 2. [ xx/a] saçta kızartılmış ince hamur .a.Lat crematorium yakma yeri < Lat cremare yakmak ~ HAvr *krem. buruşuk * Karş. esirgemek * Aynı Hintavrupa kökünden Lat crudus.çiğ et ) + EYun sözö. yükselmek ~ Lat crescere. hayvan yemliği. bir kreş [ xx/b] ~ Fr crèche 1. suça ilişkin. kraker " kraker kriko baklası [ xx/b] [ xx/a] [ xx/b] gratuvar yazı silme çakısı ~ Fr grattoir ~ İng cricket sopalarla oynanan bir oyun ~ Hol [ xx/b] ~ Fr cric-crac [onom. Alm. beşik. doğa bilimci & EYun kréas.et (~ HAvr *kreus.

kırağı ) ~ HAvr *krus-to.a. krit- kriz [Bah 1924] karar. İng. gram kripton [ xx/b] ~ YLat crypton/krypton kimyada bir element ^ 1898 Sir William Ramsay ve Morris Travers.] [ML 1969] galeta ununa batırılarak kızartılan hamur topu krokodil [192+] timsah derisi EYun krokódilos büyük kertenkele. sınamak * Aynı kökten Lat cernere (ayırdetmek.kabuk.a.Fr croquette kroki kaba çizim. taslak " kraker [ResCGaz 1911] ~ Fr croquis derme çatma şey. varan veya timsah krom [DK 189+] ~ Fr chrome bir element # 1797 NicolasLouis Vauquelin.kripto [ML xx/c] ~ Fr crypto şifreli yazı < Fr cryptogramme a. Lat crusta (çıtır kabuk)."altın kabuk". t. hüküm verme " kriter ~ Fr crise buhran ~ EYun krísis.< HAvr *krâu. çiğnemek " kraker kroket . antoloji krokan çıtırdamak.< HAvr *krei. ~Frcrocodile timsah~ [ xx/c] ~ Fr croquant çıtır < Fr croquer [onom. hastalığın dönüm noktası" kriter krizalit [ML xx/c] ~ Fr chrysalide kelebeklerin orta yaşam evresi ~ EYun %rysâllis. E Ş K Ö K E N Lİ L E R : EYun kryos : kristal Lat crusta : krut kriter [Ulus 1936] kriteryom ~ Fr critère değerlendirme ölçütü ~ Lat criterium a. itiraz . < EYun %ıysos altın ~ Akad %urasu(m) a.a. Lat crimen > İng crime (suçlama.iyiyi kötüden ayırmak. hüküm.a. kritik eleştirmen [ARasim 1897-99] tenkit. yargılamak). kimyacılar < EYun kryptós gizli. muaheze.kabuk bağlamak Karş. ~ EYun kriterion a. çıtırdayan şey < HAvr *kreus.saklamak kristal [AMithat 1882] Beyoğlu'nda bir kafe adı ~ Fr cristal billur ~ EYun krystallos buz (< EYun kryos don. kimyacı (1763-1829) ~ EYun xı*öma. buz. [ARasim 1897-99] ~ Fr critique eleştiri ~ EYun kritike yargılama. yargılamak ~ HAvr *kri-n-yo. itham).renk " krom(o)+ . & EYun kryptós gizli + EYun grámma yazı" kripton. %rysallid. a. saklı < EYun kryptö gizlemek.a. elemek. çatlamak. Fr. saklamak ~ HAvr *krup-yo. krizantem [Bah 1924] ~Frchrysanthèmekasımpatı~Lat chrysanthemum & EYun %ıysos altın + EYun ánthos çiçek " krizalit. < EYun krinö hüküm vermek.

çarmıh ~ Lat crux. büyüyen. 2. çengel. anatomist (18361921) & EYun %röma renk + EYun sóma madde " krom(o)+ * Renk özümseme özelliğinden ötürü. < EYun %röma. boksta bir vuruş ~ Fr crochet [küç.a.* Çok renkli bileşimlerinden ötürü.a. t. ~ HAvr *kre-sko.renge ilişkin ~ Fr chromatique renkli.a. tarihçe ~ EYun %ronikös zamana ilişkin. 2.] 1. 3. ucu çengelli nakış iğnesi.a. kumarhane görevlisi < Fr croupe arka. gelişmek ~ Lat crescere. sağrı. +metre [ResCGaz1912] [İM62 187+] ~Frchronologie ~Frchronomètre zaman ölçme kros [ xx/b] ~ İng cross-country açık arazi koşusu < İng to cross çapraz gitmek. " kramp kruasan [ xx/b] ~ Fr croissant 1. artçı".< HAvr *ker-3 a. kıç ~ Frk *kruppa. kruvaze [ 187+] çapraz kesimli ceket ~ Fr croisé çapraz < Fr croiser 1 çapraz gitmek.sağrı * Aslı "oyuncuların arkasında duran yardımcı" anlamında. hilal (büyüyen ay).kabuk bağlamak " kristal * Karş. krupiye [ xx/a] ~ Fr croupier "arkacı. renge ait ~ EYun kromozom [ xx/b] ~ Fr chromosome genetik kodu taşıyan DNA makromolekülü ~ Alm chromosom "renkli madde". ay çöreği < Fr croître büyümek.renk " krom(o)+ ~ Fr/İng chrom(o). cret. süreli. 2. 3. İng crust (kabuk). aşmak ~ Fr croiser " kruvaze kroşe [ xx/a] 1. tığ.a. cruc- . karşıya geçmek < Fr croix çapraz. t. Alm. artmak. 2. a. krut [ xx/b] ekmek kabuğu ~ Fr croûte kabuk ~ Lat crusta çıtırdayan şey ~ HAvr *kru-sto.a. boksta kolu kıvırarak vuruş < Fr croc çengel ~ Frk *krök. ^ 1888 von Waldeyer-Hartz. süreli " kron(o)+ kronoloji kronometre aleti" kron(o)+. krom(o)+ (bileşiklerde) ~ EYun %röma. süre kronik [REkrem<1887] ~ Fr/İng chron(o).a.zaman ~ EYun %ronos ~Fr chronique 1.renk kromatik [ xx/b] %römatikos a.çıtır < HAvr *kreus. kron(o)+ zaman.

< Hol kruis çapraz. < Lat quartus dörtlü.a.[viii+ Uy] köpek çağırma nidası < Tü kuç. dörtte bir < Lat quatuor. [Kıp xiv] küçük köpek yavrusu . Yus xiv] ~ Ar qubbat [#qbb msd. [TS xviii] kuçak < Tü kuç. ] büyük " kebir * Kebir sıfatının dişil halidir. sevişmek küçük Tü [Or viii] kiçig ufak..a. [CodC xiii] kiççi/kiçig a.kruvazör [ARasim 1897-99] ~Frcroiseur bir tür savaş gemisi < Fr croiser2 denizcilikte sahil boyu gitmek ~ Hol kruisen a. çarmıh ~ Lat crux.a. fizikçi < Lat quantus ne kadar? nice? " kantite kuartet [Hay 1959 195+] ~ Fr quartette dört çalgıdan oluşan müzik grubu ~ İt quartetto a. a. mezarlar < Ar ~ Fr cubique 1.a.a. < İbr/Aram #qbb kavis veya kemer şeklinde olma.. ^ 1919 ABD & EYun ksenós yabancı + EYun fóbos korku " fobi ksenon [ xx/b] ~ YLat xenon kimyada bir gaz ^ 1898 Sir William Ramsay ve Morris Travers. küp şeklinde olan. kübizm ~ Ar kubrâ' [#kbr sf. sevişmek kuçu kuçu <Tü ~ Ar qubür [#qbr çoğ. genç.. " kruvaze ksenofobi [ML xx/c] ~ Fr xénophobie yabancı korkusu.a. yabancı düşmanlığı / İng xenophobia a.] büyük (şey veya [ xi] kuçak a. Alm. kimyacılar < EYun ksenós yabancı " ksenofobi ksilofon [ xx/b] ~ Fr/İng xylophone tahta çubuklardan oluşan bir müzik aleti ^ 1866 & EYun ksylon tahta + EYun fone ses " fon(o)+ kuaför [Hay 1959 195+] kadın berberi kadın ve erkek berberi < Fr coiffe saç kesimi ~ OLat cofea kask. bükülme kübik [ xx/a] akımına ait < Fr cube geometride küp " küp2 kübra [MMem xvi] kadın) < Ar kabir [sf.kucaklaşmak.] çukurlar. quatr-dört" kare kubbe [Aş. f. başlık ~ Ger ~ Fr coiffeur kuantum [DTC1943] ~ YLat quantum modern fizikte bir kavram ^ 1900 Max Planck. küçük.a. cruc. a. 2. kubur qabr " kabir k uc ak Tü kucaklamak.a.] mimaride kubbe . İng. [Kaş xi] kiçik/kiçük a.Aram qubbstâ a. = İbr qubbah a.

kutsallık. meyve.] güç.delirmek ~ Ar < Tü küt rahmet. kuşak.] ponza taşı veya talk ~ EYun koûfolithos bir tür hafif ve süngersi taş. a. bereket" kut Tü [ xi] kutuz < Tü * Belki "kutsallığa kavuşmak.] kutsal. tanrılar dokunmak" anlamında. 2. Aş xi] ~ Ar qudrat [#qdr msd. ~ Akad quppu/quppatu (sebze. arınma = Akad qadâşu ritüel arınma ) kudüm resmi kişilerin önüsıra çalınan davul qudüm [#qdm msd.] kâfirler < Ar kâfir ~ Ar küfı [nsb. [MŞ xiv] küv çürüme < Tü *küP. et vb. yavru. kucak. < Tü kudsi/kutsi ~ Ar qudsî [#qds nsb. hafif küffar " kâfir kûfi bir kent. çürüyen nesne.şişme. cüce) sözcükleri arasındaki köken ilişkisi belirsizdir. küçümse[mek kiçi/kiçü küçük kudret iktidar " kadir1 YT [Fel 194+] küçükse. kuduz kutur. öncü olma. kutsal yer. aziz < Ar quds 1. Kûfe [Neş xv] ~ Ar kuffâr [#kfr çoğ.delilik veya deli " kudurküf Tü [ xi] küwij içi kof ağaç. takaddüm etme " kıdem kudur[mak Tü [Uy viii+] kutur. Çocuk diline ait ekspresif deyimler oldukları düşünülebilir. için) hasır veya tahtadan yapılmış sandık * Yun kófa ve Ven còfa (a. tanrıya adanmış veya törensiz girilmeyen mekân. +men1 * -men ekinin işlevi açık değildir. E Yun kófinos (sepet) biçiminin bir Sami dilinden alınmış olma ihtimali yüksektir. içi boşalma. Kudüs kenti < Ar qadusa arınmış idi (= İbr/Aram #qdş kutsal olma.] bir hat uslubu < öz Küfat Irak'ta . gevşeme " gebe küfe ~ Ar quffat hasırdan veya ince tahtadan yapılmış büyük sepet ~ Aram qüppâ/qüpp3tâ a.hakir görmek. küçümen <Tü [Bah 1924] küçümencik küçücük ve sevimli şey " küçük. [TDK 1944] küçümse[Kut.* Tü çocuk. talk? < EYun koûfos kof. küfeki [T S xvi xvi] küfek/küfeke/küfeki ~ Yun koufáki [küç.a. aziz olma.) biçimleri muhtemelen Türkçe veya Arapçadan alınmıştır.] önden gitme. kudak (küçük. küçük. güdük ve Fa cucak.

a. a. " kokina kuka2 siyah tahtası [ 187+] hindistan cevizinin tesbih yapımında kullanılan sert ve ~ Port coco hindistan cevizi * Fr cocos. Lat paganus (1. sürme " alkol kuka1 [LO xix] kukulya ipek kozası. a. nankörlük etti * Arapça sözcüğün kafarat < #kfrl^ (örtme. a. Ar kafr < Aram kaprâ (köy) sözcüğüyle muhtemel ilişki üzerinde durulmuştur. tamlık. bütünlük. nankörlük < Ar kafara [msd. iplik yumağı. mükemmel olma = Akad kalâlu a. hizmetçi [Uy viii+] kül ateş artığı kül2/küll[Aş. +baz Tü * Muhtemelen kumarbaz sözcüğünden benzetme yoluyla. kefaret.] siyaha boyanmış. [ xx/b] kuka bir çocuk oynu ~ Yun koukoúli koza. sivri başlık ~ Kelt kukumav gece kuşu kükürt OFa gögird a.küfür/küfr[Aş.] bir tür ~ Fa gügird yanıcı bir madde.a. Hıristiyan olmayan kimse. Karş. küheylan ~ Ar kuHaylân [#kHl] soylu Arap atı < Ar kuHayl [küç.] a. (tanrıya) sövdü.) . köylü. kul kül1 Tü Tü [ viii] kul köle. sulphur ~ * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. sürmeli < Ar kuHl antimon. [ 187+] papaz başlığı [LO xix] [Gül xiv] ~ İt cuculetta [küç. kukla oyuncak bebek kükre[mek Tü [Men xvii] pupla ~ Yun koúkla ~? Lat pupula [Uy viii+] kökre. Bak. Yus xiv] ~ Ar kull [#kll msd.arslan sesi çıkarmak. < Lat coccus tane.] tam. bütün. esir. bütün olma. siyah boya. koza ~ EYun kókkos a. kâfir). küçük top şeklinde nesne ~ Lat *cocculus [küç. gizleme. suçunu silme) köküyle ilişkisi belirsizdir. Yus xiv] küfr ~ Ar kufr [#kfr msd. kufrân] dinsiz idi. böğürmek kukuleta cuculla kukuleta. bilye. kuğu [ viii] kuğu a. 2. İng coconut (hindistan cevizi) biçimleri Portekizceden alıntıdır. dine sövme.] dinsizlik. Karş. kibrit. bütünsellik (= İbr/Aram #kll tam olma. küfürbaz + & Ar kufr + Fa bâz oynayan" küfür.] < Lat ~ Yun koukoubágia [onom.

her çeşit başlık ~ OFa kulâw (= Aram kulwâ yüksek başlık. [LL 1732] kulampara aktif eşcinsel -Fağulâm kulampara parast oğlansever " gulam. Ancak bu fiile daha eski kaynaklarda rastlanmamıştır.(açmak. taç ) kulak Tü [ viii] kulkak/kulğak a. mekân " han1 [ xiv] ~ Ar kulfat [#klf msd. kula Tü [ xi] kula (= Moğ qula sarıya çalan at rengi ) kulaç Tü [Uy viii+] kulaç kol açımı mesafesi * Mahmud Kaşgari'nin kol aç etimolojisi ihtiyatla karşılanmalıdır. soylulara mahsus yüksek başlık.] zirve. yuvarlak ve yassı çörek ~ OFa kulâçag a. külhani (ocak işçisi > proleter. +perest külçe [Yus xiv] ~ Fa kulîça/kulça yassı ve yuvarlak nesne. 2. kaldırdı külfet külhan gul2 ateş + Fa %ân yer. ayak takımından kimse > kaba davranışlı ve tehditkâr kimse). bilezik < Ar kulp [DK xiv] qalaba döndürdü.[viii+ Uy] devriye dolaşmak " kolla[Bah 1924] ~ Fr culotte kısa pantalon. kule [Men xvii] kulle 1. yükümlülük [Aş xiv] ~ Fa gul%ân hamam ocağı & Fa * Karş.] yük. külah [Yus xiv] taç ~ Fa kulâh 1. kulis [Bah1924] ~Frcoulisse asansör boşluğu. taç. çevirdi. hizmetine koşmak < Tü kul" kul <Tü [ xvi] kollukçu/kullukçu yeniçerilerde zaptiye görevlisi < Tü kolla. elekten geçmek < Lat colum elek kullan[mak kullukçu külot .Lat culus <Tü [Kıp xiv] kul edinmek. bir tür hamur işi. don < Fr cul kıç ~ Ar qulb [#qlb] halka. tiyatroda dekorun hızla indirilmesini sağlayan şaft.a. tiyatroda perde arkası < Fr coulis akışkan. qall] yükseltti. eğirdi" kalp2 . sefil. a. akıntı < Fr couler akmak ~ Lat colare (bir delikten) akmak. yaymak . doruk < Ar qalla [msd. TTü kula.xiv). Diğer yandan karş. 2. şekil.) kule ~ Ar qullat [#qll msd. zirve. (usit.* Karş.

2. kuluçka [Men xvii] koloçka/kolaçka ~ Sırp kloçka a. emretmek & Lat con.toprağı işlemek. cult. topuz ~ Ger *klumbon * Türkçe sözcüğün telaffuzu Fransızcaya uyarlanmıştır. ~ Fa kulba/kurba dar ve küçük oda. oyun yeri. ahırın bir bölümü ~ EYun kylisterion/kylistra "yuvarlanma yeri". topuz. a. belli bir yerde toplanan sıkı ve kapalı grup. a. kültive [etm OLat cultivare toprağı işlemek " kült [ xx/b] ~ Fr cultiver terbiye etmek. tarım. dini töre ve törenler ~ Lat cultus işleme. manda2 kumandan [ xviii] birliği yöneten < Fr commander emretmek " kumanda ~ Fr commandant amir. < EYun kólon kalın bağırsak " kolon2 külünk [ xiv] ~ Fa kulunk taş kırmaya yarayan kazma kulüp [KT 189+] klüp eğlenerek vakıt geçirmek ve mübahese ve mütalaa etmek üzere abonelere mahsus hususi kıraathane ~ İng club 1. a. yetiştirmek ~ ~ Fr culture 1. ekip biçmek " koloni * "Mezhep.kült [Bah 1924] ~ Fr culte mezhep ve ibadet usulü. kültür [Bah 1924] 2. tevdi etmek. hayvanların toz ve çamurda debelendiği yer < EYun kylindö yuvarlanmak " silindir kulvar yolu.a. bir askeri birliğin yönetimi < Lat commandare kumanda etmek. külüstür ~ Yun kylistra cambazhane. görevlendirmek " kon+. [Çağ xv] kuma/guma a. koşu kuma erkeğin ikinci karısı [TS xiv] . eğitim ~ Lat cultura a. cemiyet ~ Nor klubba topak. dükkân = EYun kalybe kulübe. tarikat" anlamı güncel İngilizce kullanımdan alınmıştır. kalın sopa. ekip biçme < Lat colere. terbiye. ) ~ Moğ quma [Bah 1924] ~ Fr couloir akıntı yatağı. kulunç [ xiv] ~ Ar qülanc/qülinc bağırsak ağrısı. toprağı ekip biçme. mecra < Fr couler akmak " kulis kum Tü [Uy viii+] kum (= Moğ qumaq a.a. bir askeri . kolik ~ EYun kölikos a. kumanda [183+] ~ İt commando emir.+ Lat mandare emanet etmek. " kült kulübe [Men xvii] hücre. kabin. hücre * Yunanca ve Farsçaya bilinmeyen bir başka dilden alınmış olmalıdır.

+baz [ xiv] ~ Ar qimâr/qumâr [#qmr msd.a. 2. gemi erzakı ~? Lat compania "birlikte ekmek yeme" " kumpanya kumar kumarbaz qimâr + Fa bâz " kumar.] [MMem xvi] kumbâr humbara. DK. t.beraber + Lat panis ekmek " kon+. istimali abestir . İng cemetery (mezarlık) < EYun koimeterion (uyuma yeri).pergel.] talih oyunu ~ Fa qimâr bâz kumar oynayan & Ar kumaş [Yus. kümüle.kumanya [LF xvi] komanya ~ İt compagna 1. tezgâh compasso pergel & Lat con. lonca < Lat companio "ekmeğini paylaşan". ~ Yun *koimási * Karş. pane kumpas [xix]kompas1. [LO 187+] kompanya şirket manasına. tavuk barınağı < Yun koimoúmai uyumak ~ EYun koimâö a.a. Tü tünek (geceleme yeri). höyük ~ Aram qubbstâ [#qbb] kubbe " kubbe küme [BK 1799] buğday veya diğer nesne yığını ~ Ar kümat yığın ~ EYun kyma. yoldaş & Lat con. pas2 kumpir yenen patates armut ~İt [ 198+] fırında pişirilerek çeşitli katkı maddeleriyle ~ Bul/Sırp krumpír patates ~ Alm grundbirne "yer armudu". bez ~ Aram qümîsâ [#qms] gömlek kumbara parçalarıyla doldurulmuş demir top ~ Ar qumâş [#qmş msd. gemi erzakının saklandığı depo. akümüle. 2. & Alm grund yer + Alm birne .a.İt compagnia şirket ~ OLat compania yoldaşlık.] sızlayan ~ Ar qumqum/qumqumat bir tür su kabı. kabarmak.beraber + Lat passo adım " kon+. tertip. içi barut ve metal ~ Fa %umbara küçük küp " humbara ~ Fa/OFa gunbad kubbe.] sızladı kumkuma2 testi ~ Aram qumqumâ a. ~ Lat cucuma su kabı" güğüm kumpanya ~ Ar qumqumat [#qmqm msd. kümbet [DK. a. Anlam ilişkisi için karş. kümülüs kümes [DK xv] tavuk kümesi uyuma yeri. Env xiv] tümsek. < EYun *kyö şişmek. top gibi olmak ~ HAvr *keus.içi boşalmak EŞKÖKENLİLER: EYun kyma : küme Lat cumulus : akü. Gül xiv] dokuma. a. kümülatif. a. kumkuma1 ve şikayet eden kimse < Ar qamqama [onom.

a. tomruk ~ OFa kundag tomruk < OFa kund/gund yuvarlak nesne.] < Lat condere. barut ~ Sans gandhaka "kokan". dipçik. Karş.kurmak. sap. biriktirmek ~ Lat kümülüs [ 196+] bir bulut cinsi ~ Lat cumulus küme. sürü. kâr kundura [Arg xvi] kondura ev ayakkabısı imalat. bomba [ xviii] kav ve kükürtlü maddelerden oluşan patlayıcı ~ Fa gandak kükürt.şişmek.] bir tür < Tü kum " kum * Dil Devrimi öncesinde -sel/-sal ekiyle yapılmış olduğu sanılan Türkçe iki kelimeden biridir. kumru < Ar qamar ay " kamer kumsal <Tü [Men xvii] kumluk yer Tü konur kestane rengi (= Moğ ~ Ar qumny [#qmr nsb. top [Kıp. rulo şeklinde evrak ~ OYun kóntaks a. top " kundak1 kündekâri ~ Fa kanda kârı ağaç üstüne oyma işi & Fa kanda kazılmış. fabrikasyon [esk. Çağ xiv] bebek sargısı ~ Fa gundak [küç.] kundak2 [Men xvii] kondak dipçik ~ Yun kontáki 1. oyulmuş (< Fa kandan kazmak. kumul YT [TDK 1944] kum yığını <Tükum"kum * Ada eklenen -ul ekinin işlevi muammadır. inşa etmek ~ İt condura kunduz [Uy viii+] kunduz = Fa qunduz akarsularda yaşayan bir memeli. kunduz ~ Sans kanTakasrehî kirpi & Sans kanTaka diken + Sans sreni dizi. kümülatif cumuler yığmak. Karş. UYSAL. kargı kundak3 cihaz. condit. yığın ~ HAvr *ku-m-o küme. oymak ) + Fa kârı işçilik " hendek. çokluk . biriktirmek " kümüle kümüle [etm cumulare " kümülüs [ML xx/c] [ xx/c] ~ Fr cumulatif biriken < Fr ~ Fr cumuler yığmak. kabarmak " küme kundak1 küçük top ~ Fa/OFa gund/kund küre. kükürt < Sans gandhá koku künde ~ Fa kunda iri ve kalın ağaç. Balkan ülkelerine patates 19. yy başlarında Avusturyalılar tarafından getirildi. kabarmış şey < HAvr *keus. 2. Fr pomme de terre ("yer elması". sopa. patates). kumral <Tü [ xiv] açık kahverengi saç rengi qonğur deve tüyü rengi. ~ EYun kontós sırık. doru ) kumru [Men xvii] beyaz güvercin.* Sokak yiyeceği olarak katkılı patates Türkiye'ye 1980’lerde Bulgaristan göçmenleri tarafından tanıtıldı.

* Diğer yandan karş. iskambilde bir renk ~ OLat cuppa saplı büyük bardak * Lat cupa (varil. kör (bıçak).a.Fa küp sarnıç. toprağa gömülen su veya şarap küpü = Aram gubb a. tavşan. küp1 [Uy viii+] küb sıvı şeyleri saklamak için toprak kap.* Ar qunfu5 (kirpi) Hint dillerinden alınmış olmalıdır.Yun koupastí kürek dayama yeri < Yun koupí kürek ~ EYun köpe a. lağım ~ Lat cuniculus 1. 2. [ARasim 1897-99] iskambilde bir renk. a.a. Ar cubb (a. saplı büyük bardak. İng cup (büyük bardak) Fransızca yoluyla Latinceden alınmıştır. Sans kumbhá (a. eğitme * Sözcük David Carradine'ın başrolü oynadığı Amerikan TV dizisi Kung Fu (1972-75) sayesinde popülerlik kazandı. yeraltı geçidi kunt kaba saba. ~ Akad gubbu a.) Aramcadan alıntıdır. çömlek . a. kup [ xx/b] ~ Fr coupe kesim < Fr couper kesmek < OLat colpus darbe.a. ~ Ar kunyat [#knw/kny msd. koparmak). künefe [ML 1969] künafe tel kadayıfı < Ar kanafa kanadı altına aldı. . lağım ~ İt cunicolo istihkâm amaçlı dar tünel. EYun klâo (kırmak. [Cumh 1932] sporda ödül olarak verilen bardak ~ İt coppa 1. kılıç vuruşu (= EYun kólafos darbe ) ~ HAvr *kols-bho.] lakap. künk [Env xv] toprak boru.< HAvr *kel-1 kırmak. tavşan deliği. san.). kucakladı" kenef ~ Ar kunâfat [#knf msd. kupa [Men xvii] kopa büyük bardak. kesmek * Aynı kökten Lat gladius (kılıç). fıçı) ile ilişkisi belirsizdir. küpe küpeşte Tü [ xi] küpe kulağa tekılan ziynet [LF xvi] güvertenin kenarındaki tahta siperlik . 2. küp2/küb [ xx/b] EYun kybos oyun zarı. sağlam künye soyadı [DK xiv] [ xiv] künyet ~ Fa kund keskin olmayan. kalın.a. kare prizması ~ Sam " kâbe ~ Fr cube kare prizması ~ Lat cubus a.] ~ İng kung kungfu [ 197+] bir Uzakdoğu dövüş sanatı fu Çin döğüş sanatlarının genel adı ~ Çin göngfu beceri kazanma.

[CepK 1935] kaide < Tü kur.] 1." kur- kurander [ xx/a] ~ Fr courant d'air hava akımı & Fr courant koşan şey. akım (< Fr courir koşmak ~ Lat currere. kür ilgilenme. 2. a. kâğıt para birimi .] küçük garip şey < Ar ğarîb [sf.kupon bölümü. ufak şey. döviz fiyatı ~ Fr cours 1. akım.koşmak ~ HAvr *krs. (yüksek sele) okuma. rota. kesme < Fr couper kesmek " kup kur [AMithat 1877] kur etmek 1.germek. eğitim programı. kuru yer < Tü kurığ kuru " kuru[ 193+] meclis. 3. kuram YT [CepK 1935] bünye. kurabiye ~ Ar ġuraybat [#ġrb f. gazeteden kesilen parça. 2. curs. gözkulak olma [ xx/a] ~ Fr cure tedavi ~ Lat cura dikkat.a.< HAvr *kers. kurultay. ~ Lat cursus koşu < Lat currere. ~ Fr curare Güney Amerika yerlilerinin ok . düzenlemek kura [ xiv] ~ Ar qurcat^ [#qrc msd. [ xx/b] 2.a. ~ Karib Orta Amerika yerli dillerinden.Fr coupure kesim. gidiş. süreç.koşmak ) + Lat air hava " kur.] yabancı." kur- * Dil Devriminin ilk yıllarında benimsenen birinci anlam için bak.a. tuhaf. 2. 2. kurul. islamın kutsal kitabı < Ar qara'a okudu " kıraat kur[mak Tü [Uy viii+] kur. curs. arya kürar [ML xx/c] uçlarında kullandığı zehir ~ İsp curaré a. [ xi] kurğak kuru şey. -al ekinin işlevi açık değildir.a. egzotik " garip kurak kural Tü YT [Uy viii+] kurğak toprak. seyir. şeker ve yağla yapılan ve fırında pişirilen tatlı < Ar ġurayb [küç. * İng course biçimi Fransızcadan alınmıştır.] un. [ xx/b] kesilmiş kumaş parçası kupür [ARasim 1897-99] tahvilin temettü almak için kesilen ~ Fr coupon kesilen sey < Fr couper kesmek " kup [ 192+] 1. kadına ilgisini belirtecek şekilde davranmak. [Fel 194+] nazariye < Tü kur. kaygı.] bir kabın içinden işaretli nesneleri çekmek suretiyle oynanan talih oynu < Ar qarc su kabağı kurabiye [ xvi] ğurabiye 1. kur'an [Kut xi] ~ Ar qur'ân [#qr' msd. çadır kurmak.

a. kapamak. ittifak etmek ) kurcala[mak <onom [TS xvi xvi] kurca. hapsetmek. yanaştı (= Aram qsreb a.önekinin anlamı belirsizdir. yakın olmak. ) + Lat dent diş " kür kurdele kumaş şeridi < İt corda ip. 2. hisar = Moğ qorğa(n) kale.] kaşıma sesi " kırt < Tü kurç/ kürdan [ARasim 1897-99] ~ Fr cure-dent "diş temizler".a.[xi kurgan Tü? [Uy viii+] kurğan kale." kur- . < İbr/Aram #qrb 1. demir eritme düzeneği. yaklaştı. akrabalık < Ar qariba yakın idi. hediye" anlamı İbraniceye mahsustur. diş temizleme çıtası & Fr curer ihtimam göstermek.] tanrıya sunulan adak ~ İbr/Aram qurbân a. kayık küreği < Tü *kürge.a. kurban [CodC xiii] ~ Ar qurbân [#qrb msd. özen göstermek.küratör [ xx/c] ~ Fr curateur sergi yöneticisi / İng curator a. adak sunma " kurbet * #qrb kökü Sami dillerinde ortak olmakla birlikte. kurcalamak < Tü [ xi] küri.toprağı kazmak [ xiv] kürre ~ Ar kurrat [#krw msd. < Tü baka [xi] kurbağa * Kur. şerit" kordon [ARasim 1897-99] kordela ~ İt cordola dar kurdeşen <onom *kurdaşan kurt/kırt [onom. a. engellemek)" korukurgu YT [CepK 1935] taammüd. gözkulak olmak " kür kurbağa Tü [Oğ xi] kurbaka a.] kaşıma sesi " kırt küre[mek küre1 Tü < Tü kurda. [Fel 194+] spekülasyon < Tü kur. ~ Lat curator bir işe gözkulak olan kimse < Lat curare bakmak. = Akad qerebu yaklaşmak.= Tü küri. hisar.] top ~ Ar küre2 [CodC xiii] maden ocağı. 2.] körük.kuşatmak. demir fırını kürek Tü Ha] " küre[ xi] kürgek 1.a. kurbet [ xiv] ~ Ar qurbat [#qrb msd. yaklaşma. sığınak (< Moğ qorı. temizlemek (~ Lat curare a. "adak.kaşımak. özellikle demir madeni kürat [#kwr msd. tahriş etmek kırç [onom. *Kurubağa (kara kurbağası) ihtimali üzerinde durulmuştur. toprak küreği. yakın olma. karıştırmak. hediye verme. yasaklamak.] yakınlık.[xiv-xvi TS] kaşımak.

seyir. cour (divan. böri (kurt) sözcüğüne ilişkin bir tabudan kaynaklanmış olması muhtemeldir.a.halka. 2. makam sandalyesi [Kaş xi] koruğjın a. Ralph A. kurmay YT [CepK 1935] erkânı harbiye < Tükur [1935 YT] divan. fizikçiler < öz Marie Curie Polonya asıllı Fransız kimyacı (1867-1934) kürk Tü [ xi] kürk hayvan postu * Fa gurk (kurt) sözcüğüyle ilişkisi açık değildir. Kaş. [ xi] kuruğsak kürsü [Kut. eğitim ve öğrenim programı ~ Lat cursus koşu " kur kurs2 kursak Tü [ xiv] ~ Ar qurS [#qrS msd. disk [Uy viii+] koğursak kuş kursağı. kuron [ xx/a] taç şeklinde diş protezi ~ Fr couronne taç ~ Lat corona a. [EvÇ xvii] kurğuşum/kurşum * Karş. Tü kurmak fiiliyle ilişkilendirilmesi keyfidir.a. kurna [Men xvii] kurna hamam yalağı . ~ EYun krounós çeşme. Albert Ghiorso.a. halka yapmak " ring kurs1 [ 192+] ~ İng course 1. larva. mide. Oğ viii+] kurt tırtıl. ~ EYun korönis a. Ar curnat (a. Amer.a. Bilinmeyen bir Asya dilinden alıntı olması güçlü ihtimaldir.küriyum [ xx/b] ~ YLat curium radyoaktif bir element # 1944 Glenn T.kendi kendine kurmak " kur- * -az ekinin mahiyeti açık değildir. akım.a.Aram kursîyâ taht ~ Akad kussü a. rota. çember < HAvr *(s)ker-3 kıvırmak. James. Ar qurnat (dışbükey köşe.] daire. [Oğ xi] köpekgillerden yırtıcı hayvan * Oğuzcaya özgü olan ikinci anlamın. tepsi. ~ HAvr *kor-öno. süreç. heyet" kurul * Karş. mimaride kemerin sivri ucu) ile birleştirilemez. musluk ~ Yun krouniá yalak * Aram gurna. kurşun Tü? ~ Ar kursı taht.a. Erm ku?n (hamam kurnası) biçimleri muhtemelen Yunancadan alınmıştır.. [Oğ xi] korşun/koşun .) Aramca kökenlidir. . kurnaz <Tü [Men xvii] < Tü kurun.a. avlu).). Moğ qorğuljın (a. Fr corps (heyet). Aş xi] kürsi . kurt Tü [Uy.EYun krouneíon a. Seaborg.

temizlemek " kür kurtar[mak Tü [Uy viii+] kutğar-/kurtğar. meclis ~ Moğ qural toplantı. bir araya gelmek (= Tü kura. [LO ] ğuruş 120 akçelik gümüş sikke ~ Alm grosch bir altın solidus'a (ve 12 gümüş denarius'a) eşdeğer olan kalın gümüş sikke ~ OLat (denarius) grossus "kalın denarius" " gres kurus E Yun kóris a. kongre. birikmek.kürtaj [ xx/b] çocuk aldırma ~ Fr curetage bıçakla kazıyarak temizleme şeklinde cerrahi müdahale < Fr curetter cerrahide yara temizleme bıçağı < Fr curer tedavi etmek.(kavurmak)." kuruTü *kağurı.. EYun koríannon ("tahtakurusu otu".[viii+ Uy] a. kıvanç " kut * -r. meclis < Moğ qura. kurul YT [CepK 1935] kongre. müessese < Tü kurı. uğur. meclis < Moğ quratoplanmak.a.toplanmak " kurul * Türk Derneği bünyesinde 1908-1910'da ortaya atılan ilk Yeni Türkçe kelimelerdendir. 'tahta kurusu' deyiminde ~ Yun koriós tahta kurusu ~ * Türkçe kuru ile ilgisi yoktur. [CepK 1935] kurultay .yanmak.a.a. Moğ k?ağurayda.a. [ xi] kurığ a.(kurumak) < k?ağuray (kuru) < k?ağur. [Uy viii+] kürı.Moğ quralta toplantı. kurultay YT [1910] kurıltay büyük meclis. kurut Tü [Uy viii+] kur(ı)t süzülerek kurutulmuş yoğurt veya çökelek < Tü kurı. a. kurum1 kurum2 Tü YT [Kaş xi] kurum/kurun baca tortusu.< Tü *kâ-/*kağ. * k?ura.fiili Uygurca ve Moğolcada mevcut ise de k?ural biçimi Moğolcadır. kişniş) > İng coriander.sesinin türeyişi açıklanmaya muhtaçtır. is [CepK 1935] tesis. a. kavrulmak " <Tükut baht.a. kurtul[mak kuru kuru[mak kav1 Tü Tü Tü [Uyviii+]kurtul-/kutrul-a. < Tü kurı." kuru< Tü kur-" kur- kuruş [Men xvii] ğroş/ğoroş gümüş Avusturya thaler'i veya altın florine Osmanlı ülkesinde verilen ad. [Kıp xiv] kutğar-/kurtar-< Tü küt baht. Karş.a. uğur" kut * Karş." kuru- .

ürküntü.a. cila tabakasıyla kaplı kâğıt < Fr couche yatak. [Oğ xi] küs.kurye [LO xix] kuriyer ~ İt corriere koşucu. tabaka < Fr coucher yatırmak. posta tatarı / Fr courrier a. yatmak ~ Lat collocare yere yatırmak & Lat con. [ 194+] şüphe Tü kuş " kuş * İsme eklenen -ku ekinin işlevi belirsizdir. < Fr courir koşmak " kur kuş k us [m ak küs[mek Tü Tü Tü [viii]kuşa. yünden dokunan çadır kuşağı. kırpık hamurdan yapılan bir yemek < Ar qaSqaSa [onom.a . [U yv ii i+ ]k us -a . kuşan-. guşâ- < Tü kurşa.köz karıştırmak < Tü köz"köz [TS xiv-xix] tedirginlik.a. ulak. lokal kuşet < Fr couche yatak. sarınmak kuşe [ xx/a] ~ Fr (papier) couché "tabakalı kâğıt". küskü Tü [ xi] közegü maşa < Tü köze. kemer EŞKÖKENLİLER: Tü kur : kuşak. vesvese. [İdr.kemer bağlamak. Türkçe sözcük "kuş gibi ürkek olma" anlamında iken 1940’lardan sonra "şüphe" anlamında kullanımı teşvik edilmiştir. vesvese.a. tabaka " kuşe kuşku <Tü [ xx/b] tren yatağı ~ Fr couchette [küç. ürküntü. uçkur küşayiş açmak ~ OFa wişâdan.] kırptı .a. Türkçe sözcük "kuş gibi ürkek olma" anlamında iken 1940’lardan sonra "şüphe" anlamında kullanımı teşvik edilmiştir. " gü+ ~ Fa guşâyiş açıklık < Fa guşadan.darılmak < Tü kuşak Tü [ xi] kurşağ kemer. [ 194+] şüphe Tü kuş " kuş * İsme eklenen -ku ekinin işlevi belirsizdir. kuşanmak " kuşankuşan[mak Tü [Uy viii+] kurşan< Tü kur [viii+ Uy] kuşak. küskü kuşku Tü <Tü [ xi] közegü maşa < Tü köze.[viii+ Uy] kuşak bağlamak.+ Lat locare yatırmak " kon+. DK xiv] kurşak/kuşak kurşa.köz karıştırmak < Tü köz"köz kuskus [LO xix] ~ Ar quSqüS [#qSqS] Mağrip ülkelerine özgü.] küçük yatak [TS xiv-xix] tedirginlik. wişâ.

arı peteğinin her hücresi" sit(o)+ ~ Yun koutí a. ~ E Yun kytos 1. cödica. talih " kut * Ar quds > qudsı sözcüğünden çağrısşım yoluyla türetildiği açıktır. eksen. bir noktaya topladı.] kırıklar. 2. yetersiz kaldı. edepsiz ~ OFa wistâ% kendinden emin. yasa külliyatı ~ Lat caudex/cödex. direnen ) " gü+ * Erm vstah (kendinden emin. küt1 [Men xvii] kötürüm. büyük defter. aks. Moğ k?utuğ (a. 2. kovuk. cesur) Orta Farsçadan alınmıştır. bereket. cesur (= Ave *vî-stâxa. kaşlarını çattı.* Türkçeye 19. ~ Akad kuspu susam. kısalttı. eksik idi EŞKÖKENLİLER: Ar #qs?r : kusur. talih. tas. [LO xix] büyük defter ~ Yun ködikos 1. kesirler < Ar kasr ~ Ar quSür [#qSr msd. cesur. kutup. kalın ağaç gövdesi. 2. kuşluk [Oğ xi] kuşluk öğleden önceki zaman * Kuş sözcüğüyle ilişkisi açık değildir. qaTb] 1. baht. saadet * Karş. taksir küsur kesir " kesir ~ Ar kusur [#ksr çoğ. kutu [MŞ xiv] kutı kap. 2. küspe ~ Fa kusba susamın yağı çıkarıldıktan sonra kalan posası ~ Aram kuspâ a. üzüm. posası küstah [Aş xiv] güstâ%hık ~ Fa gustâ% kendinden emin. kutup/kutb~ Ar quTb [#qTb msd. tomruk. konsantre etti . tasavvufta en yüksek mertebeye erişmiş kişi < Ar qaTaba [msd.ayrı duran. [LO ] kütür gevrek katı şey sesi <" [Fel 194+] aziz < Tü küt bereket.). [Uy viii+] küt/kawut/kıwut < Tü kıw kut.a. yy'da Fransızca üzerinden veya doğrudan Tunus-Cezayir'den alınmış olabilir. kütük [Men xvii] kötük tomruk.] 1. [LO xix] sivri olmayan küt2. kusur [Aş xiv] qaSara kıstı. kütür kıtır kutsal YT onom [DK xv] küt küt kalp çarpması sesi.a.] eksiklik < Ar Tü kut Tü [Or viii] küt rahmet.a. zeytin vb. yatalak.a.

kütüphane çoğ. yıkama kuvöz [ xx/b] ~ Fr couveuse 1. daire veya kürenin çapı ~ Fa kutub %ana kitabevi & Ar kutub [#ktb ~ Ar quTr [#qTr msd. masa örtüsü.dökmek " kuyruk ~ Ar quyüd [#qyd çoğ. [ xi] kuyma bir çeşit yağlı ekmek kuyruk Tü [Uy viii+] kudruk 1. [Aİhsan 1891] 2.] 1. [ xiii] kuyruk hayvan kuyruğu. ~? Slav kvardy sert [ xx/b] ~ Ar quwan [#qwy çoğ. gölge < Tü ku5. dizi halinde gitme) masdarıyla ilişkisi belirsizdir. Ayrıca karş. kuva kuvvet kuvars Alm quarz a. 2.indirmek. Yus xiv] ~ Ar quwwat [#qwy msd. yeni doğmuş bebeklerin konulduğu korunak < Fr couver kuluçkaya yatmak ~ Lat cubare a. kuvvet kuymak gözleme ) Tü [Aş. güneş almayan yer. fıçı ~ Lat cupa varil.] güç (= Moğ qoymag katmer.a. kuz (güneş almayan yer). fıçı ~ Fr cuvette [küç. Moğ k?oytu (art. geri.] kuvvetler < Ar quwwat" (~ Fr/İng quartz bir silisyum kristali) ~ kuver [ 192+] ~ Fr couvert 1. kamuya açık bir hizmet için oluşturulan sıra < Tü kodğur-dibe inmek. kuyu = Moğ qotuğur çukur ) " <Tü [Kıp xiv] kuyumçı/kuyunçı ziynet eşyası yapan ve satan < Tü kuyum döküm < Tü ku5. bağlar < Ar kuyut qayd " kayıt . a. folluk. kıç. bölge. * Ar qaTr (damlama. kuluçka yeri.] koşullar. " aperitif küvet [ xx/a] banyo teknesi veya yıkanma teknesi < Fr cuve varil. oturmak. dökülmek < Tü kod-/kot. kuytu <Tü [Kıp xiv] çukur yer. konmak.indirmek " ko- * Karş.] kitaplar (< Ar kitâb ) + Fa %âna ev " kitap.] leğen. kuyu kuyruk kuyum Tü [Uy viii+] ku5uğ (= Moğ qudug su çukuru. örtü. arka. hane kutur/kutryeryüzünün kısımlarından her biri. aşağı koymak " koy* Karş. lokantada "örtü parası" < Fr couvrir örtmek ~ Lat cooperire a.a. • "Bir hizmet için oluşturulan sıra" anlamı Fr queue çevirisidir. 2. dip. 2. kuzey). Moğ k?udurğa (atın sağrısı).

Aynı kökten İng cook < Ger *kokjan. sör1 kuzey <Tü [BK 1799] indirmek.karşılıklılık edatı + Lat sobrinus kızkardeşin ailesi.a. hala.] amca. [ xx/b] ~ Fr cousine [f. kara kuş < Tü kuz [xi] güneş almayan yer. < Lat cocere/coquere yemek pişirmek ~ HAvr *kwekw^-/*pekw^. gölge. kuzu Tü [Uy viii+] kozı. hala. dayı veya teyze oğlu ~ Lat consobrinus hala veya teyze oğlu & Lat con.kuzen [Bah 1924] ~ Fr cousin amca. [ xi] kuzı (= Moğ qurağa(n) koyun yavrusu) . dağın kuzey cephesi < Tü ku5- [Uy viii+] kuzğun kuzgun.Lat consobrina " kuzen < Tü kuz güneş almayan yer.< HAvr *swesor. karanlık " kuzey kuzin . EYun peptö (pişirmek). dayı veya teyze kızı kuzine [LF xix] kuzina/kuçina mutfak ocağı ~ Ven cusìna [İt cucina] mutfak ~ Lat *cocina/coquina a.kızka