Operatör Doktor Profesör Cemil Topuzlu

Sünnet Lüzumlu mudur? Cerrah arkadaşlarımdan birinin sünnet hakkında son zamanda çıkan bir beyanatını okudum. Sonuç itibarıyla şöyle diyordu: “Sünnet zararlı neticeler vermez. Sünnetten kimsenin öldüğünü bilmiyorum, yapılması faydalıdır.” Ben bu beyanatı pek doğru bulmuyorum. Pekâlâ biliyoruz ki, bugün biz Müslümanlar şu iptidai âdeti, sağlık için değil, sırf din için sürdürüyoruz. Hıristiyanların vaftiz töreni yapmaları gibi biz de çocuklarımızı sünnet ettiriyoruz. Hıristiyanlar vaftiz töreni yapmakla vücutlarındaki azalardan birini kaybetmezler. Halbuki biz Müslümanlar sadece mühim bir uzvumuzu kaybetmekle kalmayıp bir de ıstırap çekiyoruz. Sakat kalmak ve hatta ölmek tehlikesine bile maruz kalıyoruz. En garibi de, pek çok insan, sünnetin dinimizce farz olduğunu ve sünnet olunmaz ise Müslüman olamayacağını zanneder. Halbuki peygamberimiz sünneti farz yapmadığı, yani kati surette emretmediği gibi kendisi de sünnet olmamıştır. Eski zamanlarda sıhhat bilgisi olmadığı için sünnet bir dereceye kadar tavsiye edilebilirdi. Fakat şu asırda, laik cumhuriyet devrinde, bu gayet gülünç ve iptidai operasyonun hiçbir değeri, hiçbir yeri olmamalıdır. Bununla beraber çocuklarımızda yaptırdığımız şu dini merasim hiç de zannedildiği gibi büsbütün tehlikesiz değildir. Sünnet ameliyesinin neticesi kırk beş seneden beri tesadüf ettiğim feci vakalar pek çoktur. Hatta geçen sene Anadolu’dan gelen sünnetli bir çocuğun tenasül azasında (cinsel organında) kangren oluştuğunu ve bilahare septisemiden (kan zehirlenmesi) öldüğüne şahit oldum. Bundan otuz kırk sene evvel padişahlar *kendi+ çocuklarını sünnet ettirdikleri zaman İstanbul’da *toplu+ sünnet düğünleri yaparlardı; ben bu *toplu+ sünnet düğünlerinin ikisinde sünnetçi ve müfettiş olarak bulundum. Sekiz on bin çocuk bir hafta zarfında Yıldız Sarayı’nda ve İstanbul’daki birçok büyük hastanede sünnet edilirdi. Abdülhamit’in ikinci sünnet düğününde üç çocuğun öldüğünü hatırlıyorum. Biri tetanostan, biri emorrajiden (kanamadan), üçüncüsü de kangren ve enfeksiyondan ölmüştü. Ölen çocuklardan başka, sekiz on çocuğun glansının kesilerek sakat kaldığını ve yüzlerce çocuğun aylarca ıstırap çekip yaralarının bir türlü iyileşmediğini gördüm. Bugün *1935 yılında+ memleketimizde her sene yüz binlerce çocuk sünnet ediliyor. Muhakkak surette içlerinden ölenler, sakat kalanlar vardır. Elimizde bu hususta yapılmış bir istatistik bulunmadığından bu biçare çocukların miktarını bilmiyoruz. Biliyorsunuz ki, sünnet için halkımız cerrahlara nadiren müracaat eder. Şu halde senede ancak on veya on beş çocuğu sünnet etmekte olan tabip sünnet ameliyesinin tehlikesiz, arızasız olduğunu iddia etmemelidir. Her sene memleketimizde özellikle birtakım cahil sünnetçilerin sünnet ettiği binlerce biçare çocuğu gözünüzün önüne getiriniz. İşin vahametini o vakit daha iyi takdir edersiniz. Güya sünnetin temizlik bakımından faydası varmış; sünnetsizlik yüzünden hastalıklar oluyormuş. Pekâla, bunu kabul edelim. Lakin binde bir kişide tesadüf olunan bu hastalıklar için bütün Müslüman çocukların mühim bir uzuvlarını hayatları bahasına ve din uğruna kestirmekte mana nedir? Bence ileride vukua gelmesi muhtemel hastalıklar için *çocuğu+ sünnet ettirmek, ileride apandisiti patlar diye bütün çocuklarımızın apandisitlerini çıkartmayı tavsiye etmekten farklı değildir. Arkadaşlar,

Esat Raşit. Fransa’daki “Academie de Medecine” (Tıp Akademisi) vazifesini yapardı. Eğer münasip görürseniz. Osman Şerafettin gibi değerli arkadaşlarım lehte ve aleyhte söz almışlar ve birçok münakaşadan sonra. Şimdi sizden bir ricam var. Lehinde söz alan arkadaşlarım. Güya sünnetli bir erkeğin temizlikle uğraşmasına gerek yokmuş. Öncelikle temizlik gerekçesini ele alalım. Ancak kendisini müdafaadan aciz ve hiçbir şeyden haberi olmayan birtakım küçük çocukları yakalayıp aldatarak din uğrunda mühim bir uzvundan mahrum *bırakmak+ ve bazen de sakat *bırakıp+ günlerce. sünnet mevsimi olan ilkbahardan evvel Büyük Millet Meclisi’ne göndermesini isteyelim. aylarca ıstıraplara ve ölüm tehlikelerine bile maruz bırakmak doğru mudur? On sekiz yaşını geçtikten sonra arzu eden bir erkek ister din için olsun isterse temizlik için olsun sünnet edilmesini isteyebilir. Yani bugünkü Tıp Encümeni. Mukaddema Cemiyeti Tıbbiye-i Osmaniye ismini taşıyan bugünkü Türk Tıp Encümenimizde. Ancak masum çocuklara din perdesi altında ıstırap çektirmemeli. Herkes kendi dininde serbesttir.Din için yapılan şu sünnet ameliyesinin asla faydası olmayıp. laik Cumhuriyetimizin Sıhhiye Vekaleti (Sağlık Bakanlığı) nezdinde bu hususta teşebbüste bulunalım. Bununla beraber o vakit hükümet. temizlik. cemiyetimizden halk sağlığına ait işleri sorardı ve ara sıra da yine cemiyetimiz. *** *Profesör Cemil Topuzlu. bilakis kötülüğü ve tehlikesi aşikâr bulunduğunu sizin de benimle beraber tasdik edeceğinizden şüphem yoktur. Ekrem Şerif. on sekiz yaşından evvel çocukların asla sünnet ettirilmemesi *gerektiğine+ ve bu yaştan evvel sünnet ettiren ve sünnet ameliyesi yapan kimselerin cezalandırılmasına dair bir kanun tasarısı hazırlayıp. encümende verdiği tebliğden sonraki gelişmeleri anlatıyor+ Tebliğden sonra encümende bu mevzu üzerinde Dr. hükümetten halk sağlığına dair birçok dileklerde bulunurdu. yani otuz sene evvel nadiren fenni müzakereler cereyan ediyordu. Bunun bir an evvel yasaklanmasının çaresine teşebbüs etmek de biz tabiplere düşen en büyük bir vazifedir. Ziya Nuri. Sünnet ameliyesinin Müslümanlık dininde farz olmadığına. Cumhuriyetimiz laik bir cumhuriyettir. pek iptidai ve tehlikeli bir âdet olduğuna. her daim temiz bir halde bulunurmuş. Temizlikten kaçınmak için ne garip bir tez! İnsanlar her gün vücutlarının her tarafını ayrı ayrı temizlemiyorlar mı? Birkaç saniye de cinsel organlarını temizleseler ne kaybederler? Acaba biz bu hususta hayvanlardan daha mı aşağı kalmalıyız? . İhsan Sami. fimosis ve buna benzer bazı hastalıkların önünü aldığı gerekçesiyle sünnetin faydalı olduğunu ileri sürdülerse de hiçbir surette ikna edememişlerdir. Niyazi İsmet. On sekiz yaşına kadar hiçbir çocuğa sünnet ameliyesi yapılmasına müsaade etmemeli. Haydar İbrahim. Abdülkadir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında. bilgisel gözden etüt etmek üzere bir komisyon teşkiline ve komisyonun hazırlayacağı raporun encümende müzakere edilmesine karar verilmiş ise de sekiz aydan beri hiçbir ses çıkmadı ve tamamıyla unutuldu. Tevfik Salim. ve sünnet olsun buna hiçbir itirazım yok.

Böyle tehlikeli bir sünneti niçin yaptırdığını sordum. Bana. Düğün günü. Yaptırmayanlar Müslüman değildir” dedi ve birçok faydasından dem vurup müdafaa etti. bu müthiş korku neticesi birçok sinir hastalıkları baş gösterir. radikal bir temizliğe gidip yanaklarımızdaki ve dudaklarımızdaki bütün deriyi yüzdürüp atar mıyız? Elbette hayır. dinimiz böyle emrediyor. sakat kalan ve sinir hastalıklarına tutulan çocukların doğru bir surette sayısını bilemiyoruz. Biçare halinden şikâyet etmiyordu. Sünnet düğünlerinde sünnet olan çocukların aileleri bile en az sekiz on lira harcarlar. kendi mezhepleri gereğince. O halde sünnetin bunlardan ne farkı var? Yemen’de Müslüman bir kabilenin erkekleri. Evdeki analarla babalar. biçare yavrucuklar bayılır. Yurdumuzda sünnet düğünleri için pek çok para eriyip gidiyor. bağırırlar. Bu gibi hastalıklar ekseriya sünnet günü biçare yavrunun şiddetli heyecan geçirmesinden ve pek çok korkmasından ileri geliyor. El ve ayaktaki tırnakları her gün temizlememek ve ara sıra kesmemek için tekmil tırnakları kökünden söküp mü çıkarırız? Sakal ve bıyıklarımızı tıraş etmemek için. “Ne yapalım. Din telkini altında olmaksızın sağduyuyla düşünelim. Bundan otuz sene evvel İstanbul’a gelen ve bu usulde on sene evvel sünnet olup da yarası kapanmayan bir Yemenliyi tedavi etmiştim. bu gibi hastalıklara nadiren tesadüf olunur.Günde bir defa ve birkaç saniye sürecek olan temizlenme işini yapmayıp da cinsel organın mühim bir parçasını kesip attırmakta hiçbir mantık yoktur. Müslümanlıkta asıl sünnet budur. Biraz da sünneti ekonomik tarafından düşünelim. Bu . sakat kalanlara. Hele sünnetten sonra sabaha kadar karyola içinde açık havada kalmalarından göğüs hastalıklarına yakalanan ve sinir hastalıklarına tutulan çocuklar pek çoktur. hatta ölenlere bile tesadüf olunuyor. Mütemadiyen ağlar. Analarının boyunlarına sarılırlar. bu esnada tedarik edilen güçlü kuvvetli adamlar tarafından yakalanıp mezbahaya götürür gibi sünnetçinin önüne atılır. Ya maazallah dini telkinler neticesi bu âdeti bütün Müslümanlar kabul etmiş bulunsaydı halimiz nice olurdu? Sünnetin fimosis ve buna benzer hastalıkların önüne geçeceği iddiasına gelince. Asla sünnet olmak istemezler. ustura ve zehirli ilaçlar kullanmak doğru mudur? Çocuklarda sünnetin zararlı olmadığını iddia edenler de var. ahırlara kümeslere varıncaya kadar her tarafa saklanırlar. Tıp Encümeni’nde söylediğim gibi günlerce yaraları kapanmayarak ıstırap çekenlere. Bunun tetkikini Sağlık Bakanlığı’ndan bekleriz. Sünnet olmamış on bin kişide birinin fimosise müptela olabileceğini ileri sürerek bütün erkek çocukları sünnet ettirmeyi *teklif etmek+ ileride apandisit hastalığına uğramasınlar diye bütün insanların doğduktan sonra aşı yapılır gibi apandisitlerini çıkarmayı teklif etmekten ne farkı var? Kapalı yerlerimizdeki kılları kaldırmak tıpkı sünnet gibi dini telkinler neticesi bizde köklenen garip bir âdettir. göbeklerinin altında bir daha kıl çıkmaması için derilerini yüzüp kestiriyorlarmış. Her gün temizlik yapmayıp da az çok müziç kaşıntılara ve bazı kere de deri hastalıklarına da yol açan ağda. Memleketimizde sünnet hakkında henüz resmi bir istatistik tutulmamış olduğundan ölen. Yedi sekiz yaşını geçmiş olan bazı çocuklar sünnet düğününü işitince birkaç gün evvel zayıflamaya başlar ve uykusuz kalırlar. Tedavi ile geçeceği gibi icap ederse vaktinde lazım gelen ameliyat ağrısız yapılır ve hastanın yarası da birkaç gün içinde zahmet çekmeden kapanır.

Operatör Doktor Profesör Cemil Topuzlu Bu makale. yani on sekiz yaşından sonra. Yukarıdan beri anlattığım gibi. Halbuki dinimiz sünneti farz kılmamıştır.yüzden yurdumuzda her sene milyonlarca liralar berhava oluyor ve köylülerimiz de kaldıramayacak kadar pek ağır borç altına giriyorlar. Yahudilerden kalma bu âdet senelerce vuku bulan dini telkinler neticesi Müslümanlarda her nasılsa Hıristiyanlıktaki vaftiz gibi dinin temeli olmak üzere köklenip kalmıştır. Peygamberimiz de sünnetsiz idi. Yoksa ben sünneti büsbütün yasaklamak tarafını iltizam etmedim. Hastalıklardan korunmak için insanların bir kısmını zorla kısırlaştırmaya kadar ileri giden milletler. Sünnetin faydalı olduğunu iddia edenlere şunu da soruyorum: Bugün medeni dünyada pek çok terakki etmiş milyonlarca erkek sünnetsizdir. edindikleri derin tecrübeler ve ilmi tetkikler neticesi sünnetin zerre kadar faydası olmadığına kanaat getirmiş olmalarından ileri geldiğine şek ve şüphe yoktur. Türkiye Tıp Encümeni’nin 30 Kasım 1934 tarihli celsesinde tebliğ edilmiş ve Tıp Dünyası dergisinin 15 Mayıs 1935 tarihli sayısında yayımlanmıştır. . ister temizlik. Sonunda. on sekiz yaşından evvel çocuklarımızın asla sünnet ettirilmemesi ve bu yaştan evvel sünnet yapan ve yaptıran kimselerin cezalandırılmasına dair bir kanun tasarısı hazırlaması için Sağlık Bakanlığı nezdinde teşebbüste bulunmayı teklif ettim. İsteyenler. ancak din ve bahusus gayrimüslimlerden ayırt olmak için yapıyorlar. ister din için olsun aklı başına geldikten sonra yaptırsın. başka bir düşünce ile değil. İşte bu düşünce ile Tıp Encümeni’nde sünnetin faydası olmadıktan başka zararlarından ve biçare yavrularımızın ıstırap çektiklerinden uzun uzadıya bahsettim. halkımız sünneti. bu kadar faydası olduğunu farz ettiğimiz sünneti niçin kendi erkek çocuklarına tatbik etmiyorlar? Bize benzememek için mi? Hayır! Bu medeni milletlerin sünneti kabul etmemeleri.