P. 1
Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi MARİFETNAME

Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi MARİFETNAME

|Views: 625|Likes:
Yayınlayan: Unnabpsz

More info:

Published by: Unnabpsz on Feb 05, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as RTF, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/10/2012

pdf

text

original

Sections

  • 1-BÖLÜM:
  • 2-BÖLÜM
  • 3-BÖLÜM:
  • 4-BÖLÜM
  • 5- Kürsünün sütunlarının sonu
  • 6-BÖLÜM:
  • 7-BÖLÜM
  • 8-BÖLÜM:
  • 9-BÖLÜM:
  • 10-BÖLÜM:
  • 11-BÖLÜM:
  • 12-BÖLÜM:
  • 13-BÖLÜM:
  • 14-BÖLÜM:
  • 15-BÖLÜM:
  • 16-BÖLÜM:
  • 17-BÖLÜM:
  • 18-BÖLÜM:
  • 19-BÖLÜM:
  • 20-BÖLÜM:
  • 21-BÖLÜM:021:
  • 22-BÖLÜM:022:
  • 23-BÖLÜM:023:
  • 24-BÖLÜM:024:
  • 25-BÖLÜM:025:
  • 26-BÖLÜM:026:
  • 27-BÖLÜM:027:
  • 28-BÖLÜM:028:
  • 29-BÖLÜM:029:
  • 30-BÖLÜM:030:
  • 31-BÖLÜM:031:
  • 33-BÖLÜM:033:
  • 34-BÖLÜM:034:
  • 35-BÖLÜM:035:
  • 36-BÖLÜM:036:
  • 37-BÖLÜM:037:
  • 38-BÖLÜM:038:
  • 39-BÖLÜM:039:
  • 40-BÖLÜM:040:
  • 41-BÖLÜM:041:
  • 42-BÖLÜM:042:
  • 43-BÖLÜM:043:
  • 45-BÖLÜM:045:

MARİFETNAME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sınırsız hamd, sayısız şükür, ebedî, senâ tek ve benzersiz olan Allah'a olsun. O, âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip, belirlemiştir. Cihanın görüntülerini, bitmez feyziyle tertip edip, tespit eylemiştir. Cihanın gül bahçesini, insan gülünün kokusuyla süslemiştir. Bütün cihanı insan için, insanı da kendisinin bilinmesi için var edip; eşyanın hakikatiyle mânâların inceliklerini hep insanda toplayıp, ortaya çıkarmıştır. İnsan ruhunu, "Câmi" ismine sûret yapmış, onu emânetlerin yüklenicisi ve sırların mahalli kılmıştır. Alemin bütününde olan nice bin hikmetine, âlimleri vâkıf eylemiştir. Cihan kitabının her bir harfinden, marifetinin belirtilerini mütalaa edenleri ârif eyleyip, gönül âlemine dalan kullarını, kendi huzurundaki Kâbe'de ibadet edici eylemiştir. Salavatların en faziletlisi, tahiyyatların en mükemmeli, teslimatların en güzeli, kâinatı efendisi, yaratıkların en şereflisi, varlıkların hülasası Peygamberimiz aleyhissalatüvesselam hazretlerinin en büyük ismine ve akl-i evvel olan en mükemmel ruhuna olsun ki; O, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım," hitabıyle yüceltilmiştir. O, halkı cehalet karanlıklarından, hidayet nurlarına çıkarmıştır. Kendi nefsini bilen ümmeti, Hak bilgisini bulmuştur. Selam ve hürmet onun ashabına olsu ki, onlar, sözlerinde, işlerinde, imanlarında ve ahlakın her hususunda ona uyup, iman nuru ve irfan huzuruyla gönülleri dolmuştur. Allah'ın rızası, hepsinin üzerine olsun. Bu hakir ve hakiki fakir İbrahim Hakkı, bu kitabı, aziz ve şerif mahdumu Seyyit Ahmet Naîmî için kaleme alıp, ona hitap eder ki: Allah, seni her iki cihanda aziz etsin. Öncelikle malum olsun ki, Hak Teala iki cihanı insanoğulları için ve insanoğullarını da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lûtuf ve keremiyle: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için varlıkları yarattım," buyurmuştur. Şu halde âlemin ve insanın yaratılmasından nihaî maksat ve yüce istek, Mevla'nın bilinmesidir. Bu ebedî devlet ve tükenmez saadet, her şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise hakiki ilimlerledir. Bu sebepden dolayı bir miktar astronomi ve felsefeden alıp toplayarak, bir miktar anatomi ilminden devşirip seçerek, bir miktar da kalb ilmi ve irfandan iktibas edip ele alarak, bu güzel kitabı, Türk diline tercüme edip, bir mukaddime, üç kitap ve bir sonuç üzere telif ve tasnif ettim. Mukaddimesi, genil İslam bilgisi, dünya ve ahiret âlemlerinin özetidir. İlk kitap, âlemin durumu, eşyanın ve görüntülerin tafsilidir. İkinci kitap, şekiller bilgisi, bedenlerin terkibi ve insan nefsinin mahiyetidir. Üçüncü kitap, irfana ulaşma keyfiyeti, Allah'a varmanın hakikatıdır. Sonuç, âdap ve erkân bilgisi, dostların sohbeti, akrabalıklar ve komşuluklardır. Tertip ve tanzimi böyle yaptım ki, evvela mukaddimeden, açık âyetler ile sabit olan kâinatın acaip durumlarını özet olarak öğrenip, iki cihanın hallerinin garabetlerini yakinen bildikte; bütün bir itimatla tam itikat edip, cümlenin yaratıcısını ve düzenleyicisini bilesin. Büyüklük ve kudretini fikredip düşünesin. Bundan sonra birinci kitaptan Yaratıcının güzel sanatlarını âlemin ufukları içinde ayrıntılarıyle seyredip, cihanın sırlarına vâkıf oldukta; âlem insanın kabuğu, insan âlemin dili olduğunu bilip, cümleden âsûde olasın, kendi kendine gelesin. Bundan sonra ikinci kitaptan Yaratıcının

kudretinin şaşırtıcılığını, kendi cisim ve canında toplu olarak görüp, büyük âlemde her ne varsa, hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta; vücudun bir küçük âlem olduğunu bilip, kendi nefsine gelesin. Nefisler âleminde, Mevla'yı temaşa kılasın ve kendi ruhunu, vücudunun ikliminin sultanı bilip, kadr ve kıymetine vâkıf olup, nefsi tanıma mertebesini bulasın; kendi âleminde sultan olasın. Bundan sonra üçüncü kitaptan kalblerin evirip çeviricisi Allah'ın acaip ilhamlarını, garip tasarruflarını, zat ve sıfatının kalblere yakınlığı, en büyük âlem olan gönülde kesin bilgiyle bilip, masivadan (Allah'dan başkalarından) âzat olup, her şeyi unutup, her şeyi çekip çevirici bir onu buldukta; vahdet, âlemine erip, o tek ve yegâne Allah'ın birliğini basiretinle katiyetle görüp, Allah'ı tanıma devletine eresin. Allah'a yakınlığın saadetini kesinlikle bilip, hududunu koruyup kollayarak, Hüda'nın yaratıklarına sevgi ve şefkatle, kalblerin sevgilisi oldukta; selametle toplumu gönlünce bulasın. Rahatla âlemin azizi olasın. Çünkü bu kitab-ı şerifte nizam, bu güzel üslup üzere tamam olup, alıcı gözüyle mütalaa edenleri, Mevla'nın âyetlerinin hakikatini bildirmiştir. Bu kitabın adı "MARİFETNAME" olup, bitiş tarihi: Binyüzyetmişe, yetmiştir. (1170 H./1756 M.) Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)

1-BÖLÜM: İTABIN MUKADDİMESİ Kur'an âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç ola İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyamet alâmetlerini, kıyametin hal ve durumlarını, cihanın harap oluşunu ve yokoluşunu, Rahman'a kavuşma âleminin (Ahiretin) ebediliğini dört bölümle tafsil eder.

BİRİNCİ BÖLÜM
Özet olarak âlemin yaratılış tertibini, Arş-ı Azam'ın büyüklüğünün keyfiyetini, Arş'ın taşıyıcılarını, o muhterem kürenin, çevresinde olan nehirleri, melekleri ve sair toplulukları ve altında olanr Kürs'ü, Sidre'yi, Levh-i Mahfuz'u ve Kalem'i altı madde ile beyan eder. Birinci Madde: Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı Kadim'inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kur'an'daki tertib üzerinedir.) Bismillahirrahmanirrahim

"Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur." (1/2)¥ "Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (2/107) "Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür." (2/255) "Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'dan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir." (3/5-6) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır. (3/109) "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru," derler. (3/190-191). "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatır." (4/126) "Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah'ındır. Dönüş onadır." (5/18) "Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah'ındır. Allah, her şeye kadirdir." (5/120) "Göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir." (6/3) "Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir Kitap'dadırancak o bilir." (6/59) "Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir." (30/26) "Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösterdik." (6/75) "Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim." (6/79) "Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'dır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."(7/56) "Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren odur. Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (9/116) "Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah'dan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha

büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır." (10/61) "Göklerde ve yerde olana bakın, de" (10/101) "Göklerde ve yerde olan herşey Rahman'ın kulundan başka bir şey değildir. And olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır." (19/93-94) "Eğer yerle gökte Allah'dan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (21/22) "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir." (25/45-46) "Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu herşeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır." (27/88) "Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah'dır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir." (30/48-50) "Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?" (31/29) "Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'dır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?" (32/4) "Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd, ahirette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret sahibidir. Gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitaptadır." (34/1-3) "Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'dır. Eğer onlar zevale uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir, bağışlayıcıdır." (35/41) "Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır." (36/34-42)

"Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü o, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye: 'Ol' demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah yücedir." (36/81-83) "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır." (38/66) "Onlar, Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir. (39/67) "Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: "Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi," derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir. rabblerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin," derler. Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cenette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler. (39/68-74) "Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'dır. İşte Rabbiniz olan Alah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir." (40/64) "Dikkat edin; onlar Rabblerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır." (41/54) "Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (42/11) "Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz." (43/84-85) "Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler." (44/38-39) "Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir." (45/36-37) "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu

bunlarda düşünenler için dersler vardır." (45/13) "Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ın. Allah, bilendir, hakimdir." (48/4) "Göklerin ve yerin hükümralığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (48/14) "Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (55/29-30) "Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah'ın varlığı bakidir." (55/29-30) "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kadidir. O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen odur. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; o, kalblerde olanı bilendir." (57/1-6) "Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir." (58/7) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur, övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir." (64/1) "Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı bilendir." (64/3-4) "Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah'dır. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunar arasında iner durur." (65/12) "Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır. Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman'ın bu yaratmasında düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin." (67/1-3) "And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık." (67/5) "Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız." (67/24) "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir.

Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan odur." (71/15-20)

İkinci Madde
Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler. Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala'nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak'kın huzuruna ermişlerdir. Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir Mânâsını fehm eyleyene cennettir Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

Üçüncü Madde
Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki; Hak Taâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi, kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir. Nitekim buyurmuşlardır ki: "And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık." (51/38). Hak Teala kudretiyle, yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri burada nakşolunmuş, resmedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman'ın arşı, meleklerin kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır. Arş-ı âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatla Hak Taala'ya tesbih eder, zikredicidir. Arş-ı âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Taala dört büyük melek yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcıları o gü sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz, yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah'dan rızık istemektedir. Arşın taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-ı âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir. ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah'a yakın meleklerin hepsinden, Allah katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı israfil'dir ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Taala'ın katında hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir ki, biribirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi biribiriyle kaynaşmışlardır. Arşın taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına "büyük melekler" adı da verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının virdi kılınmıştır: "Sübhane zi'l' mülki ve'l-melekut. Sübhane zi'l-arşi ve'l-izzeti ve'l-azameti ve'l-heybeti ve'l-kudreti ve'lkibriyai ve'l-ceberuti Sübhane'l-meliki'l-mabudi Sübhane'l-meliki'l-mevcudi Sübhane'lmeliki'l-hayyi'llezi Lâ yenâmü ve lâ yemutü sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü'lmelaiketi ve'r-ruh." Dördüncü Madde

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Taala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak'dan şöyle nida gelmiştir: "Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamıyle tavaf edemezsin." Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar, iye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman'a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara "saf tutan melekler" derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: "Sübhanallahü ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve'llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi'l-aliyyi'l-azim."2 Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı. Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak'kın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala'ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hak'kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara "Kiramenkatibin" ve "hafaza/koruyucu" derler. Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala'dan yeryüzündeki

cebrail'in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır. Nitekim: "Allah dilediği hükmü kaldırır. kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Her biri. Ama u tür benzetmelerden muart. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Bütün kitapların esası onun katındadır. Hazreti İsrafil. arş-ı azamın altında. Gökler. kürsüden murat da Allah'ın ilmidir. kanatlarının sayısını ancak Hak Taala bilir. Çeşitli meyveleri . büyüklüklerini anlatmaktır. Arştan murat. cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki. kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. hata etmişlerdir. Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki. Murat ettiğini işler. yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki. Ey aziz. miktarları sınırlamak değildir. O da. Hak Taala. göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır. cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. Ondan sonra 5akan aktı kalem kurudu) tabirince. dilediğii de yerinde bırakır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. denizdeki meleklerin vekilidir. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Her yere inen yağmur. Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir. malim olsun ki. Çünkü Hak Taala. her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip. Dallaı kırmızı mercandandır. kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir." (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki. taht mülküdür. İsrafil'in uru ve ruhların berzahını bildirir. Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. Bütün yeryüzü. Şekil ve büyüklükte. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki. sidretülmünteha. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında. uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. iyi olan iyi. Hak'kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan. kötü olan kötü olmuştur. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. can almaya vekildir. çölde bir sofra misalidir. levh-i mahfuz. O an. Cebrail. her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. kürsü karşısında. âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir. onun huzurunda bir sofra misalidir. Bütün ruhları kabzeden odur. tuba ağacı. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. Beşinci Madde Arş-ı azamın altında olan kürsü. O. kalem kuruyup kalmıştır. bu. yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda. diye itikat edenler. Zira bu görev ona verilmiştir. Rahmet ve gazap meleklerinden nice yüzbin ordusu vardır. O halde. Lakin Hak taala. göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. kalem. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. ona: "Ey kalem yaz!" diye nida kılmıştır. Biri Mikail aleyhisselamdır. ona tuba ağacı derler. Onun aslı sarı altındandır. bu heybetten kalem. ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip. Yaprakları yeşil zümrüttendir.peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. O.

Oun bin beşyüz kanadı vardır. ikinci safta bulunan melekler. arş horozuna nida eder ki: "Ey kuş. çeşitli cevherler renginde bir acaip melek yaratmıştır. hep rükua varıp: "La ilahe illallah" derler. kırmızı mercan renginde. cennette olan huri ve gılman mesrur olup." Hak Taâlâ. Her dili. göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp. Sonsuz dalları. Onun ötüşünden. Naim cennetleriyle onları hisselendirir ve sevindiririm. Altıncı Madde Sidretülmüntehada olan meleklerin vasıflarını ve durumlarını. sidrede dörtbin saf melek yaratmıştır. ben onlar için senden rahmet isterim. bedenlere gidecek ruhlar için. minare şeklinde bir büyük direk yaratmıştır ki. başka bir lügatla Hak Taalayı devamlı tesbih eder. sidrede. Onun yetmiş yüzü vardır. cennettekiler zevkle toplarlar. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp. her biri kendi makamında ikamet kılmıştır. Her yüzünde yetmiş ağzı vardır. büyük bir cüssede ve acaip şekilde yaratmıştır. Üçüncü safta duran melekler. bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup. o arş horozu. oldukça büyük ve uzun. yazılmıştır. onun saçaklarından cennettekiler üzerine nisan yağmuru gibi Hak'kın izniyle rahmet iner. Birinci satırda: "Bismillahirrahmanirrahim". Onun iç düzeyi. birbirlerini müjdelerler ki. sürekli secdeye varıp: "Sübhanallah" derler. o çukurcuklarda. ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır. kıyamda durup: "Allahü ekber" derler. arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. malum olsun ki. o kanatlarını yaydıkça. içi boş bir nesne yaratmıştır. arşın horozu olan tavusun renklerini ve zikirlerini bildirir. cennet köşklerine sartmıştır. Şimdi hepsi ibadetle meşguldür. Dördüncü safta kalan melekler. O direğin başında beyaz inciden büyük bir kubbe yaratmıştır. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik." O zaman ona. boynuz ve kovan şeklinde. Sayısız meyvelerinden. cennetlerin ağaçlarının dallarını sabah rüzgarı gibi sallar. kanatlarını birbirine vurup. Hak'kın hitabı gelir ki: "Ey kuş. Her bir saçağı üzerinde üç satır yeşil yazıyla yazılmış yazılar vardır. ilk berzah aleminde. Her kanadında yüzbin saçağı vardır. mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup. İsrafil'in surudur. Her ağzında yetmiş dili vardır. İşte buna arş horozu derler ki. Her saffın meleklerinin sayısı onbine yetmiştir. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Taala. mümin kulların dünyada sana ibadete yöneldikçe. Birinci safta olan melekler. Namaz vakitlerinde. yeşil zümrütten. odalardan başlarını çıkarıp." Bu hitap ile arş horozu hoşnut olmuştur. cehennem ateşinden azat ederim. onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Kanatlarının her bir saçağından başka bir sada peyga olup. Ey aziz. daima oturup: "Elhamdülillah" derler. ta ki. sidreden yüksekliği yetmişbin fersah mesafededir. Bu kuşatıcı boşluk.şekerdendir. "Muhammed sallallahüaleyhivesselamın ümmetinin namaz vakti gelmiştir. yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup. ikinci satırda: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah". sidrede olan melekler. dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip. Ruhlar. Hak Taala. o. (Kudretiyle . niçin böyle feryat edersin?" O melek der ki: "Ey Allahım. üçüncü satırda: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkumdur" (28/88). O kubbenin üzerinde tavus kuşu şeklinde. feryat ile öter. sidretülmüntehada vekil kıldığı meleği. Hak Taala.

Birinci cennetin ismi. nimetlerini. Birinci Madde Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri. İlmiyle her şeyi kuşatmış ve her şeyi tek tek saymıştır. Nitekim ona hitap edip: "Biz sana kevseri verdik. biri tertemiz şarap. Burası sıddıkların. sarı mercandandır. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. Yedinci cennetin ismi. terleyen incidendir. cennetülfirdevsdir ki. zaferan çiçeklerinin renginde. onu. cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. Sarayları terleyen incidir. Her cennetin bir kapısı vardır ki. Altıncı cennetin ismi. bitkileri. Binalarının bir cephesi altın. hepsine komşu. İkinci cennetin ismi. kıpkırmızıdır. ağaçları. Dördüncü cennetin ismi cennetülhulddur ki. ağaçları ve meyvelerini. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan. Her sarayın önünde dört nehir akar. yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir. Suyu. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. binalarının çeşitlerini. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir." (108/1) buyurmuştur. malum olun ki. surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. sevgili Habibi Muhammed sallallahu aleyli vesellem hazretlerine vermiştir. cennetüladndir ki. Bütün cennetlerin toprağı misk. Nehirlerden biri abıhayat. Rahman'ın tecelli mahallidir. kainatları hikmetiyle benzersiz yaratmıştır. beyaz incidendir. Mevla'nın görülme yeridir. Öteki kapıları üzerinde: "La ilahe illallah diyene azap etmem" yazılmıştır. şereflendirilmiş bir mekandır. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. Hak Taala. biribirinden yüksektir. Onun . uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Bunlar. Birinci cennetin kapısı üzerinde: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah" yazılmıştır. cennetülme'vadır ki.kainatı yaratan Allah münezzehtir. hurilerini ve gılmanlarını dört madde ile açıklar. yaprakları dökülüp çürümez. Cennet nehirlerinin biri dahi kevser nehridir. Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. kırmızı altındandır. Bu adn cenneti. O nehrin genişliği üçyüz fersah mesafedir. Rengi kardan beyazdır. Bunlardan biri rahmet nehridir ki. Beşinci cennetin ismi. biri saf baldır. yeşil zebercettendir. yedi göğün üstünde. Meyveleri sürekli tazedir. Kum inciden üstündür. cennetülkarardır ki. köşkleri sarı yakuttur. taşları cevher. bir cephesi gümüş ve sıvası anberdendir. vasıflarını ve sayılarını onlarda olan nehirleri. darüsselamdır ki. En yükseği adn cennetidir ki.) 2-BÖLÜM İKİNCİ BÖLÜM Cennetlerin isimlerini. Sekizinci cennetin ismi. biri halis süt. beyaz gümüştendir. darülcelaldir ki. hepsinden saf ve baldan tatlıdır. arşın nuru ile sudan ekiz cennet yaratmıştır. bütün cennetleri dolaşır. Üçüncü cennetin ismi. Ey aziz. arş ve kürsün altında. misktendir. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. cennetünnaimdir ki. Cennet ağaçlarının dalları kurumuz. hâfızların makamıdır. kırmızı yakuttandır. O.

İlk cennetin kapısı yanında. arzu ettiklerinde önlerine gelir. terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler. Cennetlikler. Tubanın aslı. şirin sözlü. sayıları yıldızlardan çoktur. oradan sidreye gelir. Biri tesnim nehri. dalları çeşitli sadalarla nağme ederler. nice bin gözalıcı elbise vardır. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Ümmetlerin haşrinden sonra.kaynağı arşın altı olup. ezberledikleri Kur'an ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. Çünkü cennetlikler. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü. güzel huylu. kâfur nehridir. ölçüleri hafiftir. oradan cennet-i firdevse dökülür. Lezzeti ebedi damağından gitmez. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki. tadı şekerden şirin. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir. etraflarında nice yüzbin meyveli ağaçlar vardı. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde . gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. İkinci Madde Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. her durumda hazır olup. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. yastıklar üzerinde aner saçlı. yer ve gök arası kadar farz olunup. biri mühürlü rahik nehridir. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi. kevser nehrinin kenarında. hilal kaşlı. Kevser nehrinin kenarlarında. biri selsebil nehri. altıbin altı yüz altmışyedi derece bilinmiştir. her demde nice lezzet bulmuşlardır. cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. kökü sidrede. selvi boylu. yani sekiz sûrundan her iki sûrun arası. Ey aziz. Rahman'a kavuşmayı ve görmeyi bildirir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri. Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda. mercan dudaklı. dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. O halde Kur'an hâfızları. Kur'an âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki. cennetin yukarısında olan sidrede bulunup. ondan bi kere içen bir daha susamaz. cehennem köprüsünden geçenler. Cennetlerin genişliği. Rengi sütte beyaz. inci dişli. asla bir illet ve hastalık görmez. Cennet nehirlerinin biri. Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki. hesabını ancak Hak Taala bilir. kara gölü. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz. malum olsun ki. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Her iki derecenin arası. yaydan fırlayan ok gibi firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. gül yanaklı. işveli ve nazlı. Öyle süratli akar ki. Renkleri çeşitli. beşyüz yıllık mesafe bulunmuştur. renkli cevherlerden kâseler vardır. ışığı bütün evlere girdiği gibi. kokusu anberden hoştur. güneş yüzlü. onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip.

Her bir ağacın yetmişbin çeşit meyvesi ve yetmişbin renk yaprağı vardır. Ey aziz. Cennetlikler. Her an arşın nurları onları ışıklandırır. ne ihtiyarlar. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. biri saf baldır. hayızdan.r asla çıkmazlar. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden. ikram ve izzetlerini görüp. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman'ın arşıdır. Onlar da. Gönülleri zengin. cennetlerden ne çıkarlar. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Hak'kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir. hayatı sınırlıdır. selam ve kelamını işitip. sevimli ve büyük bir melektir. Bunlar. boş sözle asla hatır yıkmazlar. bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Her bir sarayda zebercetten yetmişbin daire vardır. asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar. içerler fakat ayak yoluna gitmezler. o fanidir. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Elbiseleri eskimez. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup. Selamla şirin sohbetler edip. ismi Rıdvan'dır. Müminler için Rahman'ın melekleri. gamdan. Kapıları dahi sekizdir. cennet nimetlerini unutup giderler. Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi. gül suyu gibi bedenlerinden sızar. ne de ölüm görürler. biri süt. Oradan Hak'kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler. malum olsun ki. üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar. bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. biri şarap. Şekli insan. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Ne namaz kılarlar. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Bunlardan biri su. ne hüzün çekerler. ne gam yerler. ne gözler görmüş. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte yetmişbin çeşit hediye bahşederim ki. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. Ne korku. gözleri toktur. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Her bir dairede sarı altından yetmişbin oda vardır. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup. Yerler. Üçüncü Madde Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir. Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler. buraklara binip. her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip. incelik ve zerafetlerinden dolayı biribirini gizlemeyip. müjdelerler. Her bir belde içinde kırmızı yakutta yetmişbin saray vardır. adn cennetine yükselip giderler. Nimetleri geçicidir. çeşitli nimetlerini yiyip. Her bir sinide renkli cevherlerde yitmişbin tabak vardır. ne . Görüntüsünün lezzetinden mest olup. Gerçekten benim katımda. Hak Taala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki. ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. Hak Taalanın misafirhanesine varıp. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmişbin çeşit kuş vardır. müminlere bakarlar. Saadetleri sonsuzdur.oturup. Her bir kuş yetmişbin çeşit sada ile bana tesbih eder.

oruç tutarlar. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. alemi kırmızı yakuttandır. Onların ışığı. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. Her bir safta yetmişbin melek durup. üçüncü satır: "Elhamdü lillahi Rabbilalemin. kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip. Hak Taala. Halen o Liva-yı hamd. hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. ne kadar yeri aydınlatmışsa. Birinci satır: "Bismillahirrahmanirrahim. Kabe'nin üzerine iner. Ne küçük su dökerler. ancak gül suyu gibi ter dökerler. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Buradan. gökten düşse. onu tavaf ve ziyaret kıla. tufanda Hak'kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. kırmızı yakut iken. sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. Eğer Beyt-i mamur. malum olsun ki. ne ağlarlar. o arazi halen Kabe4nin haremi olmuştur. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin." ikinci satır: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah". Hak'kın emriyle." büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Beyt-i mamur. O halde. Onun üç köşesi vardır ki. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Kıyamete kadar orada kalıp. Bu taş. onun yolunda gitsin. Ey aziz. Gönderi beyaz gümüştendir. nöbetle inip. Hak'kın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Ta ki bu. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. her gün ona yetmiş bin melek girip. Ne hastalanırlar. beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. onda . mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber. Hak Tealaya tesbih ederler. tevbesini kabul eylemişti. ne büyük su. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki. hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. Halen Kabe'nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es'ad. Biri doğuya. sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir. Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup." Beyt Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine Dördüncü Madde Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir. her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. Kâbe'nin yerine koymuştu. hazreti İbrahim aleyhisselam. yedi gökte sakin melekler. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki. Habibime uyarak. yeşil zebercettendir. cennetin en yüksek yerinde. dünyadan az ile kanaat edip. Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında. Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse. biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamur.

Bir rivayette. Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Buradaki melekler adam suretindedir. Birbirlerine dahi bakmazlar. çiçekli nurdandır. Buradaki melekler oğlan suretinde. kırmızı yakuttandır. Bunun altında dördüncü gök vardır ki. Bunun melekleri kartal suretindedir. Buranın melekleri huri suretindedir. üçüncü göğün bekçisidir. Tesbihleri: Sübhane'l-melik'el-hayyi'llezi ve lâ yemût"7 kelimesidir. Onun altında su denizi vardır. ay ve yıldızların hareketlerini.namaz kılarlar. Allah korkusundan ayakta durup. onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez. yüzleri gülden tazedir. Birinci Madde Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini. denizleri. Bu. Onların sayıları o kadar çoktur ki. Onun altında nimetler denizi vardır. Reislerinin ismi: Safdail'dir Bu. Reislerinin adı: Kemhail'dir. Bunların altında altıncı gök vardır. Buranın ismi: Raka'dır. güneş. Bunun altında beşinci gök vardır. Tesbihleri daima: "Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi"3 dir. yedi göğün bekçisidir. Taze incidendir. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. derler. altıncı göğün bekçisidir. İsmi: Erkalun'dur. Onlar bir sınıf melektir ki. Hak'kın hazinelerini. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Bunun ismi: Dineka'dır. kıyamete kadar ağlarlar. Ey aziz. beyaz gümüştendir. Tesbihleri: "Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh"6 olmuştur. Bunun altında üçüncü gök vardır ki. Bu. beşinci göğün bekçisidir. denizleri. Onlar Hak Teâlâ'dan gayri kimseyi bilmezler. Bu. hazineleri. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Tesbihleri: "Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi"5 olmuştur. malûm olsun ki. Bütün bu denizler. onlara "cin" dahi derler. zira ki "iblis) onlardandır. yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir. Bu. Bunun izmi ariba'dır. Meleklerle doludur. Reislerinin ismi: Kakail'dir. yedi göğü ve her gökte olan melekleri. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Bunun altında . Buranın melekleri at suretindedir. sarı yakuttandır. Reislerinin ismi: Semhail'dir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. ruhaniyyin melekler. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. kâinatın durumu ve atmosferi dört madde ile açıklar. Hak'kın nimetlerinden kinayedir. Onun altında hayat denizi vardır. 3-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Cennet altında olan perde melekleri. Onların reislerinin ismi: Rakyail'dir. Bunlara mukarrabin melekler. İsmi: Mâun'dur. Kırmızı altındandır. Bu dördüncü göğün bekçisidir. "Sübhane Rabbi külli şeyin"4 tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır.

mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp. bir damlası havaya düşmez. Zira Allah'ın kudreti nihayetsizdir. yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık. Unutmamalıdır ki. Buranın melekleri deve suretindedir. Belki Allah'ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. malûm olsun ki. güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler. sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail'dir. Allah. ona altmış melek tayin etmiştir. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde buyurmuştur: "Bir delil olan geceyi. nuru sönük olup. Bu. yeşil zebercettendir. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. Buranın melekleri öküz suretindedir. yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat. Tesbihleri: "Sübhane zil izzeti vel ceberut"8 olmuştur. gece gündüzden fark ola. dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş. Yağmuru her yere taksim eden odur. Ey aziz. kırmızı yakuttandır. Bunun dalgaları. bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Sekizinci kaf dağı. ismi: Kaydum'dur. bu deniz. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki. Ay. mahfazasını tutan melekler de." (17/12) Bunun içindir ki. yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. dünya göğünün içini kaplar. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça. Dünya göğünün bekçisidir. ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir. bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider. Bu. hava üzerinde Hak'kın emriyle karar ve sükûnet bulmuştur. büyük ve güzel bir melektir ki. İkinci Madde Yedi göğün altında. Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu. Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp. dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. sayı ve mesafelerinin tayini değildir. İsmi: Berkia'dır. arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur. Ta ki onlar. Ayı onun üzerine koymuştur. Hak Taâlâ bu deniz içinde. ikinci göğün bekçisidir. güneşi daha büyük ve nurlu edip. bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. ışığını yoketmiştir ki. Bu minval üzere . kaldırıp. Tesbihleri: "Sübhane zil mülki vel melekut"9 olmuştur. Reislerinin ismi: Mihail'dir. ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. güneşi üzerine koymuştur. Bunun altında birici gök vardır ki.ikinci gök vardıry ki. Mikail'in vekilidir. Bütün yıldızlardan. ay güneşe yakın oldukta. ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp. güneşi. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Ta ki onlar. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber'dir. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup.

dördüncü gün battığı yerden . batıya götürüp giderler. hakim ve güçlü olan Allah'ın takdiri üzere onları. cihan aydınlık olur. Burada güneş. gökten göğe süratle indirip. Hak Taâlâ kudretiyle güneş. o denizle örtülü olmayıp. Eğer bu yakıcı güneş ışınları. Yıldızların büyüklerine onar melek. Güneşin nuru battıkta. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider. güneşin secdelerini. bazan yarım. ona vekil olan melekler. Güneş melekleri dahi. bunlara yedi gezegen derler. müfessirlerin ve muhaddislerin büyük çoğunluğu demişlerdir ki: Her gün. Bunun için. o denizde hareket ettirip.kıyamete kadar gider. gündüzün beyaz cevherini göklerden doğu tarafına asıp. Bunun içindir ki. Bunlar. aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyle. melekler dahi onunla secdeye giderler. kıyamet oluncaya değin böyle gelip gider. gündüzün cevheri. batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar. bir günlük nurdan elbisesini giydirir. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp. gecenin cevheri ufukları kuşatıp. Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup. ufukları kuşatıp. Cibril-i emin aleyhisselam. oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar. yeni bir batış yeri içinde batar. o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi. kanatlarını yayarlar. güneşe. Güneş. bazan hilâl. iki saat miktarı zaman içinde arş-ı azam altına götürürler. ay ve güneş tutulmalarını bildirir. her gün başka bir yerden doğup. iki saatte önceki doğma yerine getirirler. ayın güzelliğine meftun ve hayran olup. Eğer güzel ayın nurlu yüzü. Ey aziz. gecenin meleği de. küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. tedricen ufuklardan gündüzün beyaz cevherini kaldırır. gökten doğu tarafına asıp. ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. gece karanlığı olur. belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. Bundan sonra gecenin saatleri tamam oldukta. açıktan müşahede olunsaydı. gündüz için tayin olunan melek. güneşin batma vakti olduğunda gece için tayin olunan melek. yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. başka bir yere batarlar. o bize yakın olup. bazan da dolunay olur. gecenin siyah cevherini. arşın nurundan. yaydıkça. malûm olsun ki. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde. gecenin siyah cevherini yavaş yavaş göğe kaldırır. gündüzü. Ta ki. güneşin doğuşundan iki saat önce. Senenin bitiminde tekrarına gelir. yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. güneşi. Ta ki. Bu minval üzere güneş. Seni boyunca güneyden kuzeye. onun gökten göğe süratle kaldırıp. tesbih ve tehlil ederek doğup. batış yerinde batıp. onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur. ay bazan kaybolur. yavaş yavaş ufuklara gönderip. güneş doğdukta. altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup. Üçüncü Madde Geceyi. Güneşi. cihanın Rahman'ına secde edip. Bunun içindir ki. kuzeyden güneye kayarak hareket eder. doğuş yerinden doğarak. tayin edilmiş olan üçyüz altmış güneş meleği. Gökte kayan ateş parçalarıyla. Kıyamet gününde üç gün miktarı durup. o günün saat ve dakikaları miktarınca hareket ettirip. cihan halkı. Ta ki.

güneş ve ayı tanrı edinenlerin sözlerinin çürüklüğü ortaya çıkar. küfür ve isyandan pişmanlık yarar sağlamaz. battığı yere götürürler. bunun da kemale ermenin noksana yakınlaşmak olduğunu gösterdiği. yıldızları örten ışığı kalmayıp. Ay ve güneş tutulmasının faideleri vardır. arabasından düşüp. ay tutulması vakti geldikte. Hak'kı emriyle bir melek indirip. bulutlara bildirir. tanrı olamaz. balıklar gibi çeşitli yaratıklar yüzüp. değişikliğe uğrayan nesne. kıyamet şartlarının en meşhuru ve kıyamet alâmetlerinin en büyüğüdür ki. düştüğü kadarı tutulur. tevbe ve istiğfarla Allah'a yönelmeleri lâzım olur. karanlık geceyi ışıklandırır. Bu durum. Ondan rüzgâra yükleyip. Bu denizin suyuyla Nuh Tufanı olmuştur. Bu esnada yine güneşi batı tarafına alıp giderler. gezerler. Aynen bunun gibi. Eğer yarısı denize düşerse. güneş. arabayı güneşten yana yaklaştırırlar. Onda. yerle gök arasında bir su denizi daha yaratmıştır. nurdan yaratılmıştır. yukarıda anlatılan denizin altında olan hava denizinin ortasında. kıyamet gününde yüzlerin beyaz ve siyah omalarıı hatırlayıp. Güneş tutulması durumunda güneş melekleri iki fırka olur. kendi mevziine koyar. ya yarısı düşüp. belâdan emniyet olmayıp. kendisine tevbe edeler ve yöneleler. ay tekrar parlayıp. çünkü her kemalin bir zevali olduğunun kaçınılmazlığıdır. Çünkü melekler. malûm olsun ki. emniyetteyken belâdan sakınmaktan daha çok severim. Hak Taâlâ. yağmur damlaları eyleye. arabasından denize ya tamamı. Böylece güneşi. Ona yasak deniz. yağmur indirmek murat eyledikte. onu arabasından yana çekerler. taksim edilmiş rızıkları göğe indirir ve yasaklanmış denize ulaştırır. Ta ki. güneş tam tutulup. Onun melekleri de iki fırka olup. Biri dahi budur ki. onun için yağmur indirmek . iki üç saat miktarı zamanda. yeryüzünde bulunan kulları. Güneş tutulması vakti geldikte. önceki gibi arabası üzerine koyarlar. görünmez olduğu ve tam dolunay halindeyken tutulduğu. kalbur misali eleyip. ay. uyanarak. Dördüncü Madde Kâinatı bazı durumlarını ve atmosferi bildirir. Ey aziz. Zira. bundan sonra tevbeler kabul olmaz. müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. Bir fırkası dahi tesbih ederek. Güneş ve ay tutulmalarını görenlerin. büyük yıldızlar meydana çıkar. Bir fırykası. göğe doğru denizin derinliklerine gider. tesbih ederek. hazreti Hak'ka yönelmek lâzımdır.doğsa gerektir. bu olay süresince ay tutulması hasıl olur. kulun tedarikli olması her dem Hak'kın rızasını gözetmesidir. derler. âleme ışık vererek battığı yere yederler. Ta ki rızıklarla donatılan suyu. Eğer tamamıyle düşerse. ayın son üç gününde güneşin ışığından kurtuldukta. ay. ayın ve güneşin değişmesini görüp. Hak Taâlâ. Şu hale emniyette bulunan kemal sahiplerine. tıpkı güneş tutulması vaktindeki minval üzere hareket ederek. Nitekim Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: "Emniyeti bekleyerek belâda olmayı. Nuh kavmi onunla helâk bulmuştur. güneş ve ay tutulmaları için belirli vakitler tayin etmiştir ki. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ için emniyet verir. Melekler onu alıp. gökler üzerinde ola rızıklar denizinden belli vakitlerde. Ondan hem damlayı." buyurmuştur. ayı arabasına koyarlar. Güneş ve ay tutulmasının bir faideleri dahi budur ki. Biri budur ki.

Bu havanın üstünde duman. yeryüzüne komşu olan havayı. bulutları ve buharları birleştirip ayırır. buyurmuştur. yağmur ve kar inecek yerlere akıp gider. Hak'kı hamd ile tesbih eder. bir tarafına dolu gönderecek oldukta. tartılıdır. O korkutucu gök gürültüsü. onun buharından rüzgârı yaratmıştır. Eğer. karaya ve denize yararı çoktur. Yüzleri güzelleştirme. yağmurlar denizini. ışık şuaları gibi birbirinden geçerler. bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. Allah. Allah'ı hamd ile tesbih eder. onları. orada bulutlara. onlardan da karaya ve denize iner. Çünkü rüzgâr olmasa. sonra onu bir yığın haline getiriyor. O. ona yıldırım derler. istediği kadar her tanesini bir melek koyar. fera ve sürûr. bulutları. hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi özelliklerinin nihayeti yoktur. onun üstünde uça kuşlar yaratmıştır ki. yerdekilerin rüzgârıdır ki. Ta ki yeryüzünde bulunan yaratıklar onu. Üçüncü rüzgâr. yağmur bunların arasından çıkıyor. lâtif yaratmıştır. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek. bütün canlılar yerde helâk bulurdu. hayat bularak yaşayalar. murat eylediği yere. Yer ve gök arasında olan rüzgâr üç kısımdır. güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. onun üstünde yağmur bulutları. ona şimşek derler. kesif bir bulut olurlar. dilediği kimseye bununla musibet veriyor. yıldızlar denizini. izniyle kesilir. yere yakın getirdikte. Hadis-i şerifte vârif olmuştur ki. kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. eşyanın ve işlerin düzenleyicisi etmiştir. dilediğinden de onu bertaraf ediyor. Hak Taâlâ. O halde rızıklar. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah. havada ortaya çıka yeşil ve kırmızı kavis Kuzah kavsi değildir. Birisi kısır rüzgârdır ki." (13/13)." (24/43). Hak Taâlâ. Onun demirden bir kırbacı vardır ki. Hak Taâlâ. rahmet alâmeti. yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. doğu-batı. atmosferde tutmuştur. her şey kokar ve bozulurdu. kudret belirtisi ve bereket habercisidir. Gökten yere inen her yağmur damlası. yeşil cevherden suyu yarattıkta. melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler. Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp. Hak Taâlâ. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "*ök gürültüsü. bulutları yerlerine sevkedip gider.gibi işlerde birbiri üzerine yığılmayıp. Hak Taâlâ. gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da. Yerin bir tarafına kar. Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. sonra bulutların arasını topluyor. ondan kara nebatlar hasıl olur. Hak Taâlâ. Birisi kara rüzgârdır ki. O. bulutları sürüklüyor. bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp. ne yeryüzünde . Belki o Allah'ın kavsidir ki. Şu halde rüzgâr esmesi de Mikail aleyhisselamın tedbirine uygundur ve onun hareket ettirmesine bağlıdır: Onun izniyle esip. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse. yağmur damlası rızık ile donanmış ise. O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip. denizden yağmur denizine. Ad kavmine gönderilmiştir. İşte görüyorsun ki. buyurmuştur. içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. koklayarak teneffüs edip. ölçülü. onun üstünde beyaz bulutlar. zira Kuzah şeytanın namıdır. atmosferde. kuşların ne yasaklanmış denizde yuvaları vardır. kar ve dolu dağlarını yüklenip. denizde incilere ulaşır. Bu rüzgârı. küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki. gökyüzünü örtüp. onu. bu havayı yaratıklarının ruhlarına nefes etmiştir.

Ey aziz. güneş ile yer arasıda bütün bunlar. bunun üstünde lâtif hava ve bunun üstünde yıldızlar denizini yaratmıştır. Bundan sonra da yukarı doğru uçup. kar ve dolu dağları. Eğer. çadırla misali yedi dağı üzerine yedi . bunun özü yüzüne çıkıp. nâmı: Muzlem'dir. hava içerler. O zaman. onun ötesindeki beşinci denizdir ki. sayıları sekize yetmiştir. ondan kalan bulanık suyu ve tortuyu birbirine vurmuştur. Hak'kın emriyle o yerin damarını hareket ettirir. o zelzeleden korkuyla kendilerine gelip. âlemin yokoluşunun ve mahşerin durumlarının yaratılış keyfiyetini. Onun ötesindeki yedinci denizdir ki. en küçüğü yerin çevresini. kıyamet şartlarının ve kıyamet hallerinin. dağların damarlarını onun eline vermiştir. nâmı: Mırmas'dır. dağları. Yumurtaları havadan düşerken. Güneş. bütün dağların damarını. sekiz kaf dağının. ilk denizle yerin çevresi arasında ve yedinci denizin ötesinde birer yeşil kaf dağı yaratmıştır ki. beş madde ile beyan eder. Yedi denizin sonuncusu odur. Onlar ancak hava yerler. kaf dağının ötesinden kuşatır. Bundan sonra Hak Taâlâ. birbirini kuşatmıştır. Bu dağların her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. yeri kuşatmış olan kaf dağına bağlamıştır. dalgaları yükseldikte. nâmı: Sâkin'dir. Sonra Hak Taâlâ. bu kadarcık engel teşkil etmeseydi. Şu halde Hak Taâlâ. Onun ötesindeki dördüncü denizdir ki. zelzeleye müvekkel edip. kudretiyle. malûm olsun ki. yedi yerin ve her tabakanın sakinlerini. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ yerleri ve gökleri yaratmak murat eyledikte. o melek. Onun gerisindeki ikinci denizdir ki. 4-BÖLÜM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Yedi denizin. daha önce anlattığımız yeşil cevherlerin suyundan. yeşil cevherin artığından her iki deniz arasında. yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir. kar ve bulutlar az olduğundan büyük bir engel teşkil etmez. bir yein halkını isyanlardan men ve yasak etmek murat eyledikte. havada çiftleşirler. havada uyurlar. ay ve yıldızların nurları büyük ve şiddetli olup. Ta ki oranın halkı. Onun ötesindeki üçüncü denizdir ki. güneşin sıcağına asla tahammül olunmazdı.yuvaları vardır. Bütün bu denizler. Bunların bulunduğu havanın üstünde. namı: Kaynes'tir. Hak Taâlâya yöneleler ve itaatkâr olalar. bunun üstünde yasaklanmış deniz. Onun nâmı bahr-i muhit olmuştur. hemcinslerine giderler. Birinci Madde Yedi denizi. kuş olup uçana dek düşerler. nâmı: Bâki'dir. cehennemi ve şedi tabakasını ve her bir tabakasında bulunanların. ruh bulup yavru olur ve kanatları tamamlanana kadar. Dağlar dahi yerin direkleri olmuştur. nâmı: Esam'dır. Bundan sonra yedi denizi yaratmıştır ki. o öz ve dalgalarını dondurmuştur: Yerler ve dağlar olmuştur. her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. saf deniz. onlarla bizim aramızda bulunan lâtif hava. Bir büyük meleği. cennetler ve hazineler altında kalan artığının saf ve lâtifinden yedi göğü yaratıp. Hak Taâlâ. Dnun ötesindeki altıncı denizdir ki.

Onda katır gibi akrepler vardır ki. cehenneme bırakırlar. Sonra Hak Taâlâ. başını kuyruğu üzerine koymuştur. Her yerin genişliği ve her iki yerin ara mesafesini beşyüz yıllık yol edip. bahr-i muhit ile yer arasında hepsinden mücerre ve sade kalmıştır. dünya göğünün içinde. bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken. göğün içinden güneş ışığı. yerlerin etrafını kavrayıp. yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki. o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir. Orada kükürtten dağlar gibi taşlar vardır ki. renksiz hava yeşil renk gösterip. Onun sâkinlerine: Cülhan deler. Kıyamete dek Hak Taâlâ'ya yüksek savtıyle tesbih eder. Sayıları hesaba gelmez. Berşem nâmıyle meşhurdur. Hak Taâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki. Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. Ey aziz. İkinci Madde Yedi yerin durumlarını ve her tabakanın sâkinlerini. kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. yedi göğün her birisini. uçarlar. o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki. Dördüncü tabakanın adı: Harba'dır. öldürücü zehir ile dolmuştur. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır. Biribirlerini yerler. Onda bi çeşit yaratık vardır ki. bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı. Sekizinci kaf dağı ise. kırkbin ayağı vardır. Hak Taâlâ o yeşil dağı. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki. her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. kavminin adı: Muhtat'dır. Yedi göğün duvarı olan kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Üçüncü tabakanın ismi: Arka'dır. Kısır rüzgâr gibi havası nâhoştur. Sonra Hak Taâlâ. Onda cehennemlikler için azabın he türlüsü hazırdır. bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki. O büyük deniz. İkinci tabakanın adı: Celde'dir. Buranın kavminin ismi: Tamas'ıdr. balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. onun kırkbin başı. Hak Taâlâ. ne ayakları vardır. o denizi altıda. Buranın kavminin ismi: Tamas'dır. kuyrukları mızraklar benzeridir. Daha sonra Hak Taâlâ. Onun sakinleri bir hasis taifedir ki onlara: Kabes derler. içeceği rutubettir. yedi tabaka cehennem yaratmıştır. ancak iki kanatları vardır ki. o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki. o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki. onlara hem hesap. kudretiyle yerleri birbirinin altında yedi tabaka yaratmıştır. Onda cehennemlikler için azabın her türlüsü hazırdır. Bu öküzün adı: Liyunan'dır. Üçüncü tabakanın adı: Celde'dir. ay e yıldızların nuruyla aydınlatıp. onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki. Beşinci tabakanın adı: melsa'dır. cehennem üzerinde sâkin olmuştur. denizdeki yaratıkların cümlesi helak olurlardı. İlk tabakanın nâmı: Dimka'dır. malûm olsun ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. Yılan. halk bunu göğün rengi zannederler. Sonra Hak Taâlâ. eğer birinin zehiri bahr-i muhite karışsa. Onların yiyeceği toprak. Daha sonra Hak Taâlâ. kâfirlerin boyunlarına bağlayıp. Kayayı. Birbirlerini yerler. onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp. kırkbin boynuzu. Sonra Hak Taâlâ. büyük dağı halkı gibi kuşatıp. hava ile dolu eylemiştir. cehennemin yedi tabakasını ve her birinin isimlerini ve oralarda bulunanları ayrıntılarıyla bildirir. Bu denizler ortasında yedi yer.göğün kenarlarını kubbeler gibi kuymuştur. hem azap vardır. Birbirlerini yerler. Onların ne gözleri. büyük alık. yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Altıncı tabakanın . şuaları kaf dağından havaya aksettiğinden. Sonra Hak Taâlâ.

İblis'e arz ederler. topuzlar. cümleden önceyken. melekle gibidir. sahte övgüler düzüp. Üçüncü tabakanın adı: sakar'dır. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Daima Hak Taâlâ'ya ibadet ederler. içmezler. Yandaşları etrafında saf saf durup.adı: Siccin'dir. yedi yer altında bulunan yeşil kaya. harareti. azap ve şiddeti hepsinden üstündür. Cehennemin yedi kapısı vardır ki. kırmızı öküz. zehir ve zakkum emsali bin türlü azap vardır. yedibin tabakadan ziyadedir. Hıristiyanlar onda eserdir. Muhammed Ümmetinin âsileri için yapılmıştır. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. bizi cehennem azabından koru. iltifat ederek yakınlarından sayar. Öyle çoktur ki hesabı yoktur. bukağılar. Her dağda ateşten yetmişbin vâdi vardır. Ye'cüc ve Me'cüc'ü onlar helak etseler gerektir. cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu yaratılmamıştır. ayakları koyun ayağı gibidir. Yedinci tabaka ki. kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır. Her bir vâdide ateşten yetmişbin kale vardır. ötekilerinden hafif. İlk cehennemin adına: Cehennem derler ve azabı. taraftarlarıyla onda sâkindir. Cümlesi kuş şeklindedir. zındıkları. Gayya kuyusu ondadır. (Allahım. Cehennemin tabakalarının tümü. O. Ye'cüc. Ümmet-i Muhammed'i onların şerlerinden korusun. altı günde arş-ı âlâdan karanlık ve perdeye varıncaya dek cümlenin tamamiyle nizamını . altıncı tabakanın adı: Leza'dir. kaynar ve irinli sular. Her kalede ateşten yetmişbin ev vardır. ona Mâlik derler. kulakları öküz kulağı gibi. Her tabakanın arası beşyüz yıllık mesafedir. tokmaklar. lânetlenmiş İblis. Anlatılan bu yerin ortasında karanlıktan bir perde vardır. onun ateşi. Dördüncü tabakanın adı: Cahim'dir. Me'cüc ve kâfirlerin yeridir. yemezler. Bu yedi tabaka yer. cümleden sonra ortaya çıkmasını ve cennete çıkmasını ve oradan inmesini. ruhlar âlemini yaratıp. Onlar. ateşe tapanlar ve sihirbazlar için hazırdır. daha zariftir. ikibin yıl kadar müddetten sonra cesetler âlemini dahi icat eyleyip. her biri yeryüzünde insanoğlunu sapıtmakla ettikleri fesat ve fitneleri. ta diptedir ve adı: Haviye'dir. Ey aziz. siyah habeşli gibidir. Beşinci tabakanın adı: Hutame'dir. Yedinci tabakanın adı: Ucba'dır. Hak Taâlâ. her birinin içinde ateşten yetmişbin dağ vardır. Hak Taâlâ. İblis onu yanına alıp. affınla ey bağışlayıcı!) Üçüncü Madde Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu. zebanilere bir büyük ve heybetli melek vekil etmiştir ki. Halen. Her ev içinde ipler. zehirli akrepler. birbirinden aşağıdadır. büyük balık ve büyük denizden aşağıda kendi haşmetinden yedi tabaka cehennem yaratmıştır ki. zincirler. Bir rivayette. İkinci tabakanın adı: Sair'dir. mülhitleri. müfessirler ve muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Hak Taâlâ. Bu. yalancıları ve münafıkları kucaklayıcıdır. Lâkin elleri adam eli gibi. zürriyetiyle yeryüzünün imaratını ve onun neslinden Habib-i Ekrem Muhammed sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin doğuşunu. gök gözlü zebani melekleri vardır ki. Mürtedler ve şeytanlar için azabı elimdir. yılanlar. yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Onda kara yüzlü. Yahudiler için kararlaştırılmış ebedî duraktır. Hak Taâlâ. Amin. büyük bir meleğin omuzunda karar kılmıştır. Yedi cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur. malûm olsun ki. Sakinlerine: Kutata derler. ateşliklerin ruhları. Cümlesi kısa boylu. Onlardan her kimin şer ve fesadı çok ve büyük ise. Puta tapanlar. Kavminin adı: Cüsum'dur. sandıklar. Elleri ve ayakları. onun şeriat ve efendiliğinin bâkî olduğunu bildirir. köpekler.

bin yıl dahi bu minval üzere gitmiştir ki. Cin taifesi o derece çoğalmıştır ki. iskân etmiştir. her zümre mertebesince makamını bulmuştur. Onların evlenmesinden cin taifesi doğup. ilahî dergahta makbul olmuş. Bu dünyayı dahi yani yeryüzünü hem çeşitli yaratıklardan hâli koymayıp. Bir kere fikrolunsa ki.vermiştir. yaratıklar ile dopdolu kılmıştır. İblis. yerde olan cinleri bir yere topladıkta. yerler. bir sınıfını liva-yı hamd altında ve daha birçok sınıflarını cennette huri ve gılmanlar ile iskân eylemiştir. Bundan sonra Hak Taâlâ. Ta ki. Böylece yedibin sene geçtikten sonra yeryüzünde kalanları. Bir zaman sonra bir vâdi darı kalmıştır. Sonra kendisine yakın melekleri arş-ı azamın ayağında iskân edip. cinlerin babası Mearic yaratılalıdan beri yılların sayısı yirmibin yıla yetmiştir. Onların zürriyeti çok olduğundan yeryüzüne sığmayıp. dünya göğünde sakin olan iblis'i çocuklarıyla yeryüzüne gönderip. insanların babası olan Hazreti Adem aleyhisselamı yaratmak murat eyledikte. Onları. kuru toprağı kırk gün yoğurmuştur. Yeryüzü boş kalmasın için. . Bundan sonra Hak Taâlâ. Mearic. o çamuru en güzel biçim üzere Numan vâdisinin içinde şekillendirmiştir. onu yedinci göğe kaldırmıştır. cinlerin babasıdır. yeryüzünde onu meleklerin secde yönü ve insanlara peygamber etmiştir. cisimler âleminin her semtini arş-ı âlâdan en aşağı perdeye varıncaya dek melekler. "Gökten gönderdiği iblis soyunu denizlerdeki adalarda iskân edip. çocuklarıyla dünya göğüne çıkıp. Ve nelerden geri kalmıştır. korkusundan günde on tanesini yerinden kaldırırdı. kudretiyle bir tavus kuşu yaratıp. onlara hışmedip. dünya dolusu darıyı ona rızık etmiştir. hikmetiyle bu yeryüzünde renksiz ve dumansız ateşten cinleri yaratıp. cümlesini yakmıştır. ruhlar. bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur. nice yüzbin kabile vücuda gelmiştir. dünya göğünden melekler indirip. İblis. Bütün melekler ona secde eyledikte. Onların aslî suretleri insan suretindedir. kendisine verilen rızkı yıllarca yiyip. her yüz yılda bir kere kendilerinden peygamber gönderdikçe. İblis. Cebrail aleyhisselamı gönderip. türlü bozgunculuklara ve kan dökmeye başladılar. günde bir tane ile kanaat etmiştir. Çünkü Hak Taâlâ. Mearic ismiyle dahi isimlendirmiştir. Bundan sonra Hak Taâlâ. asla âsi olmazlardı. murat ettikleri suretlerde teşekkül ederler. denizler ve cehennemler dolmuştur. Mücerret ruhlar. gökleri ve yerleri kuşatmış olan İsrafil'in surunun içinde. bölük bölük askerler olup. Bundan sonra Hak Taâlâ. o. yeryüzünü doldurmuştur. Diğer kerim meleklerin mertebelerince her zümresine belirli bir makam ihsan edip. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Ondan eşini yaratıp. Meleklerin nice bin sınıflarıyle gökler. cisimler. Allah'a gayet itaatkar ve boyun eğici olduğundan. hak Taâlâ'ya ibadetle meşgul olup. İtaatı terk edip. Onlar da. yeryüzündeki yedi iklimden toprak aldırmıştır. gece ve gündüz Allah Taâlâ'ya ibadet edip. Kendi ruhundan onun başına üfleyip. lânetlenmiş İblis. âlemin efendisi. onda sakin olmuştur. Bundan sonra Hak Taâlâ. Bundan sonra tavus kuşu. gökleri ve yeri yarattığı gün. kuşun eceli gelmiştir. allah onu cennete sokmuştur. bir sınıfını kürsüde. bir sınıfını sidrede. Mearice nâmıyle ad vermiştir. Bütün cinler. o vakitte çıplak zeminin bütün vâdilerinde ve dağlarında darı bitirip. bütün yeryüzünü iyice doldurdukta. on adet vâdide darı kaldıkta. Melekler gibi lâtif cisimli olduklarından. gökten bir ateş inip. onlardan peyda olmuştur. Bu durumda kuş. akıl sahiplerine son derece ibret tevhası olmuştur. korkan ve saf tutan melekler için arşın çevresini mekan eylemiştir. onu helâk edip onikibin senede yüzyirmi peygamber katletmiş8lerdir. yerlerde ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetçi kılmıştır. kendisine ayrılan rızık bittikte. isyan işlediler. Lanetlenmiş İblis. Azrail aleyhisselamı gönderip.

hazreti Adem aleyhisselam Serendib adasında. O dahi: "Kâni değilim ya Rabbi!" diye cevap vermiştir. Hak Taâlâ aleyhisselam. cümlemizi onun şerrinden korusun. Adem aleyhisselama bir gaflet verip. cennet elbiseleri giydirip. İnsanoğlunun bedeninin her yerinden girip. görmüştür ki. Adem. görüştüler. Bundan gayri ikrama hacet kalmayıp. Ancak buğday ağacına yakın gelmeyesiniz. Ta ki. Havva ile bin yıl kadar cennet safalarını sürmüşlerdir. onda kalıp. sarmaşıp. günahları lezzetli ve kolay göstermekle vesvese eder. adem babamızı isteyip ikiyüz yıllık hasretle Arafat dağı üzerinde kavuşmak müyesser olmuştur. ülfet ve vuslat hâsıl oldukta. bu ihsanının şükür ve sürûruyla dolmuşumdur. Hak Taâlâ. onüç sene . Sayısız zürriyetiyle Adem'in zürriyetine tasalluta fırsat bulmuştur. Bundan sonra Adem ile Havva'nın zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve mamur etmişlerdir. ona: "Ey Adem! Havva ile cennetimde sâkin olup. Amin! Hak Taâlâ. Kıyamete kadar da mühlet almıştır. Kırkbir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olup. kırk sene velayet zevkiyle safalar sürmüştür.buna "hayır" deyip. Ömürlerinin süresi ikibin sene oldukta. ondan kâm almışımdır. Kureyş Kabilesinden. Ondan yiyip. Hak Taâlâ. Habil ve Kabil orada dünyaya gelip. Mekke-i Mükerreme'de hazreti İsmail evladından. gözünü açıp. NAZM İki canibden ol iki müştak İkisi bile mübtela-yı firak Birbirine heman eriştiler Ağlaşıp. Bundan sonra Şam'a gelip. Bundan sonra Adem babamız. Bu nimetini." Bundan sonra Hak Taâlâ. yine hitap edip buyurmuştur ki "Ey Adem! Bu nimetimle nicesin?" O dahi cevap vermiştir ki: "Ya Rabbi! Hesapsız ynimetinin denizine batmışımdır. Adem aleyhisselama hitap etmiştir. Havva anamız dahi. secde etmediği için lânetlenmişlerden ve kovulmuşlardan olmuştur. Lâkin hiç kimseyi cebren âsi ve kâfir edemez. Böylece onunla sohbet. tevbeye meşgul oldukta. sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva anamızı yarattıkta. Haşim Oğullarından Abdullahl'ın sulbünden Muhammed Mustafa sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretleri dünyaya gelip. yanında kendi benzeri bir sevimli insan oturmuştur. Adem peygamber aleyhisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırıp. Havva anamızın sözüne uyup. buğday ağacından alıp. Ancak ibadetleri acı ve zor. Bu minval üzere hazreti Adem. Hazreti Adem'den altıbin sene geçtikte." diye tenbih buyurmuştur. her nimetten lezzet alasınız. İkiyüz yıl o dağda ağlayıp. yoldan çıkarmaya çalışır. bana âsi olmayasınız. ondan kırk yıl sonra hazreti Havva Cidde'de vefat etmişlerdir. bir nimeti verdikçe: "Bu nimetle kanaat eder misin?" deyip. damarlar içinde kan gibi akıp. tevbesi kabule yetmiştir. ülfetiyle ünsiyet kılıp. Ona. Hindistan'da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. firdevs cennetine sokup. Bununla kanaat kılmışımdır. Hazreti Adem aleyhisselamın neslinden ice bin kimseler nübüvvete ermişlerdir. ikisi de yedikte. Çünkü Havva ile sükûnet bulup. cümleden büyük bulmuşumdur. çok nimetler ihsan etmiştir. yine Hindistan'a gitmişlerdir.

dostluk. şeriatı kıyamete dek bâkidir.Mekke'de kâfirlerden cefalar görmüştür. 2. Gizli alâmetler: İnsandan izzet. binaların yüksek olması. Mekke'de mağlûp iken. Hicretin onuncu senesi Mekke4ye galip gelip fethederek. kadınların erkekler.Deccalın çıkışı. Medine'ye hicret etmiştir. rahmetinle ey Rahman ve Rahim olan Allah!) Dördüncü Madde Kıyametin şartlarını. edep. bunlara kıyametin şartları dahi derler. O seni Medine'de yaşı altmışüç yıla yetmiştir. haya. doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır. sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir.Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması. vefa. homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması. değiştirilmez.Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması. yetmiştir. şefkat. eşyanın bereketinin azalması. kıyametin alâmetlerini. ortadan kaldırılmaz. muhabbet. Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur. binyüz yetmişe. kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi. elbiselerin incelmesi. Zira ki Peygamberimiz sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir. O sene de Medine'de vefat etmiştir. ahde vefa. Bizi şehadet ve iman ile dünyadan çıkar. kötülerin hürmet görmesi. kırk yıl adâlet üzere gidip. Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi. iyilerin hakir görülmesi. hürmet. malûm olsun ki.İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip. Deccal'ı öldürerek. hükümleri bozulmaz.Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak. safa. . Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih. yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp. cariyelerin efendilerini doğurması. (H. Biri gizli alâmetler. ondan sonra peygamber gelmez. 5. akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alışverişin kesilmesi. 1756). Ey aziz. sevgi. biri de açık alâmetlerdir. zelzele ve insanların perişanlığını. erkeklerin kadınlara benzemesi. dünyanın ömrü geçip gitmiştir. 3. haya. Kıyamet yakın olup. 1. 8. edep. Hazreti İsa aleyhisselamı bulması. cömertlik. kan dökülmesi. 6. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması. Şu halde zamanın sonu olup. doğruluk. surun üfürülüşünü. yedi iklimi istilâ etmesi. (Ey Allahım! Ahirzamanın fitnesinden bizi koru. takva.Üç gece üstüste ay tutulması. 1170 / M. yine Medine'ye gitmiştir. şeriatın yürürlükten kalkması gibi. 4. Bizim Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur.Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi. fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki. 7.

fena bulurlar. çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta. Bu âlem. sarhoşlar misali kalırlar. Rıdvan ve Azrail'dir. O dahi. İki âlemde bir kimse kalmayıp. hesabı. Şam sahrasının hizasında mahşer yerini yüzbin yeryüzü kadar geniş eder. her ceset evvelki görünümünde olup. kıyamet koptu sanıp. amel defterlerini. hamileler doğurup. Bundan sonra Kur'an-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden kalkıp. Beşinci Madde Surun üçüncü üfürülüşünü. Ey aziz. bunun gibi her . yerlere gider. güneş ve ayın ışığı gidip. surun içinde sakin olan ruhlar. havaya çıkıp. İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. ölümü tadıp. birisi İsrafildir. Yüz yıl dahi öyle gider. şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup. harap. Denizlerin suyu kupkuru olup. Bundan sonra Hak Taâlâ. Cihanı karanlık kaplayıp.9. insanların cümlesi kendinden gidip. Her beden. kendilerinden geçerler. Mikail. yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. boş. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki. tenha virane gibi. Nasıl ki. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte ola meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi. o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. mizanı. Bundan sonra Azrail aleyhisselam.Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip. narasının sadası gökleri geçip. pare pare olup. sakallar ağarıp. Cebrail. yıldızlar dökülür. 10. cesetlerin haşrini.Güneşin batıdan doğup. bütün parçaları bir yere gelip. arşın taşıyıcılarıdır ki. yok olur. müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. en son ölen sekiz meleği diriltip. kapkara olurlar. Şu halde her can. o demde ufuklara yayılıp. arafı özet olarak bildirir. halkın cümlesi cehalette kalır. ölülerin diriltilişini. orada dolanması. ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip. Onlar. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. surun ilk üfürülüşüdür ki. Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek Allah'ın!" (40/16) deyip. koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir. Sonra Hak Taâlâ. üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki. bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması. Bu. atılmış pamuk gibi bulut olurlar. yeryüzünde bakla gibi biter. İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. o yağmuru çekip. ondan bu heybetleri alırlar. her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki. Müfessirle dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ. Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip. Öteki dördü. Saçlar. malûm olsun ki. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp. kendi olgunluğuna yeter. Yedi gök. arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek. kırk yıl daha bu durum üzere kalır. kendi kendisine cevap eder. yüzleri üzere düşüp. buradan ahirete gitmesi. sırat köprüsünü. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. her can kendi kafesini bulur.

iki direk üzerinde. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. kimi dizine. Sırat köprüsü. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. ellibin yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. kulaklar işitmeyip. Dünyada. kıyametin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. bütün haşereler. Hak Taâlâ. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. keşke biz de toprak olaydık. İlk ve son yaratıklar.. bir mil miktarı yakın olup. kâh . Kimi şimşek gibi. bin yıl iniş yoldur. kıldan ince kılıçtan keskindir. yapısı renkli cevherlere süslüdür. Tepelerine güneş. kimi ok gibi. hayvanlara gıpta edip. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür.. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun. Mahşer yerinde. Cennete girip. veya âlimlerden. Kiramen kâtibin. yoksa. minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selametle otururlar. bir büyük terazi kurulur ki.can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. velilere. Mevla'ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet. yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. cehennem üzerine kurulup. kimine itap eyler. giyip ve binip. Kâfirer. her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Kimi topuğuna. Cennet semtine bakıp. Peygamberlere. kimi cehenneme düşüp yanar. Kevser havuzundan içerler. mazlumun günahlarını zâlime yükler. Genişliği nihayetsiz. başları açık. veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise. hatırlara gelmeyen devletler bulurlar. Onda yıkanıp. insanlar. yalınayak yürüyerek. Niceleri ter denizinde gömülürler. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. kâh mahzun. arşın gölgesine gidip. susuz. kâfirlere ve bozgunculara soldan verirleri. geçerler. aç. ondan sonra cennete gider. cinler. çıplak. kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. O. günahı kadar cehennemde yanıp. kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. kimi seğirtir at gibi. hararetten çok ter dökerler. Hak Taâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden. o. herkes mertebesince makamını bulur. Cehennemi. Deliler. Geri kalan yaratıkların cümlesi. halka gibi kuşatırlar. çeşitli nimetlerden zevk alırlar. bir rivayette ebediyyen onda karar edip. Mahşer halknı. mahşer yerinde haşrolurlar. âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip. Mahşer halkı. Eğer iman ile gidip. Araftakiler. huriler. mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. İyilikleri ağır gelenler cennete. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. günahları ağır gelip. Sıklaşıp. müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. melekler. Hak Taâlâ. Gözler görmeyip. zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir. arzu ile mahzun olurlar. deniz hayvanları ve her hayvanları. benim ateşimi söndürmüştür. Zira ki cennetlikler. oradakileri nimetlenmiş gördükte. yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Müminlee ve itaatli olanlara sağdan. derler. yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. şeytanlar. Meğer ki. oradakileri azapta gördükçe. Kıyametin bir anında hepsinin hesabını görüp. bin yıl düz. Cehennem semtine bakıp. veya velilerden." Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. Bin yıl yokuş. düşe kalka arasat meydanına gelip. mağfiret veya şefaat erişmedi ise. Ona araf adı verirler. Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer. kimine hitap. kimi göğsüne. mazlumun hakkını zâlimden alıp. Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki. ayak üzerinde dururlar.

Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri. Ey affedici!) Tenbih Unutulmamalı ki. allah'ı tanımakta acze düşer.sevinç ile kalırlar. insan aklı. Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce. (Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. (Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. İlim ve hikmet mahfeline girip. iyilerle beraber cennete koy. Sen. âhirette cemalini görmeyi nasip eyle.Arş-ı azam 3. dini işlerden olmakla. Ta ki.Yerin altı 2. cehalet zindanından çıkasın. buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi. raufsun. rahimsin. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz. ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın. açıklanmak münasip görülmüştür. anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp.Ceberût âlemi 7. mânânın inceliklerini bilesin. Zira ki. kerimsin. din usulündendir. âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. bilginler zümresine giresin. bunlar din işlerinden. vecedsin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup. Cihanın sırlarına muttali olup. Bunları. Kendini tanıma olgunluğuna erip. senin anlattığından başkasını anlayamayız. göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan. bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen. hakikatın zirvesine yükselesin. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Hikmetin özüne hulül edip. bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar kıldır. bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir. Bizi. alimsin. Amin! Ey rahmetiyle yardımcı. ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!) ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1. aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. Amin. hepimize çok mühim ve çok gereklidir.Kürsü .Arşın taşıyıcılarının makamı 4. tedkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi. hakimsin.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5. âlemin tasviri. mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp.Kürsünün sütunlarının sonu 6." buyurup. Zira ki. bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir.

Alevli deniz 19.Cennetin kapıları 17.Kamkam denizi 23.Tuba ağacı 14.Yayılmış deniz 20.Kalem 13.Beyt-i mamur 28.Yedi gök 25.Hayat denizi 24.Gece cevheri 27.Taksim edilmiş rızıklar denizi 21.Nimetler denizi 22.Yeşil kaya .Dolu ve kar dağlar 30.İsrafil'in suru 11.Yedi yerin taşıyıcısı meleğin mekânı 34.Kaf dağı 33.Melek perdeleri 18.Melekler âlemi 10.Liva-yı hamd 16.Ruhlar âlemi 9.Bulutlar 31.8.Yasaklanmış deniz 29.Levh-i mahfuz 15.Sidre-i münteha 12.Kâbe 32.Gündüz cevheri 26.

Tuba ağacı 13.Kalem 14.Kürsü 8.35.Veyl vâdisi 45.Yerin altı 2.Surun içinde ikinci berzah 39.Sırat köprüsü 38.Levh-i mahfuz 15.İsrafil'in sonu 11.Sidre-i münteha 12.Arşın taşıyıcılarının makamı 4.Birinci berzahın dibi 43.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5.Karanlık ve perde ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1.Cehennemin kapıları 40.Ceberût âlemi 7.Balık ve deniz 37.Arş-ı azam 3.Kürsünün sütunlarının sonu 6.Melekler âlemi 10.Ruhlar âlemi 9.Katran kazanı 41.Zakkum ağacı 42.Kırmızı öküz 36.İkinci berzahın dibi 44.Hamd dağı .

Veyl vâdisi 31.Peygamberlerin minberleri 36.Amellerin terazisi 38.Düzlük 23.Cehennem kapıları 26.Sırat köprüsünün sonu 25.Cehennemin tabakaları 29.İniş 24.Mahşer yeri 34.Zakkum ağacı 27.Gayya kuyusu 30.Yokuş 22.Cennetlerin kapıları 17.Sırat köprüsü 21.Alimlerin kürsüleri 37.Cennet yolu 20.Amel defterleri 39.Arafat suru (delilerin ve müşriklerin çocuklarının yeri) 18.Güneş 32.Makam-ı Mahmud 35.16.Sırat köprüsü 5-BÖLÜM: .Liva-yı hamd 33.Katran kazanı 28.Peygamber aleyhisselamın havzu 19.

nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir . yaratılış tertibini. hem yeryüzü etrafında. görecek gözü olanların gözüne cihanı aydınlatan güneşten daha parlak olarak çarpar. malûm olsun ki. lamba da cam bir mahfaza içinde. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. O kâdir. o cam mahfaza sanki incimsi bir yıldız. âlemin bütün parçalarının Allah'ın sanatıyle sonradan olduğuna sağlam bir aklın delillerinin şehadet etmesi kaçınılmaz bir iştir. göklerin ve yerin nurudur. içinde bir lamba var. bileşiklerin ve unsurların bozuşum ve oluşumunu. güneşin doğuşunda ve batışında gölgeye düşmeyen mübarek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur. Bu öyle bir yağdır ki." (64/3) O varlığı mutlak olanın cömertliğiyle varlığı mümkün olanlar varolmuş. varlıkları mümkün olan cevherleri ve arazları kısaca üç madde ile açıklar. o. Bu lamba. gökleri ve yeri üstün ir hikmetle yarattı." (28/88). Hüküm ancak onundur. İslâm filozoflarının aklî delillerle buldukları üzere üç bölüm ile tafsil eder. Size şekil verdi ve şekillerinizi güzel yaptı. kâinatın hal ve hareketleri basiret gözüyle mütalaa kılınsa. âlemin ufuklarında ve nefislerde. nur üstüne nurdur. Her nesne fâni. Ey aziz. BİRİNCİ BAHİS Alemlerin yaratılış tertibini. neredeyse ateş dokunmaz da aydınlık verecek. Birinci Madde Vacib'ül-vücud Allah Taâlâ hazretlerini aklî delillerle ispat edip onun eşyaya yakın olup. Müminin kalbinde nurunun sıfatı: Sanki bmir hücre ki. Nitekim Hak Taâlâ. hem bizzat nefislerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki. canlıların. cihanın arazlarının ve cevherlerinin mahiyet ve keyfiyetini. Nitekim Hak Taâlâ buyurmuştur: "Allah. esaslar ve cisimler âleminin görüntü ve hikmetini. özlerin ve eşyanın şekil ve durumlarını. hakimane üç babla belirtir ve beyan eder. Allah insanlara böyle misaller verir. BİRİNCİ BÖLÜM Vacib'ül-vücud olan Allah'ı ispat edip. düşünülse. Nihayet dönüş O'nadır. her şeyi bilir. Allah. cihanın cevher ve arazlarının mahiyet ve keyfiyetini.BİRİNCİ KİTAP Yüzeyleriyle kâinatın aynası olan âlemlerin. Allah'ın zatı ümleden ayrı ve mücerrettir. ve hakîm olan Allah'ın hikmet ve kudretinin eserleri. varlıkların durumları. onunla ayaktadır. hep ona döndürüleceksiniz." (24/35) Özlerin keyfiyeti ve eşyanın mahiyeti inceden inceye araştırılıp. Nitekim kendi Kitab'ında buyurmuştur: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkûmdur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de buyurmuştur: "İleride biz. onlara. Bu aydınlık. filozoflar demişlerdir ki: Allah'dan başka bütün varlıklara âlem adı verilir. onlara ürünmüş olmadığını âlimlerin bulduklarını bildirir. Kelam-ı Kadim'indi buyurmuştur: "Allah. bâki ve ayaktadır.

Fakat siz. apaçıktır. bileşik cisimlerin basit olduğu gibi. gerçekten halîmdir. affedici olan Hak Taâlâ hazretlerine senâ edici olup. o her şeyi bilendir. Nitekim görürsün ki. varlık başkadır. Nitekim Hak Taâlâ. taşlar. Şüphesiz ki Allah'ın mağfireti geniştir. Nefislerinizde de birçok âlametler var. bu Allah'dır. yargılayıcıdır. Allah'ın cemalinin nurunu göstermek için basiret sahiplerine saf ve parlak aynalardır. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (41/53). o." (2/115) İslâm filozoflarının hepsinin. Nitekim Hak Taâlâ. denizler ve ırmaklar. Hiç bir varlık yoktur ki. var olan. onun birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için her biri bir lisandır. bu âlemdir. filan nesneye filan nesne muhtaçtır demek doğru ola. varlığı gerekli olan olmadıkça. onu hamd ile tesbih etmesin. halbuki mümkünlerin var olması başkasındandır. elbette o başkası varlığı gerekli ve mutlak olana gider. Yani önce kendisine muhtaç olunan varlık gereklidir ki. yok olan sürekli yoktur. Allah'ı tesbih ederler. Eğer muhtaç ise. sâbit ve âyân olmuştur. âriflere gün gibi ortadadır. zannederler ki yok olan var olur. varlığı mümkün olandır ki. Eğer başkasına muhtaç değilse. Ey aziz. varlığın devamı başkadır. ona "vacib'ül-vücud" derler. Nitekim Allah.olacaktır. belki dönen feleklerin her parçası. dağlar. batı da Allah'ındır. Zira ki. ona. orası Allah'a ibadet yönüdür. Hangi tarafa yönelirseniz. bağışlayıcı. irinin . yoktur. cevher derler. var olduğu için vardır. ne yokluğu lüzum bulur. İkinci Madde Varlığı mümkün olan beş cevheri özet olarak bildirir. Allah Taâlâ'nın ortağıdır ki. O halde. Halk. Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Yedi gök ve yer. araz derler. Belki cihanın zerreleri. malûm olsun ki. o tek. filozoflar demişlerdir ki: Varlığı mümkün olan nesne. Her ne ki yok olması lâzımdır. kendi varlığı için ya başkasına muhtaçtır ya muhtaç değildir. Her nesne ki ne varlığı lâzım olur. Furkan-ı Mübin'inde buyurmuştur ki: "Doğu da. cümlesi. ona. bu değişimleri seyrettikte. yağmur damlaları. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (51/20-21) Havadaki zerreler. gece ve gündüzün her anında. eğer varlığının devamında değişikliğe uğramazsa. varlığı mutlak olandır ki. gezegenler. Eğer değişikliğe uğrarsa. Kelam-I Kadim'inde buyurmuştur: "Yeryüzünde de gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler var. bir nitelikten bir niteliğe dönüşür ve değişir: Basit cisimlerin bileşik. ne yokluğu lüzum bulur. ona "münteni'ül-vücut / olamazdı" derler. O halde her şey ki mevcuttur: Ya varlığı lüzumludur veya varlığı mümkündür. Zira ki. ona "mümkün'ül-vücut / varlığı lâzım olur. O nesne ki mevcut değildir. bunların içinde bulunanlar. varlığı mümkün olan da olmaz. O benzersiz sanatkârın sanat ve icadının sırlarını görünen ve görünmeyen âlemde müşahede. Belki var olan sürekli vardır. bileşikler ve her ne ki var. Lâkin mümkündür ki var olan bir mertebeden bir mertebeye." (17/44). onların tesbihini anlamazsınız. Şimdi vacib'ül-vücudun ispatı ortadadır. o parlak güneşin varlığının gölgesinde varolmak için hisselerini almışlardır. Cümlesi. bütün bu deliller ile varlığı lüzumlu olan Allah Taâlâ hazretleri. ona "mümkün'ül vücu / varlığı mümkün" adı verirler. var olan yok olur. din âlimlerinin de çoğunun kesin ve isabetli görüşleri böyledir ki: O bir şey ki varlığı gereklidir. Şu delil ile ki: Mümkün olanlara mevcut derler. O. Lâkin birinin bekâsı yüzyıla dek varır. Zira ki. Zira ki filozoflar demişlerdir ki: Mümkün değildir ki var olan yok ola. unsurlar. o. iki şahıs var olmakta müşterektir derler.

dört unsurdu ki. ağaçlar. O halde araz. Eğer nefs. yani uzunluk. bileşik cisimlerde mutasarrıf olup. unsurlar küre şeklindedir. Yani dönen top görünümündedirler. O halde bütün felekler. hem his ve hareket bahşedip. Davarlar. . yıldızlar. atlar. bu mertebelerde cümleye tamamıyle tasallut edip. anaları dört unsurdur. tabii bir cevherdir ki. Eğer karışır ve geçerse o. Cevherler beş kısımdır ki. ya ulvidir veya süflidir. ötekine de araz (ilinek) derler. Eğer nefs. Eğer akıl. bir nesne bir nesneye ya karışıp ona geçer ya geçmez. onun parçalarıyle tabiatı benzer olmayıp. o cevhere mevzu (yapıntı). tek yol üzere çıka. la'l ve taş gibi. Tam olmayan bileşik bunun tersi olup. o cisimlere: maden derler. Ulvi dahi ya ışıklıdır veya ışıksızdır. Bileşik cisim odur ki. ona: İnsanî nefs veya atmosferik nefs derler. Bütün olabilirler ya cevherdir veya arazdır. onlara dört esas dahi derler. Tam bileşik odur ki. basit cisimlerde mutasarrıf olduysa ona: Feleki (atmosferik) nefs. kendi bileşiminin suretini korumaz. Otlar. Basit süflî cisim. şekil ve tabiatları muhtelif olan cisimlere bölünüp. Bunlara üç bileşik derler ki. Basit cisim. biri cismî suret. Eğer araz ve cevher bileşimine uğrarsa ona: Tabii cisim derler Eğer araz ve cevher birleşmeyip. bileşiklerinden ayrılarak. onunla zatı gerekli olanın arasında vâsıta olmadıysa ona: İlk akıl derler ve külli akıl dahi derler. o cisimlere: bitki derler. bileşik cisimlere hem büyüme ve gelişme. isimlere tedbir ve tasarrufla bağlı olmazlarsa. bitkilerde: Nebatî nefs. araz. biri tam olmayandır. dik açılar üzere bölmek şartıyla farz olunarak ölçmek mümkün ola. bu duruma kaos ve bu hale cismî benzerlik veya nevî benzerlik derler. Eğer aklın altında başka akıl olmadıysa ona: Aşır akıl. Cisim ise. Zira ki. Şu halde nefs. genişlik ve derinlik. ona: İnsan derler ki. unsurî nefs derler. ancak araz cevhere muhtaç olursa. Eğer nefs. bunlar aynı olmaz. o tabiattan çıkan şey. biri tabii cisimdir. insanda: İnsâni nefs ve konuşan nefs derler. babaları esîrî cisimler. Yani suretleri ve tabiatları muhtelif olan cisimler bölünmeyip.bekâsı on yıldan ziyade kalmaz. onun tabiatı bir ola ki. mevzuda var olan nesnedir: Renkler gibi. Eğer nefs. Üç bileşik gibi. Akılların en şereflisi ve en lâtifi küllî akıldır ve ona yakın olan akıllardır. Nefs. konuşma vermediyse. dört unsurdan oluşmuş ola. hava. Duman ve bulut gibi. ya basit olar veya bileşik olur. onun parçalarıyle aslı benzer olur. varlıktan başkadır. Cansız cisimlerde ona: Tabii nefs. Eğer ışıksız ise feleklerdir ki. onlara gelişme ve büyüme sağlamıyorsa. meyveler gibi. Altın. kendi tabiatlarıyle kalsalar. varlığın zübdesi. Öteki ikisi dahi birbirinden farklıdır ki: Biri nefs ve biri akıldır. Eğer ihtiyaç bir taraftan olup. Eğer her ikisi de birbirine muhtaç olurlar karışmazlarsa. Atmosfer gibi diğer basit cisimler. hayvanlar gibi. Cihan ağacının meyvesi ve kâinatın tamamlayıcısı odur. Onlar: Ateş. Madenler. çiçekler. ona: Konuşmayan hayvan derler. onun zatında cisimlerin boyutları. her mevcudun hülasası odur. Eğer ışıklı ise yıldızlardır. Bu üç cevher birbirine yakındır. biri heyula (kaos). onların şekli küreye benzerdir. su ve topraktır. hayvanlarda: Hayvanî nefs. lâkim hareket vermedi ise. Cisim. gümüş. değişik zamanlarda kendi bileşiğinin suretini koruya. bileşik cisimlerde büyüme ve gelişme sağladıysa. onlara: Esirî cisimler ve ulvî âlem dahi derler. biri tam. bitkiler. Bileşik cisim dahi iki kısımdır ki. vahşi hayvanlar ve kuşlar gibi. tamamıyle mutasarrıf olur. Eğer konuşma dahi bahşederse. fakat akıl derler. Basit cisim odur ki. O halde varlığın devamı. öteki cevher adını alır. Bu dördüne ve bunların zımnında bulunan bileşik cisimlere: Süflî âlem ve oluşum ve bozuşum âlemi dahi derler. her mertebede başka bir isimle isimlendirilir. Eğer aklın iki yönünde akıllar olduysa ona: Mutavassıt (aracı) akıl derler.

Vaz'. Bir nesne parçalarının bazısını bazısına nispeti sebebiyle ve dış işlere nispetleri sebebiyle o heyet bulunur. eşyaya hasıl olur. malk. fiil ve infialdir. Adedten yana bölünür. Kem. Bunların tümünü bu rubaimiz toplamıştır ve bunlarla iki âlem. keyfe. nefs. malûm olsun ki. nokta ve sayıdır. İnsanın sarıklı ve gömlekli olduğu gibi. va'. 7. intikalleri müntakil olmak sebebiyle bu keyfiyet bulunur. eşyaya hasıl olur. bir keyfiyettir ki. korkmanın sarartısı gibi.İzafet (bağlılık). 3. çizgi. Babalar ve oğullar gibi. onlar başkasından etkilenmemeleriyle o keyfiyet bulunur. . onları bir nesne kuşatıp. Isıtıcı gibi. nefsanîden yana bölünür. ya ayrıdır ki. Keyfiyetler. Ey aziz. teklik ve çiftlik gibi. filozoflar demişlerdir ki: Mevzuda (yapıntı) mevcut olan arazlar dokuz kısımdır. Kemmiyetlere özgü olan keyfiyetten yana bölünür.Mülk. bir heyettir ki. metâ. bir keyfiyettir ki. eşyaya hasıl olur.Fiil. 8. bir keyfiyettir ki.Metâ (ne zaman). 2. zamandır. Kesici gibi. Balın tatlılığı. 6. yüzey ve hacimdir. bir keyfiyettir ki. Veya kuvvetli olmayanlara bölünür. deniz suyunun tuzluluğu gibi. eşyaya mekânda bulunmaları sebebiyle hasıl olur. RUBAİ Bil ol kâinatı akl ve candır Bu hissolunan nüh felek-i gerdandır Pes nar ü hava ve hab ü hâk erkândır Madenle nebat ve hayvan ve insandır Üçüncü Madde Varlığı mümkün olan arazların dokuz kısmını kısaca bildirir. izafet. Satıhtan yana bölünür.Anlatılan beş cevher ki. 9. ayaktadır ve süreklidir. akıl.Eyne (nerede). zatına bölünme ve nispet iktiza etmeyip duygusal niteliklere ve kuvvetlere bölünür. madem ki ısıtır. madem ki keser.İnfial. İlk yaratılışta ilim ve yazmak gibi Keyfiyetler. Veya zatı karar etmeyen bitişiktir ki. istidadiyeden yana bölünür. 5.Keyfe (nitelik). eyne. kaos. 4.Kem (nicelik): O nesnedir ki. eşyaya zamanda bulundukları için hasıl olur. Kalkmak ve oturmak gibi. Bu. Sertlik ve yumuşaklık gibi. Utanmanın kızartısı. eşyanın tesirleri sebebiyle onlara o keyfiyet hasıl olur. Veya zatı karar eden bitişiktir ki. nispette tekrar edilmiştir. bir keyfiyettir ki. suret ve cisimdir. Üçgen ve dörtgen gibi. eşyada heyettir ki. zatında eşitliği ve eşitsizliği kabul ede. bir keyfiyettir ki. 1.

yönlerin sınırlayıcısı ve külli cisim dahi derler. Onun içinde zühaldir (satürn) ki onda zühalden başka yıldız . Hak Taâlâ. Birinci Madde Feleklerin. parçalarının tümüyle on makulâttan bileşik tek bir cisimdir. malûm olsun ki. bedenlerin devranının keyfiyetini dört madde ile hakîmâne beyan eder.. Bütün âlem.. Onun içinde burçlar feleğidir ki. ona: En büyük felek. Hak'kı tanımaktan bir üçüncü akıl. nefi ikinci nefstir. Ama büyük felek hepsinden yüksek ve hepsini kuşatmış bir basit cisimdir. Buna: İlk akıl. On makulâtı. dokuz nefs ve dokuz felek sâdır olmuştur ki: Bu dokuz akıl feleklerin akıllarıdır. Ey aziz. ruhların geldikleri ve gittikleri yeri. ona: Külli nefs derler. başka bir akıl. Nefsi bilmekten bir nefs dahi mevcut olmuştur ki. başka bir nefs ve başka bir cisim ortaya çıkmıştır ki. ateş. nefsi. Ama ikinci akıldan dahi şu üç bilgi ortaya çıkmıştır ki. feleklerin feleği. Buna burçların feleği. kendi zatıyle kaim ve sabittir. Fakat üçüncü akıldan hem bu üç bilgi vücuda gelip. nefslerin ve akılların ortaya çıkışındaki tertibi. Zira ki. Hak Taâlâ bu akla üç bilgi bahşetmiştir ki. bir nefsi ve bir cismi vardır. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasında aracı olanı. Araz ise cevher ile kaim ve onu sıfatlandırandır. maden. Hak'kı tanımak. bu beytimiz içine almaktadır ve hep buna aittir. bütün sabit yıldızlar ondadır. nefslerin ve akılların ortaya çıkmasındaki tertibi. dört unsurdan çıkan dört keyfiyeti bildirir. yine bu tertip üzere. biri kendini (nefsini) bilmektir. Hak'kı tanımaktan bir akıl dahi peyda olmuştur ki. ona: İkinci akıl derler. biri Hak'kı tanımaktır. Cevher. dokuz araza eklemişler ve böylece toplamına "on makulât" demişler. ilk cevher dahi derler. nefsi bilmek. bir cevher sayıp. ihtiyacı bilmekten ikinci bir felek sâdır olmuştur. Bu feleğin aklı. filozoflar demişlerdir ki: Hak Taâlâ bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. külli nefstir. hava. sabit yıldızların feleği dahi derler. Bu feleğin aklı üçüncü akıl.Beş cevheri. ilk cevher dahi derler. bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. bu dokuz nefs feleklerin nefsleridir. İhtiyacı bilmekten bir cisim ortaya çıkmıştır ki. atlas feleği. Cevheri bil kem ve keyfe ondan izafetle metâ Vaz' ve eyne ve mülk ve yefalü yenfaildir ey fetâ 6-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Feleklerin. ihtiyacı bilmek. özlerin değişimini. bitki. ki bununla mevla'sına muhtaç olduğunu bilmiştir. Bu üç bilginin her birinden başka bir nesne vücuda gelmiştir. Buna: İl akıl. ikinci akıldır. biri ihtiyacını bilmektir. tabiatların mertebelerini. Yedi felekten her bir feleğin bir aklı. tekten tek çıkagelmiştir. nefsi bilmekten ikinci nefs. su ve toprağın dönüşümlerinin delillerini. ta dokuz mertebeye dek bu ilk akıldan dokuz akıl. Cümlesi lisan-ı halle Allah Taâlâ'nın birliğine ve varlığına nâtık ve şâhittir.

ateş hava ile sıcaklıkta müşterektir. Kendi tabakalarında duran dört unsur. malûm olsun ki. eğer bir hava dolu balonu su havuzunun dibine götürseler. O halde ateşin kuruluğu. hava ateş olur. Hava tabakasının suyun üstünde olduğuna delil odur ki.vücuda gelmiştir. bu başkalaşıma başlangıç yolu derler ve öyle olur ki. hayvandır. havanın rutubeti ateşin kuruluğuna dönüşüp. Su toprak ile soğuklukta müşterektir. yaşlık. Kâinatın ortaya çıkışı insanda son bulmuştur. kuruluktur. Toprak dahi ateş suretine girip. Onun içinde müşteri (jüpiter) feleğidir ki buna mahsustur. ateş sıcak ve rutubetli olup havaya çevrilir. ateş dumanıyle yukarılara gidip müşahede olunduğu gibi aslında meyl eder ve döner. yavaş yavaş hava suretini terk edip su suretine girer. Şüphe yoktur ki. ateş küresidir. Ateşin tabiatı kuru ve sıcaktır. sonunda yine kendi suretlerine geçerler. ateşin sıcaklığı toprağın soğukluğuna bürünüp. ay feleğinin altında dört unsur -ki ateş. suyun altında durmayıp. Onun altında zühre (venüs) feleğidir ki onda bir odur. Havanın tabiatı sıcak ve rutubetlidir. Bütün eşyanın da altındadır. toprak ateş olur ki.vücut bulmuştur. Unsurların kaynaşmasından dahi üç bileşik -ki maden. Onun altında toprak küresidir ki. Onun nefsine: Vahib'ül-sur. Onun aklına: Aşır akıl. Suyun rutubeti toprağın kuruluğuna bürünse. varlık dairesi onunla tamam olmuştur. Su tabakasının toprağın üstünde olduğuna delil odur ki. onda bir odur. su soğuk ve kuru olup toprağa döner. bu o yıldızdır.yoktur. su toprak olur. eğer bir taşı veya bir demiri suyun üstüne koysalar. Toprak ateş ile kurulukta müşterektir. hava. O halde devranın hülasası insan olmuştur. İnsan. onda aydan başka bir nesne yoktur. Suyun tabiatı yaş ve soğuktur. su hava olur. dünya göğü adını verirler. hava su olur. Onun altıda su küresidir. Hava su ile rutubette müşterektir. toprak kuru ve sıcak olup ateşe döner. toprağın kuruluğu suyun rutubetine bürünüp. faal akıl. Onun altında güneş feleğidir ki. Onun içinde ay feleğidir ki.bu tertip üzere hasıl olmuştur. Hayvan cinsinin en şereflisi insan nevî olmuştur. İkinci Madde Dört unsurun mertebe ve tabiatlerini ve birbirine çevrilmelerini ve dönüşmelerini bildirir. dört unsur bu başkalaşımı aksi üzere kabul edip. Ey aziz. Ona. suyun soğukluğu havanın sıcaklığına bürünüp. birbirine yavaş yavaş değişirler. Unsurlar da. hepsinden aşağı ve sudan ağırdır. toprak ateş olur. Onun altında merih feleğidir ki. cihan ağacının meyvesi olduğu için hepsinden sonra vücuda gelmiştir. dört keyfiyet -ki sıcaklık. ateş havaya çevrilir. Onun altında hava küresidir. toprak su olur. hava suretine girerek. onda bir o sultandır. Bunların kaynaşmasından. Yani ateş hava olur. bitki. üstüne çıkar. Toprağın tabiatı soğuk ve urudur. su toprak olur. su ve topraktır. Ateş tabakasının havanın üstünde olduğuna delil odur ki. soğukluk. feyyaz akıl derler. ateş . Toprağın soğukluğu ateşi sıcaklığına bürünse. Bu yolla ve tersiyle dört unsur. tabiat-ı mutlaka derler. hava su olur. Çünkü toprak suyun altındadır. suyun üstünde durmayıp aslına meyl ile dibine iner. Havanın sıcaklığı suyun soğukluğuna bürünse hava rutubetli ve soğuk olup suya döner. günlerin geçmesiyle ateş suretini terk edip. Onun altında utarit (merkür) feleğidir ki o felekte. bir suretten bir surete döner. havanın rutubetine dönse. filozoflar ve astronomlar söz birliği etmişlerdir ki: Ay feleğinin altında. Bu unsurların suret değiştirmesine istihale (başkalaşım) derler. Hava dahi. Su dahi yavaş yavaş toprak suretini tutup. Nitekim ateş.

cümlesinin iliği ve özünün özüdür. malûm olsun ki. Bazı yererde odun yerine taş kömürü yakarlar. Hak Taâlâ'nın tesiriyle felekler. sert olur. rutubet galip oldukta. parçaları ateşe dönüşüp. kuru ve yapraksız. zarfı ve kabıdır. Nitekim müşahede olunur. yedi yüksek babanın ve dört aşağı ananın ve üç bileşiğin son hülasaları insan bedenidir. insan ortaya çıkmıştır. cihanın parçalarının zübdesi. Başını kesseler helak olup. Belki her iki cihandan gaye ancak hazreti insandır. havaya karışırlar. Bu başkalaşıma da sonuç yolu derler. dört unsuru anlatılan başkalaşım üzere birbirine kaynaştırıp. kıl ve kuyruğundan başka. o şuleler hava olurlar. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır. bileşiklerin kabuğu. o anda ateşi kuruluğu havanın rutubetine bürünüp. onun külü çok az kalır. Bu feleklerin. bitkiler üzerinde olan rutubet ki -ona şebnem ve çiğ derler. dışı ve içi insana benzer. yıldızlar. maden. bitki iken hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça. O. suya çevrilmiştir.. cümleden güzel ve yücedir. Aziz. neticesi hurma olmaz. Onun için.o havadır ki seher vakti soğuk olup. Lâkin bu şulelerin kuruluğu. şerif ve muhteremdir. havanın sıcaklığı. ilk damlalar ki toprağa erişir. Ateşin havaya dönüştüğüne açık delil budur ki.toprak olur. ondan bitkiler peyda olup. kuruldukta. Ta ki unsurların kaynaşmasından. Eğer ateş havaya çevrilmeseydi her mumun alevi bitişik bir aydınlık çizgi olup. Zira ki salabette taş gibidir ve bitki gibi zerre zerre denizin dibinde bitip. toprağın hissesinden az bir kül kalır. toprağın kuruluğuna nispetle azdır. toprak olmayıp çamur olur. hava küresinin ortasında hatlar gibi yukarıya gidip. filozoflar demişlerdir ki: Unsurların başkalaşımının delilleri açıktır. dönüp ve hareket eyleyip. o damlalar toprak olup gözden yiterler. . unsurların parçalarından bilenmiş olup. her biri kendi mertebesi altından son yükseklik mertebesine ulaşıp. varlıkların mertebeleri tek silsileyle bileşik ola ve insanlık mertebesinde nihayet bula. Zira ki o. önce madenler hasıl olup. havanın rutubetine nispetle azdır. meyvesiz kalır. Şu halde zaman devrinin tamamlayıcısı. insana hizmetçidir O. Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır. Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır. ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Havanın suya dönüştüğüne delil budur ki. hamur etmişlerdir. Bundan sonra damlalar çoğalıp. Ey aziz. Zira ki o. cümle azası. alevleri yükseğe meyl ile gidip. suyun soğukluğuna bürünse hava su olur. Suyun toprağa dönüştüğüne delil: Yağmur damlaları indikte. Bu aracıların vücudunda hikmet budur ki. hizmet ve ikram edilendir. Bütün eşya. Zira ki o damlaların rutubeti. ateş küresine bitişirlerdi. bitki. toprak parçası onlarda ziyade bulunmuş iken odun ateş ile yandıkta. Üçüncü Madde Dört unsurun başkalaşımın delillerini. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasındaki aracıyı bildirir. Hayvan kemalini buldukta. Zira ki. Bu durumda damlaların rutubeti toprağın kuruluğuna bürünüp. bahar ve güz mevsimleri sabahında. su toprak olur. mumlar yandıkta. Zira ki. unsurların. Toprağın ateş olduğuna açık delil odur ki: Bitkiler ve ağaçlar. suyun yüzünden yukarı gelip. Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur.

teklik mertebesinden akıllar üzere ve onlardan unsurlar ve toprak üzere iner ve feyz verir ki. bu makamları geçip yine kendi makamına gidip. Bu geçişler. akıllı ve ârif olur. Ondan eriyen cevherler mertebesine ulaşmıştır. iniş mertebelerinde kâh ateş suretinde. İlahî nur ve sonsuz feyz. onların başlangıcı kaygan çamurdur. insan mertebesine geçer. meni suretini bulup. sonucu onadır. devresini tamam eyler. Bundan sonra topraktan madene. hayvan yeygisine layık olmaz. topraktan ağaçlara gelir ve meyve suretine girip. felekler ve unsurlardan toprağa gelinceye dek süratle olup. kâmil insandan hazreti Hak'ka vâsıl olur. vücutlarda devrinin keyfiyetini bildirir. Ey aziz. tavır ve mazharların her birine ulaştıkça. buna: Başlangıç ve iniş kavsi dahi derler. darı şekline girip. o umumî vücudun düşüşlerinden ibarettir. Bu geçici vücudun işinin devretmek olduğunu duyurmuştur. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. yenmeden önce zail olur. kan pıhtısı ve et parçası olup. eti yenenlerden olmuşken. yenmeden önce zail olur. o nur. geçici olan umumî vücut.Dördüncü Madde Ruhların çıkış ve dönüş yerini. Kâh olur ki. kemâlini bulmaz. dünyada kâmil olsa gerektir. (Her şey aslına döner) düsturunca. kâh toprak suretinde nice gecikmelere uğrayıp duraklar. hayvan yeygisine layık olmaz. o mazharın özelliğiyle nitelenir. O ki: "İşin başlangıcı ondandır. Kâh olur ki. Bundan . hayvan ve kâmil insana gelinceye dek yükselişinde süratle gelir. onun kemâle ermeye liyakati olmaz Onun seyri. akıllar. Kâh olur ki. Bu yolla nice yıllar gecikir. Bu yolla nice yıllar gecikir." buyurmuştur. insan gıdası olup. Yahut bitki olur lâkin kemâline ermezden önce bozulup. kâh bitki suretinde. bir hayvan. çıkış kavsi dahi derler. aslına gider. akıllı. Topraktan madene ve ondan bitkiye ve ondan hayvana v ondan olgun insana gelinceye dek bunların cümlesi sonuç yoludur. Kâh olur ki. Kâh olur ki. Onun seyri. bakır. filozoflar demişlerdir ki: Umumun feyzi ve onlardan dokuz feleğe ve onlardan dört tabiata ve onlardan dört unsura ta toprağa gelinceye dek yolların tümü başlangıçtır. insan suretine gelir. nefsler. arpa. insan şekline gelip. olgun ve ârif olur ve ilk akla ulaşır ve çıkışı tam hasıl olur. Kâh olur ki. kalay. Bu dönüşe: Dönüş yeri. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. insan suretine gelip kemâle erinceye değin türlü tutkularla haps olup kalır. Çıkış mertebelerinde kâh maden suretinde. dünyaya hayvan gelir nâdân gider. bitki. insan yiyeceği olup. Fakat o vücut ki. Lâkin ilk akla ulaşamaz ve kemâlini bulamaz. bitkiler âlemine girerken bazı âfetler ârız olup. süratle buğday. demir. başlangıçta o makamdan gelip. Şu halde aslî muhabbed hükmüyle ve oluş hakikatlerinin yönelişleriyle. Sonra ondan taşlar mertebesine yükselmiştir. lâkin kemâl mertebesine ulaşamaz. Bu hemen o ilâhî nurdur ki. inişlerde duraklama olmaz. maden. O. meni suretini bulup. malûm olsun ki. kâh hava suretinde. ana rahmine dolup. kâh su suretinde. Kâh olur ki. Külli aklı bulamaz. O vücut ki. ondan bitkiye ve ondan hayvana ve ondan insana ve ondan kâmil insana yükselip dönerek. iniş ve çıkış mertebelerinde duraklama olup. bitki olamaz. o tavrın rengiyle renklenip. kâh hayvan suretinde. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. yükseliş mertebesini kısaltıp. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. Bu şerefli vücudun yükseliş başlangıcı madenler olmuştur ki. Kâh olur ki. Meselâ o geçici vücut. Topraktan. birinde takılıp kalmaz. İnsanlar tarafından yenmeden bozulur ve hayvanı insan mertebesine naklettiremez. yerden tekrar bitmeye muhtaç olur. gümüş ve altın gibi madenlerdir.

İlâhî ahlâk ile dolmuştur. O insan ki. Her kim ki. kendini inkâr ve itiraz ateşine salmıştı. Bütün varlıklar. yakut ve zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmiştir. O. kemâl mertebelerinin suret ve sîretinde ilerleyip. bütün varlıklara beraber ulaşır. Bir varlık iken çeşitli suretler ile ortaya çıkmıştır. Allah'a tapar olmuştur. bitkisel belirtilerle gelişip. kendi rabbinin terbiyesinden çıkıp Rabler Rabbinin dairesine girmiştir. Bu varlık dairesini bir filozof ilahi şekline getirip. Bundan sonra tohumla biten bitkiler mertebesine ve ondan ağaç suretine varıp. Kim ki. Ta mercana varıp. Zira ki. muradı hasıl olmuştur. o semte yönelik ve bakıcıdır. O halde her ortaya çıkış ve suretin boyasıyla boyanıp. kamil bir insan kendi halini beyan ile şöyle mânalandırmıştır: Devredip geldim cihanı yine bir devran ola Ben girem bütün sarayı yıkıp virân ola Beher can tuğyan edip cismim gemisin dağıda Yerler altında bu cismim hâk ile yeksân ola Dört yanımdan nâr ve bâd ve âb ve hâk edip hücum Benliğim onlar alıp bu varlığım tâlân ola Dağılıp terkibim otuz iki harf ola tamam Nokta-i ruhum kamunun gevherine kân ola Bu vücudum dağı kalkıp itile yükler gibi Şeş cihâtım âçılıp bir haddi yok meydan ola .sonra la'l. Filozofun farsça mesnevisini. o mertebeden dahi yükselip. Onun başlangıcı ilk akıl. kendi bağlı olduğu rabbin terbiyesinde kalmıştır. nihayet bulmuştur. yükseliş kavsini beş beyit ile işaret edip belirtmiştir. sonucu kâmil insan kılınmıştır. ta hurma ağacı olmaya yetmiştir. üzüntülerden kurtularak. çok mertebelere yakın olmuştur. umumî vücut işinin devri böylece bulunmuştur ve bu geçici vücut. Hurma mertebesinden. ona uygun parıltı almıştır. yani kendi tabiatının zindanından ruhun fezasına gelmiştir: O kimse nefsin putunu kırıp. İşlerinde gam ve keder denizine dalmıştır. o isim ona rab olmuştur. Rabbanî feyz. külli akla ulaşmıştır. Bütün vakitlerinde âlelem halkıyle kavga ve münakaşa edip. kâmil insanda birleşip. Böylece vücut dairesinin sonu öne gelip. hayvan mertebesine yükselip yıllarca o mertebede yaşamıştır. kamil insan olup. Her nesnenin bir ismi vardır ki. kâmil insan mertebesine gidip. Devresini tamam edip. tohumsuz biten bitkiler mertebesine gitmiştir. Çünkü geçici varlık olan Rabbanî feyz. insan suretine gelmiştir. Herkes kabiliyeti kadar feyiz verici Allah'ın feyzine naildir. tamam bilinmiştir. Zira ki. çeşitli görünüşlerde ortaya çıkıp. Bu mertebede varlık dairesi birleşip. Bütün vakitlerinde halkın tümüyle barış ve iyilik içinde olup. bir daire şeklinde resmolonmuştur. O mertebeden dahi yükselip. ebedî saadeti bulmuştur. Ta iş ve surette insana benzeyen goril ve maymun mertebesini bulmuştur. külli akla ulaşmıştır. bilginin olgunluğuna erip. o kimse hakkı unutup kendine tapar olmuştur.

hava ve toprak. kimi hayvan ola. Bileşiğim dağılıp. 7-BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Maddede ve zihinde hasıl olan eşyanın sayılarını beyan eden matematiğin. ki kavis şeklinde görünür. kimi sebze. her mâna bir suret giyip. mutlak sayıyı. durumlarımı fikredeler. İki kaş arası veya daha yakın olma sırrı onda bilinir. sahih sayıları. O gün karışıklık günüdür.) Mümkündür ki. Ben bütün sarayı yıkıp gidem. kamunun gevherine maden ola. halkalar hep yeniden. şaşkın ve hayran ola. tam sayıyı ve artık sayıyı özet olarak bildirir. matematikçiler demişlerdir ki: Matematik ile özel bilgilerden. dönüş vaktinde asla ulaşmak ile aradan kaldırılır. tamam otuz iki harf ola. Bir doğru çizgi onu iki eşit parçaya böler. malum olsun ki. on madde ile açıklar. sanki baharistan ola. bu varlığım tâlan ola. . bu bölüm bitip. varlığı gerekli olan ile varlığı mümkün olanı bir daire farz edesin. Her can. yükler gibi itile. kimi insan. Şimdi bu çizgi ile bir daire. yerler altında toprakla bir ola. çok önemli ve çok lüzumlu olan kaidelerini. Ey aziz. Bu cismim. on kolay yöntem üzere. Ruhumun noktası. benliğimi onlar alıp. Ateş. Şimdi filozofların yöntemi üzere. Bütün fikir ve duygularım o arsada haşrolup. varlığın devranını bu miktar beyan ile. tam sayıları. taşkınlık edip. Bu durumda varlık dairesi olduğu gibi bir görünür. sınırı yok bir meydan ola. yarım sayıyı. her biri halimi bildiğinde. astronomi ilmine vasıta ve mukaddime olan matematik ve hendeseden birer bölüm yazılmak münasip görülmüştür. su. dört yanımdan hücum edip. Dostlar kabrime gelip. Ona hayalî çizgi ve dairenin çapı derler. Birinci Madde Sayının tarifini. cismin gemisini dağıda. Altı yönüm açılıp. dokuz kesiri. Bu vücudumun dağı kalkıp. sözlerini okusun ki sırrına konuk ola. virân ola. O zaman her kim bu dertli niyazı ister. Çünkü bu hayalî sayıdan ibaret olan hayalî çizgi.Cümle efkâr ve havâssım haşr olup ol arsada Kalkalar hep yeniden sankim bahiristan ola Yevm-i tübladır o gün her mânâ bir sûret giyip Hem kimi sebze kimi hayvan kimi insan ola Kabrime yârân gelip fikredeler anvâlimi Her biri bilmekte hâlim vâleh-i hayran ola Her kim ister bu niyâz-ı derdmendi ol zaman Sözlerini okusun kim sırrına mihman ola (Dolanıp geldim cihanı yine bir dolanma ola.

ki toplamı tamam (6)'dır. (15). kök almanın. Fakat asal sayı (11) gibi olur ki. üçe bölünce. diğer bir sayıyı çıkarmaya: çıkarma derler. Eğer farz olunun bir ybaşka sayıya bağlı olduysa ona: Kesir derler. bölmenin. yirmi sayısının dörtte biridir. dörde bölündükte. dokuz elde edilip. birin üç mislidir. (12) gibi. . başka bir sayı üzerine eklemektir. Bir ayıyı. beşin yarısı. kendi parçalarından fazla olursa ona: Eksik sayı derler. toplamanın. matematikçiler demişlerdir ki: Sayıların basamaklarının usulü üçtür: Birler. Özet olarak tarifler: Toplama bir sayıyı. çarpım ve bölümün sonuçlarını bildirir. Sayı bir kemmiyettir ki. Bir sayıyı. Zira ki. Eğer temel sayı.bilinmeyen sayı ortaya çıkar. burada (1) pay. ikiye bölmenin. kare kök almanın tariflerini. toplamı dokuz basamağa ulaşmıştır. binler. Mesela dördü. 1/3) (üçte bir). (9)'un kökü (3)'tür. yani başka bir sayıya bağlı değilse ona: Sahib (tam) sayı derler. Eğer tam sayının. diğer sayıyla çarpmaya: Çarpma derler. dört sayısı. beş kere üç: onbeş olduğu gibi. kendi parçalarından eksik olursa ona: Artık sayı derler. Ey aziz. o. Üçü. beşte biri olduğu gibi. 1/9 (dokuzda bir) 1/10 (onda bir). yüzbinler. yüzler. (6)'nın yarısı (3). üçtebiri (2). Bir sayısı. Eğer temel sayı. milyonlar. yüzler. Birin tekrarı iki olduğu gibi. (4)'ün kökü (2). birin diğer çarpılana nispeti gibidir. Dokuz kesir şunlardır: 1/2 (yarım). Çarpım. 1/6 (altıda bir). Bir sayıyı ikiye bölmeye: Yarısını alma derle. Bulunan sayıya ise: Karesi derler. ne kesiri ne kökü vardır. Zira ki (12)'in yarısı (6). çarpmanın. İkinci Madde Sayıların usul ve füruunu. Bir sayısı. sekizde biri 51)'dir ki toplamı (7)'dir. 1/4 (dörtte bir). o sayının kökünün üç olduğu gibi. bir sayı istemektir ki. 1/7 (yedide bir). Bunun için payda olan (8)'e eksik sayı derler. kendisiyle çarpmaya: Karesini alma derler. Eğer temel sayı. Üçü. malum olsun ki. 1/8 (sekizde bir). altıya bölünce yarım ulunduğu gibi. dörtte biri (2). beşe çarpmaktan. iki. Üç ile beşin toplamı sekiz ettiği gibi. Oniki. birbuçuk. (2) paydadır. iki çarpılandan birin ona nispeti. bunların toplamı (15)'tir. Füruu da altı olup. diğer bir sayıya bölmeye: Bölme derler. Bundan sonra sırasıyla: Onalr. bölenin bölünene nispeti gibidir. dörtte biri (3). Bölme ise çarpmanın tersidir. beşin beşte biri olduğu gibi. Dördün yarısı. (8) gibi. Zira ki (8)'i yarısı (4). Bir sayıyı bir kere tekrar etmeye: İki kat alma derler. Üçün karesinin alınmasından. basamakları vardır. istenen sayı üçtür ki. (6) gibi. Beşten iki eksilse üç kaldığı gibi. onmilyonlar. Bir ayıyı. Yarım gibi 1/2. ikibuçuk olduğu gibi. (12)'den fazla olduğundan ona: Artık sayı derler. Bu tertibin tablosu şu şekildedir: Birler Onlar Yüzler Binler Onbinler Yüzbinler Milyonlar Onmilyonlar Yüzmilyonlar. 1/5 (beşte bir). altıda biri (2)'dir ki. yirmi sayısının beşte biridir. çıkarmanın. zira ki. öyle bir sayı elde etmektir ki. beşe ya beşi dörde çarpmaktan yirmi sayısı elde edildikte. basamaklarını. saydığımız dokuz kesirinden bir kesiri varsa yahut kökü varsa ona: Temil sayı derler. bir. Bu durumda olmayanlara asal sayı derler. kendi kesirlerinden olan parçalarıyle eşit olursa ona: Tam sayı derer. onlar. altıda biri (1)'dir. üçte biri (4). yüzmilyonlar. bir'e ve ondan türeyene denir. Asıl çarpılan sayıya da: Kök derler. İlk başta birler basamağıdır. bölüm. ikiye bölünce. onbinler. Ama sayı eğer mutlak ise. Bir sayıdan. beşin. Beş sayısı. Mesela oniki. iki kat almanın. onun bire nispeti.

ona ulaşırsa. işlemi tamamlamak için anlatılan tarz üzere gidersin. toplama çizgisinin altına ve o basamağın hizasına yazıp. her bir basamak tamam oldukça bakarsın. Her on için bir sayısını tutup. kendi altında bulunan sayılara eklersin. Eğer bu basamaktakilerin de toplamı. o basamağı yani o sayıyı aynıyle toplama çizgisi altında toplam satırına geçirirsin. onlar basamaklarını. iki veya daha fazla sayıyı toplamak murat eyledikte. birler basamaklarını biribirinin altına.dördün üç misli olduğu gibi. her basamakta bulunan sayıları. Ta sayılar bitinceye dek bu minval üzere gidersin. Eğer toplanacak sayılar. on'u bir itibar ederek yüzler basamağına nakledersin. o basamağın altına yazarsın. o on sayısını bir sayarsın ve solunda olan onlar basamağındaki sayı üzerine eklersin. toplamı. toplama çizgisinin üzerinde kalan rakamlara itibar etmeyip. her bir ismin sayısını rakamlarla onun sağında hizalarında birler. Eğer soldaki basamakta sayı yoksa. Bundan sonra sağdan başlayarak. Ey aziz. üçten ya dörtten fazla olursa: Her dört sayıyı bir çizgi altında toplayıp. toplama çizgisi altında sayısız basamağın hizasına yazarsın. yüzler basamaklarını aynı şekilde biribirlerinin altına yazıp. solda bulunan basamağın sayısına eklersin. Üçüncü Madde Toplamanın en kolay yolunu bildirir. Eğer toplam. onlar. solunda olan basamağın bir'idir. buna karşılık alta bir sıfır yazıp. sol tarafta kendi mukabilinde belirtirsin. altlarındakiler üzerine ekleyip. Her sayının ismini yani her kıymetin metaının adını. yüzler basamaklarında bulunan rakamlarını kendi basamaklarında yazarsın ve sayı bulunmayan basamağa sıfır koyup. on'dan fazla olursa. Her basamağınki yerinde sayı bulunmaz. onu. fazlayı. Eğer ondan az ise. Bu belirtmenin kanunu budur ki. sağdaki her basamağın on'u. Zira ki. Sureti budur: 00373 Mushaf-ı şerif 0032 02318 Tefsir-i mealim 0654 73514 sağlama: 2/2 Tefsir-i gâzi 0710 _______ Tefsir-i kebir 76205 _____ Toplam 2287 Sağlaması: 4/4 Cami-i buhari 0921 Lugat-ı kamus 0567 _____ 3775 . toplama çizgisi altına. malum olsun ki. matematikçiler demişlerdir ki: Toplamanın en kolay yolu budur ki. ona toplama çizgisi derler. altı bir çizgi çekersin ki. tutulan sayıyı. toplanacak sayıların eşyasının isimlerini bir uzun kâğıdın sol tarafına biribirinin altına yazdıkça.

Üzerinde toplama yapılan kâğıda: Dilli defter. Eğer bir şey kalmadıysa sıfır yazarsın. Çıkarmanın sağlaması. Eğer onlar basamağında sayı kalmadıysa. kalanını çıkarma çizgisi altında yazarsın. malûm olsun ki. Her basamağı kendi hizalarından çıkarıp. O halde işlem doğrudur. Ey aziz. matematikçiler demişlerdir ki: Hakikatte iki kat alma. alınan iki sayıyı. Belki her basamağı kendi misliyle toplarsın. Bu durumda öteki basamaklarda da aynı işlemi sürdürürsün. toplamada yazıldığı gibi. Ey aziz. Değilse yanlıştır. o bir. geride 2 kalır. yazıp sağdan başlarsın. Alttaki sayıların toplamından dokuzlar atılınca (4) kalır. bu rakamlara: Kara cümle derler. yoksa yanlıştır. yüzler basamağından bir alırsın ki. Bunun iki katı dörttür. toplamdaki rakamların toplamından dokuz ve katları çıkarılınca elde edilen sayıya eşitse. matematikçiler demişlerdir ki: Yarıya bölmenin kolay yolu . onlar basamağına nispetle on'dur. Misali budur: 320573 ______ 641146 Sağlaması: Üstteki sayı dizisinin toplamından (9) lar atılınca. Toplamanın sağlamasını yapmak için her sayıdaki rakamlar toplamında dokuz ve katları çıkarılır. malûm olsun ki. yapılan toplama işlemi doğrudur. üstteki yani kendisinden çıkarılan sayılar dizisine eşitse. Altıncı Madde Yarıya bölmenin kolay yolunu bildirir. Dördüncü Madde Çıkarmanın kolay yolunu bildirir. işlem doğrudur. kalanını çizginin altına yazarsın. iki misli toplamaktır. Ey aziz. Eğer çıkarılacaksa işlemi yapıp. 270753 029872 ______ 240881 Beşinci Madde İki kat almanın kolay yolunu bildirir. Eğer toplanan sayıların rakamları toplamından dokuz ve katları çıkarılınca bulunan sayı. matematikçiler demişlerdir ki: Çıkarmanın kolay yolu budur ki. çıkarılan sayılarla çıkan sayıların toplamı. İşlemi gereksizdir.

Kaide: Eğer iki çarpılanın birini. basamaklar üçtür ki ikincisi yüzler basamağıdır. O halde tek sayıları birbirine çarpıp. o bir için yine beş sayı tutup. Eğer yarılananın yarısı. onlar. İkincisinde. bir kere ya ziyade katlayıp. her birine başka çarpıp. önceki gibi yirmiyi onlar itibar edersin. Tek ise o kesir için beş sayı tutup. yüzler. Ey aziz. katlama ve parçalamadan sonra her ne miktar sayıya ulaşırsa. tutulanı öteki basamağın önceki cinsinden kabul edersin. çizginin sağında elif (1) şeklinde başka çizgi çekersin. tekine indirilse. Üçüncü kısımda. malûm olsun ki. kesir kalırsa. Bu iki kısımı çarpmakta kolay yol budur ki: Bu iki kısımda bulunan birlerin gayrisini birlerden olan tarafa verirsin. onaltı'ya çarpmak gerektiğinde birinciyi iki kere katlar. onu önceki basamakta bulunan sayının yarısı üzerine eklersin. yarılayanın yarısı sağlamasıyla uyuşuyorsa işlem doğrudur. önceki surette onikiyi yüzler itibar edersin. tek sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. Şu şekil üzere: 8730313 _______ Sağlama: 7/7 4365156 Yarıya bölmenin sağlaması. tek sayıyı tek sayıya çarpmaktır. Zira ki. İkinci surette yirmiyi binler kabul edersin. sayıları yukarıda geçen minval üzere yazarsın. Bu sonucu toplarsın: Üçyüz elli olur. Birincisi. sonra da yirmiye çarparsın. son çarpılanı dahi onun sayısı kadar eşit parçaya bölersen. Orada bir veya sıfır varsa. iki çarpımı toplarsın: Üçyüz yirmi dört olur. yoksa yanlıştır. Zira ki basamaklar beştir ki dördüncüsü yüzler basamağıdır. yarılayanın toplamı alarak olur. Üçüncüsü bileşik sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. Birleri birlere çarparsın. Zira ki basamaklar dörttür ki o üçüncüsü yüzler basamağıdır. mesela ondördü yirmibeş'e çarpmak murat eyledikte. meselâ dört sayısını elli sayısına veya üç sayısına dörtyüz sayısına çarpmak murat eyledikte. elde edileni tutarsın. bu surette önce dördü beşe. Orada bir'den gayri sayı varsa o tuttuğun beşi. Ama üçüncü çeşitte. sonra yirmiye çarparsın. . çizgi altına yazarsın. Bundan sonra iki çarpılanın basamaklarını toplarsın. Bu durumda basamaklar tamam oldukta. Birincisi. Birincisi üç kısımdır. önceki basamağın altına yazarsın. bu minval üzere basamakların sonuna gidersin. birbirine çarparsın. mesela otuz sayısı kırk sayısına veya kırk sayısı beşyüz sayısına çarpmak gerekse. Bu kaide çok önemlidir. Sayı çift ise tam yarısını yazarsın. birer. binler basamakları olan sayıya çarpmaktır. Mesela yirmibeş'i. İkincisi tek sayıyı. hesabını tez bilir. Yatay çizgiyi çekersin ve solundan başlayarak. O çarpmanın sonucu cevap olur.budur ki. dörtyüz olur. matematikçiler demişlerdir ki: Çarpma üç çeşittir. İkinci surette yirmiyi. önceki çeşide dönersin. beşe. bundan sonra onu. Dört sayısını yüz sayısına çarpmağa döndürme olup. Ama ikinci ve üçüncü çeşitte bileşik sayı. ikinciyi iki defa bölersin. Bunu bilen. iki çarpımı toplarsın: Binüçyüz seksene ulaşır. Yedinci Madde Çarpma çeşitlerinin en kolay yolunu bildirir. her basamağın yarısını kendi hizasına.

sonra çarpımı dokuza sonra da ona çarparsan: İkibinbeşyüzyirmi elde edilir ki. yukarıdaki minval üzere işlemi tamamlarsın. matematikçiler demişlerdir ki: Bölmenin kolay yolu budur ki. o istenen bölümdür. çarpım satırında önce bir sıfır koyarsın. Bundan sonra teki. Zira ki. birler bulunmadıysa altına sıfır koyarsın. onarı satırın sağının dışına yazarsın. ayn sahibi dört. yedi. dokuz ve ondur. Latife: Eğer ayın günlerini. dokuz kesirin paydası elde edilir ki: İkibin beşyüz yirmidir. iki sıfır koyarsın. onu bölene çarpasın ve onun sonucu bölünene eşit ola. önceki basamakta bulunan kendi suretine çarpıp. kesirlerin paydasından soruldukta: "Haftanın günlerini çarp seninin günlerine. Eğer birler ile sıfırlar olursa. Sekizinci Madde Bölmenin kolay yolunu bildirir. Eğer birleri. Şu şekilde: 63043 500 ______ Sağlama: 8/8 31521500 Çarpmanın sağlaması: Çarpanın sağlamasını. sıfıra çarparsan. Her on için bir tutup. Mesela beş. Onlar için sayılarınca birler tutup. İkisini dahi anlatılan şekilde yazarsın. O halde eğer ona eşit olursa. Eğer o sonuç bölünenden az geldiyse ve bölenden eksik olduysa. ki tek sayıdır. Eğer onlar bulunup. Eğer harf-i ayn olan kesirlerin paydalarını birbirine çarparsan yine dokuz kesirin paydasını bulma yoluna gidersin. altmışüç bin kırküç sayısına çarpılsa: İşlemin sureti şöyle yazılır: 63043 5 ______ 315215 Eğer çarpan elli sayısı olursa.Eğer sayıların basamakları çok olur ve işlem zor olursa kalemle kolay olur. Ey aziz. onun çarpım sonucu üzerine eklersin. . Eğer çarpan beşyüz sayısı olursa. elde edilen üçyüzaltmış günü. birler basamağının altına yazarsın. sonrasında sayı varsa." Eğer önce dördü yediye. Nitekim Hazreti Ali kerremullahü vecheye. o eksik sayıyı bölene nispet edersin. öyle bir sayı istersin ki. çarpımın birlerini. haftanın günlerine çarparsan. dokuz kesirin paydalarıdır. malûm olsun ki. Veya bölenden az ve eksik gele. Bu durumda çarpımın sağlaması ötekilerinkine uygun geldiyse işlem doğrudur. Eğer sonrasında sıfıra varsa. Vakta ki teki bileşiğe çarpmak murat edersin. yılın aylarıyla çarparsak. değilse yanlıştır. o sıfırın altına sıfır koyarsın. çarpılanın sağlamasına çarpmakla olur. o onlar sayısını sıfırın altına koyarsın." buyurmuştur.

ki. bir başka basamak daha eklersin. altına bir çizgi çekersin. altına koyarsın. o sonuç onikidir. bölenden eksik olur. Aranan sayının çarpım sonucunun bölünen ile eşit olduğuna misal: Onikiyi dörde bölmek gibidir. onun sonucu bölünenden az olur. Şimdi buna: Dört ev derler.O halde o nispetin sonucu. bölünenden bir sayı eksiktir. son basamağa bakarsın. üç artar. Onu bölen sayı olan dörde çarparsan. toplam olur. Eğer öteki basamaktan çıkarmak mümkün değilse. Bu. Ondan dört evin mümkün olan fazlasını o basamaktan çıkarırsın. Sonra bölenin iki katını alıp. dörde bölmek murat eyledikte. O bölüm. Fazla sayıları bölmek için matematikçiler arasında makbul ve meşhur olan şekil. Dört ev işleminin sureti böyledir: 11 kesir _____ 121 _____ 2323 _____ 4167 _____ 9789 bölünen . Mesela: Onüçü. bölenden eksiktir. bölüm üçbuçuk olur. onun üzerine yazıp. Bundan sonra çizginin altında yazılan sayıları toplarsın ki. artık bir kesirdir ki onun paydası ondörttür. onun sağında olan basamağı ona ekleyip bu minval üzere işlem yaparsın. oraya bir sıfır koyarsın. dört yoldur. Eğer bölünen ondört olursa. ikincisi onun katlamasıdır. bölüm altıyüz doksandokuz olup. evlerin sayılarının biri vaki olmadıysa. Birincisi. Bu ekleme üzere gidersin. Ta o basamaktan dört evin birini çıkarmak mümkün oluncaya dek ve evin sayısını. Bu çizgiyi bölenin altına kadar uzatırsın. Onun hizasında çizginin altında çıkarılan evin aynı sayısını yazarsın. Zira ki. o basamakların sağında olan önceki basamağın altına koyarsın. o basamağı yok edersin. aranan sayı üç olur. Ta bölünenin basamaklarının evveline ulaşınca dek işlemi tamamlarsın. ilk ev bölendir. Bundan sonra ikinci bölümü dahi iki kat alıp. Eğer bir sayı kalırsa. Bundan sonra bölüneni bu çizginin üzerinde ve bölenin solunda yazarsın. Mesela dokuzbin yediyüz seksendokuz sayısını. sonucu altına kaydedersin. Eğer bölünenden birşey kaldıysa ki ondan böleni eksiltmek mümkün olmaz. üçüncüsü katlamanın katlamasıdır. Bu surette bölüm üç sayısıdır. Bundan sonra soldan bölünenin sonundan başlayıp. elde edilen bu sayı ile bölümdür. ondörde böldükte. dörtte birle nispet edersen. bölüm üçbuçuk olur. dördüncüsü onun katlamasıdır. bölüneni yazıp. O. Eğer bir basamak eklemekle çıkarmak mümkün olmadıysa. Ondan onu iki kat alıp yine altına yazarsın. Şimdi o eksik olan bir sayıyı bölen olan dörde. Bu durumda o sayı kesirdir ki. Bölüm. Eğer çizgi altında bölünenin basamaklarından birinin hizasında. onun paydası bölendir.

Dokuzu ondan çıkarırsan bir kalır. Bir kalır. Diğer sayıların kökleri de bunlara kıyas ile ortaya çıkıp bilinir. Kırkdokuzun kökü yedidir. Kökleri de tamsayıdır. takriben o asal sayının köküdür. Eğer küçüğünü büyüğü götürürse mütedahildir (geçişlidir). bölünenin sağlamasına uygun olduysa işlem doğrudur. Yüzün kökü ondur. Yedinin kökü iki ve beşte üçtür. Ey aziz. Uygun değilse unutma ve yanlışlık olmuştur. bölenin sağlamasına çarpıp. kökü tamsayı olmasa onun kökünü çıkarmakta kolay yol budur ki: O asal sayının küçüğü. Seksenbirin kökü dokuzdur. onun en yakın kökü alınabilir sayısı dokuzdur. Dokuzuncu Madde Sayıların kökünü. matematikçiler demişlerdir ki: Eğer istenen sayı küçük ve tam sayı olursa onun kökünü almak kolay olur. Mesela beşin kökü alınmak istense. Eğer iki sayı eşitse mütemasildir (benzerdir). Eğer her ikisini bir üçünü sayı . onun altında en yakın ve kökü tam olan dördü. Altmışdördü kökü sekizdir. Bu durumda beşin kökü iki ve 1/5 olur. Onaltının kökü dörttür. Eğer istenen asal sayı olsa. Dokuzun tam kökünü ikiye katlar ve bir eklersen yedi olur. birden başka iki sayıdır.___________ evler 1 014 bölen 2 028 0488 4 056 211 8 112 699 bölüm _____ 140 (Tarif eski usule göre olduğundan şekilde de kitaptaki şekil muhafaza edilmiştir. Onaltının kökü üç tam yedi bölü yedi olur ki. tekrarlamak gerekir. Bunların hepsi tam sayıdır. Şimdi toplamanın sağlaması. Altıdan dördü çıkarırsan iki kalır. bu asal sayılara en yakın kökü alınabilen sayı örttür. Altının en yakın kökü alınan sayısı dörttür. Dokuzun kökü üçtür. Otuzaltının kökü altıdır. Şimdi bu. onun dahi sağlamasını sonucun üzerine eklemekle olur. Bu durumda altının kökü iki ve beşte ikidir. Mesela dördün kökü ikidir. kökü tam olan en yakın sayı ile bu sayının farkını alırsın. Ama onun kökü murat olunsa. yedi bölü yedi bir ettiğinden onaltının kökü dört olur ve tam sayı olur. sekizin kökü iki ve beşte dörttür. malûm olsun ki. O halde onun kökü üç tam ve altı bölü yedidir. artık kesir varsa. beşten çıkarırsın. Bayağı Kesirler Bayağı kesir. kesirlerini ve bayağı kesirlerin hesabının kolay yolunu bildirir. bir ilave edersin. Ona tam kök olan ikiyi katları ve bir eklersen beş olur. Yirmibeşin kökü beştir.) Sağlama: Bölünenin sağlamasını. Zira ki. Tam kökün iki katını alıp.

Sekizde birin dörtte biri muzaf kesirinin paydası otuzikidir. o kesir iki sayının vakfıdır (uygunudur). mükam. Eğer sonunda bir kalırsa o iki sayı mütebayindir. bölünenden kalan sayıya bölersin ta kalmayıncaya değin gidersin. Beşte birin altıda biri muzaf kesirinin paydası otuzdur. Bu ikisinden her biri ya tek sayıdır ki üçtebir gibi onbirden bir cüz gibi. ister mütevakıf. Mütemasil açıktır. İki ybölü dört. Bu iki sayı da mütevakıftır. birbirlerine izafe edilen kesirlerin tek tek paydalarının çarpımına eşittir. ona cüz denmiştir. O kesir ki. ünam derler. Fakat ötekilerin çoklarını azına bölersin. üç bölü dört gibi mükerrer kesirlerin de paydaları dörttür. 121 O halde bir tam iki bölü üçü böyle yazarsın: 2 (1 ____) bir tam bir bölü üçü böyle =1 1 0 1 3 0 1 3 (1__) bir bölü üçü böyle = 1 (___) yarımın altıda birini böyle ___ (___) beşte iki ve 3 3 3 1 12 2 0023611 dörtte üçü böyle = 2 ve 3 (___ ___ onüçte birin onbirde birini böyle __ min __ 5 4 5 4 11 13 11 (_____ = ____) 13. Eğer iki sayıyı bir başka sayı götürmezse mütebayindir (uyuşmazdır). Bunlar mütebadiyen ise birbiriyle çarparsın. Sekizde birin altıda biri muzaf kesirinin paydası kırksekizdir. Kaçan kesiri yazarsan. Muzaf asal kesirlerde araya min (=) yazarsın. . Eğer kesir ile tam olmadıysa onun yerine sıfır koyarsın. Muzaf kesirin paydası. Eğer kaldıysa. mütedahil ise büyüğünü alırsın: bu çarpımları üçüncü bir kesirin paydası olarak yazarsın. Yine hepsi birbiriyle çarpılır. Matuf kesirin paydalarını ybulmak için iki payda alırsın. onu kesirin üstünde ve kesiri onun altında ve paydanın üstünde yazarsın.götürürse mütevakıftır (bağımlıdır). Veya muzaftır ki altıdabirin yarısı gibi onüçten bir cüzün onbirden bir cüz gibi ve onbirden bir cüz ve onüçten bir cüz gibi. paydası ya tam sayıdır ki ikiden ona kadar dokuz kesirdir. Bağlı kesirlerde araya ve (+) yazarsın.11 143 Kesirlerin paydasına: Mahrec. böleni. Veya mükerrerdir ki üçte bir gibi onbirden iki cüz gibi. o iki sayı mütedahildir. üçüncü sayı onun paydasıdır. Kesir. eğer onunla tam sayı olduysa. Müfret ve mükerrer kesirlerin paydası aynıdır. ister ymütedahil olsunlar. Mesela bir bölü dördün paydası dörttür. Bu paydalar ister mütebayin. Eğer tam bölünürse. Veya paydası asaldır ki.

bir bölü üç.Kesirler çok ise aynı işleme devam edersin. mütehayin olan iki ile üçü çarparsın altı olur. bir bölü altı toplanırsa bir tam olur. Elde ettiğin oniki ile mütebayin olan beşi çarparsın. O halde dördü ikiye böler altı ile çarparsın. bir bölü üç. Bulduğun kesirin payını. Bir bölü iki. ortak bölenleri ikidir. Altı ise elde ettiğin altmış ile mütedahildir. Tek ise paydayı ikiye katlarsın. bir tam altıda birin yarısı olur. Mesela onbeş bölü dört kesirinin ref'i. Bunun için büyük sayı olan payı. Mesela bir bölü iki. Bölüm. Sonra paydalarını eşitlersin. tam sayı kısmı olur. Payı büyük olursa tam sayılı kesir olur. payın yarısını alırsın. tam sayılı kesire çevirmeye ref' denir. o kesirlerin paydası olur. Altı tam üç bölü beş için otuzüç ve dört tam üçte birin yedide biri için seksenbeş olur. üç tam üç bölü dört olur. payı olduğu gibi bırakırsın. Yedi ile altmış mütebayin oldukları için çarpar. Mesela iki tam bir bölü dört. Tecnis. tam sayılı kesiri bileşik kesir yapmaktır. dörtyüzyirmi bulursun. bir bölü dört toplanırsa. 1 1 1 6 4 3 13 1 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = ___ 2 3 4 12 12 12 12 2 111231 ___ + ___ = ___ + ___ = ___ = ___ 636662 1113216 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = 1 2366666 13361 3 x ___ = ___ -. Bayağı kesirleri toplamak ve iki kat almak: Verilen kesirlerin ortak paydasını bulursun. Bileşik kesiri. bileşik kesire çevrilse payda dokuz olur. Paydaları ikiden ona kadar olan dokuz bayağı kesirin paydalarını bulmak için. Bunun için tam sayı. küçüğü olan paydasına bölersin. kesirin paydasıyla çarpılır ve paya eklenir. payı paydasına eşitse bir olur. Altı ile dört mütevakıf sayılar olup. bir tam bir bölü beş olur. .2 x ___ = ___ = 1___ 55555 Kesirleri ikiye bölmek için payı çift ise. Bir bölü altı ve bir bölü üç toplanırsa bir bölü iki olur. bir ile toplarsın yedi olur. Bulunan sayı bileşik kesirin payı olur ve payda değişmez. Matuf kesirler bittiği zaman bulduğun sayı. Kalan da kesirin payı olur. payı küçükse aynı kalır. paydasına bölersin. Üç tane bir bölü beşin iki katı alınırsa.

dörtte biri olan üçü çıkarırsan bir kalır. kesir tam sayılı olur. Bulunan paylar bölünür. Mesela iki tam üç bölü beş ile dört tamı çarpmak için iki tam üç bölü beş bileşik hale getirilir ve onüç bölü beş olur. Mesela: Beş tam bir bölü dördü. üçe bölersen. Bölünen veya bölenden biri tam sayı olursa. tam sayı payda ile çarpılır. Artanı. bileşik kesire çevrilir. Onikinin üçte biri olan dörtten. Üç bölü dördü yediyle çarparsan yirmibir bölü dört olur. Çünkü üçte bir ile dörtte birin ortak paydası onikidir. üç tam bir bölü üç ile çarpılırsa sekiz tam bir bölü üç olur. onaltı tam beş bölü yedi bulursun. Önce tam sayılı kesirler. 5 5 5 10 Çıkarma yapmak için iki kesiri ortak payda cinsinden yazarsın ve birini diğerinden çıkarırsın. Kesir tam sayılı olursa. bölünen ya kesir. paydayı aynen yazarsın. dört bölü yedi bulursun. Zira ki. paydalar ortak olacak şekilde çarpma işlemi yapılır. beş tam bir bölü dörde bölersen. çarpmadan önce kesiri bileşik kesir haline getirirsin. Bayağı kesirlerin çarpımı: Tam sayı ile kesiri çarpmak için tam sayı ile kesirin payını çarpar. Mesela dörtte bir.4233 ___ in yarısı ___ . ya tam veya bileşiktir. 1 1 5 10 50 2 1 2 ___ 3 ___ = ___ + ___ = ___ = ___ = 8 ___ 2323863 1 1 13 36 468 20 5 3 ___ x 5 ___ = ___ x ___ = ___ = 16 ___ = 16 ___ 4 7 4 7 28 28 7 Bayağı kesirlerin bölmesi: Kesirlerin bölmesi sekiz kısımdır. önce onları bileşik kesir haline çevirir sonra çarparsın. İki kesiri çarpmak için payları ve paydaları çarparsın. Bu ise onikinin altıda birinin yarısıdır. Öteki misalleri bunlara kıyas ederek yapabilirsin. Bölen dahi ya tam ya kesir veya tam sayılı kesirdir. Elde edilen kesirin payı büyükse paydasına böler ve tam sayılı olarak yazarsın. Çarpılacak kesirler tam sayılı ise. ___ in yarısı ___ dur. 1 21 21 7 3 . Dört ile çarparsan elliiki bölü beş bulursun ki. Önce elde ettiğini ikiye bölersin. Kesirin paydası dört olduğundan dörde bölersin ve beş tam bir bölü dört olur. Üçü. Mesela: İki tam bir bölü iki. Kesiri kesre bölerken. üçte birden çıkarsa üçte birin yarısı olur. bir tam üç bölü dört bulursun. ortak paydaya pay alırsın. on tam iki bölü beş eder. Önce elde edilen büyükse. Üç tam bir bölü dördü beş tam bir bölü yedi ile çarparsan.

İstenen orta bulunur. malûm olsun ki. Meselâ: 26 ___ = ___ dörtlü orantısını düşün. dokuzu. Dörtlü orantının bölme yolu ise şudur ki: İki ortadan biri bilinmese ortalardan birini. iki ve altıdan ibaret olan yanları çarpar. Eğer taraflardan biri olan dokuz bilinmese. Eğer üç bilinmese. üçü. bilinen tarafa bölersin. taraflardan biri olan dokuzu üçe böler. istenen ikidir. ortalardan biri olan altıyı diğer taraf olan ikiye böler. istenen üç bulunur. Bu orantıda yanlar ve ortalar çarpımı birbirine eşittir. üç ve altı sayıları arasında. dokuza bölersin. iki ortayı çarpar. bu dörtlü orantı yoluyla çözülebilir. her zaman doğru ve hesabın esasıdır. ya eksiğe. matematikçiler demişlerdir ki: Bilinmeyen sayıyı bulmak için kurulmuş olan dörtlü orantı kaidesi. diğer orta olan üç ile çarparsın. ya muamelâta. dört. kullanışlı. Dörtlü orantı öyle bir dört sayıdır ki. Bulduğun bir tam bir bölü iki ile ikiyi çarparsın. Bu dört sayının biri bilinmezse diğer üç sayının yardımı ile bulunur. Bulduğun bir bölü üç ile altıyı çarparsan istenen iki bulunur. her yerde uygulanabilen. birincinin ikinciye oranı. belli olan ortaya bölersin. Bu anlatılan usûl. Mesela: İki. yanlışsız. Elde ettiğin bölümü diğer orta ile çarparsın ve istenen tarafı bulursun. dörtlü orantının çarpma yoludur. Mehazda soruya göre işlem yaparsın. Eğer iki ortanın biri bilinmezse iki tarafı çarpar bilinene bölersin. İstenen dokuz bulunur. Bilinmeyen altı olsa onikiyi ikiye böler aradığın altıyı bulursun. Eğer bilinmeyen iki ise ortalar olan üç ile dördü çarparsın. bilinmeyen bulunmuş olur. İki taraftan yanlardan beri bilinmese. ikinin dörde oranı üçün altı'ya oranına eşittir şeklinde bi dörtlü orantı kurulabilir. Ey aziz. ya toplamaya veya çarpmaya ilişkin olur. Bölüm. Aranan üç bulunur.5 ___ : 3 = ___ : 3 = ___ = ___ = 1 ___ 4 4 12 4 4 1 21 12 4 3 : 5 ___ = 3 : ___ = ___ = ___ 4 4 21 7 Onuncu Madde Bilinmeyen sayının bulunmasının kolay yolunu bildirir. Zira bütün bilinmeyenli problemler. Problemler: Gaflet olunmasın ki probmlemler ya fazlaya. Fazlaya bağlı olan soruya misal budur ki: Hangi sayı dörtte biri ile toplandığında üç olur: Bunu dörtlü orantı ile çözmek için verilen kesirin paydası olan dört sayısını alır mehaz dersin. bilinen orta olan dörde bölersin. Çıkan sonuç bilinmeyendir. iki ortadan birini bilinen tarafa bölersin. diğer taraf olan iki ile çarparsan istenen altı bulunur. Elde ettiğin onikiyi. . Eğer yanlardan biri bilinmeyen olursa. Eğer ortalardan biri olan dört bilinmezse. altıya bölersin. bilinen taraf olan altıya bölersin. İki ile altının çarpımı. Burada iki ile dokuza taraflar. Eğer iki bilinmese. üç ile dördün çarpımına eşittir. üçüncünün dördüncüye oranına eşittir. Ortalardan biri olan altı bilinmese. üç ile altıya ortalar 3 9 denir. Elde ettiğin bölümü diğer taraf ile çarparsın.

Bir çıkarınca orta iki olur. Çünkü soruların değeri farklı cinsi ile çarpılıp. . Eksiğe ilişkin olan soruya misal: Kendisinden üçtebiri çıkarılınca altı olan sayıyı bulunuz? Kesrin paydası olan mehaz üçtür. Orta Bilinen 2 6 Üç ile altıyı çarparsan. Bulduğun sayıya orta dersin. bilinmeyenin soruda verilene oranla eşittir. Onikinin üçte biri ile dörtte biri toplamı yedi olduğundan orta yedi olur. Me'haz Bilinmeyen 3 x ______ = _________ orantısına göre ___ = ___ yazılır. İki ile üçü çarpıp beşe bölersen. aynı cinsine bölünür. eksiltme yapılmışsa eksiltirsin. Ortak payda onikiye. Eğer soru üç dirheme beş rıtl gelirse iki dirheme kaç rıtıl gelir diye sorulsaydı: İki ile beşi zarpar üçe bölerdim. Misali budur: 4 x 12 2 ___ = ___ 5 . Muamelâta ait soruya misal: Beş rıtlın fiatı üç dirhem olsa. biri de soruda verilen sayıdır. x = 12 x = ___ = 2 ___ 5355 O halde kendisi ile dörtte birinin toplamı üç olan sayı. netice üç rıtıl ve bir bölü üç rıtıl olurdu. Böylece üç bilinen bulunmuş olur ki biri mehaz. iki rıtlın fiatı kaç dirhemdir? 5 2 5 rıtl 2 dirhem ederse ___ = ___ veya 3 rıtl x dirhem eder 3x Bilinmeyen dördüncü ortadır. Toplamaya bağlı soruya misal: Hangi sayının üçte biri ile dörtte birinin toplamı ondur? Buna benzer sorularda. bir dirhem ve bir bölü beş dirhem bulursun. Bu problemde mehaz dört. Mehaz ile bilineni çarpıp. Soruda verilen on olduğuna göre: Me'haz Bilinmeyen 12 2 ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 7 10 O halde oniki ile onu çarpar. Bilinen sayı altıdır. yediye bölersen istenen sayı olarak onyedi tam bir bölü yediyi bulursun. ortaya bölersen isteneni bulursun. iki tam iki bölü beştir. mehaz dersin. Mehazın vasıtaya oranı. elde ettiğin onsekizi ikiye bölerek istenen dokuz sayısını bulursun. ortak paydayı bulur ve soruya göre hareket edersin. biri orta. elde edileni. orta bir eklenerek beş. verilen sayı da üçtür.Yani soruda ekleme yapılmışsa eklersin.

boyutlarını beyan eden geometrinin. çizgi. ancak duyularla işareti kabul olup. Soruda verilen iki kat olduğu için yirmi dört olur. hakikatte yer tutup. çizginin son iki ucudur. İstenen sayı oniki tam bir bölü iki olur. çarpımları altı olduğundan orta altı olur. ikincinin üçüncüye oranına eşit olsa. ancak duyularla işaretlenip ancak bir cihetle bölünme kabul etse. beşin hangi sayıya oranına eşittir? denilse: Beşin karesini ikiye bölersin. astronomi için önemli ve lüzumlu olan şekillerini kolay bir yöntem üzere dört madde ile beyan eder. meselâ birincinin ikiciye oranı. Eğer ortalar bilinmeyen olsa. ona: Nokta derler ki. malûm olsun ki. yüzey ve cismin tariflerini. 8-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Cisimlerin miktarlarını. Dörtlü orantıda üç sayı bulunup ortalar eşit olursa. çizgi ve yüzeyin kısımlarını ve özelliklerini özet olarak bildirir. Birinci Madde Nokta. ortanın karesini bilinen yana bölersin ve bilinmeyen yanı bulursun. yanları birbiri ile çarpar ve kare kökünü alırsın. uzunluğu. O halde mehaz onikidir. o sayının dokuza oranı gibidir? denilse: Yanların çarpımı olan otuzaltının kare kökünü alırsın. noktayla biten. üçte biri iki olup. Yahut da dördün hangi sayıya oranı. Onikinin dörtte biri üç. Bu nesne. Meselâ: İkinin beşe oranı.Çarpma ile ilgili soruya misal: Hangi sayının dörtte biri ile altıda birinin çarpımı. genişliği ve derinliği olmayan bir nesnedir. kendisinin iki katına eşittir? Dörtte bir ile altıda birin paydaları dört ve altı olup ortak payda onikidir. geometriciler demişlerdir ki: Arazın kısımlarından her nesne ki. bilinmeyen orta bulunur. ona: Çizgi derler ki. astronominin başlangıcı olan geometriye de sıra gelmiştir. hiçbir cihetle bölünme kabul etmese. Allah'ı tanımakta yardımcı olan astronomi ilminin tahsilini kolaylaştıran matematik ilminin özetinden bu kadarla yetinilip. yanlardan biri de bilinmeyen olsa. İstenen altı sayısı bulunur. Me'haz Bilinmeyen 12 x ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 6 24 O halde oniki ile yirmidördü çarparsın. Ey aziz. bulduğun ikiyüz seksensekizi altıya bölersin ve istenen kırk sekiz sayısını bulursun. Arazların kısımlarından bir nesne ki. arazların kısımlarından her nesne . cüzü olmayan nesnedir.

Düz yüzey odur ki. mesafesi üzere farz olunan noktalar toplamı birbirinin hizasında ola. geometriciler demişlerdir ki: Her yüzey ki. malûm olsun ki. çokgenlerin açı kısımlarını. bunun tersi olup. birbirlerinden uzaklıkları. Çizgi. Geniş ve dar açıların bulunduğu üçgen. Paralel olmayan çizgiler.ki. ona: Yüzey derler ki. Arazlardan bir nesne ki. dörtgen derler. Eğer yüzeyi. iki çizgiyle kuşatılmış bir yüzeydir ki. bütün cüzleri eşit oyup. Doğru . düz olan iki ya fazla çizgilerdir ki. Yüzeylerin paralelleri ve paralel olmayanları. öteki tarafıyle ortasının görünüşüne eğri parçalar engel ola. Doğru çizgiler dahi ya paraleldir ya paralel değildir. geniş üçgen adı verirler. yedigen. Doğru çizgi odur ki uzunluğu. Bunların dışındakilere yamuk derler. duyularla işareti kabil olup. bilinir. Eğer kenarları eşit olursa: Kare. ongen derler. doğru ile eğriye ayrılır. ona eşkenar dörtgen derler. kenarlarının üçü dahi birbirinden farklıdır. Bu dahi üç kısımdır. yay. yani uzunluk. Yüzey ise. sekizgen. doğru çizgilerin tersidir. dört çizgi kuşatırsa. bir tarafı göze mukabil oldukta. Ey aziz. ona: kare derler. Eğer beş çizgi kuşatırsa. beşgen. kenarları bir noktada birleşir ki o iki çizgi bitişik olmaya. matematikte bahsolunan cisim bilgisidir. pay ve sintüsü özet olarak bildirir. Üçgende. kenarları eşit olmayana: Dikdörtgen. Paralel çizgiler. dörtgenlerin çeşitlerini. bunun tersidir ki. birbirlerine kavuşmaları mümkün olmaz. Açı iki kısım olup. yani bazı cüzleri yüksek. Birine: Çeşitkenar üçgen derler ki. dokuzgen. öteki tarafıyle ortasının ve diğer tarafının görünmesine bir engel olmaya. üç cihete göre bölünme kabul etse. Eğer yüzeyi. Kenarları eşit olmayıp. onu bir çizgi veya ziyade çizgi kuşatır. dik üçgen. Bunun aksine ki. düz olmayan yüzeylerin bazısına değirmi deler. çap. Düz olmayan yüzey. derler. Ama üçgen ve dörtgen dahi kısımlara ayrılırlar. Kürenin dış yüzeyinin yumruluğu gibi. çizgiyle biter. İkinci Madde Üçgenlerin kısımlarını. Açıları dik olup. Bu minval üzere on kenara varıncaya kadar ongen derler. dört kenarı olan şeklin. her üç kenarı birbirine eşittir. dar açılı üçgendir. ona: Cisim derler ki. Mesela koninin üst açısı gibi. çizgilerin paralelleri ve paralel olmayanlarıyla kıyaslanırsa. bir veya daha faza yüzeyin kuşatmasından bir cisimde meydana gelir. kenarları eşit olup. bir noktada bitişmeksizin uzayan iki çizginin arasında yumrusudur. dik açı bulundukta.Açı. bazı cüzleri alçak olmayıp. ya değildir. birine: Doğu açı derler ki. Aynen bunun gibi. Eğri çizgi. beşgen derler. dört kenarı eşit olursa ve dört dik açısı olursa. uzunluk mesafesinin cüzleri eğrilik üzere olup. Bunların yarımlarına: Yarım değirmi yumru ve yarım değirmi bükey derler. Birisine: Eşkenar üçgen denir ki. açıları dik olmayana: Eşkenar dörtgen derler. üç çizgi kuşatırsa. genişlik ve derinlik bakımından bölünmesi kabul olsa. Birine: İkizkenar üçgen derler ki. o nesne uzunluk ve genişlikle olup. ya düzdür. Birine geometrik cisim derler ki. bir tarafı göze mukabil oldukta. bir ucundan bir ucuna varıncaya dek o yüzey üzerinde farzolunan cüzlerinin çizgileri birbirine karşılıklı ve paralel ola. kiriş. dairenin merkez ve çevresini. Kenarları dörtten fazla olan şekile: Çokgen dahi derler. iki yanlarından doğruluk üzere sonsuza dek uzatılsalar. iki cihetle bölünme kabul etse. ancak iki kenarı beraberdir. yani uzunluk ve genişlik yönünden bölünme kabul etse. açıları dahi dik olmasa. Geniş açı bulunduğu takdirde. lakin kenar ve açılarından karşılıklı ikisi eşit olsa. ona: Yüzey şekli derler. ona: Üçgen derler. altıgen.

onlara: var sayılan devir noktaları denir. Ona: Küre kuşağı derler. büyük. bir devrini tamam ettikte. dairenin merkezi derler. Bir şekil o şekilde olursa ki. Kürenin çevresinde her nokta ki farz olunur. ona: Mücessem şekil derler. Merkezden o noktaya çıkan çizgi. Bir kısmına dahi geniş açı derler ki. gaflet olunmaya. ou bir veya daha fazla yüzey kuşatır. malûm olsun ki. küp. o cisme: Silindir derler ki. koni. bir kısmına: Dar açı tabir ederler ki dik açıdan küçüktür. iki kutbun arasını birleştirir. ötekilerine küçük daire adı verilir. Şimdi o çevrelenen yüzeye daire derler. o dairenin tabanıdır. İki tarafta bulunup. kendi benzeri dik bir çizgi olup. Bu iki kısmın kenarları doğru olmak lazım gelmez. Eğer o pay taban üzere dikey olsa. Merkezden çevreye uzanan çizgilerin her birine. o: Dik konidir. Bu düz yüzey. o daireye. o koninin payıdır. bu dairelerin dahi kutuplarıdır. hareket kutbu dahi derler. Kürenin iki kutbu. dairenin yarıçapı derler. düz bir yüzeyi bir yönüyle kuşatır ki. Onu çevreleyen eğri çizgiye. Merkezlerini birleştiren çizgi. Değilse eğik konidir. iki kutbun arasını yarıya bölmekle. ona: Koni derler ki. eğer bu pay o tabanlar üzerine dikey olursa. O daire. Eğer iki eşit paralel daire çevreleri arasını birleştiren düz yüzey ile bir cismi kuşatırlarsa. kuşağa oranla boyutları eşit olan her iki daire eşittir. onlara küre kutbu. Birine: Dik açı derler ki. doğru bir çizginin üzerinde. Merkezi. Eğer bir daire. o noktadan çevreye çekilen çizgilerin cümlesi eşit olur. iki tarafında oluşan iki eşit açıların biridir. Ey aziz. kuşağını. bir cismi kuşatırsa. Dairenin çapının yarısına: mutlak sinüs derler. Bir çap ki. Dik olan doğru çizgiye: Dikey derler. onun ortasından bir nokta farz olunup. Üçüncü Madde Mücessem şekillerden. o daireyi iki eşit parçaya bölüp. eksen ve hareketini. yavaş ve hızlı hareketlerini özet olarak bildirir. dairelerle dönencelerini. altı eşit kare kuşatırsa. o iki daire onun tabanlarıdır. Kirişin yarısına: Düz sinüs derler. Bu iki kısmın her birine: Parça adını verirler ve çevrenin her parçasına kavs (yay) adı verirler. o noktadan o cismin yüzeyine çekilen çizgilerin cümlesi eşit olsa. o şekile: Küre ve o yüzeye: Kürenin çevresi ve değirmi yüzey derler. Değilse: Eğik silindir derler. onun kutbu. ona: Eksen derler. küre şekillerini. bir daire ortaya çıkar. merkezden çam kozalağı yüzeyi gibi dar bir noktaya yükselip. Kirişin yarısından çıkıp. Merkezi geçip. kutbunu. daire çizgisi ve değirmi çizgi derler. her iki uca ulaşan doğru çizgiye -ki belirtilen yarıçaplardan her ikisinin tamamıdır dairenin çapı derler. biri büyük ve biri küçük olmak üzere iki kısma böler. bir daire çizer.Şekil bir uzamdır ki. Eğer o yüzey kürenin merkezini geçerse. dik açıdan büyüktür. merkez ve çevresini. çapın tamamıyle çevrenin bir yarısını kuşatır ve o daireyi iki parça edip. kürenin merkezinin aynıdır. Ancak iki karşılıklı nokta ki. O noktaya: Kürenin merkezi ve o çizgilere: Kürenin çaplarının yarıları derler. Eğer bir cismi. o ortada var sayılan noktaya. Bu çap ki. Anlatılan dairelerden o daire ki. yayın yarısına ulaşan dikeye: Sinüs eğrisi derler. o: Dik silindirdir. geometriciler demişlerdir ki: Her cisim ki. merkezi geçmeyen doğru çizgiye: Veter (kiriş) denir ki. o halde şüphe yoktur ki . O daireler birbirinden küçüktür ki. ona: Küp derer. silindir. yüzeyin içinde bir nokta farz olunsa.açı dahi üç kısımdır. daireyi iki eşit parçaya bölmeyip. kürenin kutbunun aynısıdır. o silindirin payıdır ki. bir küreyi iki parça eyledikte. bir eğri çizgi. ona paralellik eden bütün dairelerin en büyüğüdür.

bu kuşak üzerinde farz olunan o feleğin noktası. malûm olsun ki. eşit zamanlarda. Geniş açılı olan üçgenin ölçümü. Bileşik hareket odur ki. öteki kenarına çarpmakla elde edilir. onun yüzeyinin miktarını bildirir. bir felekten çıka. eşit açılar oluşturur. Muhtelif hareket odur ki. tektir. Lâkin her bileşik hareket. Yani bu feleğin çevresinde kuşak misilli farz olunan daire. Açıları eşit olan üçgen ölçümü. bu açısından kirişine çıkan dikeyi. Eşkenar dikdörtgenin ölçümü. bir gün bir geceye yakın bir sürede bir dönüşünü tamam eder. kenarlarından birini. kuşakta bulunan hareketine kıyasla yavaştır. bölüm o dairenin . öteki kenarın yarısına çarpmakla elde edilir. önceki saatte oluşturduğu açı. Çok kenarın ölçümü. Diğer saatleri dahi buna kıyas ile bilinir. Odur ki. Eğer dairenin çapı. O halde. en büyük felektir. çevresinin ölçümü elde edilip. merkez çevresinde benzerli hareket derle. bu feleğin yüzeyinde farzolunan nokta o hareketle eşit zamanlarda eşit mesafeler kateder. bunun yarısını. herhangi bir açısından kirişine çıkan dikeyi. Eşkenar olan çokgenlerin ölçümleri. feleğin yüzeyinde ya içinde var sayılan bir nokta ki. kendi yarısına çarpmakla elde edilir. Eğer dairenin çevresi. feleklerin hareketinde sabit bir şekilde sürer. ya basittir veya muhteliftir. çapına gerek kalmaz. Her basit hareket. basit değildir. âlemin merkezinin çevresinde doğudan batıya hareketle. anlatılan şekilde hareket eyledikçe her bir yıldız saatinde. bir kenarını. Kutuplarına yakın olan hareketi. yirmi ikiye çarpılıp. muhtelif değildir. kuşağına en yakın olan haraketinden çok daha yavaştır. çevresine bir ip tatbik edip.Dairenin ölçümü. Eşkenar olan üçgenin ölçümü. Ey aziz. Feleğin hareketi ya tektir ya bileşiktir. Bu işin bizzat kendisine bağlı olan farklılığı. dik açısını kuşatan iki kenarının birini. Önceki saatte kat eylediği onbeş derece kavse. Zira ki. her dairenin çevresi. Kürenin tamamı kendi yerinde durup. Eğer böyle olmasa benzerli demezler. üçyüzaltmış eşit dereceye bölünüp. Onun için bir dairenin çapı. o çapının tamamına çarpmakla elde edilir. Feleğin hareketi. üçe ve yediye bölünse. üçe ve yediye çarpılsa.Dik açılı olan bir üçgenin ölçümü. onun kuşağı üzerinde bulunan hareketi. çaplarının yarısını kenarlarını toplamının yarısına çarpmakla elde edilir. bir kenarının karesinin dörtte birinin iki katını üçe çarpmakla elde edilir. kuşağa paralel olan küçük daireler üzerinde bulunan hareketi. ikinci saatte kat eylediği onbeş derece kavsi eşittir. çapının yarısına çarpmakla elde edilir. çapının üç ve yedi katıdır. kendi yerinde hareketiyle merkezi üzere dönerse. Dikdörtgenin ölçümü. Her muhtelif hareket bileşiktir.bir küre. Yani bir şeklin ölçüm bilimi. ipe hacet kalmaz. Lâkin her tek hareket. iki çapından birinin yarısını. Bu harekete. Bu minval üzere hareketle âlemin merkezi çevresinde. ikinci saatte oluşturduğu açıya eşittir. benzerlinin tersi ola. birden fazla felekten çıka. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. hızlı olup. hareketi bu minval üzere iken hareketinin sürat ve yavaşlıkta farklılık göstermesi tabii bir iştir. Basit olan haraketi ki. Tek hareket odur ki. geometriciler demişlerdir ki: Bir yüzeyin miktarı onun ölçümüdür. o feleğin çevresinde eşit zamanlarda eşit açılar oluştura. onbeş derece mesafe kateder. Mesela dokuzuncu felek ki. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. ona: Benzerli hareket derler. Alemin merkezi çevresinde. o haraketle hareket eylese. çarpım yediye bölünse. Dördüncü Madde Yüzeysel şekillerin ölçülerini. mücessem şekillerin miktarlarını ve yüksekliği olan eşyanın yüksekliklerini bildirir.

ne miktara ulaştıysa.Bir yolu dahi budur ki: Bir asa dikip. en büyük dairesinin çevresine çarpmakla elde edilir. feleklerin cisimlerinin ve yıldızların ölçümleri ortaya çıkar. bilinmeyen bölüm olur. ondan uzaklaşırsın. o yüksek şeyin taşının düşüş yeri olan aslına varıncaya değin. o düz yerde boyundan daha uzun bir mızrak dikip. durduğun yerle aynanın arasındaki oranı. çarpım yirmiikiye bölünse. ondan o kadar uzaklaşırsın ki. Vakta ki. çapını. Burada bilinmeyen üçüncüdür. Allah Taâlâ'nın: "Göklerin ve yerin melekûtuna bakmazlar mı?" (7/185) remzi. görüşün o mızrağın tepesinden geçip. O kadar gidersin ki. bir tabanını çevresine çarpmakla elde edilir. durduğun yerle o yüksek şeyin. kendisi kadar olur. o yüksek şeyin tepesine vara. Kürenin bütün miktarları. bütün miktarı elde edilir. yediye çarpılıp. çapının yarısını. yıldızların ve feleklerin durumlarının keyfiyetini.Yüksekteki şeylerin yüksekliklerinin ne miktar olduğunu bilmenin kolay yolu budur ki: düz bir yerde bulunan yüksek nesnenin taşının düşüş yerine ulaşmak mümkün ise. Bunlara kıyasla bulutların miktarları. işte o yüksek şeyin yüksekliği odur. tabanlarnın yüzölçümleri ise. en yüze istek olan Mevla'yı tanımaya yardımcı ola. Yüksek şeyin yüksekliği ise üçüncüdür. bölüm o dairenin çapı olur. 9-BÖLÜM: İKİNCİ BAHİS Alemin şeklinin yuvarlak olduğunun isbatını. mızrağın senin boyundan fazla olan kısmına çarparsın. boyunun. hakîmâne on bölümle tafsil eder. Sonra elde ettiğin sayıyı. Şu halde bilinmeyen. üçgeninin yüzeyine çarpmakla elde edilir. ayak ile. Kürenin yüzölçümü. karenin ölçümünden bilinir. Şimdi. küpünden yedisini ve yedisinin yarısını atıp. durduğun yerle aynanın arasındaki mesafeye bölersin ve işte bölüm o yüksek şeyin yükseklik mesafesidir. âlemin yapısından da bir miktarca yazmağa gerektiren sebep olmuştur. Zira ki. Çünkü dörtlü orantıdan boyun yüksekliği ilktir ve ayna ile durulan yerin arası mesafesi ikincidir. Küpün ölçümü. ortalardan biridir. tıpkı dairede olduğu gibidir. yükse şeyin yüksekliğini bilirsin.çevresi olur. Şu halde yüksek olan şeyin gölge vaktinden. o yüksek şeyin ayna ile kendi aslı arasında olan oranı gibidir. bölüme kendi boyunu eklersin. iki tarafın çarpımını bilinen ortaya bilersin. kalandan dahi aynı şekilde kalandan doksanı atmakla. geometriden bu miktarca yazıldıkta. Güneş ufuktan kırkbeş derece yükseldikte. o aynada yüksek şeyin tepesini seyredesin. Ayna ile yüksek şeyin aslı dördüncüdür. her nesnenin gölgesi. Sonra ayna ile yüksek şeyin arasındaki mesafeyi boyuna çarparsın ve çarpımı. mızrağın tamamının arasındaki mesafeye bölüp. (Karenin ölçümünün altıya çarpımı) Dik silindirin yüzölçümü. Ta ki. Dik koninin yüzölçümü. Eğer dairenin çevresi. Bundan sonra durduğun yerden. gölgesinin sana olan oranını bilirsin. Yahut çapı.Öteki çözüm yolu da budur ki: O yüksek şeyin yakınında olan düz yer üzerinde bir ayna koyup. ya başka eşya ile ölçüp. tepesiyle tabanı çevresini birleştiren dikeyi. çevresinin yarısına çarpmakla elde edilir. bulduğun toplamı. BİRİNCİ BÖLÜM Cisimler âleminin biçiminin yuvarlak olduğunu ve âlem küresi üzerinde .

Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır. malûm olsun ki. cevheri. Zira ki ay. yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. İkinci kısımdaki çekişmeler. güneşin ışığı ondan kesilir. onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez. filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda münakaşa. dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. Birinci Madde Feleklerin yuvarlaklığının kabulünü ve unsurları ve yuvarlaklığa erişkin olan hayret verici meseleleri bildirir. cisimler âleminin ve yerin yuvarlak olması kabul edile. Ne zaman ay. Yani o işleri kabul. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri . alemin yaratıcısına cevher deyip. Ey azizi. zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. Bu felsefî görüş. Zira ki. bu ilmin kaideleri hepten bu esas üzere kurulmuştur. yerin gölgesinde kalsa. mücerret söze dayanır. mekândan münezzeh. Bundan başkasına imkan yoktur. Meselâ: Filozoflar. yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. astronomlar demişlerdir ki: Unsurların ve feleklerin yuvarlaklığının inkârı için ileri sürülen delillerden uzaklaşmak. Meselâ: Ay tutulması. astronomi ilminde gereklidir ki. O halde onlarla münakaşa etmek. kalbin yatışması için bitmeyen feyz kaynağı İmam Muhammed Gazali (Allah ona rahmet etsin) hazretlerinin "Tehafüt-ü Felasife" adlı kitabında yazdığı arapça ibareleri aynıyle burada tercüme kılınmıştır ve o büyük imam hazretleri buyurmuştur ki: "Malûm olsun ki. endişenin atılıp. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı. şeriata aykırı sanılırsa. peygamberleri tasdik zaruretinden değildir. ışığını güneşten alır. dedikleri gibi.çizilen büyük daireleri ve feleklerin tabakalarının tertibini ve cisimlerin özlerini ve en büyük feleğin şekil ve yapısını altı madde ile beyan eder.

İmdi. demişlerdir ki: "Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: "Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır. o kimse ki. onun Allah'ın kudretiyle vücuda geldiğidir. tahkikine gücü yeter. felekleri ve unsurları buldukları gibi. Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu: Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir.. şeriata. Bu görüşleri dahi münakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir.gibi. nerede kaldı ki nakli sahih olmayan. Çok açık deliller. düz olsun. ona muttali olup. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra. söylenmiş bu işleri çürütmekte münazarayı. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde. Allah'ın sıfatları. daha az veya çok olsun. güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip. . bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. Bir kimse ki. yuvarlak olsun. onda tartışma. Alem her nice olursa olsun. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır. yoluyla tan edenlerin zararından. ona denilse ki: "Bu şeriata aykırıdır. dine zarar vermez. iddialaşmaktansa te'vili ehvender. onüç tabaka olsun. Üçüncü kısım odur ki." demişler. o kimse dine zarar vermiş olur. Bu durumda. Nitekim "akıllı düşman akılsız dosttan iyidir. yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. cesetlerin haşri gibi. din esaslarından birine ilişkin ola: Alemin sonradan yaratılması. sebebinden ve vaktinden. beşki şeriatta şüphe eder ki: "Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?" diye tereddüde başlar. dinin gereklerinden zanneder. Bundan sonra İmam Gazali hazretleri." bu fazlalığın nakli sahih değildir. kastolunan şey. miktarından ve süresinden haber verir. Zira ki.." Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez. kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te'vil olunmuştur.

Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir.Meselâ: Onlar derler ki: "Alem sonradan yaratılmamıştır. Kürevî şekil. şekillerin en genişi olduğundan başka gökte ve yerde müşahede olunan durumlar. Her kuşağın bir kavis olduğu nazarî ve fikrî kanun ve insan aklının tecrübesiyle bilinir. Ey aziz. hayalî vehmin mağlûbudur. Tabiatının gereği olan nice deliler ile bu dava ispat edilmiştir. Sabit yıldızlar. deriz ki: "Alem sonradan yaratılmıştır. yerin gölgesiyle ay tutulduğu ve tutulma anında yerin gölgesinin ayıp yüzünde dönücü bulunduğu ve yeryüzünde seyyahların hareketiyle enlem ve boylam yerlerinin değişiklik üzere bulunduğu hep yuvarlaklığın delilleridir. Ta ki dine bağlı olanlar. burada yazılmıştır. astronomlar demişlerdir ki: Alemin işlerinin tümü birbirine bağlıdır. kürevîden gayride olmak muhaldir. ta bir hadde varıncaya değin . Yuvarlak zemini düzeysel zannedip. anlatılacak şaşırtıcı işleri. Kara. iğne atacak bir boş mekân olmayıp. dünya düzdür fikrini edenler. âlemin kutbunun çevresinde paralel daireler üzere dönüp. değişik şekilleriyle toptan bir küre olup. Her değişikliğe uğrayan hâdistir. şeriate muhaliftir diye reddetmekle reddolunmuş olur kabilinden zannetmeyeler ve inkâr yoluna gitmeyeler. O halde âlem kadimdir. yumru görünür. deniz. kadimdir. çünkü değişicidir. Alemin her ne tarafına bakılsa. ulvî ve süflî cisimlerle dolmuştur ve âlemin tabii yapısı yuvarlak şekil üzere olmaktır. İkinci Madde Alemin yuvarlaklığını isbat eden akli delilleri bildirir. hâdistir. vâdiler." İmam Gazali hazretlerinin bu sözleri. dağlar. birbirini çevreleyen ve birbirine teğet kürelerdir ki. kutba yakın olan yerde küçük daireler çizerek görünmesi ve ufuk dairesine teğet görünen sabit yıldızdan ekvatora varıncaya değin zaman boyutu hesabiyle gizlilik zamanının artması." Biz bu sözleri çürütüp. Alem. malûm olsun ki.

yıldızların görünme süresince yükseklik ve düşüşünün eşit olması. eğer yer.. doğu tarafında. . Hatta öbür kutbun yakınında hiç görünmeye. ya üçgen. görünme ve gizlenme zamanları eşit ola. batıdakilerden önce doğası ve batması. önce en yüksek tarafları görünüp. yerin küreliğine açık delildir. batış ve doğuş sırasında yerin buğusuyla değişir ve büyük görünmesi ve daima yeryüzünden göğün yarısı ya yarısına yakını görünmesi ve yıldızın doğudakiler üzerine. ya altıgen şeklinde olsa.. küre şeklinde olmayıp. Oysaki görüntü hep daire şeklinde olmuştur. ya kare. kuzey tarafına gidenlere. gemiden örttüğü sahillerin ve dağların. kuzey kutup yıldızı ve diğer kuzey yıldızlarının yüksekliklerinin artması ve güney yıldızlarının düşüşünün artması. bakanlara. yaklaştıkça en aşağılarının dahi görünmesi. Bundan sonra gizlilik zamanı yavaş yavaş artıp. Doğan yıldızların ufuktan günün yarısına gelinceye dek yavaş yavaş yükselip. kutup yıldızının ve güney yıldızlarının yüksekliğinin artması ve kuzey yıldızlarının düşüşünün artması. güney tarafına gidenlere. Ay tutulması vaktinde. doğup ve batacak. ya kare. Zira ki. Atmosferik olaylar değişik yerlerde gözetlenip.ki. seher vaktinde vaki olan ay tutulması ve doğuş anında beliren güneş tutulması. güneşin ekvator üzerinde iken görünmesi ve görünmemesi süreleri eşit oldukta. ay ve güneş tutulmalarının saatiyle meydana gelmesi. ayın yüzünde daire şeklinde ortaya çıkan yer kürenin gölgesi olduğu. gölgenin düz bir çizgi üzere doğu ve batı noktalarına karşılık ve iki gölgenin birbirine eşit olması. ya üçgen. yerin ve göğün yuvarlaklığına delalet eder. Bütün bunlar. deniz suyu yumruluğunun. görünme zamanı azala. ya altıgen şeklinde görünmek iktiza ederdi. ay tutulması ile ayın yüzünde ortaya çıkan yerin gölgesi dahi daire şeklinde belirmeyip. doğması ve yine aynı minval üzere batması ve yıldızın büyüklüğü ufkun üstünde değişmeyip.

doğudakilerden önce görünür. Hind-i Şarkî adı verilen Hindistan'a ve Hind-i Garbî adı verilen Yeni Dünya'ya (Amerika) deniz yoluyla sefer edenlere şarken ve garben gidip-gelme imkanı ortaya çıkıp. üç şahsın biri doğuya. Bütün bu durumların. Batıda. doğudakilere ya akşam veya ikindi vakti görünür. tartışma kapısını kapamıştır. ve aynı hızla yürüyüp. güneş ve ay tutulmalarıyle bulunur. biri batıya gidip. doğuş anındaki ay tutulması ve akşam vaktindeki güneş tutulması. Üçüncü Madde Dünyanın yuvarlaklığı kaidesi üzerine bina edilen şaşırtıcı meseleleri bildirir. O halde doğuluların sabah ve akşamı. Nitekim şehirler arası uzaklıklar. Mesela batıdakilere ya seher veya kuşluk vakti görünür. Birinci esele: bir günün üç şahsa nisbetle değişik olmasıdır. hem şaşılır. yerin altından dolaşıp doğudan gelen gemiler. Bütün bunları bir yana bırakalım. doğru bir çizgi üzere. Hareket günü. yerin yuvarlaklığı davasını ispat edip. Mesela: Belirli bir yerden. yerinde durana göre cuma olsa. Yerin altı tarafında ve göğün ortasında vaki olan güneş ve ay tutulmaları. batıdakilere. ve gidenler. batıdan gidip. kürenin gayrisinde olmak ihtimali yoktur. batıya . batıya giden doğudan gelip.batıdakilere görünmez. malum olsun kip astronomlar demişlerdir ki: Yuvarlaklık kaidesine dayanan astronomi ilminin şaşırtıcı meseleleri vardır ki. batılılarınkinden önce olduğu ay ve güneş tutulmalarıyle bilinir. Göğün ortasında ortaya çıkan güneş ve ay tutulmaları. doğuya giden batıdan. hem sorulur. Ey aziz. biri de orada kalsa. doğudakilere görünmez. yerin alt yüzünde oturanlara görünmez. Yerin üstünde ve göğün ortasında meydana gelen güneş ve ay tutulmaları. yerin üst tarafında oturanlara görünmez. bir günde yerinde duran şahsın yanında toplansalar. bütün delillerin mühürü olup.

altı ay gündüz altı ay gece . Birinci mesele: Zeyd. Bunun için yerine geldiği gün. yedi günde bu eksikliklerin toplamından bir gün bir gece hasıl olup. taşların düşüş yerleri arasındaki mesafe beş metreden az olur.gidene göre perşembe. yerin merkezinde birleşseler gerektir. Şimdi. Bu gecikmeden. duranın gün batımında. Aynen bunun gibi iki duvarın tabanlarındaki mesafesiyle. Mesela şerefenin bir kenarından bir kenarına uzaklık beş metre olsa. geliş günü ona göre cumartesi düşer. güneşin hareketine uygun gitmesiyle. bunun gün batımı vakti. Şimdi kâsenin ağzında bulunan dairenin kavsi. Zira ki. merkez daireden uzaklaştıkça yumulma yayı az olur ve unsurların cüzleri ise her nerede bulunursa. iki taşın düşüş yeri arası. o kuyunun dibinde bir kâseyi su doldurup. durandan günbatımı güneşin devrinden yedide bir kadar önce olup. İngiliz gemileriyle kutuplara vardıkta. yukarıdaki mesafesi aynı değildir Zira ki. yedi günde bir gün bir gece eksilmiş olur. o suyu minarenin tepesinde o kâseye koşalar. İkinci mesele budur ki: Yeryüzünde derin bir kuyu üzerinde yüksek bir minare olsa. Yine yuvarlaklık kaidesine dayanan şer'î meseleler sorulur. gittikçe yakınlıkları artarak. bunun sırrı budur ki. şerefedeki atılış yerleri arasındaki mesafeden az olur. iki şakülün başlangıç ve sonuçları eşit olmaz. âlem küresinden bir damladır. mesela batıya gidenin seyri yedi gün olsa. iki yerden birer taş atılsa. ona nisbetle perşembe düşer. kuyunun dibinde ye merkezine yakın olup. batıya gidenin aksine o. Üçüncü mesele budur ki: Gayet yüksek bir minare şerefesinde. eğri olu ve minarenin tepesinde. Bunun gibi doğuya gidenin seyri güneşin hareketine ters olduğundan. ona oranla düz olmaya yakın olmakla. güneşin devrinin yedide biri kadar geç olur. bir miktar fazla su alır. almayıp fazla gelir. doğuya gidene göre cumartesidir.

uzun sürede ekvator hattıyla çakışıp. Büyük daireler.5 derece) geçip. feleklerdeki ve yerdeki işleri tespit ve biribirine bağlamak için. dört yön kıbledir ki ayakucu notasındadır dese. on tanedir ki: Muaddilünnehar (güneşitleyici) dairesi. ikisi de 'benim sözüm doğru değilse kölelerimiz azat olsun' deseler. . Dördüncü Madde Feleklerde ve yerde ortaya çıkan olayları açıklamak için. astronamlar. Amr ile kıyamet alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğması meselesinde bahse tutuşup. batıdan doğar. âlem küresine oranla büyük ise de. Ama büyük daireler. batıdan doğmuş olur. İkinci mesele: Zeyd. diğer gezegenlerin kuşakları da onun gibi çakışmakla. talak vaki olur mu? Üçüncü mesele: Zeyd Mekke şehrinden başka bir yerde bir mekan vardır ki o mekanda. Ama büyük daireler odur ki. deyip. Amr ise inkârında ısrar edip. dese: Amr inkâr etse. nice muhtelif daireleri kutuplarıyla beraber ispat etmişlerdir. âlem üzerinde. Değirmi kuşaklar gibi. Nitekim halen altmış altını enlemde güneş. malum olsun ki. bu müddette beş vakit namazı ve ramazan orucunu ne şekilde eda eder. astronomi kaidelerine tatbik mümkündür. Meşhur daireleri iki kısım itibar edip. hangisinin yemini bozulur? Bu üç sorunun cevabı arz olunmadı. burçlar dairesi genel meyli (23. Amr inkâr edip. Ey aziz. ona küçük derler. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. âlem üzerinde konuları ve çizilen on büyük daireyi bildirir. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. Zeyd. bir kısmını büyük daireler. bu mümkün değildir. durumu böyle açıklasa. Zeyd bu meseleyi. dese ve eğer mümkün olursa karım boş olsun dese. Takiyüddin Rasit'in sözüne göre. yukarıda açıklandığı gibi.olmakla.

eğilim dairesi. ufuk dairesi gündüz yarısı dairesi. onun üzerinde iki kutbu olan âlemin kutbu ile kuşağı olan eşitleyici dairenin arasında çizilirler. yükseklik dairesi. altı tanedir. Ekvatora paralel olan dairelere: Günlük dönüş yerleri derler. semtler ilk dairesi. Zira ki fele onda uzaklığını kuruyarak. Yani gün eşitleyici daire. biri ufuk dairesi. yer düzeyi üzerinde ondan meydana gelen dairenin çevresidir. biri yükselme dairesi. Şimdi o yıldızın enlemi. yıldızın merkezi onların birinin yüzeyinde bulunsa: Burçlar dairesinden kuzeye ya güneye eğilimli olmuş olur. büyük felekte farzolunan her noktadan bu feleğin dönmesiyle. günlük hareketle çizildiklerinden. bunlara: Günlük dönüş yerleri derler. Bazısı bitişik ve sabit resmolunmuştur. Buna onun için muaddil (eşitleyici) derler ki: Güneş buna teğet oldukta. Doksanıncı enlemden başka her yerde gece ve gündüz yaklaşık olarak eşit olur. (Burçlar kuşağı dairesi) dört kutuptan geçen daire. İkinci daire. Biri gün yarısı dairesi. Bitişik ve sabit olan daireler. Sayılan bu dairelerin bazısı âlem küresi üzerinde ayrı ve hareket edici olarak konulmuştur. Bu daireler dahi günlük dönüş . Buna düz felek dahi derler.mıntıkatül buruç dairesi. Bu daireler. Zira ki. Ayrı ve hareket edici olan büyük daireler. On büyük daireden ilk daire: Gün eşitleyici dairesidir. yerküre üzerinde çizilen daireye: Ekvator derler. Bu dairenin yüzeyinde. dolap gibi döner. Buna paralel olan dairelere: Enlem daireleri derler. o daire ile burçlar dairesi arasında olan mesafedir. burçlar feleği dahi derler. Buna. biri ilk semtler dairesi. sayılan bu dairelerden gayrisi olan büyük dairelerdir ve küçük dairelerdir. bunun üzerinde itibar olunduklarından buna: Burçlar dairesi dahi derler.e burçlar kuşağı dairesidir. enlem dairesi. görünen gök ortası dairesi. Bunlar hayal edilen küçük dairelerdir ki. Oniki burç. alemi böler farzolundukta: Ekvator. biri eğilim dairesi ve biri enlem dairesidir.

Altı daireden geriye kalan dört daire. yarı dairelerinin ortasında iki nokta yanında olur ki: Biri kuzey kutbu sebtindedir ve ona: Yaz dönümü derler. gün eşitleyicisinden kuzeye meylini ondan başlar. Bunların kutupları burçlar dairesi . Bu daire âlemin iki kutbundan ve iki kutup burcundan. Onlar da dörtte bire bölünür. iki orta noktadan geçmiştir. burçlar dairesi gün eşitleyicisi gibi büyüktür. Üçüncü daire. burçlar dairesinin. Öbürü güney kutbu semtindedir ve ona: Kış dönümü noktası derler. iki karşılıklı nokta yanında kesişirler. dört kutuptan geçen dairedir ki: Adı geçen altı dairenin biridir. gün eşitleyicisinden nihaî uzaklığı. Şimdi bu iki kesişme ve iki nihaî uzaklık ile burçlar dairesinin dört noktası belirlenmiştir. o iki çeyrek üzerinde farzolunan dört noktadan ve o dördün karşısında bulunan öteki dört noktadan geçmişlerdir. gün eşitleyicisi daire ile burçlar dairesi âlemin çevresi üzerinde. burçlar feleği. Bunun âlem küresi üzerinde iki kutbu. Şimdi lazımdır ki. Bundan sonra altı büyük daire hayal olunmuştur ki. Zira ki.daireleri gibi hayalî küçük dairelerdir Çünkü burçlar feleğinin iki kutbu ki. ona: Bahar eşitlik noktası (21 mart) derler. O noktanın biri ki. Bu altı hayalî dairenin biri o dairedir ki. Bunun karşısındaki noktaya: Güz eşitlik noktası (21 aralık) derler. o noktaların arasında her birinden yarım daire meydana gele. iki değişim noktasından geçmiştir. burçlar dairesinin iki kutbudur. âlemin iki kutbu olan gün eşitleyici dairenin kutuplarından başkadır. Yine azımdır ki. onlarla o çeyrekler üzer eşit bölüme bulunmuştur. güneş buraya geldikte0 Çok yerde bahar mevsimi belirir. Onun için bulan: Dört kutbu geçen daire derler. Kutupları. iki değişim noktası olmuştur. Zira ki. hepsi iki karşılıklı noktada yani iki burçlar kutbu üzerinde kesişmişlerdir. orta noktadır. ki. Bundan sonra bu dört çeyrekten iki çeyrek bitişiğin her biri üzerinde iki nokta farzolunmuştur ki.

burçlar kuşağında bulunanlar burçlar kavsi adıyla şöhret bulmuştur. zeval çizgisi. birine batı noktası ve batı güneşitleyici derler. Dördüncü daire. Şimdi sekizinci felek. büyük felek ve benzer feleklerin cümlesi. ayakucu noktalarından geçmiştir. doğan ve batan derler. Bu iki nokta arasını birleştiren doğru çizgiye: Doğu ve batı çizgisi ve güneşitleyici çizgi derler. Buna nispetle yıldızların doğuş ve batışları belirlenmiş ve bilinmiştir. âlemi keser farzolunsa. başucu (zenit). Doğu noktası ile burçlar dairesi. gün yarısı dairesidir. gündönümünü iki noktada kesmiştir ki. Biri güney noktası. oniki burca bölünür. Onun için sekizinci feleğin ismi: Burçlar feleği olmuştur. Her kısmında. Bu ufuk dairesine paralel olan küçük dairelere köprüler derler. ufuk dairesini iki noktada kesmiştir. Bu iki noktanın arasını birleştiren çizgiye. ayakucu (nadir) bulunan iki noktadır. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki feleğin görünen yarısından görünmeyen yarısını ayırmıştır. Altında bulunanlara alçak köprüler derler. . doğu noktası ve batı noktasıdır. birine doğu noktası ve doğu güneşitleyici. Bunların hepsi dokuz enlemin gayrisindedir. ya yıldız merkezi arasında ufuk dairesinden vâki olan kısa kavse doğu siası (Amplitude). Beşinci daire. biri kuzey noktasıdır. doğu noktası ile onların arasında bulunan kavse batı siası derler. Bu ufuk dairesinin burçlar dairesi ile kesiştiği iki noktaya. ufuk dairesidir. güney ve kuzey çizgisi derler. Bunun iki kutbu.üzerinde farzolunan noktalardır. âlemin iki kutbundan ve başucu. bu altı daire ile oniki kısım olmuştur. gün yarısı çizgisi. Her bir kısmını. Bu gün yarısı dairesi. Bunun iki kutbu. Ufuk dairesi. iki yarım daire kuşatmıştır. Ufuk dairesinin üstündekilere yüksek köprüler derler. Bu altı daire. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki.

Bunun kutupları güney ve kuzey noktalarıdır. enlem dairesidir. Bu noktalarla doğu ve batı noktaları arasında ufuk dairesinde bulunan kavse. Buna ilk eğilim denmiştir. başucu bütünü kalmaz. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki. âlemin merkezinden gelip. Yedinci daire. başucu ve ayakucundan geçip. bu dahi hareket eden bir büyük dairedir. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. başucunun bütünü derler. üst feleğin yüzeyine çıkmıştır. Her birine başucu noktası adı verilir. ufuk dairesini dik açılar üzere iki ortada kesmiştir. doğu ve batı noktasından geçer.Altıncı daire. Bu daireye onun için semtler ilk dairesi derler. başucu ve ayakucu noktasından. Buna başucu dairesi dahi derler. Bu yükseklik dairesi. yıldız ve burçlar kuşağının eğilimi bununla bilinmiştir. Dokuzuncu daire. o çizginin başucundan geçmiştir. o çizginin tepesinden geçmiştir ki o çizgi. yükseklik dairesidir. güneşin merkezinden ya yıldızdan geçip. semtlerin ilk dairesidir. ile başucu ve ayakucu noktasında dik açılar üzere kesişmiştir. gün yarısı dairesine bir gün bir gecede iki defa çakışır. Bu daire. Bu iki başucu noktasıyla güney ve kuzey noktaları arasında bulunan kavse. Alem küresi bu daire ile ve gün yarısı dairesi ile sekiz eşit kısım olmuştur ki: Dördü yerin üzerinde. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. Güneşitleyiciden. O noktalar sabit olmayıp. o bölgelerde oturanların başucu dönüm noktalarıdır. . Yükseklik dairesi bunun üzerine çakıştıkta. gün yarısı noktası. burçlar feleğinin iki kutbundan geçip. onun kavsi. bölge dönüm noktaları derler ki. Sekizinci daire. başucu. dördü ufkun altında bulunmuştur. Semtler ilk dairesine teğet olan günlük dönüm noktalarına. Güneşitleyici dairenin iki kutbundan geçmiştir. başucu noktası derler. Bu yükseklik dairesi. eğilim dairesidir ki. ufuk dairesi üzerinde yıldız ve güneşin intikali sebebiyle yer değiştirirler.

âlemin . Onuncu daire. Ufuk dairesi ile burçlar kuşağının ufku arasında veya aksiyle bu dairede oluşan kısa kavis. malum olsun ki. bütün İslâm filozoflarının ve din âlimlerinin çoğunun birbirlerine yakın görüşleriyle şöyle alınıp. kabul edilmiştir: Cisimler âlemi. burçlar feleğinin yüzeyine çıkmıştır. kalan daireleri. Bu daire. Esîrî cisimler yani külli felekler dokuz tane olup. yıldızın enlemi bilinmiştir. hepsi bir tek küre şekline girip. lahana yaprakları gibi biribirinin içinde dürülmüş olup. görünen iklim enlemidir. cisimler âleminin Rabbani hikmetle güzel bir nizam üzere temeli atılmış ve tesis olunmuştur. astronomlar demişlerdir ki: Kainatın yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Cenab-ı Hak'kın murad ve yaratmasıyla bütün feleklerin cisimleri. görünen göğün orta dairesidir. Burada. Bu enlem dairesi ile. bir düzen üzere büyüğü küçüğünü kuşatmış ve her yönden birbirine teğet ve sürekli. yüksek gök cisimlerinin mahiyetini özet olarak bildirir. burçlar feleğinin ikinci eğilimi bununla bulunmuştur. burçlar kuşağının ve ufuk dairesinin kutuplarından geçmiştir. o. feleklerin parçalarının hareketlerini: Günlük dönüş hareketinin keyfiyetini. Ey aziz. bütün yüksek cisimlerin ve alçak unsurların iç gözeneğinde varsayılan bir cüz bulunur ki. yıldızın merkezinden geçip. Beşinci Madde Feleklerin bütün tabakalarının yapısını. Güneşitleyiciden. biribirini kuşatan küreler ve unsurlar üzerinde soğan kabukları gibi tabakalar halinde olup. toprağa varıncaya kadar dört unsur.O çizgi âlemin merkezinden gelip. Bunun iki kutbu. yönlerin sınırlanmasını. hepsi bir top şekline girmiştir. bu büyük daireleri açıklamakla yetinip. yerleri geldikçe yazılmak hoş gelmiştir. doğu ve batı noktalarıdır. Bu şaşırtıcı ve garip bileşim heykelinin şekil ve yapısı.

Dört unsurun küreleri. ay feleğidir. saf. sabit ve gezegen yıldızları tümüyle doğudan batıya devreder. bazen tam. gece ve gündüz. bazen cüzî tutulma olduklarını görüp. ay feleğinin içinde mertebelerince durmuş ve yerleşmişlerdir. saffetlerinin kemalinden bunlara: Kâh billur. kâh sulu demişlerdir. kâh güneş gibi genel eğilimden ibaret olan iki değişim noktası arasında gezindiklerini ve kâh diğer gezegenler gibi değişim noktalarının güney ve kuzeye iyice kaydığını ve kâh ışıkları çoğaldığını ve kâh ışıkları azalıp böyle durumlarla kâh yere yakın kâh uzak olduklarını: Ay ve güneş tutulmaları dahi belirli olmayıp. atmosferi. yeryüzünde ve suda ayakta duran ve gezenlerin başları. ışıklı ve şeffaf olup. Gerçek feleklerin cüzlerinin tamamı ve unsurların parçalarının arasında fazlalık ve boşluk olmadığında filozofların hepsi birleşmişlerdir. kâh durgunluk. ki. ilk filozofar maddeden soyutlanmış bir bulut mevcuttur demişler.merkezi ve herşeyin esasıdır. kâh buzlu. Bu dokuz felek ve içindekiler. astronomlar. oluşum ve bozuşum âlemini. Çünkü tüm feleklerin belirlenmesi. Bu dokuz göğün en büyüğü. cihanın yönlerinin sınırlayıcısı ve zamanın vakitlerinin belirleyicisi odur. öteki felekleri avucunun içine alıp. Bu doğuş ve batış ki. eşyayı her taraftan kuşatmıştır. Bu dokuz feleğin sonuncusu. Bu felek. ayakları âlemin merkezi tarafına olduğu bir gerçektir. olaylar üzerinde . göklerin durumlarını kavramaya yetmeyip. Hepsi onun hareketine dayalı ve bağlıdır. yirmidört saatte bir kere. yedi gezegene ârız olan işleri gözetlediler. Lakin büyük feleğin gerisinde ısrarla sözü edilen hoşluğu. ışıldayan. aydınlık ve karanlık sürekli böyle oluşur. kâh sürat ve kâh geri dönüş görüp. kelam bilginleri bunu hayalî boşluk ile tabir ve tefsir etmişlerdir. kâh yavaşlık. atlas feleğidir ki. Yani bu gezegenlerde kâh doğruluk. ay feleği tarafına. merkez tarafı al yön olup. Her durumda çevre tarafı üst yön.

sürat ve günlük hareketini ve bütün feleklere ve unsurlara olan tahakküm ve tasullutunu ve boşluğunun genişliğini bildirir. Böylece sebeblerini. kalınlık ve incelikte eşit ola ve olmayan nice nice cüzi felekler varsaymaya muhtaç olup. dönen ikinci felekler olarak itibar ettiler. bedenin azalarına benzetip. illetlerini şerh ve beyan ettiler. astronomlar demişlerdir ki: Yüksek felek ki. malum olsun ki. Düzenlemede külli feleğin içlerinde yani merkezleri bitişik olan iki paralel düzlem arasında bulunan boşluklarda. oradan kendine gelip. somut bir şekil olsun için feleklerin tümünün şekil ve suretlerini tasvir etmişizdir. Ey aziz. Bütün feleklerin sureti budur: Altıncı Madde Atlas feleğinin yapısını. bunları. ay feleğine nispetle dokuzuncudur. bitişik. o göklerin ve yerin yoktan varedicisi hâkim yaratıcı Allah'ın sanatının inceliklerini. Takvimde düzeltme yaptılar.düşünceye daldılar. Bundan sonra feleklerden toprağa inip. âlemin kutbu olup. ekleme ve çıkarmalarda bulundular. Göklerin ötesinde boşluk ve doluluk olmadığı . hikmetinin hakikatlerini fikredip düşünerek. cisimler âlemi kendinde son bulup. iki paralel düzeyle kuşatılmış bir yuvarlak cisim ve yıldızlardan arınmış olmakla. Yukarıda açıklandığı üzere nice namv e şan ile şöhret bulmuştur. Merkezi. onu tanımak isteyenlere. ayrı. Bütün gök ve yer cisimlerini kuşatmış olmakla. Elhasıl. ta ki onlar. yeryüzünü içine alan ve almayan merkezleri ve kutupları. Rabbini bulmak için göklerin tertibini açıklamak ve yazmakta yukarıdan aşağıya inme yolunu tutmuşuzdur. Şimdi biz. feleklerin cüzlerinin tahlili kolaylaştırıp bu hususları ve benzerlerini anlatmak üzere. gerçeküstü ve cihanın sınırlayıcısı olmuştur. âlemin merkezi. atlas feleği adını almıştır. göklerin bu gibi çeşitli işlerini incelediler. kutbu.

Büyük felek. ondan asla ayrılmaz. Büyük feleğin. büyük felek üçbin mil mesafe kateder. gün yarılayıcı noktadan zeval noktasına gelmişti." (36/38) Gerçi matematikçiler ve geometriciler.a. hayır.) sormuştur ki: "Hayır'dan sonra niçin evet dedin?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Sen sorduğunda. kutru yerküreden büyük olan güneşi feleğiyle alıp gider. Lakin kendi mekânında bütün cüzleriyle düzenli bir şekilde hareket edicidir. Ben. Onun için evet. dedim. Bir göz kırpması kadar bile duraklamaz. Bu ne şaşırtıcı sürat ve acaip kuvvettir ki." Hak Taala bunu. Bütün süslerden arınmıştır.. Cebrail aleyhisselema: Zeval vaktinden sormuştur ki: "Ey kardeşim Cebrail.v. feleklerin ve yıldızların . Nitekim geometrik delillerle sabittir ki. bunun çevresinde ve iki yarım kutbunda eğim dairesi var sayılmıştır.farzolunmakla.kuşağındaki hareketi oldukça süratlidir. her şeyden münezzehtir. doğudan batıya süratli vaziyette hareketiyle. Yaratıcı ve hakîm olan Allah. kendi hoşluğunda olan sabit feleklerin yumru düzeylerine teğettir. bir nesneye dokunmaktan uzaktır. bu denli genişlik ve büyüklüğüyle âlemin merkezi çevresinde. Bu. yirmi dört saatte bir dönüşünü tamam eder. zeval vakti mi?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Hayır. Billur gibi saf ve basit bir cisimdir. cins atın koşu anında iki ayağını kaldırıp koyuncaya kadar. Habibi Ekrem sallallahüaleyhivesellem. içinde olan felekleri toptan ve ateş küresi ve hava süresinden bir miktarı döndürüp. bir lahzada. güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. deyinceye dek beşyüz mil yolu katedip. Evet. Bu büyük feleğin altında cüzî felekler farzolunmaya ihtiyaç olmayıp. Bu sürate evvela Hadisi şerif şehadet eder ki. Lakin çukurumsu düzeyi.. ancak büyük dairelerden güneşitleyici dairesi. bunun yumru düzeyi. nass ile bildirmiştir ki: "Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir." Habib-i Ekrem (s. Her feleğin bir yeri ve meydanı vardır ki. henüz güneş zeval noktasına gelmemişti.

ne kurudur. onun ince sanatlarını fikretmek. onu ancak yaratan Yaratıcı bilir. Ta ki bizim maksadımız olan Mevla'yı tanımaya vesile bulan. Buradan da Allah'ı tanımaya yol bulalar. ne yanma ne yapışma kabul ederler. Lakin bunlar. gece ile gündüzün değişimini düşünen kullarından eyle! . hikmetlerinin sırlarını düşünmek." (40/57) Kudret ve celal sahibi büyük Allah münezzehtir. matematikçiler ve geometriler. Bizi ateşin azabından koru. Fakat insanların çoğu bilmezler. gök gözetim âletleriyle ölçüp takdir ettikleri üzere. göklerin ve yerin yaratılışını. insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. kendilerini tanıyıcı olalar. genişlik ve uzunluğunu belirlemekte ve âlemin merkezinden yumru düzeyinin uzaklığını hesap ve kıyas etmekten acz ve kusurlarını itiraf ve ikrar edip. sen gökleri ve yeri boşuna yaratmadın. Fakat diğer felekleri. ne yaştır. sen münezzehsin. Alemi örneksiz yaratan. ne sıcaktır. hepsini kendi vücutlarında mevcut görüp. Lakin büyük feleğin azametinin ölçüsünü bilmekte. feleklerin hareketini. Nitekim Hak Taala buyurmuştur: "Göklerin ve yerin yaratılması. cebir hesaplarından habersiz olan kimselere uzak ve muhal görünür. Ama yüksek cisimlerin mahiyeti. eski filozoflara göre felekler. yıldızlar basit cisimlerdir: Ne hafiftir. demişlerdir. oldukça latif ve saftırlar. aslında gerçek ve sabit olan kesin ilimlerin kaideleri üzerine kurulu aklî hükümlerdir. sabit yıldızları ve gezegenleri. Gerçi felekleri ve yıldızları ölçüp takdir etmek." (3/191) Bizi. kudret ve azametinin eserlerini temaşa eden akıl sahiplerine kolaylık olup. "Rabbimiz. gece ile gündüzün biribirini takip etmesini misalsiz var eden Allah münezzehtir. ne soğuktur.uzaklıklarının ve cisimlerinin ölçülerini hesap ve kıyas ile uzun uzadıya beyan edip açıklamışlardır. burada bir miktar işaretle beyan etmek münasip görülmüştür.

Birinci Madde Sekizinci feleği bildirir. Hayallerde şekillenen on iki burçla nakışlanmış ve renklenmiştir. kutbu. Yumru sathının üzerinde olan büyük feleğin dip yüzeyine teğettir. en dışta olan kuşak. gök cisimlerinin uzaklıklarını dört madde ile bildirir. Merkezi. Büyük felek boşluğunda durması ve sabit olması ile anılmıştır. . Şimdi. yukarıda anlatıldığı gibi büyük felektir. bütün uydularıyla yirmi dört saatte bir devresini tamamladığından başka. Sayısız sabit yıldızlarla işlenmiş ve süslenmiştir. kendine has hareketiyle âlemin kutbundan başka olan kutbu üzere ve güneşitleyiciden gayri iki tarafa kutbu kadar eğilmiş olan kuşağı üzere. Onun içinde bulunan kuşak. kuşakları kendilerine kabuk ve zarf olmuştur. Hepsinin dönüşü başka türlü olup. âlemin kutbundan bir tarafa 23. burçların şekillerini ve isimlerini.10-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Burçlar sahibi göğü. burçlar feleği ve sabit yıldızlar feleği namıyle meşhurdur.5 derece eğilimli olup. Dip yüzeyinde olan boşluğunda. her tarafı dopdoludur. biri birine bir derece teğet ve çakışır olmuştur ki. feleklerde ve unsurlarda zerre kadar boşluk kalmayıp. zühal feleğinin yumru yüzeyine teğet olmuştur. paralel iki yüzüyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. astronomlar demişlerdir ki: Feleklerin ve unsurların üç tabakası birbirini kuşatıp. sekizinci felektir ki. Ey aziz. malum olsun ki. Umumi eksen olan felekler feleği (büyük felek) ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. ayın menzillerini. burçların katlarını ve sabit yıldızları. âlemin merkezi olup.

Bu feleğin dahi altında. iki kutbu arasında farzolunup. eski filozofların gözlemleri gereğince. bütün âlemin işleri. Yetmiş güneş senesinde kendi kuşağı yörüngesinde ancak bir derece yol alır. onun dilimlerinde gözlenen yıldızlar. her bir kısmına bir isim ile burç adı verilip: Meselâ. binyirmiiki ışıklı yıldızı içeren hayvan ve eşyaya benzer kırksekiz suret hayal . bu feleğin iki kutbu üzerinde kesişir farzolunup. Ey aziz. Filozoflar: Bu süre tamamında. Aheste hareketiyle altında dikilmiş olan sabit yıldızları toptan o tarafa alıp gider. Öteki burçlar da böyledir ve görünüşlerine göre isim alırlar. koç burcu. O halde ikibinyüz senede bir. mesela karpuzun her dilimi ortasında yani sekizinci feleğin oniki diliminin her birinin yarısında. küçük felekler varsaymaya hacet kalmayıp. denizlerin ve karaların yer değiştirmesinden. kova burcu vs. sekizinci feleğin sahasında bir dilimdir ki. birer çizgi ile birbirlerine bağlansa. bir burcu geçer ve yirmibeşbin ikiyüz senede bir devresini tamam eder. malum olsun ki. astronomlar demişlerdir ki: Oniki burcun her birinde. Bu feleğin tamamen boşluğunu dolduran sayısız yıldızlardan. ancak büyük dairelerden burçlar dairesi. İkinci Madde Belirlenmiş yıldızlar ile bulunan şekilleri ve burçlar semasının dört katını bildirir. oniki burcun şekilleri bu kuşağının bizzat kendinde olarak belirlenmiştir. sekizinci felek. Altı büyük daire dahi. o burçların isimleri görüntülerine göredir.batıdan doğuya yavaş yavaş döner. bir şekle benzer olarak gözetlenip. Mesela koç burcu. bu altı daire ile kavun ve karpuz üzerindeki çizgiler şeklinde oniki kısım olup. demişlerdir. belirlenmiş yıldızların toplu görünümü. ondan koç şekli görünür. bu feleğin çevresinde. denilmiştir. sırları en iyi bilen Allah'ın takdiri ile baştan ayağa değişir.

bu bahiste anlatılan sabit feleklerdir.edilmiştir. her biri bir felekte bulunur. cisim ve âlet isimlerinden birer isim koymuşlardır ki. aşağıya konulan felekler şeklinde görülmektedir. birbirlerine kâh uzak kâh yakın olduklarına binaendir. bitki. bazı hayvan. eksilmediklerine dayanır. burçlar kuşağındadır. Ek: Malûm olsun ki. Üçyüzkırkaltı gözetlenmiş yıldızın şekillenmesiyle oniki şekil belirlenmiş ve oniki burç adıyla isimlendirilmiştir. Oniki burcun isimleri şunlardır: 1. her birine bir şekil üzere isimler vermeyi uygun görüp ve her bir şekle. gözetlenmiş yıldızlardan üçyüzonaltı yıldız dahi bunların sahasında belirlenip. ufuk dairesinin birbirine karşı derecelerinde karşı karşıya bulunurlar. Bu yıldızlardan ayılan üçyüzkırkaltı yıldızı içine alır. sonraki filozofların sözüne göre. onların onikisi. Kırk sekiz suretin kalanı olan onbeş suret.Koç. fazlalaşıp. Onlar. . sayılan binyirmiiki yıldız tamamıyla tesbit edilmiştir. bazen bir yerde toplanıp kümelenerek. Adları geçen seksen şeklin her biri. Birbirlerinden ayrılmak ve her birine bir isim konulmak imkânsız olmakla: Bilginler toplu görünümlerini altmışa bölüp. yıldızlar iki kısma ayrılıp. binyüzoniki adet yıldız olup. bir kısmına sabit yıldızlar ve diğerine gezegen adı verilir. Bir kısmına sabit adı verilmesinin sebebi: Birbirlerine olan uzaklığın miktarı daima eşit olup. eski filozoflar arasında şöhret yapmış kimselerin isminden. merhum yazarın (İbrahim Hakkı) saydığı üzere. Öteki kısmına gezegen denilmesinin sebebi: Bunlar başka başka yürüyüp hareket ettikçe. Bu suretlerin yirmibiri kuşağın kuzeyinde bulunup. Bunlar yedi gezegendir ki. Sabit yıldızların miktarı. birkaç yıldızdan bir topluluk olarak düşünülüp. Bu gezegenler. kuşağın güneyinde bulunup. ışıklı cisimler oldukları belirlenmiştir. onlarla üçyüzaltmışaltı yıldız zat olunmuştur.

isimleri böyledir: Kitas. 9. Altısı dahi güneşleyicinin güneyinde olduğu için.Akrep. kova burçlarıdır. 5.Aslan. oğlak burcunun başlangıcına. Güneş oğlağa girdiğinde. köpek. onlara: Güney burçları derler. Değiştiren burçlar: Koç. Güneşin yengece girmesiyle zaman. büyük ayı. Bu burçların dördüne: Değiştiren derler. 10. Karıştıranlar: İkizler. yaz dönümü. yirmi bir surete tatbik edilmiştir.İkizler. 11. Güneş teraziye girdiğinde. zaman. cebbar. Bunlara sabit denmesinin sebebi: Ne değiştirenler gibi değişme noktasında kalır. kova ve balıktır. ikizler.2. güneşitleyici dairenin kuzeyinde olmakla. 3. tilki. Öte yandan yıldızların. Bütün bunlar sadece gözetlenebilen yıldızlardır. başak. kış dönümü derler.Balık. yengeç.Başak. yere uzaklığı ve yakınlığından mı küçük veya büyük göründükleri henüz meçhuldür.Yay. zaman kıştan bahara döner. 4. oğlak. Keykavuş.. Sabit burçlarsa: Boğa. yazdan sonbahara döner. Bunlara değiştiren denmesinin sebebi: Güneş unlardayken bir mevsimden bir mevsime geçmiş olur.Oğlak. sonbahardan kışa döner. gemi. Koç burcunun başlangıcına. . bunlara: Kuzey burçları derler. akrep. Doğrusunu ancak Allah Taâlâ bilir. akrep.. Kuzey burçları: Koç. İsimleri şunlardır: Küçük ayı.Terazi. aslan. Oniki burcun altısı.Boğa. boğa. ilkbahar noktası. Güneydeki dörtyüzaltı yıldıza. terazi burcunun başlangıcına. 7. Ama koçta güneş bulunduğunda. terazi ve oğlaktır. Burçlar kuşağının kuzeyinde üçyüzaltmış yıldız gözlenmiş olup. yay. Güney burçları: Terazi. yirmiyedi surete benzeyip. Mesela kehkeşan (samanyolu) da bulunan yıldızların henüz sayıları tesbit edilememiştir.Kova. 12. dördüne: Sabit ve dördüne: Karıştıran derler. bahardan yaza döner. arslan ve başaktır. zaman... yengeç. kuş. 6. sonbahar noktası. 8.Yengeç. (Bugünkü bulgularla bu sayı seksensekiz olarak tesbit edilmiştir). yengeç burcunun başlangıcına. ne karıştıranlar gibi iki surette belirirler.

bir erkek. bir dişi sayarlar ve oniki burcun tamamına değin giderler. rutubet ve soğukluktur. bunlar tekil burçlardır. topraksal burç. yazdayken. yazdayken sonbaharla karışır.yay ve balıktır. Onlar. topraksal ve susal üçlülerin tümü dişi bulunup: Gündüzsel erkek ve gecesel dişi olmuştur. bulunduğu durumla diğer durum arasında karışmıştır. ilkbahardayken. başak ve oğlak. sıcaklık ve rutubettir. Sonraki filozoflar. burçlar tirigonometresi adını vermişlerdir Koç. sırasıyla burçları. hava üçlüsüdürler ki. akrep ve balık. bunlar ikildir. Ateşî ve havaî üçlerde erkek burçlar bulunup. bazılarını gündüze. akrep. kıştayken ilkbaharla karışır. sonbahardayken kışla karışır. her birinde zaman. İkizler. her birinin tabiatı. Öte yandan oniki burcun bazısını erkek. tıpkı dört unsur gibi değişik tabiatlar üzeredirler. havaî burç ve susal burç derler. Bunlara bu ismin verilmesinin sebebi: Güneş bu burçların paralelinde iken. Başakta zaman.her birinin tabiatı. nazarında oniki burçla yedi gezegen. su üçlüsüdürler ki. soğukluk ve kuruluktur. Yengeç. her üç burcu bir tabiatta bulup. Şimdi sırasıyla bu burçlara: Ateşsel burç. terazi ve kova. terazi. bazılarını geceye nispet etmişlerdir ki: Altı burç erkek. yaza dönüp yazla karışır. Şimdi. oğlak ve balıktır ki. başak. sıcaklık ve kuruluktur. zaman. Erkek olanlar: Koç. Oniki burcu bu minval üzere sayarlar. Burcun durumları İlkbahar Yaz Sonbahar Kış Değiştirenler Koç Yengeç Terazi Oğlak . yengeç. İkizlerde. aslan ve yay burçlarına ateş üçlüsü derler ki. her birinin tabiatı. Burçlarla ilgili tablolar aşağıdadır. toprak üçlüsüdürler ki. ikizler. altısı dişidir. aslan. zaman. bazısını dişi tabiatte bulup. koç burcundan başlayıp. zaman. Boğa. İkizlerde. Dişiler0 Boğa. yay ve kova burçlarıdır ki. her birin tabiatı.

Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "Ay için de konaklar tayin etmişizdir. yirmisekiz konak bulunmuştur. Ay. burçlar feleğinde olan mekanlarıyla ve kırk enlemde doğuş ve batışlarını yerleri ve vakitleriyle bildirir. yine yerine döndüğünden. Bu durum. son konak ise reşa olarak isimlendirilmiştir." (36/39) buyurduğu ayın konakları yirmi sekizdir ki.Sabitler Boğa Aslan Akrep Kova Karıştıranlar İkizler Başak Yay Balık Üçüncü Madde Sabit yıldızlardan olan ayın konaklarını isimleri ve şekilleriyle. altı sene önce yazılmış olan şu manzumede anlatılmıştır. o yıldız bir konak itibar olunmuştur. bu. her gece bir yıldız beraberine geldikçe. oniki burcun her biri yirmisekiz konaktan iki konak ve üçtebir konağı yaklaşık olarak içermiştir. ay. kendi feleği kuşağında batıya hareketiyle koç burcunun yarısında güneş ile karşılaştıkça. burçlar feleğinde sabit olan gözlenmiş yıldızlardan burçlar kuşağının yakınında bulunup. süratli hareketiyle oniki burcu yirmisekiz günde kat edip ve devredip. Ey aziz. MANZUME Allah adıyle başlarız haberi Kıldı takdir şems ile kameri Hamd lillah Habibine salavat Şems ve mah eyledikçe hoş harekât Badehü Hakkı der ey ehl-i hitab Ehl-i hey'et ysözüncedir bu kitab Nazm kıldım kitab-ı muteberi Dedim ismin menâzil-i kameri . İlk konak şeratin. Her iki konak arası oniki derece elliiki saniye olmakla. malum olsun ki.

Oldu ebyatı cümle yüz doksan Binyüz altmışbeş idi sâl ey cân Çarh-ı Sâmin ki oniki bölünür Her bölükte otuz sehm bulunur Oniki burcu oniki ay olur Üç bahar olur dahi yay olur Üç harif olur üç dahi kıştır Çâr fasl oniki ay olmuştur Evvel azar ikinci nisandır Ü eyyar râbi hazirandır Hâmis oldu temmuz ve sâdisi âb Oldu eylül sâbii behesab Sâmin ve tâsi oldu teşrineyn Kış dü kânun ve yek şubat ey zeyn Gelmeden gün bürûc âvâiline On gün akdem şuhur-ı rum biline Oniki burca bunlar esmâdır Bir hamel iki sevr ve cevzâdır Seretân ve esedle sünbüledir Burc-u mîzan ve akrabî biledir Kavs ile cedî ve delv ve hût eğilir Yılbaşı ol hamel sayılır Çünkü şeş burc otuz pâyı geçmiştir Bil yıl eyyâmın üçyüz altmışbeş Çarh-ı Sâmindedir bu kısm-ı rüsum Ondadır cümle sâbitan-ı nücum Devr-i şarkî seri' seyrandır .

Hep tulu ve gurup o devrandır Oniki burc yirmidört saat İçre bir devri hatm eder râhat Çün döner nısf-ı burc bir saat Saat onbeş derecedir âdet Çarh-ı çaremde gün musana'dır Üstünde zemin murassa'dır Ol felek devr eder güneş seyri Onda yok necm ü şemsten gayri Garbdan şarka gün gider her gün Üçyüz altmışbeşinde biri göğün Seyr eder şems günde bir derece Ayda bir burcu kat' eder böylece çün tahavvül eder her ay birine Yıl tamamında hem gelir birine Ruz-u şeb hatt-ı üstüvada sevâ Arzı kırk cüz' olan mekânda ola Ol cedîye gelse gün rahşân Zemherîr ibtidasıdır o zaman Saat-ı şeb o gece onbeş olur Gündüzün saatı dokuzu bulur Pes gece günden altı saat alır Üç gün üç gece bir karara kalır Badehü gün be gün etval olur Ta hamel evvelin bu şems bulur Nakledende gün ol hamele Gece gündüz beraberine gele .

Gün doğandan bitene dek o zaman Oniki saat ola bî noksan Gün bitenden doğana dek gece hem Oniki saat oa olmaya kem Hem yine gün be gün etval olur Seratan evvelin güneş ki bulur Saat-i ruz o günde onbeş olur Ol şebin saatı dokuzu bulur Pes gündüz şebden altı saat alır Üç gün üç gece ol karara kalır Badehü gün be gün şeb etval olur Ta ki mîzanın evveline gelir Gelse mîzanın ibtidasına gün Ruz ve şeb hem beraber olur o gün Çün hamel evvelile bu birdir Şark ve garb ikisine bir yerdir Pes yine gün be gün şeb etval olur Ta güneş cedînin evveline gelir Yılda bir yol bu devr-i dâimdir Arz-ı mimde bu tavrı kâimdir Çarh-ı çaremde şems her nicedir Hem kamer bu felekte öylecedir Çarh-ı evveldedir kamer mirât Ol musaykal-ı kesiftir bizzat Cerm-i şemsir ziyası daimdir Şems ile nur-u mah kaimdir Cerm-i mah muzlem ve müdavverdir .

Ol güneşten yana münevverdir Câyî çün günle arzın arasıdır Arza doğru muhak karasıdır Ertesi gece çün hilal görünür Nurlu yandan bize hayal görünür Gün be gün ay güneşten olup ırak Arza doğru yüzü olur berrak Çarde menzilin mah eylese seyr Şems ve mah beynine karib ola yer Şems ile mah hoş mukabil olur Görünür nur-u bedr kâmil olur Çünki mir'at-ı şemsdir bu kamer Zulmet-i leyli nur mahz eyler Şemse oldukça mukarreb hem ay Azar azar görüne nursuz cây Çün bulur hem o şems-i tâbânı Bize doğru döner donuk yanı Ayda bir yol bu devr-i daimdir Bu muhak ve bu bedri kaimdir Oniki burcu gün keser bir yıl Kat' eder meh bir ayda cümleyi bil Garbdan şarka hem kaber dolaşır Günde onüç derece yol yer oluşur Şems ile çün kamer muhak bulur ertesi gece ay mukaddem olur Günde oniki cüz'ü o şems geçer Oniki burc bist heşt ölçer .

Pes menâzil yirmi sekiz olur Her birine nişanı yıldız olur Her nişanın bir ismi resmi var Say müretteb yeriye bil ey yar Şeratin ve betin ve pervin şâ' Debran hak'a hen'a ile zira' Nesre ve tarafa cebhe ve zîre Sarafa ava semak ve pes gafera Hem zebânen ve badehü eklil Kalb ve şol niayimi hoş bil Belde zâbin bel'-ı suud ihya Pes mukaddem muahhar oldu reşa Gökyüzünde menâzil-i kameri Bilmek istersen eyle şeb nazarı Gözle hem âfıtab-ı tâbânı Çün bulur ibtida-yı mîzanı Ol gün oldukta şems ufukta ayan Nokta-i maşrık oldur eyle nişan Hem edende o gün ufukta gurub Nokta-i mağrib ol yeri bil hub İki yandan dü nokta evsatı al Kıl nişan nokta-i cenub ve şimal Kıl bu dört nokta evsatın tahmin Heşt nokta ufuktan et tayin Ufku farzet üçyüz altmış ay Pes ul ve gurubu ondan say Kırk derece arzda menâzil ede zuhur .

Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem yirminci cüz'ü hilalinden Şeratin iki necm-i âlidir Bir cenubî biri şimalîdir Bir zirâ ikisi arasını say Bist ve heşt hameldir onlara cây Ol cenubî yanında râsıhtır Bir küçük yıldız ismi bâtıhtır Şeratinden muahhar olan berah Hem betîn ol ikinci menzil-i mah Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan doğa kırk derece ırak Üç küçük nemedir müselles var Burc-u sevrin önünde buldu karar Çün iki saat ol şeb ede ubur Ülker üçüncü menzil ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuz derece kemalinden Hûşe şeklinde altı kevbdir. Sevrin yirmi dördü munsabdir Ol şeb üç saat ve rubu'da heman Doğa dördüncü menzil debran Noktadan on sekiz derece şimal Berk urur necm-i hâmisi fi'l-hal Dal şeklinde penç yıldızdır Burc-u cevzada câyı sekizdir dört Buçuk saat ol şeb etme hücum .

Menzil-i hâmis ede huka tulu' Nokta-i maşrıkın şimali hemin Cüz-ü sâminde şekl nokta-i şin Re's-i cebbar adı seh necm-i nihan Burc-u cevzada bistemde ayan Beş buçuk saat ol şeb etse mürur Hüna altıncı nokta ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan onsekiz derece ırak İki yıldız şimal ve garbı kebir Seretan cüz'-ü hâmisinde münir bekle beş saat ol şeb ile nigâh Göresin tâ zıra'-ı heftem mâh Nokta-i maşrıkın şimaline git Noktadan kırk derece tahmin et İki rûşen sitâredir be akab Garbı şuara-yı Şâmi4dir bel'akab Oldur ol şimali bir yıldız Seretandan beridir on sekiz Olsa saat yedi o şeb-i kâmil Görünür nesre heştem menzil Nokta-i şarkın şimaline gel Her yirmibeşinci cüzünü al Hurde encümden öbür paresidir Çâr necm murabba arasıdır İsmi şura-yı yemanîdir bil Hem eset evvelindedir hasıl çün .

sekiz saat ol şeb etse güzar Görünür tarafa tâsi ile nazar Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüzü kemalinden İki yıldız biri eseddendir Esedin onbeşinde rûşendir heşt Ve nîm saat ol şeb etse mürur Aşır-ı mah cebhe ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalini al Ta yirmibeşinci cüzüne gel Bir muavvec hat üzere dört kevkeb Ol cenuhu azim ve ruşen hep Oldu kalb'ül-esed büyük yıldız Hem esedden biri yirmisekiz olsa saat dokuçbuçuk o seher Zîredir onbirinci doğa meğer Nokta-i maşrıkın şimaline var Kıl yirmibeşinci cüzde karar Koşa yıldız cenubîdir ruşen Sünbüle onbeşi ona mesken Çün doğar gün onunla bir doğa Noktadan sarfa kırk şimal iva Sarfa ol necmi ol kadarın On ikinci menazil-i kamerin Horde encüm muhit oldu nişan Sünbüle âhiridir ona mekan Oldu iva beş encüm ruşen .

Tuttu mizanın onbeşinde vatan Çün menazilden onüçüne heman Maşrıkından o şeb bilindi mekan Bâkisin mağrib ile bil o zaman Mağribe bak o şeb hem eyle nişan Çünkü bir saat ol şeb ede güzar Menzil-i çâr hem ufukta gider Nokta-i mağribe nazar hoş kıl Batar onda ysemak eazli bil ismidir fahz-ı sünbüle ey can Resmidir bîst-i pençem mizan tâ kim Üç saat ol şeb ede duhul Panzed hem gufre ancak ede nüzul Nokta-i mağribin şimalini al Her yirmisekiz derecede kal Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Yeridir cüz-ü evvel akreb Hem bir ismi samek ramıh'dır Üstü ramh ve kendi çârıhdır Çâr menzil ala't-tevali ol On beşinden evvel ede nüzul pes Rübue saat olsa ol şeb hub Şânezd hem zebane ede gurub Nokta-i mağribin gurubuna var Ondan ondokuzuncu cüzüde biter İki yıldız mukabil ve berrak İkinin arası bir mızrak .

Hem bir ismi de pele-i mizan Burc-u akreb önüdür ona mekan Çün iki saat ola ol şeb târ Oldum eklil on yedinci batar Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan otuz derece ırak Yer var bî hat üzere üç kevkeb Ruşeni oldu cebhe'tül-akreb Akreb oldu bir ismi hem ey yar Burc-u akrebde cây-ı bist çıhar Bekle saat ikibuçuk ola tâ Hejde hem kalb-i akreb onda bata Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzü garbını bul Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Sâdis burc-u kavs ona matlub Kalb-i akreble bile şöyle varıb Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan kırk dokuz derece ırak Koca yıldızdır ikisi berrak Buldu kavsin yirmisinde durak Bekle dört saat ol gece oturup Bîstemdir niayim ide gurup Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzüdür ona yol Çâr necmi sağar ve çârı kibar Tuttular cedî evailinde karar .

Dahi beş saat ol şeb uyuma tâ Kim yirmi birinci belde bata Nokta-i mağribin cenubunu al Ta yirmisekiz dereceye gel Kıta-i Çarhdir ki sâde olur Encüm etrafına kılade olur her bir adı kıladedir ey can Evsat-ı cedî burcun etti mekan Ger yedi saat olsa şeb-i rayih Bata bist ve düm adı zâbih Nokta-i mağribin cenubunu al Ondan ensekizinci cüzde kal İki yıldız şimalidir a'zam Bir küçük necm anında adı ganem Zâbih anı eder gibi kurban Ol devl üçüne oldu mekan Heft ü nîm saat ol şeb olma melül Bîst ve sevm belidir ede nüzul Nokta-i mağribin cenubunu nice Noktadan say yirmiüç derece iki ruşen sitaredir ki karib Bir küçük yıldız aralıkta garib Ol küçük yıldız ol şimale yakın Delvin ondördüdür mekanı hemin Ger dokuz saat ol şeb etse güzar sit ü çârem suud o demde gider Nokta-i mağribin cenubuhu bul .

Cüz-ü sâmin ufuktadır ona yol Bir mukavves hat üzere üç yıldız Delv burcunda cây onsekiz Onbuçuk saat ol şebeyle nazar Ahbih ü bist ü pençemine seher Nokta-i mağribe garib ve cenub Çâr kevkeb üçü müselsel olup Râbii sa'd ve hem redif ana nâm Hâmisi burc-u hutu kıldı makam Şarka bak hem o akşam et tevfik İrtifaiyle her birin tahkik Kim mukaddem dahi muahhar hem Doğalar şems batmadan akdem Birbuçuk saat akşama var iken İkisi dahi doğmuş ola maan Nokta-i maşrıkın şimalinden Bist-ü pençem cüz' kelalinden Doğa fer'i mukaddem onda ayan Aslı bir necmdir cenubu heman İkisinin arası bir mızrak Hatdan panzdehem o ferğa durak Nokta-i maşrıkın şimaline git Her otuzbir derece tahmin et Onda doğmuş ola muahhar nur Ferği aslından akdem ede zuhur İki yıldız ki suudu bir mızrak Ferği hut âhirinde hoş burak .

Şarka bak bul o şeb mahall-i ışa Doğmuş yirmisekizinci raşa Kalmış iken guruba bir saat Şarktan doğmuş ola ol rahat Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüz kemalinden İki yıldız ki şarkı ve garbı Saf-ı encümledir sefine gibi Şekl-i ehlilcidir ol güya Hem hamel onbeşindedir hâlâ Nıfs-ı burc-u hamelde olsa muhak Meh güneşten bu resme ola ırak Menzil-i ûla olur şeratin Hem bu tertib ile raşaye değin Çün yirmisekiz gün içre kamer Bu menazilden ede cümle güzar Ol yirmisekiz günüyle gece Hem geçer şems ügünde bir derce Çün yirmidokuzbuçuk gün olur Şems ile hem kamer muhakı bulur Ol sebebden bir ay yirmidokuz Gün hesap olunur öbür ay otuz Badehü her ne şeb kılınsa murad Bu menazil tamam olur tâdad Olduğun gece şemse bir derece Kim ne burcun kaçındadı o gece Kıl hesab ibtida-yı mizandan .

Güneş ile ayı takdir kıldı. Hamd Allah için. (Haberi. der.Bil ne miktarı geçti şems ondan Geçe bir burcu iki saat o dem Hep menazil doğup batar akdem Pes her onbeş gecede bir saat İleri sâbitan eder sürat kim güneş her gün iki kursu kadar Seyr edip şarka geç guruba gider Her ne geçse buna kıyas olunur Bu hesab üzere cümlesi bulunur Çün geçer şems evvel ol hamele Emr ber aks olur kolaylı gele Maşrıktan ayan olan kevkeb Mağribiyle bilinmek olur hep Mağribinden beyan olan el'ân Maşrıkından bilinmeli o zaman Nereden doğa karşısında batar Kande batsa mukabilinde doğar Çün menazil bilindi bi't-tayin Oniki burcu bundan et tahmin Ta ki seyyar ve sâbit ola ayan Kim ne kevkeb ne burcu kıldı mekan Hoş bilindi kevakib ey Hakkı Seyr et eflâkı fikr kıl Hak'kı. Ay menzillerinin ismini dedim. ey sözümü dinleyenler. Sonra hakkı. Muteber kitabı nazm kıldım. salavat Habibine: Güneş ve ay hoş hareketler eyledikçe. Allah adıyla başlarız. Bütün beyitleri yüz . bu kitab. astronomlar sözüncedir.

kova. boğa.doksan oldu. sekizinci ve dokuzuncu. Sonra gün. Gecenin saati o zaman onbeş olur. gün aydındır. yavaş yavaş uzar. oniki saat ola. Yıl tamamında yerine gelir. teşrin-i sani oldu. aslan. O zaman gündüz. Günün saati o günde onbeş olur. Gün koça nakledende. balık. Beşinci temmuz. noksansız oniki saat ola. Yer üstünde kıymetli taşlardır. Saat onbeş derecedir. gece gündüz eşitliğine gele. üçyüz altmışbeş derecesinden bir derece güneş günde seyr eder. Üçü güz olur. Üç gün . Batıdan doğuya gün gider her gün. Onda yıldız ve güneşten gayri yoktur. Oniki burca isimler bunlardır: Koç. Eylül yedinci. üçü dahi kıştır. Gecenin saati dokuzu bulur. Oğlağa gelse. O zaman gün doğandan bitene dek. Burcun yarısı yarım saat döner. Bütün sabit yıldızlar ondadır. yay. on gün önce rumî aylar biline. Ey can. Dördüncü felekte gün süslenmiştir. sene binüçyüz altmışbeş idi. Böylece ay da bir burcu kat eder. Oniki burç. ikizler. Burçlar ortasına gün gelmeden. Hep doğuş ve batış o dönüştür. günden altı saat alır. dahi yay olur. Dört mevsim. yengeç. Enlemi kırk olan yerde ola bu. Ta koç evvelini bu güneş bulur. eksik olmaya. dördüncü hazirandır. otuz payı geçmiştir. yılbaşı sayılır. Oniki burcu. Eşitlik çizgisinde. Birinci mart. ikinci nisandır. Sekizinci felek ki. Gündüzün saati. Koç. Göğün. oğlak. terazi. Sekizinci felektedir resimler parçası. güneş seyrini devreder. altıncı ağustostur. O zaman en soğuk günler başlangıcıdır. Yılın günlerini üçyüz altmışbeş bil. başak. Üç gün üç gece bir karara kalır. Doğuya dönüşü hızlıdır. akrep. teşrin-i evvel. Üç bahar olur. Her ay birine geçer. Kış iki kanun ve bir de şubat oldu. dokuzu bulur. geceden altı saat alır. yirmidört saat içre bir dönüşü rahat tamamlar. gece ile gündüz eşittir. Hem yeni gün gün uzar. oniki ay olmuştur. oniki ay olur. Üçüncü mayıs. O felek. Çünkü altı burç. O zaman gece. Her bölükte otuz pay bulunuyor. Gün bitenden doğana dek gece de. oniki bölünüyor. Yengeç evvelini güneş ki bulur.

yirmisekiz ölçer. ikisine bir yerdir. Yeri çünkü yerle güneşin arasıdır. Terazinin başlangıcına gün gelse. Çünkü koç evveliyle bu. tertiplenmiş say. Bu yılda bir yol daimi dönüştür. Gün oniki burcu bir yıl keser. ufuktan ekiz nokta belirle. güneş ufukta göründüğü gün. azar azar görünür nursuz yer. Sonra gün gün gece uzar. (Burada tali yıldızların adları sayılıyor. Terazinin başlangıcını bulduğunda. Güneşin ziyasi süreklidir. Birinci felekte ay. geceye bak. batı noktası o yeri bil. Doğu ve atı. Nurlu yandan bize hayal görünür. Ufku . O halde yine gün gün gece uzar. O halde menziller yirmisekiz olur. Gece karanlığını salt nur eder. Ondördü görünür. Oniki burç. hilal görünür. Günde oniki derece yer oluşur. Her nişanın bir ismi ve resmi var. Batıdan doğuya ay da dolaşır. Ey dost. Gün gün ay. Güneş ile ay hoş mukabil olur. Dördüncü menzilini ay seyr eylese. güneşten ırak olup. Yere doğru çakışma. karasıdır. Günde oniki cüzü o güneş geçer. güney ve kuzey noktalarını nişan kıl. ertesi gece ay önce olur. Bu çakışma ve bu bedridir. karanlık ve yuvarlaktır. Güneş ile ayın nuru kaimdir. Her birine nişanı. Bu. Ta güneş oğlağın evveline gelir. Dördüncü felekte güneş her nicedir? Ay da bu felekte öylecedir. Bu dört nokta ortasını tahmin kıl. ayda bir yol sürekli devirdir. güneş ve ay arasına yakın la yer. Ta ki terazinin evveline gelir. yeriyle bil. Güneş ile ay çakışmayı bulur. yıldız olur.üç gece o kararda kalır. birdir. O güneşten yana münevverdir.) Gökyüzünde ayın menzillerini bilmek istersen. Hem o gün ufukta batanda. Ay. yere doğur yüzü berrak olur. gece ve gündüz de beraber olur o gün. Ertesi gece. Mim enleminde bu halde durmaktadır. Parlak güneşi bulduğunda. ay bir ayda hepsini kateder. olgun olur. doğu noktası odur. Gözle hem parlak güneşi. aynadır. İki yandan iki nokta ortasını al. bize doğru donuk yanı döner. o bizzat parlak ve yoğundur. Çünkü güneşin aynasıdır bu ay. Ay da güneşe yakın oldukça. nişan eyle.

Boğanın yirmidördü bellidir. İkisi arasını bir zira ay. o gece beş buçuk saat geçse. Kırkıncı enlemde menziller. bil. İkizler burcunda gözle. her yirmibeşinci cüzünü al. menzillerin başlangıcı ortaya çıka. o ufuktan bu resme doğru doğa bata. üçgen var. Dört yıldız karenin arasıdır. ismi batındır. dördüncü menzile zebran doğa. Doğu . sekiz saat o gece geçse. İsmi Yemen şairleridir. Doğu noktasının kuzeyine gel. O gece üç saat ve çeyrekte heman.üçyüz altmış ayak farzet. Doğu noktasının kuzeyine bak. O gece dört buçuk saat. o durumda beşinci yıldızı doğar. sekizinci cüzde. İki parlak yıldızdan geri ola biraz. Boğa burcunun önünde karar kıldı. Batın da ayın ikinci menzili. Şam şairlerinin sanıdır. Doğu noktasının kuzeyine bak. olsa saat yedi o gece tam görünür sekiz seçkin konak. beşinci menzil huka doğa. Bir küçük yıldız. otuz derece bitiminden huşe şeklinde altı yıldızdır. onlara yer. şının noktası şeklidir. O halde doğu ve batıyı ondan say. yirmi sekiz. Beş saat bekle o gece ile uyanık. Noktadan on sekiz derece kuzey. hem yirminci cüzü hilalinden. hüna altıncı nokta zuhur ede. Doğu noktasının kuzeyine git. Doğu noktasının kuzeyinden. Batısı. yedi arşında ayı göresin. kuzey ve batısı büyük iki yıldız. noktadan kırk derece tahmin et. biri güneyde. üçüncü menzilde ülker ortaya çıkar. biri kuzeydedir. yengecin beşinci cüzünde parlak. ikizlerde yere sekizdir. Hem aslan evvelindedir hasıl çünkü. noktadan onsekiz derece ırak. adı üç gizli yıldız. O güneydeki sabittir. o kuzeyli bir yıldız. Yengeçten beridir onsekiz. küçük yıldızlardan bulut parçasıdır. Noktadan kırk derece ırak doğa. iki parlak yıldız yüksektir. Üç küçük yıldız. Yarım saat evvel gece geçe. Doğu noktanın kuzeyi. iki parlak yıldızdır hemen sonra. Doğu noktasının kuzeyinden. Çünkü o gece iki saat geçe. hücum etme. Dal şeklinde beş yıldızdır. Başı cebbar. görünür tarafa dokuz kere bak. koştur. Odur.

onbeşinden evvel ine. hem akrebin kalbi onda bata. ikinin arası bir mızrak. sarfa o yıldızı. Oldu iva beş yıldız parlak. bir ismi de akrep oldu. Dört menzil. noktadan otuz derece ırak yer var. Batı noktasına iyi bak. hem otuzuncu cüzü bitiminden iki yıldız. akrep burcu önüdür ona mekan. İşte zeyrek saat o gece. Ey dost. Doğu noktasının kuzeyini al. Tac oldum. sekiz ve yarım saat o gece geçse. Üçtü mızrak ve kendi yaralayıcıdır. İniş-çıkışlı bir çizgi üzere dört yıldız. güneyi büyük ve ışıklı hep oldu aslanın yıldızı büyük yıldız. Bir kavisli çizgi üzere üç yıldız. akrepin birinci cüzü yeridir. ondan ondokuzuncu cüzde batar. bir cüzde batar. Çünkü doğar onunla gün bile. o kadarını ayın onikinci menzili küçük yıldız kuşattı. nişan başak sonudur ona mekan. Batı noktasının güneyine bak. ta yirminci cüzüne gel. üç saat o gece gire. burçlar sırası üzere. Batı noktasının kuzeyini al. Batı . hem de nişan eyle. Batı noktasının güneyine var. Akrep burcunda yirmidört yer. onyedinci batar. Menzilden onüçüne hemen doğuşundan o gece bulundu mekan. ikinin arası bir mızrak. bekle saat ikibuçuk ola ta onsekiz. Hem gufre onbeşte ancak iner. Bir ismi semek ve bir ismi ramıhdır. Aynı çizgide olmayan üç yıldız. güneş parlayarak batar. dört menzil de ufukta gider. ayın onuncu yüzü ortaya çıkar. ışıklısı akrebin cephesi oldu. doğu noktasının kuzeyine var.noktasının kuzeyinde. Resmi yirmibeş terazidir ta ki. Koşa yıldız. O gece iki saat karanlık olur. Noktadan şarka kuzeye farkı iva. Çünkü o gece geçe. biri aslandandır. Hem aslandan beri yirmisekiz olsa saat dokuz buçuk o seher. güneylidir parlak. aslanın onbeşinde parlaktır. başak onbeşi ona mesken. İsmi başak fahzı ey can. kıl yirmibeşinci cüzde karar. Betar onda semak silahsız bil. İki yıldız karşılıklı ve berrak. Kalanını batı ile bil o zaman. bir ismi de terazi pelesi. İki yıldız karşılıklı ve berrak. ziredir onbirinci doğa meğer. her yirmisekiz derecede kal. Batıya bak o gece. Terazinin onbeşinde mekan tuttu.

buldu ayın yirmisinde durak. felek kuşağıdır ki sâde olur. ikisi birlikde doğmuş ola. İki aydınlık yıldızdır ki yakın. Batı noktasının güneyini nice noktadan say yirmiüç derece. üçü üçgen olup. Bir küçük yıldız. Doğu noktasının kuzeyinden. Oğlak evvelinde karar tuttular. dördüncü saad ve de redif ona isim. dördü büyüktür. Kavisli bir çizgi üzere üç yıldız. Zebayih onu kurban eder gibidir. Dört yıldızı küçük. Şayet gece yedi saat gidici olsa. üzülme. Batı noktasının güneyini al. O küçük yıldız kuzeye yakın. Ey can. güneyi hemen ikisinin arası bir mızrak. otuzüçüncü cüzüdür ona yol. Beşincisi balık burcunu kıldı mekan.. O gece beş saat daha uyuma. batı noktasının güneyine bak. O gece yedibuçuk saattir. bir küçük yıldız aralıkta garip. Kova burcu üçüne mekan oldu. Yirmidir ay durağı bata. balıktan panzede hem o şubeye durak. Eğer o gece dokuz saat geçse. Onbuçuk saat o geceyle bak. O gece oturup dört saat bekle. Akşama birbuçuk saat varken. kova burcunda yer onsekiz. Otuzüçüncü cüzünün batısını bul. Ondan onsekizinci cüzde kal. Kuzeyde iki yıldız büyüktür. bata yirmi iki. yirmibeşinci cüzün bitiminden doğa önce bir kolu açıkça. yeri kovanın ondördüdür. adı zebayih. oğlak burcunun ortasını etti mekan. noktadan kırkdokuz derece ırak koca yıldızdır. herbir adı gerdanlıktır. ehbib yirmibeşine seher batı noktasına yakın ve güney dört yıldız. ikisi berrak. Batı noktasının güneyini al. Kavisli bir çizgi üzre üç yıldız. ta ki yirmibirinci belde bite. Altıncı yay burcu ona tâlibtir. adı koyun. yirmidördüncü yükseliş o demde gider. Akrebin kalbiyle birlik şöyle varıp. Aslı bir yıldızdır. yıldız etrafına gerdanlık olur. Batı noktasının güneyini bul.. Sekizinci cüz. Batı notasının güneyini bul. Doğuya bak hem o akşam tevfik et yükselişiyle her birin incele ki. ufukta ona yoldur.noktasının güneyini bul. Doğu . ta yirmisekiz dereceye gel. önceki dahi gecikmiş hem doğalar güneş batmadan önce. Yirmiüç inince yutucudur.

İki yıldız ki uzaklığı bir mızrak. O yirmisekiz günüyle geçer güneş de geçer günde bir derece. kolaylı gelir. güneş ile ay çakışır. Sonra her ne gece istense. sabit yıldızlar hızlanır ki. Koç burcunun yarısında çakışsa ay.noktasının kuzeyine git. bu menzilin sayılışı tamam olur. batıya geç gider. batısıyla bilinmek olur hep. olur. Oniki burcu. batısıyla bilinmek olur hep. ne burcun kaçındadır o gece. ne yıldız. Her ne geçse buna kıyas olunur. İş ters olur. Bir burcu iki saat geçe o dem hep menziller önce doğup batar. Şu halde her onbeş gecede bir saat ileri. hem otuzuncu cüz bitiminden iki yıldız ki. onda gecikmiş nur doğmuş ola. Güneş ondan ne miktarı geçti bil. O sebebden bir ay yirmidokuz gün hesap olunur. Bu tertip ile raşaya deği. bu hesap üzere hepsi bulunur. Hâlâ hem koç onbeşindedir. Doğuya bak. güneş her gün iki kursu kadar seyredip doğuya. karşısında batar. bundan tahmin et. yatsı yerini bul. hem otuzbir derece tahmin et. İlk menzil şeratin olur. Doğudan çıkan yıldız. Hak'kı fikir kıl. Kolu balık sonunda hoş burak. Doğudan doğmuş ola o rahat. Çün yirmidokuzbuçuk gün olur. Doğu noktasının kuzeyinden. felekleri seyret. güneşten bu resme ırak ola. Menziller belirlemeyle bilindi. Güneşe bir derece olduğun gece ki. Kande batsa karşısında doğar. doğu ve batısı gemiler gibi dizili yıldızlarladır. Kolu aslından önce ortaya çıka. Doğudan çıkan yıldız. batısından açıklanan el'an doğusundan bilinmeli o zaman. hesap kıl terazinin başlangıcından. guruba bir saat kalmış iken. doğmuş yirmisekizinci serpinti. Ne zaman güneş koçun evveline geçer.) Dördüncü Madde Burçlar feleğinin ve onda olan sabit yıldızların uzaklık ve cisimlerini . öbür ay otuz. yirmisekiz ygün içre ay bu menzillerden hep geçe. Şekilleri sanki yumurta biçimindedir. ne burcu mekan kıldı? Yıldızlar hoş bilindi ey Hakkı. kolaylı gelir. Nereden doğa. Ta ki gezegen ve sâbit ola ayân.

malûm olsun ki.bildirir. cisimler âleminin uzaklığının hesabını bilmişlerdir. birinci değer. geometriciler ve matematikçiler. Her bir fersahı üç mil ve her bir milli üçbin zera ve her bir zeraı. dördüncü değerin cisimlerini üçbuçuk yerküre gibi ve beşinci değerin cisimlerini üç buçuk yerküre kadar. Burçlar feleğinin dip yüzeyinin bu merkezden uzaklığını takriben otuzüç kere bin ve beşyüzonbin dörtyüzelli fersah ve burçlar feleğinin kalınlığını takriben onbeşbin dörtyüzotuzbir fersah bulmuşlardır. otuziki parmak genişliği kadar farz ve takdir kılmışlardır. altıncı değerin cisimlerini birbuçuk yeryuvarlağı miktarı bulmuşlardır. üçüncü değer. Ey aziz. üçüncü değerin cisimlerini dörtbuçuk yer cismi miktarı. Bunları geometrik delillerle ispat edip. . kendi yerlerinde belirli bir hareket ile merkezleri çevresinde hareket eder ve döner görüp: "Feleklerde duran hiçbir şey yoktur. atın altı kılı miktarı itibar edip. âlemin merkezinden takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüzyirmibeşbin sekizyüz seksenbir fersah bulmuşlardır. Büyük feleğin yüzeyinin uzunluğunun mesafesini ki. Bütün sabit ve gezegenleri. yıldızların cisimlerinin miktarını yerküreye oranla açıklamışlardır. Her bir parmağı. hesabını almışlardır." mazmununca işin sırrına ermişlerdir. dördüncü değer. Birinci değerin tabakalarını. burçlar feleğinin kalınlığına mutabık ve eşit onbeşbin dörtyüz otuzbir fersah bulup. burçlar feleğinin yüzey yumruluğunun uzaklığıdır. beşinci değer ve altıncı değer diye isimlendirmişlerdir. ikinci değer. Birinci değerin cisimlerini takriben altıbuçuk yer cismi kadar ölçüp ve farzedip. altı arpa eni kadar ve her bir arpayı. Sabit yıldızları altı ayrı kısım bulup. ikinci değerin cisimlerini beşbuçuk yer cismi miktarı. yıldızların ve feleklerin cisim ve uzaklıklarını kesin kanunlar ile hesaplarında görüş birliğine varmışlardır. rasatçılar.

merkezde. zühal yıldızı için üç adet felek ispat edip. Büyüklüğünün celaletine ve kudretinin illetine aklın idraki erişemez. Fakat küçük saadet olan güzel yüzlü zühredir. kutupta. hakîm ve kudretli olan Allah münezzehtir. kuşakta ve harekette burçlar feleğine benzediği için buna: Mümessil felek demişlerdir. Birinci Madde Zühal yıldızının mümessil feleğini bildirir. Üçüncü feleğe: Döndürücü felek derler ki. Zühal yıldızı. Bu felekte zühalden gayri yıldız yoktur. cümlesine başka bir nâm ile beş şaşırmış derler. hızlı hindi demişlerdir. yüksek felekler ismiyle şöhret bulmuş olan üç feleğin e büyüğü ve en yükseğidir. eksende. Astronomlar. malûm olsun ki. Bu feleğin hâkimi sadece zühaldir. en büyük saadet. buna: Taşıyıcı felek demişlerdir. merkez dışı felektir ki. Işıklı güneşe büyük ışıklı. . merih. Ey aziz. cellat görünüşlüdür. hepsi de yedi gezegen nâmıyla meşhur olmuştur. Zühal ve karışık sofra görünümlü Utarit. Müşteri yıldızı. geyvan lakabıyla lakaplanıp. dönüş merkezi dayanıklı olduğundan. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenin biri zühal feleğidir ki. 11-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yedinci göğün yapısını ve onda olan zühal (satürn) feleğini altı madde ile bildirir. astronomlar on: Büyük uğursuz. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. İkincisi. güzel yüzlü güneş feleğinin altında karar kılmalarıyla iki aşağılıklar olarak isimlendirilip. ay feleğinden itibaren sayılınca yedinci felektir. mümessili altında iki paralel yüzeyde bulunup.Yaratıcı. üç yüksek ve iki alçak denilip. güzel görünümlü aya küçük ışıklı denilip. ona küçük uğursuz demişlerdir. birinci felek ki küllî felektir.

malûm olsun ki. küllî feleklerin içlerinde. sekizinci feleğin hareketi kadar. cüzi ve ikinci feleklerin çeşitli dönüş ve tavırlarının isbatı gerekir. hareket ettirip. Anlatılan bu feleğin altında ola felek küreleri dahi aynı şekilde doğuya yönelik hareketle muttasıf olup ve bizzat da batıya yönelik hareketle muttasıf olmuşlardır. zühali. yedi gezegen yıldıza ârız olan çeşitli işlerin tanzim ve tesviyesi. Açıklaması gelecektir. onun çukur yüzeyine ve alt yüzü. Zühal yıldızı o noktaya geldikte. Bu kürenin yumru yüzeyi ilk feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmişlerdir ki. Zühal yıldızının durumunun nizamı için mümessil feleğin cisminin içinde yani iki paralel yüzeyle kuşatılmış olan gövdesi içinde Hamil (taşıyıcı) nâmıyle ikinci bir felek takdir etmişlerdir. batıdan doğuya âheste gider. altında ola müşteri feleğinin yumru yüzeyine teğettir. merkezinin dışındaki feleğinin yapısını bildirir.zühal yıldızı onun tarafında çakılmış olup. İkinci Madde Zühal yıldızının. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek . ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğuda batıya hareket eder. Ey aziz. Yüksek yüzeyi üstünde olan sabit yıldızlar feleği. döndürdüğü için buna: Döndürücü felek demişlerdir. döndürücü felek kendi merkezi üzere hareketiyle döndükçe. İki paralel yüzeyle çevrili yuvarlak bir cisimdir. astronomlara göre. dış iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Bu feleğin üstünde ve altında bulunan diğer küllî felekler gibi büyük feleğin hareketine uyup. Bu takdir olunan ikinci felek yere şâmil ve merkezi. kendi hareketiyle âlemin merkezi çevresinde. o nokta evc (doruk) ismiyle isimlendirilmiştir. O nokta âlemin merkezine nispetle en uzak noktadır. âlemin merkezinden kendi çapının parçalarıyle altıbuçuk derece uzaklık ile en üst tarafında. İkinci olarak. Mümessil felek. küllî felektir.

ancak güneşte merkez dışı olan bir başka ikinci felekten söz etmişlerdir. Bu iki kürenin. altında bulunan diğer gezegenlerden ağır görünür. Öteki kürenin kalın ve ince tarafı bunun tersinedir. mümessil feleğin tamamlamakta katkıları olduğundan birine dolanın tamamlayıcısı ve birini boşalanın tamamlayıcısı adını vermişlerdir. birinci feleğin iç yüzeyine doğu noktasında teğettir. bunlara: Döndürücü felekler . biri ikinci feleği içine alır. Taşıyıcı feleği kuşatan kürenin ince tarafı. Üçüncü Madde Zühal yıldızının döndürücü feleğini bildirir. kalın tarafı eteğe doğrudur. Bu nokta. âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. ilk felekten zorunlu olarak değişik kalıklıkta iki küre geriye kalır ki. yıldızları kendisiyle beraber hareket ettirir. mümessil feleğin altında kendi hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. burçlar feleğinin altında. Ey aziz. oniki burcun her birinde ikibuçuk sene ikamet edip.olmuştur. Bunun gibi. dönüşünü tamam etmek kesin bir iş olmakla. yerin merkezine oldukça yaklaşmış ve alçalmış olur. yirmidokuz sene beş ay altı günde bir devresini tamamiyle tamamlar. zühal feleğinin taşıyıcı feleği. doruk noktaya. malûm olsun ki. Her feleğin özel bir hareketle dahi hareketi kararlaştırılmış olup. yerden çok uzak ve dairesi geniş olmakla. Zühal yıldızı bu taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldikte. Şu halde bu hareket ettirme takdirince o ilk felekten bu taşıyıcı nâmıyle meşhur olan ikinci felek ayrılıp. bu surette boşaldıkta. Allah her şeyden münezzehtir. Taşıyıcı felek. bu ikinci feleğin iç yüzeyi. O halde zühal yıldızı onunla gidip. O noktaya haziz (etek) adı verirler. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde deveran edip. astronomlar yine yıldızlarının durumlarının tanzimi için bu kadar miktarla yetinmeyip. biri ikinci felekten boşalır. Lakin diğer gezegenlerde yere şâmil olmayan küçük gezegenler tespit edip. zühal yıldızının hareketi.

Taşıyıcı feleğin içinde. uzaklık ve cisimleri farklı olmakla. Lakin bunlardaki üç feleğin hareketleri. bir yüzey ile çevrili bir kürevî cisimdir. yıldızın kendisi. bu zühal feleğine benzerliklerinden. yıldızlarını ve sıfatlarını. döndürücününkine tamamen temas etmiştir ve taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin hareketi gibi belirli bir sıra üzere zühal yıldızının dahi kendi merkezi etrafında dönücü olduğunu rasatçıların çoğu görmüşlerdir. her birinin hareketlerinin miktarlarını. kendi mekânında belirli bir hareketle batıdan doğuya yani burçlar sırası üzere dönüp. kendi merkezi çevresinde batıya doğru hareketiyle bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden bir dereceye yakın hareketiyle. zühalin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. tamamiyle bilinmiştir. taşıyıcı ve merkez dışı olan ikinci feleğin kuşağında yerleşmiştir ki. Şimdi zühalin döndürücü feleği. İmdi bu kıyas ile bunun boşluğunda olan müşteri feleğinin ve onun içinde olan merih feleğinin ve güneş feleğinin içinde bulunan zühre feleğinin şekil e durumlarını her yönleriyle. bu yıldızı. . senede bir kere devresini tamam eder. uzaklıklarını ve kürevî cisimlerini birer bölüm ile tafsil ve kendilerine özgü özelliklerini beyan etmek lazımdır. zühal yıldızını da döndürür. yıldızın yüzeyi. Zühal. Buna: Yıldızın değişik hareketi derler. döndürücü feleğin kuşağı üzerinde onun yüzeyine ortak bir noktada teğet olmuştur. Zühal. taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. içi dolu ve ışıklıdır. döndürücü feleğin içindedir ki. değişik ve yıldızlarının nitelikleri farklı.adını vermişlerdir. Bu döndürücü felek. Döndürücü felek tek bir yüzeyle kuşatılmış bir küredir. güneşin ortasına mutabık hareket ettirir ki. çapı. Yani zühalin cismi. Çünkü zühal feleğinin durumu özetle yazılıp ve parçalarının tertibi takrir ve yapısı ve şekli bu kadarca beyan ve tasvir olunmuştur. bir tarafında iki kutbu arasında çakılmış olan.

kâh geri dönerler. kendi merkezinin hareketi. Yıldız. . döndürücünün merkezininkinden fazla olduğu için yıldız. kâh yavaş giderler. kendi küreleri kuşağına oranla ebediyyen basit ve benzerlidir. Ey aziz. kendi dönüşüne düz hareket devresini ihtilâfsız tamam eder. yıldız durur görünür. kendi merkezinin sıraya aykırı hareketi. Halbuki yıldız. Eteğe inmesi halinde. beş şaşırmış denilmesinin sebebi. geriye döner görünür. burçlar sırası üzere muvafakat edip. geri dönmesini ve şaşkınlığını. yavaşlama ve süratini. yani üç yüksek ile bir alçağa. Zühal yıldızının geriye dönüşü dört ay. feleklerin ve yıldızların hareketleri. kendi merkezi inişte olduğu için hareketi görünmez olup. Yıldızın dönüşü tamam olup. yıldız duraklar görünür. döndürücünün merkezi hareketine. kâh durur.Dördüncü Madde Zühal yıldızının düz gitme. düz hareket eder. bunlar kâh düz. sonrakine ikinci makam derler. taşıyıcının hareketiyle uygunluk üzere olmayıp iki hareket birbirine karşı ve muarız olduğu için. döndürücünün eteğine yakı oldukta. bazen da düz ve süratli giderler. Zira ki. döndürücüye bir miktar meylettikte. Yıldız. güneş ile olan bağlantı ve güneşe yaklaşmasını bildirir. kendi merkezi. döndürücünün merkezi. durma. Yine bazen durup yavaş yavaş hareket ederler. eteğe indikte. Bu duruştan sonra yükselme halinde kendi hareketi yine görünmez olur. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden güneşle aydan gayrisine. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına ilk makam. yıldız. hızlı hareket eder görünür. ikinci kez durur görünür. Bu yavaş hareketten sonra yine düz hareket eder görünür. Güneşe kıyasla beş şaşırmışa bağlantı ve yaklaşma ârız olmuştur. Yıldız. düz hareketi sekiz ay ve yirmi gündür. malûm olsun ki. iki hareket yine eşit geldikte. Yıldız yine yavaş hareket eder görünür. Bu durumların açıklanması budur ki: Döndürücünün doruğunda oldukta.

güneş ile karşılıklı olması. hep orta bir yakınlıkla güneşe yakın olur. Zira ki güneşin merkezi. Zirvenin karşıtı olan yere: Ete derler . Ey aziz. Beşinci Madde Zühal yıldızının doruk ve etek noktalarını.Zühalin. döndürücünün orta zirvesinden yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden her yıldızın bir doruğu vardır ki. Zühal yıldızının her iki yaklaşması arasında olan müddeti. kendi feleğinden ve yerden oldukça yüksek ve uzak olmuş olur. güneşin merkezinin burçlar feleğinden olan orta yerinden döndürücünün merkezinin orta yerinin uzaklığı gibidir. güneşin mekânına gelip. tepe ve kuyruk düğümlerini bildirir. Her biri kendi bölümünde anlatılacaktır. eğilimli feleğinden kâh güneye kâh kuzeye dört buçuk derece kadar eğilimli olduğundan. döndürücünün eteğinde bulunduğu halde olur. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin. yıldız dahi döndürücünün eteğine iner. ona ulaştıkta. Zira ki her üçyüz yetmişsekiz günde bir kere. döndürücüsünün orta yerinden kendi merkezine uzaklığı. döndürücüsünün ortasının doruk noktasında bulunduğu halde. bu yıldızın seyrinde enlem değişikliği bulunup. burçlar feleğinde. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. o. Tâ güneş. burçlar kuşağından güneye ve kuzeye ikişer buçuk derece eğilimi mevcut iken döndürücü feleğin dahi zirvesi ile eteği. O halde zühal yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı. şaşırmış gibi görünüp. bir sene onüç gündür. bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde uygun olur. bu yüzden görünmeyip yakın olması itibariyle bu duruma iki gezegenin çakışması ve güneşe yaklaşması denilmiştir. Zühal yıldızının taşıyıcı feleğinin. Müşteri ve merih yıldızlarının dahi güneşle bağlantıları bunun gibi bulunur. Zühal yıldızı. malûm olsun ki.

İki yerde. güneşin yolundan. aksiyle dahi bulunur. onun enlemi güneyde olur. asla değişmez. eteğe geldikte zayıf olur. Tepe o noktadır ki.ki. O noktanın karşısında olan noktaya kuyruk derler ve bu o noktadır ki. Hicrî sene de. Bu durumda o iki noktanın birine tepe. iki kesişme noktası oluşmuştur ve birbirine karşılıklı gelmiştir. şu anda ikibin altmış dokuz seneye başlamıştır. Feleğin ilk yarısında oldukça. tepe ve kuyruk noktaları ortasında yani eğilimli feleğin burçlar kuşağından kuzey tarafına fazla meylinden elli derece geridedir. yıldızın güneyde ve kuzeyde bulunan uzaklığıdır. zirvesinde yoldukça kuvvet bulup. Lakin halen rumî tarih. onda gezegenlerin felekleriyle burçlar feleği kesişmiştir. sabit feleklerin yavaş hareketine uygun hareket edicidirler. Zira ki. Zühalin doruğu. birine kuyruk derler. yıldız yondan ayrıldıkta onun enlemi kuzey olur. aksiyle de belirlenir. Zirvelerle etekler arası uzaklığı belirlidir. Şimdi rumî tarihin binbeşyüz onyedi senesinde zühalin zirvesi. zirveler mukabili etekler olduğu gibi. tepeler mukabili de kuyruklardır. Tepesi yengeç burcunun dokuzbuçuk derecesinde olup. eteğe inici olup ikinci yarısında zirveye yükselici olur. kuyruğu dahi yengeçin karşısında olan oğlak burcunun bunun gibi ondokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. yıldız ona geldikte. Tepelerin yerleri bilindikçe. Zira ki burçlar feleğinden zirve yerleri bilinse. kuyrukların yerleri dahi bilinir. yay burunun dokuzbuçuk derecesinde olup. binyüzyetmiştir. Şu halde. yere yakın olmakla kendi feleğinden oldukça aşağıya inmiş olur. O halde yıldız. Burada enlemden murat. onların karşıtı etek yerleri itibar olunur. eğer dahi yay burcunun karşısında olan ikizler burcunun aynı şekilde dokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. ondan yıldız geçtikte. sözbirliğiyle zirvelerin ve eteklerin her yetmiş güneş yılında bir derece hareketleri hesabiyle. o . Çünkü ayın zirvesinden başka zirveler ve öteki noktalar. astronomların çoğu. Bu o yerdir ki.

tenbel. geometriciler ve matematikçilerin ittifakıyle zühal feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüz onbin dörtyüzelli fersah ölçülmüştür. cisminin ölçüsünü bildirir. Bu ölçülen feleğin kalınlığı. Bu yıldız. hayran olmak ve yaratıcısını . sevinç ve safra verici bulunmuştur. ikizlerin aynı derecesine gitmiştir. o döllere Allah'ın izniyle sirayet edip olan çocukta. Tepe noktası. bu vasıfların ortaya çıkması tecrübe olunmuştur. cimri. çarşamba gecesiyle cumartesi gündüzüne hâkim bulunmuştur. oğlak burcunun aynı derecesine yetmiştir. onbin kere bin ve beşyüzonyedibin dokuzyüz altmışüç fersah takdir ve tahmin kılınmıştır. lanetli. astronomlar demişlerdir ki: Bu zühal yıldızının tabiati son derece soğuk ve kurudur. ahmak. yengeç burcunun yirmiyedibuçuk derecesine ve kuyruk noktası.tarihten bu tarihe gelinceye değin her biri yaklaşık olarak sekiz derece hareket etmiştir. Altıncı Madde Zühal yıldızının tabiat ve vasıflarını. kalın kafa ve zararlı sıfatları nispet kılınmıştır. Nitekim çiçek zühreye bakmak. bunun tabiatı ve vasıfları. Halen zühalin zirvesi. kıskanç. Gündüzsel erkek bulunup. Buna bakmak. ilahî cilveleri görüp. Ey aziz. cahil. ibretlerle dolu kâinatta. Bu yıldıza. rahimlere düşen döllere şans olsa. O gece ve gündüzün ilk saatleri buna nispet kılınmıştır. gamlı. keder ve üzüntü vericidir. Rasatçılar. en büyük uğursuz bilinmiştir. Zühal yıldızının cisminin yerküre kadar bulunduğu geometrik deliller ve matematik hesaplarla ispat olunmuştur. Şimdi buna kıyasla her tarihte tepe ve etek noktaları bilinir. Bu yıldız. yalancı. malûm olsun ki. Bizim bu felekler ve yıldızların durumlarını özetle aradığımız. uzaklık mesafesini. yay burcunun onyedi buçuk derecesine ve eteği.

Birinci Madde Müşteri yıldızının mümessil feleğini bildirir. kuşakta. Yüksek yüzeyi. müşteri yıldızı. düzenlemişlerdir ki. Her şeyden geçip ona yönelmektir. küllî felektir. döndürücü felektir ki. Biz bu kitapta yazdığımız yıldızların cisimlerinden murat. merkezde. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. Müşteri yıldızının mümessil feleği ki. malûm olsun ki. kaybolması ve vakitlerin tayini için yıldızın yakınlık ve uzaklığı sebebiyle ve gözetleme hesabıyle tahmin olunan itibarî cisimler değildir. güneşe yaklaşması. döndürücü merkezin taşıyıcısıdır. hakiki cisimlerdir ki ölçü ve tartı hesabiyle ilk iş olarak cisimlerin ölçüleridir. müşteri yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. birinci felek. Üçüncü felek.bilmektir. kendi üzerinde olan . mümessil feleğin altında ve iki paralel yüzeyde bulunup. bu yıldız dahi onunla dönücüdür. Astronomlar. O. İkinci felek. ay feleğine nispetle altıncı felektir. merkez dışındadır ki. müştere yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. yüksek felekler nâmıyle şöhret bulan üç feleğin ortancası olup. iki paralel yüzeyle çevrili kürevî bir cisimdir. Ey aziz. o kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe. Tabiatının adaletli oluşundan ona: En saadetli adı verilmiştir. 12-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Altıncı göğün yapısını ve orada hâkim olan müşteri (Jüpiter) yıldızının vasıflarını beş madde ile beyan eder. astronamlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden müşteri feleğidir ki. saadet verici olarak tanınmıştır. Bunlar kesin bilgilerdir. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. Astronomik ölçülere feleklerin çakışması.

Şimdi bu belirleme üzere. kalın tarafı eteğe doğrudur. ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. Bu kürenin çukurumsu yüzeyi. İçine alanın ince tarafı doruğa. alt yüzeyi. biri ikinci felekle birlikte boşaltılmıştır. müşteri yıldızı o noktaya geldikte. anlatılan şekile sokuldukta. ilk felekten ikinci felek ayrılıp. biri ikinci feleği içine almıştır. Sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. Zira ki. yerin merkezine oldukça yakınlaşmış olur. O halde doruk ve etek. dolu kürenin . âlemin merkezinden kendi çapıyla beşbuçuk derece uzaklıkla doruk noktasına dışarda eğilimli iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. yere şamil ve merkezi. kendi üzerinde ve altında bulunan öteki felekler gibi. malûm olsun ki. birinci feleğin çukurumsu yüzeyine bir noktada temas etmiştir ki. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde sekizinci feleğin hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının nizam ve hali için mümessil feleğinin içinde taşıyıcı nâmıyle tayin olunan ikinci felektir ki. ona teğettir. birinci felekten zorunlu olarak iki değişik kalınlıkta küre kalır ki. İkinci olarak. Bunun gibi bu ikinci feleğin yumru yüzeyi. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur. Ey aziz. ilk feleğin yumru yüzeyine bir noktada müşterektir ki. önce büyük feleğin hareketine uyucu olup. Boş kürenin ince ve kalın tarafı. Bu noktaya etek adı verirler. İkinci Madde Müşteri yıldızının merkez dışı feleğini şekil ve hareketiyle bildirir. O nokta. Zühal yıldızı. bu taşıyıcı feleğin hareketiyle o noktaya indikte.zühal feleğinin çukurumsu yüzeyine. tepe ve kuyruk bununla yetmiş yılda bir derece gider. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olmakla. Bu mümessil felek. âlemin merkezin nispetle en yakın nokta odur. o noktaya: Doruk derler. altında olan merih feleğinin yumru yüzeyine temas etmiştir.

müşterinin altında bulunan diğer gezegenlerin hareketlerinden daha ağır görünür. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden takriben bir derece kadar mesafe alıp gider. Yani orta bir hareketle güneşinki kadar hareket . kendi altında olan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. Ey aziz. Kendi mekanında. malûm olsun ki.p. Döndürücü felek. zühalin mümessil feleğinin altında. eğik felek müşteri. dönüşünü tamamlamak kaçınılmaz olmakla. yıldızın hareketi. belirlenmiş ölçülerle tayin konusunda yetinmeyip. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla birine dolunun tamamlayıcısı ve birine boşun tamamlayıcısı derler. taşıyıcı feleğin her iki yüzeyine teğettir. Adı geçen yıldız. müşterinin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. ona: Döndürücü felek demişlerdir. yapısı ve hareketiyle bildirir. Şu halde bu yıldız. kendi mümessil feleği içinde. bu yıldızın kendisini taşıyan ve merkez dışı olan ikinci feleğe eğimli kuşağına dahil ve ona gömülmüştür ki. eğilimli feleğin cismine düzenli hareketle batıdan doğuya dönüp. oniki senede bir dönüşünü tamamlar. kendine mahsus dönme ve kutuplar üzerinde deveran edip. bir tarafında çakılmış olan müşteriyi kendisiyle beraber döndürür. bu müşteri yıldızının dahi durumlarının tanzimini. onunla her burçta bir sene durarak. Döndürücü felek. bir talimli feleğin cisminde düzenli hareketle batıdan doğuya dönü. astronomlar. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir küredir. Her feleğin bir özel hareketi belirlenmiş olup. çapı.tersinedir. müşteri yıldızını. Bu feleğin kendi merkezi çevresinde olan batıya yönelik hareketiyle bu felek. Bu iki kürenin. yıldızı da hareket ettirir. yere şâmil olmayan bir başka küçük felek de ispat edip. Üçüncü Madde Müşteri yıldızının döndürücü feleğini. kendi belirli hareketiyle batıdan doğuya hareket edip.

yıldız hızlı hareket eder görünür. geriye dönüş ve şaşırmışlığını. döndürücü feleğin kendine has hareketi gibi bu yıldızın dahi döndürücüsü tarafında. Yıldız. Bu harekete: Yıldızın farklı hareketi ve yıldızın kendine özgü hareketi derler. döndürücü feleğin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyla.ettirir ki. döndürücünün en altına yakın oldukta. Ey aziz. Zira ki. muarız olduğu için yıldız durur görünür. senede bir dönüşümü tamam eder. döndürücüsünün merkezinin taşıyıcısı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. kendi merkezi üzerinde dönücü hareketini. döndürücünün aşağısında bulundukta. Bu müşteri yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış kürevî bir isim. döndürücünün en yükseğinde bulundukta. yüzeyi. Taşıyıcının bir tarafında. ortak bir noktada dördüncüsüyle temas etmiştir. tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup." demişlerdir. rasatçıların çoğu gözetleyip: "Feleklerde duran bir şey yoktur. düz hareket eder ve yıldız döndürücünün eteğine inmesi durumunda yavaş hareket eder görünür. iki hareket birbirine mukabil gelip. Dördüncü Madde Müşteri yıldızının sürat ve istikametini. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızı aynı zamanda kâh sürat ve kâh istikamet ve kâh yavaşlama ve kâh duraklama ve kâh geri dönme ve kâh bu durumların tekrarı halindeki şaşırmışlığının açıklanması budur ki: Bu yıldız. malûm olsun ki. . içi dolu ve ışıklıdır. Yani yıldız. yıldızın kendi merkezi. yüzeyine teğet olmuştur. yavaşlama ve duraklamasını. güneş ile olan bağlantı ve yakınlığını bildirir. döndürücünün alt tarafına bir miktar eğimli olup. kendi merkezinin burçlar sırasına ters hareketi. Yıldız. Döndürücü feleğin bir yanında gömülü bulunan kuşağı yanında. Ne zaman yıldız. kendi merkezinin hareketi. inişte olduğundan hareketi görünmez olur. kendi merkezinin hareketi.

bu durumda. Halbuki yıldız. . döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği dahi eğilimli felekten kâh güney tarafına. döndürücüsünün eteğindeyken olur. zühal gibi daima döndürücüsünün ortasından kendi cisminin merkezi uzaklığı. Bu yıldızın güneşe iki yaklaşışı arasında olan süre. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket ediyor görünür. Zira ki. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda sürekli güneşle aynı hizada olur. yıldız geri döner görünür. hareketi görünmez olup. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına: Makam. bu yıldızın güneşle yakınlığı. döndürücünün merkezine karşı oldukta. bu yıldızın. Müşteri yıldızının geriye dönüşü dört ay. yıldız dahi döndürücünün eteğine inmiş olur. bir sene otuzüç gündür. güney ve kuzeye burçlar kuşağından birer buçuk derece eğimi var ise. şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Bu durumda.döndürücüsünün merkezinin hareketinden fazla olup. güneşe nispetle ârız olan bağlantı ve yaklaşma beyanı budur ki. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. döndürücünün merkezinden uzaklaştıkça. müşteri yıldızı. ikibuçuk derece enlem farkı bulunmakla. iki hareket yine eşitlendikte. yıldızların ve feleklerin hareketleri kendi küreleri kuşağına kıyasla benzer ve düzgündür. yıldızın dönüşü tamam olup. Bu yıldızın eğilimli feleği. Bu müşteri yıldızına. Güneş. kâh kuzey tarafına eğilimli olup. Zira ki. sonrakine: İkinci makam derler. Zira ki güneşin merkezi. güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan ortasından döndürücünün merkezinin ortası gibidir. Güneşle karşı karşıya gelmesi. yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. Bundan sonra yavaş hareketi yine düzelir ve süratli görünür. düzgün hareketi sekiz ay dokuz gündür. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. ikinci olarak durur görünür. döndürücünün orta doruğundan yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. yıldızın kendi merkezine uygun olmakla. sürekli döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde vâki olur.

" hadisi gereğince. tepe ve kuyruk düğümlerini. Çünkü doruklar ve etekler. Kuyruk düğümü. müneccimler sözbirliği edip. tepe düğümlerinden doksan derece kuzeyde bulunurlar. yukarıda açıklandığı üzere. hicrî tarih de binyüzyetmiş seneye yetmiştir. Eteği dahi balık burcunun ondokuzbuçuk derecesine ulaşmıştı. Müşteri yıldızının tabiatında ve övgüye değer vasıflarında. malum olsun ki. demişlerdir ki: Müşterinin tabiatı itidal üzere sıcak ve rutubetli olup. her yetmiş seneyi bir dereceye dağıtmakla bütün noktalar takriben sekiz derece gitmiştir. "Annesinin karnında kutlu olan kutludur. tepe ve kuyruk noktaları arasından yani eğilimli feleğinin. uzaklığını mesafesini ve cismin ölçüsünü bildirir. burçlar feleğinden kuzeye fazla eğiminden yirmi derece öndedir. akıl. Halen rumî tarih. Zühal ile müşteriden başka şaşırmış yıldızların dorukları. ikibin altmışdokuz seneye erip. Ey aziz. Müşterinin doruğunun burçlar feleğindeki mekanı rumî tarihin asiz senesinde başak burcunun ondokuz buçuk derecesinde belirlenmişti. Tepe düğüm noktası. her tarihte bütün noktaların yerlerini belirler. tevazu. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının doruğu. iffet. yengeç burcunun dokuçbuçuk derecesine gelmişti. onlara sirayetle yaratılıp ve huy olup. . Hak'kın emriyle bunun selîm tabiatı ve övülmüş vasıfları. büyük uğurlu nâmıyle isimlendirilmiştir. tabiat ve vasıflarını. haya.Beşinci Madde Müşteri yıldızının doruk ve eteğini. talileri müşteri hüküm olunur. tepe düğümünden yetmiş derece geridedir. ilim. gündüz erkeği olmakla. sâbit feleklere uygun hareket ederler. talakât ve fasihlik bulunmuştur. O halde asîz tarihinden bu tarihe gelinceye dek. hilim. Bu minval üzere hesap etmek. oğlak burcunun dokuçbuçuk derecesinde kalmıştı. Bu yıldız. bu yıldızın vasıfları: Din gayreti. rahimlere düşen döllere tali olsa. Şimdi müşterinin doruğu. cömertlik.

Güeş feleğinin üstünde bulunup. takriben yer cisminin yarısı kadar bulunup.) 13-BÖLÜM: BEŞİNCİ BÖLÜM Beşinci göğün yapısını ve burada hâkim ola merih yıldızının vasıflarını beş madde ile açıklar. her biri sait (kutlu) bulunur. Birinci Madde Merih yıldızının mümessil feleğini bildirir. Müşteri yıldızının cismi. ay feleğine nispetle beşinci felektir. Müşteri yıldızının ve mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve kalınlıklarında ve cisimlerinde rasatçılar. pazartesi gecesine ve perşembe gününe hakimdir. küçük uğursuz adını almıştır. nizamını vermişlerdir ki: Birinci . geometriciler ve matematikçiler ittifak edip. kırmızı merih yıdızı onda hâki bulunup. O gecenin günbatımından sonra ve bu gündüzün gün doğumundan sonra birer zaman saatleri. merih yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. Ey aziz. uzaklığı takriben ondörtbin kere bin ve yediyüzyetmişbin dokuzyüs kırkdört fersah hesap kılınmıştır. yüksek felekler nâmıyle meşhur olan üç feleğin en aşağıda olanı ve yere en yakını olup. Bu yıldız. demişlerdir ki: Müşterinin mümessil feleğinin yumuk yüzeyinin. Astronomlar. Çukur yüzeyinin ise. bu yıldıza nispet kılınmıştır. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden sayılan merih feleğidir ki. hepsi delillerle ispat olunmuştur. (Allah daha iyi bilir. malum olsun ki.onlar o saadetle dünyaya gelip. Bu mümessil feleğin kalınlığı takriben sekizbin kere ybin ve ikiyüz yirmi bin beşyüzkırküç fersah bulunmuştur. âlemin merkezinden uzaklık mesafesi takriben yirmiiki bin kere bin ve dokuzyüz doksan ikibin dörtyüzseksenyedi fersah ölçülmüştür.

bu kürenin yumru yüzeyi birinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada temas etmiştir ki. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan. Merih yıldızının mümessil feleği ki. ikinci felek. İki paralel yüzeyle kuşatılmış kürevî bir cisimdir. Mümessil felek. . yere şâmil. döndürücü felektir ki. mümessil feleğinin gövdesi içinde. İkinci Madde Merih yıldızının merkez dışı feleğini. döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. merkezde. taşıyıcı nâmıye tayin olunan ikinci felektir ki. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. astronomlar demişlerdir ki: Bu merih yıldızının durumunun düzeni için. merih yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. önce büyük feleğin süratli hareketine tâbi olup. İkinci olarak. o birici hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. bu hareketle her yetmiş senede ancak bir derece kadar kendi kuşağından yol alır. merih yıldızı. âlimin merkezinden kendi çapı parçalarıyle. En üst yüzeyi üzerinde bulunan müştei feleğinin çukur yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan güneş feleğinin yumru yüzeni eteğettir.felek. merkezi. Aynı zamanda sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. o noktaya doruk derler. külli felektir. Üçüncü felek. oniki derece mesafe ile doruk yönü dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir küre isimdir. yapısı ve hareketiyle bildirir. kendi üstünde ve altında olan öteki gezegenler gibi. merihi dahi kendisiyle birlikte hareket ettirir. taşıyıcının hareketiyle o noktaya geldikte. kuşakta. merkez dışıdır ki. etek. ilk feleğin içinde iki paralel yüzeyde bulunup. Doruk. tepe ve kuyruk noktaları. O nokta. malum olsun ki. döndürücü kendi merkezi üzerinde hareket eyledikçe. kendi hareketiyle âlemin merkezi etrafında sekizinci feleğin yavaş hareketi kadar bir hareketle batıdan doğuya âheste gider. Ey aziz.

âlemin merkezine nispetle en yakın nokta olup. biri ikinci feleği içine alır. geri dönüşü halinde bir burçta iki ay kadar durup. ötekine boşalanı tamamlayan derler. malim olsun ki. yere şâmil olmayan bir küçük felekten daha sözederler. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp. yaklaşık olarak iki senede bir dönüşü tamam eder. dolunun tersine gelir. kendi mümessil feleği içinde. merihin eğilimli feleği dahi. Bu noktaya etek derler. astronomlar. yıldız. Boş kürenin ince ve kalın tarafları. kalın tarafı eteğe doğrudur. Üçüncü Madde Merih yıldızının döndürücü feleğini.yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur. . biri ikinci felekle birlikte boştur. düz gidişte bir burçta kırk gün miktarı kalıp. merih yıldızını da hareket ettirir. Zira ki. Ey aziz. Yıldız. Bu felek. müşterinin külli feleği altında. birine içine alanı tamamlayan. Ona: Döndürücü felek demişlerdir. kendi altında bulunan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. Bu iki kürenin. adı geçen küre boşaltıldıkta. ilk felekten zorunlu olarak iki değişik cüssede küre meydana gelir ki. bu merih yıldızının dahi durumlarının tanzimini belirlemek konusunda bu kadarla yetinmeyip. merih yıldızı altında olan öteki gezegenlerin hareketinden daha ağır hareket ediyor görünür. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla. Her bir feleğin kendine has belirli bir hareketi olup. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olmakla. dolu kürenin ince tarafı doruğa. şekil ve hareketiyle bildirir. o. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde dönüp. İkinci feleğin çukur yüzeyi. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir. yerin merkezine çok yaklaşmış ve alçalmış olur. taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldiğinde. kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya hareket edip.

bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüz altmış derecesinden yaklaşık bir derece kadar mesafe alıp. Taşıyıcının bir tarafında. malum olsun ki. belirli bir hareketle batıdan doğuya dönüp. Böylece senede bir dönüşünü tamam eder. yıldızın değişik hareketi. geri dönüş ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlılık ve yaklaşımını bildirir. Merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında gömülmüştür ki. merihi. yere şâmil olmayan ve kendi taşıyıcı feleğine nispetle bir küçük felektir ki. Merih yıldızı dahi. bir yüzeyle kuşatılmış dolu ve ışıklı bir kürevî cisimdir. yavaş gidişini ve duraklayışını. döndürücünün açıklanan hareketi gibi bu yıldızın dahi. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup. yüzeyi yüzeyine temas etmiştir. kuşağı yanında bir tarafta bulunan bir ortak noktada döndürücünün yüzeyine teğettir.Döndürücü felek. bir tarafında çakılmış olan merihi de hareket ettirir. kâh istikâmet. yıldızın özel hareketi derler. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün yüzeyine teğettir. merihin mümessil feleğinde. düz gidişini. astronomlar demişlerdir ki. güneşin mümessil feleğinden daha büyük ve geniştir. Dördüncü Madde Merih yıldızının süratini. kendi merkezi çevresinde dönücü hareketi yeni rasatçılar gözetleyip. döndürücünün çapı taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. döndürücü feleği tarafında. yıldızın yüzeyi. gider. Yıldızın kendisini taşıyıcı ve onunla bezenmiştir. Ey aziz. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir kürevî cisimdir. kâh duraklama ve kâh geriye dönüş . Döndürücü felek. Bu harekete. Kendi döndürücüsünün cisminde gömülmüştür ki. Kendi mekanında eğilimli feleğin cisminde. kâh yavaşlık. Merih yıldızına dahi kâh sürat. döndürücünün iki kutbu ortasında. Bu felek kendi merkezi çevresinde batıdan hareketiyle. incelemişlerdir.

sadece döndürücünün hareketi görünür. Yıldız döndürücünün aşağısına yakın oldukta. döndürücü tarafına bir miktar eğik. Bunun için: Şaşırmışlıkla isimlendirilmiştir. Yıldız. burçlar sırasının aksine hareketi.ve yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. yıldızın kendi merkezi. Merihin geri dönüş süresi. yıldızın kendi merkezi. kendi merkezinin hareketi. döndürücünün altına indikte. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyup. döndürücü feleği üzerinde bulundukta. hareketi görünmez olup. iki hareket biribirine karşı olmakla. Bu yıldızın eğilimli feleği. Zira ki. geri dönüyor görünür. Bu durumların çalışması budur ki: Bu yıldız. döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği. inişte olduğundan. Yaldızın geri dönüşünden önceki duruşuna: İlk makam. yirmiüç ay üç gündür. iki ay onyedi gündür. yıldız. Yıldızın dönüşü tamam olup. hareketi görünmez olup. eğilimli felekten kâh güneye. iki hareket yine eşit oldukta. döndürücünün hareketinden fazla olup. döndürücüsü merkezinin taşıyıcı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. Halbuki yıldız. yıldız. Güneşe nispetle bu . yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. basit ve düzdür. o demde düz hareket eder görünür. yıldızların ve feleklerin hareketleri. döndürücünün aşağısına inişte. hızlı hareket eder görünür. Yavaşlamadan sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. kendi merkezinin hareketi. Düz gidişi. döndürücünün doruğuna yükselmiş olmakla. Ne zaman ki yıldız. kuşaklarına nispetle benzerli. yıldız duruyor görünür. sonrakine ikinci makam derler. Çünkü. yaklaşık olarak ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunup. tekrar durur görünür. kâh kuzeye eğik olup. eşlik etmesiyle. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket eder görünür. burçlar kuşağından güney ve kuzeye bir derece eğilimli iken. Zira ki. Yıldız. yavaş hareket eder görünür.

güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan orta notasından döndürücüsünün orta noktasına uzaklığı gibidir. burçlar feleğinin hareketine uygun hareket ederler. döndürücünün doruğunda güneşin uzaklığı miktarı uzak olur. Ey aziz. aralarında bulunan mesafe. (Merihin döndürücüsünü. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda. karşılıklı durumdaki güneşin mümessil feleğinin çapından büyük ve uzun bulunmuştur. sürekli döndürücüsünün doruğunda olduğu halde vâki olur. yıldızın merkezi dahi.) Beşinci Madde Merih yıldızının doruk ve eteğini. Merihin doruğunun yeri. Zira ki. tepe ve kuyruk düğümlerini. güneşi merkezi. zühal ve müşteir gibi sürekli döndürücüsünün doruğundan kendi cisminin merkez uzaklığı. Merih yıldızı. eğilimli feleğinin burçlar kuşağından kuzey tarafına en fazla eğildiği noktadır ve tepe düğümünden doksan derece sonradır. ta güneş.merih yıldızına ârız olan bağlantı ve yaklaşımın beyanı budur ki: bu. astronomlar demişlerdir ki: Merih yıldızını doruğu. yukarıda belirtildiği üzere. tabiat ve vasıflarını. merih yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı. malûm olsun ki. burçlar feleğindin rumî . döndürücüsünün eteğinde olduğunda hâsıl olur. uzaklık mesafesini ve cisminin ölçüsünü bildirir. Şu halde merih de onlar gibi. Merihin güneşe iki yaklaşımı arasında bulunan süre: İki sene kırkdokuz gün hesap olunmuştur. güneşi de bütün bunlardan büyük ve ışıklı yaratan Allah. karşılıklı haldeyken olan mesafeden uzak ve fazla olarak gözetlenmiştir. çakışma anında güneş ile merih arasında bulunan döndürücünün çapı. Güneş ile karşılıklı olması. güneşle birleşmede. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. Çünkü doruk ve öteki noktalar. güneşin feleğinden büyük. O halde. Zira ki. güneşe orta bir yaklaşımla yaklaşmış olur. her şeyden münezzehtir. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin yıldız dahi döndürücünün eteğine iner.

kuyruk yeri.) . boğa burcunun onbirinci derecesinde. etek ve kuyruk noktaları. ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah hesaplanmıştır. (Allah en iyisini bilir. bunun vasıfları onlara Hak'ın emriyle sirayet eder. Merih yıldızının cismi. Bütün bunlar kesin delillerle sabittir. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. Bu durumda. Tepe noktası. yerin cisminin dörtte biri kadardır. eteğinin yeri. âlemi merkeziden uzaklığı. bu yıldız. takriben onikibin kere ve bin yediyüz kırkikibin yediyüzotuzsekiz fersah bulunmuştur. yaklaşık. geometriciler ve matematikçiler söz birliği ile demişlerdir ki: Merihin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin merkezinin âlemin merkezinden uzaklığı mesafesi. aşırı sıcaklık ve kuruluktur. yetmiştir. kuvvet. edepsizlik. buna nispet olunmuştur. sefahet.tarihin azsiz senesinde aslan burcunun onbirinci derecesinde. inat ve baş olma hırsı bulunmuştur. Bu feleğin çukur yüzeyinin. O halde doruk. şecaat. Bu yıldızın vasıfları: Şenlik. her yetmiş güneş senesinde bir derece hareketleriyle yaklaşık olarak sekiz derece gitmişlerdir. rahimlere düşen menilere tali düşerse. Merih. kova burcunun onbirinci derecesinde tayin olunmuştur. Halen ki rumî tarihin seneleri: İkibin altmışdokuza gitmiştir ve hicri tarihin seneleri: Binyüz yetmişe. öke. Mümessil feleğin kalınlığı. hiddet. yaklaşık olarak. Gece erkeği olup. hiyanet. Merih yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler ittifak üzere demişlerdir ki: Merihin tabiatı. Merih yıldızının ve mümessil feleğini uzaklık mesafelerinde ve cisimlerinin ölçülerinde. rasatçılar. akrep burcunun onbirinci derecesinde belirlenmişti. Bu tecrübe ile sabittir. küçük uğursuz olarak isimlendirilmiştir. cumartesi gecesi ve salı gününe hâkim bulunmuştur. yaklaşık olarak ondörtbin kere bin ve yediyüz yetmişbir bin dokuzyüz kırkdört fersah ölçülmüştür.

hakkıyle düşünen ve fikreden göz sahiplerine göstermektir. Bu felek dahi üç yüksek feleğin mümessilleri gibi. aylar ve seneler bunun hareketiyle nizam bulmuştur. Ey aziz. öteki gezegenlerin feleklerinden daha basit olup. 14-BÖLÜM: ALTINCI BÖLÜM Dördüncü göğün yapısını ve burada sultan olan güneşin. cihanın ayrıntılarından kendisinin muhtasar ve öz varlığını bilip. yumru yüzeyi. kuşakta. Birinci Madde Güneşin özelliklerini özetler ve mümessil feleğini bildirir. üstünde olan merih feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi. Yedi gezegenin ortasında güya ki. merkezde. nurdan bir fânus. altında olan zührenin yumru yüzeyine teğettir. buradan da Hak'kı tanımaya ulaşalar. geceler. dünyayı aydınlatan güneş. Aşağısındakilere ve üstündekilere ışık bahşetmek için orta makam kendisine dinlene yeri olmuştur. hükümlerini ve durumlarını dört madde ile açıklar. güneş feleği nâmıyle meşhur olmuştur. kendini öğrenip. O halde bu muhteşem sultan. cihanı şerh ve açıklama ile yaratıcının inceliklerini. mümessil ve merkez dışı nâmında iki felekle bütün durumları nizam olmuştur. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. astronomlar demişlerdir ki: Merih feleğinin altında ay feleğine nispetle altıncı felektir ki. bütün yıldızların en meşhuru ve en nurlusu ve bilginlerin çoğuna göre en büyük olup. gündüzler. Güneş feleğinin merkezi. malim olsun ki. âlemin merkezi yani büyük felek ve yere şâmil iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. Ta ki.Bizim bu açıklama ve izahlarımızdan murat. Onun için mümessil adı . Nice büyük işler onun hükümleriyle meydana gelmiştir. orada ancak bir güneş bulunmakla. Feleği dahi.

irinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada teğetdir ki. önce büyük feleğin hızlı hareketine tâi olup. taşıyıcı feleği ile bu noktaya geldikte. bu müşkülü çözümlemek için güneşin mümessil feleğinin altında merkez dışı bir feleğin varlığını kabul etmişlerdir. Güneş. kâh sürat muayne edip. âlemin merkezinden en uzak nokta budur. âlemin merkezi çevresinde. o noktaya doruk derler. ikisinin dahi yüzeyleri paralel olmayıp . tepe ve kuyruk düğümleri. astronomlar demişlerdir ki: Rasatçılar güneşin hareketinde kâh yavaşlama. malum olsun ki. birinci feleğin içinde. güneşin cismini kâh büyük. kâh küçük müşahede etmeleri. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada tema etmiştir ki o noktaya etek derler. bu zorunlu hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. kendi altında ve üstünde olan öteki gezegenlerin mümessilleri gibi. İkinci feleğin çukur yüzeyi. Bu kürenin yumru yüzeyi. Mümessil felekten merkez dışı felek ayrılıp. aşağı inmiş olur. İkinci olarak kendine özgü hareketiyle. yerin merkezinden kâh uzak kâh yakın olmak gerekip. burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. Şu halde doruk ve etek noktaları. bu hareketle her yetmiş senede birer derece gider. Ey aziz. yere şamil ve merkezi. Bu ikinci felek. âlemin merkezine en yakın nokta budur. Bu felekde. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olmuş olur.verilmiştir. Sanki burçlar feleğinin hareket ettirmesiyle hareket eder. Güneşin mümessili. Güneş. âlemin merkezine ikibuçuk derece uzaklıkla doruk tarafına hariç iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. İkinci Madde Güneşin merkez feleğinin yapısını ve hareketini bildirir. Bu felekte. yerin merkezine yaklaşıp. bu şekilde boşaldığında zorunlu olarak iki küre kalır ki. taşıyıcısının hareketi ile bu noktaya geldiğinde.

bazı parçası kalın bazısı ince olur. Bu iki kürenin biri ikinci feleği içine alır ve biri ikinci felekle birlikte boşalır. İçine alan kürenin ince tarafı doruğa ve kalın tarafı eteğe doğrudur. Boş kürenin kalın ve ince tarafları dokununkinin tersine olur. Her ikisi de ikinci feleğe eklenmeleri ile birinci felek tamam olup, tek bir felek hükmüne girdiğinden, birine içine alanın tamamlayıcısı ve birine boşalanın tamamlayıcısı derler. Güneşin kendisi ancak bir tek yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki dolu ve sıkışıktır. Merkez dışı feleği içinde iki kutbu arasında çakılmış ve gömülmüştür ki, güneş küresinin çapı, merkez dışı olan ikinci feleğin karanlığına eşit olup; güneşin çevresi merkez dışının çevreleri ile iki ortak noktada temas etmişlerdir. Güneş, mümessil feleği içinde, merkez dışı felek kendine mahsus başka merkez, eksen ve kutuplar üzerinde yani burçlar feleğinin eksenine ve kutuplarına paralel eksenler ve kutuplarla kendi kuşağını teğet kuşak üzerinde batıdan doğuya hareket edip; güneş her bir burçta yaklaşık otuz gün kalıp, üçyüzaltmışbeş ve dörtte bir günde bir dönüşünü tamam eder. Bu çark kuşağın yüzeyinden kuzey tarafına hiçbir zaman eğilmeyip, kendi kuşağında çakılı olan güneş küresi, daima buçlar feleğinin yüzeyinde dümdüz ve bir karar hareket ile gider. Bütün felek ve yıldız küreleri durucu olmayıp her biri kendi merkezi çevresinde başka bir dönüşle döner. Güneş dahi kendi yerinde, merkezi çevresinde, burçlar sırası üzere dönücüdür.

Üçüncü Madde
Güneşin doruk ve eteğini, tepe ve kuyruğunu, yavaş ve süratli gidişini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Güneşin doruğunun burçlar feleğinden mekanı, rumî tarihin asiz senesinde ikizler burcunun yirmiyedinci derecesinde tesbit edilmiştir. Çünkü halen rumî tarh ikibin

altmoşdokuzu bulmuştur. Hicrî tarih binyüzyetmiş senesine ulaşmıştır. Yukarıda açıklanan mihval üzere doruk ve eteğin her biri, yaklaşık sekiz derece hareket etmiştir. Güneşin doruğu, yengeç burcunun dördüncü derecesine, eteği oğlak burcunun aynı şekilde dördüncü derecesine gelmiştir. Çünkü güneşin merkez dışı kuşağı, burçlar kuşağının yüzeyinde bulunmuştur. Onun için bunun tepe ve kuyruk düğümleri, ancak burçlar kuşağı ile gün eşitleyicisinin iki kesişen noktası sayılmıştır ki, biri koç burcudur ve biri terazi burcudur. Şu halde güneş, koç burcunun başlangıcında tepe noktasına gelmiş olur. Terazi burcunun başlangıcında kuyruk noktasında olmuş olur. Öteki gezegenlerin doruk ve diğer noktaları, taşıyıcı felekleri ile burçlar kuşağının kesişmelerinden oluşan iki karşılıklı nokta bulunmuştur. Kuşaktan Taşıyıcı feleklerin kuzeye eğimli oldukları nokta, tepe noktası ve güneye eğimli oldukları nokta, kuyruk noktası adını almıştır. Nitekim yukarıda ayrıntıları ile anlatılmıştır. Güneşin asla enlem farkı bulunmayıp, öteki gezegenlerin hareketlerinde enlem farkı gözlenmiştir. Güneşin, ancak doğuş yeri farkı bulunmuştur. Yani kuzey burçlarındaki, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan ve başaktır. Bu altı burçta güneşin hareketi yavaş görünmüştür. Güney burçlarındaki terazi, akrep, yay, oğlak, kova ve balıktır. Bu altı burçta güneşin hareketi hızlı bulunmuştur. Bütün feleklerin hareketleri, benzerli ve belirli zamanlarda eşit hızdayken, güneşin hareketinde hızlanma ve yavaşlanmanın sebebi budur ki: Güneşin doruk noktası, halen burçlar feleğinden yengeç burcunun evvelinde ve eteği dahi oğlak burcunun evvelinde bulunmakla; güneşin güney burçlarını katetme süresinden kuzey burçlarını katetmesinde bir hafta kadar fazla gecikme olur. Bunun açıklanması budur ki: Güneşin merkezi öyle bir dairenin çevresi üzerinde hareket edip döner ki, o dairenin merkezi, âlemin merkezinin dışındadır. Şu halde burçlar feleğinin bir yarısında, merkez

dışı dairenin yarısındakinden fazla bulunmuştur. Bu, o yarımdır ki, güneşin eteği ona gelmiştir, çünkü güneş hareketiyle burçlar feleğinin yarısını katetme zamanı, ikinci yarısını katetme zamanına muhalif ola. Kaçınılmaz olarak burçlar feleğinin eteği olan yarısından, doruğu olan yarısına güneşin hareketi yavaş görünür. Zira ki, doruk yarısını katetme zamanı, etek yarısını katetme zamanından sekiz gün uzun bulunur. Halbuki güneşin hareketi, merkez dışı dairesinde farklı olmayıp, sürekli ve benzerli harekettir. (Bu, bilici, âziz olan Allah'ın takdiridir. Şanı yüce hakîm yaratıcı münezzehtir.)

Dördüncü Madde
Güneşin tabiat ve sıfatlarını yarar ve etkilerini, uzaklık ve büyüklüğünü bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müneccimler demişlerdir ki: Güneşin tabiatı, orta derece sıcaklık ve kuruluk olup, gündüzsel erkek bulunmuştur. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. Bunun sıfatları: Kuvvet, şiddet, kahr, gazap, rağbet, his incelik, haya ve iffet bulunmuştur. Yukarıda beyan olunduğu üzere, bunun sıfatları tali düştüğü menilerde aynen gözlenmiştir. Güneşin pazar güne ve perşembe gecesine hâkim olduğu bulunmuştur.O gündüz ve gecenin evvelki saatleri ona nispet ounmuştur. Cenab-ı Hak'kın takdiriyle esirî cisimlerin süflî cisimlerin tesirleri fazla olup, her yıldız nice nice özellikleriyle tesir etmektedir. Allah, bu büyük güneşe, kedi kudretiyle nice özellikler vermiştir ki, güneşin etkileri, yüksek cisimlerde ve aşağı cisimlerde kendisinden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha büyüktür ve bütün yıldızlardan parlaktır. Aya, ışık verir. Denizleri ısıtıp, buharlar çıkarıp, yukarılarda yağmur bulutları meydana getirip, yağdırarak yere hayat verir: Bitkiler, ağaçlar ve meyveler olur. Karlardan ve yağmurlardan

nehir kaynakları olur. Bitkilere ve hayvanlara hayat bahşeder. Güneşle madenler oluşur, meyveler olgunlaşırlar. Güneşin doğuşuyla hayvanlar ve insanlar kuvvet bulup, sıcaklık ve ışığıyla menfaatlenirler. Güneşin batmasıyle hepsi şaşırıp, ölüler misali yerlerinde uyurlar kalırlar. Güneşin etkisiyle irinci iklim kuşağının ahalisi hep siyah olup, sıcaklığının şiddetiyle huy ve bünye edinirler. Tepelerine güneş yakın olduğundan, cüsseleri hafif ve akılları zayıf olup, ahlakları dar, meşrepleri keskin ve ince olur. Aynı zamanda inatçı olurlar. Fakat yedinci iklim kuşağındakilerin tepesinden güneş uzak olup, sıcaklığı zayıf ve tesirleri az olduğundan, hepsi beyaz ve sarı olurlar. Yaratılış ve huyda, her biri öküz ve koyun gibi ebleh ve eksik olur. Güneşin birçok tesirlerinden biri budur ki: Doruk noktası kuzey burçlarında oldukça, kuzey tarafları mamur olup, güney taraflar denizlerle kaplı olur. Güneşin doruk noktası güney burçlarına geçtiğinde, bu kez güney yarım küre mamur olup, kuzey yarım küre deniz sularıyle kaplı olur. Yukarıda açıklanan doruk noktasının hareketiyle, yirmibeşbin ikiyüz güneş senesinde bir kere, karalar ve denizler tamamen yer değiştirip, âlem yeniden nizam bulur. Belki güneşin tesiriyle günler ve geceler, sıcaklık ve gölge, nur ve ışık, yaz ve kış, kar ve yağmur, madenler ve taşlar, itkiler ve ağaçlar vücuda gelip; bütün bunların tabiatları, bileşiklerin oluşması, hayvanların ve insanların yaşaması, yılların bilinmesi hep Allah'ın takdiriyle güneşin hareket ve ışığına bağlıdır. Güneşin büyüklüğü ve miktarında, mümessil feleğinin uzaklığında rasatçılar, matematikçiler ve geometriciler söz birliğiyle demişlerdir ki: Güneşin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin, âlemin merkezinden uzaklaştığı yaklaşık ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah ölçülmüştür. Bu feleğin çukur yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı, yaklaşık bin kere bin ve

sekizyüzellibin yüzellidört fersah hesap kılınmıştır. Bu mümessil feleğin kalınlığı, yaklaşık yüzyetmişdokuzbin elli iki fersah bulunmuştur. Güneş küresinin cismi yaklaık yüzaltmışaltı yerküre kadar bulunup; bütün bunlar geometrik delillerle ispat olunmuştur. (Allah daha iyi bilir.) Bizim bunları anlatmaktan maksadımız; bu büyük güneşi, günde ir kere etrafımızda döndürüp, başımızda döndüren güçlü ve kayyum olan Allah'ın kudret ve büyüklüğünü açıklamaktır. Ta ki akıl sahiplerine rabler rabbinin yaratma ve inceliklerini fikretmeyi ve düşünmeyi kolaylaştırıp; yaratıklardan yaratıcıyı bulup, her şeyden ona yönelip, onunla kalalar. 15-BÖLÜM: YEDİNCİ BÖLÜM Üçüncü göğün yapısı ve burada hükmeden zühre yıldızının (venüs) durumlarını beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Zühre yıldızının mümessil feleğini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de zühredir ki, ay feleğine oranla üçüncü felektir. Güneş feleğinin altıda olup, iki aşağı nâmıyle bilinen iki feleğin yukarıda olanıdır. Güneş feleğine yakın bulunmuştur. Zühre yıldızı, küçük kutlu ismiyle isimlenmiştir. Bilginler, üç yüksek feleğin yapısı gibi, zühre yıldızı için de üç adet felek ispat edip, nizamını vermişlerdir. Birinci felek, merkezde, kuşakta, kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. İkinci felek, merkez dışıdır ki, yine birinci feleğin gövdesinde iki paralel yüzeyde bulunup, döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. Üçüncü felek, döndürücü felektir ki, zühre yıldızı onun bir tarafında çakılmıştır. Döndürücü felek, kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe,

zühreyi dahi kendisiye beraber hareket ettirir, zühre yıldızının mümessil feleği ki, küllî felektir. Merkez ve mihverde, kuşak e kutuplarda, harekette burçlar feleğine uyumlu ve diğer gezegenler gibi mutabıktır. iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. Üst yüzeyi, üzerinde olan güneş feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi, altında bulunan utaritin yumru yüzeyine teğettir. Mümessil felek, kendi üzerinde ve altında olan öteki felekler gibi, önce büyük feleğin günlük hareketine uyup, bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. İkinci olarak, burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar, kendi özel hareketiyle âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. Sanki burçlar feleği onu döndürür. Doruk, etek, tepe ve kuyruk noktaları bu hareketle her yetmiş senede bir derece yer kateder. ikinci Madde Zühre yıldızının merkez dışı feleğinin, yapı ve hareketini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Bu zühre yıldızının düzenin halletmek için mümessil felek gövdesinde taşıyıcı nâmıyle belirlenen ikinci felektir ki; yere şâmil ve âlemin merkezinden kendi çapı ve cüzleriyle iki derece mesafe ile doruk tarafı dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Bu kürenin yumru yüzeyi, birinci feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmiştir ki, o noktaya: Doruk derler. Bu nokta, âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan, zühre yıldızı, taşıyıcısının hareketiyle bu noktaya geldikte; yerin merkezinden oldukça uzak olur ve yüksek olur. İkinci feleğin çukur yüzeyi, birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir ki, o noktaya: Etek derler. O nokta, âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. Zühre yıldızı, taşıyıcı feleğinin hareketiyle o noktaya indikte; yerin merkezine çok yakı olup, alçalmış olur. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp boşaldıkta; zorunlu

olarak değişik kalınlıkta iki küre meydana gelir ki, biri ikinci feleği içine alır, öteki ikinci felekle beraber boştur. Doğu kürenin ince tarafı doruk tarafa, kalın tarafı eteğe dönük olur. Boş kürenin ince ve kalın tarafları ötekinin tersine gelir. Bu iki kürenin, feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olduğundan; birine dolunun tamamlayıcısı, öbürüne boşun tamamlayıcısı derler. Her feleğin özel bir hareketi belirlenmiş olup, kendi kutupları üzerinde dönüp, dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz bir iş olmakla; zührenin eğilimli feleği dahi, güneşin küllî feleği altında, kendi mümessil feleği gövdesinde; kendi merkezinin çevresinde özel hareketiyle batıdan doğuya güneşin merkez dışı feleğinin hareketine uygun olarak hareket edip; zühre yıldızını da, kendisiyle beraber hareket ettirir. Şu halde zühre, her burçta yirmidört gü gider. Bazı burçlarda tereddüt eylese, dört ay kalıp, senede bir dönüşünü güneşle birlikte tamam eder. Bu yıldızın döndürücü merkezi, güneşin merkezinden hiç ayrılmayıp, güneşin tepe noktasıyla birlikte seyre hareket eylediğinden, bu yıldızın güneşten uzaklığının mesafesi, yaklaşık döndürücüsünün çapının yarısı kadardır. Ortalama, zühre yıldızının güneşten uzaklığı kırk derecedir. Üçüncü Madde Zühre yıldızının döndürücü feleğini şekil ve hareketiyle bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar; zühre yıldızının dahi durumlarının tanzimine üç yüksek felek gibi anlatılanlar kadarıyle yetinmeyip, yere şâmil olmayan bir küçük felek daha ispat edip, ona: Döndürücü felek demişlerdir. Döndürücü felek, mümessil felekte arza şâmil olmayan küçük bir felektir ki, bu yıldızın kendisini taşıyıcıdır. Yere şâmil merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında çakılmış ve gömülmüştür. Döndürücünün çapı, taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittire. Döndürücü felek, bir yüzeyle kuşatılmış odlu ve küre bir cisimdir. Eğilimli feleğin cisminde,

kendi merkezi çevresinde belirli bir hareketle batıdan doğuya burçlar sırası üzere dönüp; bir tarafında çakılmış olan zühreyi kendisiyle birlikte döndürerek alıp gider. Döndürücü felek, kendi merkezi çevresinde zühreyi, bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden yarım dereceden fazla döndürüp, hareket ettirip, yaklaşık ondokuzbuçuk ayda bir dönüşünü tamam eder. Bu harekete, yıldızın değişik hareketi ve yıldızın özel hareketi derler. Zühre yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış bir küre cisimdir. dolu ve ışıklıdır. Döndürücü feleğinin cisminde gömülüdür ki, yıldızın yüzeyi, döndürücünün iki kutbu arasında, kuşağı yanında, bir tarafında bulunan ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. Yani zühre, tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup, yüzeyi, yüzeyine temas etmiştir. Taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin açıklanan hareketi gibi, zühre yaldızının dahi döndürücüsü tarafından ve kendi merkezi çevresinde burçlar sırası üzere kendine özgü hareketi, yeni rasatçılar tarafgından gözlenmiştir. Dördüncü Madde Zühre yıldızının sürat, istikamet, yavaşlama, duraklama ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımını bildirir. Ey aiz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızına dahi kâh sürat, kâh yavaşlık, kâh duraklama, kâvh geri dönüş ve kâh dönüşünde şaşırmışlık ârız olur. Bu durumların açıklanması budur ki: Bu yıldız, döndürücü feleği yukarısında bulundukta; kendi merkezinin hareketi, döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyle, yıldız, hızlı hareket eder görünür. Ne zaman yıldız, döndürücünün doruğundan tarafa bir miktar eğilir, o zaman düz hareket eder görünür. Yılız, döndürücünün eteğine indikte; yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, inişte olduğundan, hareketi görünmez olup, ancak

döndürücüsünün merkezinin hareketi görünür. Yıldız, döndürücünün eteğine yakın oldukta; kedi merkezinin burçlar sırasına aykırılığı, döndürücüsünün merkezinin hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup, iki hareket birbirine karşı ve muarız olmakla; yıldız, geri döner görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup, iki hareket yine eşit oldukta; yıldız ikinci kez durur görünür. bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, döndürücünün doruğuna çıkmakla; hareketi görünmez olup, ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Yavaş hareketten sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. Halbuki yıldız, döndürücüsünün içinde, dönüşünü aynı hızla tamamlar. Zira ki, yıldızların ve feleklerin hareketleri, kendi küreleri kuşağına oranla benzerli, basit ve düzdür. Yıldızın geri dönüşünden önceki yerine: birinci makam; sonrakine ikinci makam derler. Zühre yıldızının dönüş süresi, bir ay onbir gündür. Düz hareketi, sekiz buçuk aydır. Yıldızın taşıyıcı feleği, burçlar kuşağından güneye ve kuzeye dörtte bir derece kadar eğilimli iken, döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği, eğilimli feleğinden kâh kuzey tarafa, kâh güney tarafa eğilimli olur. Yaklaşık ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunmuştur. bu durumlardan dolayı yıldız, yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür. Bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Güneşe oranla bu zühre yıldızının bağlantı ve yaklaşımını böyle açıklamışlardır ki: Bu yıldızın taşıyıcısının hareketi, sürekli güneşin merkez dışı hareketiyle eşit olmakla; döndürücüsünün merkezi dahi güneşin merkezine sürekli teğet bulunmuştur. Şu halde zühre yıldızı, güneş kurslarının çevresinde, döndürücüsünün hareketiyle döndükçe, döndürücüsünün çapının yarısı kadar ondan uzakta olur. Güneşi tavaf ederek iki uzaklığın ortasına geldikte; kâh sabah, kâh akşam meşale gibi parlayıp; kâh güneşle birlik hareket edip, öteki gezegenler gibi güneş kursundan uzak düşmeyip,

Zührenin tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Zührenin tabiatı. Halen rumî tarih. küçük kutlu adını almıştır. oyun. bir kere dahi geri dönüşünde yani döndürücüsünün doruğunda bulundukta. ötekiler gibi hareket edip. Zühre. tepe ve kuyruk yukarıda açıklandığı üzere. yaklaşık dokuz ay yirmi gündür. Bu yıldıza bakmanın kalbe sürûr verdiği tecrübe kılınmıştır. Tepe düğümünden doksan derece geridedir. O halde bu iki nokta. hicrî tarih dahi binyüzyetmişe. temennî. öteki noktaları ortasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey tarafa faza eğiliminde bulunur. güneş ile sürekli yakınlık ve çakışması bulunur. tepe ve kuyruk düğümlerini. gece erkeği olmakla. yetmiştir. ikibinaltmışdokuza gelip. balık burcunun yirmiyedinci derecesinde ve kuyruk noktasının yeri yaşak burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişti. ferah. tabiat ve vasıflarını. cinsel güç ve güzel yaratılış . Bu yıldızın vasıfları: Yumuşaklık. Ey aziz. rikkat. teganni. astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızının doruğu.) Beşinci Madde Zühre yıldızının doruk ve eteğini. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessil feleklerin hareketiyle hareket ederler. İki yaklaşımı arasında olan süre. malum olsun ki. sürekli güneşe yakın olup ve bir kere dahi geri dönüşünün tam ortasında yani döndürücüsünün eteğinde oldukta. Tepe noktasının yeri. (Hakikatini en iyi bilen Allah'tır. eteği ise.her bir devresinde iki kere güneş ile çakışıp. orta derecede soğukluk ve rutubettir. güneşin doruğu gibi ikizler burunun yirmibirinci derecesinde. yaklaşık sekiz derece öne geçmişlerdir. Zührenin doruğunun burçlar feleğindeki mekânı rumî tarihin asiz senesinde. Çünkü doruk ve etek. sevgi. yay burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişi. uzaklığının ve cisminin ölçüsünü bildirir.

zühre feleğinin altında olup. karıştırıcı ismi ile tanınmıştır. buna nispet kılınmıştır. ikiyüzyetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bütün bu vasıflar aynen müşahede olunmuştur. bin kere bin ve beşyüzyetmişüçbin beşyüziki fersah bulunmuştur. malum olsun ki. Yumru yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık. astronomlar demişlerdir ki: Utarit feleği. öteki gezegenlerden farklıdır. bir kere bin ve sekizyüzellibin dört fersah ölçülmüştür. iki aşağı nâmıyle meşhur olan iki feleğin altta olanıdır. Utarit yıldızı burada tek başına hakim olup. ay feleğine oranla sekizinci. yaklaşık yerin cüzünün onaltıda biri kadar bulunup. Yüce. Utarit yıldızı için yere şâmil . Birinci Madde Utarit (merkür) yıldızının mümessil feleğini ve hareketinin görüntüsünü bildirir.) 16-BÖLÜM: SEKİZİNCİ BÖLÜM İkinci göğün yapısını ve burada hâkim olan utarit yıldızının durumlarını beş madde ile bildirir. delillerle ispatlanmıştır. Zühre yıldızının mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve cismiyle kalınlığının ölçülerinde rasatçılar. Bu yıldız. Zührenin cismi. güçlü ve hakîm olan allah münezzehtir. Bu feleğin durumu ve yapısı. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık.bulunmuştur. salı gecesi ve cuma gününe hâkimdir. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. Ey aziz. geometriciler ve matematikçiler ittifakla demişlerdir ki: Zürenin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı yaklaşık. Ay feleğine yakındır. yedi gezegenden sayılmıştır ki. parçaları bakımından. Astronomlar. (Gerçeğini Allah daha iyi bilir.

ikincisi dolu felektir ve utaritin dört feleğinden ikincisidir. Ey aziz. Şu halde doruk. merkezde. Gözetleme sureti ile değişik durumlarını bu dört felekle belirleyip. üst yüzeyi üzerinde olan zührenin alt yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan ağın üst yüzeyine teğettir. etek.üç büyük felek ve yere şâmil olmayan bir küçük felek tesbit etmişlerdir. Utaritin açıklanacak döndürücü feleğinde bulunan ikinci doruğundan başka ve ayın açıklanacak doruğundan ve mümessilinden ve diğer noktalarından başkadır. Sanki burçlar feleğini hareket ettirmesi ile hareket eder gibidir. kendi üstünde ve altında bulunan diğer felekler gibi önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. âlemin merkezî çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. İkinci Madde: Utarit Yıldızının merkez dışı olan yönetici feleğini ve taşıyıcı feleğini apı ve hareketleri ile bildirir. doğudan batıya hareket ettirerek idare ettiği için buna yönetici . Bu mümessil felek. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine uygun ve mümessildir. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. içine aldığı merkez dışı ikinci feleğin merkezini. astronomlar demişlerdir ki: Utaritin yöneticisi. onlara muhalif bulunup doğudan batıya hareket ederler-. zira ki bu dördü. kuşakta. Yönetici felek. iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. öteki mümessiller gibi yere şâmil ve merkezi âlemin merkezidir. malûm olsun ki. tepe ve kuyruk noktaları bu hareket üzere her yetmiş güneş senesinde bir derece mesafe kat eder. nizamını vermişlerdir. mümessil feleği ile birlikte boş bir felektir ki. merkez dışı olan iki feleğinin birincisidir. Birinci felek küllî felektir ki. Bu felek. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. eksende.

âlemin merkezinden altı derece kadar doruğu tarafına çıkmıştır. onun tamamlayıcısıdır. Bu yönetici felekten boşalmıştır. Mümessilin doruk ve eteğine birinciler dahi derler. Merkez dışı olan diğer felekler. Bunlar mümessilden parça gibi olduklarından. utarit yıldızının üçüncü feleğidir. Döndürücünün merkezini taşır. Yöneticinin çukur yüzeyi. Taşıyıcının çukur yüzeyi ve yumru yüzeyi. yöneticinin çukur yüzeyine ikinci etek tabir olunur bir noktada teğettir. Mümessil felekten yönetici felek ayrıldıkta. mümessil feleklerin içinde oldukları gibi bu yönetici felek dahi mümessilinin içindedir. Taşıyıcının yumru yüzeyi. Yönetici felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. kendi merkez. Yöneticiye mensup doruk ve eteğe dahi ikinciler derler. yöneticinin merkezinden üç derece ve âlemin merkezinden dokuz derece doruk tarafına çıkmıştır. mihver. diğer mümessilleri tamamlayıcı olan ikişer küre şeklinde benzerleri. yöneticinin yumru yüzeyine ikinci evc namıyle bilinen bir noktada yetmişdir. Yöneticinin yumru yüzeyi. Her feleğin kendine özgü hareketi olup. mümessilinin içinde bulunduğu üzere.derler. Diğerleri dahi yöneticiden parça oldukları görünümünden dolayı yönetici doruğu ve yönetici eteği adıyla isimlendirilmişlerdir. mümessilin çukur yüzeyine birinci etek adıyla bilinen ortak bir noktada temas etmiştir. mümessil doruğu ve mümessil eteği namıyla şöhret bulmuşlardır. kuşak ve . Utarit bu tertip ve tecrübe ile bu şekil ve görünüşe gelir ki: Kendisinde iki doruk ve iki etek bulunur. yöneticiden iki küre kalır ki. Taşıyıcının merkezi. bu taşıyıcı felek dahi yönetici feleğin içindedir. mümessilin yumru yüzeyine birinci doruk namıyle meşhur olan ortak bir noktada teğettir. Bundan sonra merkez dışının ikincisi. Yönetici felek. bu mümessilden dahi meydana gelmiştir. Yönetici feleğin merkezi.

Çapının yarısı ortasında yirmi dereceden fazla uzağa yetmez. utarit her burçta onyedi gün bekleyip. şekil ve hareketiyle bildirir. Güneşin ortası kadar hareket edip bir güneş senesinde bir devresini tamamlar. Döndürücü felek. senede bir derecesini güneşle beraber tamamlar. bu utarit yıldızının dahi durumlarının tanzimine diğer şaşırmış gezegenler gibi. Aynı zamanda yıldızın cisminin taşıyıcısıdır. . bazı burçlarda tereddüt etse. zührenin altında kendi mümessili içinde ve kendi merkezi çevresinde hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırasına uymayan utaridin ikinci doruğunu idare eder. çapı taşıyıcının kalınlığına eşit olup. iki ay kalıp. Bunun için utarit yıldızı döndürücüsünün çapının yarısından fazla güneşten ırağa gitmez. hareketinin yarısı yöneticinin sıraya uygun hareketine karşıdır. Merkez dışı olan üçüncü taşıyıcı feleğin kuşağında. yani iki kutbu arasında çakılmıştır ki. astronomlar. Utaritin taşıyıcı feleği dahi yönetici feleğin içinde. malûm olsun ki. teki taşıyıcı felekler gibi kendi merkezi çevresinde özel hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırası üzere utaridin döndürücü feleğini idare ile güneşin ortasının iki katı kadar hareket edip. Utaridin döndürücüsünün merkezi.kutupları üzerinde dönüp. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olduğu için utaritin yönetici feleği de. yere şâmil olmayan bir küçük felek dahi tespit edip. zühreninki gibi sürekli güneşin merkezine mutabık olup asla muhalefet etmez. Ey aziz. taşyıcı durumdaki döndürücünün iki yüzeyine yukarıda ve aşağıda birer noktada teğettir. utaritin dört feleğinden dördüncüsüdür. (Allah daha iyi bilir). Üçüncü Madde Utarit yıldızının döndürücü feleğini. ona: Döndürücü felek demişlerdir. belirlenen ölçülerle yetinmeyip. yüzeyi. Diğer yarısı güneşin ortasına eşit gelip. utaritin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki.

döndürücüsünün merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyar ve yıldız hızlı hareket eder görünür. Yaklaşık. Bu durumların açıklanması budur ki: Yıldız. kendi merkezi çevresinde. düz hareket eder görünür. kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya burçlar sırası üzere deveran edip. geri dönüş ve şaşırmışlığını. Yani yıldızın cismi. kendi merkezinin hareketi. kuşağı yanında. kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden üç dereceden fazla mesafeye alıp gider. kâh duraklama. Taşıyıcı felek. döndürücüsünün yukarısında bulundukta. Döndürücü feleğini cisminde gömülmüştür ki. özel hareket dahi derler. kâh sürat. Yıldız. güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımı bildirir. kâh düz gidiş. döndürücünün aşağısına inişte yavaş hareket eder görünür. tamamiyle döndürücünün cismine dahil bulunmuştur. bir tarafta bulunup. utarit yıldızını bir gün bir gecede. utarit yıldızının dahi döndürücüsü tarafında. kâh geri dönüş ve kâh yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. bir tarafında. . bir tek yüzeyle kuşatılmıştır. bir tarafında çakılı olan utaridi kendisiyle birlik hareket ettirir. Dördüncü Madde Utarit yıldızının sürat ve düz gidişini. Taşıyıcı feleğin cisminde. ışıklı ve kürevî bir cisimdir. Utarit yıldızı dahi tek yüzeyle kuşatılmış dolu. burçlar sırası üzere sürekli dönüş hareketini incelemeyle. rasatçılar günyarısında bulunan güneş tutulmasında müşahede etmişlerdir. yavaşlama ve duraklamasını.Döndürücü felek. dolu ve küre bir cisimdir. Ey aziz. Zira ki. döndürücünün dönüşü gibi. Bu harekete: Değişik hareket. yıldızın kendi merkezi inişte olduğundan. kâh yavaşlama. dört ayda bir dönüşünü tamamlar. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine temas etmiştir. Bu felek. astronomlar demişlerdir ki: Bu utarit yıldızına da. döndürücünün yüzeyinin iki kutbu yarısında. Ne zaman döndürücü tarafına bir miktar eğilse.

kendi döndürücüsünde dönüşünü tek düze sürdürür. Yıldızın. güneşin merkez dışı feleğinin hareketiyle eşit olduğundan. Yıldızın geri dönüşü tamam olup. taşıyıcı feleğinin burçlar kuşağından kuzeye ve güneye üç ve dörtte bir derece eğimli iken. Yıldız. yıldız durur görünür. bu yıldız dahi yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. Yavaşlamadan sonra tekrar hızlı hareket eder görünür. döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği. iki hareket birbirine eşit geldikte. döndürücünün merkezi dahi sürekli güneşin merkezininkine eşit bulunmuştur. döndürücüsünün yarıçapı miktarı güneşten uzaklıkta. kâh akşam meşale gibi çakıp. Bu yıldızın. her bir dönüşünde iki kere güneşle yakın olur. hareketler birbirine muarız ve karşı olmakla. ancak tedvirin merkezinin hareketi görünür. Düz gidişi üç ay beş gündür. ötekine: İkinci makam derler. döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Şu halde utarit yıldızı. taşıyıcının hareketiyle burçlar sırası üzere olan hareketine eşit olup. şaşırmış adıyla isimlendirilmiştir. geri dönüşünden önceki duruşuna: Birinci makam. Bir kere süratli gidişinin yarısında yani . güneşin çevresinde döndürücüsünün hareketiyle deveran eyledikçe. kendi küreleri kuşağına nispetle basit. Zira ki feleklerin hareketi. döndürücünün merkezinin. yaklaşık altı derece enlem farkı dahi bulunmuştur. eğilimli feleğinden kâh kuzeye. Halbuki yıldız. iki uzaklığın ortalarına geldikte. döndürücünün en aşağısına yakın oldukta. kâh sabah. Bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Utarit yıldızının geri dönüş süresi yirmibir gündür. kâh güneye eğilimi olup. Zühre gibi güneş kursuna yakın olup. Güneşe nispetle bu yıldıza ârız olan bağlantı ve yaklaşımın açıklanması budur ki: bu yıldızın taşıyıcısının hareketi. benzerli ve düzdür.hareketi görünmez olup. Zira ki yıldızın kendi merkezi. kendi merkezinin burçlar sırasına uymayan hareketi. yıldız ikinci kez durur görünür. kâh güneşle yakın olur. onu tavaf edip.

utaritin burçlar feleğinden eri. zekâ. hile ve hıyanet bulunmuştur. feraset. sanat. Çünkü üst ve aşağı noktalar. güneşle sürekli çakışması ve yaklaşımı bulunur. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessillerin hareketleriyle hareket ederler. Utarit yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliği edip. yaklaşık sekiz derece mesafe hareket etmişlerdir. tepe ve kuyruk düğümlerinin burçlar feleğindeki yerlerini. Eteği. anlayışlılık. Zira ki. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim olduğu . demişlerdir ki: Utaritin tabiatı soğukluk ve kuruluk olup. Bu yıldızın vasıfları: Edeb. tepe ve kuyruk dahi yukarıda defalarca açıklandığı üzere halen.döndürücüsünün zirvesinde bulundukta. uyuşan ve münafık nâmıyle isimlendirilmiştir. İlk doruk. isabet. yetmiştir. Kendinden başka yıldızın tabiatiyle uyuşucu olduğundan. Ey aziz. Şu halde doruk ve etek. dirayet. Beşinci Madde Utarit yıldızının ilk doruk ve eteğinin. tepe ile kuyruk düğümleri arasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzeye oldukça eğiliminde vâki olmuştur ki. gündüz erkeği bulunmuştur. Bir kere dahi geri dönüşünün yarıksında yani döndürücünün eteğinde oldukta. feleğinin uzaklık mesafesini ve cisminin miktarını bildirir. belagat. sürekli çakışması ve yaklaşması olur. Hicrî tarih ise binyüzyetmişe. İki yaklaşımı arasında olan müddet iki aydır. rumî tarih halen ikibin altmışdokuzdur. nutuk. dikkat. aynı şekilde koç burcunun yirmialtı buçuk derecesindeydi. astronomlar demişlerdir ki: Utarit yıldızının doruğu. kitabet. zeyreklik. tepe düğümünden doksan derece sonradır. zihin. malûm olsun ki. rumî tarihin asiz senesinde terazi burcunun yirmi altı buçuk derecesindeydi. Bu yıldız. nakış. kendi tabiat ve vasıflarını. yukarıda açıklandığı üzere. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bu vasıflarıyla etkili olduğu gözlenmiştir. hesap.

çukur yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. malûm olsun ki. yerkürenin cisminin takriben otuzikidebir miktarı bulunup. Ay feleğinin küllî feleği. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de aydır ki. Utarit yıldızının ölçü ve cisminde. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim bulunmuştur. buna nispet kılınmıştır. gezegen yıldızlardan daha hızlı seyreden ay. âleme nispetle dokuz feleğin ilkidir. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık yüzseksendokuzbin altıyüzyirmisekiz fersah ölçülmüştür.gözlenmiştir. Utaritin cismi. mümessil feleğinin uzaklığı mesafesinde rasatçılar. Kendisine küçük nurlu adı verilmiştir. O gecenin ve bu gündüzün ilk saatleri. merkezi. 17-BÖLÜM: DOKUZUNCU BÖLÜM Dünya göğünün yapısını ve orada hâkim olan ayın durum ve vasıflarını. dört feleği kuşatmıştır. aya mütaallik olan eşyayı altı madde ile açıklar. Birinci Madde Ayın mümessil feleğini ve eğilimli feleğini. Üç felekten ilk ikisinin merkezleri. Şu halde küllî felek. şekil ve yapı bakımından diğer gezegenlerin feleklerinde farklıdır. âlemin . Üçü yere şâmil olan büyük felektir. değişik parçalara bölündüğünden. Utarit feleğinin altında bulunup. geometriciler ve matematikçiler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Utaritin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. yapı ve hareketleriyle bildirir. yaklaşık ikiyüz yetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. âlemin merkezinden uzaklığı. dünya göğünde tek başına hâkimdir. Ey aziz. delillerle hepsi ispatlanmıştır. Biri yere şâil olmayan küçük felektir. Bu yıldız.

üstünde olan utarit feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi.merkezidir. eksende. Döndürücü ise döndürücü felektir ki. güneşitleyici daireden ve burçlar kuşağından ve kutuplardan belirtilen eğim kadar eğilimli olarak. tepe ve kuyruk hareketi derler. Bu eğilimli felk. iki paralel yüzeyle kuşatılmış ve ikinci feleği çevreleyen küre bir cisimdir. eğilimi felek nâmıyle şöhret bulmuştur. burçlar kuşağına teğet olan mümessil feleğin kuşağından kuzey ve güneye beş derece eğimli olduğundan. önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. kendi üzerinde ve altında bulunan diğer felekler gibi. Merkezde. Çevresinde tepe ve kuyruk noktaları bulunmakla -ki bu iki noktaya cevzher denir. bu feleğin yumru yüzeyi. birinci feleğin altında ise paralel yüzeyle kuşatılmış küre cisimdir. cevzher feleğinin çukur yüzeyi altında yerleşip. Üçüncüsü ise merkez dışıdır ki. ayın cismini taşıyıcıdır. döndürücünün merkezinin taşıyıcısıdır. ikinci olarak. Bu cevzher adlı felek. Ayın eğilimli feleği dahi birinci ve ikinci hareketinden başka. bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. Buna. Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin birincisi. burçlar feleğinin hareketine aykırı ve muhalif olarak kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın. Bir gün bir gecede üç dakikadan fazla hareket eder. başka kuşak ve kutup . lâkin kuşağı. Gerçi merkezi. âlemin merkezidir. Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin ikincisi.kendisi cevzher namıyla şöhret bulmuştur. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırası üzere doğudan batıya. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzerliğinden mümessil nâmını dahi bulmuştur. kendi felekleriyle doğudan batıya gider. kendi feleklerinden ikinci feleğin yumru yüzeyine temas etmiştir. yumru yüzeyi onun çukur yüzeyine teğettir. kendi içinde bulunan feleklerle. kuşakta.

Bu durumda. kuşak teğetliğinde ve eksenine paralel eksen üzerinde kendine özgü hareketiyle.üzerinde bir gün bir gecede onbir dereceden fazlaca hareket eder. kendi merkezi çevresinde. malûm olsun ki. eğilimlisi kuşağına. merkez dışı olan öteki gezegenlerin mümessil feleklerinde yerleştikleri gibi. eğilimli feleği içinde. Çünkü bu taşıyıcı feleğin burçlar sırasına uygun olarak yaptığı onbir dereceden fazla hareketine. Ey aziz. oniki burcun her birinde yaklaşık iki gün ve üçtebir gün kadar kalıp. mümessil ve eğilimli feleklerin sıraya uygun olmayan hareketleri mukabil gelip. Bu feleğin merkezi. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen bir ortak noktada etğet olmuştur. Eğilimli felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. eğilimliden iki küre kalır ki. âlemin merkezinden. yumru yüzeyi. Ayın hareketi hızlı ve felekleri küçük olduğundan. astronomlar demişlerdir ki: Ayın üçüncü feleği. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen ortak bir noktada temas etmiştir. bir devresini tamamlar. Çukur yüzeyi. muarız olup. Yirmidokuzbuçuk günde bir . batıdan doğuya burçlar sırası üzere bir gün bir gecede yirmidört dereceden fazlaca. bu taşıyıcı elek dahi eğilimli feleğinin içine yerleşmiştir ki. Taşıyıcı felek. Buna: Ayın doruğunun hareketi derler. ayın döndürücü feleğinin merkezini de beraber hareket ettirerek döner. kendi çapı ve cüzleriyle on derece ve dörtte bir derece doruk noktasının dışındadır. geri götürür. eğilimli feleğin tamamlayıcısıdırlar. ayın taşıyıcısının sıraya uygun olarak yaklaşık onüç derece gündük hareketi kalır. Çukur yüzeyi. taşıyıcı feleğidir ki. üç hareketinden başka. İkinci Madde Ayın taşıyıcı feleğini yapı ve hareketini bildirir. yirmisekiz günde burçlar feleğini katedip. taşıyıcının eğilimli yumru yüzeyine doruk adı verilen bir ortak noktada teğet olmuştur.

döndürücü feleğin belirtilen hareketi gibi ay küresinin dahi döndürücüsü tarafında kendi merkezi . kuşağı yanında bir tarafta bulunu. şekil ve hareketiyle bildirir. bir tek yüzeyle kuşatılış dolu ve küre bir cisimdir. yirmisekiz günde taşıyıcısı gibi bir dönüşünü tamamlar. döndürücüsünün iki kutbu arasında. bir tarafında çakılmış olan ayı da birlikte hareket ettirir. ufuktan yukarıda olur. astronomlar demişlerdir ki: Ayın dördüncü feleği. öteki beş gezegenin döndürücüsünün tersine hareket eder. Ey aziz. Buna farklı hareket ve özel hareket ederler. Bu yüzden kamerî ayların biri yirmidokuz gün ve biri otuz gün gözetleme hesabıyla hesap olunur. rahat görünür. Taşıyıcı feleğin içinde. Bu döndürücü felek. karanlıktır. Ayın döndürücü feleği. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. Merkez dışı feleğin kuşağında. zira ki güneşin günlük dönüş noktaları. döndürücü feleğinde ay gömülmüştür ki. Ay. Yani ayın cismi tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup. güneş batar batmaz batmayıp. malûm olsun ki. kendi merkezi çevresinde doğudan batıya dönerek. Üçüncü Madde Ayın döndürücü feleğini. onunla çakışır. doludur ve parlaktır. Beş şaşırmış gezegen gibi. Ekvatora yakın olanlara ay. kendi merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın doğudan batıya dönüp.kere güneşe erişip. tek bir yüzeyle çevrili küre biçiminde bir cisimdir. kuzeyde eğilimlidir. onun döndürücü feleğidir ki. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden onüç dereceye kadar hareket ettirip. yere şâmil olmayan bir küçük felektir. çakılmış ve gömülmüştür ki. ayı. Ayın kendisini taşıyıcıdır. taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittir Döndürücü felek. yüzü yüzeyine temas etmiştir. Şu halde ay. Taşıyıcı feleğin bir tarafında. döndürücünün çapı. güneyde dike yakındır.

açıklaması yukarıda geçen ayın eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey ve güneye olan beşer derece eğiminden gayri ay yıldızının enlemi bulunmaz. Yani bize dönük olan yüzünün. güneşin ışığının ayın yüzünde fazla görünmesidir. ne durucu görünür. Zira ki güneşe ay arasında yerin bulunması. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan önce güneşin nuruyla aydınlanmasıdır. ay tutulmasıdır. ayın durumları nizam bulmuştur. Bir durumu dahi dolunaydır. Zira ki. Bu dört felekle." deyip gitmişlerdir. Yoksa güneş ile ayın aryasında yerin gölge olmasıyle çakışma olmaz. Ayın taşıyıcı feleğinin kuşağı. Yani ayın güneşe dolunaydan sonra yaklaşması hasebiyle güneşin nurunun ayın yüzünde . malûm olsun ki. Bir durumu dahi ilk dördündür. kendine özgü hareketiyle doğudan batıya dönüşünü. Ancak dorukta yavaş hareketi müşahede olunur. Bir durumu dahi azalmadır. Ey aziz. taşıyıcı feleğin kuşağına erişmiş bulunduğu cihetten. taşıyıcının çevresinin hareketi üzerinde döndürücünün merkezinin hareketinden az olduğundan ebedî olarak ay. rasatçılar gözle müşahede etmişlerdir. döndürücü feleğin zirvesi dahi. Dördüncü Madde Güneşe nispetle aya ârız olan durumları bildirir. Çakışma değildir. ayın eğilimli. öteki gezegenler gibi enlem farkı olmaz. eğilimli feleğininkine teğet olup. ne geri dönücü bulunur. Ayın bir durumu dahi fazlalıktır. taşıyıcı ve döndürücü felekleri tek bir yüzeyde birbirine teğet bulunup. birbirinden asla ayrılmazlar ve eğilmezler. Yani ayın yüzdeki nurun artmasının tamamlanmasıdır. güneşten üzerine düşen ışıktan hâli olmasıdır. Döndürücünün çevresi üzerinde bu ayın merkezi.çevresinde burçlar sırasına uymadan. Yani ayın güneşten uzaklaşması sebebiyle. astronomlar demişlerdir ki: Güneşe nispetle aya ârız olan durumların birisi çakışmadır. "Feleklerde durucu hiçbir şey yoktur.

bir miktar bize meyleder. Hilalden sonra ay. hızlı gidişiyle güneşi oniki derece kadar geçip. yarısından azı karanlık kalmıştır. Bu. Yani nurlu güneşin bile dönük olan yüzünün tamamını veya bir kısmını ayın bizden gizlemesidir. burçlar kuşağına teğet olmak lazımdır. Zira ki ay. Güneş küresi. ondan uzaklaşır. Bu durumda toplanma sırasında. ne gök rengi ne de siyahtır. güneşe dönük ola yarısının çoğu sürekli ışık bulmuştur. zühre feleğinin çukur yüzünde son bulmuştur. karanlık yüzünün yarısı bize dönük olur ve ayın aydınlık yüzeyinin yarısı bize görünmez olur. Ayın bir durumu dahi tutulmasıdır. yuvarlak ve parlak bir top şeklinedir. Zira ki güneşin merkezi.eksilmesidir. onüç derece kadar hareket eder. yani güneşle ayın bir burcun aynı yerinde ulunmaları halinde. Güneş te bu müddet içinde bir derece kadar gider. İşte hilâl budur. Bir durumu dahi ikinci dördündür. Böylece ay. Yani güneş ile ayın arasına yerin girmesiyle ayın tamamının veya bir kısmının güneş ışığından hâli kalmasıdır. güneşten her gün oniki derece kadar uzaklaşır. Bir yerden aldığı nuru. güneşten gün gün onikişer derece uzaklaştıkça. ayın yarısından çoğuna ışık verip. Yerin gölgesi. Ayın nurlu yüzünün yarısı. nur ve ışığını ancak güneşten alıp. ayın güneşe uzak olan batı tarafından . Ayın bir durumu dahi güneşi gölgelemesidir. Madenî bir ayna gibi karanlık ve kesif olup. Eğer aralarında yerin gölgesi bulunmazsa bu böyle devam eder. bizle güneş arasına girip. aslında siyaha yakın lacivert olup. bir gün bir gecede. gizlenmeden bir gün sonra olur. Şu halde çakışma budur. Onun bize bir tarafı görünür. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan sonra ışıklı kalmasıdır. Koninin tepesinin gölgesi. koni şeklinde olup. Çünkü ay. ay küresinden büyük olduğundan. Şu halde ay. ay. merkez dışı kuşağında sürekli burçlar kuşağının yüzeyine ulaşmıştır. bir yere aksettirmeye kabiliyetlidir. Ayın bu safhalarının açıklanması budur ki: Ay.

kâh çakışık olmasıyla yaklaşık her yirmidokuzbuçuk günde bir kere güneşle yakınlaşması ve çakışması olur. bu durumlarıyla konaklarını katedip. etek. ayın güneşe uzak olan batı tarafından aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. Bundan sonra ay. Bundan sonra ay. döndürür. kâdir. bundan sonra ay. İşte buna. güneşten uzaklaştıkça." (36/38) Kadîm. Beşinci Madde Güneş ve ay tutulmalarını. Ey aziz. ay. İşte fazlalaşma budur. İlk defa üç burç kadar güneşten uzaklaştıkça. Aydınlık yüzünün yarısı tamamıyle bize dönük olup. güneşi karşısından ayrıldıkta. bizler ikisinin arasında bulunuruz. Tekrar bize nurlu yüzünün yarısı görünür işte ikinci dördün budur. güneşle bir araya gelmesi vaktinde.aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. tepe ve kuyruk noktalarının hareketini bildirir. karanlığı artıp. Ay. güneşe yaklaştıkça. "Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. malûm olsun ki. eğilimli feleğinden hâsıl olan tepe ve kuyruk düğümleri yanında. ay ondört olur. ışığı her gece bize nispetle fazla olup. son yarısından gün gün güneşe yaklaşması sebebiyle. güneşe gün gün yaklaştıkça. karanlığı her gece fazlalaşıp. ayın doruk. burçlar kuşağında . ayın nurlu yüzünün yarısı görünür. hakîm ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. astronomlar demişlerdir ki: Bu ay küresi. güneşten uzaklaştıkça. Bundan sonra güneşten uzaklaşmaya. batı tarafından yana yine bize meyleder: Bu miktar aydınlık tarafı da doğu tarafından güneşten yana gider ve bize nispetle karanlığı fazla ve aydınlığı noksan olur. altı burç kadar yol aldıkta. kâh güneşe karşı. Ta ki güneşle bir arada tekrar çakışır. Ay. İşte noksanlık budur. İşte fazlalaşma budur. ikisinin arasında yine döndürür. ayla doruğu arasına güneşin girmesini. nuru azalır. kesif ve karanlık olduğundandır ki. karanlık yarısı. Bundan sonra ay. İşte bu ilk dördündür. güneşe karşı olmakla. dolunay denir.

burçlar feleğinden bir nokta yanında çakışsalar. . ayın batıya yönelik hareketiyle batı tarafından ulaşıp. Bu kararma (ayın gölgesinden meydana geldiğindendir ki. Tutulma sırasında güneşin siyahlığı batı tarafından başlar. Yine güneşe kıyasla aya ârız olan durumların biri budur ki: Güneş orta hareketiyle hareket ettikçe. bundan sonra o noktadan ayın kuyruk düğümüyle eğilimli feleğinin burçlar sırasına uymayan hareketleriyle ayın doruğu. ayla çakışması durumuna mahsus olup. ayın cismi bizimle güneş arasında bulunup.güneşin yoluna rastlasa. güneşin merkeziyle. ay tutulması sürekli bedir ve dolunay haline mahsustur. ayın batıya yönelik hareketi. Başka zamanlarda asla tutulma olmamıştır. ayı döndürücüsünün merkezi kendi doruğundayken. Ayın kararması ve parlamaya başlaması ilk doğu tarafından ortaya çıkar. Zira ki. güneşe erişip. güneş tutulması sürekli olarak. ayın güneşe dönük olan yüzüne yerin gölgesinin düştüğü kadarına ulaşamayıp. gidişinin süratinden. sair durumlarda asla bulunmamıştır. Bu durum yerin gölgesinden dolayıdır ki. önce o taraf tutulur. güneşin batıya yönelik hareketinden daha hızlı olduğundan. araya girer. Ayın önce doğu tarafı karanlıktan çıkıp yine önce o taraf parlar. Ay tutulmasının açıklanması budur ki: Eğer ay küresinin tepe ve kuyruk düğümleri. ışığının tamamını veya bir kısmını bizden örter. burçlar kuşağından iki cüzün karşısı yanında. ay aslî karanlığı üzere kalır. Zira ki. ayın cisminin rengidir. yerküre ikisinin arasına girip. Şu halde güneş tutulması budur. Bundan sonra güneşi geçtikçe. yani bu hizalarda güneş ile karşılıklı olsa. döndürücüsünün merkezi arasında ebediyen tavassut eyler. ayın doruğuyla. ay batıdan gelip. Zira ki. İşte ay tutulması budur. güneşin doğuya yönelik hareketiyle hareket eden dünyanın koni gölgesinin batı tarafına. güneş yine batı tarafından parlamaya başlar. Ve güneşin yüzünde o vakit ortaya çıkan siyahlık. ayın önce doğu tarafı gölgeye dahil olup.

vasatî her dönüşünde iki defa doruğuna yükselip. hareket ve ses bulunmuştur. Şu halde ayın döndürücü feleğin merkezi. cehl. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. gece dişisi bulunmuştur. müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Bu ay yıldızının tabiatı. cisminin miktarını ve feleğinin uzaklığını bildirir. sair doruklar ve etekler gibi. Şu halde o günün ve bu gecenin evvelki saatleri bulan nispet kılınmıştır. iki kere eteğine iner. aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir. kendi doruğunda buluna. matematikçiler ve geometriciler ittifak üzere demişlerdir ki: Ayın mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. ikisi arasında aracı bulunur. Bu tavassuttan lâzım gelir ki. Eğilimli ve mümessil feleğin hareketleriyle seyyar ve dönücüdürler. Ayın tali bulunduğu menilerde bu vasıflar gözlenmiştir. Güneşle bir araya gelme vakitlerinde ay. "Bu. Ay. ebediyen güneş. güneş ile iki dördün vaktinde kendi eteğinde buluna. hıfz. âlemin merkezinden . deliller. pazartesi günü ve cuma gecesine hâkim bulunuştur. Ay yıldızının cisminin miktarında. Altıncı Madde Ayın tabiat ve sıfatlarını. ayın döndürücüsünün merkezi. ayın doruğu ile batıya döndücürü feleğinin merkezinin hareketiyle doğuya öyle bir tarz ve tavır üzere hareket ederler ki. malûm olsun ki. acele. tee ve kuyruk düğümleri mümessil feleğiyle hareket ettirildiklerinden. Ezelî takdirle o iki hareket. itidal üzere soğuk ve rutubetli olup. ihbar. nemime. burçlar feleğinde yerleri belirli değildir. hakaret." Ayın doruk ve etek noktaları eğilimli feleğiyle. acz. Güneş dahi aynı sıra üzere batıdan doğuya hareket eder.doğudan batıya ve döndürücünün merkezi o noktadan burçlar sırası üzere batıdan doğuya hareket ederler. mümessil ve eğilimli feleklerinin uzaklık mesafelerinde rasatçılar. Ayın vasıfları: Zaaf. Ey aziz.

Ayın eğilimli feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. Ayın eğilimli feleğinin kalınlığı. yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah heap kılınmıştır. yaklaşık kırküçbin yüzdoksansekiz fersah hesap kılınmıştır. yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah ölçülmüştür.uzaklığı mesafesi. o binikiyüz yetmişiki fersahtı. Allah'ın kudreti sonsuzdur. büyüklüklerinde mübalağadan kinayedir. Suret ve şehadet âlemi ve daracık dünya evidir.Bu feleğin çukur yüzeyinin uzaklığı. açıklanan yıldızların ve feleklerin uzaklıkları ve cisimleri. yerkürenin yaklaşık kırkikide biri olup. Mümessil feleğin kalınlığı. yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. Unsurlar ve bileşikler mekanı. 1. Ay küresinin cismi ise. atmosferin ve gök boşluğunun ahillidir. Şu halde yeryüzünün her tarafından ayın feleğine varıncaya değin gökle yer arasındaki hakiki uzaklık. yerlerin ve göklerin cisimlerini uzaklığını beşyüz yıllık yol ile tariften murat. 18-BÖLÜM: . nice hesabî delillerle. Eğer bu hesaplanmış mesafeden yerin yarıçapı çıkarılsa ki. Zira ki. geometrik bürhanlarla ve aklî tecrübelerle hepsi ispat olunmuştur. kırkbirbin dokuzyüzyirmialtı fersah kalır ki. yaklaşık otuzdokuzbin üçyüzkırksekiz fersah bulunmuştur. yaklaşık yerin yarıçapının otuziki katı yüksekliktir. dörtlü orantıyle rasatçılarla belirlenip. oluşum ve bozuşum âleminin değişikliğe uğrayan eşyasıdır. sayı belirlemesi değildir ki ölçü itibar oluna. kitapta açıklanan genel islamî bilgilerde. Bu mesafedir ki. belki bu. Mülkünde olanı en iyi Allah bilir. Bu feleğin çukur yüziyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. yaklaşık dörtbin dokuzyüz yetmişsekiz fersah bulunmuştur.

Ay. rutubeti iledir. Ey azizi. Birinci Madde Ayın. Şu halde med ve cezr bu minval üzere olur. büyüme ve gelişme az olur. Allah. ay deniz ufkundan doğar. ayın nurunun azıldığı günlerde beyin dokuları dahi azalır. Bunlardan biri. malûm olsun ki. Allah'ın kudretiyle. sıcaklığı ile olduğu gibi. Ay. seslerini ve nağmelerini. bu aya. yedi gezegenin tesirli saatlerini. çoğunun hastalığı defolur. ayın dahi en fazla tesiri. filozoflar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Kadir ve aziz olan Allah'ın takdiri ile yüksek cisimlerin mertebelerine göre. ayın ilk yarısında hasta olanların bedelleri kuvvetli bulunup. denizdeki gün yarısına geldiğinde denizin meddi bitip. ayın artışı zamanında yani ayın ilkyarısında sıcaklık ve rutubet çok olup kanın kabarmasıyle dolan insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur. alçak cisimlere çeşitli tesirleri vardır. Ay. Allah'ın kudretiyle tesirlerini bildirir. ayın nurunun çoğaldığı günlerde ruh sahiplerinin beyin dokuları ziyade olup. hastalıkları çoğalır. Güneşi en fazla tesiri. Dolunaydan sonra yani ayın ikinci yarısında kuruluk ve soğukluğun çoğalması ile dört unsurun karışımı bedenlerde bulunduğundan kanın kabarması azalıp. tesirlerini ve burçlar itibariyle hallerini. feleklerin sayılarını. Ayın . gün yarısı dairesinden indiğinde denizin suyu sahilleride cezr olup çekilir. merkezlerini hareketleriyle dairelerin meydana gelişlerini. Ayın özelliklerindendir ki. Ayın ikinci yarısında hasta olanların bedenleri zayıf olup. Deniz suyu onunla med olup sahiline yükselir.ONUNCU BÖLÜM Ayın. ayın özelliklerindendir ki. deniz ufkuna ininceye kadar cezr devam eder. kendi kudreti ile nice özellikler bahşetmiştir. Ayın özelliklerindendir ki. esiri cisimlerin tesirlerinin başlangıçlarını beş madde ile açıklar. ufuktan indiğinde cezr de nihayet bulur. Ay. İnsan ve hayvan bedelleri zaaf bulur.

Bu durum alır fikretmek ve düşünmek. ayın ilk yarısında yerdeki haşereler yeryüzüne çıkar ve çoğalır. ayın özelliklerindendir ki ayı ilk yarısında dikilen ağaçlar fazla uzar ve gelişir.özelliklerindendir ki. Ayın özelliklerindendir ki. Ayın nurunun azıldığı günlerde balıklar zayıf olup suyun dibine giderler. ona ay lekeleri derler. aylı gecede hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir. Diğer gezegenlerin sayılan sıfatlarının özel saatlerde canlılara ve cansızlara gizli tesirleri. Ayın ikinci yarısında haşerele ve yırtıcı hayvanla aksi hareket ederler. Halbuki âlemin bütün cüzlerinde hakiki müessir ancak hak Taâlâ bilinmiştir. bitkiler fazla büyür ve gelişir. ayın nurunun çoğaldığı günlerde nehirlerde ve denizlerde balıklar yağlı olup suyun yüzüne çıkarlar. ayın ilk yarısında bütün meyveler. dalgaları. yıldızlar ve tabiatlar dolap. Lâkin o saf ayna bizden çok uzak olduğundan eşyanın şekilleri teşhis olunmayıp. Ayın özelliklerindendir ki. ay küresi ayna gibi yer ve su küresine dönük bulunduğu için deniz ve karanın adaları ve sahilleri gemileri. aylı gecede insan aya karşı uyusa veya çok otursa bedenine gevşeme ve tembellik gelip baş ağrısı ve nezle olur. Ayın özelliklerindendir ki. bitki gibi şeylerin kurusu üzerine ayın ışığı düşse hemen çürüyüp parçalanır. ayın ilk yarısında kamış. otlar. Rasatçılar o aynada yerin yüzünü tamamen seyrederler. Ayın özelliklerindendir ki. Ayın ikinci yarısında bu durum az olur. ayın yüzü bu akisler ile bulanık görülür ki. dağları. köyleri ve şehirleri bütün şekil ve rengi ile şahıs ve kurumları ile bize aksettirip gösterir. keten. açıklanan güneş ve ayın tesirlerine kıyas olunmuştur. Ayın özelliklerindendir ki. Yırtıcı hayvanlar ceset yemeye çok hırslı olur. vadileri. İkinci yarısında dikilenle zayıf olur veya kurur. âlet ve hayaller misali bulunmuştur. çiçekler. renkleri ziyade olur. Allah'ı tanımaya . Bu felekler. Ayın özelliklerindendir ki.

malûm olsun ki. müneccimler. Şimdi o takvimi. NAZM Bismike Allahümme yâ emine'l-hutar İbtede'nâ bi ihtiyarhât'il-kamer Hamd lillah çok salât ve çok selâm Ol Resul ve âll ü suhhune müdam Badehü der Hakkı bilgil ey beğim Ehl-i hey'et kavlidir bu dediğim Çâr unsur üzeer çarh-ı kürrât Kaplamış birbirin sık tabakât Pes besal misli olur mecmuu top Merkez-i arz olmuş esgal-i cezûb . NAZM Hamd o Allah'a ki yektadır ol Dahi dâna ve tüvânâdır ol Ona mahsus ve müsellemdir hem Mû be mû cümle umur-u âlem Mutasarrıf odur eşyaya tamam Ne havas arada her giz ne avam İkinci Madde Ay yıldızının burçlar itibari ile olan özellikleri ve ihtiyarlarını bildirir. ayın her burç ile başka bir tesirini tecrübe ettiklerini takvim ile yazmışlardır. bundan önce Türkçe olarak nazmetmiş iken o manzumemizi buraya yazmak münasip görülmüştür.vesile olmak için ve hepsini insanda bulmak için yıldızların ve feleklerin durum alır bu Marifetnâme'de bu miktarca açıklanarak yazılmıştır. Ey aziz.

Ol vasattır merkez-i âlem heman Her cihetten esgal ol nokta nihan Çarh-ı a'zam kim muhit-i cümledir Cüm-ı atlastır deyme encümledir Her cihetten o mahdud fevktir Günde bir devr etmede bir şevkdir Kim yirmidört saatte müdam Şarkdan garba eder devrin tamam Hem içinde olan eflâkı bile Döndürür kendiyle şarkî garb ile Gece gündüz her tulu ve her gurub Kutb-u âlem üzre devrinden olup Çarh-ı sâminde oniki burç bil Mıtıkada her birin sî sehm kıl Hep sevabitle ol olmuş muhteşem Kutb-u âlemden cüda kutb üzre hem Garbdan şarka döner âhestece Olsa yetmiş yıl gider bir derece Garbdan şarka zühal dahi gider O iki burcu otuz yıl kateder Müşteri hem garbdan şarka gider Oniki yılda heman bir devr eder Garbdan merih hem deveran eder Bir yıl onbir ayda bir devre gider Çarh-ı sâmin kutbu doğrusunda tam Şems hem çarhıyle devr eyler müdam Garbdan şarka güneş dahi gider .

yılda bir oniki burcu kat' eder Yılda bir hem çarh-ı zühre ydevr eder Garbdan şarka utarit hem gider Cümlenin tahtındadır devr-i kamer Sürat üzre kendi çarhıyle döner Gardan şarka dahi ay devr eder Devresin yirmisekiz günde gider Çarh-ı sâmin oniki kısm olunur San kavun oniki dilim bulunur Her kısım bir burc adıyla asl olur Kevn her üçünde ike bir fasl olur Çün hamel sevr ile cevzâdır bahar Fasl-ı yay sertan esed sünbüe dâr Fasl-ı güz mizan ve akreb gas tut Hem şitadır burc-u cedî ve delv ve hut Oniki burc oniki aydıry müdam Rum ayın otuz gün akdem bil tamam Bu buruca etmeden tahvil gün On gün akdem rum ayın başla bütün Bil bahar âzar nisan ve eyâr Yaz haziran temmuz tabah-ı hâr Hem harîf eylal ve teşrinin nâm Kış dü kanun ve şubat olmuş tamam Bil her ayda hangi burca gün gider Her ayın kaçında gün tahvil eder Mâh-ı âzar ol fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar .

Onbirinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuçbir gün gider Mah-ı mayıs ahir-i fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar On birinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuzbir gün gider Mah-ı mayus ahir-i fasl-ı bahar Bil otuzbirdir ona leyl ve nehar Onbirinci gün güneş tahvil eder Burc-u cevzada otuzbir gün gider Bil haziran ol sayf ey beşer Hem otuz gün on içinde gün döner Onbirinde şems hem tahvil eder Seretan burcun otuzbir gün geçer Mah-ı temmuz evsat-ı sayf ey hümam .

Olmuş eyyamı otuzbir gün tamam Onikinci günü gün tahvil eder Hem esed burcun otuzbir gün keser Bil ağustos ahir-i sayf ol zaman Olmuş eyyamı otuzbir gün heman Onikisine güneş tahvil eder. Sünbüle burcun otuzbir gün geçer Mah-ı eylül evvel-i fasl-ı harif Olmuş eyyamı otuz gün ey zarif Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u mizan içre otuz gün gider Burc-u mizan evveline gelse gün O geceye hem beraberdir o gün Mah-ı teşrin ol evsattır güze Ermiş eyyamı otuzbir gündüze Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u akrebden otuz günde gider Bil güzün teşrin-i sâni âhiri Ol otuz gündür tamam ol mahrî Onbirinde güneş hem tahvil eder Burc-u kavs içine otuz gün gider Mah-ı kanun ol fas-ı şita Hem otuzbir gün anı bil ey fetâ Onbirinde burc-u cediye gün gelir Rebinin evveli ol gün olur Gün döner uzanmayı şebden alır burc-u Gedî içre gün otuz gün kalır .

ı sal şemsi mart bil Hem şuhur-u rumî istihrac kıl Lafz-ı ebced hevvez olmuş heft harf Her biri bir aya mahsu oldu zarf Mart hâ ebril elf cim mayıs al Ve o haziran hemze temmuz âb dal Za'dır eylül ve dü teşrin ba ve ha Hem kanun za cim eşşbat ve o şeha Hıfz et ebced ve zevabid hevvez beced Hez ebced hevvez hüve ile ad Kim bu yirmisekiz harfin geri Harf-ı bâzâr ola her yılda biri Bil yüzaltmışaltıdır tarih-i sal Marttadır bâzâr ebced lafzında dal Ertesi sal ol bâzâr ha'ya gider .Evsatı kanun-u sânidir kışın Hem otuzbir gündür anı sayışın Aşırinde burc-u delve gün gider Hem otuz günde o burcu kat' eder Bil kışın sonu şubatı gücük ay Üç yirmisekiz gün rebi say Sal-ı râbi dört rubu' bir gün olur Pes şubat yirmidokuzu bulur Tasiinde burc-u huta gün gider Hem otuz günde o yburcu seyr eder Çün hamel burcunda gün firuz olur Bil tamam olup yine nevruz olur İbtiday.

Hem bu tertib üzre daim devr eder Olsa âzerle muharrem bir o yıl Sal tedahül ede bir ysa tarh kıl Kim otuzüç yıl otuzüç mark olur Sal muharremle otuzdördü bulur Gel dilerysen şehr-i rumun gurresin Harfini cem et hazâr harfiyle hîn İbtida hafta durur yevm-i ahad Başla ol mecmuu bundan eyle ad iki haftadan ne gün gâyet bulur Gurresi ol ayn ol günden olur Çün muharremdir Arabda res-i sal Gurre-i şehri kamerdir hem hilâl Za muharrem ba safer ha'dır âd Dü rebia ve o elifdir dü cemad Ba receb şaban dal ha ramazan Za'yı şevval ka'de elf cim hicce dân Heşt harf oldu ehec zedbud heman Her biridiry bir sene hâkim olan Binyüzaltmışaltıya çün geldi sal Hâkim sal ol muharrem oldu dal Ertesi yıl hâkim-i saldır elif Devr-i daimdir hiç olmaz muhtelif Bilmek istersen hilal ne gündür ol Harini hâkimle cem et gurre bul Gurre-i şehr-i hilali hem tamam İki hafta günlerinde bul ümdam .

İbtida şemsin mekanın bulasın Ta buruc-u mâhı andan bilesin Bir derece gün gider her gün heman Ay gider onüç derece ol zaman Ay günü her gün oniki derece Çün geçer böyle hesap et her gece Pes şuhur-u rumdan bil şemse ay Kaç gece geçmiş hilal ol mahı say Ta ki malum ola andan cay-ı mah Maha ne burcun kaçıdır seyrgâh Anda iken meh ne iştir ihtiyar Kim ayın her burcda bir hükmü var Ya ayın geçmiş şebin tazif kıl Beş aded hem zam edib kaç oldu bil ol aded kaç kere beş olduysa say Kangı burc olmuş dahi bil şemse ay Şemsden başla beşer her burca ver Baştan azı sayma burc-u maha er Çün hamel burcunda hoş bulunsa ay Her işi bede' etmeği sen yahşi say Gelse bur-u sevre tezvic ve nikâh Kıl ticaret hem bina hayr ve salah Gelse meh cevzâya kat eyle siyab İlm oku hem al akar ve al devvab Seretana hoştur irsal-i haber Şurb-i müshil yahşidiry nakl ve sefer Meh esedde arz-ı hâcet yahşidir .

aline ve ashabına olsun sürekli Ehl-i heyet: astronomlar. Fevk: Üst . Kavl: Söz. Muhit: Kuşatıcı. Çarh: Felek. Sâmin: Sekizinci. Harif: Sonbahar. Esgal: Ağırlık.Zür' ve tamir ve hacamat yahşidir Sünbüle burcunda olsa key cedîd Sohbet-i nisvan münasib al abîd Gelse meh mizana kıl bey' ve şira Eyle sohbet dinle lehan iç deva Burc-u akrebde gerek tuhr ve ifaf Uzlet ve semt ve firag ve itikâf Kıl hacamat gelse burc-u kavse ay Lebs ve istihmam ve halkı yahşi say Gelse burc-u cedîye kıl sayd ve şikâr Hufr âbar ve ziraat eyle kâr Gele burc-u delve hoştur kevb Vaz'-ı bünyad duhul-ü belde hûb Huta gelse eyle deryada sefer Ahd ve şirkettir ticaret-u muteber Binyüz altmışaltı tarihinde tam Buldu yüz beyt içre takvim ihtitam Hakkı ettin ihtiyârâtı beyan Hakka her halde tevekkül kıl heman Alem. Tabah-ı hâr: Ağustos. Hamel: . Çâr: Dört. Eyyar: Mayıs. Kürrat: Küreler. Near: Gündüz. çok salat ve çok selam Resule. Azer: Mart.i ecsâmı çün buldun hayal Alem-i ervaha gel hoş bunda kal. Besal: Soğan. Hamd Allah için. Siise: Altı: sevabit: Sabitler. Dü: İki. (Tehlikelerden emin eden Allah'ın ismiyle ayın ihtiyarlarına başladık. Şems: Güneş.

Eğer güneş. bu tesiriyle. Araplar: Gök kandili. Cay: Yer. Vaz'-ı bünyad: Binalar yapmak. bu görüntü ve tertip üzere yaratan Allah Taâlâ'ya nice yüzbin kenre hamd ve senalar olsun ki. zühal hazinedâr benzeridirler. Bey' ve şira: Alış-veriş. bizlere lütuf ve inayet edip. misli görülmemiş ne şaşırtıcı bir icattır! Bu felekler ne garib sanat ve hikmettir! Bu cihanı tanzim. Devvab: Hayvan. Sal: Yıl. Leyl: Gece. Sayf: Yaz. Eğer burçlar feleğinde olsaydı. Şu halde yedi gezegen ortasında cihan sultanı ve öteki gezegenler ona asker ve yardımcı olmuştur.ı harif: Sonbahar. Şeb: Gece. Tedahül: Geçme. Şürb: İçeki. Lebs: Giyim. Sevr: Boğa. Bunun hakikati. sıcaklığının şiddetinden yeryüzü yanardı. Şuhur: Aylar. Mizan: Terazi. Gavs: Yay. müşteri kadı. Kâbe yolu derler. İstihmam: Hamam. Delv: Kova. Cevza: İkizler. Aşır: Ounncu.) Üçüncü Madde Yedi gezegenin birbirine nispetle benzerliklerine ve yeryüzünde âfâk itibariyle tesir saatlerini bildirir. Seretan: Yengeç. Nisvan: Kadınlar. Şikâr: Avlanma. ne nihayetsiz kudret ve azamettir. Bu yıldızları ve felekleri. İrsal: Gönderme. merih asker. Burada bulunan samanyoluna. Fasl-ı şita: Kış. Siyab: Elbise. Faslı rebi': İlkbahar. hufr âbâr: Kuyular kazmak. Samt: Susma. Tarh: Çıkarma. burçlar . Ay vezir. Zür': Ziraat. yeryüzüne itidal üzere hayat bahş eder. soğuğun şiddetiyle tabiatlar bozulurdu. Hakim ve yaratıcı her şeyden münezzehtir. Mah: Ay. yıldızlar anası ve Acemler: Kehkeşan derler. Duhul: Girmek. Ey aziz. Res-i sal: Sene başı. Sayd: Av. ibret alanlar ve hayret edenler demişlerdir ki: Bu âlem. Esed: Arslan. güneşi gezegenler ortasına koymuştur ki. Râbi: Dördüncü. zühre sâzende. Cedî: Oğlak. malûm olsun ki. Yevm-i ahad: Pazartesi.Koç. Sünbüle: Başak. Gurre: Ayın ilk on günü. ay feleğinde olsaydı. Fasl. Hut: Balık. Bede': Başlama. utarip kâtip.

Fakat yedi gezegen yıldızın. Bunlar. bir başı kuzeyde bulunup. birbirine temas edip. bu makama münasip görülüp yazılmıştır. Lakin bu yolun. beyaz bulutlar gibi görünmüştür. yeryüzünde. ufuklarda. Gerçi bu konuda çok şey söylenmiştir. birbirine yakın olduklarından.geleğinde anlatılan altıncı değerin en küçüklerinden olan sabit yıldızlardır. NAZM Hüda'ya şükür kim halk etti bunca encüm ve eflak Salat ol dostuna olsun ki şanında demiş "lavlak" Ve bade Hakkı der lim-i felek sırrın ayan ettim Otuz beyt içre nahs ve sa'd sââtı beyan ettim İki âlemde bir bildim müessir zât-ı Mevlayı Veli rabt eylemiş esbaba ednâyı hem a'lâyı Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattir Ne kevkeb hükm eder ol dem nehûset ya saadettir Yedi gece yedi gün gün batıb doğduğu ân içre Yedi seyyareden bul kangı hâkimdir zaman içre Ki her gün haftadan her gece bir seyyarenindir kim O eb ol ruzun evvel saatinde hem odur hâkim Heman hıfz et yedi lafzını yedi gün ybil yedi kevkeb Edes biyr çahh deld hesi ve reh zühaldir hep Evail-i harf için hevvez olmuş hafta eyyamı . gece evvelinde bir başı güneyde. bize nispetle değirmen gibi dönmesinin hakikatinde akıllar hayrette kalmıştır. Mülkünde olanların hakikatlerini Allah daha iyi bilir. bu tarihten önce tabir ve beyan eylediğimiz Türkçe manzume. gecenin sonunda batı başı kuzey ve doğu başı güney olup. saat be saat nöbete olan tesir saatlerini. gece yarısında güney başı batıya ve kuzey başı doğuya varıp.

Huruf-u sâniye şeb-i sâlise gün hâkimi nâmı Şeb-i pazar utarit ertesi müşteri talib Şeb-i se şebneye zühre zühal çarşamba şeş gâlip Hamîs akşamı şems ve cuma akşamında meh şâmil Şeb-i sebt oldu merih ol huruf-u sâniye kâmil Pazar şems ertesi meh salı merih erbaaya tîr Hamîse müşteri cumaya zühreye sebte keyyân-ı mîr Yedi lafz içre şeb hem ruz-u evâil saatinden al Yukarıdan yedi seyyareyi tertib ie say gel Zühalden müşteri merih ve şems ve zühreye hoş yet Utaritle kamerden geç bu tertib üzre hem devr et Birer saat hükümetle olur seyyareler kaim Gecedir oniki saat gündüz hem oniki daim Gece gündüz yirmidört olur ysaat ki sânîdir Değildir müstevî bunda murad ancak zamanîdir Zamanî ysaatin miktarı artar eksilir bile Adedle muhtellif olmaz şeb ve rûz tûl ve kasr ile Neharın kavsini hem onikiye kısmet kıl Bu saatin iri daim ona nısf-ı südüsdür bil Şeb ve rûz tûl ve kasr ile kıyas et saati böyle Tulu ve hem gurubun geçmişin bul hoş hesab eyle Geçen saati bul zulemden ya rubu öğren ya üstürlab Gaymde yapma saati bu saatten zamanı ya Zamanî saati beraber yedi seyyareye ver gil Ne kevkeb olduğu vakte gelirse hâkim anı bil Zühaldir nahs-ı ekber saati hem ağır olurmuş Mekânı çarh-ı sâbidir bina yap başlama hiç iş .

Mübarek müşteridir su'd-u ekber saatin hoş bil Nakl ü bey' ve şira tezvic edip her şuğula ol mail Cihan-ı merihe mahkum oluğu ysaat hiç iş etme Çün oldur nahs-ı asgar pes kan aldır kimseye gitme Mübarek şems hükmünde taleb kıl cümle yârânı Mekanı çarh-ı râbidir ziyaret eyle sultanı Çün zühre su'd-u asgardır o saat ictima eyle Müferreh sohbet et hoş söz güzel savt istima eyle Utarit müntezicdir ol zaman yaz nüsha hem mektub Kitab oku okut nakş et hesab etek olur mergub Kamer su'd oldu bu gökte o saatte sefer hoştur Ticaret şirket ve irsal-i mektub ve haber hoştur Yedi seyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur Gel ey Hakkı bil ol Hak'kı ki cümle hükm anındır Kamu nahsi kau su'du kamu şerri kamu hayrı Hep edib eyleyen Hak'dır bir anı bil unut gayri Ko üç mevlidi dört ümmü yedi âbâî ne tâkı Kamusu hâlik ve fâni hüve'l-hayyü hüve'l-bakî (Hüda'ya şükür ki bunca yıldızlar ve felekler yarattı. Evet. uğursuz ya saadettir? Yedi gece yedi gün batıp doğduğu an içre. o gece ve güdüzün ilk saatinde odur hâkim. alçağı ve yükseği sebeblere bağlamış. Haftadan her gün bir gezegenindir ki. Sonra Hakkı. İki âlemde Mevla'nın zatını müessir bildim. Eğer olduğun saat ne saattir bilmek dilersen. yedi gezegenden bil hangisi hâkimdir zaman içre. Salat o peygambere olsun ki. Hemen ezberle yedi lafzını. pazar gecesi . şanında "Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım" demiş. o dem ne yıldız hükmeder. Otuz eyt içre uğursuz ve kutlu saatlerini açıkladım. yedi gün bil yedi yıldız. felek ilminin ırrını açıkladım. dery.

Utarit. Hangi yıldız. Gece ve gündüz yirmidör olur. merihe mahkum olduğu saat. saatini hoş bul. çarşamba utarit. hesap etmek rağbet olunur. gündüz de daiim oniki saat. o saatte sefer hoştur. Yalnız Allah diri ve bâkidir. okut. Çünkü küçük uğursuz odur. gayriyi unut. bil o Hak'kı ki bütün hükm onundur. ertesi güne müşteri talip. kimseye gitme. cumartesi zühal. Gaymde yapma saati bu saatten zamanı yap. zaman esastır. Pazar güneş. Mübarek güneş hükmünde iste bütün dostları. nakş et. Gece oniki saat. Salı gecesine zühre. Bu saatin her biri ona altıda birin yarısıdır bil. Gece ve gündüz uzama ve kısaltma ile kıyas et saati böyle. Utaritle aydan geç.utarid. Geçen saati bul karanlıktan ya rubu öğren ya üstürlab. Birer saat hükümetle gezegenler kaim olur. Yed ilafz içre günün ilk saatlerini al. o saat topla. kamu hayrı hep edip eyleyen Hak'tır. Bunda eşitleme yesas değil. yedi babaları bırak. salı merih. mektup ve haber gönderme hoştur. her şuğula meyyal ol. Nakl. alış-veriş ve nikah edip. Cihan. perşembe müşteri. Zühalden müşeri. sohbet et. Üç bileşiği. Doğuş ve her batışın geçmişini ubl hoş hesap eyle. cuma akşamında da ay. kamu saadeti. Sayıyla muhtelif olmaz gece ve gündüz. Perşembe akşamı güneş. dört anayı. merih ve güneş ve zühreye gel. Kamu uğursuzu. Yukarıdan yedi gezegeni tertip ile say. Gel ey Hakkı. güzel ses dinle. Bu tertip üzere devr et. Zamanî saatle birlik yedi gezegene var gil. Yeri dördüncü felektir. sultanı ziyaret eyle. Yedi gezegen hükümleri bu tertip üzere kanundur. ertesi ay. Zühre küçük saadettir. şirket. cuma zühre. Uzatma ve kısaltma ile günün yayını da onikiye böl. hoş söz. Ticaret. ay saadet oldu bu gökte. kamu şerri. Cumartesi gecesi merih. Hepsi yaratık ve geçici. Şu halde ka aldır. Kitap oku. Zühaldir başlama hiç iş. Mübarek müşteridir büyük saadet. hiç iş etme. Bir onu bil. çarşamba zühal galip. mümtezictir. olduğun vakte gelirse hâkim onu bil. o zaman nüsha ve mektup yaz.) . Zaman saatinin miktarı da artar eksilir.

malûm olsun ki. hareketleri muhtelif olduğundan. utaridin ve ayın dörder feleği. bu yirmidört felek. Bu ilmi: Ruhanî tıb. Feleklerin bu hallerini. birbirini kuşatıcı ve birbirine teğet bulunup. NAZM Musiki hikmete dair fendir Bilene bilmeyene ruşendir Nice esrarı var idrak edecek Pür gelir sinelieri çak edecek İtibarat ve tekâsim ve füsul İtiyazat-ı makamat ve usul Perde ve peşrev ve savt u amel Kâr ü nakş ü şa'b ü kavl ü gazel . ruhlar için nice in türlü macun ve lezzetli şerbetler yapmışlardır. nağmelerini. Feleklerin seslerini ve nağmelerini perdeleriyle zab edip. canfezâ nağmelerle tesbih ve tehlil edip. zührenin üç feleği. nice esrarına vâkıf olmuşlardır. güneşin iki feleği. üç yükseğin üçer felekleri. Her bir canfeza makamı. sürekli Yaratıcı'nın aşkıyle raks ve deveran ederler.Dördüncü Madde Feleklerin sayılarını. rasatçılar âletlerle gözetleyerek işitip temaşa edip. yazıldığı üzere.. ruhanî geometri. yirmidörttür ki büyük felek. sabitler feleği. Ey aziz. üst ve lat makamları itibariyle ybirbirine karıştırıp. seslerini.. merkezlerinin hareketleriyle meydana gelen itibarî daireleri bildirir. her bir felek başka bir yerden. ruhanî kuvvet ve musikî bilgisi diye isimlendirmişlerdir. nice derde deva ve nice hastalığa şifa ve nice tab'a safa ve nice kalbe cila ve nice ruha gıda bulmuşlardır. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Feleklerin sayısı.

bilmeyene aydınlıktır. bilene. ses ve amel. perde ve peşrev. İdrak edecek nice sırları var. İtibarlar. makamların imtiyazları ve usul. fasıllar ve taksimler. hikmete dair ilimdir. Sineleri çak edecek pür gelir.Her biri hikmet ile memludur Can riyazın suvarır bir sudur Nağme-i yabis ve hâr ve bârid Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid Her biri bir maraza nâfidir Zıddını her birisi dâfidir Zîr ve belâsı hevadıry amma Dair olur mu havaız dünya Hikmeti canda revân muzmardır Anlamaz lütfunu ol kim kördür Böylece zevkin eder ehl-i reşad Eylesin zevkini Allah ziyad Verir insana hayat-ı tâze Nağme-i bülbül hoş avâze Guş kıl nağmesini mürgânın İktiza eyler ise insanın Nağme-i şuh hoş âheng-i beşer Hâh nâ hâh eder insana eser Nağme bir mantık-ı ruhanidir Nağmenin lezzeti vicdanidir Canfezâdır nefs-i insanî Dilrübadır niğam-ı ruhanî Eğer hakikiatle olursan sâmi Olmaz evkat-ı hayatın zâyi (Musiki. iş .

o dairedir ki. sıcak ve soğuk nağme salt hikmet çeşmesinden vârittir. burçlar feleğinden eğilimli oldukları için. o feleğin ismiyle isimlendirilmiştir. Nağmenin lezzeti vicdanîdir. hayatının zamanları zâyi olmaz. bu çizilen daireler dahi burçlar feleğinden eğilimlidirler. taşıyıcı feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir. Yıldızların merkezlerinin hareketinden.. Bu . yukarıda açıklandığı üzere. canda akan muzmardır. Eğer hakikatle dinleyici olursan. Mesela.. mümessillerin yüzeyleri üzerinde kesişirler. güneşin merkezinin hareketinden. insan nefesi canfezâdır. Taşıyıcı felekler nâmiyle lakaplanan beşdaire ve ayın eğilimli feleğinin kuşağı. hangi felekte çizilmişse. güneşin merkezinin hareketinden merkez dışı feleğin çevresi üzerinde çizilmiştir. Alt ve üstü havadır ama.ve nakş. topluluk. insanın hoş ahengi ister istemez eder insana eser. Bu dairelerin isimlendirildiği felekler. Ruhanî nağme. Her biri hastalığa faydalıdır. noktaların dönüşüyle çizilen dairelerden iryisi. Kör olan lütfunu anlamaz. havasız dünya döner mi? Hikmeti. ruhanî bir mantıktır. bülbül nağmesi ve hoş âvâze. Can riyazeini suvarır bir sudur. Bu altı daire âlemi keser farz olunsalar. Döndürücünün merkezinin hareketlerinden. kuru. İktiza eyler ise insanın şuh nağmesi. Böylece reşat olanlar zevkini eder. söz ve gazel her biri hikmet ile doludur. İnsana taze hayat verir. onlara: Eğilimli felekler derler. Şu halde. merkez dışı felekleri üzerinde çizilen daireye: Merkez dışı felek denilir.) Feleklerin çizdiği dairelerin açıklanması budur ki: Gezegenlerin feleklerinin içlerinde. nağme. Diğerleri buna kıyas olunur. allah zevkini artırsın. Kuşların nağmesini dinle. dilrübadır. Zıddını her birisi defedicidir. âlemin kutbundan ve burçların kutbundan gayri kutuplar üzerinde hareket ettiklerinden. mümessil feleklerin ve burçlar feleğini ve büyük feleğin yüzeylerinde oluşan daireler. döndürücü feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir ve bu daireler.

işlerin tasarruflarının tümünü yıldızlara isnat yetmiştir. Yaratıcı olan Allah'ı tanımaktan mahrum olmuşlardır.noktalar. yıldızlara ve tabiatlara dayanıp. yukarıda belirtilen tepeler ve eteklerdir. malûm olsun ki. Karıncanın öbürü dahi dikkatle bakıp. Zira ki. Halbuki insan anatomisi meşrudu ki. O anda karıncanın biri şâd olup. sözü gerçek söylemiştir. kelamcılar demişlerdir ki: O müneccimler ve tabiatçılar ki. o. onu öğrenmeye izinliyiz. Bunların misali o iki karıncadır ki. Zira ki. Belki bütün tasarruflar parmaklardandır. sıcaklığa. tabiatların tasarrufta katkısı vardır. tasarrufu tabiatlara isnat eylemiştir. Hepsi onun iradesiyle sâkin ve hareketlidir. Zira ki. rutubete ve kuruluğa havale etmiştir. soğukluğa." Bu karınca. bir kâğıt üzerinde yürürken bir nakş ortaya çıkar. görüşü zayıf olup. yıldızlar meleklerin elinde mecbur ve çaresizdir. Meleklerse. topal eşek . hastalıkların ilâçları gereksiz ve âtıl olurdu. Biçare tabiatçı ki. kendi dahi bilmeyip hataya gitmiştir. Onların bütün işleri. O. Beşinci Madde Yedi gezegen yıldızın ve dört keyfiyetin tesirlerinin başlangıçlarını bildirir. en son derecede olan tabiatçı gibidir ki. Ey aziz. Şu halde o tabiatçının hatası ancak budur ki. parmakların iradesiyle olmuştur." Bu karınca ise. kalemin hareketi kendisinden değildir. işlerin oluşu kalemden değildir. Eğer katkısı olmasaydı tab ilmi bâtı olup. Bilmez ki. Kalem ise parmaklar arasında mecbur ve boyun eğmiştir. o müneccim misalidir ki. O zaman sevinip. İşte feleklerin suretleri ve daireleri bunlardır. dalalette kalmışlardır. der ki: "İşlerin hakikatinin kalemden vücuda geldiğine muttali oldum. Hak Taâlâ'nın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. bütün tasarrufları. önceki karıncaya der ki: "Sen galat etmişsin ve durumun hakikatini idrakten ırak gitmişsin. görür ki.

Ay bir yıldızdır ki. Işık onunladır. içeriden her ne buyurursa onun emrini taşraya tebliğ edeler. Tabiatçı dahi hak Taâlâ'nın yed-u kudretindedir ve tasarrufları onun tesiriyledir. Lâkin tesir ve tasarruf. kendi tuttuğu uzvun vasfında doğru söylemektedir. müneccim bunu idrak etmemiştir ki. Eğe ay olmasa idi çiçeklerde ve meyvelerde tabii kokular. o iki köre benzer ki. biri filin hortumunu ve biri ayağını tutmuştur. şaşırtıcı renkler ve lezzetler bulunmazdı. meyvelerin lezzeti onunladır. Yıldızların ve tabiatların tesir ve tasarrufta katkıları vardır. ay ve sene fark olunmazdı. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı.misali o menzilde yatmıştır da orasını bilmemiştir. bir oluk gibi nesnedir. Mesela bir padişah. onda oniki hücre bina eylese ve her bir hücrede bir nâib nasb eylese. meyvelerin lezzeti onunladır. bir büyük saray bina edip. onda kendi veziri için bir özel örş hazırlasa ve o köşkü etrafında bir avlu peyda edip. Öbürü der ki: Fil. Gece ve gündüz fark olunmazdı. Her biri. Müneccim bu sözlerinde sâdıktır. Biri der ki: Fil. Lâkin filin bir uzvuna tamam fil budur. Yaratıcı ve Hakim olan Allah'ın. belki yıldızlar ve tabiatlar. Gecenin nuru onunladır. sıcak ve kurudur. bir direk gibi nesnedir. işleri yıldızlara isnat etmiştir. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı. Yıldızlar ise. ta ki vezir-i âzam. Ay bir yıldızdır ki. Müneccimle tabiatçının ihtilâfları. Güneş. onlara münhasır ve mahsus değildir. Biçare müneccim de demiştir ki: Güneş bir yıldızdır ki. bütün eşyada mutasarrıf ve müessir ancak Hak Taâlâ'dır. ay soğuk ve rutubetlidir Şu halde yıldızlar bu keyfiyetleriyle (nitelik) âlemde mutasarrıftır. Hak'kın emriyle bu tasarruflara yetmiştir. O . dediklerinde hata etmişlerdir. âletler misali hizmetçileridir. âlemde sıcaklık onunladır. ancak şunda yalancıdır ki. Gece ve gündüz fark olunmazdı. Hafta.

su ve toprağın ellerindedir. rutubet. bu misalimizde padişahtan murat. rutubet havası üstün olmadıkça buna ilaç olmaz. dergâha getireler. süreler. Bazısını dahi derghahdan reddedip. malihülya illetini bulmuştur. vezir-i azamın makamıdır.hücrelerin kapıları üzerinde yedi atlı nakib yani beyler tayin eylese. Köşk kürsüdür ki. oniki burcunda oniki melek vardır. soğukluk. Atlı nakibler yedi gezegendir ki. âlemlerin rabbi olan Allah'dır. sevda ârız olmuştur. onu hakkına tabib der ki: Buna sevda hastalığı üstün gelmiştir. ta ki ellerinde kementler tutup. Sevda ise utarid ile merih arasında kötü bezerlik oluşmasından meydana gelir. padişahın emriyle bazı insanları bağlayıp. cüzî akılla aslına ermemişlerdir. onlar gecegündüz o burçların kapılarını dolaşıp hizmet ederler Yaya zâbitler dört unsurdur ki. kuruluk ört kement benzeridir ki. üzüntü ve gam istilasıyla şaşırıp kalsa ve dünyadan yüz çevirip. Hak Taâlâ ona hidayet etmek murat eylese. hava. Vezir-i azam ilk akıldır. Halbuki bunların hepsi sözlerinde doğrudur. el çekmek zamanı gelse. Utaride iki kutlunun yaklaşmasıyle üçlenme erişmedikçe bunun hali iyiye gitmez. Bir kimsenin durumu değişikliğe uğrasa. o kimseye iki kuvvetli nakib havale eder ki. Zira ki. Padişahtan vezire ve ondan nâiblere ve onlardan nakiblere ârit olan emir ve hükümleri taşrada icra kılalar. Büyük saray arş-ı azamdır. kendi vatanlarından hareket etmezler. Ama hakikatte onun aslı budur ki: Kaçan bir kimseye saadet ikbal edip. her biri aklı erdiği kadar söylemiştir. Tabiatının kuruluğuna sebeb kış havasıdır. ateş. Tabiatçı dahi der ki: Bunun hastalığı. uturidle merihtir. Bunu etimon şerbeti ile ilaçlamak lazımdır. Taşrada da dört yaya zâbit koysa. Bahar gelip. tabiatına kuruluk üstün geldiğindendir ki dimağı üzere istila etmiştir. Neylesinler ki. Sıcaklık. İmdi. Avlu sekizinci felektir ki. ta ki hizmette hazır olalar. Müneccim de der ki: Buna. Onlar dahi .

Celle celalihi ve amme nevalihi!). Astronominin hikmetlerinden bu miktarca açıklamayla irfana vesile olan fikretme ve düşünme. kuruluğu başına ve dimağına havale ederle.. hüzün ve gam kamçısıyle sevk edip. Mabutların meliki münezzehtir. yapılarında oluşum ve bozuşum olanların esrarını a açıklamak uygun görülmüştür. ölümsüz ve uykusuz olan diri melik münezzehtir. benim lutuf ve sevgimin kemendidir ki. 19-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BAHİS Yapısında oluşum ve bozuşum olan sülfî cisimlerin mahiyet ve keyfiyetini. Bu hakikati bu şekilde idrak. Belki Nübüvvet ilmiyle ortaya çıkar ki. Ey Rabbimiz. her şeyi kuşatan ezelî ve ebedî padişahı bilmiş ola. ne tıp ilmiyle ve ne tabiî hikmetle ve ne yıldızların hükümleriyle hâsıl olur. vekil olur." diye vârid olmuştur. Ta ki mütalaa eden akıl sahiplerine ibret verici olup. Mevcutların belli ki münezzehtir. irade yularıyla Hak'ın huzuruna yedeler.. önce peygamberlere. Zira ki. Şimdi bir miktar dahi unsurların ve bileşiklerin durumlarını açıklayıp. Hak Taala kendi sevdiği kullarını.unsurlarla yaya olan zâbitlerle emrederler ki: Kuruluk kemendii o kimsenin boynuna takıp. benzerlerine. kâh mihnet ve bela ile ve kâh sevda hastalığıyle cenab-ı izzetine davet eder ki: "Ey benim kullarım! Sizin bela ve mihnet sandığınız. (Melekûtun ve mülkün sahibi Allah münezzehtir. Onu dünya lezzetinden yü çevirtip. lisanlarının virdi Mevla'nın tesbihi ola. cihanın yaratıcısının sanatlarını öğrenme kolaylaşıp. yüce isteğimiz olan Mevla'yı tanıma hâsıl olmuştur. sonra benzerlerine. sürur ve huzur ile gönülleri dolup. sübbuh." Nitekim haberde: "Muhakkak ki bela. meleklerin ve ruhların rabi. huzurumda muhterem olan kullarımı onunla kendi rıza ve cennetime ve huzur-u izzetime davet ve cezb ederim. . Kuddüs. sonra velilere.

Güneşin sıcaklığının etkisiyle topraktan ve sudan her ne kadar katı dumanlar. ateş küresine erişirse de. ay feleğinin alt yüzeyine ve alt yüzeyi havanın üst yüzeyine teğettir. Bu unsurlar ve dört esas. her biri kendi yerinde karar etmiştir. hava. Ateş küresinin yeri. Tümünün en latif ve en yüksek olanı.yani dört unsurun yerlerini ve durumlarını. yoğun buharlar yükselip. BİRİNCİ BÖLÜM Ateş unsurunun mahiyetini. latif. Ey aziz. Onu göz idrak edemez. Türklerin yılının hükümleriyle olan keyfiyetlerin değişimini. bizim yanımızda olan ateş gibi renkli ve ışıklı olsaydı. Bu dört unsurun bir araya gelmesinden ve biri birine dönüşüp kaynaşmasından bileşiklere oluşum ve bozuşum ârız olduğu için bunlara dört esas (erkan-ı erbaa) derler. ay feleğinin altında ve hava küresinin üstündedir. paralel iki yüzeyle kuşatılmış basit bir cisim ve üre bir cevherdir. yukarıda açıklanan tertip üzere. biri birinin içinde. hâlis ateş eder. yıldızlar ve felekler âlemini seyretmekten . yeni astronominin bazı makalelerini on bölümle hakîmâne tafsil eder. üç bileşiğin vasıflarını ve hallerini ve esirilerin etkileriyle olan şekil değişikliklerini. malim olsun ki. yine dörde ayrıştıkarından. o. Kendisi mutlak ulvî. hepsini yakıp. ateş unsurudur ki. Bu dördünden. su ve topraktır. ay feleğinin altında yani ayın alt yüzeyinin altında. üç bileşik (mevalid-i selâse) olan bileşik cisimler. Eğer ateş küresi. halis ve diğer unsurlar gibi renksiz ve hepsine üstüdür. bunlara: Unsurlar derler. tavır ve durumlarının keyfiyetini dört madde ile açıklar. Üst yüzeyi. Birinci Madde Ateş küresinin bazı durumlarını bildirir. astronomlar demişlerdi ki: Basit cisimler: Ateş. bileşmiş ve doğmuş olup.

âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya gider ve bütün parçaları birlikte bir karar üzere sürekli döner. ikinci olarak. demirde. yaklaşık onbeşin yirmialtı fersah bulunmuştur. Bu unsurun tabiatı. taşta ve yeşil ağaç ta gizli olan ateştir ki. kendi yerinde sükû ve karar iken ay feleğinin günlük hareketine uyarak. Şu alde filozoflar. muhtemel şekiller almaya kabiliyetlidir. filozoflar demişlerdir ki: Ateş cinsi nice çeşittir. Ey aziz.gözümüzü men ederdi. uzaklık ve büyüklüğünü bildirir." (65/12) buyurmuştur. mutlak ulvi bulunduğundan. bunun tesiri yakıcıların çeşitlerinin tümünden kuvvetlidir. hava unsurunu üç tabaka ve toprak unsurunu iki tabaa farzetmişler. malûm olsun ki astronomlar demişlerdir ki: Ateş unsurunun tabiatı. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere. onu teşyî edip. kendi yerinde inen parçaları. yedi kat gökleri ve bunlar kadar da yer yarattı. Alt yüzeyin yer yüzünden uzaklığı. yaklaşık kırkbirbin dokuzyüz yirmialtı fersah ölçülmüştür. sıcaklık ve kuruluk olup. malum olsun ki. Çünkü Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "O Allah ki. Ey aziz. oluşum ve bozuşma. Üçüncü Madde Ateşi çeşitlerini bildirir. Tamamına yedi tabaka itibar edip. diğer unsurlara dönüşüp. İkinci Madde Ateş küresinin tabiat ve kabiliyetini. Rasatçılar. yaklaşık altıbin dokuzyüz fersahtır. Yakma ve kapanma kabul ettiğinden. ateş küresinin kalınlığı ve derinliği. geometriciler ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ateş küresinin üst yüzeyinin yeryüzünden uzaklığı. sert demiri ve katı taşı eritip toprak . bu ayet-i kerimenin mazmununa tatbi için. öteki unsurlara muhaliftir. İlk olarak bu ateş unsurudur ki. bu açıktır. suflî unsurları. ateş küresini birinci tabaka saymışlardır. Sıcaklığı şiddetlidir. başkalaşır.

Ateşin söndüğü yerde. Bitkileri ve ağaçları yakıp. Dördüncü Madde Ateşin ışığa bitişmesine. ruhun bağlılığının iptali de bir çekiştirmeyle kolay olur. soğukluktan etkilenmeden ateş tabakasına ulaşan dumandı. Beşinci olarak şihab-ı kabesdir ki. O halde. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî ateşi çıkarmak. Altıncı olarak. o. halk onu yıldız parlaması sanır. malum olsun ki. latif cisimlerden geçip. o ateşi. Ey aziz. Her yerde ki. insan dahi helak olup. soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. şimşek ve bulut olmadan geceleyin gökten parlardı. kesif cisimleri yakar. o kuyu içinde kayboldu. önce bir uzun asanın ucuna bir kandil asıp. Halbuki o. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. orada insan dahi hava alabilip ölmez. geceleri ateş olurdu. filozoflar demişlerdir ki: Hayvanî ruhun bedende yüreğe bağlılığı ve bitişikliği aynen ateşin lambanın fitiline bağlılık ve bitişikliği gibidir. gök gürültüsü. Bundan sonra. mağaranın içine sokarlar. ruhun bedene bağlanmasının birkaç yönden benzerliğini bildirir. o nar. Onun ışığında Benî Tay kabilesi. Bu ateş. Dördüncü olarak haramen ateşidir ki. gündüzleri duan görünüp. Bir zamanlar halk onu seyran ederdi. Üçüncü olarak yıldırım ateşidir ki. kendisine yakın olanları yakıp. söndüğü gibi. Şu halde. Nitekim bu bağlılığın ibtali bir nefesle kolay olduğu gibi. karanlık. buraya kapatmıştı. yerden havaya çıkıp. Lambanın yağı bittiğinde. bir mağaraya girmek isteseler. cehennem ateşidir. nefes alamaz. üç günlük mesafeden develerini görürdü. onla dahi yürüyüp. madenciler ve kazıcılar. içeri . ateş ayrılıp. derin bir kuyu kazdırıp. nefes ondan ayrı düşer. İsmail aleyhisselam evladından Halit bin Binan. ateş hava alıp sönmez.eder. Eğer o kandil sönmediyse. şaşılacak bir hikmet ve garip bir sanattır. kül eder. bedenin tabii rutubeti bitiminde.

ışık verir. İki paralel yüzeyle kuşatılmış basit bir cevher ve küre bir cisimdir. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Dört unsurdan ikincisi havadır. fitilinde bittiğinde. hemen geri dönerler. Birinci Madde Hava küresinin yerini ve tabiatını. ondan sonra söner. ateş küresinin alt yüzeyine temas etmiştir. malum olsun ki. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmağa kabiliyetlidir. Yükselici özelliğinden dolayı. üç tabakasından üst. Zira ki hava. kendi yerindeyken bile. diğer unsurlara dönüşüp. Sonra. sıcaklık ve rutubettir. Şu halde. uzaklık ve büyüklüğünü ve hareketini bildirir. matematikçiler ve geometriciler . Tabiatı. Ey aziz.girerler. Rasatçılar. ona: Rüzgâr derler. altında olan denizlerle yerin yüzeyine teğet olduğu için dağlar ve dalgalar nedeniyle havanın yüzeyi düzgün değildir. Nitekim kandilin yağı. Üst yüzeyi yükselmiş olup. ruhu bedenden ayrılır. Hava unsuru. Hareke ederse. şeffaf ve renksizdir. başkalaşır. hava küresinin tabii yeri. 20-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Hava unsurunun mahiyetini. Eğer kandilin şulesi söndüyse. kaçarlar. iki üç defa şulesi hareket edip. Ayı şekilde insan da ölüm anında kuvvetlenir ki. bu duruma ölüm sıhhati derler. latif. Kendi yerinde tabii olarak sakindir ve ancak kendine özgü hareketleri vardır. orta ve birinci tabakalarda oluşan kainat boşluğunu (atmosfer) dört madde ile açıklar. keyfiyet ve durumlarını. ateş küresinin altında ve ysu küresinin üstündedir. Alt yüzeyi. öteki unsurlara muhaliftir. Sâkin oldukça ismi: Havadır.

Bu tabakanın kalınlığı ve derinliği. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında kuyruklu yıldızlar ve çeşitli şihab oluşur. dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya çıkar: Ya örülü . o latif duman dahi alevlenip ateşe dönüşür. güneş ışınlarının yansımasıyle yerden havaya çıkıp. Bu tabakanın tarafları. ateşten uzaklaştıkça. yaklaşık onbeşbin yirmialtı fersah bulunup. buna: Duman tabakası adını vermişlerdir Bunun nice sırlarına yetmişlerdir. Günlerce. maddesi latif oan dumandır ki. soğuk tabakadan soğumadan geçip. sıcaklığı az olup. üç tabaka itibar olunmuştur. aylarca sönmeyip. bunda ayrışıp. doğudan batıya onu teşyi ile döner. Üst tabakası. İşte şihab dedikleri budur. oa ateş değdiğinde. kendi tabiatı olan keyfiyette kalmıştır. en alt tarafı sâkin olmuştur. İkinci Madde Havanın üst tabakasında gözlenen atmosferi bildirir. Dairesel hareketi dahi yavaş yavaş olup. onbin fersah bulunup. Aşağıdan yükselen dumanlar. O şule. Çok süratli yandığından söner gibi görünür. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman. duman tabakasından ateş küresine ulaşır.sözbirliğiyle demişlerdir ki: Havanın kalınlık ve derinliğinin toplam mesafesi. kesif ve koyu ise. koyuluğu bir süre aklır. önce o dumanı üst tarafına düşüp sonuna kadar yakar. malum olsun ki. pamuk fitilin ucunun mum alevine dokunup yanması gibi. kaybolduğundan. Çünkü ateş şulesi. O dumanda bulunan yersel parçalar ayrışıp. ateşe komşu olduğundan sıcak olup. Ey aziz. fişek gibi hareketli görünür. ateş tabakasına nispetle ikinci tabaka sayılmıştır. Eğer bu dumanın alt tarafı. ateş unsuru gibi halis ateş ve renksiz olarak görünmez olur. onunla ay feleğinin hareketine uyarak. yerden kesikse. dumanın sonuna vardığında üst tarafa uzayıp. Şihabın aslı.

Çünkü bütün kainatın atmosferi. havanın içi ve yerin yüzü aydınlanır. dört unsurdan karışmayla bileşen üç bileşik gibi bir zaman sâbit olmayıp. . başka bir surete girip. mesela sönmüş olan lambanın dumanıyle. güneşin yeryüzünden akseden şuaları dahi buraya yükselmediğinden. malum olsun ki. ya yuvarlak top. ondan öyle büyük bir şue zuhur eder ki. Hazreti İsa aleyhisselamdan çok sonra gökte. yok olurlar veya şekillerini koruyamayarak. kuzey kutbu tarafında bir ateş parlayıp. Gökyüzünden kül gibi parçalar indiğinden. Onun için soğuk tabaka namıyle şöhrete yetmiştir. Bu tabakaya ateş üresinin sıcaklığı inmeyip. filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Hava küresinin orta tabakası. buna: Doğa yangını derler. hava su buharlarıyla karışıp. (Allah'ın gazabından yine Allah'a sığınırız. alt tarafı yere bitişik ise. bu.) Eğer ateş tabakasına ulaşan duman kesif ve koyu olup. Bu tabakanın kalınlığı.sa. ateş tabakasına nispetle üçüncü tabakadır ve kendi yerine sâkindir. vasıflarını. üstünde bulunan lambanın ateşi inip sönmüş lambayı yaktığı gibi . onlardan oldukça soğuk bir nitelik kazanmıştır. o ateşin altında insanlar duramazlarmış. Meşhurdur ki. takriben beşbinon fersah mesafedir. günün ilk dokuz saatinden sonra. ateşe ilk ulaştığında. dört unsura karışmaksızın meydana gelir. Eğer dumansal maddesi kesif ise. Bu tabaka.ateş unsuru o dumandan tutuşup. gökte olanlar. bulutların. yere kadar iner ki. kimse ybir nesne göremezmiş. yağmurların. Üçüncü Madde Hava küresinin orta tabakasının ölçüsünü. Ey aziz. başka bir keyfiyete ererler. tam bir sene kalmıştı. hemen o anda bozuşumu uğrayıp. Bunu içindir ki. yu kuyruklu yıldız veya kısa ok veya dik koni şekillerinde veyahut ahna suretinde görünür. tavırlarını ve burada oluşan bazı atmosferik olayları bildirir. onun dumanı yeryüzünü öylesine kuşatıştı ki.

Bunların çoğunlukla sebebi küçük su damlacıklarıdır. bunun durumları kendi mahilli olan aşağı tabakada açıklansa gerektir. havanın soğukluğuna nispetle az olursa ve soğuk tabakaya da ulaşamazsa. kar olup. Buhar zerrecikleri suya dönüştüğünden. yolda soğuk tabakaya rastlar. şualarının aksinden oluşan sıcaklığıyle suyun küçük parçalarını çıkarıp. ondan bulutlar meydana gelir. Üstten soğuk tabakanın soğuğu.buhar toplanıp. gök gürültüleri. güneşin sıcaklığıyle incelip. yukarıya yükselip buharlaşan parçaların yoğunlaşmasıdır. bulut zerrelerine toplanmalarından önce ulaşırsa. o kavgalar arasında. çeşitli şekillere girip. . Bütün bunlar. alttan da su buharı ve duman biribirine sokulup. letafetinden ve sıcaklığının düşüklüğünden dolayı havaya dönüşür. bahar günlerinde atılmış pamuklar misali bir birinin üzerinde dağlar gibi toplanıp. bu yoğunlaşmadan ağırlık hâsıl olduğu için yağmur olup aşağıya damlamaya başlar. Eğer buharın yükselişi gece olup. duman da havaya dönüşüp hareketiyle rüzgâr olur. Çünkü güneş.karların menşei olmuş. eğer soğuk çok şiddetli olsa bulut zerrelerini toplanmalarından sonra bulsa hemen dolu olup. sonra aşağı tabakaya inmişlerdir. ondan yağmur. Hava. bunlarla harekete geçip çeşitli yönlere hareket eder. Eğer sıcaklığı az olan bu buharın kendisi de az ise. vurucu bir biçimde düşmeye başlar. burada oluşup. o kadar buhar zerreciği birbirine eklenip. havanın soğukluğu şiddet ve kuvvet bulup. deniz ve toprak üzerine ışık saçıp. güzel güzel iner. Eğer yukarı çıkan buharın sıcaklığı. bu sıcak buhar ve dumanı havanın yukarı tabakasına çekerken. şimşekler ve yıldırımlar buradan kaynaklanmıştır. ya siyah veya beyaz bulut olur ki. Bu damlacıklar. Eğer soğuk şiddetli değilse. hava parçacıklarıyle karışarak. kar ve dolu hâsıl olur. Bulutlar ne kadar yukarı çıkarsa. Öyle olur ki. soğuk vasıtasıyle yoğunlaşma olur. bazı zamanlarda şiddetli soğukla hava kapanmış olur ve bu durumda soğuk tabakada bulut oluşur ki. duman ederek.

bu anda sıcaklığı baki ola duman yukarıya çıkmak istedikte. sesin kulağa ulaşmasına bağlıdır. Sesin ulaşması ise mesafe ve hava titreşimlerine bağlıdır. duman da bulutun içine hapsolsa. çamaşırcıya bakarsın ki. Baza olur ki. parçaladığı bile olur. bundan korkunç bir ses hâsıl olur. ona: Yıldırım derler. yani gök gürültüsü ve yıldırımı hakimâne bildirir. ayrışan cisimlerden geçip. Lakin. kese içindeki altın ve gümüşü eritip. gözle görülür ve o kulakla hissedilir. her neye isabet eylese. malum olsun ki. şimşek ve yıldırım nâdiren olur. bu duman. Hızlı sürtünmeden o duman ateş alsa: Eğer latif olup çabuk sönerse ona: Şimşek derler. İşte gök gürültüsü budur. Mesela. Ey aziz. sesten daha hızlıdır. şimşek ve yıldırımın sebebi budur ki. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Gök gürültüsü. onu yakar. şimşek ve yıldırım olmaz. İşitme. ayrışmayan cisimleri yakar. yere ulaşana dek sönmezse. .Dördüncü Madde Hava küresinin orta tabakasında oluşan atmosferik olayları. Gök gürültüsü ve şimşek beraber olur. göz şualırın ulaşımı. keseyi yakmaz. buharın dumanı az olduğundan. iniş ve çıkışta bulutu öylesine hızlı yarar ki. buhardan bulut oluşup. yıldırım oldukça kesif olup. güneşin şiddetli hareketinden iyice incelen küçük yersel parçalar ve küçük ateşî parçalar birbirine karışır ki. o dumanlar. çamaşırı taşa vurur. şimşek görülür Zira ki bu. böylece beraber yükselip. Eğer yoğun olup. Oysa ki. bu yıldırım incelip. bir zaman sonra sesi kulağına erer. Onun için soğuk ülkelerde kar yağarken asla gök gürültüsü. Büyük bir dağa düşüp. Kış mevsiminde. ancak içinde eriyenlerin sıcaklığı yakar. Öyle olu ki. soğuk tabakaya ulaştığında. yukarıda anlatılan buhar ile karışıp. buna: Duman derler. Zira ki kar inen bulutlarda asla duman buharı bulunmaz. Nitekim. veya sıcaklığı giden duman aşağıya inmek murat eyledikte. gök gürültüsü işitilmezden önce.

Celle celalihi ve amme nevalihi. duman. Bulutlar çok yoğun olduğunda. gece. çeşitli hareketlerle hareket halindedir. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun alt tabakası. ırağı ve çiğ. gündüz ve rüzgârlar bu tabakada oluşur. tabiat ve vasıflarını. Yağmur fazla olduğunda. toprak ve sudan kazandığı soğukluğu. ateş tabakasına nispetle dördüncü tabakadır. hareket ve isimlerini ve sair durumlarını sekiz madde ile açıklar. üzerinde olan soğuk tabakanınkinden fazla ve şiddetli olurdu. onlara düşen güneş şuaları ve yıldızların akislerinin sıcaklığıyle ılımlılık kazanıp. yaklaşık onaltı fersahtan fazla mesafedir. bulut zerreleri yoğun olduğundan. Onun için. hâle. Bunun kalınlığı ve derinliği. onlardan yağmur şiddetle iner. gök gürültüsü. Bu tabakanın havası. Ondan başka ilah yoktur. kardan boş hiç bir yer kalmaz. orada imaret mümkün .Soğuğun şiddetiyle buharın dumanı sönüp. Nitekim kutup altında. hava öyle bir derecede soğuk olur ki. güneşin ve yıldızların sıcaklığıyle ılımlı olmasaydı. Ey aziz. şimşek ve yıldırım dahi çoğalır. tepe noktasından güneş uzak olduğundan. tan vakitleri. yağmurun suyu onlarda hapsolmuştur. (Hakim ve shani olan Allah münezzehtir. Birinci Madde Hava unsurunun alt tabakasının bazı durumlarını bildirir. eseri bile kalmaz. Nitekim bir yerde mahpus olan su ondan yol bulsa kuvvetli akar. Gökkuşağı. kesif bir havadır ki. toprağa ve suya komşu olup. Eğer bu tabaka. Soğuğun şiddetiyle bitkiler ve hayvanlar helak olup.) 21-BÖLÜM:021: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasını. malum olsun ki. buna ârız olan kara ve denizlerin soğukluğuyle kalmamıştır. deniz donup. Bu alt tabaka.

Hava unsuru ile su unsuru iki sâkin deniz iken. (Allah dilediğini nuruna hidayet eder. Orta tabakası. Su zerrelerinin hareketleri ağrılık bulmuştur. soğu tabakaya ulaştığında. Onun için bu tabakaya: Kürre-i nesîm derler. hava küresi üç tabakaya bölünüp. filozoflar nazarında. güneş ve yıldızların nurlu ışıkları. deniz dibinde hava. Alt tabakası. üst tabakası ateşe komşu olduğundan oldukça sıcaktır.) Bu tabakanın yeryüzünden yüksekliği belirtilen kalınlığı miktarıdır ki. Buhar ve dumanla karışık olduğundan. onaltı fersahtan fazlacadır. Nitekim denizin yüzündeki su unsurunun dalgalanması. aşağıdan yükselen su buharıyle komşu olduğundan. bu . Bu durumda. ne garbîdir. Rüzgarların meydana gelmesinin sebebi budur ki: Güneşin tesirinden ya başkasından hâsıl olan dumanlar yerden yükselip. unsurunun değişik yönlere hareketi ve dalgalanmasıyle olur. onda ay küresinin kesif cisminden gayri lâtif cisimlerde yansıma ile ortaya çıkmaz. döner. Onun için buna: Gece küresi ve gündüz küresi denilmiştir. Lakin feleklerin gündüzü pâk bir nurdur ki.olmaz. güneşin ışığı ancak bunda zâhirdir. hava zerrelerinin hareketi hafif olmuştur. filozoflar demişlerdir ki: çeşitli rüzgârların meydana gelmesi. İkinci Madde Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen çeşitli rüzgârları ve cihanın yönlerini bildirir. Bu kürenin rengidir ki. lakin şuaların aksiyle tabiatı ılımlıdır. Orada sabah ve akşam yoktur. gök rengi görünmüştür. yere ve suya komşudur. bir cüzünün bir cüzünü değişik yönlere yitmesiyle vücut bulur. buna: Buhar küresi ve duman küresi de derle. Zira ki. aşağıya inmek için hareket edip. bu tabakanın üstünde gece ve gündüz olmaz. Bu tabakanın havası kesif olduğundan. eğer onların sıcaklığı kırıldıysa. malûm olsun ki. ifrat derecede soğuktur. ne şarkîdir. Ey aziz. Yerin gölgesi ancak bunda yürüyüp.

bunlar. şihab maddesinin kalıntıları olan göktaşlarıyla karışarak yakıcılaşan havanın hareketleridir. Eğer sıcaklıklarını yitirmedilerse. Böylece rüzgâr eser. ona başka bir cisim karışmaksızın miktarı fazlalaştığından. komşusu olan havayı iter. devran ile kendi kendine . Bu geriye dönüşle hava dalgalanıp. rüzgâr olur. merkezden uzaklaştıkça. itilen komşusunu iter. sıcak araziden geçmesinden. durgun hava dahi onun gibi dalgalanır. yine hava dalgalanası olur. Böylece rüzgar olur. yakıcı niteliği ile nitelenip. boşluk nedeniyle çevredeki hava zorunlu olarak o tarafa hareket ederek.rüzgâr peyda olur. hafif bulutlar bir taraftan yürüyüp. Sam yelinin sebebi ise. bir taraftan bir tarafa hareketle rüzgâr olur. rüzgâr olur. yerden yükselen dumanların bazısı. böyle böyle hava dalgalanarak gider. sam yeli olur. giderek hava sakinleşir. İşte bu hareketle hava dalgalanıp. Mesela bir durgun suyun ortasına bi taş atıldığında. dalgalanır. Bu itişme yavaş yavaş zayıflayan. Bir ebedi dahi budur ki. soğuk tabakaya ulaşmazdan önce havaya dönüşüp. havanın ısınmasıyle bir taraftan yayılır. Yahut halis havanın. Zira ki.yüzden hava denizi dahi dalgalanır. havaya dönüşerek. yukarıdan aşağıya yöneldiğinden. havanın hacmi iyice yoğunlaşıp. ateş küresine yükselirler. Bir sebebi dahi budur ki: Hava yoğunlaşmasıyle ir tarafta toplandığında. iniş hareketiyle suhunet bulup. bizzat kendileri hareketli rüzgâr olur. ne şekilde dalgalanırsa. Veyahut bulutlar kıvamda uyuşamayıp kesifi hafifini ittiğinden. Kasırganın sebebi: O ki. Rüzgârın bir sebebi de budur ki: soğuk tabakada bulutlar ağır olup. Bir sebebi de budur ki. havanın dalgalanmasından rüzgâr meydana gelir. kalan havaî maddesini dönüsel hareketiyle aşağı tarafa iter. Bir sebebi dahi budur ki. yeryüzünü süpürür. Ateş ise o duanların yersel maddelerini yakıp. bulutların biribirine yığılmasından ve izdihamından hava yine hareketlenip.

rüzgârların arasında kalan şeyler sıkılıp. bulutlarla karşılaşıp. Güya ki. onu havada döndürürken. Bu sayılan dört yönün aralarında dört yön daha koyup. çalı-çırpı ve toz-toprak ne bulursa döndürüp. üstü. güneşin doğduğu tarafa. önü. temel rüzgârlar itibar etmişlerdir. arkası. denizde geriye rastlayıp. tertip etmişlerdir. çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirine rastlayıp. doğu ile güney arasına: Kış doğusu (güneydoğu). büyük bir hortum şeklinde görünür. minare gibi yükselir. Şu halde cihanın bu altı yönüne. bize gönderdiği bu rüzgârların. Bunun çoğunlukla sebebi odur ki: Soğuk tabakadan inen rüzgâr. Doğuya dönük olan kimsenin sağ tarafına güney. güneyle batı arasına: Kış batısı (güneybatı). o inen rüzgâr dahi dönmeye başlayıp.sarılıp ayağa kalkar gibi görünür. uzuvları var gibi. rüzgârlar gönderici olan kâdır ve kayyumun kudret ve azametini bir kere fikredip düşünsen ki. bu haliyle yere iner. Lakin astronomlar. O anda. güney. havaya yükselir. batı. cihanın dört yönünden. kuzey taraflarından hareket eden dört rüzgârı. Doğu ile kuzey arasına: Yaz doğusu (kuzeydoğu). Kâh olur ki. İmdi. tâli rüzgârlar itibar ederler. batı adını vermişlerdir. birbiriyle sarmaş dolaş görünürler. Bu yele: Ümm-ü zevba (burgan) derler. bulutlar da çeşitli rüzgârlarla deveran etmekteyken. sağı ve soludur. sol tarafına. İstenen sahillere yetmişlerdir. adlarını vermişlerdir. endamıyle bir daire görünür ve kâh olur ki. Bu rüzgârlarla yelkenli gemiler denizlerde her yöne gitmişlerdir. bükülüp. itişerek. Şahıslara göre cihanda yönler altıdır ki: Şahsın altı. Bunların aralarında esen rüzgârları. O anda. sekiz rüzgâr nispet ve tayin edip: Doğu. bu buragan ortasına bir bulut düşüp. batı ile kuzey arasına: Yaz batısı (kuzeybatı). kuzey demişlerdir. döndürür. doğu. ağır gemileri . yerden kopardıklarıyla birbirlerine saldırırlar. Kâh olur ki. battığı tarafa.

"Rüzgâr olmasaydı. Zira ki. binde biri ancak bilinmiştir. buharsı rutubetinin cevheri yok olmadan onu en eder. bedenlerimizin ve ruhlarımızın unsuru olduğundan. Çünkü havanın yönlere hareketi bu kadarlık açıklandı. ruhlarımıza ulaşan âdaletli bir fâil gibi sıhha ve âfiyetimizin sebebi olmuştur. Demek ki. malum olsun ki. ayırıcı yeteneğiyle içimize aldığımız havanın dumansı buharını ayrıştırıp. havanın ruh üzerine gelmesiyle olur. Bu hava. bizi kuşatmış olan havanın bedenlerimize tesiri çok açıktır. iri rahatlandırma. Bu durumda havadan ruhlarımızda hâsıl olan tadil. faydası bâtıl olur. Şimdi de fayda ve özelliklerini açıklayalım. Şu halde havanın sadmesi ruha ulaşıp. burunu çekilen havanın tadili. uzun süre hapsedilip. Temizlenme ise: Bu bedenin en feyizli karışımı gibi olan ruhun. diğeri temizlemedir. ruhumuzun aziz mizacına kıyasla. herkese ayan olup. herkes kendini nimete batmış bilip. havanın candan dışarı çıkmasıyle olur. Bu tür havadan ruh. ruhun niteliğiyle nitelenip ısınsa.yürütüşü. ona akciğerden ve can damarlarına bitişik olan nabz mesamelerinden hava vermektir." denilmiştir. nimet vericiye şükredici olalar. Zira ki tadil için alınan hava. filozoflar demişlerdir ki: Hak'ın tesiriyle. karıştığında. ta ki he bi nefeste iki nimet olduğu. Rahatlandırma: Ruhunhararetli mizacı hapsolunarak şiddetlendikçe. . bedenlerimize ve ruhlarımıza olan tesirlerini ve menfaatlerini bildirir.bizi kuşatan hava. Temizlenme. herşey bozulurdu. iki şekildedir. Ama içeride. nefes dışarı çıkarken teslim etmesidir. hayatımızın sebebi olan nefesin etkisinin kabulü yeteneğinden ruhu men eden kötü mizaca neden olan ateşe dönüşmesinden ruhu koruyup. Zira ki. önce soğuktur. Ey aziz. bulutları yayışı gibi nice büyük faydaları vardır ki. gayet soğuktur. Üçüncü Madde Bizi kuşatan havanın.

tabii akımın zıddı olan değişmelere ârız olur Tabii değişmeler. Dördüncü Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan tabiî değişmeleri bildirir. Bahar havası mutedildir. Hakikatte zarar veren ve fayda veren yaratıcı olan Hüda iken. Kış havası soğuktur. ruhun mizacına uymayan garip cevherler ona karışmamıştır. Sonbahar havası ılımlıya yakındır. Şu halde. geniş açı üzere . kova ve balıktayken kıştır. malum olsun ki. onun işi de. Eğer hava bozuşuma uğradıysa. Lakin müneccimler nazarında. Zira ki. temizleme ve rahatlandırma suretiyle bedenlere ve ruhlara sıhhat ve âfiyet vermektir. Onlara göre.istiğna edip yeni havaya muhtaç olur ki. Terazi. bölgelere göre dar ve dik açılar üzere olmayıp. zorunlu olarak alına havayı vermek gereklidir. korumak ve siyanet etmektir. iklimlere ve bölgelere göre değişiktir. Havanın işi. akrep ve yaydayken sonbahardır. hemen ardınca gelecek havaya boş yer kala ve o havanın çıkmasıyle birlik onun fazla cevherlerini (karbondioksit) ruh dışarı ite. Yaz havası sıcaktır. güneşin tepe noktamıza yakın olup. Yengeç. bu dört mevsimin havası. güneşin tepe noktamıza yakın ve uzak olması nedeniyledir. Ey aziz. her mevsimde başka bir mizaca bürünür. Şu halde yaz mevsiminin sıcak olması. edenleri ve ruhları sebeblere ve havaya bağlamıştır. beden ve ruhlar zarar vermektir. Ta ki. şuası kuvvet bulduğundandır. mevsimsel değişmelerdir. dört mevsim şöyledir: Güneşin. değişmeler muteber değildir. Hava mutedil ve saf olup. yeni hava akciğeri içine girip öncekinin yerini ala. şuaların akisleri. filozoflar demişlerdir ki: Bizi sara havaya tabii ve tabii olmayan değişiklikler. Ama dört evsimin mizaçlarının biribirinden farklılığı. yaz mevsiminde. bu hava. aslan ve başaktayken yazdır. Zar ki. ilkbahar eşitlik noktasından başlayarak koç. Oğlak. Gerçi tıp âlimlerine göre. boğa ve ikizlerde bulunduğu süre ilkbahardır.

olur. yazın güneş. yıldızların etkisiyle Olan değimelerdir. Şua okunun. filozoflar demişlerdir ki: Bizi saran havaya ârız olan tabii olmayan değişmelerin bazısı göksel işlere. bizi sara havayı çok ısıtır. yaz mevsiminde güneş bizim tepe noktamıza yakın olur. düştüğü yere göre çevreye etkisi zayıf olur. güneşin şuası. Zira ki ışıklı yıldızlar bir yerde toplanıp. bazısı yersel işlere bağlıdır. Bunun için. Zira ki. bazısı. güneşin şuasının dik düştüğü veya dike yakın düştüğü yerde bulunuruz. Ey aziz. güneş eteğine inip. Fakat ilkbahar ve sonbaharda. hava soğuk olur. bölgeleri enleme sebebiyle. bazısı rüzgârlar ve bazısı toprak . güneşle dahi biraraya gelmeleri sırasında. merkezden çıkıp. şuaların düştüğü noktalar çevremizde bulunduğundan hava ılımlı olur. yere yaklaştığı halde. ifrat derecede güzelleştirirler. Yersel değişmeler nedeniyle olan hava değişmelerinin bazısı. tabii olmayan göksel değişmeleri bildirir. Halbuki şuanın etkisinin gücü okunun yanındadır. sıcaklığı iki kat olduğu için. bölgemize ışığı fazla ve etkilidir. yerden uzak olsa bile. Kışınsa ya şuanın düştüğü yerin çevresinde veya çevresinin yakınında bulunuruz. Bazan bu birleşme başucu noktasından uzakta olur ve havanın güzelliği eksilir. Göksel işler nedeniyle olan hava değişimleri. Beşinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. doruğuna çıkıp. Yaz mevsiminde. yerin başucu noktasına veya yakınına düşen gölgeleri kuşatan havayı. kış mevsiminde ise uzak olur. Bu duruma şualar kesif olup. Bunun esas sebebi budur ki: Güneşi şualarının bazısının kaynağı silindir ve konu biçiminde olur Güya ki. bölgemize ışığı zayıf gelip. Kışınsa. karşısında bulunan nesnenin içine işler. Şuaların kaynaklarının bazısı basit bir çevrim veya basite yakın çevrim biçimindedir. bazısı. dağlar sebebiyle. bölgenin yerinin yüksekliği ve alçaklığı sebebiyle. malum olsun ki.

Onlar en sıcak bölgelerdir. O bölgenin yazı ekvator tarafında olan bölgelerin yazından ve kuzey tarafa yakın olan bölgelerin yazından daha sıcaktır. Zira ki eşitlik noktasının yakınında olan gün ışınlarının eğim fazlalığı. Bölgelerin enlem farkından olan hava değişmeleri açıktır. genel meğil enlemlerine yakındır. hızla uzaklaşır. Mesela güneş. Onlardan sonra en sıcak yerler. Bunun içindir ki. orada bir müddet yakın bir yerde kalıp havanın ısınmasına sebep olur. Şu halde gün eşitleyici dairesi altında bulunan yerlerin havasını mizacı itidale daha yakındır. Zira ki burada havanın sıcaklığının sebebi güneşi tepe noktasına gelmesidir. belki bunun sürekliliği çok tesir eder. Zira ki aslanın tepesinde iken ışınların dik gelmesi süreklidir. ikizler burcunun tepesinde iken havaya yaptığı tesirden. Altıncı Madde Bizi kuşatan havaya harız olan tabii olmayan yerel değişmeleri yani . güneş. Zira ki he belde ki kuzey tarafta yengeç dönencesine ve güney tarafta oğlak dönencesine yakındır. Belki dönüm noktasının yanında olan artışın hareketi. o bölgede ki. dönüm noktasının yanında bulunan eğim fazlalığından çok büyüktür. aslan burcunun tepesine geldiğinde daha çok tesir eder.sebebiyle hâsıl olur. birkaç gün tepede bulunup. mümessil feleğin eğiliminde bulunduğundan henüz yengeç burcunun doruğuna ulaşmıştır. üç dört güne mahsus olmaz. onların kutuplarından yana olan taraflarında ve güneşitleyiciden yana olan taraflarında onbeşer dereceye değin enlemi bulunan beldelerdir. Elbette güneş. Bu sebepten gün yarısı vaktinde olan güneşin sıcaklığı. İki dönüm noktası arasındakiler de bunlar gibidir. yengeç burcunun doruğundan meyl edip biraz güneye inse sıcaklığı şiddetli olur. ikindiden önce çoğalır. Halbuki ekvatora çakışık olan yerlerde güneş. Güneş. Halbuki ışınların tepeden ve dik gelmesi çok tesir etmez. Şu halde bundan malum oldu ki.

şuası o bölgeye aksederek. Yerden uzaklaştıkça soğuk tabakaya yaklaşıp ona komşu olunduğundan buralar soğuk olur. bir derin vâdi olursa sıcak şuaları hapsedip. bölge üzerine esmekten men edip veya bölge üzerine sevkedip yardımcı olmak yönlerindendir. bizi kuşatan nesîmi kürenin en sıcak yeri. bu dağın doğu tarafından uzaklaşıp. Eğer alçak yer. Yüksek yerde bulunan bölgenin havası sürekli soğuk olur.yeryüzünün bölgelerinin yükseklik ve alçaklık sebebiyle. Ey aziz. Lakin dağın batısından yana güneş geldiğinde. Eğer dağ. Eğer . güneşin tesiri orada yine tamamıyle havayı ısıtmaktır. yere komşu olan semtidir. yere yakın olan tarafı bulunduğundan. Zira ki. bölgenin doğusunda bulunup. bölgenin batı tarafında bulunup. O zaman güneş. Eğer dağ. Dağlar sebebiyle bulunan hava değişmeleri ortadadır. havayı çok sıcak ve kesif olur. doğusu açık olursa. rüzgârı. dağ bölgenin kuzeyi yakınında olmak gibidir. güney ışınlarına o bölge üzerine akis ve hasretmek veya bölgeyi ışınlardan örtmek yönlerindendir. Zira ki güneş ışınlarının yerden aksetmesi ile kazandığı sıcaklığın şiddeti. o dağ ki bölgenin oturduğu yerdir. zevalden sonra ışıklarını septiğinde saat saat gittikçe. batısı açık olursa yarı ısıtır. bölgenin havasını tamamiyle ısıtır. o bölgeyi saran havada onun tesiri. şuanın keyfiyeti azalıp havanın ısınması tamam olmaz. O bölgenin havası ânifen açıklanan kısımdan sayılmıştır. filozoflar demişlerdir ki: Bölgenin yüksek ve alçak yerde bulunması ile havanın değişmeleri muhakkaktır. malum olsun ki. Birincisi. enlemi ne kadar farklı olursa olsun orayı kuşatan havayı ısıtır. Zira ki bu dağ üzerine güneş. ışınlarını o dağ üzerine serpip. Alçak yerde bulunan bölgenin havası sürekli sıcak olur. Tesirin biri. her saat yaklaşıp. ikinci tesiri. rüzgârlar ve toprak sebebiyle havaya ârız olan değişmeleri bildirir. iki yönde tecrübe olunmuştur. dağlar denizler.O dağ ki. bölgenin komşusu bulunmuştur.

güneş ışınları o tarafa zayıf olup.dağ. O zaman orada rüzgârın esmesi. düzlükte bulunan belde üzerine esmesinden daha şiddetli ve fazladır. Rüzgârlar sebebiyle olan hava değişmeleri tecrübe edilmiştir ki: Kuzey rüzgârları soğuk ve kurudur. Batı rüzgârları dahi mutedildir. bir dar yere çekilse. onun havasına rutubet vermesi az olur. Zira ki güneş. Lakin denizlerden geçip geldiğinden bir . Bu mânâya uygun rüzgârlar. Zira iki suyun tabiatı. Eğer belde. Soğukluğu. muzır olan güney rüzgârıdır. Zira ki güneş. kuzey. Doğu rüzgarları. bölgenin güneyi yakınında olsa bölgenin havasını hiç ısıtamaz. Eğer deniz. sıcaklık ve soğuklukta mutedildir. Eğer deniz. Kuruluğu. tıpkı bir akar su gibi burada rüzgârın akıntısı sükun bulmaz ve durmaz. rüzgârın esmesine mâni olursa onun havası oldukça ağır ve kesif olur. Deniz sebebiyle çevrede olan bütün beldelerin havası rutubetli olur. kuzey rüzgârı gibi soğuktur. doğu ve batı rüzgârlarıdır ki. batı ve güney tarafları kapalı ola. Özellikle kuzeyinde dağ bulunup. denizin güney tarafında olursa. soğuk dağlardan geçip bize geldiğindendir. Şu halde dağ bakımından beldelerin en ılımlısı o beldenin havasıdır ki. beldenin kuzey tarafı yakınında olursa. kuzey tarafı açık olup. o beldenin havasına fazla ağırlık verir. bir miktar kurudur. iki büyük dağ arasında bulunup. o beldenin havasına fazla soğukluk bahşeder. Eğer deniz beldenin doğu tarafında olursa. o beldeyi yalayarak uzaklaşır. su üzerinde kuzey rüzgârı esip. bölge üzerinden kaldırmasıyladır veyahut bölge. Dağın ikinci yönden olan tesiri. rüzgâr tarafına açık olmasıyledir. bölge üzerinden soğuk kuzey rüzgârının esmesini dağın engellemesiyledir: Ya sıcak güney rüzgârıın esmesini. burada deniz buharlaşması az olduğundandır. Lakin dağlardan ve karalardan geçtiğinden. onun havasına fazla rutubet verir. beldenin batısında olursa. Çünkü rüzgârın şanındandır ki. bütün etkisiyle o beldenin üzerine ısrarla yaklaşır.

Rutubeti ondandır ki. Toprak sebebiyle olan hava değişmeleri ki. bazısının kara. Yoksa havanın bir keyfiyeti şiddetli . ya havanı dönüşmesinden veya havada bulunan istihaledendir. o rüzgarlara karışır. her ne yönden hareket etseler. Ey aziz. Celle celalih. güney denizleri güneşin sıcaklığıyle çözülüp. ya çok sıcak olan sahralardan geçip gelen rüzgârlardır veyahut duman tabakasında ateş benzeri dehşetli âlâmetler ortaya çıkaran duanların artıkları aşağıya inip karıştığı rüzgârdır ki. helak ederler. O farklılığın sebebi budur ki. tesadüf ettikleri bedenleri saatinde yakıp. Hak'ın tesiri ile tasarruf ederler. bazısının kumluk. sıcaklığın kuvvetiyle denizlerden buharlar çıkıp. kainatın bütün zerreleri vücuda gelip giderler. filozoflar demişlerdir ki: Tabii akıntılara zıt olan değişmeler. güneşin yakınlığı ile ısınmış olan yönden bizlere geldiğindendir. bazısının madendir. Havanın cevherinde olan istihale. insana rehavet verir. simsiyah edip. havayı dahi değiştirirler. Sıcaklığı. veya havanın keyfiyetinde bulunan istihale ve değişimdendir. Yedinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. bazısının taşlık. bütün şiddetli rüzgârların ilk başlangıcı gerçi zayıf rüzgârlar gibi aşağıdandır. beldelerin bazısının toprağı killidir. tabii akıntının zıddı değişmeleri bildirir. Şu halde bunların hepsi suyu değiştirdikleri gibi.miktar rutubetlidir. esmesi ve esası yukarıdandır. sam yelleri altüst ederler. maulm olsun ki. Ama sam yani helak yelleri yukarıda beyan olunduğu üzere. Her ne ederlerse Allah'ın iradesi ve kudretiyle ederler. hava cevherinin bozulmasının mümkün olmasıdır. Bilinen bütün bu kuralları. Güney rüzgârları ekseri beldelerde sıcak ve rutubetlidir. Zira ilk. Lakin hareketlerinin başlangıcı. Onun için güney rüzgarları. her beldeye göre farklı olur. Kadir ve kayyum olan ancak Allah Taala'dır.

o basit ve mücerret olan hava değildir. havanın hakiki cüzlerinden. deniz suyuna. ziraati ve nesli fesada verip. Bizim havadan muradımız. ancak keyfiyetinde ya cevherinde. Şu halde bu karışık hava. ondan Hak'ın izniyle bedenlerimize hastalıklar ârız olur. Zira ki.olduğunda veya eksik bulunduğunda değişim olmaz. cevheri onlara dönüşüp. hava kokuştuğunda Hak'ın tesiriyle. bedenlerimize ve ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve faydalarını. Ama havanın keyfiyetinde bulunan değişmesi. su adını vermemiz gibidir. buna hava adını vermemiz. sen rüzgârların değişmeleri ve faydalarını bildirir. Zira ki. Belki bizi çevreleyen buhar ve duman küresidir ki. başka bir basite dönüşür. taş kesilir Bunun gibi hava da kokuşup veba kesilir. sayılan bu değişimlerin biriyle değişime uğrasa. Sekizinci Madde Bizi kuşatan havanın. havanın içinde olup. basit ve mücerret değildir. cevheri kötüleşir Nitekim çakıllı geniş derelerin suyu kokuşup. deniz suyu dahi saf değildir. Ey aziz. buhar ve duman ile yükselen topraksal ve taeşsel cüzlerden karışmış olan bir cisimdir ki. havaya ârız olan kokuşmadır ve ona taun dahi derler. Bu durumda hava. filozoflar demişlerdir ki: Eğer hava ifratla sıcak . malum olsun ki. Fakat bizim havadn muradımız. su adı verilmiştir. sıcaklığında ya soğukluğunda tahammül olunmayan keyfiyete çıkıp. Zira ki. Bu kokuşma. Havanın fazla kokuşması ve vebanın çoğalması genellikle yaz sonunda ve sonbaharda olur. bazı kere kokuşup. helak etmesidir. bedenlerimizin içinde olan dört karışıma dahi tesir eder. Belki havanın cevheri bizzat çevirici olsa. Yukarıda açıklanan unsurların dönüşümü gibi. renk ve kokuyu ve yemeği değiştirici olan suyun kokuşması gibidir. su ve buhar zerreciklerinden. Lakin onda su üstün olduğundan. Belki topraktan ve sudan ve havadan ve ateşten bileşmiştir. o vebadır ki. mücerret basit cisimlerin hiç biri kokuşmaz. Önce yürekte olan karışıma kokuşma eriştirir.

çoğu bedenleri mizacına uygun gelip cildi yumuşak. idrar zorluğu. Lakin kokuşmaya hazırlar. kuruluğu matedildir. kuzey rüzgârı üzerine geçip. hazma ve bedenin bütün uzuvlarına kuvvet ve sağlamlık verip. sıhhatli bedenlere uygun gelir. rengi sarartır. o anda. Batı havası kokuşmuş olsa. rengi güzel. kuzey rüzgârı insanın içini pekleştirip. mafsal ağrıları ve titreme görülür. Kuzey rüzgârlarıdır ki. Eğer havanın soğukluğu mutedil olursa. güneşle ılımış olan hava latiftir ki. açıklanan rutubetli havanın tesirlerinin tam zıddını yapar. Karnı ve mideyi çalıştırıp. o saatler çok olduğundan. bedeni gevşetir. rutubeti tahlil eder. Sinirleri zayıflatıp. bu rüzgâr onu ıslah eder. görünüşü hoş edip. akciğere ve damarlara şiddetli zarar verir.olsa. hazmı tebdil eder. hemen kuzey rüzgârı esse. dışarı açılmaya sebeb olur. bedenin sıhhatine uygun değildir. maddeleri akmaktan alıkoyar ve nezleyi tahrik eder. baş ağrısını çoğaltır. kemik boşluklarını sıkıştırır. Mesameleri açar. Hazma kuvvet verir. sıtmayı sardırır. bedene kuvvet verip. bedendeki mafsallara rehavet verip. Ama soğuk hava bedenin hararetini hasredip. Bu sebepten. Görünen akıntıları men eder ve bedenin mesamelerini kapatır. Bir tabiat âleti ola bedenin hararetini tahlil edip. unlara: Sabah rüzgârı. Kuru hava ise. sıcak hava. Fakat soğuk algınlığı olanlara ve bazı felçlilere uygun ve faydalıdır. Hastalıkları artırır. mesameleri temizler. mesane ve rahim hastalıkları belirir. Kan dokusunu tahlil ve safrayı diğer salgılar üzerine üstün ederek. Susuzluğu artırır ve kuvveti azaltır. baştan akan maddeler çoğalıp. gecenin sonunda ve günün evvelinde eserlerse. sabah . Şu halde. güney rüzgârı terletir. Şu halde. Karışımları dışa hareket ettirip. nesim-i seher derler. Eğer güney rüzgârı. Uykuyu getirip. rutubetli hava. Güney rüzgârı. idrarı kolaylaştırır. göğüs. metanet bahşeder. Bu rüzgârların esmesi. Mesameleri kapatıp. yaraları bozar. Doğu rüzgârları eğer. öksürük. rutubeti az. duyu organlarına ağırlık verip.

22-BÖLÜM:022: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen diğer atmosferik olayları. ruhları cilalandıran ve vücutları ferahlandıran Allah münezzehtir. bunun tesiri. kırağı jaleyi. şafağı. saf. yuvarlak ve küçük su zerreciklerine güneşin ışığını vurmasından ortaya çıkar. yani samanyolu. çok kesif ve çok ağırdır. gölgeyi. filozoflar demişlerdir ki: Ebe kuşağı dedikleri gökkuşağı. kırağıyı ve jâleyi bildirir. yağmurdan veya bahardan meydana gelen. hastalıklara şifa bahşeder. sis. bunun tesiri. hâleyi. sabah rüzgârının yararlarının aksinedir. Rablerin rabbidir. celal sahibi Allah münezzehtir. Buna: Dübür rüzgârı derler. Batı rüzgârı eğer. sisi. Hadisi şerifte: "Sabah rüzgârı yardımcıdır. malum olsun ki. Zira ki." diye vârit olmuştur. kendisinden başka ilah olmayan. Ad kavmi dübür rüzgârıyle helak oldu. gece ve gündüz saatlerini. sabahı. Batı rüzgârı. ayları ve yılları ve zamanları beş madde ile açıklar. güneşin karşı tarafında öyle bir yerde bulunmak lazımdır ki. ötekinin tersinedir. deniz buharı yüklüdür. gün sonunda ve gece öncesinde eserse. Bunun açıklanması budur ki: bu zerrecikler. hava kesiftir ki.rüzgârı bedenlere safa ve uykuya lezzet. şeffaf. batı bölgelerinin havasından latif ve safadır. Birinci Madde Gökkuşağını. basiret sahipleri. Her sebebi müsebbii odur. hâle. Burada havanın faydalarından bu kadar anlatmakla yetinilmiştir. güneşle ılımayan havadır ki. (Rüzgârın gönderen. bundan ibret almışlardır. her ne vakit eserse. Doğu bölgelerinin havası. bu zerreciklerin her birinde göz şuası güneşe . Eğer gün sonunda ve gece öncesinde eserse. Ey aziz. Eğer seher vakti eserse.

bu zerreciklerin gerisinde karanlık bulut gibi kesif nesne bulunup. ay. güneş ışınlarının çeşitli renklerdeki bulutlarla karışmasındandır. Güneş ufka inip. Hizan kalesinde. Gök açıktı. ufka teğet olan iki tarafından çoğalır ki. o daire küçülürdü. karşısında bulunan ışıklı nesnenin ancak ışığını ve rengini gösterir. dolunay iken orada ufka bitişik. sırtını güneşe verip. Bakan. sıcaklığı az olur." Bu gökkuşağının renkleri. ayna misali olur. Yani güneşle o zerreciklerin arasında ola. zaferan kırmızısı görünür. sonbaharda. Çünkü üst tarafı güneşe yakın olduğundan parlaklığı fazla olup. yakın olduğunda. belirtilen renklerde. Alt tarafı. Sahra ile aramızda. mukabili olan dairesinin ufuk üstünde azı kalır. merkezinde olduğunda.aksetmiş ola. Ben o dağdan indikçe. şekli görünmez. o zerreciklerden güneşe aksetmiş ola. ta ki göz şuası. Hava rutubetliydi. o iki taraf zerrelerinden gözün şuası güneşe aksetmiş olmaya başlar. büyük bir dağ üzerinde idim. dağın ortasında bulut var idi. O anda. Zira ki güneş. güneşten uzak olduğu için parlaklığı azalıp. . Güneş dahi ufka yakın olup. İki rengin arası. gök kuşağı ortaya çıkıp görülmüştür. Bu kavis. şeklini ve heyetini göstermez. Hazreti Şeyh İbn-i ŞSina Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Tus ile Maverd arasında. o dairenin. ikisinden bileşen çimen yeşili görünür. O su zerreciklerini dairenin yarısından azı. Şekli aşağıdadır. Bu aksetme o zaman olur ki. o bakana o zerreciklerin er birinden ancak güneşin şuası görünür. o yarım dairenin kavsi. ışıklı bir kavis şeklinde olur. o daire kayboldu. Güneşin düşüşü kadar da çoğalır. Van'da. o zerreciklere döner. Ta ki ben eteğe ulaştığımda. Ben o karanlık buluta bakıp gökkuşağı renginde tam bir daire gördüm. Çünkü göz şuasından akseden cilalı nesne. turuncu görünür. oldukça küçük olduğundan.güneşin yükselmesi sebebiyle eksilir. ufuktan yükseldikçe.

her birinde ayın ışığını görür. duman gibi . bu kitabı yazmaktan ir sene önce. ilk bahar sonunda. şimdi bunu dahi seyrettim. yuvarlak bir dairedir. Eğer o esnada ona. Zufera: Güneş hâlesidir. hâle dahi onların sayısınca olur. hâle odur. kendi aşağı tabakasında kalıp. yağmurun yağacağına delalet eder. yeryüzüne dağılıp. Eğer. soğuk isabet etmediyse. hâlenin niteliklerini taşıyan bulutlar gibi ince bulutları çözüp. hareketinin tesiri şiddetli olduğundan. Lâkin o zerreler çok küçük olduğu için ayın şekil ve görüntüsünü göremez. bu zerrecikler öyle bir yerde bulunmalıdır ki. tam güneş hâlesini dostlarla hayret ederek müşahede eylerken. demiştir. zeval vaktinde. o zaman iki hâle oluşur. hem kendisi az. Havanın rutubetinden meydana geldiğindendir ki. Bakan. ömrüm içinde güneşin harman eylediğini görmemiştim.Hâle: O dahi şeffaf küçük daire şeklindeki su zerreciklerinde ay ışığının Renk oluşturmasından. dağ başlarını kuşatıp. Bunun açıklanması budur ki: Hâleye bakan kimseyle ayın arasında. Pasin ovasında. o dahi o hâleye şaşkınlıkla bakıp: Ben bu yaşıma geldim. havaya döndürür. Eğer bulutlar ikiden fazla olursa. Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Güneşin çevresinde gökkuşağı renginde. Çok acayiplikler görmüşüm. bizimle birlikte yüzkırkiki yaşında bir ihtiyar bulunup. aynı nitelikleri taşıyan iki bulut üst üste bulunsa. soğuk tabakaya ulaşmayıp." Bu hakir müellif. o zerrelere baktığında. her birinde göz şuası aya aksetmiş ola. tam hâle ve eksik hâle müşahede etmişimdir. O nâdir bulunur. yere inmeğe başlar. Bunların toplamı ya tam veya eksik bir daire şeklinde olur ki. ayın çevresinde harman misali oluşan beyaz. ufuktan uzak oldukça. Zira ki güneş. Ay ışığının yedi hâlesi gözlenmiştir. sisin. hem harareti zayıf olduğundan. Alttaki bize yakın olduğundan daha büyük görünür. ibn-i Sina merhum. kırağının ve çisenin maddi sebepleri: Yukarı çıkan buhardır ki.

yine batışına değindir.) ikinci madde kitapta yoktu. Bir gün bir gecenin başlangıcını. nimet verici ve celâl sahibi. bitki yaprakları üzerine inip. Bir gün bir gecenin zamanı. Lâkin unsurlardan başkalaşmadan. aslına sadık kaldık. küllî hareketin bir devresi üzerine güneşin. zerreler benzeri iner ki. hakîm ve sânî bulunan Allah münezzehtir. Eğer o buhar. güneşin batımından. suya dönüşüp. Az bir hararetle havaya dönüşür gider. Lâkin müneccimler. malûm olsun ki. sis odur. bileşmiştir onun için böyle çabuk değişime uğrar bulunmuştur. burçlar feleğinden batıya değin hareketiyle seyrettiği doğuş yerleri miktarı fazla olur. matematikçilere göre. o anda soğuğun şiddetiyle donarsa. o sürede. jâle. . güneşin doğuşundan batışına varıncaya değindir. küllî hareketle yine ona döndüğü zamanıdır. Zira ki gün yarısı dairesi bütün duraklara ekvator ufuklarının birisi olduğu için onun ufku makamında durucu olur. Ey aziz. güneşin gün yarısı dairesinden ayrılıp. Eğer o zayıf buhar. ufuklar nedeniyle duraklarda çok olur. Durumun gerçeği budur ve açıklanan atmosferin cümlei bileşik cisimlerden sayılmıştır. Halka göre gece ve gündüz.. inciler benzeri damlalar olur ki. astronomlar ve matematikçilere göre: Bir gün bir gecesiyle. Üçüncü Madde Gece ve gündüzün itibarî sınırını ve saat miktarını bildirir. burçlar kuşağının her bir noktasını geçmesinden farz etmek mümkündür. Zira ki burçlar feleğinden birer yay olan doğu ve batı farkları.gerisini örter ki. (Kendisinden başka ilah olmayan.. şebnem ve çise dedikleri odur.. aşağıya inişte soğukla karşılaştıysa. kırağı dedikleri odur. güneşin. Din bilginleri katında. o soğukla donmazsa. Gündüzün zamanı. ufak ve berrak olup. gün yarısı dairesinden başlamayı ıstılah etmişlerdir. Fakat gün yarısı dairesi nedeniyle burçlar feleğinin kavis farkı her enlemde eşittir.

sayıları farklı olmaz. yıldızlara ve burçlara göre ayları. sair hesalar için ortalama saatle seçmişlerdir. Matematikçiler kendi gece ve gündüzlerinin her birin ortalama saatlere ve zamanî saatlere taksim etmişlerdir. Şu halde bu zamanî saatler. burçlar feleğinin farz olunan bir noktasından güneş kursu.) Dördüncü Madde Hakiki güneş senesini. (Zamanları. Zira ki gündüz geceden uzun olursa. malûm olsun ki. saatleri dahi onunkilerden kısa olur. Eğer gündüz geceden kısa olursa. ama müneccimler. bunlara: Eşit saatler dahi derler. astronomlar ve müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hakiki güneş senesini müddeti. saatleri. ikinci fecrin doğmasından güneşin batmasına dektir. bunlara: Eğri saatler dahi derler. Şimdi bundan anlaşıldı ki. gece ve gündüz eşitliğinde eşit olur. ortalama saatler değişir. Ey aziz. gündüzün saatleri gecenin saatlerinden uzun olur. Çünkü daima onikidir. Eşit saatler ile eğri saatlerin sayı ve parçaları. günlerin ve gecelerin miktarları farkıyle değişik olduğundan. güneşin koç burcunun tepesine girmesinden . gündüz ve geceyi döndüren Allah münezzehtir. gündüzün ya gecenin ilk oniki cüzünden bir cüzdür. Zira ki bölümleri daia onbeş derecedir. ta yine o noktaya dönünceye dek geçen zamandır. Matematikçiler. başlangıçta eşit olduğundan. Zamanî saatlerin miktarları. güneş senesinin başlangıcını. küllhi hareketin onbeş derece devretmesinin miktarıdır. Ortalama saatlerin miktarları. kendine özgü batıya yönelik hareketiyle ayrılıp. Gündüzün uzaması ve kısalması hasebiyle zamanî saatlerin zaanları farklı olur.şer'î gün. Şu halde gecenin zamanı. yıldızların hükümlerinde zamanî saatler itibar edip. rumî ayların isimlerini bildirir. zamanları ve bölümleri değişmez. Bu ortalama saatlerin her biri. iki mezhebe nispetle gizli değildir. gündüzün uzaması ve kısalmasıyle.

güneş senesinin aylarının başlangıçlarını. Nisan. gün sayıları şu beyitte malûmdur. güneşten farzolunan konumlarının ortaya çıkışı hilâldir. Her bir ayı bir isimle tahsis edip. Ayın. bir gün bir gecesiyledir. Her bir ayı bir isimle tahsis edip. arabî ayların isimlerini. Ama ilkbahar ayları: Mart. Beşinci Madde Kamerî saneyi ve aylarını. Mayıs'tır. Burada günden murat. güneş senesinin gün sayısı. Ocak. güneş senesinin başlangıcını güneşin koç burcunun tepesine girmesinden on gün önce başlatmışlardır. astronomlar ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ay senesi. Lâkin hilâlin görünmesi. Ekim. Dinî işlerde belirleyici olan. ayların başları itibar edip. oniki kamerî aydır. ayın güneşten farzolunan yerinden kendi batıya yönelik hareketiyle ayrılmasından yine o yere dönünceye dek geçen zamandır. müneccimlerin farz eylediği burçların evvellerinden onar gün önce itibar edip. Sonbahar ayları: Eylül. Araplara göre ayın ilk günleri hilâldir. bölge frakları sebebiyle değişiktir. Her bir kamerî ay. Ağustos'tur. her burcun geçiş süresini bir ay saymışlardır. Bu yıldızların burçlarına göre ayların gün sayısı. malûm olsun ki. Şubat'tır. Kasım'dır. üç ay tayiniyle sonuca ermişlerdir. Yaz ayları: Haziran. üçyüzlatmışbeş ve dörttebir gündür. ebced hesabıyle şu beytin lafızlarıdır: Gerçi güneş senesinin burçlar hesabıyle ayları budur. Oniki burcun her birine geçişini. Ey aziz. Lâkin İskender İbn-i Filozof'-i Rumî. rumî aylar nâmıyle şöhret vermişlerdir. Temmuz. Halen diyarınızda meşhur ruznâmelerde yazılmış olan bu aylardır ki. he bir mevsim için. Bunun için matematikçiler. hilâlin görünmesidir. arabî ve rumî ayların ilk günlerini bildirir.başlatmışlardır. kamerî ayların başlangıçlarını. güneş ile ayın toplanmasından ve ayın . Kış ayları: Aralık.

Ayın zamanı. onikinci gecesi. birini yirmidokuz gün ve birini otuz gün sayıp. Kamerî ayların isimleri: İlk ay muharrem. Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin oğlumudur. yine muharremin başlangıcı. Sonra Receb-i esam rağbet görmüş bir aydır ki. bir muhterem aydır ki. bir mevsime mensup olmazlar. Güneş senesinden on gün yirmibuçuk saat noksandır. bir eş itibariyle. Ramaz-ı şerif bir mübarek aydır ki. Sonra Rebiülevvel. muharrem ayının başlangıcıdır. Bu kamerî seninin zamanı: Üçyüzelidört ve beştebir ve altıdabir gündür. nevruzla aşure bir günde tesadüf kılsalar: Kaçınılmaz olarak gelecek senede muharrem hilâli. muharrem ayından saymışlardır. ilk cuma gecesi regaib gecesidir.görünmemesinden itibar etmişlerdir. kadir gecesidir. Bu ay. senenin . onbeşinci gecesi berat gecesidir. Onuncu günü hacılar (kurban) bayramadır. Şaban bir hayırlar ayıdır ki. Onun için bunar. Ondan sonra zilkadedir ki. aynı gün olsa. Zira ki otuzdördüncü muharremdir ki. senenin başlangıcını. mart ayından onbir gün önce görünür. bir muazzam aydır ki. yaklaşık onbir gün önce gelir. yirmidokuzbuçuk gündür. Günlerinin sayısı. otuzüç senede bir devresini tamamlayıp. Şeval-i saiddir ki. Şu halde her iki ayı. Bu kamerî senenin başlangıcı. bu iki ay birbirine uygun gelse. Onun arkadaşı safer'ül-hayrdır. Sonra Rebiülahir muhteremdir. otuzüçüncü martla aynı gelir. bir yılda. yirmiyedinci gecesi. başı fıtır (Ramazan) bayramıdır. bir mevsimde karar bulmazlar. Çünkü bu kameri ay. Mesela bir sene mart ayıyla muharrem ayının başlangıçları. rumî seneden on gün yirmibuçuk saat noksan olduğundan. onun arkadaşı zilhiccedir. martın başlangıcı olur. Lâkin bir ay senesi. Sonra Cemadülüla bir mübarek aydır ki renklidir. onuncu günü asure bayramıdır. Şu halde beher sene bu öne geçmeyle. güneş seneleri içinde yok olur. o dört mevsimi anlatıldığı gibi devredip. Arabî ay senisi. iki toplanma arasındadır. arkasından camazil ahirdir. hicrî seninin binyüzellidördüncü senesi gibi.

NAZM Hak'ka hamd ve Habibine selam et Her ayda ruz-u şeb saat be saat Çün dört beyt iki gurre mücmelidir Hurufun şehr. Bu hevalardan hevesimiz yorulmuştur. Arabî ve rumî ayların ilk günlerini bulmayı ikişer beyt ile eda eden "gurrenâmemiz"in bölümün sonu olması münasip görülmüştür.mührüdür.i şer'a hâkim sal Üçüncü beyttir tertib-i manzum Şuhur-u rumidir anınla malûm Oniki kelimedir beyt oniki ay Evail-i hurufu şehr erkamıdır say Şuhur-u ruma âzerle bile bede' et Muharremden şuhur-u şer'î say git Şuhur-u ruma tâbi beyt-i râbi .i hâkim bilmelidir Şuhur-u hâkimin cem' etmelisin İki hafta anınla gitmelisin O mecmuu ne günde kim bulursun O şehrin gurresin ol gün bulursun Kaçında şehr-i rumun gurredir bil Bul anda rumiden hem şehr-i şer'î Burucu aslî bil her şehri fer'i Mukaddem beyt oniki kelimedir tam Hurufudur şuhur-u şer'a erkam ikinci beyti sekiz kelimedir al Hurufun şehr.

Daha sonra bir cedvelle hicrî ve rumî senelerin ve ayların birbirine çevrilesi anlatılmakta ve gösterilmektedir. Günümüzde bu konuda çeşitli kitaplar yayımlanmış olup. aradıkları ayı ve günü . rumî veya miladî senenin hangi ayının hangi gününe rastladığı gösterilmiştir.Ve yekşenbe hurufun oldu ami çün yirmisekiz huruf oldu her yıl Şuhur-u ruma hâkimdir biri bil Ehe zed bûd o sekiz harf olur kim Şuhur-u şer'a her yıl biri hâkim Çu hicret-i sâli binyüzaltmış ve beş Bu şehrin hâkimi vardır rakam-ı şeş Bu şal içre çün âzâr gurre buldu Eced-i cimîde ruma hâkim oldu Çün altmışaltı olur sal-i hicret İki hâkim iki da olur elbet Bu tertib üzere hâkimler gider kim Ehe zed bûdun oluş devri daim Velîkin hâkim-i rum ahrafı çok Bu sal-i hicrile devr ettiğiçin Bu salın eşhuru eyler tahavvül Otuzüç yılda bir yıldır tedahül Mutabık gelse âzerle muharrem Bu hicret salini bir tarh et ol dem Çü gurrenâmeler nazm etti Hakkı Şuhur-u dehr ile bil sun'-u Hak'kı (Bu şiirde ebced hesabıyle ayların başlangıçları anlatılmaktadır. Bu kitaplardan herhangi birini edinen okuyucularımız. hicrî senenin hangi ayının hangi gününün.

yer ve deniz devr olunup. yağmur. karşılıklı altı burca tiksim olunmuştur. Koç burcu otuz gündür.) Bu iki sayfanın başlarında çizilmiş olan felekî burçlarla rumî ayların yukarıdaki ve aşağıdaki rakamlarından murat budur ki: Meselâ koç burcunun başlangıcı artın onbirindedir. Öteki burçlar bu kıyasla malûm olur. Gece de oniki saattir. suda hayvanların vücuda gelmesini. 23-BÖLÜM:023: BEŞİNCİ BÖLÜM Su unsurunun mahiyetini. murat almasını. Yalnızca burçlarla ilgili iki çözelgeyi veriyoruz. Mesela koç burcunun sonu. buradaki karmaşık çizelgeyi vermeyi gereksiz bulduk. . keyfiyet ve durumlarını. batıya giden gemilerin doğu semtine gelmesini yedi madde ile açıklar. İlk ikindi dokuz saat yirmialtı dakika. denizlerde ve karalarda bulunanların sudan faydalanmasını. başak burcunun başlangıcıdır. isimlerini. Saat rakamlarının yazılışı. denizle gemilerin yürümesini ve gemilerle halkın her tarafa varıp. yatsı bir saat otuziki dakika ve imsak on saat onüç dakikadır. kaynak ve nehir ve yine buhar olmasını. Şubatın başı kovanın yirmiüçündedir. Martın onuncu günü balığın sonudur ve martın başlangıcı balığın yirmibirindedir. kar. mart ayı otuzbir gündür. Güney saatleri de karşılıklı altı burca taksim olunmuştur. farklılık ve vasıflarını. değişik hareketlerle hareket bulmasını. yeni dünya (Amerika) bulunup. Meselâ koç burcunun başlangıcında gün. bitişi ise nisanın dokuzundadır. su tabakasının kalınlığı sayılan denizlerin derinliklerinin ölçülmesini.kolaylıkla bulabileceklerinden. dakika yoktur. Kuzey saati. bitimi koçun yirmibirindedir. oniki saattir. denizken buhar. denizlerle karaların yer değiştirmesini. burçların önündedir. Gün ortası altı saattir. bulut. bitişi balığın yirmisindedir. Başağın bitimi koçun başlangıcında tamam olur.

altında olan toprak yüzeyine teğet olduğundan. yerin bazı kısımları açıkta kaldığından. güneşin merkez dışı feleği hasebiyle doruk ve eteği olduğunda ve hâlen eteği güney burçlarından oğlak burcunun başlarında bulunduğundan. tabiat ve tavırlarını bildirir. görünüşte bir sebebi malûm değildir. tam yuvarlak olmak tabiatı gereği iken. Çoğu dahi teslim olu. yerin merkezine yakın olup sıcaklığı fazla tesir eder. Bu su küresinin tabiî yeri. demişlerdir. hikmetinde bazı astronomlar. Ey aziz. yer hayvanlarının. Hak'kın inayetine yapışıp. vâdilerin ve dağların iniş çıkışı nedeniyle suyun yüzeyi dahi iniş-çıkışlıdır. Su küresinin üt yüzeyi dalgalı olup. havanın altı ve toprağın üstü olup. başka unsurlara dönüşür. ilahî âdettir. Kendi tabiatıyle yerinde sâkin iken nice değişik hareketlerle hareket halindedir. yerküreyi her yönden örtüp. güneş. ağırlığı sebebiyle öteki unsurlardan farklıdır. yeri tamamen örtmeyip. Bu durumda . içine alıp.Birinci Madde Su unsurunun mahiyetini. demişlerdir ki: bu sebebler âleminde herşey sebebler yoluyla vücuda gelmek. malûm olsun ki filozoflar ve astronomlar ittifak üzere demişlerdir ki: Dört unsurun üçüncüsü su unsurudur ki. özellikle insan nevinin yaratılışına ve yeryüzünde havadan teneffüsle neslini sürdürmesine ve hayatını devam ettirmesine ilahî yüce iradeye bağlamışlardır ki. o güney burçlarında. Çünkü güneş. kendi seyriyle senede bir kere eteğine indikçe. Yerinde iken bile unsurlara dönüşür. yerden ırak gitmiştir. Şu halde deniz suyu. o basit bir cevher. renksiz ve şeffaf küre bir cisimdir. Havaya nispetle kesif bulunup. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmaya kabiliyetlidir. Tabiatı nemli ve soğuktur. üstünde bulunan hava küresinin hareketli yüzeyine tema etmiştir. Alt yüzeyi. Kendi yerinden çıktığında. dünya küresini tamamen örtmediğinin sebebi budur ki. kuzey burçlarında doruğundan bulundukça. eteğinde oldukça yere yakı olup.

Belki güneş ışınlarının dik gelmesi sıcaklığı. soğukluk ve sıcaklık. zira ki az bir su. toprak üzerinde yer yer göller ve gölcükler kalmıştır. Bunlar: Doğu okyanus. o. bahr-i muhittir. (Okyanusların genel adı. Bunun gibi deniz suyu. yerin kuzey semtinde açık yerler kalmış. açıkta olur. kırık gelmesi sıcaklığın azlığına sebebtir. harekete getirip. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. güney tarafında güneşin sıcaklığının şiddetinden harekete gelip. asırların geçmesiyle rüzgârların esmesi. Lâkin araştırıcılara göre. sair tarafları sudan hâli kalıp. bir büyük kazanın bir kenarında kaynasa. dört kısım bulunmuştur. kazanın öbür taraflarından o tarafa varıp. Cihanın dört yönüne nispetle. sellerin akması. Zira ki Amerika'nın yarısı etek noktasının (oğlak dönencesinin) altında kalmıştır. inişler-çıkışlar oluşmuştur. yerin o tarafına çekmiştir. kar. açık araziye tesir edip. Şu halde güneşin etekte bulunması. bulut. Ey aziz. su unsurunu ısıtıp. deniz suları diğer kutuplardan o tarafa çekilmiş olup. kara parçalarının kalmasına tek sebeb bilinmeyip. demişlerdir. dere ve nehir olmasını ve onunla bitki hayvan ve insan. İkinci Madde Su unsurunun değişik vasıflarını ve isimlerini. sadece önemli sebeb bilinmiştir. deniz iken buhar. elbette o su. Kara ile deniz ikisi bir küre olduktan sonra. dağlar. güney . sadece güneşin yakınlığı ve uzaklığı değildir. sıcaklığının şiddeti. batı okyanusu. bahr-ı muhit'tir. yağmur. Vallahi a'lem.) O tek bir deniz iken. çeşitli imkanlara nispetle muhtelif denizlere bölünmüştür. Deniz suyu hareket ettikçe alçak yerlere inip. vâdiler. astronomlar ve filozoflar ittifak üere demişlerdir ki: Toprak unsurunu kuşatan su unsuru ki. belki bütün madenler ve özlerin hayat bulmasını ve yine suyun buhar olup aslına dönmesini bildirir.eteğine geldikçe. menba. malûm olsun ki.

Acem okyanusu. deniz sularından güneş vasıtasıyle havanın içinde buhar.) Deniz suyu. denizlere eksiklik gelmez. Umman okyanusu. karıştığı nesneye dönüşür. denizlere dökülür. kar ve yağmur olup. tadı böye acı ve tuzlu bulunmuştur. Arap okyanusu. tuzlu ve sıcak olur. taşlar. Ama susuzluğu gidermesinden büyüğü yoktur. bulut. Mesela suyun karıştığı nesne sirke ise. onun tabiatını alır. deniz suyunun ince parçaları havaya yükseldiğinden. Habeş okyanusu. Nitekim güney okyanusuna: Çin okyanusu.okyanusu ve kuzey okyanusudur. Bunların her biri kendi sahillerine bitişik olan memleket ve beldelere izafetle nispet kılınmıştır. Nehirlerin karışmasıyle de denizler artmaz. bitkiler ve ağaçlar nasiplenip. denizlerden giden buharlara karşılık. yere indiğinde. Bal ise. Hint okyanusu. Yukarıda açıklandığı üzere. Su unsuru. ötekiler gibi rengi olmayıp. Su unsurunun dahi. hava ve toprak parçalarıyle karışmış olan kesif parçaları kalıp. Mutlak su . su sirke olur. Fars okyanusu. Tatlı suyun faydaları çoktur. hayat ve can bulur. bütün hastalıklara devadır. Güneş şuasının sıcaklığıyle. bütün hayvanlar ve insanlar. taşlar. itkiler ve ağaçlar nasiplenip. Deniz suyu bu minval üzere dolap gibi sürekli devr edip. hoş ve tatlı su our. ateş tabakasına nispetle beşinci tabaka sayılmıştır. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler oup. bütün hayvanlar ve insanlar. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler olup ve ondan madenler. o da ba olur. sudan okyanusu denilmiştir. tatlar ve nitelikler kazanıp. (Su ile her şeye hayat veren Allah münezzehtir. Lâkin güneşin sıcaklığıyle ısınmış ola toprağa karışmasıyle renkler. bir dahi havaya komşu olduğunda. ateş. yine letafet ve halavet bulup. Bunun için yükselen buharlarla. hayat ve can bulur. yavaş yavaş kaynaklar ve nehirler olup ve ondan madenler. havanın komşuluğuyle tatlılık ve letafet bulur. Zemzem suyu. denizlere nehirler gelir. Deniz suyu acı ve kesifken.

Toprak küre. Lâkin hiçbirinde imaret yoktur. kuzey kutbunu görmezler. Güneyinde Ca dağları ve Keylan'dır. Cezri ve meddi olmaz. Doğuya doğru . yeni dünya (Amerika) ve binlerce ada mamur nice nâm ve nişan ile şöhret bulmuştur Bu dörtte bir meskûn yerlerde olan küçük denizler. ikiyüz kulaçtan fazla bulunmuştur. Harezm. batı okyanusundan çıkmıştır.O küçük denizlerin en büyüğü Hazer denizidir ki. Kızıldeniz ile Yemen arasında bir büyük bağ bulunur. denizden yer yer ortaya çıkmıştır. altıyüz mil bulunmuştur. dönücü olan toprak unsurunun çoğunu kuşatmıştır. O. meddi ve dalgalanması okyanusa benzer. Taberistan ve Cürcan'dır. yaklaşık sekizyüzelli mildir. En derin yeri yüz kulaç gelmez. o büyük okyanusun artıklarından yer yer birer göl emsali kalmıştır. Yunan filozofları bahr-i muhite. güney kutbunu görüp. Devredici değildir. bir şehrin ismidir ki. akar gider. deniz sahilinde bulunmuştur. Bütün kirleri ve yağları yok edip. Zira ki çok dalgalı ve çabuk helak edicidir. Batısında Şirvan. Uzunluğu. Bu denizin çevresi. güney okyanusundan kuzeye dolanıdır.iken bütün renkleri ve tatları kabul eder. Dağistan ve Ezderhan'dır. Kulzüm. Derinliği. yaklaşık üçbin mil mesafe ölçülmüştür. Genişliği doğudan batıya. Ona bitişik olan Narencek ve Habeş denizinin yolcuları. Bu denizin adaları çoktur. o şehre nispet kılınmıştır. adalarının çoğu mamur ve meskûn bulunmuştur. Geçişi kolay ve nâdiren helak edicidir. Kızıldenizin uzunluğu ve genişliği Hazer kadardır. Ortaya çıkan yerlerin dörtte biri meskûn. O deniz. okyanusa bitişik değildir. Zira ki. okyanus derler. Kuzeyinde Hazer şehirleri. Okyanusa bitişik olduğundan. yumurtanın beyazının kendi içinde sarısını kuşattığı gibi. Bu. Doğusunda. Mongay ve Türkistan bulunur. ekvatorun güney semtinde bulunurlar. Bahr-i Rum ki. Muhit okyanus. cezri. Akdeniz'dir. Firavn askeriyle onda boğulmuştur.

yaklaşık beşbin mildir Uzunluğu. Güneyinde: Mısır. Aak ve Abaza şehirleri vardır. Yuşa nebinin kabridir. yaklaşık yediyüz mildir. Genişliği güneyden kuzeye yani Sinop'tan Kefe'ye. üç kulaçtan fazla değildir. Firenk. Güneyinde: Trabzon. Doğusunda: Fas ve Gürcistan kaleleri ve Rize bulunur. Karadeniz boğazının doğusunda. Libya. kırkbeş günlük . İstanbul'a. Akdeniz ise. Ortası ikibin mildir. Tunus ve Cezayir memleketleri vardır. Dimişk'e (Şam) değin akmıştır. Bahr-i Esved ki.gelip. Derinliği. Uzunluk mesafesi doğudan batıya. O. Giresun. Bu denizde çok adalar vardır ki. faydaları çok yararlı bir denizdir. meskûn ve mamurdur. bazı yerleri geniştir. Batıdan doğuya gelen gemileri çoğunlukla helak eder. doğudan batıya dolanır. derler. Batı tarafından genişliği. Bu denizin ortasında adaları yoktur. İstanbul. geçişi kolay. Bir gün bir gecede med ve cezri dörde ulaşır. Bu denizin uzunluğu batıdan doğuya. yaklaşık yediyüz mildir. Doğu tarafı bin milden ziyade ölçülmüştür. dört-beş saat mesafe bir boğaz içinden gelip. Bu denizin kuzeyinde: Endülüs. Sinop ve Ereğli eyaletleri vardır. Kefe. üçyüz kulaçtan çoktur. genişliği güneyden kuzeye aynı ölçüde değil. En derin yeri. Kur'an'da yazılmış olan iki denizin birleşmesi durumlarının. Karaharman ve Tuna nehridir. o Belde-i Tayyibe önünde iki denizi birleştiği yere dökülür. Sebte boğazından batı okyanusu ulaşır. Doğusunda: Halep. yaklaşık altı aylık yoldur. Rumeli ve Anadolu memleketleri bulunur. Yunan. Batısında. Bu denizin memleketleri büyük. sahilleri meskûn. bu denizin bulunduğu meşhurdur. Mıknatıs taşı ve mercan ancak onda oluşur. Şam ve Kudüs eyaletleri vardır. Kuzeyinde: Akgerman. yaklaşık binbeşyüz mildir. Hazer'den daha geniş ve derindir. adaları mamur. bazı yerleri dary. yüksek bir dağ üzerinde olan uzun mezar. Oradan Akdeniz'e dahil olur. Karadeniz. Bu denizin çevresi. Doğudan batıya giden gemilere kolay geçit verir. Karadeniz'dir. Batısında: Batı okyanusu bulunur.

okyanusun doğuya hareketini seyretmişlerdir. Bu hareket. Bu hareket Akdeniz'de olur. felekler gibi onu dahi döndürür bulunmuştur. aşağıya doğru olan harekettir. . O taraflarda nice büyük nehirler vardır ki denizlere akar bulunmuştur. Nitekim Don nehri Azak denizine. doğudan batıya harekettir. Bu hareketin sebebi. Kuzey taraf güneşten uzak ve soğuğu şiddetli olduğundan. Dördüncü hareket. doğuya yönelik harekettir ki. Bu hareketin sebebi büyük feleğin günlük hareketinden bilinmiştir. Bu hareketin sebebi. tabiî olan süflî harekettir. Bu irinci hareket. kuzeyde toprağın bir miktar yüksek oluşundandır. Akdeniz'de de tecrübe olunmuştur. Beşinci hareket. Zira ki. Böylece o sahillerde yayvan hareket meydana gelir. İkinci hareket. merkez tarafına harekettir. malûm olsun ki. Bütün denizciler katında denenmiş ve sabittir ki. kuzeyden güneye harekettir. yayvan harekettir. okyanusa gizlice tesir edip. birinci hareket. Meselâ Akdeniz'in sebte boğazından okyanusla batıya doğru Amerika'ya birbuçuk ayda varırlar. onda çok sular oluşup. Tuna nehri ve sair nehirler Karadeniz'e dökülür. yeraltından Hint'e gidip gelirlerken. güney semtine akar gider. tabiatı gereği yer gibi. Üçüncü hareket.yoldur. burunlara ve körfezlere rastlayıp geri gelir. Dörtbeş ayda ancak doğuya doğru gelirler. rüzgârların hareket ettirmesiyle olan dalgalanma hareketidir. Bu hareket ahi denizcilerin tecrübesiyle ispat olunmuştur. bu su unsuru. okyanusun doğudan batıya akması vardır.) Üçüncü Madde Denizlerin çeşitli hareketlerini bildirir. toprak unsuruna bitişik olduğundan. (Denizlerin yaratıcısı münezzehtir. Ey aziz. Portakal (Portekiz) tayfaları okyanusla Amerika'dan geçip. astronomlar ve filozoflar ittifak üzere demişlerdir ki: su unsuru olan denizlerin muhtelif hareketleri vardır.

ayın tesirine isnat etmişlerdir. Bazıları da. yine geri gider. çakılıp kalmaz. Zira ki. bu işi tecrübe ile anlar ve şüphesi kalmaz. Zira ki. akıl ve ruh ile kaim ve bir tek nefs ile hareket eden ve duran bir canlıdır ki. hareketiyle kokuşma gider. Ey aziz. bu su unsurunun sürekli hareketi dahi mânâsız olmayıp. çoğunlukla pis ve bozulmuş olur Halbuki hareketli denizde pislikler eğlenmeyip. Zira ki durgun su. güneşin hareketine oluşan rüzgârların hareketinden vücuda gelir. elhasıl her şeye ve her işte nice hikmetler ve faydalar olmakla. Meselâ bir kimse güneş yönüne itidal üzere yürüyüp gelse. med ve cezir ile deniz suyu temizlenir. filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Deniz ile kara yer değiştirirler. Bazıları demişlerdir ki: Me ve cezir. suyu temiz kalır. Evvela toprağın bazı yerleri . Üçüncü olarak. malûm olsun ki. altı saat kadar durup. etrafına çıkıp. Nitekim yukarıda açıklanması geçmiştir. İkinci olarak. Bazıları demişlerdir ki: Med ve cezir. medsi onlara yaklaşma ve girmek mümkün olmaz ve cezir zamanında gemiler kolaylıkla çıkar. okyanus içinde olan hayvanların ve etrafında olan ruhların teneffüsünden olur. bir hareketi dahi med ve cezirdir. Önce deniz. Zira ki zamanların geçmesiyle sulardan toprakta nice sebeble büyük değişiklikler hâsıl olur. oturan kadar sıcaktan etkilenmez.Altıncı hareket. zımnında nice faideler vardır. Bu hareketle deniz suları tereddüt üzere sahillere gelip. güneşe karşı ayakta duran. med ve cezir hareketidir. med ve cezri. Dördüncü Madde Denizle karanın değişimini ve birbirinin yerini almasını bildirir. Bunun sebebi konusunda filozoflar ihtilâf etmişler: Çoğu demişler ki: Bu âlemdekilerin çoğu dört unsurdan bileşik. hareket ettiğinden dolayı kokuşmaz. Zira bazı iskeleler vardır ki. bu med ve cezirin gemilere genel kolaylığı vardır.

hayvan ve insana benzer. bir tarihte yine batı okyanusu azıp içine almıştır. o boğazı açıp. Üçüncü olarak. Onun bu görüşü doğrudur ki. verdiği yerlere mükâfat için bazı şehirleri ve adaları alıp. Kâh deniz altındaki yerler açılıp. Mesudî. Dördüncü olarak. Kâh bir başka kenarından çekilip. denizin hareketine uygun gelmekle. seyyal ve seyyardır. Bu yönden derler ki: Eskiden Sebte boğazından beri olan akdenizin yeri. Atlas denizi kenarında. felekî cisimlerin kuvvetinden çıktığında ve kâh fırtına ve tufanı harekete geçiren yıldızların bakışları. taşların çoğu kırılsa. âkin kapladığı yerin . su altından çıkan yapışık çamurdur ki. İmam Fahrüddin Razi (Allah ona rahmet etsin) demiştir ki: Binlerce yıl önce şimdi mamur olan dünyanın dörtte biri deniz suyuyle dolu ve örtülüydü. yeri açar ki. Zira ki. su hayvanlarının parçaları ortaya çıkar. şimdi bu delalet eder ki. Kıbrıs gibi. denizin hareketi. Sahillerini geçip gider. aşağıda bir büyük ada varken. denizle örtülür. Bu bakımdan toprak. deniz haddinden fazla azar. dibini balçıklı ve otlu bulmuşlardır. kara iken Yunan arazisi idi. Kâh civan kâh elden ayaktan düşmüş pîr olur. o er sonradan deniz tarafından basılmıştır. eyaletlere katılmıştır. İkinci olarak bazı yerler açıkken. o arazide geçip. mamur olur. denizden ona itidal gelir ve tam tersi olur. Zira ki. güya ki deniz. güya insanlara o yeri bahşeder. Azak denizi etrafında olan Pira misalî. Kâh bir ülkeyi basıp örter ve kendine mahsus eder. hâlen olduğu yerlere gelmiştir. mürüc adlı kitabında yazmıştır ki: Deniz suları devirlerin geçmesiyle hareketli. güneşle taşlaşmıştır. Bazı büyük adalar da karaya bitişerek. Bundan sonra zamanların geçmesiyle batı okyanusu azıp. nice şehirleri basıp dibine salmıştır. o tarafı ölçerlerken. günlerin geçmesiyle ada olmuştur. Onun için denizin derinliğini ölçenler. karaya bitişik bazı yerler.çorak ve kuru olmuşken.

ilk başlangıcı ispat etmiştir. Zira ki. Halen o denizin safa ve sükûnu vaktinde.genişliğinden ve yavaş hareketlerinden intikalleri his olunmayıp. Rum denizinin (Akdeniz) suyu. Hîrelilerden abdülmesih adlı bir ihtiyar görüp. buradan endülüslüler batı tarafına. o köprünün altından akıp. Yüksek cisimlerin. yirmibeşbin ikiyüz güneş yılında ybir devresini tamamar. Hint meliklerinin en eskisi büyük Brahman'dır. hikmet bilimlerinin usul ve füruunu yazıp. eski yerlerinde sâkin sanılır. söylemiştir. o köprüyü örtüp. İşin hikmetini o bilip. okyanusa dökülürdü. Hind ve Sind adlı kitabında. Mesudî demiştir ki: halen deniz ile Hîre'nin arası nice merhaledir. giderdi. güneşin doruğunun her devresinde bir kere . derler. meskûn ve mamur olur. çevresini ile basmıştır. uzunluğu oniki mil sağlam bir köprü vardı ki. Nitekim Hazreti Halit Bin Velit (Allah ondan razı olsun) Hazreti Ebubekir (Allah ondan razı olsun) hazretlerinin halifeliği zamanında Hîre fethine varmıştır. ind ve Hint mallarıyle buraya gelip. yerin imareti dahi kuzeyden güneye değişir. Necef'e erişmiştir. necef'e varanlar ihtiyarın doğruluğunu bilmiştir. Filistin ile Kıbrıs adası arasında bir yol vardı ki. ondan şaşırtıcı haberler sormuştur ve acaip haberlerinden biri budur ki: Ben yetiştiğimde Far denizinin (Basra körfesi) senindi şim indiğin yere ulaşıp. halen denizle dolu olan yerler. bu mamur yer. Gemiler. alçak cisimlerde olan tesirlerini açıklayarak. Sebte boğazında taşlardan yapılmış. deniz sularının batıdan doğuya akışını delâlet eder. her burçta ikibinyüz sene seyredip. demiştir ki: Güneşin doruğu. dalgaları şu anda ayaklarıın bastığı yerde çırpınırdı. denizle dolup. Bundan sonra günlerin geçmesiyle. batıdakiler vde Endülüs'e geçerlerdi. iddia etmiştir ki. Vakta ki güneşin doruğu kuzey burçlarından güney burçlarına geçer. o köprü görünür. Filistinliler karadan Kıbrıs'a giderlerdi. Bunlara benzer binlerce belirti vardır ki.

malûm olsun ki. Mamurun harap olması ve başka bir âlemin vücuda gelmesi dahi. Ey ziz. ağır gemileri taşımaya gücü olmayıp. Ama tatlı suyun cevheri talif olduğu için. O iki denizin lâtif su zerrecikleri. o iki kutubun dağlarından büyük nehirler ve çok seller akıp. ârif olanlar her şeyi kendi vücudunda bulup. bu kaide üzerine mebnidir. defaten değil. acı su içinde yüzmekten kolay gelir. latif parçaları . o sahillerden. havaye çekilmeyip. Sürekli olarak. o iki denize dökülür. kesif araçları yarmaktan. yerin imârâtı. şaşırtıcı sanatlarını ve garip hikmetlerini. O halde mademki güneşin eteği güney burçlarındadır. Tatlı su içinde yüzmek. o sıcaklık. Bütün bunları yazmaktan muradımız. tedricendir. içilecek kadar tatlıdır. batırır. güney burçlarına geçmesi halinde. güneşin eteğinin deniz sularını çekmesi. kara ve denizdekilere menfaat ve faydalarını ve kendi içinde bulunan bazı hayvanların bazı vasıflarını bildirir. Belki hakîm ve yaratıcı olan Allah'ın. Şu halde bu iki deniz ile gemilerin getirdiği yük. Bunun sebebi budur ki. O iki yerin tepe noktalarından güneş uzak olduğundan tesiri az ve sıcaklığı zayıf olur. güney. Hak'kı tanımaya erişip. su unsuru dahi o semte gider.dünyadakiler yok olup. acı denizlerle getirdiği yükün yarısı kadar ancak gelir. kendini tanımaya nâil olmakla. güneşin doruğunun yer değiştirmesiyle farz olunup. ağır gemileri taşımak için kuvvet bulur. yeniden vücuda gelir. itikat için değildir. her dileği kendi gönlünde hâsıl olmak içindir. filozoflar demişlerdir ki: Bütün denizlerin suyu acıdır. Beşinci Madde Denizin. Mesudî demiştir ki: Şu halde. acı suyun cevherî kesif olduğundan. suları letafeti üzere kalmıştır. Zira ki. kuzeyden daha sıcak olup. Çünkü doruk ve eteğin yer değiştirmesi yavaştır. Zira ki. imaret dahi o tarafa geçer. Lâkin okyanusun kuzey sahillerinde ve güney sahillerinde olan suları. bu rutubeti o tarafa çekip.

(Balina) ki. Onun için tuzsuz denizlerin dalgaları. daha zarif. Zira ki. nefessiz bulunduğu gibi. hava unsuru lâtif olduğu için hava ile beslenen kara canlıları. balık çeşitleri gibi ve hava teneffüsüne ihtiyacı kalmaz. cüssede insan misali ve son yarısı çataldır. denizde de yaratıklar bulunur. En belirgini budur ki: Kendi kesafet bulup. büyük gemilerden daha büyük görünmüştür. inci. Zira ki. münkariz olmayıp. Tabiatı. ne sesi gelir. Bunun için ciğeri olmayan canlıların ne teneffüsü olur. hava teneffüsü. Bir kısmının ciğeri olduğundan hem teneffüs eder. Bu kısım. daha güzel ve daha şereflidir. tuzlularınkinden büyüktür. devam . sessiz ve sedasız bulunmuştur. Lâkin su unsurundan. içinde bulunan yaratıklar. akciğerde bulunan buru iledir. durgun su tatlı olsa. onların içinden çeşitli taşlar. Lâkin deniz hayvanlarının hepsine galip bulunmuştur. Kokusu latif olup. deniz yaratıklarıyle cenk ve savaştır. Deniz hayvanları genellikle iki kısım olmuştur. Deniz sularının acı olmasında faydalar çoktur. bazısını yiyici ve bazısını yenici edip. O.yararak hareket daha kolaydır. kokusu helak edici olur. Yeryüzünde olan yaratıkların çeşidinden çok. hikmetiyle deniz hayvanlarının. timsah namıyle isimlendirilmiştir. Balık cinsinden bir cins balık olur ki. tabiatı suya göre yaratılmıştır. Bir kısmının akciğeri olmaz. kurbağa gibi söyler. uzun bekleyişte kokuşup. gerçi cüssede üç adam kadardır. yenilenin neslini çok yaratmıştır. mercan ve mıknatıs ve anber ve nice faydalı sünger ve çeşitli taze etler çıkartılır. ses ve seda. selametle gemiler sahillere gidip. hem ses ve seda verip. su ile beslenen deniz canlılarından daha latif. Hak Taâlâ. Hak Taâlâ inayetiyle denizleri dahi insanı emrine vermiştir ki. selamet kalalar. kara hayvanları gibi. geleler. Ta ki. onun kokusundan helak olmayıp. Deniz hayvanlarının en büyüğü hût'tur. Zira ki.

Denizin dibinde sâkin sadef namında bir hayvan vardır ki. güney ile batı arasına lodos. güneye kıble. batıya batı. baharın ortalarında denizin yüzüne çıkıp. doğma yönlerinin karşısını batma yeri ile isimlendirmişlerdir. doğu ile güney arasına keşişleme. Hintliler ve Sindliler. Arap ve Fars gemicileri. götürürler. malûm olsun ki. doğuya gündoğusu. Ve bu onyedi sabit ıldızdan onyedi . az aman içinde. otuziki rüzgârı. kertelerin her birine izafetle tayin ederek. Akdeniz ve Karadeniz'de sefer eden müslümanlardan gemi kaptanları. (Bâri ve yaratıcı Allah münezzehtir. her yönün uygun rüzgârıyle. otuziki rüzghar bilip. nisan yağmurundan beş-on damla alıp. hepsini pusula ile bulup. batı ile kuzey arasına karayel.etsin. demişlerdir. kuzeyle güney arasına poyraz. nice bin uzak sahillere nakledip. istenilen yönlere süratle seyredip. hepsini onyedi isimle. kolaylıkla yüklenip. Kuzey rüzgârına yıldız.) Altıncı Madde Denizin faydalarından olan gemilerin. nice bin devenin ve katırın nice bin güçlük ve meşakkatle. hepsini on aded ismiyle açıklamışlardır. yakın yönüyle onbeş doğma yeri ve iki kutup. aslına yetmişlerdir ve her rüzgâr ile bir semte gitmişlerdir. nice günler ve aylar içinde nice köy ve şehirlere götürdüğü. yine denize dalıp. Sonra bunların her ikisi arasına orta ve her biriyle orta arasına kerte yani dört ıstılah yapıp. Ey aziz. gemilerin yürüyüşü için otuziki rüzgâr tabir ve taksim edip. nice bin kantar ağır yükleri. o damlalar inci olur. filozoflar demişlerdir ki: Hak'kın inayetiyle denizin menfaatlerindendir ki. çevreye ve sahillere seyir ve seferini bildirir. mesela. ağzını açıp. deniz yüzünde gemiler. yıldızın poyrazdan yana kertesi deyip. Güney okyanusunda gelenlerle sefer eden Çinliler ve Mazinliler.

haritanın kuzey noktasına uygun konulsa. yine anılan yıldızların batma yerleri ile isimlendirilir. Denizciler.yıldız ismidir ki. O taksimâtın birinde kuzey noktası siyah ile işaret kılınmıştır. nâka. onları ıstılah edip. akrep. süreyya ve nesr-i tair'dir. Pusula. çoğu . O kutuya ibre evi denilmiştir. iklil. ayyuk-u azam. süheyl. Kutunun merkezinde bulunan milin tepesine ibrenin ortası konulup. iklil. bir kutu içine konulmuştur. doğu yönünden. silbar ve kutb-u cenubî doğma yerleri ki. simak-ı râmih. O kuzey kutbu yakınında bulunan yıldızdır ki. Kuzey noktasından başlayıp. aslî batma yerleridir ki bunlarla otuziki yönden esen rüzgârları pusula ile bulup. her biriyle karşı yönüne seyr ve sefer etmişlerdir. asıl itibar olunmuştur. Bundan sonra: Cevzâ. onda otuziki rüzgâr yazılıp. onbeşinin doğa ve batma yerlerine ve iki karşılıklı kutba gitmişlerdir. batıdır. na'ş. ona kutb-u süheyl dahi derler. tir. cevza ve tair batma yerleridir ki. Ta ki kutunun içine rüzgâr yol bulmaya ve ibrenin hareket ve duruşuna engel olmaya. O tarafın rüzgârı. İlk olarak kutup noktasıdır ki. ibresi kuzey noktasından onbir derece batıda durduğundan. Batı yarım. bununla gemicilere bütün yönler belirli ve bütün rüzgârlar anlaşılmış olup. bir yuvarlak mukavvadır ki. astronomlar ona: Cedî derler. sühely. fariseyn. Kutb-u sühelyden sonra: Silbar. kutunun ağzı cam kapatılmıştır. nesr-i vâki. tir-i yemânî. fariseyn. Kuzey ibresinin tepesi mıknatıs ile mıknatıslanmıştır. kuzey noktasından batı tarafa onbir derece farklı durur. güey noktasından tertip ile itibar etmişlerdir. Bu semtin rüzgârı dahi asıldır. kutu ile haritanın kuzey noktası ibreden onbir derece doğuda bulunsa. ona: alî doğma yeri dahi derler. ne taraftan gelip ne tarafa gidecekleri ortaya çıkmış ve açıklığa kavuşmuş olur. O nokta doğu yönünde olduğundan. Şu halde kutunun kuzey noktası. kalbi akrep. Zira ki pusula ibresi. Bundan sonra ferkadan.

malûm olsun ki.gece ve gündüzlerde dağların tepesini bile göremezler. onlara nispetle güneş ve yıldızlar. nedir ol zevk-ü safa K'olasın tair-i ruy-u derya ittikâ eyleyesin bâlina Bakasın âyine-i sîmîne Olasın pâre-i bâd ile vezan Edesin hayli sevahil seyran Olup âsude-i berduş-u heva Gezesin âlemi bî minnet pâ (Seyreden gemiyi sür'atlendiği vakit. defalarca teftiş ve tecrübe olunmuştur. olasın deniz yüzünde olan. dörtyüz kulaçtır. Dört denizin derinliği yukarıda bildirilmiştir.) NAZM Keşti-yi sâyiri san vakt-i şitab Bâd-ı bandan kanat açmış mürgab Havf dursun. Hayli sahiller seyredesin. Ey aziz. filozoflar. gümüş aynasına bakasın. Korku dursun. (Denizleri emrimize veren Allah münezzehtir. . Bu durumda. âsude ve berduş olup. o sevk ve safa nedir ki. yelkenden kanat açmış ördek san. ayağa minnet etmeden gezesin âlemi. Batı okyanusunun derinliği. denizden doğup yine denizde batar. Koluna dayanasın. Almanya ve Portekiz taraflarında okyanusun derinliği. okyanusların büyüklüğünü ve kara ve deniz küresinin gemi ile seyr ve dolaşımını bildirir. rüzgâr parçasıyla hareketli olasın. ittifak üzere demişlerdir ki: Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliği. denizlerin derinliğini ve yüz ölçümünü defalarca inceleyip.) Yedinci Madde Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliğini.

Nitekim okyanusun içinde olan yüksek dağların tepeleri görünmüştür. tamam dörtbin bil okyanusun sahilinden uzaklaşıp. Okyanusun yerin altında olan ortalarında. ikibuçuk fersah mesafesindedir. kuzey taraflarında dört . Sudan. bir gün bir gecede yüz mil kadar gemi yürüyüşü bulunmuştur. Kuzey okyanusunun derinliği. yerküreyi tamamen dolaşmak mümkün bilinir. altmış zira ancaktır. orta bir rüzgâr ile doğudan batıya. oldukça derin olan yerleri sekizbin kulaçtan az ölçülüp kesinlikle bilinmiştir. bundan sonra batı ve güney arasına otuzüç gün gidip. Nihayet denizlerin derinliğindeki en yüksek dağlar. bazı yerlerinde üçyüz kulaç ve bazı yerlerinde dörtyüz kulaçtır. Batı okyanusunun sahilinde Sivilya limanından çıkıp. sekizbin fersah mesafe bulunur. yüzon kimse alıp. Nitekim hicrî tarihin dokuzyüz yirmiyedi senesinde Macellan namında bir kaptan. Oldukça derin olan yerlerini. yumurta misali tek bir küre hükmünde farzolunup. On günde bin mil ve bir ayda üçbin mil miktarı deniz mesafesi katolunur. Amerika etrafında okyanusun derinliği. Habeş ve Umman taraflarında. uygun bir rüzgâr ile otuzsekiz gün seyredip. yüz zira'dan eksik bulmuşlardır.beşbin kulaç kadardır. dörtyüz kulaçtan fazladır. Buna: Bir mecrî denilir. Lâkin kuzey taraflarıda okyanusun derinliği. bazı erleri beşyüz kulaçtan fazla. Hint ve Çin ve Tataristan taraflarında. bazı yerleri altıyüz kulaçtan çok bulunmuştur. Güney okyanusunun derinliği. Okyanusların yüzölçümü. deniz ile kara. adalar denilmiştir. Acem. Zira ki. iki gemi ile Sebte boğazına gelmiştir. Güney taraflarında yedibin kulaçtan fazla ölçülmüştür. bir ada bulmuştur.çoklarınca. bu minval üzere sekiz ayda. geometrik delillerle yerkürenin kuşağı yirmidörtbin mil mesafe kıyas olunur ki. yeni dünyanın (Amerika) güneyi yakınında Avret burnu adlı adada nice gün . güneşin batışını gözetip. altıbin kulaça yakındır. Onlara.

yetmiş kimse ile selamete yetmiştir. Onun için yeryüzünde bu nâmla meşhur bulunmuştur. kalmıştır. yerkürenin altı olan batıdan doğuya geçip. Sonra. mal yüklü gemisi batmıştır. Oradan Hint deniziyle. O gemiyi. Bize nispetle. üç seneden ondört gün eksik olmuştur. Hint adalarına yetmiştir. Bu sürenin kalan günlerini. doğru batı tarafına ve bir itibarla doğu tarafına gitmiştir. Bir ay kadar orada dinlenmiştir. oraya çıkıp nice gün dinlenmiştir. Çünkü yeraltından seyr ve sefer edenlerin ilki. yeni dünyanın güney tarafına yetmiştir. Acem. kah güneye ve kâh kuzeye salmıştır. onu kırmızı çuha ile örttürmüştür.dinlenip. batı ülkeleri ve Sebte şehirlerinin batısı semtinden geçmiştir. âlemde kam almıştır. sekiz aylık deniz mesafesini. yerküreyi dolanarak. o ülkede olanlar. sefer esnasında. bu kaptan olmuştur. çeşitli parçalar ve kokular ve hudutsuz karanfil. önceki gibi günbatımını gözetip. düz bir hat üzere seyr etmeyip. sonunda yine karaya çıkıp. oradan tamam altmış gün batı ve kuzey arasına gitmiştir. Sebte boğazı karşısına geldiğinde. oradan yine batı ve güneye doğru otuz gün dahi gidip. Seferinin süresi. Hint'in güneyine gelip. Hindistan'a can atmıştır. bir yüksek tersane yaptırıp. tarzın alıp. Çünkü Macellan kaptanın gemisi. her birinde nice renkli taşlar. kendi yerinde karar etmiştir. şehirlerde ve adalarda alış-verişle geçirip. Onun için o kaptan. Yerin altından gidişi sırasında. zencefil. birçok adalara uğrayıp. Böylece dokuzyüzotuz senesinde yine sivilya yakınında Senlüka limanına gelip. ispanya kralı ondan hoşlanıp. Sonra yeni dünyanın güneyini tamamen kırk gün içinde geçip. Kamer dağları ve Sudan güneyinden gidip. Kendi gemisi. Yerküreyi seyr ile tamamen dolaşıp Adem'den beri olmamış bir iş etmiştir. diye. Bu müddet içinde ellibin mil deniz kat etmiştir. o gemiyi ziyarete . Arap ve Habeş ülkeleri güneyinden yine okyanusla geçip. onaltıbuçuk ayda ancak seyredip. Orada boş bir ada görüp. yanına almıştır. nice günler orada dinlenmiştir.

bir tek yüzeyle çevrili küre bir cisimdir. Aşağıdaki daireler bu durumları açıklamaktadır. kaynakların fışkırmasını ve yerin sarsılmasını dört madde ile hâkimâne açıklar. vadilerini ve dağlarını. Bu toprak unsuru. sâkin tutmuştur. Ey aziz. vâdiler ve dağlarla girintili-çıkıntılı olup. o şişe sürat ve kuvvetli döndürülse. 24-BÖLÜM:024: ALTINCI BÖLÜM Toprak unsurunun mahiyetini. Yüzeyi. o.gitmiştir. keyfiyet ve durumlarını. üzerinde bulunan su küresi ve hava küresinin alt yüzeylerine temas etmiştir. . malum olsun ki. yerkürenin etrafında hareket edici olup. sükûn ve kararını. özelliklerini. diğer unsurlara muhaliftir. kendi parçalarını çekme ve kurumayla yerinde sükun ve karar etmiştir. parçalarını korumasını. Bunun gibi yer. feleğin ortasında sâkin olur. filozoflar ve astronomlar ittifakla demişlerdir ki: Dört unsurdan dördüncüsü ve esası toprak unsurudur ki. tabiî yeri unsurların altı olup. durumlarını ve görünüşünü. Felekler ve unsurlar. parçalarındaki çekiciliği bildirir. vâdi ve dağlarını. o taş. şişenin ortasında hareket etmeyip sâkin olur. bir basit cevher. keyfiyetini. Mutlak ağır ulunduğundan. keyfiyet ve tabiatı soğuk ve kuru olduğundan. faydalarını. Nitekim bir şişe içine bir taş konulup. Birinci Madde Toprak unsurunun mahiyetini.O kürenin merkezi. yerkürenin iki tabakaya bölünmesini ve yeni dünyanı ortaya çıkmasıyle çizilişini. feleğin dönüşü. sükûn ve kararını. o süratli hareketiyle bu unsuru her yönden ortaya itip. âlemin merkezi ve bütün ümmetlerin ayağının altıdır. Denizlerin durumları bununla nihayete yetmiştir.

ne yapıda olursa olsun ve ne yöne hareke kılarsa kılsın. hem kendi etrafında daima hareket edicidir. yerküre. sırtı canlılara yer ve sığınak.Bir karar üzere karar etmiştir. bir arpa eninin bir ziraa oranı gibidir. Bütün yeryüzünde ikibuçuk fersahtan ziyade yüksek dağ olmadığı yakinen bilinmiştir. ancak yerin dönmesiyle dönücü ve hareketli sanılmıştır. Gerçi bazıları demişlerdir ki. başkalaşır. Felekler ve yıldızlarsa. ötekiler gibi. Şu halde bu dağlar. sürekli sâkin ve sâbit olup. hepsi o göklerin ve yerin yaratıcısının kudretinin kemâline ve azametine delalet eder. Toprak unsuru da. zayıf ve çoğunluğa aykırı bulunmuştur. cihan değildir. karnı maden ve bitkilere başlangıç ve kaynak bulunmuştur. yerin tamamı düz yüzey zanneder. Lakin yerküre fazla büyük olduğundan. Zira ki. yeni astronomi nâmıyle beyan olunacaktır. Mesela bir yuvarlak elma üzerinde pirinç tanelerini saplansa. diğer unsurlara dönüşüp. dağlar dahi yerin küreliğine zarar verme ve veremez. Çünkü dağların en fazla yüksekliğinin yerin çapına oranı. yerin küre olmasına mâni değildir. Lakin bu görüş. Bizlere de lazım olan ancak bu ibret bakışıyle kemâl kazanmaktır. düz görünür. Şeklinin küre olduğu nice delillerle ispatlanmıştır. oluşu ve bozuşumla çeşitli suretler bulmaya kabiliyetlidir. kendi yerindeyken bile.o elmanın yuvarlaklığına onlar zarar vermediği gibi. katılık ve yapışma olduğundan. . dokuzuncu bölümde. denizin sahili hareket ediyor görünür. tanelerin yarıları dışarıda bulunsa. Çünkü bu kitapta Alemin durumlarını açıklamaktan muradımız. olduğu yeri düz gördüğünden. Şu halde âlem. Halbuki gerçeğe uygun değildir. Bu toprak unsurunun soğukluk ve kuruluğunun birlikte bulunmasına sebeb. Nitekim yürüyen bir gemiye binmiş olan kimseye. gözünün gördüğünü geçmeyip. hem güneş etrafında. ancak cihanın yaratıcısını tanımaktır. Bu konunun bir miktarca açıklanması. Onun için felsefeden habersiz olanların aklı.

hayvanlar. Her yönden yerin göğe uzaklığı eşit olduğu halde. feleklerin kuşağı ve yıldızların yükseklik alçaklığı bilinmiştir. onun tepesi sürekli gök tarafına gelip. gök dairesinin kavsi uzun bulunmuştur. Ey aziz malum olsun ki. şu halde yirmiiki fersah mesafe ki. göğün dahi bir derecesi öyledir. yeryüzünün her ne yerinde dikilirse. Bütün yönlerden ağır cisimler ona meyledip. bu topak unsuru renksizken. âlemin merkezi ve gerçek dip odur. engeller olmasa. ona. kendi kuşağının üçyüzaltmış cüzünden bir cüzü olduğu gibi. kendi ayağı altında bulunur. gizlenmiş olur. bir küre iken iki tabakaya bölünmüştür. Şu halde yerin bir derecesi. Önceki tabakası çamur tabakasıdır ki. yaklaşık yerin bir derecesidir. .Yerkürenin ortasında bir hayalî nokta vardır ki. karşısında ve paralelinde bulunan göğün bir derecesine uygun ve eşit sayılmıştır. Bu tabakanın kalınlık ve derinliğini. onun ufku dairesinin merkezi. Öteki tarafından o iktar gök. Hindistan filozofları. yer. Zira ki. filozoflar ve kelamcılar demişlerdir ki: Bu toprak unsuru. İkinci Madde Toprak unsurunun iki tabaka bulunduğunu ve bazı filozofların görüşlerine. bazı âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere bu durumun bir yönden uyduğunu bildirir. varıp onu bulur. Yerin hangi tarafına. ayağı merkeze doğru olur. Şu halde insan. ne miktar hareket etse. zelzeleler. her o kadar hareket için. Zira ki. buharlar. Lakin bu kıyas ile bütün dereceler. vücuda gelmiştir. bu toprak unsuru unsurların ortasında yerleşmiştir. göğün o miktarı o taraftan meydana çıkar. karşısında bir derecesi görünmez. bitkiler. onun üst nahiyesinde oluşup. ağır cisimler biribirini itme sebebiyle veya merkezin çekmesi yoluyle. onlarla karıştığından nice muhtelif renklerle renklenmiştir. bütün madenler. Gerçi yer dairesinin kavsinden. göğün dahi bir derecesi meydanda olup. kaynaklar. bal mumları yakıp. Ona göğün yarısı görünür.

çamur tabakasının sonunu bulmuşlardır Ve halis renksiz ve kuru toprağa ulaşmışlardır. onun içinde buhar tabakası. Yağlı hırkalardan deve kadar büyük demetler bağlayıp. deve büyüklüğünde yanan ateş. çevreden merkeze varıncaya dek yarıçapı. onu temaşa etmek için giderler. ateş ile şulelendirip. Şu halde ay feleğinin altında ateş tabakası." (65/12) âyetine uygun gelmiştir. binikiyüz yetmişiki fersah mesafe bulunmuştur. zira ki. Şam'da. onun içinde de hâlis tabakadır ki. O zaman o şuleyi seyredip görürler ki. denemişlerdir. Nitekim suyun rengi. Zeydanî sahrasındadır ki. O. O kadar yerin dibini kazdıkta. onun içinde soğu tabaka. . Altın Çeşme semtinde.çeşitli fenlerle değişik yerlerde derin kuyular kazmak. kabın rengidir Bu halis tabakanın derinliği merkeze varıncaya dek binikiyüz altmışyedi fersah mesafe hesap olunmuştur. Şu halde yerin yarıçapından beş fersah çamur tabakasının kalınlığı çıkarıldıkta. bu tabaka. O semtin halkı. Sabittir ki. beş fersah mesafeden. inceleyip. Nice sahralarda yedibin kulaçtan fazla ve deniz yakınında onbeşbinbeşyüz kulaç ki. Bu yedi tabaka biribirini kuşatmıştır ve "Allah yedi göğü ve bir o kadar da yeri yarattı. geceleyin bir dağda. Hindistan'ın sonu olan Kenkeder sahrasındadır. Halen o kuyuların dördü. çamur tabakasının mesafesi bilinir. Şeddad kuyusu. onun içinde su tabakası ve onun altında çamur tabakası. onun altında duman tabakası. kuyunun içine indikçe küçük görünüp. takriben beş fersah mesafedir. derler. ona Haviye kuyusu derler. ateş tabakasına nispetle altıncı tabaka sayılır. halis topraktır ki.o kuyuya atarlar. Ziraki aslî unsurların rengi olmaz. Toprak unsurunun ikinci tabakası. yedinci tabakadır. merkezi kuşatan aslî unsurdur. Şu halde bu kıyasla. sekizbin fersah mesafe olduğundan. ta yıldız kadar olur. renklenmiş değildir. yerkürenin kuşağı. tamamen soğuk ve kurudur ve renksizdir ki. kalan halis tabakanın kalınlığı olur. bir yıldız miktarı görünür.

yerin mesafesi beşyüz yıllık yol ve yerle göğün arası beşyüz yılık yol yazılıp. Ta ki halk. yetmiş. yetmişbin. onlardan soracaklarının ne olduğunu bilsin ve din işlerinden olmayan durumları onlardan sual etmesin. De ki: Onlary insanların muameleleri ve hac için vakit ölçüleridir. kendilerine ayın değişik şekillerinden sorulduğunda: "Sana yeni doğan aylardan soruyorlar.. Bazı eski kitaplarda. bilim adamları katında sabit değildir.. ellibin. Şu halde Hızır ve İskender karanlığı." (2/189) buyurulmuştur." buyurmuştur. yüzbin. o müafıklar için ister mağrifet dile. Nitekim: "Ey resulüm. yedinci iklimin doğu semtinde. halka din işlerini öğretmek olup. beşyüz. Elbette peygamberlerin ve ashab-ı kiramın görevi. Yoksa sürekli karanlık olan yer. İslam dininin kaidelerini zabt ve rivayetten kalmasınlar diye. Ye'cüc ve Me'cüc seddi. kuzey kutbunda olan altı ay geceden ibarettir. yediyüz. boğa burcu ve balık burcu ile tevcih olup ona uygun olmuştur. felsefî görüşlere halk meşgul olup. sayıları hep çokluk makamında kullanılmıştır. eski Tataristan'ın kuzeyinde bir yerdedir." hadisince hakimâne cevaplar vermişlerdir. din işlerinden olmayan suallere: "İnsanlara akılları seviyesinde söyleyin. eşyanın hakikatlerinin açıklanması onları vazifesi olmadığından. Sümmüvâ'ta bu anlamları içine alan hadis-i şerif dahi rivayet olunmuştur. Yerkürenin iki kutbu doksanıncı enlemlerdir ki. ancak mesafenin çokluğunu belirtmektir. sayı değildir. Nitekim hurma ağacının dikilmesi ve aşılanması konusunda. bin.İbn-i Abbas (Allah ondan razı olsun) hazretlerinden naklolunan boğa ve balık kıssası gerçeklik kazandığı takdirde. Lakin murat. Onlar için . altı ay gece ve altı ay gündüzdür. Zira ki elli. ister dileme. yukarıda açıklandığı üzere. Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: "Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz. Zira ki Ashab-ı Kiram'ın bu tür işlerden akla uygun yorumları galiba İslâm'ın başlangıcında din işleri henüz yerleşmeden.

ilim adamlarının birçok görüşleri dine uydurulmuştur. Devamlı yengeç dönencesinden yirmi derece kuzeyi almıştır. astronomi âlimlerinden Nasîr Tusî ve ondan önce gelen filozofla demişlerdir ki: Güneşitleyici daire ile ufuk dairesinin kesişmesinden yerkürede hâsıl olan dört kısmın. otuzüç gün seyretmiştir. diye Kolomb'a hücum ettiklerinde. Şu halde bunun gibi tevillerle. o. kalan dörtte üçünü bütün durumlarını keşf ve ispat etmişlerdir. Allah onları asla bağışlayacak değil. okyanusun durumlarını incelemek için iç denizin dış denize döküldüğü Sebte boğazı dışında. batı tarafına doğru salmıştır. Endülüs memleketinden." (8/80) âyet-i kerimesinde sayı tayini murat olunmayıp. çokluktan kinaye bulunmuştur. Nice defa yanındakiler pişmanlıkla geri dönmeyi kastetmiştir. onlara cevap . malum olsun ki. miladî tarihin bindörtyüz doksaniki senesinde. Eskilerin bilmediği yerler bulunup. ki hicrî tarihin dokuzyüzüçüncü senesiydi. cebir ilminde mahir bir mühendis korsan ki. O.yetiş kere mağrifet istesen de. böylece dünyanın dörtte biri meskun olmuş olur. Geri kalan dörtte üçünün durumu meçhuldür: Ya mamur ve meskun veya okyanusla doludur. namına Kolon (Kristof Kolomb) derlerdi. iki kuzey kısmından birisi mamurdur ki. nice kere itap edip: bizi bela girdabına uğrattın ve hepimizi bu engin deniz içinde kaybettin. Zira ki iki tarafından sıcaklık ve soğukluk altına düşmekten çekinirdi. Sürekli güneşin batışını gözetip. Yani kırküç derece enleminde giderdi. Üçüncü Madde Yeni dünyayı (Amerika) bildirir.. mamur yerleri dörtte bire hasretmeye mecal kalmamıştır. Lakin sonraki bilginler. okyanusu gemiyle dolaşarak. Zira ki. Ey aziz.. O müddet içinde okyanusun sahilinde tamam üçbin sekizyüz mil mesafe kat etmiştir. Gemilerde bulunanlar ona. İspanya limanından üç gemide yüzyirmi adam ile yelkenler açıp.

temaşaya gelmişler. Altı gün yine günbatımına doğru gidip. O zaman canları bir miktar rahat bulup. Yolunu beşbin ikiyüz il deniz yolu bulmuşlardır. iskele yanına yetmişlerdi. Zira ki onlar. Hepsinden büyük olan adaya. şaşırmış kalmışken. meyveler. oranın Kâşk adlı hâkimi. Lakin okyanusun doğuya doğru hareketinden dolayı elli günde gidip. Önce gemileri balık sanıp. Ona çok hediyeler verip. yine doğuya doğru selametle gelip. bulduğu yeni dünyaya ulaştığında. varıp kavmini gemiler yanına gönderip. ancak denizi bilir ve astronomi âletleri kullanabilir adamla olur. onların hepsi firar etmişlerdi. ekmek ve çeşitli kuşlarla ve hayvanlarla gelmişler. gümüş. bir kadın tutmuşlardı. Kolomb'a teslim olmuşlardı. helak olup gidersiniz. Nice günle ve aylar burada alış . oraya batı Hint deyip. orada kırk adam koyup. Kurtuluştan ümidi kesip. gitmişlerdi. akan nehirleri ve yüksek ağaçları vardı.etmiştir ki: Sizin kurtuluşunuz. Kolomb'u gemiden . Buradan geçip sekizyüz mil dahi karayel üzere gitmişlerdi. gemi ve sandal bilmezler imiş. İspanya hâkimine yeni dünya hediyelerini hediye etmişler. Bundan sonra ikinci ve üçüncü senelerde varıp geldikçe yeni dünyalıların lisanlarını ve âdetlerini tamam bilmişlerdir. sonra insan olduklarını bilmişler ve korkup kaçmağa kalkmışlardı. onlara yetişip. Bunlar gemilerden çıkıp. İspanyol adını vermişlerdi. ansızın hoş bir ada görünmüştür ki. gözetmişler. toplanıp sahile yetmişlerdi. Sonra dördüncü senede Kolomb. lisanını bilmediklerinden. bunların seyrine gelip. ancak beş ayda gelmişlerdir. O zaman bir sahile yetmişlerdi.veriş edip. kavmini getirmeyi işaretle anlatmışlardı. Onun ada olduğunu bilmişlerdi. diye kâh müjde kah korkutma ile onları yatıştırırdı. Siz beni öldürürseniz. Nice günler o sahilin etrafında kuzey ve güney taraflarına seyretmişlerdi. altı boş ada bulmuşlardı. Orada bir kavim bulmuşlardı ki. onlar dahi altın. O zaman o kadın. hepiniz denizde kalıp. Bunlar sahile yaklaştığında.

Kolomb bunu bilmiştir. tafsilini ancak Allah bilir. ahalinin çoğu dönüp. itaat kılmışlardır. bize nispetle orada güneş tutulması. Burasının büyüklüğü. garip tavırları ve acayip halleri. filozoflar demişlerdir ki: Kaynakların kaynamasının ve yerin sarsılmasının sebebleri budur ki. Sulh edip." (6/59) buyurmuştur. demiştir ki: Siz. Alameti odur ki. yüksek dağları ve derin vâdileri vardır. Kolomb. yirmi senede birçok yerini zabt edip almıştır. bize cefa eylediniz. O zaman bu sözden onlar vehme düşüp. ona boyun eğip. . hile yoluna sapıp. Kolomb'a uyup. Kelam-ı Kadiminde: "Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Kolomb'a hediyelerle gelmişlerdir. oradakiler korkuya düşüp. sabahı beklemişlerdir. malûm olsun ki. ovaları vardır ki. orada soğuyarak suya dönüşür. Kuzey yarısı ahalisini beyaz ve esmer. Onun için rabbiniz size gazap etmiştir. Oranın rengârenk kuşları ve vahşi hayvanları sayısızdır. menettiğinde. yerin içinde oluşan buhar. güney yarısında oturanlarını. yeni dünya adını almıştır. bir tarafa yönelip. Meğer ertesi günü. adamlarıyle yeni dünyada kalıp. Burası o kadar geniştir ve o kadar çeşitli dağları. yarın güneşin ışığını alsa gerektir. Önceki kitaplarda sözü yedilmemiş ve hazreti Adem'den beri gidilmemiş olan bu yeni kıta. Yeni dünyanın birçok nehirleri. boylarını ondört karıştan fazla uzun bulmuştur.çıkmaya komayıp. Kolomb'un ona karşı koymaya kudreti olmadığından. hıristiyan olmuşlardır. Yaratıcının sanatının eserlerini ve kudretini tasdik etmektedir. Kolomb'un haber verdiği saatte güneş tutulduğu için. Dördüncü Bölüm Kaynakların fışkırmasını ve yer sarsıntısını hakîmâne bildirir. olup. Ey aziz. Hepsi puta tapıcı iken. meyveli ağaçları. Habeşî ve siyahî. orada hapsoldukta. dünyanın meskün olan diğer dörtte bire kadardır ki.

ince yerlerden kolaylıkla çıktığında. güneşin sıcaklığı yerin altına firar eder ki. sıcaklığı. o taşların altlarında olan küçük gözelerden yavaş yavaş sızan nehir ve kaynak suları. Pınar ve kaynakların bir sebebi dahi budur ki: Karlanan ve yağmurlardan dağların içine sızarak akan sulardır. Onun için yerin içi kış günlerinde sıcak olup. Şu halde o yüce Yaratıcı. Zira ki yağmur ve kar suları. nehirler ve kaynaklar çıkarmakta dolap misali etmiştir. Eğer fazla ise. o su tuzlu olur. feryat ile denizlere gitmiştir. ondan kullarına yetecek kadar pınarlar ve nehirler akıtmıştır. Bu sebebtendir ki. mağara ve taşlardan akan suların yerine dolduruncaya kadar. soğuk ve tatlı olur. Bu dolapların dönüşü süreklidir ki. daima korumuşlardır. vâdilerde seller olup. kar ve yağmurun çokluğu ile kaynaklar ve pınarlar çoğalıp. Yeraltında buharlardan oluşan veya yağmurdan biriken sular. madenler çevresinde kaynayan ılıca suların tatları ve . çokluğuna ve azlığına göre çekip. Bundan sonra dar yarıklardan azar azar sızdırıp. Şu halde yeryüzünde akıp. sularından. Zira ki kış mevsiminde havanın soğukluğu galip olduğundan. onların azalmasıyle bunlar dahi eksilmiştir. yerlerine sığmayıp. eğer taşların veya temiz toprağın yakınında ise. Eğer kükürtlü arazilerden ve madenlerden çıkarsa o su sıcak olur. kaynayan kaynaklar budur. yeryüzünde olan yaratıklar için dağlara yağmur ve kar verip. Zira ki. Fazlası. insan ve hayvanların hayat maddesi olan tatlı sular için Hak Taâlâ yerin dağlarını hazineler kılmıştır. çıkar ki.Eğer az ise buhar parçalarıyle karışıp kalır. yerkabuğunun ince yerlerini yararak. dağların altında mağaralar ve taşlar içinde ve yeraltında toplanıp. kuyu suları budur. kükürtlü araziler ve madenler. insanlara ve hayvanlara yetmiştir. iki zıt bir yerde toplanmaz. Eğer çorak yerlerden gelirse. Ta ki gelecek kışta yağmur ve karı dağların mağaralarına sızdırıp. o su. kıyamete kadar sürer. dağlar tarafından saklanmıştır. yerin içine sığmayıp.

Zift. her iklimde nice memleketler. Yerin içinde oluşan dumanların ve rüzgârları ahkâmı. öyle bir mertebe kalın olsa ki. bir kimse varıp o sudan bir şişe alıp. yeri öyle hızlı yarar ki. hapsolan buhar. Kâh olur ki dumanın tabiatı gereği ateş almasına neden olan şiddetli hareketlerle yerden ateş çıkar. Eğer bu suya. arkasına bakmadan ve şişeyi yere komadan o araziye getirse. dörtte bir meskun kısmın yedi iklime bölündüğü ve yedi iklimin sınırlarını. neft. havanın soğukluğu isabet ederse. şab veya tuz olur. Eğer ateş. ondan büyük gürültü hâsıl olur. donup civa olur. o suya sayısız sığırcık tâbi olup. yeryüzünün beş kısma bölünmesini gerektirir sebepleri. (En doğrusunu Allah bilir. İsfahan ile Şiraz arasında bir su çıkar ki. atmosferdekilerin ahkâmı gibidir. yedi iklimin ötesinin durumlarının doksanıncı enleme dek keşfedildiğini ve incelendiğini. Sığırcık suyu nâmıyle meşhurdur. yer kabuğunu yarıp çıkması mümkün olmasa veya yerkabuğu kesif ve salp olup buharın çıkmasına mâni olsa. yeri şiddetle yardıkta.kokuları ve hararetleri ve özelliklerini almışlardır. Kaçan bir yere çekirge istila edip. Allah'ın şaşılacak sanatlarındandır. Çünkü o. Yerin içinde oluşup. Kâh olur ki bunlar oldukça kuvvetli olup. nehirler ve ne şekil insanların ve hayvanların bulunduğunu. dağlar.) 25-BÖLÜM:025: YEDİNCİ BÖLÜM Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan kutup dairelerini ve kutupları. yerin altında toplanıp dışarı çıkmak isteyen o buhar. o çekirgeleri öldürdüğünü tevatür ile naklederler. mahsullerini yese. muhakkak sebeblerin yaratıcısıdır. yedi iklimin her birinde en . bir madende ortaya çıkarsa. o yer hareket eder ki. demişlerdir. onu tamam bitirinceye dek aylarca hatta yıllarca yanar. yerin sarsıntısı odur.

Küçük dairelerin ikisi dönence daireleridir. İki kutbun birisi. ayrı ve yer değiştirici konulmuştur. ikisi burçlar kutbu daireleridir. Ey aziz. güney kutbudur. kendi batısal hareketiyle üzerine geldikte. yerin iki kutbundan uzaklığı eşit olup. biri koç burcunun başlangıcıdır ve biri terazi burcunun başlangıcıdır. Bunların ikisi yani ufuk dairesiyle günyarısı dairesi. beldelerin mizaçlarının ve sâkinlerinin farklı bulunduğunu altı madde ile hakîmâne açıklar. yerküre üzerinde bir büyük dairedir ki. birbiriyle kesişirler. astronomlar feleklerdeki işleri zabt için. Dördüncüsü gün yarısı dairesidir. yerküre üzerinde çizilmeyip. âlem küresi üzerinde ispat ettikleri dairelerden ve kutuplardan sekiz daire ve kutup yerküre üzerinde de belirleyip. Birinci Madde Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan daireleri ve kutupları bildirir.uzun günü bulmayı ve en uzun günden şehirlerin semtlerinin çıkarıldığını. Ta ki onlarla yerdeki işleri dahi zabtetmiş olurlar. dördü küçüktür. varsaymışlardır. büyük feleğin kuşağı olan güneşitleyici dairenin yüzeyinde bulunup. Üçü eğiktir ki. Diğerleri. kuzey kutbudur. Üçüncüsü ufuk dairesidir. Burada güneş feleğinin hareketi eşit ve düz olduğundan buna: Hatt-ı üstüva (ekvator) derler. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. Bunun karşısı. yerküreyi güney ve kuzey iki eşit kısma . O iki vakit. güneşin iki eşitlik noktasına (21 mart. küre üzerinde çizilmiştir ve sabittir. Büyü dairelerin evvelkisi ekvator dairesidir. malum olsun ki. İkinci burçlar dairesidir. Ekvatorun. 23 eylül) geldiği zamandır ki. senede iki defa güneş. sekiz dairenin dördü büyük. Ekvator dairesi. Bu sekiz dairenin beşi paraleldir ki. her ikisi arasında bulunan uzaklı eşittir. birçok yerlerde gece ve gündüz eşit olur.

Doğuş ve batış. yerkürenin durumları onunla bilinmiştir. Hissî ufkun çapının mesafesi. yerküre üzerinde çizilmiştir. Bu dairede. düz uygun gayrisi bilinmiştir. Bu ufuk dairesi nice kısım bulunmuştur. iki dönence (oğlak ve yengeç) noktalarına dek açılıp. ufuk itibar olunmuştur. altı burcu güneyinde bulunmuştur. yeryüzünde. Ufuk dairesi. eğik bulunmuştur. yerküreyi ikiye böler. Biri hakiki ufuktur ki. Altı burcu ekvatorun kuzeyinde. denilmiştir. büyüktür. Biri hissî ufuktur ki. Ekvator. Bu daire oniki kısma ybölünmüştür. birer tarafa meyletmiştir. âlemin görünür kısmını görünmez kısmından ayırıp ve sınırlayıp. yirmiikibin beşyüz adımdan fazla değildir. Zira ki ufuk dairesinin iki kutbunun biri tepe noktası. yukarıda açıklanan birer isimle burc denilmiştir. Feleklerin dönüşü burada değirmen bilinmiştir. yani bütün eğilimli ufuklar. çeşitli yerlerde oturanların görüşüne göre değişir. . Biri düz ufuktur ki. Bu eğime genel eğim derler. Doksanıncı enlemdeki o yer. güneşin doğuş ve batışı düz bir biçimde döner bulunmuştur. yer değiştiren bir büyük dairedir ki. küçüktür. onların çoğunda düz olmayıp. Biri eğimli ufuktur ki.bölmüştür. Onun için bana düz ufuk denilmiştir. âlemin kutbundan yirmiüçbuçuk derece kadar birer tarafa düşmüştür. Bu dairenin kutupları dahi. büyüktür. Güneşitleyici ile kesişip. Yirmiüçbuçuk derece kadar güney ve kuzeye gitmiştir. Burçlar dairesi. âlemin iki kutbundan bir tarafa eğilimli bulunmuştur. ekvatora mahsustur. Şu halde doksanıncı enlemde ufuk ile güneşitleyici biri birine çakışık olup. yerkürenin altı ve üstü bununla bilinmiştir. yerin kutbudur. Şu halde bu daire üçyüzaltış derece bulunup. burçlar dairesi ile iki yerde kesişmiştir ki. Her birine. Her burc otuz dereceye ve er derece altmış dakikaya bölünmüştür. eşitlik noktaları (ekinoks) makamındadır. Şu halde feleğin ve yerin her yönünde olan her cüzünde. biri ayak noktasıdır. kutupları bitişik sayılmıştır.

Biri kış dönüm noktasıdır ki oğlak dönencesidir. Bu iki dönence arası kırkyedi derece mesafedir ki. Zira ki bunlar. Şimdi bu sekiz daire ile yerin bütün işleri belirlenmiş ve zabtedilmiştir. her bir kısmı iki küçük daire arasında veya bir daire ortasında bulunan mesafedir. yerkürenin tamamını beş kısım etmiştir ki. Topla üçyüzaltmış eder. burçlar kutbunun iki dönüş yeri arasında iki dönüş uzaklığıdır. güney . Çok sıcak olduğundan dolayı. Felekleri ve yeri ikiye bölüp. bir kısmı batı olmuştur.Günyarısı dairesi. Onların ikisi burçlar kutbu dönenceleri ve biri yaz dönüm noktasıdır ki yengeç dönencesidir. ekvator buranın ortasında bulunmuştur. Ey aziz malum olsun ki.) İkinci Madde Yerkürenin dört daire ile beş kısma bölündüğünü bildirir. eskiler. iki kısmına. ekvatora paraleldirler. (Hakim ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. Gece yarısı ve gün ortası bununla bilinip. güneşin yürüyüş yolundan uzak olduğundan. Her birinin enlemi. Bu iki kısım dahi kendi kutupları adıyla isimlendirilmiştir. yerin kutbuna varıncaya dek yirmiüçbuçuk derece bulunmuştur. belirlenmiştir. yer değiştiren bir büyük dairedir ki. Bu iki kısım. âlemin iki kutbundan ve belirlenmiş olan başucu noktasından geçip. (kuzey kutup.) Dört küçük daire ki. astronomlar demişlerdir ki: İki kutup ve iki dönenceleri olan dört küçük daire. (Ekvatorun her derecesinden bir günyarısı dairesi (meridyen) geçtiği farz olunmuştur. Bunun için eskiler meskûn değil sanmışlardır. soğuk bölge denilmiştir. güneşitleyici daire ile ve ekvator ile kesişir bulunmuştur. Güneşitleyici ve ekvatorun her parçasına. bir kısmı doğu. buna: Yakıcı bölge adı verilmiştir. Şimdi bu beş kısmın biri dönenceler arasında olduğundan. bir günyarısı itibarı mümkün olmuştur. meskun değil sanmışlardır. çok soğuktur.

Üçüncü kısım. nizam bulanlardır. Mutedil bölge sâkinlerine eğimli denilmiştir. öğle vakti olduğunda bir tarafa eğilir bulunmuştur. (Vallahi âlem.) . Onlardan güneşin en uzak oluşu. öğle vaktinde kâh güneye. kâh kuzeye düşer görülmüştür. günortasında gölge yok olmuştur. Yer yönünden hepsi üç kısma bölünmüştür. ekvatora iki taraftan paralel enlemlerde. Bir kısmı ekvator sâkinleridir ki. batıdan doğuya.kutup). Zira ki ekvatorda bulunanların gölgesi. ekvatordan iki tarafa aynı uzaklıkta olan enlemlerde düzülüp. dönenceye vardığında bulunmuştur. Zira ki onların gölgesi. senede bir kere gelip. Bu beş bölgenin sakinleri. Geri kalan iki kısım ise mutedil bulunmuştur. Güneş. güneşin doğuşundan sonuna dek bir dönüş yerinde ve bir enlemde düzülüp kalanlardır. ufkun yüzeyinde değirmen taşı gibi döner bulunmuştur. gölge ve yer yönüyle biribirinden ayrılmıştır. İki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. kırküç derece ölçülmüştür. imar edilmiştir. Kuzey kısmı yengeç dönencesi ve burçlar kutbunun kuzey dönüş yeriyle sınırlanmıştır. Güney kısmı oğlak dönencesinden burçlar kutbunun güney dönüş yerine varıncaya dek olan mesafe bulunmuştur. Her birinin enlemi mesafesi. soğuk bölge sakinlerine değirmentaşı adı verilmiştir. başuçlarına gelip. günortasında gölgeleri yok oluştur. Dönenceler ahalisinin başucu noktalarına yakın olan âlemin kutbu. senede iki defa iki eşitlik noktasında bulunduğunda. Gölge yönünden. günortasında gölgeleri yok olmuştur. Çünkü bunların gölgesi. İkinci kısım. senede bir kere gelip. iki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. Onlardan güneşin en uzak oluşu. Bunlar meskûn olup. sürekli ortada görünmüştür. dönenceye vardığında bulunmuştur. Sıcak bölge sakinlerine iki gölgeli denilmiştir. Karşısı olan âlemin kutbu ise sürekli gizli kalıştır. biri başucunda biri ayakucunda (kutuplar) sâkin olanlardır. Bunların gölgeleri bir bulunmuştur.

O şartla ki. gece ve gündüz farkları toplu olarak belirlenmiş ve bilinmiştir. her birine bir iklim adını vermişlerdir. güney semtine gitmişlerdir. tabiat ve yer bakımından müşterek olup.Üçüncü Madde Meskun olan dörtte birin hakikî yedi iklime bölündüğünü bildirir. Çünkü ekvatorda oturanlara göre. biri ortası ve biri sonundur. doksanıncı enleme ulaşıncaya dek bölmüşler ve hepsini otuz iklim itibar ve tayin etmişlerdir. altmışaltıbuçukuncu enleme dek yani burçlar kutbu dönüş noktasına varıncaya dek. Bundan sonra kuzey kutbu ve güney kutbu tarafına ekvatordan uzaklaştıkça. her iki daire arasına bir iklim demişlerdir. biri ortasıdır. Kalan iklimlerin her birinde ikişer daire farz olunmuştur ki. Bu taksimle beldelerin tabiatları ve yerleri. öncekinin başlangıcını belirlemiştir. Yerkürenin kuzey yarısını açıklayıp. astronomlar. ondan en uzun güne birer ay ekleyerek. Birinci iklimde üç daire farz olunmuştur. Bu durumda bu ekvatora paralel enlem daireleri farz edip. Bütün yerküreyi altmış iklime bölmeye yetmişlerdir. iri iklimin sonu. Eski filozoflar. dörtte bir meskunu. Zira ki geçen her iklimin sonuç dairesi. kâh en uzun gün ile ve kâh aylar sayısıyle belirlemişlerdir. ona kıyasla. malum olsun ki. eşit gelmiştir. ekvator semtinde bulunan bir öncekinden yarım saat fazla ola. gece ve gündüz sürekli onikişer saattir. gece ve gündüz farkları itibariyle bir nice bölüm edip. Zira ki. onda en uzun gün. en uzun gününe yarım saat ekleyerek yirmidört iklim bulup. Biri iklimin başlangıcı. yedi iklimin ötesinde olan yerleri mamur ve meskun bulup. Ey aziz. . gece ve gündüz farkı ona göre çoğalır. ellinci enlemden yukarıda iklim düşünmemişlerdir. Hakiki iklimleri bölümünü. bir enlemde bulunan beldeler. lakin sonrakiler. iklimleri yedi iklime hasredip.

birinci iklimin sonu ve ikincinin başlangıcıdır. malûm olsun ki. bu minval üzere. belirlemişlerdir. akan büyük nehirleri ve ahalisinin renklerini bildirir. Lâkin bu iklimler biribirinden küçüktür. bütün iklimler bu tertip üzere biribirinden dar ve az bulunmuştur. bilinmiştir. batı . Hadramut'tan. her bir iklimi nice meşhur memleketlerle sınırlayıp. Habeş'ten. doğu okyanusunun bazı adalarına uğrar. ikinci ikliminki daha kısa ve daha küçük olup.Ekvator bölgelerinin çoğu deniz olduğundan. En uzun iklim. atı okyanusundan. Sebe'den. iklimlerin enlemi. O bölgenin en uzun günü dahi. yarım saat eklemek şartıyle. Bu ikimde yirmi yüksek dağ ve otuz büyük nehir telaşa ve seyrolunmuştur. (Kanarya adalarının batı tarafında bulunan adalar. doksanıncı enlemde tamam olmuştur. Güney Yemen'den. Güney Sind.) Dördüncü Madde Yedi meşhur iklimin hududuna bulunan mamur memleketleri ve her birinde olan yüksek dağları. Ey aziz. Zira ki. birinci iklimin ienişliği ve uzunluğu mesafesinden. bu iklimin ortasıdır. Nice delillerle tecrübe ederek sınayıp. her iklimde en uzun gün. batı okyanusunda olan Halidat adalarından başlatılıp doğu okyanusunda son bulmuştur. Buranın ahalisinin hepsi siyah bulunmuştur. ekvatordan başlatılıp. yirmidördüncü iklimde en uzun gün yirmidört saata ulaşmıştır. Berber ülkesinden. Burası. çoğunluğa göre birinci iklimin başlangıcı onikibuçuk derece enleminde farz olunmuştur. Nebür'den. En uzun günün onüç saat olduğu yer. Hint ve Çin'den geçip. Zira ki otuz ve kırk sene zarfında niceleri bu dörtte bir meskun yeri seyahatle baştan başa gitmişlerdir. Bu durumda. kuzey burçları kutbunun dönüş yeridir. İkinci iklimin mesafesi. yaklaşık onikibuçuk saat bulunmuştur. Birinci iklimin mesafesi. araştırmasına yetmişlerdir. astronomlar demişlerdir ki: Dörtte bir oturulan yeri yedi iklime taksim eden eski filozoflar. En uzun güne birer çeyrek saat eklendiği yer.

Lahor. Hint. İspanya ve Galyanın. Trablus. Üçüncü iklimin mesafesi. Buranın ahalisinin tümü beyaza yakın esmer müşahede olunmuştur. Kudüs. Tebük'ün güneyi. Tibet. Endülüs. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bilinmiştir. İsfahan ve Fars memleketinin tümünden. Antakya. Deşt-i Kebir. doğu okyanusa uğrar bilinmiştir. Tus. Sudan'ı. Şiraz. Hint ve çin'in kuzeyinden geçip. kuzey Afrika şehirlerinden ve Mısır'dan geçip. İspanya kuzeyinden. Musul. Taif. Yemen'i. Maçin ve Çin ortalarında bulunan şehirleri geçip. Keşmir ve Horasan'dan. Şirvan ve Hazer denizinin güney yarısında olan Keylan ve Cam emsali şehirleri geçip. Tebriz. İran dağlarının kuzeyi. Halep. Beşinci iklimin mesafesi. iklimlerin en ılımlısı dördüncü iklimdir. Erdebil. Medine. Firengistan ve Rumeli'nin güney taraflarından geçip. Hint. Akdenizin kuzey yarısından geçip. batı okyanusundan gelip. Şam. Kazvin. Bağdat. doğu okyanusu adalarına ulaşmıştır. Erzurum.ve kuzey şehirlerinin tümünü. Maçin ve Çin'in kuzeyinden geçerek. Buranın ahalîsi buğday benizli esmer bulunmuştur. Diyarbakır. Kuzey Arap adasını. Buranın ahalisi siyaha yakın esmer müşahede olunmuştur. Hıta ve Hıtan memleketlerinden geçip. Akdeniz'in ve Anadolu'nun güney yarılarından geçer. Anadolu şehirlerinin çoğu. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve onbeş büük nehir sayılmıştır. Semerkant ve Buhara. batı okyanusundan. Türkistan ve Tataristan'ın güneyi. Küfe. Bu iklimde yirmiyedi yüksek dağ ve yedi büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. Maveraünnehr. Harezm. Okyanus olan Sebte boğazından. Çin seddinin kuzeyi. Bahreyn ve hürmüz şehirlerini. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve yirmi büyük nehir seyrolunmuştur. Dördüncü iklimin mesafesi akdenizin tamamıdır. Çind. Bu iklimde yirmibeş yüksek dağ ve yirmiiki büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. Sonra bunun iki tarafında . Mekke. sind. İskenderun. Katif. Erzincan. Buranın ahalisinin tümü beyaz bulunmuştur. Basra. sivas. doğu okyanusu adalarının ortalarına ulaşır bulunmuştur.

Zira ki bu üç iklimin suyu ve havası letafetinden ahalisinin çoğu batınî ve zâhiri kuvvette. Tataristan ve Dest-i Kebir'in kuzey yarılarından. Yedinci iklimin mesafesi. Tiflis. tamam onaltı saat bulunmuştur. yedi iklim bunlardır. Hazer denizinin kuzey yarısından geçip. Varna ve Gökçe denizden (Hazer) Şirvan'ın kuzeyine. batı okyanusu sahilinden. Hazer şehirlerinin kuzeyinden geçip. Tesalya. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bulunmuştur. En uzun gün onda. Bu iklimin soğuğu şiddetli iken yine itidal üzere bilinmiştir.komşuları bulunan üçüncü ve beşinci iklim ona eklenmiştir. güzellik. Fakat sonraki filozofların görüşleri üzere taksim olunan yirmidört iklimin hudutlarının belirlenmesi. batı okyanusundan. bu iklimde onbir yükse dağ ve kırk büyük nehir sayılmış ve temaşa kılınmıştır. Deşt-i Kebir'den. Bu iklimde onbir yüksek dağ ve kırk büyük nehi seyrolunmuştur. firenk memleketlerinin kuzeyinden ve Rumeli memleketleri kuzeyinde bulunan şehirlerden ve İstanbul'dan ve Karadeniz'in güney ve kuzeyinde bulunan memleketlerden ve Azak'tan geçip. Ulungay ve Türkistan memleketlerinden. Bulgaristan ve Rusya'dan. Buranın ahalisi kızıla meyyal beyaz bulunmuştur. batı okyanusta bulunan adalara uğrar bilinmiştir. Esi filozofların görüşlerine göre. ilerideki cetvelde olan rakamlara havale kılınmıştır. hüner ve olgunlukta itidal üzere bulunmuştur. Kıpçak. . altıncı iklimin mesafesi. Buranın ahalisi sarıya meyyal beyaz müşahede olunmuştur. Hıta ve Hıtan memleketlerinin kuzeyinden geçip. Çağatay ve Kaşgar. Bu yedinci iklimin sonu ellini enlem tayin olunmuştur. Portekiz ve İngiltere'den geçip. ki açıklanmıştır. Seyhun nehrinin geriinde olan Karakalpak ve Özbek. Gürcistan'a. Derbent kalesinden Dağıstan ve Ejderhane memleketlerine uğrayıp. esi Tataristan'ın kuzeyinden ve İskender seddinden geçip. Gece.

ikibuçuk fersah yüksekliği alınmıştır.en uzun gününe yarım saat eklendikçe bir iklim itibar edip. suretleri icabı muamele ederler. Lakin sonraki astronomlar. Kutup dönencesi altında bir kavme yetmişlerdir ki hepsi it ağızlı ve it huylu. deniz. yirmidört iklim seçmişlerdir. Onlar ne din bilirler. Dağın altında altın madeni yanıp. Ne âdet. sîrette hayvan emsali eksik ve bilgisiz müşahede etmişlerdir. . tepesinden dumansız ateşin havaya çıktığını görmüşlerdir. ılımıştır. yedi ikile hasar ve kasr etmişlerdir. bir iklim itibariyle iki kutup arasını dahi altı iklime taksim edip. en uzun gün birer ay arttıkça. ne letafet ve ne nezafet bilirler. doksanıncı enleme değin keşfederek. ki o burclar kutbu dönencesidir. malum olsun ki. ne meşrep ne de sanat ederler. tıpkı yedi iklimdeki gibi. ne iffet. biri biriyle itlik ederler ve it gibi yaşayıp. Ey aziz. Lakin ondan yerin kutbuna yani âlemin kutbu altına varıncaya dek yarım saat ekleme kaidesinin yürümesi mümkün olduğundan. Ne süs ne ibadet bilirler. iklimler itibar olunduğunu ve yedi iklimi her birinde en uzun günün bilindiğini ve en uzun günden her bir iklimde. Kışın şiddetinden on ay müddetinde it gibi yerlere girerler. gerçi eski astronomlar. yedi iklimin ötesini iltifat ve itibar etmeyip. ne mezhep. Yedi iklimin ötesini araştırmak için kutup dönencesi altına değin gitmişlerdir. Denizin o sahilleri donmuş olmayıp. Oraları meskûn bulup. it dirliğinde olurlar. şehirlerinin yerinin belirlendiğini bildirir. ekvatordan en uzun günün yirmidört saat olduğu yere değin. suların sıcaklığıyle çözülüp. büyük nehirler olmuştur ve uz tutmuş olan kuzey okyanusa dökülüp. halkını surette insan. tümünü otuz iklim belirlemişlerdir. Orada bir büyük dağ bulunmuştur ki. doksanıncı enleme dek.Beşinci Madde Yedi iklimin ötesinin mamur bulunduğunu. Dağın etrafından çok sıcak kaynaklar fışkırıp.

uzak beldelere satıp. Zira ki güneş. Şu halde kuzeyin gündüz zamanı. açıklanan batıya yönelik hareketiyle koç burcunun başlangıcına geldiğinde. güneyin gecesidir. kuzeyin gecesidir.balıklar o semte gelip doluştur. kuzey kutbunda bir gün olur. oralarda bulunan deniz donar. Bu kıyas üzere. Yerin kuzey kutbundan batıp yine güneyinde doğar. güney kutbunda bir gece. doksanıncı kuzey enleminde karanlık olan bir derece kadar yere doğup. o kaçıncı iklimse yarısını. kuzey semtinde yerin bir derecesi yine karanlıkta kalıp. Çünkü güneş. (Gece ile gündüzü birbirine dönüştüren Allah münezzehtir. hamamlardan dışarıya çıkarlar. Orada yaşayanlara. Bu durumda açıklığa kavuşmuş olur ki. Oraya sürekli kar yağdığından. beşinci iklimde en uzun gün onbeş saattır. onunla hayvan derileri alıp. âlemin güney yarısı sürekli ufkun altında olduğundan hiç görünmez. en uzun günden. o yerden doksanıncı enleme varıncaya değin. on ay sıcak nehirler ile ılımanlaşmış hamamlarda kalırlar. giyinirler. Mesela şehrimiz Erzurum'un en uzun günü. onikibuçuk üzerine ekense. o balıkları avlayıp ve yiyip. buraların ahalisi. Mesela beşinci iklimde bulunan erzurum'da iklim sayısının yarısı olan ikibuçuk. doksanıncı güney enleminde bir derece kadar yeryüzünden batıp doksanıncı kuzey enleminde karanlık oan bir deree kadar yeryüzünden batıp. terazinin başlangıcına oluşur ve güney burçlarında olu. Güney semtinin dahi durumları. oniki buçuk saat üzerine eklemekle elde edilir. Kuzey yarısı ufkun üstünde olduğundan sürekli görünüp. iki ay kadar yaz olur ki. Altı ayda o burçları kat edinceye dek. atı ayda kuzey burçlarını dolaşıncaya dek. yıldızların ve feleklerin hareketi burada değirmen gibi döndüğünden. en uzun gün hafta ve ay ilavesiyle altı aya ulaşır. güneyin gündüz zamanı. kuzeye kıyasla bilinir. onbeş olur. onbeş saat oniki dakikadır. Bir iklimde en uzun günü bulmak lazım gelirse. şehrin kaçıncı iklimin ne semtine düştüğü de bilinir. Şu halde bu sayının onikibuçuğu .

Ey aziz. Şu halde ekvatordan doksanıncı kuzey enleme varıncaya dek iklimlerin durumları e tavırlarla bilindiyse. en uzun günleri. Kamer dağlarından geçip. kış dönüm noktası altından geçip Kortanş burnuna uğrar. (Mülkünde olanı en iyi bilen Allah'dır). şehrimiz Erzurum beşinci iklimin ikinci yarısının sonlarında bulunmuştur. Allah'ın kudretiyle çeşitli tesirlerinden yerin mizacı . filozoflar demişlerdir ki: su ve hava. iklimin evvelindedir.çıkarılıp. onbeş dakikadır. Zira ki dünyanın yarısı. Bu durumda onbeş dakikada bulunan şehir. Eğer onikibuçuk çıkarılıp. Kalanları buna kıyas ile bulunur. Buraların ahalisinin tümü putperesttir. İklimi yarısı. iklimin ortasında. Mesela dörtte bir meskun yerin ekvatorun güney tarafında iklim ola. Şu halde iklimlerin tümünün sayısı ve paralel daireleri. çeyrek saattir ki. otuz dakikadır. her bir iklimi enlem mesafesi yarım saat fazladır ki. Altıncı Madde Oturulan yerlerin ve şehirlerin mizacını bildirir. İkinci iklim. onbeşten eksik bulunan şehir. kalan ikibuçuk. Nil nehrinin kaynağından dolaşır. Zira ki beş iklimin on dairesi olur. malum olsun ki. Zira ki. arazi farklarına bağlı olduğundan. Zira ki. Yani orada da otuz iklim taksim olunur. yirmidört dakikadan şehrin yeri ortaya çıkar. dörde bölünse paralel dairenin sayısı elde edilir. ekvatordan kuzey tarafa düşmüştür. az sonra vereceğimiz cedvelden malum olur. sonraki astronomlara göre güney tarafının durumları aynen böyle bilinir. kalan ikibuçuk ile oniki dakikanın iki katı alınsa elde edilen beşten iklim sayısı. sonraki astronomlar o tarafta otuzüç derece enleminde nice memleketleri bulmuşlardır. enlemleri ve mesafeleri bütün bunların sayıları bulunmak murat olunursa. Şehrimiz Erzurum gibi onbeşten fazla bulunan şehir. oturulan yerlerin farklılığı hasebiyle değişik olmuştur. Yani bilinir ki. iklimin ikinci yarısındadır.

saçlarını çok ve boylarını kısa edip. ishal ve cilt hastalıklarını çoğaltmıştır. kendi ehline şecaat ve kuvvet bahşedip. yağlı. Yaşı kırka varan pek nâdir olur. kesafetiyle sıkıntılı. uzun ömürle ömürlü etmiştir. humma. beyaz ve berrak olmuştur. güzel yüzlü. genellikle bedenleri arave ve nezaket bulup. çoğunu iyi ahlakla mesrur. Karlı dağların mizacı. . düşüş ve ihtiyarlığı çabuk etmiştir. anlayışlarını az ve mizaçlarını illetli etmiştir. temiz rüzgârıyle onları temiz etmiştir. bozuşması kuvvetli. her şehir kendi ehlini. yazlarını sıcak ve kışlarını soğuk eylemiştir. mizaç ve dimağlarını kurutup. onlara gevşeklik ve mutedil bir yazla kış verip. kendi sakinlerine sıhhat ve kuvvet verip. karı bâki kaldıkça. Onlarda kuruluk ve seher çok olduğundan. hazmı zayıf. kalbi korkulu. etli. öteki soğuk şehirler gibi kendi ehlini tertip edip. Şu halde soğuk yerler rutubetli de olursa. rutubeti az. yumuşak sözlü edip. basur. kendi mizacı gereğince terbiye etmiştir.ile aynı olup. toprağa uymuştur. güzellik ve cemal ile nurlu. Soğuk yerlerde oturanların mizacları. endi ehlinin deri. çoğunu çekî ve reşit. Çukur yerlerin mizacı. hazımlarını kolay ve rahat kılmıştır. ilim ve kemal ile mamur. Kuru yerlerin mizacı. ancak otuz seneye gitmiştir. Yazları mutedil olup. Zira ki onları sâkinlerinin ömrü. Sıcak yerlerin mizacı. Habeş şehirleri gibi. Her yerin mizacı aşka bir tarz olduğu için. kendi ehlini. azlarını sıcak ve şiddetli etmiştir. Rutubetli yerlerin izacı. su ve hava. kışlarının soğuğu şiddet bulmuştur. cüsseli ve geniş edi. kendi çevresindekilerin bedenlerini kuvvetli. Açık ve taşlı yerlerin mizacı. Yüksek yerlerin mizacı. kendi mahpuslarına gam ve kede içinde sıcak ve durgun su verip. onları havasıyle hummalı. bedeni yumuşak. Deniz çevresindeki yerlerin mizacı. savaş ve dövüşe galip olmuşlardır. kendi ehlini. kendi ehlini kara ve kıvırcık saçlı.

çocukları az ve hayızları çok olur Cümlesine sara ve çeşitli humma isabet edip. o şehirlerin ahalisi üzerin doğup. Batı bölgeleri i doğudakilerin aksi olmuştur. Kuzey memleketlerinin mizacı. O bölgelerin mizacı. ondan şehir halkının hastalık ve sıhhatle. on an içinde sıcaklığıyle istila ettiğinden. kanları temiz ve yürekleri ateşli olduğundan. rutubetini kuruluğu üzerine üstün etmiştir. vatan murat eyleyen seyyahlara gereklidir ki. felçli olup gitmiştir Doğudaki oturulur yerler ki. karınlarında safra toplanmasını az etmiştir. Açıklanan yerlerin birini seçip. Kadınları. önce o yerin yükseklik ve alçaklığında. sularının çoğu acı ve tuzlu bulunmuştur. azaları gevşek. Şu halde onların soğuk geceleri ardınca güneş. bedenleri kuvvetli. ta yükselip etrafı ısıtmadıkça üzerlerine gelmez. Zira ki batı bölgeleri ahalisi üzerine güneş. üzerlerine fecaatle doğup. açıklık ve kapalılığında olan özelliklerini ve o şehrin komşusu bulunan dağlar. sıcak şehirler ve mevsimler hükmünde olup.kendi ehline sıcaklık ve soğukluğu mutedil edip. . Güney taraflarının izacı. Zira ki onların çoğu yüz yıldan fazla yaşamıştır. buraların halkı balgamla olmuştur. Yaraları zor şifa bulur. Yaraları az olup. O şehirlerinin sakinlerinin hazımları kuvvetli ve ömürleri uzun olmuştur. gündüzde şule salmaz. iştihaları az. havalarını ılımlı ve temiz kılmıştır. çoğu yırtıcı hayvan vasıflarıyle dolmuştur. Hatta otuz yaşını geçen. basur istila etmiştir. onlarda bozuşma az ve damarları dolu olduğundan ve damarları da geniş olduğundan burun kanaması çok olmuştur. çabuk şifa buluştur. kendi ehlinde asrî hastalıklar çok. Zira yki güneş. mide ve şehvetleri zayıf müşahede olunmuştur. madenler ve buharların mizaçlarını ve yönlerini bilip. hastalıklarla çocuklarını düşürüp. ehlinin başları rutubet maddeleriyle dolu. rutubetli ve yoğun kalmıştır. doğusu açık olan şehirlerin mizacı sahih ve hoş bulunmuştur. hisleri illetli. soğuk beldeler ve soğuk mevsimler gibi olup.

iştiyak ile teneffüs etmek. ahlak ve sürette. Bundan sonra binalarının dışını. seher yelini ve kuzey rüzgârını evin içine dâhil ve güneşin şuası yerine âsıl ve havasının salahı doğu güneşi ile hâsıl ola. ölçü ve seyirle çeşitli noktalarının mesafelerini. latif. Gerçekte ki.hazım ve şehvette. dörtte bir oturulan yerin burçlar üçgeniyle yedi gezegene mensup olan belde ve . enlem ve boylamın tayini ile yeryüzünde bulunan beldelerin ve yerlerin yerlerinin ve yönlerinin birbirlerine uzaklık ve yakınlık bakımından nispetlerini. kapı ve pencereleri y a doğuya veya kuzeye açık ola. eserek dolaşıp gelen seher yeli ile nedim ve yâr olup. binanın şartlarındandır ki . Bu konuları resmeden dairelerin burada toplu olarak verilmesi münasip görülmüştür. kapı ve pencereleri doğuya açık veya kuzeye dönük müdür. 26-BÖLÜM:026: SEKİZİNCİ BÖLÜM Boylam ve enlem daireleri ile yerkürenin satranç ve evleri misali bölünmesini. mezheb ve iffette haim olan durumlarını tecrübe kılsın. evdekiler ondan her an hayat ve can bulurlar. itidal çizgisi ve kıble tesbitini. şu halde bina işlerinde önemli ve lüzumludur ki. güzellik ve surette. bedenleri sıhhat ve âfiyetle kala. cisme şifa ve kalbe ciladır. Onunla ev mamur olup. ta ki sabah rüzgârı ve kuzey rüzgârı o eve dola. meşrep âdette. âlemin kutbu tarafında bulunan kutup yıldızının yüksekliği ve alçaklığıyle meridyen derecelerinin mesafe ve miktarını ve bunların bilinmesiyle yerkürenin çapının çevresini ve yüzölçümünü bulmayıp kara ve denizi. hint dairesiyle zeval çizgisi. Gönülleri hoş olup. bilsin. genişliği ve içi yüksek midir. Zira ki. temiz. cana safa. evin içi geniş ve yüksek. soğuk ve tatlı olan nehirleri. akıcı.

İklimin başlangıç boylamı ve beldenin başlangıç boylamı itibar olunan batı okyanusunda Halidan adalarının günyarısı dairesi ile (Green Wich meridyeni) güneşitleyici dairenin kesişme noktasından farzolunan beldenin günyarısı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme noktası arasında. ekvatordan iki tarafa seçilmiş ve itibar olunmuştur. astronomlar ve geometriciler. başucu noktası ile güneşitleyici arasında o beldenin günyarısı dairesinde vâki olan yaya ıtlak olunmuştur. Ekvatordan . birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle olan nispetleri yaklaşık olarak bilinmiştir. yerküre üzerinde onsekiz günyarısı dairesi ve ekvatordan kuzey ve güneye sekiz enlem dairesi resim ve farzedip. Şu halde günyarısı daireleri ile boylam dereceleri ve ekvatora paralel olan enlem daireleri ile enlem dereceleri belirmenmiş olup. Bu enlem ve boylam tayiniyle yeryüzünde vâki olan belde ve yörelerin yerleri ve yönleri. Birinci Madde Enlem ve boylam daireleri ile yerkürenin satranç evleri gibi bölünmesini. güneşitleyiciden vâki olan yay ile o beldenin boylamı bilinmiştir. enlem ve boylamın belirlenmesiyle yeryüzünde olan belde ve yörelerin ve yönlerini. İklim enleminin başlangıcı ve beldenin enlemi. gerek güney ve gerek kuzey semtinde olan âlemin kutbunun yüksekliğine ve semt farkı kutbunun düşüşüne eşit bulunmuştur. hery iki daire arası onar derece olarak belirlenmiştir. Ey aziz. biri güney enlemi bulunmuştur. Mesela temiz beldeniz Erzurum'un (Grinviç)'ten boylamı. zamanın oniki hayvan üzerinde deveranından yeryüzünde olan tesirleri altı madde ile hakîmâne açıklar ve ortaya koyar. İki beldenin birbirinin ne semtinde bulundukları açıktır. malûm olsun ki. birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle nispetlerini bildirir. Biri kuzey enlemi. yetmişyedi derecedir. Bu beldenin enlemi. her daireyi üçyüzaltmış dereceye bölmüşlerdir. Beldenin enlemi.yönlerini.

doğusunda ve enlemi dahi fazla olduğundan. Erzurum'un güney batısı yönünde ve Erzurum. Erzurum ile Musul gibi. iki belde arasında vâki olan yaydır.enlemi. boylam ve enlem farklarıdır. Onun kirişi bulunan kenar. dik dik açılı üçgenin kirişi (hypotonuse) olur ki. Toplamın kökü yaklaşık olarak onyedi bulunmuştur. Mısır'ın boylamı Erzurum'dan eksik olduğundan. Kahire'nin kuzey doğusu tarafında bulunduğu bilinir. iki beldenin arasında bulunan mesafenin uzaklığını bilmek için kaidesi budur ki: Önce bakılır eğer iki beldenin enlemi uygun ve boyları farklı ise. Eğer iki beldenin hem enlemleri ve hem boylamları farklı ise.ı istenen beldenin enlem dairesinden bir yaydır. Ondört ile onun kareleri toplamı ikiyüz doksanaltı hesap olunmuştur. Erzurum'un boylamı. Zira ki. Eğer iki beldenin boylamı aynı. boylamlarının farkı. iki beldenin başucu noktalarından geçen daireden. İşte iki belde arasındaki uzaklık odur. Nitekim . Çünkü bu üç kanattan iki kanadın miktarı malûmumuzdur. yaklaşık kırk derecedir. batısına ve enlemi eksik olduğundan güneyine düşmesi gerekir. bu surette de enlemleri arasındaki farklılık. o. Bununla kıble tarafı dahi bulunur. Erzurum ile Tokat gibi. denilip. Mısır'ın boylamı altmışüç derece. Şu halde Erzurum ile Mısır'ın arasının onyedi derece olduğu muhakkak bilinmiştir. enlemi otuz derecedir denildiğinde: Mısır. bilinmeyen kenarın miktarıdır. aralarındaki uzaklığı verir. enlemi farklı bulunsa. Diğerlerini de bu yolla biliriz. kuzeyinde bulunmak gerekir. aralarındaki uzaklığı verir. Mısır'ınkinden fazla bulunduğundan. Şu halde bu iki bilinen kenar ile ve kiriş olan bilinmeyen kenarın miktarını bilmekte kolay yol budur ki: İki bilinen kenarın kareleri toplamının karekökünü alırız ki. açının bir kenarı. Mesela Erzurum ile Kahire'nin aralarındaki boylam farkı ondört derece ve elem farkı on derecedir. beldenin günyarısı dairesinden bir aydır. Bir kenara. bu surette aralarındaki uzaklık.

İşte günyarısı çizgisi odur. Hepsinin daireleri ise bölümün sonunda verilecektir. Zeval çizgisini ve itidal çizgisini bulmanın bir yolu budur ki0 Öce yeri öyle düzlersin ki. hemen güneşin ya doğuşunun ya batışının gölgesinin istikameti üzere ufuk noktası . Onun dik olduğunu şakül ölçüsüyle veya dairenin çevresinin üç yerinden çubuğun tepesi arası eşit olduğundan bulursun. Ey aziz. zevalden sonra. Bu. Zira ki gölgenin girişi ile çıkışında asla farklılık olmaz. Sonra onda bir daire çizip. bu durumu tesbit murat olunsa. astronomlar ve geometriciler. günyarısı çizgisini merkezde dik bir açıyle keser. en uzun günde daha sıhhatli olur. Zevalden önce gözetlersin. batı semtinden çevreye ulaştığı noktayı nişan edip. öğle vaktinin başlangıcı olur. merkezinde dik bir çubuk dikersin. Bu işlem. malûm olsun ki. O anda iki nokta arasında dairenin çevresinin kuzeyi bulunan yayı ikiye bölüp. ta ki çubuğun tepesinin gölgesi o daireye girdiğinde. itidal çizgisi ve kıble yönünün tesbitini bildirir. dairenin çapının dörtte biri kadar olmalıdır. onun daireden çıkışı vaktinde. o yarıdan bir düz çizgi çıkarırsın ve merkezden geçirip çevreye değin gidersin. o bölümde tafsil olunacaktır. Öteki yolu budur ki: Güneş iki itidal noktasının birine iken. doğu tarafından çevreye ulaştığı noktayı işaretle bilirsin. O iki bölümün ortalarından bir düz çizgi çekersin ki. Hint filozoflarının icadı bulunan hint dairesinden zeval çizgisi olan günyarısı çizgisini ve itidal çizgisini ve itidal çizgisi olan doğu ve batı çizgisini ve Mekke yönü olan kıble semtini tespit etmişlerdir.bu. ikinci Madde Hint dairesi ile zeval çizgisi. Bu çizgi o daireyi ikiye böler. doğu ve batı çizgisi odur. ortasına su dökülse dört tarafına birden akar. Çubuğun gölgesi o çizgiden uzaklaştığında.

Mekke-i Mükerremenin. doğru kıbleye yönelmiş olur. Kıble yönünü bilmenin bir yolu dahi budur ki: Güneş. çizilmiş hit dairesinin çevresini. Kıble yönünü bilmek için. çevresine ulaşan benzer çizgi. üçyüzaltmış bölüme taksim edersin ki. Eğer beldenin boylamı Mekke'nin boylamı ile eşit gelip. onda namaz kılacak olan. ikizler burcunun sekizinci derecesinde veya yengeç burcunun yirmiikinci derecesinde . beldenin boylamı Mekke'den eksik gelirse. o beldenin kıble semti. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine bitişik olduğu batı noktasıdır. şimdi denizle dolu olan Halidan adalarından yetmişyedi derece olduğunu bilirsin. Ekvator enleminden yirmiiki derece olduğunu bulursun. kıble yönünün onun hangi noktası olduğunu bulursun ki. Mekke'ninkiyle aynı olup. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine kavuştuğu doğu noktasıdır. Eğer beldenin enlemi. Şehrimiz Erzurum gibi. Mekke-i Mükerreme'nin güney noktasında vâki olan Yemen beldesi gibi. enlemi Mekke'den noksan olursa o beldenin kıble semti. eskiden mamur. Onunla merkezde dik bir açı üzere kesişen çizgi. Mekke'nin enleminden fazla olursa. kuzey noktasında vâki olmuştur. Eğer beldenin enlemi. o beldenin kıble semti. Onu meskûn beldenin ufku farzedip. güney noktasına yönelse. günyarısı çizgisidir. günyarısının ufuk çevresine kavuştuğu kuzey noktasıdır. ona dönük olan Kâbe'ye yönelmiş olursun.paralelinden çıkıp. hint dairesinin merkezine uğrayıp. o beldenin kıble semti. doksan bölüm olur. Mekke ile aynı olup. Bundan sonra meskîn beldenin boylam ve enlemini Halidan adalarından ve ekvatordan alırsın. işte zeval çizgisi odur. günyarısı çizgisinin ufku çevresine ulaştığı güney noktasıdırki. her dörtte biri. Eğer beldenin boylamı Mekke ile aynı olup. Şimdi aranan bu noktayı bilmenin yolu budur ki: Önce Mekke-i Mükerreme'nin boylamı. Zira ki beldemiz. doğu ve batı çizgileridir. beldenin enlemi. boylamı fazla olursa. batı okyanusunda.

güney noktasından batıya. iki boylamın arasında bulunan fazlalık kadar. Acem . muhite ulaştırırsın ki. varsaydığımız şehrimizde Mekke. o çizginin çevreye birleştiği noktadır. batı noktası semtine doğru sayarsın. o kesişme noktasından geçirip. Şimdi bu surette kıble semti. kıble semti. güneybatıdır. güneş o günde günyarısını alınan dakikalar ve saatler kadar geçtiğinde. Dairenin batı noktasından. Mekke'nin boylamı ile belde arasında olan farkın her onbeş derece mesafesi için bir saat ve her bir derece mesafesi için dört dakika alıp. Beldenin kıblesi gölgenin yönünün hilafına doğru bulunur. oniki derecede bulunduğu gün. Mekke'nin enlem ve boylamından ziyade bulunursa. kıblesinin sapma yayıdır ki. Kıble yine gölgenin yönünün hilafına gelir. Zira ki. hint dairesinin çevresi. dairenin merkezi olan farz olunmuş şehrimizden. güneşin o günde günyarısına gelmesine alınan saat ve dakikalar kadar kaldığında. kıbleye yönelmiş ola. Şimdi dairenin merkezinden bir çizgi çıkarıp. Onunla güney noktasının arasında ufuk çevresinde bulunan farz olunmuş beldemizin yayı. Kuzey noktasından da batıya o kadar sayıp. iki sonun arasını bir düz çizgi ile birleştirirsin. başucu. Eğer beldenin boylamı Mekke'ninkinden fazla ise. Mekke-i Mükerreme'nin batısı bulunmuştur. iki sonun arasını yine düz bir çizgi ile bağlarsın. Mekkelilere gelir bulunmuştur. Umman beldeleri gibi. Mekke'den noksan ise. çubuğun gölgesi o saatte kıble semti hizasında vâki olur. Sudan beldeleri gibi. gözetlersin.Mükerreme güneye vâki olmuştur. Eğer beldenin boylamı. iki enlem arasında bulunan fazlalık miktarı güney noktasına doğru ve doğu noktasından aynı şekilde sayıp. Zira ki güneş. çubuğun gölgesi o anda kıble tarafında vâki olmuş bilinir. o yay miktarı sapmış olmak lazımdır. Bu iki muhal çizgi birbiriyle kesişirler. onda namaz kılacak olan. Eğer beldenin enlem ve boylamı. Ta ki.bulunduğu günde. Zira ki. güney noktasından başlayıp.

Bu surette kıble semti güneydoğu olur. Eğer beldenin boylamı. kuzey ve güney noktasından batıya boylam fazlalığı ve batı ve doğu noktasından kuzeye enlem fazlalığını sayıp ve çizgilerle birleştirip. Bu suretin kıble semti kuzeydoğu olur. Yarıçapı. denizlerin ve karaların toplamıdır. yirmibeşbin kere bin ve üçyüzaltmışüçbin altıyüz otuzaltı fersah hesap olunmuştur. Alemin merkezinden ay feleğinin alt yüzeyinin uzaklığı yukarıda açıklandığı üzere. yedibin altıyüz elli mil bulunmuştur. yaklaşık. Mekke'nin enlem ve boylamından eksik bulunursa. Rum beldeleri gibi. malûm olsun ki. astronomlar ve geometriciler. yerkürenin kuşağının ölçüsü ki. Eğer beldenin enlem ve boylamı. batı ve doğu noktasından kuzey tarafına enlem fazlalığını sayıp. bu surette kıble semti kuzeybatı olur. yaklaşık yirmidörtbin mil olduğu kararlaştırılmıştır. işlemi tamamlarsın. Bu kıyas üzere yüksek cisimlerin dahi göklere uzaklıkları belirlenmiştir. Üçüncü Madde Alemin kutbu yakınında bulunan "cedy" adı verilen sâbit yıldızın yükseklik ve alçaklığıyle yer derecelerinin uzaklık miktarını ve onunla yerkürenin daire ve çap ve yüzölçümünü kıyas ile bildirir. belirtilen minval üzere kuzey ve güney noktasından doğu semtine boylam fazlalığı ölçülüp. beldenin enlemi. Yerkürenin yüzölçümünün tamamı. işlemi tamam edersin. Mekke'inn enleminden fazla olursa kuzey ve güney noktasından doğuya boylam fazlalığını ve batı ve doğu noktasından güneye enlem fazlalığını sayar ve çizgilerle birleştirip. Bazı beldelerin enlem ve boylamları bu bölümün sonunda açıklanacaktır. Ey aziz. çizgilerle birleştirip. Eğer beldenin boylamı Mekke'den fazla.beldeleri gibi. işlem tamamlansa. Habeş beldeleri gibi. Çapının mesafesi. üçin sekizyüz onsekiz mil bilinmiştir. . ona kıyasla. Mekke'nin boylamından eksik. enlemi Mekke'den eksik bulunup.

Her irinde bir işaret dikip. ondan yarıçapa ve ondan şüphesiz yerkürenin yüzölçümünün tamamına vâkıf olmuşlardır. bir işaret nasb edip. kuzeye gidenlere bir derece fazla olmakla. bir taife güney noktasına doğru gidip. Gece olduğunda.yaklaşık otuziki yeryarıçapı kadar olduğu dört orantı kaidesiyle dahi zabtolunmuştur. sonsuz bir sahranın bir yerinde.Bu kıyası o yolla yapmışlardır ki. o iki yerin farkından yine kuzey ve güney dosdoğru gidip. nihayette kalmışlardır. her iki taife yıldızın yüksekliğini almışlardır. şimdi o yerden iki taife düz bir hat üzere hareket edip. Gece oldukça o iki taife cedy (demir kazık. altmışaltı mil ve üç bölü iki mil bulmuşlardır. Şu halde yerkürenin bir derece mesafesi kaç mil yer olur? Onu belirlemek için geometriciler nice sahrada kıyas ve yüzölçümü alıp. Onun yüksekliğini rubu' ve üsturlap ile almışlardı. Dördüncü Madde Kara ve denizi ölçme ve seyr ile mesafelerinin cüzlerini bildirir. üçyüzaltmış dereceye ve her bir derece altmış dakikaya bölünmüştür. Sabit yıldızları belirli yerdeki yüksekliğinden güneye gidenlere bir derece noksan. biri kuzey noktasına doğru gelmişlerdir. O zaman altmışaltı tam üçte iki mil. iki taraftan üç işaret arasını ölçüp. farklılık gösterdiği iki yerde durmuşlardır. kutup) yıldızının yüksekliğini alıp. geceleyin onda cedy yıldızı ki. Aynı kıyasa birçok ülkelerde aynı sonuca varmışlardır. Sonra o iki taife. Yine tamamen birer derece yükselme ve alçalma ile farkını bulmuşlardır. o işaretler arasının ölçülen milleri sayısınca mesafe ölçüp. Çünkü feleklerde ve yer üzerinde sipat ve farz olunan dairelerin hepsi. iki mesafeyi eşit olarak altmışaltı tam üçte iki mil yer bulmuşlardır. bir derece yeri. . ondan çapa. ona sâbit ve demir kazık derler. gündüz oldukça düz olarak yola devam etmişlerdir. üçyüzaltmışa çarpmakla dairenin tamamına.

kıyas olunmuştur. tamam yüzbin adım ve her bir adım dört ayak ve her yaak onaltışar parmak hesap olunmuştur. orta bir yüzüşle bir güne altmış milden ziyade deniz mesafesi kat olunup. üç merhale kılınmıştır. Yerin bir derecesi mesafesi. Mesela bir atlının Erzurum'dan bir günde Aşkale'ye yürüyüşü gibi. astronomlar ve geometriciler ittifak ile demişlerdir ki: Bu yer unsuru her şeyiyle bir tek küre yani bir yuvarlak top şeklinde olup. Her fersah üç il ve her il üçbin zira ve her zira otuziki parmak ve her parmak altı arpa -biri dik biri yan sıralanarak. denizciler katında bir mecra tabiriyle bir derece yer takdir olunmuştur. malûm olsun ki. tahmin olunmuştur. ona orta yürüyüş derler. Kervan hareketi ve askerî yürüyüşle bir eyr derecesi üç merhaleye bölünmüştür. Mesela Erzurum'dan bir günde Nendiban köyüne hareket etmek gibi. üçyüzaltmış dereceye bölünmüştür. Yerin bir derecesi.Ey aziz. Zira hesabıyle bir fersah yer dokuzbin ziar bulunmuştur. Eğer yürüyüş ve hareket bundan hızlı olursa. yerin bir derecesi onunla bir merhale olup. ortasında kuşak misali farzolunan daire. bir yürüyüş adımı ile bir saatte kat olunduğu tecrübe kılınmıştır. Bir yer derecesi onunla iki merhale bulunmuştur. mesela şehrimizden bir günde yaklaşık Karakulak'a varmak gibi. boylam ve enlem olarak yani gerek batıdan doğuya ve gerek güneyden kuzeye. mesafesi üzere yeryüzü dümdüz dağsız. Şu halde birinci kısımda üçtebir . yaya yürüyüşle. Bir fersah. Okyanusun kenarlarında ve körfezlerinde ve karada olan küçük denizlerde bulunan gemilerin. Eğer hareket ve yürüyüş bundan daha süratli olursa. Şu halde bir günde kat olunan mesafe. itibar olunmuştur. Şu halde bu takdirce yerin bir derecesi altmışaltı tam üçte iki mil bilinmiştir. vâdisiz farzıyla yerin bir derecesi yirmiiki fersahta ziyadece bulunmuştur.takdir olunmuştur. yirmiikibuçuk mil bulunmuştur. Bir merhale yedibuçuk fersah mesafe belirlenmiştir. Geometriciler.

. Velhasıl. Abaza ve Azak'tan.Rumelinden. düz bi çizgi üzere yürüyüşle ne kadar zamanda dolaşılacağı ortaya çıkmıştır. Tokat'tan Anadolu'dan ve İstanbul'dan. atlı yürüyüş gibi. ikinci kısımda yarım derece. güneşin yürüyüşüne uyarak. İkiyüzbin ziradan ziyade değildir. Buradan Hit. yeni dünyadan dolayıp. yeni keşfolunan Növözemle yerlerinden geçer ve güneş kuzey burçlarında iken. doğudan gelmiş olur. güney kutba ulaşır. Çin ve Maçin'e ulaşır. dağları ve denizleri hesaba katmadan.derece. kuzeye azimetle Karadeniz'in doğu sahilinden. Sint ve Türkistandan. Bu kimse kuzeyden gidip. Ulak gibi çok hızlı yürünürse. şehrimiz Erzurum'dan çıkıp. Semerkant. top zeminin bir derece mesafesi. kuzey kutbu altından geçmekle bize nisbet taban tabana ve yeraltından yürüyerek. Buhara ve Turan'dan geçerek Şirvan denizinin güney yarısından geçmekle. Bu takdirce top zemimi enlem ve boylam doğrultusuyla yürüyüp dolaşmak. Bir kimse bize nispetle batıdan gidip. güneyden gelmiş olur. bulunmuştur. üçyüzaltmış günde tamamen top zemin düz bir çizgi üzere ulaşılmak ve yürümek mümkündür demişlerdir. Yemen'den. yarım adımdır. Bu kaideye göre zihin akıl sahiplerine. toprak ve sudan ibaret olan top zemini. üçüncü kısımda tamam bir derece bir güne kat olunur. güneş güney burçlarına vardığında. Medine-i Münevvere'den ve çölden geçip Musul'dan yine temiz beldemiz Erzurum'a ulaşır. artık değildir. binseksen konak olur. Fas. Gence ve Revan eyaletlerinden yine şehrimiz Erzurum'a ulaşır. bu hesap üzere yüzbin adımdır. tamamen devri. Buradan okyanusla geçer ve Habeş memleketinden. Mekke-i Mükerremie'den. seri olursa yediyüzyirmi konak olur. moskova diyarından. Böylece muradı hâsıl olur. mutedil bir yürüyüşle olursa. Firenkistan'dan geçerek. Mesela temiz beldemiz Erzurum'dan yerküreyi dolaşmak niyetiyle bir kimse batıya doğru hareketle. Bunun gibi top zemini enlemler doğrultusunda dolaşmak isteyen kimse. Zira ki bir zira iki ayakır ki.

müşteri ve merih olduğundan. Burada . Bu erkek burçlar. gece utarittir. zühal ve utarit olduğundan. İkinci üç burç. âhalisinin tavır ve sıfatlarını bildirir. batıda. bu üçlünü müdebbiri gündüz zühre. bu oluşum ve bozuşum âlemi içinde câri olan durumlar ve eserler hakikatte Allah'ın tesiriyle olduğunu ispat edip demişlerdir ki: Esîrî cisimler. gece utarittir. Kuzeyle Saba arası buna nispet kılınmıştır. güneyde topraksal ve dişidir. Bu unsurların ve bileşiklerin feleklere ve yıldızlara bağlantısı ve intisabı vardır. gece müşteridir. unsurlar âleminde Hak'kın emriyle tesir eder. yedi gezegene mensup olduğundan gayri. suya mensup ve dişidir. İslâm filozofları. Güneş ile dübür arası buna nispet kılınmıştır. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühal. Bunlar. havahi ve erkektir. Üçüncü üçlü doğuda. Yıldızlar ve felekler aletler misalidir ve sebebdir. Birinci kısım. Ey aziz. malûm olsun ki. ühal ve utarit olduğundan. Yönlerde kuzeyle dübür arası buna nispet olunmuştur. güneş. Bunlar. Halbuki hakiki müessir ancak Rabblerin Rabbidir. dört üçlü bulunmuştur. memleketlerin ve beldelerin her biriyle oniki burç arasında alâka ve bağlantı ispat olunmuştur. Burçlar üçlüleri yukarıda kendi bölümünde tafsil olunup. Yönlerden güneyle Saba arası buna mensup bulunmuştur. zühre. Bunun gibi dörtte ybir meskûn dahi burçlar üçlülerine benzer dört kısım itibar olunup.Beşinci Madde Dörtte bir oturulur yerin burçlar üçgeni ile yedi gezegene mensup olan belde ve yönlerini. Bu alâka. zühre ve ay olduğundan. kuzeydeki ateşsel erkek burçlardır. bu üçlünün müdebbiri gündüz güneş. Dördüncü üçlü. her bir kısım bir üçlüye nispet kılınmıştır. Bunlar. beldelerin burçlar üçgenine nispeti bulunmuştur. gece aydır. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühre. Birincisi. Yedi iklim hakikatte anlatılan tertip üzere. felekî konumlar. Avrupa namıyla isimlendirilen batı ve kuzey arası olduğundan önceki üçlüye mensup bulunmuştur.

Orada oturanlar bu gezegenlere çok itibar eder bulunmuştur. asya nâmıyle isimlendirilmiştir. hareket ve cima. Bunlardan sonra meskûn bölümün ortasına yakın olan Rumeli ve İstanbul çevresi. Özellikle İstanbul. temiz ve sevimlidir. ilim ve öğrenmeye meyyal olup. lâtif suretli ve sirette mutedil bulunmuştur. refahet ve . Akdeniz ve Karadeniz nihayetleri arası. sâkinlerinin çoğu siyasetçi. Kıbrıs ve küçük Asya sahilleri yani Anadolu. Çünkü bu üçlünün müdebbiri. İkinci kısım. Özellikle İngiliz ve Nemçe koç urcuna ve merihe benzerdir. Onun için sâkinleri vahşî ve mütehavvin olup. Bu sebebten halkının çoğu riyaset ehli bulunmuştur. gayretli olmazlar. gündüz zühal ve zühredir. yay ile müşteriye mensuptur. Kadınlardan ziyade oğlanlara sevgi duyup. gerçi üçlünün evveline dahildir. kadınlara hırs ve muhabbet galip olup.oturanlar. musikiyi sevip ondan lezzet alırlar. yorgunluk ve meşakkate dayanıklı. günah bilmezler. Fransa aslan burcunda ve güneşe nispet olunmuştur. riyaset ehli. silah kullanmaya ve siyasete yönelik. Şu halde bunların tedbirinde zühre ve utarit müşterek olduğundan. Roma. bedeneri tedbirinde. Çünkü gece müşteri ve merih tedbirde müşterektir. sema ve raks. Onun için ahalisi genellikle ahlaklı. Zühre yıldızına benzeşme iktizasınca bunlarda. Girit. önceki üçlüde olan riyaset sebebiyle işlerin çoğunda akıcı ve serkeş görünmüştür. lâkin ikinci üçlüye benzerdir. ahlâkı yırtıcı hayvan ahlakına eğilimlidir. Onun için büyükleri mülk ve riyasete nâil oluşturlar. birbirine yakın ve sağlam mizaçlı. sonraki parçaları dişidir Bu kavim ya çoğunca kadınları emrinde gaflet üzere olup. oğlak burcu ile zühal yıldızına benzer. elbise ve yaygılarında nakış ve süse tâlip. Çoğunluğu. İspanya ve Portekiz. Yöneticisi zühre olduğundan. Aşık meşrep ve dost canlısı olurlar. Üçlünün önceki parçaları erkek. lâtif ve temiz bulunmuştur. O doğu ve güney arası olduğundan onun beldeleri ikinci üçlüye nispet kılınmıştır. anlayışlı firasete mail.

halkının çoğu halim. hikmetli ve fıtnet dolu. Dördüncü kısım. Arabistanın mamur yerleri yay ile müşteriye mensup olduğundan. Şu halde bunların müdebbiri. Bunun müdebbiri zühal. Gürcistan. Bu kısım üçüncü üçlüye mensup kılınmıştır. ağır davranma onlarına şanına gelmiştir. Maveraünnehir yani Türkistan Hıta ve Hotan memleketleri ve Tataristan bu kısımda kılınmıştır. Hatta gömlekleri dahi sade değildir. temiz ve iffetli müşahede olunmuştur. büyük iltifat ve rağbet kılmışlardır. Bu kısım dördüncü üçlüye mensup bulunmuştur. Çünkü bu üçlünün tedbirinde gündüz. Bunun beldeleri olan Mısır. boğa burcu ve zühreye mensup olduğu için. Maveraünnehr semtleri kova ve zühale mensup olduğundan. müşteri ve utarit olduğundan. merih . müşteri. Sudran ve Mağrip kendi misali bulunmuştur. o diyarın çoğu rahatlık üzere olmuştur. Üçüncü kısım. Onun için halkının çoğu üstün ve tüccar olmuştur. Mizaç ve tabiatlarında hararet üstün bulunmuştur. Lâkin tedbirde zühalin iştiraki iktiza eder ki. Lâkin cüzlerinin tek tek nispetleri hükümleri bu tarz iledir ki: Acem beldeleri. halkının çoğu vahşî ve gaddar bilinmiştir. merih ve utarit bulunmuştur. halkının çoğu nakışlı elbise giyip. vehimleri yüksek ola. Bu kısmın bu üçlüye genel benzerliğinin hükmü budur.şehvete rağbet edici olmuşlardır. mazarrat ve hıyanet üzere bulunmuştur. Dağıstan. tembellik. Hile. tuzak. evlerinde nakışlı yaygılar sermişlerdir. kadınlara benzemeye özenip. Özellikle Azerbaycan memleketleri ikizler ve utarite mensup olduğunda halkının çoğu hareket. Fırat ile Dicle arası ve Bağdat çevresi başak burcuna ve utarite. selim. Saksonya ismi verilen doğu ve kuzey semti bulunmuştur. Afrika ismi verilen batı ve güney arasındadır. yürekleri şecaatli ve şiddetli. Yemen ve Arap yarımadasının tümü önceki üçlüye benzer kılınmıştır. Erkeklere meyl etmeyip. nefesleri müessir ve güçlü.

birbirini öldürmekten korkmazlar. halkının ahlakı yırtıcı hayvanlara benzeyip. cihandakilere böyle Hak'kın emriyle sirayeteni bulup. Çoğu kâhin ve remilci olup azarlar. tedbirinde zühal. Her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratan Allah münezzehtir. Özellikle Akdeniz sahilleri yengeç ve aya mensup olup. malûm olsun ki. Habeş memleketleri ve ortaları kova ile zühale mensup olduğundan halkı balık yemeyi sever. müşteri ve utarit müşterek olduğundan.ve zühre müşterektir. bir kadını birkaç kimse zevce edinip. Ey aziz. Altıncı Madde Zamanın. halkının çoğu. tecrübe ve sınama ile tesirlerini hükümlerini ispat etmişlerdir. Kadınlara fazla rağbet edip. Özellikle Mısır ve İskenderiye ikizlere ve utarite mensup olduğundan. erkekleri de kadın kıyafetinde gezerler. Uzak batı ülkeleri akrep ve merihe mensup olduğundan. Dışarıdan gelen hâkimlere tâbi ve teslim olurlar. Bunların zayıf nefislileri korkak ve alçak bir kavimdir. yılda birini ahlakıyle nitelenip. idrak ve anlayış sahibi olup. Sait ve Habeş memleketleri. gizli sırlar çıkarmaya ve garip ilimleri öğrenmeye oldukça eğilimli bulunmuştur. Yaşayış ve içkileri hayvanlar gibidir. o diyarın halkı muhtelif gelenekler üzere olup. çoğunca husumet edip. Türkistan ahalisi genellikle ona itibar edip. oniki hayvan üzere dönüp. zamanın oniki hayvan üzerine deveran edip. ölülerini tazim ederler. Erkek ve kadın çoğu işlerde karışık olup. Diyarları yeterlilik ve rahat üzere olduğu bilinmiştir. Şimdi zamanın hükümlerini açıklayan manzumemiz . hükümleriyle gitmişlerdir. her sene birine benzemeyle değişmesinden yeryüzünde olan tesirlerini bildirir. halkının çoğu tüccar bulunmuştur. Onun için zamanın hükümlerini "Türkistan Senesi" ismiyle adlandırmışlardır. Hindistan filozofarı. cimaa çok hırslı ve meşgul olurlar. Halkının meliklerinin işlerine kadınları müdahalede geri kalmaz.

bunda yazılmak münasip görülmüştür. NAZM Allah adı hoş işler evveldir Her dem Allah diyen kişi velîdir Hamd lillah dahi salat ve selam Fahr-ı kavneyn ve âline be-devam Bade ism-i ilah ve hamd ve salat Sal-i Türk oldu seksenüç ebyat Hakkı der sal-i Türkü nazm ettim Nisbet-i hüküm remzine yettim Cümle ahkâmı sali Türkanı Hükema mezhebince bil anı Hükema kavlin itimad edemem Hem de küllî yala deyip gidemem Ekser ahvale vâkıf olmuşlar Akl ile tecrübe ile bulmuşlar Sal-i Türkan ki devr-i daimdir Oniki canvar huyuyle revam Muttasıl ola cümle halk-ı zaman Faredir pes bakarla kaplandır Sonra tavşan sinekle yılandır Andan attır ganemle maymundur Mürugdan sekle huk ol oyundur binyüzaltmışbeş oldu çünki bu yıl ikibin altmoşüçte rumî yıl Mah-a âzerdle bir muharrem hem Sal-i hicrin birini tarh et o dem .

Bilmek istersen olduğun sali Nisbeti kangı canavar hali bak bu tarih-i hicrette o zal Vâki olan sinin-i rumien al Ol üç sali tarh kıl be neşat Sonra onikişer edip iskat Kaç sene kalsa fareden başla Bir sene her birine bağışla Kangı hayvanda âhir olsa heman Ol yılın hâkimidir ol hayvan Yıldır üç fal ve evveli dört ay Dört ay ortası dört ay âhiri say Sal-i şemsiledir çün nisbet-i hal ibtida-yı hameldir ol sal Bulsa bir kimse doğduğu sali Bilinir tab' ve huy ve ahvali Çün gelir sal-i fare hoşluk ola Evsat-ı salde çok yağışlık ola Ahir-i salde fitneler uyanır Cenk olur niceler deme boyanır Kışıdır hem dıraz hem sırma Fareler gılleyi eder yağma Doğsa mevlüt fi evail-i sal Zeyrek olur ziyade hûb hısal ol yılın evasıtında doğsa veled Dediler ol yalancıdır huyu bed Ahir-i salde doğa bed kerdar .

Olur ol husut hem mekkar Çün bakar sali gelse bimari Çoğ olur hem sudadan zari Fitnelerden mülük olur gamnâk Çappâ nevine erişe helak Kışı müşted olur dahi kütah Meyveler hem soğuktan ola tebah Ol salde doğsa kız ya oğul Gayriler işine olur meşgul Evsatında doğan olur pür nur Zeyrek ve huyruy ve hem mesrur Ahir-i salde doğsa peyveste Gönlü gamlı olur teni hasta Çünkü kaplan yılı gelir be te'ab Halka düşer adavet ile gazab Nasa çok nakz-ı had olur pişe Pes düşer cümle havf ve teşvişe ihtilaf-ı mülük olur o zaman Isıran canavar çok olur ol an Zelzele ola bazı sahrada Keştiye âfet ere deryada Kışı kısa ziyade soğuk ola Gözler nehirler suyu çok ola Ol yılın evvelde doğan uşak Ali himmetlidir yüzü yumuşak Evasıtında doğarsa kâmil olur Ahirinde cebban ve kâhin olur .

Çünkü tavşan yılı olur vüsat Çoğ olur meyvelerle her nimet Sulh ile dola hep zemin ve zaman Halk sıhhatle bula emn ve eman Hoş kışı mutedil baharı bahar Yazı yaz çar fazlı hub ve nigâr Ol salde doğsa malı olur Bed huy olur velî vefalı olur Evasıtında doğan olur yahşi Ahii mükesser ola hem vahşi Çünkü mahi yılı gelir bisyar Ola harb ile fitneer bîdar Kendüm ve cüv çoğ ola hem erzan Kim kesir ola berf ile baran Kışı gayte dıraz olur hem serd Kim ziyan eyleye ağçalara berd Ol yılın evveli doğan nâçar Ahmak ve bed güher olur ber kâr Evsatında doğan halim ola nerm ahiri bed huy ola hem bî şerm Çok gelir nevbetiyle sal-i yılan AHer taamın ola bahası giran Kışı gayetle nerm ve kısa olur Kaht olup her gönülde gussa olur Ol sal doğan olur hâmuş Bil ki sözleri hem işleri hoş Evsatı doğan oa bed etvar .

Ahiri ber şekl olur bed kâr Çün gelir sal-i esb ba şer ve şur Eyleye cenk ve harb ve fitne zuhur Sayfi hoşzer' ve gılle çoğ ola p¹ak Çar paya erişe renc ve helak Kışı nerm ve dıraz olur gayet Erişe meyve cinsine âfet ol say doğan çeker zahmet Hem olur pür muhabbet ve hikmet Evsatı yahşi işlidiry hoş huy Ahiri gamlı bed huy ve bed guy Çünkü Sal-i ganem gelür gamnak Keştiler bahr içinde bula helak Harb olur sürat ile sulhü bulur Hayr olur sürat ile sulhü bulur Hayr ve ihsana say' eden çoğ olur Kışı nerm ve dıraz olur vâki Ol sal doğan olur nâfi Evsatında doğandır âsude Ahir olur pelid ve fersude Çünkü maymun yılı gelir hayırsız Çoğ olur yankesici hem pîrsiz Ol sene halka çok sitemler olur Hastalık eşter ile esbi bulur Kışı gayet kasîr ve soğuk ola Ineb az dişiyle yiyiciler çok ola ol sal doğan olur bed ruy .

Lik handan ve şad olur hoş ruy Evsatında doğarsa olur hasud Ahirinde doğar olur bî sud Sal-i mürg olsa hastalık yoğ ola Gılle erzan ve meyveler çoğ ola kışı nerm ve dıraz olur gyaet Hamile zenlere erer âfet Ol sal doğanda hüsn ve cemal Olur az kısmeti fakir'ül-hal Evsatı müezzi halk ona düşman Ahiridir sehi sever mihman Çünkü it sali gelse gılle ve nan Hem aziz ola hem bahası giran Çoğ olur mevt ve katl-i insanî Hem de düzd ve muhil ve şeştanî Kış hafif ola meyveler hem ucuz kışınde emn ve eman olur şeb ve ruz Ol salde doğa kız ya oğul Ola her guy ve hem haris ve ekül Evsatında doğan eder gavga Ahirinde kanaat ee vefa Çün gelir sal-i huk olur hasta Emir ve ayan şehr peyveste Padişahlar aralarına hilaf Vâki olup çoğ ola cenk ve mesaf Çoğ olur hınta ve şair kalil Afet eyler darıya hem tacil .

Türklerin senesinin bütün hükümlerini filozoflar mezhebince bil. Zamanın halkı hep ona bağlıdır. Onlar durumların çoğuna vâkf olmuşlar. koyundur. domuz eniğidir. Her dem Allah diyen kişi velîdir.Halk yerden yere kona ve göçe Hem reaya müşevveş ola kaça Çoğ olur onda düzd tarraran Ola kış nerm hem dıraz o zaman O salde doğsa bir ferzend Olur ol tez gûy ve hîş pesend Evsatında doğarsa kâzib olur Ahirinde halim ve ragıp olur. Rumî yıl ise ikibi altmışüçtür. sürekli devreder ve oniki canavar huyla akıp gider. fakat hepsi de yalandır deyip gidemem. kuştur. hoş işlerin evvelidir. Mart ayında altmışdörttü. iki cihanın fahri ve onun âline olsun devamlı. maymundur. Bunları akıl ve tecrübe ile bulmuşlar. sinektir. Hakkı der: Türk senesini nazmettim ve hükmüne nispet edip. Türkleri senesi. yılandır. remzine yettim. Allah'a hamd ve peygambere salattan sonra. Bu oniki hayvan: Faredir. Hem olur sal-i fare devr-i zaman Hoş bu tertip ile eder deveran Halkı fehm eyledinse ey Hakkı Masivayı yok eyle bul Hak'kı (Allah adı. Hamd Allah için salat ve selam. Allah adından. inektir. Binyüz altmışbeş oldu şimdi bu yıl. köpektir. Otuzüç yılda bir yıl eksilir. Türk yılı seksenüç beyit oldu. kaplandır. Filozofların sözüne itamat edemem. . attır. tavşandır.

Kaç sene kaldıysa fareden başla. Melikler arasında ihtilaf olur. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Denizlerde gemiler âfet erer. baş ağrısı artar. Fare senesi gelince hoşluk olur. gönlü gamlı ve teni hasta olur. kötü huylu ve yalancıdırlar. zeyrek. o sene. inek senesi gelince: Hastalık çok olur. Bazı yerlerde zelzele olur. hem uzun hem soğuk olur. Ortasında doğan. huyu ve durumları bilinir.Mart ile muharrem aynı zamana rastlasa. başkalarını işiyle meşgul olurlar. rumî senelerden hangisine düşer. Eğer bilmek itersen hangi senede olduğunu ve hangi canavara nispet olduğunu: Bak o hicrî tarihte. Kış çok soğuk olur. haset ve düzenbaz olurlar. güzel yüzlü ve mesrur olur. Kaplan yılı gelince: Halka düşmanlıkla öfke düşer. oğlanlar. Durumun nispeti güneş senesiyledir. Kış. olgun olur. Meyveler soğuktan mahvolur. tabiati. Yıl üç mevsimdir. Dört ayaklılara helak erişir. Senenin ortasında doğan. . O yılın ortasında doğanlar. niceleri kana boyanır. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Isıran canavar çok olur o zaman. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur. Zenaatkârların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. nurlu. Bir kimse doğduğu yılı bulursa. Herkes korku ve karışıklığa düşer. Senenin sonunda doğan. o yılın hâkimi o hayvandır. Sene ortasında çok yağış olur. o zaman hicrî yılın birini çıkar. O sene doğan kızlar. Cek olur. O üç seneyi çıkar sonra onikişere bölerek düş. Fareler buğdayı yağma eder. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. Sene sonunda fitneler uyanır. Sene sonunda doğanlar. Meyveler ve her nimet çok olur. Hangi hayvanda son bulursa. Her mevsim dört aydır. kötü işli. her oniki yseneye karşılık bir seneyi at. Tavşan yılı geniş olur. Her yerde sulh olur. Senenin başı ise koç burcunun evvelidir. Kışı şiddetli ve kısa olur.

Kış oldukça kısa ve yumuşak olur. âsude olur. Dört mevsim de sevimli ve sevgilidir. baharı bahar. Deve ve atlar hastalanır. O sene doğan faydalı olur. . hasetçi olur. Sene başında doğan. kötü ve donuk olur. Kışı hoş ve ılımlı. fakat yiyicisi çok olur. hemen sulh olur. çaresiz. Sonunda doğan. kötü yüzlü olur. kötü tavırlı olur. kötü huylu fakat vefalı olur. Dört ayaklılara illet ve helak erer. Sonunda doğan kırıcı ve vahşi olur. Kışı uzun ve sert olur. Sonunda doğan ötü huylu ve utanmaz olur. Kışı oldukça yumuşak ve uzun olur. Aynı zamanda bilgili ve sözleri hoş olur. Kışı gayet kısa ve soğuk olur. Yazı hoştur. kötü huylu ve kötü sözlü olur. O yıl doğanın malı olur. Ortasında doğan. zahmet çeker. harb ve fitne ortaya çıkar. o sene doğan. Ortasında doğan yahşidir. Harb olur. Ağaçlara soğuk zarar verir. Sonunda doğa kötü şekilli ve kötü işli olur. Ortasında doğan. gönüllerde gussa olur. Ortasında doğan. O sene doğan. Kar ve yağmur çok olur. kötü huylu ve kötü işlidir. Meyvelere âfet erişir. At yılı. Kıtlık olur.Halk emniyet içinde sıhhat bulur. ahmak. yazı yaz olur. sessiz olur. Kışı yumuşak ve uzun olur. O senenin evvelinde doğan. fakat güler yüzlü ve iyi huylu olur. gamı. aynı zamanda muhabbet ve hikmet dolu olur. Ortasında doğan halim ve yumuşak olur. Üzüm az. kötülük ve karışıklıkla gelince: Cenk. Maymun yılı gelince: Hayırsız ve yankesici çok olur. Sonunda doğan. Koyun yılı gamlı olarak gelince: Denizde gemiler helak olur. Ortasında doğan. güzel işli ve hoş huyludur. Buğday arpa çok olur. Yılan yılı geldiğinde: Yiyecekleri fiyatı artar. Eki ve buğday çok ve temiz olur. Balık yılı gelir Çok harb olur ve fitneler uyanır. O yıl halka çok sitemler olur. Sonunda doğan. Hayır ve ihsana çalışan çok olur.

Kış ılık ve uzundur. Halk yerden yere konar ve göçer. Müruğ: Kuş. Sinin: Seneler. Kışın gece-gündüz emniyet olur. cömert ve misafirperverdir. arpa az. Hırsız ve soyguncu çok olur. hem pahalı olur. 27-BÖLÜM:027: DOKUZUNCU BÖLÜM Yeni astronominin şöhret bulduğunu. eza edici olur ve halk ona düşmandır. Buğday çok olur. Çâr: Dört.faydasız olur. savaş çok olur. âlemin . kavga eder. Hâmile kadınlara hep âfet erer.) (Sal: Yıl. gecikme. Tavuk yılı gelince: Başkan ve şehrin ileri gelenleri hep hasta olur. halim ve istekli olur. Fasl: Mevsim. Ganem: Koyun. O sene doğan kız veya oğul. Bu düzen ile denir. O seni doğan oğlan. Mah-ı âzer: Mart ayı. Cinayet ve ölüm çok olur. meyveler ucuz olur. Hırsızlık. hile ve şeytanlık artar. sene. Padişahlar arasına anlaşmazlı düşer. ortasında doğan. Reaya karışır ve kaçar. yerin dönüşüle hareket kıldığını ve yerin ekseninin. Hamel: Koş burcu. çabuk konuşur ve kendini beğenmiş olur. Huk: Domuz eniği. bolluk ve meyve çok olur. İbtida: Başlangıç. Kuş senesi olunca: Hastalık yok olur. O sene doğan iyi ve güzel olur. Köpek yılı gelince: Buğday ve ekmek hem kıymetli. Kış hafif olur. yalancı olur. Zamanın dönüşü yine fare yılına gelir. Hak'kı bul. kaidelerinin kolay ve muhtasar olduğunu. Ortasında doğan. hırslı ve obur olur. Tedahül: Geri kalma. Sonunda doğan. Ortasında doğan. Darıya âfet dokunur. hali fakir olur. Tarh: Çıkarma. Kışı yumuşak ve oldukça uzun olur. Sonunda doğan. Be: İle. Neşat: Sevinç. Sonunda doğan vefalı ve kanaatlı olur. Sal-i şems: Güneş yılı. Sal-i Türkân: Türklerin yılı. kısmeti az. Sek: Köpek. kötü sözlü. Halkı anladınsa ey Hakkı! Masivâyı yok anla.

Bu görüşü seçen eski astronomidir ki. bütün cisimlerin merkezi olmak üzere. yazılmış ve açıklanmıştır. esiri cisim küreleri (felekler) ve unsurî cisimlerden (dört unsur) ibaret olan âlem küresinin yapı ve mahiyetini. Böylece insanlardan soğukluk ve öfke ve buğz bulurlardı. bu görüşlerine düzen verip sağlamlaştırmak için çalışıp ihtimam ettikçe. konumlarını tertibini ve tavırlarını. Filozofların çoğunluğunun isabetli görüşleri üzere birini seçip onda karar etmeleriyle. Sonra.eksenine paralel ve kutbuna karşı olduğunu. eski astronomi nâmiyle şöhret bulmuştur. geri döndügünü ve düz gittiğini. gökleri bir hal üzere hareketsiz farz ve itibar etmişlerdir. onlara. ta'n ve saldırı taşlarını vururlardı. hareket ve duruş halindeki keyfiyetlerini. yeni astronomların bunu ispat ettiğini. sade dil olan avam. bu yeni astronomiye itirazlar olup. kendini tanımak ve Alah'ın yarattıklarını düşünmek için bu "Marifetnâme" de buraya gelinceye dek. hepsine cevap verildiğini. âlemin merkezinde hareketsiz durup topzemini. feleklerin tabiatlarinde astronomların ihtilaf kıldığını dokuz madde ile açıklar. bütün unsurların en mükemmeli. İkinci görüşe meyl ve rağbet eden filozofların görüşlerine göre: Ateşten ibaret olan güneşi. malûm olsun ki. Eflatun dahi ömrünün sonunda yerin . halkın akıl ve idrakine muhalif ve gördüklerine aykırı olan yerin hareketine kail olurlardı. sair gizli durumlarını açıkladıklarında iki görüşe ayrılmışlardır. filozof ve astronom olan eski ve yeni bilginler. Ey aziz. Lakin bu cümle ile bile. güneşin çevresinde gezegenlerden biri gibi hareketli ve dönücü. Birinci Madde Yeni astronominin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir. eski zamandan son günlere gelinceye değin yerin döndüğü konusunda görüşler eksik olmayıp. Zira ki onlar. gezegenlerin bu astronomiye nispetle duyduğunu.

Hata bu görüşe katılanlar. üç ayda dairesini kateder görünmüştür. İkinci Madde Yeni astronominin kaidelerinin kolay ve mazbut olduğunu bildirir. gerekli gözlemlerle feleklerin durumları nizam buldukça. Ancak gaflet olunmasın ki. rasatçılık gelişmiş ve gözetleme işleri sürmüş olup. âlem küresi ne şekil ve yapıda olursa olsun. âlemin yapısını taklitle evlerinde ve kiliselerde çerağ ve ateş yakarlar imiş. Burada utarit yıldızı. ortada. Asırlar ilerledikçe devirler geçtikçe. malûm olsun ki. Bundan sonra utaridin dairesini kuşatan zühre dairesinin dairesidir. Bundan sonra zührenin dairesini kuşatır bir büyük daire . gök ve yer cisimlerinin terkibi her ne keyfiyette bulunursa bulunsun ve bu çarh-ı felek her ne takdir ile dönerse dönsün. Zira ki. güneşin cismini lâvi bulunan utarit dairesinin dairesidir. dini işlerden ve kesin şeylerden değildir. sonraki bilginler zamanında rasat âletleri ve kanunları fazla kihtimam ve tecrübe edilip. ikinci görüş bir mertebe revaç bulmuştur. meşhur olmuştur. o yönle devranı âlemin yaratıcısının kudretinin kemalindendir. dairesinin sekiz ayda dolaşır. Bundan sonra güneşe yakın olup. yeni astronomi nâmıyle yaygınlaşıp. Ey aziz. âlemin merkezinde. yeni astronomlar demişlerdir ki: Önce güneş sabit bir yıldız bulunmuştur ki. muhal bir iş olduğuna itimat ve itikat etmek dinî gereklerden ve kesin işlerdendir. bu durumlara itikat ve itimat etmek. Zühre.hareketine kail ve bu görüşe yönelmiştir. güneşin çevresinde seyr ve deveran edip. Filozofların bu cihanı çeşitli biçimlerde anlatması. Bu âleme ne zan ile bakılsa. feleklerin durumları belirlenmiş olup. cihanın yaratıcısının acaip sanatındandır. hiçbir zaman âlemin sonradan yaratıldığını inkâra mecal olmadığına ve bütün bunları Allah'ın olgun bir şekilde yarattıkları olduğundan gayri hayal. Böylece sonrakiler çoğunun tercihi olup. kuşatıcı ve sâkin konulmuştur.

bu bölümün sonuna bırakılmıştır. merih yıldızı iki seneye yakın zamanda.ispat olunmuştur. malûm olsun ki. Sabit yıldızlardan her biri. Yeni isimlerle bunlara: Aycıklar adı verilmiştir. çevresinde seyir ve dev eran eylediği misali dört yıldız. onlarla beraber yıldız misali geniş daireyi bir sene tamamında dolaşır bulunmuştur. zühali merkez edinip. hoşluğunun genişliği sayısız sabi yıldızlarla süslü bulunmuştur. o dairesini otuz senede kateder hesap olunmuştur. o yıldız. Bütün bunlardan sonra bu dairelerin tümünü kuşatan sabit yıldızlar feleği burçlar göğünden bilinmiştir. sonraki bilginler zamanında asat olunmuştur. Bu dokuz yıldız. büyük bir güneş cismi menendi olup. âlemin yapısını tahlil içi vazolunan şekiller ve daireler. yeri. ay. nice gezegen yıldızın hareket ve dönüş üzere oldukları rasat üzere bilinmiştir. Bundan sonra müşteri dairesini kuşatanzühal dairesidir ki. yeri merkez edip. müşteriyi. Bu yıldızlardan başka. dördü müşteri etrafında ve beşi zühal etrafında hareket eder ve döner görünmüştür. Ay dahi. kendi dairesinde bir devresini tamam eder. Bundan sonra merih dairesini kuşatan müşteri dairesidir ki. basitlerden her birinin cismi çevrecinde. yeni astronomlar demişlerdir ki: Evvela yerküre . Bundan sonra merih dairesi. çevresinde seyr ve deveran edip bir ayda tamam kendi dairesini kateder bulunmuştur. Yine bu büyük daire üzere yer cisminin çevresinde ayın dairesi tayin olunmuştur. beş yıldız. âlemin merkezinde konulmuş ve kuşatıcı güneşin beyan olunan tavır ve tarzı üzerine. yerin büyük dairesini kuşatıp. Üçüncü Madde Ey aziz. müşteri yıldızı o özel dairesini oniki senede kateder müşahede kılınmıştır. yerin büyük dairesinde zikrolunduğu üzere. Bu görüşe göre. bulunmuştur. kendisine merkez edip. Onun kalınlığı. Yerküre su ve hava unsuruyle kuşatılmış olup.

koçun hizasında iken. Çünkü yer. Yengeçte olduğunda yani yengecin hizasına geldiğinde. Şu halde yer. sürekli dolanır bulunmuştur. batıdan doğuya hareket edip. burçlardan birinin hizasına gelse. Güneşin kuzey burçlarında sekiz-dokuz gün kadar fazla eğlenmesi. yengecin karşısında olan oğlak burcunda gözlenmiştir. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. elbette güneş onun karşısında olan terazide bulunmuştur. koç ile güneş arasında bulunup. elbette o anda güneş. Yer. yerin güney burçlarında o kadar zaman gecikmesinden bulunmuştur. güney burçları . Yerin bu iki hareketinin misali budur ki: Mücessem bir küre. o düz yerin uzunlamasına meydanına tamamen geçinceye dek kendi ekseni üzere hareketiyle dönüp. yerküre dahi kendi büyük dairesinde batıdan doğuya hareket ve seyir ile burçlar feleğinin meydanını tamamiyle dolanıncaya dek. Zira ki yer. Çünkü yer. dönen küre. sene tamamında o büyük dairesini tamamen bir kere devreder bilinmiştir. yer o senelik hareketinden başka. Bunun gibi yer. beher gün yirmidört saatte bir dönüşünü tamam eder hesap olunmuştur. Aksi dahi buna kıyas ile bilinmiştir. dolanmadan geri kalmadığı gibi. kaçınılmaz olarak o vakitte güneş. Velhasıl yer. günlük hareketiyle batıdan doğuya hareket eylediğinden. düz bir araziye atılıp. kuzey burçlarının birinin hizasında olduğunda. yine batıdan doğuya kendi ekseni üzerinde hareketiyle dönüp. çevresinde dönüyor farzolunsa. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. kendi merkezi çevresinde kendi ekseni üzere dönüp. burçlar dairesini beher gün terti üzere kat ederek. ikinci olarak. bize nispetle güneş ve bütün yıldızlar günlük hareketle doğudan batıya hareket eder görünmüştür. Mesela yer.kendi büyük dairesi üzerinde hareketiyle. o burçların karşısında olan burcu gelir görünmüştür. elbette o esnada güneş dahi kuzey burçlarının karşısında bulunan güney burçlarının birinde görünmüştür.

kutupları. Yerin kuşağı olan ekvator. âlemin eksenine farz olunan hizalanmasını daima koruyarak. ki (V K H) açısı yanına eğilir bulunmuştur. dik olmak üzere ulaşır .hizasından hareket ederken senelik dairesini bir miktar genişletmekle. Mesela Yaz mevsimi geldiğinde. malûm olsun ki. Şu halde bu surette güneşin şuası. Elbette yer. âlemin eksenine paralel kılınmıştır. asla bir vakitte ve hiçbir mekanda dört mevsimin değişimi ve birbirini takibi olmazdı. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerkürenin ekseni. güneş onun karşısında olan yengeç burcunda göründüğünde yer. yerin ekseni olan (SM) hattı. mevsimlerin değişimi belirli zamanlarda olur. her anda burçlar feleğinin hissedilen ve özel olan tarafına yönelik olarak değişir görünmüştür.) Dördüncü Madde Yerkürenin ekseni. Eğer yerin ekseni. yerin senelik dairesinin yüzeyine altmışaltıbuçuk derecesinde. dairesinin güney yarısında ziyadece duraklamak lazım gelir bilinmiştir. Yirmiüçbuçuk derece burçlar dairesinin ekseninden uzaklaşıp. daima her yerde gece ile gündüz eşit olup. Çünkü yer. senelik dairesiyle güneşitleyicinin yüzeyinden güney ve kuzeyde bulunmuştur. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir. senelik dairesinin üzerinde kendisine ve güneşitleyicinin yani âlemin eksenine paralel ve kutupları kutuplarının hizasında bulunmuştur. senelik hareketiyle güneşin etrafını dolaşır oldukça. Şu halde yer dairesinin ekseni. noktasında konulup. âlemin eksenine paralel olmayıp. Ey aziz. dört mevsimin oluştuğunu bildirir. kutuplarının hizasında olduğunu ve onunla gece ve gündüz saatlerinin muhtelif olup. burçlar ekseninin dairesi gibi yirmiüçbuçuk derece uzak olur bulunmuştur. senevî dairesinin üzerinde güneşitleyici dairenin eksenine paralel. dairesinin ekseni gibi burçlar dairesinin eksenine paralel bulunsaydı. yani yer oğlak burcuna hizalanıp.

yeryüzüne güneşitleyicinin koçun başlangıcına vâki olan noktasına ulaşır bulunmuştur. Bundan sora yer. sonbahar mevsiminin başlangıcında (A) noktasına geçtiğinde. koç burcunun hizasında bulunup. güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua ki. Bahar mevsiminin başlangıcında. yer günlük hareketiyle noktasına vardığında yani terazi burcunun başlangıcına eriştiğine. güneşin şuası oğlak dönencesi yerinde yerin yüzeyine dik eriştiğinden. güneşitleyici dairenin terazi burcunun başlangıcı itibar olunan noktasından ulaşır müşahede olunmuştur. Şu halde yeni astronomiye göre. güney kutbu tarafında bir derece kadar yeri terk eder bulunmuştur. yerin güneşitleyici dairesinde ulaşmayıp. gece ve gündüzün birbirini takibi ve uzaması: Dört mevsimin değişim ve farklılığı iki kutup altında doksanıncı enlemin gece ve gündüzü bu . yer (H) noktasına geldiği sırada (SM) ekseninin eşitliği olduğu üzere kalıp. güneşe dönük bulunduğundan. Lakin güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua. Bu surette yine iki kutbun taraflarına eşitlik üzere ışık saçılır bilinmiştir. Bu sırada yer. güneş o vakitte koçta görünmüştür. Bu sebepten güneş. kuzey burçlarıda görünür oldukça.görünmüştür. kuzey kutbu tarafına bir derece yeri terk eder müşahede olunmuştur. Bundan sonra kış mevsiminin başlangıcı erişip. yerkürenin güney yarısını tamamen aydınlatıp. kendine ve âlemin eksenine paralellik üzere farz olunmuştur. âlemin eksenine dik olur bulunmuştur. yerin yüzeyine. O yerin yüzeyine. yerin kuzey yarısını tamamen aydınlatıp. güneş onun karşısında olan terazide görünmekle. bizlere açık olmaz. İki kutbun taraflarında olan yere eşitlik üzere yayılır bilinmiştir. Lakin bu takdirce yerin aydınlık semti. yerin ekseni olan (SM) hattı. belki yengeç dönencesinde yirmiüçbuçuk derece güneşitleyici daireden kuzey kutbu semtine doğru uzak olmak üzere ulaşır bilinmiştir. Zira ki şekil dışı bir yerde bulunmuştur. Şu halde güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua.

Bunlardan biri. (Vallahi a'lem. işin aslında uzaklaşma yoktur. kâh bu yıldıza. eski astronominin dahi bundan ziyade nice işleri kabulden uzak görünür ve bilinir olmuştur. Yer kutunun yüksekliği daima aynı tarafa ve tepemizde olan aynı yıldıza ve bir ölçüye bakış ile ortaya çıkmış buluna. Bu yeni astronominin gereği olan yerin hareketini uzak görüp. her biri. gerçekte burçlar feleğinde yani kendi senelik dairesinde bulunan hareketiyle kâh oy yıldıza. mesela (B C) noktasına. kendi tabiatleri gereğince batıdan doğuya hareket ederlerken. fikir ve mülahaza lazımdır ki. Kudret-i İlahiyede son tayin etmeye cesaret edenlerin yanında sözü edilen iş. Ey aziz. ziyadesiyle uzak ve garip ise de. Şu halde bunda ellbette lazım gelir ki.yolla bilinmiştir. yine . muteber olduğunu bildirir. kâh güneye ve kâh kuzeye ziyade yakın olursa da. sâbitler feleğinin daima onun aynısı bir noktasına dönük olmuş görüne. yerin ekseni. bize gayet uzak olduğundan. malûm olsun ki. Şu halde yerin sâbitler feleğinden uzaklığı ve yakınlığı fark olunmaz olmuştur. kendi senelik dairesinin herhangi noktasında bulunursa. onunla beher gün doğudan batıya olan dönüşünü tamamlar bilinmiştir. büyük feleği muhalefet ederek. Biri dahi. dikkatli bir bakışla düşünülse.) Beşinci Madde Yeni astronominin kaideleri kuvvet bulup. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerin senelik dairesinin hizasında bulunan şâbitler feleğinin. kabul etmeyenlere. ilk hareket ettiricinin yani büyük feleğin genişlik ve büyüklüğüyle o acaip ve garip sürattir ki. Gerçi yer. büyük feleğin yirmidört saat müddetinde kendi içinde kuşatılmış olan feleklerin hareketleri ve hareketlerinde bulunan süratleridir ki. yahut (D Y) noktası. bir nokta kadar görünmüştür. halbuki bizden pek uzak olan sâbitler feleğine nispetle yerin senelik dairesi ancak bir nokta kadar gelmiştir.

gece ve gündüzün eşit olduğu nokta bulunmuştur. büyük güneşin etrafını senede bir kere dolanması çok daha kolay ve layık olup. karışık bulunmuştur. Şu halde sâbit yıldızların burçlar sırası üzere yani batıdan doğuya olan hareketlerinin ortaya çıkması ve gece ile gündüz eşitliği noktasından doğuya doğru bulunan uzaklıklarının fazlalaşması. harekete daha fazla isidatlı olan yerin küçük cisminin. Yerin bu hareketinden lazım gelir ki.büyük feleğe uymakla her gün doğudan batıya bir kere dönüş hareketlerini tamam ederler denilmiştir. durumun gerçeğine uygun. Zira ki yerin eksenin gayet yavaş olan hareketle yirmibeşbin sekizyüz onaltı güneş senesinde burçlar feleğinin çevresindeki bir daire çizer bulunmuştur. işin aslına muvafık gelip. Halbuki bir tüfeğin kurşunu seyrinde bulunan süratten. Zira ki sâbitlerin burçlar sırası yüzere bulunan hareketleri. kuzeyden . yerin bu hareketinden çıkar bilinmiştir. Ta ki bu müddette bir dönüşünü tamamlamak mümkün ola. yerin ekseni asla bir vakitte ve hiçbir cihetle konumunu değiştirmeye. Şu halde yerin ekseni. akla daha yakın olmuştur. o günlak hareketle ilk hareket ettiricinin mıntıkasında olan sürat. Yerkürenin o senelik dairesinde hareket eder oldukça ekseni aynı eşitliğini korur. denildiği öyle demek değildir ki. O iki nokta burçlar sırası hilafı üzere yani doğudan batıya geçerler. Bu harekete onun için gece ile gündüz eşitliğinin tekaddümü denilmiştir. burçlar kuşağı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme yerleri ki. üçyüzbin kat fazla ve şiddetli olmak gerek. şu halde o büyük cisim olup. üst yüzeyinin şekli henüz bilinmeyen büyük feleğin içinde bulunan büyük feleklerin kendilerine nispetle bir habbe ve bir nokta kadar olan yerin çevresinde dolanmalarından bu küre şeklinde olup. kâh yetmiş senede bir derece ve kâh altmış senede bir derece miktarı muayene kılınmıştır. kâh yüz senede bir derece. Yerin bu hareketi bir tertip üzere olmayıp.

Öyle ki yerin mihverinin ucu bu tür bükük ve sarmaşık hareketle bir bükük ve sarmaşık daire meydana getirir hayal edilip.D. Mesela merihin dairesi dahi (T. Yerin senelik dairesi (B. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir. Ey aziz. üç yükseğin açıklanmasında farz ederiz ki düz şekile güneş (A) noktasında olsun. Zira ki onların dönüş hareketi benzerli ve düzgün bulunmuştur.) Altıncı Madde Yeni astronomiye nisbetle beş şaşırmış gezegenin yavaş hareket etme ve duraklama keyfiyetini.B) dairesi olsun ki merih bu dairenin bir yayını kat edinceye dek yer kendi dairesinde olan dönüşünü tamam eder.güneye ve güneyden kuzeye yalnız yirmidört dakika miktarı hareket eder bulunmuştur. yeni astronomlar demişlerdir ki: Gezegen yıldızlardan beş şaşırmışta bulunan yavaş hareket. Bundan sona yer (L) noktasından (B) .K. düz gidiş ve geri dönüş mahiyetini bildirir. farz olunmuştur.C. sabitler dairesinden (M) noktasında görülür. kâh duraklama ile. Bundan sonra sabit felek (M. Nitekim daha önce açıklanmıştır ki.R. Onlar bize kâh yavaşlıkla. geri dönme ve düz gidiş bu yeni görüşe göre döndürücü feleğe muhtaç olmayıp. Şimdi deriz ki.A. Bu sebeptendir ki utarit ile zühre bazen güneş ile yer arasında ve yer yine güneş ile üç yıldız arasında bulunurlar. gözümüze bu tür hayaller asla görünmez olurdu.N) dairesi olun.T. kolaylıkla bilinmiştir.Y. müştei ve zühalden önce bitirir. Zira ki beş şaşırmışın duraklama ve geri dönüş gibi muhtelif durumları ancak bizim hareket halinde bulunan yerde bu yıldızlara baktığımızdandır. malûm olsun ki. yer (L) noktasında ve merih (T) noktasında bulundukları vakitte merih yıldızı. kâh geri dönüşle nitelinmiş görünmüştür. duraklama. utarit ile zühre güneşin etrafında bulunan senelik dairesini geri kalan üç yıldızdan yani merih.L) dairesi olsun. Ancak faraza âlemin merkezi olan güneş üzerinde bulunmuş olaydık.K.H.F.

dinî konularda ve rasat ve astronomi ile ilgili kanunlarda önce şöyle itiraz olunmuştur ki: Bu yeni görüş tabir olunan görüşler. Zira ki. Elbette bu surette olan durumuna geri dönüş adı verilir. Şu halde burçlar tertibinin hilafında geri dönüş görülür. Yedinci Madde Bu yeni astronomlara yöneltilen soruları ve cevapları bildirir. Öyle ki yer. sabitler dairesinden (La) noktasında muayene olunur. Burçlar tertibi üzerinde hareket eder bulunur ki düz gidiş ve sürat denilir. bu değişiklikler onda yavaş bulunmuştur. Bu tafsil ki utarit hakkında tasvir olunmuştur. Ancak farkı budur ki. Bu sırada yine (La) noktasında hissedilip. yeni astronomlara. semavî kitapların bildirdiklerine aykırıdır. malûm olsun ki. yavaş gidiş ve duraklama önce hasıl olur. Bundan sonra yer (A) noktasına ve yıldız (R) noktasına vardıklarında o vakit yine yıldız (F) noktasında bulunur. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. . Bundan sonra yer (C) noktasına ve yıldız (Y) noktasına ulaştıklarında bu sırada yine yıldız (F) noktasında görülmüş olup. Bu bölümde yazılan açıklamalar yeni astronomiye belki pek eskiye nümune olmaya kifayet ettiğinden şimdi bu görüşe yönelen sorular ve cevapların yazılmasına geçilmiştir. Bundan sonra yer (B) noktasından (H) noktasına ve yıldız (D) noktasından (K) noktasına varır. sürat ve düzgün gidiş denilir.noktasına ve yıldız dahi (T) noktasından (D) noktasına geçsin. utaritten ziyade zamanda kendi dairesini dolaşır görülmüştür. Zühre hakkında da aynısı geçerlidir. Bu vakitte yıldız. Bundan sonra (T) noktasında görünür. Şu halde bu surette burçların tertibine göre olan hareketin (M) noktasından (La) noktasına tacil etmesi müşahede olunup. ikinci duraklama ve ikinci yavaşlama hasıl olur. yıldız ile güneş arasında yakın olmak üzere intikal eder. Ey aziz. zühre.

adı verildiği vârittir. Zira ki yer. bu yeni astronomiye göre dahi haddizatında hareket ile nitelinmiş olmayıp. cevabını dahi büyüklerde reddederek böyle vermişlerdir ki: İşin aslı olmak üzere rağbet ve iltifat olunmağa mahal yoktur denilirse. çok katı hükümer semavî kitaplarda irat olunmuştur bu cümleden olarak. yer daima olduğu gibi baki kalır. Asla bir vecihle kendisine rağbet ve iltifat olunmaya layık ve şaheste değildir.Ve her şeye ki. Bir daha bu tarz ile cevap vermişlerdir ki: Dinî işlere ve yaratılışa bağlı oldukları takdirde. Kastedilen mânâ ile gizli ve gerçektir. toplam itibariyle asla ne dağılır. Yer daima sakindir. Zira ki yer. demektir. mücerret görüşümüze göre. Faraza olduğu itibariyle de asla rağbet ve iltifata layık ve seza değildir. durumu ve şanı böyle ola. Şu halde siyak ve sibaka göre yer. Zira ki bu sözün o yerde başlangıcı böyledir ki: Oluşumun biri gider. inkılap ve değişimden uzaktır: Her ne kadar ki bazen kendisinde oluşum ve bozuşum vâki olursa da. ay diğer yıldızlardan küçük olduğundan başka. daima sakindir. hemen gemiye giren kimsenin gemi içinde sakin olduğu gibi yer dahi yumuşak maddenin muayyen parçaları içinde daima sakin olur. Tevrat'ta aya: Büyük kandil. biri gelir. Diğer kitapların söyledikleri bu mânâya irca olunmuştur. her ne kadar ki kabullenilirse de asla faydası yoktur. deyip cevap . demek. hakikatte hareke edici olan kendisini. yani yeri kuşatan o yumuşak maddeden ola girdabıdır. Bununla beraber ki. konuşarak bu minval üzere cevap etmişlerdir ki: Yer. Küçükler de. Tevat ciltlerinde şerh olunmuştur. vâkıa bakar olduğumuzda. Böyle olunca sözün tamamı budur ki: Yer daima sakindir. hükmü ki. bu yeni görüş tabir olunan tahayyüllere dahi asla rağbet ve iltifat olunmak layık ve seza değildir. ne de bozulma kabul eder. İmdi. nurunu dahi güneşten alır bulunmuştur. o girdabı olan ince ve yumuşak maddenin belirli parçaları arasında daima kuşatılış olup. denilirse memnudur.

Ona bedel. kuzey kutbunun daima tek yol üzere olan yüksekliği bizim görüşümüze göre bulunmuştur. Şu kadar var ki. daima zâhir olur. mesela kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere kalmazdı. Daha önce onu biz. Çünkü yerin ekseni. âlemin merkezinden uzak olup. daima yerin bir belirli noktasında durmamız şart ve lazım gelir. bir nokta kadar görünür. bize. ekseni yüzere hareket ettiği takdirce. bizim için bulunan belirli ufku ve başucu noktamızda olan belirli noktayı kaybettiğimiz ve değiştirdiğimiz vakitte bulunmuştur. daima ortada olmazdı. sabitler feleği bizden o kadar uzaktır ki. başucu noktamızda bulunan yıldız. asla göremezdir. Şu halde belirtilen üç hükme göre. Adı geçen kutbun yüksekliği ve başucumuzda olan . Doruk ile etek dahi bu minval üzere tayin bulmazdı. Çünkü önce dediğimiz gibi. belirli yerimizi başucu noktamızda bulunan belirli noktayı değiştirdiğimiz zamanda elbette bize feleğin bir başka kıtası zâhir olur. ona nispetle yerin büyük senelik dairesi.etmişlerdir. Bunların cevapları dahi böyle olmuştur ki: Yer. kendi senelik dairesinde hareket eder olsaydı. Başucu noktamızda bulunan yıldızlar. Zira ki. Her vakitte sâbitler feleğinin belirli bir yarısı bize mukabil gelmezdi. önce görür olduğumuz kıtası. Onun için şart olunmuştur ki. mesela kuzeyden güneye doğru veya güneyden kuzeye doğru yerküre üzerinde hareket edip. bu görüştekilere itiraz olunmuştur ki: eğer yer. Felek küresinin belirli bir yarısı yani belirli dokuz burcu tamamıyle er vakitte bizim karşımızda olup. baktığımız yer olurdu. daima yerin bir belirli kıtasında sabit ve durucu olmaz. âlemin ekseni ile daima aynı hizada bulunur. kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere olup. Yerin daima bir belirli yerinde olduğumuz zamanda bir kararda görünmüştürki. tamamıyle gizli olur. Astronomi ve rasat kanunlarına dayanılarak. Yani bu şart.

o senelik dairesinde. Şu halde bu tür ilimlerde bunun gibi olmaz görülecek kati işler çok bulunmuştur. bu yön üzere yer. sözü edilen küçüklük ile asıl maksadımız bulunan feleklerin durumlarının nizamı ispat olunmuştur. eğer yer hareketli olsa. . Onun için zarar vermez denilmiştir. bir nokta kadar görüne. (Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır). Bundan başka.yıldızlar dahi değişken olur. tabiat kaidelerine dayanarak olan itirazları ve cevaplarını bildirir. Ancak farkı budur ki. mekanların en aşağısı. Doruk ile eteğin tayinleri lüzumuyle olan çelişkiye böyle karşı olmuştur ki. Bu itiraza böyle cevap olunmuştur ki: Çünkü kabul edilmeyen bu hüküm. elbette hissolunurdu. Ey aziz. onunla yerin senelik büyük dairesi. yeni astronomlara tabiat kaidelerine dayanılarak itirazlar olunmuştur ki. Onda değişen doruk ve etek. malum olsun ki. Binaların ve ağaçların dahi aşları aşağı gelip yıkılırlardı. bununla beraber. bu görüşe göre yerin hareketinden bulunmuştur. burçlar feleğinin hareketinden ve bunda yine yerin yavaşlamasından bilinmiştir. Bu görüş inanılmayacak mertebe uzak bulunmuştur. Sekizinci Madde Bu yeni astronomlara. Kuzey burçları hizasında harekette iken yine güneşe yakın olmak durumuna geldiğinde. oda uzaklık ve yakınlık güneşin hareketinden. âlemin merkezidir ve mekanların en aşağında yine ağır cisimlerden olan yerkürenin sakin olması en uygun ve en gereklidir. Sabitler feleğinin bizden ta o miktarı uzaklık mesafesi ki. Bundan sonra bu cevapların koruyucusu bulunan mukaddimeye itiraz olunmuştur. yerin bir noktası. eteği peyda olur. Bu astronominin dour ve eteği hükümleri aynen eski astronomideki gibidir. senede dayanmamıştır. güney burçları hizasında harekette iken dahi güneşten uzak olmak ve konumunu bulmağa doruk hâsıl olur.

bu durumda onlar. Bundan başka batıya doğru atılıp yuvarlanan top nesnenin hareketi. Onun doğuya gitmesinde bu hareket olmazdı. çünkü yer onların yuvalarını alıp birlikte götürür. lakin yerküre hemen ağır bir cisim gibi kendi yerinden hareket etme olmak lazım gelmez. mekanların en aşağısı mıdır. İspat delilleri şüpheli ve reddedilmiştir. Kuşlar havada uçarken. ki. su görüntüsü gibi yerle beraber hareket eder olduğumuzdan. ağır cismin yukarıdan aşağı doğru dik olarak inmesine bir engel yoktur. Belki bu delilden. Bundan başka yerin tabiatına bakıldığında. Yer sakin olsun yahut yumuşak madde ile hareketli olsun. değil midir? Henüz tespit edilip. hareketinden gayri sözü edilen yumuşak maddenin hareketinden dahi pay alması muhakkaktır. Zira ki. Zira ki. batıya giderken. belirlenmiş değildir. doğu tarafına doğru yuvarlandığı zamanda bulunan hareketinden pek çok yavaş olurdu. o okun yerin yüzeyinden kat ettiği mesafe çok olurdu. ayniyle o taş gibidir. yerin hareketini hissedemeyiz. Belki aşağıda ve yukarıda olmaları bize kıyasla bulunmuştur. Yine cevap olunmuştur ki: Biz. dümdüz varacak oldukları noktalar. Gerçi büyük taşlar ve ağır cisimler. sair yıldızlardan ağır olması dahi henüz malum değildir. Bu itirazların tek tek cevapları böyle verilmiştir ki: Yer. batıdan doğuya gelen yerin yüzeyi.Ağır cisimler yukarıdan aşağıya dik olarak inemez olurdu. yuvalarını bir daha bulamazlardı. yerle birlik o yumuşak madde içinde kuşatılmış olup. yer yüzeyiyle beraber harekette olurdu. binaların ve ağaçların dahi eğilip kırılmadıkları bundan bilinir. Bu. geminin sereninden dibine doğru atılmıştır. Çünkü ağırın inişi. doğu tarafına atılan oktan pek çok ziyade menzil alırdı. yerden ayrıldıkları anda yine yere dönerlerse de. Elbette batı semtine atılan. bunların ayakta durması ve sebatı lazım gelir. bu tür taşların yukarıdan aşağıya atıldığı halde serenin dibine düştüğü tecrübe ile . onu karşılamakla. Zira ki ok.

yuvalarından uzaklaşmaları ve ayrılmaları lazım gelmez. esirî cisimlerin maddesine ve musammat cisimlere. Gemi sakin olsun veya hareket halinde olsun ve buna dahi aynen öyle sebeb. feleklerde artma. feleklerin tabiatları sulu ve yumuşaktır: Yarılma ve birleşme kabul eder cisimlerdir. biriyle dik olarak iner. göklerin tabiatlarını ve sayılarını bildirir. belki kavisli bir hat çizerek hâsıl olur. biriyle dahi geminin hareketine uygunluk eder. malum olsun ki.bilinmiştir. aşın düşüşünden gayri geminin hareketinden dahi hissedar olmasıdır. Evvelki gök. harekette şiddet ve zayıflama. Lakin geminin dışından. Bu yeni görüşe göre: Göklerin sayısı üçe hasredilmiştir. yoğunlaşma. demişlerdir. salabet. yarılma ve birleşme olmayıp. Belki bu hususta doğrusu budur ki: Ne ağır cismin ve ne adı geçen taşın inişi denilen hareketi kesinlikle düz değildir. demişlerdir. denizde balıklar suyun hareketinin etkisinde kaldıkları gibi. filozoflar. Bu yeni astronomiye taraftar olanlar. azalma. feleklerin tabiatlarında yani feleklerin maddelerinde ihtilaf edip. göklerin maddelerinden hacim ve salabeti kaldırıp. doğru hareketle indiğini muayene eder. o iki hareketiyle bir eğri çizgi çizdiğini gözlerler. bir kimse bir geminin güvertesinden sereni dibine bir taş attığında. geri dönüş ve duraklama ve yerlerinden çıkma kabul etmezler. seyrelme. kuşlar dahi havanın hareketinin etkisinde kaldıklarından. Öyle ki. eski astronomiye rağbet edenler yukarıda açıklandığı üzere. tıpkı buna benzer ki. Dokuzuncu Madde Bu yeni astronomiye göre. Böyle olunca. Geri bizim görüşümüze göre ki geminin içinde dik tahayyül olunursa da. . saffet ve şeffet üzere olup. Ey aziz. Batıya doğru atılan okun düşüş mesafesi ziyade bulunmaz. Doğuya doğru atılan yuvarlanan kürenin hareketi daha hızlı olmaz. yani hacim. bu. yani denizin kenarından bakanlara o taşta iki hareket olur ki.

) Eflak ile devr eder kevakib her an .) Eflak ve anasır ve mevalîd ey dil Ecsam ve tabayi ve suverdir hep bil Çün âlemdir hakîm-i sun'u şâmil Pes heyet-i âlemi tefekkür hoş kıl (Ey gönül. saadet ehli için dinlenme yeri tayin kılınmıştır. bileşikler. Üçüncü gök. O halde âlemin hey'Etine iyi tefekkür kıl. Kur'an'da: "Hangi tarafa yönelirseniz orası Allah'a ibadet yönüdür. unsurlar." (2/115) dedin. Halk eyledi ey Hüda bu ibretgâhı Eflak ve anasır ve bu şems ve mâhı Kur'an'da dedin fe semme vech'ullah (Ey Hüda. ötesinde bu feleği kuşatan büyük feleğin sınırsız ve sonsuz olması araştırılarak kesinleşip.unsurları ve gezegenlerin tümünden ibaret olan topluluktur. beş yüzyıldan bu ana gelinceye dek. bize nâzır olup gözetlediğimiz sabitler feleğidir. bu bölüm tamamlanıp. saadetnâmemizden dahi güzelliklere ve sanatlara yol açıcı ve iletici olmak için onaltı rubai yazarak. metinde sözü edilen şekillerin buraya çizilmesi münasip görülmüştür. İkinci gök. Bizim muradımız ve maksadımız olan. İlahî. sonraki bilginleri makbulü bulunmuştur. felekler. eşyanın hakikatini bize göster. eski astronomiye uygun bütün kaide ve hükümleri kuvvet bulup. sâbitler feleğinin kalınlığı mesafesi her ne kadar geniş ise de. cisimler ve tabiatlar hep suretlerdir bil! Çünkü hakîm olan Allah'ın sanatı âleme şâmildir. bu ibretgâhı yarattın: Felekleri unsurları. yaratıcıyı tanımaya vesile bulunan insanlar âlemine ayna olarak konulan büyük âlemi. güneşi e ayı. Bu yeni astronominin. bu cevihle bu yönden dahi seyr için bu miktarca yazma ve açıklama ile yetinilip.

) Hakkı dile gel kılma heves dünyaya Emvacı koyup kendini sal deryaya bak bu kelimat-ı Rab olan eşyaya Hoş bu kelimatı anla dal mânaya (Hakkı. gönüle gel! Dünyaya heves kılma. cihanı ibret kitabı bil. Bu Rabbin kelimeleri ola eşyaya bak. Dört farklı tabiat karışınca ey can.) Hakkı bu cihanı bil kitab-ı hikmet Eflak ve anasırı huruf ve kudret Terkib ve mevalid ve kela-ı izzet Fehm et kelimat-ı Rabbi al çok ibret (Hakkı. ne görüp işitse Meva'yı yâdeder. Dalgaları koyup.Tesir edib imtizac eder bu erkan Dört tab-ı muhalif olsa memzuc ey can Madenle nebat olur ve hayvan insan (Her an yıldızlar feleklerle döner. Onların tesiriyle karışır bu özler.) Bu bahr ne eksilir ne artar asla . madenlerle bitkiler. bu kelimeleri iyi anla mânaya dal.) Bulan kelimat-ı Rabbi'den mânâyı Hiç olmaz o harfgîr ve kor kavgayı Tuba ona kim o fehm eder eşyayı Ne görü işitse yâd eder Mevla'yı (Rabbî kelimelerden mânayı bulan. kendini denize sal. Rabin kelimelerini anla. harflere takılmaz ve kavgayı bırakır. Eşyayı anlayana ne mutlu ki. çok ibret al. hayvan ve insan olur. bütün bileşikleri İzzet'in kelamı bil. Felekleri ve unsurları harfler ve kudret.

Dalgalarla boşuna yorulma. Dünya seni terk etmeden. iki an içinde tek fasıl bâki kalmaz. Masivayı yok anla. Mevla'yı bil. dalgalar ona bitişik olarak gelir gider. sen onu terk et. Allah'ı iste.) Hakkı. onu iste bil cihanı fânî Bul mevt-i iradide hayat-ı canı "Mütü kable en temütü"ü tanı Dünya seni terk etmeden sen eyle anı (Hakkı. asla eksilmez ve artmaz. "Ölmeden önce ölünüz" hadisini tanı.. Caın hayatını iradî ölümde bul. Alem ki. cihanı geçici bil.) Ah savmla bağlasam dehanı hani Akl okusu nüsha. o dalgalar gibidir mesela. Hak için dünyayı ehline ver. ha için ver ehline dünyayı Ednayı unut seversen ol âlayı Emvac ile boş yorulma bul deryayı Yoğ anla bu mâsivayı bil Mevlâ'yı (Hakkı. ağzı oruçla bağlasam. Yüceyi seversen alçakları unut.i cihanı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Can bulsa o can-ı canı hani hani (Hani. denizi bul.) Hakkı. Hani hani!. Can bulsa canın canını!) Ah sumtla bağlasam dehanı hani . akıl cihan nüshasını okusa hani Gönül o gizli manayı bilse hani.Emvacı gelir gider o bahre asla Alem ki o mevcler gibidir mesela Kalmaz iki an içinde bâki fasla (Bir deniz ki.

) Tevhid-i vücuda çünki hemrah oldum Ahkam-ı meratibinde gümrah oldum Çün zevk-i şühude erdim âgah oldum Her mertebesinde hoş maa'llah oldum (Çünkü tevhid-i vücuda yoldaş oldum. Müşahede zevkini erdim âgah oldum. dinlesem gizliyi hani! Hani o cihanın mânasını can görse.) Hep varlığı bir bilince şadân oldum Ahkam-ı meratibinde nâdân oldun Çün bildiğimi görüb de hayran oldum Her mertebede muti-i ferman oldum (Varlığı hep bir bilince şâdân oldum.Dil söylese dinlesem nihanı hani Can görse o mâna-yı cihanı hani Aşkıle bulaydım anı hani hani (Sükûtla bağlasam ağzı hani. mağrur oldum.) Zannımca yakîn ve sıdkla sıddıkam . gönül söylese.. Çün hâl ile vahdet-i vücudu buldum.. Her mertebesinde Allah'la beraber oldum. Mertebelerin hükümlerinde nâdân oldum. Mertebelerinin hükümlerinde yolumu şaşırdım. Çünkü bildirimi görüp de hayran oldum ve her mertebede fermana itaatkâr oldum. aşk ile bulaydım O'nu. uzak oldum. Mertebelerin hükümlerini koyup. o anda mertebeleri korumakla mesrur oldum. Hani hani.) Bir bildim iki cihanı mağrur oldum Ahkam-ı meratibin koyup dûr oldum Çün halile vahdet-i vücuda buldum Pes fız-ı meratibiyle mesrur oldum (İki cihanı bir bildim.

Tevhid-i vücud ile dolu tahkikam Her mertebe çün vücud eder hükm-ü diğer Pes hıfz-ı meratib etsem zındıkam (Zannımca yakînim ve sıdkıla sıddıkım. bütün yedi gezegen yıldızın dört unsurda olan tesirlerinden hâsıldır. Hepsi onun güç ve kuvveti ile . bitki ve hayvandır. varlığı birliğiyle dolu ve araştırıcıyım. tam mürekkep cisimlerin cinslerini ve nevilerini toplucu bildirir. Koruyanı koruyan mutlak şehtir. Hepsini yedi madde ile açıklar. Cihanın sırlarını söyleyen ahmaktır. Her mertebede varlık diğer hüküm eder. Yani ay feleğinin içinde vücuda gelen bileşik cisimlerin tamı ve tam olmayanı. O şeh ki gayurdur. Ey aziz.) Bil vahdet-i âlemi ki arz-ı hakdır Ol şeh ki gayûrdur bu sırr-ı muğlakdır Esrar-ı cihanı söyleyen ahmaktır Hıfz edeni hıfz eden şeh mutlaktır (Alemin birliğini. Birinci Madde Tabiilerden bulunan bileşikleri tümünün asıllarını ve maddelerini.) 28-BÖLÜM:028: ONUNCU BÖLÜM Bileşiklerin oluşum keyfiyetini. malum olsun ki. Şimdi mertebeleri korusam zındığım. Hak'kın arzı bil. bu muğlak sırdır. Hak'kın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. Yedi gezegen ise. filozoflar demişlerdir ki: Oluşum ve bozuşum âlemi içinde meydana gelen atmosfer ve üç bileşik. gece gündüz. yani tam bileşik cisimler olan üç bileşiği (mevalid-i selâse) ki maden. yüksek babaların aşağı analarda bulunan tesirlerinin neticesidir.

onunla karışır. Buharlar. Bütün bunları yapın.hareketli ve tesirlidir. lâtif nizamla suret bulmuştur. Bundan sonra yerin derinliğine sirayet eden güneşin harareti o koyulaşan özleri kaynatarak maden. Zira ki madenlerin evveli toprak ve suya. yine güneşin ısıtması ile havaya çıkıp onunla karışır. güneşin ısıtması ile havaya yükselir. hem yaratmak hem de emretmek ona mahsustur. Buhar ve dumandan yarı bileşikler oluşur ki. Alemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir. yerin karnına çekildiğinde. Allah. emrine bağlı kıldı. gayet lâtiftir. ayı ve yıldızları. su. nehir ve deniz sularının incelikleridir ki. Allah'dır. Bu dördün birbiri ile kaynaşıp birleşmesinden meydana gelen tam bileşik cisimlerin. yani üç bileşiğin birincisi maden cinsidir ki. Üç bileşik çocuk sürekli doğmaktadır. Son mertebeleri temiz nefstir ki. Bu kâinatın ilk mertebeleri kesif topraktır."(7/54) BEYT Çün yedi erden müdam hâmiledir çâr-zen Tıfl-ı mevâlid hem doğmadadır dembedem (Yedi erkekten dört kadın sürekli hamiledir. unsurlara geçer ve değişir. Başlangıçta dumanlar ve buharlar.) Dört unsur ki. yukarıda açıklanan atmosferdir. orada toprak parçaları ile karışarak koyulaşır. İnsanî nefislerin . Ama dumanlar yerin incelikleridir ki. taş nevileri dahi ondandır. bitki ve hayan maddesi eder. Nitekim Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Güneşi. ateş. Hayvanların evveli bitkiye ve sonu insana bitişiktir. hava ve topraktır. sonu bitkiye bitişiktir. dikkat ediniz ki. Suların özleri karlar ve yağmurlardır ki. zalimlerin söylediklerinden yüce olan. Bu üç bileşik ancak birbirine şaşırtıcı bir tertiple. Bitkileri nevveli madene ve sonu hayvana bitişiktir.

aslını bulur ve uzak ve yakın. Aşk. daii Mürebbi'den kemalini ister.evveli hayvan ve sonu melekî temiz nefislere ulaşır. Oluşum ve bozuşum her anda yeni ve başka bir yaratılış oldu. oluşum ve bozuşum cihanı içire rağbetle. Hepsi. o. Ey Hakkı! O ki. NAZM Bu kâinat-ı cihan hep tebeddül eyler ümîd Semadan arza dek ve zerrelerle tâ hurşîd Cihan kevn ve fesâd içre cümle rağbetle Kemalini talib eyler mürebbiden cavid Kemal-i hak nebat ve kemal-i hayvandır Kemal-i hayvan insandır oldur asl-ı nüvîd Kemal-i âde olur hem visâl-i aşk-ı cemil Ki oldur asl-ı muradât gayet-i her ümid Çü bahr-i mevc olur ondan buhar ve gıym ve matar Matar ki sel olur aslın bulur garib ve bayid Çü aşk seyreder eşyayı devreder daim Her anda kevn ve fesad oldu başka halk-ı cedîd O ki cihanı bu hikmetle seyreder Hakkı Ol ehl-i dildir o vası-i dil oldu arş-ı mecîd (Bu cihan kâinatı ümit hep değiştirir. bulut. Olgunluğu ancak onda hâsıldır. gökten yere dek zerrelerle ta güneşe. gönül ehlidir. Celil'in aşkına ulaşmaktır ki odur muratların aslı ve her ümidin gayesi. bitkinin kemali hayvandır. İnsanın kemali. müjdenin aslı odur.O geniş gönül. hayvanın kemali insandır. cihanı bu hikmetle seyreder. yağmur ve ysel olur. eşyayı seyreder ve sürekli devreder. Toprağın kemali bitkidir. Çünkü dalgalı deniz olur ve ondan buhar.) . Mecid'in arşı oldu.

Bazı taşlar. cıva olur. billur. demir. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin başlangıcı bulunan madenlerin cümlesi. Eğer buhar. zebercet. Nitekim bütün bitkilerin ve ağaçların asılları. Bileşimi kavi olup. madeni. Yumuşak ise. rutubetle çözülür. o su parçalarındandır ki. taş cinsidir ki: Elmas. madenlerde sert taşlar içinde nice bin yıl uzun bekleyişle safa bulup. nicelik ve nitelikte muhtelif bulunan karışımlar ve bileşimler olmuştur. yerin altında oluşup. kalsiyum ve kükürt gibi. la'l. onlardan füruu. sıcaktan yağ gibi olmuştur. yedi meşhur cisimdir ki: Altın. nişadır ve şap gibi. Bütün madenlerin asılları. şiddetli hareketle karşılaşan ve su toprak parçalarından oluştur ki. yakut. bir süre durduktan sonra onlardan füruu ve dalları zamanların geçmesiyle havaya çıkmaktadır. karbonat. asırların geçmesiyle zeminin dibine girip ve inip gitmektedir. bir miktar yer içinde oluşup durdukta. Yedi meşhur cismin oluşumu. o tatlı sulardandır ki. Kükürt ise. Eğer bileşimi kavi olup. kurşun ve tunçtur. seylan ve pîruze gibidir. mermer. kükürt. malum olsun ki. gümüş. ancak cıva ile kükürtün nicelik ve nitelikte farklılıklarından ve karışmalarından hâsıl olur. Şeffaf ve katı cisimlerin oluşumu. duman üzere üstün gelirse. çekiçle ezilmezse. tuzlu cisimler gibi. tuz. Cıvanın oluşumu. zümrüt. yeşim. çekiş kabul ederse. yerin içinde hapsolan buhar ve dumanlardan oluşan cisimlerdir ki.İkinci Madde Üç bileşiğin ilki olan madenlerin durumlarını ayrıntılı olarak ve çeşitlerin toplu olarak bildirir. Eğer duman buhar üzere üstün olursa. Ey aziz. civa vesair şeffaf olan cevherler oluşur. Bazısı ateşle çözülür. yüksek hareketle kaynaşmıştır. toprağın ince parçalarına karışıp. hareketinden . bakır. kalay.

Kükürt madenleri. Şu halde altın madeni. adı geçen yedi meşhur cisimdir. Bu kıyas üzere her maden. Ey aziz. yağlı ve yumuşak toprakta oluşurlar. o cıvanın rutubetini emdiyse ve o kükürtün boyama gücü olup. madenin harareti onu. O madenin oluşumu. o yapışkan çamurla suyun kaynaşmasındandır ki. kıraç ve sert yerlerde vücuda gelirler. madenler üç neve münhasır kılınmıştır: Katı madenler. o kaynaşıp sarı altın olur. yumuşak yerlerde hâsıl olur. nice bin sene tesir etmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Üç tür madenden evvelkisi katılardır ki. yerin içinde bekleyen rutubetlerdendir ki. Eğer kükürt ve cıva safî olup. Rutubetle ayrışan cisimlerin oluşumu. bölgenin toprağına karıştığında. Onların hepsi ancak kükürtler ile cıvadan oluşurlar. güneşin harareti ona. Tek tek çok olmalarına rağmen. . tamamen karıştıysa. madeni. pişirmekle yağ gibi koyu olmuştur. yerin yakıcı ve kuru maddelerine suyun şiddetli karışımından hâsıl olur. tabiatlarını ve vasıflarını bildirir. yer. biribirine tamamen kaynaştılarsa. Tuz. Yağlı cisimlerin oluşumu. dağlar içinde ve yumuşak taşlı. Eğer kükürt ve cıva saf olup. ıslak. suyun rutubetini çeker ki. malum olsun ki. o kükürt. Kireç madeni. taş madenler. Zaclar ve şaplar. Üçüncü Madde Madenlerden katı cisimlerin oluşumunu. cıva ile uygun bir ölçü bulduysa. Şeffaf olmayan cisimlerin oluşumu. o bölgenin özelliklerinden bilinmiştir. madenin hararetiyle incelip ve çözülüp.taşlaşmıştır. dağların içinde yumuşak toprak ile karışan taşlar içine oluşurlar. kireç ile karışan kumlu yerlerde oluşur. Gümüş ve benzerleri. kumlu yerlerde oluşur. nemli. yağlı madenler. bir bölgeye mahsus bulunmuştur. hararetiyle nice bin yıl pişip yandıysa.

Dünya erkeklerine kuvvet ve izzettir.ölçüleri de uygun gelip uzun zamanda pişip yandılarsa ve kükürt beyaz olup. kaynaşıp tunç olur. suyu saf kaldığındandır. Cismi paktır. cıvası saf ve pak olduğundandır. Şu halde tabii harareti. kalay oluşur. topraktan olmasındandır. Ağırlığı. kükürt nevileriyle cıvanın ya niceliklerinden veya keyfiyetlerinden hâsıl olduğu tecrübe ile bilinmiştir. Ateşle yanmaz. kokusu hoştur. Tadının tatlılığı ve kokusunun temizliği kükürtünün saf olduğundandır. beyaz gümüş olur. Rengi sarı ve berraktır. Değerlidir. din ve dünyanın kıvamıdır. Ama katıların sultanı bulunan altının tabiati sıcak. yağlılığı fazla olduğundandır. rutubetten kaldıysa. Bu sarı altın. ayrışmasına ateş bile kâdir olmaz. Eğer cıva saf ve kükürt bozuk olup. paslanmaz. Eğer bozuk kükürt yanmadıysa. Yumuşaklığı. Tabiatı tatlı. Herkes ona muhtaç olmuştur. Eşyanın en değerlisidir. Toprak içinde bin yıl kalsa çürümez. Şu halde katı madenlere ârız olan farklılık. Güzellik ve değeri. yumuşak ve latiftir. Hüda'nın nimetlerinin en şereflisidir. Her iklimde revaç bulmuştur. İki cihanın ender sermayesidir. Lekesi olmaz. nakittir. Eğer pişmezden önce ona soğuk isabet ederse. Berraklığı. Eğer kükürt ve cıva ikisi de bozuk olursa. Ağırdır. Zira ki sarı altın. Letafet ve nezafeti. Su zerreciklerinin toprak zerreciklerine şiddetli kaynaşmasından. piştiyse bakır oluşur. Kendi güzeldir. Nitekim denilmiştir: NAZM Ey altın bütün lezzetlerin toplayıcısının Cihandakilerin her zaman sevgilisi sensin Şüphesiz Hüda değilsin velakin Hüda'ya yemin olsun Ayıpların örtücüsü ve ihtiyaçların kadısısın . ateş rengi sarılığı olduğundandır. o kaynaşıp. Alem halkının nizamıdır. tabii nefsin ona şua saldığındandır. kurşun hâsıl olur. Süs isteyen kadınlara lezzettir.

su ve ateş ile etkilenip kırılmazlar. güneşin hararetinin tesiriyle olan su ve yapışkan çamurun birleşmesinden oluşurlar. Şeffat taşları oluşumu ve renklenişi. madenler ile karışmayıp. malum olsun ki. doğarlar. Üç âfet: Değişken su. Kurşun: Bozuk sınıfıdır. kirinin çokluğu. Tunç: Tabiatı hepsinden daha soğuk ve daha kurudur.Beyaz gümüş: Madeninde maddesi olan kükürt beyaz olmayıp. Toprak içinde uzun zamanla çürür. kükürtünün hareketindendir. Lâkin ana karnında cenine âfet erişip zayi olduğu gibi yerin karnında gümüşe üç âfet eriştikte kalaya dönüşür. Gümüş. sürekli ateşle erir. o sarı altın olurdu. her ihtiyacına zafer bulmuştur. Ey aziz. beyaz gümüş iken simsiyah olur. Onun kırmızılığının fazlalığı. filozoflar demişlerdir ki: Bütün şeffaf taşlar. onlardan öyle sert taşlar oluşur ki. Lekesi en yakınına gider. tadının kekreliği ve kokusudur. tabiatının kuruluğu. zemin ve maden taşları ve mağaralar içinde hapsolup. sadece renginin kırmızılığı. Zira ki. Farkı. hararetinin aşırılığından bilinmiştir. kötü kokuya rehavettir. nice bin yıl onda kalmakla ziyade safa ve sertleşme ve katılık kazanıp. Demir'in siyahlığı. Kükürt isabet ettiğinde. beyazlığı simsiyah olur. Bakır: Gümüşe yakındır. Muteber . beyazlatmaya ve yumuşatmaya gücü yeten kimse. Şeffaf olmayan taşlarsa. karışım parçaları eksik kalsa. Dördüncü Madde Madenlerden taş cisimlerin oluşum ve renklenişini kısaca bildirir. yağmur sularından yerde hapsolan rutubetlerden oluşup. kırılır. Diğer katı madenlerden ziyade sulu bulunmuştur. Kalay: Beyaz gümüş cinsindendir. oluşumu ve bozuşumu onun gibidir. Kokusu dahi pistir. Şu halde onu. yağmur suları ve rutubet. Ona cıva yaklaşsa çekiç kabul demeyip. Allah'ın sanatının tefekkürü için katıların durumları bu miktar yeterlidir.

Kâh olur ki. Kâh olur ki. zamanların geçmesiyle güneşin hararetinin tesirlerinden kaynaşan su ve yapışkan çamurdandır ki. taş yağdı derler. Taşların farklılığı. zührenin maviliği. fakat kurşunla mağlup ve etkilenmesi Hak'kın gayretinden bilinmiştir. merihin kırmızılığı. Eğer kıraç yerlerde bulunduysa. bu kadarca açıklama üzerine kısa kesilmiştir. onları yaratan alemin yaratıcısı Allah bilir. mutlak taş olunur Eğer sıcak yerde olursa. sarı ve yeşil zaclar oluşur. Renklerinin farklılığı. yerde kalmazlar. yıldırım ile taş veya demir yahut bakır vâki olur. Bunun sebebi. Şeffaf taşların doğuşu. Zira ki. Kâh olur ki. güneşin sarılığı. o suyun veya o yerin özelliklerindendir. ondan tuz ve şaplar oluşur. gezegenlerin ışıklarıyle vücut bulmuştur. havada taş oluşur. Lakin burada kısa kesilmiştir. madenlerin üç çeşidinin ikinci nevi olan taşlar.o yapışkan çamurdan kırmızı. bütün madenlerden daha değerli ve daha saf yaratılmıştır. yukarıda anlatıldığı üzere. o madenlere böyle istila etmiştir. . havaya yükselen duman zerreciklerinin sıcaklığı soğuk isabetiyle soğuyup. taş suda oluşur. Zümrüt cevherinin faydaları ve özellikleri çoktur. madenlerin tümünden daha sert ve daha kavi muayene kılınmıştır. Şuasından yılan kör olur. Buna yakın cevher zümrüttür ki.cevherle olup. İmdi. o çamur taşlaşıp kalmıştır. Hepsine üstün ve etkili iken. Her yıldız cevherlerin nice nevillerine delalet edip. utaritin rengi ve ayın beyazlığı onları renklendirmiştir. Cevherlerin çeşitleri oldukça çoktur. yerlerine bağlıdır. müşterinin yeşilliği. toprak ve sıcak çamurdan bulunduysa. düşe ki. şuasını o dağlar üzerine salıp. Nitekim ateşin tesirinden soğuk süt yoğurt olmuştur. zühalin siyahlığı. Şu halde her yerin bir başka özellikleri vardır ki. Hepsinin sultanı ve kıymette pahalısı elmas cevheridir ki. ona bakanın gözü nur ve gönlü sürur bulur. Eğer yer.

kendi benzeri vücut bulmak için başlangıç ve madde olur. Yani bitki cinsinin bir tabiatı vardır ki. Zira ki Allah'ın kudreti sonsuz bilinmiştir. unlara kıyas ile tamamiyle atlanmıştır. onsekizbin nevi bulunup. Onların bir şuursuz kuvveti vardır. Bir nevi dahi. Zira ki madenlerin sınıfları. kıvam. Tâ o cisim tabiatı gereğince yetişme olgunluğuna ulaşıncaya dek gider. olduğu cismi uzunluk. ona benzediği ile yapışır. mizaç itidaline yakın olduğundan çeşitleri onlardan az bulunmuştur. O kuvvete bitkisel nefs derler ki. mizaç itidalinin olgunluğu üzere bulunduğundan. artış ve beslenme yönünden ilk kemalidir. Beşinci Madde Üç bileşiğin ikincisi olan bitkilerin durumlarını topluca bildirir. Ona bitki tohumu . ey aziz. ondan farklı hareketler ve değişik âletler vasıtasıyla muhtelif hareketler çıkar. her nevhi. genişlik ve derinlik taraflarından artırır. insanlık âlemi bilinmiştir. Bu o kudrettir ki. Onun üreme kuvveti vardır ki cinsinin bekası onunladır. Ve bitkisel nefsin gıda kuvveti vardır ki. unsurların mizaçlarının itidalinden uzak olduğundan. Şu halde Yaratıcı'nın sanatını düşünmek için madenlerin durumları bu miktar ile yetinilmiştir. daha izzetli ve nâdir bulunmuştur. Bu o kuvvettir ki. Onun namlı kuvveti vardır ki. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin ikincisi bitkilerdir. malum olsun ki. fertleri hepsinden az olup. Bu o kudrettir ki kendi cisminden bir cüzü olup.Madenlerin üçüncü çeşidi bulunan yağlı cisimler. çeşitleri dahi ondan daha az olup. şahsın olgunluğu onunla hasıldır. o tabii cismin ancak doğuş. gayet çok bulunmuştur. Bitkilerin cinsi. tabii hararetle cisminden çözülen eksikliğe bedel. su gibi olan öteki cismi kendi bulduğu cismin miraç. bir âlem olarak isimlendirilmiştir. Hayvan cinsi mizaç itidaline bitkilerden daha yakın olduğundan. şahsın bekası onunladır. renk ve cevheri benzerine değişip. Bu insan cinsi.

Beslenme kuvveti. Sonra fazlasını atar. Altıncı Madde Üç bileşiğin üçüncüsü olan hayvanların durumunu topluca bildirir. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin üçüncüsü hayvan cinsidir ki. Ama bitkilerin bütün sınıf ve çeşitlerinin sınırını ve hesabını ancak onların yaratıcısı bilir. bitki yetişme olgunluğunu bulduğunda duraklar. İradi hareketle hareket eder. çekme kuvveti. Bu hayvani nefs için mahsus olan eserlerden iki kuvveti vardır ki: Anlama kuvveti ve hareket kuvvetidir. BEYT Her bitki ki yerde biter Allah birdir ve benzersizdir der BEYT Akıllı olanın gözünde ağazların yeşil yaprakları He yaprağı Allah'ı tanıtan bir defterdir. ya bedenin dışında olur veya içinde olur. besinleri çeker. Sonra tutar. Sonra hazmeder. Halka lazım olan sebzeler ve meyveler. kurur. Ama beslenme kuvveti âciz oluncaya dek işini sürdürür. hazım kuvveti ve atma kuvvetidir. tabii cismin ilk kemalidir. özellikleri ile tıp kitaplarında yazılmıştır.denir. Anlama kuvveti. bütün vasıfları ile insanların dillerinde meşhur olduğundan. Şu halde onun dört hizmetçisi vardır ki. Doktorlara lazım olan bazı parçalar ve ilaçlar. Mümtaz olmayan nefs. . Ey aziz. Namlı kuvvet. o hayvani nefstir. O âciz olduğunda bitkiye ölüp erişip. batki cinsinin nevi ve sınıflarının isim ve özelliklerini saymakla mevzu uzatılmayıp: Tek yaratıcısına ve Allah'ı bilmeye vesile olmak için kühn ve mahiyetini bu miktarca açıklama ile yetinilmiştir. yerin bir miktar derinliğinde oluşup eğlendiğinde yavaş yavaş havaya çıkar. tutma kuvveti. Bütün bitkiler. malum olsun ki. Nitekim bitki cinslerine ibretle bakmak için denilmiştir.

kabul edip iç güçlere tev zi eder. yakın olursa. o sinirlere ulaşıp onu titrettiğinde orada bulunan işitme duyusu o sesi idrak eder. Hayvan cisminin çoğuna karışmış olan sinirlerde konulmuştur. . görme. Onun idraki tükrük rutubetinin aracılığı iledir. yiyeceğin tadını hisseder. Müşterek his bir kuvvettir ki: Dimağda olan üç boşluğun birinci boşluğu önüne bağlanmıştır. koklama. hayal. Hayvanın içinde olan kuvvetler beştir ki: Müşterek his. Ona yiyecekten ince zerrecikler karımış olup.Bedenin dışında olan beş kuvvettir ki: İşitme. nakşeder. Dış duyulara ulaşan suretlerin hepsini. ondan dilin cismine değdiğinde. Ona iki nurun toplanması dahi derler. Koklama bir kuvvettir ki: Dimağın önünde olan ee başları gibi iki fazlalık içere konulmuştur. İşitme bir kuvvettir ki: Kulağın alt yüzeyinde döşenmiş olan sinirlerde konulmuştur. tatma ve dokunmadır. Görme bir kuvvettir ki. müşterek histen alıp. Dimağın önünde bitip biribirine yaklaşması ile raslaşıp ve kesişip ondan uzaklaşmakla gözün yağ tabakalarına ulaşan iki içi boş sinirin ulaştığı yerde konulmuştur. tasvir eder ve temsil eder. hafıza ve tasarruftur. Hissedilen bütün suretleri. Hayal bir kuvvettir ki: Dimağın birinci boşluğunun sonunda konulmuştur. bu suretlerin koybolmasından sonra hepsini korur. vehmetme. Tatma bir kuvvettir ki: Dilin cismi üzerine döşenmiş olan sinirler içinde bulunur. Dokunma bir kuvvettir ki. Eğer şiddetli mağaradan veya kuvvetli kaleden hasıl olan sesin keyfiyeti ile nitelenen hava dalgalandığında. Bu sinirlerde davul gibi hava hopsolmuştur. müşterek his.

hayal ve hafızadan olan suret ve mânaların bazısını bazısına bileştirip. Eğer sebeb olucu. Yedinci Madde Hayvan cinsini en şerefli nevileri ve en güzel sınıfları bulunan insan fertlerinin mahiyetini topluca bildirir: . kendi algıladıklarında kullanırsa buna: Düşünme derler. ona: Gazap kuvveti derler. Eğer sebeb olucu. Nitekim vehmetme kuvveti hükmeder ki. yapıcıyı üstün istek için hayal olunan zararlı eşyayı veya faydalıyı defedecek tahrike sevkederse. yapcıyı lezzetlerin meydana gelmesi için olan hayal edilen yararlı eşyayı veya zararlıyı isteyecek tahrike sevkederse. bazısını bazısından ayırmaktır. sebeb olucu ki. Eğer bir tasarruf etme kuvvetini. Tasarruf bir kuvvettir ki: Dimağdan orta boşluğun önünde konulmuştur. vehmetmenin hazinesidir. kendi hissetliklerinden kullanırsa buna: Hayal etme derler. akıl. Vehmetme kuvvetinin cüzî mânaların hissolunamayanlarından idrak ettiklerini hıfzeder. kurt kendisinden kaçılması gereken bir hayvandır. dış hislerle idrak olunmayan cüzî mânaları idrak eder. bağ. sıkmak ve gevşetmekle azaların hareketi için hazırlar.Bu hayal. bir kuvvettir ki. Yapıcı. Hayvanî nefsin hareket etme kuvveti iki kısımdır ki: Sebeb olucu kuvvet ve yapıcı kuvvettir. müşterek hissin hazinesidir. Hafıza bir kuvvettir ki: Dimağın arka boşluğunun önünde konulmuştur. Vehmetme bir kuvvettir ki: Dimağda olan orta boşluğun sonunda konulmuştur. et ve zardan bileşen kasları. sinir. yapıcı kuvveti azaları tahrike sevk eder. Bu hafıza. vehmetme kuvveti. Eğer bunu. Bu kuvvetin durum ve şânı. Bu kuvvet. ona: Şehvanî kuvvet derler. hissolunanlarda mevcut olup. şevk kuvveti dahi derler. o bir kuvvettir ki. kaçan hayalde istenen ybir suret veya istenmeyen bir suret resmolunsa.

Üçüncü mertebesi. Bu kuvvete nazari akıl ve nazari kuvvet derler. Bu konuşucu nefsin akıl edilenlerin tümünden halî olup. Şu halde toplamı onsekizbin âlem olur. Dördüncü mertebesi: kazanılmış. Bunda nefse: Fiille akıl derler. çocuğun yazı yazma istidadı gibi akıl edilen şeylerin hepsine istidadı olmasıdır. varlıkların şerefi. Kutsî kuvvet derler. Bu konuşan nefsin akıl edici bir kuvveti vardır ki. fikre ihtiyacı kalması. ona bütün nazarıyat düşünmeden hasıl olup. vasıf ve durumlarını ancak onları yaratan Allah Teâlâ Hazretleri bilir. Lakin işlerinde maddeye yakındır. akla uygun şeyleri mütala etmesidir. Bu onsekizbin âlemi icad ve halkedip. sayısı hesaba gelmeyen sınıfları ve ferteri her an dirilten. Konuşucu nefsin bir yapıcı kuvveti dahi vardır ki. buna. onunla insan bedeni cüz'i fiillerden yana kendine mahsus olan görüş ve itikat gereği üzere tahrik eder. Külli işleri ve mücerret cüz'ileri idrak edip. Bunda. tabiat ve şekillerini. istediğinde ihtiyaçsız hepsini hazır etmesidir. meleke ile akıl derler. filozoflar demişlerdir ki: Hayvan cinsinin en güzel nevileri bu insan nevidir ki. fikri işler etmek yönünden vasıta ve âlet olan tabii cismin ilk kemalidir. kâinatın neticesi ve konuşucu nefse sahip ve ayna odur. Bu mertebede konuşucu nefse: Mutlak akıl derler. Bazı kitaplarda yazılmış ve dillerde meşhur olan budur ki: Hayvan cinsi onsekizbin nevidir.Her nevi başka alemdir. Hayvanların bütün nev'i ve isimlerini. yanında bi haysiyetle saklanmaktır ki. onunla tasavvur ve tasdik edilen işleri idrak eder. terbiye eden ve öldüren Allah'ın .Ey aziz. İkinci mertebesi: Ona bedihi akla uygun şeyler hasıl olup bedihi olanlardan. malum olsun ki. Bu akıl öyle latif olsa ki. ona. Bu mertebede ona kaos akıl derler. bir cevherdir ki: Kendisi hattızatında maddeden mücerrettir. Ona akla uygun nazarî şeyler mütalaasız hasıl olup. Konuşan nefs. fikir ile nazarıyata geçiştir.

Bilmeyen evi ister.) NAZM Nazar eyle bu devr-i eflâke / Daire oldu nokta-i hâke Daire içre âlem-i imkân / Alem içre behâim ve insan Oldu insan içinde arş-ı âzîm / Kâbe'tullah yani kalb-i selîm Kalb içinde muhabbet-i şüphân / Ahsen'el-hâlikîn ve âlişân Anın ile vücuda geldi cihân / Bahr ile sanki mevc-i bîpayân Katreden âdemi kılur peydâ / Anı bahr-ı ulûm eder mahzâ . Çünkü yüce istek ve en kısa maksat Hazreti Mevla'nın huzuru bulunmuştur. bitkiler ve hayvandan geçilip. sonsuz sırların hakikatleri ve bediî sanatların yaratıcısı bulunan cismanî âlem ilminde sınırsız deniz olan rabbanî hikmete bundan ziyade dalınmayıp. Gönül ve can göklerine gel. Zira ki. insanın emrinde olan madenler. Nitekim şu beyitler ile ona işaret kılınmıştır: BEYT Hanenin lazım olan sahibidir Bilmeyen hanesinin talibidir Tâ ki bu cihan hey'etine olmalı hayran Eflâk u dil câna gel et âlemi seyrân (Lazım olan evin sahibidir. kâinatın aynası olan birinci kitap burada bitmiştir. insanın zarfı ve kabuğu bulunan felekler ve unsurlar âleminden geçilip. Bu cihanın yapısına hayran olmalı. sultandan yüz döndürüp sarayın süslerini seyre dalıp kalmak misali bilinmiştir. Şu halde âlemin yaratıcısından gaflet edip. âlemi seyret. padişahın huzurunda bulunan köle. büyük âlemin durumları ve içinde bulunan âlemleri bu miktar açıklama ile yetinilip. âlemin durumları ile meşgul olmak. cihanın özlerinin öçü nişansız sultanın dergah ve kapusu olan insanın can ve cisminin anatomi ilmine girilmiştir.kudret ve azametini fikretme ve düşünmeye vesile olmakla.

"kendini bilen. Sûretâ bu harman-ı âlemde sen bi danesin Mânâ yüzünde ne kim var cümle harmanındadır Saykal ur mirât-ı kalbe taşraya bakmağı ko ASen sana bak cümle âlem halkı divanındadır Vech-i Hakk'a âyinesin sen özünü bir hoş gözet Men arafe sırrındaki mâden senin kânındadır (Bilgisizlikle ykaranlık nerdedir? Doymayan nefsindedir.(Bu dönen feleklere bak. sana bak. onu ilimler denizi kılar. Onunla cihan vücuda geldi. Kalp aynasına cilâ vur. Görünüşte feleklerin hükümlerinin mahkumusun. sanki denizle ölçüsüz dalga. ilimle hikmet nerdedir? Onun canındadır bil. Rabbi'ni bildi" sırrındaki maden.) NAZM Kendedir cehl ile zulmet nefs-i şebânındadır Kandedir ilim ile hikmet bil ânı cânındadır Zâhiren ahkâm-ı eflâkin eğer mahkûm isen Bâtınen ây u gün felekler cümle fermanındadır. Sureta bu âlem harmanında bir tanesin. Mâna yüzünde ne varsa hepsi senin harmanındadır. İmkân âlemi daire içinde âlem içere hayvanlar ve insanlar: İnsan içinde oldu büyük arş. toprağın noktasına daire oldu. dışarıya bakmayı bırak. yaratıcıların en güzeli süphan olan Alah'ın sevgisi vardır. Hakk'ın yüzüne aynasın sen. 29-BÖLÜM:029: . Özünü iyice gözet. Sen. senin kanındadır. Kalb içinde şanı yüksek. aslında ay. Damladan insanı peyda eder. âlemin bütün halkı divanındadır. gün ve felekler hepsi senin fermanındadır. Allah'ın kâbesi yani selim kalb.

" hadisi üzere. Ey aziz. can ve cismin geldikleri ve gidecekleri yeri. anatomi ilmini bilmeyen. Mevla'yı tanımaya vasıta ve yardımcıdır. İmam Şafiî (Allah ondan razı olsun) hazretleri: "İlim ikidir: Bedenler. hikmetten ve kendini tanımaktan gafil. uzuvların tabiatlarını. yakine ulaşanların nefislerinin gıdası. filozoflar. Zira ki. din ve dünya hasletlerinin vesilesi. anne gibi olan cihan terbiyesini altı madde ile açıklar. insan bedeninin geliş ve gidiş yerini.İKİNCİ KİTAB Bedenlerin aynası olan anatomi ilmi. bedenler ilminin (anatomi) önemli ve lüzumlu ilimlerden olduğunu duyurmuştur. doğuşunu. insan cisminin bileşim ve karışımının. dinler ilmi. hayvanî ruhun bedende bazı tasarruflarını. bir aziz ve leziz ilimdir ki. hayvanî ve bitkisel ve üçleri. hakikatin hikmetine ermişlerin neticesi. Halbuki insanların . bedenlerin bileşimi ilmine: Anatomi ve hürriyet adını vermişlerdir. mütehassıs tabiblerin sermayesi. bedene ilişkin olan insanî ruhu ve geçici olan ruhun bazı durumlarını beş bahisle hakîmâne açıklar. cisim ve canın hürriyetini. Hak'kı tanımaya ulaşmaktan uzaktır. Şu halde anatomi. isimlerini ve kısımlarını üç bölüm ile anlatır. malûm olsun ki. BİRİNCİ BAHİS Anatomi ilminin faydalarını. Birinci Madde Anatomi ilminin faydalarını topluca bildirir. Bedenlerin ve ruhların sırlarına ve tavırlarına yetmişlerdir. bedenin değişimini. cisim ve canın yükseliş ve inişini. tıptan. BİRİNCİ BÖLÜM Anatomi ilminin faydalarını. geçici ruhun bekasını. açık ve gizli uzuvların özelliklerini.

hepsini kemal üzere tasvir ve tadil etmiştir. Nitekim İmam Gazali (Allah ona rahmet etsin): "İmkanlar âleminde daha bediî durum olamaz. şefkat ve merhametlerinin kemalini idrak edip. güneşten zerre. Ama nefsi tanımak. Üçüncü fayda budur ki: Hak Taâlâ'nın sana ondan çeşitli lütûf ve inayetlerini. he an terbiye kıldığını yakın bir gerçekle müşahede edersin. kediler. en mükemmel nizam ve en güzel yaratılış ve intizam üzere yaratan Hallak-ı zü'l-Celal'de acz ve kusur tasavvuru muhal iştir. Zira ki Yaratıcı Taâlâ. durumlarında ve tavırlarında hiçbir kusur koymayıp. faydalardan ve zinetlerden bir kusur koymayıp. Şu halde. arılar. Alemlerin Rabbinin bu lütûf ve keremleri. eğer anatomiyi mütalaa edip. Hak'kı tanımaya nispetle. Eğer tahsil eden olursa da. yılanlar ve karıncaların hayat ve bekasına. bu mânâyı duyurmuştur. kendini tanımaya ve ondan Hak'kı tanımaya ulaşır. sadece insana mahsus değildir. Allah'ı tanımanın anahtarıdır. bunun gibi bütün eşyanın benzerlerini toplayıcı olan muhtasar binayı ve süslü şekli. bilirsin ki. . sinekler. sana üç türlü faydası olur. Hatta atlar. hikmetlerden. kuşlar. canavarlar." buyurup. ondan Rabbinin seni. insan nefsini tanımanın anahtarıdır. tıpla mâhir olmak için eğilir. Şu halde ondan yaratıcı olan Allah'ın alîm ve hakîm olduğunu yakîn gözüyle mütalaa edersin. bedenlerin bileşiminde. ziynet ve yaşayışına gerçek sebeb olan. hakîm olan Yaratıcının kudretini kesin ilimle bilirsin. anlayışlı ve süslü bileşiği icat eden yorulmaz Yaratıcı'da ilmin kemali olmamak ne ihtimaldir. Belki onsekizbin âleme şâmildir. Şu halde anatomi. yaratıcının kudretinin şaşırtıcılığını onda müşahede edersen.çoğu onu bilmekte aldanmıştır. İkinci fayda budur ki: Bunculeyin faydalı. Ancak Allah'ı tanımak için onu tahsil eden metanet bulup. Birinci fayda budur ki: Böyle bir bileşim eserini seyredip. hepsini en mükemmel yapmıştır. Şu halde ondan.

muradını elde edici ola. ya Rahim! İkinci Madde İnsan bedeninde olan Yaratıcı'nın garip eserlerini. nefsini idrak etmeksizin. ya Rahman. Zira ki nefsi tanımak. beldenin fakirlerini toptan ziyafete davet eder. sonra Rabbini bilmeye yönele. Herkese lazımdır ki. garip hikmetler. Astronominin anatomiye yardımı olduğu gibi. ona sevgi duyup. Ey Allah'ımız. bedenlerin azalarının bazı özelliklerini bildirir. Rahman'ın evidir. O dahi sana dost olup muhabbet ve muvafakat eyler.renkli süsler ve çeşitli hizmetler vardır ki. Bunun gibi insan kalbi. Şu halde bir kimse bedeninden. Zira ki.denizden damladır. filozoflar demişlerdir ki: İnsanın en büyük rüknü kalbi. Alemlerin Rabbini tanıma davasını eylese. o kimse öyle bir müflise benzer ki. anatomi dahi kalb ilmine yardımcı ve yol göstericidir. ya Allah. Ta ki muhabbete nâil ve sevgiliye ulaşıcı. Mesela insanda nice yüz adet kemikler ve nice yüz adet sinirler ve nice yüz adet damarlar ve nice yüz adet . Hak'kı tanımayı gerektirdiği gibi. Mesela güzel bir yazıyı veya fasih bir şiiri görüp okursan ve bunların yazıcısını bilip. en küçük rüknü kalıbıdır ki kalbin kabuğudur. bizi kendimizi tanımayı ve kendini tanımayı nasip et. Hak'kı tanımak dahi sevgisini gerektirir. Allah'ı tanımak. onunla karşılaşmayı gönülden arzu edersin. Nitekim insan bedeni. bedenin yaratılışında o kadar acayip sanatlar. Hak'kın emriyle hayvanî nefsin bazı tasarruflarını. insan nefsi ona binmiş gibidir. malûm olsun ki. Açık ve gizli olan azanın her birinde nice faideler vardır ki. sınırlanamaz ve özetlenemez ve sayılamazdır. kendi yiyeceği ve içeceği olmayıp. Sevginle rızıklandır. önce kendi nefsini bilmeye. asıl maksattır. Ya Vedut. halkın çoğu onlardan habersizdir. Şu halde özlerin özü olan gönül. Ey aziz. cihanın özüdür. Beden bir bileşimdir ki. bedenlerin özüdür.

Onda olan balgamı dahi akciğere çekip. öddür. İnsanların çoğu. onu dalak çekip. kendine çekip değiştirmektir. Yakînen anlarsın ki. ciğer. . kaç sinir ve kaç damar olduğunu ve her biri ne yapıda düzen bulduğunu ve ne tarz ile hareket ettiğini bilmezler. göz bakmak ve el tutmak için yaratılmıştır. atma kuvveti kesif olanları mideden bağırsaklara itmektedir. tutma. Onun üzerinde ortaya çıkan siyah köpük ki. onu kan renginde boyamaktadır. Onda kalan sarı köpük ki. Her biri bir başka yapıda bir başka sıfatta. Ondan midede kalan latifi. bedende hizmetçi tayin olunmuştur. ciğer kendine çekip. bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunmuştur. Lakin göz ki. öd kesesi gibi uzuvlar. Her biri kendi hizmetinde kaim. her ân müdavim bulunmuştur. Elde kaç kemik. kendinde değişime uğratmaktadır. dışarı atma. bunlardan bilgisi ve keyfiyetlerinden gafil bulunmuştur. Zira ki hayat kaynağı olan yürek. Mesela içeride yürek. Her biri bir başka yararlı iş için yaratılmıştır. ona safra derer. Bedenin içinde olan ruh uzuvlarının şekil ve tabiatları nicedir. pişmiş gıdaların kesifini latifinden ayırıp. Ayırıcı kuvvet. ona sevda derler. on tabakadır. Midede olan çekme kuvveti muhtelif yemekleri mideye çekip. göz görmekten kalır. mide. O tabakalar nedendir ve faydaları nelerdir bilmezler. şekil verme ve üreme kuvveti gibi kuvvetlerin hepsi. tutma kuvveti koruyup ve hazmetme kuvveti pişirmektedir. ciğerde olan şekillendirme kuvveti. Her biri kendi hizmetinde kaim. Eğe o tabakaların birine halel gelse. İnsanlar ancak bunu bilirler ki. bilmezler. dalak. nefesle gırtlak yoluna itmektedir. her ân müdavim bulunmuştur. O halel neden gelir ve niçin göz görmez olur. çekme. hazmetme. hepsi topluca kaleme alınmıştır. dembedem bu uzuvlara çeşitli areket ve kuvvet vermektedir. her birin kuvvet ve hizmeti nedir ve nefs kuvvetlerinin san'at ve menfaati nedir bilmezler.ihtiyarî hareketler konulmuş ve tertip kılınmıştır. onu safra kesesi ki.

her biri kendi yerlerine gelmekte ve dolmaktadır. sözü edilen kuvvetler bu minval üzere hizmetlerinde bulunup. ki iştihadır. bedenin uzuvlarına gelip. Bunun benzerleri.Daha sonra bunlardan hâsıl olan kan. o kandan sarılık gibi safravî hastalıklar peyda olur. bedende olan aza ve kuvvetlerin her biri kendi hizmetinde olur. tutma . kadınlarda yumurta ve süt meydana getirip. mesaneye gitmektedir. o köpük ile karışmış kalan kan. gıdayı çekip. Büyüme kuvveti. cüzzam ve delilik gibi hastalıklar meydana gelir. Eğer bunların biri noksan olsa ya hizmetten kalsa çeşitli hastalıklar ortaya çıkması ile beden helak olup. kandan siyah köpüğü ayırıp. ondan humma. Böylece ekmek ve hayvan. üreme kuvveti erkeklerde meni. O bitki ya ekmek veya hayvan yemi olur. yine ölümünüzden sonra sizi toprağa döndüreceğiz. et ve yağ gibi kuvvet ve kudret hâsıl olmaktadır. Nitekim Hak Taâlâ Kelâm-ı Kadim'inde: "Sizi yerden yarattık. insan nefsi onda tasarruftan kalır. kıvam bulduğundan. Hem de ondan sizi başka bir defa aha çıkaracağız. safrayı kadan ayırmasa. ciğer içinde suyla karışıp. çekme kuvveti. Eğer dalağa bir illet erişip. Eğe öd kesesine bir illet erişip. kaynaşmaları bir miktar itidal buldukta. Üçüncü Madde İnsan bedeninin başlangıç ve sonunu bildirir. toprak kendi suretini terkedip. devretmese. Sonra damarla içinde kalan kandan. insan gıdası olduğundan. bitki suretine gelir. Ey aziz. Böbreklerde kalan tortu sidiğe dönüşüp. Zira ki yukarıda açıklandığı üzere yıldızların şualarının tesirleri ile dört unsur toplanıp. filozoflar demişlerdir ki: Bedenlerin başlangıcı ve sonu topraktır. ondan o suyu böbrek kendine çekip değiştirmektedir. malûm olsun ki." (20/55) buyurmuştur. ondan uzuvlara büyüme ve gelişme verip. kıvamına gelenden saf kan. Sonra ciğerde kalıp. damarlar yoluyla bütün uzuvlara ulaşmaktadır.

Orada kırk güne dek meni suretini terk edip. kan pıhtısı suretine gelir. çapak. Bu hazmın tortusu deliklerden çıkıp. Sonra inceyi. üç. Bir kısmı akciğer tarafına gelip. Ayırt etme kuvveti kalını inceden ayırıp. Kalan latifin özünü. ciğer kendine çekip sözü edilen kuvvetler midedeki işlemleri bir daha orada işlerler. Bir kısmı böbreğe gidip sidik olarak mesaneyi bulur. O zaman orada kesif olan dört kısım olu ki: Bir kısmı dalağa gidip siyah köpük olur. Damarlar içinde kalan latif kanın her cüz'ü bir uzva bölünüp. yara. Eğer bunlardan fazla o tortudan bir nesne kalırsa akıntı. hazmetme kuvveti pişirir. Üçüncü kırk gün tamamında yani yüzyirmi gün sonunda o et . Kadınların göğsüne çekip. üreme kuvveti erkeklerin sulbüne çekip. Rahme düşer. göğüste balgam olur. ana damarlara ve azaya akıp gider. işlemlerini bir daha damarlar içinde belirli bir müddetle tamamlarlar ki. dört saatte ciğerde meydana gelir ki. Bu durumlar. onda hem meni ve hem süt eder. cerahat gibi hastalıklar olur. o cismi güzel ve yağlı eder. ona ilk hazım derler. belirli bir kuvvette birleşme vasıtası ile kadınınki ile birleşir. şekil verme kuvveti o cüzleri bulunduğu uzuvlar rengi ile tasvir eylediği halde. buna üçüncü hazım derler. tırnak. Bir kısmı safra kesesine gidip safra olur. Bu hazmın kalıntısı bedenden eksilen kısımları doldurur. onda meni eder. itme kuvveti kalını bağırsaklar yolundan çıkartıp gider. buna ikinci hazım derler. kıl. Bu durumlar dahi kuvvet ve zayıflığa göre iki. ter ve uzuvların kiri olur. kuvvet ve zayıflığa göre iki saatte veya üç saatte veya dört saatte midede meydana gelir ki. nezle. Onda kalan latif halis kan olup. kulak kiri. Bu kuvvetler. Belki fazla et ve yağ olup. Ve bir kırk gün daha geçtiğinde yani seksen gün sonra o kan pıhtısı et parçası olur. o kuvvetler o işleri o müddette o damarlar içinde bir dahi ederler ki. burun kiri. tamamlar. buna dördüncü hazım derler. Sonra o gıda hülasası olan meni.kuvveti hıfzedip. Yani uyuşmuş kan olur.

Bak ki şekil verenlerin en güzeli olan Allah'ın şani ne yücedir!" (23/1214) Bu tafsilin özü böyle olmuştur ki: İnsan bedeninin madde ve aslı topraktır. Çünkü nutfe rahimde karar bulup: Evvelki ayda zühalin terbiyesinde olur. Sonra ona başka bir yaratılış verdik. Eğer dokuz aylık doğarsa müşterinin terbiyesinde olduğundan ölmez.parçası içinde kemikler. Hak Taâlâ beyan edip buyurmuştur: "Biz insanı muhakkak ki çamurun özünden yarattık. damar. ondan erkeklerde ve kadınlarda meni suretini bulmuştur. sinirler. ruh bulup. altıncı ayda utaritin ve yedincide ayın terbiyesini bulur. Toprak önce bitkiye gelip. Zira ki. uzuvlar. göbek bağı yolundan gıdası kan olur. kemik. Sora o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. o et parçasını da kemikler haline çevirdik. Zira ki müşteri rutubetli ve sıcaktır. et ve yağ ile dolmuştur. Bitkinin bin cüz'ünden bir cüz'ü ancak ekmek ve hayvan olur. ya ekmek veya hayvan yeygisi olmuştur. Halbuki feleklerin hareketleri ve yıldızların şuaları ile toprak unsurunun bin cüz'ünden ancak bir cüz'ü bitki olur. O halde eğer yedi aylık doğarsa o çocuk yaşar. doğup ortaya çıkmıştır. Sonra ana rahminde nutfe. Ya yaşayıp kemalini bulmuştur. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. İkinci ayda müşterinin terbiyesine gelir. tırnaklar vücuda gelir. Zühal. beşinci ayda zührenin. et parçası olup. Sonra ya kız veya erkek oldukta. soğuk ve kuru olduğunda tabiatı ölüm olur. onda hayvanî ruh tasarruf sahibi olup. dördüncü ayda güneşin. yaşar. Üçüncü ayda merihin. saçlar. Dördüncü ay tamamlandığında ceninin bütün azaları olgunlaşıp. tabiatı hayat olur. kan pıhtısı. Veya akıl baliğ olmayıp çocuk iken ölmüştür. damarlar. O ekmek ve hayvan insan gıdası olup. Sonra Adem'in neslini sağlam bir yerde (rahimde) az bir su nutfe yaptık. Anlatılan başlangıç yolunu. yağlar. Kemiklere de et giydirdik. sekizinci ayda zühalin terbiyesine gelir. etler. sinir. Eğer sekiz aylık doğarsa ölür. .

insanî ruhu. Kamil insanın gayrisi hep ona çocuk. O. bedenlerin sonu dahi bundan ortaya çıkıp anlaşılmıştır. Ey aziz. Şu halde: "Her şey aslına döner." hükmünce.Hayvanın binde biri ancak insan gıdası olur. Bu mânâ bu beyt ile bilinmiştir: BEYT Her bin senede bir gönül burcuna gelir Aşk göklerinden olmuş bir yıldız İnsanın bedeninin başlangıcı. Nice bin araştırıcının ancak biri ârif olur. Gıdanın bin cüz'ünden bir damlası meni olur. Bunca yaşayanın binde biri akıl baliğ olur. sen olmasaydın felekleri yaratmazdım. hemen bunu bilsin ki. bileşiklerin ortaya çıkması ve bütün kâinatın yapısından murat ve maksadımız ancak kamil insanın varlığının şerefi bulunmuştur. Bin damla meniden ancak bir damlası rahme düşer. Nice bin ârifin ancak biri kemale ulaşır. bedenin konaklarını kat ederek dönüşünü. kendisine vad olunan dönüş yerini araştıra ve dönüşünün menzillerini kat edip aslına gide. bedenin değişimini ve geçici ruhun bekasını bildirir. bu açıklama ile ortaya çıkmıştır. Şu halde feleklerin hareketleri ve unsurların birleşmesinde. Nitekim insanoğlunun en mükemmeli Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin şanında: "Sen olmasaydın. Nice bin akıllının ancak biri mü'min olur. hizmetçi ve tâbi kılınmıştır. filozoflar demişlerdir ki: Eğer bir kimse murat eylese ki. Dördüncü Madde Cismin ve canın iniş ve çıkış keyfiyetini. Nice bin mü'minin ancak biri âlim olur. Bunca doğanın binde biri yaşar. Nice bin âlimin ancak biri hakikatı araştırır. malûm olsun ki. ihtiyarlıktan . Rahimlere düşen nutfelerden binde biri çocuk olarak doğar." denilmiştir.

gerçi insanî ruh. o kimse o nesnein aynısı olmayıp. Çocukluktan önce ana rahminde cenin olmuş idi. Ondan önce civan olmuş idi. kadının ve erkeğin dölünden birleşmiş nutfe olmuş idi. Ondan önce babanın ve ananın gıdası olmuş idi. Zira beden bunca şekillere girip. O halde bir kimse ki. Ya önce civan .önce kırarmıştı. Ondan önce et parçası olmuş idi. birbirinden fark etmiş ve ayırmıştır. o. Uzunlukta. Ondan önce. Burada uzatmaya hacet yoktur. cisimden başka olduğuna hikmet kitaplarında deliller çoktur. nice sıfatlar bulmuştur. Ondan önce mücerret cevherdi. Şu halde o kimse ki. babanın sulbünde ve ananın göğsünde meni olmuş idi. Topraktan önce mutlak cisimdi. Civanlıktan önce çocuk olmuş idi. gayri olmuştur. karanlık ve nur perdelerini toptan kaldırmıştır. Ondan önce unsurların cüzleriyle karışmış toprak idi. Ondan önce rahimde. genişlikte ve derinlikte hareketle büyük olmuştur. Ruhun. ancak o ruhtur ki. Başlangıç ve sonu tefekkürle geçip. Ondan önce damarlar içinde kan olmuş idi. Bu değişimlerden ortaya çıkan budur ki. ârif ve Hak'ka ulaşıcı olmuştur. Beden ise her anda değişici ve fânidir. Mevlasını tanımış ve bilmiştir. Ondan öne küllî tabiattı. Ondan önce bitkisel olmuş idi. Ruh o yönden bedenden gayridir ki. hal ile bu makama yetmiştir. ölçüp biçebilmiştir. bu beden beş yaşında idi ama beden o değildir. Zira ki ruh. cisimlerin ve ruhların yollarını tamamıyle kat edip gitmiştir. işleriyle bedene yoldaştır. O. tezekkürle nihayetine gitmiştir. Bu ruhanî miracla he müşkülü çözüp. Kendi nefsini anlayıp bilmiştir. Lâkin burada münasip delil budur ki: Ruh. Lâkin zatıyle başkadır ve ondan ayrıdır. kanden gelip gittiğini anlayıp. her muradı hâsıl olmuştur. Tahkik ve yakîn ile gereği gibi durumların hakikatine yetmiştir. Ondan önce kan pıhtısı olmuş idi. bedenin menzillerinin hepsini seyir edip. Ondan önce hayvanî olmuş idi. bir hal üzere bakidir. mücerret bir cevherdir ki. Başlangıç ve sonunu bilip.

zayıf olmuştur." (1/1). Şu halde gerçekte ihtiyar olan beden. Halbuki süflî âlem oluşum ve bozuşuma mahâl kılınmıştır. şimdi ihtiyar olmuştur. Latif idi. ayrıldığı bedenden ki. Şu halde bütün. onu kabirde ve mahşerde bulur. külli akıl vasıtasıyle mülk âlemine incidir. Zira ki bedenin parçalarının. "Biz Allah'ın kuluyuz ve yine ona döneceğiz. genç olan bedenin gayrisidir. Parçalar ise daima bütüne dönücü olup. . Gerçi bedene bunca değişim ve farklılık gelip. Onunla ya cehennemde elem çeker ve cennette nimetlenmiş olup kalır. buna şahit ve âdildir. Civan olan beden dahi. Şu halde ondan bedene za'f ve noksan gelir. âyet-i kerimesi. çocuk olan bedenin gayrisidir. bu süflî âlemden alınmıştır. Bütünün parçaya meyl ve feyzinin delili budur ki: Daima İlâhî fazlın feyzi. Cüzün külle dönüşünün delili budur ki: İnsan ihtiyar olup. Veya güçlü idi. parçaya meyledici ve feyz verici olduğu gibi. parça dahi bütüne dönücü ve meyledicidir." (2/156) âyet-i kerimesi. Ulvi âlemde oluşum ve bozuşum olmadığından. Şu halde insanın bu bileşimi. onun cüzü bulunan ruh dahi bir karar üzere kalmıştır. bedeni değişici olduğunun sebebi budur ki: Ruh ulvî âlemden gelmiştir. Bu bedenin parçaları. hükmünü bulur. malûm olsun ki. Tabii ölüm vaktinde. kesif olmuştur. cân âlemine döner.idi. bütün dahi cüzüne eğilimli ve feyiz verici bilinmiştir. Parçanın bütüne dönüşünün bir delili dahi budur ki: İnsan acıkıcı ve susayıcı olur. lakin insan ruhu yine önceki durumda kalır. bütün tarafına dönüşü her â olur. Nitekim: "Hamd âlemlerin Rabbine mahsustur. filozoflar demişlerdir ki: İnsan ruhu değişici olmayıp. Ey aziz. bu oluşum ve bozuşum âleminin bir cüzü bulunmuştur. Çünkü beden dört unsurdan yaratılmıştır. Beşinci Madde Bedenlerin değişiminin keyfiyetini ve geçici ruhun bekasını bildirir.

Şu halde parçanın bütüne. elli yaşımızda olanın gayrisidir ki. bir siyah kazık çıkarıp.Yeme ve içmeye koyulmakla. malûm olsun ki. yine kendi aslı bulunan unsurlardan hâsıl olan bitki ve hayvandır. Lakin bu durumlara vâkıf olmayanlar. O gıdaları ki. Mesela ellibeş yaşımızda iken bedenlerimizde olan parçalar. bedenin şekillerinde teşekkül etmiştir. Halbuki onun bütün kazıkları ve ipleri yenilenip. bütünün parçaya meyli bu deliller ile ispat olunmuştur. farklılık bulur. her beş senede bir kere tamamen değişip. Yani unsurlar tarafına giden bedensel parçaların yerine. o siyah kazıkların ve ipleri gayrisi bulunmuştur. Altıncı Madde Bu cihanın. çocuğunu terbiye eder. bütüne giden parçaların yerine dolup. Çünkü bedenin gıdası. Aynen bunun gibi insan bedeni dahi her an açık ve gizli ayrışıp. bilinmiştir. yerine bir beyaz kazık çaksa. Şu halde hakikatte bedenlerimizin beş senelik parçaları tümden ayrışıp. bir siyah ipini çözüp. onun kazıkları ve ipleri hep siyah olsa ve o haftada bir defa varıp. yine yavaş yavaş bedenimize parçalar olup. gıdadan bedene gelip yine beden ondan kuvvet bulur. ayrışanların yerine gıdadan toplandığından. yerlerine başka beyaz kazıklar ve ipler çakıp ve bağlasa. beden için eksilen yerine gelici olur. Nitekim anne. Ey aziz. yine geçen senede kurulduğu hal üzeredir ve bütün parçalarıyla sâbit görünmüştür. Hakikatini en iyi bilen Allah'dır. değiştirilmiştir. o zaman bu değişikliğin farkına varmayanlara o çadır. bizi müşfik bir anne gibi terbiye eylediğini bildirir. bütüne gitmiştir. çocuk elde . filozoflar demişlerdir ki: Bu âlem. bedeni. ruh gibi bi durum üzere sâbit kalır zannetmişlerdir. bizim şefkatli annemizdir. ayrışanların bedeli gıdadan gelip. Bunun misali böyledir ki: Bir kimse bir sahrada ir çadır kurup. Zira ki bu beyaz kazıklar ve ipler. dembedem tedric ile bedenlerimizden dışarı çıkıp.

onunla beslene.edemez. Memenin yolundan çocuğunu verilip. annesi onları yer ki. Burada kör olmak budur ki: İnsan kendini bilmeye ve görmeye. irfan ve Rahman'a ibadetle körlük illetinden kurtulalar. Mevlasını dahi bilmemiş ve bulmamış olur. Bunun gibi. tevhid ilmi. Ebeden onunla kalalar. peygamberler. onlardan süt hâsıl olup. yani bu âlemdeyiz. âlem bilinmiştir. bu âyet-i kerimeye uygundur ki. Şu halde hakikatte henüz. Şu halde. veliler ve âlimler gelmişlerdir ki. Zira ki kendini bilmeyen çocuk sayılır. ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır. Alem ise kendi içine yönelmiştir. mülkün sahibi . bir kâmil bir beyt ile duyurmuştur. Kendini bilme vasıtasıyle. bu âlem dahi bizim üşfik annemizdir ki. doğuştan kör olana asla ilâç olmaz. o kimse iki âlemde kör kalır. BEYT Kim ki bu dünyada ârif-i Hak olmadı Ta ebed bigâne kaldı bulmadı Bu mânâ çok açıktır ki. Yaratan'a davet kılarlar. Bu mânâyı. Ta ki bize bakıcı olup. Onun için. Ey hay ve kayyum olan. halkı. göklerin ve yerin yaratıcısı. Kur'an nuru. Bu anne ki. Hüda'ya âşina ve seçilmişlerin seçilmişi olalar. Şu halde iki cihan saadetini hemen bu durumda elde etmek mümkündür. anası karnında saittir." hadis-i şerifini bazıları böyle tevil etmişlerdir. halen biz kendi annemizin karnında sâkinleriz ki: "Sait. Başka annelerin aksi bulunmuştur." (17/72). Bu mânâ. çeşitli renkte lezzetli meyveler ve nefis yemeklerle bizi yetiştirir. Cihan halkı. yetişmemizde hazır ola. Şaki. buyurmuştur. Henüz anne karnındayız. görünenlere yönelmişlerdir. iki göğüs mesabesinde bulunan bitki ve hayva yolundan layıkımız olan gıdalarımızı bize ulaştırıp. kendi hakikatine ermeye. artık o. Hak Taâlâ: "Kim bu dünyada kör olursa. anası karnında şakidir. Zira ki bütün anneler. çocuğuna gıda olmaya layık ola.

Birinci Madde Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini bildirir. uzuvların hareket ve hayatlarına yardımcı olur. soğukluklarını kırar. ikisi ağırdır. Ey aziz. uzuvların sükûn ve oluşumuna metin madde olur. insan bedeni ve diğer hayvanların ilk cüzleridir. iki hafif unsur. Esaslar ise dörttür: İkisi hafif. onlar. Bu dördü. dört keyfiyettir. İlk esasların kuvvetleri ki. Zira ki bileşik cisimlerin çeşitli nevileri. Hafifler: Ateş ile havadır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esas ki. Bu unsurî keyfiyetler. mizaçlık mertebesine giderler. (rükün) basit cisimlerdir. Halbuki tabiî suretlerin her iri. rutubet ve kuruluktur. kendi zatıyle bakidir. karışımların sebeblerini.celal ve ikram sahibi olan Allahımız! izzetinle kalblerimizi diriltmeni. Ağırlar: Su ile topraktır. insan hayatının mizaçlarını. soğukluk. malûm olsun ki. Şu halde iki ağır unsur. tabiî suretler üzerine eklenmiştir. Esaslarda mevcuttur. Ey Allah! 30-BÖLÜM:030: İKİNCİ BÖLÜM Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini. bileşip. uzuvların tabiatlarının mahiyetini. sıcaklık. Zira ki onlar. hararetiyle iki ağır ve soğuk unsurun. sıcaklık ve soğukluk gibi keyfiyetlerde geçici ve değişicidir. gözlerimizi seni tanıma nuruyla nurlandırmanı dileriz. durumlarını ve faydalarını ve onlardan oluşanı dört madde ile uzun uzun açıklar. havaî cevherinin sirayetiyle diğer unsurlarda cereyan edip. dört rüknün karışım ve bileşiminin. unsurların anneleridir. Çünkü ateş unsuru. Eğer dört . unsurluklarını terkedip. Onlar. özlerin birleşmesiyle meydana gelir.

malûm olsun ki. Bedende gayet soğuk olan balgamdır. küçülüp biraraya gelseler. Sonra toplar damarlardır ki. kıkırdaktır. Sonra böbrektir ki. muttasıldır. onlar dahi değişici olup. Ey aziz. kanı azdır. ruhun menşeidir. Lakin yarı bileşik cisimler olan bulut ve şihap gibi atmosferik şeyler. Üç bileşik yani maden. münasip ve muvafık yerli yerinde. Bazı cüzlerini ziyade sıcak. et ile karışmış olan sinirdir. İkinci Madde Beden uzuvlarının tabiatlarının mahiyetini bildirir. alemin cüzlerinin tümünde olan mizaçların en layık ve en uygununu insan bedenine kerem kılıp. Sonra kandır ki. Sonra atardamarlardır ki. Sonra yürektir ki. Sonra sinirdir ki. tabiî suretlerin aslı olsaydı. güzel ve mutedil yaratmıştır. bu zıt keyfiyetleriyle birbirine tesir etseler ve o bsitlerin her biri öbürünün şiddetli keyfiyetini kırsa. Sonra karaciğerdir ki. bazısını ziyade soğuk. ruhun çevresinde olan kanın zarflarıdır. Sonra . Sonra kemiklerdir. her bir uzvuna en münasip ola mizacı bahşetmiştir.keyfiyet. latif buhardır. Bedende fazla sıcak olan o ruhtur ki. ona: Mizaç derler. kan ondan doğmadır. bazısını ziyade rutubetli ve bazısını ziyade kuru etmiştir. bitki ve hayvan hep onunla vücuda gelirler. Sonra kirişlerdir. sabit kalmazlardı. unsurlardan mizaçsız meydana gelirler. Sonra kulak kemiğidir ki. tam bileşik cisimler olan üç bileşikde (mevalid-i selase) teğet olup. onda kan vardır. Sonra saçlardır. Sonra halis olan ettir. Sonra dalaktır ki. âlemde her nesneyi. anatomi bilginleri demişlerdir ki: O şekil verici ve yaratıcı olan Allah Taâlâ hazretleri. Onun için süratle yok olurlar. Şu halde eğer basit cisimler olan dört esas. o zıt keyfiyetler arasında her birinden tümünde eşit ve benzer aracı keyfiyet hâsıl olur ki. mutlak kanın zarflarıdır. Her canlıya uygun ve her uzvunun haline muvafık olan mizacı vermiştir. Sonra el derisidir.

bizi kuşatmış olan hava çektiğinden sıcaklık noksan bulmağa başlar. Ey aziz. Sonra damarlardır. Sonra yürektir. Bunun müddeti insanın altmış yaşına dektir. onbeş yaşına dektir. Ayrışanların bedeli için eşitlik ve bir minval üzere sürekli soğumadır. Sonra sinirlerdir. Sonra deridir. Sonra hareket sinirleridir. Şu halde her bir şahsın ilk mizacı . Biri büyüme çağıdır ki delikanlı yaşı da derler. Sonra bedenin sinirleridir. Bedende gayet kuru olan saçtır ki. Sonra murdar iliktir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yaşların mizaçları muhtelif olduğundan. Buna gençlik yaşı dahi derler. Sonra açık düşüş yaşıdır ki. Şu halde gelen ile sarfolunan bedende eksilme ve geri dönme üzere olduğundan. malûm olsun ki. Sonra kemik başlarıdır. Sonra deridir. Duraklama çağının müddetinden sonra sıcaklığın maddesi olan rutubeti. Biri çocukluk çağıdır ki. hararet söner. Sonra duraklama çağıdır. delikanlılık çağının sonuna dektir. Bunun müddeti ömrün sonuna varıncaya dektir. Sonra toplar damarlardır. buna ihtiyarlık dönemi dahi derler. Lakin bozulma gün gün arttığından ayrışan rutubetle beraber karşılığı gelmez. Çocukların mizacı mutedildir. insanın yaşları topluca dörttür. Sonra kemiktir ki. Zira ki. Üçüncü Madde İnsanın yaşlarının mizaçlarını bildirir. Lakin delikanlılık çağı da iki kısımdır. duman buharındandır. Sonra iç yağıdır. Sonra kiriştir. Gençliğin mizacı sıcak ve hiddetlidir. Sonra dimağ (beyin)dir. Delikanlılığın mizacı sıcaklık ve rutubettir. Sonra zardır. Bunun müddeti insanın otuz yaşına dektir.perdelerdir. Tabii ölüm budur. uzuvların en sertidir. rutubet yok olup. geçen bölümde açıklandığı üzere cismanî kuvvetlerin ve cüzlerin hepsi nihayete erer. Sonra delikanlılık çağıdır ki. Sonra kıkırdaktır.

Nitekim Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri: "sait anası karnında saittir. hamakat. anlayış. güzellik. korku. Şu halde eceli müsemmaları dahi mizaçları hasebi ile onda muhtelif takdir olunmuştur. Gençlik bedenleri hiddetli. . Eğer dışardan bir kazaya uğramazsa odur ki. Şaki anası karnında şakidir. Herkesin talihinin tesirini remz ile duyurmuştur. Zira ki o nutfe. fakirlik. Kadınların mizacı erkeklerden daha soğuk ve daha rutubetli olduğu tecrübe kılınmıştır. onun tabii ecel miktarı odur. zenginlik." buyurmuştur. kemal. sıcak bilinmiştir. Mesela saadet. Elhasıl delikanlı ve çocuk bedenleri. şecaat.hasebince rutubeti içine alan kuvveti ne miktar ise. uğursuz. ana karnına nutfe düştüğü saatte baba ve ananın talihleri ne işte ise ve herbirinin yıldızı neye bakıyorsa: Eğer kutlu. sait olmuştur. himmet. cimrilik. Her kim ki şakî gelmiştir. o dahi şekavetini anası karnında almıştır. alçaklık. rahat. şekavet. itidal üzere sıcak ve rutubetli müşahede kılınmıştır. cömertlik. sevgi. ömrü de odur. Şu halde her kim ki. o saadetini ana karnında bulmuştur. düşmanlık. buhar ruhu ve sıcak kandan yukarıda anlatıldığı üzere geçkin oldukları için soğuk ve kuru bulunmuştur. Kırarma ve ihtiyarlık bedenleri. hırs. Zira ki. Allah'ın kudreti ile ulvî cisimlerin süflî cisimlerde çeşitli tesirleri daima birbirini takip ettiğinden bütün halkın şekil ve durumları ahlak ve tavırları henüz anaların rahimleri içinde nutfe iken tesadüf eden baht ve talihleri tesirleri ile ortaya çıkmıştır ki. o nutfenin zatına tesiri ile nakşedilir. vasıfları ve mizaçları felikî konumlar gereğince rahimlerde muhtelif bulunmuştur. yorgunluk ve üzüntü her ne konum üzerine ise o mutfenin zatına tâi olur. Çünkü halkın bütün şekilleri. kanaat. ceninin cisminin levh-i mahfuzudur Levh-i mahfuz bu âlemin aynasıdır.

Sonra safra cinsidir. Faydası kana karışıp ve yardımcı olup bedenin cüzleri olmaktır. Sonra balgam cinsidir. Acıdır. ağız yüzeyi ve mide yüzeyi ile bitişik ve bağlantılıdır. yapışkandır. Sonra siyah köpük cinsidir. Faydası açlığı ve şehveti tahriktir. Lakin sadece midenin harareti ile değildir. malûm olsun ki. Tabiî olmayanı soğuktur ve rengi bulanıktır. sol taraftan dalağın ve onda olan atar ve toplar damarların. Değerleri karışımın rutubetleri dört cinstir ki: En faziletlisi kan cinsidir. Tabiî olmayanı. Tabiî safra sıcak ve kırmızıya yakın. soğukçadır. Tabiî olmayanına zehirli kara köpük derler. Ey aziz. faydası olmaz. sıcak ve rutubetlidir. Tabiî balgam. Rengi yumurtanın beyazı gibidir. midenin ağzı kapanıp. Bu karışımların her biri tabiî ve tabiî değildir. uzuvların gıdası olmaktır. harekete kabiliyetli olan iç yağının. yağ ve uzuvların gıdası olmaktır. tamamen ona hazmolunur. Tabiî olmayanı kuru mizaçlı ve değişik renktedir. Dört karışımın doğuş keyfiyeti böyledir ki: Önce gıdanın çiğnenme ile hazm olması vardır ki. çiğnenmiş nesnenin önceki tad ve kokusu gitmiştir. O. Tabiî siyah köpük tabiî kanın altında kalan tortudur. Zira ki. Rengi kırmızı. onlardan bedenin cüzleri gıdalanır.Dördüncü Madde Bedenlerin dört karışımının keyfiyetini bildirir. Tadı tatlıdır. Sonra çiğnenmiş gıda mideye vardığında. Tadı tatlıya yakındır. Faydası ya kan veya kanın yerini tutup. Tadı acı olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedenin ilk rutubetleri olan dört karışım akıcı ve rutubetli cisimlerdir ki. Tabiî kan. Yeri dalaktır. tadı tatlıdır. gıdalar önce ona dönüşüp. midenin üstünde ve zarının ötesinde yüreğin. bütün bunların hararetleri ile . Şu halde onda dahi hazmetme kuvveti hâsıldır. yakıcıdır ve zehir cevheridir. Belki ağ taraftan karaciğerin. Faydası et. ya tuzlu veya asitli olur.

Maddî sebebi. onun yüzünde kaymak gibi nesne ve dibinde tortu gibi nesne hâsıl olur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Tabiî kanın fail sebebi. Tam sebebi bedenin beslenmesidir. böbreklere inen damarlarla çekilip. Onda da önceki sindirim süresi kadar zamanda pişer. Beşinci Madde Karışımların oluş sebeblerini. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. .tabiî balgamdır. latif. sünger gibi emer. Kıvam bulmuş halis kan.tamam olup iki üç saatte ilk hazım hasıl olur. Eğer ifrat derecede pişerse bir yakıcı nesne hâsıl olur. O pişen kırmızı rengi boyanıp. Ey aziz. karaciğere çekilir. karaciğerin aşırı hararetidir. Bu ikisi tabiîdir. tatlı ve yağlı gıdadır. ondan ayrılan atardamarlara akar. Lakin suyu fazladır ki. kesifi itilen siyah köpüktür. İkinci hazım da hasıl olur. Hepsinden saf ve hasi olanı kandır. fazla çiğnenmektir. malûm olsun ki. dışarı çıkmaya yol bulur. Sonra yüreğe ve buradan bütün vücuda yayılır. mutedil hararettir. uzuvların besini olur. gıdaların ve içeceklerin mutedil olmasıdır. Yakıcı olanın latifi itilen safradır. mutedil hararettir. Tabii safranın fail sebebi. Maddî sebebi. buharlardan doğan tabiî ruhu bildirir. kendilerine gıda olacak yağ ve kanı alıp. Tam sebebi. karaciğer üstünde doğan büyük damara çekilip. O kaymak safradır veya siyah köpüktür. Midede keşkek suyu gibi akıcı cevher olur. Bu ikisi tabiî değildir. Sureta olan sebebi. karaciğerden ayrılmazdan önce suyu. Sonra onun kesifi mideden bağırsaklara çıkışa yol bulur. Latifi mideye bitişik olan damarlar yolundan karaciğere bitişik olan ince kıllar gibi damarlar ile süzülüp. sıcak. Hit kavunu. tabiat ve faydalarını ve hareket sebeblerini. Eğer az pişerse hint kavunu gibi bir nesne peyda olur. artığı mesaneye süzülüp. Şu halde karaciğer o latif cevhere kavuşup. Yakıcı safranın fail sebebi.

Yakıcı siyah köpüğün fail sebebi. nefsanî kuvvetleri ve başkalarını kabul istidadını veren budur. kir. Tam sebebi. Hayvanî ruhu kabul istidadını bulmuştur. karışıkların doğuş sebebleri. hareket sebebleri de vardır. Zira ki bedenin hareketi ve sıcak eşya. Tam sebebi. tabiî ruhtur. Bunun gibi karışımın latif buharlarından. rutubeti az olan çok sıcak ve katı gıdalardır. soğukta balgam doğmuştur. burun kiri olup. Damarlar içinde olan üçüncü hazmın ve azada olan dördüncü hazmın fazlaları geçen bölümde açıklandığı gibi kulak kiri. Zira ki mutedil hararetten kan. az çiğnemektir. Lakin hareketsizlik. balgama kuvvet verir. o uzuv henüz hayattadır. Kan ile damarlardan akan karışımların. göz çapağı. Zira . sıcaklık ve soğukluktur. Eğer bedenin bir uzvu nefsanî ve hayvanî kuvvetlerden kesilip. kanı kuvvetlendirip. sonra bütün uzuvlara. Ancak bu tabiî ruh vasıtasıyle olur. kanı ve safrayı tahrik eder. Azaya tevzi edildiğinde. bedenin azalarından ayrışan ter. Maddî sebebi. Maddî sebebi. bedenin gıdası yapmaktır. uzuvdur veya uzvun bir cüzüdür. fazla hararetten yakıcı safra ve çok fazla hararetten yakıcı siyah köpük. akmayan ve ayrışmayan gıdalardır. tabiî ruhtan kesilse. bir mizaç hasebiyle latif bir cevher doğar ki. az hararettir. her uzuvda kendi nasibinin bu müddet içinde de dördüncü hazmı vardır. Şu halde. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. Güzel şeyler düşünmek de dört karışımı harekete geçirir. Mizaç üzere önce bu ruh doğup. Nitekim dört karışımın kesafetinden. Sözü edilen karışımların doğuş sebebleri olduğu gibi. damarlar içinde dahi iki üç saat müddetinde üçüncü hazmı vardır. yara ve cerahat şeklinde vücuttan atılır. bir kesif cevher doğar ki. Bazı kere siyah köpüğü dahi tahrik eder. Sureta olan sebebi. Şu halde nefsanî ve hayvanî kuvvetler insan bedeninin uzuvlarında hâsıl olmaz. mutedil hararettir. sa ve tırnak suretini bulup.Tabii siyah köpüğün fail sebebi.

yumuşak uzuvlara kemiklerin bağlantısı bununla gökçek olmaktadır. Zira ki. yüzün bir cüzü. Sert yaratılmıştır. onu koruyan bir kuvvet vardır ki. Bazı aza tek ve bazısı bileşik suret bulmuştur. sair uzuvlardan daha sert kılınmıştır. Sonra sinirlerdir ki.ki uyuşmuş veya felç olmuş olan uzuv. Tek uzuv odur ki. Kemik. Ta ki yumuşak ile sertin vasıtası olup. Eğer ölmüş olsa. Bunun yararı. el ve ayak gibi. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esasın birinci mizacından doğan bedenin karışık cisimleri olduğu gibi. yumuşak olan uzuv incinmeye. ne sayıda. kemikten daha yumuşak. cüzleri benzeşen azalar denir. kokuşur ve bozuşurdu. vurma ve düşme zamanlarında her uzuvdan. dört karışımın dahi birinci mizacından doğan beden azalarının cisimleri olmuştur. yumuşaktır. Katlanabilir. Yüz. Bunlara: Alet uzuvlar derler. hangi cüzünü alsan. 31-BÖLÜM:031: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Azanın fayda. Bileşik uzuv odur ki. bu tabiî ruhtur. malûm olsun ki. mahiyet ve keyfiyetlerini. sayı ve cisimde cüzü bütününe ortak olur. . Zira ki hareket ve işlerde tamamen nefsin âletleri olmuşlardır. dimağdan ve omurilikten bitmişlerdir. Birinci Madde Azaların mahiyet ve keyfiyetini bildirir. Bunlara. Sonra kıkırdaktır ki. doğuş ve özelliklerini dört madde ile ayrıntılı olarak açıklar. Ey aziz. uzuvların hareketinin direği bulunmuştur. bedenin esası. ne isimde bütününe ortak olmaya. hangi his olunan cüzünü alsan. his ve hareket kuvvetini yitirmişken yine hayatiyeti vardır. Zira ki kemik. yüz değildir. Şu halde felç olmuş uzuvda. isim ve kuvvetlerini. et ve sinir gibi. O. Cüzleri benzeşen azanın birincisi kemiktir.

Katlanmakta esnek, gerilmekte sert olan beyaz cisimlerdir. His ve hareket için olan aza, bütünüyle sinirlerle tamamlanır. Sonra kirişlerdir ki, adalelerin çevresinde bitmiş, sinirlere benzer cisimlerdir. Hareketli uzuvlara tam bağlıdır. Kâh adalelerin sıkılması ile kirişler dahi çekilmiş olup; hareketli uzuvları çeker. Kâh adalenin yayılmasıyla ve kendi yerine dönmesiyle kirişler rahatlayıp, uzuvları durumu üzere yayarlar. Sonra kemik başlarındaki iplikçiklerdir ki, kemiklerden bitmiş, sinirlere benzeyen cisimlerdir. Bunların adalelere uzananlarına, mutlak bağ derler. Kemiklerin mafsallarını ve sair uzuvları bağlayanlara ökçe bağı derler. Bu Adı geçen bağların hiçbirin hissi yoktur. Ta ki kendilerine lazım gelen hareket fazlalığıyla diğer işlerde incinmeyeler. Bunların faydası, uzuvları birbirine bağlamaktır. Sora atar damarlardır ki,yürekten çıkarlar. Uzun ve içleri boştur ki; uzunları sinirlere, cevherleri bağlara benzerler. Bunların öyle açılıp kapanan hareketleri vardır ki, sükûnet ile ayrılmıştır. Bunlar can damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar, yürekten duman buharını saçmakla,ona rahat verip, ruhu bedenin uzuvlarına tevzi için halk olunmuştur. Sonra toplar damarlardır ki, toplar damarlara benzer cisimlerdir. Karaciğerden bitmişlerdir. Hepsi de sakindir. Bunlar kan damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar karaciğerden kanı, bedene tevzi için yaratılmıştır. Sonra zarlar (perdeler)dir ki, ince ve hisleri olmayan latif sinirlerden dokunmuş cisimlerdir. Sair cisimlerin yüzeylerini örterler. Nice faydaları vardır ki: Biri, bütün uzuvları yapı ve şekilleri üzere korurlar. Biri dahi kendi lifine bitişik olan sinir ve bağlar vasıtasıyla uzuvları birbirine bağlarlar. Böbrekleri sulbe bağladıkları gibi. Bir faydası dahi akciğer, karaciğer, böbrek, dalak benzeri hissî olmayan uzuvların cevherlerinde, bu zarların kendilerine değen bizzat hassas olup, lifli olan cisimlerine değeni ârizî olarak hissedici

olmalarıdır. Sonra ettir ki, bedende olan bütün bu azanın aralarındaki boşlukları doldurur. Alet olan uzuvlar, bunlardan bileşen uzuvlardır ki, inşaallah bundan sonra onlar dahi açıklanır.

İkinci Madde
Uzuvların isimlerini ve kuvvetlerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bedende olan azadan her bir uzvun kendi nefsinde tabii bir kuvveti vardır ki, o uzvun beslenmesi işi, ancak o kuvvetle olur. O kuvvet gıdayı, çeker, tutar ve ondan fazlayı dışarı atar. Uzuvların hepsinden kuvvetli olan, dimağ ve karaciğerdir. Zira ki bu ikisi yürekten hayati kuvvet, tabiî hararet ve ruhu kabul edip, dimağ bütün hislerin başlangıcı olup; karaciğer, bedenin bütün uzuvlarının besleyicisi olmuştur. Yürekten gayri. Zira ki yürek, göğsün içinde sol meme altında karaciğer nevinden ve onun renginde fincan şeklinde şerefli ir uzuv ve latiftir ki, onun aşağı tarafında, alt yüzeyi ortasında gözbebeği, benzeri siyah bir nokta vardır ki, en latif azadır. ismi süveydadır. Ruhun kaynağı ve kuvvetlerinin toplamıdır. Hayvanî ruhun ve insanî nefsin birlikte bulunduğu yer ve Rabbanî ilhamların iniş yeri, Hüda'nın nazargâhıdır. Bütün uzuvlara hayat, hareket, idrak ve gıda verip, besleyendir. Bütün kuvvetlerin ve uzuvların hizmetçisi ve uşağıdır. O, bedenin emîridir. Şu halde bedenin bazı uzuvları reis, bazısı reis hizmetçisi ve bazısı ne reistir ne de hizmetçi. Reis uzuvlar, o azadır ki; bedende olan ilk kuvvetlerin başlangıç yerleridir. Şahsın bekası ve nevin bekası onlara muhtaçtır. Şahsın bekası hasebiyle olan reis uzuvlar üçtür: Biri yürektir ki, hayat kuvvetinin başlangıcıdır. Biri dimağdır ki, his ve hareket kuvvetinin başlangıç yeridir. Biri dahi karaciğerdir ki beslenme kuvvetinin başlangıç yeridir.

Nevin bekası hasebiyle reis ola uzuvlar, yine yukarıda sayılan bu üçüdür. Nevin bekasına mahsus olan dördüncü uzuv tenasüldür ki, onlar nesli koruyan meniyi doğurmak için kendilerine muhtaç olunandır. Erkek ve kadın organlarının tam yapısı olan mizacı ifade ederler. Hizmetçi olan uzuvların bazısına hazırlayıcılık, bazısına yerine getiricilik gibi hususi hizmetler vardır. Hazırlayıcılık hizmeti reisin işinden önce, yerine getiricilik hizmeti reisin işinden sonradır. Yüreğin hazırlayıcılık hizmetini gören akciğer, yerine getiricilik hizmetini gören atar damarlar gibi. Dimağın hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve sair ruh uzuvları ve gıda uzuvları gibidir. Yerine getirici hizmetçisi sinirler gibidir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi mide gibidir. Yerine getirici hizmetçisi toplar damarla gibidir. Tenasül uzuvlarının hazırlayıcı hizmetçisi, onlardan önce meniyi doğuran aza gibidir. Yerine getirici hizmetçisi, erkeklerde zekerin deliği ve husyeler arasında olan damarlardır. Kadınlarda meniyi iten damarlardır. Rahimdir ki, meninin yararlanışı onda tamam olup, cenin oluşacak yerdir.

Üçüncü Madde
Ceninin azasını oluşumunu bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cüzleri benzer olan beden uzuvlarının hepsi, iki meniden oluşur. Et ve yağ buna girmez. Zira ki bu ikisi, kandan oluşur. Şu halde et ve yağdan başka cüzleri benzer olan uzuvlar, peynir mayadan bağlandığı gibi, babanın menisinden bağlanır. Bütün bu uzuvlar peynir sütten oluştuğu gibi ananın menisinden oluşur. Nitekim mayanın ve sütün her biri, kendilerinden hâsıl olan peynirin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bunun gibi menin her birisi, rahimde olan ceninin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bundan sonra hamile kadının hayız kanı, rahimde oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup, onunla

büyüyüp gelişir. Pıhtılaşıp, öneki azası arasında olan boş yerleri doldurup, et ve yağ olur. Kanın fazlası, nifas vaktine kadar kalıp, ondan analık tabiatı dışarı atar. Doğumda sonra, çocuğun karaciğerinin oluşturduğu gıda kanı, göbekten aldığı kanın yerine gidip, göbeği kapayıp, o kandan oluşan et ve yağ, bu kandan oluşmaya başlar. Et, kanın metininden oluşup, sıcaklık ve kurulukla bağlanır. Yağ, kanın sulu ve yağlısından oluşup, bağlanır. Onun için sıcaklıkla çözülür. İki meniden oluşan azanın birisi bedenden ayrılsa, bir daha o uzuv hakiki bir bitişmeyle yerine gelmez. Bir cüzü eksik olsa, onun karşılığında bir şey bitmez. Ancak çocukluk çağında, çocuğun dişi biter. Kandan oluşan uzuv, telef olmasından sonra yine tamam bitip, benzerine bağlanır. Et gibi. Dördüncü Madde Beden uzuvlarının faydalarını ve özelliklerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hassasve hareketli olan bütün uzuvların his ve hareketinin başlangıç yeri kâh biry sinir olur ve kâh farklı olup, her kuvvetin başlangıç yeri bir başka sinir olur. Zarlara sarılmış ola iç organların zarlarının kaynağı, göğüs ve karnın iki tarafında bulunan zarların birisindendir. Göğüste olan zarlar; akciğer, atar ve toplar damarlar gibi azanın zarlarının kaynağı kaburga kemiğidir. Boşlukta olan aza ve damarların zarlarının kaynağı karın adalesindendir. Etten olan bütün aza, ya liflidir, adalede olan et gibi. Veya onda lif olmaz, karaciğer gibi. Bedenin hareketleri ise ancak lifi ile olur. Gerek iradî olsun, gerek tabiî olsun: İradî hareket, adale lifiyle olur. Tabiî hareket, et ve damar gibi. İradî hareketle tabiî hareketten bileşen hareket: Bu iki hareket uzunluk ve en bulunan bir yapıya mahsus lif olur. Şu hale çekmek için uzlaşan, itmek için tersi ve tutmak için ikisi arası lif

gereklidir. Azadan aort gibi bir tabakalı olan uzvun üç kısım lifi birbirine benzerdir. İki tabakalı olan uzvun dış tabakasında lif birbirine muhaliftir. İç tabakasında lif enlidir. İçinin iç yüzeyinde lif uzunlamasınadır. Ancak bir tarz üzere yaratılmıştır ki, çekme lifi ile itme birlikte olmayıp, belki çekme lifi ile tutma lifi birlikte olsunlar. Ancak bağırsaklarda değil. Zira ki, bağırsakların tutmaya şiddetle ihtiyacı yoktur. Her zaman çekmeye ve itmeye muhtaçtırlar. Kendi cevherinden uzak olan cisimleri kuşatan sinirsel azaların bazısı bir tabakalı, bazısı iki tabakalı bulunmuştur. İki tabakalı yaratılanlarında nice faydalar vardır. Birinci fayda: İçlerinde olan cisimlerin hareketi kuvvetiyle yarılmaktan korumaktır. Can damarları gibi. İkinci fayda budur ki: İçlerinde bulunan saklı cisimler, ayrışma ve çıkmadan iki kat korunmuş olur. Can damarlarında olan ruh ve kan gibi. Üçüncü fayda budur ki: İtme ve çekmede, o uzuv kuvvetli harekete muhtaç olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti bir tabakasında başka bulunsunlar. mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü fayda budur ki: O uzvun sinirsel iç tabakasını korumak için, dış et tabakası hazım için ayrılmış olsun. Zira ki hazmeden, hazmedenle karşılaşmaksızın kuvvetiyle ulaşır olmak mümkündür. Bazı uzuvların mizacı kana yakın olup, kan ona gıda olmak için birçok değişikliklerde tasarruf etmeğe muhtaç olmaz. Et gibi. Onun için ete ulaşan gıda, bir müddet kalıp sonra et gıdası olmak için onda boşluk ve karıncık yoktur. gıda, ete düştüğü saatte, ona meyledici olur. Bazı aza, kandan uzak mizaçlı olup, kan ona değişmekte çok değişime muhtaç olur; kemik gibi. Onun için gıdası, onda bir müddet kalacak ya bir boşluk vardır; ayak ve bilek kemiği gibi. Veya ayrı boşluklar vardır; alt çene kemiği gibi. Böyle olan aza, vaktinde gıdadan ihtiyaç üstü alır ve çeker. Ta ki yavaşlıkla kendi nefsine dönüştüre. Kuvvetli aza, kendi fazlalıklarını zayıf olan

komşularına iter. Yürek iç organlara, dimağ kulak arkasına, karaciğer bunun iki yanına ittikleri gibi.

33-BÖLÜM:033: İKİNCİ BÖLÜM Omurga kemikleri, boyun kemikleri, kaburgalar, eğe kemikleri ve köprücük kemiklerinin bileşim keyfiyetini beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Omurga kemiğinin bileşim keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Omurga kemiği nice faydalar için yaratılmıştır. Bir faydası budur ki, canlının bekasında kedisine muhtaç olunan murdar iliği (omurilik) içinde bulundurmuştur. zira ki bütün uzuvların sinirlerinin çakış yeri dimağ olsaydı, insanın başı şimdiki görünüşünden fazla büyük olmak gerekirdi. Bedene ağır bir yok olurdu. sinirler, uzak uzuvlara ulaşmakta, uzun mesafeye muhtaç olup; âfetlere ve kopuntulara açık olmaktan başka, ağır uzuvları yerlerine çekmekte kuvvetleri az olurdu. Şu halde yaratıcı Allah Taâlâ, hikmet ve inayetiyle dimağdan bir cüz olan omuriliği bedenin aşağısına erimiş bir maden gibi akıtıp, omurgayı ona muhafız etmiştir. Ta ki omurga etrafında sinirlerin bölümleri tevzi olunmak uygun olup, daha güzel ola. Omurganın bir faydası budur ki: Önünde konulmuş olan azaların koruyucu kalkanı bulunmuştur. Onun için boğumlar ve çıkıntıları vardır ki, onlar: Senaşen ismiyle isimlendirilmişlerdir. Bir faydası dahi budur ki, beden kemiklerinin yaratılışına esas ve temel bulunmuştur. Nitekim gemi omurgası gibi olduğu yukarıda bilinmiştir. Onun için omurga kemiği gayet metin ve muhkem yaratılmıştır. Bir faydası dahi budur ki, insanın ayağa kalkması için ve hareketine imkan içi müstakil bulunmuştur. Onu için omurga kemiğinin düzeni

omurlarla nazm olunmuştur. Hepsi tek kemik veya büyük kemikler olmayıp, güzel intizamı, en iyi yaratılış üzere kılınmıştır. Omurlar arasında bulunan mafsallar e yumuşaktır ki, kıvamı za'f bula ve ne serttir ki katlanmaya engel ola. Belki böyle ara ara yaratılmıştır. Omurganın omurları bir kemiktir ki, ortasından omurilik nüfuz edecek delikleri vardır. Bazı omurların sağ ve solundan deliğin iki tarafından dört çıkıntısı bilinmiştir. Bazısı yukarıya ait, bazısı aşağıya aittir. Bazı omurların atı çıkıntısı olup, dördü bir tarafında, ikisi bir tarafında bulunmuştur. Bazı omurların sekiz çıkıntısı müşahede kılınmıştır. Bu çıkıntıların faydalarının biri budur ki: Bunlarla afsala nasb ve bitişme ile omurlar arası muntazam olup; birinin çıkıntılarının başları, birinin oyuklarına grimiş olup, metanet bulmuştur. Bu omurga omurlarının çıkıntılarındın gayri, başka çıkıntıları vardır ki, onların faydaları; çarpmadan koruyup, mukavemetleriyle kalkan olmaktır. Bu çıkıntılar, sert ve geniş kemikler bulunmuştur ki, omurların uzunlaması üzerine konulmuştur. Bunların gerisinden yana yerlerine şevk ve senasen denilmiştir. Sağda ve solda ulunanlarına kanatlar derler. Bunlar, bedenin uzunlamasında olan sinir, damar ve adaleleri korurlar. Kenarlara yakın olan kanatların bir faydası dahi budur ki: Kenarların üst tepeleri bunlara çakılmış olup, oyuklarıyla raptedilmiş olu. Zira ki her kanadın iki çukuru ve her kenarın iki yumru çıkıntısı vardır. Bu omurların orta deliklerinden başka ince delikleri vardır ki onlardan sinirler çıkıp, damarlar girer. Bu delikler onun için omurların iki tarafından yaratılıp, gerisinde bulunmamıştır. Zira ki onda, giren ve çıkan damarları çarpmadan koruma gerekmez. Damarlar ve sinirler, eğer omurganın önünde yaratılsaydı, bedenin tabiî ağırlığıyle ve iradî hareketiyle meyilli olan yerlerde vaki olmakla, zayıf olup, raptedemezlerdi. Bu, koruma için olan çıkıntıların üzerine sinir ve

rutubet akıcı olup, kaplamış ve örtmüştür ki, teğet olduğu et, incinmesin. Mafsalların çıkıntılarının da durumu budur. Onar, birbirini takip ile muhtem tutup, her taraftan raptederler. Lakin önden olan takip gayet sağlamdır. Geride ola selistir. Zira ki ön tarafa eğilme, arkaya eğilmekten ziyade gerekir. Şu halde omurganın omurları, takip ve irtibatlarıyle böyle muhkem olduklarından, tek bir kemik gibi sebat ve sükûn için yaratılmamıştır. Eğime ve katlanmayı kabul etmeleriyle esnek olduklarından, birçok kemikler gibi hareket ve esneklik için konulmuştur. İkinci Madde Boyun omurlarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omurları akciğer için, akciğer nice faydalar için yaratılmıştır ki, açıklansa gerektir. Boyun omurlarının, omurga omurlarının üstündeki, altında olan omurun üzerinde yüklenmiş olduğundan, her bir omur, kendi taşıyıcısından küçük ve hafif yaratılmıştır. Ta ki âzanın hareketi hikmeti bir düzen üzere bulunmuştur. Omurganın en altında ve sonunda olan omur, hepsinden daha büyük ve daha sert yaratılmıştır. Ana karnında, kemiklerin nizamından önce bulunmuştur. Kair içinde hepsinden sonra çürüyüp, toprak olur denilmektedir. Omuriliğin en üstü, yer altındaki su yolu gibi çok ve katı olduğu için boyun omurlarının delikleri daha geniş kılınmıştır. Zira, sinir bölümlerinden yukarıya mahsus olan, aşağıya mahsus olandan çoktur. Şu halde boyun omurları küçük ve delikleri geniş olması, ince cisimlerin gereği olarak, hepsinden sert ve sağlamdır. Senasenleri küçük, kanatları büyük ve ikişer başlı yaratılmıştır. Bu omurların harekete ihtiyacı, sebata ihtiyacından fazla olduğundan, üst mafsalları alt mafsallarından selis ve yumuşak kılınmıştır. Bu mafsalların şiddet ve sağlamlığa ihtiyacı az olduğundan boyun altındaki gibi, üst alta bağlı olan mafsal çıkıntıları

büyük ve geniş olmayıp, küçük bulunmuştur. Boyun omurlarının sayısı yedi olması, uzunluğu mutedil olmak içindir. Bu omurların birincisinden başka, her birinin onbirer çıkıntısı vardır ki, birer sinüse, ikişer şube, ikişer kanat ve yukarı tarafa çıkmış olan dörder çıkıntı ve aşağıya dörder çıkıntılıdır. Sinirlerin çıkış yerinin yuvarlak deliği, her iki omur arasında, yarım üzere taksim olunmuştur. Fakat ilk omur ile ikinci omurun nice özellikleri vardır ki, sair omurlarda bulunmaz. Zira ki, başın sağ ve sola olan hareketi, kendi ile birinci omur arasında bulunan mafsal ile bağıntılı olmuştur. Başın ön ve arkaya olan hareketi, kendisi ile ikinci omur arasından bulunan mafsal ile vücut bulmuştur. Ama ilk mafsal, birinci omurun şahsiyeti üzerinde sabit olmuştur. Bu omurun üt tarafında iki oyuğu vardır ki, onlara baş kemiğinin iki çıkıntılı tarafı girmiştir. Vakta ki bu iki çıkıntının birisi oyuğundan yukarı çıkıp, öbürü oyuğuna tamamiyle gömülse; baş ondan yana meyledip, o tarafa eğilir. Ama ikinci mafsal, ikinci omurda bulunmuştur. Bu omurun ön tarafında uzun bir çıkıntı yaratılmıştır ki, birinci omurun omuriliğin önünde olan deliğinden girip, baş kemiğinde bulunan omuruna ulaşır. Vakta ki, sözü edilen çıkıntı, o omurun deliğinden geçip, omura girse, baş ön tarafa meyledip eğri olur. Eğer çıkıntı oyuğundan çıkarsa, baş düz durur. Eğer çıkıntı, deliğinden dahi çıkarsa baş arka tarafa kaykılır. İkinci omurun gerisinde dahi kısa bir çıkıntı vardır ki, ancak birinci omurda olan çukuru itçinde hareket edip,onu geçmez. Ama birinci omurun özelliğidir ki, sensenesi olmaz. Olmadığının faydası budur ki, ağır olmayıp çevresinde olan sinir ve adalelere zahmet vermez. Bu çukur baş kemiğinde gömülmüş gibi olduğu için kanatları dahi yoktur. Zira ki, sinirlerin başlangıç yerine yakın olup, yerleri dar olduğundan kanatları bulunmaması hikmet-i ilâhidir. Bu omurun özelliklerindendi ki, sinirle ondan doğarlar. Sair omurlar gibi iki

Senseneleri eşit değildir. Ta ki. gerisinin üstünde bulunup. o çukurlara girip. Mafsal çıkıntılarının iki tarafında olan çukurları setsiz bulunmuştur. bunun delikleri sensenesinin yanlarında kırılmıştır. Bu ikincinin çıkıntıları sağlam bağlarla birinci omura bağlanmıştır. senseneri aşağıya varmıştır. bu iki mafsal ile olan baş hareketlerine ihtiyaç faza bulunmuştur. sensene ve kanatlarına gitmiştir. Birinin kanadı yoktur. onda sinir çıkış yeri deliği mümkün olmadığından. kısa ve geniş suret bulmuştur. Göğüs omurlarının kanatları diğerlerinden sert olup. uzuvların demiri olan yüreği en iyi şekilde koruyalar. Bunlar oniki omurdur ki. İkinci omurun kısa çıkıntısı. baş mafsalı. onbirinin sensenesi ve kanatları vardır. Uzadıkça yavaş yavaş alınlaşırlar. malûm olsun ki. Ey aziz. altıyla birlikte . Üçüncü Madde Göğüs omurlarını bildirir. Zira ki. kaburgalar onlara ulaşmazlar. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omurlar kemiklerdir ki. Göğsün yedi üst omurunun senseneleri büyük ve kanatları kalın olup metanet bulmuştur. Onuncu omurun üzerinde bulunan omurların üst tarafa doğru olan mafsal çıkıntılarında setli çukurları vardır. Onuncu omurun sensenesi kubbe gibidir. İkinci omur ile sair omurlar mafsallardan daha selis kılınmıştır zira ki. Zira ki. üstü. Çünkü bu omurların cisimleri. birinci omur ile selis bulunmuştur. bunlardan yürek gibi mühim azaya en yakın olup. Hepsi yaratıcının san'atı bilinmiştir. Şu halde bunların mafsal çıkıntıları. Ancak geri tarafının üstünden iki delikten hepsi lif gibi ince oldukları halde dışarı çıkarlar. Aşağıya doğru olan çıkıntıları yumru tarafları. kaburga kemiklerine bitişik olup. metanet bulurlar.tarafından ve ortak noktadan doğmazlar. önemli azaları toplayıcı ve muhafızdır. yerlerine göre kalın olup. bitişik oanı daha büyük ve daha kuvvetlidir.

Göğüs omurları. Mafsal çıkıntılarının aşağıları. Midenin zarları tarafı. yuvarlak şekillerdir. omurganın tamamı bir tek nesne gibidir. kendisinde fazla mafsal çıkıntısı yoktur. mafsalları daha sıkı ve kanatları daha geniş bulunmuştur. boyun omurlarından büyük olduğu için müşterek delikleri iki omur arasında eşit bölünmeyip. Onun için omurga . senseneleri üst tarafına kavisli bilinmiştir. kuyruk sokumu ile beraber kasığın tamamına kaide gibi olup. Şu halde bu açıklamadan anlaşılmıştır ki. o direk kemiğin taşıyıcısı ve bacak sinirlerinin çıkış yeri olmuştur. Böğür. bu delikleri tamamiyle içine aldığı için onların olmaları ve sinirlerin çıkışı için bu omurların sağ ve solunda birer delik yaratılmıştır. Çıkıntıları yoktur Küçük olduklarından. onda kaburga kemiği varken gerek kalmaz. sinirler için ön ve arka taraflarında delikler vardır ki. Fazlalık ve şekillerse yuvarlaktır. Böğür kemikleri üçtür ki. Kuyruk kemiği. Bu böğür kemikleri açıklanan böğür kemiklerine benzer. Böğürün omurları beş kemik olmuştur. bu onikinci omura bitişiktir bu omurun üstü küçük yapılı olduğundan. boyun omurları gibi sinirleri ortak deliklerden bitmiştir. Zira ki çarpma âfetlerini kabul etmekten en uzak şekiller.setlenmiştir. sinir deliği tamamıyle onuncu omurda bulunmuştur. üç kıkırdak omurdan meydana gelmiştir. Üçüncü omur tarafından bir sinir çıkmıştır. koruyucu kanatlara benzer genişliklerdir. Onuncunun altındaki çıkıntıları üst tarafına ve çukurları aşağı tarafına meyilli olup. onlar bütün omurlardan daha sert. derece derece yukarıdakinde fazla ve aşağıdakinde az olup. Göğsün diğer omurları ve iki uyluk arası olan böğürün bütün umurları. Göğüsün omurlarının üzerinde sensene ve geniş kanatları vardır. Onikinci omurun kanatları olmaz: Zira ki. oyluk mafsalları onlara mâni olmaya.

omurlarının yukarıdakinin başı aşağıya. aşağıdakinin başı yukarıya kaykılmış olup. karaciğer dalak vesair azayı korumak içindir ki. bu onuncu omurun üzerine toplanmış olup. Şu halde bunlara ağırlık olmak için ve birine eren âfet hepsine ermek için gıda ve nefesten göğüs boşluğu dolup. Ey aziz. Ama gıda azasına komşu olan alt kaburgalar. midein yeri geniş olup. o azalara ârız olan âfetlerin tesiri. Ta ki. baş aza olan yüreği ve onun ardında bulunan azayı kuşatmışlardır. büyük iş olduğundan. her yönden insanın uzuvlarını daha iyi . Üstteki yedi kaburga. göğüs kaburgaları ismiyle isimlendirilmiştir. onları tam bir ihtiyat ile korumak lazımdır. göğüs yanında birleşip. orta omur olan onuncusu yanında hepsi toplanmıştır. Yukarıdakilerin uçarı arası yakın ve aşağıdakilerin uzak bulunmuştur. Bu onuncu omur. iki yönden birine bükülmüştür. yüreği her yönden korumakla her yönden kuşatmışlardır. etrafı kısa kılınmıştır. birbirine bitişik olmayıp derece derece kısalmıştır. iki ortaları büyük ve uzun. malûm olsun ki. Bunlar. nizam bulalar. Ta ki iki taraftan her irinde bulunan dokuz omur. geniş yere muhtaç olduğundan açılmak kolay olmak için ve teneffüs işlerine tayin olunan göğüs adalesi çözülmemek için müteaddit kaburga kemikleri olup. Zira ki. Onun için üstteki yedi kaburga. Bu göğüs kemikleri. Şu halde boyun omurları ile omurga omurlarının toplamı. omurganın uzunluğu hasebiyle senasenin ortası olup. kuşattıkları nefs âdetlerini ve gıda âletlerinin yükseklerini korumak için yaratılmıştır. arka taraftan koruyucu kalkan gibi. Dördüncü Madde Kaburga kemiklerini bildirir. yirmialtı omuru bulmuştur. kedi içlerinde olan nefsanî aza üzerinde. her taraftan yedişer kaburgadır ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kaburga kemikleri. gıda ve nefesten dolduğunda güçlük çekip. incinmiş olmasın. Zira ki bu şekil. hepsi tek kemik olmamıştır.

göğüs kemiği ile yumuşak uzuvlar arasında aracılık edip. yumruları üzere. Bu . omurga omurlarının her bir kanadında olan iki çukur omura girip. Ta ki ondan dimağa yükselen damarlar ve inen sinirler geçip yol bulmuştur. kendilerine bağı olan kaburgaları sayısınca yedi bulunmuştur. Kendi. Bunun gibi. hançere benzemekle. Nitekim kaburgaların her birinden iki çıkıntı. Onun tek kemik olduğu. malûm olsun ki. Uçları sivridir. sardıkları mekan geniş bulunsun.sarmıştır. yedi kemikten oluşmuştur. Bu kaburgalar. yumuşaklıkla sertlik arasında ota bir kıkırdak cisim ile yumuşak uzuvlara bitişik ve gömülüktür. kemikler. göğüs kemiğinin iki yanından her birinin üzerine konulmuş bir kemiktir ki. Kırılmaktan emin. solunum organlarının genişlemesinde yumuşaklıkla müsaadeleri bulunsun. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Köprücük kemiği. yumuşak kıkırdaklarla bağlanmış ve mafsalları sağlam yaratılmıştır. göğüse bitişmiştir ki. Bu kemiklerin sayısı. katmerli mafsal hâsıl olmuştur. Uçları kıkırdaklarla korunmuştur ve çarpmalardan uzaktır. yine hafiflik için bilinmiştir. önce aşağıya meyledip. Geri kalan beş kısa kaburga. onun boşluğundan boğazın yanında boş bir açıklık kalmıştır. aynen omurga omurlarının omurga ile olan bileşimi gibi suret bulmuştur. Beşinci Madde Köprücük kemiğini bildirir. Ta ki. Bu kemiğin faydaları: Midenin ağzını koruyup. hançer kemiği nâmıyle şöhret bulmuştur. Göğüs kemiği. Ey aziz. onun aşağı tarafı yuvarlak gibi olup. bu yedi kaburganın göğüs kemikleri ile bulunan bileşimi. arka kemiklerdir. Göğüs kemiğinin en altına geniş bir kıkırdak kemik bitişmiştir ki. sert ile yumuşak arasını birleştirmekte uyuntu vermektir. ondan yukarıya dönerek.

. O. Şu halde göğüsten yana uzaklaştıkça. O çıkıntıdır ki. Bu çıkıntıya bitişik olan kıkırdağın yuvarlak tarafıyle omuz genişliği son bulmuştur. Yine kol kemiğinin çıkmasına engel olmuştur. boşluktan yana. geniş olup. boşluğa meyledip. dar açısı göğüste yana gelmiştir. Omuz kemiği ince faydalar için vücuda gelmiştir. köprücüğe bağlanmıştır. Ta ki sırtın düz olmasına halel gelmemek için. omuz tarafınada bitişmiştir. Bir faydası budur ki: Kol ile el ondan asılı olup. iki elin. birisi arka ve süt tarafına kalkılmıştır. Onunla omuz. birbirine hareketi kolay olup. kaburga kemiklerinden uzak olup. onun kaidesi. diğer kıkırdaklar gibi bilinmiştir. isim ve özelliklerini yedi madde ile açıklar. iki kolun hareketi geniş kalıp. göğüs boşluğundan yana ince. ikisi birilikte kol kemiğine bağlanmıştır. bu kemikle bağlanmış olup. engel olmasın. karga burnu nâmını bulmuştur. Omuz. selasetten kalmasın. Bir faydası budur ki: Göğse hasredilmiş olan uzuvlara kalkan olup. kolun ucunu üst tarafa eğilmekten engel olmuştur İkinci çıkıntısı. kolun dönen tarafı ona girmiştir. Bunun içi çıkıntısı vardır ki. göğse âfet ermesin. göğse bitişsin. 34-BÖLÜM:034: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İki el ve iki ayak kemiklerinin bileşik keyfiyetini. omurga omurlarının senasin ve kanatları makamında durup. omurga omurlarının senasini yerinde koruyucu olmuştur. Bu kıkırdağın bitişmesi de. Bu omuz kemiği. aşağı ve ön tarafa gelmiştir. enseden yana kalın olmuştur.kemik. Bu çıkıntının dışı üzerinde üçgen gibi bir çıkıntı vardır ki. yayılmıştır. Boşluk tarafı üzerinde bükülmemiş bir boşluk vardır ki. Bir faydası budur ki: Omuz.

Birinci Madde iki pazu kemiklerini bildirir. sair mafallar gbi kuşatıcı olmuştur. bağlarının kopmasından korkula. Lakin o hareket. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Pazu kemiği yuvarlak şekil üzere suret bulmuştur. onun iki tarafında iki oyuk vardır. Üst oyuğun engeli yoktur. avuçladığı nesne gökçek ve kolay avuçlansın. iki el. Pazu mafsalını dört bağ tutmuştur. Üst tarafı yumru olu. Üstteki oyuk önde ve alttaki oyuk arkada vâki olmuştur. malûm olsun ki. emniyet ise. Belki pazu. enine perde gibidir ki. çok çıkma ârız olmuştur. birbirinin üzerine rahat ulaşsın. ancak sinir ve damarları korumak için yaratılmıştır. İkisi arasında bir yeri vardır ki. Pazu kemiği göğüsten yana çukur olup. onda çok ve devamlı gelir. Ta ki. çoğu durumlarda sâkin ve sair mafsalları hareketli bulunmuştur. Ey aziz. Düzgündür. o mafsal. bir nesne ile mafsalı olmayıp. O mafallar pazudan ziyade muhkem yaratılmıştır. pazuya temas etmiştir. Ta ki üzerinde toplanmış ve tertip edilmiş olan adaleler. Göğüs oyuğuna yakın . Fakat ikinci oyuk. İhtiyaç: Bütün yönlerde selamet harekettir. daha büyüktür. biri emniyet ve selamettir. Bu gevşeklikte iki fayda vardır: biri ihtiyaçtır. her taraftan yana hareket etmeğe muhtaçtır. boşluktan yana yumru kılınmıştır. Pazunun alt tarafını üzerine iki bitişik çıkıntı bileşmiştir ki. İkisi sonundan inmiştir. dördüncü bağ ile kargaburun çıkıntısından inmiştir. sinirler ve damarlar örtülmüş olup. Birinin tarafı geniş olup. iç tarafında olan uzun ve inci bulunup. biri büyük ve sert olup. omuz çukuruna gevşek bir mafsalla girmiştir. sâbittir. pazu tarafını çevrelemiştir. Bu mafsala gevşekliğinden. Zira ki pazu. Biri. Dış tarafında olan çıkıntı ie ve üstte olan çukurda bulunan lokma ile dirsek mafsalı tamam olmuştur. Ta ki âfet kabulünden uzak olmuştur. Şekilleri geniş olup.

yumma ve açmaya yaradığı için düz yaratılmıştır. ama etrafı. Bunların başparmağa yakın ola üstteki ince olup. ona ulaştığında dursun. Ta ki pazunun çukur tarafında olan yere girip. Ey aziz. O çukurda. kalın adaleler onları sıkmasıyle ağırlık veren kalınlıklarından kurtulmuş olalar.olan yeri düz olmayıp. ona. eğik hareketlere kabiliyeti olmak bilinmiştir. malûm olsun ki. aralarında (sin) harfine benzer benzer bir yer bulunmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek. Küçük parmağa yakın olan alttaki. Vakta ki giren yer. çukur yer üzerinde geri ve süt . bu çıkıntının dönmesiyle eğri hareketler hâsıl olmuştur. üst bilek kemiği derler. oyuğu dahi yuvarlak bulunmayıp. duvar gibi düz yaratılmıştır. Bu mafsallar. Ta ki onda. alt kemik. Üst kemiğin tarafında küçük bir çukur vardır ki. boşluk tarafından yana hareket edip. iki atabe adı vermişlerdir. et ve adaleden arınmış ve bağlar ile gizlenmiş oldukları için. Bu iki oyuğa. Ta ki. adale ile süt ve alt kemi mafsallarındandır. bükülücü olmaktır. Bu iki kemiğin her birinin ortası ince ve latif yaratılmıştır. Dirsek mafsalı. bu yapı üzere düzen tutmuştur. kol çıkıntısı. faydası. Alt kemiğin faydası: Onunla bilek kavrama ve yayılmadan yana hareket eder. girintili-çıkıntılı olup. Üst bilek kemiğinin faydası: Onunla bileğin hareketi eğilip. dirsek mafsalı ondan bileşe. Üst kemik. İkinci Madde Bilek kemiklerini bildirir. uzunlamasına iki kemikten oluşmuştur. taşıyıcı olduğundan alt kemik adını almıştır. Onlara: iki bilek kemiği derler. pazunun boşluk tarafında olan çıkıntı onda raptedilmiştir. mafsalların hareketiyle sert çarpmalara uğradıkları için kalın ve metin kılınmıştır. Alt bilek kemiğinin iki çıkıntısı vardır ki. Onun çukurunda olan yüzeyi yumru kılınmıştır.

Ey aziz. El ayası. geniş ve bitişiklikleri az kılınmıştır. Bu çukurdan fazla kalan âfetlerden uzak olmak için yumru ve kaygan yaratılmıştır. Üçüncü Madde El ayasının kemiklerini bildirir. Öteki safa yakın olan tarafı. belki . bu kemiklerin hepsi bitişik ve tek görünür. İkinci safın kemikleri. iki saf kılınmıştır. el yumulup.taraflarına hareket eylese. Hatta ayanın derisi soyulsa. adale ile bilek istikametine yakın olur. bir miktar mutavaat vermiştir. bilekten yanadır ki. faydası: Korumak ve kollamaktır. tek bir şey gibi toplanmış olup. Ta ki avucun içinde kavramaya yarayan çukurluk meydana gelsin. Sekizinci kemik ise. el yayılır. Bu bitişme ile bile bu kemikleri birbirine birçok bağlar. parmak taraklarından yana bulundukları için geniş olup. Kaçan çıkıntıyı haseden çukurdan duvar eri ayrılsa. o kemiklerle çukurlaşmakta ve büyük cisimler üzerinde avucun çukur olmasıyle. bileği pazuda ön tarafa teğet olur. Şu halde üçü araya sıkıştırılıp. ta ki dağılmasın. sayısı dört bilinmiştir. Avucun aldığı nesnelerde tutuşu zayıf olmasın. malûm olsun ki. el ayasının iki safını düzenlemek için değil. Ama yedi asıl kemik. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El ayası. çoğunlukla alt çıkıntıda bulunmuştur. Bir safı. sağlam bağlayıp. Aya kemikleri yedi ve bir de fazla kemik yaratılmıştır. cisimleri ince ve sayları üç bulunmuştur. bileğe yakın olan tarafı ince ve gayet bitişik bulunmuştur. eli ziyade yayılmaktan haps ve men edip. İki çıkıntının aşağı tarafları. bir çok kemiklerden meydana gelmiştir. Kaçan iki yer birbirinin üzerinde ön ve üst taraflarına hareket eylese. eli yumduğunda. Ta ki cüzüne erişen âfet. bütününe erişmesin. Alt bilek kemiğinin çukuru gerisinde uzunlamasına bir çıkıntı vardır ki. onlardan geniş ve ortak bir çukur meydana gelir ki. Bu kemiklerin mafsalları birbirine zaptolunmuştur. kayganların tutulması mümkün olsun.

ağır eşyayı zaptetmekten âciz kalırdı. farklı açıklıklara güzel bitişsin. Üçten az olsa. kaideleri geniştir. Parmak kemiklerinin uçları ince. . Boşluksuz ve iliksiz.ayaya yakın olan siniri korumak içindir. Ey aziz. İç tarafından çukur olmuştur. Bu parmaklar. aya kemiklerini yakın ola kemiğin çukuruna girip. Gerçi muhtelif hareketleri sülük ve balık hareketleri gibi mümkün idi. Dördüncü Madde Parmak kemiklerini bildirir. eğik ve açık olmuştur. aya etrafında olan çukurlara. müteaddit kemiklerle bulunmuştur. Ta ki âfetlerden korunmuş kalsınlar. Ta ki işleri zor olmasın. Üsttekiler alttakilerden boy boy büyük yaratılmıştır. Alt bilek kemiğinde açıklanan çıkıntı. Parmakların eti. dört parmağa mukabil gelmiştir. Bu kemikler yuvarlak kılınmıştır. parmakların hareketleri eksik olurdu. onunla mafsal. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El parmakları eşyayı kavramakta yardımcı âletlerdir. Her parmak üç kemikten yaratılmıştır. metin ve kavi olmak için kemiklerle dolu yaratılmıştır. ta ki genişlik ve sıkışıklığa yardımcı olsun. birer kemikten yaratılmayıp. Zira ki. Ta ki bitişik gibi olan kemikleri ayaya bitişmesi gökçek olsun. kemiklerden hâli yaratılmadı. iki bilek kemiği uçlarından hâsıl olan geni çukura girip. üç kemiğin açlarının birleşmesinden. malûm olsun ki. Bu tarak kemikleri. el titremesi gibi zayıf olmayıp. onun tek ucu hâsıl olup. Aya mafsalı ile tarak kemikleri. Ta ki yüklenici ve yüklenen arasında münasebet gökçek olsun. Lakin parmakların işleri. üçden ziyade olsa. ayaya yakın olan tarafta birbirine yakın olmuştur. ondan mafsal yumulur ve açılır. kıkırdaklara bürünmüş olan tarak kemiklerinden çıkıntılar girişiyle telif edilmiş yaratılmıştır. Parmaklar tarafından yana bir miktarca açık olmuştur. Tarak kemikleri dört olup. Ta ki kemikler.

bir nesneyi kuşatıp. Ta ki hepsine mukavemette muadil kalsın. onu örter. birine giren rutubetli ve yapışkan kıkırdak ve çukurlara . muntazam olsu. tarak kemiğine bağlanmadı. Dışları yumru. Ta ki. faydası kalmayıp. ta ki sıkışma anında âfetlerden korunmuş olan yuvarlak şekle benzesin. Başparmak. diğer dördünden daha kısa ve kalın yaratılmıştır. Parmakların uç etleri çoktur. kavrama sırasında parmakların etrafı eşit olup. Şu halde. kavradıkları nesnede. dört parmak bir taraftan. Ta ki çekme ve kavrama hareketlerinde metanetleri sağlam ve kuvvetli olsun. el içiyle ola işlerin çoğu yapılamazdı. Orta parmağın mafsalı uzun olup. Ta ki uçları. Kavranan yuvarlak üzerinde el ayası ve parmaklar çukurlaşıp. engelleri peyda olurdu. yararı kalmazdı. kavrama ile temas olunan nesnelerin altında eğilici olsun. iki el. ziyade uzak olup. Baş parmaklar. Parmakların etrafında tırnaklar olmuştur. avucun içinde boş yer kalmayı. ta ki tutma ve oğma kolay olsun. hafiflik bulsun. İçlerinde et az olmuştur. Ta ki onları koruyup ve örtüp. Ta ki. rutubetli ve yapışkan kılınıp. ötekilerininki daha kısa olmuştur. Eğer küçük parmak tarafında konulsaydı. etkili silah yerini tutsun. elin. Eğer elin sırtına olsaydı.sertlik üzere yaratılmıştır. her taraftan ona temas kılsın. Ta ki kendi ile dört parmak arasında mesafe dar olmaya. kendi yeri gerisinde konulsaydı. elin içinde olsaydı. Bütün parmakların asâyişi. vakta ki. Ta ki birine yapıştığında iyice tutsun. avucun kavradığı nesnenin azası benzeridir ki. birbirine mukabil ve uygun gelmezdi ve birbirine yardım edebilmezdi. bir büyük nesneyi alıp kavraması mümkün olur ve bir tarafla başparmak. Dış tarafları etsiz kılınmıştır. Dış tarafları dahi baş parmak ve küçük parmak gibi parmak olmayan taraflar yumru kılınmıştır. Eğer baş parmak. Zira ki eğer baş parak. başparmak ta onlara mukavemet eylese. içleri çukur bulunmuştur. ağır olmayıp.

Ziyade sağlamlık için mafsallarında bulunan açıklıkları. Kazınma ve törpülenme taraflarında bulunmuşlardır. iki kalça kemiklerinin yumru uçları girecek oyuklar . Ta ki muhkem olsunlar. yuvarlak kılınmıştır. metanet verilmiştir. Birinci faydası: Bir nesneyi bağlayıp düğümlemekte. O. uzar kılınmışlardır. kıkırdak örtüleriyle bitişik yaratılmıştır. Ta ki sert nesnelerle karşılaşmada kolaylıkla eğilip. Tırnaklar dört fayda için yaratılmıştır. Onun için büyüyüp ve gelişip. silah gibi onlarla düşmandan intikam almaktır. Ey aziz. içe ve aşağıya olan parçalarına kalça payı denilmiştir. Mafsallarını. selametle bükülsünler. Ta ki onunla rutubetleri sürekli olup. küçük kemikler ile doldurulup. sağlam kalsınlar. Alttaki kemiklerin hepsinin yüklenicisi ve nakledicisi bulunmuştur. kuvvetli bağlar sarıp. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende bulunan kemiklerin biri dahi kasık kemiğidir. Tırnakların etrafı. Boşluktan yana olan parçalarına hâsıla kemiği ve harkafe kemiği adı verilmiştir.bitişik yaratılmıştır. adı geçen üstteki kemiklerin yesası gibi bilinmiştir. kasığın ortasında sağlam bir mafalla birbirine bitişmiştir. İkincisi: Onlarla ufak nesneleri kaldırıp toplamaya kudret bulmaktır. bularda. Dördüncüsü: Bazı vakitler. Arkadan yana olan parçalarına virek kemiği denilmiştir. Uzadıkça. Yumuşak kemiklerden yaratılmıştır. Önden yana olan parçalarına kasık kemiği denmiştir. gerektiğinde. Zira ki. parmaklara dayanak olmaktır. Bunlar. Beşinci Madde Kasık kemiklerini ve kalçayı bildirir. Ta ki çarpmalarda mahvoldukça yine tamam olsunlar. malûm olsun ki. Bu iki kemiğin her biri dört cüze taksim olunmuştur. Bunlara: Semsemaniye derler. Mukavemetle yarılıp ve kırılmayıp. Ta ki çarpma âfetlerinden korunsunlar. kesmekle karar bulsunlar. onlara hareketlerinden kuruluk gelmesin. kuyruk sokumu yanında sağlı ve sollu iki kemiktendir ki.

üzere ayakta durmaktır ki. üstlerinde olanı yüklenici ve altlarında olanı nakledicidir. üst tarafı kalça kemiğine bitişik olmayıp. Bu iki kemik. önden ve boşluktan yana yumru. İki ayağın faydası: iki nesnedir. sinirleri. Zira ki. ta ki ondan diz mafsalı ortaya çıka. o vakitte ayakta durma kolay olur. hepsinden düz bir nesne hâsıl olup. ona büyük kasba denilmiştir. bedende olan kemiklerin en büyüğüdür. bu iki kemik. intikal zor olur. geri ve içeriden yana çukur ve kesik kılınmıştır. hakk'u-l vikete olan çukura girmiştir. rahim. yamuk olurdu. Biri yukarı çıkma. Ayak kemiklerinin birincisi iki kalça kemiğidir ki. Eğer kalça ve baldır adalesine bir âfet erişse. Zira ki. Ey aziz. onula oturuş daha güzel olsun. Bu iki kemiğin üst tarafları kubbe gibi yumru olup. Bu iki kemiğin alt tarafında diz mafsalları için her birinin iki çıkıntısı vardır. Altıncı Madde Baldır kemikleri ve iki diz mafsalını bildirir. Ta ki onlarla baldır adaleleri ve sinirleri . eğer ayağa bir âfet erişse. İntikal kolay ve rahat olur. Kalça gibi baldır kemiğinin boşluktan yana yumruluğu bulunmuştur. mesane gibi latif azalar konulmuştur. alt tarafta içten yana yumru yaratılmıştır. inme ve düz durma durumlarında intikallerdir. birçok damarı gökçek koruyup. iki ayak ile sabit ve kaimdir. iki kalça ve iki ayak ile bu intikaller yapılır. Diz mafsalından önce baldır kemiklerini beyan ederiz. Bu iki kemik üzerinde meni âletleri. Biri nizam. Eğer hakk'u-l virek beraberinde düz konulsaydı. Küçük kasba. ayakta durma düzeni zor olur. Ta ki büyük adleleri. malûm olsun ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: bilek gibi baldır dahi iki kemikten yaratılmıştır. ona küçük kasba adı verilmiştir.bulunmuştur. Biri küçük ve kısadır ki. makat. iki oyluk arası uygunsuz ve geniş olup. Biri büyük ve uzundur ki.

Ey aziz. emniyet bulmaktır. yürürken atılacak ayağın dayanmakla. ayakucu tarafına uzamış bulunmuştur. İkisinin önleri diz kapağı kemiğinde yerleşmiştir. o büyük kasbadır ki. Bununla bile küçük kasba ile dahi ona kuvvet ve sağlamlık verilmiştir. ayakta sebat için âlet yaratılmıştır. Hakikatte baldır. Şekli. Bu ağır bedeni taşıyan mafsal. ama geri taraftan yana ani çarpma olmayıp. Şu halde ani kalkma ve oturmalarda diz mafsalına ön taraftan zor zahmet gelmekle ihtiyat kılınmıştır. kalça kemiğinden kısa bulunmuştur. diz üzerinde oturma anında diz mafsalını ayrılmaktan bu kemik ile koruyup. Küçük kasbanın bu sağlamlığından dahi büyük kasba ie aralarında olan sinirleri ve damarları örtücü ve koruyucu bulunmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak. Ve bu kemiğin yeri bu mafsalın önünde bulunmuştur. yürüme düzeni uygun olsun. bilinmiştir. Diz mafsalı: Kalça kemiğinin alt tarafında olan iki çıkıntının baldır kemiğinin üst tarafında bulunan iki çukura girmek ile hâsıl olmuştur. . Ta ki ayakta durma durumunda ön tarafı ayaktan yana dönük olup. iki taraftan iki metin bağ ile muhkem düğümlenmiştir. ona direk olmaktır. hareketi ile kuvvet verip. Yedinci Madde Ayak kemiklerini bildirir. hareket için hafif olsun. Bu baldıra bir mutedil miktar verilmiştir ki. İç taraftan yana beli ince kılınmıştır. birer lif bağı ile bağlanmış olup.muntazam olsun. sağ ve sol tarafa eğilmesi az bulunmuştur. zira ki bu mafsala ani saldırı ve çarpma çoğu zaman ön taraftan olur. Mafsal önünde büyük kasbaya iştirakle yumulma ve yayılmaya kuvvet vermek için yaratılmıştır. malûm olsun ki. ne üstünü taşımaktan âciz olur. Bunlar. Ta ki. Bunun faydası. Ta ki üzerine dayanma ve dinelmeye yardımcı olsun. ona diz gözü denilmiştir. Diz kapağı ayrı bir yuvarlak kemiktir ki. ne hareketten zorluk bulur.

Biri ökçe kemiğidir ki. metin olmuştur. Ayağın hareketinde faydalı olan kemiklerin en yararlı topuk bulunmuştur. Kayık kemiği. arka tarafı . Ayağın çok kemikten oluştuğundan nice faydaları bilinmiştir. ayağın ortası onuna yerden kalkıp ön tarafı dahi onunla yere gelir. altıgen şeklindedir. Zira ki ayak. Bu topuk. geri tarafından ökçe kemiğine. kendi sert. çok kemikli olan azanın sayılan faydalarının aynısı bulunmuştur. Topuk. diken ona şiddetle batmasın. Sair faydaları. daha önce açıklanan iki baldır kemiğinin yuvarlak tarafları arasında konulmuştur ki. Yuvarlak nesnelere ayak ayası. ayak bastığında tabanı üzere olup. ayağın dış tarafından yana konulmuştur. Biri topuk kemiğidir ki. onlarla ayak taraklara bağlanır. Biri budur ki: Ayak. Biri merdiven kemiğidir ki. onunla bacak mafsalı tamamlanmıştır. Nitekim ayağın sebatında faydalı olan kemiklerin en lüzumlusu topuk bilinmiştir. ökçe. bastığı nesneyi el ayasının kavradığı gibi kavrar bilinmiştir. onu üst tarafından. Ta ki. Ayak bileğinin dört kemiği vardır ki. insanın ayak topuğu diğer hayvanların topuğundan daha çıkıntılı kılınmıştır.Dikenli olan yere. Beş kemik dahi tarak için yaratılmıştır. ön tarafından bilek kemiğinin üstüne. topuk kemiğindeki çukura girmiştir. yer üzerinde o tarafın sebatı gökçek bulunsun. ayakta durmanın temel direği onunla bulunmuştur. kafasından. Topuk ortada bulunup önünden kayık kemiğine. Onun iki tarafı. Biri kayık kemiğidir ki. bastığı nesneyi gerektiğinde sağlam basıp sabit olmaya kadir bulunmuştur. dış tarafından ve iç tarafından kuşatmıştır. O ikisi arasında mafsal. Bir ayağın kemikleri yirmialtı adet olmuştur. O. topuğun altında konulup. mafsal bağı ile bağlanmıştır. bacak ile ökçe arasında bir vasıtadır ki. dış taraftan yana bacak kemiğine bitişmiştir. bir tarafa kayıp gitmesin. onunla birbirine gökçek bitişmesi bulunmuştur. kolay ve sağlam basıp.

Ölçüsü büyük olmuştur. el bileğininkiler iki saf bilinmiştir. 35-BÖLÜM:035: ÜÇÜNCÜ BAHİS . yürüyüşünde âhenk olsun. Şaşırtıcı şekillerinde benzersiz yaratıcıyı fikreden ve düşününe akıllılara hayret gelmiştir. ondan az kılınmıştır. Şekli. bedenin yükünü taşımaya kudreti yetsin. akıl sahiplerine ibret olmuştur. münezzehtir. beş kemikten bileştirilmiştir. elde çok bulunmuştur. Zira ki. yavaş yavaş incelip. ayağın ortasında dış tarafına ulaştığında son bulmuştur. deyip hayrette kalmıştır. nice izzet ve lezzet bulmuştur. düz basması kolay olup. Zira ki. Zira ki. insan ayağı bu biçimde yaratılmıştır. Yaratıcı ve şekil veren Allah. yoklukları dahi sebat ve sağlamlığa zararlı olduğundan. el bileğine uymaz. ayağın çukuru arkadan ortaya doğru yavaşlıkla gitsin. Ama baş parmak iki büyük boğumdan ve ondan başka parmakların hepsi üçer boğumdan yaratılmıştır. bir safta dizilsinler. uzun üçgen olup. Ta ki. Ayağın parmakları. ayak bileğinin kemikleri bir saf. Ta ki. Şaşanlar. Ayak bileği. Alt tarafı düz kılınmıştır. Ta ki. sertlikle isabet eden nesneleri iyi tarafa atsın. Böylece insan bedeni semsemelerle (susam şeklinde kemik) birlikte toplam üçyüz kemikten oluşmuştur. Ta ki. Ayaktan istenen. her birine beş parmaktan biri bitişip. yürüme hareketi düzenini bulup. bastığı nesne üzerinde rahatla karar etsin. Mafsal ve kemiklerin çokluğu sebat ve sağlamlığa zararlı olduğu gibi.yuvarlak yaratılmıştır. ayakta istenen metanet. afetlere mukavemet edip. Bu bileğin kemik sayısı. kavrama ve harekete ihtiyaç. elinkilerden daha kısadır. elde kavramak bulunmuştur. Ayak tarağı. Ta ki. sebat ve sağlamlık bilinmiştir. bu sanat şaheseri binadan çok ibret alıp. Ta ki. Bu bileşim üzere bulunan şaşırtıcı terkipler.

ona adale derler. Bağlar ile sinirlerden bileşen baş. malûm olsun ki. oldukça ince zayıf olup. özellikle uzuvlara bölünüp ve yayıldığına her bir kemiğin payı. inayeti ile lutfedip.Uzuvların hareketleri keyfiyetini. hareketli azanın temeli bulunan sert kemikler ile ince sinirlerin bitişmesi uyumsuz olduğundan yaratıcı olan Allah. uzar. O vakitte. anatomi bilginleri demişlerdir ki: İnsan bedeninde mevcut olan dörtyüzyirmi tane irade-i ihtiyarî hareketin tamamı sinirler vasıtasıyle yürekten dimağa. beyin e omuriliğin hacimleri tahammülünce çıktığı yerde ince bulunup. zar ile perde çekip. Ey aziz. etten ve zardan meydana gelmiş bir uzuv olmuştur ki. çekilmiş olur. çeşitli nevilerle yerine göre suret bulur. aralarını et ile doldurup. BİRİNCİ BÖLÜM Adalelerin diziliş keyfiyetini. uzuv kemiklerinden sinire benzer bağlar bitirip. Bu adale toplandığında kısalır. o uzuv açılıp. asıl çıkış yerinden uzaklaştıkça bozuşumu ortaya çıktığı için yaratıcı Allah. onlarla baş ve boyunda bulunan hareketleri yedi madde ile açıklar. O durumda o uzuv buruşup. adalelerin mahiyetini. İradî hareketlerin hepsi bu keyfiyetle hâsıl olup. Yine bu adale kendi yayılması ile uzadığında. sinirlerle bağlardan bileşen uzuvları az yaratmakla kalın edip. metanet ve özelliklerini üç bölümde ayrıntılı olarak bildirir. o kiriş gevşer. . hikmeti ile tedbir edip. Birinci Madde Adalelerin dizilişini ve onlarla hâsıl olan hareketleri topluca bildirir. cüzlerini. Ondan uzuv tarafına giden kirişi çeker. liften. ondan uzuvlara ulaşan kuvvetle hâsıl olup. Şu halde bunun hepsi sinirden. sinirler ile tek bir şey gibi toplamış ve birleştirmiştir. sinir cevherinden olan belkemiğini ortasında korumuştur.

Onlarla göz bebeğinin daire üzere olan hareketi bulunmuştur. ince. yanaklar. kapanma ise aşağı tarafa çeken adalelere muhtaç . gözün dört tarafındadır ki. Hakk'ın inayeti ise mümkün oldukça âletlerin azalmasına sarf olunuştur. göz. âletlerin çokluğunda âfetler çok bulunmuştur. alnın derisinden bir cüz olup. Onu hareket ettiren altı adaledir. Alnın derisi adaleden hareketli olan uzva kiriş bitişmiştir.İkinci Madde Yüz adalelerinin bazılarını ve onlarla hâsıl olan hareketleri bildirir. ona bir derece karışmıştır ki. Gözbebeği ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yüz adaleleri. Lakin Hakîm olan Allah'ın inayeti. Onu yumrulaşma sırasında gevşemekten men ile zaptetmiştir Fakat gözün üst kapakları hareketi ile maksat tama olup. işleri çıkış yerine daha yakın olmakla sinir ona ulaştığında bükülme ve değişime muhtaç olmadığı bilinir. alnın derisi altında yayılmış olup. Yüzün hareketli uzuvları. Üst kapak sakin olup. Gözbebeğinin gerisinde bir adale vardır ki. gözün içindedir. malûm olsun ki. ona kendi perdeleri ile metânet veriştir. her biri göz bebeğini kendi yönüne hareket ettirmişti. geniş ve örgütlü bir adale iledir. göz kapakları. Alnın hareketi. alın. ondan tecridi imkansız bulunmuştur. alt kapağın hareketli olması mümkündü. Bu adalenin toplanması ile iki kaş kalkıp. alt çene ve dudaklardır. gözün yumulması gerçekleştiğinden alt kapakları hareketine gerek kalmamıştır. açıklanacak içi boş sinire dayanak olup. ikisi. gevşemesi ile inip. burun uçları. Ey aziz. göz kırpmalarına dahi yardımcı kılınmıştır. Bu adale. Üst kapak için gözün açılması sırasında kalkma hareketi ve kapanması vaktinde inme hareketi gerekip. Zira ki. gözün gerisinde yani kaykacında korunmuştur. onda olan hareketli uzuvların hareketleri sayısınca bulunmuştur. Dördü.

kesenin ipliği. Şu halde bütün beden azaları. ağzı yana ve aşağıya çekmiştir. Göz kapağının açılması için ortasına bir adale inip. kirişinin tarafı kapağının tarafına yayılmıştır ki. onun üst sağ tarafına yetmiştir. o kısılıp toplandığında gözün açılması hâsıl olur. İkinci cüz.olduğundan gözün iki tarafında iki adale yaratılmıştır ki. malûm olsun ki. alt taraftan bitişik olup. Bu iki hareketin iki adalesinin her biri. Sağdan çıkan. göz bebeğini korumak için ve kirpikler onu tozlardan korumak için yaratılmıştır. böğür ve köprücük kemiğinden çıkıp. soldan çıkanla kesişip. dudağa ortak olarak. dudağın sol alt tarafına ve soldan gelen lif. dört cüzden bileşik bulunmuştur. diğer bir uzvun hareketine tâbi olan kendi hareketidir. Şu halde ağdan gelen lif. kapağın iki perdesi arasında kıkırdak gibi geniş bir cisim olup. geçmiştir. O adale her bir tarafta geniş olup. bu isim ile bilinmiştir. Dördüncü cüz. Üçüncü cüz. dudakların ve burun kanatlarının hareketlerine vesile olan adaleleri bildirir. doğru inip. dudaklar ön tarafa gelir. nice hikmetler ve faydalar için yaratılmıştır. alt çeneye tâbidir. Onun için yanak ile o uzvun müşterek bir adaleleri vardır. Göz kapağı. iki tarafta. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yanağın iki hareketi vardır. ağız daralıp. Üçüncü Madde Yanakların. lifleri yanlara gitmiştir. o adalenin bitiştiği yerin üstünde bitişmiştir Dudağı iki tarafa eşit ve imale ile meyilli kalmıştır. Ey aziz. boyundaki . kirpiklerin bittiği yerin atında yayılmıştır. Biri. kendi ağzını topladığı biçimde olur. Biri. Onun için bir adale yaratılıp. sonları iki dudağın iki tarafına. Zira ki her birine dört yerden lif gelmiştir. göz kapağını aşağıya çeker bulunmuştur. Bu iki lifin toplanmasıyle. omuzda olan kemik yanında bitip. Bir cüzü köprücük kemiğinden çıkıp.

dudağın hareketleri dört tarafa tamam olup. açıklanmıştır. Biri budur ki. çok hareketli olan yanak ve dudağın adalelerini yerlerinin lüzum ve genişliği yol açmıştır. yanak ile müşterek olan adaledir ki. Sağlam oldukları. Bu iki adalenin çıkış yeri elmacık kemikleri tarafında bulunmuştur. burun kanatlarını o tarafa hareket ettirir bilinmiştir. bu adalelerin her biri tek başına hareket ettiğinde. yanak cüzlerine ulaşmıştır. O harekete dudak dahi uymuştur. Zira ki. Dudağın adalelerinin biri. en hafif olanın hareketi uygun ve kolaydır. Ey aziz. ikisine iki küçük sağla adalenin birleşmesi âdildir. Hepsi Allah'ın hikmeti ile konulmuştur. onlarda kemik olmadığındandır. İkisi. Dördüncü Madde Alt çenenin hareketini. Bunlardan gayrı onun hareketi olmaz. elmacıkların lifine karışmış olup. faydalarını ve adalelerini bildirir. dudağa ulaşmıştır. Zira ki. Burun kanatlarıdır ki. dudak iki tarafa yayılıp gider. üst çene sakin olduğundan. Biri budur ki. Biri budur ki. mafsalı ile . alt çene hareketli olduğunda nice faydalar vardır. elmacık kemikleri üzerinden galip. onunla öyle açık harekete gelmiştir. iki adale dahi aşağıdan gelip. İkisi iki taraftan beraber hareket etseler. Dördü birlik hareket etseler. iki kulak hizasından geçip. Dudağa mahsus adaleler dört bulunmuştur. Çizgi. Dudağın hareketinde bu dördü yeterli olmuştur. Küçük olduklarına. malûm olsun ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Üst çene hareket etmeyi. dudağın iki tarafına bitişmiştir. onun cevheri olan etten fark olunmaz. dudağı kendi tarafına hareket ettirir. hareketle zahmet çeken uzuvları kuşatmayanı hareket ettirmek daha doğru ve daha güzeldir. Müşterek olan adalelerin etrafı dudağa bir derece kaynaşmıştır ki.susamcıklardan gelip. kusuru kalmaz.

bu kemik sinirlerin başlangıç yerinden uzaklaşmakla cevherleri bir miktar sertleşmiş olsun. Ondan ziyade sağlamlık için kısa ve halis bir kiriş oyup. Beyine yakın oldukları için bunlar dahi yumuşak bulunmuştur. bunların çıkış yerleri kılınmıştır. çeneyi yukarıya çekerler. perdeden geçirmiştir. çeneyi yukarıya kaldırır. Dimağdan çıktıkları yer yanında bir çift kemik içinde o yaratıcı Allah bunları defnedip.mafsal ucu metin ve sağlamdır. öğütme hareketi. tek bir adale olmuştur. başka bir yardımcıya ihtiyacı kalmamıştır. Biri kapama hareketidir. Toplandıkça o çeneyi yukarı kaldırıp. Bu iki adaleye iki adale dahi yardımcı olmuştur ki. onlar ağzın içinden gelip alt çenede boşluğa inmiştir.alt enenin kenarını çevirmiştir. Çiğneme ve öğütme için iki adale yaratılmıştır ki. Ağzın içinden gelen adalelerden biten kirişlerin metanetleri için ortalarından çıkmıştır. İnsan çenesi hafif olup. Bu iki adaleden her birinin birer büyük kirişi vardır ki. birleştiğinde çeneyi arka tarafa çekip aşağıya indirici olur. Kapama hareketi. Hareketli olan alt çenenin üç hareketi vardır ki: Biri ağzı açma hareketidir. Şu halde ona iki adale kifayet edip. Oldukça yumuşak olan beyin cismi ki. adalelerinin lifleri kulağın arkasında olan ebriye çıkıntılarından inip. Şu halde kapama için iki adale yaratılmıştı ki. her tarafta birer üçgen . Ta ki. hayvan gibi kesme ve koparmaya fazla muhtaç olmadığından bu iki adalenin miktarı küçük yaratılmıştır. çeneyi iki tarafa meyil ile döndürür. üst çeneye bitiştirirler. üst taraftan inip. Zira ki bu adalelerle dimağ arasında ancak bir kemik yaratılmıştır. çene kemiğine ağlanacak yerde bitişip. Çünkü bu çenenin tabii ağırlığı inişine yardımcı kılınmıştır. Biri çiğneme ve öğütme hareketidir. Ağzın açılması ve çenenin indirilmesi. çeneyi aşağıya indirir. Açma hareketi. toplanıp.

eğer yemek borusuna yakın olan cüzleri toplandıysa. başa çıkmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Baş için kendine özgü hareketler vardır Boğazın beş kemiğiyle dahi ortak hareketleri vardır ki. Ey aziz. baş aşağı düşer. . Şu halde eğer biri hareket eylese. birinci omurun iki kanadına gelmiştir. İkisi birlikte hareket etseler. yemek borusu altında konulmuştur. Beşinci Madde Baş ve boyunun hareketlerini ve adalelerini bildirir. Başı geri tarafına kaykıltan adaleler dört çifttir ki. Bir çifti. Baş ile boyunu birlikte ön tarafa eğer adaleler bir çiftti ki. onarla kaynaşmış bulunmuştur. her bi açı. o tarafa eğik ve düşük eder. açıklanan bir çift adalenin altında örtülmüştür. daire şeklini bulur. boyun da ön tarafa eğik olur. özel ve ortaktır. Bu çiftlerin bitiş yeri. Kâh bu iki tür hareket arasında iltiat doğar ki. çiğneme ve öğütme onunla hâsıl olsun. muhtelif yönleri meydana gelip. Bir çift. itidal üzere ön tarafa düşmüş olur.adale bulunmuştur. Veya sağ tarafa eğik veya sol tarafa eğiktir. malûm olsun ki. Zira ki lifleriyle yukarıda kulak gerisinden ve aşağıda böğür kemiğinde çıkıp. aralarında düz olarak birleşip. Başın iki nahiyesinden gelmiştir. iki kenarı uzayıp. Ta ki sözü edilen üçgen adalesinin toplanmasından. Üçgenlerin tabanları. kendi yerine gider. başı. eğer omurlara kaynaşmış olan cüzleri dahi toplandıysa. başın eğilmesine boynun eğilmesi denir. Kaçan açılarının darı olan tarafı elmacık kemiğine girse.mafsalın üstünde bulunmuştur. Başın aşağı düşmesi ve kendine has olan hareketinin iki adalesi vardır. baş. Birinci omura ve ikinci omura ulaşıp. Her biri ya ön tarafa veya arka tarafa doğrudur. tek bir bağlantı gibi olup. biri alt çeneye iner ve biri çift kemiğe yükselir. Şu halde. Bu iki tür hareket ki.

dördüncünün altında örtülü olup. adalelerini ve hareketlerini bildirir. o. başı iki tarafa meyilsiz geri tarafına döndürürler. baş onların tarafına dümdüz meyl eder. Bunun özelliği. Bir çifti dahi omurların iki tarafıyle. başı. Onda olan. Dördüncü çiftin başlangıç yeri. iki tarafa meylettiren adaleler iki çifttir ki. Bunların hangi ikisi bir tarafta beraber toplanıp. Bir çifti. Eğer bunların dördü birlikte hareket ederse. Altıncı Madde Sesin yeri olan hançerenin kıkırdaklarını. Başı. biri sol taraftan birleştirmiştir. kanatların arasını bağlamıştır. diğer adalelerden küçüktür. boyun omurlarının iki tarafıyle aşağıya inmiştir. büyük adalelerin görevini görmüşlerdir. onun biri. Bunun altında yayılmış olan üç çiftin birisi. birinci omurun kanadına gelmiştir. onun tarafına meyleder. fazlaca kanatlara meyl ile gitmiştir. başı. hangisi toplanıp. kısılırsa. yerinde düz olarak sâkin olur. İkinci çiftin yeri. kaykılma sırasında düz edip. öndedir ki. baş mafsalına bitişmiştir. baş. onların üzeri olup. iki önceki çift. eğik olarak geri tarafa döndürür. üçüncü çiftin altında dıştan yana geçip. Bu adale. biri sol taraftan toplamıştır. Bu dördüncü çiftin her biri bir üçgendir ki. baş ile birinci omurun arasını sağ taraftan. düz tutar. Dördüncü çift. tabanı. dimağın bir başka kemiği olmuştur. sağ taraftan.ikinci omurun sensenesine (susamsı) bitişik olmuştur. kısalırsa. boyun ile birlik geri tarafına eğer adaleler dört çifttir ki. arkadır ki. . başın eğilmesini. Lakin yerleri yakın ve düzenleri sair adalelerin altında muntazam olduğundan. Üçüncü çift. baş. onun biri baş ile ikinci omurun arasını. üç çifti. Başı. Şu halde bu dört adalenin. boyuna inmiştir. tabii haline getirmektir. onları kuşatmıştır. Bir çiftin yerleri.

İkinci çiftin iki adalesi. İkinci kıkırdak. büzülme ile toplanıp. üçüncü kıkırdağı ikisine tatbik için ve üçüncüyü ikisinden uzaklaştırmak ile hançereyi açmak için nice adaleler gerekmiştir. kapanmış kıkırdağı yukarı kaldırıp. Vakta ki. ikinciye bitişip. ikinci üzerinde tas gibi kapanmış olup. hançzere genişler. birbirinden uzaklaşır ve birbirine ayrı düşerler. boğaza raptolunmuştur. kalkan kıkırdak üzerine kapanma ve kavuşmasıyle ve odan uzaklaşmasıyle hançerenin kapanması ve açılması bulunur. Nitekim kemiklerle açıklanmıştır. Hançere önünde üçgen bir kemik vardır ki. Bunların çıkış yerleri. ikinci kıkırdağın. dışı yumru olduğundan. Vakta ki aynı büzülmeyle toplansa. Bir çift adale. yunanca lam şeklinde olduğundan. kalkandan yana olan iç kemik kısmındandır. ikinci kıkırdağı yapıştırmak için. bitişmiştir. ona: Kalkan derler. boğazın önünde ve çenenin altında. kalkan kıkırdağının önüne gelip. Kapanmış kıkırdak ile bitişik olduğu ikinci arasında çukurlu bir mafsal vardır ki. ikinci kıkırdağın iki çıkıntısı o iki çukura girip. onun latif adaleleri bundan çıkmıştır. boğaza yakın konulup. gerisinden ona bitişmiştir. Hançereyi açan adaleler bir çifttir ki. onun gerisinde. geri tarafa çekse. bir çifti iki adaledir. Onlar kapanmış kıkırdağa gelip. ona: Lam kemiği denilmiştir. hissedilen ve dokunulandır. malûm olsun ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hançere. boğazı aşağıya çeken adalelerle müşterektir. Bu kemiğin faydası budur ki: Hançereye dayanak olup. İki çift adalesi dahi vardır ki. hançere açılma ile genişler. kalkandan uzaklaşıp. Üçüncü kıkırdak. lam kemiğinden çıkıp. kapanmış kıkırdağın ii . Biri o kıkırdaktır ki. üzerine yayılıp. ses için âlet yaratılmıştı. onun içi çukur. kıkırdaktan bir uzuvdur ki.Ey aziz. Şu halde kalkan kıkırdağına. Bu hançere üç kıkırdaktan oluşmuştur. kalkana bitişiksiz kavuşmuştur. hançerenin daralma ve genişlemesinde. ön ve üst tarafına çekse. kapanmış kıkırdağı.

nefesi hapsetmekte göğüs adaleleri ve zarlarına mukavemet ederler. sonra genişleyip. hançerenin aşağı tarafı daralır. üçüncünün etrafına sağ ve solundan bitişmiştir. kalkan kıkırdağına bitişir. nefesi hasreylesinler. Dört adalesi dahi kalkan kıkırdağıyle. Vakta ki. Kalkan kıkırdağıyle ikinci kıkırdağın aralarını birleştirmeğe gitmişlerdir. Onlar. Bu iki adaleler. Şu halde vakta ki.tarafına gelip. mafsalı raptedip. Ta ki hançerenin içinde sıkışmasız. Vakta ki büzülseler. kalkan kıkırdağının kökünden çıkıp. yayılmıştır. Bir çifti. böğür kemiğinden bitip. Şu halde bunlar büzüldükçe. küçük ve sağlam yaratılmıştır. yukarı kalksalar. hançerede adı geçendir. lam kemiğine ve ondan boğaza bitişip. onu aşağıya çeker. lam kemiğinden gelip. İki adale de kapanmış olanın altında adı geçen küçük adalelere yardımcı olmak için konulmuştur. kuvvetle onu kaplayıp. Bunlarda nice sanat bulunmuştur. onun iki adalesi onlar bulunmuştur. ikinci kıkırdağın köküne kapanmış olup. lam kemiğini ve boynun adalelerini ve hareketlerini bildirir. öteki çifti. onun gerisinde iki adalenin iki tarafı bitişik olmuştur. Sübhanallah! Yedinci Madde Boğazın. yutmağa yardımcı olmak için . düz olarak yükselmiştir. Hançereyi kuşatan bir çift adaledir ki. Ey aziz. hançereyi öyle kaplarlar ki. onu aşağıya çekerler. hançerenin yayılmasına yardımcı olur. ikinci kıkırdağa sarılıp. boğazın içine konulmuş iki et parçasıdır ki. Bu iki adalenin eğimleri az olup. ikinci kıkırdağı iki tarafı arasını birleştirmiştir. Boğazın adaleleri. Onun iki çift adalesi vardır ki. Hançereyi daraltan adalelerin bir çifti. büzülseler. malûm olsun ki. üst tarafa çıkıp. içinden gidi. kapananı kalkandan yerine uzatıp. hançere daralır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boğaz bir cümledir.

Onların yerleri. bu kemik üzerinde olan düz çizgiye bitişip. Boynu hareket ettiren iki çift adaledir ki. adı geçenlerin altında olup. Eğer dördü beraber büzülseler boyun eğilmeksizin yerinde kısa olur. Lam kemiğinin ortak olan adaleleri. uzun olup. alt çene kemiğinin tümüne bitişik kılınmıştır. hem de öteki adale ile ortak adaleleri vardır. Bir çifti. Şu halde herhangisi tek başına büzülüp. bu kemiği çene tarafına çekmiştir. iki kulak yanında olan çıkıntılardan çıkıp. dilin ortasına bitişmişlerdir. ikisi birlik bir taraftan büzülürse. geniş olup. uzun ve geniş adaleler arasından dili geçip. bu kemiğin üzerinde bulunan düz çizginin aşağı tarafına bitişip. İkisi dahi dili yayar. İkisi lam kemiğinin yukarısından bitip. dil altından geçip. . lam kemiğinin aşağı kaburgasından bitip. Lam kemiğinin hem kendine özgü. ikisi çıkıntılardan bitip. Ama kendine özgü olan adaleleri. onu hareket ettirir. boyun o tarafa eğik olur. bulunmuştur. bir çifti sağda ve bir çifti soldadır.yaratılmıştır. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir). İkisi. onu aşağıya çekmiştir. kemiği çene tarafına çekmiştir. Bir çifti. bu emiğin üst tarafına yetmiştir. çenenin iki tarafından gelip. çene altından çıkıp. Şu halde bu iki adale. Ama dili hareket ettiren dokuz adaledir ki. yakında açıklanacaktır. Biri dil ie lâm kemiği arasını birleştirir ve birbirine çeker bilinmiştir. lifleri dil atında genişlemesine döşenmiştir. üç çifttir ki. Eğer dördü birlik durumu üzere kalırlarsa boyu dahi durumu üzere kalır. bir çifti. dilin iki tarafında bitişmişlerdir. toplanırsa boyun onun tarafına çekilir. Bu dahi. Şu halde bir kere düşünülsün ki. insanın sadece baş ve boynunda yaraıcı olan Allah'ın nice benzersiz sanatları bulunmuştur.

İkisi bir adale gibi olup. anatomi bilgileri demişlerdir ki: Göğsü hareket ettiren adalelerin bazısı. göğsü bağlamış ve toplamıştır. Bir çift adalesi dahi omuzdan bir çukur yerden bitmiştir ki. bir adaleye karışıp gitmiştir. Bir çifti dahi bu kaburgaların etrafı yanında. çene ile hançere arasında bitişip. Ey aziz. Aşağıları. Dördüncü çift adalesi. birinci omurdan omuza inen bir çift adaleye yetmiştir. omuz. böğür kaburgalarına bitişik olmuştur ki. Birinci Madde Göğsü kavrayan ve yayan adaleleri bildirir. Göğsün beşinci ve altıncı kaburgasına bitişik olan. aşağıda anlatılacak. üst kaburgaların esasları altında uzayıp. göğsü hareket ettirmeğe yetmiştir.36-BÖLÜM:036: İKİNCİ BÖLÜM Göğüs. Bir çift adale dahi boyun kemiği altında konulmuştur ki. . ancak yayar kavramaz. nefs uzuvlarıyle gıda uzuvları arasında perde olan açıklanacak adaleler bunlardandır. Göğsün birinci kaburgasına sağ ve soldan bitişip. Göğsün bu adalelerindendir ki. boyunun yedinci omurundan ve göğsün birinci ve ikinci omurundan çıkıp. bir çift adalesinin iki kat ferdinin iki cüzünün üstleri boyuna bitişik olup. malûm olsun ki. arkadaki kaburgalara gitmiştir. bitiş yeri omuz başına uzayan adı geçecek cüzden bulunmuştur. karnın düz adalelerine karışmıştır. göğsü yayan adaleler bunlardır. onu hareket ettirmiştir. Göğsü kavrayan adalelerin biri tali olarak kavrayıcı perdeden ve bizzat kavrayan adalelerden bir çift adaledir ki. İki çift adale dahi bu çifte yardımcı kılınmıştır. o kaburgayı çekmek içindir. el ve parmak adalelerinin keyfiyet ve hareketlerini altı madde ile açıklar.

göğsün ayrılmasına yardımcı kılınmıştır. hem de yayan adaleler onlardır ki. kalandan çıkıp. Şu halde her kaburga arasında dört adale vardır ki. Üçüncü büyük adale. evvelki kaburgaya sağ ve soldan bitişmiştir.Göğsü hem kavran. sadece omuzu aşağıya ve öne çekerler. Baş nahiyetinde eğim ile omuzu kaldırmıştır. pazuyu aşağıya çekerler. liflerinin bazısı. İkinci Madde Omuz mafsalını pazu ile hareket ettiren adaleleri bildirir. Göğsün yayılmasında dahi yardım ederler. omuzun aslına bitişik olup. pazuyu göğüse yakın eder. pazunun ucu iç tarafında bitişip. omuz üstüne bitişip. Adı geçen üç adalenin biri dahi bağır kemiklerinden çıkıp. omuzu. iki çifti başın sonundan gelip. onların üçü göğüsten gelip. pazunun ön aşağısına bitişmiştir. Onu yukarıya kaldırıp. göğüs omurlarında ve boyun omurlarında olan susamsılardan bitip. onu. geriye ve aşağıya hareket ettire gitmiştir. İki adale boynun omuz tarafına gelip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omuz mafsalını hareket ettiren pazu adaleleridir ki. Şu halde göğüs adalelerinin hepsi doksana ulaşmıştır. Omuzu adale ile beraber yukarı tarafa kaldırırlar. Bu üç adalenin biri. lam kemiğinden bitip. onu boyuna yakın etmek için yetmiştir. bazısı içine varıp bitişmişlerdir. pazuyu kaldırmasıyla göğüse yakın eder. omuzu aşağı getirmek ile. eğer üstteki cüz'ü lifi ile amel . meme altından çıkıp. Bir çift adale dahi birinci omurdan gelip. Dördüncü çift. Omuzu hareket ettire yedi çift adaledir ki. Yedinci çift. İki çift adale. Öbür çifti dahi. baş hizasına kaldırmıştır. bir çifti omuzun üstüne. pazuya yakın olan omurun önü yanında pazunun önüne bitişik olup. malûm olsun ki. kaburgaların dışına. Ey aziz. onu kaldırmıştır. bağır kemiğinden çıkıp. yine omuzun üzerine gidip. kaburga aralarını birleştirmişlerdi. boyun kemiğine varıncaya dek yetmiştir.

pazunun dışına bitişip. Şu halde eğer iki cüz'ü ile amel ederse. İkinci incesi koltuk altı derisinden ortaya eğik gelip. biri meme üstünden gelir. onu dıştan yana eğik kılmıştır. bir büyüğü böğür kemiğinden ve kaburgalar gerisinden gelip.ederse pazuyu kaldırarak. birincisine bitişik olup. Biri omuz mafsalında gömülmüştür. Pazunun iki başlı bir adalesi dahi vardır ki. arka tarafa eğilip. pazuyu kuşatmaktır. İkincisi. Bunun bir başı pazuya girmiştir. göğüse getirir. Dördüncü adale omuz kemiğinin çukur yerini doldurup. kirişi pazunun ucunun iç tarafından giren adalenin cüz'lerine bitişip. pazuyu geriden yana kaykıltmıştır. Bu pazunun beş adalesi dahi vardır ki. omuz üstüne bağlı olup. Lakin ikinci adale. onun işi boyunun altından ve boyundan gelip. Bunların biri. Pazunun iki küçük adalesi dahi vardır ki. pazunun üt ucunu yukarı tarafa çekmektir. hepsi omuz kemiğinden çıkmıştır. . Bunların ikisinin çıkış yereri omuzun üst eğesi olmuştur. pazuyu dıştan yana meyil ile uzaklaştırmıştır. bununla bunun görevini yerine getire gelmiştir. meme semtinden üst tarafa çıkan adalenin kirişine bitişip. Öteki ucu pazunun dışından omuz altından hasıldır. Kirişi koltuk altının üstünden yükselip. Evvelki adaleye yardımcı olmuştur. Bir miktar dolaşık şekilde dışa eğimlidir. lifii alttaki cüz perdelerine gönderip. Eğer iki cüz'ü ile beraber amel ederse pazuyu düz olarak göğüse getirir Pazunun iki adalesi koltuk altından çıkıp. batmıştır. Beşinci adalenin bitiş yeri omuzun alt eğesinin aşağı tarafındandır. Pazunun ucuna dış taraf sonunda bitişip. Bu adalenin işi. küçük adalenin birleşimi üstünde pazuda bitişik olmuştur. omuzun üst kaburgası ile diyaframı doldurup. büyük adalenin bitişmesinden ziyade bitişip. pazuyu bu kaburgalar tarafına düz olarak çeker. ucu pazu tarafından dış tarafın üst cüz'üne geçip gitmiştir. pazuyu düz olarak kaldırır. Biri büyüktür ki. diyafram ile alt eğenin arasını doldurmuştur.

Bu iki adalenin birisi pazu başının iç tarafının üstünden çıkıp. ondan küçük. içe meyl ile kavrar. dışarıda konulmuştur. Kavrayanlar. lifi geniş. bazısı kavrar. ikisinden biri iki bileğin dışında konulmuştur. bilek mafsalı yanında bilek kemiği üstüne bitişmiştir. Zira ki bu. dirseğin üstüne bitişip. alt dirseğin alt önüne ve içine meyl ile kavrayanı üstüne bitişmiştir. omuzun alt çıkıntısından karga burnun tepesinden çıkıp. Zira ki bu. bir çifttir ki. Biri pazunun arkasından. ikisinden biri içeride meyl ile kolu açar.Üçüncü Madde Kolun adalelerini ve hareketlerini bildirir. Bunlar pazu üzerinde konulmuştur.ikisinden büyüğü kolu. bir çifttir ki. bu iki işte birleştiğinde kolu düz olarak toplarlar. Lakin yayanlar. sağla çekeler. Bu bir adaledir ki. Zira ki bunun çıkış yeri pazunun dış gerisindendir. Bu adaleler pazu üzerinde değildir. dirseğe iç cüzleri yanında bitişmiştir. dirsekten çıkan cüzlere bitişir. Bu iki yayıcı adalenin içinde bir adale vardır ki. Kolu yayar. bir çift adaledir ki. biri önünden geçip. Bilek üstüne kirişsiz bitişmiştir. bir çift adaledir ki. Kolu. Kolu yüzü üzere kapayan adaleler. ikincisinin çıkış . pazunun içine meyledip. malûm olsun ki. Bazısı yayar ve gevşektir. pazu kemiğini kuşatıp kavrar. Bu iki adale. Ey aziz. ikincisi dışarıya meyleder. pazunun önü altında ve omuzun alt eğesinden çıkıp. uçları sinirli olup. Ta ki. Bunların bazısı pazunun yüzü üzerine kapanır. Zira ki bu adalenin kafasından gelip. dışı üzere yayan adaleler. kolu düz olarak yayarlar. Bu iki adale. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kolu hareket ettiren adalelerin bazısı yayar. iki et başı vardır. dışarıya meyl ile kavrayan. işte toplandığında. bilek mafsalı olmuştur. kavrar. dirseğin altından doğup. İkincisi. dirseğin ön üst kirişine bitişir ikincisi kol dışına meyledip.

Bileği kavrayan adalelerin bir çifti. pazunun uç altlarından çıkıp. bazısı yüzü üzere kapanmıştır. malûm olsun ki. bileği sırtı üzere eğer. pazunun alt cüzlerinden çıkıp. kirişi bilek kemiğinden başparmağın hizasıa konulan evvelki kemiğe bitişmiştir. öbür başı bilek yanında bileğin üstü üzerine dayanıp. bileği yaymıştır. işaret parmağından uzaklaştırır. Dördüncü Madde Bilek adalelerini ve hareketlerini bildirir. Bunun iki ucu vardır ki. koldan geçerek. Bu ikisi bile hareket ettiğinde bileği biraz açarlar. onunla işaret parmağından uzaklaşır. açıklanan iki adalenin yerleri arasına girmiştir. üstteki cüzünden uzayan ince kemikten olup. bir başı. bazısı kavrayıcı. kirişi başparmağa bitişik olup. iki başlı bir kirişini gönderip. kolun dış tarafı üzerindedir ki. işaret parmağıyle ortası arasında olan yere bitişmiştir. onun üstünden çıkıp. birbirinin alt ortasından çıkıp. pazunun dış ucundan yana. onun bir adalesi pazu ucu tepesinden bitip. bileği kavrarlar. Onunla bi adalesi. Üst adalesi. bazısı dışı üzere yaycı. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek mafsalını hareket ettire adalelerin bazısı yayıcı. Böylece bileğin üst tarafından iç cüzüne gelip. eğer yalnız pazu hareket eylese. Bileği yayan adalelerin bazısı birbirine bitişik olup. kiriş perdeleriyle bu adaleye bitişmiştir. Ey aziz. Ta bilek mafsalına yakın oluncaya değin gitmiştir. bilek üstünün dış tarafından yana konulup. nüfuz etmiştir. Eğer sadece ikinci adale hareket eylese. Şu .yeri. yine sözü edilen tarağa bitişmiştir. Bu ikisi birlikte hareket ettiğinde. serçe parmağın önünde olan tarağa bitişmiştir. hem bileği düşürür ve hem başarmağı. birine haç gibi girmiş olup. işaret parmağıyle ön ortasında konan tarağın ortasına bitişik olup. Biri dahi üst bilek kemiğinden çıkıp. Bir adale.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Elin parmaklarını hareket ettiren adalelerin bazısı. hafiflik olmazdı.halde açıklanan kavrayıcı ve yayıcı adaleler bizzat bileği eğri ve bombeli dahi ederler. etin çoğalmasıyle aya büyük olup. Eğer başparmak önünde bileğe bitişik olan adale tek ve hareketli olsa. Hareketli azaya bitişmeleri için. Eğer küçük parmağın önünde bulunan tarağa itişen adale yalnız hareket ederse. biri pazunun uç ve dışının iki çıkıntısı arasında orta cüzünden çıkıp. lifleri geniş ve kuşatıcı kılınmıştır. Beşinci Madde Parmakların adalelerini ve hareketlerini bildirir. Parmakları açıp. Şu halde pamakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur ki. Bu açan adalelerin üçü dahi bir tarafta. küçük parmakla yanındakine iki kiriş göndermiştir. avucu tamam döndürür. avucu bir miktar sırtı üzere döndürür. Ey aziz. onları aşağıya hareket ettirmekle açmış ve yaymıştır. ortası ile küçük parmağa iki kiriş . Çünkü bilek adaleleri parmaklardan uzak olmuştur. bu adaleye yardım ederse. Onda bu letafet kalmazdı. Bazısı bilek kemiklerine bitişiktir. avucu bir miktar yüzü üzere katlar. Eğer başparmağın açıklanacak adalesi. kirişlerden dört parmağa gönderip. biri irine bitişik olup. Eğer hepsi ayada olsalardı. avucu tamamen katlamış. metin ve uzun olup. pazunun alt ucunun dış cüzünden çıkıp. her taraftan gelen perdelerle sağlamlık bulmuştur. Şu halde onun için kirişleri yuvarlak. Eğer küçük parmağın açıklanacak adalesi buna yardımcı olsa. aya kemiklerinde hâsıldır. malum olsun ki. Bu bitişik o an adalelerin ikincisi pazu kemiğinin iki çıkıntısı altından ve alt çıkıntı tarafından çıkmış. aşağıya hareket ettiren adalelerin hepsi bilek kemiği üzerinde konulmuştur. Şu halde parmakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur. kapamış olur.

içeriye meyledip. pazu kemiğinin ucu içinden çıkıp. bundan küçük olup. iç ve dış tarafa müşterektir. malum olsun ki. aya içinde genişlemiş ve yayılmıştır. bilek altına bitişmesi azdır. Bunun işi. bileğin alt kemiğine bitişik ola adale bulunmuştur. Ey aziz. . ikinci ve üçüncü mafsalını kavramıştır. onun kirişi küçük parmaktan başparmağı uzak etmiştir. açılmak ve işaret parmağından uzaklaşmaktır. Ama üçüncü adale. anatomi bilginleri demişlerdi ki: Kol adalelerinden başparmağı kavramak için bir tek adaleye ihtiyaç olup. kolun ortasında biri birini üzerinde tertip üzere konulmuştur. ondan kirişi geniş olup. baş parmak tarafına ulaştıkta. En değerlileri aşağıda gömülü olup. Üçüncüsü üst bileğin üstünden çıkıp. ki bitmesinden ani olup alma ve yakalamada kuvvet ve metanet vere. Bu adale yanında bir adale dahi vardır ki. Onun çıkış yeri. bilek kemiği üzerinde. Lakin kirişiyle avuç içine girip. üç adaledir ki. İkinci adale. onun üzerinden geçip. kirişlerini dört parmağın mafsallarına gönderiştir. beş kirişe ayrıldıkta. Ta ki onları kavrasınlar. dört parmağın evvelki. bunun üstünde. kavramaktır. Ta ki el ayasına dokunma ve his duygusu bahsedip. Ama bilek üzerinde olanlar. Parmakları açan ve kapayan adalelerin bazısı. Bu alt adale. Altıncı Madde El ayasındaki adaleleri ve faydalarını bildirir.göndermiştir. her bir parmağa girip. Başparmağın kirişi. bilek adalelerinde açıklanmıştır. dördünün en önemli işleri. Başparmağın ise en lüzumlu işleri. ikişer adale ile kavranmış olmalarında hikmet budur ki. başparmağa bir kiriş göndermiştir. ikinci ve üçüncü mafsallarını kavramıştır. kavramak için değildir. bazısı avuç içinde konulmuştur. önemli olduğundan yeri dahi korunmuştur. dört parmak. Bileğin üt yüzeyi ki. pazunun dış ucunun ortasından çıkıp. bileğin alt ortasıdır ki.

sekizinden her ikisi. Ta ki evvelki mafsalları sağlam kavrayalar. Her parmağın kavrayıcısı dört. onsekiz bulunmuştur ki. tenasül uzuvlarının. ayak ve ayak parmaklarının adaleleri keyfiyetini. Kirişi. biri. Ama üçü başparmak ile küçük parmağa üçer adale indirici tayin olunup. Bu yedi adaleden hiçbiri parmakları kavramak için değildir. kısa ve geniş bulunup. Birinci saf. Başparmağın adalesi bilek kemiklerinin evvelinden çıkıcıdır. biri birinin üzerinde iki saf kılınıp.El ayasının kendinde olan adaleler. dört parmak mafsallarından evvelki mafsallarına. Belki beşi yukarı kaldırmak ve ikisi indirmek içindir. el ayasının iç aşağısında ve bu saf. el ayasının dış üstünde kılnmıştır. Birinci Madde Bel adalelerini bildirir. Altıncı adalesi. kaldırıcısı birer adale yaratılmıştır. küçük parmak yanında olan tarağın kemiğinden çıkıp. onu. küçük parmağı aşağı indirmişti. ön tarafa ve bazısı arka tarafa eğer ve . Ama üst safta muntazam olan onbir adaledir ki. parmakları üst tarafa çekip. Yedini adalesi. onu aşağıya göndermiştir. lifi kıvrımlı kılınmıştır ki. geri kalan üçünün her birine ikişer adale indirici verilmiştir. bunların hareketlerini ve faydalarını yedi madde ile açıklar. Ama aşağı safta muntazam olan yedi adaledir ki. ucu ve ortası hizasında tarak kemiğine bağlanmıştır. biri birinin üzerinde bitişiktirler. tertip ile düzen olmuştur. meğilli edenlerdir. başparmağa bitişik olup. malûm olsun ki anatomi bilginleri demişlerdir ki: Beli hareket ettiren adalelerin bazısı. Ey aziz. 37-BÖLÜM:037: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Karın ve bel adalelerini.

ön tarafa eğen adaleler iki çifttir. Her biri yirmiüç adaleden meydana gelmiştir. başlangıcından sonuna dek ettendir. göğsün üstteki omurlarından beş omura bitişip. Beli arka tarafa eğik ve bükük eden iki adaledir ki. Bu çiftin cevheri. bel o zamanda öbür tarafa eğiklik ve bükülür. beli ön tarafa ziyadece eğik eder. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Karın adaleleri sekiz adaledir ki. O. Zira ki belin her semtine eğilip. boynun ucunun hareket ettiren adalelerden bilinmiştir. etrafını kasık üzerine yaymıştır. Bu çift. onlara. üst tarafı boyun ve başa gelmiştir. Bunun ikisi dahi göğsün onuncu ve onbirinci omurlarından çıkıp. Eğer ifrat ile uzasalar. bükülmesinde. Bu ad geçen adaleler. birinci omurdan gayri.büker. Bir çifti üst tarafta konulmuştur. lifi kasığa varıncaya dek uzunlamasına uzamış olup. kuvvet verip yel ve kabızla dolu oldukta. Ey aziz. er bir omurdan birer adale gelmiştir. yemek borusunun iki tarafından geçip. karın . itidal üzere uzasalar. ön ve arka hareketlerine uyumu bulunmuştur. Beli. İkinci Madde Karın adalelerini bildirir. iki adale dahi. nice faydaları müşterektir. aşağıya inip. Şu halde bu adalelerin hepsi. Eğer sadece bir tarafta olan adaleler hareket edip. belin diğer normal hareketlerine kafî gelmişlerdir. Bir faydası mesanede bulunan fazla idrarı ve rahimde bulunan cenini tutma ve korumaya yardım etmektir. belin iki adalesi derler. Şu halde o sekiz adaleden bir çift düz adale hançere kıkırdağı yanından düz olarak inip. Bi faydası dahi diyaframa destek olup. Bir faydası dahi mideyi ve bağırsakları sıcaklıkları ile ısıtmaktır. yardımcı olmaktır. beli düz olarak tutarlar. alt tarafı. beli arka tarafına eğik ve bükük ederler. Belin diğer hareketleri dahi bu iki hareketten hâsıl olur. uzasalar. malum olsun ki. Zira ki bu iki adalenin her birine.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Erkekler içi iki husye adaleleri dört bulunmuştur. Onları korumak ve kaldırmak için yaratılmıştır. geniş adale üzerine konulan iki uzun adale üzerine konulmuştur. Şu halde her bir husye için bir adale tayin olunmuştur. Bu iki çift adalenin dahi cevherleri. erkeklerinki gibi dışarıda asılı değildir. Üçüncü Madde Tenasül adalelerini bildirir. Ama kadınlar için onlara bir çift adale yeter. İki çift adalesi dahi bu adalelerin kıvrımı üzere dik olup. Hayz zamanı olduğunda gevşemektir. Ta ki toplanmış kandan rahim boşalsın ve . Bu iki çift. o uzamış iki adale ile enlemesine dik açılar üzere kesişip. sakalı varsa dökülür. onun lifi oldukça geniş olup rahmi ve ağzını tümde kuşatmıştır. aşağıya gitmiştir. öbür ikisinin iki tarafı dahi hançere yanında kavuşmuştur. dumanından erkeklerin yüzünde sakal bitmiştir. Bu ikisi her taraftan iki geniş adalenin et cüzleri üzerine konulmuştur.üzerinde uzanmış olan perdenin üzerinden çıkıp. Yumurtalar koparılsa. Ama rahimin ağzı üzerinde ir adale vardır ki. Zira ki onların iki husyesi. ta düz adaleye perde gibi geniş kirişlerle temas edinceye dek ettendir. iki adalenin iki tarafı sağ ve soldan kasık yanında kavuşup. Ey aziz. O yumurtalar sert olup. içerde yapışıktır. sağ ve solda bulunmuştur. malûm olsun ki. Bu adalenin bir faydası. Zira ki. Bu dahi Allah'ın sanatı bilinmiştir. gevşeklikle aşağı inmeyip. her biri bir tarafta. çarpmalardan yumurtalar korunmuş olsun. kalmaz. yumurtası olmayanın veya sıcak olmayanın sakalı olmaz. hayza dek rahmin ağzını sağlam kavrayıp. Şu halde onun her biri için bir çift adale tayin olunmuştur. koltuk altından hançere kıkırdağını dek çapraz olarak kesişip. rahim kanını onda hapsetmektir. Her çifti iki adaledir ki eğeden kasığa dek. tabiatleri sıcak bulunduğu için. Ta ki husyler aşağı sarkmayı.

zekerin kökünde kıvrımlarla bitişmiştir. Bundan sonra oldukça gevşek ve yaygın olmaktır. içeriye çekmek içindir. bacak tarafında zekerin köküne bitişip. âlet kıvama gelir. kasık tarafına eğik olur. Bu adalelerin hepsi şekil verici ve hakîm olan Allah'ın icadı bilinmiştir. zekerin iki yanından geçmiştir. onun dahi lifi enli olup. genişlik bulur. Mesane ağzı üzerinde bir adale vardır ki. etine gayet karışması gereklidir. Ta ki doğum mümkün olsun. Bu adalenin faydası. karın adaleleri dahi mesaneyi sıkıp. kesenin ipi gibi makatın etrafına toplama ve büzme ile kapamış ve düğümlemiştir. akar. içine alsın. sözü edilen adalenin üzerinde yani makatın içinde olup. Eğer yürekten şehvet rüzgârı gelip. Ta ki doğum zamanı gelsin. Bunun gevşemesi ile makat dışarıya çıkar bulunmuştur. bir çifti kasık kemiğinden bitip. Vakta ki bunlar gevşek olurlar. zekerde olan damarlara dolduysa.temizlensin. mesaneyi ve ağzını kuşatmıştır. idrar vaktine dek idrarı hapsetmektir. âlet büyük ve sert olup. Şu hale bunun ikisi beraber uzasa. âlet düz olarak yayılır. Ta ki rahmin ağzı açılıp. Menfezde kalan fazlalığı sıkma ve indirme ile atmıştır. Makat adaleleri dörttür ki. Eğer şiddetle dolduysa. Sonra rahmin ağzını yine sağlam bağlayıp. . Kaçan idrar dökmek istense. bu adale gevşeyip. Eğer bu uzama adı edilen çift adalenin birine ârız olduysa. Onda bir adale daha konulmuştur ki. Bu adale. itme kuvvetinin yardımıyle idrar ondan çıkar. O zaman ondan idrar ve meni kolaylıkla akar. Bir faydası dahi cima anında gevşemektir. Bu iki adalenin üzerinde bir çift adale vardır ki. makatın etini kaldırıp. nutfeyi çekip. âlet öbür tarafa meyl ile yayılır. Zekeri hareket ettiren adale iki çifttir ki. cenini korumaktır. biri onun çıkışı etrafını tutmuştur. kadınlarda fercin etrafını kuşatmıştır. Bir çifti yine kasık kemiğinden bitip. idrar yolu açılıp.

Eğer iki tarafı ile çekerse. yaymıştır. Bunun liflerinin başlangıç yerleri muhtelif olduğundan türlü işleri dahi muhtelif olmuştur. Sonra onu kapayan adalelerdir. oyluğu iç tarafa meylettirerek. oyluğu ancak üst tarafa kaldırmıştır. . büyük çıkıntının üst semtine bitişip. zira ki. Zira ki. üç enli kirişi ve iki ucu vardır Bu üç kirişin bitiş yerleri leğen kemiğinden. Sonra oyluğu arka tarafına eğik eden adaleler büyüktür. Şu halde bu adale eğer.Dördüncü Madde Oyluk adalelerini ve hareketlerini bildirir. o makat yanında olan büyüktür. Bu üç kirişten ikisi ettendir. Bazı lifinin bitiş yeri bunun bir miktar üstünden olup. bir miktar ön tarafta uzadıkça. kuyruk sokumu mafsalını önünden yana kuşatıp. Bir adalesi kuyruk sokumu mafsalını arkadan yana kuşatmıştır ki. oyluğun arka ve iç taraflarına bitişik olup. Ey aziz. işlerin en önemlisi oyluğun yayılması ve kavranmasıdır. malum olsun ki: Anatomi bilginleri demişlerdir ki: Oyluğu hareket ettiren adalelerin büyüğü onun mafsalını yayan ve açan adalelerdir. Oyluk mafsalını yayan adalelerin en büyüğü. bir tarafı ile çekerse. bazı lifinin başlangıcı kasık kemiğinin altından olup. Bazı lifinin bitiş yeri bunun az üstünden olup. Bundan sonra oylukları birbirine yaklaştıran büyük adalelerdir. İki ucu oyluğun tepesinden öbür cüz'üne bitişiktir. kuyruk sokumu kemiği ve kasık kemiğini kuşatıp. bedende olan adalelerin hepsinden daha büyüktür. Bu bir adaledir ki. oylu iç tarafa imale ile kaldırmıştır Bazı lifinin bitiş yeri kuyruk sokumu kemiğinden olup. Yayılma ile ayağa kalkma hasıl olduğundan yayılma kavramadan daha önemlidir.oyluk kemiğinden ve kuyruk sokumundandır ki. Bir adalesi. oyluğu düz olarak yayar. oyluğu düz olarak yayar. diz kapağına dek ulaşmıştır. oyluğu yine düz olarak yaymıştır. oyluğu kendine meyl ile yayar. birisi zardandır. Bir adalenin bitiş yeri leğen kemiğinin bütün yüzeyinden olup.

oyluğu kavrayarak baldırı dahi çekmiştir. Beşinci Madde Diz mafsalı adalelerini ve hareketlerini bildirir. Bu adalenin farkı budur ki. biri kasık kemiğinin dış tarafından ve biri iç tarafından çıkıp. dize ulaşmıştır. evvelki adalenin işini görürler. ondan inip.oyluğu içe doğru eğerek yayar. oyluğu o tarafa az bir meyil ile ve iç tarafa çok meyil ile yayar. Bunların hangisi çekerse. Çıkış yeri leğen kemiğinin dış altındadır. Dördüncü adalesi leğen kemiğinden dikilen dik nesneden çıkıp. Oyluğu dış tarafa eğen iki özel adaledir ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Diz mafsalını hareket ettiren adalelerin üçü oyluk önünde konulmuştur. küçük çıkıntının alına bitişmiştir. kasık kemiğinden bitip. Oyluk mahsalını kavrayan adalenin biri. Ey aziz malum olsun ki. oldukça yuvarlak olup. oyluk düz olarak arka tarafına eğik olur. Bir adalesi dahi. Bir adalesi dahi oyluk kemiğinin altından arka tarafına eğik bitip. Oyluğu iç tarafa eğen adalelerin bazısı yayma ve kavrama bahsinde açıklanmıştır. Eğer ikisi birlik çekerlerse. birbirine kavuşma ile kıvrımlı olup. Bunlar oylukta . büyük çıkıntının sonu yakınında olan çukur yerde etle karışmıştır. bu ikinci adalenin tarafına kıvrım üzere uzayıp. bitiş yerleri enli kemiktendir Oyluğu arka tarafa eğen yine iki adaledir ki. Bütün bunları ibretle düşünen kimse Allah Taâlâ'nın şaşırtıcı sanatını bilir. Bu tür hareket ettirmenin bir hususi adalesi vardır ki. leğen kemiğinden bitip. Bunun benzerleri adaleler önce küçük çıkıntının altına bitişip. ondan inip. bunun yayılması az ve eğilmesi çoktur. biri küçük çıkıntıya bitişmiştir. oyluk az yayılma ile onun tarafına meyl eder. Bir adalesi kasık kemiğinden bitip. iki kirişinin biri metin kemiğinin sonuna. büyük çıkıntıdan yir cüz gibi olmuştur. oyluğu iç tarafına az meyil ile kavrar Bu bir düz adaledir ki.

dıştan yana meyl . yeşile yakın gelmiştir. baldırın yayılması düz olur. derin yere gitmiştir. ondan yetmiştir. Onun rengi. Öbür ucu zardan olup. Kalan iki adalenin birisi oyluğu kavrayan adaleler ile açıklanmıştır ki. Dıştaki ile ortadaki. ucuna doğru meyillendirmiştir. kiriş olmadan diz kapağı kemiğine bitişmiştir. Odan dizin iki tarafına kıvrım üzere girip. diz kapağı kemiğini kuşatarak. dış çıkıntıdan bitip. Üç adalesi dahi vardır ki. ta iç tarafta baldırda olan oyuğa varıp. Bununla baldır.bulunan adalelerin en büyüğü ve en nefisi bulunmuştur. biri büyük çıkıntıdan ve biri oyluk önünden bitmiştir. Dış taraftan oyluk üzere inip. üst tarafa çekilip. Ama içtekinin bitiş yeri oyluk kemiği tabanından olup. kıvrım ile oyluğun gerisine geçip. Bu üç adalenin biri iki kat gibi görünmüştür. ayağı. Baldırı dış tarafına eğim ile yaymıştır. Diz altı çukurunda son bulup. leğen kemiğinden olan köprüden çıktığı bilinmiştir. altında olan cüzlere metanet vermek için gitmiştir. bir diğer adale oyluk kemiğinden yetmiştir. Bunun iki ucu vardır ki. Baldır kemiğinin üstünden olan çukura yetmiştir. Lakin bunun ikisi çukur cüze bitişmede. iç tarafına eğime yayıp. oyluğun iç tarafında son bulmuştur. Baldırı kavrayan adalelerde biri. leğen kemiğinden. Ondan baldır kemiğine yetip. oyluğun iç tarafından kıvırım üzere inip gitmiştir. İkincisi. sözü edilen adalenin mukabiline yetmiştir. Eğer bu ikisi bereler yaysalar. ona bitişmiştir. dizi yayma ile baldırı uzatmıştır. ondan giren dışa gelmiştir. Ve bu iki ucun biri etten olup. biri içte. Yayıcı iç adalenin bitiş yerine leğen kemiği ortasında bulunan köprüye yakın gitmiştir. Dıştaki ile ortadakinin bitiş yerleri. Baldırı. yine oyluk kemiğinin tabanından olup. ayağı dış tarafına eğim ile kavramıştır. Bir yayıcı adalesi kasık kemiği bitişiğinden çıkıp. kasık kemiğinden bitmiştir. bir ince ve uzun adaledir ki. Odan geçip. biri dışta ve biri ortada bulunmuştur. İşleri yaymak bilinmiştir. ona yapışmıştır.

ayağın öbür içine meyledip. Özellikle birinci adale buna mutabık olunca. Topuk kirişi nâmıyle şöhret bulmuştur. aşağıya gidip. ikisi birlik ayağı düz olarak kaldırmıştır. ayak ucunun dış cüzünden bitip. Bazısı aşağıya kaldırır. Onlardan bir büyük kiriş bitip. yer üzerinde sâbit olsun. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak mafsalını hareket ettiren adalelerin bazısı. topuğu dış tarafına kıvrımlı çekici olmuştur. topuk arkasına birinci adalenin birleştiği yerin üstünde bitişmiştir. aşağı düşmüş ve toplanmıştır. topuk kemiğine bitişmiştir. sonra bitişip. ayak kötürüm olur. et yolmuştur. ayağı kaldırmıştır. Ayağı aldıranlarda bir büyük adale vardır ki ayağın iç önünde konulup. Altıncı Madde Ayak mafsalını hareket ettiren adaleleri bildirir. Ey aziz. Ta ki ayak. ortadakinin yardımına yetmiştir? Şu halde bu sanatları seyreden hayrete gitmiştir. ondan bir kiriş yetmiştir. Bedeni tanımakla. Bir adale dahi topuk ucunu içinden bitip. biri başparmak önünde bilek altına bitişmiştir. oyluk ucundan bitip. rengi patlıcanî olmuştur. onu iç tarafa kıvrımlı . maum olsun ki. ayağı üst tarafına kaldırır. İkinci kiriş. Şu halde bu kiriş. kiriş göndermeksizin et olduğu halde kendi inip. Ayağı aşağıya indiren adalelerin bir çifti. başparmağın evvelki mafsalına gidip. birinci kirişi geçip. kendini tanımaya yetmiştir. Dış uçtan bitip. ayağı kaldırmıştır. Küçük parmağa yakın yere bitişip.etmiştir. Bir adale yine dış ucundan bitip. iki kiriş ayrılmıştır ki. Diz mafsalında gömülmüş bir adale vardır ki. Kendine gelip acayip hikmet seyretmiştir. Şu halde bu kirişle ayak. Baş parmağın köküne yakın yere bitişip. Eğer bu iki adaleye veya kirişlerine bir âfet ârız olsa. Buna bir adale yardımcı olmuştur ki. başparmak tarafına geçme ile baldıra meyilli gitmiştir.

malum olsun ki. yine ondan ayrı gitmiştir. parmağı düz olarak kavrarlar. Bunlar baldır kemiği üzerine konulup. ayağın aşağısına geçip. Bu sanatlarda nice hikmetler bilinsin. kavrayıcı adalelerdir. Öbür cüzünü başparmağı kavramak ve hareket ettirmek için onun evvelki boğumuna indirmiştir. iki kirişe bölünüp. kuşatmıştır. parmakları kavramak ve hareket ettirmek için kılınmıştır. Ta ki el ayasında bulunan faydalar. Ey aziz. Eğer biri yalnız hareket ederse. O. Üçüncü adale ki. Bir cüzünü. . Yedinci Madde Ayak parmaklarının adalelerini bildirir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak parmaklarını hareket ettiren adalelerden çoğu. baldır gerisinden gelip. iki topuğun arasından aşağıya inmiştir. Sonra baldırın içini geçtikte. Sâni ve hakîm olan Allah münezzehtir. ayak tabanında da bulunsun. Bir kiriş göndermiştir ki. Ayak topuğunda konulan adalelerden. beş parmağa gelip. Oyluğun dış ucundan bir adale bitip. her birine sağ ve soldan bitişik bulunmuştur. onu kavramıştır. Bir adale dahi budan küçük olup. Kirişi. Allah'ın kudretinden nice ibretler alınsın. ortası ile küçük parmağı kavramıştır. bu iki adalenin birine yetmiştir. ayağın içine yayılan adale gibi bu dahi ayağın altına tamamıyle yayılıp. Her ayıp ve noksandan tenzih ve takdis olunsun. orta parmak ile küçük parmağı kavramaya gitmiştir. yine iki kirişe bölünüp. onun üzerinde uzama ve inme ile gitmiştir. Bundan sonra bu iki kısmın her birinden birer kiriş ayrılıp. iç topuğun dış tarafından bitmiştir. denilsin. başparmağa gelip. yukarıda geçmiştir. ayağı kavramak için göndermiştir. Onların biri topuğun dış ucundan bitip.yaymıştır. öbüründen ayrılan kirişe bitişip. Şu halde eğer ikisi birlik hareket ederlerse. ayak sırtına bir kiriş göndermiştir ki. ikisi bir kiriş oldukta. on adale. Şanının azametine huşu ile huzu' kılınsın.

Nimetlerine şükredenlerden kıl.) 38-BÖLÜM:038: DÖRDÜNCÜ BAHİS Sinirlerin. insan edeninde bulunan dörtyüzyirmi adet iradî ve ihtiyarî hareketlerin tamam ve kemaline vâsıta olan adalelerin hepsi açıklandığı üzere tamam. Yürüme durumunda iyi gidişle. ayak parmaklarının adalelerinden beş adale. Ayağı kavrayan adalelerin çokluğunda hikmet budur ki: Parmakların hepsine sağlamlık ve kuvvet vermiştir. onları kavramaya yetmiştir. Vücununun cüzlerini senin nimetlerinden görenlerden kıl. bunu düşünen akıllı kimse çok ibret almıştır. Ta ki parmakları dış tarafa eğeler. beşyüz otuz adet adaleye ulaşmıştır. onu iç tarafa eğmiştir. Seni isimlerinle zikreden. İki adale dahi baş parmak ile küçük parmağa has olup. uzuvların çekme ve seyrilmesine bağlı olan durumları beş bölüm ile hakimâne tafsil eder. kıyafetle insanların ahlâk ve tavırlarının bilinmesini. O halde.) Bu ne sanattır ki bu şaşırtıcı tertip üzere. Sübhanallahi ve bi hamdihi Sübhanallahü'l-azim. kazâna rıza gösteren. uzuvların şekil farklılığı haseiyle olan insanî vasıflar. onu kavramıştır.kedi tarafına eğimle kavrar. sıfatlarınla tanıyan. bedenlerin kuvvetlerini. bütün durumlarda senin rızanı isteyen kimselerden ki. Hakka ki. (Ey Allah'ımız! Bizi işlerini düşünenlerden kıl. her biri. Bu sanattan sanatkârını bilmiştir. Ta ki oturmada ve kalkmada bedenin ağırlığına metanetleriyle mukavamet edeler. iç yarıktan kendine yakın olan parmağa gidip. düzen üzere gideler. böyle nizam bulmuştur. her biri bir parmağa bitişip. Beş adale dahi ayak altında konulup. . Dört adale bilek üzerinde konulup. atar ve toplar damarların keyfiyetini. (Yaratıcı ve şekil verici olan Allah münezzehtir. ayağın üstünde konulmuştur.

Dolaylı olan faydası budur ki. üçüncü yer göğsün altıdır. Ama dimağın kendisinden biten sinirlerde ancak baş. Bu his sinirleri ziyade yumuşak oldukça. onun faydası azaya his vermektir. Bazısına. Ey aziz. ihsanı genel olan Hannan ve Mennan Allah Taala hazretleri. üç yerde kıkırdaklarla sinir arasında kıvamı orta olan cisimler ile perdelemiştir ki: Birinci yer hançere. bazısının dolaylıdır. diğer uzuvlara his ve hareket bahşeder. omurilikten his ve hareket almıştır. malum olsun ki. kendisinden omurga omurlarına akan omuriliğin vasıtasıyle başlangıç yeri bilinmiştir. eti sağlam ve bedeni kuvvetli etmiştir. ziyade metanet gerektiğinden. Ama başlangıç yeride bulunan tesiri kavrayıcı ve kuvvetli olmak için o sinir kastedilen uzva en yakın tarafından girmiş ve bitişmiştir. . Birinci Madde Sinirlerin konuluş hikmetlerini ve şekillerini bildirir. dimağdan iç organlara inen hareket sinirlerini koruma ve himayede büyük ihtiyat etmiştir. bizzat.BİRİNCİ BÖLÜM Sinirlerin bitme yerlerini ve faydalarını beş madde ile açıklar. Diğer uzuvların sinirleri. Dimağ (beyin) iki yönle sinirlerin başlangıç yeri olmuştur. yüz ve iç organlar his ve hareket bulmuştur. sinirler vasıtasiyle dimağ. ikinci yer kaburgaların kökleri. o şânı celil olan. Sinirlerin köklerinin başlangıç yeri dimağ. Gerçekte ki. Zatî olan faydası budur ki. lutf ve inayet edip. Zira ki başlangıçlarından uzak oldukları için. dallarının bitiş yeri insan cildidir. Dimağın sair sinirlerinden o sinir ki. his kuvvetini ziyade eda ederler. Zira ki dimağ sinirlerin bazısına bizzat başlangıç bulunmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan sinirlerin bazısının faydası.

Onun için şaşı kimse bir nesneyi iki görür zira ki.Metanete muhtaç oldukları için bunlar. kesişme içinde tek görüş olsun. Dimağın önü. çapraz şekilde kesişmiştir. ikisinin görüşü. hareket sinirleri gibi sert ve metin olmayıp. malum olsun ki. göz ile kanalın kesişmesine doğru nüfuzu bâtıl olmuştur. Yaratıcı ve şekil verici olan Allah Taala'nın bu işlerinden çok ibret alınmıştır. bir gözü alt tarafa kayıp. İkinci Madde Dimağdan biten karşılıklı sinirleri bildirir. iki gözün kavraması birlikte olup. Zira ki kapalı gözün nuru ona akar. açık gözün görüşü kuvvet bulur. biri birine kavuşup. Züccâciye (camsı) adı verilen rutubeti kuşatmak için ağızları geniştir. his sinirleri önden. öbürüne dahi akmasın. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimaın kendisinden biten sinirlerin hepsi. Müşterek çizgi önünde. onun bir gözü üst tarafa. Bu çiftin solundan biten teki sağına. açıklanan birinci çiftin bitiş yeri . ey aziz. sağdan biten sağ göze. yedi çift sinir bilinmiştir. biri birini dayanma ile kuvvet bulsun ve bir yaklaşma ile bitiş yerleri göze yakın olsun. sağından biten teki soluna gelip. Biri budur ki. İkinci faydası. Sonra bükülüp. Birinci çifti koklama âletinin başlangıcı olan. Bu kesişmenin faydası üçtür. Ta ki görünen bir nesne müşterek çizgide bir şekillensin. öbürü onun yerini tutsun. Dimağ sinirlerinin ikinci çifti. soldan gelen sol göze gitmiştir. Birine âfet erdiğinde. Onun için bir göz kapandığında. iki gözün birine akan ruh. öbür tarafından daha yumuşak ve ziyade hassas olduğundan. o bir küçük boşluktur. hareket sinirleri öbür taraftan yaratılmıştır. sinir kırılmasından bir başka çizgiyi vücut bulmuştur. biri birine dayanak olup. sözü edilen iki sinir. meme ucuna benzer iki çıkıntı yakınında dimağdan ön boşluğun içindendir ki. latif ve yumuşak bulunmuştur. Üçüncü faydası budur ki.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağ sinirlerinden üçüncü çift. boyundan inip. iki göz kapağı. üç kısma bölünmüştür. İkinci şubesi. Ta ki onun kalınlığı başlangıcına yakınlığından lazım gelne yumuşaklığına mukavamet kılsın. ağı ziçi . hareket ettirmeye gücü yetsin. görücüdür. açıklanacak boyun damarı girişinden çıkıp. Ey aziz. bu özetleme dahi Mevla'nın kudretinin kemaline delil olduğundan. Onunla kuvvet bulup. elmacıklar. Şu halde bu şube. açıklanacak beşinci çiftten ayrılan sinire bitişmiştir. ne güzel yardımcı. malum olsun ki. ondan ayrılıp. bâri. yüz önünde konulan sinirler olup. Evvelki şubesi. Üçüncü şubenin maksadı. göz ucu yanında olan deliklerden burun içine geçip. dış taraftan bitip. şekil verici ve güçlü olan Allah müezzehtir. Üçüncü Madde Dimağdan biten sinirlerin geri kalan beş çiftini bildirir. Bir kolu. O işiticidir. bağış senden. iki kol olmuştur. Gözün on tabakasının tafsili uzun olup. Ne güzel Mevla. kaşlar ve alın adalelerine bitişmiştir. elmacık kemiğinde bulunan boşluğa inip. Üçüncü kısmı büyük olup. dönüş sana! Büyük ve yüce Allah'dan başka güçlü ve korkulacak yoktur. göz adalelerine bölünmüştür. Ey Rabbimiz. dört şubeye bölünmüştür. Birinci kısmı göz pınarına meyledip. ikinci çift çıktığı delikten önemi sinirler olan birinci çiftin boş menfezinden geçmeyip. onun altında bulunan organlarda dağıtılmıştır. Yaratıcı. Bu çift sinir gayet kalın bulunmuştur. o delikten ayrıldıkta. azanın açıklanmasında uzatmaya hacet kalmamıştır. ikinci kısmı. burnun içi tabakasında gömülmüştür. arkası ve tabası arasından bitip. mide zarını geçip.arkasından. Hiçbir şey onun dengi değildir. elmacık kemiği deliğinden çıkıp. müşterek bir çizgiyle dimağın önü. gözü kuşatan çukurun deliğinden çıkıp. önce dördüncü çifte bir miktar karışıp. izdiham ile onun boşluğunu doldurmuştur. iki göz pınarı. ayrıldıkta.

Hançereyi kıkırdaklarıyle kaldıran etrafı üstünde olan adaleleri bitişmiştir. yedinci çiftin hareket ettirmesine yardım için. İkinci kısım. onda olan elmacığın. onun içinde hepsi dağılmıştır. Kulağa duyma hissi ondan gelmiştir. Dile gelen şube. üçüncü çiftten daha küçük ve daha sert olmuştur. burun uçlarının ve dudağın derisi gibi görünen uzuvlara dağılmıştır. Onun ziyadesi. Altıncı çift. elmacık adalesi tarafına gelmiştir. bundan damak his bulmuştur. Dördüncü çiftin bitiş yeri. dil ondan tatma duygusunu bulmuştur. hançere paraleline geldiğinde. İkinci kısım. dış tabakasında dağılıp. lam kemiği yivinin sonunda olan delikten çıkıp. onun kalınlığına eşit olup. göz sinirinden inme olduğundan daha sert olmuştur. ondan yine . İkisinin çoğu. üs dişlere ve onların köllerinde olan etlere dağılma ile ulaşmıştır. sonra ondan ayrılmakla damağa çıktıkta. dimağın arka tarafından beşinci çifte bitişik bitip. dimağın iki tarafından biterek vücut bulmuştur. dağılmıştır. Bu dördüncü çift. üç kısma bölünmüştür. hançere kemiğinde âmâ adı verilen (kör delik) delikten girmiştir.boşluğuna girip. üçüncü çiftin sinirine karışmıştır. Hançerden yükseldikte. birinciden küçük olup. alt dudağın içine dağılmıştır. omuz adalelerine dağılmıştır. Ondan iç organlara inerken. Üçüncü kısım. Ama onun dördüncü şubesi. Ortaya çıktıkta. alt dişler arasıda ve köklerinde bulunan etlerine. Öbür kolu. Bunun her bir çiftinin birinci kısmı kulağın iç perdesine dayanıp. boyun damarının yükseleceği yerde ona bağlanmıştır. üçüncü çiftin üçüncü şubesinin üç kısmıdır. Diğerleri şakak adalelerine varıp. ondan şubeler ayrılmıştır. Bunu sertliği. ikisinden daha büyük bulunup. bir çift olup. Bir kısmı. üçüncü çiftin gerisinden dimağın tabanına eğimli olmuştur. Bunlar. Beşinci çiftin her bir siniri. Üçüncü çifte bir miktar karışıp. muadil gelmiştir. üst çene deliğinden dile geçip. boğaz adalelerine ulaşan dile gelmiştir.

Ey aziz. onda yürek. çekilmesi sağlam olsun. bunun gibi sertlik ve düzlükle inmezler ki. başlangıçlarından uzaklaştırmanın hikmeti. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omuriliğinden çıkıp. hançerenin üçüncü kıkırdağını kapayan ve açan alt çevresini kuşatmış olan adalelere gelmiştir. metanet bulup. Ta ki çıkış yeri dar olsun ve omur kemiği metaneti üzere kalsın. omurlarından ilerleyen sinirlerin hepsi sekiz çift sinir bilinmiştir. kürek kemiğinde son bulmuştur. Sonra bu sinirin ziyadesi. malum olsun ki. Ta ki düz olup. omurilikten çıkmayıp. dili hareket ettiren adalelere gelmiştir. Bu dönen şubeleri. iç organların zarlarına dağılıp. sonu kıvrımlı olduğundan. Ondan şubelere ayrılıp. Azı. Ama kalanı diyaframa geçip. beşinci çiftten ve yedinci çiftten olmayıp. sertlik ve kuvvet kazandırmaktır. Dördüncü Madde Boyun omurları omuriliğinden biten sinirleri bildirir. dimağ ile omuriliğin ortaklaşmasından olup. Yedici çiftin bitişik yeri. Birinci çifti. ondan inip. Onun için tıpçılar nazarında bunun ismi: Dönen sinir. açıklanan üçüncü çiftten inen şubeye iştirakle. Dönen sinirlerin en sağlamı. olmuştur. dağılmıştır. Bu sinir. bunlara komşu olan sinirlere dağılmıştır. Bu şaşırtıcı tertip ve acaip bileşim.şubeler çıkıp. adalelerin örtüsüne yayıcı olan sinirdir. Zira ki bunun başlangıcı yumuşak. . mücerret adale uçlarıyle dağılmıştır. o yaratıcı Allah'ın kudret ve hikmetiyle nizam bulmuştur. şubeleri diyafram ve göğsün zar ve adalelerine gidip. dimağdan inip gelmiştir. altıncı çiftten olmuştur. çoğu. kalkan kemiğiyle lam kemiğinin ortak olan adalelerine varıp. Bu çift. Bu sinir. ince ve küçük kılınmıştır. akciğer aort ve atar damarlara dağılmıştır. hançereyi. birinci omurun iki deliğinden çıkıp. yükselme ve dönüşe kabiliyetli olurlar. İkinci çiftin çıkış yeri.

Öbür cüzü. Onlarla metanet ve sağlamlık bulmuştur. bir şubesi ön kol ile ikinci şube arasında aracı olmuştur. o adalelere şubeler gönderip. bir kolu onda bulunan adalelere dağılmıştır. Onlar onunla hareket bulmuştur. Bu çiftin çoğundan uzuv uçları his ve dokunma duygusu bulmuştur ki. Başı. . ikinci omur ile üçüncü arasında müşterek olan deliklerdendir ki. İki kulağın duş tabakalarında yerleşip. Öbür kolu.birinci omur ile ikincinin aryasında açıklanan ortak deliklerden bulunmuştur. Hayvanların bedenlerinde iki kulağı hareket ettirmek için.o susamsılardan biten zar bağları ile karışmıştır. her bir siniri. beşinci çifte karışmıştır. baş ve boyun adaleleri ile müşterek olan adalelere dağılmıştır. son bulmuştur. dördüncü omur ile beşinci arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. üçüncü omur ile dördüncü arasında müşterek olan Deliklerden olmuştur. bir cüzü geriye bölünüp. Üzerinde bulunan üçüncü çift gibi bir cüzü öne. baş önüne eğilmiştir. İkinci kolu. geriye dönüp. açıklanan küçük çiftin eksiğini tedarik kılmıştır. Ondan onların başlarına çıkıp. Ondan geçip. Onda ola omurların dikenlerine yükselip. ön kolu küçük olduğundan yanak adalelerine gelmiştir. ondan omurgaya inip. ön cüzü küçük olduğundan. Bunun kalanı boyun arkasında olan adalelere ve geniş adaleye gelmiştir. Bu ikinci kol. geniş adaleye gelmiştir. kafanın üstü dolaşıp yükselip. Özellikle aş ile boyunu bağlayan adalelere bu sinirin şuberi gelmiştir. iki şube olup. Dördüncü çiftin çıkış yeri. iki kulağa ulaşmıştır. Çıkışa başladığında. ona damar ve adaleler rastlamıştır. hayvanlarda şakak ve kulak adalelerine karışmıştır. iki kola ayrılıp. Beşinci çiftin çıkış yeri. ön tarafa eğilip. ön tarafa eğilimli edip. Yine yukarıdaki gibi iki yok olup. Üçüncü çiftin çıkış yeri. onların köküne yapışmıştır. iki kulak etrafına eğilmiştir.

Altıncı çiftin çoğu. Yedinci çiftin çoğu gelip. diyafram ortasına geçmiştir. Küçük cüzü. Büyük cüzü. sözü edilen sinirlerden nasibini aldığından hikmet budur ki. azı beşinci çiftin azıyle baş. Beşinci Madde Göğüs ve omurga omurlarının omuriliklerinden biten sinirleri bildirir. şekil verici ve şanı yüce Allah her şeyden münezzehtir. azı beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Yaratıcı. göğüs omurlarından birinci omurla ikincinin arasında müşterek olan deliklerden bulunmuştur. diyaframa gelen yukarıdan indiğinden. Ta ki bu başlangıç yerlerine isabet eden âfetle işi bâtıl olmasın. dördüncü ve beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. omuza galip. boyun ve omurganın adalelerine ve ondan diyaframa ulaşmıştır. çoğu adale ve kola dağılmıştır. Altıncı ve yedinci çiftin çıkış yerleri. bâri. iki evvelki kaburgaya uzanıp. Yedinci çiftin çoğu gelip. sert adalelere ve kaburgalara dağılmıştır. iki cüze bölünmüştür. sinirleri müteaddit yerlerden gelmiştir.Omuzun üstlerine gelip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs omurlarının iliğinden biten sinirlerin cümlesi oniki çift sinir yaratılmıştır. Sekizinci çiftin azı. boyun sinirlerinin sekizinci çifti eşliğiyle birlik el . altıncı ve yedinci çiftin şubelerine karışıp. açıklanan deliklerin düzeni üzere altında bulunan deliklerden olmuştur. altıncı ve yedinci çiftin birer miktarına karışmıştır. Bu üç çiftin şubeleri. omuz yüzeyine gelmiştir. biri birine karışmıştır. Diyafram. Azı. bölünmesi kolay olmuştur. Ey aziz. malum olsun ki. Diyaframın işi önemli olduğundan. Birinci çiftin çıkış yeri. İkinci şube dahi. boyun omurlarının cüzleriyle omurga omurlarının evvelsi arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. Sekizinci çiftin çıkış yeri.

pazunun dışına yönelip. bazıları baldırlar aşağısına inmiştir. karın adaleleri onlar kılınmıştır. ondan dizlere inip gitsin. sinir karışmıştır. kasık adalesine karışmıştır. kol ve omuzlara ulaşmıştır. On baldırlar tarafına büyük şubeler gönderip. ancak kaburgalar arasında bulunan adalelere ve karın adalelerine ulaşmıştır. karından gelen iki çift adale olmuştur. zeker. iki cüze bölünmüştür. hepsi biri birine karışmıştır. ona his ve dokunma bahşetmiştir. İkini cüzü ki. Sekizinci çiftin çıkış yeri ise açıklanan müşterek deliklerden olup. Diğer cüzü.taraflarına gelip. Bel omurlarından biten sinirlerin omuza gelmeyen şubeleri. Bir cüzü. Bir cüzü dahi kuyruk sokumu sinirlerinin evvelkisinden gelip. bel ve kaburga adalelerine gelmiştir. Ta ki kasık adalelerine yönelip. Bu sinirlerin şubeleriyle beraber atar ve toplar damarlara akıp. Bir cüzü dahi diğer cüzlerle toplanıp. Katan (kasık) sinirleri. Onun bir cüzü. Evelki cüzüne dimağdan inip. husyeler içine inen kanala varıp. omuz mafsalını ve beli hareket ettiren adalelere gitmiştir. adaleleri altı çift olduğu şaşırtıcıdır Onun ir çifti. kuyruk sokumu yanından biten bir tek sinir. girmiştir. Kaburga omurlarından biten sinirler. üç çift kılınmıştır ki. mesane ve rahim . Kuyruk sokumudur ki. açıklanan sinir çıkış yerlerinden hepsi içeri girmiştir. karın ve bel sinirleriyle müşterek bulunmuştur Zira ki kasık sinirleri. evvelki cüzünün ikinci çiftinden onlara şubeler gelmiştir. kasık kemiği tarafından biten adalelerin bedenin gerisinden ve oyluklar içinden ayaklar tarafına yolu olduğundan. iki çift bulunmuştur ki. Kalanı beş çift sinir. bacak adaleleri için özel sinirlerden bir cüz. iki cüze bölünmüştür. bunlardan hepsi makat. adaleler onlarla bilinmiştir. Bazıları kasıkta alıp. Ama bedenin arkasında ve oyluklar içinde çok damarlar ve çok adaleler olduğundan.

yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. 39-BÖLÜM:039: İKİNCİ BÖLÜM Atar damarların bittiği yerleri ve faydalarını ayrıntılı olarak beş madde ile açıklar. bütün bunlara dağılmıştır. Zira ki bunlar. kasık kemiğinin içinin dışa bakan taraflarına ve kuyruk sokumu kemiğinden gelen adalelere. şiryan derler. yaratıcısını bilmiştir. ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Birinci Madde Yürekten biten atar damarları bildirir. insan türüne olan büyük nimetine. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. malum olsun ki. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir. beşyüzotuz sinirde son bulmuştur. onlara. Her halde ona yönelmiştir. o sâni ve hakîm Allah'ın kudretinin kemaline delalet edip. Yüreğin sol . Açıklanan bedeninince sanatları. Kalça damarları ki. hepsinden önce ve küçük olmuştur. Bunlar hareket eden can damarlarıdır.adalelerine. Ey aziz. Mevla'sına can ve gönülden muhabbet kılmıştır. daha önce anlatılan adalelerin sayısı miktarı tamamen. Bu bölümde açıklanan sinirlerin sayısı. Şu halde bu surette toplanan sanatları seyreden uyanık kimse. karın zarlarına. Bunların bitiş yeri. beden azalarının cüzleri her an şahadet kılmıştır. Kendisini nimet denizine gark olmuş bulmuştur. İçindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: büyük atardamar yüreğin sol boşluğundan bitip. büyük . Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. Bu iki şubenin çokları. akciğere arka tarafından gelmiştir. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. Ey aziz. Bu atardamarlar.boşluğundan bitip. sağ boşluğa yayılmıştır. Akciğer cevherine. akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. unun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. yürekten akciğer içine saçıldıkta. Özellikle bunun yeri yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. Önünden kollara ayrıldıkta. yüreğin cüzleriyle karışmıştır. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. azı. Büyük şubesi. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. inayetinin kemaline şehadet kılmıştır. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. mülayim bunlara mensup olan latif kan. şubeleriyle el ve avuca çıkışını bildirir. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. Küçük şubesi dahi yüreğin arkasından geçip. yüreğin etrafını tavaf ve devredip. Sübhanallah! İkinci Madde Yürekten biten büyük atardamarın vücudunu. iki şube olmuştur. lakin omurga yakınında. Bu damarların bitiş yeri. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. Bu damar. küçük kısmı yukarıya çıkıp. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. kolaylıkla ulaşmıştır. ondan o saçılma kolaylık bulsun. yine iki kısım olmuştur ki. malum olsun ki. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur.

tertip ve nizamını türlü uzuvlarla kılmıştır. bedenlerin bileşimini. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. ona sağlamlık veregelmiştir. onları besleyen yukarı çıkan kısım. Şu halde atardamarlar vasıtasıyle beden uzuvları hayat ve can bulmuştur. can damarlarından hayat. çıkan kısımdan daha büyük olduğunda bu hikmet bu olmuştur ki. şiryan derler. malum olsun ki. . omuz üzerine varmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki. yukarı çıkan kısmı. Bu büyük atardamarın çıkış yeri üzerinde üç sağla kapak vardır ki. küçük kısmı sol omuza çıkıp. ondan sağ tarafa kıvrımlı dönüp. onlara. iki sübab olup. Bunun büyük kısmı gerdana çıkıp. küçük kılınmıştır. yüreğin içinden onunla beraber dışarı yay çıkıp. Bu iki kısmın. Üçüncü kısmı. Bunun iki kısmı. onlarda dağılmıştır ve son bulmuştur. Bular hareket eden can damarlarıdır. içindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. yürekten aşağıda konulan büyük ve küçük uzuvları sıcaklığıyle yetiştirip.kısmı aşağıya inmiştir. bölünmede onlara eşlik etmiştir. ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Yüreğin üstünde bulunan önemli uzuvlar. can ve güç vermek olmuştur. bu dahi üç kısım olmuştur. böğüre ve iki evvelki kaburgalara. inen kısım. küçük ve az olduğundan. onda olan yumuşak ete eriştikte. Yaratıcı ve bâri olan Allah ne büyüktür ki. Zira ki bunlar. Yukarı çıkan kısmın. hemen büyük kısmın üçüncü kısmı gibi dağılmıştır. kan damarlarından gıda bahşetmiştir. üst boyun omurlarının altısına ve boynun halka kemiğine dağılıp. açıklanacak şahdamarlarla boyunun sağ ve solundan başa çıkıp. Ondan iki el uzuvlarına inip. Üçüncü Madde Baş uzuvlarına çıkan atar damarları bildirir. Her uzva. İnen kısmın miktarı. yüreğin üstünde yine iki kısım olmuştur. Ey aziz.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yürekten beden uzuvlarına dağıla atardamarın açıklanan büyük kısmı. ondan o saçılma kolaylık bulsun. Kalça damarları ki. yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Ey aziz. Yüreğin sol boşluğundan bitip. akciğere arka tarafından gelmiştir Önünden kollara ayrıldıkta. Bu damarların bitiş yeri. Özellikle bunun yeri. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. niyetinin kemaline şehadet kılmıştır. Bunun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. Akciğer cevherine. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. Bu damar. yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. yürekten akciğer içine saçıldıkta. kolaylıkla ulaşmıştır. mülayim bunlara mensup olan latif kan. akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. lakin omurga yakınında. hepsinden önce ve küçük olmuştur. malum olsun ki. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir.Bunların bitiş yeri. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. Sübhanallah! Dördüncü Madde Yürekten aşağıya inen atar damarın büyük kısmını bildirir. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. önce yürekten düz . Bu atardamarlar.

bundan hayat bulmuştur. böbreklerden dahi iki damar ayrılıp. Şubeleri. birisi tenasül organı cildine varıp. erkeklerde ve kadılarda tenasül uzuvlarına inmiştir. sağ ve soldan diyaframa gidip. Karaciğer şubesi ondan geçip. Sonra inenin kökünden bir küçük çift atardamar ayrılıp. göğsün hizasında olan omurlara geldiğinde. mesaneye dahi gelmiştir. Sonra göğsü geçtikte. O böbreğin liflerine ve onu kuşatanlara dağılmıştır. akciğerin soluk borusu etrafına dahi ulaşmıştır. en küçüğü özellikle sol böbreğe gelmiştir. Zira ki onun yeri yüreğin başı karşısında olmuştur. o. kan suyu gibi karaciğeri anlatılan biçimde çekici olmuştur. Zira ki karaciğerin içinde ikinci hazımdan kıvama gelmeyen kanın latif suyu. mesaneye gelmiştir. onun cüzlerine ayrılmıştır.olarak beşinci omura dayanmıştır. göğsün hizasına geldikte. düz bağırsağın çevresinde bulunan çaba. Sonra bu inen kısımdan üç damar uzanıp. sağ yumurtayı bulmuştur. Sonra bu inen kısımdan atardamar uzanmıştır ki. o damarlara ayrılmıştır. erkeklerde ve kadınlarda . bağırsakların çevresinde olan ince deriyi bulmuştur. Sonra bu inen kısımdan birçok damarlar ayrılıp. her birine birer şube göndermiştir ki. ikisi leğen kemiğine. Sol böbrekten ayrılan sol yumurtaya gelmiştir. kuyruk sokumu kemiğine ulaşmıştır. O iki büyüğü. Adı geçen omurdan aşağıya eğilip. Sonra bu inen kısımdan üç atardamar ayrılmıştır ki. omurlar deliklerinde omuriliğe girip. onlarda kalan kesif su. ondan iki atardamar ayrılıp. Sonra bu inen kısımdan bir atardamar uzanmıştır ki. biri dahi makada ulaşmıştır. iki böbrek içine girmiştir. onda hepsi dağılmıştır. Sağ böbrekten ayrılan. omurga omurları üzerinde inip. bir küçük şube göndermiştir ki akciğerin göğüsten olan tarafına dağılıp. Onlardan iki böbrek. bir şube karaciğere. böbreklere dolup. bir dalağa. omurilik ve kaburga aralarına dağılmıştır. Sonra bu inen kısım. ondan gıdalardan aldıkta. onda dağılıştır. Bu büyük kısım inerken yüreğin sağ boşluğunda dağılan atardamar.

can damarlarıdır. Göbek yanında biri birine kavuşup. omurga omurlarının sonuna vardıkta. biri mesaneye.öne gelmiştir. Baldırda konulan adalelere şubeler göndermiştir. Sonra bacaklara inerken. malum olsun ki. onda olan adalelere dahi şubeler indirmiştir. İnsanı. Bazısının uçları. Ey aziz. büyük kısımdır. girmiştir. Onlardan bir kısmını erkek. Acizlikten unutkanlıktan ve eksiklikten uzak olan Allah münezzehtir. yine onda yapışmıştır. Ondan bir küçük çift kalmıştır ki. Onda olan damarlara karışmıştır. ikisinden birçok kollar ayrılmıştır. bir kısmı sola. ön tarafa baş parmak ile orta parmak arasına büyük şubesiyle meyletmiştir. ayak cüzlerinin çoğunda gömülmüştür. Her birinden kuyruk sokumu altında birer şube ayrılıp. mesane yolundan erkeklerde düz olarak âlete gelmiştir. onda iki oyluğa inmiştir. Açıklanacak kan damarı şubelerinin altından geçip. o. bir şubesi iç nâmıyle şöhret bulmuştur. Kadınlarda önlerin ucuna gelip. Bazısı kasık kemiği üzerinde konulan adalelere dağılmıştır. Beşinci Madde Oyluklara. baldırlara ve ayaklara inen atardamarları bildirir. rahme gelip. Sonra ayağa inip. Sonra inenin kökünden ki. Açıklanan atardamarlar ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bacaklar tarafına inen iki kısımdan her biri. kusursuz olarak en güzel suretle suretlendiren Allah münezzehtir. her biri kuyruk sokumu kemiğini kuşatıp. bir kısmını kadın yapmıştır. biri göbeğe ulaşmıştır. diğer parmaklara gelmiştir. Bir şubesi dış. içe katlanıp. Bir kısmı sağa. açıklanacak damarlarla birlik iki kısım olmuştur. gidip. Kalan şubeleri. bunların bazısı atar kan damarlarının şubesi gibi beşinci omura giren atar damarı şubeleri gibi omuz mevziine çıkan atardamar şubeleri gibi içlere meyleden atar damarın . Sanatlarının benzersizliğinde akılları hayrete düşüren Allah münezzehtir. ikişer büyük şube olmuştur.

Karaciğerden önce iki damar vücuda gelmiştir ki. İkinci faydası budur kik. Birinci Madde Karaciğerden biten bâb damarının dallarını ve faydalarını bildirir. kan damarları. karaciğere. diyaframa gelen atar damarın şubeleri gibi. kuvvet ve korkulacak kimse yoktur. Hepsi tamam. iç organlarda olan atar damarların hepsi. İnsanı en güzel surette yaratan Allah münezzehtir. ikisinden kan ve can istifade ederler. Aort adı verilen damarlar ki. Bizim için büyük ve yüce Allah'dan başka kudret. malum olsun ki. iki fayda için biri birine yakın olmuştur. gıdayı mideden karaciğere çekmektir. kan damarlarıdır. onlara teğet olan aza. Onun çoğunlukla faydası. Ey aziz. biri karaciğerden. . atardamarlara kalkan gibi koruyucu olmuştur. dip tarafından vucütu bulmuştur.şubeleri gibi. çarpmalardan korunmak için damarlar altında örtülü kalıp. mideye. şebekede dağılan iki sübab ve meşime gibi. kan damarına (aort) parmak bir zar ile bağlı olup. karın tarafından kuyruk sokumu kemiğine tek başına inen atar damarlar gibi. Atar damarlar adı verilen can damarları. ikiyüz adet atardamara ulaşmıştır. anatomi bilginleri emişlerdir ki: Sakin damarların hepsi karaciğerden bitmiştir. tabibler arasında. açıklanması kaleme gelmiştir. can damarları ile kan damarları biri birlerinden can ve kan kazanır. Bu damar. bir şube ile omuza nüfuz eden atar damar gibi. Birisi budur ki. dalağa ve bağırsaklara inen atar damarlar gibi. Ey âlemlerin Rabbi! bizi âlimlerden ve amel edenlerden kıl! 40-BÖLÜM:040: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Sakın damarların bitiş yerlerini ve faydalarını altı madde ile ayrıntılı olarak açıklar. Şu halde insan bedeninde onulan ve düzenlenen can damarları bunlardır ki.

midenin yumrusu sonuna erip. dalağa ulaşmıştır ki. Ama babın karaciğer dibine bitişik olan ucu. İkinci kısım. iki cüze bölünüp. Bu damar. altı kısmı büyük suret bulmuştur. öd kesesine gitmiştir. mide yüzeyi tarafına gelmiştir ki. midenin altına inip. o taraf gıdasını ondan almıştır. dalağa ulaşmasından önce ondan şubeler ayrılıp. İkinci damar. karaciğerin yumru tarafından meydana gelmiştir. gıdayı karaciğerden uzuvlara ulaştırmak ve dağıtmaktır. İkinci cüzü dışa gelip. biri midenin sol dışı tarafına dağılmıştır ki. Fuduldan çıkıp. iki küçük kısmın biri. midenin sol tarafında bölünmüştür ki. Bir cüzü mide ağzına dağılmıştır ki. iki cüze bölünmüştür ki. onda iki cüz olup. şubelere ayrılmıştır. Bunun şubeleri. siyah köpüğün fazla asidini ona itmiştir. o taraf ondan gıdasını bulmuştur. Dalağın ortasında . Bir şubesi. ona gıda vermiştir. bir cüzünden dalağın üst cüzünde yani yarısında şubeler ayrılmıştır ki.bâb ismiyle şöhret bulmuştur. o yarıya onlardan gıda gelmiştir. dalgalandırmıştır. Bâb olan damarın. ecvef nâmını almıştır. Yukarı çıkan cüzü. sekiz kısım olmuştur. Altı kısmın ikincisi. Onun çoğunlukla faydası. karaciğer boşluğunda ayrılan tarafı. bir cüzü yukarı çıkmış. oniki parmak adı verilen bağırsağın kendisine bitişmiştir. Dalağa bitişmesiyle bile ondan bir şube geri dönüp. Şehve ve iştihayı uyarıp. idenin alt ağzı olan kapakçıklar yanında dağılıştır ki. mide ağzını duraklatmaya ve hareket ettirmeye yetmiştir. bir cüzü aşağı inmiştir. ondan ayrıldıkta. Dalağa giren şulbe ortaya geldikte. İki kısmı küçük. pankreasa gelmiştir ki. midenin dışında gıdasını ondan almıştır. Zira ki mideni n içinde gıdalara kavuşmakla gıdalanır olmuştur. Uçları karaciğerin yumru tarafına yettikte. ondan gıda cezbetmiştir. önce beş kısma yetmiştir. Ondan gıdayı çeke gelmiştir. budur ki. pankreas adı verilen cisme dağılmıştır. Bundan dahi şubelere ayrılıp. Ama geri kalan altı kısmın biri. yeraltında olan kökler gibi karaciğer içinde dağınık bitmiştir.

gıdanın aşağıda bulunan hâsılından gıdasını almıştır. rızık verici ve yaratıcı Allah münezzehtir. biri küçüktür. malûm olsun ki. düz bağırsağın çevresinde olan damarların ince kanallarına dağılmıştır ki. büyük kısmı aşağı inmiştir. İkinci cüzü içyağından meydana çıkıp. Birinin şubeleri. diyafram içine geçip. bazısı midenin yumrusunun sağ tarafı dışında dalak tarafından idenin soluna gelen cüze karşılık olduğu halde dağılmıştır. karaciğerin yumru yüzünde doğup. karaciğerin dibinden boşluğa gelmiştir. Sübhanallah! Kudreti kemal bulmuş. Ecvef damarın şubeleri. Küçük kısmı. Şu halde bu ecvefin gövdesi. İkinci Madde Karaciğerden biten ecvef damarın bazı kollarını ve faydalarını bildirir. Bazısı içyağının sağına yönelip. dalak damarının şubelerinden ve midenin solundan sağına glen cüze karşı olduğu halde dağılmıştır. gıdayı onlardan almıştır. sol tarafa varıp. o yarı ondan gıdalanmıştır. dalağın alt yarısına dağılmıştır ki. Altı kısmın beşincisi. saç gibi ince şubelere ayrılıp. yukarı çıkmış. gıdayı ondan alagelmiştir. Bab damarının şubeleri. Altı kısmın dördüncüsü. biri büyük. anatomi bilginleri demişlerdir ki: ecvef damarın kökü önce karaciğer içinde kıl gibi dağılıştır ki. yukarı çıkanın çevresinde. Ey aziz. azaeti celal bulmuş olan. ona iki damar . ondan içyağına gıda gelmiştir.olan şubeden inen cüz dahi iki cüz olmuştur. kalınbarğısakların çevresinde olan ince kanallara dağılmıştır ki. bazısı a'ver (coecum)e bitişik olan ince lifler çevresinde ağılmıştır ki. karaciğerin yumru dış boşluğunda vârit olmuştur. yine kıl gibi şubelere ayrılan bab damarının şubelerinden gıdayı çekegelmiştir. iki kısım olmuştur ki. Altı bölümün üçüncüsü. Ama altıncı kısmın çoğu. onda dağılmıştır ki. Yukarı çıkan küçük kısmı.

Yukarıya çıkan kısım. Bu üç perde. gıda için kalmıştır. biri yürekten akciğere gitmiştir. ona üç ısım damar göndermiştir ki. öbürüyle birlikte çıktıkta. atar kan damarına girdikte. yayıldıkta. Sonra yukarı çıkan kısım. yürekte çok az kaldığından. içinde dağılmıştır ki. Ama büyük kısım yüreğe gelip. Atar damarların bitiş yeri yanında yüreğin ağına yakın yerde bitmiştir. biri küçük suret bulmuştur. Ama küçük damar budur ki. Gıda ise havadan kalın olduğundan. bunda pişme olmayıp. Diyaframa gıda ondan gelmiştir. Bu damar. ondan göğsü ikiye bölen perdelerin ve kılıfların yukarılarına ve tev'e adı verilen yumuşak ete saç gibi şubelerle dağılmıştır. yüreğin örtüsü hizasına gelip. bundan saçılan kan oldukça incelmiştir. biri büyük. sekiz alt kaburgaya ve onlara yakın olan kaburgalara dağılmıştır. ona dayanıp. ona yetmiştir. göğüs omurlarından beşinci omura gidip. menfezi daha geniş. yüreğe gıda ondan gelmiştir. Sonra yukarı çıkan kısım ikiye bölünmüştür ki. ona birçok kollar göndermiştir. yürek çevresinde dolaşıp. özellikle insandan sol tarafa meyledip. Bunun faydası bu olmuştur ki. Bu büyük damar yüreğe girdiğinde. yürek damarlarının en büyüğü olduğunda hikmet bu olmuştur ki. atardamarlar gibi iki zardan bitmiştir.verip. zarfı daha büyük olmağa muhtaç olmuştur. Sonra yukarı çıkan kısım boyun kemiği hizasına geldikte. şiryan (atar damar) adını vermişlerdir. Akciğer cevherine benzemiştir. Bu damar. onda dağılmıştır ki. diğer damarlar. Onun için tabibler buna. ondan . yüreğin nahiyesini geçtikte. Üçüncü kısmı. onda hararetle pişmiştir. diğerlerinden daha sert olmuştur. onun sağ kulakçığı yanında içine girmiştir. Üç kısmın ikincisi. bu büyük damar. ona gıdayı lutfetmiştir. Onda kıl gibi dağılmıştır. Sağ boşlukta akciğer tarafına dönüp. geri dönmesin. zira ki bu ince kan. Ta ki yürek uzama sırasında onardan gıdayı çekip. faydaları dışarıdan içeriye gelmiştir. havayı çıkarmak için bulunup. ona üç perde vermiştir ki.

çeneler. iki omuza gıda vere gelmiştir. onda sıralanan adalelere dağılmıştır. iki şubesi. iki kola bölünmüştür. biri bağır kemiği üzerinde sağ ve soldan inmiştir. Sonları. Hançereyi tamamladıkta. bir bölük damar dahi omuzu tamir edip. Ta ki hançereye varmıştır. İkinci şubeleri omuzlara dağılmıştır ki. Bu iki şubeden bir bölük damar dahi. Yaratıcı. üstteki dört kaburgaya onlardan gıda gelmiştir. o iki yerde olan adaleler. yukarı çıkan adalelere ve atar damarlara bitişmiştir. Bu ne yaratılıştır ve bu ne sanattır ve ne hikmettir ki. o adaleler onlardan gıda bulmuştur. kaburgalar arasında bulunan adalelere dağılmıştır. Ağızları onda dağılmış olan atar damarların ağızlarına kavuşmak ile mutabık gelmiştir. Her bir damarın birer şubesi. İki tarafından onlara girip. omuzlar. Her bir şube. baş ve yanak ayasına çıkan kıllarını bildirir. Yukarı çıkan kısmın üçüncü şubesi. Her taraftan. gerçeklerinin inceliğinde akıl sahipleri şaşırıp kalmıştır. onlardan gıdalarını almıştır.iki şube ayrılmıştır ki. malûm olsun ki. Onda olan adalelere bunlardan gıda gelmiştir. başa yükselmiştir. Dördüncü şubeleri boynun üstteki dokuz omuru deliklerine bölünmüştür. üç şubeye ayrılmıştır. göğüsten dışarı olan adalelere dağılmıştır. Sonra yukarı çıkan. . boyun kemiği nahiyesine gelmiştir. her bir damarı beşer şubedir. Ey aziz. Şubeleri onlara dağılmıştır. göğüste dağılmıştır ki. düz adalelerin altında aşağı inmiştir. Sübhanehü ve Taâlâ! Üçüncü Madde Kara ciğerden biten ecvef damarın. iki taraftan boyunda gömülmüş olan adalelere dağılmıştır ki. göğüs. açıklanacak kuyruk sokumu kan damarında. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs ve omuz adalelerine dağılan iki şubenin geri kalanı bir çift şubedir ki. Üçüncü şubeleri. bâri ve şekil verici olan Allah münezehtir. birbirinden uzaklaşarak. Bu iki şubeden birçok damar. boyun.

birinci kısma karışmadan önce. iki boyun halka kemiğinin kovuştuğu yerde. Lakin biri onda haps olup. öne ön tarafa inip. biri ondan ayrıldıkta. her biri dört kol olmuştur. Ama her şubenin birer koku. dış damar. ikişer cüzleri omuz diplerine gelmiştir. Bu iki çift damardan örümcek ağı gibi dağılıp. biri omuz üstünü geçip pazu başına gidip. her biri omuz damarı nâmıyle şöhret bulmuştur ki.Beşinci şubeleri. onda dağılmıştır. ön tarafa yükselmekle gelmiştir. Omuz damarı. omuz üzerinde uzadıklarından. omuz üstüne dek buna eşlik etmiştir. yumuşak kısma inmiştir. baş damarı dahi bunda olmuştur. boyunun dışında kıvrımlı olup. Şu halde iki kısımdan. boyun kemiğinin dışına ulaşmıştır. Tıpçılar onlara. iki kısım olmuştur ki. ikisini dahi geçip. Onda olan büyük adalelere ve küçük adalelere ve içinde olan büyük adalelere dağılmıştır. Dış şah damarının iki damarı karışmalarından sonra iki kısım olmuştur. omu mafsalını hareket ettiren adalelere dağılmıştır. Bu ikinci kısım. yine birleşmiştir. biri dış. boynun dışına gidip. üçüncü şubesi. böğür kemiği üzerinde. içeri gireceği yerde. Yukarı çıkan kısmın. Dördüncü kolları büyüktür ki. bir cüzü enlemesine gidip. Bu iki omuz damarının iki tarafından iki damar. ikinci kolları yumuşak ete ve atar damarlar içlerine dağılmıştır. Ondan yükselip. Göğüs üzerinden geçip. göğü üzerinde geçip. boyuna çıkarken iki kısım olmuştur ki. Üçüncü cüzleri büyük olup. boyun kemiğine yükseldikte. İkinci cüz. bilinen şah damarı meydana gelmiştir. her biri ikişer şube olmuştur. İkinci kısmı. onlarda olan adalelere dağılmıştır. dağılmıştır. iki taraftan omuz içine gelip. Biri içe . bundan iki cüz ayrılmıştır ki. ellerin sonuna gitmiştir. iki el nahiyesine gidip. sonra iki damarından ayrılmıştır. biri iç şah damarı suretini bulmuştur. Üçüncü kolları. ondan yükselip. hepsinden daha büyük olup. evvelki kısma ulaşmış ve karışmıştır. ıbti (koltukaltı) adını vermiştir. her biri üçer cüze bölünüp.

ağızlarına kan dökülüp. Sonra ondan nice şubeler dağılmıştır ki.gömülüp. oraya yükselen atar damarlara kavuşmuştur. O zarlar gıdasını bu şubelerden almıştır. (Herkese rızık veren. birinci ve sekizinci omurdan çıkan sinirle dağılmıştır.) Dördüncü Madde Karaciğerden biten ecvef damarın kol ve ellere gelen kollarını ve . ondan orta karından iki ön karna uzanıp. şube göndermiştir ki. lam yivi sonunda. yemek borusuna eşlik edip. çevrelerinde bulunan cüzlerle bu şubeler raptedip. sıkıcı nâmını almıştır. hançereye ve gömülmüş adalelere bölünüp. İkinci kısım dışta olup. Ondan kollar hâsıl olup. dış şah damarından gene şubelerle karışmıştır. atar damarların dağılması gibi. iki kulak ve başa şakın olan yerlere dağılmıştır İç şah damarı. Ondan kollanan kanallardan kanı çekip. Bunlardan kafatasının perde mahalline gıda gelmiştir. Ondan bir saç gibi baş damarı ve boyun mafsalanı gelmiştir. o. kafa kemiği boşluğuna girmiştir. İşte bu perde meşime şebekesi ile örülmüştür. Ondan dimağ zarlarına şubeler dağılmıştır. şanı yüce olan. Sonra iki tak arasına dağılmıştır ki. beyin üstündeki kafa kemiği perdesi mahalline ulaşmıştır. Adı geçen kolları gönderdikten sonra kalan damarlar. Allah Taâlâ'nın kudretinin kemaline delalet kılmıştır. şekil verci ve yaratıcı Allah her şeyden münezzehtir. Bunların hepsi. onda dağılmıştır. Hepsi yemek borusuna. Sonra ince perdelerden dimağa inip. Sert zarları. onlarda toplanıp. Kafa kemiğinin iki hacminin birleştiği yere çıkıp onda kafa kemiğinin içine gömülmüştür. ondan ayrılmıştır. Bu iki sınıf şubelerden ince damar cüzleri dilin çevresine gelmiştir. küçük kollara ayrılmıştır ve üst çeneye dağılmıştır. Bütün atar damarları sağlam raptedip geniş yerde karşılamıştır ki. sonu nihayet lam yivine gelmiştir. pişsin. Onlardan büyük şube ayrılmış ve alt çenede dağılmıştır. onuna doğru üst tarafa gidip.

onda olan adalelere dağılıp. derine gitmiştir. yunan lamı şeklinde iki kol olmuştur. omuz damarıdır. onunla tek bir damar olmuştur. basilik damarıdır ki. dirseğin iç mafsalına yakın geldikte. üst kolan işaret parmağına gelen damarın bir şubesine bitişip. iki kısım olmuştur. kolun aşağılarında bileğe varıncaya dek dağılmıştır. Başparmağın arkasında ve onunla işaret parmağı arasına ve işaret parmağının kendinde dağılıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kol damarının aslı. Bir kısmı derine gidip. Kalanları. İkinci kolu. üstte ve dışta olup. ondan pazunun dış cüzlerine ve derisine dağılan şubelerdir. biri kol ipidir. Ekhal damarı. bir kolu. Sonra dirseğin mafsalın yakın olmasıyle üç kısım olmuştur ki. dirseğe yönelmiştir. Bu. Ondan ayrışan şulelerin başlangıcı kol damardır ki. esîlmdir. Bu kısım üst oynağın dışı üzerinde uzanmıştır. kol damarının bir şubesine bitişip. Ey aziz. pazuya hizalandıkta. malûm olsun ki. birinci kolun üstünde onun gibi dağılmıştır. Üçüncü kolu. aşağı oynağın tarafına inip. hepsinden büyük gelip. üç kol olmuştur ki.faydalarını bildirir. Aşağı kolu. İkinci kısmı kolun dışında dirsek boğumuna yönelip. Ancak bir şubesi. o. İçtekinin ikinci kısmı. Ondan dış tarafa dağılmıştır. ikisinden ekhal hâsıl olmuştur. İkici mafsala yükselen kemiklere temas eden et cüzlerine bölünmüştür. üst kolu. içeriden bir şubeye bitişmeye gidip. işaret parmağı ile orta parmağın arasına gelip. Şu halde bu mafsalın biri. kol içinde dört kol olmuştur ki. ikinci kolu ki. onun bir kolu. ondan dış tarafa gidip. iç taraftan bitip. üst oynağın tarafına inip. iç tarafa inen serçe parmak ve yanındakinin hepsine ve orta yarıma varmıştır. bir kolu. son bulmuştur. kafa damarından gömülen şubeye bir miktar bitişip. kol kemiğine varmıştır. . ikisinden ekhal damarı vücut bulmuştur. bir dahi gömülüp. üst oynağa çıkıp. Üçüncü kısmı derine inip. sonra ayrılmıştır.

Bunlar. Sonra bu inen kısımdan bir büyük damar ayrılıp. onlara doğnalar ismi uygun gelmiştir. Sağ böbreğin liflerine ulaşıp. erkekler ve kadınlarda sol yumurtaya inmiştir. omurgaya dayanmazdan önce. İki damar dahi omurgadan iki yumurtaya ulaşmıştır. onun liflerini bulup. sağdan şubelere ayrılıp. yine kılcallar gibi damarlara dallanmıştır. bu doğanlar dahi böbreklerin gıdalarını çekici olmuştur ki. Zira ki açıklanan atar damarlar gibi. Bir damar dahi. Sonra bu inen kısım omurgaya dayanıp. büyü kısmıdır. Beşinci Madde Ecvef damarın kara ciğerden bedenin aşağısına inen büyük kısmının kollarını ve faydalarını bildirir. anatomi bilginleri demişlerdir ki 0 Ecvefin inen cüzü ki. parmak mafsallarına bölünmüştür. kırmızı kan döken beyaz meni olmuştur. Hepsine gıda vermiştir.Orta parmak ile yanındaki arasında dağılmıştır. böbreklerden onlarda yumurtalara akan halis kan sıcaklıkla pişip. Sağ böbreğe gelip. Sonra bu inen kısımdan büyük damar dağılmıştır ki. sağdan sağa ve soldan sola gelen iki sert damar tarafına bükülmüş ve şekilleri yuvarlak olduğundan. Üçüncü kolu serçe parmak ile yanındaki arasına yönelmiştir. Bu doğnaların solundan bir damar ayrılıp. ondan bir büyük damar ayrılıp. karaciğer kan suyu onlara gıda gelmiştir. Bunların hepsi. tenasül organları içine. Bunlardan iki elin parmakları her an Allah'ın kudretiyle beslenmiştir. O kara ciğerden doğdukta. malûm olsun ki. bu duarlar zekerde. Ey aziz. civarında olan cisimlerde dağılmıştır. kılcal damarlara dağılmıştır. ferçde ve rahmin derinliğinde kaybolmuştur. inerken her bir omur . İnsanın en güzel şekilde yaratan hakîm ve sâni Allah münezzehtir. sağ yumurtaya gelmiştir. onda ve ona yakın olan cüzlerde dağılmıştır. Böbreklerden. gıda vermek için iki böbrek içine girmiştir. Hepsine bu dallarla gıda gelmiştir.

yanında ondan yine şubelere ayrılmıştır ki, bazıları o omurlara girip, omuriliğe ulaşmıştır. Bazıları yanında konulan adalelere dağılmıştır. Bazıları iki leğen kemiğine gelip, karın adalelerinde son bulmuştur. Bu inen kısım anlatılan durumları ile omurga omurlarının sonuna ulaştığında, onda iki kısmı bölünmüştür ki, bir kısmı sağ oyluğa ve bir kısmı sol oyluğa yol bulmuştur. Bu iki kısım oyluklara inmezden önce her birinden on tabaka damar ayrılmıştır. Evvelki tabakaları sert yerlere gelmiştir. İkinci tabakaları kıllar gibi dağılıp, kuyruk sokumu altlarına yayılmıştır. Üçüncü tabakalar kuyruk sokumu kemiği üzerinde olan adalelere dağılmıştır. Dördüncü tabakaları makat adalelerine ve kuyruk sokumu dışına bölünmüştür. Beşinci tabakaları, kadınlarda rahme yönelip, bazısı onda ve ona bitişik olan cüzlerde dağılmıştır. Kalanları mesane tarafına gelip, iki kısım olmuştur. Biri mesanede dağılıp, biri mesanenin boynuna gelmişti. Bu beşinci tabaka erkeklerde çok olmuştur ki, hem mesaneyi kuşatıp, hem zeker olmuştur. Altıncı tabakaları oyluk kemiği üzerinde konulan adalelere yönelip, onda dağılmıştır. Yedinci tabakaları karın üzerinde beden doğrultusunda giden adalelere yükselmiştir. Bu damarlar, o damarların uçlarına bitişmiştir. Göğüsten onlar karın boşluğuna inmiştir. Bu damarların kökünden kadınlarda dört damar bitip, dört taraftan rahme gelmiştir. Onlardan sekiz damar iki meme tarafına yükselmiştir ki, bu damarlarla rahim, memelere eş olmuştur. sekizinci tabakaları erkeklerde zeere, kadınlarda bız'a gelip, onlarda dağılmıştır. Dokuzuncu tabakaları, oyluğun iç adalelerine inip, onlarda dağılıştır onuncu tabakaları iki leğen kemiğine çıkıp, eller tarafından inen damarların içlerine ulaşmıştır. Hepsinden bir cüz'ü büyük hasıl olup, yumuşak adalelere inip, onda bölünmüştür ki, yirmi tabakaya varmıştır. Bu damarların bu tevzi ve ayrılmalarından nice kimseler ibret almıştır. (Damarlarda kanı nehirler gibi

akıtan kahredici ve tek olan Allah münezzehtir.) Altıncı Madde Ecvef damarın inen kısmında oyluklar altına giden dallarını ve faydalarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Sözü edilen iki kısmın adı geçen tabakalarından arta kalanı, oyluklar içine inip, her bir kısım bir oyluk içinde onbeşer şube olmuştur ki, biri oyluğun önü üzerinde konulan adalelere bölünmüştür. Biri oyluğun arkasında olan adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf adalelerine inmiştir. ikisi diz mafsalı adalelerine gelmiştir. Üçü şubenin kalanlarının dıştakileri küçük kemik üzerinde topuk mafsalına dek uzanmıştır. Orta şubesi diz sonundan baldır içi adalelerinde şubeler bırakarak inmiştir. Ondan iki şube kaldıkta, biri baldır cüzlerinin içinde kaybolur. Biri iki kemik arasında uzayıp, ayak önüne inişte sözü edilen dış damarın bir şubesine karışmıştır. üçüncü iç şubesi baldır derinliğine yönelip, büyük kemiğin yumru tarafından topuğun altına gidip, ayağın iç tarafına gelmiştir. Açıklanan üç şube, onda dört şueye bölünmüştür. ikisi içtedir ki, küçük kemiğin tarafından ayağa girmiştir. ikisi içtedir ki, iki dıştakinin birine içtekinin en içteki ulaşmıştır. Ayağın üstüne çıkıp, üstlerinde dağılmıştır. ikincisine iç kısmın dış şubesi bitişip, ayağın alt cüz'lerine dağılıp son bulmuştur. Şu halde insan bedeninin tümünde bulunan kan damarları bunlardır ki, açıklamaya gelmiştir. Hepsi tamam üçyüzaltmış kan damarına varmıştır. Hakîm ve şekil verici olan Allah'ın en güzel şekilde yarattığı insan bedeninde olan benzersiz sanatları fikiretmeye ve düşünmeye vesile olmak için onda bulunan birbirine benzer parçaları bu miktarca açıklamakla yetinilmiştir. Bundan sonra bazı güç ve hisleri, uzuvların şekil farklılığını dahi iki bölüm ile açıklamağa lüzum

görülmüştür. Bedende bulunan sonsuz ince sanatlardan açıklanan azaların anlatımı kısa kesilmiştir. Zira ki, bedende yaratılan bütün uzuvların çeşitli cüzlerinin uzun uzun anlatılması ve durumlarını filozoflar nice yüz kitap ile ancak açıklamışlardır. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir.)

41-BÖLÜM:041: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İnsan bedeninde bulunan cinsleri ve kuvvet çeşitlerini, uzuvlarının içlerinin başlangıcını ve hayat verici dört nefsi, his ve kuvvet gibi hizmetçileri olan eşyayı altı madde ile açıklar.

Birinci Madde
insan bedeninde olan kuvvetlerin tür ve cinslerini, uzuvların içlerinin başlangıçlarını kısaca bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kuvvetler ile fiiller birbirinden anlaşılmıştır. Zira ki, her bir kuvvetin başlangıcı bir fiil olup, her bir fiil ancak bir kuvvetten çıkmıştır. Şu halde fiiller gibi kuvvetler dahi iki cins olmuştur ki, biri tabii kuvvetler, biri nefsanî kuvvetler bulunmuştur. Bu kuvvetlerden her birisi için bir baş uzuv vardır ki, o uzuv o kuvvetin madeni olup, fiilleri o uzuvdan vücuda gelmiştir. Tabii cins ki, bitkisel nefs olmuştur. O iki türü içine almıştır. Bir türünün gayesi, bedeni tedbir ile korumaktır. Bu tür gıda işinde mutasarrıftır ki, bedenin bekası sonuna dek ona gıda vermiştir. Büyümesi sonuna dek ona gelişme vermiştir. Bu türün yeri ve fiilinin çıkışı karaciğer bulunmuştur. ikinci türün gayesi bedenin o türünü korumak bilinmiştir. Bu tür tenasül işinde mutasarrıftır ki, beden karışımından meni cevherini ayırıp, ondan Hak'kın emri ile bedenin benzeri

şekillenmiştir. Bu türün yeri ve fiilini çıkışı tenasül organları bulunmuştur. Nefsanî cins ki, ona hayvanî nefs denilmiştir. O iki türe kuşatıcı bilinmiştir. Onun bir türü müdrike kuvveti iki, bir tür hareket kuvveti bulunmuştur. Müdrike kuvveti ki, iki kısımdır. Birine dış ve birine iç denilmiştir. Bedenin dışında idrak edici olan beş kuvvettir ki: Duyma, görme, koklama, tatma ve dokunmadır. Bedenin içinde idrak eden dahi beş kuvvettir: His, hayal, fikir, vehim ve hafızadır. Bu tür müdrikenin yeri ve fiilinin çıkışı dimağ bulunmuştur. Ama hareket kuvveti bir türdür ki, hareketlerin başlangıcı hasebince kısımlara bölünmüştür. Zira ki her bir adele, bir başka tabiatta yaratılmıştır. Bir tür damarların hareketi olup, bedenin kirişlerini, titreşim ile kavrama ve salıvermeyle yayan kuvvetlerdir ki, bunlarla mafsallar yayılıp, uzuvlar hareket kılmıştır. Bu kuvvetlerin yerleri ve menfezleri adalelere bitişik olan sinirler olmuştur. Bu hareket kuvvetinin bir kısmı gazap kuvveti, bir kısmı şehvet kuvveti kılınmıştır. Hayvanî nef gazabına ârız olan, kavrama bilinmiştir. Şehvet de ona ârız olan yayılma bulunmuştur. Gazapla şehvetin yerleri ve hareketlerinin çıkış yerleri yürek kılınmıştır. Hakikatte bütün kuvvetlerin başlangıcı yürek bulunmuştur. Lakin bu merkezler, nitelendirilen kuvvetlerin fiillerinin ortaya çıkış yeri bulunduğundan her biri başlangıç yeri adını almıştır. Nitekim hislerin başlangıç yeri dimağ iken yine her his için tek bir uzuv olunmuştur. Zira ilk o hissin fiili kendine mahsus o uzuvdan meydana çıkmıştır. ama bazı tek fiiller, gıdayı hazmetmek gibi, tek bir kuvvet ile tamam olmuştur. Bazısı yemek iştihası gibi iki kuvvetle kemalini bulmuştur. Zira ki bu iştiha çekici bir kuvvetle, bir de hem midede konulan hassas kuvvetle tamam olmuştur. Çekme kuvvetini uzun lif, rutubetle

harekete geçirir. Midenin girişindeki his kuvveti, bu işlemle iştihayı uyaran siyah köpüğü ekşidir. Zira ik bu hisse bir âfet ârız olsa, acıkma ve iştiha bâtıl olup gider. Sebeblerin müsebbibi Allah münezzehtir. Rablerin rabbi Allah münezzehtir.

İkinci Madde
insan bedeninde olan tabii nefsi ve bitkisel nefsi, bunların hizmetçileri bulunan kuvvetleri ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ana karnından dünyaya gelen çocuk, dört can ile zinde olduğu halde doğmuştur. O dört ruhun birisi tabii nefs, biri bitkisel nefs, biri hayvanî nefs ve biri insanî nefs bilinmiştir. Tabiî nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismin cüzlerini koruyup, birbirinden ayrılıp dağılmaktan mâni bulunmuştur. Bütün beden bu nefsin yeri kılınmıştır. Bunun iki hizmetçisi vardır. Birine hafiflik, birine ağırlık adı verilmiştir. Hafiflik o kuvvettir ki, çevreye meyilli bulunmuştur. Ağırlık, onun aksidir ki, merkez tarafına meyilli bulunmuştur. Bitkisel nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismi, uzunluk, genişlik ve derinlikte uzatıp, miktarını büyük kılmıştır. Bu nefsin yeri kara ciğer olmuştur. Sözü edilen tabiî nefs, iki hizmetçisiyle birlikte bu bitkisel nefsin hizmetini kılmıştır. Bitkisel nefsin, bunlardan başka kendisi için dokuz yardımcısı dahi bulunmuştur: çekme kuvveti, tutma kuvveti, hazmetme kuvveti, ayırt etme kuvveti, itme kuvveti, üreme kuvveti, şekil verme kuvveti, gıda alma kuvveti ve büyüme kuvveti. Çekme: Bir kuvvettir ki, faydalı gıdayı dışarıdan cismin içine çeker, demişler. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri olan idenin üst ağının uzun lifi ile işler. Tutma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi

yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. Hazmetme: Bir kuvvettir ki, çekmenin çektiği, tutmanın koruduğu faydalı gıdayı değiştirir. Onu bir kıvama getirir ki, üremenin açıklanacak fiili için hazırlar. Kalanı karışıp, uzuvların gıdası olur, gider. Bu işleme hazm adı verilir. Bu kuvvet, bu pişirme ve karıştırmayı kendi yeri olan mide, karaciğer ve damarlar içinde onların hararetiyle işler. Ayırma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. İtme: Bir kuvvettir ki, gıdadan gıda almaya layık olmayan fazlayı veya yeterli miktardan ziyade kalan fazlayı iki yoldan, ya ona mutad olan menfezlerden çıkarır. Nitekim ağaçtan zamkı çıkarır. Veya o ziyade yolan fazlayı, önemli azadan daha az önemli azaya ve katıdan yumuşağa iter. Bu kuvvet bu fiilleri, mide altında konulmuş olan enli ve sıkıcı lifin bir kirişinden toplamasıyle eder. Üreme: Bir kuvvettir ki, en latif gıdayı toplar. Ta ki ondan o cismin benzeri hâsıl ola. Nitekim o toplama bitkilerde tohum, hayvanlarda nutfe denilmiştir. Bu kuvvet iki türdür ki, bir türü erkek ve dişide meniyi doğurur. Bir türü, rahmin içine gelen nutfede olan kuvvetleri, birbirinden ayırıp, her uzva mahsus bir mizaç hâsıl oluncaya dek meczeder. Bu kuvvet, bu fiilleri, kendi yerleri olan beden damarlarında işler. Şekil verme: Bir kuvvettir ki, Hak'kın kudretiyle bütün azanın teşekkül, karışım, miktar, yer, boşluk ve delikleri sonlarına bağlı olan bütün işleri görüp, korumak için gıda türünde tasarruf sahibi olup, onu cismin rengi eder. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan atar damarlar içinde eder. Gıda alma: Bir kuvvettir ki, alınan gıdanın benzerliğine çevirip, bedenden ayrılanın yerine verir. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bütün azalarda eder.

Büyüme: Bir kuvvettir ki, cismin bütün çaplarını tabii uygunluğu üzere ziyade eder. Büyümesinde imdat eder ki, cisme giren gıda ile gelişir ve büyür. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bedenin tümünde işler. Bu iki nefs, adı geçen hizmetçileriyle, açıklanacak hayvanî nefin hizmetçisi olmuştur. Hakîm ve kadîr olan Allah'ın boyun eğdirmesiyle, o nefse boyun eğerek itaat kılmıştır. Hayvanî nefs dahi, konuşucu nefsin binek ve atı olmuştur. (Bunu bizim emrimize veren ve bizi onun emrinde etmeyen Allah münezzehtir. Şüphesiz biz Rabbimize dönücüleriz.) Üçüncü Madde insan bedeninde olan hayvanî nefsi ve onun bedende olan hizmetçilerinden dıştaki beş duyuyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hayvanî nefs, bir kuvvetten ibarettir ki, o bedenin tümünde sirayet kılmıştır. Beden onun ihtiyarıyle hareketli olup, hissiyle eşyayı bilmiştir. Bu hayvanî nefsin yukarıda açıklanan hizmetçilerinden başka oniki hizmetçisi dahi vardır ki; onu, on duyudur, biri gazap ve biri şehvettir. On histen beşi bedenin dışınadır ki, yerleri: Kulak, göz, burun, ağız ve bedenin tümüdür. Beşi bedenin içindedir ki; onların yerleri, dimağ boşluklarıdır. Onlar: Ortak his, hayal, vehm, fik ve hâfızadır. Bütün bu on histen her birinin özel bir şuğulu vardır ki, onun işi o hizmettir. Beş dış hissin biri işitme kuvveti, biri görme kuvveti, biri koklama kuvveti, biri tatma kuvveti ve biri dokunma kuvvetidir. İşitme kuvvetinin şuğulu budur ki, sesleri ve harfleri işitip, birbirinden ayırt eder. Ancak bunun vasıtasıyle kelam işitilip, anlanıp, intikal olunur. Bu idrak, bu kuvvete mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu işitmenin yeri, kulak içinde sıvı olmuştur. O bir nohut kabı kadar zarf içinde latif buhar dolmuştur.

Görme kuvvetinin şuğulu budur ki, şekilleri ve renkleri görüp, idrak eder ki; beyazı ve siyahı, uzun ve kısayı, büyük ve küçüğü, uzak ve yakını, güzel ve çirkini, aydınlık ve karanlığı birbirinden fark edip ayırmıştır. Bu idrak ise, bu kuvvetin kendine özgü şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler, bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, gözbebeği olmuştur. Koklama kuvvetinin şuğulu bu olmuştur ki, güzel kokuları ve kötü kokuları idrak edip, birbirinden fark edip, ayırmıştır. Bu idraki bu özel kuvvet almıştır ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, dimağın önünde meme ucu gibi iki pâre et gelmiştir. Tatma kuvvetinin şuğulu, eşyanın tadını tatmaktır. Şu halde acıyı tatlıdan, ekşiyi tuzludan ayırmaktır. Bütün yiyecek ve meyvelerin tat ve lezzetleri idrakine yetmek bu kuvvete mahsus olmuştur. Bu idrak ancak bu kuvvetin şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler bu tat ve lezzetten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, boğaz içi ile di üstüne yayılmış olan adale olmuştur. Dokunma kuvvetinin şuğulu budur ki, yumuşağı sertten, sıcağı soğuktan, yaşı kurudan, hafifi ağırdan teşhis edip, ayırmıştır. Bu idrak ise ancak bu kuvvetle vücuda gelmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, bedenin dışının tümü olmuştur. Lakin el ayasında ve parmaklarda ziyade ortaya çıkıp başın ortasında kemalini bulmuştur. Bu konum ve düzen, o yaratıcı Allah'ın kudretinin kemalini, nimet vericiliğinin nimetini açıklamıştır. Hayret ediciler bu sanattan nice ibret almıştır. Dördüncü Madde Hayvanî nefsin insan bedeninde olan beyan olunan hizmetçilerinden beş iç duyguyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağın üç boşluğunda olan beş iç hissin biri müşterek his, biri hayal kuvveti, biri

fikretme kuvveti, biri vehmetme kuvvet i ve biri hafıza kuvvetidir. Müşterek his kuvveti: ilk hizmetçidir. Buna iki mânâ yönünden müşterek his denilmiştir. Birinci mânâ budur ki, iki gözün idrak eylediği bir nesnenin sureti, müşterek hisde yine bir müşahade kılmıştır. Zira ki bir kimsenin gözüyle müşterek hissi arasında bir bozulma vâki olsa, o kimse şaşı olup, bir nesneyi iki görmüştür. İkinci mânâsı budur ki, müşterek his, dış hislerin sonunda ve iç hislerin evvelinde aracı olduğundan, dış hisler ile idrak olunan eşya, önce bu müşterek hisse gelip, o nehirler bu denizde toplandıkta; ondan iç hislere ulaşmıştır. Kalbe gelen fikirler, önce dimağa çıkıp, onda olan hisleri geçip bu müşterek hisse gelip, o pınar ve kaynaklar ona doldukta; ondan dış hislere ulaşmıştır. Şu halde onun için bu kuvvete üşüterek his denilmiştir. Bunun şuğulu, yazılan tercümanlık bulunmuştur. Bu kuvvetin şanı, bir tercümanlık bilinmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, fiilin başlangıcı beyan olunduğu üzere üç boşluktan birinci boşluğun ön cüzü olmuştur. ikincisi hayal kuvvetidir. Bunun işi ve sanatı budur ki, dış hislerden bir nesne idrak olunsa, mesela bir kimseyi görmüş bulunsa, o kimse hazır bulunmasa, bu hayal kuvveti, onu kayıp iken müşahede edebilir. Yahut bir kimse bir şehri seyredip, bir başka yere gitmiş olsa, o şehri murat eyledikçe, gaip iken müşahede edebilir. Çünkü hayalin işi, hayal emekle mânâları idraktir. Şu halde hakikatte hayal, kâtib misalidir ki, mânâları suretten uzak etmek onun halidir. Yani madem ki bir kelam, telaffuzla suret bulmadıkça mânâsı hâsıl olmaz ve bir kimseye ulaşmaz. Lakin suretsiz, kâtip, suret ve lafız olan mânâları gayriye ulaştırabilir. Bunun gibi hayal de, sureti hazır olmayan eşyayı, diğer hislere gösterebilir. Bu mânâların idraki, bu kuvvete mahsus olmuştur. diğer kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu hayal kuvvetinin yeri ve fiilinin başlangıcı, müşterek hissin

arkasında, ona bitişik olan birinci boşluğun diğer cüzü olmuştur. Üçüncüsü fikretme kuvvetidir. Eğer bunu, insanî konuşma kuvveti kendi faydasına kullanırsa, o anda bu kuvvete mütefekkire, müfekkire, mutasarrıfa ve zâkire derler. Eğer hayvanî vehmetme kuvveti bunu kullanıp, onun fiili için hazır olursa, o durumda bu kuvvete, hayal etme derler. Bu fikretme kuvvetinin işi budur ki dış ve iç hislerden hafıza kuvvetide her ne yazılış ise, bu, o şekilleri görüp, okur. Bu kuvvetle, birinci ve ikinci kuvvetlerin farkı budur ki, hissolunanlardan çıkarak onlara gelenleri ancak biri kabul ve toplayıp, biri o toplamı hıfzeder Lakin bu üçüncü kuvvet, ikinci kuvvette olan suretlere mutasarrıf olduktan başka o suretlere uygun ve uygunsuz olan muhalleri dahi hazır edebilir. Onun için bu fikretme kuvveti, vehmetmeye âlet gibi gelmiştir. Bu idrak ancak buna mahsus olmuştur ki, sair kuvvetler bu sanattan âciz kalmıştır. Bu fikretmenin yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağdan orta boşluğun ön cüzü olmuştur. Dördüncü vehmetme kuvvetidir ki, bunun şuğulu ve sanatı odur ki, gördüğü ve görmediği nesneleri, doğruyu ve yalanı nefse gösterir. Şehadetler âleminde (dünyada) sureti olan ve olmayan mânâları idrak eder bulunmuştur. Vehmetme kuvveti, mesela âlemde yüzbin güneş vehmedebilir. Halbuki âlemde ütrü ferdine münhasır olan güneş, birden ziyade değildir. Veyahut cıvadan bin deniz vehmeder. Halbuki biri dahi bulunmaz. Veyahut altın ve gümüşten ve türlü cevherlerden binlerce tepe ve dağ vehmedebilir. Halbuki âlemde iri dahi olmaz. konuşmayan hayvanın aklı, ancak bu vehmetme kuvvetidir ki, bununla kuzu, bir sürüde annesi benzeri bin koyun içinde kendi annesini bilir. Çobanın sadakatiyle kurdun düşmanlığını bu kuvvetle hissedip, bilir. Şu halde bu vehmetme kuvveti diğer hayvanlardan insana mahsus olan akıl makamında olur. Zira ki hisle değil akılla algılanan sadakat ve düşmanlığı, koç, vehmetmenin hükmüyle bilir. İnsan dahi bu kuvvetin bazı hükümlerine

tâbi olup, hayvanlık eder. Zira ki vehmetme kuvveti, hayal etme kuvvetini kullanıp, olan duruma aykırı ve işin gerçeğine ters nice yollara gider Nice yalancı hayaller icat eder ki, akıl hükmünce muhal ve âtıldır. Nakil hükmünde sapık ve bâtıldır. Onun için vehmetme kuvvetine beden şeytanı adı vermişlerdir. Zira ki beden kuvvetlerinin tümü, insan aklının hükmü altında emriyle gitmişlerdir. illa ki, vehmetme insana itaatkâr ve boyun eğici değildi. Nice ki Rahman'ın mekleklerinin tümü, hazreti Adem'e secde etmişlerdir, ancak iblis ona secde eder değildir. Habib-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem hazretleri, hadis-i şerifte0 "Her doğan ki, ana rahminden dünyaya gelir. Onunla şeytanı beraber doğar," buyurduğu vehmetme kuvvetinden kinayedir, demişler. İra ki vehmetme kuvveti, yalan söylemekten ve eşyayı ters gösterip, hile yapmaktan asla hâli kalmaz. Onun tasallutu oldukta; aklın hükmü kalmaz. Vehmin fehme galebesinden Allah'a sığınırız. Bu kuvvetin yeri, dimağı tümüdür. Lakin fiilinin başlangıcı, orta boşluğun sonu olmuştur. Beşincisi hâfıza kuvvetidir. Bu kuvvet levhaya benzer olmuştur. İnsanın levh-i mahfuzu bilinmiştir. Zira ki iç ve dış hisler, buna her ne şekil ve suret gelirse, onun nakşı olduğu gibi bu levha üzerinde sâbit olup, görünmüştür. Mesela iki kimse birbirini bir kere görmüş olsalar, sonra bir dahi görüşmeseler, elbette birbirini tanıyıp bilirler. Zira ki önce görüştüğünde, ikisinin de sureti hâfıza kuvvetlerinde resim ve nakşolunmuştu. Şu halde o evvelki nakş ki, hâfızalarda yazılmıştı. Bu ikinci kerede yazılan nakşa tatbik olunduğunda, iki nakş uygun gelip, beraber olurlar. Ondan bilir ki, bundan önce bir dahi görüşmüşlerdir. Bu hâfıza kuvveti, hissolunan ve olunmayan suretlerden,vehmetme kuvvetine gelen mânâların hazinesi bulunmuştur. Nitekim hissolunan suretler müşterek hisse gelen mânâların hazinesi hayal bilinmiştir. Bu hıfz, ancak bu kuvvete

mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten me'yustur. Bu hâfızanın yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağın üç karnından son karnının cüzünün başlangıcıdır. Şu halde hakikatte bu hâfıza kuvveti yazılmış bir levha misalidir. Fikretme kuvveti onu okuyan âlim gibidir. Hayal kuvveti kâtip misalidir, vehmetme kuvveti şeytan gibidir, müşterek his bir deniz misalidir ki, dış nehirler ve iç kaynakların hem toplamı, hem taksim edicisi bulunmuştur. Hemen yukarıda açıklanmıştır. Beden şehrinin sultanı insanî ruh, nefsler ve kuvvetleri onun avanesi bilinmiştir. NAZM Tenin şehr oldu canın pâdişahı Gönlün arş ve dimağın tahtgâhı Hayalin kâtib hıfzın çü defter Ulûm-u fikr o defterde musavver Ases akl ve behimî nefs bîdad Çü şeytan vâhime aşk oldu cellad (Tenin şehir oldu, canın onun padişahı. Gönlün arş, dimağın onun tahtgâhıdır. Hayalin kâtib, hıfın defterdir. Fikrin ilimleri o defterde şekillenmiştir. Polisi akıldır. Hayvanî, adaletsiz nefstir. Vehmetme şeytan gibidir. Aşksa cellat gibidir.)

Beşinci Madde
Hayvanî nefsin insan bedeninde bulunan bu hizmetçilerinden, ahlakın kaynağı olan asabî kuvveti ve şehvanî kuvveti ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Her bir hareket ki o, muzırı def için veya gayre üstünlük için hayvanî nefsten yürekte meydana gelmiştir; o hareketin ismi gazap kuvveti olmuştur. Bu gazap, o def ve galebeyi, kendisine şuğul ve rehber kılmıştır. Bunun yeri ve fiilinin başlangıcı yürek olmuştur. Gazabın itidali şecaattir ki, onunla öne

Çün nefs-i behimî kuluyuz kıl bizi âzad Kul eyle sana kıl gazab ve şehvete mâlik . Şehvetin azlığı hamuttur ki. o menfaati çekmek için veya lezzeti istemek için hayvanî nefsten yürekte bulunmuştur. biri iffettir. açıklanacak insani nefsin hükmü altına gelip. Her bir hareket ki. iki iyi ahlak hâsıl olur ki. hür ve olgundur. onunla şeriat ve mürüvvete uygun gelmeyen arzulara girişilmiştir. onunla şeriat ve mürüvvete uygun olan arzulara girişilmiştir. onunla yararlanılması lazım gelen arzuları edadan kusur olunmuştur. gazap ve şehvet insani nefsin üzerie üstün gelip. cübün. Nice kötü ahlak. Mevla'sından dahi gâfildir. Gazap ve şehvete mağlup olan insanî nefs. kötü ahlak bilinmiştir. güzel bulunmuştur. nefs. aksine dönüp. Şu halde eğer gazap kuvveti ve şehevhi kuvvet. Bu şehvetin şuğulu ve sanatı o çekme ve isteme bilinmiştir.onun gibi kötü bilinmiştir. tehevvürdür ki. Cahildir. tehevvür gibi bulunmuştur. köleler gibi kullandılarsa. kendini bilmez. Bu şehvetin itidali iffettir ki. şereh ve hamuttur. onu hükümleri altına alıp. Eğer iş. ikisinden dört kötü ahlak vücuda gelir ki. O. öne alınmıştır. onunla öne alınmayacak iş. Bu kötü ahlak.O harekete şehvet kuvveti denilmiştir. o zaman gazap ve şehve itidalden kalıp. O kötü ahlak bulunmuştur. bu dördünden doğup. Onunla öne alınacak işlerden imtina olunmuştur. Bu kötü ahlak. ikisi dahi itidal bulup. öne alınmıştır. onlar: Tehevvür. Gazap ve şehvete üstün ve mâlik olan insâni. O övülmüş ahlak olup. çoğalır. Bunun dahi yeri ve filinin başlangıcı yürek fiili bulunmuştur.alınacak işler. Bu iyi ahlak. şeriat ve mürüvvette makbul bulunmuştur. esir ve eksiktir ki. Şehvetin ifratı şerehtir ki. biri şecaat. köleler gibi her durumda emrine itaatli ve boyun eğici oldularsa. Gazabın azlığı cübündür. Gazabın ifratı.

seçilir. onunla sevap hatadan fark olunmuştur. belâdettir ki.Altıncı Madde insan bedeninde mutasarrıf olan dört nefin sonuncusu insanî nefsi. Halbuki sözü edilen üç nefs. Nutkun azlığı. kendi zatında her maddeden mücerret iken aşk ile bağlandığı bedenin işlerini tedbir için hayvanî nefsin yeri olan yüreğin ortasında bulunan siyah nokta süveydada hayvanî nefs ile yakınlaşmış ve kucaklaşmıştır. pak ruh gayet latif ve hayvaî nefs önemli ve önemsiz arasında olduğundan ikisinin arasında aracı olmuştur. lakin bu ayna. Enâniyet kılıfında örtülü kalmıştır. Ey aziz. Nutkun ifratı cerbezedir ki. Şu halde nutkun durum ve . izzet ve şeref bulmuştur. hayvanî nefsin kesafeti karanlık kılmıştır. biri nutuk. biri nazarî akıl ve biri amelî akıldır. Kendi hizmetçisinin hizetinde esir olup kalmıştır. hayvanî sıflarla tozlanmıştır. kendini bilmez ve Mevla'yı bulmaz olmuştur. Bu şerifli nefsin bir semtini. hizmetçileriyle hakimâne bildirir. Onun içi bu ruh. Onun için Cemal'in aynası ve Zü'l-Celal'in nazargâhı olmuştur. Nutuk. Bu sultanın bunca hizmetçisinden başka üç özel hizmetçisi dahi vardır ki. beden memleketine hizmetçiler ve reaya gelmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Konuşan insanî nefs ki. ikisi eşit bilinmiştir. malûm olsun ki. Zira ki toprak cisim gayet kesif. bir idrak kuvvetidir ki. Hayvanî nefs ile kucaklaşmaktan bu ulvi ruhun ismi gönül olmuştur. Kendi âleminden yüz çevirmiştir. onunla hayır şerden farkolunmaz. anlaşılması mümkün olmayan mânâların idraki arzu kılınmıştır. hayvanî nefsin hükmü altına gelmiştir. Onun vasıtasıyle beden cüzlerenin tümünde mutasarrıf olmağa yer bulmuştur. onunla mânâların incelikleri birbirinden fark edilip. O bir cevherdir ki. Bununla kesif bedene milli olan latif ruh münasebet kazanmıştır. Bu mertebe itibar. Bu nutkun itidali hikmettir ki. insanî ruh ve rabbanî emridir. hizmetçilerle bile bu insanî nefs sultanı için.

kedini ve rabbini bilmiştir. Ruhu. kal âlemine göçüp aslî vatanına dönmüştür. düşmandan kurtulup. zinetler. Nitekim bu yaratıklar âlemi o emirler âleminden ortaya çıkmıştır. bu cisim ve candan geçip. lisanlar. huzur ve sürûr ile dolmuştur. Her ne ki âlemde vardır. Nereden gelip gittiğini bilip. o akıl. lügatlar. önce bu nazari akıl tasavvur eder ki. Amelî aklın şuğul ve rehberi budur ki. Nazarî aklın iş ve sanatı. Ameli aklın onlara itaatinden bilfiil vücude gelmiştir. giyecekler. Hepsi ona boyun eğici ve itaatli bulunmuştu. çizgiler. dostu ile kalmıştır. amelî akıl ise nazarî akıl bilinmiştir. Zira ki. yiyecekler. bostanlar. Şu halde bu yeryüzünde olan bütün şehir ve kasabalarda bulunan binalar.şânı mânâları idraktir. amel etmiştir. Bunun gibi adı geçen eşyalar. Gönlü nûr. kaç oda ve kaç penceresi olmak lazımdır hepsini münasebeti ile tasavvur eder ki. Şu halde iradî ölümle bu nefsten fena bulan o ruh ile zinde olmuştur. olmazdan evvel olup. muradını alıp. Şu halde kendisine hizmet edilen bu mükerrem insanî nefs bedende bulunan hizmetçileri tamamen yirmisekiz kuvvettir ki. ilimler. umumî ve hususî âdetler ki. Bu cihan görüntülerinden. nutkun idrakini ve nazari akıl ile tasavvurunu kuvvetten fiile getirip. bunun işi budur. kitaplar. Bu insanî nefse gölge akıl odur ki. onun bir . Meselâ insan bedeni bir duvar benzeridir ki. bu nizamı bulmuştur.nakışlar. nizam ve işleri tasavvur etmektir. Bu küllî akıl. açıklanmıştır. vacib'ül-vücut olan Allah'ın nurundan vücut bulmuştur. âlemde vardır. dolunay gibi zevalsiz güneşe mukabil gelmiştir. izafî ruh ve ilâhî aşk namını almıştır. sanatlar. hepsi nutuk kuvvetinden ve nazarî akıl kuvveti ile vücut bulmuştur. Mesela bina olacak imaretleri. nazarî akıldan ve nutuk kuvvetinden amelî akıl vasıtası ile vücuda gelip. kendi vücudunda bulunmuştur Gönül yüzünde enaniyet perdesi kalkıp. ebedî ahayt bulup.

iki âlemde ör kalmıştır. bu gurbeti vatan ve bu mezbeleyi mesken. Onun bekası fitili ile yağın kavuşması zamanıdır ki. öbür semti şehadet alemidir. hayvanî ruh misalidir. kendi nefsini cahildir ve Mevlasından gafildir. O duvarın gayıp semtinde bir ayna konulmuştur ki. bu gurur dünyası ile mağrur olmuştur. yeme ve içme uyku ile gün gün adettir.o gönülden ibarettir. Hakk'ı anmaktan yüz çevirip. Çünkü o aynanın kılıfı kendisi ile gayp âlemi arasında gölgedir. Enaniyet gölgesi ile cehalet karanlığında şaşkın olmuştur. hisler ve kuvvetlerdir ki. Aynanın arkası o yalımlı lambanın mekanıdır ki. Kendini duvar ve lamba anladığı bâtıl bir hayaldir. O aynanın yüzüne tozlar durulmuştur ki. onlar beş ruhî ış duyudur. Hayvanî nefsin esiri olup. Billûrun arkası duvar içinde gölgelidir ki. onun için gazap şehvetine mağlup ve enaniyetinde mahcup olan gönül. O ancak beş pencereden duvarın yüzüne eğiktir. O duvarı yenilenmesi ve tamiri. kötü ahlaktan ona bulanıklık gelmiştir. O bütün azaların hayatıdır. Halkı tarafına dönücü ve beş his penceresinden şehadet âlemine tam bir iltifatla yönelik ve meyledicidir. O halde. O duvarın şehadet semtinde beş penceresi açık olup. O lambanın nuru. Şu halde o âlemden tamamıyle yüz çevirmekle zuhur etmiştir.semti mücerret kayıplar âlemi.onlar hararet ve ruhî rutubettir. İnsan suretinde hayvan olup. Açık durumlar ise uyuyanın uykusu ve gidenin gölgesidir. enaniyetinde mahcup ve şaşkın kalmıştır. bu gerilemeyi ilerleme ve bu noksanı kemal. duvarın açıları ve yarıkları onunla aydınlanmıştır. bu dalı kök ve bu ayrılığı kavuşma. Kendi kılıfında örtülmüştür ki. bu nikbeti nimet ve bu hapishaneyi cennet sanıp. kemik boşlukları ve damarlara işarettir. bu bulanığı saf ve bu karanlığı aydınlık. Zira ki o gönül.o durum insanî ruhtur. Onun billûr yüzü gayba yöneliktir ki. nefsanî . onu gazap ve şehvet sarmıştır. Onun kalınlığı içinde bin kadar boş çatlaklar ve değişik açıları vardır ki. kötü ahlakı ile dolmuştur.

onu bulan ârif ve Rabbi'ne ulaşıcıdır. Ömrünün vakitlerini ziyan edip. kendini yüksekten alçağa salmıştır. Şu halde o gönül ki. masiva fikirlerine dalmıştır. Zira ki Mevlâ'nın huzurundan düşmanın kucağına gelmiştir. âleme şamildir. kendi âleminde bu devlete naildir. lamba ve aynadan geçmiş dolunaydır. gayp semasının nûrû o aynaya ulaşır. Küllî aklın ışığını kendinde bulmuştur ki. nefse galip olur ve cihan nimetinden kendi âlemine kaçar. O duvar. vacib'ü-l vücudun güneşine karşıdır. dünya nimetini almıştır. tefrika gazabına düşüp kalmıştır. Hakk'ın huzurunda uzak olup. NAZIM Ahir-i dirhem ki hemdir ahir-i dinar nâr Ahir-i devlet ki lettir âhir-i timâr mâr Zevk-i ruhâniden ol kim meyl-i zevk-i cism eder Saltanattan eylemiştir irtikâb-ı zül-ü dâr Iz ve câh-ı fâniyi bil zül-ü akl ve çah-ı cân Ey azîzim çâh-ı zilletten hazer kıl zinhâr Gazaba ve şehvet. Cemiyet nimetinden mahrum olup. nefsini ve Rabbini müahedeci ve ârif. Eşyanın en lezzetlilerini verip. işimiz hemen Hakk'ın hidayetine kalmıştır. NAZIM Gnöül hülasa-i âlemsin esfer-i eflak Veli ne faide kim kendin etmedin idrak Çü âfitab-ı ıyansın zemin-i tende nihan Misal-i gevherkânsın mekarin-i kül ve hâk . Mevlâ'nın muhabbet ve marifetini talip olan gönül enaniyet perdesini yırtıcı ve açıcı. Her muradı onunla hâsıldır.vesveselerle belasını bulmuştur. bütün durumlarla anlatmıştır ki. Küllî akıl ise ruhalrı vatanı benzerlerin aslıdır ki. Ve kendisini ayın gözü bilmiştir ki.

insan uzuvlarının seğrimesinin bükümlerini sekiz madde ile hakîmâne açıklar. Birinci Madde Baş uzuv şekillerinin hikmetini bildirir. kendini idrak etmedin. Niçin sürekli gam çekerek yatıp oturursun?Y O ruhu.Cemal-i aşk-i ilâhî için bir âyinesin Veli ne hâsıl ol âyineden ki olmaya pâk Vücud-u cümle cihandan garaz vücudundur Femâ tekünü fi'l-kevn keenne levlak Cümle seninle olur şâd ve hurrem ve handan Niçin yatıp oturursun hemişe sen gamnâk O ruhu nur-u basit anla mevc-i bahr-i muhit Bu cismi ko ki budur zulme ve has ve hâşâk Hayat buldu o kim bildi nefsin ey Hakkı Kim olduğun bilen asla ne gam görür ve helâk (Gönül. Bu cismi kor ki. sevinçli ve handan olur.basit bir nur anla. O ki nefsini bildi. budur karanlık. Bütün cihanı varlığından maksat. İlâhî aşkın cemali için bir aynasın. okyanus dalgası bil.) 42-BÖLÜM:042: BEŞİNCİ BÖLÜM Beden uzuvlarındaki şekillerin hikmetini. senin varlığındır. yararsız ot ve çerçöp. hayat buldu ey Hakkı! Kim olduğunu bilen asla ne gam ne helak görür. Cihan seninle şâd. Fakat pak olmayana aynadan ne hâsıl olur. Güneş gibi açıksın. gül ve toprakla birliksin. kıyafetlerin farklılığı hasebiyle muhtelif olan canın vasıflarını. Sen olmasaydın cihanda hiçbir şey olmazdı. Fakat ne fayda ki. âlemin hülasasısın ve feleklerin tacısın. ten zemininde gizlisin. . Benzersiz bir cevhersin.

Onun uzuvlarının uygunluğu bir mertebe letafet. mekruhlara . gönüller sürûrudur. onun vasıflarında nutuk ve açıklama âciz kalmıştır. ilim ve hikmetle öyle dolmuştur ki. cismin öne alacağı işlerde ona görücü olmak içindir. Gonca ağızlarda olan sözlerinin lezzetidir. çarpmalardan korunmuş olmasına yarar.) O halde imdi. şirin söz. nimet verici ve şekil verici Allah. anlayış ve ferasetle. Onda âşıklara nice hâlet gelmiştir. Ta ki saç ile kadınlar süslenmiş ve sakalı erkekler belirlenmiştir. malûm olsun ki. Sarı olması balgamın çokluğundandır. insan bedenini kâmil bir güzellik üzere en latif cisimler ve en güzel şekiller kılmıştır. nezaket ve melahat olmuştur ki. Saçın siyah olması. tabiî hararetin zayıflığındandır. Güzel suret ve olgun siretle güzel bahçe ve fasih lehçe ile cihana benzersiz gelmiştir. bir dolunay üzerinde iki hilal olmuştur. İki kaş. İki gözün önde yaratıldığı. şerefli başına latif saçlar ihsan edip. Gözlerin yeri kaşlar ve buruna arasında olduğu. gözlere gölge olup.Ey aziz. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cihanın yaratıcısı. Beyaz olması. iki yumurta dumanından erkeklerin yüz ve göğsünde kıllar ortaya çıkarmıştır. Çekici güzellik ve tatlı can ile cihanın sevgilisi. güzel eda ve latif sada ile âlemin aklını almıştır. sonsuz bir deniz olmuştur. Kaşlar ile de hepsi ünvanlanmış olsun. Alnın nuru. Hararetin za'fı. irfan ehlinin rağbet edileni olmuştur. Göz kapakları. çok cimadanve şiddetli gamdandır. Güzel yürüyüş. Onun pâk ruhu. insan bedeninde olan dört karışımın dumanından. çok inzalden. BEYT Serv-i kadlerde olan şive-i reftarındır Gonca-i femlerde olan lezzet-i güftarındır. dumanın çokluğundandır. (Servi boylarda olan gidişinin şivesidir.

Düzenli oldukları. ebru gibi gözü süsleyip. Dudakların kırmızı. çok görme ve çok dinleme içindir. . yedi omur olduğu. lokmayı hareket ettirme ve harfleri eda içindir. Kirpikler. Genişleri. konuşma anında sadanın cüzleri içindir. kerim Allah'ın kudretini ortaya çıkarma. İnsanın başının yuvarlak olduğu. Burun kanatlarının geniş olduğu. Dilin bir. fazla hava almak içindir. İnsan yüzünün yuvarlak olduğu. gözün beyaz olduğu. zinet ve letafet içindir. Kıkırdak olduğu. Bütün on hissi şerefli başında olduğu. Dilin dişler ve dudaklarla haps olduğu. İnsan başının bütün azasından yüksek olduğu. yoluna doğru gitmiştir. letafet ve çarpmalardan korunmak içindir. Deliğinin çevresi bu yapıda olduğu. kesmek ve kırmak içindir. Dilin kemiksiz olduğu. toplandığına gözleri toz ve dumandan korumuştur Aralarından bakan. güzellikle güneş ve aya benzemek içindir. Kıkırdak olduğu.bakmaktan mâni olup. çiğneme ve öğütme içindir. süs içindir. ses. her tarafa dönme ile nezaket içindir. hakim Allah'ın sanatını göstermek içindir. her taraftan gelen sesleri duymak içindir. biri teneffüs ve biri temizlik içindir. kelamı yükseltmek içindir. büyüklüğü bu miktar olduğu uygun olmak içindir. göz ve kulağın iki olduğu. Dişlerin dar olanları. ona tazim içindir. sesleri çekmekle uyanmak içindir. Bu yapıya bulunduğu. Boyun eni ve boyu bu miktar olduğu. Akıl cevherinin başında olduğu. baş ile uygunluk ve onu taşımaya metanet içindir. Bunca aza ve kuvvetlerin birbirine topladığı. uyku hâlinde perde olmaktır. onu şereflendirmek ve keremlendirmek içindir. Burnun iki delikli olduğu. Kulakların iki tarafta oldukları. Tek kemik olmayıp. dişlerin beyaz inci olduğu. az kelam içindir. şanının yüceliği ile mehabet içindir. çarpmalardan emniyet bulmak içindir. göz bebeğinin siyah. Ve dimağ azasına geniş mekan olmak içindir. fazlalıkların inmesi ve nezle içindir.hafiflik. hafiflik ve çarpmalardan ihtiyat içindir.

öksürmek. dıştaki uzuvları süslemek içindir. İki omuz ve iki kolun bu şekil ve yapıda kılındığı. Uyuklama. İnsan derisinin latif ve ince olduğu. uyku ve yemeği istemek içindir. Deri iç organları örtmek. gönülde olan sevinç ve hayreti ortaya çıkarmak içindir. ondan terin kolaylıkla seçilip. Esnemek. kadınlarda zinet ve çocuklara süt içindir. omurları ile nizam bulduğu. Et. Koltuk altlarında ve kasık gibi yerlerde kıl olduğu.balgamın soğukluğunu yürekten atmak içindir. gümüş sine levhası üzerinde gül ve nar gibi iki meme erkeklerde güzellik. beden içini korumak ve dışını güzelleştirmek içidir. . yüzbinler menfaat ve sanat içindir. Gülmek. Süt memesinin göğüste bulunduğu. tek olmayıp. Meme ve göbek menfezlerinde çevredeki havanın beden içine ulaşması ruha ferah ermek içindir. ahbabı sineye çekip. cisim ve can rahat bulmak içindir. kabul etmek içindir. Baş parmağın kalın ve kısa olduğu. Çarpmalardan korunmak içindir. otururken çocuğu emzirilmesi kolay olmak içindir. filozoflar demişlerdir ki: bu insan türünün itidal üzere dik kılındığı ve iki ayağı ile yürür bulunduğu onu tadil ve faziletlendirmek içindir. uzuvların olgunluğunu sağlamak içindir. Titreme. dört parmağa karşı geldiğinde mukavemet içindir. her tarafa bükülme ve eğilme içindir. Tırnaklar büyük ve yumuşak oldukları. kuvvetlerin rahatını ve gıdanın hazmını.İkinci Madde İnsanın sair uzuvlarının şekillerinin hikmetini bildirir. Ellerin. Uyku ise. yemeğin buharının çıkması içindi. Aksırmak genize kaçan şeyi dimağa nüfuzdan men içindir. parmakların ve tırnakların böyle oldukları. Omurga kemiği. beyin damarlarının gevşemesidir ki. gönülde bulunan dert ve elemi dışa vurmak içindi. sinirlerin gevşemesindendir ki. menfezlerinden karışık kokuyu dışarıya vermek içindir. Ey aziz. uzuvların derilerini kaşımak eşyayı toplamak ve yarmak içindir. intizam ve sağlamlık isteği içindir. Ağlamak. malûm olsun ki.

Belalı başı kertek olduğu kendisinde ve bızır içinde bulunan can damarların sürtüşmesiyle meninin inmesi lezzetli olmak içindir. nutfeyi ona verip. makat hizasına gelip. yer yüzünde kimse kalmazdı. girme temasının tamamen hissedip. sahibi yiğit olup. sinirler ve damarlar olduğu. zekere uygun olduğu erkek aleti gibi rahim ağzına yakın gelip. Rahim ağzının iki çeşme arasıda bulunduğu ondan doğan mütevazi olmak içindir. katlanma yeri hurma şeklinde akıp. büyük ve sert olmak içindir. rahim ağzına ulaşıp. İnzal şehveti. yürüme ve oturma halinde. ondan geri dönüp. cebri cimadan emniyet gelip. Tekrar tekrar ileri geri götürme. bızırın iç etine uygun gelip. Kadınlarda. cesaret bulmak . ferc iki oyluk arasında bulunduğu. çocukların meydana gelmesi içindir. Eğer celal sahibi olan yaratıcı Allah. çocukların meydana gelmesini bu lezzetler ile kayıtlı ve bağlı kılmasaydı. sabit olmak içindir. dolmak. Bızırın sinir ve damarları. âletin dik silindir şeklinde bulunduğu. onda âletin cevelanı kolay olmak içindir. nutfenin tabiatı bozulmadan onu selametle rahimine sokmak içindi. kılıfına çekilip. Ferc rutubeti. yürekten damarlarla gelen şehvet rüzgârlarıyla büyüyüp. oyluklar arasında bulunduğundan hareketi kolay olmak içindir. Büyük oldukları. ona can cana katılmak içindir.yemek şehveti ve inzal içindir.Erkeklerde. Kavga dolu başının et bulunduğu. Cevheri kemik olmayıp. Şu halde insan nesli kesilip. Ama bızırın uzunlamasına olduğu erkeğin emnisinin incelmesinin kolaylıkla olması içindir. ayrıldığına yine evvelki şekline gelip. Erkeklerde yumurtaların dışarıda bulunduğu. Şehvet. kavuşma ve birleşme bulmak içindir. her biri kendisine yapışma ile yine bızırın içine katlanıp. rahat bulmak içindir. bu lezzetlerin sonucu evlat olmasaydı. bir kime ihtiyar ve iradesiyle bu fitne ve belalara kail ve meyilli olmazdı. Bızırın harareti. ta ki. tam vuslat hasıl olmak içindir.

en doğrusu. Kadınların yumurtaları küçük ve yumuşak olduğundan. biri selamet kalıp. nesli baki bulunmak içindir. nutfeleri sarı ve sıvı bulunmuştur. alttaki uzuvlar ve öteki uzuvları uygun kılmak içidir. selamet bulmak içindir. kendileri çekingen olup. İki bulunmaları. Açıklanan insan vücudu uzuvlarının hikmetinde mevcut olan fayda ve menfatalerin azının azıdır. güzel ve öpmeye layık olmak içindir. en sağlamı.nutfe cevherine sertlik verip. ayaklara mukavemet verip. Yumurta zarfının geniş bulunduğu. tenasül uzuvlarının bızır içinde bulunduğu. Kadınlarda. karada ve denizde taşıtlara . nitekim. kırmızı iken beyaz kılmak içindir. taze. Eğer birine âfet isabete dese. yürüme bir karar üzere bulunmak içindir. tam vuslata imkan bulunmak içindir. meme eti ona gelen kırmızı kanı beyaz süt etmek içindir. temiz. en tamı. oturma durumunda yumuşak döşek gibi makat halkasını korumak içindir. Derileri ince ve nazik olduğu. en önemlisi. ayak parmakları bu yapılarında yaratıldığı dört ayaklılar gibi. kalbe ve karna ağırlık veren kötü rüzgâr çıkıp gitmek içindir. Rabbin binasıdır. Bütün cisimlerin en güzel duranı. Zarta yani kavara (yellenme) geldiği midede gıdadan hasıl olup. erkekler onlara meyil ve muhabbet kılmak içindir. Ayakların ön tarafa uzun olup. parlak. Nitekim Hak Taâlâ Kitab. en güzeli. etli olduğu. türlü yürüme ve oturma mümkün olmak içindir. insanları üstün kıldık.içindir. Oyluklar. Sert olmaları . ayakta durmak mümkün olup. derece derece incelip. Diz kapakları ve topuklar bu şekil üzere bulundukları.ı Kadîm'inde: "Gerçekten biz. mühim olan birleşme işinde ihtimam olunmak içindir. en olgunu ve en güzeli insanın bedeninin olduğunun delili: İnsan.) Hadis-i Şerifi bürhan ve delildir. Oyluk adalelerinin kalın olması. Onu yıkan mel'undur. Ama iki yumurta onlarda daha küçük ve daha yumuşak olduğu. yüz ve sineleri tüysüz. oyluklar arasında sıkıldığında zarfı içinde genişliğe erip.

Ey aziz. sana bin kere bu sözü dedim. en güzel şekil üzere olduğu surette tasvir edip. NAZM Muin etti bu mânâyı hüccet burhân Ki zübde-i dü-cihândır hazret-i insân Hezâr kerre sana bu sözü dedim tahkîk Ki kendi kadrini bil ey hülasa-yi devrân Bilinse meşreb-i irfân hayat-ı cân bulunur Ki ayn-ı âb-ı hayât oldu meşreb-i irfân (Muin olan Allah bu mânâyı hüccet ve bürhan etti. Sonra lütûf ve inayetiyle hikmetinin hakikatlerini ve sanatının inceliklerini . yaratıkların çoğunun en faziletlisi ve muhteremi olduğunu cümleye duyurmuştur. hayat ve can bulunur. ruh üflemekle süslemiş ve nurlandırmıştır. bu insan türü bütün âlemin mahdum ve mükerremi. kendi benzeri olan insan âlemini. Gerçi adem oğlunun hepsini zinet ve yaratılışta bir yaratmıştır. nutuk ve beyan ile en faziletli ve en mükemmel kılmıştır. Hayvan cinsinde bu insanı güzellik ile en güzel ve en mutedil kılıp. ne Yücedir.yükledik ve onlara hoş rızık verdik. Kendilerini. malûm olsun ki.kendi kadrini bil. lütuf ve kerametini bildirir.) Üçüncü Madde İnsan uzuvları şekillerinin kıyafetlerine anlayış ve firasetle bakmanın gönül ve cana ola emniyet ve selametini. filozoflar demişlerdir ki: Alemi bu kapıda yaratan ve takdir eden hakîm ve kadîr Allah'ın. Yaratıcıların en güzeli Allah. Ab-ı hayatın gözü irfan meşrebi oldu. İrfanın meşrebi bilinse. İnsanı en güzel şekilde yaratan Allah münezzehtir. yarattıklarımızdan çoğunun üzerine üstün kıldık. Lakin ademoğlu fertlerini suret ve sirette birbirine muhalif ve farklı etmiştir. ey devranın özeti." (17/70) buyurmuştur. O halde. hazreti insan iki cihanın zübdesidir.

yatsın. malûm olsun ki. Gönül boşluğuyla tenha oturup. izzet ve rahata yetsin. Ta ki önce insan kendi kıyafetinden kendi vasıflarını tamamıyle biip. Dördüncü Madde Baş ve boyun uzuvlarının kıyafetini bildirir.e azayı ahlâka âlamet ve nişan etmiştir. Ne kimseden incinip. ne kimseyi incitsin. kerim." (17/84) vaad ve müjdesini işaret buyurmuştur. güzel yüzlüler yanında arayın. Ey aziz. güzel huylar ve yahşi işler vücuda geldiğini herkese duyurmuştur. BEYT Kim ki hikmetle nâsal kıldı nazar Her işi mukteza-ı zat sezer (Hikmetle insanlara bakan. onlara ya ahlâkınca rağbet ve muhabbetle muamele etsin veya aklınca iyi idare ile geçinip gitsin. Zira ki herkes kendi layıkını işlediğini. sonra akranı ve yârânı kıyafetlerine anlayış ve ferastle bakıp. Şu halde herkese karşı gafur. herkes görmüştür. her işi atı gereğince sezer. cevat. halim. her birinin zatında gizli olan durumlarına ve ahlâkına vâkıf ve muttali oldukta. emniyet ve selamete. Veya hepsinden uzlet edip." buyurmuştur. sureti sirete. işitildiğini. filozoflar demişlerdir ki: Kim ki boyudur tavil Sade dil olu cemil .) Hak Taâlâ kemal-i keremiyle: "De ki. rauf ve rahim olduğunu lafzıyle duyurmuştur. Yani gökçek insandan güleç yüz ve şirin söz görülüp. ihtimamıyle ahlâkını güzelleştirsin. herkes yaratılışına göre davranır.bu insan âleminde açıklayarak ortaya çıkarıp. NAZM Cihan bağında ey âkıl budur makbul-i ins ve cin Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin Hadis-i şerifte: "Hayrı.

Kim ki boyudur kasir Hilesi vardır kesir Kim ki vasat boyludur Akıl ve hoş huyludur Kim ki saçı sert olur Akılla cür'et bulur Kim ki saçı nerm olur Ebleh ve bî şerm olur kim ki saçı sarıdır Kibr ve gazab kârıdır Kim ki saçıdır kara Sabrı var onu ara Kumral ise saç güzel Sahibidir bî bedel Saçı az olan latif Oldu ârif ü zarif Saçı çok olsa zenin Fehmi az olur anın Başı küçük aklı az Olsa ona deme raz Başı büyük olanın Aklı çok olur anın Yassı ise fark-ı ser Sahibi çekmez keder Cild-i seri berk olan Hayır eder etmez ziyan Ekra'a olma yakın Bed huy olur pek sakın Cebhesi zıyk olanın Zıyk ola hulki anın Yumru olursa cebin Sahibi zişt ve gabin Cebhesi olan ariz Bed huy olur çün mariz Mutedil olsa cebin Sahibini bil emin Cebhesi bî çîn olan Kâhil olur bîgüman Çini uzundur fehim Az ise olmuş kerim Kaş arası çîn olan Gam yüküdür ol heman Üznü kebir olsa bol Cahil ve kâhildir ol Üznü küçük uğrudur Evsat olan doğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü .

Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce ka olur cemil Kibre tavili delil Kaşı mukavves olan Dilber olur her zaman Göz çukur olsa kalil Olmuş o kibre delil Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi kızıldır şeci Gözleri göktür lebib Lik ela gözlü edib Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi büyüktür zarif Didesi yumru hasut Evsat olandır vedût Çeşmi kıpık oldu şin Bakışı süst oldu zîn Noktalı göz ok olur Değmesi pek çok olur A'vere olma yakın Zîk bakan olmaz emin Şaşıya etme nazar Kim sana eğri bakar Çeşmi güleçtir güzel Kirpiği zîk bî bedel Vechi büyüktür alil Kibre küçüktür delil Yumru olandır bahîl Yassı olandır cemil Vechi arıktır muhil Etli olandır sakil Vechi pek uzun olan Laf ile söyler yalan Kim ki tireştir yüzü Telh olur ekser sözü Vechi müdevver gerek Bedrden enver gerek Çün mütebessim olur Anı gören kâm alır Benzi kızıldır edib Esmer olandır lebib Benzi sarıdı alil Esvede mâil muhil Gözleri gök ışkırak Olsa ol ondan ırak Levni olan mutedil Hem ak olur hem kızıl Enf eğer olursa dıraz Sahibidir fehmi az Enf eğer olsa kasir Havf olur onda kesir .

Enf ucu ger ola top Sahibi olur turup Enf ucu ağza yakın Olan adamdan sakın Sükbe-i enf olsa bol Kibr ve haset dolmuş ol Olsa kulkul-i kanat Cem' ola kah ve inat Enfi kim olsa ariz Şehvet iledir mariz Enfi o kim eğridir Himmeto nun fikridir Ağzı küçüktür güzel Lakin olur pür vecel Ağzı büyüktür şeci' Eğri olandır şeni' Ağzı gibidir zenin Hey4et-i bız'ı onun Gunneli söz olsa ger Kibirden oldur haber Savt dakik er kişi Şehvet-i zendir işi Er kişi sesli zenan Ekseri söyler yalan Sözde kim olsa seri Fehmidir onun refi Kim ki sesidir kaba Himmeti var merhaba Ses çatal olsa o can Halka eder bed güman Handesi çok olsa ha Umma sen onda haya Yüz güleç ve söz leziz Olsa o candır aziz Yufka ve ahmerdudak Sahibi anlar sebak Şefe galiz olsa bil Sahibi muğzip sakil Dişleri iri olan İşler ol ekser yaman Mutedil olan dişi Sıdk ve safadır işi Nükheti hoş olanın Hulki de hoştur onun İnce zekanlı herif Aklı da onun hafif Ger zekan enli olur Sahibi gılzat bulur Mutedil olsa zekan Akıl olur hem hasan Lihye tavil olsa ger Sahibidir bî hüner Lihyesi sıktır sakil Sohbeti eyler tavil .

kötü huylu olur alnı dar olanın ahlakı da dar olur Alnı yumru olan. Saçı yumuşak olan. Kaş ucu ince olanın işi gücü fitnedir. siyah gözlü olan itaatli. alnı uzun olan anlayışlı. ziyan vermez. Alnı normal olanı. Saçı çok olan kadın. uzunu kibre delildir.Riş i siyah ve kalil Oldu zekaya delil köse ki hiç rişi yok Onun olur mekri çok Olsa değirmi sakal Sahibidir pür kemal Olsa kafası ariz Ahmak iledir ol mariz Boynu olan çok dıraz Rüştü onun olur az İnce ki gerdan olur Sahibi nâdan olur Boynu galiz olsa ol Ruz ve şeb olur ekül Boynu olursa kasir Cümlesi olur kesir Boynu olan mutedil Hayr iledir müşteğil Her yeri evsat olan Dilber olur bî güman (Boyu uzun olan güzel ve sâde dil olur. Alnı kırışıksız olan. anlayışsız olur. Kaşının kılı çok olan. onu ara. Saçı sarı olan. emin olarak bil. kızıl . Başı küçük olanın aklı azdır. Başı büyük olanın. Boyu orta olan. Sazı az olan lütüfkâr.kötü ve aldatıcı olur. Kaşı kavisli olan. Göz çukuru az ise. kele yaklaşma sakın. o kibre delil olmuştur. mutlaka tembel olur. cahil ve tembeldir. Kaşı açık olan doğrudur. kibirli gazalı olur. orta olan doğrudur. Boyu kısa olanın çok hilesi vardır. Başının tepesi yassı ise. az ise cömert olur. Kulağı uzun ve bol olan. çatma olan uğursuzdur. aklı çok olur. her zaman dilber olur. İnce kaş güzel olur. kırık ve gussalıdır. her zaman gam yüklüdür. akıllı ve hoş huylu olur. Saçı kumral ise güzeldir ve sahibi bedelsizdir. Başının derisi parlak olan. Saçı kara olan. Küçük kulaklı olan uğursuz. sahibi kede çekmez. sabırlıdır. ona sır söyleme. Kaş arası kırışık olan. ebleh ve arsız olur. bilgili ve nazik olur. Saçı sert olan akıllı ve atılgan olur. hayır yapar.

kirpiği sık olansa bedelsizdir. bakışı tembeldir. Gözü yumru olan hasetçi. Gök gözlü olan zeki. Burnu geniş olan. siyahımsı olan tevekkeli olur. sözü seri olanın anlayışı yüksektir. kadına düşkündür. Tek gözlüye yakın olma. İnce çeneli olanın aklı . fakat çok korkak olur. Yumru yülü olan cimridir. Şaşıya bakma. Benzi kızıl olan edib. azizdir. büyük gözlü olan zarif olur. Burun kanatları hareketli olanda kahır ve inat toplanmıştır. candır.gözlü olan cesurdur. ela gözlü olan edîb olur. Yüz güleç. sürekli halktan kuşkulanır. Çünkü böyleleri mütebessim olur ve onu gören kâm alır. Güleç gözlü lan güzeldir. kibir ve haset dolmuştur. ondan ırak ol. Küçük gözlü olan. İnce sesli erkek. aydan daha nurlu olsa gerektir. Yuvarlak yüzlü olan. orta olan dost olur. kalın ve etli yüzlü sevimsizdir. Rengi normal olan hem ak. İri dişli olan. küçük yüz kibre delildir. şehvet düşkünüdür. Burun ucu ağza yakın olan adamdan sakın. ahlakı da hoştur. Genizden gelen söz. Kalın dudaklıların muzipliği ağırdır. sahibinin anlayışı kıttır. Burnu kısa olan. Burnu eğri olanın fikri himmettir. çoğu sözü acı olur. hafif. esmer olan zeki olur. Benzi sarı olan hastalıklı. demesi pek çok olur. yassı olan güzeldir. kibirden olsa gerek. Ağız kokusu hoş olanın. küçük olan kötü olur. Erkek seli kadınlar çoğunca yalan söyler. Noktalı göz ok olur. Mutedil dişli olanın işi hoş ve doğrudur. yüzü sert olanın. hem kızıl olur. neşeli olur. Arık yüzlü olan borcuna sadık değildir. Yufka ve kırmızı dudaklı olan dersi iyi anlar.sık bakan olmaz emin. Burun eğer uzun olsa. Çatal sesli olan. Burun deliği bol olsa. Büyük yüzlü olan illetlidir. Ağzı büyük olan cesur. Uzun yüzlü olan. o. çok korkak olur. çünkü sana eğri bakar. Küçük ağızlı olan güzel. Kadının tenasül uzvunun yapısı ağzı gibidir.lafla yalan söyler. Burun ucu top olan. çoğunca yaman işler yapar. Kıpık gözlü olan. söz lezzetli olan. yaramazdır. Gülmesi çok olandan haya umma. Kaba sesli olanın himmeti vardır. Gözleri gök ve mavi olsa.

hünersiz olur. akıllı ve güzel olur. malûm olsun ki. kaba olur. vaktini zayi etme. bilgin bir ârif bul. Sık sakallı olan kabadır ve sohbeti uzatır. zekaya delildir. nâdân olur. Bu ikisinin biri nasib olmazsa. Ey aziz. tenhayı bul. Boynu ince olan. şüphesiz dilber olur. Hiç kılı olmaya kösenin hilesi çok olur. Uzun sakallı olan. filozoflar demişlerdir ki: Omuzu sivri olan Düzd olur işler yaman Eğri omuzlu kişi Eğrilik olur işi Kısa omuz eblehin Düşkün omuz esfehin Mutedil olan omuz Sahibi anlar rumuz Saidi eğri kasir Olsa olur ol şerir Rusgi olura dıraz Bahşiş eder bî niyaz Ger küçük olduysa el Bî bedel oldur güzel Üsbuu olan uzun Ehl-i Hüner zü fünun Üsbuu yumuşak olan Zeyrek olur î güman Züfri ariz olmasa Sev onu süb ve mesa . Boynu kısa olanın hilesi çok olur. ahmaktır. gece gündüz obur olur. boynu orta olanın işi hayır yapmaktır. Değirmi sakallının olgunluğu çoktur. Enli çeneli olan.) RUBAİ Cehd eyle bir ârif-i dânâyı bul Ya bir sanem-i latif ü ra'nâyı bul Bu ikisinin biri nasib olmazsa Evkatını zâyi etme tenhayı bul (Çalış. Ya bir latif sevgili ve güzel sözlüyü bul. Her yeri orta olan. Boynu kalın olan.hafiftir. Enli kafalı olan.) Beşinci Madde Kalan beden uzuvlarının kıyafetini bildirir. Boynu çok uzun olanın olguluğu azdır. Çenesi normal olan. Siyah ve az sakal.

Tırnağı yumru çizik Olsa o bilmez yazık Tırnağı yassı ve düz Olsa olur desti uz Sadrı çıkık olanın Hulki de beddir onun Sadrı eğer olsa dar Gam yer ol leyi ve nehar Sine ariz olsa o Gönlü hiç olmaz melül Sadr ve omuzdaki kıl Cür'ete olmuş delil Sedy-i zen olsa kebir Şehveti olur kesir Sedy-i ger olsa tavil Onda lebendir kalil Sedy-i zen olsa sağır Şîr olur onda kesir Südü memeli velüt Zevcinedir ol vedüt Mutedil olsa meme Zevci hem onu eme Lahmi mülayim olan Tende olur lütf-i can Lahmi olan hoş latif Oldu arîf ve zarîf Lahmi olan pek katı Oldu kavi gılzatı Arkası yassı kişi Oldu sefahet işi arkası güzek âdem Züşt olur ahlakı hem Zahri arîz olanın Kuvveti çoktur oun Ger beli ince olur Şekli yerince olur Arkada bittiyse kıl Şehvete olmuş delil Batnı büyüktür gabi Batnı küçük çelebi Batnı büyük hem akisr Bed huy olur pek asir Anede bitmezse kıl Vahşi olur tabı bil Oyluğu enli olan Tenbel olur bî güman Aleti olan sagir Oldu reşit ve habir Aleti olan tavil Humkuna olmuş delil Ger zeker olsa azim Malikidir pek leim Olsa küçük ünsiyan Sahibi olmuş ceban .

Mutedil olan omuz sahibi. rumuz anlar. o şerli olur. o misilsiz ve güzeldir. efilindir. gam yer. gece gündüz o. Geniş olsa. işi eğri olur. şehveti çok . olur eli uz. Tırnağı yassı ve düz olsa. Eğri omuzlu kişinin. istemeden bahşiş verir. Bileği uzun olursa. düşkün omuz. Kadının göğsü büyük olsa. cür'ete delil olmuştur. bilgi sahibi ve hüner ehlidir.Olsa büyük husyetan Hamilidir pehlivan Bız'ı olsa sagir Sahibesidir hatîr Olsa mülehhem kebir Şehvet-i zendir kesir Fahzi olan pek tavil Şehveti olur kalil A'raç olan bir kıçı Kibir ve hasettir içi rukbesi olan büyük Yüklenir o hayli yük sakı galiz olanın Olmaya lütfu onun ka'bı mülehhem zeni Şiveli addet onu Ökçesi yufka olan Dilber olur bî güman Ökçesi kalın o mert Oldu şecaatte fert Ayağı enli kişi Cevr ü cefadır işi Ger uzun olursa pa Sahibidir pür hâya Ubuu olan uzun Fehm ileir pür fünun Hatvesi dar olanın Cünbüşü hoştur onun Çünkü hıraman olur Akıl ona hayran olur BEYT Ademi öldürür o reftarı Mürde ihya eder o güftarı (Omuzu sivri olan hırsız ve işleri yaman olur. Parmağı yumuşak olan. şüphesiz zeyrek olur. akşam sabah sev onu. Göğsü eğer dar olsa. o bilmez yazık. Tırnağı yumru ve çizik olsa. eğer küçük olduysa el. Parmağı uzun olan. onun gönlü hiç melûl olmaz. Göğsü çıkık olanın ahlakı da kötüdür. Kısa omuz eblehin. Kolu eğri ve kısa olsa. Tırnağı geniş olmasa. Göğüs ve omuzdaki kıl.

sefahet oldu. malûm olsun ki. Arkası kambur adamın huyu da kötü olur.kuvveti çoktur. Husyeler büyük olsa. Karnı büyük olan gabidir. süt onda çok olur. şiveli say.) Altıncı Madde Kadınların güzellik alâmetlerini ve güzellik çizgilerinin delillerini bildirir. ökçesi yufka olan. şüphesiz tembel olur. Arkası yassı kişinin işi. Orta memeli olanın memesini eşi emer. Eti pek katı olanın kabalığı katı oldu. o kadın tehlikelidir. kadının şehveti çoktur. Adımı dar olanın cünbüşü hoştur Çünkü salınarak yürür. Eğer ökçe uzun olursa. ölüyü diriltir o güzel sözleri. Kasıkta kıl bitmezse. hayli yük yüklenir. ahmaklığına delildir. Baldırı kalın olanın. Ayağı enli kişinin. şekli yerince olur. Aleti küçük olan. filozoflar. Parmağı uzun olan. Eğer aleti büyük olsa. Eğer beli ince olursa. Oyluğu enli olan. Oyluğu pek uzun olanın şehveti az olur. kadın uzuvları kıyafeti konusunda demişlerdir ki: Hüsn-ü zenane delil Otuziki resm bil . Eti hoş ve latif olan. kötü huylu ve zorlu olur. topuğu etli kadını. Sırtı geniş olanın. Dizi büyük olan. Eğer etli büyük olsa. sahibi çok hâyâlıdır. Husyeler küçük olsa sahibi korkak oldu. Ferci eğer küçük olsa. Bir kıçı eğri olanın içi kibir ve hasettir. cevr ve cefadır işi.bilgili ve zarif olur.) (Adamı öldürür o güzel yürüyüşü. Karnı küçük olan çelebidir. lütfu olmaz. Aleti uzun olan. Arkada kıl bittiyse. çok kötülük sahibidir. tabiati vahşi olur. Karnı hem büyük hem kısa olursa. Sütlü memeli ve doğurgan kadın. Göğsü uzun olsa onda süt az olur. şehvete delil olmuştur. şecaatte tek oldu. Eti yumuşak olan tende.olur. eşine dosttur. olgu ve bilgili oldu. can ve lütuf olur. Kadının göğsü küçük olsa. anlayışla bilgi doludur. Ey aziz. akıl ona hayran olur. Ökçesi kalın olan mert. şüphesiz dilber olur. o kişi pehlivandı.

Dört yeri dar olmalı: Burun. dudak. ağız. bız've diz. dişeti ve dil.Dört yeri lazım siyah Saç kaş kirpik gö âh dört yeri ak ola zeyn Levn ve diş ve zufr ve ayn Dört yeri lazım kızıl Had ve leb ve lisse dil Dört yeri vâsi gerek Kaş göz ve sine göbek Dört yeri ziyk ola derc Enf ve simah ıbt ve ferc Dördü kebir ola niz Sedy ve serin bız' ve diz dördü küçük olmalı Enf ağız ayağ eli Savt beli ince hem Şekli de bir nice hem Lahmi semin ve tari Olmalı kıldan beri Böyle kıyafetli ten Olsa güzeldir ol zen böyle ki zen Hûb olur Hulki de mahbub olur (Kadının güzelliğine delil olarak otuziki resim bil. Böyle kadın güzel olur. Dört yeri geniş gerek: Kaş. kirpik ve göz. Dört yeri ak ola: Renk. koltukaltı ve ferç. Dört yeri siyah lazım: Saç. Böyle kıyafetli ten olsa. Dört yeri kızıl lazım: Yanak. Dördü küçük olmalı: Burun. kaş. Dördü de büyük olmalı: Göğüs. şekli de nice! Eti dolgun ve tazi olmalı. kıldan da beri olmalı. kulak. diş.) Nitekim Hamdi-i Sirin. göğüs ve göbek. kasık. güzeldir o kadın. Sesi ve beli ince. hazreti Züleyha'nın şanında şöyle açıklamıştır: NAZM Greçi hüsnü beyana sığmaz idi Nitekim aşkı cana sığmaz idi Lik bir harf işit kitabından Diye ben zerre âfitabıdan Kameti serv-ü bağ-ı rağmet idi Berk ü bârı safa ve lezzet idi Ab-ı lütfiyle buldu nemâ Hıl'at olmuş idi letafet ona Dam-ı akl idi farkının mûyi Fark olunmazda miskten bûyi . ayak ve el. göz. kadınların güzellik belirtilerini. tırnak ve göz. Ahlakı da sevimli olur.

i anberveş Güyiya gülistanda tıfl-ı Habeş Elif-i ünf ve safer nokta-i ha! Cem' oup bir iken on oldu cemal Arızı cennete ümune idi Gülleri anda gûne gûne idi diheni sığmadı onun suhane Bir suhan sığmaz ien ol dihene Ne denilsin leb-i zülalinden Sulanırken dihen hhayalinden Diheni dürr-ü feşan tekellümde Lebleri kuvvet-i can tebessümle Gülse nur akıtır süreyyadan Sözü lezzetli kand ü helvadan Gülse lutfile lal-i handanı Ukde-i dil açardı dendanı Dürr-i dendan la'l-i handandan Görünür nur-u hak gibi candan zenhan kıldı Hak şekerden sîb Hüsna ıdeyne verdi zinet ü zîb Şeker-i sîb iken zehandanı Çâh âsib olurdu endanı Nice dili can verirdi ol sîbe Düşer idi o çâh-ı âsîbe Zehanı sîbinin halaveti can Gabgabı siminin zekat-ı cihan Gabgabı kim muallak-ı âb idi Sanki ter şişede gülab idi Boynu olmuşdu zülf ile mestur Birisi kâfir ve biri kâfur Gün gibi doğru çün o sîmin ber Bildi noksanını kul oldu kamer Bir gümüş levh idi o sine hemen Ol gümüş levha nakşibend cihan İki nakş eylemiş turunca gibi Bir gül üstünde iki gonca gibi İki said idi sebîke-i sim Umar ondan ekatı dürr-ü yetim Hüsnü i'cazına onun bürhan Yed-i beyzası kâfi idi heman Kâfi uşşaka rahat'ül-ervah Parmağı dil kilidine miftah .İnce kıl yardı şâe sa'y ile cüst Farkı nâzın kodu miyane dürüst İki dîçür-i târ zülfeyni Leyl içinde nehar mabeyni alnını levh-i ur edip allah Sebk-i hüsn alırdı ondan mâh Kaşı ol safha-i sürur üzre Nurdan san yazıldı nur üzre Nunu altında any ü sad misal ikisinden göründü nass-ı cemal gözleri ehl-i mekrin ellisidir Ay yüzünün güneş zevallisidir Lale haddinde hâl.

olgunluk ve güzelliğ emâlik olanın bile tatlı kavuşmasından ise. munisim ve yarim sürekli gönülde olandır. güzelliğini hayal etmek bin kat daha lezzetli ve evladır. Enisim.Hüsnün ol dilberin kim ede ıyan Ki beyanında âciz idi beyan Lakin ondan yazılsa bir parmak Kaleme şu kadar gelir ancak Kim onun parmağın gören âdem Oldu divane ref' olundu kalem Kollarını güher koçardı heman İnce belin kemer koçardı heman Öyle hûb idi beli kim onu Kılca kalırdı görenin canı Seyr eden ol hümayı tâkından Bir kebuter sanırdı sakından Alem-i hüsn ona musahhar idi Mehr ile mah keniz ü çaker idi Yoğ iken zib ü zivere hâcet Eyledi meyl ziver ü zinet Zamane kadınları.) Gerçi dilberdir hoş âyindir kadın Nakısat-ül-akl ve ve'd-dindir inan Zinhar ey merd-i âkıl zinhar Kâmil isen nâkıs ile olma yâr Hiç olur mu lâyık ehl-i kemal Sahra-i her âkıs olmak mah ü sal Nefs eline verme bu can yakasın Şehvet oduyle niçin can yakasın Nutfe tende mâye-i canbahştır Şensüvar ruha çabu rahştır Etme onu râh-ı Hak'da lenk ü lük Edemezsin çünkü ybî merkeb sülük . cana mahremdir. onu düşünmek. kavuşmak kadar lezzetli olur. başa kakıcı oldukları için. BEYT Tahayyül eylesem anı gönül huzuru bulur Tezekküründe visali kadar telezzüz olur (Onu hayale etsem. merhametli olmayıp. (bana yabancı olan dilberin hayali. gönül huzuru bulur.) BEYT Bana biganedir dilber hayali cana mahremdir Enisim munisim yarim odur kim dilde hemdem olur.

ihsan verici Allah'dır. malûm olsun ki. görenler artık onu . Çünkü bineksiz süluk. âyineni Eyle mir'ât-ı meâni sineni Ta derunun nur-u Hak'dan ola pür Derc-i ruhun marifette doladür (Gerçi kadın.) Yedinci Madde Uzuvların kıyafet tadilinin zıt delillerini ve nefslerin ihtilafıyla olan hükümlerini bildirir. Zinhar. Mesela kösenin boyu uzun olsa. dilberdir ve hoş resimdir. sineni mânâların aynası eyle. Kadın ve erkeğin arzusu birleşmedir. edemezsin. fakat inan ki. onda akıl ve din eksiktir. Ta için hak nurundan dopdolu ola. suretpereste kıble olduysa.o kösedir diye ona ta'n olunmaz. nutfeden peyda olur. O kanat. Aşıklara kadından murat hayal etmedir. cevelanı çabuk attır. Suret nakşından aynanı uyup. Eğer yüzü de nurânî olduysa. Kadın. Halk ise onu faydalanma sanır.Çü hayal-i dilbere an eyl eder Ol per ile semt-i a'lâya gider Per ü bâl can olur hubb-ı hayal Nutfeden peyda olur ol per ü bâl Per ü bâl-i ruhu kesr eyler cima' Halk ise za eyler onu intifa' Arzu-yu mert ü zendir ittihat Uşşaka enden tahayyüldür murat Kıble-i suretperest oduysa zen Kıble-i ashab-ı dildir zül-menen Ham= ü bunekkeh şuşu. Ay ve yıl eksiğin büyüsüne tutulmak hiç olgunlara layık olur mu? Bu can yakasını nefs eline verme. Zira ki itidal bulmuştur. Onu Hak yolunda topal etme. Ruh kutun. Gönül ashabının kıblesi. onun marifetinden inci dola. bir şahısta toplansalar. filozoflar demişlerdir ki: Uzuvların kıyafetinde anılan zıt deliller. Ne zaman ki dilber hayaline can meyleder. o kanaty ile en yüksek semte gider. Ruhun kanatlarına cima kırar. Şehvet ateşiyle niçin can yakasın? Nutfe. Ey aziz. Canın kanatları hayal sevgisi olur. ey akıllı kişi zinhar! Olgun isen eksikle yâr olma. tende can behşeden sudur iyi binici. hepsini itidal üzere mamur ve şen eyler.

emmâre ise. ağyarı ona yâr olur. şerler ona hayır olur. hayvanînin üzerine galip olup. kâh hayvanî nefsin mağlûbu olup. şu halde eğer insanî nefs. Kim ki isterse üns-i dildârın Vermesin mâsivaya dildârın (Sevgilinin ünsiyetini isteyen. nefsi. kâh hayvan sıfatlı. mutlak ruh olur. Onun vasfı.nur anlar. Kâh şeytan sıfatlı. Kendinde nişan ve alâmet kalmaz. mâsivadan pak eyle. Eğer insanî nefs. Habibi Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinden: "Mü'minin ferasetinden sakının. zulüm ve zulmetten. Gel ey Hakkı. cehil ve bulanıklıktan vasıfları arınmış değildir. Ondan onun kalblerin enisi olduğunu idrak eyle. hayvanî nefsin ahlakv e vasıflarının delilleridir. beyana gelmez. mutmainne olduysa cengi sulha ve nizayı rızaya döndürüp. Bütün varını terk ettiğinden. Çünkü anılan alâmetlerin hepsi. bu nefs. Halbuki sureta insan görünmüştür. çâk eyle. Eğer insanî nefs. Eğer bir kimseye Hak'kın nuru göz olsa. Muhabetiyle âdeti yırtıp. kendini toprak eyle ve nazargâhı Hüda olan kalbini. mülhime ise. onun feraseti. Zira ki haberde. unu halkı Bu benlikten geçip. onun hükmünün içindedir ki. bu hayır ve şer onun kaydı olmayı. kâh ona galip olduğundan. Şu halde bir kimsede hangi tarafın delilleri çok bulunduysa. o kimse o tarafta bilinmiştir. sevgilisini mâsivaya vermesin. kâh yırtıcı hayvan sıfatlı. çünkü o Allah'ın nuruyla bakar. kâh insan sıfatlı bilinmiştir. hayvanîye esiri olduğundan." naklolunmuştur. kâh hayvan sıftalı bulunmuştur. adı geçen delillerden müstağni bulunmuştur. levvâme ise.) KITA Zamane halkını fehm eyle olma sen mağrur Gönülde dostu buup her nazardan ol mestur Ne lütfu var bir alay kalbi hasta bestelerin .o nefs.

Koy ehl. bu insanları unut ki. malûm olsun ki. insanların Rabbi ile gönül ünsiyet bulsun. Çünkü insanlara insanlardır yâfet. gönülde huzur eyle. Gönülde dostu bulup. he bakıştan örtünmüş ol. Kalbi hasta ve bağlı olanların ne lütfu var? Gafilleri ve cahilleri bırak. filozoflar demişlerdir ki: ihtilac-ı far-ı ser Cahden verir habir İhtilac-ı piş-i ser Oldu devlete eser İhtilac-ı cenb-i ser Sağ ve solu hayr eder ihtilac-ı cebhe ter Sağ iyş ve sol haber İhtilac-ı hHacib ol Dostluk oldu sağ ve sol Evsat ederse ger Sağı zevk sol keder İhtilac etse enb Sağı hüzn ve sol tareb İhtilac-ı zahr-ı ayn Sağda levm ve solda zeyn ihtilac-ı beyt-i nur Sağı renc ve sol sürur ihtilac-ı dünbal Sağda mehrve solda mal İhtilac-ı zir-i çeşm Sağda mihrve solda hışm ihtilac-ı rahda dal Sağda hayr ve solda mal İhtilac-ı enfe rah Sağda kahrve solda câh ihtilac-ı fek-i leb Sağda rızk ve solda tareb Usbu-u sâni eder Sağda solda hoş haber . sen mağrur olma. Ey aziz.) Sekizinci Madde İnsan bedeninde damarlar içinde akan kanın sebebiyle deri üzerinde görünen uzuvların ihtilacını (seğrime ve titreme gibi hareketleri hükümleriyle bildirir.i gaflet ve cehli sen eyle dilde huzur Çü nâsa nâsdır âfet bu nâsı ol nâsi Ki Rabb-i nâs ile bulsun dil üns olup huzur (Zamane halkını anla.

solda manevî ayıptır. sağda iyş. Orta parmak. solda hışımdır. sağ ve solda hoş haberdir. sağ ve sola rızık ve maldı. Kaşların ortası seğrirse. sol haberdir Kaş seğrimesinde. gerek sağ ve gerek sol. sağı hüzün. Dirsek seğirir. . sağda sevinç. Başparmak seğrimesine. El seğirmesi. Kolların seğrimesi. solda gamdır. sağda ve solda hoş haberdir. Burun kaşınması yoldur: Sağda kahır. devlete yeser oldu. göz bebeği seğrimesinde. Kulak seğrir. Bilek seğrimesi. solda maldır. sağda sevinç. solda mevkidir. solu sürurdur. sağı zevk. Başın yan tarafının seğrimesi. sağda mevki. Şahadet parmağı titrerse. Başın önünün seğrimesi. sağda mal. sağ ve solda yahşidi. sağda yük. Seğriyen çene. Sağı ağrı. Yanak seğrimesinde. sağ iyş. Dudak altı seğirmesi. solda güzelliktir. solda kâmdır. solda şenliktir. sağda hayır solda maldır. Döş seğrirse. Boğaz da kulakla seğirirse. sağ ve sol dostluktur. sağda kötüleme. makamdan haber verir. soldazinettir. olda meşakkattir. Dudak üstü seğrimesinde. sağda zarar. Dudak ucu seğrimesinde. Dil seğrirse. sağda mal. el üstü seğirmesinde. sağda hüzün.Usbu-u vustadan al Sağda ve solda cidal Usbu-u binsır bulur Sağda cedl ve ysol sürur Usbu-u hınsırda kal Sağ ü solu rızk ü mal Muhtelic olsa eğer Bir yerin eyle nazar Bunda kim ahkâmı yâd Şüphesiz et itimad Kim dmar oynar neden Hak'dır onu debreden Anla işârâtını Bekle beşarâtını (Başın tepesinin seğrimesi. solu şenliktir. sağda rızık. sağda ve solda sebeblerdir. Göz altı seğrimesinde. sağda rızık. Göz kuyruğu seğrimesinde. solda şenliktir. solu kederdir. sağda hüzün. hayırdır. Gözün dışının seğrimesinde. Pazu ve el seğrimesi. solda şenliktir. Serçe parmak seğrimesi. sağda kötüleme. sağda hüzün solda şereftir. Alın seğrimesinde. solda kederdir. solda maldır. solda gamdır.

sağ cima. sol seferdir. İkinci parmak seğrimesi. solda kaderdir.) BEYT Her ne can kim duyar işâretten Hürrem olsun dili beşaretten Anatomi ve bedenle canın özgürlüğünün faydaları ve menfaatleri. solda erzaktır Bacak içi seğrimesi. sağda yol. beden durumlarının açıklanması. burada hükümleri hatırla ve şüphesiz itimat et. Ayak arkası seğrimesi. Böğür seğrimesi. sağda maldır. Topuk seğrimesi. Karının tam seğrimesi. sağda hüzün. solda kâmdır. sağı sevinç. solu sürurdur. sağda yürüme. sağda birleşme. solda mevkidir ve yolculuktur. solda şenliktir. Göbek seğrimesi. sol seferdir Husye seğrimesi. ağı hüzün. solda maldır. Başparmak seğrimesi. solda hayır. sağda yol. solda sürurdur Bedenin bir yanının seğrimesi. solu rızık. sağ iyş. Serçe parmak seğrimesi. sağda mal. sağı mevkidir. solu oğuldur. sağ ve solu rızık ve maldır. sağda maldır. solda safadır. sağda mal. Serçe parmak yanındakinin seğrimesi. solda şereftir. Makat seğrimesi. Taban seğrirse. solda kâmdır. Eğer bir yerin seğrise. sağda cidal. solda gamdır. bizim maksadımız olan Hak'kı tanımaya bunca temsil ve teshille bu özetleme dahi yardımcı ve delil olmakla. Meme seğrimesi. Bacak seğrimesi. bak. Diz alı seğrimesi. sağda mal. sağı mihr. Bacak dışı seğrimesi. Kasık seğrimesi. oyluk seğrimesi. Orta parmak. solda sürurdur. Damar neden oynar? Hak'dır onu depreten O an işaretlerini anla ve müjdelerini bekle. Baldır seğrimesi. solu maldı. sağda çocuk. sağda hüzün. Göğüs seğrimesi olur.Yüzük parmağı seğrimesi. Topuk ve el seğrimesi. sağda hüzün. sağda mevki. azanın kuvvetlerinin ayrıntılı olarak anlatılması uzun olup. solda sürurdur. sağda kavuşma. sağda yürüme. solda yol. sağda ve solda cidaldir. Diz seğrimesi. sağa ve solda hoş haberdir. solda ayrılıktır. insanlık âleminde uzatılmadan kısa . solda seferdir.

TEFVİZNAME Dilden gami dûr eyle Rabbınla huzûr eyle Tefvîz-i umûr eyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzl eyler Sen adli zulüm sanma Teslim ol oda yanma Sabret sakın usanma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Deme şu. Yaratıcıların en güzeli olan Allah yücedir. ne güzel yardımcıdır. öyle Bak sonuna sabreyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma . izamın düzenlenmesi ve makamın tamamlanması olmuştur.O. şekil verici bâri ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. Zira ki en güzel biçimde yaratılan ve iki cihanı toplamış bulunan insanın şerefi bedeninin. anlayış ve idrakte. her bir latif uzvunda oln yaratıcı ve bâri Allah'ın ince kanatlarına hayretle bakıp. insanı en güzel şekilde yaratan. vasıf ve beyanında şaşkın bulunmuştur. akıllar âciz ve kısa kalıp. ne güzel mevla. niçin şöyle Yerincedir o. ibretle seyir ve temaşa kılınıp. benzersiz hakîm. düşünme ve fikretmeyle hayal olundukta.söz ile meramın elde edilmesi.

cenk olmaz årif dili tenk olmaz Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hoş sabr-ı cemilimdir Takdir.Sen efsine yan çıkma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Mümin işi renk olmaz åkıl huyu. kefilimdir Allah ki vekilimdir Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Her dilde ânın adı Her canda ânın yâdı Her kuladır imdâdı Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Nâçar kalacak yerde Nagâh açar ol perde Dermân eder ol derde Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler TEFHİZNAME Her kuluna her anda Geh kahr-u geh ihsanda Her anda o bir şanda .

Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh mu'ti-u geh mâni Geh dar-u gehi nafi Geh hâfız-u geh râfi Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh abdin eder ârif Geh eymen-u geh hâif her kalbi odur sârif Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh kalbini boş eyler Geh hulkunu hoş eyler Geh aşka duş eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh sade ve geh rengin Geh tabın eder sengin Geh hürrem-u geh gamgin Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Az ye az uyu az iç Ten mezbelesinden geç Dil gülşenine gel göç Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler .

Hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta. enfüsü âfaka tevfik edip. Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp. ondan Allah'ı tanıma kolay . ådem için yaratıldığını bildirir. bedeninde olan aza e kuvvetlerin bütün eşyaya tek tek vücuh il benzerliğini. nefsini bilmeye erip. Ey aziz. Birinci Madde ålem. BİRİNCİ BÖLÜM İnsan bedeninin zamanlara ve mekanlara benzerliği sekiz madde ile bildirir. bedenin sıhhatinin korunma ve devamlılığını. eşyada bulunan hikmetleri bilsin. cihanın mânâ ve cüzlerinin benzerlerini bu insan vücudunda bulup.Bu nas ile yorulma Nefsine dahi kalma Kalbinden irağ olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geçmişle geri kalma Müstakbele hem dülma Hal ile dahi olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler 43-BÖLÜM:043: BEŞİNCİ BAHİS İnsanı âleme tatbik. malûm olsun ki. ârifler demişlerdir ki: Hak Taâlâ iki cihanı ve onlarda olanın tamamını insan için icat ve mevcut eylemiştir. tabii ölümle ruhun bedenden ayrılmasını dört bölüm ile ayrıntılı olarak anlatır.

kendi tanınması için yaratıp. yetiştirmesinden işlerini temaşa ile isim ve sıfatlarına muttali olup. ulvi ve süflî eşyadan her ne ki bu insan vücudunun dahi iç ve dışını o tavır ve tarz ile en güzel biçimde üzere âlimin nümunesi olarak yaratmış ve tasvir etmiştir. ruhlar âleminin durum ve sırlarını gereği gibi vâkif ola. Ondan alemin yaratıcısının bunca kâinatı yaratmasından ve âlimin cüzlerini zerre zerre an an değiştirip. Göklerin melekût âlemine giremez ki. Şu halde rauf ve rahim olan âlemlerin Rabbi hazretleri. . kendi tanınmasını. kendi nefsini bilmek istidadını vermiştir. insana nefslerinde bulunan kudretinin kemal ve tavırlarını tamamıyla bilip. Zira ki insana. âlemi bilmek kılınmıştır. mümkün ve müyesser değildir ki. ulvî âlimin durum ve sırlarına gereği gibi vâkıf ola.olsun. emr-i şerifiyle. nefsi bilmek bilinmiştir. insanın nefsini tanımasına bağlı kılmıştır. Nitekim haberde: Nefsini bilen. Hadis-i kudside: Ey insan! Beni tanımak için nefsini bil. Ta ki nefsini bilmekten. Çünkü Hak Taâla insanı. Göğün üstüne çıkamaz ki. Rabbini bildi. Allah'ı tanımanın anahtarı. sırlarına ermek. feleklerin nefs ve akıllarını müşahede kıla. esirgemesinin olgunluğundan. ondan yüce istek olan Mevla'yı tanımaya ermek çok suğul.È (51/56). Lakin Hak Taâlâ'nın âlemin ufuklarında olan eserlerinin benzersiz sanatını herkes görüp. Zira ki Hak Taâlâ Nazm-ı Kerim'inde: Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. feleklerin ve yıldızların incelik ve hakikatlerine tamamiyle erip. Şu halde elbette insana. iç ve dış âlemde. nurlarını görmek. denizlerin dibine ine ve yerin içine görüp. buyurmuştur. süflî âlemin her birini görebile ve bütün durumlarına ve sırlarına muttali ola. inayetinin sonsuzluğundan. Nefsi bilmenin anahtarı. dağların tepesine çıka. zor ve esrarlı iş bulunmuştur.È vârit olmuştur. ondan zatını tanımaya yol bula. nefsi bilmenin Rabbi tanımaya vesile olduğunu duyurmuştur. yaratıcısını bilmeye erişsin.

Ta ki bu insan. Kendi ruhunun cisminde olan türlü tasarruf ve tedbirlerinden Hak Taâlâ'nın âlemde olan türlü tasarruf ve tesirlerini bulsun. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni. küçük . bütün cüzleriyle kendisine itaatli ve boyun eğici eylemiştir. bu insan ruhu dahi o vasıflar ile sıfatlanmıştır. pak zâtına muhabbet ve ibadet kılsın. kendi vücuduna bakıp. NAZM Bil ey insan / Elbet sen kâinatın toplamısın Varlığı içine alansın / Varlık senin yanında göresin Görünmez sana görünür / Basiret ve irfanla Onu şu anda hatır bil / Cismin karanlık ve süflî Ruhun nurlu ve ulvî / Sırrın Rabbanî ve safî Zatınla sevin / Sıfatını anla ve oku Müjde sana. büyük âlime tatbik ve bazı uzuvlarını yeryüzüne uydurmak yolunu bildirir. topla dağınıklığını / Kalbin Rahmen'ın evidir Beyanını yüksek ve geniş ) Ey ârif kadrini bil Güzel tatlı latifelerin / Bilgiler sendedir uyan Dostlar içinde giy taç / Zamanlar içinde an hayatını Sabit ve sakin ey şaşkın / Dairelerin kutbu sensin Gözler senden ışıklanır / Ondan öğren ey insan Sen elbette hazreti insansın İkinci Madde İnsan âlemini. Onu tanıma saadetine erip. malûm olsun ki. azasının bileşiminden ve kuvvetlerinin düzeninden süflî ve ulvî âlemde kolaylık üzere benzer ve alâmetlerini bulup. kendini âlemin numunesi bilsin. Nitekim âlemi. âriflerden olsun. Ondan fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup.Her ne vasıflar ile ki. Ey aziz. pak zatı sıfatlanmıştır.

ålemin nüshası olan insanın şerefli bedeni. Bütün canlılara misal. kulak akıntısı. Biz burada. Ta ki. yerde iklimler ve kıtalar olduğu gibi. Ay ve yıl mesabesindedir ki. bedende de. yer ve gökler mesabesindedir ki. zamandır. bu cihandır. İnsan bedeninin yere bir benzerliği budur ki. Mesele bütün hissedilen cansızlara misal uzuvlarıdır. Berzah âlemine misal. insanın hatıra ve fikirleridir. Dört mevsime misal. Bu kitaba değil. insan dişleridir. Yağ ise tuzsuz bozulur. Zira ki. akı taze kalıp. Yerde değişik tatta kaynaklar varsa. Yerde zelzele olduğu gibi. Bir benzerliği budur ki. Ta ki bu insan. bedende de saç ve uzuvlar olur. nefsi bilmeye bürhan ola. yerde dağlar olduğu gibi. Kulak akıntısının acı olduğuna hikmet budur ki. Onunla Allah'ı tanıma kolay ola. Adet ve sanayie misal. bedende uzuvlar vardır. O uyuyanın kulağına girmekle onu helak etmesinler. insanın his ve kuvvetleridir. deryadan damla açıklarız. sürekli gözü aydınlık olsun.âlemdir. Ancak ârifin kalbine sığar. Şu halde insanın cisim ve canlı. İnsan ruhu. . insan ahlakıdır. kulak akıntısının hissine ulaşıp. İki âlem tamamıyle insanda mevcut ve belirli bilinmiştir. insan uykuda iken kulağına yer haşereleri girmek istediğinde. beden damarlarında akan kan vardır. insanın gönül ve canıdır. büyük âlemdir. göz yaşı ve burun akıntısı gibi değişik tatlarda kaynaklar vardır. Melekût âlemine misal. büyük âlem olduğunu öğrenip. Gözyaşı o yönden tuzludur ki. böyle yüzbin kitaba sığmaz. mekândır. Belde mesabesindedir ki. her ne ki âlemde yaratılmıştır. bedende de kemikler olur. gözün akı yağdandır. Yerde ağaçlar ve bitkiler olduğu gibi. Yer vadileri arasıda akan nehirler var ise. hepsinin benzeri insan vücudunda bulunmuştur. bedende titreme ve aksırma vardır. bütün âlemin nüshasıdır. güneşten zerre. Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı sınırsızdır. geri dönsünler.

feleklerde yedi gezegen olduğu gibi bedenin içinde de yedi aslî uzuv vardır: Akciğer aya. Ağız suyu onun için hoştur ki. Ey aziz. Zira ki eşya. Nitekim dış âlemde bulunan eşya. zıtlarıyle bilinir. güzel kokulardan kokulanıp. bedende de yirmisekiz his ve sayılan güçler vardır. bedenin de bu tavır üzere türlü zorunlu ve ihtiyarî hareketleri vardır. ağız. lezzet alsın. Bir benzerliği dahi budur ki. iki meme. Felekte üçyüzaltmış derece olduğu gibi. böbrek zühreye. sabit ve gezegen yıldızların türlü tabii hareketleri olduğu gibi. Küllî ve cüzî feleklerin. RUBAİ Ey ilahî nüsha ki sensin Alemde olanlar hep sendedir Ey Şah'ın cemal aynası ki sensin İstediğini kendinde ara ki sensin Üçüncü Madde İnsan âleminin feleklere benzerliğini bildirir. iki göz. malûm olsun ki. mide utarite.Burun karışımları onun için nâhoştur ki. bedende de açıklanan üçyüzaltmış kan damarı vardır. Felek dört unsuru kuşattığı gibi. göbek ve iki abdest yolları. ateş gibi kuru ve . Burada ancak iki âlem birbirine tatbike ve uyuma ihtimam olunmuştur. onda olan koklama hissi. yürek güneşe. daima lezzette bulunsun. burçlar sahibi göğün oniki burcu olduğu gibi. dalak zühale benzer bulunmuştur. iki burun deliği. İnsan bedeninde bulunan ilahî hikmet sonsuz bilinmiştir. safra merihe. Felekte yirmsekiz meşhur menzil olduğu gibi. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin göklere bir benzerliği budur ki. beden dahi dört karışımı kuşatmıştır ki: Safra. insan âleminde bulunan eşyaya nümune bulunmuştur. Gökte bir çok sabit yıldız olduğu gibi. dilde olan tat alma kuvveti. bedenin de dışından içene oniki yolu vardır: İki kulak. karaciğer müşterie. bedende de çok sinir vardır.

Gökkuşağına misal. toprak gibi soğuk ve kurudur. Sabaha misal onun alnıdır. Gece karanlığına misal. Siyah köpük. onun hüznüdür. Gündüze misal. su gibi rutubetli ve soğuktur. Buluta misal. Şimşeğe misal. benzerliği çoktur. Yağmura misal. malûm olsun ki. ruhun sultana benzerliğini bildirir. bu insan âleminin açıklanan benzerliklerinden gayri. Dört unsurdan üç ana bileşim doğduğu gibi. sesidir. Kışa uygun ihtiyarlık yaşıdır. kulağıdır. onun nefesleridir. gençlik ve olgunluk yaşıdır. Kan. NAZM Can vilayetinde gökler sınırsız Ruh yolunda alt ve üstler vardır Cihan gökleri gibi iş yaparlar Yüksek dağlar engin denizler vardır. yay kaşıdır. ilkbahar gibi rutubetli ve soğuktur. sonbahar gibi sıcak ve rutubetlidir. kış gibi kuru ve soğuktur.sıcaktır. Kan. Gök gürültüsüne misal. Lakin ârife işaret yetmekle. yayılmasıdır. Bir . Sonbahara uygun duraklama yaşıdır. Hilale misal. Ey aziz. Rüzgâra misal. Yaza benzer. onun saçıdır. açık havaya misal. Dolunaya misal. bir senede dört mevsim olduğu gibi bedende de dört karışım vardır ki: Balgam. hava gibi sıcak ve rutubetlidir. bedende de dört karışımdan uzuvlar doğmuştur. kelamının lafızlarıdır. yuvarlak yüzüdür. İlkbahara uygun. Safra. Oluşum ve bozuşuma misal. onun gülmesidir. onun ağlamasıdır. çocukluk yaşıdır. Dördüncü Madde İnsan bedeninin zaman ve mekana yani ay ve yıla ve onda. Dış âlemin. uzatmaya hacet yoktur. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin ay ve yıla benzerliği budur ki. yaz gibi sıcak ve kurudur. sıkılmasıdır. insanın sürurudur. Siyah köpük. Geceye misal. Balgam. Bir benzerliği dahi budur ki.

Memleketi bu bedendir. bir senede oniki ay olduğu gibi. hayvanî nefstir. Hazinedarı. Tabası. Bineği. beden uzuvlarıdır. maliyecidir. ekmekçi. bekçileri. bedende de yedi uzuv vardır. bu açıklamadan ortaya çıkan budur ki. Polisleri. Bu padişahın sarayı. insan bedeninde de bütün bunların benzeri vardır ki: İnsan ruhu. yapı ustası. Değirmen. gözlerdir. beden şehrinden fazlalıkları itip. insan ruhu. Kuyumcu. elçileri. şekil verme kuvvetidir. Bedende de sanayi erbabı vardır ki: Mimar. şehrin sultanıdır ve vücut ve bedende. kasap. Marangoz. beden şehrine neşvü nema verip. çekme kuvvetidir. kulaklardır. bedende de oniki menfez vardır. Tabib. sindirim kuvvetidir. tabası. diri ve dost olan Allah'ın halifesi olmuştur. Şehir içinde sanatkârlar olur. çıkarır. hazinedarı. âlemin padişahıdır. tabib. Bir haftada yedi gün olduğu gibi. Padişahın sarayı. koku alma kuvvetidir. Bekçileri. Mesela mimar. Elçileri. Hakimi. Kasap. yürektedir. veziri azamdır. gazap kuvveti emniyet âmiridir. Çöpçü. ellerdir. maliyecisi olur. Şimdi. ayırma kuvvetidir. itme kuvvetidir ki. Ekmekçi. Casusları. bineği. dişlerdir. büyütme kuvvetidir ki. Şehrin sair sanat erbabı benzerleri. emniyet âmiri. NAZM Seyyid-i âlemdir âdem gayriden sevdayı kes Zâhidin vehmi gerçi ıraktan sevk eyler feres Dilde dildarın misali mahmil içre yârdır . Bir haftada yedi gün olduğu gibi bedende de o sayıda kan damarı vardır. bedenin sair kuvvetleridir. kuyumcu vesaire olduğu gibi. ameli akıldır. tatma kuvvetidir. Sonra veziri. Bedenin şehre benzerliği budur ki. Bina tabiattır.benzerliği dahi budur ki. zengin eder. şehre bir padişah olur. casusları ve hakimleri olur. Nazari akıl. tutma kuvvetidir. memleketi. Şehvet kuvveti.

düşmanlık sureti. Mesela ferce yönelik şehvete üstün gelen kimse. cimrilik sureti. tama sureti. inektir. karıncadır. Gönülde sevgili misali.Bu maiyyetten habir olmaz figan eyler çeres (İnsan. eşektir. ferce yönelik şehvet sureti. kendini eşeğin altında bulur. Nitekim hazreti Yakub aleyhisselam evladının hazreti Yusuf aleyhisselama olan hasetlerinden. Eğer mağlup ise. aslana benzerdir. âlemin efendisidir. Şu halde. tavşandır. Onun için çocukları ona: Onu bizimle gönder. vecdin sureti. Tasallut sureti. faredir. tilkidir. rüyasında bile eşeğe binici olur. Haset sureti. sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri. ezanın sureti. malûm olsun ki. türlü hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri. vesvese sureti. . Hatta kötü ahlaktan birine galip olan gönül. kırmızı devedir. oburluk şehvetini sureti. hayvanî kötü ahlâklardır. gönülde gazap sureti. insan nefsinde de vardır ki. Çünkü insan. midevî şehvetin sureti. kin sureti. yılandır. sair hayvanların şekillerine benzerdir. ârifler demişlerdir ki: ëlemde insan ahlâkı. Diğer ahlaklar dahi bu kıyas ile malûm olur. koyundur. kurda benzerdir. gaflet sureti. beyaz devedir. mahmil (hayvan sırtındaki kafes) içinde yârdir. ayrılık olayından önce. Zahidin vehmi gerçi ıraktan at sevk eder. onlara: Onu kurt yemesinden korkarım. vakaların ve rüyaların tabirlerini harf sırasıyla bildirir. akreptir. rüyada kendini o surette olan hayvana dahi galip görür. dolayıcı berzah ve her şeyin ortaya çıktığı yerdir.) Beşinci Madde İnsanın kalbinde bulunan kötü ahlakın hayvan suretlerine benzemesini. Bu beraberliği bilmediği için çeres figan eyler. dediklerinde. gayriden sevdayı kes. Meselâ kibir sureti. kaplana benzerdir. köpektir: hile sureti. Ey aziz. demesiyle bahane buyurmuştu. yedi kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine hamle ile hücum eder görmüştü. arkadan yaklaşma sureti domuzdur. rüyasında.

ayna gibi safia olup. bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri. her şeyi kendinde bulmuştur.Bu durumda. Safî olmayan gönül. Gereğince meydana gelmiştir. bu manzume ile açık olmuştur. Anlaşılması güç olan rüya. Ahlakını güzelleştiren gönül. NAZM Çün buhar-ı gıda dimağa gelir Ruh-u hayvanî ol zaman ne eder Pes havass-ı burun muattal olur Çün dimağın havassı kalbe iner Kalbe ilham olur işaretler Bî vesait bulursa nâfiadır Kalb eğer vasıta ile olsa habîr Pes gelir kalbe gördüğü rüya Arabî ismin evveli alınır Elif ululuğa işaret olur Evvel havas buruna hail olur Zahir-i cismi kor derune gider Halet-i nevmi cism onunla bulur Kalb o dem enderun-u ruha döner Asıldan kalb alır beşaretler Aynı vâki olur ki vâkıadır Gördüğü düşten olunur tabir Ya işaret veya beşaret ona Ne ise ol huruf ile bilinir Ref'at-i gadrine beşaret olur . insanın içinde ve dışında suret bulup. uyku halinde rüya ile geçmiş ve gelecek işlerden haber almıştır. şekillenmiştir. ya misal ile veya tabir ile bilmiştir.

Ba ise cism ve cana rahattır Se ise düşman üzre nusrettir Ha ise izzet ve saadettir Dal ise zahme ve meşakkattir Ra dahi devlete delalet eder Sin emin olmağa alâmettir Sat kâm olmağa beşarettir Tı ise düşmanı helak olacak Ayn ise dilde bula teşvişi Fe ise rütbesi olur âli Kef ise gaibi gelr hurrem Mim olursa muradını alacak Vav ise işleri olur âsân Ya ise taate muvaffak olur Ta ise ol husul-ü hacettir Cim ise fırsat ve ganimettir Hı ise her murada vuslettir Zel ise malü ülkü devlettir Zı metin itakade kalbi yeder Şin ise fiiline nedamettir Dad mal bulmağa işarettir Zı ise kalbi hüzün ile dolacak Gayn ise zulmü nefs olur işi Kaf ise bula devlet ve mali Lem ise ol emin olur hoş dem Nun ise hâtırı melül olacak He ise hüzün ile olur giryan Hep bu tabirler muhakkak olur .

Ye ise. Gayn ise. ârifler demişlerdir ki: Her yönden afâka her vecihle nefsler uygun ve mutabık bulunmuştur. Rı ise. Tı ise. Dal ise. Elif. Vav ise. Hayvanî ruh o zaman ne eder? Vücudun dışını bırakıp. devlete delalettir. kaybettiği sevinçli gelir. devlet ve malı bula. Nun ise. düşman üzere yardımdır. Zira ki. fırsat ve ganimettir. o emin olur hoş dem. insan âlemi şeklinin büyük âlemin yapısının aksi kılındığını ve iki âlemin gönül âleminde tamamen bulunduğunu bildirir. kalb o an ruhun içine döner. malûm olsun ki. Be ise. Se ise. izzet ve saadettir. metin itikade kalbe yeder. Kalbe işaretler ilham olur.) Altıncı Madde Ufukların ve nefslerin birbirine tatbik olunduğunu. Ayn ise. cisim ve cana rahattır. gördüğü düşten tabir olunur.(Gıdanın buharı beyne geldiğinde. Kef ise. Bu tabirler hep. Kaf ise. Asıldan kalb muştular alır. Fe ise. Şin. Mim olursa. muradını alacak. rütbesi yükselir. düşmanı helak olacak. Kalb eğer vasıta ile haberdar olsa. emin olmağa alâmettir. taate muvaffak olur. mal bulmağ işarettir. yaptığına nedâmettir. muhakkak olur. her murada kavuşmaktır. kalbi hüzün ile dolacak. Cim ise. Rüyada görülen şeyin arapça isminin ilk harfi alınır. gönülde karışıklık bula. Ha ise. Aynısı çıkarsa vakıadır. Zı ise. kadrinin yükseleceğine müjde olur. kâm almağa müjdedir. bütün âlemin bazı . Ne ise o harflerle bilinir. Te ise. Sad. Lem ise. He ise. O an burun hisleri muattal olur. O an gelir kalbe gördüğü rüya. hatırı melûl olacak. Ey aziz. hacetin elde edilmesidir. Vasıtasız bulursa faydalıdır. hüzün ile gözyaşı döker. nefsine zulüm olur işi. içine gider. ululuğa işaret olur. Uyku halini cisim. Beynin hisleri kalbe indiğinde. Zı. zahmet ve meşakkattir. onunla bulur. ona ya işaret veya müjdedir. mülk ve devlettir. işleri kolay olur. önce burun hislerine hail olur. Hı ise. Dad. Zel ise mal. Sin.

bazı cüzleri gizli kılınmıştır. Bu insan ruhu. dokuz felekler. insan âlemi ondan vücuda gelmiş meyvedir. Zira ki.. Onun içinde su küresidir. onda da bulunmuştur. İnsanın dahi dışı ve için vardır ki. büyük âlemin yapısı aksince bilinmiştir. Açıktakiler. Zira ki. on akıl. kandır Onun içinde havadır ki canın buharıdır. onun içinde müşteri feleğidir. on histir ki. İnsan âleminin yapı ve şekli onun aksidir. Lakin bu küçük âlem. âriflerin kalbe Hazret-i Rahman'ın evidir. bu bedenin derisidir. o kürsüden ibarettir. Onun içinde zühal feleğidir. en büyük âlem olduğunu duyurmuştur. Şu halde bu Hazreti insan. Gerçi surette en küçük âlemdir. bir insanda da bulunmuştur. bir küçük âlemdir ki. Şu halde âlemin . Meselâ: Büyük âlem cüz'leri ile bir ağaçtır ki. Gerçi bedenle insanın çocuğudur.' buyurmuştur. Onun içinde burçlar feleğidir ki. Zira ki. dört unsur ve üç bileşiktir. Onun içinde merih feleğidir. Bu insan sureti. Şu halde insan vücudu cihan kitabıdır. Nitekim Hak Taâlâ: 'Yere göğe sığmam. Gönül içinde insanî ruhtur ki. âlemde her ne bulunmuşsa. büyük âlemde bulunan feleklerin ve unsurların benzerleri. mânâda en büyük âlemdir. Onun içinde yedi yedi göktür ki. büyük âlemin dış kabuğu çevresi hududu bulunan atlas feleğidir ki. lakin vera' sahibi mü'min kulumun kalbine sığarım. Nitekim defalarca açıklanmıştır. kalbin yedi tavrıdır. Onun altında güneş feleğidir. Gerçi meydana gelişle hepsinden sonradır. Ondan içeri ay feleğidir. dokuz nefstir. bunun kuşatıcı kabuğu topraktır ki. bütün eşyayı idrak edendir. Onun altında utarit feleğidir. onun dışı kürsi ve içi Rahman'ın Arş'ıdır. dışı beden uzuvlarının hepsidir.cüzleri açık. Ruh ile âlemin babasıdır. Gizli olanlar. büyük âlemin yapı ve şekli böyledir. Onun içinde ateştir ki. Huzur ile hepsinden öncedir. Bir mecmua kılınmıştır ki. Onun içinde sudur ki. İçi. Onun içinde âlemin iç dudağı olan toprak küresidir ki. Onun altında zühre feleğidir. yürekte hayvanî ruhtur. şeriatçıların dili ile en büyük yerdir.

Cihanın dönüş yeri yine bu ruh kılınmıştır. bu insanî ruh. Küllî akıl ise bütün cihan cüz'lerini kuşatıcıdır. årifler. bu derece ile sair yaratıklar arasında tek olup. Nitekim meyvenin vücudu. Halbuki ilâhi aşk küllî akıl ve izâfî ruhtur. Zira ki. dalların olgunluğu sonucudur. bu insan ruhudur. Feyz kabulüne istidatlı olup. . gayr-ı bilmek ayn-ı ceh! ålemi hem âdemi bir kendi nefsin buldu eh! (İki görmek şaşılıktır. tepesinden ortaya çıkmıştır. BEYT Çâr unsurdan mürekkep nefs-i vâhittir cihân Sen gerek âdem-i hayal eyle. bunca kerem. bir zarar ve bir özellik alıp. âlemi de insanı da sadece kendi nefsi buldu.son gayesi bu insan türüdür.) Çünkü cihanın başlangıcı ve aslı bu insan ruhu bulunmuştur. gerek âlem hayal eyle (Dört unsurdan bileşmiş tek nefstir cihân. sen ister insan hayal et. ilâhi aşkın feyzi bilinmiştir.) BEYT İki görmek şaşılıktır. Her anda bütün işleri tedbir edicidir. Onun gibi insanın vücudu esasların mizası sonucudur. Nitekim ağacın aslı meyvenin çekirdeğidir. Bunun gibi cihanın aslı. Nitekim her meyvenin çekirdeklerinde kendi ağacı topluca mevcuttur. Nitekim meyvenin cüz'leri ağacın bütün cüz'lerinden yükselip. fazilet ve en güzel şekil ile bu yüksekliğe yetmiştir. Onun gibi âlemin sonucu insan bedenidir. Onun gibi insan vücudunun cüz'leri bütün cihan cüz'lerinin yükseklerinden geçme ve alçaklarından yükselme ile her cüz'ünden bir menfaat. ister âlem hayal et. Nitekim ağacın neticesi ortadadır. Başka bilmek göz yanılmasıdır. Onun gibi bu insan ruhunda bütün kâinat toplu olarak mevcuttur. hepsini toplayarak ortaya çıkmıştır.

O ilâhî sevgi. İç ve dışı ne hakikat ve yaratılışta. Nefsinden. ana rahminde nutfe. büyük âlemin cevher vücuda gelmiştir. O. ondan dışta bulunan büyük âlemdir. bilinmeyi sevdim. onun isim ve fiillerini. ilk cevher. Büyük âlemi gönlünde görüp.' buyurmuştur. Zira ki insan suretinde bir küçük âlemdir ki. cihanın iç ve dışına uygun olduğu hâkimâne bildirir. büyük âlemin üçüncü denizidir. Onun gibi insan âleminin dahi dört denizi bulunup. Ey aziz. O. O cevherin dışından felekler ve unsurlar olan basit cisimler vücuda gelmiştir. melekût âlemidir ki. Çünkü Hak Teâlâ ezeli sevgisiyle: 'Ben gizli bir hazine idim. ona uydurulmuştur. âlemin yaratılma esası olduğunu duyurmuştur. filozoflar demişlerdir ki: İnsana önce kendi nefsini bilmek lâzımdır. Nitekim bir ârif. malûm olsun ki. dört denizi bilinmiştir. İnsan âleminin dört denizi: Baba sülbünde meni. Ona eşyanın hakikatleri ve mânanın incelikleri açık ola. mülk âlemidir . O cevherin içi ve dışı vardır ki. Büyük âlemin dört denizi: Gizli hazine sevgisi. görmüyorsun Cisminin küçük olduğunu sanırsın En Büyük âlem sende toplanmıştır. cihana can olup ebedi hayat bulmuştur. ne özellikler taşımakta. Çünkü büyük âlemde her ne var ise. melekût âlemi ve mülk âlemidir.Şimdi nefsi böyle müşahade eden ârif. en büyük âlem olmuştur. Rabbine gönül yolundan dönüşle revan ola. şuurunda değilsin İlacın senden. Ta ki bu sanattan sanatkârını bilip. Mevlâ'sını bilmiştir. O. bu mânâyı eda kılmıştır: NAZM Devan sendedir. büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. iç ruh ve dış bedendir. Yani sevgi. onun benzeri bu küçük âlemde de bulunmuştur. tecelli ve tasarruflarını âlemin içinde ve dışında bula. içinden felekler ve unsurların hayatı hâsıl olmuştur. Huzur ve ünsiyet ile ebedî kala. Yedinci Madde İnsanın iç ve dışının. Nitekim büyük âlemin.

Nutfenin iç ve dışı vardır ki. onun ikinci denizi bilinmiştir. Nitekim Kur'an'da: 'Allah'ın kelimeleri tükenmez. O yazılmadan. Yedi gezegen feleğine yüksek babalar. unsurlara ve dört tabiata aşağı analar denilmiştir. Onun dört denizi bununla son bulmuştur. Bunlardan üç bileşik vücuda gelmektedir.ki. NAZM Aya nice bir devr ide bu çâr anâsır Kim ona ne evvel ola malûm ve ne âhir Kâh eyleyeler âlem-i tefridde seyran Kâhi olalar âlem-i terkibde sâir Tefridde çâr ola ve nâçâr ola devri Terkibe gelince se mevalid ola zâhir Bu cümle mezahirde ola muteber İnsanın ola cümle tufeylisi mezahir insan İnsan âleminin yaratılış mâyesi. Fertler ile mücerretler an an yazılmadadır. bir de yazdıklarına andolsun. bunlar kitabın kelimeleri benzeri hikmetle düzen bulmuştur. İlâhî kelimeler sonsuz olduğunu. baba sülbünde gizli iken. Zira ki meni. onun dördüncü denizi itibar olunmuştur.' (31/27). o. melekût ve mülk âlemlerine tatbik olunmuştur. ana rahminde birinci cevher olmuştur ki. büyük âlemin dördüncü denizi olmuştur. Ondan bir hareketle ortaya çıkıp. doğanın can ve cismi olup. onun üçüncü denizi kılınmıştır. buyurmuştur. o. onun evvelki denizi bulunmuştur. bu insan âlemine . buyurmuştur. ana rahminde bulunan nutfedir ki. Hak Taâlâ bize lütûyle duyurmuştur. bu bileşik cisimler vücuda gelmededir ki. (yazdıkları) mülk âleminin müfredatı ve melekût âleminin mücerretleri olduğunu duyurmuştur.' /63/1). Birinci cevher. iç ve dışı. salt sevgi idi. insan âlemi vücuda gelmiştir. Bu babalar ve analar sürekli hareket kılmaktadır. Nitekim Hak Taâlâ: 'Nun ve kalem. Yani (nun) gizli hazine sevgisi. Dışından cüz ve uzuvları vücuda gelmiştir ki. (kalem) ilk cevher. Büyük âlem. baba sülbünde olan menidir ki. İnsan âleminin dahi dört denizi bununla son bulmuştur. Nutfenin içinden ceninin his ve kuvvetleri hâsıl olmşutur ki.

ilahî. Bu sebebin kemalinin gayesi. NAZM Nedir hikayet-i leylî ki doldu arsa-i hak Ne idi halet-i mecnun-u mest damen-i çak Şarab-ı aşk idi nuş etti hüsn-ü leylîden Zehi şarab-ı mustafa zehi piyale-i pâk Cemal ü aşk-ı hüdadan bulur bu mevcudât İlâhî ente ilahî ve la ilahe sivak Cihan mezahir-i sun'-u sıfat-ı Mevladır Bu seyr zevkin eder can-ı ârif çâlâk Velik mazhar-ı insan ki hâs mazhar odur Kıyas olunmaz ona gayri mazhar et hâşâk Felek-i mülkte yoğ insan misali bir cevher Hezâr bâr aradım onu bulmuşum derrâk Kemal-i illet-i gaiye nev-i insandır Delil Hakkı edersen taleb oku levlâk (Leyla hikayesi nedir ki.) . Hakkı. yeryüzü doldu? Ni idi mest olmuş ve eteği parçalanmış Mecnun'un hali? Leyla'nın güzelliğinden içtiği aşk şarabıydı. Görünen hiçbir şey ona kıyas olunmaz. delil istersen. Mevla'nın sanat ve sıfatlarının tezahürüdür. sensin İlah. Binlerce kez aradım onu. senden gayri ilah yok. Mustafa'nın şarabı ne hoş. has mazhar odur. Cihan. bulmuşum onu süratli idrak edici. Arifin hareketli canı. oku 'levlak' hadisini. lakin insanın ortaya çıkışı ki. insan türüdür. Mülk feleğinde insan benzeri bir cevher yok.hizmetçi ve dalkavuk olmuştur. pâk piyale ne hoş! Güzelliği ve aşkı Hüda'dan bulur bu varlıklar. bu seyr zevkini eder.

Birinci. ananın nutfesidir. Cehenneme misal. Şeytana misal. Kabir azabına misal. Kabir nimetine misal. meni onda toplanır. İtiraz ve şikayettir. Kevser havuzuna misal. muhabbet şarabıdır. Cennet-i . Kabir nuruna misal. yani insan âleminin bekâ âlemine bir benzerliği budur ki. Maşheşe misal. Cehenneme misal. hafıza kuvvetidir. ikinci hazmdır. Bedenin yok olmasına misal. kitab ve mizana misal. Zebanilere misal. kendini bilmemektir. uykudur. sadık rüyadır. Berzaha misal. Sırata misal. menî hâsıl olur. Sırata misal. İkincisi neşveye misal. amel defterine misal. tedbir ve ihtiyardır. Mahşere misal. Mezara misal. rüyadır. vehmetmedir. Hesap. ârifler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selam onlara olsun) rumuzlarının bir münasebeti. Münker ve nekire misal. gönül huzurudur. ondan doğmaktır ki. İlâhî aşktır. Masivayla şuğullanmaktır. Melekûta misal. ki. babanın mesane yoludur. malûm olsun. yerin diyarına hayran olur. kendini bilmektir. İsrafil'e misal.Sekizinci Madde İnsan âleminin âhiret âlemine çeşitli yönlerle benzerlik ve ortaklıklarını bildirir. müşterek histir. kötü ahlaktır. gıdanın hazmıdır. babanın sülbüdür ki. Sura misal. Hak'dan gaflettir. dördüncü hazımdır ki. rahimdir ki. nazarî akıldır. Kabir karanlığına misal. onda nimet türleri olan his ve kuvvetler ile hayat ve can bulur. halis kan vücut bulur. Cennete misal. insanın güzellik ve cemalini görüp. fikretmedir. ölüme misal. Bir benzerliği budur ki. Mizana misal. Acıklı azaba misal. üçüncü hazımdır ki. Mevla'ya kavuşmaya misal. Kevsere misal. beka âleminin giriş yeri olan ölüme misal. Ey aziz. fercin içidir. göğsün içidir. nutfe cevherinde hâsıl olan felek konumlarının tesirleridir. tabiat zindanıdır. şirk ve hevadır. Cesetlerin haşrine misal. insan âlemidir. Zira ki hep edip eyleyen bir Mevla'dır. insan boğazıdır.

turbanın alları gibi aşağıya doğrudur. Huri ve gılmana misal. insanın başı ve yüzüdür. çoklukta teklik bulmaktır ki. hakiki fakrı bulup. Hak Taâlâ'nın misali olmaz ki. BEYT Gönül tahtı mamur ve hevadan pak oldu Rahman olan Allah. BEYT Ebediyet nimeti helâldir Elini ve dudağını dünya nimetlerine sürmeyene Mevla'ya kavuşmaya misal. ayaklar ve parmaklar. bedenin his ve kuvvetleridir. Nitekim Kur'an'da: 'Hiç bir şey onun misli olmadı. rıza balı ve aşk şarabıdır.âlâya misal ârifin kalbidir. Dört nehre misal. ilim suyu. Onda olan yerde ve gökte bulunan meleklere misal. düzenli beden uzuvlarıdır. Büyük arşa misal. Geniş kürsiye misal. Süslü tubaya misal. NAZM Ey gönül sendedir ol kaf-ı kanaat sende Sendedir akl ü edeb nutk ü belagat sende Sendedir baht-ı âla necm-i saadet sende Sendedir ilm-i ledün remz-i beşaret sende Sendedir sırr-ı Hüda bâr-ı emanet sende Sendedir genc-i nihan ayn-ı keramet sende . toplulukta halvettir. insan ruhuna misal ola. ilim sütü. hayal kuvvetidir. hâfıza kuvvetidir. arş üzerine hükümrandır. dimağın tamıdır. Kaleme misal. Tuba ağacına misal. fâni olmaktır. O Hak'ka ulaşıcıdır. Sidreye misal. Ebedî nimete misal.'(42/9) buyurmuştur. Zira ki eller. kadınların saçıdır. kâmil insanın sırrıdır. Levh-i mahfuza misal. güzel ahlaktır. Allah'ın misilden münezzeh olduğunu duyurmuştur.

denizler ve bütün beldeler hep sendedir. Sidre. Gafil olma. Cihanın halkı ve bütün imaret sendedir. Hüda'nın sırrı ve binler emanet sendedir. Müjde remzi ve ledün ilmi sendedir. büyük âlem sensin. o kanaat dağı sendedir. kalem ve arş . kerem ve kâm incisi sendedir. Zabt ile rabt ve emre itaat sendedir. Hüda'nın nuru. Ezel şarabı. Sendedir aşk ile can. Türlü hüner. Keramet pınarı. Hâsılı. levh. Bu cihan varlığı. Kararlar. gizli hazine sendedir. sen de feragat eyle. Hidayet verici zat. türlü maharet sendedir. gözünü aç. güzellik ve melahat. Akıl ve edeb. Sende bunca feraset varken özünü tanı. Saadet yıldızı ve yüce baht sendedir.Sendedir dürr-ü kan-ı kerem zât-ı hidayet sende Sendedir hamr-ı ezel sekr ü feragat sende Var iken tanı özün bunca feraset sende Sendedir nur-u Hüda lütf ü inayet sende Hâsılı sendedir ol gayet-i gayet sende Sendedir dürlü hüner dürlü maharet sende Sendedir zabt ile rabt emre itaat sende Sendedir hulk-ı cihan cümle imaret sende Sendedir bahr ile ber cümle vilayet sende Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende Varlığın aşka değiş eyle ferağat sen de Sendedir dûzih-i sûzan dahi cennet sende Sendedir iki cihan mülkü tamamet sende Gafil olma gözün aç âlem-i kübra sensin Sidre ü levh üalem arş-ı mualla sensin (Ey gönül. sende nihayet buldu. konuşma belagati sende. İki cihan mülkünün tamamı sendedir. o gayelerin gayesi sendedir. Cehennem ateşi ve cennet sendedir. Varlığını aşka değiş. sekr ve feragat sendedir. lütfu ve inayeti sendedir.

yer ve menfaatlerini. malum olsun ki. dimağ ile tamamlanmıştır ki. gözler. insan bedeninin sıhhatinin esaslarını. dalak. Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir cevherdir ki. kulaklar. iki kenarı ile kuşatılmış olan açıları başın arka nahiyesinde kılınmıştır. husyeler. kalb. Bunların hepsi. akçiğer. Birinci Madde Ruhun. insan vücudunu ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil ve renklerini onbir madde ile bildirir. sert sinirler vasıtasıyle bulunmuştur. kamış ve kadınlarda rahim ve memelerdir. bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve faziletlerini. Birinci tabaka.) 45-BÖLÜM:045: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet. karaciğer. dil. O. muhafazası lazım gelen bileşik uzuvlarının mahiyet. bazı münferit gıda ve ilaçların tabiat ve hükümlerini. Bedenin his ve hareketi. rengi beyaz bulunmuştur. göğüs. Toplamı.sensin. Dimağın yapısı bir üçgene benzer ki. mide. Gözler: İkisinden her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten bileşmiştir. beden hisleri yumuşak sinirler ve uzuvların hareketleri. atar ve toplar damarların özünden. böbrekler. on tabaka demekle bilinmiştir. safra. tabibler demişlerdir ki: insan bedeninde bulunan canın bileşik uzuvları. muhafazası vâcib olandır. Hikmetleri yukarıda bilinmiştir. bağırsaklar. bu sayılandır ki: Dimağ. Ey aziz. diyafram. mesane. . onun tabanı başın ön tarafında. yer ve menfaatlerini bildirir. dimağın anası olan zardan ve kafatasına bitişik olan zardan bileşmiştir.

Mültehimenin altında. O. yürekte doğan tabii hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir. lokmayı çevirmek. Yürek: Kozalak şeklinde koni bir cisimdir ki. kıkırdak ve hassas sinirden bileşmiştir. şeffaf ve berraktır. salbeyidir ki. O. Ya sarı veya mavidir. Menfaatleri. şebekiyedir ki.mültehimedir ki. Onun sol karıncığı. Beşinci tabaka. bundan sonra camsı rutubettir ki. kendi zatında hissizdir. hassas ve hareketli sinirden . sağ karıncığı. Yedinci tabaka. Diyafram yani göğüs perdesi: Sağlam et. Bu tabakaların faydaları uzun bir zeyl olduğundan. camsı rutubetten sonradır. sesi kabul etmek bilinmiştir. yemeğin tadını almak. İkinci tabaka. az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur. havaya temas eden tabakadır. O. altıncı tabaka. Dil: Et. kariniyyedir ki mültehimeden sonradır. Akciğer. Akciğer: Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun kıkırdaklarından ve yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir. ayniyyedir ki. ya siyah veya şehlâdır. kelamı eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur. atardamarların bitiş yeri olmuştur. rengiyle benzeşmiş zehradır. latif et ile sert zardan bileşmiştir. Bunun menfaati. Lakin zarının az bir hissi vardır. meşimiyedir ki. Kulaklar: İkisinden her birisi sadece et. O. kısa geçilmiştir. onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip. Üçüncü tabaka. Menfaati. Rengi kırmızı nar bulunmuştur. ona benzemiştir. atar ve toplar damarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna bitişik olan zardan bileşmiştir. az kan ve çok ruh ile dolmuştur. tepesi sol tarafta konulmuştur. renksiz yaratılmıştır ki. tabii hareketin menbaı bilinmiştir. erimiş cama benzer. akciğerden yüreğe ferah hava gelmiştir. hepsinden sert ve göz kemiğine bitişik bulunmuştur. Onun iki karıncığı vardır ki. altında olan tabakanın rengiyle renkli kılınmıştır. Onun kanalları vardır ki. Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki. tabanı göğsün ortasında.

makat halkasına bitişiktir. Bunlar sayıca yedidir ki. Mide: Yumru bir organdır ki. sinir. birine tutucu. Yeri. birine kolon ve birine düz denilmiştir. zarı hassas kılınmıştır. Bunların menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir. safrayı.bileşmiştir. Mide ağzı. O. Siyah köpüğe kese bulunmuştur. içi mideye mutabık. birine eğri. kan üretmek bilinmiştir. Bunun yeri. Düz barsak. atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. kandamarlarının bitişik yeri bulunmuştur. gıdayı hazmetme bilinmiştir. Bunun rengi. az kırmızı olan sert et ile çok yağdan ve . ağızdan gelip. birine ince. karaciğerden çekmek bilinmiştir. safra (öd) kesesi kılınmıştır. Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki. Dışı. birine oniki parmak. Karaciğer: Et. Sinri. leğen kemiğine ulaşık bulunmuştur. Mide dibi. uzuvlara gıda vermek için. arka kaburgalar ile midenin arasında tayin olunmuştur. et. Bunun menfaati. donmuş kana benzetilmiştir. Bunun kendi zatında hissi olmayıp. Bir cüzüne yemek borusu. Safra: Karaciğere yapışık yaratılmıştır. birine mide ağzı ve birine mide dibi denilmiştir. Kendi zatında hissi olmayıp. Bunun menfaati. atar ve toplar damarlar ile kendini örten zardan bileşmiştir. Bunun menfaati. birine kapakçık. altı. Midenin menfaati. Bağırsaklar: Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur. Rengi. O. arka kaburgalara bitişik. Karaciğer ki. etsiz kılınmıştır. yağ. üç cüze bölünmüştür. zarının hissi çok bulunmuştur. üstü göğüs diyaframına yetişik. Yemek borusu. göbeğin üstüdür. bağır kemiği bitiminde son bulmuştur. sol tarafta. atar ve toplar damarlardan bileşmişlerdir. Bunun yeri. et ve atardamarlardan bileşmiştir. sağ tarafta uygundur. o ödü karaciğerden kendine çekmek bilinmiştir. yemek borusu bitimindedir ki. Bunun menfaati. Böbrekler: İkisinden her birisi. göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur. karaciğere benzer bulunmuştur. etli yaratılmıştır.

Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki. sırtın altında kılınmıştır. dibinde iki husye konulmuştur. sinenin dışında. beyaz yağ. çok sayıda atar ve toplar damardan bileşmiştir. malum olsun ki. göbek ve mesâne arasında kılınmıştır. Menfaati. Menfaati. Yeri. ciğerden idrarı çekip. hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur. Bu sanatları hayretten nice yüz ibret alınmıştır. Yaratıcıların en güzeli Allah ne yücedir!) İkinci Madde İnsanın beden sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir. musavvir. makat ile kasık arası bulunmuştur. müşahede kılınmıştır. Böbrek ki. beden ilmidir . meniyi pişirip. oluşturmak bulunmuştur. Menfaatleri. İşte böyle sanat şaheseri bir binayı. kadınlarda yaratılmıştır. güzelleştirmek. ferce ulaşıp. Yeri. yukarıda uzuvların hikmeti bahsinde bilinmiştir. Husyeler: İkisinden her birisi. Kadın memeleri: İkisinden her birisi yumuşak et. onun kendi nefsinde hissi olmayıp. idrarı toplama ve dışarı atma bilinmiştir. Menfaati. mesaneye akıtmak bilinmiştir. dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip. zarının hissi çok bulunmuştur. Menfaati. sınıf sınıf imaretlerle tamir edip güzelleştirmek.atar damarlardan bileşmiştir. düz barsak. Mesâne: Damarlar ile katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan bileşmiştir. nutfeyi çekme ve cenini koruma bulunmuştur. Onun boynu uzun olup. kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir. Bunun yeri. Bunun yeri. bâri ve hâlik olan Allah münezzehtir. Kamış: Az etten. tabibler demişlerdir ki: Tıb ilmi. Menfaati. Ey aziz. hakîm. (İnsanı en güzel biçimde yaratan. çok sayıda atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. yağlı beyaz etten ve çok sayıda atardamardan bileşmiştir.

Din ve dünya ehline devlet serayesidir. selamet kalır. Özellikle zaruri iş bulunan tabii ölümün vakti geldiğinde. Çünkü vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse. kaide ve erkanıyle âmil olmak hoş ganimettir. gençlik ve kuvveti baki edemez. o devlet ve saadetin kadir ve kıymetini bilip. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın.ki onun nazarisi ve amelîsi haddizatında iki ilimdir. bu beden oluşum müddetinde beka bulmazdı. ecele varıncaya dek. O îrâdı noksan bulur ki. o nu bir kimse tehir edemez. âfiyet bulur. Mevla'yı tanımaya meşgul olasın. bu hararet dahi azalıp. önce mizacları bilip. amel eden kimse. Kadir ve kıymetini bilip. bol vakit bulup. onu gıda edip. Lakin mütahassıs tabib olsa bile. Allah ile dolup. o rutubetle mümkündür ki. Tedbir ve ilaca ihtiyacı kalmayıp. tedavidir. Şu halde bu tabii hararet. Zira ki bedenin oluşum ve bekası. O halde bedene dahi gün gün zaaf ve noksan gelir. Sıhhati korumanın kaidelerini bili. . fazlalarını atan sıcaklığa yakındır. Her şahıs. açık sebeblerle bedende bulunan tabii rutubeti bozulmaktan korumak ve fazla ayrışmadan koruyup. Mevla'nın marifetine nail olur. beden sıhhati bir büyük nimettir. en uzun ecel olan yüzyirmi sene yaşına gidemez. Her şahsın kendine mahsus olan mizac ve kuvveti hasebiyle ömrü müddeti ve mukadder eceli bulunan tabii ölüm ancak budur. tabii hararet dahi söner. onda zaruri sebebleri. Şu halde 'Marifetnâme' de ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını yazmak ve açıklamak lazım gelir. o maddesi olan tabi rutubeti ayrıştırarak. fırsat elde iken onu koruyasın. Bu durumda sıhhati korumanın gayesi budur ki. sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet. gıda hazmı da zayıf olur. Halbuki. Hak'kın yardımı ile vücut sıhhatine malik olabilir. Birinci ilim. Vücudu korumak saadettir. Ta ki. o rutubet az kaldığında. Ta tabii rutubet yok olduğunda. Cismine illet ârız olmayıp. eğer o îrat olmasaydı. hıfsızsıhha. rahat bulur.

soğukluğuna ve balgam çokluğuna alâmettir. Mesela soğukluk keyfiyetinden süratle müteessir olmak. Dördüncüsü. yağ ve iç yağdır. hararetine ve kan üstünlüğüne alâmettir. uyanıklığın çokluğu. Siyahlığı. dört çağdan her yaşı. beden rengidir ki. nabzın fazla hareketi. sıhhat ve âfiyette gönül safasıyle ömrünü tamam eder. Bedenin mizacları. Bunların çokluğu bedenini rutubetine. hararet ve kuruluğuna alâmettir. Beşinci. o bedenin soğukluğuna telalet eder. damarların dışta oluşu ve kalınlığı. itidale alâmettir. Sekizincisi uyku ve uyanıklıktır ki. bedenin rutubet ve soğukluğuna alâmetidir. kedi gereğince koruyarak. Sarılığı. bunun zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir. ayak ve kemiklerin büyüklüğü. yavaş bulunan hararetine alâmettir. Buğday rengi. Kırmızılığı.dışarıdan bir zarar isabet etmezse. sadece yağ ve içyağın çokluğu. İkisinin bileşimi. onun beyazı. İkisinin itidali bedenin itidaline alâmettir. uzuvların yapısıdır ki. yavaşlığı soğukluğuna alâmettir. azlığı kuruluğuna alâmettir. kendi itidaline. göğsün genişliği. bedenin hararetine alâmettir. Fakat etin çokluğu. Bu uzuvların zıt olması. soğukluğunun ifratına ve siyah köpük üstünlüğüne alâmettir. el. fiillerinde olgun olan tabiat. Dokuzuncusu büyük abdesttir ki. hararetine ve safra üstünlüğüne alâmettir. Tabiat sürati hararetine. bedenin rutubet ve hararetine. İkincisi: Et. Altıncısı infial keyfiyetidir ki. süratli infial hangi keyfiyetten olursa beden dahi o keyfiyette olduğuna delalet eder. bedenin soğukluğuna alâmettir. Yedincisi tabii fiillerdir ki. eksik veya bâtıl olan soğukluğuna. hararetine alâmettir. on alâmetle bilinmiştir. onun keskin kokulusu ve sağlam renklisi bedenin hararetine. Zarurî sebebleri altı adet bulunmuştur. . uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve rutubetine.

uyanma anında ağız tatlılığıdır. deri soğukluğu. kusma çokluğu. göz sararması. yavaş hissi bedenin soğukluğuna alâmettir. rüyada su ve kar görme. korkaklık ve ürkeklik onun kuruluğuna alâmettir. kalp zaafı rutubetine. esneme. durgunluk. uyanma anında ağzın tuzluluğudur. Balgam üstünlüğü: Beyaz renk. kelamda sürat ve çokluk bedenin hararetine. vurdumduymazlık. şiddetli susama. Gazap ve şiddet. yüz yarılması ve burun kanamasıdır. malum olsun ki. baş ağrısı.Onuncusu nefsânî intikallerdir ki. hazım zayıflığı. deri yumuşaklığı. Her şeyi en iyi bilen Allah'dır. ruha . onu teneffüs edip. hislerin bulanıklığı. sallanma. Üçüncü Madde İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve esaslarından olan altı zarurî sebebi bildirir. çıban ve basur çıkması. tükürük çokluğu. Safra üstünlüğünün alametleri: Renk sarılığı. Ey aziz. cür'et ve hiddet. susama azlığı. vakar ve haya çokluğu soğukluğuna. iştah zayıflığı. burun ucu kuruması. Birinci sebeb: Bizi kuşatan havadır ki. bu söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün alâmeti. sürat ve çokluğu bedenin hararetine. tabibler demişlerdir ki: Bedenin oluşum bekasının zarurî sebebleri altıdır. çok uyuma. geğirme. düşte ateş görme ve uyanınca ağız ekşiliğidir. çabuk bitişi rutubetine alamettir. onların kuvvet. Rüyada kızıl eşya görmek. Devamlılık ve sebatı bedenin kuruluğuna. ağız kuruması. hissizlik. dil sertleşmesi. Sayılan bu on alâmetten başka insan bedeninde olan dört karışımdan her birinin ziyadeleşme ve galebesinin nice almetleri vardır ki. Tıpçıların tecrübe ile bildikleri bunlardır. akciğer içinde ruhun dumansı buharı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp. dil kızarması.

Bu durumda ruh. karışımları hareket ettirmekle bademcikleri şişirip. Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. şu halde dört mevsimin her biri. gece ve gündüzü. azlık ve çoğunlukta. ruh ile kanın hareketiyle olur. Bu nefs hareketi. başın maddelerini sıkma ile nezle ve öksürüğü ortaya çıkarır. İlkbahar.itidal vermek için zorunlu olmuştur. Bedenin oluşum bekasını ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur. kendine uygun olan hastalığı verip. Veyahut iç ve dışa ard arda hareket eder. Eğer hava. zaaf ve kuvvete. Veya yavaşlıkla hareket eder. kanı çoğaltma ile maddeli hastalıkları ortaya çıkarır. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin tesiri. sıcaklık ve soğukluğu değiştirmekle hastalıkları çoğaltıp. Bu mevsim. bedeni ayrıştırmasından ısıtması daha çok bulunmuştur. zıttını giderir. balgamı çoğaltma ile hastalıkları verip. madem ki hali üzere safî ve mutedil kalıp. Gerçekten. rutubeti ayrıştırma ve kalbi ısıtma ile susuzluk ve hareketi ortaya çıkarır. mevsimlerin en sıhhatlisidir. Veya tedric ile hareket eder. ya bedenin dışına defaten hareket eder. Ruhun bu anılan hareketlerinde . Hacalet zamanında bulunduğu gibi. Bu hava. piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır. hükmü dahi değişmiş bilinmiştir. hüzün ve keder vaktinde bulunduğu gibi. Hareket ve sükunun ifratı bedeni soğutur. Veya ruh bedenin içine defaten hareket eder. şiddetli gazap halinde olduğu gibi. yavaşlık ve süratte muhtelif olduğundan. İkinci sebeb cismani sükun ve harekettir. sevdayı çoğaltır. kötü duman ve rüzgârlarla değiştiyse. Hayat ve sıhhat için en uygun ve en latif ve en tatlıdır. Bu beden hareketi. Sonbahar. Kış mevsimi. yaz mevsimi. meyveleri çoğaltma ile kanı azaltır. ferah ve lezzet sırasında bulunduğu gibi. onun aksi bilinmiştir. safrayı çoğaltmakla hastalıklar verip. yeme ve içmeyi düzenler ve hazma yardım eder. az ama çok kuvvetli ve süratli hareketin. Hareketin itidali. Üçüncü sebeb: Nefsanî hareket ve sükundur.

o halis ilaçtır. Veya sadece suretiyle tesir eder ki. Zira ki uyku halinde. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki. Onun için beden. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. bedenin dışı. soğutucudur. Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki. o. Sekmoniya gibi. soğukluğu üzere kalır. ruhun girmesiyle beden içinde hazmı kabil gıda bulduysa. kâh kalın ve kâh orta olur. bedeni ısıtır. terki caiz olmaz. özel etkisi olan ilaçlar böyledir. Gece uykusuzluğunun çokluğu. bunların her birinin bedene . öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle. Zira ki. Uyku ile uykusuzluk arasında tereddüt dahi kötü olup. dalağa zarar verir ve üzüntüyü artırır. Gıda ise kâh latif. Eğer muhalif ise. o. Bu durgunluğun ifratı. Soğuması. maddeyi ayrıştırarak tabii rutubetle açlığı verir. uyurken uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. uyku sükuna benzer. onu hazmedip. o. eğer onun özelliği bedenin mizac ve hayatına uygun ise tiryaka şamildir. kendi hararetiyle yemeği hazım içim beden içine yönelip. bedeni soğutur. ikinci tabiat bulunduysa. Uykunun ifratı. Bu hareketin ifratı helak edicidir. Eğer hazmı kabil olmayan gıdayı veya karışımı bulduysa harareti hareket ettirmekle onu neşredip. o has gıdadır. uyanıklık harekete benzer. Elam gibi. Dördüncü sebeb. bedeni ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur. Eğer uyku. hazmı bozuk edip. o halis gıdadır. Beşinci sebeb yiyecek ve içeceklerdir. O. Ancak yavaş yavaş terki gereklidir. şaşkınlık ve eleme sebep olur. bedene ya keyfiyetiyle tesir eder ki. azlığındandır. Zira ki.bedenin üzerine hareket olunan tarafının suhuneti ve kendisinden hareket olunan tarafın soğukluğu lazımdır. Ya salt maddesiyle tesir eder ki. hem keyfiyetiyle tesir eder ki. ruh. uyku ve uyanıklıktır ki. bedenin ısınması kanın hararetindendir. özelliği olan gıdadır. Eğer gündüz uykusu itiyat olunup. dimağı zayıf. rengi bozar.

Kış mevsimini kürk ve kalın giyeceklerle karşılayıp. tıb bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma. beyaz elbise ve soğukluk veren keten giye. Ama kuşatan havayı gözetmek önce gereklidir. tatlılar. kan kanallarını doldurur. kusmaktan. İlkbaharı kan aldırma. her hareketi itip. bedeni soğutur ve boşaltır. kokuşma. Kavrulmuş şeyleri kullanıp. ile karşılayıp. Dördüncü Madde Altı zaruri sebebden üç sebebin tadillerini bildirir. Sonbaharda çok cimadan. bunların mutedili cisme faydalı ve sıhhati koruyucudur. Ey aziz. nar gibi teskin edici maddeleri yiye. kavun ve karpuz gibi rutubetli meyveleri seçip. Bu mevsimde ani ve kuvvetli hareketler bedene faydalıdır. safrayı mahveden latif soğuk gıdaları yiyip. gecenin soğuğundan ve öğle sıcağından sakına. Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa. bedeni rutubetlendirir. İstifranın ifratı. yaş meyve yemekten. vücudunu gözetme gerekli iştir ki. Hıyar. Bunda . O surette ifrat derecede istifra. her ısıtan ve boşaltan gıdadan sakına. İfrat derecede hapsetme. fenalığı önler. baş açmaktan. gölgeye sığınma. soğuk içeceklerden.gıdası ya çok olur veya az olur. et ve keşkek gibi çok sıcak gıdaları seçe. ancak o. gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. malum olsun ki. tabii harekete takviye verip. Yaz mevsiminde hareketsizliğe devam. rutubet. sıcak hamamlar gibi sıcaklıklardan kaçınıp. gıdayı yumuşatmak ve pişirmek için ve onu dar yollara geçirmek için kullanılır. sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile gözete. Altıncı sebeb istifra ve hapsetmedir. Kuvvetli hareketler. soğuk su ile yıkanmaktan ve bütün kuru şeylerden kaçınıp. iştah kesilmesi ve ağırlık yapar. Ancak ârif ve âgah olan hepsini Allah' dan bilir. kusarak istifra ede. Meğer ki o istifra olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi soğuk ve kuru ola. Mutlak su basit olduğundan bedene gıda olmaz.

beden gıdasız beka bulmaz. ya soğutup yahut sıcaklığını söndürür. uzun müddetle çoğalırsa. bedene keyfiyetle zarar verir. Veya kemiyeti ile zarar verir.kusmak. onda bir fayda kalmaz. kuruyup rutubeti gider. tabiat fırsat bulduğundan. Eğer o toplanan madde istifra olursa elbette beden o tedaviden incinir. Eğer mutedil hareket açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir riyazettir ki. Cismanî hareket ve sükunda itidal: çünkü bedenin içinden ve dışından bulunan sebebler ile daima ondan ayrışan cüzlere bedel. fazlalıklarının öyle bir derece izale eder ki. onu gıdayı kabul edici eder. İfrat ola odur ki. mizaci hastalıkların çoğundan uzak eder. onunla bedene hararet gelip. o . O fazlanın atılmasına. Yani akşam yemeği. Zira ki istifra edilenin çoğu zehirlidir ki. onunla yüz rengi kızarıp. cisme sürur ve hafiflik verip. Yani kan kanallarını kapatıp bedene ağırlık verip. istifra olunsa da zararlıdır. onda kanın akışı çoğalır. son yemeğin vakti geldiği zamandır. ya pörsütür. Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa. mide. Hiç bir gıda yendiği şekilde bir uzva cü olmaz. kuvveti zayıf edendir. rutubetleri ayrıştırma ile sinir ve damarlara metanet verir. deride damar ortaya çıkar. Şu halde biriken fazlalıklar terk olunsa da. ama o hareketler ki. bedene yararlı olan karışımı dışarı çıkarmaktan hali değildir. Bütün maddi hastalıklardan emin edip. hiçbir hazım yanında bir fazla kalmaz. Şu halde eğer o fazlalar terk olunup. belki dört hazmdan her birisi yanında gıdadan bir farzla bir lahza kalır ki. karaciğer ve damarlar içinde hazm olunup. gıdaya muhtaç olmakla. Mutedil hareket odur ki. Yani bedeni ya ısıtır. Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp. Bu riyazetlerin vakti. Mafsallara sertlik verir. kabızlık hastalıklarını verir. Halbuki riyazet adı verilen beden hareketi o fazlalıkların doğurduğunu bile men eder. o kadar madde toplanır ki. gıdanın alınması ve hazmının tamamlanmasından sonradır. ona iltifat kılmaz.

Tak ki. Kulağın riyazeti güzel sesler ile leziz nameleri dinlemektir. Şu halde dimağın riyazeti aksırmak olur ki. Bu. Gemiye binme. Bağlanılmış iple (salıncak) sallanmaktır. yakalamak ve ayağın riyazeti gitmektir. galip olan sevinçli ve neşelidir. Çünkü her uzvun bir özel riyazeti olur. korku. o yel onlardan ayrılsa. güzel eşyaya bakmaktır. Uzuvları ovma dahi. hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmekten aczi sırasında hâsıl olur. Nitekim. . at sırtında mutedil gitme gibidir. Zira ki. Akciğerin riyazeti. rengi kırmızı görünür. eğer onda kusma gerekirse. zihin karışıklığı. Onda yavaşlıkla başlayıp derece derece sesi yükseltmek rahattır. top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir. Uzuvların ihtilaç (seğrime) illeti bir galiz rizgardır ki. onun kuvveti eşyayı itmede ham ellerden ziyade olur. Bedeni ısıtmasından ziyade ayrıştırandır. yük taşımada çok olsa. titreme. kanı derinin dışına çekip. gam ve gayretten meydana gelir. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip. onunla adaleler ve onlara yapışık olan deri hareket eter. Mağlup olan gamlı ve gazaplıdır. bu riyazetten sayılır. onda bulunan ezayı ve onu genizden bitişen habis rüzgarları iter. o hareketle tabiat. o. tutması ki. Mutedil olan at binme güzel bir beden riyazetindendir. hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur. öksürüktür ki. Gözün riyazeti. onda olan galiz balgamı veya göğüse isabet eden şiddetli soğuğu ondan atar. Zira ki. Elin riyazeti. Eğer ovmak sert hırka ile olursa. ifratı zahmet verir. nefs onda ferah ve elemi ardarda toplayıcıdır. Belki her kuvvetin şanı uzvun hareketi gibidir. karışımları hareket ettirici ve mideye faydalıdır. Nitekim. Mesela elin hareketi. Özellikle o hareketin türünde ziyade kuvvet bulur. o hareketle tabiat. Göğüsün riyazeti okumadır. İstiska ve cüzzam gibi müzmin hastalıkları def edicidir. Müsabaka dahi nefs ve bedenlerin riyazevtidir. gazap.uzuv dahi kuvvetli olur. beden gayet faydalıdır.

beden zaafı. ona mecezi aşk derler ki. Şehvetin aşırısı şere. Eğer bir tabib onun nabzına el basıp. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. O bir hastalıktır ki. azı cüben ve itadali şecaattır. Gazabın aşırısı tehevvür. BEYT Aşka feda olana ilaç yoktur. Eğer dinlemeyi terk ve cimayı çoğaltma ile acilen ilaç olunsa. çoğunlukla gençlere ve bekarlara ârız olup. sevgilinin şekil ve şemalini aşırı derecede güzelleştirme ile fikretme ve düşünmeye yapışma ve devam etmedir. ona sevgilisini kötüleme ve buğuz etme ile ilaç verilir. nice akran ve yaranı vasıflarını saysa. az uyumaktan seherlerde uykusuz kalır. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. Bunun alameti renk sararması. Ancak onu küçümseme ve alay etme. sanki bir leziz nesneye bakar gibidir. şehveti dahi bulunur. nefse izzet. onun sevgilisi olduğunu bilir. o akıllardan ise. yüzünün rengi değişirse o ismi. nefse lezzet ve iki cihanda rahat ve selamettir. Mesih ona tabib olsa bile . aşka delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır. hangi isim il enabzı değişip. helak olur. azlığı humut ve itadali iffettir. sesi hazin gelir. göz morarması bilinir. Eğer. o sevdadan vazgelir. İçiah ile. Çoğunca o fikir ile cima. Şere nefsin istilasi ile aklı yendi ise. dünya ve diyaneti korumaktır. Eğer ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün değilse. Bu âşığın gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir. mal-i hülyanın bir türüdür.Nefsani sükûn ve hareketin itidali gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun kendisinde olan gazap ve şehvettir. düzensiz olur. Bu aşkın sır ve sebebi. yağ kuruması. Ona kavuşma gibi ilaç olmaz. nasihat kabul edip. Onun tavır ve halleri. aşk onun tabiatına tahi istila edip. âşık olduklarından başkasından onları yüz çevirttirir.

karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp. o. kuru gıdalarla uykusu hafif olup. itidal bulur. Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki. Tak ki. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. Sonra yine iki saat kadar sağ tarafı üzerine yatıp uyumak gerektir. maddeyi ayrıştırır ve akıtır. Ey aziz malum olsun ki. birinci hazımda mideye yardımcı ola. maddeye ziyade üstün olur. yani sekiz saatten ziyade uyur kalır. gıda. onu ısıtıp. onun dimağında rutubet üstün olur. karaciğerin harareti onu ısıta. süresi mutedil ola. Eğer midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku il yardımcı olursa. maddeye ziyade üstün olur. yani yirmidört saatte . uyanıklığın terletmesi. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. Zira ki uyanıklıkta hararet dışa yönelip. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. Uyanıklığın terletmesi. gıda ile ya karışım ile dolu olur. Kimin ki uykuda terlemesi sebebsiz çok olur. uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır: Maddenin tabiatını istila bakımından. önce yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır. meşhur altı sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile itidal edip. sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay olup. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. ikinci hazımda bulunma. Yani dört saat geçecek kadar değin ola. Hazmolunduktan sonra kestirirse yani yemem içmeden sonra iki üç saat geçmesinde uyku bastırıp.Beşinci Madde Zaruri altı sebebden kalan üçünün itadalini bildirir. ömrünün sonuna dek sıhhat afiyetle gide. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer gıdanın inişine yardım ede. İki saat kadar solu üzerine yatıp uyumak lazımdır. Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur. top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını korumaya taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki. O. Ta ki. Kim ki uykusuzlukla mübtela olur.

Hazmolunmuş yemek üzerine başka yemek sokmaya. İstihasını giderip. Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu hazımda karışmaya. Zinhar iştihasız yemek yemeye. onun hali üzere kalması murat olunur. Yemek vakitlerini gözetmek elbette . Ama ilaç olan meyvelere iltifat etmeye. nefsini daraltır. Yaz günlerinde soğuk gıdalar. üzüm kuru üzüm seçe. Veyahut hazır yiyecek onda buluna. mizac itidali için yenile. Nefsinden gıda iştihası kalmış iken. Eğer bozulmuş bir sıhhati. ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur. bu boğucu kâbus buharı ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar. Süt ve arpa suyu benzeri rutubetler ile uyku gelir. kümes hayvanları eti ile yetine. geri bırakmaya.ziyade uykusuz kalır. Lokmayı küçük alıp. ondan el çekmek lazımdır. ta ki hazımda tabiata şaşkınlık gelmeye. Zararlı tatlıyı. Tuzsuzlar tuzluyu. yemek çeşitlerini çoğaltmaya. Boğucu kâbus ki. Meğer ki. tatlı ile gider. Meyvelerden ancak incir. tuzlular tuzsuzu mutedil eder. Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya özenen kimseye lazımdır ki. Şu halde bunun ilacı. ekşiler. kışta sıcak gıdalar ala. uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki. koyun eti. ekşi defeder. Ekşi gıdalar zararlıdır. bedeni kurutucu. mülayim tatlılar. ona zıttı verilmek lazımdır. Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. o hamam ile rahat bulur. çiğnemeyi çok ede. o bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere zarar vericidir. gıdalardan siah taneler gibi pisliklerden temizlenmiş buğday ekmeğiyle. hareketten menedip. Tatlı gıdalar. üzerine bir ağır nesne düşüp. istifra ile beynin temizlenmesidir. bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir. kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa. onu sokup. mideyi rahatlatıcı. Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki. Tuzlu gıdalar. Yemek saatlerini uzatmaya.

susuzluk yapışıcı balgamdan veya tuzlu balgamdan dolayı olur. Mübarek nil suyu bu güzelliklerin çoğunu toplamıştır. Yemek vakitlerini düşürerek. Eğer o susuzlukta sabır olunsa. Yüksek bir yeden aşağıya inip gide. yavaş yavaş terk etsin. Kaynağı uzak olup. Su içmek. iştihası zayıf olan kuvvet bulur. çok olur ki. Menba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır. uzun süre akmakla incele. çocuğun meme emdiği gibi. Mağara suları ve kuyu suları onlardan daha serttir. karıştırmak tabiata müşküldür. faziletten nihayet bulmuştur.lazımdır. kokuşmuş şeylerden uzak ola. şiddetli aka gele. hastalığı körükler. soğuk içecekler oldukça kötüdür. meyveler üzerine özellikle kavun üzerine su içmek. üç yudumdan ziyade içmesin. susuzluk dahi gider. Lakin kötü gıdalar alışmış olan. özellikle cima. Lakin midesi sıcak olan kimse yemeğin arasında ve akabinde su içmekle istifade eder. tabiat o susatan maddeyi eritip. Halbuki su içmeye iltifat olundukça. çok olur ki. o zaaf. birle yetinsin. her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp. Zira ki. bir kere gecede yemek. zira ki. devam etmeyip. özellikle kuzeye veya batıya aka. susuzluk çoğalır. bunun gibi susuzluk maddesini bal gibi sıcak şeyler yatıştırır. Her nefeste. Zira ki gündüzde bir kere gıdalanmak. bozucu ve kötüdür. Eğer bu vakitlerde susuzluğa tahammül olunmazsa. Yemek arasında su içmek. Suların en iyisi nehir suyudur. müshil içme kaplarında. Her zaman ayakta su içmek hatalıdır. Aç karnına ve terli iken. Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur ki. Özellikle pak yerde akıp. Hemen sonra içmek. biri birine incelik ve kalınlıkta uygun değildir. yemekten iki üç saat geçmesinden sonra faydalı bilinmiştir. Ancak zemzem . Toprak altında olan kerizler içinde akan sular sertlik bulmuştur. Zira ki bu iki su. Şu halde su içmekle hararet mutedil olur. hamam. hararet çokluğundan gelir. dudak ile kâse kenarı arasında yalama ile içip üç nefesten geçmesin. İnceliğinden ağırlığı hafif ola. vacibtir. Çok olup.

suyu şifadır. rahat ve selamettir. Ta ki. sağ yanı üzerine yatsın. yumuşaklık bulup rahatla o bozucu gıda gitsin. sakızla kaynamış sıcak su içip. sefercen ve ekşi nar gibi meyveler yesin. o saat kusmaya can atsın. Eğer tabiatı kabız olursa. onu incir ve sinemaki gibi içeceklerle yumuşatsın. nohut sakızı. özellikle ihtiyarlık tabiatına yumuşaklık. Sonra elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın. geğirmekle çakan duman ile ekşime ile veya sadece ağırlıkla gıdayı bozucu bulursa. ermeni çamuru. tebeşir ve kimyon gibi kuru şeylerden yesin. onu sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun. Ta ki. yorgunluk akabinde Yemek akabinde ve yatakta Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki. Veyahut bir parmak bala ince tuz katsın. Veyahut elma. Eğer ishal olursa gül yaprağı. fesleğen tohumu. Eğer dolarsa gıda fazlalığından midede hasıl olup. daima kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola. Eğer tabiatında aşırı yumuşaklık bulursa. İnsan hayatının temeli mide Eğer bağlanırsa ki açılmamalı Eğer bağlanmamacasına açılırsa Dört tabiat muhalif ve serkeş . Ve pamuk ile makatında yarım saat kadar taşımaya tahammül etsin. NAZM Beş yerde su içmekten sakın Çünkü o hastalığı çeker Hamam. Alışılmış olan boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır. Eğer kusmak ona zorsa veya vakti değilse. Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır. dövülmüş mazı. Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak zararlıdır. tabiatın yine normale yetsin.

Eğer gâlib olursa dörtten biri Elbette ârif ve kâmil olanlar Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam Bağlanırsa gönüle elem verir dünya hayatından götürür ölüme Nice günler hoş kaynaşmışlar Söker kalıptan can koymaz diri Geçici dünyaya gönül bağlamazlar Altıncı Madde Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın itidalini bildirir. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola. hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa. vücuda zararlı bir oyundur. kuruluk ve boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır. Gazabı zayıflatıp. ona öne alma ile girişme. boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır. âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça. cima ve hamamdır. Yemem ve beslenmeye bedeni hazırlar. cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp. birinci hazımdan sonra vâki olanıdır. Cimanın en faydalısı. Balgam hastalıklarının çoğu onunla gider. Cima şehveti kuvvet bulmadıkça. Ey aziz. bedenin hararet. top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı. onun soğukluk. Bedenin hararet. rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı. kötü vesveseyi ve sevda düşüncelerini giderir. baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. rutubet ve kuruluğunda. tam neşe. Çok olur ki. tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. bedenin . Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik. yemek isteği ve uyku gele. zira ki mutedil cima. Meni buharı. Eğer o. malum olsun ki.

elbette kuvveti çeker. Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur. tabiata aykırı ve zararlıdır. çok cima. mesane iltihabı kalmasın. konuşma ve iltifat ile göğüs. Mübtelasını titretip. meni boşalması çok olup. o fazla madde bedenden gider. önce uyun. Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla. inzal zevkini önler. sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. biri de cima ile ilgili hikayelerdir. hislere kuvvet verip. ondan. Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. Pişmanlığa sebep olur. Kasık kıllarını kesmek te şehveti uyandırır. açılmış baldırları arasında dize gele. dudak ve yanağını öpmeli. Göğüs ve kasığını ovmalı. vücuda sıhhat. hepsi âfiyet bula. Acuzeye. Boşalma tamam ola. tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder. Ta ki iki meni karışıp. Genç ve güzel kadınla cima. Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan. kadın dahi ondan lezzet ala. Vakta ki kadının gözü değişip. Biri kadın seslerinin nağmesini duymaktır. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir. zira ki ihanet ve eziyeti toplar. sinirlerini boşaltır. endamı boşaltır. Cimaı tahrik eden şeylerin biri. Livata. küçük bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. hastılak olmasın. Bız'ın rutubeti ona damlayıp. kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. Bu durumda başka şeyler düşünerek. insanların cima ettiğine muttali olmaktır. bu arzuyu yenmek . hastaya. göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala. Ta ki artan meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup. rahme girmeye yol bula. Ta ki inzalı kolay olup.içinde hapsolup. Tam bir çocuk vücuda gelip. O zaman üzerine düşüp. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını sırtı üzerine yatırıp. kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. âleti yumuşatır. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala. Sonra âletiyle bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. çirkine. rutubeti kurutur ve üzüntü verir. Zira ki bular. kaplarına dolduğunda husyeleri şişer. ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. ondan.

Kâh olur ki. bit bedende defaten hâsıl olur. bu derece çoğalır ki. kuruluk ve hafakan verir. hamamın havasından daha soğuk olan havaya çıkar. Hamamın içinde uzun bekleme. o vakit süratle dışarıya gelmelidir. sudan çok kullanmalıdır. harekitiyle ürer. su kullanmadan önce. örtünme ve kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. Zira ki beden. uykuyu kaçırır ve şehveti keser. üçüncüsü sıcak ve kuru olandır. Hamamdan sonra. bulanıklık. Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir. Hamamın en iyisi. Mizacı rutubetli olan havayı. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye başlarsa. Zira ki cildi. Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin. . binası eski. baygınlık. sıcaklığı orta olandır. ter boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek gömlek ile tamamdır. Tuzlu su ile yıkanmaktır. suyu tatlı. suyu havadan çok kullanmalıdır. Onun ilk odası soğuk ve rutubetli. ikincisi sıcak ve rutubetli. rutubetli ve kızarmıştır. Cima ile boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup. hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir. ıztırap. Rutubetli buharı çoğaltmak için. Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. üzüntü ve sıkıntıya sebebtir. Böylece vücud sıhhatini koruyup.gerekir. Şu halde ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan. Beden hamamın suyundan emip. Mizacı kuru olan. Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından. eliyle istimna etmek. çok terlemelidir. evinin döşemesine su serpip yatmalıdır. rengi sarartıp. Onun için erkekler ziyade bitli olur. içi geniş. BEYT Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun Deyip.

hamamda terlemeyi çoğaltsın. Lakin sirke balı içerse. Uyuzu iyileştirir. ondan süretle gidiy. Riyazeti az olan kimse. Gerçek o ilaç. insan bedenine gelip. bedeni kurutur. hastalıktan emin olur. mizacının itidaline yetsin. İtidal üzere yağlanır. Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. mafsal ve romatizmaya şifa verir. yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile yıkanma. öğle öncesi sıcak mizaclı ve normal etli olan kimselere sıhhattir. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir. tabii olarak soğuk olan su. Madenî suların hepsi. titreme ve felce ilaçtır. tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi vücudunun hekîmi olmalıdır. Ta ki vücudu sıhhat üzere kalmalıdır. Kültürlü kaplıcaları kullanma. hamam ile ter olup gitsin.çektiğinden. Ama ihtiyarların. yağlanır ve hastalıktan emin olur. Yaz günlerinde. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar. malûm olsun ki. yaralara merhemdir. bedenin yağlanmasına sebeb olur. soğukluğunu bulduğunda. çocukların. Eğer hazmolunduktan sonra hamama giderse. fazlalıkları atıcı. yemekten sonra vâki olduysa. beden kokularını giderir. Her birisini hükmüyle kullanmalıdır. ishal ve nezlesi olanın. Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak. onun ârizî hareketi. onunla beden kendi tabii . özellik ve hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir. Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini bilmelidir. Ey aziz. insan bedeninde keyfiyetiyle tesir eder. gençlerin bedenine güç verir. hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder. Yedinci Madde Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini. Gıdalardan her birinden her bir deva ki. Soğuk su ile yıkanma. Bu boşalma ile vücut. bedeni dahi soğutur. Eğer hamam.

Süt ve meniyi çoğaltıcı. Özellikle hamı faydalıdır. İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Ekşisi. Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır. Şu halde eğer o tesir az olup. Anason: Bilinen bir tohumdur ki. Gıdaların da hükümleri. Bevli ve hayzı söker. bit türemesine engeldir. karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir. o ilaç dördüncü derecededir. Ona zehir ilaç adı verilmiştir. o ilaç itidallerden ve o keyfiyetten yana dışarıdadır. o ilaç üçüncü derecededir. eğer bedene keyfiyyetten ziyade tesir ederse. rahim. Eftimon: Bir kuru ottur ki. Kurusu. Bel ve sırttaki kan ağrılarını giderir. bu ilaçlar gibi bulunmuştur. hissedilmezse. Eksisi. eğer bedene insanî keyfiyetten ziyade tesir etmezse. lakim zararı helak edici değilse. Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Sevda hastalıklarını ve balgamı gidericidir. Gençleri ve hararetlileri susatır. Kokusu müsekkin. Onun tatlısı mideyi bozar ve ishal eder. birinci derecede kuru ve ikinci derecede sıcaktır. Gıdası iyidir. Karnı yumuşatır.hareketinden uyanırsa. o ilaç birinci derecedir. Sara ve malihülyayı defedicidir. düşkün ve yaşlılara faydalıdır. Eğer bedene zarar verirse. tatlısından daha az ishal eder. Sıcak ve kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır. Böbrek. kalbi teskin edip. Eğer zararı ölüme varırsa. safrayı söker. mesane. Yeli ayrıştırmada tam etkisi vardır. (ELİF) İbrişim: Sıcak ve rahattır. Hepsinin hükümleri hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır. o ilaç mutedil. Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan. . üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır. Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin için buhar ve suyu faydalıdır.

Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır. Sarısı bal ile karıştırılıp. mide ve iştihaya kuvvet verir. O. onun halidir. öksürüğe . Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır. Kuvvetlisi. En faydalısı. onu giderir. zehirli rüzgâra faydalıdır. Yemek ile yenmesi faydalıdır. yüzü kızartır. Sarısı hararete. ayrıştırıcı. baş ağrısı yapar ve aklı hafifletir. taze olan yumurtadır. Mesanede oluşan ve böbrekte peydalanan taşları düşürücüdür. Üçüncü derecede ısıtıcıdır. kesici. tabiatı yumuşatıcı. Onu sirke balı düzeltir. İdrarı kuvvetlendirici. İdrarı çoğaltır. basur ağızlarını açıcıdır. Öldürücü kurşun madeninin cevheridir. ses kesilmesine. (BE) Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur. Beyz (yumurta): En iyisi. ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır. göz ağrılarına. Normal olarak yenmesi. Gözü kuvvetlendirir. Tuz ile siğili sökker. mideyi temizler. Parlamaya faydalı. Pişmiş soğan çok gıdalıdır. burun kanını keser. yumuşatıcı ve açıcıdır. Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki. uzuvları kirden pak eder. Suyuyla yıkanmak. boğaz sertliğine. Beyazı. ağrıyı dindirir. güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir. Ekşisiz kurutucu ve kabız edicidir. Yenmesi. Birinci derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur. çok yenmesi. Pişmişi yaranın üzerine sarılırsa. nefes darlığına. birinci derecede ısıtıcı ve ikinci derecede kurutucudur. yüzdeki sivilcelere sürülse. Bedeni kirden açar. yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının sarısıdır. beyazı soğukluğa ziyade meyilli olmuştur. Damarların ağızlarının açmak. İsmet: İsfahan sürmesi denir. Süratle safraya dönüşür. Lakin susatıcıdır.zehrin zararını gidericidir. Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur. Beyazı yüze sürülse.

Normali gıda vericidir. Hazmı ağırdır. karaciğer. Bayat yumurtanın sarısı kabız edicidir. (CİM) Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır. Belki kuvvetli hayvandır. (DAL) Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur. idrarı getirici ve tabiatı kabzedicidir. Onun yağı. sarı ve siyah eder. Oldukça latif ve çekicidir. Cinsî kuvveti artırır. tıkanıklıkları açıcıdır. tıkanıklık. Tavuk yumurtası. Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. çabuk nüfuz edici. Her bozukluğu düzelticidir. Gözü kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır. Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır. Eskisi. özelliği. Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur. ağzı tebşirdir. Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir. zira ki o. Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Yumurta et kuvvetindedir. . Kokusu güzel.ve kanın havalandırılmasına faydalıdır. Mesanede taş yapar. Hazmı güz ve harareti çoktur. hayvanın cüzüdür. Bal ile soğuk mideye faydası iyidir. açıcı. Rengi bozar. en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir. yemeği hazmettiricidir. Onun tohumu idrarı getirir. ısıtıcı ve kurutucudur. Onun baş ağrısı vardır. Dimağa yararlı olup. baş dönmesi. dalak ve mideyi kuvvetlendirici. Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir. Cübn (peynir): Tazesi. öksürüğü defeder. rutubetli ve soğutucudur. Sevda. Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır. uyuz ve cüzzamı doğurur. Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede rutubetlidir.

Soğuk nezleyi. rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır. Faydası.ayrıştırıcı ve eriticidir. . kalbi açıcıdır. Mideyi kuvvetlendirici. Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır. Göz perdelenmesini ve kararmasını defedicidir. karaciğer tıkanıklığına. yüzdeki siğillere ve titremelere çoktur. rutubetli öksürüğü defeder.

You're Reading a Free Preview

İndirme