P. 1
SAMİHA AYVERDİ İLE SIRRA YOLCULUK CEMALLNUR SARGUT

SAMİHA AYVERDİ İLE SIRRA YOLCULUK CEMALLNUR SARGUT

|Views: 768|Likes:
Yayınlayan: Şule_naz
SAMİHA AYVERDİ İLE SIRRA YOLCULUK CEMALLNUR SARGUT
SAMİHA AYVERDİ İLE SIRRA YOLCULUK CEMALLNUR SARGUT

More info:

Published by: Şule_naz on Jan 30, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/10/2013

pdf

text

original

Sections

00034715121

y

'^5;

fif]

HA AYVERDI

ile

-^^'

rra
elciili/i
^FL

CEMALNUR SARGUT
derleyen:

SADIK YALSIZUÇANLAR

Digitized by the Internet Archive
in

2009

with funding from
Hill

University of North Carolina at Chapel

http://www.archive.org/details/smihaayverdiilOOsarg

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA YOLCULUK
Cemalnur S ar gut

Derleyen:

SADIK YALSIZUÇANLAR

DNIVfiRSlTY IIRRARY UNlVliRSn Y OK NORIII CAROI.INA

ATCHAPia ML.

it llrs l(*fH

1

Nefes Yaynlan

SâmihaAyverdi
Cemâlnur Sargut
Derleyen:

ile

SIRRA YOLCULUK

Sadk

Yals^uçanlar

ISBN: 978-605-5902-06-3
Kitap yayn no:
1

2009, stanbul

Editör: Ne^e Ta^

Kedaksiyon: Cangüf^el Zülfkar

Kapak tasarm: Hümanur Bal Mizanpaj: Sanem Ömürlü Kapak & iç bask: Pasifik Ofset.
Cilt: Pasifik Ofset

Nefes Yaynlan;

Badat Cad. Gü^lSk. BilkanApt

A Blok no:1 1/2 Selamiçeme, istanbul
Tel: (216)

359 1020- 359 1021 Fax:(216)359 4092

ÇNDEKLER
TAKDM
ESERLER Roman:
Hil<âye:
j

vi vi vi

Mensur
Hâtrat:
Kültür,

iir:

vi

vi

medeniyet ve

tarih:

vii

Biyografi:

vii
vii vii

Otobiyografi:

Seyahat:
Portre:

vii
vii vii
viii viii

Deneme:
Makale:

Mektup:

Sadk Yalszuçanlar
Üç KADIN BR RESM

1

Çocukluum br Güldü

12

SÂMHA AYVERD,

HOCASININ MÂNÂSI

ÖNÜNDE YOK OLAN BR NEY GBYD... 22
.

Hey Koca SâmIha, KItaplarinla Dergâhimi YenIden Açtin

50

SÂMHA ANNENN

ESERLERNDE YAZDII HER CÜMLE, KENAN RFÂÎ'NN

MÂNÂSINDAN BRER ÖRNEKTR

69

SÂMiHA Ayverd, Hem Çok

yi

Br Mevlânâ Hem De Çok

Iy

Br
78

Îbnü'l-ArabÎYorumcusudur

SÂMHA Anne,
Profesördür

Ken'an RfâÎÜnverstesnden Doktorali

Br
91

Onun çin

FâtIh'In

stanbul'u

FethI,

TevhdIn Fethdr
EN AZ

105

DOST'üN NGLZCE'YE ÇEVRLMESYLE
Kii

BENM TANIDIIM

BE ALTI
114

MÜSLÜMAN Oldu

Çok KULLANDIIMIZ Ak Keumesn Hiç TANIMADIIMIZI Yusufcuk'tan

ÖRENYORUZ

148
GAYRETLERYLE BALAMITIR

EB- ARUS TÖRENLER, SÂMHA ANNENN

160

u DÜNYA Ah u Dünya...

ÎlÂ-Yi

Keümetullah Aki le Dolup Tamanin,

Onun çn Ölmenn, Ölümsüz NeOlurBrBleblse

Hayatin Ta

Kends Olduunu Br

Blse,

168
VARDIR

SÂMHA AYVERD'DE DERN BR TÂRH UURU VE SEVGS
Halk çre

180

Br âyneym. Herkes Bakar Br An Görür, Her Ne Görür KEND YÜZÜN, Ger YAH, Ger Yaman Görür

206
218
222

SÂMHA Anne Hayret nsaniydi
Gönül ANNESNN Nur'u Cemalnur Hoca
Evlad

222

Acs

227

HAKKINDA YAZILANLAR

229
Öteki

Yusufçuk

:

Aynann

Yanma Sçrayan

Bir

Dü Yazs
229

Enis Batur

Sâmiha Ayverdi'nin stanbul'u
Selim leri

232

Sami ha Ayverdi
Mustafa Özçelik

237

RFÂNÎ GELENEK ÇERSNDE
Yusufcuk'ta

SÂMHA AYVERD
249

Geçen Baz Tasavvuf? Mazmun Ve Temalar Üzerine

Sadk Yalszuçanlar
ESERLERNDEN Seçmeler
Dost

271
271

Üç Turunçlar
Yusufçuk

276
281
295

Hanc Bektâ-

Velî

307

Semiha Cemâl Hanm 310 Onüçüncü Asr Anadolu'sunda Tasavvuf ve Hazret-i Mevlânâ ..312 Fâtih'in Ve Fethin Gayesi 319 Dede Efendi 327 slâm Birlii 330

slâm Mucizesi Endülüs'te slâm San'at Ve Temââ Hayâtmz

334

336 337 339

DZN

.

.

Sâmiha Anne
'tiandr bu gönlüm, jâ misafirhane.

.

Derd konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melal
konuklar;
hiç

mümkün konuklar, muhal çkma\ ordan, çkma!(^ ordan.
dökük.
.

konuklar. Hele hasret,

Handr bu gönlüm, ykk
Fakir konuklar,

^ngin

konuklar,

âlim

konuklar,

câhil

konuklar; gelen konuklar, geçen konuklar. Hele bir hana
vardr, hiç çkma^ ordan,

çkma^ ordan.

"
. .

Sâmiha Ayverdi,

Hanc

.

Sadk Yalszuçanlar

Takdim
Elinizdeki
kitap,

bir

modern zamanlar
ilikin

bilgesinin

hayat,

irfan

dünyas ve tefekkür yolculuuna
oluuyor.

yaplm

konumalardan

Ayn

bilgelik

yolunun
de bu

yolcularndan

Cemalnur

Sargut'la

gerçekletirdiimiz söylei bo}anca,

hem

bir

döneme tanklk etmi

bulunuyoruz

hem

dönem

içinde bilgelik

göümüzün
dile

parlak

yldzlarndan

birinin,

Sâmiha Ayverdi'nin o

gelmez engin

dünyasndan birkaç resmi

yanstm

oluyoruz.
Rifâî hazretlerinin irfan,

Sâmiha Ayverdi, müridi ve hocas Kenan

ahlâk ve edebinden nasiplenmi bahtiyar bir insan.

Roman,
gezi,

hikâye,

mensûre, deneme, aratrma-inceleme, günce, hâtra,
türlerinde
eserler

mektup

vermi

bir

yazar.

Ülkesinin

ve

dünyann

sorunlarna ilikin
arayan bir aydn.
içinden

düünen ve doru sorular soran, onlara cevap slâm ahlâkn, verdii o muazzam kavgann
sessiz

geçerken,

sedasz

biçimde

yaayan

bir

dervi.

Türkçe'nin zenginliini modern zamanlarda

karlat

tehditlere

kar

güçlü biçimde ortaya koyan bir edebiyatç. Hz. Meryem'in, Hz.

Râbia'nn, Hz.

Fatma'nn

izinde,

onlarn ahlakyla ahlâklanm

bir

stanbul hanmefendisi. Balkanlar, Anadolu mayasyla
gönül
erlerinden

mayalam

Gül Baha'ya yakan

bir

torun.

Cumhuriyet

modernlemesinin önümüze getirdii
bir

krizleri

isabede belirleyebilen

ve çözümler üretme konusunda tükenmez bir enerjiyle çabalayan

dâva insan. Bir tevazu ant. Bir sadelik aheseri. Bir

inci.

.

Ayverdi'nin bize

brakt

irfânî

mirasn ayrntlarna henüz tam
sâde ve nadide

anlamyla vâkf deiliz. O'nun,
olarak bilmiyoruz.

çileli,

yaamn

tam

Bu

söyleiyi,

O'nun engin dünyasn

biraz olsun yeni kuaklara

aktarabilmek için gerçekletirdik.

Cemalnur

Sargut, her

zamanki inceliiyle kabul

ettiler

ve Sâmiha

Anne

kitab böylece ortaya çkt.

.

Sâmiha AN-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Kaynaklardan ve tanklardan örendiimize göre, Sâmiha Ayverdi,
1905 \ilinda stanbul'da Meliha
Bey'in

Hanm

ve Miralay smail

Hakk

kz
verdi.

olarak dünyaya gelmitir.
aile

oullar olan

kzlarna

"eli

açk,

Ekrem Hakk adnda bir de cömert" anlamna gelen ''Sâmiha"

adn

Sâmiha Ayverdi'nin çocukluu
Efendi'nin

klar ehzâdeba

semtindeki evlerinde ve annesinin

Nazr brahim
giderek balad.

amcas olan dönemin Maliye konanda, yazlar ise Çambca'daki

köklerinde geçü. Eitimine

be yanda

iken mahalle mektebine

Daha sonra Süleymâniye nâs Numune Mektebi'ne devam etti ve 1921 \ilinda mezun oldu. Sonraki eitimi husûsîdir. yi derecede Franszca bilen ve keman çalabilen Ayverdi'nin bir kz
ve
iki

torunu vardr.
ilk

Sâmiha Ayverdi
olan A}^^erdi,
târihî

kitabn 1938 yhnda
ve hikâye yazarak

yazar.

Krktan

fazla eseri

roman

balad

edebî hayaüna

ve sosyal

içerikli biyografi,

hâtra, mektup, makale türünde

devam eder. Edebiyat aratrmaclarna göre, bir yazarn onun hayatnn yansmasdr. Sâmiha Ayverdi'nin de eserleri eserlerinde, kaynam yazarn hayatndan alan üç ana konu vardr:
eserlerle
""Tasavvufa tarih juuru

ve medeniyet injâs, htanhuir
Merutiyet'ten balayarak

Sâmiha Ayverdi,
son yllarnda

L

Osmanl

Devleti'nin

yaam;

Balkan Savalar, L Dünya Sava, Kurtulu
ilân gibi tarihimizin çok önemli olaylarna
tarih

Sava, Cumhuriyetin
olan Yahya

genç yalarnda tamklk etmi;

ve medeniyet konularm

çada
Türk

Kemâl
o

Beyatb,

Ahmet Hamdi Tanpnar, Nihad Sami
gündemine

Banarb

gibi,

da

eserlerinin

tamtr.

edebiyatnda birçok yazarn anlatt stanbul, eserlerinin içinde o
kadar önemli bir yer tutar
ki

bu, ona "stanbul yazar" olma

sfatn

kazandrr. Ancak

A^-verdi'nin devrindeki dier yazarlardan ayrlan

çok önemli

bir taraf vardr.

O

da özellikle

ilk

sekiz

kitabmn ana
Edebiyat
neler
ve

konusu
olarak

olan,

dier kitaplarnda da dünya görüü ve hayat alglay

ortaya

çkan tasavvuf düüncesidir.
bir

1940'larda

Âlemi dergisinde kendisiyle yaplan
okujorsunu^" sorusuna:
fey.
.

röportajda
ve

"imdi

"Yine Mesnevi...

Dîvân-

Kebîr...

her

" diye

cevap

verir.

Yani Sâmiha Ayverdi, Mevlânâ'nn

eserlerini

çok

okumu,

onu.

Hocas Kenan

Büyükaksoy'un rehberliinde

Ü

Sadk Yalszuçanlar

anlamaya ve yorumlamaya çabmutr.
tasavvuf düüncesi
bir

Bu

nedenle de onun için

hayat
tezleri

tarz

olmutur.

Hakknda

çeitli
dili

doktora ve yüksek lisans

yaplan Sâmiha Ayverdi'nin

ve

üslûbunun mükemmellii, Türkçe'nin ve stanbul Türkçesi'nin en
güzel
örnekleri

olduu,

edebiyat

tarihi

açsndan

da

ortaya

konmutur.

Ak Budur,
Ölü,

Batmayan Gün, nsan ve eytan, Son Menzil, Yaayan
Gidiyorsun?,

Yolcu Nereye

Mabette Bir Gece, Mesihpaa

mam,
Tuna

Rahmet Kaps,
Vah
Tuna,

Ba

Bozumu, Hey Gidi Günler Hey, Ah

brahim Efendi Kona, stanbul Geceleri, Âbide ahsiyetler, Dost, Hanc, Edebî ve Manevî Dünyas çinde Fâtih, Boaziçi'nde Târih, Türk Târihinde Osmanl
Küflücedeki Kök,

Asrlar,
Türkiye,

ki Âinâ, Ermeni Meselesi, Misyonerlik Karsnda Maârif Davamz ve daha pek çok eser. Bazlar ingilizce,
Azerî

Arapça,

Türkçesine

tercüme

edilen

bu

kitaplar

yazarn

çounluu üniversite olumasm salam, bu gençler
çevresinde
haline gelmitir.
Eserleriyle

örencilerinden, geni bir

dde

zamanla entelektüel

bir

zümre

Yldrm

genç kuaklarn yetimesini salad için âir Niyazi Gençosmanolu, yazar u msralarla anlatr:
"Bir anne ki muhterem anneler âleminden " Ellijzl nesilleri emî^rdi kaleminden

Ayverdi, kültür

hayatmza sadece kitaplaryla deil yaptklaryla da hizmet etmitir. Mevlânâ ve Yunus Emre gibi evrensel nitelikte iki insan, genç nesillerin tanmas ve anlamas yolunda ilk admlar atan
kii o olmutur. Konya'da daha sonra çok öhret bulacak olan eb-i

Arus Merasimleri yani Mevlânâ'y

Anma

Törenleri

ilk

defa 1954'te

Sâmiha
dernek,

Ayverdi'nin
bir

öncülüünde

balatlmtr.

Yeni

Dou

Cemiyeti isimli
halk

dernein kuruluuna öncülük etmitir. Bu

âklarna ulaarak derlemeler yapm, kasetier hazrlatm, böylece Yunus Emre'nin iirleri ve ilâhileri yaynlanmtr. Ayrca yine bu dernek tarafndan düzenlenen
konferans ve konserlerle Türk edebiyatnn bu bü}aik mutasavvnfâiri gençlere

tantlmtr.

V

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK*

duyarlldr. semtte aaçlarn kesilmesini ve düzensiz îmar caddenin bir çöle benzemesini kabul edemeyen yazar, Fâtih'te tfaiye Durandan Edirnekap'ya kadar devam eden Fevzipaa Caddesindeki ve yine bugün Fâtih' te Koyunbaba Park olarak bilinen alandaki aaçlar diktirmi, çevresindeki gençlerle ve esnafla beraber bakmn yaptrmtr.
bir

Onun

baka yönü

çevresine olan

Yaad

faaliyederi

sebebiyle

Bunlarn

dnda
Türk

A\^erdi, Kubbealo Akademisi Kültür ve Sanat
üyesidir.

Vakf'nn kurucu
Enstitüsü,

stanbul Fetih Cemiyeti, Yahya Kemâl
Kültür

Kadnlar

Dernei

gibi

sivil

toplum
aktif rol

kurulularnn da kuruculuunu yaparak, çalmalarnda
üstienmitir.

Kendisine hizmetieri sebebiyle pek çok ödül verilmitir:

Hey adb hatra kitabna Türkiye Yazarlar 'Yln Dil Ödülü"; 1990 senesinde Babakanlk Aile Aratrma Kurumu'nun verdii "Üstün Hi':met ükran Berat"; 1992 \ihnda Türkiye lim ve Sanat Eserleri Sahipler
1988'de
Gidi Günler
Birlii

Hey

tarafndan

verilen

Birlii tarafndan verilen "Üstün Hifimet Ö^^/^" bunlardan bazlardr.

Sâmiha

Aj'verdi,

1993

yhmn

22 Mart'nda Fâtih'te

yaad
"Sâmiha

evinde

vefat etmitir. Kabri

Merkez Efendi kabristamndadr. Bütün hayat
için

bo}anca vatam ve onun deerleri

bir

anne fedakârh

ile

çabtndan
yansmas

çevresindeki
"eli

her yatan insan ona

Anne"

demitir ve gerçekten
olan bir hayat

açk, cömert" anlamna gelen

adnn

yaamtr.
ver,

"Ödenme^ borcum var bu âlem halkna: \^erdikçe, daha
daha
veri diyorlar.

Sorarsan borcumu bu cihan halkna: Yavuf^u, yahpyi
sevmektir! diyorlar. "1

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat,

1

988,

s.

32.

Eserleri

eserleri
Roman:

Ak Budur (1938)
Batmayan

Gün

(1

939)

Ate

Aac (1941)
(1942)
(1

Yaayan Ölü

nsan ve eytan
Son Menzü

942)

(1943)

Yolcu Nereye Gidiyorsun (1944)

Mesihpaa
Hikâye:

mam (1948)
Gece
(1940)

Mâbedde

Bir

Mensur iir:
Yusufçuk (1946)

Hanc

(1988)

Düe Gelen
Hâtrat:

Ta

(1999)

brahim Efendi
Bir

Kona (1964)
Dünyâya
(1977)
(1

Dünyâdan

Bir

974)

Hâtiralarla

Babaa

Rahmet

Kaps

(1985)
(1988)

Hey Gidi Günler Hey
Küplücedeki

Kök (1989)
(1996)

Ah Tuna Vah Tuna

Ne dik Ne Olduk
VI

(1985)

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ba Bozumu (1987)
Kâtibe (2002)

EzeH Dostiar (2003)

ki Aina

(2003)

Kültür, medeniyet ve tarih:
Boaziçi'nde Tarih
(1

966)

Türk Târihinde Osmanl Asrlar (1975)
Türkiye'nin Ermeni Meselesi (1976)

Türk-Rus Münâsebetieri ve Muharebeleri
Biyografi:

(1

970)

Ken'an

Rifâî ve Yirminci

Asrn

Inda Müslümanlk (1951)

Edebî ve Mânevi Dünyas içinde Fatih (1953)
Otobiyografi:

Dost (1980)
Seyahat:

Yeryüzünde Birkaç
Portre:

Adm (1984)

Âbide ahsiyetier (1976)

Deneme:
stanbul Geceleri (1952)
KöleHkten Efendilie (1978)

Makale:
Millî

Kültür Meseleleri ve Maârif Davamz (1976)
(2002)

Ne dik Ne Olduk
Rahmet Kaps

(1985)

v

Eserleri

Mektup:
Misyonerlik

Karsnda Türkiye

(1969)

Mektuplardan Gelen Ses (1985)

Sâmiha

Ayverdi'nin

hayatna

ve

tefekkür

dünyasna

ilikin

sorularmz cevaplandrma

lütfunda bulunan

Cemalnur Sargut

hanmefendiye teekkür ve minnet borçluyuz. Kendisini toplumun ruhuna hizmete adam bir bilgenin, yeni kuaklarca bihnmesi her
türlü

kymetin üstündedir.
kusurlar

Kitaptaki

bendenize,

güzellikler,

anlatlan ve

anlatan

üzerinden O'na

aittir.

Sadk

Yalszuçanlar

v

'Dostum, inan hana ki sana içimi göstermek istemiyorum.

Eer

bo§ bulunup hâ-:^

hâ^ hu if yapyorsam,
esrar

gene inan

ki,

tek penceresinde ijik olan hir ev gihi,

karanlklarnn
bir

ortasndaki bu tek ijik damlas, gönlüm
köjeciini aydnlatr.

çatsnn ancak

Eer
bir

gene bo^ bulunup sana hir selâm,

bir

sö-:^

armaan

gönderiy orsam, hu selâmn, bu haberin, suya aksini

brakm
aaan

aacn

hikâyesinden hiç fark yoktur.

Nasl o

akiste

her çiî^isi mevcut, fakat ruhu gâipse, benim de sana gösterdiim
lafî^

ve haberde içimin

ancak bir gölgesinden, hir resminden

ha^ka hir /ry yoktur.

A.mmâ aac,
gör;

gölgesini suya

sald

için

nasl ayplamyorsan,

beni de sana ister isteme':^ içimden haberler verdiim için hoç

knama!"

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk

Canm

Gürbüz Aabeyim^

Sayenizde cesaret etmi bulunduum bu eseri hazrlarken hissettiim huzur,
mutluluky zevk, edep ve korkudan dolay
size çok müteekkirim. Bu cevaplardan yararlananlarn alaca yolun sevab size aittir.

'

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Üç Kadn

Bir Resim...

Cemalnur Sargut'un Hatralanndan

Nur,

bam

MesnevTmn

üzerine edi. Gözyalaryla saürlar tekrar

okudu:

"Artk

Zeyd'i

bulamacsn.
O,

Çünkü
suretten

o,

bu dünyâdan firar

etmij.

Allah'na vamn^tr
firlatmij,

ruhunun

ayana takl
kurtulup

dünya

arln
âlemine

vücuttan,

cismânî

ruhanîler

yükselmitir.

Senin Zeyd'i bulman jöyle dursun,

pmdi bic^t Zeyd

bile

kendi

kendisini bulamayacak bir hal içindedir
Üçlerine

gün doan yldi!^ nasl görünme^
ilâhî

olursa,

o

da ruhunun
Bir vücut
bir

yldc^na doan

günefin

nûriyle,

öyle görünme-:^ oldu.

içinde, görünme-:(lik derecesine ulafi.

Hak

ile

Hak

olmann açk

derecesi de budur.

Allah nasl görünmeî^se, dünyâda ona varma, onunla

olma, onda olma

snnna

erenler de, öyle

görünmeler. Kendi vücutlarn

bile göremeyecek bir hâle ulanrlar.

Ban kaldrd. Gönlünün anasn düündü...
"Ben geceyim, gün
ve:(n isterim.

isterim.

Ben

atefim,

kül

isterim.

Ben jürim

Ben

derdliyim,

jifiâm

ver.

Parça

deil

tam

isterim.

Tükenmiim, çâremi bul Bütünlenmiç can

isterim.

Dalmçm,

topla beni. Pare pare

klma

beni...

Gövdem bacm

nerde bilmem...

Merke^ mihver baj

isterim.

Ecel yakn, destur gerek... Destur deyip yol isterim."

3

Hanc

kitabnda böyle yazyordu gönül

anac

ki o,

Nur'un, hocas,

üstad, hâmisi, dostu, Efendisi, onu Efendi klan, hereyi... Zira,

Kenan
3

Rifâî,

,

erhli Mesievî-i enf] stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000,

s.

542.

Sâmiha

Aj-v'erdi,

Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 1988,

s.

23.

.

Cemâlnur Sargut

Kendisi de hocas Ken'an

Rifâî'yi

anlatrken bunlar söylemiti.

Nur'la bir olup, ondan kitabn okuyan, mutsuz,

mark,

terbiyesiz

kz,
Elli

mutlu, edepli klan gönül

anac böyle demiti.

küsur sene geriye döndü...
katl evine doru...

Orada domutu, hayatnn en önemli Gönül anacn ve ruhunu douranlar hatrlamt. Duâsyla doduu sevgili Nazh annesi, Fâtih'teki evin ansyla birlikteydi. Nur küçücük kalbin ne büyük sevgiler tayabileceini düündü. Eh, yere göe smayan Allah- Azîmü'-

Üç

hâtralar

oradayd.

ân

"mü'minin gönlüne

sdm"

demiyor mu? Üst kadar

ev, alt
alt

kat

babasnn muayenehanesi
geldiini hissetmeye

olan yerde

Gönül annesinin

kapya

ve hiç

baladnda üç yandayd. Koup kapy açar armazd. imdi hayretteyim, dedii bu hadisenin defalarca

yaandn hatrbyordu.
Neden
sadece bu
iki

kadn hayatnn merkezindeydi? Kimdi bu
bir

iki

kadn; o zamanlar hiç düünmedi. Ayrca

de resim vard.

Görünüte resimdi, ama yayordu. Canhyd ve Nur ona "Amânm" derken bulmutu kendini. "Amâmm"; mânâsnn aman dileyenin idi. yardmcs olduunu örendii bu kelime, onun cenneti,

sna

Sonradan

O'na âmânn, âmândaki yardmcy
söz, hiçbir hitap böylesine hakikat

öreten

Gönül

Anacndan
alad. Hiçbir

o resme öyle seslendiini duyduunda, Nur

alad

olamazd.

'I^nden, göî(ünden, sökünden, öcünden Allah ayrmasn.
bildiren,

ona götüren, perdeyi kaldrp onu gösteren...

Ey Hakk ' Hakk'n var

olduunu,
görülen

varln Hak olduunu,
bildireni

görünenin gösteren, gösterenin

olduunu

Bu

dünyada, o dünyâda, Allah senden ayrmasn.

'
.

Hayatnn bu üç güzelini, yaamt. Dünya güzeli,

onlara olan sevgisinin hakikatini ailesiyle

Allah

sevgilisi

anacn

düündü. Üç

Samihâ Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâu, 1988,

s.

47.

'

'

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

kadn,

bir resim.

O

biri

üçte seyretmenin ne

demek olduunu üç

yanda

iatrlad,

Nur alyordu.

"Gönlüme: Ala... diyorum, ala...

Ama

kimseler görmesin.

Zîra

gö^a§ çabuk

hasede urar.

Ala... ala ki temi^ensin hu yürek... Yoksa,

kurumu

çemelerin

yala, süprüntülük

olur.

Gönül

Anac
için:

da

alamü

demek, onu hiç alarken görmemiti.

Belki sadece bir damla, diye

düündü. Ya

resim, resim ne

demiti

alayanlar

"Alamakla

tayy edersin

men^l-i maksûdunu,

Gö^apndan

abdest al da göî^le gör mabudunu.
eyle,

Benliin dâvasn terk

gafletten çekil,

Apk
Seneler sonra

olKen'dn, dilersen görmee

maukunu.

annesinin

mânâ peinde olan gazeteci arkada ve dostu. Gönül kurduu dernekte çabrken, ona sorular sorduunda bu
öyle
anlatacakti,

üç

kadn

belki

de

onlardaki

kendisini

hatrlayacakt.

Gönül
en
iyi

annesi: yazar, mutasavvf,

stanbul harumefendisi, Türkçe'yi
mürit, ana, efendi;
iki

konuan

ve yazan,

tarihçi, alperen,

Kadir aras Kadir'i

yaam,
Nur

örencilerine de Kadir'in

mânâsn

öretmi
mânâs,
sabrettii

bir sultan.
içiyle

sonra da kâmil insamn yaantsyla Kadir'in

Mirac'n hakikati olduunu örendiinde ve her

skntnn

sonunda Gönül anneciinin yardmyla

âyetierin

mânâsn
gözlerinin

kendi küçük gönlüyle idrak ettiinde ve

onun güzel

arkasnda

âmânm bulduunda

defalarca

hamd etme

zevkini yaayacakt.

Samihâ Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealü Neriyat, 1988, s. 75. Ken'an Rifâî, lâhiyât- Kenan, Yayna Hazrlayanlar: Yusuf Ömürlü, Dinçer Dalklç, stanbul, 1988, s. 79.
^'

Cemâlnur Sargut

Çocuunun ölümünü düündü. Âmânnn
rüyasnda öyle görmütü.

gülüydü

o

bebek,

O

)aizden de "Gülüm" adyla

domutu.

Ama Nur ayldnda

korkarak karnnda

tad,

üstüne titredii

bebei yannda bulamamü. Bebek baka bir hastaneye kaldrlmü ve ne olaca belli deildi. Nur bugüne kadar hiç ac çekmemiim, diye düünmütü. Hiçbiri ac deilmi. Öyle ya, insanlarn ac ve

sknu

zannettikleri

eyler,

sonradan gülüp geçtiimiz

hâtralar

oluverirler.

te

hastane odasnda tek
heybetli

bana düünürken
zarif,

girmiti içeriye

Gönül

Anac,
hiçbirini

ama mütevaz,

edepli

ve

k.

Bunlarn

görmemiti Nur. Sadece

"cennet geldi

odama" de^rmt.
hareket ettiinden

Gönül

Anac

Amâmm'n

u

zaman deyiini yaar
her
ve

Amânm'n
gibiydi:

sesiyle

nsanlar hatâlarnda
i':(draplanna

sevaplarnda onlarla bir olarak, aclarna ve
ve

itirak

ederek

beraberce

göüs

gererek

sevini-:^

Doumlaryla çoalp,

ölümleriyle eksilecek

kadar onlardan

olunu-:^

Bir insan olarak hepimi^n vaî^esi
ve insanca bir gayeye çevirmektir.

becerin yüf(iinü

müterek samîmi
vardrfakat

Bunun da

birçok yollan

en kestirme

yol,

a§k

ve

iman yoludur.

A^k

ve

imann

temeli

Hak'la halk'

birlemek,

Hakk'

halktan

görmek, halk

Hak

diye sevmektir.

Nur çocuunu,

evini,

eini, hepsini

unutmutu o

anda, cenneti
"

yayordu. Gönül annesi ismi sevmiti "Gülüm, ne güî^el isim. rüyasn anlatt, o bebei âmâm vermiti ona, onun gülüydü.
Sonradan Hz. Muhammed'in
bahçesinin o olduunu,

Nur

akm

}öireinde hissettiinde gül

Amânmn

da o bahçeyi içimizde oluturan

olduunu
Gönül

anlayacakt.

Anac
"Cennet neresi?

çknca.
eline

istemediinden Hanc'y

Nur almt.

gece

skntlarna

dönmek

dediler.

Senin olduun yerdir.

.

.

dedim.

'

"

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Cehennem

neresi? dediler. Senin

olmadn
yok
ki...

yerdir...

diyecektim,

ama

diyemedim. Senin

olmadn
.

yer

Ah,

vallah da yok, billâh

da yok Allahm.

.

Utanp

ban önüne ediini hatrlad.
biri

Düüncelerinden uzaklati,
döndü.

üçte seyretmek için üç

kadna

geri

Gönül annesi

için

dostunun sorusuyla

ba baayd yeniden.
Arnavut
bir

"Çocukluum Çerke Habe^,
içinde geçti.

Zenci,

vatanda

çevresi

Çatm^n
Türk

altnda bu ayn
olan

rk

ve

corafyadan gelmi§

kimselerin hepsini

anam haham gibi soydajim zannederdim.

Zira büyüklerimizin de onlara karp muamelesinde
en

ayrl

îmâ edecek

küçük

bir eser

bulunmad"

derken

hem

soyundaki Türklüün önemini

hem

de

ailesi

içinde

tevhid etmenin zevkini

yaam

bir insan

olduunu anlaüyordu

kendi hayatnda.

Nur hayaündaki üç kadnn da

tevhidi

yaadklarn görmü ve
için;

hayranlkla izlemiti. Belki resim onlara öyle seslendii
"heni sevdiini^ iddia ediyorsunuz^

Ama beni sevmek,
".

sevdiim

herzeyi

sevmek demektir, benimse sevmediim hiçbir ^eyyok

Evet, resim hakikatti. Zira hakikat sevmeyi bilmek deil miydi?

ansbym,

diye

düündü
ki,

Nur. Hiçbir sorum cevapsz kalmad.
teslim

Ama

ne kadar bîçâreyim

bu cevaplarn hangisine tam

olduumu

hiç bilmiyorum. Halbuki gönül

telini titreten sultanlardan biri olan

bn-i Arabi Fususü 'l-Hikem'de, Hz. brahim'in Kabe'de

makammn

olmasnn sebebini Allah'a sorgusuz sualsiz teslimiyetine balamyor mu? O zaman onun gönül üçlüsü de Kabe'de makam sahibi, diye düündü Nur. Sevinçle "eh, daha ölmedim beni de âdem ederler in^aallah, dedi. Kulluunu, hiçliini hissetmenin zevkine dalmken karsnda gazeteci dostu örenmek isteiyle belki de bildiini teyit için

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbeak Neriyâü, 1988,

s.

31.

Cemâlnur Sargut

bekliyordu.

Bu

defa kulluuyla
(genilik,

halinden

basta

genilemi sanki kabz (sknt, darlk) ferahlk) dönmüçesine mutiu. Gönül

Anacna döndü.
yana kadar olan her eyi hatrbyordu Gönül Anac. Üç-dört yandan itibaren babasnn evinde tertipledii
Evet,

birbuçuk

selâmhk sohbederine katlr. Burada o devrin büyük zevatnn

konumalarn
ilerde

dinleyerek büyür.

Bu

sohbetler

onun örenmeye

olan tabiatn besler ve kuvvetli hafzasna yerleerek eserlerine

makeme

tekil eder, diye anlatt.

Yine kendi üç
hatrlyorum'' ^^ç^

yana döndü, "bense hep üç kadn ve bir resmi düündü ve ''Gönül annem benim için de örenmi daha
ne

dorusu

hatrlam

mutlu

bana" dedi

içinden.

Bir

an

Gönül

Anacnn Bey kzn

babasyla olan

ilikisini

düünüp

utand.

smaü Hakk

martan
için,

bir

babaym. Benimki

de öyleydi.
bir

Canm

babam, onun

on sene sonra gelmi mucize

evlâttm ben.

Ama Gönül Anac odasna kapanp "Allah'm beni bu pmanklktan koru" derken, ben bu marmamn zevkiyle kendimi dünyann merkezi sayyordum, diye düündü Nur. Bu küçük merkez, üç kadn ve bir resmin önünde, dairedeki bir nokta olmamn zevkini
yaayarak, hiçliini örenmiti. naallah, diye heveslendi.

Sonra

öretmenlik

yapt

dönemleri

hatrlad

ve

ailelerince
çilelerle

martlan çocuklarn AUah tarafndan ne
imtihan edileceklerini, bu ebeveynler
prensler gibi
diye

kadar büyük
evlâtlarn,

bilseler,

Budist

skntya düünmekten kendini alamad. Zira üçün üçüncüsü olan anac bunu ona öretmeye ve yaatmaya çok çalmt.
Nur, Gönül
söyleyerek

tahammül edebilecek ekilde terbiye ederlerdi,
evdeki

Anacnn be yanda
gazeteci

mahalle mektebine

baladm
dedi
biraz

dostuna

geri

döndü.

"Tabii"

böbürlenerek
"Altn

"o bir cevherdi"

v^ resim bu konuda öyle demez mi?
midir'?

bir

mâden deil

Yeraltndan

çkt
için

vakitte de

bunun

altn olduunda piphe yoktur. Fakat toprakla
içindeki

kanpk

bir altndr,

lü^ûmsut^

maddeleri

çkarmak

potaya

koyuyor,

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

ayklyorsun.

Ancak bu muameleden sonradr ki

darphâneye yollayp

damga

vuruyor, sikke haline koyuyorsun.

Kef^d, bir prlanta, yakut,

^ümrüt

için

de bu budur.

Fakat

meselâ bir

çakl

tam yontsan, potada

kaynatsan mücevheryapabilir misina

Ne

türlü muameleye mârut^ braksan,

tayine

tatr.

(...)

Görüyorsun ya...
temif^lenmesi

Aslnda mücevher
maddeleri

olan nesnelerin
için

bile,

içlerindeki

gereken
(...)

atmak

türlü

çilelere
'*

tâbi

tutulmalar,

lü^ûmsuf(Jaî(lalklardan kurtulmalan

içindir.

Çok ükür ki o olduunu öretti,

dost bize bu
diye

acnn
etti

önemini ve

celâlin

ikram

devam

Nur. Hattâ celâlim cemâlime

giden nurdur, demedi mi?

Nur

resmini,

Amâmn

düündü,

yine

sorulardan

uzaklat,

yanda Maltepe'deki yazlk evlerinde gördüü bir rüyada resim konumutu. Kâzm amcas [Kenan Rifâî'nin olu] onu elinden tutup resmin önüne götürmütü. Âmân, sevgilisi tam
dörtbuçuk
hissettii gibiydi. Sevgili

ona eildi ve
o saniye
sadece

elini

öptürdü.
diye

sevincini hissetti; belki de

domuum,

Nur o andaki düündü. Ama
ve

o

zamanlar

anslydm,

yayordum

yaayarak

"Canm Kâf^m amcam!" diye düündü. Amânnn biricik olu.. Allah velîsi.. Naz ehli.. Yaradann makbulü olan sevgili... Ei enderi bulunmayan sesiyle, îmân gönüllere nakeden sultan... Dünyada olduu sürece sevgisini
etrafna saçarken çekindiren; merhametini heybetinde gizleyen dost!

öreniyordum, dedi kendi kendine.

-Bana

"seni

çok seviyorum, ama mekrimden emîn

olma!" deyii hâlâ kulaklarmda. Babaannesi Hatice Cenan
Sultanla

büyürken

yaad

ba-:^

hâtralar

bana

yaî^drmlard. Küçücük

bana

koyduunda,

kulan gece beraberyatt ninesinin mübarek ban içinden "Lâ ilahe
titreyerek

illallah" sesini

duyduunu

anlatmt.

Sonra tekrar resme döndü.

Ken'an

Rifâî, Sohbetler, cilt 2,

stanbul: Hülbe

Basm ve

Yaynevi, 1992,

s.

383.

7

.

Cemâlnur Sargut

Âmân,

sonradan tek

ak

olacakt, birçok sevginin tek hakikisi;
gibiydi.

çünkü o vard ama yoktu, vefâbyd ve ney

"Onda bildiim
söylemedi,

Rabbimmi"

dedi,

ama

gazeteci

dostuna

bunlar

düüncelerinden uzaklap konuya döndü.

Sâmiha anne, çok
içinden, her

iyi

Franszca biliyordu, diye devam

etti.

Ama

eyi biliyordu, diye düünürken gazeteci edeple

- "evlenip

ayrldm

bir çocuu

olduunu

biliyoru^ " dedi.

-'E^'^/" dedi

Nur.

Evdeki annesi Gönül

anacn

"Krk

sene

ayn mânâ yastna

ba§
âiiyç.

koyduum, ayn rahmet kapsndan

beslendiim, t^enginliim, gönül ejim"

anlatrd. Sonradan bu kap kapanm ama Sâmiha anne ayn kapy kitaplaryla, yaantsyla, kiisel irâdyla örencilerine açmt.

Gazeteci
-"nasl intisap etmi^?" 6iy t üsteledi.

Nur, Hanci'd^k
her

dizeleri tekrarlad.

O, bu kadar

biliyordu,

bu kadar

eye

yeterdi.

Seni ölü sananlar

var.

Ölü mü? Tövbeler tövbesi.
Dirilerden hiç kimse, ju

kadna

söî^geçiremedi ama, o dik

kafal inadç, bir tek iaretinle
altndayatan,
Biliyordu,

elpençe emrindedir, ey

toprak

ey ebedî

hay olan.

.

çünkü kendisi de dik kafalyd ve kimseye hürmet etmeye
gene hatralarna döndü, gülümsedi.
bir

niyeti yoktu;

imdi

kendini,

önüne

gelmi

örencisi

gibi

dardan

müsamahayla

seyrediyordu.

Gönül
sûrunu

Anac o hâlini kitabnda öyle tarif etmiti:
vakitsizi çalsa,

israfil

âb- hayat yol bulup yoluma
.

aksa.

.

.

Ömürler, ömrüme asrlar katsa.
dirilir

.

u ölmü gönül
s.

mi dersin?

9

Sâmiha Ayverdi, Hanc,

istanbul:

Kubbealt Neriyat, 1988,

24.

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ama dirilmiti ite, dipdiriydi akla ve
Tekrar soruya döndü:
-

hiçlikle diriydi.

"Hayat Ken 'an

Kifât

ile

tannmasyla

ha§lar", dedi.

Daha önceki dönem
Gönül

sanki

bu

tanma için hazrlk dönemidir.

Anac ise hocasn öyle anlatmt:
Vatan
ve

iman klmn
her

iki jüî(ü gibi hirle§tirmi§ bir aile evlâd
ve

olmakla beraber, dünya görücü

insanlk anlayp yolunda atmaya

çaltm
duygu
ve

adm

hocam Ken'an Rifâye borçluyum. Bir manevî
ve birlik

murakabe, derûnî muhasebe

görücünden uzaklatkça, ulvî

yapc
için

dü§üncelenni kaybeden cemiyet ve milletlerin, yü:(lerinin

gülmesi

^ahsî ihtiras ve menfaat jâibesiyle kirlenmemi rehber

otoritelere

muhtaç bulunduklarna inanyorum.
bir çi^gi çekerek,

Hayatma
hrs

yekûnunu gö^en geçirdiim

t^aman,

kendi kendinin emîri olduu gibi etrafndakileri de hayvani
ve çirkinliklerden

ve nefsânî

â^d

ederek, hürriyete kavuturma cihad içinde

bulunan

bir

ulunun çömet^ olmaktan

ba§ka

kânm olmadn

gerçekten görüyorum.

Gazeteci dostu üsteledi:
-Ken'an Rifâî
ile

tantt
Nur:

devrede çevresinde kimler bulunuyordu?
irfânî,

Yol

arkadalar kimlerdi? Onlarn
bir atmosferdir o?

insanî nitelikleri nelerdir, nasl

-

"Allah Allah, " dedi. "Ben onlarn derinliini idrâk
gibi hissetti kendini.

edebilir

miyim?"
bir

Sahabe devrinde

Hz. Hatice görevini yapan
alemiyle

ana Cenan Sultan, korumac, akll,

mânâ

madde arasnda
için

berzah yaayan ve yaatan, öyle ya kâmil insan

berzah

makamdr, deniyormu.

Âmân

her

Âmânmn

zaman müridi Gönül Anac

olarak

onu iaret etmiyor mu?

O

olmad

m?

diye

düündü

Nur.

Samihâ Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâü,

1988,s. 25.

.

Cemâlnur Sargut

Heyecanland.
Önceleri o

'T5en ne

^man tanpm
bile biraz

Cenan Sultan'hi diye düündü.

silik

resimde

çekindii bir evliyayd. Sonralar

devaml onu anlatmaya baladnda daha yaknlamt. Sonra Cenan Sultan Nur'a yaklat ve bir anda Nur onu tanmaya balad. Ama dostuna dönüp konumaya baladnda
Gönül
böyle bir sultan anlatmakta edep ettiinden sustu.

Anac

Sonra en

baa döndü.

Gazeteci dostuna

ilk

karlamalarna ve onun
.

kendini mânevi deryann içine sokan güzel sorularna.

10

.

. .

. .. . . . . . .

.... .

.

..

.

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ben çitknhik

aac

olsam, sen,

dallarmda ge^nen bir çocuk.
.

.

Ben çocuk
Ben gece

olsam, sen, t^bnimde uçulan bin bir sual.

olsam, sen,

karanlklarmyrtan
sen,

bir günej...
.

Ben pnar olsam, Ben aaç

su arayan biryolcu.

olsam, sen, ona
sen,

dolanm

bir

sarmadk.
.

.

Ben

ky olsam,

ona çarpan bir dalga.
bir

Ben dalga

olsam, sen,

dudak sürdüüm
onu

ky.
.

.

Ben kaval olsam,
Ben ay olsam,
sen,

sen,

üfleyen bir çoban.

onunla haHecen bir sevdâl.

.

Benyol olsam,

sen,

gönlüm gibi, evi

köyü kaybetmi biryolcu.
açk.
.

.

Bengöt^a
Ben türkü
Ben çarap Ben sarhoç

olsam, sen, onu silen bir

olsam, sen, onu

çaran

bir dudak.
.

.

olsam, sen, içtikçe içen bir sarhoç.

olsam, sen, haçredek içtiim bir çarap.

.

Ben rüya
Ben

olsam, sen, onunla sabahlayan bir çeydâ.

.

ateç olsam, sen,

onu yelpâ^leyen bir el.

.

Ben tlsm

olsam, sen, onu saklayan gi^li hafine.
olsam, sen de olsam, sen de

.

Ben gö^

onun bebei.

.

Ben kalp
Ben nokta Ben kâinat
Ben asrdan

onun hayât.

.

olsam, sen, onda gi^lenmiç kâinat.

.

olsam, sen, onun ruhu olan tek nokta.
sen,
.

.

ara geçmiç bir miras olsam,
sahibi.

her devirde ona sahip

çkan mal

Ya sen ne olsan, ey vanyoku, olmuçu olaca, gördüüm Kabbim? Bana sorarlarsa sen, aaçtan:
Ben
de,

âlâ ve

esfeli

avuçlarnda
.

"Innî en 'allah!" diyen ses.
.

korku

ve dehçete

düçmüç birMûsâ.

Sâmiha Ayverdi, Dile Gelen

Ta

11

Cemâlnur Sargut

Çocukluum bir Güldü...
Efendim bize bu imkân sunduunuz için çok teekkür ederim. Sâmiha Ayverdi'yi, bir deryay konumaya balyoruz. Sizler, O'nun
ve çok kymetli hocas Kenan Rifâî hazretlerinin bilgelik yolundan
geliyor, o yolda yürüyorsunuz.

Bendeniz, henüz çiçei burnunda

bir Türkoloji örencisi iken Sâmiha Ayverdi'nin o

muhteem

eseri

Yusufcuk'la

karlam

ve bir anda kendimi bir denizin içinde

bulmu, kaybetmitim.
her
biri

Tabii yllar boyu, O'nun birbirinden deerli,
eserlerini

birer

hazine kymetinde

okumaya çahtm.
yapan
bir

Sâmiha
ve

hanm

yakndan tanyan,
olan anneniz

yol

arkadal

gönül

mânâ insan

Mekûre

Sargut hanmefendi, bir

beyânnda öyle diyor: " 'Denizler mürekkep, aaçlar kalem olsa Cenâb- Hakk'n kelimesi olan insân- kâmili tarife kalksalar
(özelliini anlatsalar), denizler kurur,
getirsen yine kurur ve yine krhr.'

aaçlar krlr. Bir o kadar
O'nu, âyetin yorumunda

te

buyrulduu
hiçbir

gibi,

anlatmaya lisan kâfî gelmez, portresini
âciz kahr.

kalknca da kalem

Ne

söylesek, ne anlatsak,

çizmee hakknda

ey

izah

etmi olamayz. Çünkü

O

ifâdeye

smaz."

Gerçekten de bu böyle efendim.
denizin
aile

Ama

biz bir yerden

balamak, o

kylarndan
Soyuna

içine

doru dalmak
bilgilerimiz

niyetindeyiz. Dilerseniz,

çevresinden balayalm. Sâmiha Ayverdi'nin anne ve
ilikin
nedir?

babas
nereye

kimdir?

Kökeni

çkmaktadr? Nerede, ne zaman domutur? Hangi okullarda örenim görmütür?
Efendim ben de çok teekkür ederim. Sâmiha Ayverdi'ye dair konumak, kâmil insana, varln gözbebeine dair söylemektir. Bu imkân bulduum için Rabbime sonsuz ükürler olsun. O'nu
anlatmak, anneciimin beyanyla dile gelmez bir srr, bir hakikati

sktrmaya kalkmaktr. naallah, birlikte, o denizin kysndan derinliklerine doru inmemizi Rabbimiz bize nasib eder.
söze, kelâma

Kâmiller hakknda

konuurken insann kendi

dertleri

derman

bulur.

12

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA YOLCULUK'

Sâmiha Ayverdi 1905

Kasm aynn

Kadir gecesinde stanbul,

ehzâde-ba'nda dodu. Annesi Meliha hanm, babas Piyade
Yarbay smail Hakk Bey. Baba tarafndan eceresi Ramazanoullarna kadar dayanyor. Anne tarafndan soyu Budapete'de medfun olan Bektaî dervii Gül Baha'ya dayanr. Gül Baba aslen Merzifonlu olup 16. asrda yaam ve Kanuni'nin Budin
fethine

Kaymakam

idrâk ederek ehit dümütür. Halen
olarak
ziyarete

türbesi ve tekkesi

açk bulunmaktadr. Sâmiha Ayverdi'nin babas küçük yata yetim kalm bir mübarek insanm.
Görüyoruz
anlalabilir.
ki,

müze

aristokrasinin getirdii disiplin

aristokrat bir ailenin çocuudur ve ömrünün her devresinden kolayhkla Bence önemli olan nokta bu. Bu devrin aristokrasisi ile

Sâmiha Ayverdi

o devrin

aristokrasisini

kartrmamak lâzm.

O

devirde aristokrasi

disiplin demekti.

Bu

devirde maalesef sefalet demek.

Be yanda

mahalle mektebine balar. 1921 ylnda Süleymâniye

nâs Numune Mektebini bitirir. Daha sonra tahsiline husûsi olarak devam eder. Gerek hocalar gerek ailesi ondaki cevherin farkna
vararak ilemek gereini duyarlar.
bir

Örenme

isteini besleyen zengin
karakterinin
oniki

kütüphanenin

elinin

altnda

oluu da almaya müsait

mühim âmillerden biridir. Nitekim henüz yandayken Ksâs- Enbiyâ ve Esâret-i Fünûn ciltieri olmak babasnn kütüphanesindeki bütün eserleri okur.
beslenmesindeki

üzere

Sâmiha

annenin

hayatnda

en

etkili

olan

kiilerden

birisi

büyükannesi Halet hanmdr. Halet hamm, içtimâi seviye, görgü, aristokrasi, hayat üslûbu ve yaay bakmndan kendi büyükannesi
Zekiye hammdan çok ey örenmi. Sâmiha anne, Halet hanmdan bu mânâlar ve bu terbiyeyi de alarak, oniki yana kadar onun

eitimi altnda yetimitir.

Onalt yandayken
evlilikten

bir

kaymakamla evlenip
ve

ruhen einden ayrlan hocamz, ems'ini arayan Mevlânâ özlemiyle Ken'an Rifâî'nin rahlefikren
i

sonra

be anlaamad

sene süren bu

tedrisine girmi;

Hz.

Pir'in edebiyle,

sorgusuz sualsiz

hocasnn
Rifâî

köprüsünden Allah'a

ulamamn

zevkini

tatmtr. Ken'an

13

Cemâlnur Sargut

hazretleri

ahlâk-

Muhammedi

ile

maddî

ve

mânevi

ilimler

arasndaki sratta yetitirdii örencilerinin en deerlisini, bir yandan
ilm-i ledün

mûsikî gibi
Bir

yoururken dier yandan Franszca, maddî ilimlerle de donatmtr.
ile

tarih, edebiyat,

esefinde,

'çocukluk

hayatm

dadmn
bir

söyledii

ninnileri

mânâlandrmak endiesiyle
beslemitir?
Evet, bu çok

balayan

atmosferine sarl geçmitir' diyor, o

düünce ve tedkik atmosfer dünyâsn nasl

kadar

erken

mühim efendim, bu cümlesi, onun ahde vefâsm ne hatrladn, hadiseleri küçücük yata okumaya

baladn

ama okuduklarm yorumlayacak hocaya da nasl ihtiyaç anlatyor. Daha sonra Yusufçuk adb eserinin ilk hikâyesindeki u bölüm onun tefekküründe müride duyduu

duyduunu

ihtiyacn ne güzel anlatr:
Devletlim! Evvelâ

kartma §u kâinat kitabn açtn

ve:

Okul dedin.
Ben, acemifakat

çalkan

bir talebe gibi, onu kelime kelime hecelemee
ahittir.

baladm. Dostlanm buna

Bir

kr çiçeinde,

bir

çi tanesinde,

bir incecik su jinltsnda, î^evkte, tebessümde hep senin parmak ilerini

görerek

h^ b^l okuyor

ve

yanmdakilere söylüyordum.

Fakat

bunlara, bu gir:(elliklere

doymadan

sahifeler

karcmda

dönüyor,
-:(drapta

bütün telâma ramen, Rahmette, meakkatte,

göt^anda

gene senin dehana ve hünerine §ahit oluyordum, ipe böylece de gece
demiyor, gündü^l demiyor,

önüme ne gelirse okuyor, okuyordum.
neydi?

Nihayetyorgunluuma
ki:

acmj miydin,

Karpma gelip bana

dedin

Kainat kitabn okumak
Bu,
o

u^n sürer; kendi kitabn
hülâsas
idi;

okul..

büyük

kitabn

onda

da

gü^elliklerden

çirkinliklerden, î^evklerden ve

anlardan

i^ler,

görünümler vard. Belki

14

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

hakîkaten hu, ötekinden küçüktü; ancak kâinat kitabna
büyüklükler buna smijt.

smayan

armtm.
ve:

Ben bunu, bu karmakark, sökülmet^ eterlenmedi çetin
diye

kitab nasl okurum,

düünürken,

bir kere

daha

karma geldin

Kendi kitabn okumak uî(un

sürer, beni

oku! dedin.

Seni mi, Devletlim'^ Acaba bu cihanda seni

okumu kim

vardr ki ben
istemekle,

bu bahtiyarlar arasnda saylaym'? Benden bir olmaî^
beyhude didinip tebâh

olduumu mu istiyorsun? diye
Hayr,
hayr.,

haykrdm...
de ne

O

raman

tekrar yanma geldin.

yanma gelmek

demek? Göf^üm

oldun, dilim oldun, tenimdeki

canm

oldun ve bunlar,

benim yerime kendin okudun.

Çocukluunun

bir

baka dönemi,

sanrm brahim

Efendi

Kona'nda yaad selâmlk
Evet, zaten kendisi de,

sohbetlerinde geçiyor?

brahim Efendi

Kona

ve imparatorluun

çöküü
Adeta
ders

arasnda çok bü^Kik benzerlik görerek bunu yazya döker.

târihî

büyük olaylar yaarken onu hayada

birletirip, onlardan

almay daha çocukluunda
Ayverdi'nin

hal haline geçirmitir.

Sâmiha

en

belirgin

özelliklerinden

biri,

ender

rastlanacak Allah vergisi bir hafzaya

sahip

oluudur. Birbuçuk

yana
ki,

kadar olan bütün hadiseleri hatrlamaktadr.
ile
ilgili

Ne

enterasandr

benim de Sâmiha anne
ile

Çocukluumda korku
olan ilikimde

hâüralarm üç yanda balar. ümit arasnda yaama}^ Sâmiha anne ile
gözlerini görene kadar, ya
gibi

örendim. Gülen mavi
diye

kzaca

bireyler yaptmsa

düünürdüm. Beni köprü

tad hocas Kenan

Rifâî hazrederini ise

be yamda Maltepe'deki

evde rüyamda görmütüm.

Sâmiha Ap'erdi, Yusufçuk, stanbul, 1997,

s.

3-4.

15

Cemâlnur Sargut

Efendim Ekrem

Hakk

Ayverdi kimdir? Sâmiha Ayverdi

ile

Ekrem

Hakk
1.

Ayverdi'nin likilerine dâir neler söylersiniz? Birbirlerini

Osmanl olduu konusunda ehil kimseler ve uzmanlar hemfikir. Ayrca, Ekrem Hakk beyin son derece kibar, nazik, zarif, bir Osmanb ve stanbul beyefendisi, Balkanlardaki Osmanl mirasn çok iyi bilen,
hangi açlardan, nasl beslemilerdir?
beyin,

Ekrem Hakk
bir

mârisi

alannda

halen

alamam

yetkinlikte

HölderUn'in

ifadesiyle,

^yeryüzünde

airane

oturan'

bir

insan

olduuna

ilikin de çeitli beyânlar

okumutum, ne

dersiniz?
sesli,

Ekrem amca benim hatrladm kadaryla
neeli, biraz

ho

sohbet, gür

kucaklandm

biraz da çekindiimi hissettiim bir
ile

beyefendi

idi.

O

son derece güzel evinin lhan abla

dolduu

günlerde scaklk, samimiyet ve

ba
alan

koyacak

bir

ev haline geldiini

hatrlyorum. Her zaman herkese açk olan ve insanlar maddî

mânevi
bahseder.

doyurmaktan

zevk

bu

ev,

zekâtn
"dâva

en

güzel

ödeyenlerdendi. Sâmiha

annem kardeinden

arkadapm" diye

Anneme

ise

Sâmiha annemi ve Ekrem

zaman

'Biz

hepimiz

amcam sorduum ayn yasta bakoyduk. Ayn müridin

mânâsn

farkl veçhelerden gösteren insanlardk' diyor.

Kendisi, mimarî

bü}aik bir lütuftur.

sahasnda sanki

yorumu ve eserleriyle slam âlemi için Dâva arkada Ekrem Hakk Ayverdi, mimarbk kzkardeinin maneviyatta mürit olarak yapt
bilgisi,

vazifeyi yüklenmitir.

Sâmiha anne, kardeinden dolay Allah'na dâima ükretti.

Onun

bugün büe anlalmas zor olan mimarî dehâsn çok takdir ettiini söylerdi. Bize dâima 'Yaptmî^ i§te en iyi olun. Isterseni^ çöpçülük japm. I^inif^de en iyi olun" derdi. Ekrem bey hakikaten konusunda gelmi

geçmi en
Sultan

iyi

mimarlardan

biridir.

Önce

Fetih Cemiyeti'ni, daha
Fâtih

sonra Kubbealt

Vakfn birlikte kurdular. Ekrem amca, Mehmet'e duyduu o muazzam sevgisi ile stanbul
mimar olmalar

Fetih

Cemiyetini kurdu. Birçok genci
destekledi.

için yönlendirdi

ve

Maddî durumu müsait olmayan örencileri her yönden koruma altna ald. Bugünün profesörler ordusunda Sâmiha annemin manevî destei ile Ekrem amcann maddî desteini
16

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

unutmamak

gerekir.

Evinin

kaps dâima açkt. Devrin en büyük

sanat ve ilim

adamlarnn

arlandn

biliyoruz.
ettirdi.

O

babasndan

ald

aile

geleneini kendi evinde de devam

lhan ablamn

paasyd. Sâmiha annemin çok sevgili kardeiydi. Bizim bir tanecik Ekrem amcamzd. Tabii ihvan içerisinde herkes için farkl bir önemi vard Ekrem amcann. Biz çok severdik. Benim nianm onun evinde yaplmtr. Ona çok ey borçlu olduumu her zaman düünüyorum. Allah ondan raz olsun. Onun gibilerden, Efendisini böyle tamtanlardan, slâm' böyle yüceltenlerden, dünyaya slâm
mimarîsini tamtan kii olarak Allah ondan raz olsun.

Ömrünü

Efendiye hizmetle geçirmi bir insandr. Efendisine çok

bah

idi.

Efendi

için

ölçü,

insann

müridine
bile

ballyla
efendisine

deerlendirilir.

Onun

bence mimarîdeki dehâs

hizmet etmek

içindir, diye

düünüyorum.

Kenan

Rifâî hazretlerinin

Ekrem Hakk

beye, mimarhkla

ilgili

bir

beyânn hatrhyofum...
Evet, bu arzettiim hususla
inceliklerini
ilgili.

Kenan

Rifâî

ona mesleinin

öyle anlatmtr:

'T)ün Ekrem'e dedim ki:
de
bir

Mimanm,

diye niçin böbürleniyorsun?
sen,

Bi^

mimân^ Herkes
bina

hayat binasnn mimardr. Faraza
ve

yaptn

yapy, fena maliyeme kullanr, çürük

hesaps^ yaparsan,
ederler,

yaptn

yklr,
keder,

neticede
cennet,

seni

mes'ül

insanlarn

bulduklar, ferah,

cehennem,

iyilik

ve

fenalk

da,

hayatlar binasn

iyi veya

fena

kurmu
deil,

olmalarndandr. Erdiimi^
kendimi^ndir.

neticenin meguliyeti

bankalarnn

Eer

bi^ de

vücûdumu^ binasn çürük ahlâklar
birinde kendi kendine çöküverir.

ve kötülükler ile

yaparsak, günün

Nihayet Cenâb-

Hakk 'in
niçin
ve

huturuna
çürük
ve

çkarlp: Ben sana bu vücudu emânet vermiim. Onu
kötü

malime

ile

bina
^^

ettin

diye

muhakeme

edilir

neticede

de

mahkûm

oluru^ "

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, Kubbealü Neriyâü, 2000,

s.

426

17

Cemâlnur Sargut

Geçenlerde Roma'da sabah kahvaltsnda

bir

Japon mimar hanmla
üzerine

tantm.
geliyordu.

Türkiye'ye

Ekrem Hakk Ayverdi
için

çalmaya

Bu da benim

ayr

bir iftihar vesilesi oldu. Dilerseniz

O'nu, Sâmiha annenin dilinden de dinleyelim:
"Hadis-i

kudside

beyân

olunduu

liflere

Cenâb- Hak:

'Ben

sevdiimi öldürürüm; öldürdüümün diyeti de benim!* buyuruyor. Ijte Ekrem Hakk Ayverdi, Cenâb- Hakk 'in, kendisim
jejtânî ve nefsâni hrs, çirkinlik ve ayplardan öldürüp temizleyerek
ilâhî vasflaryla kendine

mal

ettii müstesnalardandr.
de,

Bu mânevi
çejitli

müdahale

ile

kuvvetlenmi bulunan kardeim
ile

cemiyete,

/atletlerinin bereketi

ihlâsn, san'atn,

imann, dürüstlüünü,

diergâmln, sonuna kadar cömertçe
Öyle ki madde

becetti. Böylece de, bir ihtiraml

âbide olan o derûnî ihlâs ve heyecan, aksiyon plânna tercüme ve nakil
oldu.
ile

mânây

yani Türk-lslâm terkibini,

Hakk 'in

ahitlii
^ürriyeti,

huturunda

nikâhlyarak,

bu

birlenmeden

doan me§rû
hediye eyledii

dev eserler halindeki kitaplar
han,

Türk kültürüne

gibi,

ihya ettii cami,
eyledi.

hamam, hayr hasenat olarak da gene
eserleri,

vatanna hediye

Birer veled-i sahih olan bütün

Ekrem

Hakk Ayverdi 'nin mânevi hürriyetidir.
Ailede,
çocuk,

büyükannem
aabeyimdi.

ve

annemin
ise,

Ben

annemle

dads Cenanyâr Kalfa babamn açn

için tercihli

alâka
bilir,

ve

sevgilerinin içinde âdeta

boulmuçtum. Bunu aabeyim de

fakat
baç

asla

kskanmad.

Ben de onu büyükannemle

dadmzn
titi-:(^

sevgisi ile

baca

brakmaktan huysu^anma^m. Meselâ
^aman açkt.

denecek kadar
için

tem!<^ olan

dad, kimseyi odasna sokmakken, annemle aabeyim
Biî^
ise,

kaps

her
ve

ancak davet edildiimi^ takdirde

bu,

adaçay

limon kokulu odaya girebilirdik.
muhabbeti, benim için o kadar

Aabeyimin

alçlmç

bir hâl idi ki,

deil fiskesini yemek, tek aa söf^ünü dahi duymamak, sanki her
kardeçten

beklenen

bir

alâka mahiyetinde

idi.

Kendi yaptlaryla

oynad

oyunlardan

aramzdaki

yaç

farkna

ramen,
da,

beni
asla

uq^aklaçtrmaî(j

onlara ayak

uyduramadm

zamanlarda

abus bir tavr taknmazd.

18

Sâmiha A>'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Büyük

çocuklann,

Anadolu

Hisanndaki

yahnin

bahçesinde

saklanhaç oynadklar bir gün, ben de iki ay kadar evvel ana sütünden

kesilmi olmann

acsn

unutamamij, iki yapnda bir çocuk olarak,

saklandm
kolonya

kö§ecikte bir ^ej

emmek

ihtiyacyla,

içinde su olan bir

jilesini

a^ma

götürüp annemin sütüne hiç benzememesi
'Sen

yükünden

baladmdan, aabeyim: fazlasn, alayacaksan içeri gir!' diyecek yerde,
alamaya
teselli

oyunu

aramzda brakp beni

ederek, susturmaya

ura^mp.
bir

Bu da

birçok defalar

annemden dinlemi olduum
dörtyapnda.

bajka hatradr.

Küçük Ekrem henü\
mescidin,

Yanlk

evimizde

çokyakn bulunan
müe^^ni
mevcut.

bir de çok tesirli ve tatl sesli olan bir

H':(an ballar ba^lamaî^ o dört

yakndaki

çocuk,

bahçeye frlayarak
sesi

mesade daha yakn olan duvar dibine giderek bu yank
itiyad haline getirmij bulunuyor.

dinlemei

Günlerden bir gün, gene müe^nin, A.llahüekber demesiyle, çocuk
bahçeye kojuyor.
öyle bir

Fakat bu
ki, çatlak,

defa eî^an

okuyan

bir bankas.

Hem

de
bir

bankas

akortsu^
gene

ve kerih denecek
içeri giriyor ve

kadar bed

sesin sahibi.

Çocuk,

ef^an bitince

annesinin

yanna

: 'Anne, bu müezzini hapsetmeli!* diyor.
Güf^ellii

fark etmekte, seçmekte

ve

bilhassa gönül vermekte
ki,

nasl
ile

derûnî bir hazrlkla

dünyaya gelmi olmal
ile

bunu,

ya^

ölçülemeyecek bir hassasiyet patlamas

âjikâr

eyliyebiliyor.

Gene annemden dinlediim

bir

ba§ka hâtra da

§u:

Küçük Ekrem yine ayn
u^un i^aman

yadlarda.

Aile

ile

beraber bir akraba

f<^aretine gidilmipir. Misafir

olduklar evde cama yüî(ünü yaptran

çocuk,

kmldamaks^n dçan
yapl
olan

bakyor: Hareketli

ve

hayli de

yarama^

hatta asabi

olunun bu srarl sükûneti

annesine

merak olarak:

"Olum,

böyle nereye bakyorsun?" diye

sorunca çocuk adetâ bekledii bir sualle

evin pencerelerine

bakyorum.

karlam gibi: "Karki Saça ne kadar yakn, çok

çirkin görünüyor" deme\ mi^

19

.

'

'

Cemâlnur Sargut

Yap

ne

kadar küçük

olursa olsun, estetik ölçülerin ve san 'at

evkinin

hu çocuk idrakte gelinmek gücünü

kollad nasl inkâr olunabilir?
hit^met

Nitekim mühendis mimar diplomasyla vatan sathna

askyla

atldnda

gösterdii titi^ ^evk hele asrlarn harah eyledii tarihi

san 'at bereketlerini büyük bir vukuf ve yürek
hassasiyetle tamir ve ihya eyledii
eserler.
.

yan

derecesindeki

Hkrem

Hakk Ayverdi'nin
ve

büyük

talihi,

yaradl mayasnda
bir

mevcut

bulunan sanat
olmakla, derûnî

^arafet

anlaynn,

kâmil müride mülâki
bir

kemâl de ka^narak

dört

bap mâmur hâle gelmi

Türk-Islâm

temsilcisi

olmu§ bulunmasdr.

Hakk,

adaleti ve insafla merhameti,

insanln

^zaruretlerinden gören

kardepm, hiî^metinde bulunanlarn yaln^ haklarm vermekle kalmat^

srasnda bu insanlar, çoluklan çocuklar

ile

himayesine alrd.

Maiyetinde çaldan kaç inaat kâtibi patron statüsüne girmi ve kaç
içi de iveren

snfna geçmitir.
çocuu olan

Kocas

ve iki

dadm

ile

iki genç

k^a balarn

sokacak

yanmza on birer ev yapm

sene

kadar

çalm

olmas, hele olunu
evlendirmesi,

büyüten

hanm be

odal bir mesken yaptktan sonra

Müslüman Türk

cemiyetindeki o târihî ve
bir

kadim anlayn insan

hakkna kar gösteregeldii anlayn

tecellisi idi.

13

Sâmiha Ayverdi, Rahmet Kaps, istanbul ,1985,

s.

139-142.

20

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Bu
ben

a^k, beni ve

kâinat yaratan
ve

a§k... l§te

ben ona gizlendim,

onun barna kaçtm
ey

saklandm.

Ey sen,

benim

ve

cihann tek van, tek
Göklerime, seni

ajk

olan sen!

Bak, jü!^üme

çalm götlerime bak ve kendini gör! Senden bajka görülecek jey, senden baka taplacak vücud, senden baka güzellik, hayat ve kudret
bak...

yoktur!

Sâmiha Ayverdi, Mabette Bir Gece

21

Cemâlnur Sargut

Sâmiha Ayverdi, Hocasnn Mânâs Önünde Yok Olan Bir Ney Gibiydi...
Sâmiha Ayverdi'nin,
tarih,

edebiyat, felsefe, sosyoloji,

eitim ve

nihayet tasavvuf irfanna ilikin hayli zengin okumalar
biliniyor, bu konuda sizin bilgi ve gözlemleriniz nelerdir?

yapt

Efendim, Sâmiha anne edebiyat,
felsefe,

tarih, mûsikî,

mimarî, sosyoloji,

eitim ve benzeri

alanlara

fevkalâde vâkft.

Çok yönlü
son
derece

okumalar

yapt

kesin.

Tecessüsü,

merak,

ilgileri

zengindi, çeitliydi.

Dou

ve Bat irfan geleneklerine âinâyd. Bat
bilirdi.

modernlemesinin

merhalelerini

Bizim
iyi

modernleme
bilirdi.

maceramzn
O'nu asl

ne türden problemler ürettiini çok

Tabii
idi.

besleyen,

müridi ve hocas Kenan

Rifâî hazretleri

Tasavvufun, bu yüzylda emzirdii nadir mütefekkirlerimizdendi.

Âcizane bana göre modernleme, Allah'n her an yeni bir e'nle
tecellisinin

idrâki demektir.

Bu mânâda modernlii

halleriyle

ve

yaantlaryla insanhk âlemine gösterdiler.

Bugün

aziz

bedeninin

medfun

bulunduu

Merkez

Efendi

kabristanna ismini veren zat kimdir? Sâmiha
Efendi'nin irfânî srryla nasl bir
ilgisi

hanmn
olarak
irfânî

Merkez
zincirin

vardr? Bilgelik yolunun bir
bir

manevî

zincir

olduu, her bilgenin ayr
biliniyor.

yldz
bu

bu

halkalarn oluturduu
neresinde durur?

Ayverdi,

gelenein

Benim

âcizane fikrime göre,

Merkez Muslihiddin Efendi, dünyamn

merkezidir.

Bunu kendisine atfedilen u hikâyeye dayanarak Müridi ve kaynpederi olan Sümbül Sinan hazretieri kendisine bir soru soruyor. Daha dorusu bütün ihvanna bu soru}Ta soruyor. Dünyada bir gücünüz olsa neyi deitirirdiniz?
anlatabilirim.

Kimi

insanlar yalan

söyleyenleri

yok edeceklerini, kimi insanlar
katil

ahlâkszlar, kimi insanlar eriata uymayanlar, kimi insanlar
olanlar

ortadan

kaldracaklarn
ise

söyledikten

sonra

Muslihiddin
bir

Efendi hazretleri
gelmesi

dünyadan

bir

kötü gitse

baka
için

kötünün

için, bir iyi ölse

baka

bir iyinin

domas

dua edeceini

22

Sâmiha Amerdi üe SIRRA

YOLCULUK

söylüyor.

Çünkü Allah'n
kurulmas
anlatr.
için

Bu bak açsnda muazzam bir tevhid anlay vardr. yapt her iin doru olduunu ve bir dengenin
dünyada
da
celâl

ve

cemâlin varolmas gerektiini
celâl

Adalet

dengedir.
celâl

Darda
ve
cemâlin

ve

cemâlin

olmas

\nLcudumuzda
gerektirir.

bir

olup

bütünlenmesini

te bu yüzden müridi kendilerine Merkez ismini verir ve
dünyamn
merkezi
iki

kendisinin

olduunu
ajnlsa,
f^emt^emlerle

ona
yans

bildirir.

Pirim

Ahmede'r-Rifâî de
kesse,

"Dünya

frkaya

beni makaslarla
için

dorasa dier yans gülsulanyla,

jkasa benim

ayn

deerdedir" derken

kemâl zincirinde insan- kâmilin merkez noktasna

oturduunu
Rifâî'dir.

Bu noktann 20. yüzyldaki sahibi Ken'an Müridim tamamen aym tevhid inancyla yaam, herkese
anlatr.

deer vermi,
ney

herkese hürmet etmi,
ise

yaradlm
bir

yaradandan dolay
olan bir

sevmitir. Sâmiha A)^erdi

hocasnn mânâs önünde yok
brakan

gibi üfleyenin sesine kendini

merkez noktasdr.
ses
celâl
ile

Ama

bu ney yeni
tenzih

bir
ile

mûsikî
tebih,

olumrmu, bu
korku
ile

insanlar

bü\ailemi,

ümit,

ile

cemâl, devrin

ümmetçilik ve

milliyetçilik

arasndaki sratn yeni

tariflerini

ilmiyle bize açklayarak müritlik vazifesini yerine getirmitir. Bir

insan merkezde olabilir, içinde

bu inanca sahip

olabilir

ama bu

Sâmiha Ap^erdi

gibi bir

mücadele insan olmasn engellemez hatta
için

"merkebe olmak, mutasavvf olmak mücadele
21.

arttr" der.

Bu yüzden
tecellilerini

\üzyhn aydnlatcsdr Sâmiha Ayverdi. Devri
ve yaarlar. Onlarn

içinde devrim

yapm
bilirler

mürid-i kâmiller Allah'n her an yeni e'niyle

bak

açsndan

din yeni bir

açlr,

ite Sâmiha anne mücadelesini bu yeni

bak

mânâ ile açsndan

yapmtr. Sâmiha Ayverdi bize hem birlii, tevhidi, her eyi sevmeyi hem de bakalarmn hatalaryla kendi nefsimizi ortaya koymadan
mücadele etmenin yeni eklini öretmitir.

Kenan

Rifâî hazretleriyle ne

zaman ve nasl

tanmtr? Bu

ilk

karlamaya

ilikin bilgilerimiz nelerdir?
"ben her

Sâmiha Amerdi bildiimiz kadaryla müridinin huzuruna,
§eye yeterim"

diye

çkmtr.

Yani müridiyle

karlama esnasnda
var,

bir

mürid kabulüne hazr deildi. Days Server Bey müridiyle tamt. Bu tamma hakknda çeitli rivâyetier

vastasyla

yalmz

23

Cemâlnur Sargut

emin olduumuz ey, Sâmiha Ayverdi'nin kendileri ile tantktan hemen sonra "Efendm" diye hitap etmeye balamasdr. Daha sonra
da Kenan Rifâî'nin evinde çalanlarn
bile

önünde

diz çökerek,

"j-/^

ne mutlu insanlarsmt ki böyle bir sultana hiîimet ediyorsunu^'

dediini

biliyoruz.

Yani O'nun deiimi sanki

bir saniye içinde

olmutur.
için

O'nun hakikatinin beklemi olduu mürid,
gerekli olan

yani

hakikati

mürid karsna
Peygamber

çkm ve pudarm krmtr. Bu hadise
emriyle

Hz.

Ali'nin

Efendimizin

çkt

mübarek
de Hz.

omuzlarnda Kabe'nin putiarn
Ali

kr

gibidir.

Ken'an

Rifâî

mânâsnda

hayat veren bir

mürid olduundan
onlarn
gönüllerini

örencilerinin

kalplerindeki

putiar

krarak

Kabe

gibi

temizlemitir.

Yeeni, mutiaka ki hayattaki en yakn dostu, arkada Semiha Cemal hamm ile ayn zamanda müritlerine biat etmenin zevkini yaamlar
ve
ikisi

de nefislerinin arzu ve

isteklerini bir

anda terk ederek o
ve

akn

içine

dalmlardr. Semiha Cemal
felsefeyle

hanm âk, mauk

ak

birleyerek

ak kesilince

balad hayat yolculuunu

faydal

bir enerjiye, tasavvufî

ksack ömrünü muazzam bir serüven haHnde insanlk âlemine sunmutur. Ama yanmak üzere dünyaya gelmi olan insanlar vazifelerini tamamlayp kül olduklarnda insan onlarn yaayp yaamadklar hakknda üpheye düer ve mücerred ruhun nasd olduunu örenir. Sâmiha anne ise yanp, tütmeden akn hocasnn mânâ kablosundan geçirerek dünyay aydnlatm bir kâmil öretmen olmutur.

aka

çevirerek

bn-i Arabi konferansnda
ile

tantm
öyle

bir beyefendi,

Sâmiha annem

tanma hikâyesini bana
''Bir gün

anlatt:
Rifâî'nin kabrini öperken

Sâmiha Ay verdiji Ken'an
§aprdm.
Kendisini

gördüm
Rifâî

ve

çok

tanmyordum.

Sadece

Ken'an

hacetlerine hayrandm.

Sâmiha Ayverdi'nin kitap lan hakknda da
çkarken

çok bilgim yoktu. Yeni bir ilahiyat örencisi idim. Tabii o devirdeki
bilgilerimle

kendisine
ki,

kabristandan
efendim

yanna

yanaarak
öpmek

sordum.

Dedim
Sit(

benim

bildiime göre

me-:(ar

günahtr.

topraa tapyormu§ gibi bir hûfuy la öpüyordun U':^. Bunun

üî^rine kendileri §öyle cevap verdiler:

'Olum ben bu

beyefendiyle

24

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

hiçbir latamdan laberi olmayan bir benim nefsimi Rabb'iyle öyle güzel tantrd insandm. ki ve bana öyle bir vicdan alayp beni kendimin efendisi anda topran öpmek toprann içine girip yapt ki, brak de ayan elini öpsem hakkn ödemem mümkün deil onun

tantm

zaman

Ama

u

için beni affet.'

dedi.

Bir hafta sonra bana kitaplanm gönderdi.
böylece

Onun Sâmiha Ayverdi olduunu

örenmi

oldum.

"

O

dönemde, yani Kenan

Rifâî

hazrederiyle

tant

devrede,

çevresinde kimler bulunuyordu? Yol arkadalar kimlerdi, onlarn
irfânî,

insanî nitelikleri nelerdi?

Nasl bir

atmosferdi o?

Dilerseniz kendi

muhteem

anlatimndan takip edelim.

O

güzelim

meclisin seçkin insanlarna srasyla bakabm.
'Vrof.

lk

olarak:

Dr. Server Hilmi Bey: Otu^^bej senelik matier medikal
profesörlüü,
ve

ve tejrih-

f^oloji

doku-:^

senelik

Ec^aa

Dijçi

Mektepleri

Müdürlüü
kabul
gür
ettii

altmij üç

yllk hayatnn
ap
verdi,

bilhassa mânevi disiplini

anndan

sonra, temasa giritii her insana, kendinde olan

ve feyizli cevherden bol bol

adam yetitirdi. Doktor Server
arasnda

Hilmi

Beyi
*

tanyan

binlerce

insan

'Bana

iyilii

dokunmad,

diyenler olabilir;

fakat

hiç kimse,

'Bana
a§k

u fenah
ve

dokundu,' diyeme^ Fakat mürebhisinden
transformatör gibi,

ald

iman, bir
deinmeleri

onun

manevî

hayatnda

lü^mlu

yaparken, ahsiyetinin

^en, hür,

mi^ha
olduu

meyilli ve

aslnda sevimli olan
Meselâ,

ksmlarn küçük
çevirtmijtir.

rötularla

gibi

brakmtr.

müsrifliini cömertlikte karar ettirmi,

hoyratln

tatl bir muî^plie

Server Hilmi henü\ Galatasaray talebesi iken, bir

gün

annesi,

Haliç

vapurunda üniformasnn yakasnda Mekteb-i Sultân ya-:^l bir çocua rastgeliyor ve 'Olum, 55 Server'i tanyor musun?' diyor.
Çocuk, bolalmak
teyze,
için

ine deliine

bile

râ^

olan bir yanklkla: 'Ah

tanmaz

olur

muyum?
Yakn

Dayaktan hepimizin

cann
âf^
e^lir ve

çkarr, '
de onun

diye cevap veriyor.

akrabas olan Doktor Halit
için iyice

snf arkadadr.
aile

Celimsi^ bir çocuk olduu

her hafta sonu,

bu yüi^den mesele halletmeye uradr. Server Hilmi

25

'

Cemâlnur Sargut

tam delikanllk

çann

kemâlinde olduu me^niyet

senesi,

son defa

sadrazamn olunu dövdükten sonra diplomasn almtr, ipe bütün bu
jiddet ve hoyratlk te^hürleri gösteren mif^aç, sonralar, tatl ve mutedil
bir miî^ah çenisinde
ve keremli

karar bulmu§tur. Öyle

ki,

herfrsatta herkese ho§

muamele

eder, latifeyi ise asla elden

brakmad.
o da,

Meselâ bir gün, yeeninden paltosunu istemi,

paltoyu eteinden

yakalayp

sallaya sallaya getirince,

bu

tertipsi^ harekete içerleyerek,

mürebbisine dönüp yan ciddi yan

latife:
.

'Bak

u beceriksiz kza...
ziyan
cevabn alnca,
sahte
bir

Paltoyu nasl da ters tutmu.

.

'

demij.

Fakat ondan daha a^
var...

latifeci

olmayan mürebbisinden: *Ne

cennette de
istedii

Tûbâ
ki':^n

aac ba aadr!*
müdâfaa
edilmesi

hrpalamak
hiddetle:

karasnda

'Evet,

ama Tûbâ

aacnn

cebinde dökülecek eyler

yok!* diye cevap vermipi.
Insanlann çounun bahts^klan, bahtlanndan habersi\ olmalanndan
ileri gelir.

Öyle ki
ve

çile ve

mihnet dediimi^

nice

hayat

cilveleri

vardr

ki,

bunlann safa

nimet olduunu hemen hiç bilmeyi^
bit^i,

Bu yüî^den

de

hilkat kanunlan,

saadet

uuruna

erdirebilmek için türlü tecrübe
bir ölçü verilmij olanlar,

ve denemelere tâbi tutar.

Halbuki

ellerine

lî^drabn içindeki le^ti

tatm

olmak
ve

suretiyle

hayatla

ban^mij,

anlaçp âhenge vararak bahtiyar olmuj
ettirmij kimselerdir ki, ijte

etrafn da bu bahta itirak
biridir.

Doktor Server Hilmi, bunlardan
***

Server Beyefendi,

Kenan
ister.

Rifâî

hazretlerine

bal

olan herkesin

gönlünde

hocamzn
gibi

aynadaki

tecellisi gibidir.

Mürit, irad ederken

Mevlânâ

mürid

Dost,

halil

anla}a Server beyefendinin
efendisine hiç

muazzam
Her ite
girmi

idrâkinden ve akl almaz teslimiyetinden aikâr gözükür.

efendisinin

yannda olmu, merebi
ile

uymad

halde teslimiyeti ve tevazuu
bir

efendisinin

gözüne ve gönlüne

sultanm.

Kenan

Kifât ve 20.

Yü^ln Ilnda Müslümanlk.,

stanbul yayev, 2003,

s.

68-70.

26

Sâmiha A^^erdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

kinci

olarak

Doktor Server Hilmi beyefendinin kaynvalidesi

Münire
yllarca

Hanm.

O

da Kenan Rifâî hazrederinin mânevi taliminde

kalm

bir güzel insan.

Yine Sâmiha anneden dinleyelim:
soyunu

"eyhülvüfierâ

Nâmk
itibare

Pa^a torunu olan Münire hanm,

sopunu

na^ren

almayarak bilhassa onu, dâvasnn çatsn
hi-:(meti

kurduu
kadn,

mükül imanlarnda
biridir.

ve

dirayeti

ile

ilk

desteklemi olanlardan
ileri

Görgülü olduu kadar

î^eki de olan

bu

fiilî hiî^metinin

yana ramen, bir dnda bilgisi,
günün

dergâhn idarecilii gibi çok
kuvvetli hafzas,

ar

olan

^arif nükteleri ve

dirâyetiyle de,

bin bir î^ahmetiyle yorgun
ve

dümü mürebbisine ho

dakikalar geçirtmi olan meclisârâ

hosohbet bir insan olarak

hayatn tamamlamtr.

'^^

'Yalniî^
hüviyetini

erkekler arasndan

bir

Doktor Server Hilmi'nin
da,

temsilî

kabul ederken, kadnlardan

bu harmann en

klçksz

olarak, bir

Naî^l

hanmn

varlks^ varln,
ele

en saf, en garaî^s^ ve

serdengeçti bir

akn örnei olarak
ki Evrenos

almak, bir vicdan borcudur.

O Nasl hanm
yetimi

ailesinin,

modem

ve

medenî

•:qhniyetle

evlâtlarndan biri ve Ken'an Rifâî'nin halifelerinden ve bir

istanbul çelebisi olan

Cemâl beyin

^evcesidir.

Na^l hanm,
içindir

içinde,

deil yalnn^ kendisinin, hemen bütün beeriyet
temizleyecek

âleminin kirlerini

yourup

büyük

bir

ak
bir

tar. Onun
ve

ki

hesaba

kitaba

yanamadan,
bir

mülâhaza

tereddüt

geçirmeden, iki

dünyay da

pula satp ölçüsü^

ufka

atlam

geçmitir.

ilk gençlii bir iir ve güzellik

havas

içinde

geçmi

olan bu z^rif ve

kibar kadn, bir ^Ç^manlar istanbul mesirelerinin

ve bilhassa

Boaziçi

mehtaplarnn

sa-^ ve

sö^gönüllüsü, tabiat evkinin

kanma^

ve

doyma^
bir

tenesi olarak kendini o zevkten bu ^evke atarken, hep

arad

ey

15

Ken'an Kifâî

ve 20.

Yüzyln Ipnda Müslümanlk, stanbul,yayev 2003,

s.

74-75.

27

.

Cemâlnur Sargut

vard. Sanki gö^ü hagl bir körebe idi de yakalamak istedii meçhulü el

yordamyla
Naf^l

anyor, kolluyor, bulmaya çalnyordu.

hanmn

o devrin edebiyatna iyi bir örnek olacak

yaî^lannn

birinde föyle bir pasaja rastlyoru-:^:

bu kelime, ruhumun derinliklerine dalyor, orada kendimin de varhm hissedemediim mânevi arzulan tenvir ediyordu. Gönlümde en derin bir nokta botu. Onu ne aaa**Ak...

y dârat, ne de bütün ecrânuyla semâvat doldurabiliyordu. O
nokta, mevcudiyetimin en ince zerrâtma kadar sükûnet ve

haz getirecek

bir varhk, bir

düüncelerimi ancak bu
Hâlik-i kâinat! Nerede o

ak bekliyordu. Bütün hislerimi, akn frças telvin edecekd. Ey
ham

ak?"

Na^l hanmn
bir mücevher

bu

devrini,

kelimenin tam manâsyla, imlenmemi

madenine
vaatlerle

ben':^tebiliri^

Öyle ki
bir

son derece

yengin ve
istifade

istikbal

için

dolu

kymetli

maden.

Fakat

edilemeyecek derecede

çapakl

ve tehlikeli denecek

kadar

mükül

bir

kuyu. Buyüt(den de ne kimse o haî^ineye el uzatabiliyor, ne de kendisi

kendini bulup etrafna bir eyler databiliyor. Halbuki onun oldu olas
en
belirli

vasf cömertliidir. \^ermek,

maddî manevî vermek,

belki de

bu gökkubbenin altnda ona en î^âde ha-:gefiren bir keyfiyettir.

Vermek

istiyor.

Fakat hanlarndan külhanlarndan
verebiliri

gelen

irattan

baka kime
derinliklerinden

neyi

Fienü^

mânevi

altnlar

gönlünün
istedii

çkarlp

kesilmemi, sikke
.

vurulmamtr ki

gibi

saa

sola avuç avuç

datsn.

te günün
ihtiam

birinde

bu madeni, bir potaya atlp temizlenmi

ve

bütün

ve zenginlii ile

insanolunun

istifadesine

ar^dilmi görüyoruz

insanlar sever ve yürei içinde en scak köeleri beerin zdraplanna
açarken,
cemiyet

de

bu fedakâr,

vefal

ve feragatli

insan tâzjm

etmektedir.

Nazl hanmda
kendini
en
silebilmesidir.

en dikkate

deer

taraf,

dâima

kütleyi ön

plana koyup

geriye

atmas,

hatta

varln

çok

defa

tamamyla

28

.

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Fakat mukadderat,

kendisine, insanlk aj

knn

yalnt^

^drab

nasip
ilâve

olmuj bu müstesna kadna, bir de sepetini kaybettirmek nasibini

etmek

suretiyle

onu

hiç

de

alpk

olmad
cilvesini

maddî
§u

çilelerle

de

tartaklamtr. Kendisi de bu mukadderat
*Ya Rabbi, senin

sö':(lerle

karjilar:

hüsnün

terk edip mihnete, safây

âka ne füsun okumutur ki rahat koyup cefâya raz oluyor?'
kocas çalamayacak kadar hastadr.

1914 harbinin

çetin yllan içinde

Yetinmekte olan üç evlâd vardr. Hele ana-baba bergü^ân emlâkine

gö) dikmi§ yakn akrabalaryla
Çejitli sebeplerle

uramak
eriyip

hiç de

onun

kân

deildir.

çabuk çabuk

giden hanlar ve konaklardan
ki,

sonra, kendisine

küçük

bir irattan

bajka bir de diplomas kalyor

ipe bu

kât parças nihayet onu
Na^l hanm,

bir ilk

mektep hocalna götürmütür.

Böylece de

yirmi seki^ sene etrafn sarm§ küçücük

insanlarla beraber bir tâlim ve tedris

çats altnda görüyoru^

Burada, garip olduu kadar dikkate jâyan bir vesikay, onun ahsiyeti

hususlann çocuk psikolojisinin
seyredebilmek

basit,

fakat ja^ma^ zaviyesinden
istiyoru^.

frsatn

verdii

için

koymak

1949 klnda,
etmi§
sonra,

Na^l hanmla ayn evde otump, bir flamanlar da hocalk bulunan yajl bir hanm vefat etmitir. Bu hadiseden birkaç gün
artk genç
bir muharrir

olan

eski

talebelerinden

Çetin

Oî^knm
Bayram

ismindeki genç, yanllkla, ölenin, bir vakitler kendisine hocalk eden
Na':(l

Hanm

olduu haberini alarak 6
birya^
nejretmijtir.

Ekim 1949

tarihli

gazetesinde §öyle

*Nazh

Öretmen
halde,

Dünyaya insan küçük küçük hçkrldarla geldii giderken gülerek, ya alayarak gidiyor.

Bir iddiaya göre, insanlar cehenneme gideceklerse, gözleri

açk

yüzleri

buruk

buruk

olurmu.

Eer
bir

cennete

gideceklerse gözleri kapal, yüzleri tatl

tebessümle

süslenirmi.

Nazh öretmen.

.

29

Cemâlnur Sargut

O

öldüü gün

herhalde
beyaz, o

yüzü

en

tath

tebessümle

iyilii, senelerin

ho, o müfik yüzde senelerin fazileti yuva kurmutu. Beyaz saçlar, beyaz yüzü ve beyaz elleri ile sanki beyazn fazilet rengi olduunu ispat ediyordu.
çerçevelenmiti.

O

efkati ve senelerin

Onu çocuk yamda tandm.
elinden

Yirmi sene önce,

anamn
. .

tutup

"Gitmeyeceim.

Gitmeyeceim.

"

diye

tepinmemi bir elma ekeri ile avuttuu çocuk yamda.

Hrka-i
llkokul'un

erif

karsndaki OnDokuzuncu önündeki ark usulü geni sundurmann
Camiinin
eliyle

parmakh

kenarnda, onu efkat dolu

sar saçlarm

okarken tandm.
Zengin miydi, fakir miydi? Bilmiyorum ama Karun kadar
zengin, bir

peygamber kadar cömert gönlü vard. Bayram

sabahlan tepeden
fakir talebelerinin

trnaa kadar kendi parasyla giydirdii altn sars veya siyah saçlarn kendi eliyle

okamas, en büyük zevki gibi gelirdi bana. Bayram sabah arefe gününden giydirdii yirmibe-otuz çocuun
tarayp

avuçlarna

bayram

harçlklarn

sktrp,
en

ceplerine

yemilerini
duyuyordu.

doldururken

dünyann

büyük

hazzn

Bayramn devam müddetince, yine Hrka-i erifteki evinde,
tencereler sâde çocuklar için kaynar,
odalar,

sofalar

ve

salonlar bir mektep

cvltsna bürünürdü.

Galiba zengin çocuklaryla pek alâkalanmazd. Belki de bize
öyle geUyordu.

Bin

bir

ihtimam

ile

yoksul yavrularn

üstlerine titredi. Onun snfnda bir yeknesaklk hâkimdi. Bütün çocuklarn yüzlerinde tebessüm, bütün çocuklarn

gözlerinde saadet parlard.

Hiç unutmam, bir kurban bayram günü yine 25-30 çocuk. Nazl öretmenin sofrasnda misafirdi. Bir gün önce yanllkla giydirmeyi unuttuu bir çocuk boynu bükük ve
30

'

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK'

nemli gözlerle yemek odasna girince,

yal

öretmenin
de
ve

dünya

bana ykld.

Çocuklar

hem ark
sra

söylüyor,

kavrulmu kurban
pilav bitirmi,
kâselerine

etine

kak

salhyordu. Bir

hem ksm, eti
dizili

konsolun

üzerine

sra

zerde

bakyorlard.

Nazh
küçük

öretmen
bir

hiçbirine

sezdirmeden sofradan kalkt ve o srada koridorda oynayan

mavi

ceketli beyaz pantalonlu

çocuu kolundan

tutup yan odaya soktu.

Biraz sonra elinde mavi ceket ve beyaz pantolonla, unutulan

çocuun yanma
Içeriki

geldi ve kendi eliyle elbiseleri giydirdi.

odada don, gömlek kalan küçük arkadamz, Nazh
idi.

öretmenin torunu

Unutulan

çocuun boynu
kaplad.

dikilmiti,

nemli gözlerini sevinç parltlar

Artk Nazh

öretmen de gülüyordu.
Evet,

Nazh öretmen zengin

miydi,

fakir

miydi? hâlâ

bilmiyorum. Fakat inandm bir
gibi, bilhassa

ey var: O, her gün olduu
mutlaka
cennetin

bayram günleri sevindirdii çocuklarn minnet
bürünerek

duygularna

imdi

en

baköesinde,
mertebesindedir.
Gerçi bu makale

mânevi

zenginliin

en

yüksek

Na^h hanm hakknda gü^el
kendi
için söylenecek

bir ehâdettir.

Fakat
ve

bu büyük

kadn

en

gü^l sö^ü kendi
ve

söylemi

hayatnn

gayesini ju cümlelerle ifade etmitir: *Ben,

maksudumun
bu
suretle

maksuduna hizmetle mükellefim
müstefit olmaktaym!^^
•kifk

akmdan

Sanrm isminizin belirlenmesinde de

hissesi var...

Evet efendim... Benim yönümden baknca hayatmn en önemli
ahsiyederinden
sebebi.
biri

olan

Nazh annem, ruhumun vücut giymesinin
bir

Öyle ya ben hereyi

sebep üzere halk ettim diyen Allah,

Kenan

Rifâî ve 20.

Yü^tln Iptnda Müslümanlk, stanbul,yayev 2003,

s.

76-83.

31

Cemâlnur Sargut

Nazb anne

gibi bir Sultana

sebep

dememe kzar

m? Tam

elli

alt

sene evvel dokuz senedir evladan olmayan Ken'an Rifâî

âkls

kar

siz kalm bir ihvana babamn i bulmasn istiyordu Nazl annem. Babam forslu bir adamd ama yaadm sürece forsunu kullandn görmedim. Nazl annem ise ondan nefsine ar gelen bir eyi yapmasn bekliyordu.
koca Nazl annenin
bir isteiyle

karlatlar.

bulmak

için siyâsî

gücünü kullanmas gerekiyordu

bir

de borç içinde

olduu

halde iini bir süre

brakmas
et)

gerekiyordu.

Babam mürit
pî§-i

vekilinin emrine

boyun eerken

"akl kurbân-

küm

Mustafa"

(aklm Mustafa'nn önünde kurban
Allah'n

diyordu.
ki?

Ama

teslim olan kii

yardmndan uzak kalabilir mi Ankara'ya gittiinde snf arkada olan

Babam da i bulmaya

ticaret bakan ile karlar. Bakan bey babama merak etmemesini ayn gün öleye kadar i meselesini halledeceini söyler. Öleyin müjdeli haberi alan babam

ertesi

sabah istanbul'da olduunda Nazl
ellerini

annem

haberi örenince

mübarek

açarak Allah'm bu güzel çifte hasarl bir evlât ver,

diye dua eder.

Annem o ay hamile olduu müjdesini alr armaz. Daha sonra Ken'an Rifâî ve Hatice Cenan

ve hiç
Sultan

tarafndan üç kere tekrarlanarak rüyada verilen "Cemâl" ismine Nazl

anne "Nur" ekleyerek

adm belirler.

Daha sonra hayatmn en önemli güzellerinden biri olacak olan Nazb annem, sanki sadece doumumu hzlandrmakla kalmam,
kaderimde yazanlar da ortaya

çkarmü.
ezelî

Defalarca
bir

bana 'sen

öretmen
hatrlaür.

olacaksn!'

derken
bir

bunun

nasip
iki

olduunu

Vefatndan
olan

hafta önce Adana'ya

senedir siyâsî

mahkûm
dördüncü
Semiha

babam

ziyarete

giderken kendisine
istediler.

snf

karnemi görmek
Güldemeti

Bana döndüler,
uzatülar

uradmda kz
ve
bana,

Cemal'in

adb

kitabn

öretmenbimin özelbini bebrlediler. Vefat etmeden öretmeni olmam gerektiini anlaüyorlard.
Kendisi
zafiyet
ile

akn

ilgib

en

önemb hatralarmdan
ve

biri

ise,

alü
ile

yamda
yataktan

geçirdiim
bir

uzun

süre

}aiksek
ilk

ate

kalkamadm

devrenin

sonunda

doktora gidecek gücü

kendimde bulduumda
gören doktorum

krmz

kadife incilerle

ib elbisemle beni

"esmere al bala, geç

karcsna ala" derken, kendimi

32

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

dünyann en

yandaki kz olarak gördükten sonra anneme, beni Nazl anneme götür dediimi hatrlyorum. Beni
güzel
alt
elbiseni

büjoik bir evkle karlayan sultanm; "Cemalrmr'cuidm hu gü:^l

çkart da

tandm hirfakir çocua

verelim"

derken bana vermeyi daha o

yata örettiini hatrlyorum.

Nazb annem, Ebu

Bekir'cesine,

ölmeden önce ölme derecesine
sevgilim,
için

ulam

ve bu âleme müridine ahitlik etmek için gelmi bir

sultand. Benim mânâ anam, kaynayd. Nazl anne benim

çocukluumun huzur
ondan

efendimi

tamdm
ettiren

üçlünün

ikincisiydi.

Onun

efendisinin
iki

her hâlini

tecellî

inamlmaz güzel yüzü toplu ve

kat

olmu mübarek vücudu
için üzerini

ve

bacandan akan
battaniyesi

iltihaph irinleri
birlikte

göstermemek

örttüü

benimle
arasnda.

yaayp

ezelden

ebede

hatralarm

Duasyla

doumumun
Allah'a

sebebi

olan

tanacak Nazl
sonra

annem evlâdn 34 yandaki Allah da çok sevgili olunu kaybettiinde
mülkünü,
ilmini,

sevgilisi, âlim,

âk kzn
"ne

ükreden

§ansly^ ki

Allah ajkyla öldüler" diyen bir sultan. Bütün insanlk âlemine

mabm,

evlâdarn, evini muhtaçlarla paylamamn zevkini

öreten

bir sultan.

bir devesi bile

Hayatnda hereyden vazgeçtii için balayacak kalmad için bugün "mülk kimin?" sorusuna dünya
ezelî

âleminde cevap verip,

ve ebedî hayan

kazanm

bir sultan.

Ken'an

Rifâî'nin etrafndaki insanlar

yapmayanlardan olduundan âlim,
fakir

snrb deildir. O, zat irki cahil, mümin, münafk, zengin,

her tür insan etrafna toplayanlardandr.

Semiha Cemal hanmefendi kimdir? O'nun manevî ahsiyetinden
ve irfanndan söz eder misiniz?

Efendim benim anlatmm

âciz kalyor.

zin

verirseniz, yine
diyor:

gönül

annem'in kudretli kalemine bavurahm. öyle
"Semiha
Cemal,

Ken'an

Rfâ'yi

///

dünja tarihinde misline a^

rastlanr bir a§k, anlayij ve imanla

sevdi.

Fakat junu unutmamak
onu görüj
ve

lâ^mdr ki bu sevginin
anlayp,
ayniletirme

esasn,

mayasn Semiha Cemal'in
kendi

onun dâvasna itiraki,

arzusu tekil ediyordu.

varln Evvelâ unu

onun

varl ile örenelim: Onu

33

Cemâlnur Sargut

tamymcaya
bulunuyordu'?

kadar

Semiha

Cemal kimdi
Ken'an
içine

ve

ne

§erâit

içinde

Semiha

Cemal

Kifâi'nin

ülfeti

halkasna

girmeden evvel kendi
ve elemleri
habersi':(j

kabuunun

çekilmi, ferdî ve küçük sürurlan

ortasnda mahpus, insan olarak vaf^eli olduu hususlardan

gü^el,

marur, kayts^

ve tipik bir aristokrasi
eline

çocuu

idi.

Hdi^ olduu

kabiliyetler usta bir

yapcnn

düjmeseydi emsali gibi

kendi içinde kaybolup gidecekti. Bahtl bir çocuktu kiyolu ehlinin yolu
üstüne düjtü.

Ayn
bu

mânây
iki

içlerinde

tanyan

ve

tpk

Mevlânâ

ile

Hüsâmeddin
biribirini

Çelebi'de

olduu

gibi hoca- talebe

hüviyetleri

ortasnda
birbirlerini

bulan

varln mânâlarm tanyp
Fakat Ken 'an Rifâî
için

sevmelerinden tabiî ne olabilir'?
netice deil,

bu

sevgi bir

bir

balangçt. Zira her peyden evvel
içinde

yapc

bir karakter

tapyan bu mürit,
nakletmeye

tand

cevheri,

hayatnn ö^ünü, hikmetini
bir ':^min

râ^ olduu bu topra, emânetini kabule müsait

haline getirmeye koyuldu.

Onun naî^annda Semiha Cemal
âleminin
iyi

her an

temasta
bili^ik

olduu insanlk
nispette

bir

numunesi

idi.

Onunla
de

olduu

bu

numunenin temsil
Cemal'in

ettii kütle

ile

temasn
ile

temin ediyordu. Semiha

varl

onu insanlk âlemi

al§ verite tutan bir köprii
iyilik

mesabesinde idi

Bunun

için

bu

varl tanmas

ve

fenalk

hudutlarn,
eksiklerini
için,

kabiliyetlerini,

tar^n

ve cinsini tayin etmesi,

böylece de

tamamlayp

gediklerini

kapamas lâ^md. Ve gene bunun
sevmek,
severek

insanlara

karp her î^aman

ve her §artta tatbik edegeldii bir tek

çkar yol
balad.

biliyordu:

Mevzuunu

ajkla imlemek

ve

gelipirmek. I^e evvelâ onun

yanm kalm§
olan bu

tahsilini

tamamlatmakla

Ve dads,

lalas,

arabas tamam olmadan sokaa

çkmak

külfetini ihtiyar etmeye

almam

küçük

k^

ondan

ald

evk

ve ilhamla

çalmaya
kyasya

koyuldu. Mezuniyet imtihanlarn vermek
didindi.

için aylarca,

haftann her günü çalt,

Ba^^an günün yirmi dört
\ ^a

saatinin on ikisi

Rahmetli bir

çalmayla geçiyordu.

kn lan

odasnn gece yanlarna kadar
oldular.

dinlenmeyen

ndan endie
kabiliyet

ile

bahseder

Fakat Ken 'an

Rifâî eline

ald mev^uun

hudutlann
bitme^
bir
o,

bildiinden sesini çkarmyordu.

Me^niyet imtihanlan
Felsefe

biter

Semiha Cemal Darülfünun'un
defa te-^âh

ubesine kaydoldu.

Hocas

kurmu

ve

aradan çekilmiti. Zira artk biliyordu ki

34

Sâmiha A^-verd üe SIRRA

YOLCULUK

kendi kendine

imleyecek bir

çark haline gelmitir.

Örenme
ve

ve

öretme,

sevme ve sevilme, faydalanma ve faydalandrma at^mi

a§k,

içinde bir
ile

meale gibi tututurulan genç h;(jayndan
arasnda dikkati çeken

çekilen bir

ok

h^

emsali

bir muvaffakiyetle herkesi ve hatta
bitirdi.

^man
meftun

flaman kendini de hayrete düürerek Dârülfünûn'u

Ye

olduu fakülteye ruhiyat asistan oldu.
genç
talebelerle

Fakat

çalmay

tercih ederek liselere

müddet sonra daha 26 'dan 19 34 'e geçti. 19
bir

kadar devam eden
muvaffakiyetler

sekiî^

senelik

hocalk

hayat

içine

hakikaten
önüne gelen

sdrd. Barnda tutuan

irfan mealesini

heryerde ve her frsatta

uyandrmaya çalt. 19 36 'da

hayata göklerini

kapad

î^aman Epiktet,

Hayât- Beer yahut Kevs'in Tablosu,

Fedon, Alkibyad, Apoloji, Kriton, Hipyas, Otifon,
gibi klâsikleri lisanm:(a kendi

Mark
ve

Orel,

bana ka^^andmm,

aynca, Hayat,

Mihrap
insan

gibi mecmualarda

munta^aman neriyat

yapm

Ak
iyice

Peygamberi,

Ak

re

Güldemeti

isimli üç telif eserya:(mt.

Küçük Fakat

hayatnn

aayukan on
elde

senesi içine

sdrlan

bu faaliyetin,
görülür.

düünülecek

olursa, gerçek

bir muvaffakiyet

olduu

Semiha Cemal'in
vardr:

ettii

bundan daha büyük bir muvaffakiyeti

O

da

mânasn
uuruna

bulmas, insan olmann
ermesi
ve

omu^anna yükledii
için

mesuliyetlerin

bilhassa

bakalar

yaamak
ve

bahtiyarln

elde etmesidir.

Kenan

Rifâî ona gösterdi ki her birimiî^

varla

ait en

gü^l eyin asln,
onun
gölgesini,

cevherini

kendi

içimi-:^e

tayoru^

çou

:^aman

kopyesini

hâriçte

aramakla
içi

vakit

geçiriyorum^.
ile

u

halde her eyden evvel

insann kendi

ve

kendi benlii

temasa geçmesi, kendini bulmas lâ^mdr.
ünsiyet ve

Bu

müareketi temin ederken Ken 'an Rifâ

talebesinin vücut
ve

tarlasna yeni tohumlar

na çkmak
ve

atmam,

ancak

uur

altnda uyuklayan

gün

için frsat bekleyen

tohumlan uyandrarak onlara hayat

gelime imkânlar salamtr.
bir yol gösterici liyâkatiyle

Ye bunu yaparken,
hareket ederek, onu
birfâni, bir deersi-:^

bir mürebbî, bir

kâif,

dünyann herhangi
varlk olmaktan

bir köesine geliigü^l

atlvermi

kurtarp t^aman içinden akan hayatn manâl, uurlu
getirmiti.

bir parças haline

imdi Semiha Cemal
kendisi
ile

insanlarn

içinde,

onlarla,

hayatla ve kendi
talebe,

giritii

mukavelelere

sâdk

bir

dâvasn
35

Cemâlnur Sargut

paylanabilecei bir dost ve yorgun

Hayatnda Semiha
yer verdiini
belirtiyor:

Cemal'e, bu

bapm dinlendirecei bir insand. bakmdan ne kadar ehemmiyetli bir

bir

mektubundan

'...vapur

aldm^ §u ibare ne kadar gü^l uzaklayordu sana dürbünle bakyordum.

dünyann zevldni adesesinden seyrettiim teleskopum görünmez oldun, dürbünle de seçilmez oldun, hayalin bu cihana smaz oldu. burada §u sual akla gelebilir:
ki
'

Dedim

Ken'an Rifdi bu alperi^i yapmak

için

neden bir

kadn

tercih etti?

Bunun cevab
ve

haî^rdr.

Çünkü
ve

o

daha

evvel

yapt

tecrübelerde

görmüj

anlamt

ki fikir, his

iman

alij vericinde

kadn, erkekten daha

müsait bir mutavasst, daha verimli bir ^mindir.

Onlarn hayatlarnda
idi.

en esasl unsur
benlik

Birbirlerine

kaq

hudutlarn

karlkl ahenk ve anlayij vasf kaldrm ve döküldüü kabn
bulmulard.

peklini alan

mayi gibi

birbirlerinde §ekil

Bu hakikat
için

Ken'an

Rifâi'ye,

'Dün Beyolu'nda seni gördüm, geçiyordun.
aksi dedim' sökünü
söyletecek

Benim ifademin
sarih ve
var,

kadar onlar

aydnlkt. Hocas ona

föyle diyordu:
*

'Benim bir zevkim
î^aman Semiha Cemal

bu da sana
'Buna

irfan öretebilmektir.

O

soruyor:

karlk ben ne yapaym?'
arkaya

Ken'an Rifâi'nin bu

suâle verdii cevap

udur: 'Ben senden çok bir

ey istemiyorum;

ancak,

atmay ören. Sen bir yudumda doyanlardan olma! Resûlullah "Mâ arefnâke hakka mârifetik" diyor. Onun için sen de durma ilerle, beni sev, beni sev d
nefsini

ben de seni seveyim. Yalnz, bu
Allah' sev demektir. '

'teni sev "in

mânâsn

iyi

anla. Beni sev demek, sevdiklerimi, bütün insanlar, ala,

Ken 'an
içinde,

Rifdi,

Semiha Cemal'e hayat

ve

varlk cevherinin insann kendi

öt^ünde

olduunu öretirken Semiha Cemal'de ona kendim

gösteren,

onu kendi

ayaklarn topraa
irfan
ve

varlnn uurunda tutan bir ayna olmu ve balamt. Bir taraftan hocasnn elinde tuttuu
mahzun
gibi,

mealesi altnda feyi^lenirken bir taraftan da ona yoldalk ediyor
yalnr:^;

onu

ürkek,

ve

yorgun

gördüü

her ':^aman, eski
hu':^uru
ile

günlerde annesinin
sesleniyordu:

yapt

imanl insanlarn kalp

"Seninle

beraberim,

sana inanyorum, yalnz

deilsin." Evet!

O

bu teminata ^aman flaman bir küçük çocuk

36

Sâmiha Ayverd üe SIRRA

YOLCULUK

çâresi^igi

ile

muhtaçt. Semiha Cemal hocasnn yannda, hem idealini
benimseyerek
ve

gara^^hir samimiyetle
de

^yapc kadn" olabilmek, hem
seferber

ona karji yoldalk

analk duygulanm müjtereken

ederek, yaratmlk kisvesini muhafaza etmek gerektiini hissetmiti.

Bu

suretle yolu

büyük

adamn yoluna

düjen her

kadnda olduu

gibi,

tarih ve

insanlk karcsnda Semiha Cemal'in omu^^anna da birçok

vat^eler yükleniyordu. Bir defa

Ken 'an Rfd'nin kolay kolay

tesir ve

nüfu^ edilemeyen ahsiyeti binasn tavaf edecek, ke^edecekti. Sonra

onu

heceleyip

örendii kadar kendisine de
ve

gösterecekti.

Zira Ken'an

Rifâî'nin

çetin

sökülme^

bir

kitap

olan
nev'i
ileri

kendi

varln
bir

bankalarndan dinlemeye daima muhtaç olan
veçhesi de vardr.

jahsna mahsus
gitmek

Ondan

sonra bir

adm

daha

ve beraberce
tefsir ve

okunup anlamaya
tahlilini

çalijilan

bu kitab âlem halkna okutmak,

yapmak
en

icap ediyordu ve herhalde kendisine tevcih edilen

asl

va:^e de buydu.
en salahiyetli,
olmujtur.

Bu bakmdan Semiha Cemal ömrü boyunca hocasnn
aydnlk fakat
her

^aman

en mütevâî^ müfessiri

Esasen ona ayak uydurmann, onunla yollara düzmenin büyük güçlüü
buradadr.

Fakat

bu güçlüü yenebilmenin,

insan

ölümsüzlüe

götüreceini de biliyordu. O,

'Böyle benim gibi seven bir vücut toprak
için

olama^
kadar

belki de ben

vücudumu toprak olmaktan kurtarmak
bile

bu

seviyorum.

Ben ölsem

a§km

asrlara intikal edecek kadar
bende

kuvvetlidir.

Çünkü
^ey

ben de onu bankalarndan intikal ettim,

balayan bir

deil bu! Ben ona, gelmi§ geçmij bütün insanlarn,
bir ruh ^^enginlii, bir ruh asaleti
t^nginle^tirip,
ile

bana miras
emaneti

brakt

balym. Bu
nesillere

kendi

alkmla

besleyip

gelecek

devredeceim" diyeya^or.

Semiha Cemal Hanmefendi, Efendisinin sonsuz
yaayabilen, aabeyinin deyimiyle mücerred

akn

idrâk edip

bir ruhtur. Onlar,

bu

âlemde gözükseler de insamn elinden kaçan

latif bir tecelli gibi varla

Ken'an Kifâî

ve 20.

Yü^ltn îpmda Müslümanlk, stanbul: Kubbealt Neriyat,

2003,

s.

240-246.

37

Cemâlnur Sargut

yok aras

sultanlardr.

Bu

gibi

mucize böylesine
bile misli

Efendisinin ilmiyle maddeleip bugün

bir mânânn, görülmemi eserler

vermi olmasdr.Lutuflu
çektik.

valide

bölümünün

sonundan

buraya

Lütfîye

anne

de

zannediyorum Ayverdi'yi

çok

etkilemi

bir

ahsiyet...
Evet... Sâmiha anneyi etkileyen çok
belirttiiniz

mühim

insanlardan

birisi de,

üzere.

Efendisinin

anneyi

''

lu Valide" diye 'Lütuf

hamm Lütfye annedir. Lütfye yazm Sâmiha anne. Ve Küplüce'deki
dünya kederinden

Kök kitabnda
'pe
hagh

öyle anlaüyor:
sunduu Kevser §arah
herkes bu
ile

o erin

annm§

bu

bahtiyar hekim, vîrân gönlünü
ve

mâmur
diye

etmi§ rehberinin efne de öyle

saygl

idi,

mübarek

e§e

Lütfye Hanmefendi derken

lu bu a^-: dostu onu Lütuf Valide

çarr, nahif ve nâ^k yapl
ile

kadnn

eksik olmayan bedenî dertlerini ihtimam

takip
'/

eder, ilâçlar

ve çâreler bulurdu.

(Burada hekim olarak Ziya Cemal Bey

anlatyor.)

Lûtuflu Valide
görür,

öyle bir valide idi

ki muamele ettii halkta

Hakk'

onun

için

de gö':(ünün ve gönlünün seçtii, nokta §a§mayan bu

anlayp olurdu.

Komularna uzayan
yetiir,

eli,

penceresine gelen kularla,

yavrulayan kedilere dahî

böylece

onlarn da imdadna koar,

yapabilecei hiçbiryardmdan geri kalmat^d.

Lûtuflu Vâlide'nin balca kalkanc, onun, gerçeklere teslim olmay
bilmesinden

kaynaklanmak

idi.

O, hakikati görerek inanp tanrken

gerçeklere itaat etmesini ve teslim

olmasn

bilen

müstesna yapda bir

kadnd.
Kendisini çekip

bu kapya getiren ulu

erin

anas olmak

erefiyle

ereflenmi yücelerin yücesi bir sultan hâtûn da (Hatice Cenan Sultan)
Lûtuflu Valideyi, ecelden ebede sürüp gidecek olan insanlk ve
terbiyesi

ak

potasnda piirip saf ve
ekil ve
surete sahip

arnm

kalbna

dökerek eine ender
(...)

rastlanan bir

klm bulunuyordu.
uyduu
ve münâsebette

Lûtuflu l'âlide'nin çok

iyi bilerek

bir hayat gerçei de

u

idi.

nsan oullaryla giritii muamele

ine ucu deer demet(^

38

"

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

bir balon gibi sönüveren dostluklara itibar etme-:^ dostlarm
refah, servet gibi, güîiel

mevki gibi,

jü^ gü^l

sesten birinin eksilmesiyle bitmeyen

ainalklar arasndan seçmeye
l^ûtujlu

meylederdi.

V^âlide, âlemlere ana olarak gönderilmi yüce hâtûnun
yol
gösterici

o

pnar huylu

büyük,
ve

yücelerden

muhabbet,

efkat

mürebbiliinden öylesine bol su içmi ve ona tâbi olmakla
ka^^anç yamaya verdii nefsânî

elde ettii

varlnn
dünyaya

altndan çkan

öyle

gür

bir

pnara

ben^^emi bulunuyordu

ki,

pk

saçan o rehber ve önden

gida ulunun anasna
srrna erierek
benleri

tabî olmakla dünyâya geli ve gidi

macerasnn
^^

a^ bulunan

bir müstesna oluvermiti. "

BZ
alt

Lütfye annenin Efendimiz tarafndan son derece sevildiini ve önemsendiini biliyoruz. Kendileri Lütfye anne Çerkez olduu için
ay gibi

ksa

bir

zamanda Çerkezce örenerek eine kendi

lisanyla hitap etmenin zevkini

büyük özellii

yaamlardr. Lütfye annenin en einin örencileriyle çalmasna müdahale etmemi,
için

kskanmak

bir

yana onlarn eitilmesi

eine destek olmutur.
eserinde

Ak

Budur adl Semiha Cemal ve Sâmiha Ayverdi ortak

Lûtuflu Valide 'den öyle bahsediliyor:
"Süde'nin vücudu, tecessüd etmi feragat ve haynn kendisi
ona, minnet ve
idi.

Genç

k\
için

ükrann fevkinde
idi.

bir hisle mütehassisti.

Meryem

Sûde, samadanî bir deva

Burada Sûde Lütfye anneyi, Meryem
etmektedir.

ise

Semiha Cemal'i temsil

Abide ahsiyetler adh eserinde Sâmiha A\^xrdi Lütfye Anneyi

öyle

anlatr:

"Mtuflu Valide ne

âlimdi,

ne âir, ne de mevki ve öhret peinde
hedefin,

koan

bir kimse.

Ama

gerçek

hak

ve

hakikat olduunu

biliyordu.

18

Sâmiha

A)'\'erdi, Küp/üce'deki

Kök, Ankara: Hülbe yaynlan, 1989,

s.

113-115.

39

Cemâlnur Sargut

Hamurunda, müshet kadar menfî elemanlara da yer verilmi her insan
gibi,
elbette

onun da

iyiliklerle

mücadele

için

frsat bekleyen kötülük

meyilleri vard.

Fakat daha
ve

ilk gençliinde verdii

mânevi savakla

o

bunlar e^i§, tepelemi
temizleyerek engelleri

uuraltn menfî ve ykc duygulardan atlamt. Onun için de bu rahata kavumu ve

yapc faaliyetleri için ^aman

ka^nm huzurlu kadn,

adalet, insaf ve

muhabbet basamaklarn kolaylkla trmanarak

sevginin

^rvesine

çkm,
Onun
da.

hak
için

ve

hakikat duranda karar klmt.

de kimseye kini,
ihlas,
sever,

dümanl
cömertlik
sever,

ve

kötülüü yoktu.

Olamad
hiçbir

Saffet,

vefa

ve

âbidesi olan

bu büyük kadn,
dostluunu
elini

insanlar

hayvanlar

efkat

ve

yaradlmtan

esirgemeden be^lederdi.

Onun katnda

öpmeye gelen

birprenses, evine

snm

biryoksuldan

daha üstün muamele görmeî^di.

Souk
içine,

k

günlerinde

titreyen

elleriyle

haydad

çay,

etrafnda

bulunanlara, adetâ yalvarrcasna

ikram eder ama bu ikram halkas

mahallesinin çöpçüsü, sütçüsü,

bakkaln

çra da girerdi.

Kedilerin cieri,

kularn

yemi,

muhtaçlarn yiyecei, giyecei derken

aylk âidât

bir haftada
verir,

tükenir,
eli

ama

o

ne yapar yapar,

bulur

buluturur gene de

gene de

durma:^ ne yü-:^ünden tebessüm, ne
ibf(âlinin

dilinden tatl sö^ eksilir, böylece de

ikramnn,

sonu gelmeydi.
dieri erkek

Bir genç
iki

k^

olarak gelin geldii

çatnn

altnda, biri
evlâtlar

k^
idi.

küçük çocuk bulmutu. Bunlar onun üvey
bir üvey annelik

Fakat ondaki nasl
ana,

kendi ö^ evlâtlarn bu ölçüde

anlay idi ki, belki de hiçbir banna basamazd. Nitekim
ha^r bulduu
üveyleri

kendisi de bir kt^
evlât

çocuu dünyaya

getirince,

öz

tahtnda saltanat sürmekte devam ederken, kendi

k^n daima bu

tahtn basamaklarnda brakrd.
Böylece seneler seneleri kovalaya dursun, birdenbire

1914-1918 harbi

patlak verdi

ve

ksa
ve

^(amanda da, cephe haline gelen memleketin bütün

hudutlarn kan

ate sard.
deil,

Bu

bir

muharebe

acemî

ve

gâfl bir iktidarn
idi.

Osmanl

împaratorluu'nayaî^d ölüm ferman

40

Sâmiha

A)"vrerdi

ile

SIRRA YOLCULUK

Taht

jehri istanbul'da

ise,

fiâlim

olduklar kadar gaddar ve câhil de
bir

olan idarecilere srtlarm

dayam
sö-:^

"harp zengini" snf türemiti.
da bu harp

ehrin gda
^(engini

ihtiyâc üstünde

ve tasarruf sahibi olan

denen karaborsac snft.
verilen

Vesikayla
unsuîi
gençleri,

ekmek çamurdan farks^

etsi^ seb^si-:^

ekersi^

ve

hububatsn mutfaklar tamtakrd. Böylece de çocuklar,
hasta ve
alilleri
ile

ihtiyarlan,

bütün bir ehir

aç,

sefil ve

periand.
'Bu yllarda genç bir

kadn
kendi

olan l^ûtuflu Valide
tâ^e

ise,

arada bir
eteinin

komu
altnda

folluundan
saklayarak

tedârik
getirir ve

edebildii

yumurtalar,

k^na göstermeden,

bünyece sayfalan üvey

olunayedirirdi.

Onu

bu hak

ve

insaf
bir

merke^nde karar
emânet çocuu

ettiren

ne idi?

Neden kendi
iyisinde,

evlâdndan
gütmelinde

evvel

düünüp,

her eyin

onu

tercih ediyordu.

Ediyordu,

^ra Eûtuflu

Valide,

îman

potasnda kaynayp cürufunu atm, saf ve st^dnlm

bir enerji hâline

gelmiti. Bu, içindeyetitii irfan ve hikmetler çatsnn, insanlara hediye
ettii ruh

ni^âm, onlan

birer

yaar prensip

haline getiriinin canl

örnei

idi.

Kütlelere

mânevi dü^en
'^^

ve asalet veren

bu ocak, yllar yl daha
devlete

nice

koruklar tatlandrp çeni deitirtmi, le^tle beraber
erdirmiti...

de

Ken'an

Rifâî

bu insanlar anlatrken der

ki:

"Hakk
böyle

arayan ve onu bulma yolunda bir müride ulaan kimselerde
olurdu.

haller

Onlar,

kendi

vücutlarnn yâni

nefislerinin

ormannda

böyle ne heybetli,

ne dehetli canavarlar görürler; onlarla
için

pençelemek, onlanyenip doruyolda yürümek
gererlerdi.

ne urluklara göüs

Fakat

hiçbir

mükül

ve

hiçbir

korku

onlan

büyük

19

Sâmiha AjYcrâi, Abide

ahsiyetler,

stanbul: Kubbealt Neriyâü, 1995, stanbul,

S.256-259.

41

"

Cemâlnur Sargut

müritlerinin

karasnda

olduklar

^amanki

gibi

sarma

onun

karpsnda duyulan duyuramad. Çünkü bu

heybet

Hak
nur

heybetiydi.

Çünkü
deildir.
var.

derviin müritte gördüü,
(...)

Hak

tecellîsinden

bajka bir
var,

^ey

Bu görünüte

iddiajok, benlik yok, fakat

teva^

Yasaca Allah'tan aksetmi bir büyüklük vard.

Siz Lütfiye anneyi

tanyan enderlerdensiniz...

Evet, ükürler olsun... Parkinsonlu titrek ellerinden
hediyeler hâlâ evimin bir
Rifâî'ye

aldm

saysz

köesinde durmakta. Lütfiye anne Ken'an
bilerek

yerine getirmi büyük bir insandr.

bu vazifeyi en baarl ekilde Üvey olu Kâzm amcam onu, "hakiki annem gibiydi, beni klandan daha çok korur ve kaynrd" diye anlatrken Efendimiz vefatndan önce ev halkyla vedalarken

e

olmann zorluunu

yalnz Lütfiye anneyi tekrar tekrar çararak ona olan sayg ve

Mânevi hayatmda beni çok hayatma nee, huzur ve mutluluk getiren, destekleyen ve varlyla kendisinde Efendimin tevazuunu gördüüm güzel aabeyim Orhan
sevgisini

ortaya

koymulardr.

Büyükaksoy (Ken'an Rifâî'nin torunu) Lütfiye anne

ile

ilgili

u

hâtrasn anlatmlard.
bir paraya

75 Lira

gün bankaya onun adna yatrdm cüz'î piyango çkmü. Elimde para konaa gittiimde
Bir

kendisini

seccadede alarken buldum.

Kulaklar

duymadndan

benim geldiimi hissetmemiti. Efendisine yalvaryordu. "Efendiciim sana ne malûm deil ki; çok skntdaym. 75 Ura'ya ihtiyacm var. " Duay bitirip döndüünde ben gözyalar içinde elimde 75 Lira ile onu bekliyordum. Allah, sevgilisini seveni korur. Infâkn iki farkl yüzü

Nazh annem makamnda olmann
olan

ile

Lütfiye

annem 'l^m

yelid

ve

lem yüled"

zevkini bize yaattlar.

Ken'an

Rifâî, erhli Mesnevî-i erif,

stanbul: Kubbealt Ncriyâü, 2000,

s.

194.

42

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Safîye Erol ise.

.

.

Sâmiha annenin çok deerli yolda.
sevgili

Sâmiha annenin kaleminden
'Virdapm Safiye Erol:
Bir kasr çöktü.
viranelerde

dostuna hitab:

Çats, der ü dîvân ykld.

Amma

ha^neler,
define

sakldr. Gerçekten de hu ykntnn altndan, onun

varl
Safiye

âjikâr oldu.
Erol,
dürüst,

ihlâsl,

imanl,

hamiyetli,
ki,

liyâkat
olan,

ve

î^ekâs

ölçüsünde safi ve

masum

insand.

Ne

mühim
ile

onun tek tek

saylan vasfilan deil, bu vasfilann antlamas

kurulmu ahsiyet
ve iki fiarkl

yapsnn,

bir

aya ^ark'ta,

bir

aya

Garp'ta olmas
tarafis:^

medeniyetin,

kültür vasatlar üstünde

bir tahlil ve terkibin

muhasebesinden sonra da

arkl

münevver olarak cemiyetin karcsna

çkmij bulunmasdr
Bir
serhatli

mhu

tanyan bu ate§ gibi Kümeli

kadn,

orta,

lise

ve

üniversite yllarn
ciddiyet gibi

Garp'ta geçirmi olmasna ramen, sâdece metot ve
kendini gösteren

d§ formasyonunda
iman î^rh
ile

Batl

ruhu, onun a§k,

hamaset

ve

salama

alnm

olan içine asla i^leyememi§,

aksine, bu derinden derine yanan
ile

ocan yalm,
idi.

Dou 'dan çatpan

hava

h^ bularak

bir yanarda hâline gelmi

Tabiat kânunudur: Hasret, küçük

atehleri söndürür,

büyükleri

ise

yangna

çevirir.

Garb'n

mürekkebini yalayan,
ile

fiakat

ark'n
kadn

an 'anesine
da,

bal

kalarak, o târihi miras

nafakalanan bu
kültürünün

asil

bir

yandan fikir

daarcn Gap

verimleriyle

doldururken, bir yandan da faaliyet hâlindeki tahayyül ve tefekkürü,
alev alevyanan bir ocak hâline gelmitir.

Safiye Erol,

henü:^ genç bir talebe iken

dahi bu iki medeniyetin

mukayesesini yapacak

endaze

sahip bulunuyordu.

Aikâr
çekip,

ki Bat, mânevi hürriyetini harcama pahasna,

bir

maddi

kudret satn

almt. öyle

ki,

Rönesans
^eye

ile

alâkasn kendi üstünden
Garp
medeniyeti,

kendinden
içine

ba§ka her

çevirmi olan
esiri

avucunun

ald

maddenin bir nevi

olmu^ bulunuyordu.

43

Cemâlnur Sargut

Makineler

insann;
ve

insanlar

makinenin

yerine

geçer

olalheri,

^kasnn, hüner

îcatlannn

ana

dü§en

yapt
esip

hu puta tapmaktan bajka çâre
idi.

Ademolu için, kendi kalmamt. Fakat îman
bir acayip felsefe

duygusu kishî deil ftrî

Bununla beraber
da,

rü^ân

onu mevî(îinden koparnca
ve dinlerin istilâsna

bo§ kalan sahalar, türlü sentetik

îmanlarn

uramt.
kurduuyüksek
voltajl karakteri

islâm âlemine gelince, ilim
ile

ve idarede

imtihanm vermi
§imdi

ve

dünyâya parmak

srtm

olan

Müslüman
sinip,

ark,

hasmlarnn kyasya hücumlar karpsnda
ile

bir

flamanlar ilim ve tefekkür verimleri

besledii

Garb'n

gölgesine

snmij
alp can
âci^

bulunuyordu.

O ark

ki.

Bat

dünyâs, karanlklar içinde can

verirken, ilimde, felsefede, sanayide, ticâret ve ^râatte câhil ve

Avrupa'ya

bilmediini

bildirmi,

görmediini

göstermi,

anlamadn anlatmt.
ispanyol.

Gene

bir

^manlar, Frans^

italyan, Ingili^

Alman

ilim ve din

adamlar, hattâ

derebeyleri, prensleri,

Müslüman

medreselerinde

okuyarak

memleketlerine
temelleri

ark

irfann

tamlar,

ite böylece

de,

Rönesans'n

atlmt.
bir toprak gibi,

Ne
can

çâre ki, meyve ve
çekilip,

mahsûl vermekten yorgun düen

çoraklaan ark, bir vakitler cömertçe besledii Garb 'in,

sür'atle elde ettii

madde üstünlüü karsnda, gürüm yaralanp,

eli

böründe

kalm

bulunuyordu.

Amma u
ses

da var ki havada uçan, su

altnda ge^n, kt'adan kt'aya
yerle
bir eden

alp

ses veren ve bir solukta ülkeleri
gö-:(ü

bu dev medeniyet
gelien

karsnda

boyanmasna

ve

asrlardr
derinlerinde

etrafnda

ihtirasl

hücumlara

ramen

gene

de

bende oldukça,

saklad irfan ve hikmet cevherleriyle öünerek: srtm yere gelmi saylsa da beni alt edenleri,

'Bunlar
gene alt

ederimi" diye beklemeyi biliyordu.

ite

devlet

dükünü ark
kâaneden,

ve

bilhassa

Müslüman- Türk camias,

yanm

bir

elinde dört

ucu

düümlü
bohça

bir bohça
içinde

ile

kaçan

afetzedeler gibidir.

O

kadar

ki,

bu

kalm
dil,

mâî^
târih,

krntlarna
koturmakta

bile

hakaretle

yan bakan

bir ^hniyet,

din,

mefahir ve an 'ane

dümanln i güç

etmi

bir dalâlet vadisinde at

bulunuyor.

44

Sâmiha

A}'\^erdi

üe

SIRRA YOLCULUK

Garb'n her
gibi

hareketini
millî

gö^

kapal benimsemek

illeti ile çil

yavrusu

dalan
ve

mukavemet, millî ölçü

ve millî

juürun ipuçlarn

ellerinde

tutarak memlekete dönen Safiye Erol'a, Garp'tan getirdii
yengin fikir muhtevasna

yüklü

ramen
ve

huzurlu,

daha dorusu
tefekkür ve

kararl denemeî^di. Zîra, kafasnda

gönlünde

tand

duygu yükünü birbirine lehimleyecek, perçinleyip bütün hâline getirecek
bir

manevî

düf^eni henü:<^

bulamamçt. Onun

için de

ark 'in

Garb 'a

üstün olan bu irfan ve açk motifini bir müçahhas varlkta görmeye her

flaman hasret çekmiç, Garp 'tan

alacan

alm§, u^un yllar boyunca

daarcnayükledii bu hazneyi açacak
O, çok
iyi

anahtar aramçt.
dütükleri dalâlet
ve gaflet

biliyordu

ki insanlar,

içine

havasndan syrmak,

beçeriyete edilecek hiî^metlerin en

mukaddesi idi
kütleleri

Fakat
ermi

maddenin

ve

maddeciliin

anaforuna

kaplm

daldklar uykudan
disiplinli bir

silkip sarsarak

uyandrmak

için

arnm ve kemâle
susu^uu
buna,

ruh gerekti ite Safiye Erol'un

ihtiyâa

bu yola
bir

idi.

Gene

biliyordu
ve

ki,

evvelâ

kendi kendisiyle

hesaplap
sonra,
f<^rveye

anlamaya vardktan

kemâl ^rvesine ulatktan

da

tap

insanlara hikmet etmek
ve

erimek, hayvânî ihtiras

mümkün olabilirdi Evet bu ^raplan kontrol altna alm,
noktasna hasret çeken
oradan
oradan söylemeli,

safvetli ve ihlâsl

kiinin

kân

idi ite o nirengi
söyleyecekse

bu deerli kadn, kütleye ne
seslenmeli
idi.

Amma
ve

maddeci Garp'tan edindii kariyerin, kendisini
o

bu ^rveye ulatirmayacan

çok

iyi biliyordu.

Günlerden bir gün,

artk eteine

ayana dolar olduunu

iddetle hissettii

mantnn
sard
bir
ve

yükü
Safiye

altnda

et^ldii, tefekkür ve tehassüs yollarnn sarpa

demde yolu Ken 'an Rjfâî gibi bir kurtanamn yoluna düüverdi

Erol denen hu çplak

istîdad ve

ha^r

enerji,

derhâl toparlanp

mukadder

ölçüyü buldu, e^el künyesinin tâyin ettii

kâmil

ve nihâî

eklini ald.

Bu elektro-ok Müslümanlk

hadisesini

Ken 'an Rifâî

ve

Yirminci

Asrn

Inda
î^ah

isimli kitaba ilâve ettii

kymetli etüdünde

isabetle

eden Safiye Erol,

yadsnn

balarnda:

'Ken'an Rifâî'yi hârice

onun ahsiyetine temel tekil eden hususiyetinden bahsetmek lâzm geliyor' diyordu.
için

tantmak

üç

45

Cemâlnur Sargut

'O,

evvelâ

mistik

adam=lomo
ve

mysticus,

sonra

lakîtn
idi.*

adam=lomo
getirerek:

sapiens

en nilayet miirid-i agâh

dedikten sonra mistisi^min ilmî ve ciddi
'O,

i^âhm yapar

ve

sö^
bir

hocasna

balsi geçen mistik tipte bir
cemiyetimizin
idi.

âk,

gerçek

filozoftu.

O,

müahhas
olursa, bir

hayât,

müahhas

hakikati gibi

Sosyal insicamn ebekesini ne dereceye

kadar tanrd, diye sorulacak

dokumacnn kendi
bir

tezgâhmdaki dokumay
tabiat

tand

kadar tanrd. O, tabiatn

ancak gerçek âklara ayna olan ifresini okuyarak böyle

zemini üzerinde insann nasl ve ne üslûpla yerlemesi

lâzm geleceini takdir etmi kuruculardand. O, zaman ve mekâna elverili normlar imâl edenlerdendi. Beer kaderinin
ana rotasn bildii için ferdi mukadderat yollarn da yekten
görürdü'
diyen Safiye

Erol bu kar§la§ma
eridiini,

ve

tamama

ile

t^rap

ve ve

buhranlarnn nasl dalp
aff-

bütün

varlnda nasl bir ban§
anlatr.

umûmîfrtnas koptuunu,
bir yerinde:

lâtif ve

mü^kal ifadesiyle

Gene etüdünün

'Hakîkî efendi bir merkezdir. Kendi

manzumesi içinde tenasübü bir peyke: '*Yerine!" diye kumanda ettii zaman, bu, sâdece bir emir deil, ayn zamanda sarho peykin mevziine dönmek için kendinde

arm

bulamad kuvvettir.
Ijte

*

a^^:^ Safiye

Erol

da,

hayâtnn son demine kadar:

'O,

beni

hayâtnda

terk etmedi, irtihâUnden sonra da terk etmedi.

Bunca boa
kefaret gibi,

çkm mihr-i vefa
mecaz
de,

vaatlerinin

topuna

kar

bir

olan

benliimde gizlenmi hakikat pay
Rfâ] onun vücûdu peykini
ijleyip hediye

gibi' dedii hocas Ken'an
döndürecek emri

mev-:qine

kuvveti de verdi ve bu bahâ biçilmet
etti.

varl,

insanlk âlemine bir âbide gibi

Artk
sesinin

Safiye

Erol denen
sustu.

ve

flaman nehrinin

büyük kadn
ve

Fakat §u gök kubbenin altna
bir

kaynad yerden gelen bu brakt uyarc
Onun

^hin mahsûllerinin,

kymetler buhrannn girdabna

tutulmu§ cemiyete, kyamete dek kulak verecei çok sö^ brakt.

dâima

bir sentetik biten tahlilci tefekkürünün
de,

altnda yatan gerçek,

Müslüman-Türk camiasnn, kaybedip

el

yordamyla arar olduu,

46

'

Sâmha

A>^^erdi üe

SIRRA YOLCULUK

çok defa da aramay bir

^ül,

bir gerilik

sayd

bu hakikatler,

memleket münevverinin dikkat
îcap ettii

ve

uyanklkla üstünde durup çökmesi
için Safiye

hayât düümlerdir. Evet, münevver kütle

Erol'un

hayat görücü ve insanlk anlay, memleketin ölüm
kendisidir.

kalm dâvasnn
ve

Onun

için

de Safiye'yi bilmeye,

tanmaya

ne

demek

istediini

anlamaya

mecburu-:^.

Üstelik serhatlerin bu

yank

yürekli evlâd, halk çok
Selisleri,

iyi
ile

bilen ve

halkn

içinden
ve

ses

veren

insand.

duyular

kendine
millî

yarayan

yaramayan

seçmekte dâima isabet eden o halk,
tutma:(.

vasflarndan soyunmu sahte münevveri asla
üste

Zira asrlarn üst

yp tabakalatrd

ve bir

ahsiyet yaps hâline getirdii târihî

deerle silâhl olan
geleneini,

büyük

kütleler,

gü^

rü-:^ârlan gibi göreneini,

maksini, mefahirini kavuran
için

yabanc

ve

yalanc aydna

dâima di bilemitir Onun
içinde olan

de ifahî ve devri kültürilnün kal'as

halkn

göf^ünde, kendini

beenmeyip küçümseyen bu sahte

ayan deildir l^e kendisi gibi edepli, saygl îmanl olmayan, daha dorusu kendinden olmayan bu ukalâ ve köksü^ münevveri ne sever ne de söküne kulak asar.
aydn, îtibâra ve hürmete
ve

Safiye

Erol

ise,

halk tanyan

ve

memleket

realitelerini,
ile

yürei kadar

kafasnda duyan gerçek münevverdi. Garp kültürü

bulunmas

ona,

har neir olmu arkl olmann erefini küçümsetmemiti. kbâl der ki:
almasmda yanl
cihetten
bir

'islâm âleminin Garb'a yol

ey yoktur.

Zîra

Avrupa kültürü

entelektüel

kültürünün en ehemmiyetli saflarmm inkiâf

Tek korkumuz,

Garp kültürünün

d

slâm etmi hâlidir. görünüü ile göz
sadece

kamatrp

hareketlerimize sekte \'urmas ve

olarak da o kültürün özüne

bunun neticesi ulamakta geri kalmamzdr.
deil,

Yalnz Müslüman-Türk camiasna
müterek
nebatî uuruna ben^me:^.

bütün bir beeriyete

âmil

verimlere gebe olanlarn idrâki,

meyveyi douracak çiçein

Onun

için de Safiye E^rol gibi

bütün ömrünce

atele oynayp elini yakmam, fakat hâmil

olduu emânetin uuruna

varm

müstesnalarn,

u gökkubbe

altnda kudretlerinin infilâk edip

47

'

Cemâlnur Sargut

cemiyete hayat ve

beka yolunu göstermesi, insanoluna hem Allah 'in

rahmeti

hem

de tebessüm ve iltifatdr.

^^Sâmiha Ayverdi, Âbide ahsiyetler, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1995,
s.193-199.

48

Sâmiha Amerdi üe SIRRA

YOLCULUK

Kapm aç, kapm aç...
Bu dünyâdan
o

Sana geldim,

kapm aç...
ölçüsünü...

dünyâdan,

aldm boyum

E^el, ebed arasnda, nice eyyam ge^p to^um...

Samadm dü-âleme,
Yoldapm
var, çijt kikiyim,

sana geldim,

kapn aç...
hiç

günâh benden
Yer gök

ayrlma^.

Tek deilsem
Bi;^ de

n'olur sanki?

sm

o kapya...

al,

kapn aç, kapn aç, kapn aç...

Sâmiha Ayverdi,

Hanc

49

.

Cemâlnur Sargut

Hey Koca Sâmiha,
Kitaplarnla

Dergâhm Yeniden Açtn.
Rifâî ile

.

Sâmiha Ayverdi'nin Ken'an

ve zihnî hayatnda ne türden

tanmasndan sonra, mânevi açlm ve zenginlikler olumaya

balamtr? Bu
Efendisi

nasl

bir seyir izlemitir?

devrin

Isrâfli

gibi

diriltici

olan,

müridi

ise

devrin

Mevlânâ's

gibi dirilmeye

hazr olanlardan olunca kyamet kopar.
kendi hakikatini görmesi için bir

O'nun

Efendisiyle

tanmas
anne

vesiledir.

Sâmiha

maddî ve mânevi

açdan Efendisinin
birlikte

terbiyesi altna

girmek üzere hazrdr. Gerçi hazr olduunun da
de batan

henüz farknda deildir. Yeeni Semiha Cemal hanmla
huzura girdiklerinde
olurlar.
ikisi

aa
gibi

yok olup yeniden var

Bu

hal

müridin

simyac

altnn

içindeki

bakr
Gelen
Rifâî

eritmesine benzer.

Daha sonra Sâmiha anne bu
"dile

halini Dile

Ta

adb kitabnda

getirdiin taj" diye anlatacaktr.

Ken'an

hazretleri

karsnda mânâsna

ayna bir hazine
ilimlerde

bulunduunu

fark

edince

örencisini

maddî-mânevî

yetitirmeye

balar.

Hocam Sâmiha
Efendisinin

Ayverdi annemin anlattna göre gece-gündüz

huzurunda

tam

bir

der\d

edasyla

küçücük

bir

taburenin üzerinde devaml not tutarm, Kenan Rifâî hazretieri yaayan Kur'an olduu için bazen hikâyeleri tekrarlasa da her
birinde yeni bir

anlatm ve yeni

bir teceUi

olduundan Sâmiha anne
der
ki,

bunlar tekrar tekrar yazarlarm.
biterdi,

Annem

bazen kâtlar

avuçlarnn
haldir.

içine yazard.

önemli bir

Çünkü

biz

Bu mürid-mürid ilikisinde çok bâz hikâyeler tekrarland zaman
bile

yazmayz, hatta ügilenmez, dinlemekten

sklrz. Halbuki gerçek
getirdii için mürid

mürid

hikâyeyi her

anlatnda

farkl bir

yorum

de her söyledii eyi
Arabi der
ki;

örenmek

üzere harekete geçmelidir. bn-i

Allah ü Teâlâ Cebrail Hz. Peygamber'in yanndayken
indirdi.

ona
seni

bir

melek

Melek Hz. Peygamber'e "Ey Muhammed Allah
istersen

istersen

kul peygamber,

sultan peygamber

olman

arasnda

muhayyer brakt" dedi. (Cebrail Hz. Peygamber'e tevâzû etmesini
iaret
etti.

Peygamber de kulluu

seçti.

Bu

hadisi

nakletmekten

50

Sâmiha A\'verd

ile

SIRRA

YOLCULUK

maksadmz

Cebrail alevhisselâmn
ise

makamnn

öretici-eyhlik, Hz.

Muhammed'in makammn
okumak
okunmas
için

örencüik olduunu hatrlatmaktr.
acele etme.

"Sana vahyimi^ tamamlanmadan Kjir'an' okumakta
dilini

Kur'an'
ve

acele

ettirme."

(Tâhâ,

114)

"Onun toplanmas

Bit^'e aittir.

Bi; onu

okuduumuza
Rabbim

sen onun

okunuruna tabî ol"

(Kyamet, 16-17)

âyetleri ile 'T>eni

terbiye etti ve terbiyemi

gü^l

yapt" \\2iâAÛ bu konuMJ açklar. Buradan anlalyor
bilse

ki

mürid her eyi

de müridinin önünde susacak ve bildiini ondan örenmeyi Nefsin tekâmülü ^cuttaki Rabbî
tecellinin ortaya

tercih edecektir.

çkyla

alâkab

Böylece onu hikmet gdasyla besler ve

olduundan, mürit bu yönde örencisini irad eder. ak arabyla sular ortaya bir

aheser çkar.

te bövle bir eitim görmütür Sâmiha anne.
Ken'an Rifâî hazretlerinin en çok hangi yönüirfan ve tefekkür

Sâmiha
yönleri

Ayverdi'yi,

etkilemi, onun

dünyasna Ken'an

Rifâî

hazretleri neler

katmtr?
ilmi

Bence Efendi'nin muazzam
aikâr

ve akl almaz heybetiyle ayn anda
anneyi
etkilemitir.

gözüken

tevazuu

Sâmiha

Kendini

dünvamn merkezi sanan her genç gibi Sâmiha anne gerçek merkezle karlat zaman onun önünde eilmi ve Hz. ems'in anlatmyla Hz. Mevlânâ'mn hocas karsnda küçük bir çocuk edebiyle oturuu gibi Ken'an Rifâi'nin önünde diz çökmütür. Daha sonraki
devrelerde Sâmiha annenin her an yeni bir anla
tecelli

eden ve yeni

açümlar getiren

bir

kâmil müritle beraber

olmamn farkllm
bir

yaadm
olduu
kaynaktr

düünüyorum
Ken'an
Rifâi

ben. Mânevi ilim hiç bitmeyen bir derya

için ilme aç olan bir

örenciye her an cevap verebilecek

hazretieri.

Bu

}aizden

de

doymayan

örencisini beslemeye

devam

eder.

Daha

sonraki devirlerde Sâmiha anne, tasa\'vufta srât- müstakim
idrâk
eder.

anlayn

Her

kâmil

mürit
dünya

gibi
ile

Ken'an

Rifâî

milliyetçüikle ümmetçilik,

eriada

tarikat,

ahiret arasndaki

dengeyi yaayarak ve yaatarak öretir.

O

devrin isa's, Musa's, Hz. devrin Mevlânâ's,
bir

Muhammed'in mânâs
bn-i

gibidir.

Aym zamanda

Arabi'si, Gazali'si gibidir. Dola}isyla

Sâmiha A}^erdi
hâli

çok

âlimden okuyarak örenebileceklerini bir tek âlimin

ve üminden

51

Cemâlnur Sargut

Örenmi

olur.

Onun

öretisinden sonra bütün

ilimleri

incelemek

insana çok büyük bir zevk verir çünkü

hocasnn gözlüü gözünde
olur.

olduundan hereyin mânâs ona aikâr
aynen
bir

Dolaysyla Sâmiha
aittir.

Ayverdi'nin eserlerindeki her mesaj Efendisine

Sâmiha anne
gördük.

ney olmutur. Biz
Efendisinin
sesini

ömrümüz boyunca bunu
vermitir.
Bir

Tamamen
Efendisini

kalem

olmutur

yazmtr.

O

bakmdan Sâmiha
Efendimiz

Ayverdi'yi Efendi'den

ayr

düünmek

abestir.

devrin

eyhülislâmlarnn
tekkesiz

eyhiydi. Sâmiha Ayverdi ise devrinin ilim
Tarikat

adamlarmn mürididir.
de

âdabnda seromonileri edilebileceini bunun da ten
öretmitir.
etmitir,

kaldrm,
tekkesinde

irad

gönlün
haliyle,

ibadetiyle

yaplabileceini
hizmetiyle

Yazd
insann

kitaplarla,
"lâ

tavryla,

irad

ilahe

illallah"m

mânâsn

yaamadan mutasavvf olmas mümkün deildir, yapt er'î ibadetler bile eksik kalr. Bu bakmdan hocasnn "Semânn ve ^krin hakikatine vâsl olan kimseye ten tekke, gönül makam olmutur. " sözünü yaam ve yaatm ama bütün bunlarn sahibinin efendisi olduunu bildiinden 'TEJendimsin, cihanda itibanm varsa sendendir; meyân- âkanda i§tihânm varsa sendendir. " demitir.
Dost kitabnda Efendisini öyle anlatr:

'te

20. asn ereflendiren bir kütle fedaisi, bir rehber

Ken 'an

Ejfâi'dir.

ilâh irâdenin insanoluna bir Ken'an
Rifâî'ji

armaan

olarak göndermi

olduu

anlatmak

isteyenin,

maraldan ufku

göî(leyebildii

kadar seyreden
Niçin mi?

bir nöbetçiden farkyoktur.

Kulaçlamakla sonsuzluuna
âbidesi,

erijilemeyecek

bu

ihlâs

ve

samimiyet
ve sevgi

insan

idrâkinin

^rlukla kavrayaca

bir

hayr
için,

haznesini, akllan durduracak ölçüde etrafna
ve

saçt

anlatlmas

anlaplmas güç belki de muhaldir.

ilmine,
veli,

fakna,

fa^letine
iltica

ramen bu iddias^

atsz sade, jataf

büyük

kendisine

edenlerin,

maddî manevî yardm

bekleyenlerin

ellerini

boç çevirmemi, almadan vermij, feragatini, tevâ^uunu, vefasn.

52

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

sabnm, merhametini,

adaletini,

eksiksi^ bir insanlk tablosu içinde

toplayarak etrafna sunmutur.

Örettii, talim ve tedris ettii
üniformalar içinde

iyilikleri ve güzellikleri

nazar

ve kati

brakmam,

onlanyalayarak etrafna göstermitir.

'Hakikatle
demijse,

malup

edilmekten üstün bir zevkim yoktur*
derhal kabul etmekte bir

muhatabnn doru bulduu fikrini

an tereddüt etmemitir.
Kef^d:

*Ben yalan söylüyor

ediyor

muyum, ben dedikodu ve gybet muyum? Ben kalp kryor muyum? Ben kin tutuyor,

kibr ediyor muyum?
izin!

Eer bunlar yapyorsam, size de bol bol
bilmiseniz,

Amma

beni hocanz

bende olmayan

sfatlarda konaklamanz, üstünüzdeki reddetmek olmaz m?' demitir.
Evet, hiç bir sö^ ve nasihat,

mânevi

hakkm

hayatnn hesabn bu

derece cesaretle ve

açk alnla

veren bir mürebbînin

beyân kadar tesirli olama^
ile

ite Ken 'an Rifâ, söylediini
fikirlerine

ileyen, tâlim ettiini tatbik eden fiilleri

ihanet

eylemeyen

bir

kahraman olduu
iman
ve vatan

için

dâvasnda

muvaffak olmuj

ve böylece de etraf, sevgi,
ile

akn aksiyon

haline getirmi seçkin bir kadro

dolup

tamtr.
sorulan bir suale,

^ir gün, 'Sizin
tereddütsüz^

hakknz nasl ödeyelim?*yollu

u cevab vermitir:
de,

'Yolumdan gelin, hepsi o kadar... *
bütün yaknlarna,
hiç

ite

böylece

yalnz^ sual sahibine deil,

kimseden ihsan ve atfet beklememi olan bir ulu kiinin prensibini

açklam,
Derki:
'Irler

karln vermitir.

'^^

istidadn

bir terbiye

edicisi

vardr.

Eer

basiret naz(anniî<^n

kudreti varsa,

her eyi

Üstadmda

görürsünüz^.

O,

hereyden evvel

Sâmiha Ayverdi,

Dost, stanbul:

Kubbealü Neriyâü, 2007,

s.

13- 14.

53

.

Cemâlnur Sargut

terbiyesine

ald

kimseyi sirkten ve ben demekten kurtarr. Elverir ki
'^^

bi^de o istîdâd ve hulûs olsun...

***

Tundan tuna

gitmeyi, renkten renge girmeyi, senden

deil

derlerse,

ja

ben kimden örendim?

Yetmi

iki milletle,

yetmi

türlü me^eple, it^^t ikilet mihnetle, vahdet

kesret hicretle, hasret hasret hasretle
derlerse,

ha§r

nejir olmay, senden

deil

ya

ben kimden örendim f'^

***
Devletlim! Bir kul tanyorum

ki tepeden trnaa senin
ele

eserindir.

Vaktiyle

onu

bir

tohum

olarak

aldn.

O^ndin,

bettendin,

bostanlarndan bir bostann tam ortasna dikerek, suladn, çapaladn,
kestin,

budadn, sürüp gelinmesini gözleyerek bugüne getirdin. ]/e sonra

da meydanc edip ortaya saldn.
devrini ve seyrini yaparken,

Amma unutma ki
sen bu

o,

bu

atld âlemde
Zrâ
parmak

meydan

terk

edemedin.

balangçta tek art olarak bunu

komu,

sen de, o senede

basmtn.
Bilme^ olmaî^sn; ne ki tecâhül
böyle
edip, o yürei
o,

yank meydancy

bir de

yaralama.

unu

da

bil

ki

ne bulduysa senden bulurken, ne

çektiyse de, gene senden çekti.

Bari bundan sonra insafl ol da rahmeti

elden

brakmak

Bi^e desen ki:

Ey

insanlar, insanlar!

Ey

sevenler, sevmeyenler!

Nedir
beni

bu

nifak,

bu

ni-:(â,

bu

kargaalk?

Seviyorsam;^

neden

yoruyorsunuz^? Sevmiyorsanz^^ üstümden neden el etek çekmiyorsunuz^?

Sana,

söyle

diyorum
ile

Devletlim...
biz^i

Sen,

her

zamanki
îkaz^

gibi,

gene
tenbih

hâdiselerin

dili

konuuyor,

onlarn

sesiyle

ve

23 24 25

Sâmiha
,.

A\'\'erdi, Mülakatlar^

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2005,
s. 33.

s.

251.

Sâmiha Ayverdi,

Ham,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 1988,

Sâmiha

Av'verdi, Dile Gelen Taf, stanbul:

Kubbealü Neriyâü, 1999,

s.

38.

54

"

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

ediyorsun.

Amma,

ne ja:^k ki bu noktada da gene

anlamadktan
ise o

geliyor, ihtar ve ibaretlerine bir

çakl tap gibi basp geçiyomî^. Sen

sonsuîi merhametinle,

köpeklen güldürecek hâlimit^e

bakp bakp gene

küsmüyor, gene

sesiniyükseltmiyorsun Devletlimi"

%%*
O, etrafna bakmyordu beni görmedi. Ben ona bakyordum etrafm görmedim.

O

beni görseydi

tanr

myd

acep?

A.mmâ

bütün cihanda

görüp seyrettiim onu ben nasl tanma-:^^ olurdum?'^

Ona

olan

akm da öyle dile getirir:
aça aamal, ne bîkese, ne yoksula...

s

e

Kim

ki

sensi;^

kim ki

senden

habersif(j

onayanmal, ona alamal...
bilse,

Dünyâ bunu

buna inansa

âh, ne

kavga kalr ne de

ni^^âF'

Efendimizin ilminin, irfannn ve insandan söz ediyor deil mi?

aknn

varisi

olarak yetkin

Evet efendim... Onu anlatmak çok güçtür. Esasen kâmil

insanlar,

anlatma

smaz.

Kur'an da, Kehf
ki:

Sûresi'nin 109. âyetinin tasavvuf!
olsa,

tefsirinde bu\Tjruluyor

'Denirler mürekkep

aaçlar kalem

olsa

Cenab- Hakk'n
anlats alar)
veyine

kelimesi olan insân- kâmili tarife kalksalar, (özelliini

denii^ler kurur,

aaçlar krlr. Bir

o

kadar getirsen yine kurur

krlr.

Sâmiha A\^erdi,
insân- kâmil

Hocamn
bir

mânevi hametini ve azametini tam

manâsyla aksettiren

ayna

olduu

için

o aynada görülen nak,

nakdr.

^^
^^ ^^

Sâmiha
Sâmiha Sâmiha

A^-verdi, Dile Gelen Ta^, stanbul:
A\'\^erdi, Di/e Gelen

Kubbealt Neriyâü, 1999,

s. s.

83.

Ta, stanbul: Kubbealt Neriyân, 1999,

159.

Aj-verdi,

Dik

Gelen laf, stanbul:

Kubbeak Neriyat,

1999, s.73.

55

'

"

Cemâlnur Sargut

O'na ilikin
gibi

bir belgeselde,

'dünyâ hayatnn geçici,

fânî, sigara

duman Hak zenginlii
Dorudur

dahp
ile

hayâl olan zevklerine asla

kymet vermedii,

dolu yüreinde saltanat- ilâhiyeyi

tad ve
Sargut'un

onu manevî gdaya çok muhtaç cemiyete
efendim... Sâmiha Ayverdi,

alad' belirtiliyordu...

annem Mekûre

ifadesiyle, bize

her zaman

unu

söyler:

"B/^w

soframî^da yiyecek olarak sadece ekmek,
.

^tin

bulunsayine de

bi^ çok :(engini\.

.herkesten

daha çok
var.
. .

^enginiî^

Çünkü gönlümüzde
budur...

Hak a§k

var, servet-i

a^kmt^

ijte

hakiki ^enginlik

Sâmiha Ayverdi,

ilâhî

rahmet olarak yaamaktadr.
iyilik,

"Etrafna dâima

hayrseverlik, yardmlamay öretir.

Umumun
cemiyeti

hayrna olan her

türlü idleri

ylmadan

yerine getirmek

ve

tekâmüle sevk etmek hususunda hiçbir aksama göstermeden gayret

kucan

beline

kujanmij olan

hâlis bir insandr,

insân- kâmildir.

Hocasnn

emeklerinin ve nefeslerinin bir tekini dahi

^^/

etmemitir.

Daarcnda

bulunan

ilim,

ifan, edep, hikmet, fey\ ve muhabbeti,

sebil halinde cemiyete

datmaktadr.
her
yeri,

Etrafm ve

elinin

dedii
bir

her eyi ihya etmektedir.
ki;

Hocasnn
kesilmitir.

elinde

kalemdir

Hak ve

hakikatin

müdafii

ve

her

Hocasnn elinde bir neydir ki; Hakk'n sesini her yerde zaman muhteem namelerle duyurmu, kulaklarndaki
izâle etmitir.

beerî patrtl

Nefs

ham

iken

hrs

doludur.

hrslarndan
ele

arnabilir.

Bu olgunlama,

Ancak ruh makamna gelince hakiki insan bulmadan asla

onun önünde yok olmadkça; vurmadkça insan kabbnda olan benliin ban onun önünde bizlerin, iç yüzümüzden de insan olmamza imkân yoktur, iç âlemimizdeki hayvanlkla kalmaktan kurtaran kurtarclara muhtacz
gelmez.

nsân-

kâmili bulup

biz.

te

hâlis bir

kurtarc olan A)^erdi, gerek

târihî bilgisi,

gerek

^^

Mekûre

Sargut,

"nsân- Kâmil",

Kuhhealh Akademi MeoHuas, sa\T 2-3,

s.

21-

22.

56

Sâmiha

A^'^^erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

anlay, gerekse ahane sanaü ile cemiyeti dalâletten ve zulmetten, hidayete ve aydnla çarmaktadr. Onun sesine kulak
tasa\^afi

vermek bahtllna

erenlere

ne mutlu...

ve o ayna

karsnda

kendini süsleyebilenlere ne mutiu...

Anneniz

Mekûre

Sargut'un,

u

ifâdelerinden

ne anlyorsunuz,

bunu nasl yorumluyorsunuz?: "1950 yhnda Hocam Ken'an Rifâî Cemâl'e yürüdüü zaman, eski Erzurum milletvekili Salih Yeil Bey bana *Kzm senin Sâmiha Ayverdi dediin o büyük kadn ne
:

koca sultanm

ki

onu bu gece mânâda gördüm; hocasnn manevî

bu hâdiseye melekler ahit oldular...' dedi. Ashnda bu gerçee biz de yaayarak ahit oluyorduk. Çünkü hakikaten, dünyâ ve âhiret yollarn hiç armadan ve birbirinin
miras ona
verildi ve

hakkna

tecâvüz etmeden,
bir nefesini

ayn

paralel çizgide yürüyen ve yürüten

hem

de

bo
bir

geçirmeyen büyük Sâmiha Ayverdi'nin
Pirine,

peini izHyorduk. Hocasna,

Üstadna tam

teslimiyete sahip;

Hak
tam

ile

Ayverdi,

âhâne güzellii seyrediyorduk. Sâmiha kendi yokluunu o derece arz etmitir ki, onda Hakk'n

Hak olmu

teceUisi

görülüyor.

Kendisini ziyarete gelen ve eserlerinin

bayram olan
eyayla

bir zat ona; 'Sizi

Mark

Orel'e benzettim.

u

antik

süslü, saltanath evde, sizi tevazu içinde, yoklukta

buldum.
post

Mark Orel de o muazzam saraynda olduu halde gece üstünde yatarm, yatana dahi girmezmi' demiti."

Annem o

kadar güzel
zor.

anlatm
belki

ki

demek çok

Ancak

u

bu konu}Ti, bunun üzerine bir ey söylenebilir. Sâmiha anne, seksiz

üphesiz, Efendimin mirasçsdr. Çünkü Ken'an Rifâî'nin "Hey koca
Sâmiha, kitaplarnla dergâhm yeniden açtn" derken burada kast ettii

eyin mânâ dergâh olduu. Efendimin her eyden önce mânâ dergâhna deer verdiinin en güzel delilidir. Sâmiha anne

mânâsn devrinin yaam, yaatm, öretmi bir
Efendisinin

artlar

ve

mesuliyederi

içinde

sultandr. Ken'an Rifâî o devirde

yaasalard Sâmiha annem ne yapyorlarsa onu yaparlard. Ben

bundan \^zde yüz eminim. O sanki Hz. Muhammed'in mânâs içerisinde devrin Fatma's gibiydi. Hz. Fatma'nn o muazzam edebini üzerinde tard. Onun hiçliini ve tevazuunu görmek çok
kolayd ama aym zamanda hayet ve heybetinden titrememek

57

Cemâlnur Sargut

mümkün

deildi.

Benim Hz. Fatma anlaymda da aynen

böyledir.

O

yok

ama

var.

Tpk

Sâmiha

anne

gibi.

bn'ül

Arabi

de

Hz. Fatma'y

tarif

ederken;

"Allahml
insan peklinde
tecelli

eden kudsî cevher,

Küllz ruhun sureti,

Akl âleminin biricii,
Nebevi hakikatin parças,
Alevi nurlarn panldamayeri,

¥âtm srlar kaynann öt(ü,
Cehennemden kurtulan
ve sevenlerini

cehennemden kurtaran,

Yakn aacnn mey vasi.
Kadnlar âleminin
sultan,

Kadriyüce, kabri meçhul,
Resuller Sultan 'nn gö\ nuru,

Betül Zehra'ya
Salât ve selâm
'^°
et..

demiyor mu?

Sâmiha
âhiretin

hanmn çahkanhndan
mezra

çok

söz

ediliyor...

Dünyây

olarak gören bir anlaya, bir ahlâka sahipti, deil

mi?
Evet efendim.
. .

Esasen dünyâ ve

âhireti bir arada

götürmek çok az

kiiye nasib olan bir peygamber ahlâkdr. Sâmiha anne yaard,
gezerdi,

yurtdna

giderdi,

görürdü, gördüklerinden ders alrd.

Onlar yaanan her eyden ders ahr ve ders olarak anlatrlard. Çok

k ve çok

edebli giyinirdi.

Bu

hâli

de ben acizane Hz. Fatma'ya
ilgilenirdi.

benzetiyorum.

Çok
gibi.

temizdi.

Evinin temizliiyle dahi
bir stanbul,

Hz. Peygamber

Her zaman prl prl

Osmanh

Yaar Nuri

Üztürk, Eh/-i
s.

Reyf'in

Annesi Ha;^el-i Fatma, stanbul: Yeni Bo^ot

Yaynevi, 1982,

182- 183.

58

Sâmiha Ay^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

hanmefendisi edebi içindeydi. Son derece misafirpen^erdi.
etmevi çok severdi.

kram

Annemde

de olan

vericilik

ve ikram etmek

allâkmn Sâmiha annemin ve efendimin tavr olduuna çok iman ediyorum. Daha kapdan misafir girdii anda ne ikram edilecei sorulurdu. Bunun peygamberle alâkal olduunu daha sonra örendim. Hediye vermeyi severdi. Dâima yannda bir kutu olur ve o kutunun içinden aratrp, her ziyaretçiye bir hediye çkarrd. Biz iki kardein bayram hediyeleri Ramazan'n ilk günü gelirdi. Bizde ikinci gün kendilerine bayram hediyesi götürürdük. te bunlar tam "ahlâk- Muhammedf^t. Hiçbir zaman ar bir hâlini görmedik. Gülümsemesi her zaman mübarek yüzündeydi. Ama ben çok nadiren rastladm, dilerini gördüüm utangaç gülümseyiini çok özlediimi düünüyorum. O özel bir haldi ve o hâlini çok az kiiye gösterirdi. Sâmiha anne çok mütevaziydi. Ne zaman kendisini methetseniz asla dinlemez hepsinin Efendisine âit olduunu söylerdi. Genellikle ciddî ve mesafeli idi. Yirmi küsur yalarnda dul kabp profesörler ordusu yetitirmi bir sultan oluu edebine ve disiplinine babdr. Etrafndaki mutaassp insanlarn taassubunu

ykm devrin Ali'sidir

o.

'Çünkü gönlümüzde Hak
zenginlik budur.. .'daki

ak

var,

servet-i

akmz

var.

.

.

ite hakîkî

srrn

biraz açar

msnz?
diyor:

Dilerseniz, bir

mektubundan bunun cevabn arayabm. öyle
kime
denir, ^enginlik nedir? diyecek olursak,

'Ya

t^engin

^u gök kubbe

altnn

ebedî geçer akçesi olan îmân, ihlâs, insaf, doruluk, cömertlik,

hasbîlik, feragat, fedâkârlk, gü^el ahlâk, vatan

ajk, hikmet

ve irfan

gibi ulvî

vasflan mayalayp etraflarna taranlar

yetyü-:(ünün gerçek

enginleridir.
ihtiyaç

Alim hâkime muhtaç olduu
gibi,

halde,

hâkimin âlime
da,
bilerek,

duymayp
'^^

kasalar varlkla dolup tabanlar
keküllerini

bilmeyerek

gönül

^^enginlerine

uratmaktan

hâlî

kalmaklar.

Mabette Bir Gece adl

o

muhteem

eserinde

bir

beyân

var,

hatrbyorum
smet

:

Binark, Sâmiha Ajverdi'nin Mektuptan, stanbul,yayev 2002,

s.

266-267.

59

'

Cemâlnur Sargut

"Bemm, Kref^üs'ün ne

hazinelerine ne de

ihsanna ihtiyâcm

var...

çünkü ondan ^nginim.

Asl

sen

frsat kaçrma da hana, benim

ha^înelerime gel! Kre^üs'ün altnlar topraktan, yerin altndan çkar;

varlm ise gönlümden, gönlümün nihayeti bulunmayan derinliklerinden fkrr. Gel, hana gel ki, sana, hu endaze ve hesaba
benim
gelmeyen
servetten

saçaym.

.

.

Gönlümdeki

î^evk

külçelerinden,

el

sürülmemi mücevherlerden

vereyim...

Benim bolluum, benim
ge':(er?

ölçüye

smayan

gönül t^evkim Kre^üs'te ne

Eer fakir olsaydm, elbette senin gibi -z^engin olmann çârelerini arapmrdm. Hem halkalarnn ihsan benim boa^mdan gitme^:^ ki.
bu ihsanlarn
dilencisi
için

Bana,

olmaktan,

kendi hünerimin

efendisi

olmakyektir. Zengin olmak

tutturduun yol pek yanlç... Zîra ne
t^engin saylma-:(sn.

kadar varln
iyice

olsa,

tamahdan geçmeyince
t^engin

unu

bil ki,

eer Kre^üs

olsayd,

durmadan mal toplamaya,

haznelerinin yekûnunu kabartmaya

bakmad.

gibi

Sâmiha Ayverdi zenginlik kavramn tipk bn-i Arabi ve Mevlânâ deiik bir lugâda açklayan bir sultand. Çünkü o müridinin

yorum geürmid. Sâmiha Ayverdi için el ele Allah'a yürüyecei dosdarmn olmas yeter derecede büyük bir zevkti. nsanlarn paras olmayabilirdi. Ama el ele birlikte yürüyecei
açklamasna
bir

dostlar

ve

meguliyeti
meguliyettir.

vard.

Mâlumâlîniz

cennetin

bir

ismi

ugûldür,
cennetteydi.

Sâmiha

anne

dâima

meguldü

ve

Onun

zenginlik

anlay

mâneviydi maddî deildi.
gibi etrafna tâlim, tedris

Kendi
gayreti

ifadesiyle zenginlik,

Nazb Hoca

içinde bulunan medenî

bir zenginliin

büyüklüü ve

ibâdet

ölçüsünde efkat ve dostluk akyla vazifesini iman

klf

içinde sarp

sarmalam

olanlarn yolu'ydu.

Yâni,

Batmayan Güf ûn insan...
eserleri

Sâmiha annenin
insan'n...

de rahmet

srrnn
diyor:

peindedir. Yani kâmil

Ashnda

bütün
öyledir.

eserlerinin

merkezinde

o

vardr.

Batmayan Gün 'de de

Bakn ne

^^

Sâmiha Ayverdi, Mabette Bir Gece, stanbul: Kubbealü Neriyat, 1996,

s.79-80.

60

'

Sâmiha Aj-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

"Bir muhasebe ve kontrolle
ümitsizlii
bir ne'e
silip,

salama

alnm hayat,
verir.

insanlardan yeis ve

tahammül, hatta ^evk gücü

Onun

için

ne algn

ile

sarho§ olmak,

ne de herhangi bir musibet dolaysyla

kendini öldürecek

kadar kederlenmek bu kimselerden geçmitir.
onunla iki dost gibi anlatarak yasamaldr.
dost olunca cilvelerini

Hayât,

bilerek, severek,

Ben körü körüne yaamak istemiyorum. Onunla
ho§

karlamaktan daha

tabiî ne olur'? insan sevdiine

darlr m?'

"Scak

ve

souk, karanlk

ve

aydnlk, güllük

ve çirkinlik,

itibar itibar

edicinin îtibânndan
cihetiyle

dolay iki

oldu.

Kâinatn bu iki renk olmas,
da
bilmelidir

tezahür

etti.

Yoksa

unu

ki

renksiî^lik, rengini,

dâima iki renkten gösterir. Çünkü
iyi kötü,

marifet, iki renkten tezahür eder ve

birbirinden
iitti.

bu

suretle seçilir.

Havas^ hayât

bir kimse ne

gördü ne de

Sirke

balla,

tatllk aclkla meydana çkar. Horluk,
göstericisidir.

eref

ve i-:^ti

aikâr

eder.

Noksanlar, kemâl vasfnn
(...)

Hâsl

her ey

^dd

ile

meydana çkar.
ve

Ate, günein ^yasnda gii^li

ayn kursunda aikâr

olunca,

günein

ateini ayda nur olarak görürsün. Ket^â, birlik güneinin ateini de
dünya,

yâni bu ^uhur âlemi ayna baknca
için de

^â gibi görürsün.

Fakat

bunu görebilmek

kalbini o

ile

açmak lâî^mdr.

Ne güf(eldir o
da görme^
kendi
bilir,

bakan

için

ki aktan gelen nurla gene ona bakar ve onu

onunla görür. Gö:(de nur olmaî^sa, göî(ü

açk

körler gibi o kimse baksa

Hâsl

o

nuru bulan kimse,
.

öyle bir hâle gelir

ki hâlini ne

ne de kimse.

.

Onun
ve o

iki âlemle de bir iliii
î^evk içine

kalma^

Ak,

uuru da lâuûru da kapar
aktan bakadr,

kimse

batp gider. Her ne ki
bilgi,
o,

ne olursa olsun,

servet,

öhret,

hüner, gü-:^llik,

saltanat bunlar görünüte tatl da olsa, hakikatte

can çekimektedir.

Can çekimek, aka kavuamamaktr.

Sâmiha Ap-erdi, Vtatmayan Gün, stanbul: Kubbcalt Neriyat, 2004,

s.84.
s.

Sâmiha Amerdi, Batmayan Gün, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 2004,

105.

61

'

.

Cemâlnur Sargut

"Sokrat:

'Güzel bir besteyi,

bu ahengi tekil eden
tek tek notalarda

notalara

ayrsak, meselâ dâima

(re,re,re)

yahut (mi,mi,mi) desek, o
bulabilir

besteden
miyiz?* der.

bulduumuz

zevld,

Demek

ki ahengi vücûda

getiren,

ti\ ve

pes muhtelif ^t sadâlann

anlatmas imi.

te

kâinatn

da

ihtiam

ve

saltanatm

devam

ettiren,

î^tlann

hirlemesidir. Binâenaleyh

iimi^ gelmeyen görünüler veyaratllar da,
için bir î^arûrettir.

küllün saltanat ve

devam

Rahmet
ikincisi

iki

ekilde

tecellî

eder.

Bir

tanesi

yaradltaki rahmet
iki

de tekâmülümüzdeki rahmet. Sâmiha anne gerçekten bu
temsilcisidir.

idrâkin

Çünkü o

bizi

kendi

hakikatimizle
Allah'a

ortaya
için

çkartt. Yâni nefsimizden geçirip
bü\öik çaba gösterdi.

mânâmzla

ulamamz

O

halde Sâmiha anne bizdeki putlar krarak bizi nefsimizden

kurtanp ruhumuzun

varln ortaya çkaran bir öretmendir.
Ali'yi

.

Çok doru... Bu konuda Hz.
Peygamber efendimiz Hz.
Kabe'nin

Ali'nin hikâyesini anlatmak lazm.

mübarek omuzlarna çkararak
Sâmiha anne de
Efendisinin

putlarn ona

krdrtr.

omuzunda bizim pudarmz krd. Put krmak u demekür: nsan an'ane ve geleneklerden gelen, aile yapsndan gelen, mereplerden
gelen maddî ve mânevi pudarla donanr. Kabe'nin
içi

bomboken
oluturduk.

pudarla

dolmu olduu
anne

gibi biz

de kendi

pudarmz

Kurallarmz vard ve bu
Sâmiha
irad

kurallara

uymayan herkese dümandk.

bunlarn

hepsinin

yanb olduunu

bize

haliyle

gösterdi. Kendileri bizleri
etd. Bir

sohbetten ziyâde kitaplaryla ve haliyle

de çok özel ve özenli uyarlarda bulunurlard,
ve

deiik
bizi

hâtiralar

anlatarak

kendisinden
hâlâ kulluk

örnekler

vererek

yönlendirirlerdi.

Bugün

konusunda hatâlarmz varsa

tamamen

bizim

idraksizliimizdendir.

Hayâtmzn

en

zor

" Sâmiha Ay-verdi, 62

batmayan Gün, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2004, S.249-25Ü.

Sâmiha A3-\^erd üe SIRRA

YOLCULUK

günlerinde

dâima
ihtilâlde

Mndaki
bir

yanmzda babamn

olan

bir

müridimiz vard.
üzere
saat

1960

hapse

götürülmek

evden

abnacan düünen

Sâmiha anne sabahn

be buçuunda elinde
askerler tarafndan

aylk kiramzla bize terif etmiler ve

babam

alnana kadar evde beklemiler. Ancak annemin huzurlu olduunu gördükten
ve
para

durumumuzu
ne

ayarladktan
ki

sonra

evden

ayrlmlar.

Fakat

enteresandr

asl

Yassada'daki

mahkemelerde babamn yamndayd. Sadece babamn deil, merhum Tevfk leri, Atf Benderliolu gibi birçok örencisinin tüm
mahkemelerinde de yanlarndayd... Babam sapsar
si-:^

bir )Tazle

''ailem

emânet" dediinde

"asîl sen

hana emânetsin evlâdm" derken neleri

Ben çocuumun ölüme doru gittii çok zor anlarmda Sâmiha annemin her zaman yammda olduunu biliyordum. Birçok kiinin iftirasna uradm
}Kiklenmi

olduunu

bize

öretiyordu.

zamanlarda

o

aslanlar

gibi

beni

müdâfaa

eden

bir

sultand.

Yaammzn
o
hakikaten

her devresinde imtihanlarmzda, problemlerimizde,
ahitti.

skntlarmzda, mutluluklarmzda yanmzda ve
bir

Onun
deil,

için

rahmet

der}'âsyd.

Bu
bir

sâdece

benim
için

gibi

çocukluundan
yabanc

itibaren

ahp yetitirdii örencisi

en

uzakta hapiste, kenarda,
bir insan için

köede kalm

Türk vatanda ya da

de böyleydi. Meselâ kendi

kznn

bir

sorunu

olduu

devrede, hapishaneden kendisiyle

görümek

isteyen birinin
''anam,

ihtiyacn ön plâna

alm ve
de

evlâdn

arka plâna

almtr. Ona;

ruhumun anas" diyen devrin en bÜ5Öik âlimlerinden
Schimmel'i,

Eva
gibi

Vitray

Meyerovitch'i

Anne Marie unutmamak lâzm.
deil
Hristiyanken

Görüldüü
tesir

o

sâdece

slâm

âlemine

Müslümanl
etmitir.
geçerlidir.

seçen ya da Hristiyan hattâ Musevî olan birçok kiiye
sevgisi

Onun ayrmsz Onu mücadeleci ve
rahmeti
her

bütün insanbk âlemi
asla

için

taraftar görenler

bu konuda

yamlmasnlar,

Hattâ bir yangn olduunu bilmedii söndürme arabas giderken saatlerce kim insanlar için duâ ettiini ben gördüm ve yaadm. Bütün ömrünce mücâdele ettii birinin ölümünü duyduunda da oturup dua ettiini

yan

kuatmt.

hatrhyorum.

Dolaysyla insann ahsna

kar

hiçbir

problemi

olmadm

da ben yaayarak gördüm. Her insandaki Allah'n ismine

63

Cemâlnur Sargut

hürmet

ederdi.

Ama

bu Mûsâ oluuna ve Firavunla mücadelesine

engel deildi.

Bizim, modern zamanlarda bir kabz/daralma hali

yaayan düünce

geleneimiz ve yoksullaan
nasl
bir yer

irfânî

yaammz içinde Sâmiha Ayverdi

igal eder?
suâlin

Efendim bu kapsamh Rifâî ile büyük bilge

cevabn, istersen2 Efendim Ken'an
Arabi'de

bn

arayalm.

Efendimin erhli

MesnevVsmdtn öreniyoruz
"A-llah
bilgisi

ki,

nurunun

aydnlnda görünme^
muhdarûn "

olan

kimselerin

duygulan

ve

akllan, Kur'ân- Kerim 'in Yâ-Sîn sûresinde buyurulan
âyet-i kerimesi gereince en ve

'T^e-i^lâhüm cemî'un ledeynâ

küçük

bir

çanl§la;

ebediyet

demlerine dalar
bir

kendi varlklanndan
hâlidir.

kaybolur.

Bu

bir

ce^be,

^evk,

vücuttan geçi§

Huda
ve

tarafndan

çanl
ballar.

derecesine göre,

Hakk 'in varl

nurunda mahv

kaybolan kimsenin ülgerinden
vücut

o ce^be ve §evk

hâli çekilince,

tekrar

kayd
ve ve

Bu, güne§ gidince yld^ann görünmesine ben^r.

Duygu
panldar
Böylece

düzünce

yldran,

be§eriliin

karanlk

gecesinde yeniden

insanda dünyayükleriyle dünya külfetleriyeniden ballar.
ce^bettii âjik ruhlan, tabur tabur,

Allah'n

pûra

dönerler.

Ancak ruhlannn kulanda
hakikatleri bilerek uyanrlar.

irfan küpeleri belirir, türlü ilimleri, türlü
"^^

'Bu tpk,

bir

kâmil müride vamîadan

önce gönlü karanlklarla dolu

olan müridin, müridinin irjâdyle
bir ruh hâline girmesi gibidir.

aydnlanp

güneylerden daha nurlu

Çünkü büyük
nefis,

mürit, karanlk srlan
ve

aydnlatandr. Bunun içindir ki

ihtiras

ayplanyle dünya

kirlerinden kurtulmuj, Allah'la dirilmij bir velîyi

tanyp ondan fey^

alan kula ne mutlu!'^^

Kabz ve bast

hâli nedir

o halde?

Ken'an Ken'an

Rifâî,
Rifâî,

erhti Mesnevî-i erif, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 2000, s.542. erhli Mesnevî-i erif stanbul: Kubbealt Neriyat, 2000, s.214.

64

.

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

bn Arabi hazretlerinin

Tuhfetü*s-Sefer'[nden
kesiliji,

örendiimize

göre;

"Kab^' manevî varidatn

bast

ise

manevî varidatn

gelinidir.

Herjejin bir mevsimi, vakti ve

mevsimi

vardr.

Bunlann

raman olduu gibi, bu iki Has muhabbet mevsimi;
deil

hâlin de
hâlinin

banlamasndan

evveldir,

sonunda

Hattâ

muhabbet hâlinin
ele

balad
için

sralarda dahi olmat(lar. Genel olarak

alnan muhabbet
ise

hallerinde deyine

kab\

ve bast yoktur.

Bir kimse bu durumda

onun

ancak; korku ve ümit mânâlarna gelen havf ve recâ vardr.

Kab^

halinin
göriilür.

varl,

nefsin

ortaya

çkmas
rastlar.

ve

kulu

alt

etmesi sonunda

Bast halinin ^uhuru

ise,

kalbin safa bulmas ve her

bakmdan
bilinmeyen

üstünlüü gösterdii

gamana

Bat^

samanlar,

sebeplerden ötürü, bir varidat olarak

insan

kabî(^ ve bast hâli sarabilir.

Ne

var

ki,

asl istenen, her ikisinin de olmamasdr. Bir kimse kab^
'^^

ve

bast hâlini yok eder her iki halden geçip yükselirse, onun nefsi itminan
hâlini

bulmu

saylr.

Celâl ve

Cemâl

tecellîsi yâni.

.

Evet.

.

.

Ibn Arabi'ye göre,

"Celâl

sfatnn

tecellîsi

bir geldi mi,

gayn

^r gider.
devaml

Zîra

o

tecellî,

makamdr. Cemâl sfatnn tecellîsi cemâl tecellîsi telvin makamdr, insan bu sfat tecellisinde
temkin
girer.

deildir.

Zîra

renkten renge

Halden

hâle geçer.

Müahede
bu
o

hali tecellî

ile olur.

Ama

bu

o

demek deildir ki müahede
ise

tecellîsi^ olma^l.

Tecellîsit^

de olur. Tecellî

müahede

ile olur.

Ama
olur.

demek deildir ki

tecellî

müjâhedesi^ olma^ Müjâhedesi^ de

Müahede
tek

ve tecellîye gelince, her ikisi de

ancak mükâ§efe
'^^

ile olur.

Ama

babna mükâfefenin
bastt.

olu^u da

mümkündür.

Bana göre o
hâdiseleri

bn-i Arabi'nin de dedii

gibi

insann tabiatnn
budur, diyor

cabza götürür çünkü

Hzr Ilyas'n da mânâs
Ayn makam
yay.,

Ibn Arabi. lyas peygamber tabiat tabiat hadiselerini dengeleyen bir
sultandr ya da Idris peygamber.
temsil ediyorlar.

te

bn Arabî, bn Arabî,

'luhfetü's Sefere,

stanbul: Kitsan

1998, s.110-1
s.

1

1.

Tuhfetü's Sefere, stanbul: Kitsan yay., 1998,

96-97.

65

Cemâlnur Sargut

bu

bak

açsndan insann
Kabz ve

tabiat,

etldleri

insan üzerinde kabz yaratr ve

merebi ve dardaki tabiatnn mürid o kabz bast'a götüren
gibidir ve basttr.

sultandr.

bastin birbiri için deerini bilen kii dâima içinde

Hdrellezi yaar. Çünkü
de
lyas

mürid
tecellisi

Hzr

Kabz

hali

peygamberin

gibidir.

Dolaysyla Hdrellez'in

içimizde

yaanmas, baharn
Sargut'un,

içimizde açmasdr.

Mekûre

onu anlatrken
hiçbir

and, 'umûmun

hayrna olan

her türlü ileri

ylmadan

yerine getirmek ve cemiyeti tekâmüle sevk

etmek hususunda
beline beline

aksama göstermeden gayret
açar

kuan

kuanm olan hâlis bir insandr' sözündeki, 'gayret kuan
kuanmak' benzetmesini

msnz,

gayret nedir, gayret

kuan kuanmak ne anlama gelir?
Gayret,

aslna

bakarsamz

bir

zorlama bir mecburiyet deildir.

Gayret, insann sevdii için
bir

yapt çabmalarnn tamamdr. Bunun
zünnarla
olan

kuak

olarak

gösterilmesi

alâkas

gibidir.

Biliyorsunuz
dinlerine olan

Hristiyanlar

zünnar

balarlar.

Bu

Hristiyanlarn
sanki gayret

balln

anlatr.

Burada gayret

kua,

gösterdii hadiseye bu hadisenin yaraücsndan dolay
gibi bir

balanmak

üiki anlatr. Sâmiha anne Allah akyla gayret etmitir.

O

yüzden

O'nun gayred ve yaptklar
örencilerinin

iler

sadece

müridlerinin,

etrafndaki
ilerdir.

hayrna deil dünyann hayrna olan
dünya
liderlerine,
siyasetçilere,

Bu

yüzden

birçok

Türkiye'deki devlet adamlarna, özellikle eitim ve eitimin önemi

konusunda yüzlerce mektup ve yazlar yazmtr. slâm âleminin birlemesi için çok büyük çaba göstermi, bölünmelere kar çkm,
Yahudilerin, hiç tasvip etmedii halde hayranhkla izledii
birlik, bir

olma çabasn islâm üzerinde uygulanmas
deil de
arasndaki srât- müstakimi
söyleilerde

için

çahmalar yapmtr.

Türk-Islâm sentezi dedii aslnda Türklükle slâm arasnda birleme
ikisi

yaamak açsndan çok
olan bütün

önem kazanan
insanlar
etmitir.
bir

bulunmu, kendi görüünde
geçerek

araya

toplam

ve ortak mücâdele vermeyi tercih

Nefsânî

arzularmzdan

baka

insanlarla

birleilebileceini telkin etmidr.
âlimi diye

Onu

sadece bir Türk ve
âlimidir.

düünmemek
içinde

gerekir,

o bütün dünyânn
etmidr.

slâm Çünkü

tevhid

anlay

hareket

Türklüün de slâm'la

66

Sâmiha

A\'\'erdi üe

SIRRA YOLCULUK-

badan çok güzel anlatmtir.
yaayan Türk'ün gelenei ve

Çünkü ona göre slâm' en
Türk kendi

güzel

an'anesidir.

hakikatini

Türklüünü

bildii

zaman,

slâm

olmann

zevkini,

slâm'

yaamann
slâm
rklar

hakikatine, güzelliine

çok kolay adapte olur çünkü

sanki Türkler için

gelmi

bir dindir.

içinde Çerkezler, Kürtier, yani ülkenin

O'nun Türklük anlay smrlar içerisinde yaayan
vardr
ve
hepsini

farkl

gibi

gözüken

bütün

insanlar

Bü)âik bir dahi olduu için dünyamn sorunlarna çözüm aramür. O, rahmeten li'lâlemindir. 1970'li yllarn bamda dünyann küresel snmaya, çöl olmaya doru
birlemitir.

devrinden

gidiini

anlam

anne parklar oluturdu. Aaçlanmaya
sonraki

yapm

balamtr. Sâmiha önem verdi. Türkiye'nin daha problemlerini çok iyi görmü, hepsiyle ilgili araürmalar ve yaptrmür. Bu problemlerle bugün karlaükça

ve bu konuda tedbirler almaya

elimizde hazine deerindeki araürmalar bize rehber oluyor.

67

Cemâlnur Sargut

Hepmif(^ kâinat kitab

içinde birjja^iî^ ve

dünyâya, kendi vücûdumu:^^ suâlinin ifâde ettii

mânây çöî^mek

için gönderildik...

Sâmiha Ayverdi, Dile Gelen

Ta

68

Sâmiha A^-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Annenin Eserlerinde Yazd Her Cümle, Kenan Rifâî'nin Mânâsndan Birer Örnektir...
'Hocasnn elinde bir kalem, dilinde bir neydir' belirlemesine dönmek istiyorum. Sâmiha Ayverdi'nin bu anlamda hocas ile
üikisindeki sr nedir? 'Allah'n eU, bütün
ellerin üzerindedir' haberi

açsndan bakldnda bu

tespitten ne

anlamak gerekir?

Yolcu Nereye Gidiyorsun adl eserinde öyle der:
"Benim dümenim onun a§kdr; ne tarafa döndürürse
o tarafa giderim.

Kâh emîr olur buyruk yürütürüm, kâh esir olur yerlerde Ancak her nefeste bu ferman sahibinin mahkûmuyum. '"^
Mâlûmâlîniz ney Mes/^v/'de

sürünürüm.

anlatld

gibi kâmil

insan temsil eder.
ve cayr cayr

Neyin

içi

boaltlm,
kendine
ait

o}Talmu, üzerine delikler
hiçbir sesi,
içine

açlm

yaklm,

gücü ve kuvveti kalmam. Sanki

Mevlânâ'mn anlatt babn
veren ya da neyde
halindedir.

batm

ar

gibi,

babn hareketini

olduu

gibi üfleyenin sesini

veren bir istirak
sesi

Sâmiha anne aynen böyleydi. Ondan Efendisinin
bir hal deildi.

Çünkü o hal ancak Efendisinde yok olmu, fena f'-eyh makamna ermi fena fi'-eyhten sonra fena fi'r-resûl ve fena f'Uah makamlarnn idrâkinde olan bir sultan için geçerlidir. Biz müridleri olarak bunu yaadk. Ben efendim yaasa böyle hareket eder diye Sâmiha
annenin hareketlerini ölçü olarak alrdm. Sâmiha annem de annem
gibi Efendisiyle

zuhur ediyordu. Bu herkesin anlayabilecei

uzun süre yaam bir insand. Dolaysyla O'nun zaman arka plana atp Ken'an Rifâî'i anlat, özellikle tasa\^'ufi konularda O'nun öütleriyle insanlk âlemine seslenii, tamamen Efendisinin sesini aksettirdiini gösterir. O'nun efendim
kendisini her

dedii

Ken'an
bütün

Rifâî

hazretleridir,

ney'dir.

O

Allah'n

sesini

aksettiren Hakikat-i

Muhammedi'yi tayan

bir neydir.

Dolaysyla

"Allah'n

eli

ellerin 4':^erindedir'\r\

mânâs Ken'an

Rifâî'de tecellî

Sâmiha
S.173.

A\-\'erdi, Yolcu Nereye Cidiyorsun,

stanbul: Kubbealt Neriyat, 1997,

69

Cemâlnur Sargut

eden zâtnn zuhuru, Sâmiha annenin, Sâmiha anneden

tecellî

eden

mânâ

ise

bütün müridlerinin üzerindedir, sözüyle

teyit olur. Bizler

Sâmiha anne vastasyla yaayan

zat tecellisini görürüz.

Yani O'nun

yaayan Kur'an oluu da Allah'n mânâsn en güzel anlatan bir delildir. O'nun ilminin sonsuzluu, hiç durmadan öretme gayretinde oluu, adetâ miraçta ümmetini anan Peygamber tavryla
örencilerine kucak

aç kâmil mürit olduunun
Medine'de

delilidir.

Efendimiz, kendileri ilim dehâs olmasna

ramen akademik
yapmak

kariyer
için

yapmamlar.
mevkiinden
sultan var

Hattâ

öretmenlik

dümeye raz

olmular. Kendini hiç

anlatmam
bir

bir

karmzda ama Osmanh'nn

son devrinde tasavvuf
sultandr.

anlayyla devrim yaratp devre damgasm vuran
Dolaysyla O'nu anlatmak
anne oldu.

için de birisi lâzmd. O kalem Sâmiha Efendim kendi kalemini kendi kullanmad ama Sâmiha

anne vastasyla kendini bütün dünyaya
eserlerinde

anlatt.

Sâmiha annenin

beni hep hayrete

her cümle Efendi'min mânâsna örnektir. Bu düürür ve kendi yolumu çizite de bana çok örnek olmutur. Yani önce örencisini düünen ve ömrünü kendini

yazd

mehur etmek
kâmil

için

deil halka hizmet

için geçiren kiilerin

mürid-i

olduunu ben Sâmiha anneden örendim.
'kulaklarndaki beerî

nsann,

patrty

izale etmesi*

ne demektir?

Ayverdi'yi

bu açdan nasl deerlendirmek

gerekir?

Yine, kendisinden dinleyelim.
"iyice

Yaayan Ölü üen

:

skmam
o

bir

çemeden damlaya damlaya hâsl olmu
kirli ve

bir su

birikintisi,

çemenin yalanda
çâresi,

kötü kokulu bir rutubet
veya o

ya çemenin ap^n skca balamak birikintiyi iddetli bir günee mâru\ brakp kurutmaktr.
brakr. Bunun

Mademki

bi^ insanlar beer î^aaflannn,

vücûdumuî^ çemesinden

damlamasna mâni olamyorum

u

halde o pis kokulu birikintinin

70

Sâmiha Aj'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

süratle
icap

buharlamas

için

keskin bir günein imdadna boyun

ememi

etme^miV^^

Biz ne kadar
mâlâyâniyle

ansl bir grubuz ki, çalmaktan uraacak hiç vaktimiz olmuyor
televizyon
seyredebiliyoruz,
gibi

hiç vakit

bulamyoruz
hayâtn
var.

diye

düünürüm. Ne
maddî

doru

dürüst

ne

içerisinde

dedikodu dinlemek

kötü ne

alkanlmz

Ne

hastalklarla
dertleriyle

megul

olacak

vaktimiz,
var.

derdenecek

zamanmz

çocuklarmzn maddî Bizler dünyann en ansl ve

en zengin insanlarnz, derim. Biz bunu Sâmiha anneden örendik.

Sâmiha anne maddî dünyann paürt

ksmna

kulaklarn örtmütü.

Ve

örencilerine de bu haliyle örnek olmutu. Yani o dünyevî
hiçbirini kale

dedikodularn
müridleriyle

almazd.
sözlerin

Ne

kendisiyle ne müridiyle ne

ilgili

aleyhte

hiçbirine

Hak ve hakikat klcyd. Hakikaten mücâhitd. Mücâhit, Hz.
hakikatin peindeydi, yalnz

deer vermezdi. O için çarpan bir slâm
Ali gibi nefsiyle olan

bütün

savan

bidrmi, Allah'n aslan

olmu

ve eline

ald

kbçla

dümanlarmzla mücadele etme hâlini, tavrn, eklini bize öretmi bir sultandr. O bakmdan dünya dedikodularndan ve dünya hallerinden bihaber ama bu devrin
nefislerimizi keserek

hakikaderinden haberdar olduunu, çok
dersle

iyi

bildii tarihten

ald
de

devrin hakikaderini

yorumladn

görüyoruz.

Bu

hâli

Efendisinden gelmektedir. Efendimiz gazeteleri okur,
ister, siyâseti

okumamz

takip ederdi

ama

kendisi siyasetin içinde

olmad.

Bir yol

arkada, Ayverdi
gelince

için, TSJefs

ham

iken hrs doludur.

ruh

makamna

hrslarndan arnabilir.
asla ele gelmez.

Ancak Bu olgunlama,
Kâmil'i bulup

hakiki insan

bulmadan

nsân-

onun önünde yok olmadkça; benliin ban onun önünde vurmadkça insan kahbnda olan bizlerin, iç yüzümüzden de insan

olmamza imkân
Ayverdi,

yoktur. îç âlemimizdeki hayvanhkla kalmaktan

kurtaran kurtarclara

muhtacz
bilgisi,

biz.

îte

hâlis bir

kurtarcs olan

gerek

târihî

gerek tasavvufî

anlay, gerekse

41

Sâmiha

A)-verdi, Yalayan Ölü, stanbul:

Kubbealt Neriyâü, 2005,

s.

135.

71

Cemâlnur Sargut

âhâne sanat ile cemiyeti dalâletten ve zulmetten, hidâyete aydnla çarmaktadr' der... Bunu nasl yorumlarsnz?
Sâmiha anne çok kuvvetli
yani Ken'an Rifâî'nin
bir

ve

köprüdür. Hakikat-i

Muhammedi

ile

manâsyla bizim aramzda köprü kurmutur.

Köprü olmann en güzel yolu kendini hiç etmektir. Hiç olmak için de önce herey olmak lâzmdr. Herey olu içerisinde her türlü bilgi
vardr. Sâmiha anne her türlü
bilgiyi

edinmi, her

türlü

bilgiyi

yorumlam
onu
bilir

ve bu

bilgilerle hiç

olmutur. Yani toprak olmak
anlatbyor

için

özgüven lazmdr. Özgüven Sâmiha annede vard. Çünkü müridi
öyle yetitirmiti.

Ashnda bütün bunlar

dille

ama

diUe anlatlmas çok zor eyler.

ve sever.

varamasa dahi

akî de

sait

de

nsan ilk gördüü anda müridini Onun müridi olduunun farkna varr. Farkna muazzam bir enerjiyle mürid-i kâmile doru çekilir. devrin mânâsn anlatan mürid-i kâmile çekilir. akî
sevmek
için

eletirmek

için, sait

yanar, onda

arad bütün ilimlerin

mânâsn

bulur ve kendi ilminin hakikatini onda görür. Bir mürid-i

kâmil benim gibi olanlarn önce aklna hitab eder. Sonra o akbn

önemsizliini öretir.
biçimindedir
diyor

Ve gönlün akhmn, gönül

ki

Kabe'dir

Kabe
bir

Muhiddin-i Arabi, orada zuhur eden akln

hakikatini bize gösterir ve külli

akln bizde zuhuru
hiçbir

için

büyük

mücâdele
gibi

verir.

Bütün bunlar yaparken

ey yapmyormu

gözükür. Biz Sâmiha anneyle bunu yaadk. Herkesi kendi

ilminden avlad. Sanatçy sanattan, fenciyi fenden, Allah akyla

dolu

olan gönülden, ibadet edeni ibâdetinden, herkesi kendi

ilminden yakalad.
deildir.

Bu insann kendi bana becerebilecei bir ey Bütün bunlar mürid mürid ilikisiyle zuhura gelir. Sâmiha
dili

annem
ismin

ku

bilen

Süleyman

gibiydi; her devrin, her kiinin, her

lisanndan

konuurdu.

Baz

mutasavvflara

göre

ku

tasavvufta Allah'n isimlerini temsil eder.

Mürid müridinin aynasnda kendini
görür. Onlarla mücâdele edip

seyreder.
gibi

Çirkin taraflarn
gayreti içine girer.

hocas

olma

Yani, insamn

sülûka

balamasnn

sebebidir hocas.

Tasavvufta

sülük tövbeyle balar tevhidle biter.

Nur

Sûresi'nin 35. âyetinin

Mürid, açklamasdr.

"nuru'n ala nur"dur.

72

,

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ken'an

Rifâî

bunu öyle

açklar;
ve'I ard..

"Allahu nuru's-semâvâti
vücuttur.

âyetinde buyurular ^arf, kandil

Ya,

ruhtur.

Fitil kalptir.

avk

ise

§ark garb olmayan

nurdur. Bir kimsenin kalbinde bu nur

uyand m, ona
bu mânâya

Fakat bunu da deme kimse idrak

edip

sa ve sol olmaî^ arif olama^ Ne
hakikatlerin

kadar açk ne kadar berrak olarak anlatsam yine

de ifâdesi^ kalr.

Halbuki

irfan

sahibi

bir

dervij
'^^

için

bu

ve

emsali

anlajilmaî^ bir tarafyoktur.

Sâmiha annem nurdu. Nur kendi
Bizdeki nurun ortaya

çerâmz

yakmak

için bir

ktr.

çkmas

için

karanlk olan vücudumuz içinde o
tecellî için

nurun

tecellî

etmesi lâzm. Fakat bu
eksiklerimizi gördük.

de gönlümüzü açtk.
talebe olduk.

Hatalarmz
nuruyla

Karsnda

O

da

tecelli etti,

yanllarmz ve hatalarmz daha
bizi terbiye
etti.

net gösterdi.

Mücâdele etme yollarn öretti. Mücâdele etme silâh olarak
verdi.

ak

Dolaysyla da

Sâmiha Ayverdi'nin
geçici, fânî, sigara

yaamn
gibi

bilenler,

Onun, 'dünyâ hayatnn
hayâl olan zevklerine asla

duman

dalp

kymet vermediini'

söylerler... Bu

ne demektir?
bir eserdir.

Efendim, Hanc, bunun srlaryla dolup taan
anne,
ki,

Sâmiha

dünyann

hakikatini

müridinden

öylesine derinden

kavramt

bütün eserlerinde bunu srarla ve o güzelim Türkçesiyle anlatp

durdu:

'Handr bu gönlüm, yâ

misafirhane..

Derd konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melal konuklar;

mümkün konuklar, muhal çkma^ ordan.

konuklar. Hele hasret, hiç

çkma^

ordan,

Handr bu gönlüm, ykk,

dökük..

Ken'an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyâo, 2000,

s.

16.

73

Cemâlnut Sargut

Fakir konuklar, ^ngin konuklar, âlim konuklar,
gelen konuklar, geçen konuklar. Hele bir ordan,

câhil konuklar;

Hanc

vardr, biç

çkma^

çkma^ ordan.. "*^

'Diyorlar ki: 'Nereye gitsen

dünyân da

beraber götürüyorsun.

Yü^mü

yenimle örtüp gülümsüyorum.

Dünyam
geleceimle,

m götürüyorum,
ümidimle,

öyle

mi? Nefâhij hatâ! Kimse bilmiyor

ki,

varmla youmla sana göç etmiim.
hayâlimle

Sevincimle, kederimle, geçmiimle,

sana

tanmm.

Senin

dünyâna

göçmüüm. Senden gayn dünyam
Allahm!'^'

m

var ki onu

srtmda tayaym

ama duydum, gördüm ve yaadm. Sâmiha anne sanld dünya içinde var ama yokm. Kâmil insanlarm misâl âleminde yaad, bu dünyada da gölgelerinin gözüktüü söylenir. Sâmiha annede biz bunu açk açk gördük.
"ben

Ben çok

kere Sâmiha anneden

bu dünyâda ii bitenim

bitmeyenlere

yoldalk etmem murattr"

hâlini

Dünyâ
Edeple

zevkleriyle

alâkab

olduu zaman

dahi mânâyla

ilgiliydi.

Dünyann maddi

hay hu\Tinun içine hiç girmedi.
ve edebin öretmenliini

O

er

kiiydi.

yaam

yapm

bir

sultand.

insanlarla bir arada

insanlar için

olmay çok severdi. O insanlar için gelmid. yayordu. Gece yars gelip dert yananlar, saaderce
dinlediini ve

dert anlatann derderini
biliyoruz.

çözüm
hâriç

yollar

anlattn
insan
verirdi.

Çok

hasta

olduu zamanlar
dâima
tercih

hayatnda kimseyi

reddetmedi.

Yazmaca

etmesine

ramen

ilikilerine hiçbir

zaman smr koymad. Kim ne yazsa cevap

Kim

hediye gönderse

karlnda

hediye gönderirdi.

namlmaz

bir

sultand.

dedii her eyi ve her yeri ihya etmek ne demektir? Ayverdi, bu anlamda neler yapmtr? rfan, edep, bilgi, sanat ve manevî çabalar bakmndan nasl bir 'ihya' gerçekletirmitir?
Elinin

Sâmiha

Sâmiha A\^crdi, Hanc, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988, A\-\^erdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 1988,

s.7.

s.57.

74

Sâmiha Ap^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Hepimizin
tecellisidir.

ezeli bir kabiliyeti var ki

bu Allah'n bizde
gelip nefis

isimleriyle

Müridin

vazifesi,

bu dünyaya

tarafndan

örtülen

bu srr ortaya çkarmaktr.

Ama
ayn

hiç

kimsenin srr bir

dieriyle

ayn

deildir. Kapasitesi de

deildir.

O

elinin

dedii
saitlikse

herkeste o srr ortaya çkarrd.
saitlii ortaya

Srr eer ekâvetse ekâveti

çkard. Yetitirdii hiçbir kimse dierinin ei deildir.

Onun

örencilerinin hiçbiri birçok konuda dierine benzemez.

Ama

hizmet

konusunda

hepsi

birbirinin

ayndr.
hizmet

Kzabilirler,

sinirlenebilirler

ama
el

Efendilerinin

ad

geçince hepsi alarlar ve
ederler.

hizmet ederken
örencileri

ele verip birlik halinde

Onun
hem

hem

içine

kapanktr hem

dar

dönüktür,

O

tam srât-

müstakim üzere srasnda
beraber
edebi
güzel

yaamay

bize öretmitir.

Onun

örencileri

çok kzarlar hem de zor amnda o insanla bir ve Bu onlarn edep anlaymn her yerde ve herkeste görülerinin en güzel delilidir. Kimi örencisinde dünyann en
bir insana
olurlar.

hatlar,

kimi

örencisinde

tezhipleri

kimi

örencisinde

destirleri

kimi örencisinde besteleri, kimi örencisinde güfteleri,

kimi örencisinde öretmenlii, kimi örencisinde vericüii, kimi

örencisinde milliyetçüii, kimi örencisinde
de müritlii
ile tecelli

tarih

uuru, kimisinde

etmitir. Burada birkaç örnek

vermek

isterim:

Konya'nn bü}aik sultan Mehmet Emirolu, Allah sevgilisi ei Hanife hanmla birlikte Sâmiha annenin örnek evlâtiarndandr. Onu tandm günden itibaren her söyledii söz hayâtmn gidiatnda rol oynamtr. Ama beni en çok etkileyen Konya'da Zümrüt apartmanmn çöküüyle kaybettii onbir evlâdnn
arkasndan
hiç

sarslmay

ve "onlarn

nerede

olduunu

bilselerdi

kimse

arkalarndan ü;(ülme^di" diyecek kadar ahadet

makamnda
ekilde

oluudur.

O

Konya'nn
etti.

tevhid sultanyd.

Müridine

yakr

yaad

ve

vefat

Yusuf Ömürlü'ye gelince, felç oluunu bile güzel karlayan ve müridinin istedii ekilde yaamak için bu durumunu frsat bilen
bir sevgiliden

bahsediyorum. Müridinin tevâzuunu ve ilmini alp
bir sultan.

Yusuf Hoca bütün ömrünü tasa\'vaf musikisini yaatp öretmeye adad ve insanbk âlemine îmânn, müride olan balln gücünü gösterdi.
san'atna

tam

75

Cemâlnur Sargut

Kur'an hocam rahmetli Hayri aabeyime gelince, onu anlatmak çok
zor.

Onu

tanyan herkes, ilminin büyüklüü, edebinin sonsuzluu,
derinlii

tevazuunun
Allah ona

konusunda

arp

kalrd.

O

müridinin
derinletirdi.

aynasyd, dostuydu, bizim de mürid

anlaymz

konuma

kabiliyeti

vermi. Hogörüsü ve edebiyle insana

konuurken her cümlesiyle gönüllerimizin içine Allah akm nakederdi. Müridi ondaki bütün güzellikleri ortaya çkarmtr.
tesir ettii gibi

Sâmiha anne hepimizin

kabiliyetlerini

aikâr

etti.

Hepimiz kendi

çapmzda

Allah'n

mânâsm

idrak

etmek zevkini yaadk. Bu

yüzden müridimize balandk. Bazen insanlar birbirinin mürid anlayna ters düseler de hepsi aym müritte birlenmenin zevkini

yaad. Yetitirdii herkesin mükemmel olduuna iman ediyorum. Bu u demek deildir: "henim müridim dünyann en büyük mürididir. Bajkasmn müridinden daha üstündür. " Ben iman ediyorum ki, hakîkî
müridlerde
anne
tecelli

eden Peygamber'in

hakikatidir.

Onlar süt veren
ki

gibi ilimleriyle müridlerini beslerler.

Ne

enteresandr

herkes

kendi müridinin sütünde kendine

lâzm

olan hakikati bulur.

Bu

yüzden Mevlânâ

"etrafgülsel dolu

ama

en gü^li benimki" gibi
bizi

demiyor mu?

Bizim beslendiimiz süt
yönlendirdi.

ise

hocamz

smrsz hizmete

76

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Seferim var, seferim

var....

Dtan içe seferim var.

Bir eyyam gidejim, cihandan göçeyim, candan geçeyim... Seferim
var, seferim var...

Yanma yanama,

derdime satama; sorma hâlimi, hilen bir

A.llah... Seferim var, seferim var...

Brak

gideyim, gideyim, gideyim, kendimi geçeyim; tâ

yanna

varnca,

kapna

ulannca... Seferim var, seferim var...

Dur

deme duramat^ oldum; dünyâya sama:^ oldum. Yldiî^
atlaym, yeri

yld^

göü

abaym, sen önüme
var...

düveli,

önü ard

olmayan, seferim var, seferim

Sâmiha A}^erdi,

Hanc

11

Cemâlnur Sargut

Sâmiha Ayverdi,

Hem Çok yi Bir Mevlânâ Hem De
baktmzda,

Çok yi

Bir bnü'l-Arabî Yorumcusudur...

rfânî

gelenein çkyor:
dilinin

diline

orada

iki
ile

temel

nokta

karmza
Hikmetin

Birincisi,

hikmet ancak hal

aktarlabilir.

sembol ve sükût olduu
ifâde

söylenir.

Bu bakmdan
ve sr, sr

Ayverdi'yi nasl
verilen insana,

okumak
dile

gerekir? kinci nokta, kendisine hikmet

bunu

etme konusunda da yetki

verilir

olmaktan çkar,

gelir.

Ancak yine de bu,

belli

düzeyde

'srlanm', Harâbî'nin deyiiyle,
bilgidir.

'ehline helâl, nâehle

haram' bir

Ayverdi'nin onlarca kitap

yazdn

biHyoruz. Bereketli

ömrünün son yllarnda

ar

yazd/yazdrd
Ayverdi ve

biliniyor.

hastahna ramen, son anna dein Bu anlamda yazmak ve konumak,
için

onu okuyanlar/ dinleyenler

nasl

bir

zeminde

gelien, olup biten bir çabadr?
"Herkese aklnn yettii yerden konuf hadis-i erifinin yorumcusudur. O'nun sükûtu bu demektir. Fakat hiç konumamak deil, herkese aklnn yettii yerden konumak demektir. Dolaysyla Sâmiha anne inanlmaz bir ak ehliyken, yanp tutuan bir Allah aklsyken sanki dardan devletin meseleleriyle ilgilenen bir yorumcu olarak da görülebilir. Dü konusuna çok önem vermi bir edebiyatç, tarihine çok deer vermi bir tarihçi gibi de görülebilir. Çok iyi bir

mutasavvf, çok edepli

bir

Anne

diye görülebilir,

Osmard hammefendisi olarak görülebilir. Hocam diye görülebilir. Dolaysyla Sâmiha

annenin sükûtu bu hâllerinin zuhuru içinde ortaya

çkmtr.

Yâni o

anlad

yerden hitab edecei kiiye dier hallerinden sükût etmitir.

Tarihçi olarak görünmesi gereken kiiye

mutasavvf olarak sükût

etmi ve o ekilde de
bir ilkokul örencisini
gibi

herkesi kendi ihtiyâc
Fîhi

do)armutur. Hz. Mevlânâ'nn
önce

olduu noktadan Mâfh'te anlatt öretmenin

taltif

ederek bir bir harflerini düzelttii

O da kendi yapmcasna hatâlarmz Lüzumsuz övgülerle nefsimizi azdrmad. Yaptmz ilerin AUah'm izni ve gücüyle olduunu, bizim ise arada sadece âlet olduumuzu sk sk tekrarlad.
büyük
bir

sabrla

hatrlatarak bizi eitti.

78

Sâmha

A\'verdi üe

SIRRA YOLCULUK

Dolaysyla Sâmiha anne mânây anlatrken semboller kulland.
Kur'an
metoduyla
tarif

hikâyelerle

eitd.
gibi

Kur'an

ederken

söyledii

Çünkü Hz. Mevlânâ'nn yüzgörümlüü vermeyene
istek görürse

yüzünü açmayan

bir sultand.

Ancak senden

}öizünü açard. Hz. Ken'an Rifâî bu konuda çok bü}aik bir örnektir.

Çünkü mürider önce
göre eitirler.

soru sorarlar ve örencisinin kapasitesine

Çok sevdiimiz
örencilerinden

rahmetli Azize teyze Ken'an Rifâî hazretlerinin
biriydi.

ilk

Her sene

7

Temmuz'larda Ken'an
zevkiyle
saat

Rifâî'nin

vefat günlerinde stanbul'a geldiinde Ankara'dan sadece senede bir

gün Sâmiha annemi görme frsat yakalamamn
otururmu. Bir keresinde Sâmiha annem
bir

karsna
sonra da

süresince hiç

konumadan
"ne

güle güle "A:^^'cigim", buyurmular.
sohbet ettik

Ondan

kadar gü^l

deil mi?" demiler.

Demek

ki hakîkî

sükût
kâmil

karsndakinin ihtiyâcna göre cevap vermektir.
sembollerle Kur'an'daki gibi kimi örtülü kimi

nsân-

açk Allah'n mânâsn

karsndakine alayan, zerk eden güzel
Bir

bir sultandr.

gün hocam arabamla

ziyaret

etmek istedii dostiarna götürmek

lutfolmutu.
için

Henüz yeni hastahktan kalkm, felç geçirmi olduu (malum felcin mübareklerin özel hastal olduu söylenir),

çok hareket etmemesi gerektiini biliyordum.
çok büyük ve yeniydi. O'nun
bilmiyordum.
için

Kullandm

araba
iyi

nasl

kullanacam da çok

Yava yava

gidip sert

sürmemeye dikkat ediyordum.

Fahrettin Olguner adb örencisini ziyarete geldik. Evinin

önünde
bo^nanca

durduk.

Fahrettin
bir

aabey
haldi,

aaya
onbe

indi.

Hayatm
baktlar.

unutamayacam
konumadlar.
Sâmiha
anne.

dakika

Hiçbir

ey

aabey abyordu. Gönüllere hitab ederdi Daha sonra birçok zamanlar Sâmiha annemin susuunun benim iddiab konumalarmdan daha tesirli olduunu hatrlayp susmay tercih ettim. O günün sonunda O'nun
Fahrettin

Ayrldk.

adalet

anlayyla

ilgili

verdii ders beni sarst. Bütün dikkatime

ramen

en son gideceimiz yere

vardmzda

arkamzdan

bir araba

gelip bize çarpt.

Arabamn arkas parçaland. Bize çarpan genç çocuk kamyonetten indi. Ve "abla, ehliyetim yok", dedi. Ben de
79

Cemâlnur Sargut

arabann içinde Sâmiha annem olduu
seni",

için

"çek git

gö^üm görmesin
tarafa gittim.

dedim. Kendilerini arabadan indirmek
utanarak
o

için

ön

Çok

"efendim) öî(ür dilerim eblijetijokmu^
için,

çocuun", dedim. "Ne

yaptn

^aman?" ded^er. Ben "uranmamak
ise,

çocuuyolladm efendim",

dedim. Kendileri

"bundan sonra yapaca her katmada verecei ^rarda
seni de ortak etmesin",

Allah onun günahna

buyurdular.
biridir.

Bu hayatm
Lüzumsuz

boyunca

aldm

çok

mühim

derslerden

merhamet ve acmamn

ileride zarara sebebiyet

vereceini ve halka

hizmetin Hakk'a hizmet olduunu, kiinin menfaati için halka

hizmetten vazgeçmemek gerektiini bize o kadar güzel örneklerle
örettiler ki

ondan sonra kim hata yapsa onun cezalandrlmas

hususunda gayret göstermem gerektiini de
seçimi

anlam

oldum. Cezann

benim merhametimle alâkal

olabilirdi.

Ama

cezalandrlmas

için gayret

göstermem artt. Onun

için

hayatmda

tamdm en âdil

insand.

O, devrinin
"kulhüvallahü

Ali'si

olduu kadar Ömer'iydi. Samed tecellisiydi. O, ahad"de^ Ebu Bekir'di. Yani ahâdiyeti Efendisinde
"Allahü's-Samed"d&\d Ömer'di. Yani yalnz Allah'tan

seyretmi.

Hem

korktuu

için insana

kar

korkusuzdu

hem

"lemyelid velem yuled'deki

Osman'd -dünyada

edebin en güzelini Sâmiha annede görürdüm-

asbnda evlâd vard ama

yokmu

gibiydi

o sadece O'nun bu

dünyadaki vazifesiydi. Annesi babas vard ama

yokmu

gibiydi.

Uzun

seneler annesine hürmetle hizmet ettiini büiyorum.
ailesini

Ama

o

gözünü Allah 'dan bakasna çevirmedi
ailesine Allah için
"velem

Allah için sevmeyi ve

hizmet etmeyi bize öretti.

O

aym zamanda,
Böylece
Allah'a.

yekûn lehu küfüven ehad" de

olduu

gibi Ali tecellisiydi.

biz de ahâdiyeti

olduu

gibi

onda

seyretdk.

Çok ükür

Ayverdi'nin

dilini,

sembollerini,
derinliklerine,

sözlüünü ve düünce

dizgesini
için

çözebümek, onun
nasl
bir

srianna nüfuz edebilmek

ön çaba,

bir

hazrlk

gerekir?
için

Sâmiha annenin
iyi

dilini

ve sembollerini anlamak

tasavvuf lisamm
bilgisi,

bilmek gerekir.

Onun
bir

tasavvuf konusunda derin

bütün

mutasavvflarn sözlüklerine hâkim oluu okurlarn artabilir. Ben

onun hem çok
80

iyi

Mevlânâ hem de çok

iyi

bir

Ibn Arabi

"

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

yorumcusu olduuna iman ediyorum. Her okuyuumda farkl mânâlarn ortaya kitaplar sanki tefekkürü arttrmak için

çkü

yazlm

sanat aheserleri.
türlerinde onlarca kymetli
eseri hangisidir,

Sâmiha Ayverdi'nin, edebiyatn farkl
eser verdiini biliyoruz.

lk yaymlanan

konusu ve

içerii nedir?

Ak

Budur Sâmiha annenin
kitabdr.

ilk

evlâddr. Semiha Cemal hanmla
ilikisinin

ortak

Ve gene Sâmiha ve Semiha
etmi
bir kitaptr.

içe

geçmesiyle zuhur

Ak Budur ortaya çk itibariyle çok
Rifâi'nin örencilerinden

farld bir eserdir. Eser,

Kenan

Semiha Cemal

hanm

tarafndan yazlmaya

balamr. Fakat kendisi çok genç yata Allah akmn cezbesine tutulup bu âlemden gider olunca, kitab tamamlama görevi Sâmiha
Ayverdi 'ye
verilir.

Bu meyânda anlatlan bir hadise vardr. Semiha Cemal hammn hastah arlaü ve zâten çok zayflam olan vücudunun buna daha fazla dayanamayaca anlabnca, Sâmiha Ayverdi, Hocas Kenan Rifâi'ye gelerek, "Efendim, dua huyursani'^ da onun jetine ben
gitsem" âiyç^ niyazda bulunur. Kendileri,

Semiha Cemal
"Öyleyse

hammn
böyle

faydab bir vücut

bunun sebebini sorduunda, olduunu ve yazarh ile
nettir:

insanha hizmet
bundan

ettiini söyler.

Sonrasnda gelen cevap çok

kalemi sana veriri^ senyat^arsn.
eline alarak

Sâmiha Ayverdi bu emir üzerine kalemi
kitab tamamlar ve neredeyse

Ak Budur adl

yarm yüzyl
olur.

sürecek olan yazarbk

hayat da ite böylece
belli bir

balam

Kitap dikkade okunduunda,

yerden sonra eserin üslûbunun
bir

farkllaü

görülür. Bu, saf

ve

yakc

aktan,

Semiha Cemal

akn aklna doru seyreden bir deiimdir. hanmn Allah akyla ekillenen ve adetâ yazam ve

okuyan yakp yoklua mülhak eden anlatm, Sâmiha Ayverdi'nin Hocasndan alm olduu 'Yan, ama tütme!" düstûruyla ileyen
kaleminde daha çok
ilâhî

akn yapc ve oldurucu çehresini taknr.

81

Cemâlnur Sargut

Roman, M.Ö. Arabistan'n Kuzeyinde
Hayre Hükümeti'nin saray ve
anlatyor.

yaam olan güçlü ve
geçen

âaab

aristokrat çevresinde

bir

ak

Bu dönemde
inancna
yine

Hayreliler, Araplar

arasnda çok yaygn olan

sahipler. Hükümdar Menzer'in ba hekimi hükümdarn katnda önemli bir mevkide bulunan amcas Zeyyad'n biricik kz Meryem'e âktr. Fakat Meryem ona istedii cevab vermez. Romanda Hamza beerî akn zirvesini temsil eder fakat akna karlk beklemek zaafna dümü olmas

putperest

Hamza,

onu bu duygunun hakikatine ulamaktan men etmektedir.

Meryem

ise

yanmak ve yakmak tabiatnda yaratlan ate
asil

gibi,

bu

dünyaya sevmek ve sevilmek kabiliyetinde gelmi

ve güzel bir

kzdr. Fakat hayat boyunca camn önüne koymaya deecek bir eik bulamamann da azab içindedir, içerisinde bulunduu maddî dünyânn zevkleri onu doyurmak bir yana, gönlünde en ufak bir ilgi bile uyandrmazlar. Böylesine aka kabiliyetli bir insan olur da, hilkat eli hiç onu unutur mu? Roman yazan kalem de unutmamtr.
lerleyen

bölümlerde,

kaderin

bir

cilvesi

ile

ülke

menfaatlerini
bir bir

korumak adna, hükümdarn emriyle Hamza ve Meryem sözde evlilik yaparlar. Ba hekim Hamza bu evliliin ilk aylarnda
görevle

Msr'a gider. Geri dönerken orada tanp kölelikten kurtard ve dost olduu Ömer'i de beraberinde getirir. Ömer
Hayre'de yaarken bir vesileyle
esirdir.

Msrl

tüccarlarn eline

dümü

bir

Fakat kendisine

kadar da özgür bir ruhtur.

yaktrlan bu esir sfatn kabul etmeyecek Çünkü Ömer'in, kendisini nefsin zaaflar
aireti reisi Yusuf.

esaretinden kurtarp, tek Allah'n kulu olma özgürlüüne götüren
bir

hocas vardr: Ebu'-ettar
ilâhî

Yusuf,

nurun o devirde kendisinden göründüü kâmil insandr.

Sözüyle, haliyle, gösterdii

maddî ve manevî

cömertliklerle yalnz

kendi

airetinin

deil bütün Arap

kabilelerinin

gönlünde

taht

kurmutur. Kur'ân- Kerîm'in en güzel kssasnda anlatlan Yusuf

peygamber
sultandr.

gibi

o da ADah'm cemâl

tecellîsine

mazhar

olmu

bir

Kur'an'da

Romanda bu ismin kullanlmas tesadüfi deildir. Kenan illerinde kaybolan Yusuf Allah'n zâti güzelliini

temsil ettii gibi

Ak Budur 'd^k

Yusuf

da,

kalem sahiplerinin,

gizli

82

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK y

ve aikâr her an hocalar Ken'an Rifâî'nin
Allah
tecellîsini

varhnda

seyrettikleri

sembolize eder.

Ak

Budur Semiha Cemal

hanmn Ak

kitabnn geniletilmi

hâlidir.

"Hz Aye'nin Peygamberin ahlâkn Kur'an ahlakyla anlatmasn
ve Hz. Peygamberin bir hadisinde 'Kâmil insanla Kur'an ikizdir'

buyurmasn
bizzat

bizler ilimle

örenmedik, Ayverdi'nin yaantsnda

gördük.

O, mutasavvflarn 'Bütün denizler mürekkep,

aaçlar kalem olsa Allah'n kelimesi olan kâmil insan anlatmaya

gücü yetmez'

olarak

yorumladklar

âyetteki

kâmil

insandr"

diyorsunuz, bundan ne

anlamamz

gerekiyor?
fakat sonra

Ben Kur'an ' okumadan önce Sâmiha anneyi okudum
Kur'an' okurken çok enteresan
bir bir

tamyordum. Benim bilmediim
negatif âyet yoktu orada.

ey yakaladm. Kur'an' ben ey deildi Kur'an. Hiçbir
suresi lütuftu.
Celâli

Kyamet

ksmlar

cemâldi. Sâmiha anne Kur'an' Furkan olan, farkllklar ve eriat
anlatan

mânâsn
beni

tevhid ve birlik olarak yani Kur'an olarak izah
kitap

eden

bir

sultand.

okumak

Yaayan Kur'an' görmütük, artmad. Ey insan kitabnda

halinde
erifi

Yâsîn-i

anlatrken, Sâmiha anneyi

tamdm

için hiç

yabanchk çekmedim.

Sâmiha anne adetâ evimin içinde benimle yayordu. Bu caizden de
Kur'an'
birlikte idrâk ettik.

Sâmiha anneyi anlatmakta zorlamyorum
zor.

çünkü insân- kâmilin anlatlmas
bir

lhan Ayverdi'nin çok güzel
bir süre sonra onu
yer, içer, tuvalete gider.

sözü

var.

"Bir büyükle

ayn

evde

yaladnm ^aman

çok büyük olarak görmet^sini^. Siî^n gibi yemek

Ama
bir

Sâmiha Ayverdi
olursunut^ "

ile

jajadn-:(^ :^aman her gün büyüklüüne daha çok hayran
yâr olan bâr

Kimseye yük olmayan, daima
kanlanmasn

olmayan

sultand.

Ama

ben paltosunu tutarken bakalar mâni olunca
niye engelliyorsunuz^"

"niye

mâni

oluyorsunuz^ onun sevap

diyerek

iyiliimiz için özel çaba gösterirdi. (Celallendii

zaman

lütuf diye

karlard
seviyor,

örencileri. Bir örencisine

kzp

çktn
yapt

örencinin zevkini gördüm.
benimle
ilgileniyor.

Ne

kadar büyük lutûf

duyduumda Hocam beni
diye.

Beni düzeltmeye

urayor

Tpk

Ken'an

Rifâî hazretlerinin

Nezihe Araz'a

gibi bir

yanhn
83

Cemâlnur Sargut

düzeltmek

için

biraz

azarlamlar Nezihe teyze

alam, onun
yaptm
—imdi

üzerine "alama, ben dayanamam örencilerimin

terbiyesi için bile

uyandan ütülüyorum" diyen bir sultann evlâd Sâmiha anne. O'nun
celâlindeki cemâli biz gördük.

Gözleri görmedii zaman
bizi

annemle de ayn eyi yayorumsonradan örendim,

mavi

gözleriyle

ykadn
sarar,

hatrlyorum. Halbuki o gözlerin son

be

sene

iyi

görmediini

O

baklar

bizi

Kabe'ye kadar ulatrr,

sarmalar ve Allah'n isimleriyle donatrd.

Evinden

çktmzda

inanlmaz

bir enerjiyle dolardk. Bir keresinde

örencilerimi ziyarete

götürdüümde
onlarn

çocuklar

gençlerdi

ve

baz

konularda

ar

düünceleri vard. Sâmiha annenin yamna geldiklerinde, kendileri

bütün

arlklarm

törpüleyecek

yorumlarda

bulundu.

Çocuklarn

üzülüp

alnacaklarn

düünerek

dar çktmda
eyler ok

hayrede gözlerindeki yalar gördüm. Adetâ
gibi kalplerindeki

konutuu

pudar

krmt.

Espritüeldi.

Peygamberle Hz. Ali

arasndaki

akalamay
her

dinler gibi

onu

dinlerdik.
fakirine

Kimseyi küçük
verirdi.

görmez her eyden zevk alrd. nsann
Herkesin
çeyizlerine

çok deer

meselesiyle

ilgiliydi.

Evlenecek

örencilerini

vanncaya

kadar

alverilerini yaptm

biliyorum.

düünüp, onlarla beraber gidip Çocuklarm evlendirmek için çaba
Onlara kalemler

gösterir, imtihanlar için
verirdi.
istekleri

dua
iki

eder.

datrken

akl
bir

Allah'n nazblar

gruba ayrür, bazlar bu âlemde hiç
ki

olmad
ise

için

duâ etmeye edep ederler

o bu gruptand.
izinlidirler.

Bazlar
taassup

Allah dua et emrini verdii için duâ etmeye

Hiçbir taassubu yoktu. Taassubu kökünden

anlay

herhangi bir konuda kural

çkarp atmt. Onun koymakt ve "ben bilirim"
titizdi.

iddiasyd. Allah'n emirleri konusunda son derece
tarikate

eriatsz

inanmazd. Efendisinden bu
gibi

terbiyeyi

almt. Aldatld
budur,
diye

zaman aldanm düünüyorum.
Bendeniz

davramrd.

Kur'an

ahlâk

âciz gönlümle,

Kur'an ahlâkmn yani Peygamber ahlâkmn

önce edep olduuna iman ediyorum. Benim hocamda
kesinlikle

gördüüm

ve

çok etkilendiim

bir

baka

hususta

onun

edebidir.

Edep

kelimesi üzerinde

durmak

istiyorum.

84

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Amerdi

Allah'la olan irtibatin öylesine bize aksettirdi ki

O'nun halk Hak görerek onlara muamelesinden örnek aldk. Burada halk Hak görüü, yani yaradlm her varhkta Allah'n hakkm idrâk edii, sanki Hak'la muamele edermiçesine

yaradlmla konuuu, insamn edebinde en yüksek seviyedir. O Hakk' korumay çok iyi bilendi. Hakk'n korunmad zaman zulüm olduunu idrak edendi. Buradan da anladmz gibi herkese gerektii muameleyi yapan insand. Yani kzmas gerektii zaman kzarak muamele ederdi çünkü orada kzmamamn zulüm olduunu biürdi. Ama bu hâH karsndakinin kalbini krmaz bilâkis onu hatalaryla yüzlemede yüreklendirirdi. Sâmiha Ayverdi'yi anlamaya çaltmz zaman celâlinde cemâli görmek söz konusudur. Ya da hocasmn tarifiyle cemâl, celâlin nuruyla gidilen son noktadr. ve terbiye edi tarz son derece hiUm ve yumuaklk içinde idi Sâmiha Ayverdi, ara sra sert çklar da yapard ama bu sert çklar

Kz

sert

çktan

zevk

aldn

bildii

kiiye

yaplrd. Yâni
için

terbiye

edicilikte

çok üstün

bir derecedeydi.

Bunu yapabümek

ancak

"mür§id kalplerin casusudur'^ kelimesini idrâk

etmek lâzmdr. O, kalbe

bakar,

okur,

neden zevk alacam ne dereceden konuulmas

gerektiini

bilir,

ona göre cevap

verirdi.

ite bu edep ve bu zulüm olmayan sevgi dolu hareketi Hakk' her
güzeldi

zaman doru yere koyusunun bir neticesidir, insanlarla ilikileri çok ama kendi nefsini ne kadar korudu onu bilemeyeceim. Çünkü hayatnn tamamm insardk için çahmayla geçirdi. Çok yorucu bir hayat sürdüüne inamyorum. Ama evinin hakkm verdiine, misafirinin hakkm verdiine, yemek yemenin hakkm verdiine, dost olmamn, öretmen olmamn hakkm verdiine yani yaad her meflumda her eyi yerli yerine koyduuna inamyorum. Alemde Hakk' görürdü. Hak'la muamele ederdi. Hak'la Hakk için muamele ederdi.

Karmzdaki insann yapt
biliyordu. biliyordu.

hatâdan
terbiye

dolay

ceza
için

göreceini

Ama

bu hatâmn kiiyi

O

halde

hatâbnn cezasyla

olduunu da uramad. Çünkü bunu
etmek
ve nasl tekâmül

Allah'a akl

öretmek

diye deerlendirdi. Öyleyse burada önemli

olan bizim hadiselerden nasl ders

alacamz

85

Cemâlnur Sargut

edeceimizdi.
için

çirkin

düünceyi
kirli

Bu yüzden hayatimzda beddua, çirkin söz, bakas toptan yasaklad. Bu Hz.Mevlânâ'nn
olan

Mesnevi 'sinde
suya sokulup,
farkl
öretti.

çamarn
ve

kuruyken temizlemek kasdyla
gibi

ykanp

tekrar

kurutulmas hikâyesinde anlatt
temizlenmede
art

muamelelerin

terbiyede

olduunu

Herkese, kim ne seviyorsa oradan

yanard. Yediinden, içtiinden
olurdu.

ne

zevk

alacandan, elencesinden çok ince noktalara kadar
hayatlaryla

örencilerinin
eitimi,

megul

Yâni onlara

annelik

kaynvalidelik

eidmi,

e

olma

eitiminden

tutun

da

müridlik eitimine kadar her konuda hattâ mânevi eitimi de nasl

örenecei konusunda

ders verirdi.

Çok enteresandr

ki

bunlar

genelde bir ders havasnda da anlatmazd.
insanlar anlatrken arada o
Bir

Hocasnn

çevresindeki

öretmen-örenci

ilikisini aksettirirdi.

gün peygamberin karsna çok

edepli biri gelmi.
hiç

Son derece

edep içerisinde oturmu. Herkes
güzel

arm

peygambere bu kadar

muamele eden bir kii görmedik demiler. Daha sonra bu kii gitmi ve Hz. Peygamber onun Cebrail aleyhisselâm olduunu, onlara edebi öretmek için geldiini söylemi. Biz aynen bu havay
Sâmiha annenin anlatt Server Beyefendi
ile

Ken'an'er

Rifâî

ilikisinde örendik. Dolaysyla Sâmiha anne gerçekten anlatlmas

çok zor

bir insan...

Hocasnn

tevhid

anlayn Hana

adb kitabnda;
dediler.

"Sen ateperestsin,
Beli.

Semenderlejek-murâdm, dedim.

Sen Mecûsîsin,
Beli.

dediler.

Gönlümdeki

ateje

taparm, dedim.

Seninçiin putperesttir diyenler de var, dediler.

inkâra sebep ne?

Imâmm sana gönül verip
kâfirim artk, dedim.

benden kaçal

Sen Meî(âmir okuyup aglarm§sn,

dediler.

86

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

A.h,

aglanm

elbet.

Davut da

bir vakitler

benim

için

gö^ap

dökmütü, dedim.

Duyduk ki hep Müsâ 'dan yana çkarmsn,

dediler.

Nasl pkmam? Fir'avn'a kar§
etmijti,

koyarken benimle meveret

dedim.
sen Tersâ 'sn dediler.
eî^elîdir,

Hilaf deil bu
Bell, beli.

sö^.

.

.

Mesîhâ

ile

iliiim

dedim.
dediler.

Seni Müsülman tutanlar da eksik deil.

.

.

Hem de

ne doru.

Muvabhidim

ben.

Bu

cihanda seni

birlemekten gayri ne

kânm

var Allahm, dedim^^

olduu için O'nu bilen hiç korkmazd. Meselâ benim Kur'an hocam rahmetli Hayri hoca çok
Kendisini böyle anlatan bir sultan

ho

bir

cümle sarfetmiti onunla

ilgili....

"Sâmiha annenin huturuna

girmek flordur çünkü gönülleri okuduunu biliyoru^ A.ma hayvanlar da çok
sevdiini bildiim için ben rahat giriyorum" derdi.

Sâmiha anne o kadar

mütevâzyd

ki

karsndakinin tevâzû

ehli

doururdu. Her sözünde, her hareketinde,

olmas mecburiyetini hatta susuunda dahi
alacak bir ders

öüt

vard.

Güldüü, konutuu zaman mutlaka
sözleri

bulurdu insanlar. Çounlukla, niçin burada bunu söyledi acaba? diye

düündüümüz
çkard.

aikâr

olur,

sebepleri

sonradan

ortaya

Çok sevdiim
Avusturya'daki

bir

örencimin Sâmiha annemin son zamanlarnda
stanbul'a naklettirmek üzere

tahsilini

olduunu

biliyordum. Sâmiha anneye gidip

bunu söylediinde

"Avusturya'ya

döndüünde annene babana selâm

söyle"

buyurmular. Çok

armt.
söylediimi

'Artk

ben istanbul'da tahsilime devam edeceim. Teknik imtihan geçtim.
gireceim.

Yann Almanca imtihanna
anlamadlar
da,

Acaba Sâmiha anne

bana sanki oraya dönecekmiim gibi bir muamelede mi

kz Almanca imtihamndan kald ve bir hafta sonra Avusturya'da tahsiline devam etmek üzere geri döndü. Sâmiha annemin selâmn da anne ve
bulundular, " dedi.

Üç

senedir Avusturya'da okuyan

Sâmiha

Aj'verdi,

Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

10.

87

Cemâlnur Sargut

babasna götürdü. Dolaysyla her sözünde

bir

ibret

vard ve
bilgisi

buradan insân- kâmilin gerçek anlamda gelecek hakknda

olduunu, ama

hiçbir hadiseyi

vukuundan önce anlatmadn, bunu

edebe mugayir gördüünü biliyoruz.

Çünkü biliyorum ki Allah O'nun istediklerini yerine getirirdi ama hayatnda bir kere duâ ettiini görmedim. Duadan çok sakmr kendisinin duâ ehli olmadm duâ etmesi gereken evliyalar olduunu vazifeyi onlara tevdi ettiini söylerdi. O kadar deiik bir ilikisi vard ki Allah'yla... '%ejke
O, gerçek
bir

naz

ehliydi.

ruhumun kanatlan
klarken

olsa

nama^^m ruhum kha
edep

insanlarn
onlara

beni

nama^
bir

görmesinden

hile

ediyorum.

Sanki

karf

gösteri^teymipm gibi geliyor", derdi.

Bu

kadara kadar kendisini Allah'n

önünde

hiçe sayan, Allah'tan korkan âlimlerdendi.

Her eyi
tek

yerli

yerinde ve vaktinde yapard

ama

biraz

çahmada arya kaçtn

söylemek zorundaym. Yani

ar

olduunu gördüüm

ey

Bunun için de birçok evliyâullahn yaad hastalm, o da yaad. Ama hiçbir hastabk O'nu ykmad. En ar olduu zamanlar bile yazmaya devam etti.

çabma

hayatyd.
felç

hastab,

Yeenine

yazd
için

mektupta,

"Ben

gerçekten

yorgunum

çok

fa^la

çalnyorum" dediini biliyoruz. Kendi hayatmda biraz benzemeye

çaltm

bu

sözler beni

çok
ki

rahatlatt.

Ancak, o kadar

aktif,

o

kadar Allah akyla doluydu
enerjiye sahipti,

normal

bir

insann üstünde

bir

O'nu bizim
bir jey

enerjimizle bir tutmak bizim
zor.

çabma
gibi,

tarzmzla ölçmek de çok

Mevlânâ'mn,
vahyi

"Bi^ evliyaullah pir

yaladk,
kadar

§uurlu

yapmayp
Ken'an

uygulan^ " dedikleri

Sâmiha anne de bu konuda kendine emredileni yapt. Yalmz bunu o

doru yapt

ki...

Rifâî'de

tecelli

eden

ahlâk-

Muhammediye'yi onda görmek mümkündür. Sâmiha annemin en yakn dostu, en yakn arkada belki ruh ei olan Semiha Cemal
hammefendinin Ken'an
Rifâî'nin mereplerini

anlatt

kitaplarna

baktmzda Sâmiha
Son
derece

anneyi

okumu gibi

oluruz.

aceleciydi.

konumasndan
kullanr.

bir

ey

örenirdik.

Örendiini hemen öretirdi. Her Çok konumaz. Telefonu çok az
söyler ve kapatrd.

Ancak söylenmesi gereken eyleri

imdi

88

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

bizim teknolojiden bu kadar negatif enerji

almamzn

sebebi de

onu

çok

kullanmamz,

tek

dii

kalm

canavar

haline

getirmi

olmamzdr, diye düünüyorum. Sohbetieri hiç brakmad. "Benim va^em jaî^ak ben bu ekilde irad ediyorum. " dedi ve kendi yapmad,
annemin
vazifelendirildii

sohbete,

srf kendisi gitmezse
için

belki

gelmeyen olur diye

kaülrd.

Evinde gençler
Geceleri

özel

günler

programladn hatrlyorum.

de

gençlere

birçok

ey

öretip öütier verdiini biliyorum.

Kapsna
iyi

gelen hiç kimseyi geri

döndürmediini, hiçbir hediyeyi karlksz

brakmadn,
gibi

bir tek

ufack nota
kendimi...

bile

cevap verdiini çok

biliyorum.

Nasl anlathr? Bu
hissediyorum

kadar anlattm

ama

hiçbir

ey anlatmamm

89

Cemâlnur Sargut

Ben geceyim, gün
Ben

isterim.

Ben

atehim,

kül isterim.
jifâm
ver.

§iirim veî^n isterim.

Ben

derdliyim,

Parça deil tam

isterim.

Tükenmiim, çâremi bul Bütünlemi
can isterim.

Dalmm,

topla beni, pare pare

klma

beni...

Gövdem ba§m

nerde bilmem...

Merkep mihver ba isterim.
Eceljakn, destur gerek... Destur deyipyol isterim.

Sâmiha

A}"verdi,

Hanc

90

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Anne, Ken'an Rifâî Üniversitesinden Doktoral Bir Profesördür...
Tanyanlar,

Sâmiha

Ayverdi'nin

öncelikle

tevâzuundan

söz

ediyorlar, bize

bu yönünü anlatr

msnz?
bir

Tevâzû kelimesi gerçekten çok yanh yorumlarla anlatlan
kelimedir.

Ne
ki...

kadar

enteresandr,

geçen

gün

bir

dostumla

konuuyordum. Devamb bana hiçHkten bahsederken o kadar çok
"ben" dedi

Demek

ki

hiçlikle

"ben'\n hiç

badaamayacan

anlamam. Hepimizin yapt
kelimesini

gibi...

Halbuki Sâmiha anne hiç

"biçim" demezdi. Hiç "benim" de demezdi. Hattâ bir kitabnda ben

kullann

mânâsn

kullanmaym, buyurmular. Sâmiha

anne çok açk ve berrak konuurdu. Yâni her söyledii
Öyle
iki

doru

idi.

büklüm

fîlan

da deildi.

namlmaz

bir azameti

vard. Vakar

ve azameti vard.
kadar kendiyle
söz

Ama
bir

Sâmiha anne bütün bunlarn
eyi ne duyar, ne de
iitirdi.

içerisinde zerre

ilgili

Ne

negatif bir

onu volundan alkoyar, ne de

pozitif bir söz

ona

tesir ederdi.

Bir edebiyat ödülü almak için sahneye davet edildiinde sadece,

'l&ir

ku§

bir

daa

konmu§, bundan ne ku§un ne de

dan

bir

kabana olmu§"

diyerek ödülü kabul etmiti.

Tevazûun

hakikatini

onda görmek

mümkündü.
bulunmazlar.

Onlar, ben

mütevâzym demek tevâzûsuz-luunda

Hanc

adl eserinde tevâzuunu
"Senin ordun var.

u satrlarnda görmek mümkündür:
akerlerin var.

Ordunda da

Kimi çavu{, kimi

onbaji, kimijü;(ba{i hattâ pa^a.

Bunlarn

hiçbirinde gö^ümyok.
ister

Bana: Emirberim.
ister savaja.

.

.

de, yeter,

ban^ayolla,

"
.
.

46

Sâmiha

Aj-verdi,

Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

48.

91

Cemâlnur Sargut

Yine Hanc'dâ:

Un mü diledim,

sevap ??n istedim, fan

m bekledim?
ben.

Aybm çok...

Günâh

tepemden afkn.

Kulum

KmI çulhas

eri gerek.
Dillere düfenim, kemlikte sürçenim,
V^elî deil, deliyim ben.

haram sudan

içenim.

D eFolana ^ncir gerek.
timar gerek.. ^^

Zincir :^ndan,

Dile Gelen

Ta adl eserinin ilk hikâyesi

de onun tevâzuuna örnektir:

Devletlim:

"Bana bir kitap imzala!** dedi.
Güldüm. Onun varlna varlk taslamak, Seyhunlar' Ceyhunlar'
olana bir desti su baiflayan
ilerden deil mi?

adamn

safdilliinden

daha edep

difi

A.mmâ, madem ki

istemiti; olacakt.
için,

Hem

ne

^yân

da vard? Zâten
ev

insanolu her •:^aman

misafirlik oynayan,

çamurdan

yapan,
hayat
da,

tula

krklar

içinde

yemek piiren
cokunluk

bir çocuk

ciddiyetiyle

macerasn oynamyor muydu? Madem ki dünyâ duranda bana
uykusu^
a^^ksiî^ bir
içinde,

söylemek,

yanp yaklmak

pay dümütü,
bakp
]/e

u halde hisseme ayrlm bu ie,
va^e
dünyâya
göî^ümü':(ii

bir çocuk ciddiyetiyle

benimser görünmek, bir oyun, bir

demekti.

madem

ki,

açmakla,

bir oyuna
gibi,

balam
ne tarafa

bulunuyorduk; hayat büküle büküle akan bir dere

kvnlrsa,

o yolu takip

etmekten

baka

çâremi\yoktu.

Ademolu'nun

hatâs, oyunu oyun bilmemekten ve ii ciddiye alp, iplerini görmeyen

kuklalar
miydi?

misâli, sevk ve idare ediciye

kafa tutmaktan

domakta deil

47

Sâmiha

A^-verdi,

Hanc, stanbul: Kubbealt Neriyâu, 1988,

s.

41.

92

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA YOLCULUK

Devletlim,

ar\üsunda

srar

etmekte

olacak

ki,

bekler

tavnm

deitirmemi, düüncelerimi gören

gö-:(leriyle

hâlâ yü:(üme bakyordu.

Hemen kalemi

kâdn

üstünde yürüttüm ve

"Ta

Dile Getiren

Devletlime!" diyeja^p kitab önüne koydum.

Sâmiha
çok

anne

öpülmeyi

sevmezdi.
bir aileden

Lâubâlî

olmaktan
için

hiç

holanmazlard. Aristokrat
zarifti.

gelmi olduklar

yaants
her

Ama

sevmediklerini yapan kiilerle
için sesini

karlaünda
da biliyorum.
tepkiyi

eyi Allah'tan bildii
tevazuun

çkarmadm
ayn

te
bunu

mânâs

bu...

Negatife ve pozitife
kendisini

vermek, her
Bize

eyi Allah'tan
öretti.

bilmek,

arada görmemek...

Gerçek anlamda mütevâzîlii bu ekilde
hazretlerine,

yaad

ve öretti.
diye
ile

Harakânî

"en

güzel

dervi

kimdir?",

sorduklarnda, "dergâhta,

kapnn eiinde

oturan ve

varh

yokluu belli olmayan, klavuzunun dikkatini çekmeyen dervi" olduunu söylüyor. Bu ölçüden neyi anlamak gerekir, bu yerden bakldnda Sâmiha Ayverdi hakknda neler söylenebilir?
Bence Harakânî
annenin en güzel
hazretieri
tarifini

ii

bilen

sultan

olduu

için

Sâmiha

o

yapm. Çünkü

Efendimizin devrini

anlatanlar Sâmiha annenin tüm sohbeder boyunca kendilerinin yakmnda bir tabure üzerinde oturduunu veya yerde oturmaktan

çok zevk

aldn
sadece

anlatrlar. Hattâ

Sâmiha anne dostiaryla Çelebi

ailesini ziyaret ettii

zaman

ki

Nezihe Araz da
sedirin
lastikli

varm,

herkes yere

omrmu

Nezihe teyze

üzerine
bir

oturmu. Çelebi

ailesinin hanmefendisi belden

uzun etek getirmi ve

"Ayverdi'nin dostlar hep yerde oturmay severler Si^ herhalde kyafetinizden
ötürü

oturamadn\

rahat edin,

diye

bunu veriyorum." diyerek o etei

Nezihe Araz'a vermi.
bahsettiim
yazarlar,

Kendilerinin

huzurunda daha önce de
hiç

gibi hiç seslerini

çkarmadan,
kendisinin

sormadan devaml
soru

not tutarlarm.
birebir

Sonra Sohbetleri okurken, hanmlarla

yapt

sohbetierde

çok

sorduunu
bilmi
bir

görüyoruz. Yani Sâmiha anne gerçekten Efendi'yi

anlam

insandr. Ken'an Rifâî hazretieri çok büyük bir sultan ve O'nu da

'*^

Sâmiha

A>'\^erdi, Dile Gelen

Ta, stanbul: Kubbelat Neriyat, 1999,

s.3.

93

Cemâlnur Sargut

anlatmak çok zor. O, hakîkat-i Muhammediye'nin bir

tecellîsi fakat

O'nu anlatmaya
anlatt.

cesaret edebilecek

tek

kii Sâmiha Ayverdi.

O

Bunu da gece-gündüz yazd notlara borçluyuz. Ben öyle düünüyorum. Sâmiha anne Ken'an Rifâî Üniversitesinden
doktorab
bir

profesördür.

Ken'an

Rifâî

bal

bana

bir

üniversitedir.

Semiha Cemal

hanmn

Latincesinden Franszcasna

kadar her yerde Ken'an Rifâî
felsefe

damgasn

görüyoruz. Yani bir insan

ama Semiha Cemal hamm felsefeyi aarak mutasavvf olmu, ite onu bu hâle getiren Ken'an Rifâî'dir. Sâmiha anneyi yapt smrl eitimin içinde fahrî doktora ünvâm alacak
eitimi
alabilir

kadar

yüksek

seviyeye

ulatran

Ken'an

Rifâî

Üniversitesidir.
bir

Dola}asyla

o

da

bu üniversiteden çok güzel yararlanm

profesördür. Ilm-i ledün profesörüdür.

Bu

beni çok etkilemitir çünkü bence Efendimiz, o dehâ sultan,
eserler
verir,
titr

O, insan O'nu çok iyi anlam ve O da insan yetitirmeyi farkl bir yönden uygulamtr. Ben Sâmiha annenin dier yönleriyle megul olmadm. Benim hayatm O'nun tasavvufi terbiyesi altnda geçti. Onun için siyâsî yönü nedir, târih bilgisi nedir? Yetkili olmadm için bunlar ölçecek seviyede deilim ama bildiim bir ey varsa, hiçbir hocadan Ayverdi'den Sâmiha örenemeyeceiniz târih bilgisini
isteseydi

sahibi

olabilirdi.

Ama

yetitirmeyi hepsine tercih etmi. Sâmiha anne de

örenebilirdiniz. Siyâsetinde de ne kadar bitaraf

olduunu çok

iyi

biliyorum çünkü bütün siyâset adamlaryla temas halindeydi.

Ve

icâbnda

ilgililere

de çok

ar

mektuplar

yazdn

biliyorum. Hiçbir
gibi bir âlimdi ki

korkusu yoktu. Yani Hz. Mevlânâ'nn bahsettii
siyasetçilerin hepsi

O'nun ayana
kitab
idi.

gelirlerdi.

Kitaplar birçok âlimin

ve siyasetçinin

baucu

Ama

maalesef

kadar sözünü dinlemediler. Yoksa Türkiye çoktan daha
hâl alrd.

ayana geldikleri mamur bir

Kur'an'n emirleri hâricinde i yapmazd. stiare etmeden karar
vermezdi.
gibi
Birisi siyâsî partiye

katlmak istedii zaman benim babam

eski

siyasetçileri

kendisinin gönül gözü açk

çarr. Onlarn fikrine danrd. Yani olduu halde yalnz gönül gözünün

94

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

deerlendirmesiyle

deil

de,

istiare

ederek

önce

halkn

deerlendirmesiyle neticeye vanrd.

O'nda tamamen Peygamber ahlâkn görüyoruz.
kerimeye uymak hepsinden önemlidir, der ve kendi
saklard.

Çünkü
fikrini

âyet-i

en sona

Bir

makam

yaznzda, "Sâmiha Anne cem' makamyd" diyorsunuz? Cem' nedir, bu makamda oturmak ne demektir, Sâmiha

Ayverdi'nin bu

makamda olduuna

ilikin belirtiler nelerdi, hâli

nasld, ne türden çabalar gösteriyordu?

karsndaki varlklarn hiçbirisini görmez. Hepsinde Hak tecellîsini görür. Her ey Hakk kesilmitir. Hakk bazen ona güler, bazen kzar, yâni Karagöz perdesinin önünde gözüken ahslardan bihaber, Karagöz'ü oynatan elin peinde ve
Cem' mertebesinde
insan,

oradaki san'at seyreden bir san'at

âkls

gibidir.

Onun

için çirkin,

yard,

eksik, hiçbir

ey yoktur. Baz
Çokluu
ki;

mutasavvflar bu

makam

incire

benzetmiler. Bazlar da nara. Nar, bir sürü tanecik

tamasna

ramen
bilir.

tek ve birdir.

görür.

Ama
ve

birden ayr

olmadm
Hak
Fatiha

Msrî Niyazi der
kiiye

cem', senden so\Talup alnandr. Yâni

tarafindan

gelen

mânâ
yardm
ile

lütuf
dileri:^'

ihsan

cem'dir.

süresindeki "ancak senden

sözü cem'i istemektir.
ku\'A^et

Baka
kii

anlatla cem' eyaca Allah
Allah'a
âit

beraber görmek,

ve kudretin

olduunu

bilmektir.
erer.

Bu makâm- cem'de bulunan
demitiniz,

kelimetullah
için

makamna

Hani deminki soruda Hakk'n kelimesi
ite
bir

denizler

mürekkep

olsa...

o kelime, cem'

makam
hak'la
seyir

demektir.

Cem'

makamnn baka

yorumu Ganî
Allah'la

Muhtefî'ye göre, beka mertebesi oluudur. Beka nefsiylc ölmek
dirilmek demektir. Allah'a seyir bitmi.
Allah'tan

Hakk'n rengine bürünmütür. Kuldan söyleyen Hakk'tr. Halk Hakk'n bâtnnda kaybolmutur. Kabe'nin içinde her yerin kble oluu gibi, sebepler kalkar. Namaz nasl
Kul

balamtr.

mü'minin mirac

ise

oruçta

makâmbir

cem'in

delili,

sembolü,

dr.
Allah'n

te

Sâmiha anne böylesine

oruç

idrâki içindeydi.

O

kudret,

himmet ve tasarruf yetisini göstermeme orucunu tutard. Bu makamdaki her kii gibi o da âleme rahmetti. Hazretü'1-cem'
95

.

"

Cemâlnur Sargut

makamm da
ikincisi

onda idrâk etmek mümkündür. Bu beka makamlarnn
tesir

olup halk zahir

kadar çok insana
ki "ben

Hakk bâtndr. Konumalar ve yazdklar bu etmi bir sultan için ancak u hadis geçerlidir
vakitte o

kulumu sevdiim

kulumun kulatndaki

i§itmesi,

göt^ündeki

görmesi, dilindeki söylemesi ve elindeki ve

ayandaki gücü
Benimle

ben olurum.

Kulum
sonra

benimle

iitir.

Benimle görür. Benimle

söyler.

tutar.

Benimle yürür.

O, ztlklarmz tevhid potasnda
da çokluklar birlie tekâmül
Diriltebilen

eriterek

önce

bizleri birlie

ettirdi.

makamdr.
kapasitede

Dolaysyla

sûr'unu
o,

üfleyen

ite

bu

mertebedeki insân- kâmildir. Gerçi
olmaz.
hallerini

sûr üflemekle de

megul
zevkli

O

olduu

halde,

sâdece
nefesi

Sevgili'sinin

seyirle

meguldür.

Rahman

tar ve Meryem
zuhur ettii
için

makamnn

tecellisidir.

Hz. isa'da da cem'

makam

kelimetullah diye

adlandrlmtr.
ileri

Bence Sâmiha anne cem' makamndan da
geçmitir.

gidip cem'ü'l-cem'e

Gene Msrî

Niyazi'nin deyimiyle cem'ü'1-cem

helak olmak ve Allah'tan
ahadiyet mertebesidir.
Sustur
beni,

baka

her

eyden

fena

tamamen bulmaktr ki bu

kes §u lisân.

.

Bir ahenk olaym, cihann
isimsizi sfats^ kayts^

sd

titreyip

olaym...

elsiî^

ayaks^

vâdesi^ köpürüp tabaym.

Yetinmiyor bu

lisan,

smyorum
':^ncirleri...

dünyâya.

.

.

Smyorum
cihâna

kendime.

p

kaplan, çö^ §u

Brak da

çkklar yapaym.

Brak da gönülden
Gitmek
istiyorum.

hamleler

klaym.
sel geçmedik,

Ayak

demedik, ku§ uçmadk,

yel

esmedik dünyâlara gitmek istiyorum.

Zâhidâne cünbüjler burda kalsn. ekiller,

suretler siklerin

olsun. biricik

Brakn gideyim. Meramn kelâmn
ibâdet

el pençe
titreyij

durduu, sevdann

olduu dünyâlara gideyim. Bir

olaym, bir ahenk olaym.

96

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Isimsiîi sfatstî^ renksi^ jekilsi:^ tek soluk

olaym.

Olaym A.llahml

Senin olaym\

Cem' makamnda Hakk'n Zât'mn, hazretü'l-cem'de Hakk'n sfadannn ve cem'ü'l-cem'de de Hakk'n fiillerinin elbisesi giyilir. Bu mertebe makamlarn en yücesi olan kulluk mertebesidir ve hürriyet makamdr. Peygamberin kulluk srr bu makamda tecellî
eder,

Nefsiyle kul olan ruhuyla rab olur.

te

Sâmiha annenin

makam da idrâk ediindendir. nsann ^cudunda halk bilku\^edir. Ama bunun bilfiil hâline geçii her nefes diriliimizle
kulluu bu
alâkahdr.
bilfüle

Akn

yolda olduu sulukta her hâlimiz bilkuvvenin
ki

geçmesi demektir

ite

insan

bunu müridiyle yaar.

Müridinden örenir.
Sâmiha Ayverdi'den söz ederken kullandnz "zulümle
zâlimle asla mücâdele etmezdi" ifâdesi neyi anlatyor?
"Zâlime itira^ etmedi"

urar,

etmezdi,
kendisini

demek istemedim. Burada zalimle mücâdele savamazd, diyorum. Söylenmesi gereken sözü söyler,
çekerdi.

Olaylar

büyütüp

üeri

götürmezdi.

Zâlime

düman
uyararak

olmazd.

Ama

zulümle, mektuplaryla, mesajlaryla halk

yazd kitaplarla urat.
tammas çok
zor.

Hristiyanlarn bunu

Çünkü

Hristiyanlarda


için

cem'

makam

demektir. Cem'ü'1-cem ve beka deildir. Onlar cem'

makamna
tasavvuf

gelen insann

uramay
Tevhidin

terk ettiini söylerler.

Onlar

Hint

tasavvufu

gibidir.

Halbuki

mücâdeleyi

gerektirir.

mânâs
etmeyi

slâm tasavvufu yanba kzmadan,
Hz.

sinirlenmeden,

severek

mücâdele
Yine

becerebilmektir.

Mevlânâ'nn da Mecâlis-i Seb 'a 'da devrin

yöneticilerine

ar

mektuplar

var.

Fîhi

Mâfih'tt

Pervâne'yi

yazd çok yapt
dâima

yanblardan dolay

uyardn

biliyoruz.

Bunun

sebebi, onlar

doru olam
Perv^âne'ye

hatrlatmakla yükümlüdürler.

çok

methedici

mücadeleci insan,

Hz. Mevlânâ aym yazmtr. Demek ki doru gördüünü alklayp yanl gördüünü yere

Ama

mektuplar da

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbcalt Neriyat, 1988,

s.

26.

97

Cemâlnur Sargut

batran,

kiiyle

uramayan,

halle

hareketle

megul

olan

insan

demektir.

Hayat

çabmak

ve

mücadele

vermek

demek.

Allah

gayreti

emrediyor. Aksi takdirde kaderimiz bu, deyip otururduk. Sâmiha

anne hiçbir zaman ben

eyh

miyim,
dedi.

oturmad. "Ben hikmet edenim,"
öretti.
etti.

mürid miyim diye düünüp Ve bize de hizmetçi olmay
her çeit dinin taassubuyla
masonlarla,

te

tevhid ehli hizmet için yaar. Misyonerlerle mücâdele
biri

Onun

en büyük hizmetierinden
etmesidir.

mücadele

Bu

}Kizden

misyonerlerle,
etti.

komünisderle,
kiiye
için sert

ar

olan her

akmla mücadele

Sâmiha anne

düman

olmazd.

Ama

o kiideki yanh hareketi düzeltmek

uyarmas gerekiyorsa uyarrd. Snflarda bâz örenciler vardr, muameleden sert öretmenden anlarlar. Bâz örenciler de

yumuak, sevgi dolu muamele isterler. te insân- kâmil bunlar kefeder. Her ikisinin de istedii tarz muamele ile onlar adam eder. Demek ki Sâmiha anne Rifâî'liin avc kolundand. Avc olmu, ömrü bo^onca insanlar Allah' için avlam bir doan kuudur. O bakmdan O'nun mânâs Anka gibi olup müridinin Kaf dandan haber getirmitir. O, Ermenilerle deil Ermeni
vardr, çok
hareketiyle Ermeni'nin öldüreniyle, Türk'e zarar vereniyle
etti.

mücâdele

Hattâ bu konuda bir kitap yazd. Bütün basklarda kitabn

yazar olarak 1973'te Los Angeles'ta Ermeni kurunuyla ehit edilen
konsolos

yardmcs Bahadr

Demir'in annesi

Neide Kerem Demir

gösterilmitir.

hikâyesini
anlatr:

Daha sonra kendi adyla da baslan bu kitabn Ergun Göze Sâmiha Ayverdi babkl yazsnda öyle

"Amerika'da Ermeniler
vakit

ilk

Türk diplomatlarna kurcun sktklar
gibi
o

sanrm

kur§unu

barna jemi^
ve

sarsld.

Bütün
gayret

Hanajemifi uyurlarken
ederken

kurcuna

ramen uyanmamaja

O junu

düünüyordu; buna kar^ ne yapmal, ne yaplabilirdi.
olarak ne yapmal idi? Bir gün

Devlet bir
beni

ey yapmyor ya fertler fert

çard. Ne yapacan bulmu

ve epeyce de yol

almt. Amerika
gerekti.

efkârna bu ii bir
Kendisini
öldüren

kadnn

bir annenin

aî^ndan anlatmak

Bahadr Demir'in

annesinin yerine koydu ve bende

olumu

Ermeni

gibi intikam duygusu içinde bir insan

olsaydm bir

98

"

Sâmiha

A)'\'erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

tabanca alr onu da ben gebertirdim.

Ve

s!^n jürini^de beni

serbest

brakrd.

Ama

ben

Türküm

ve

Müslüman'm. Benim dinimde
§imdi
si^^e

öç

alma yoktur adalet vardr. Onun
içyüzünü anlatacam.

için

bu kirmeni iddiasnn

Kadn

haklaryla
verdi.

mücâdele

kadnn çalmas konusunda da bmak Kadnn çalmas taraftaryd. Hz. Hatice gibi.
ilgili,

Kadnn slâm
Bütün ömrünü
kontrolleriyle
gitti

içindeki deerini ortaya

koymak

için

de çabalad.

eidm

için

harcad.
anlatt.

Tüm yanl

hâdiselerin yalnz

eitimle giderilebileceini

Meselâ nüfus

artnn doum
anlatt. Bat'ya

deil de eitimle engellenebileceini

slâm'

anlatt, islâm'

anlatt zaman da çok

tesirli

oldu.
de,

Böyle bir hanmefendi.
Aj^erdi,

Bugün

için

de,

yarn

için

Sâmiha

kbyla

kyafetiyle, haliyle tavryla, edebiyle, son derece

\öiksek bilgisiyle, Türkçesiyle,

slâm adna örnek

bir

mutasav\af

kadndr.
Sâmiha Ayverdi'nin Türkçe
hissiyat' içinde
ile

aras nasld? Bir 'üslûpçu' olarak

niteliklerinden söz eder misiniz? Türkçeyi nasl kullanrd, nasl bir
'dil

yaard, yazar ve konuurdu?

Sâmiha

anne

Türkçe'nin

doru

örenilip

doru konuulmas

konusunda çok hassast.
Sâmiha annenin
dil

konusunda çok uurlu

bir hassasiyeti

vard.

Yaad
O

devirlerin Türkçesinin zenginlii giderek kayboluyordu ve

bundan oldukça elem duyuyordu. Fakat kendisini gidiata ayak uydurmaya mecbur hissettii için de, bâz kitaplarn sadeletirmeye
balad. Ömrünün son yllarnda
dil

yazd

makalelerde daha sâde bir

kullanma yoluna

gitti.

Çünkü

san'at san'at için
diyebilirim,
ki,

yapmyordu.

Maksad anlalmakt.
san'atkâr olarak

Fakat
bir

unu
insand

o derece yazar ve

bu yolda asla bir zorlamas yoktu. çinden geldii gibi yazyordu, içinde vard o mücevher gibi üslûp, nak gibi ilenmi üslûp. Adetâ bir çalayandan dökülen sular gibi, Allah onda san'aü ve îmâm birletirmiti. Hakka ibâdeti

domu

Ergun Göze, Sâmiha Ayverdi, Tercüman Gazetesi,

3

Mays

1987

99

Cemâlnur Sargut

birletirmiti.

Herhalde bu vasflar hâiz

bir

edebiyatç kolayna

gelmi

deildir.
tür

Sâmiha Ayverdi'nin üslûbu tevhid üslûbudur. Çünkü onun her
eserinde, kaleminin

gücün

sihrine

dokunduu her varbk ve kelime merkezi bir kaplmçasna esas bulunmas gereken mevkie
ne olursa olsun, cümlede kelimeler ve kelime
herkes ve her
bir

yerleiverir. Anlatlan

gruplar, metninde motifler...

ey

asl

bulunmas

gereken

yerdedir.
gibi,

Metninden

kelime

çkarmak

mümkün

olmad

metne artk

bir tek kelime dahi ilâve

edilmeyecek bir

âbide hâline gelmitir. Kâinat idare eden ezelî ve ebedî kanunlar

hükmünü nasl
ve
herkes

icra ediyorlarsa,

Ayverdi'nin eserlerinde de her
verilmitir.

ey

tevhidin

emrine

Dolaysyla

metinlerin

zeminini tekil eden birlik duygusu ve birlik
rengi, kokusu ve prensibi hâline gelmitir.

fikri üslûbun babca Buna göre her unsur

mutlak

varln

bir

tecellîsi,

her

eser

bu

tecellînin

tasvir

ve

tahlillerinden ibaret gözükür.^^

Nazik Erik Hoca da Sâmiha annenin
anlatyor:

dil

ve

üslûbunu

öyle

"Son asrn yetitirdii ender ahsiyetierden olan Sâmiha A}^erdi din, tasavvuf, sosyoloji bilgi ve çalmalar yannda
dil-tarih-edebiyat

sahasndaki

üstünlüü

ile

de

temâyKiz

etmitir.

Osmanh

Devleti'nin son yllarnda bilinen ve göze
asil

batan

yönetici

ve

ailelerine

mensup

olan

merhume
kültürle

Sâmiha Ayverdi bilinen ve tannan adyla -Sâmiha anne-

mensup olduu

aile

içinde

salam ve köklü
bati diliyle

bir

yetimi, yetitii zamann eitim imkânlarndan nemalanm,
sonra da özel olarak

örendii
iir

baümn

kültürüne
san'at

edebiyat ve san'atina da

âinâ olmutur. Genç yanda
ve

ve

edebiyat

dünyâsna

romanla

girmitir.

Dinî,

tasavvufî aheserlerden sonra, târih ve sosyolojiye

yönelmi,
ve

ömrünün son ':^manlannda

ise

hâtralanjla

yakn

târihe

eski

istanbul semtleriyle geleneklerine ifk tutmii§tur.

'^'

Halil

Açkgöz, "Kubbealü Akademi Mecmuas:
s. 42.

Ya-:{i

Hayatnn

50.

Ylnca

Sâmiha Ayverdr Hatra Says, Ekim 1988

100

Sâmiha A^^^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha anne Osmanl toplumunda muhalif dönemlerde yer
toplumsal bir
aile çevresinden gelmitir. Kiiltür

alm

bakmndan

tabiî olarak

köklü

ve î^engindir.

Görgülü
stili

ve bilgilidir.

Bujü-:(den onun ^arif, dolgun

ve î(engin bir

konuma
incedir.

vardr, istanbul ivesi de denen

Osmanl
aksettirir.

yönetici :(ümresimn edep,

bilgi, f^arafet ve

nezâket kurallarn

Tatl, sakin ve

Yaam

boyunca muhataplarnn ya-tahsil-

görgü seviyesini gö^ önünde bulunduran Sâmiha anne bu ^arûreti

dâima

göfi
ve

önünde

bulundurmu,

muhaja^
ses

etmitir.

Konuma

üslûbunu

düfrenini bocadan mimiklerinin,
ve fikirlerini

tonunun yardmyla

da karsndakilere duygu
ve kuvvetli bir hatiptir.

nakleden Sâmiha anne kymetli
kitlelere de

Zümreler kadar

hitab da basan

ile

sürdürmütür.

Ya^

diline gelince hassaten

ü^rinde durulmaya deer. Yetime artlan
dili deyimleri, terimleri

dolaysyla köklü bir çevreden gelmesi ona halk

kadar

dinî,

tasavvufî

kelimelerle
ve
öt^el

tabiî

olarak

ayn

bir

t^enginlik
dili

ka-:(andrmtr.

Öretimi

alâka sahas olan

Bat

bu

^nginlie ekil ve mânâyüklemitir.

Sâmiha annenin

kelimeleri

köklü

ve

mânâ

ile yüklüdür.

Çok

sâde ve

akc

bir dille

yatlm

eserlerini

dahi bu yüî^den dikkatle
dili

okumak —
ramen

hatta- tekrarlamak gerekir.

Yabanc
tercih

çok

iyi

bilmesine

yabanc kelime kullanmamay

etmi, târihî bir hâtra ve ses

:^nginlii olan kendi kelimelerinden va^^eçmek istememitir. Hayatta

iken kendi

elleriyle

yeni

basksna râ^ olduklan
adl

ve ha-:^rladklan

Yolcu

Nereye

Gidiyorsun?

romanndan

bâ^^

kelimeleri

deitirirken

aladklann

söylemilerdi.

Sâmiha anne

iir, tasavvufi ifadeli

roman, sosyolofik aratrma, târihî
eserleri ise

sohbetlerden sonra ilmî

çalmalar da yapmtr. Son

hâtra,

an formundadr. Bu ya;(ilannda çok daha sadeleen Sâmiha annenin ya^ dili tpk makalelerinde olduu gibi, kulland edebî türün diline
uygundur. Dilin
veya

mant

içindeki

cüi7ileleri

konuya uygun olarak uî^un

ksadr. Fikri yanklardaki
ve

cümleleri

H. Ziya Uaklgil'deki
dikkatli davranma
kelimelerin
bir

kadar u^un
ihtiyac

kvraktr. Cümlelerin

üî^erinde

uî^unluundan,
Gaflete

yapsndan
makalesinden

deil

kültür

yükündendir.

alnm

cümlenin

tam

101

Cemâlnur Sargut

anlaplahilmesi

için,

bir

snf tahtasnda

dört

ayn

ders saati boyunca

çalld vâkîdir.
Samiha anne jat^d
herja^da ayn
esere göre üslûp

kullanmay

iyi seçer.

Onun

için

bir üslûp,

fakat hepsinden salam

cümleler, kuvvetli,

manta
özellik

dayanan ahenkli, renkli üslûp kullanr. Onun ifâdesindeki
sadece

romanti^^m
^(enginlik,

ve

realizmin

etkisi

deildir.

Duygu

dünyasndaki

ifâdeye

daha

bir

canllk

katar.

Osmanl
^nginlii

A-Sirlannda yer yer görülen tabiat ve

mekân

tasvirlerinin

kadar harp

sahnelerinin

canll

okuyucuyu olaylarn

içindeyaatr.

Seçilen kelimelerin ahengi, mûsikîsi

ayn

bir güç tapr.
ifâde

Meselâ istanbul

Geceleri 'nin mukaddime sayfalanndaki

üstünlüü Osmanl

istanbul'unun hamet, saltanat ve medeniyetini bütün hareket, ihtiam
ve

akametinin

mânâ kadar
Üsküdar
ve

duygulara aksettirir. Meselâ

stanbul
bir

Geceleri 'nin

bölümünü

okuyanlar

kendilerini

semahanenin dekor

aksesuanna bakarken, dier yönden u^unlu-

ksal

sesi

ve

duygu nakleden ahengi içinde kendilerini bir ^kir

sahnesiniyaamaktan alamat^lar.

Sâmiha anne

metinlerindeki kelimelerde sadece ses ve ahenk deil canl

mânâlarla bir ahsiyeti, bir karakteriyaatmay da

baarmtr. Meselâ
Salih Efendi

Ate
ile

Aac adl romannda Cemil Bey
ile

'in

yardmcs

ad

deil ahsiyeti

de sâlih bir kiidir.

Yaad

dönemde
iyi

henü-:^

etkisini

tamamen

kaybetmemi
kaleme

olan

romantizmi

tanr.

Romanlannda

ve son -i^amanlarda

alm

olduu batralan da

realisttir.

Yeri geldikçe ifâdeye kuvvet ve tahayyüle

imkân vermek

için tasvirlere

bavurur. Bunlarda hâkim olan unsur
teferruatl, gerçekçi bir göî<fe

göî^lemdir. Tabiat ve eyaya geni,

bakp,

yapt gerçekçi gözlemlerin
mekânna
Fransz
balayan
balar.

ifâdesi

kiiyi konuya, konunun ^pman ve
en gü-^el örnekleri

Kendi

içinde

yaatr. Bunun

tarihçi Michelet'deki üslûp gibi

okuyucuyu daha rahat konuya

Osmanl Asrlar 'ndaki gibi.

brahim Efendi
konandaki
Zprafet,

Kona 'ndaki
yüksekliinin de

eya

ile

tasvirler

bir

Osmanl

zenginlik

kadar imparatorluun medeniyet smrlanmn
iaretidir.

incelik ve

Ayn

dikkat

ve itinâ

02

Sâmiha Av^erdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

ki§i,

ahsiyet ve davramlannda da görülür.

Meselâ; Râtibe adl

kitabnda bütün canllyla yalayan büyükanne, davranlar, tutumu,
hâli, terbiye

metodu hafzlardan kolayca

silinmeyecektir.

ilmî çalmalarnda toplumun problemlerine
kudretini gösterir.

Târih

ve

toplumdan
ve

k k

tutarken

ayn kalem
ahsiyetleri

tuttuu

aydnlatan

biyografik

makale
'in

monografik

çalmalar Abide
verdii tasvir ve
ve bilhassa

ahsiyetler, Sultan Fatih
tahlil gücü
ile

Mânevi Dünyâs gibi
mânâ
getiren

bir kere
ise

daha ölümsüî^lemilerdir. Makale

konferanslarnda
ses ve

sökerine ayn bir

ar

bal, hâkim

edas istanbul Türkçesine son

derece sahip

olmasndandr.
dilin

Ne ja!^k

ki günden güne kaybetmekte olduumu^ ana
gibi,

Yahya
vukufu

Kemâl Beyatl
eriemeyecektir.

bu

son

usta

kalemine

nesillerin

Bereket ki; onu tanyan, anlayan, seven ve sevdiren kalemler

"
var.

103

Cemâlnur Sargut

...Ifi

tmar olmam kimse

ister

âlim,

ister

hâkim,

ister

sanatkâr ne kyafette olursa olsun kâmil deildir.

Kâmil

insan,

kendi kendinin âmiri,

dü^eninin nâî^mt ve

irâdesinin sahihi olandr.

Sâmiha Ayverdi, Son Menzil

104

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Onun çin
Fethidir...

Fâtih'in

stanbul'u

Fethi,

Tevhidin

ile ilgili gözlemlerinizden söz ederken, "darda yapran oynayn âyet-i kerîme ile açklard" diyorsunuz, bu 'ehadiyet' srrna ulamak mdr, bu belirlemenizle, 'balangçta Allah vard, onunla birlikte bir ey yoktu' haberini nasl

Sâmiha Ayverdi

bir

yorumlarsnz? "zinden, gözünden, sözünden, özünden Allah ayrmasn. Ey Hakk' bildiren, O'na götüren, perdeyi kaldrp O'nu gösteren! Hakk'n var olduunu, varhn Hakk olduunu,
görünenin gösteren, gösterenin görülen olduunu
bildiren!

Bu

dünyâda, o dünyâda Allah senden ayrmasn." eklindeki

duasn

nasl deerlendirirsiniz?

Yapran oynayndan
Bunu
ksa

âyet-i

kerîme

açkladna ben
hiç

ahit oldum.

yapt
süre

zaman çok
önceydi.

hasta ve

yahydlar ve vefatlarndan çok

bir

Ama

enerjisi

tükenmeden

ki

son

devaml yazdrdlar ve ondan sonra Sâmiha anne yok gibiydi. Bunu yaadm ve gördüm. Evet doru söylüyorsunuz, bu nedenle O her gördüünde Hakk' bulmu ve Hakk'la Hak olmutur. Yâni unu söylemek istiyorum. O, yaradlm her eyin hakikatini biliyordu. Bu hakikati seyreden ayn zamanda da bu seyre katlan bir yolcuydu. Biz ise Hocamzla birlikte bu muazzam mânâlar seyre dalarak hayret makamna joikselirdik.
belki iki saat

noktay koyana kadar

Hakk, Allah'n
ötesinde

"istedim ki bilineyim"

mânâsnn

zuhurudur.

Bunun

O'nun mutlak varl vardr.
bir

Zira sonsuz kelimesi dahi

bn-i Arabi'ye göre
tenzih arasnda

snrlamadr.

te

Sâmiha anne, tebihle
bir tek yaprakta

bu

hâli anlatr.

Evet tebihtir O'nun

Allah'n

seyredii...

Ama ayn zamanda
Çünkü Sâmiha

o

yaprakta

Allah'
içinde,

seyrediinde tenzih de vardr.

anne,

yapran

makroda, mikroda sonsuzu seyretmenin zevkini yaatr. Yani

hem

bütünde
hazerât-

hem

parçada...

Dolaysyla bütün

srlar kendisine

açlm

bir sultand.

Hazret kelimesinin mânâsyd. Çünkü hazret, Allah'n
yani

hams'n

yaradln bütün makamlarn

idrâk eden,

105

Cemâlnur Sargut

bütün

makamlanndan
gerçek
insan

konuabilen,
demektir.

bütün

makamlarnda
böyle
bir

yaayabilen

Sâmiha

anneyle

yaanty çok
kullanr.

kolay görebilirsiniz.

O

caizden tenzihten alp tebihte

Tebihi kullanr,

tenzihi anlatr.

Gerçek müridi bulmutu...
Evet o hakiki hocay bulmutu.

Bu
gibi

kadar

m

güzel

anlatlr
'T.':^nden,

hocasnn mânâs? Gördüünüz
gö-:^nden,

kendini

silmi.

öcünden" dedii, yolundan,

gözünün önünde olmaktan,
bildiren.

gönül gözünün önünde olmaktan, sözlerinin idrâkinden, özünün
idrâkinden Allah

Hakk' öreten, Hakk' gösteren ona götüren perdeyi kaldrp O'nu gösteren, Hakk'n var olduunu, varln Hakk olduunu Hakk'tan baka bir
ey

ayrmasn

Hakk'

ey olmadn
i

gösteren,... yâni

Allah'n insandaki

tecellisini,

vahdet-

vücudu bu kadar güzel anlatmak her kiinin kâr

deildir. Herhalde

bn-i Arabi hazretleri ayn
Sâmiha
ki,

dönemde

yaam olsalard,
bir

"O

ne güt^el bir

benim bütün anlatmak istediimi bir cümleye
beri,

sdrm" derlerdi.

Ben de batan
zamanlarda dahi
tercih
ettim.

bu kadar derin

mânây düünemediim
izinde

hocam

anlatrken sadece bu cümleleri kullanmay

Ben de kendi kapasitem ölçüsünde O'nun gördüm ve yaadm. Sâmiha anne insan kendine bunlar Allah'a, Hakk'a tad. Allah ondan ayrmasn, âmin.
Kimsin?
diye sordular.

deil,

Bu dünyâda
Öyle de neden
l§i

i§i

bitenimi dedim.

sefere

çkmadn? dediler.
(...)

bitmemi olanlara yoldalk etmem muraddr, dedim.

Sâmiha annenin
getirebiliriz.

Hanc

adl eserindeki bu sözlerini

u

âna da

u

anda da buradaki seyrüseferde Sâmiha anne hâlâ

bize yol gösteriyor.
gibi.

Onlarn

klar

hiç

batmyor. Batmayan Gün

ki kitabnn da

ismi çok manâl;

Batmayan Gün ve Yolcu

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 1988,

s.9.

106

Sâmiha Aj-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Nereye Gidiyorsun. Bütün
soruMi zâten

bir

ömür kendimize sormamz gereken
sormu.

tocam
için

kitaplarmda bize

Sâmiha Ayverdi

stanbul ne ifâde eder? Neden romanlarnda

hep stanbul merkezdedir? Osmanb-slâm medeniyetinin kalbi
olarak stanbul, Ayverdi'nin irfan

dünyasnda nasl

bir yer

igal

eder?
Tabii ki O, stanbul'da

stanbul'da Allah

müridim bulmu. stanbul'da ak tanm. yolunda yaamay örenmi. Ama benim âciz

idrâkime göre stanbul tevhid demektir.

Onun

için

Hz. Fâtih'in

stanbul'u

fethi,

tevhidin fethidir.
olabilir.

kozmopolit belki Kudüs

Çünkü dünyâda stanbul kadar Çok farkblklarn bir araya geldii
yaar stanbul'da.
Dikeni

bir ehirdir. Güller ve dikenler bir arada

Ama

gül

bahçesi

diye

bakanlar

dikeni

görmez.

gören

bahçenin

gülünden bihaber kabr. Allah'n mânâs
sevdiine kendini
gelindir.
açar.

gibi,

istediine kendini örter

stanbul, Kur'an'n

mânâs

gibi peçeli bir

te

anlatlmas zor
ifadeleriyle

O'nu ancak akla sevene kendini gösterir. Gerçekten bir ehir. Belki Franszlarn Le Monde gazetesindeki
dünyadaki
yegâne

'stanbul'un

rakibi
bile

sudaki
bir

aksidir"
rakibi

gerçekten

stanbul'un

maddî

anlamda

baka

olmadm gösterir.
Ortasndan Boaz'n
eder. zaten.

ak,

yâni su tevazu demektir. Kara içindeki

tevâzuyu anlatr. Yedi tepesinin olmas yedi fena

makamn

temsil

Dolaysyla stanbul kendi

bana

tevhid ve fena
idrak eder.

makamdr

Her yönüyle stanbul Allah'n mânâsm
için,

Onun

o

bulunan neydi?' sorusunun anlam ne

dönemde, 'kaybolan veya kaybolmaya mahkûm idi? O'nun entelektüel
soru(n) vardr, denilebilir mi?

hayatnn merkezinde bu
O,
kaybolan

medeniyetin

maziyle

kesilen

hayranlmn acsn
eserinde öyle özetler:
'"Bugünün
de,

hissediyordu. Bunu, ISe

irtibatn ve Bat dik Ne Olduk adl

Türk çocuu hemen hemen geçmiinden
ihtiaml

habersi^.

Onun

için

mâ-:(sinin

varl

ile

balant kuramyor, oradan kendi

07

Cemâlnur Sargut

yalad

•:^r?âta

kovasn daldnp
yudum

o berrak, o teni^ ve o

duru sudan

bugüne bir peyler aktaramyor. Susuf^luktan baylsa da, hararetini
teskin edecek bir
vereni yok.

ayet

ben de

1906

yerine

1926'da
olarak,

domu

olsaydm, hatal

planlanm

bir geçi devresinin

çocuu
'

hu gadre

uram nesillerin evlâtlanndan beter olabilirdim.
***
ki Müslüman-Türk

"JV(? ya':^k

de, etini

döküp

kum

iskelet

brakt
dolap

ark

medeniyetinin üstüne geçirdii bir ireti garp kaftan
ele

ile

geî^rken,

güne kar, ne gülünç olduunun farkna varmayacak bir
'*"

dalffnlk

içindedir.

***
atan la nn birçou da, yabanc

"Redd-i miras yolu
menfaatlerin

ile mâ-::jlerini silkip,

kürek mahkûmu,
nikâh
tâî^letip,

ite bütün bu ortada kalmlara,
ile

geçmileri

ile

dün

bugünü

ve belki de
çaresi.

yann

içine

alacak bir terkibe götürmek, belki tek kurtulu

***

Bu balamda brahim Efendi
getirir?

Kona

nasl

bir meseleyi

önümüze

Kitabn sunuunda yer
"Bu kitap ne
vak'alan,

alan,

bir hikâyedir ne
isimleri

masal ne de roman... -^çman, mekân,
hatta

ahslan,
yü-::^de

vakalarnn

seyri,

sras

ve

doksan ile detay lan m n yaanm bir hayat tablosudur'
ifâdesi

otantik yaanm

bir devrin gerçek ve

meselen özeder.

Sâmiha anne kitab

u cümlelerle

bitirir:

"
"^
'''^

"*

Sâmiha Amerdi, AV dik AV Olduk. stanbul: Kubbealü Neriyâû, 2007, s. 10. Sâmiha A\-\-erdi, AV dik AV Olduk, stanbul: Kubbeald Neriyâa, 2007, s. 61. Yazann nodanndan. Sâmiha A\-\erdi, brahim Efendi Kona, stanbul: Kubbealü Neriyâû, 1999, s.7.

108

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

"Mühim olduu kadar ha:(in
tarihiyle

de olan, ibrahim h/endi

Kona 'nn
tesadüf

ölüm

çok

büyük

bir medeniyetin

ölüm

tarihinin

etmi

olmasyd, ibrahim Efendi Konainda

ren^yle, ekliyle

kokusuyla o

says^

o

hesaps\ çiçeklerden bir

çiçek

açm

olan istanbul medeniyeti

de bu arada son nefesini vermi ve tarihin hâf:(asna

mâl olmutu, ite
Y'.ger temeller

asl ^vâl yani yok olan

ve

asl yklan sonu gelen buydu.
olsayd gene

kaymam,
büyüdüüm

kökleri

kurumam

ayn

topraklarda nice

ibrahim efendi Konaklan yeerir, boy
medeniyet

atar, çiçeklenir.
rengini,

Ve

içinde

doup

dünyâsnn
'*^

kokusunu,

ihtiamm

salmakta devam edermi.

Sâmiha

kirlenen
Dilini,

ve Bat'nn ahlâk anlayyla günümüz toplumlarnn rahatszln hissetmektedir. dinini beenmeyen, küçümseyen, mal, mülk, mevki sahibi

anne

mazisini

reddeden

olmay

tercih

eden yeni toplumlarn

acsn

içinde hissetmektedir.

Ona

göre medeniyet Peygamberin ahlakyla yaamak, halkta Hakk'
onlarla
iyi

görerek

geçinme

san'atn

örenmektir.
tecellîsini idrâk

Mazinin

birikimiyle Allah'n her an yeni

manâsyla

eden ve

buna katlan insan ona göre medenîdir.
Sâmiha Ayverdi'nin
bir

günlük
içerdi,

yaam

nasl geçerdi? Nelerle

megul

olurdu?

insanlara

Nasl yer nasl muamele
bir
ilgi

nasl oturur kalkar, nasl davranr,

eder, ülkesinin ve

dünyânn sorunlarna
olurdu?

kar

nasl

ve

hassasiyet

içinde

Kenan

Rifâî

hazretlerinin

huzurunda duruu nasld, O'nunla

halleri

nasld?

Sâmiha anne çok erken uyanrlard. bâdetini yaptktan sonra çabr
ya da misafir arlarlard. C^nun prensibi "bâr olma yâr ö/"du.

Çok

zamanlar hastaya, problemli olana ziyarete giderdi. Son derece zarif

döenmi
yaarlard.
severdi.

bir evin içinde klâsik ve

çok zevkli eyalann arasnda
gibiydi.

Eyalar
kedi

kendisiyle

bütünlemi

Kedisini çok

O

sanki

sahibinin

vücudunun

bir

organ

haline

gelmiti. Sabah kahvaltlarnda sahibinin

kucanda

sehpa gibi hiç

kmldamadan

durur, kahvala tepsisi

onun üzerine konurdu. Yemek

Sâmiha Ayverdi, brahim Efendi Kona, stanbul: Kubbeala Neriyâa, 1999,
S.430.

109

Cemâlnur Sargut

ayrm

yaptklarn

hiç

görmedim.

Ama

az

yerlerdi.

Kimseyi

reddetmezlerdi. Kendine çok az vakit ayrrd.
Pazartesi günleri annemle,

lhan

ablayla,

Türkân Ablayla ve çok

sevdii

birkaç

kiiyle

özel

olarak

görüürdü.

hvâmn

para

meselelerini,
getirirdi.

kimlere
bir

yardm

yaplacan

halleder,

çözümler

paylama günleri vard ve o günleri çok beklediini, keke her gün Pazartesi olsa dediklerini biliyorum. Pazartesi Hz. Peygamber'in günü olmas hasebiyle özel bir gündür ve Sâmiha annede biz bunu çok hissederdik.
Böyle

Nadiren

sigara içtiklerini biliyorum.

Ama yakn

dostu ve gelini olan
için bir

lhan Ayverdi sigaray braknca onun yannda içmemek
daha hiç içmediklerini de biliyorum. Sigaray evde tek
içmezlerdi.

bana
Alt

Yannda

birisi

içerse,

o utanmasn diye

içerlerdi.

katnda

bir

örencisi

ailesiyle

yayordu.

Onlarn

kaloriferinde

problem olduunda kendisi de evindeki
elik etmiti.

stmay çahtrmayp

onlara

Terbiye usûlü çok özeldi.

Ekrem Amca

Galatasaray'da okuyan

olunun sigara içtiini duyunca çok kzm. Annesiz de olduu için olunu terbiye etmekte zorlanyor. Ekrem Amca'mn olu babasnn
salondaki sigaralardan alp kaçrarak gizlice içiyor ve

bu nedenle de

babasndan çok azar
dolabn
olmaman
içine:
için

iitiyor.

Sâmiha anne çocuun sigaray saklad
sigaralarndan içmemen ve rahats-:^

''Sevgili

olum babann

sana bir paket sigara brakyorum.

Artk

bunu kullanrsn"

yazan bir not brakmlar.

O

kadar

dedii halasnn bu tavr onu o kadar

içememi ve

sigaray da böylece

dükün olduu, sevdii, anne utandrm ki o sigaray brakm. Onu anlatmlard çok

etkilenmitim. tinâb, zevkli, çok sevgi dolu bir terbiye usûlü vard.

naallah anneler hep

öyle olabilelim.

Sâmiha anne ve çevresindeki büyükler çocua çocuk muamelesi
yapmadlar,
istirahatlerini

gözönünde

tutarlar

fakat

sanki

i

karlarnda büyük vücudun baka

bir

adam

varm gibi davranrlard. Bu
Onun
"ö««^"

da vahdet-

bir

tezahürü olsa gerek.

için,

Ekrem

Amca'mn olu Fazl aabey, Sâmiha anneme,

diyormu. Fazl

O

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

aabey uzun
onunla

süre de

onu anne zannetmi. Ona mektuplar
sorunlaryla
özel

yazdn,

ilgili

bütün

olarak

ilgilendiini,

hastabklarnda kendisini
verdiini
iyi

tanp,

kendi

kzndan daha çok emek

biliyoruz.

Kendi

kz

Nadide teyze

ikinci

plandayd hayatnda.

Ama bunu

isteyerek ve severek

yapm

bir sultan deil.
ikinci

O

kadar çok evlâd

vard
bir

ki,

Nadide teyzenin de kendisini

planda hissetmesi çok
gibi.

normal. Bütün bü}aik insanlarn evlâtlarnn hissedecei
sultand.
için
için

Öyle

Hayat

Ken'an

Rifâî'ye

odaklanmt.

Hocasn
sonra

anlatmak

anlatmak

yaad. Hocasndaki hakikat-i yaad. Önce bizi kendindeki
çok önemlidir.

Muhammediye'yi
Hocasna,

hocasndaki Peygambere sonra Peygamberdeki Allah'a götürdü. Bu
tekâmül insan
Bir
için

gün Sâmiha anne Hocasnn sohbetinden
"Randevumuîi
hafifçe arala\p
"girebilir

izin

abp çkmlar.
deyince

Ekrem Bey de

ertelendi gir sohbeti dinle",

odann

kapsn
"i-:^n

miyim?" diye soruyorlar. Efendim
bu odaya" diyorlar. Yani sözle
saate

alp

çkmtn

bir

daha

gireme-:^in

oynanmamas
riâyet

gerektiini

Efendim öretmiler. Ayrca

de

ettiklerinden

söz verilen saatte

bulunmas gereken yerde

olunmasnn art olduunu anlatmlar.
Çocuklar ve gençlere
özellikle

çok deer

verirlerdi.

O

\aizden de

kandil geceleri bizler için çocuk elenceleri tertib ederlerdi. Sâmiha

anneanin evinde toplanrdk. Kandilin

mânâs

anlanbr, namazlar

klnr

ve hediyeler

danlrd.

ftar geceleri

ise bir

sene boyunca

beklediimiz gecelerdi. Çünkü Sâmiha annenin evinde yaplrd çocuk iftariar o zaman, darlarda deil. Daha sonra saymz çok
artnca
iftarlar

bü\aik

otellere

tand.

Çocuklara

oyunlar,

Karagöz'ler oynaülr, çeitli hikâyeler anlatlr. Sâmiha anne sorar.
'%aç kii oruçlu?" diye.

yatan

itibaren

Orada "ben de" diyebilmek oruç tutmaya baladk.

için

çok küçük

Kandillerin çocuklar için elenceli ve güzel geçmesini

ister,

srf

mevlüt dinleyerek ve alayarak deil, çocuklar bktrmadan zevk
haline getirmek isterdi. Ülkesinin ve

dünyann sorunlarna kar çok

111

"

Cemâlnur Sargut

hassast.

Devaml

okurdu, bunu da Ken'an Rifâî'den örenmiti.

Efendimiz gazete okumaya çok
meselelerinden
böyleydi. Bir

önem

verirlerdi
isterlerdi.

ve daima dünyann

haberdâr

olmamz

Sâmiha

anne

de

yanl

tespit eder üzerinde

çok aratrrd.

70'1 yllarda bir grup genç terörü, iddeti tevik eden siyâsî dergileri

satmaktadrlar. Sâmiha anne kendilerine yaklar. Paray verir ve
dergileri

satn

alr.

Denizin kenarna

gelir.

Hepsinin gözü önünde

hepsini 3nrtp denize atar. Üzerine yürüyen genç

kz
di§i

halk tutar.

Bu

yüzden kitaplarn okuyan

bir

zâtn

"nerede

o

aslan" deyiine

amamak gerekir.
Efendimizin en çok takdir ettii örencisiydi Sâmiha Ayverdi. Bir

gün Kendileriyle beraber
Mevlevi eyhine
efendim" der.
"B/'r ^ey

bir

Mevlevi eyhine
jejhim" der.

giderler.

Hocas,
huyrun

söyleyini'^

O

da,

"sit

Tekrar eder Ken'an Rifâî

hazretleri,

"hir §ey söyleyiniz

eyhim." Yine edep eder

eyh

ve

"si^

buyurun" der.

Onun

üzerine

Kenan

Rifâi Hazretleri

Sâmiha!" der. Sâmiha
beyitieri okur:

Sâmiha anneme dönerek, "Sen annem de Mesnevi'den Farsça

bir ^ey söyle

olarak

u

"Yek demi sohbet be-merdân-t Hüdd
Bihter e^ sad sal bûden der tukâ
(Bir
"

dem Hüdâ

merdiyle sohbet, yüz sene takvadan hayrhdr.)
koca
etti,

te
der.

Sâmiha! Mevlevi eyhine MesnevVden hitâb

bu cevap hocasn çok memnun eder ve anneme ''H.ey etti ve beni çok memnun

112

Sâmiha A^^'erdi üe SIRRA

YOLCULUK

...insan,

ancak hayvanlarn yapamayaca §eyk

iftihar etmekte

hakldr.
da arktr.

O
"

da

bilgi ve

arktr.

Bu varln

evveli de a^k,

sonu

Sâmiha

Ayv^erdi,

Ak Budur

113

Cemâlnur Sargut

Dost'un ngilizce'ye Çevrilmesiyle Benim

Tandm

En Az

Be Alt Kii Müslüman Oldu...
bir eserdir? Bir bilgenin

Dost nasl

hikmet bahçesinden çiçekler

deviren

bir anlat olarak

Dost'un sizin dünyanzdaki

izdüümü

nasl olmutur? Ondan

neler örendiniz?

Dost, sanki Ken'an Rifâî'nin özetidir.

Dost kelimesi
vardr.

"arkada"

demek

deildir. Sevgilinin ötesinde bir eydir.

Dost kelimesinin

içinde "sâdk" y2Lm Hz.

Ebû
Halil

Bekir'in

mânâs

ibrahim'de

tecellî

eden

makamnn

ifadesidir.

Bu mânâ Hz. Sâdk demek.

Peygamberin merebine sâdk olmak demektir. Sâmiha Ayverdi,
Efendisinin

merebine sâdkt. Onun

hakikatine ve ahlâkna sâdkt.

Efendisini gören kiiydi. Ayne'l-yakîn mertebesinde bir
tavryla Efendisini seyreden kiiydi.

Onun
"<î//^

için

Ebû Bekir ona baka bir ad

konmas

beklenemezdi. Dost kelimesi ebced hesabnda akla ayn
geliyor.

sayya denk

Dolaysyla

'dost'

'demektir. Dost'u ben bir

gecede okudum. Beklediim bir kitapt ve Sohbetler 'den önce çkt.

Benim için bütün hayatmda örendiklerimin bir özetiydi. Çok ksa diye üzülmütüm. Keke daha derin anlatan bir kitap yazsa Sâmiha anne diye düünmütüm. Daha sonra Sohbetlerdi yazd zaman, iyi ki Dost önce yazlm diye düündüm. Çünkü Sohbetler biz ihvann arad kitapt. Mesnevi erhinin içindeki derinlii biz Sohbetler' d& bulduk. Bütün sorularmzn cevabyd Dost, Sohbetlerde hazrlk kitabyd. Dosfun ngilizceye çevrilmesiyle benim tandm en az 56 kii Müslüman oldu. Gerçekten vurucu bir kitaptr.

Bu
ilk

kitaptan ne

eyi bildiimi

örendiime gelince; hâl etmediimi örendim. Her samyordum ama hiç hâletmemitim. Yani Dost kitab

defa hal etmediimi ve tevâzû sahibi

olmadm

\aazume vuran
için

ve henüz bildiklerimi de derinlemesine tefekkür etmediim
eksikliimi bana anlatan bir kitapt. Bana ayna oldu.

Ama

bat

insanna

da

gerçek

slâm',

tasavvufu

öretmesi,
bir

tasavvufun

hakikatini göstermesi

açsndan çok büyük

örnek olmutur.

14

Sâmiha

A^•\'erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

"Ken'an Rifâî ve Yirminci Asrn

dodu? Bu

eser irfânî geleneimizin târihi

Eserin dier yazarlar kimlerdir,

Müslümanlk" nasl açsndan ne ifâde eder? Sâmiha hanmla ilikileri nedir?

Inda

Bu
Sofi

eserde,

Ken'an

Rifâî'nin

gözlüüyle bakan Sâmiha annemden.
Rifâî'nin

Hûri'den, gene

Ken'an

gözlüüyle bakan Safiye

Erol'dan,

Nazb

Sultan ve Semiha Cemal'den

Hocalarnn mânâs

anlaülr. Sofi Huri biliyorsunuz papaz

kz,

Safiye Erol nev-i

ahsna
bir bir

münhasr
yazar...

tasa\^af bilen, maddî ilimlere vâkf, güzel,
Efendi...

modern

Sâmiha anne.

Nazb
bir

Sultan Efendi'nin
veçhesi,

baka
Araz

veçhesi....

Semiha Cemal baka
veçhesi.

Nezihe

da
ve

bambaka
hakîkaderini

Dolaysyla

hepsi

kendi

mânâlarn

anlatmtr.

Ken'an

Rifâî hazrederi

bu

eserin ortaya

çkt

devre kadar

belli bir

grup içerisinde
sultandr.
hakikatiyle

kalm, ancak
bu
eserin

örencileri tarafndan bilinen bir

Ama

ortaya

çkyla

Ken'an
son
Rifâî

Rifâî

bütün

zuhur

etmidr.

Bize

Osmanl'mn

devrindeki

tasa\^af

anlaymn

derinliini

öreten Ken'an

bu

kitapla

herkese aikâr
kitapla

olmu. Dolaysyla
hâle gelmitir.

bir devrin tasa\^^uf

anlay
bu

da bu

kalc

Sâmiha anne, müridini anlatmann
yol

kendini anlatmak için en
harekete

doru

olduunu anlayp
sohbetler

ilk

eser için

geçmitir.

KJtabn

sonundaki

adetâ

mürit

yanmzdaymcasna
yönlendiren

bize ahlâk-

Muhammedi'yi öreten ve sülûka
Safiye

bilgilerdir.

Ba ksmda

Erol, Sofi

Huri gibi

anlalmas daha zor yazarlarn hocalarn anlat ile sondaki hocann basiün içinde mükemmellii anlatan sohbetleri ztlktaki birlii yakalamak açsndan çok önemlidir. smiyle bile birçok insana

mânâsn

hatrlatan bu kitap sadece 20. v-üzyl deil bütün asrlar

aydnlatmak üzere

yazlm

bir aheserdir.

Sâmiha anneyle Safiye Erol,
de

birisi

müridinin hakikad
iki

olmu
Yani

dieri
birisi

müridindeki hakikate

âk olmu
iki
iki

sultandr.

Efendisi, dieri de
Sofi Huri
20.
ile

onu seyreden
ki

sevgilinin birbiriyle ilikisi...

mutlaka

her

eserde de yani Mesnevi

erhfndc

de,

Yüzyln

Inda Müslümanlk ve Ken 'an Rifâî kitabnda da bir
15

Cemâlnur Sargut

araya geldikleri için, mutlaka
Sofi Huri de

ayn

ak

paylaan

iki

ruh olmular.

baka bir veçhe çünkü gerçekten bir papaz kz.. Hristiyanlktan dönmü, Müslüman olmu bir görüle bakyor. Sofi Hûri'nin kraliçe Julianna'mn önünde okuduu Ken'an Rifâî devrin
deerlendirilii

en büyük mutasavvfdr yazs, bunun Kraliçe Julianna tarafndan

çok enteresandr. Julianna'mn ayaa kalkp

"Bu

beyefendi önünde si:^

sayg durucuna davet ediyorum" deyii ve herkesi

Efendimizin hâtras önünde sayg duruuna davet edii önemlidir.
Sofi Huri kraliçenin

huzurunda hocas Ken'an

Rifâî'yi

öyle

anlatü:

"Zamammî^n

en büyük islâm âlimlerinden mutasavvf §eyh Ken'an

'Rifâî hacetlerini

si^ tantmaya çalnacam. Onun önderiiini yapt
çektii,

iman anlayp, günümü^ insanlnn, bulmakta ^(oHuk
sosyal

ancak
bir

banpn salayabildii hogörülü
getirmitir.

ve

ahenkli

bir ya§am

için,

çö^m

Günümüzde insanlk maddî
mutlu
ve müreffeh

ve

manevî sorunlarla
için,

bunalmaktadr.

Daha

bir hayat sürebilmek

çö^^üm aramakta

ve olaylar

karsnda
ve

cesareti

krlmakta

ümitsizlie
bir tesadüf

kaplmaktadr. Ben bu ortam
eseri

durum

içinde,

konumu

seçmedim.
'Rifâî insan

Ken'an

tabiatn çok

iyi biliyordu,

insanlarn
içinde,

ve cemiyetlerin

birbirleriyle

olan ilikilerinin
bilen

bar

ve

hogörü
ve

nasl olmas

gerektiini
hayatimi!^

üstün

bir yetenek

kiilie

sahipti.

Manevî

aydnlatacak,

ruhumuzu

yüceltecek,

imanmz
hiç ö^lem

kuvvetlendirecek onun gibi bir öndere
hissedilmemitir.
bir

günümüzdeki kadar

ayet insanlk kurtulua

ermek, gerçei bulmak ve

yaama kavumak istiyorsa bütün fanatik (banaz) dengeli duygulardan arnm, saf ve temi^j sevgi dolu bir imana sahip olmaldr. Ortak deerlerin olmad sosyal guruplarda, güvensizlii imleyen kriz ve
çökü
ergeç ortaya

çkacaktr. Hâlbuki insanlar

birbirine sevdirecek

ortak deerlerin (sembollerin) olmas birletirici bir rol oynayacaktr

Dolaysyle kaim bir bansn salanmas
olarak hep birlikte bizi birbirimize dost

isteniyorsa,

kadn ve yakn olmay mümkün
erkek ve

klacak ortak

deerleri

aramalyz
cemiyetlerinin

Ken'an Rifâî hazretlerinin sahip olduu bu deerler, insan
ilerlemesi ve

huzur
deerlere

içinde

yaamalar

gayesine

hizpjet

(istihdaf)

ediyordu.

Bu

bal

kalan topluluklar kendi yaam tarzlarn,

116

Sâmiha AN-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

kurallarm

belirler

cemiyet

hayatnn

ilerlemesini,

gelinmesi

ve

devamlln
deerler

salarlar.

Topluma
hu

pk

tutan

ve

sayca çok olan hu
ön

muvacehesinde,

e§si\

ahsiyetlerin

gördüü

sistem

lalettayin insanlar gihi

sradan

hir hayat

sürmek

deil,

halkalarnn

örnek olarak alacaklar sevgi dolu en ideal hiryajam tar^ sergilemek
idi.

eyh Ken'an Kifâfnin gayesi, günümü^ insann karlksn bir sevgi seli içinde birletirmek olmutur.
îfte
Siî^e

höylece

sunmak istediim hu ksa
olan,

biyografi

ile

sradan

hir

yaam
ahs
ve

sürmemi
gereken,

insanln

geleceini düünenler için
Böylesine

örnek

alnmas
hir

bir

ahsiyeti

tantacam.

saygdeer

tantmak,

onun temsil ettii sosyal kütlenin de, bilinmesi
edecektir.

anlalmas

tannmasnayardm

Ken'an Rifâî kimdi?

Yapmak

istedii ve misyonu

ne idi? Neleri

baard? imdi, ksaca hu

üç soruyu cevaplamaya

çalacam.

lk
bir

soruyu cevaplayabilmek için onun ahsiyetinin üç ana özelliini

bilmek gerekir. Hereyden önce büyük bir din âlimi, sonra

mükemmel
ve rehberdi.

düünür

ve sonuç olarakta

ruhani bir

lider

(mürid)

Bu üç ö^llik Ken'an Kifâî nin ahsiyetinde birlemi bulunuyordu. Onu tanmak için ahsiyetinde toplanan hu üç önlüe bakmak gerekir.
Aklyla
mistik

dünyasnn

görülerini

ve

öretisini

de

aklyla

birletirmesi sebebiyle

karm^a yakiî^
bir aksiyon

hir din
ve

adam

olarak deil,

fakat ayn gamanda
çkar.

adam

insanlk ampiyonu olarak

Bu büyük adamn

biyografitsini

tantrken

sadece

hayatnn

kronolojik

olaylarn anahatlanyla vermek yeterli
gayesini ve gerçek hayat hikâyesini

olmayacaktr Onun, kiiliini,
önce, kronolojik

sunmadan

olaylarn

gerisindeki müsebbihleri ve

iç faktörleri

bilmek gerekir.
ve yaptklar

Bu büyük adamn, yapmak
Kifâfnin

istedii,

ahlâkîyönü
alglanabilir.

onun

dünyâsndan (manevî yönüyle)

Dolayisiyle Ken'an
ip

hayatn

incelerken,

ayrntlara gi:(lenmi temel prensiplerin

uçlarm da gö^en kaprmamalyt(.

Bu yenilikçi

ve

müstesna

ahsn

hayatna

iç ve

d dünyâs

olarak iki

ayn açdan bakabiliriz

117

Cemâlnur Sargut

Yaantsnn dtan
durumda
olan

görüntüsü:

öhret olmak
kahramanda

istemiyordu.

Dier

taraftan tarihe geçmij efsânevî bir

deildi.

tannm
ileri

eski bir aileden geliyordu.

Hâli vakti iyi 5 Onu 188 'de

Galatasaray Sultânisi'ni bitirirken görüyoru^ Galatasaray Sultanîsi

onun devrinin en
devrin önemli
iyi bir gelecek

eitim kurumlarndan
dilleri öretiliyordu.

biri idi.

Bu kurumda

o

dou

ve

bat

Kendisine meslek olarak,

vaadeden ve maddî menfaat salayacak olan im kanlan

teperek,

kutsal

sayd

öretmenlii
etti.

seçti.

Öretmenlie hayatnn son

günlerine

kadar devam

Yllar sonra onun kutsal

sayd
bir

bu

meslekten emekli
müt(isyen
ve

olmay

reddettiine jahit oluyoru^ Sadece bir jâir,

harika

bir sese

sahip

olmakla kalmyor,

ya^r
yedisi

olarakta

kendisini

kantlyordu.
ilgili

Onbir

çalnmasndan

yaynlanmtr. Mesleryle
ya^mijtr. Buna

olarak birçok

arapma

ve

makaleler

ramen

kendisinin öhret

olmak gibi

bir istei yoktu,

aksine gerek san 'at ve düjünce alannda ve gerekse öretim kariyerinde,

yüksek mevkilere gelmekten kaçnd.
Ken'an
Rifâî,

hayranlk

uyandran müstesna (seçkin)

kipliini,
bir yetenee

çevresindeki insanlardan
sahipti.

saklama konusunda kaltmsal

Yajad
tercih

devrin sosyal

hayatn düpindüümü^e onun bu
bulabiliri'^

konudaki
artlar

nedenini

kolaylkla

Yalad

devrin

onu,

dünya görücünü,

fikirlerini

ve

felsefî

düüncelerini
bilgilerin

belirtirken

her seviyedeki insana hitap edecek ekilde bu
iyi

daî^ajn da

ayarlamaya mecbur ediyordu.
ve te§bih
ve

Aynca

gerçeklerin veya

mânâlarnn, benzetme
gerekiyordu.
yetersi-:^ ve

yoluyla örtülü bir tanda söylenmesi

Kemeke

düi^ensi^liin

yaland, yaplan
o devirde

her^eyde

verimsi^iin

tolere edilip

kabul gördüü

yaratc

f^ekâlar ve düjünen kafalar görü§ ve düüncelerinin

yanl

anlatlmas

yüî^ünden cezalandrlma endiesi tadyorlard.

Gerçek kiiliinin bu
ve

ekilde dij çevreden

giî(lenmesi,

onun ruhî gelimesini engellememi

üstlendii görevi yerine getirmesinde bir

mah^r tekil etmemitir.

Onun

ruh

dünyasn oluturan
ve

iki kuvvetli ahsiyet bulunuyordu.

Bunlar annesi

müridi idi.
ve

Ken'an Rifâî'nin hayatn renklendiren

ona canllk ka-^andran

dier bir

öge de, annesine

kar

hissettii derûnî bir sevgidir.

Annesi

118

Sâmha A)'^^erdi

üe

SIRRA YOLCULUK

Hatice Cenan

Hanm

da kendisi gibi bir
iyiyi gülseli ve

sevgi

oda

idi.

O

da

hayatinda insanlara hep

doruyu gösterdi.
itibaren

Annesinin konulmay

anlad

ilk

günden

oluna örettii

ve

olunun

ruhsal

gelinmesini

salayan

hayat

felsefesi:

'tnsanlan

seveceksin, gönlün bitmez

tükenmez

bir

hogörü,

balama

ve sevgi iazinesiyle dolu olmaldr.

Aynca insanlar sevmenin

yannda bütün yaratlmlar
onlarla

da, içinden gelen,

ayn bitmez
merhametli

tükenmez sevgiyle sevmelisin, tnsanlan sevmenin yannda,
dost

olmal,

onlara

sempatik

ve

davranmah,
sevinç

kendini onlar yerine koyarak baarlarndan
ve

duymak

baarszlklarna da

üzülmelisin. Onlarla

kendini o ekilde birletirmelisin ki onlarn
sevinmeli ölümlerine de,

herkesçe

bilinmesi

doumlarna ac duymaksn. Misyonun, insanl gereken ayn hedefe yönlendirmek
tesirli

olmaldr. Bunun da en kestirme, en

ve en güzel yolu

bu snrsz sevgi ile insanhk bar ve huzura kavuabilir. Ancak bu yolla kemâle ulahr, bu âlemden ilâhî âleme ulalabilir, en sonunda da
sevgi yoludur. nsanlar için duyulan

Allah ' bulabilirsin. '
Annesinin
direktifleri ve

yönlendirmesi sadece teoride kalmyordu. O,

Kenan

Kifâî'nin

tüm

hayâtna

^ekil

vermi

onun

ahsiyetinin

teekkülünde büyük rol oynamtir. Annesi her devirde hasret duyulan
bir evliya
idi.

Annesinden

sonra,

Ken'an Rifâfnin ruh

terbiyesinin

ve

eitiminin

tamamlanmasn,

öretmeni

ve

müridi

Filibeli

Hthem

Efendi

üstlenmitir. Böylece
dereceler

bu genç dervi, Ken'an Kifâî genç yanda mânevi
taraftan da

katlanm, dier

sk

aralklarla tayin edilerek

okul

ve

eitim müdürlüklerinde bulunmutur.
nefis

Bu

esnada mistik açdan

'savatan büyük' olarak görülen
genç bir dervi olarak kendi

mücâdelesinden de galip

çkm,

dünyasnda da

ban

ve

ahenk dolu bir

hu^ra kavumutur. Onun

önce kendisiyle sonrada herkesle ve hereyle

bark
hiçbir

olmasn

ve

yaratlmla

olan ilikilerindeki

ban

ve ahengi

kimse bo:(amad. Maârif câmiasndaki öretmenlii
olarak, iyi huyun ve

ve eiticilii

yannda saf bir sevgi ateiyle dolu mükemmel bir örnei ve rehberi idi.

ahlâknda en

119

Cemâlnur Sargut

Ethem Efendi
aikâr olan,

belki de, onu ir§ad için hususî olarak gönderilmi veya

görevlendirilmi, fakat gerçek kimlii yalnzca Ken'an EJfâf ve annesine
bir mür^id
idi.

Burada birkaç kelime
gerekir.

ile

mür§id

ve

müridin ne olduunu açklamak

Mürid

ve

mür§id ilikisinin

dou

âleminde kökü, çok eskilere

dayanr.

Bu

ilikinin nasl

olduu pek

bilinme-:(.

Mürid

deyince ir§ad

eden hoca, mürid de onun talebesi veya derviidir.

Mürid
talebe

kendisini

hocasna tam anlamyla
besledii

teslim

eder.

Bu

teslimiyette

geçmipe

tüm düzünce
olduu

ve

inançlarn brakmaldr. Mürid daha önce

yalam

hayat

tutkularndan va^eçer.

tardn terkeder, alkanlklarn brakr, Bu tam anlamyla müridine teslimiyettir, onun
gerekir.
ile

buyruklarna itaat etmek

Zamanmiî^n

sadece

kendisini

düünen ferdiyetçi
kendi içinde

^hniyeti
bir

bunu kavramak

^ordur.

Çünkü

herkes

bams^

dünya arzular.

Cemiyet içinde müridin

odaklajmij bir ahsiyeti vardr.
lerle ve

Onun

bütün amelleri çevresindeki

kendiyle olan
^(âhirde

muamele

ve ilikisi

müride bir örnek teçkil

eder.

arzulad ceî^bedici eylerle insanlar kendisine balama'^ Onun seside dardan duyulma^ O hu^uruna gelenle kalb sesiyle (ruhuyla) konuur. Müridin kendisini ve
Mürjid
görünen nefsin

Allah'n bulabilmesi ancak onun, müridinin bu
derece
bir

sesini

ne

hassasbkJa

algladna babdr. Kalp gözünün
müridiyle
rabta
kurar.

açklk derecesine müridin ahsî
bir

göre,

Asbnda

kimlii yoktur, benlii terketmitir. Bütün

güzel ahlâk deerlerini kendinde toplamtr.

Müridi incitmek demek, kendini incitmek demektir. Ona uymamakla insan kendine zarar verir. Dier bir deyile Mürid kalbimize ve ruhumuza devamb olarak hükmeden
insan
ile

özdelemi
Rifâî
ile
ile

bir (prensip)

kavramdr.
iliki de

Ken'an
böyle bir

müridi arasndaki

yukarda

belirtilen

anlay

i^h

edilebilir.

Ayn

iliki daha sonraki yllarda

kendisi

ile

müridleri arasnda da vard.
eskilere

Douda
Tebrif^f,

bu çeit mürid

ile

mürid ilikisinin kökü
Celâleddin-i

dayanr. Büyük mistik âir Mevlânâ

Kûm! ve

onun müridi ems-i

ke^â Fatih Sultan

Mehmet ile onun hocas eyh Akemseddin'de

de bu tip ilikiyi götürü:^

20

Sâmiha A)^erdi Ue SIRRA

YOLCULUK

Mürjid

ile

mürid kavramlarm açkladktan

sonra,

'Ken'an Rifâî
idi?' sorusuna

kimdi ve onun yapmali istedii ve misyonu ne
dönelim.

Ballarda onun ahsiyetinin üç ana ö^llignden bahsetmitik; büyük bir
mutasavvf,

düünür

ve mürebbî.

Ken'an Rifâî'nin mistik

çarpc

özellii,

kendisini belli bir

metaf^ksel

sistemle

anlaynn snrlamam

olmasdr.
O, tasavvufu
çerçevesinde

îmâm- Ga^alfnin yapt gibi sadece ahlâkî prensipler alglamampr. Dier taraftan da Mubiddin Arabi gibi
ile

sâdece pantei^min^^ (vabdet-i vücut) limitleri
gibi,

kendini

snrlamad
ile

Mevlânâ da görülen büyük

bir §evk içinde trans haline gelme
istese

de

kendini

snrlamampr.
Onun

Öyle

de

olamad, çünkü

o

devrin,

yirminci yüî^'iln
etmeyi yeledi.

adamyd.

Yalad

devrin icaplarna göre hareket

tasavvuf anlayp bu, her üç düünceyi de içine

alyordu.

O

bugünün

talebelerine düüncelerini föyle

açklamaktadr: 'Benim üç

adet
için,

gözlüüm

var.

Bir tanesini yalandald objeleri görmek
için,

dierini uzaktakileri görmek

üçüncüsünü

ise

hem

yakn hemde uzaktakileri görmek için kullanrm. Üçüncü gözlüümün camlan hem yakn, hem de uzak cisimler içindir. ayet yakn mesafe gözlüümü uzaktaki cisimler için kullanrsam bam döner. Eer uzak mesafe gözlüümü
yakn mesafedeki
objeler için takarsam

bu defa cisimler net

görünmez. Fakat üçüncü tip gözlük farkldr. Hem yakn hem de uzak iyi görünür. Neticede sonuca vardm; sadece bu dünyay görmek istiyenler, yani bu dünyada mevcut

u

dier dünyay göremezler. Dier taraftan sadece öbür dünyay görmek istiyenlerde bu dünyay göremezler. Bundan dolay bir kimsenin ruh gözünün gözlüü öyle olmahdr ki onun
eylerin eklini ve cinsini görmek
istiyenler,

d

dünyaya bakan gözü onun ruh dünyasn görmesine engel

^^

Burada panteizm kelimesi kullanlmtr.

lügatteki

manas

ile

deil vahdet-i vücut anlamnda

121

Cemâlnur Sargut

olmamaldr. Dier

taraftan

ruh

dünyasn gören gözü de bu

dünyadaki objeleri net göstermelidir. '
Ken'an
Kifâfnin
tasavvuf

anlayna

göre,

insan

ruhu

manevî

kirlerinden temi^enmi§ olmaldr.

Ancak hu durumda

insan,
iyi

dier
idrâk

yaratlmlarla olan
eder, gerçekle

ilikisini,

kâinattaki kendi yerini daha

yü^yü^ gelir. Bu gerçekle olan temas gerçei bilmemi-:^ ve bulmam yardmc olur. Bu insanla ba^lyan ve insanda tam
eren

anlamyla kemâle

bir idrâk

ve

düünceler ^nciri

ve

bi^tihî

yalanan

bir hayat tecrübesidir.
sebebi,

Tasavvufun dinle devaml bir arada
tercüme
ve

olmasnn
muhtaçtr.

din,

tasavvufun i':(ahatna,

yardmna
herjey

Mutasavvf da tasavvuf anlaynn ijinda hayatn,

ve herkesle ahenkli bir denge

kurarak, sevginin de kâinatn en lüzumlu

bir realitesi

olduunun

bilinci içinde, sürdürür.

Ken'an Rifâi tasavvufun

tarifini

yapmaktan kaçnmijtr. Fakat O,

gerçek bir mutasavvf idi ve gerçek ve

mükemmel

bir

mutasavvf olarak

yajad.

Onun

gönlünde kâinat insanla bir

mânâ kapanmtr. Mevlânâ'nn

dedii gibi; 'Allah'n evi (Kabe), Allah'n evi olaldan beri Allah

onun içinde yaamyor, fakat benim kalbimin kökünde, Allah 'dan baka hiçbir ey yaamaz. ' Tasavvuf bu gerçei sadece
idrak etmekle
bilinme-:^
bilinir.

bunu hayatmzda, tatbik

etmekle,

bi^î^at

bu

olguyuyalamakla

Ken'an
.

Rfâ

insanlar, dier varlklar ve bütün

yaratlmlar

birlik

içinde bir çokluk,

fakat ayn gamanda

kayna

ayn olan bir bütünün

parçalan olarak görmütür. Birlik

içinde tek bir kütle gibidirler.

Bu
bir

yaratlmlarn
içinde

herbiri

farkl

öî^ellik

tamasna ramen,
ve

bu bütün

ayn ayn fonksiyonlar vardr, fakat bu bütünü tamamlayan
kâinatn dü^ninin korunmas

birlik içindedirler. Böylece

devamnda

herbirinin hayatî önemi vardr. Bütünü tekil eden bütün varlklar ve

yaratlmlar,

bu dü^en

içinde

farkl görevlerinden

ve gayelerinden

dolay, evrensel bir senfoni olutururlar.
ve yönlerinden

Her

bir

atom farkl yap, ekil
yerlerini alrlar ve

dolay bu deimeyen düz^n içinde
olutururlar.
gayesidir.

evrensel bir senfoni

Yaratlan her
Kendisini
ve

gerçekte

bu

senfoninin

varln fonksiyonu her varl tevhid

M

Sâmiha

A\-\^erdi

üe

SIRRA YOLCULUK

kanununun

bir âleti ve

mânâs

olarak görmütür. Ken'an Rifâf bu

terbid (birlik) prensibine

bal

kald.

Bu

prensibi juurlu bir ekilde

kendi yaamna tatbik
için

etti.

Böylece yaayarak

bu gerçein tahakkuku

aktif olarak hikmet etmitir.

Simdi onu
birisi

u

konumay

yaparken duyuyoru:^ Bir gün talebelerinden

kendisine

manidar

u soruyu sordu 'Tasavvuf nedir?' Bu soruya verdii u oldu: 'Kimseyi incitmemeli ve kimse cevap
cevap talebeyi ilk
ederek,

tarafndan da incinmemektir.* Bu ksa

anda
'tyice

memnun

etmedi.

Fakat müridi bu tanmlamada srar
ile

düün. Yaratc

yaratklar arasndaki Uildye esas olan
felsefe,

prensip yani bütün

bu cümlenin mânâsnda
açklamay yapt:

gizlidir.

'

dedikten sonra ilâve olarak

u

'Allah 'm gizli ve

aikâr
söz ve

bir

ekilde olmasn istedii bütün
insanda
iyilii,

iler, iyi ameller,

mânânn

tecellî ettiini biliniz.

Böylece,

Allah'n rahmeti,

merhameti dier
ile

taraftan

gazab
ilikide

insana yine insan vastasyla

gelir.

azab ve Bundan dolay
ile

bütün ilikilerinizde bakalar
bulunuyorsunuz.

deil, ashnda Allah

Bu gerçei

bildiinizde

kimi

incitebilir ve

kimin tarafndan incinebilirsiniz? Biz, Allah'n
bir vâsta oluruz.

gizli ve

aikâr olarak yapmak istedii ilere

Birçok defa insan Allah'n bu ilerini kendi yapt sanr.

Hâlbuki bu iler bize geçici ve emânet olarak
eriflerinde: "Kendini
kii,

verilmitir.

Bundan dolay peygamberimiz Hz. Muhammed
bilen

hadis-i
ve

Allah'n da
'

bilir,"

demi

bunu

bir prensip olarak öretmitir.
Rifâf,

Ken'an

bu dünyadaki bütün
hereyi,

ilikilerinin Allah'la

olduunu

biliyordu.

O

Allah'n açkça

bir

tecellîsi

ve

^uhûru olarak

gördüü

için seviyor ve derin bir

sayg duyuyordu. Ürerinde durulacak
bir

olan ana konunun, sevgi
bir

olduu inancndayd. Böyle
sevgisini soyut bir

anlayla soyut

kavram

olan

Allah
ve

kavram olmaktan

çkarm

onu yaratlmlara

dünyaya tatbik ederek (uygulayarak), görünen

somut bir kavram haline dönütürmütür.
sevgi

Dier

bir deyile,
ile

aslnda O,

birliini idrak

etmitir.

O' na göre yaratan
tekil
ederler.

yaratlmlar

aynlama-:^ bir bütün (birlik)

Tekrar onu,

u

ekilde

konuurken

buluyoru^

'Hayatn

temelinin

Allah

inanc

123

Cemâlnur Sargut

(inanma),
bilmeliyiz.

inanmann

temelinin ise güzel ahlâk

olduunu

iyi

nanmann

kemâli (en
bilinmesi

iyi derecesi) Allah sevgisi,

güzel ahlâkn da kemâli yaratlanlar sevmektir.
herkes

Bu

temelde

yaratlmlarn yaratandan ayn olmad gerçeidir. Bazlar yaratlmlar yaratandan ayr görür, yani yaratlmlar yaratann dnda
tarafndan

gereken

bir

âlem yaratan da
ise

içeri bir

âlem olarak görür. Dierleri ise

Daha ansh olan üçüncü zaman Allah'la ilikide olduklarnn uurundadrlar. Ksacas Allah' seven bu snf insanlar hiçbir zaman korku ve üzüntü tamazlar.
tamamen zt
bir görü ileri sürerler.

snf

insanla

konutuklar

Dolaysyle insanlara

kar

merhametli, sabrh, affedici
'

olur,

onlara sevgi ve muhabbetle davranrlar.
O, bu anlayla, sevgi
temelprensibi olarak
ele

kavramn
almtr.

tasavvuf

felsefesi ile

öreticiliinin

O'nun mutasavvf kiflini genel hatlaryla

belirttikten sonra

imdi

de

Ken'an Rifdi'nin kâmil yönü ürerinde duralm.

insann insan olarak kalabilmesinin gerektirdii artlan salamasnn
yolu ve gerçei idrak etmeye balayabilmesi
için,

sonsu!^ hayata

yani

ruhun ölmediine, ksacas "ahiret günü" gerçeine inanmal, benlik
iddiasnda

bulunmamal

ve

kendisini

"tevhid"

(birlik)

prensibinden ayn görmemelidir.
Ken'an Rifâî de dounun dier eski çalardaki düünürleri gibi bütün

hayat boyunca bu tevhid

ve ebedî

hayat

(ahiret) fikirlerinin

savunucusu

oldu. Fikirlerin sadece teoride

kalmayp

gerçek hayata da yanstlmas

gereklilii

dounun

karakteristik ö:(elliklerindendir.
ister.

Dou,

öretilen her

prensibin gerçek hayata tatbikini de görmek
prensiplere, insanlann

Kii bal
ve

kald

kafasnda

hiçbir soru

brakmadan, yaantsnda
(ahiret)

da sadakatla

uymaldr.

'Ebedî hayata

tevhide

inannz' diye söyleyen birisine Dou insan, *Bunu söylüyorsanz eer, bunun nasl yapldn da gerçek hayatta gösteriniz!'
diyecektir.

Bu çarpc gerçei
prensip
ile

idrak ettiinden dolay Ken'an Kifâî
bir

inand

bu iki

mükemmel

uyum

içinde

yaamtr. Bu

ekilde, içinde

24

Sâmiha A\'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

yaad cemiyetin deeryarglanna baî^ etik I ahlâkî kurallar sokmay
hasard.

Bu

kurallar içinde sorumluluk duyarak insanlar sevmi ve
tatbik etmitir.

korumu, bunu devaml olarak hayatna
deer yarglarn
Ken'an
içine sindirerek,

Bütün bu

ahsiyetinin bir parças haline getiren
ve

Kifâî'nin

bunlarla

dolu

uyumlu,

salkl

bir

yaam

sürdüünü görüyoru^

Onun akl, merkep

iyi

ahlâk
bilgi,

ve

bilgi

olan

bir nokta

etrafnda

dolamaktadr. Buradaki
bilgilerin

bütün

bilgilerin temeli

olan ve bütün

ondan :(uhur ettii Allah' bilmektir

Bu da yukarda
anlayyla uyum
için

belittiimifi gibi ebedi hayat (âhiret) fikrine
iyi

dayanmaktadr Halbuki

ahlâk, hayatn temel kurallan ve "birlik" (tevhid)
sosyal bünye için

içinde,

faydal olduu kadar, yapan

de faydal,

vicdanmzda

danarak yaptm^^ iyi ilerdir.

Ken'an Rifâî çamiî^n says^problem,
kendine

sknt

ve kriî(lerini

düünerek
nedir?'

u

soruyu sormaktadr:
gayret,

*Bu dünyann sorunu

nsanlk büyük
ha^nesiyle
dolu
binlerce evyok

emek

ve

^aman harcayarak inâ

ettii kültür

gelimi

ehirleri

ykyor,

tahrip

ediyor.

Bir anda

oluyor, kuvvetli

^ayf e^p

î^ulümyapyor.
sebebi,

Benim

düünceme göre
ve

bütün

bunlarn

bilgiden

mahrum
olan
ile

olmam
î^evkler

î^vkler peinde

komamzdan
bilgiden

kaynaklanmaktadr.
verecek

nsanlar devaml olarak sonuçta
peinde koarlar
Bu,

kendilerine mutluluk

mahrum

bir mutluluk

akldan yoksun
kavuamay-:^.

Bu yü-:(den gerçek mutlulua ve huz^ura Doru düünen akldan mahrum hiçbir bilgi olama^ 1y
bir bilgidir

ilerin (amellerin) gayesi iyi

ahlâkl olmak

ve

bütün

bilgilerin

gayesi de

Allah'

bilmektir.
ve iyi amellerden

yi ahlâk

bahsedilince

Ken'an Kifâî
gerekir.

hakaretlerinin

üçüncü temel karakteristik özelliine

bakmam

Bir

mürid

olarak Ken'an BJfâf Hasretleri insann kendisiyle, dier insanlarla ve

Allah'la olan ilikisini yukarda

belirtilen bir

akl

(Allah'

bilen bir

akl) temeli ü^rine oturtmak inancn öelerini kulland.

istedi.

Bunun

öretilmesinde de din ve

Ona göre gerçek

inanç sahibiyani inanan bir
için

mümin, kendisine her :(aman güvenilen, toplum

emin bir kiidir.

125

Cemâlnur Sargut

Evrensel

insanln smrlanmn bulunmamas
ile

ve

herhangi bir dînî
bir kimsenin

ahkâm

veya milliyet

smrlandnlamamas
§ey,

sebebiyle,

gerçekten güvenebilecei tek

gerçek inanç sahibi ve bu inancnda da
dini

samimî olan
manevî
otorite
(iç)

bir insandr.

Bundan dolay Ken'an Rijâî
huyunun olunmas
birçoklarn

daima

dünyasnn

ve insan

ve gelinmesinde bir

olarak

görmüjtür.

O

ümitsizlik

kuyusunun
içinde,

derinliklerinde,

ba^lanm

kararszlk

vadisinde

yeis

ve

birçoklanm da

imann azalmasnayol açan

§üphe içinde buldu.
ve yerine getirilmesini

Bir mürjid olarak müridlerine §u nasihati verdi
istedi:

'Hepiniz,

hereyden önce

liendi kendinizle dost

olmalsnz.

Kendisiyle

bark olan bir insan,

dünya

ile

de barktr.

te

gerçek hürriyet budur!'

Bu

olguya da insan kendisini

bams^ biri olarak
olmadn,
bir

deilfakat bütünün
olaylar, kendi
neticesi

bir parças olarak idrak etmesiyle ulajr.
tercihimizin

Bu da insann
kader

sonucu

olarak

olarak

meydana geldiini "olacakt, oldu " kabul etmesini bilmesi demektir.

Yani kadere inanmaktr.
Kendi egonuzii

O

bunu bütünün
çekiniz

iyilii için
nefsi

yapacaktr.

(nefis) geri plana

Bu da

yani egoyu, kabul

gören ortak deeryarglaryla, her an kontrol altnda tutmakla salanr.

Bütünün menfaati

için

fedâkârlk, nefsimizi köreltmek, zp^lua

ve

açla

talip

olmay

gerektirir.
söyler.

O, gerçek hürriyetin nefsin balarndan

kurtulmak olduunu

Hiçbir kimse ben hürüm demekle hür

olamaz Örnein,

sigara içme
bile

arzusunu dahifrenliyemiyen,
birisi

bal olduu
deil fakat

alkanlklarndan

kurtulamayan

kendini hür sayamaz

Gerçek hür insan ipahmn, arzu

ve içgüdülerinin kölesi

onlarn

efendisi olandr.

Yukardaki
devaml

prensipten gaflette üzerinde de

bulunmayp
gerekir.

"devaml uyank halde" olmak fikri
Ken'an
Rifâî
hazretleri

durmak

olarak
önermitir.
l§te

müridlerine,

bu fikri
her

hayatlarna da tatbik
frsatta

etmelerini
için

O

etrafndakileri
bir örnei:

uyank olmalar

uyard.

bunun küçük

Bir gün müridleriyle otururken
vazoyu göstererek, *Bu vazo
'evet

masann

üstünde duran eski bir gümü§

gümüten

midir?'

diye sordu. Sahibi,

gümütendir'

dedi.

Ken'an Kifâî'de 'Bu vazoyu cilâlasan

26

'

Sâmiha

A\-\^erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

parlayacak ve
Sahibi
ise

gümü

olduu

belli olacaktr*, diyerek yantlad.

mahcup bir ekilde, 'Bu vazo her an kullanlyor,
dedi.

bu

sebeple parlak tutmak zor oluyor,'
dilinden

O

î^man müridin
ve

su

gü^l

söyler

dökiiiliverdi;

'Nefsine

arzularna

malup
gibidir.

olan kiilerin kalbi de aslnda, parlak mücevherler

Fakat

ihmâl
olur.

onlarn

kalbinin

bu

vazo

gibi

kararmasna sebep

Dolaysyle, kararmij ve

kat

bir kalbe sahip olan ki^i,
ve

dier taraftan

Allah'n tecellgâh olan ruha

peygamberin vekili saylacak bir akla
ve

da sahip bulunduundan, kendi ruhuyla

aklyla çelikiye düjerek,

daha derinde Allah
böyle bir

ve peygamberle savaj içindedir

Sava§

içinde olan
î^or

insann ne durumda bulunduunu tahmin etmek

olmasa

gerek. Birisinin vücudunu suyla

temi^edii gibi bu gümüj va-:^yu da bir
ve

parça kimyasal madde

ile

temi^emek mümkündür Fakat kalbin
ve

ruhun temizlenmesi ancak onu, bütün kötü düjünce
temi-:(lemekle ve

amellerden
ve

Allah'n varlndan ba§ka

hiçbir

varlk görmemek

bilmemekle mümkündür.

Baka

bir yerde de

mürid

ile

müridi arasnda öyle
dedi.

bir diyalog geçti:

Müridi, 'Efendim

dünya çok kötü!'
verdi.

Buna müridi: 'Sen

iyi iyi

olmaya bak!'

diye cevap

'Bu kötülüklerin ortasnda
diye

olmann ne faydas
Kifâi;

olur ki?'

müridi cevap

verince,

Ken'an

'Bakalarnn
iyi

kötülüklerini

Kendin
Yoksa

insan

ol!

eytan

sizin

düünmekten size ne? snrlarnz aabildi mi?

onun etkisinde kalp, o size de kötülüklerini bulatrd m? ayet eytan size dokunamadysa onu malûp
siz

olmu

kabul ediniz.' Ken'an
ve

Rifâi

ha-:^-etlerinin prensiplerini

ihmâl

etmemek

unutmamak
musibetlerle
sebeple gerek

gerekir

Eer

unutulursa,

bir

gün

urayacam:^
olacaktr
âhiret

onu

tekrardan

hatrlamak

kaçnlmaq^
ve gerekse

Bu

bu dünyadaki

yaantmzda

hayatmzda

temel

olmas gereken

bu prensiplere

sâdk

kalmalyz
Bir kimsenin kendi kendisiyle dost olmasnn
bir

mânâs da udur: ayet

kimsenin

kendi

kendisiyle

bark

olmasn salarsanz onu

insanla

kazandrdnz gibi,

kendisine de faydal
ilikilerinde,

klm

olursunuz

nsanlarn dier insanlarla olan

Ken'an Rifâi bakalar

127

Cemâlnur Sargut

çin

iyi temennilerde

(hayr temenni etmeyi) bulunmay, samimî

ve

sâdk

olmay, hiçbir flaman bencil

olmamam^
o

gerektiini vurgular.

Onun

kendi ahsiyetinde de bu deerler
ki, sadece

kadar

belirgin bir

ekilde yer etmiti

ona bakmakla insan, ondaki bu deerleri
tecelli

hissederdi.

O,

'çinde Allah'n

ettii bir ruh

Allah sevgisi olan) herkes ve

tayan (Kalbinde bizi kaldrmak için yardm elini
gösterilen sevgi,
Bir sohbet

uzatan her insann,
söyler.

sadk

ve güvenilir bir dost

Bu

nedenle,

yaratlmlara
'Bu

olduunu' sayg ve
esnasnda,

sadakat,

Allah'a gösterilmi gibidir'.
birisi

müridlerinden

yaptklarmdan dolay beni herkes
Ken'an R/fd ona

sorumlu tutarsa?'

diye sorunca

u

cevab

verdi;

'Bizim için herkes yoktur? Biz

yaptklarmz

Allah için ve

onun rzasn kazanmak için yaparz. Vicdannza dann, yaptklarnzdan vicdannz rahatsa ve siz sorumlu deilseniz,

bakalarnn ne düündüünden korkmaynz. Vicdannzn rahat olmas sizin için yeterlidir.
'

Hayat
görerek

boyunca Kenan Rifâî insanlarn devaml

birbirleriyle

savatn

bu gerçek yHî^ünden çok üî^ülmüjtür. kinci dünya savap
çejitli

esnasnda bir akjam,

radyo haberlerini duyduktan sonra juna

dikkati çekmij ve çöyle

demitir:

'Kur 'an insanlara, insanlar

(insanl) seviniz diyor ve onlara sevgiyle, iyilikle, ve adaletle muamelede bulunmamz öütlüyor, keza Peygamberlerde bütün insanln bir büyük aile olduunu onlar krmadan
davrananlarn, onlar incitmeyenlerin ve onlara faydah iler

yapanlarn Allah katnda makbul olduunu duyuruyor. Fakat
maalesef

imdi

radyoyu

açp,

herhangi

bir

istasyonu

dinlediimde, devletlerin dier

düman

ülkelerine

yaptklar

taarruzlarn ve onlara verdirdikleri büyük kayplar, zararlar
ve yakp ykmalarn duyuyorum. Onlar
hiçbir zayiatlar

bu arada

kendilerinin

olmadn,
hâdise.

hiç bir zarara

uramadklarn

abartarak söylüyorlar. Yirminci yüzylda insanlk adna, ne

Kendi kendime düünürken, gündüzün elinde bir lâmba tutarak dolaan Diyojen aklma geldi. Ona niçin bu ekilde yapyorsun dediklerinde, namuslu
kadar

üzücü

bir

bir

adam

aradn

söylemi. Keza Sokra t etrafnda toplanp.

28

Sâmha

A\'\^erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

âdil karar verdiklerini söyleyen
ve

toplulua hitaben, "Eer dom
aranrdaki hu anlamazlk
ve

âdil olduunu-:^

inanyorsam-:^^

münakaa neden?" diye sormu. O zamandan bu zamana büyük devirler geçti. Bu büyük insanlar bu ilerlemi ve gelimi çada dünyaya gelselerdi, bu konumalar için ne isterlerdi?' söyleyeceklerdi veya kaçmak

m

Merak
var

ediyorum.

Bugünün artlarna

baktmda

insan kendine §u
birisi gerçekten

soruyu sormadan edemiyor. 'Dost

diyebileceimiz

mdr? Yoksa eer,

dost kimdir?'
veriyor,

Kenan Rifâ, bu soruya ju manidar cevab
Allah'tr
ve her lam,

'Gerçek dost

bu gerçei

bilirse

Allah'da

onun

dostudur. '
Netice olarak insann Allah'la olan ilikisi bu temel gerçek ü^rine

kurulmutur. Ken'an Rifdi öyle

der:

'Bütün akllarn üstünde

Allah sevgisi yatar ve Allah sevgisi de ancak her birinin içinde

kendi

esmasnn
'

tecellî

ettii

yarattklarn
Allah

sevmekle

mümkündür. Bu
kavramdan,

ekilde, bu büyük insan

sevgisinin soyut bir

somutlatm

ona bir kimlik kaftandm/tr. Bunu da

u

ekilde ifâde etmitir;

'Deiik

suretlerde
'

görünen her

fert

bizim insan eklinde bir kardeimizdir.

Bu prensipten hareket ederek, O, korku fikrini, sevgi kavramm da affedicilik ile hogörüye dönütürmütür.
Bu
esas,

ve inanca, din

bütün dinler tarafndan ü^rinde düünülmesi gereken bir

hususdur. Tefekkür ufkunun geniledii

çamiî^n modem dünyasnda,
ve

fanatik duygularla bet^enmi
ettiremeyiz

banazl
tehditle

domalar

insanlara kabul

Aynca

zp^la

ve

de herhangi bir fikri empoze

edemeyiz

Ancak
samimî

insanlara

hepsinin
birbirleriyle

ayn

evrende

yaratlm
baarabiliriz;

olduklarn
da

hatrlatp,

onlann

barmasn salamalyz Bunu
ahlâk
ile

ve en

mütekâmil

bir sevgi

^^

f^P^ ^^^
ve

anlayn tahakkuku
taassuba
iddetle

için

Ken'an RJfâ her frsat deerlendirdi
Bilgi
ve ilimle

kar

çkt.

açklanamayan dar
ve

dogmatik inançlara

karyd, insanlarn hatâlarn

kusurlarn

eli.

129

Cemâlnur Sargut

dili,

gö:(ü ve kalbinden gelen sevgi ve inançla tedavi etmek ve

dü^ltmek
sertlie,

için

büyük gayret

sarfedip çabalard.
ve

Bunu yaparken apn
sebeb

kmala,
öf^l bir

hojgörüsüf^lüe

saldrgan fanatif^me

olmaktan
taassub

kaçnmtr. Onun yaçad
önem
tapr.

devir ve ülke gö^ önüne
ilerletici

alndnda

Islâmn, birçok

reformlar, engellemek için

politik bir âlet olarak

kullanld

da çökmeye ba§lam§ bulunuyordu.

o devirde, Osmanl imparatorluu Bu §a§knlk ve karkln hüküm
içinde,

sürdüü
taassuba

o devirde,

f^or ve

güç artlar

Ken'an
tek

Rifâi,

kör bir

bal

olan guruplara

karp prensiplerini

bapna savundu.
için

Islâmî prensiplerin hiçbir ilerleme fikrine veya medeniyetin gelinmesi

yaplan

hiçbir harekete

engel

olmadn, açk

bir ekilde duyurdu,

insanln refahna
uyum
içinde

hiî^met eden her hareketin, islâm'n prensipleriyle
etti.

olduunu, ilân

Caminin minberinden cemaate vaa^

veren bir

hocann §u

söî^lerini

sk

sk

naklederek, §u ilginç hâdiseyi anlatrd: insanlar cehennem ateçiyle

korkutup,

bararak

cemaatin

kalplerine

korku

veren

bir

vai-:^^

'Bilginizi nasl kullandnz?

Paranz hayr için harcadnz m?

Allah 'a olan ibâdetinizi yerine getirdiniz mi, oruç tuttunuz

mu? diye, eer bu
verdi

öldükten sonra Allah size birçok sual soracak ve
sorulara
V^âif^'n

cevap

veremezseniz

çok

ikenceler
///

göreceksiniz'.

konulmasn

dinleyen bir dervij ona

cevab

'Hoca, Hoca, Allah

u

sizin söylediiniz bir sürü

soruyu

insana sormaz.

O sadece bir soru sorar bu da;
için
idi.

"Ben seninleydim,

peki sen kiminleydin?"'
Ken'an Rifâi Halvetleri
her nefeste Allah'la olmak,

onunla

yalamak onun

tek

amac

Hayatlarn devaml

ibâdetle geçirenlere

karji çok derin

saygs olmakla beraber 'Devamh ibâdet etmek

güzel eydir. Fakat bu ibâdet de vücuda
bir kalp

bah

olarak yaphr.

Gerçek ibâdet kalple yaplandr. Yani her zaman Allah 'a açk

tamak*. Dier

bir sohbette

ise,

'Bir

anlk yokluunuzu

yanstmak, benliinizle bütün sene ibâdet etmekten daha hayrhdr. ' dedi.

30

Sâmha Aj-verdi üe SIRRA YOLCULUK

Gerçekten, Ken'an Ejfûf ve onun

iqâd

ettii müridleri bütün Islâmî

emirlere harfjjen uydular ve Islâmî

kurallarn icaplarn (farzlarn)

yerim getirdiler.
1950'li

'^^

yllarda Sâmiha Ayverdi'nin Fâtih'teki evi hangi irfan ve

sanat ehli kiilere ev sahiplii

yapm,

buradaki

irfânî sohbetler

ne

türden sonuçlar
âir,
tiyatro

dourmutur?
felsefeci

yazar,

Necip

Fâzl

Ksakürek,

ressam,
âlimi

müzisyen, âir Cemil Meriç, mütefekkir,

muharrir,

slâm

Mehmet
Katolik

Ali Aynî, Gayret IsJtabevi Sahibi Garbis Fikri,

Fransz

papaz Andre Duchemin, roman yazar Kemâl Alünkaya, Milletv-ekili Nuri Pazarcba, diplomat milletvekili Sedat Zeki Örs, âir ve o}an yazar Salih Zeki Aktay...gibi isimlere ev sahiplii

yapm.
Bu
evdeki

bütün

konumalar

siyâset

camiasndan

mmn

da

Türkiye'nin her tarafnda Sâmiha annenin

tannmasna ve mehur

olmasna sebebiyet vermitir. Sâmiha anne bundan sonra kendini daha çok hizmete verdii için Kubbealti Akademisi'nde bu insanlar
konuturarak vefa borcu ödemitir.

Bu

insanlarn

hepsi

gelip

Kubbealti Akademisi'nde hepimize yani o devrin bütün gençliine

konumalar yaptlar ve

bizler

de bütün sorularmzn cevaplarn
ile

aldk. Tarih profesörleri, iktisat profesörleri

münazaralar ve
ile

münakaalar yaptk. Bir devir, Ayverdi Enstitüsü
Sâmiha anne,
üniversitelerin,

aydnland.

maalesef o

s,

kendi ilminin

dna

çkartmayan ve tefekkürü zorlatran,

hiçbir ekilde tefekküre izin
ile

vermeyen

yapsn

Av^erdi Enstitüsü

deldi.

Orada, Anadolu'dan

gelmi
havas

fakir gençlere çaylar simitier

ikram ederek onlarn bir tekke

içerisinde

eitim görmelerini salad.

O

tekkenin tek eksii

müritti çünkü kendisi orada deildi.

Sâmiha

k

hanmn

fotoraflarna
tül bir örtü,

baktmz
denilen

zaman bazen banda
bir

bir

earp, bazen

bazen herhangi

ey olmadn
ilikin

görüyoruz.

Genelde

'tesettür'

olguya

Sâmiha

Hollanda Kraliçesi Juüana'nn huzurunda, Sofi Huri'nin
metni.

sunduu

konferans

131

Cemâlnur Sargut

hanmn

düünceleri, yorumu ne

idi?

rfan ve

ak

yolunun bu

seçkin yolcusunun,

kadnn

toplumsal

yaamdan soyutlanmamas

konusundaki tutumu nasld? Bu anlamda
ne düünüyordu?
Kendileri

andmz soruna ilikin
Kur'ân- Kerim

namazda ve camide balarn
de
örterlerdi.

örterierdi.

dinlerken
isterlerdi.

Bizim

edepli

ve

düzgün giyinmemizi
itaat

Ulu'I-emre (devrin kanunu) itaatin Allah'a

söylerlerdi.

Kadnn
verdiler.

edebiyle

er

olduunu makamna )^kselmesi, ama bu
için

esnada da toplumdan soyutlanmayp hizmet edenlerden olmas

mücadele
Atabetü'l
cahil er

12.

asrda yaayan Yüknekli Edip Ahmed'in
eserinde

Hakâyk adb

buyurulduu

gibi;

"bilgili

kadn

er,

kadndr" idrâkini yaamtr.
bir kaç

Mektuplarndan
dinleyelim:

abnt yaparak bizzat kendi ifâdelerinden

"Bugün slâm 'da en mühim mesele giyim-kuam
emirleri
ve
nehiyleri,

ifi deildir.

Allah 'in

libasa

taalluk

eden

keyfiyetlerle

hudutlandnlama!(. Kavuk, sank, japka, yalvar,
libas,

hrka

ve her çejit

bu dünyada

kalacak nesnelerdir

Ama
.
.

biî^mle beraber gidecek

olan öyle kymetler var ki, onun için kalbimiî^n giyimli

olmas lâ^m...
giyimli

O

soygun, o

çplak

olursa, i§te

bu mükül.
bir ibâdet

Mamafih ruhun
de
te

olmas,

yaln^ ekilde

kalm
kalp
ve

ile

'min edileme:^ Kin,
nefsin yedi

kibir, yalan, riya, hile,
ejderi içimimde

krmak, ara bozmak gibi
sarlalm nefâide?'

bal

yaar

ruhumu^^u çrlçplak brakrsa,

istediimi:^

kadar

carlara, feracelere, çaraflara

"Bugün, Yehhâbîlerde

tesettür,

muhakkak ki î^amanhalife

sâadetten çok

daha mübalâaldr. H^. Ömer f^amannda,

camide iken bir

kadn
kadar,

kendisine bir sual sorar.

Hf^.

Ömer

de cevap verir; adaleti

aka götürmedii ile bilinen H^. Ömer'in kadnn bu cesaretli hareketine klmak hatrna dahi gelme^. 'Ben âlemlere rahmet

smet

Binark, Sâmiha Ayverdt'nin Mekttp/an, stanbul: Kubbcalt Neriyâü,

2002,

S.53.

132

"

Sâmha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

için gönderildim* diyen ve hayatn moral cephesi kadar estetik
veçhesine

de

dikkat

eden

Rfsülullah'n,

kadm umaa klna
Kur'ân- Kerm'de
tesettür

sokacan nasl kabul
âyetleri vardr.

edebiliri^? Elbette

Fakat

hiçbir din
çejitli

ulemâs bunun hududunu

ve peklini
tesettür

tarif edemedi-

Nitekim

Müslüman

memleketlerinde

anlayp ba§ka bankadr.
kyafeti ihtiyar etmesidir.

Tesettür,

kadnn

iffetli,

hayâl

ve edepli olan

Dier

bir

yazsnda:

'Yine slâm'da
de,

kadn konusunda

en çok sö^ü edilen noktalardan biri
içi

kadnn ^im ku§am,

cemiyet

davranrlar, örtünmesi süsü

vs. 'dir.

Kîlk
menje
'

kyafet,

^im

ku§am,
deil

saç,

sakal,

byk

vs.

ile

ilgili

hususlar

itibariyle dinî

millidir.

Dinî

deil, millî kyafet vardr.

Bu

sebeple

Müslüman
bir

milletler

arasnda kyafet
içinde
bile

birlii yoktu ve

olmamtr
çarpma!^

Hatta

milletin

bütünü

bu

birlik

gö^e

Vilâyetler

arasnda olduu kadar, ka:(alar

ve birbirlerine

çok

yakn

köyler arasnda dahi kyafet

bakmndan büyük

ayrlklar gö^

çarpar.

Sadece dinî kisve (üniforma) vardr. Bugün asker, polis,
benleri
ilmiye

^bta
din

ve

snflarn

kendilerine has üniformalar

olduu

gibi,

adam,

snf,

devlet

adam

ve benî^erlerinin de kendilerine

mahsus ö^l

kyafetleri, yani kisveleri vardr.

Kyafetler örf ve âdete

bal olduu

için jekil ve

biçim

bakmndan

devaml deiiklie urayagelmi§tir.
slâm,
kyafet
ü':^rinde

deil,

kyafetin

"ahlâkîlii"

ürerinde

durmutur. slâm girdii ülkelerdekiyerli kyafeti deitirmemi. Sadece

—eer varsa— ahlâka

ve dinin esaslarna

yapmtr.
edilmitir.

slâm'da giyim-kuam,

aykn yönlerinde klk- kyafetle ilgili

bir

rötu

hususlar,

hadisler tasnif edilirken ahlâk ve

âdâb- muaeret bablannda mütâlâa

Hukukî ve

itikadî konularda deil

61

ismet Binark, Sârniha Ayverdi'nin Mektuplar, istanbul: Kubbealt Neriyat,
S.55.

2002,

133

Cemâlnur Sargut

Her

jeyde

olduu gibi hu hususta da slâm, hep prensiplerden hareket
birlik teferruata

etmij ve

günü

dalarak kendisini ypratmam, böylece
ettiregelmi§tir.

tazeliini ve hayatiyetini

devam

H^. Muhammed hhk-kyafette
^arâfeti titizlikle tavsiye eder

temizlii, inti^^am, üslublu giyinmeyi,

Dank ve pasakl giyinenleri hafifyollu
tavsiye

knar.

Herkesin içtimaî
dilenci

seviyesine göre giyinmesi

edilirken

varlkl insanlarn

kyafetine

bürilnmesi

ayplanr.

'Allah,

kuluna verdii nimetin eserini onun üzerinde görmekten

holanr'
giyimli
bir dille
estetik

buyuruluyor.

islâm

kadn

için

bilhassa evinde,

süslü ve

olmay

tavsiye ederken,

öbür taraftan da,

ba^ alnlklar

ar

knar. Güzellenmek düüncesiyle vücuda yaplan müdahaleleri,

ameliyatn, erkeklerin zaaflarn tahrik edecek davranrlarda
tehlikeli hareketlerden sayar.

bulunmay

Bu konu

ile ilgili

Kur'ân- Kerim

âyetlerini tahlil edelim:

*Ey Peygamber!

kadnlarna

(bir ihtiyaç için

Hanmlarna, kzlarna ve müzminlerin dar çktklar zaman) hârici
Onlarn tannmas ve
olan

elbiselerini üstlerine giymelerini söyle.

incitilmemesi

için

en

elverili

budur,

Allah

balayandr,
Bu
âyetin

esirgeyendir.* (Ahzab, 59)
böyle bir tedbir

açklamasna göre, Allah'n
kyafetleri
ile

almay emretmesi
ahlâkszlarn

mü'min kadnlarn

te§his edilmesi suretiyle,
içindir.

sarkntlklarndan kurtulmalarn temin etmek
göre burada,
tesettürden ^yâde,

Bu duruma
mevzuu bahs
ile,

bir kyafet hususiyeti

oluyor demektir.

Kö^e ba§,

kaldrm kenan

mesâisi yapan di§i

ifinden vazifesinden evine dönen aile

kadnnn ayn kyafette

olmamas,

hürmet telkin eden bir kyafetle dierinden ayrlmas
iffetli

tavsiye ediliyor,

bir

kadnn

iffetini

nasl koruyacan bilmesi gerekir.
'(...)

f^ur Suresinin

31. âyetinde

baörtüleri yakalarnn üzerini
(...)' buyuruluyor.

kapatacak surette koysunlar
örtülerinin

Bu

âyette

'ba

arkaya

deil,

ön

tarafa,

göüs

ve

gerdan
Çünkü
ba§lann

kapsayacak ekilde sarktlmas'
üzerlerine alsnlar' veya
eski

emrediliyor.

'Baörtülerini

'balarn
jark

örtsünler' denmiyor.

imanlardan

beri,

milletlerinin

kadnlar

134

Sâmha

Aj^erdi üe

SIRRA YOLCULUK

Örtüyorlard. A.sr- Saadette de

kadnlarn

baörtüleri vard. Baprtüsü

giyilen kyafetin bir parçasn tenkil ediyordu.

Bu

âyetin tefsirini yapan birçok müfessirler, cahiliye devri

kadnlarnn
da

baörtüleri

hakknda da

bilgileri verirler.

]/erilen bilgiye göre onlar

ha§lanm örtüyorlard. Fakat yaln^
sarktyorlard.

enselerine

balyorlar

ve

arkalarna
göüsleri

On

tarafta

yakalan çok geni olduu

için

gerdanlar

iyice

açkta kalyordu. Hicretin beinci ylnda Müslüman
bir

kadnlarn

kyafetleri ürerinde

deiiklik yaplarak,

örtülerinin

arkaya deil açk yerleri örtecek ekilde öne sarktlmas

emredildi. Yeri

gelmiken hemen kaydedelim
ettii gibi,

ki, tesettür,

baörtüsü birçoklarnn iddia

Müslüman kadnlarn

dierlerinden ayrt eden bir alâmet-i

farika deildir.
sadece

Çünkü ark memleketlerinde tesettüre riâyet edenler, Müslüman kadnlar olmayp, dier dinlere mensup kadnlar da
Örtünmek onlarn mahallî
giyimli
ve

örtülüdürler.

an'anevî kyafetlerinin
örtülü ve giyimli

üslûbudur.

Müslümanlann

olmas baka ey,
olmas
ise

olmann srf Müslümanlara
bir eydir.

ait bir ö^llik

tamamen baka

Allah'a

iman,

peygambere

muhabbeti,

namusa

dükünlüü
ve her
'*^

ve

prensiplere titiî^ii olan bir

kadn, kimseye darlmadan

eyden

önce kendisini

düünerek giyiminin tardn kendisi ayarlyacaktr.

Bir

mektubunda

ise

slâm'a ve kadna

bakn öyle anlatmaktadr;
Ancak
benim de bütün hüsn-ü

'Mektubunuza

cevap vermekte geciktiim için ö^ür dilerim, iyi niyet ve

hlâs sahibi olduunu!^ mâlûmumu:(dur.
niyetime

ramen,

vereceim cevabn tatmin edid olup
söyliyeyim

olmayacan

bilemem.

Pein olarak unu
de etrafna:

ki ne müftüyüm ne de vâi^
ve

Onun

için

unu yap,

bunu yapma demek va^et

selâhiy etine sahip deilim.

Sadece, kalemi
bildiklerini

ile

cemiyete

hi^et

etmeye

çalan doru,
bir garib

iyi ve

gü^el

çevresine

aktarmaya

uraan

Müslüman'm.

Allah cümlemif^ haddini bilmeyenlerden

etmesin.

62

Sâmiha A^-v-erd'nn

yaynlanmam Mcktuplanndan
135

Cemâlnur Sargut

ipe bu anlaytan hareket ederek de 'her

koyun kendi bacandan
ve

aslr' fetvasnca kimsenin tutumuna,

gidijine

giyim

kuamna

karmamak

bilhassa

jiânmdr.
olan rivayetlerde maalesef, dedikodu

Hakkmda kulamza çalnm
fasilesine girmektedir.

Cenab- Hak: 'Kad eûahâl-mümJnün...'
için

buyurduuna göre, felah bulmak
eylemek,

her eyden evvel dedikodudan

râ^

ba çevirmek
de

lâî^mdr.

A.ÎI

evvel

söylediim

gibi,

kimsenin
hikâyesi,

örtünmesine

boyanmasna

karmam.
hem
çirkin

Hele o Sultan
bir isnaddan

Ahmet

ne ya^k ki

hem baya

ibarettir.

Ben

bam

örtmemekle günah

iliyorsam, bu,
olan

Allah'mla benim aramda
benim.

bir meseledir
tesettür

hesabn

verecek

bakalar deil
deil,
iffet

Kald ki

olay kafay

smsk

sarmak

ve edep dahilinde giyinmektir.

Bilindii gibi, Ha^^reti

Ömer ^mannda,

Halifeden ba^^ müküllerini

çökmesi

için

mescide bir

kr saçl

diye tarif eder.

kadn gelir. Kitab, kadn esmer, uf(un boylu, Hûlefâ-i BJidn devrindeki kadnlarn saçlar

görünür günah olmaî^ da bugünkiler gösterince mi günah olur?

Bugün islâm 'in
bu ana

öyle

yü^ üstü

braklm meseleleri
gâfl
ellerde

vardr ki asrlardr
yü-:(ünden

prensipler,

kastl

veya

ihmâl edilmek
bulunuyor.

dinin ruhuna

onulmas

mükülyaralar açm

Meselâ î^ekât müessesesi hemen hemen unutulmu gibidir, islâm 'in esas

artlanndan

biri olan çeitli

ahsî

içtihadlar

ile

enine boyuna tefsir ve
silinmitir. Öyle

kabul edilmek
ki,

suretiyle adetâ dinî vecibeler

arasndan

kimine göre sadaka vermekle iin içinden çklmaktadr.

Hac

da bir

baka
için,

haî^n man-:^ra an^ eylemektedir.
hacca

Bulunduu
kendisine

ehir,

kasaba

veya

köyde,

gitmediinden

dolay

yan

baktrmamak

tarlasn davarn satp borç

harç, gösteri
ve dirlikliler

uruna

Hicabn yolunu
vardr.

tutanlar

olduu gibi,

varlkllar

arasnda

da gene ee dosta gösteri yapmak

için

seki\ on defa Hacca gidenler
ticarete

Ama

daha da ha^ni hac farikasn

hatta

kaçakçla

vesile edenlerin

yekûnu da

haylice

kabarktr.

136

Sâmiha Avverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Birkaç kere maddî mânevi muayyen artlan haî^ olanlara faradr.

Sonra da farî^-i bacan esas sebeplerinin en mühimi,
milletleri

çeitli
vesile

islâm
olacak

arasnda, be§eri ve ilâhî bir irtibat ve al§veri§e

umûmî

bir

müavere

î^emini

ha^rlamak, bu
açmaktr.
ve

suretle de

islâm âlemine

birlik ve

uyanma imkân

veyollarn

Makine mühendisi
dinlediim

olan

dürüst

ahlâk
bir

sahibi

bir

dostumdan

u

vaka

dindar geçinen

ksm

Müslümanlarn

^hniyetini belirtmesi

bakmndan

anlatmaya deer ölçüde

ha^n

hatta

elîm bir çehre ar^ eder.

öyle

ki,

bahsettiim

f^ât,

birkaç sene

evvel

ii icâb Adananda

bulunurken orann ^enginlerinden iki hac efendinin konumalarna

ahid olmu,
ticarî

ikisinin de ticarethaneleri

varm, fakat aralanndaki

rekabet yü^^ünden birbirlerine
biri dierine:

di

bilemekte imiler.

Münakaa
batacak, on
bir

srasnda
paraya

Sana

öyle bir

oyun

oynayacam ki
bu

muhtaç
. .

kalacaksn.

A.ma

i

bana

hacca

patlayacak.

demi.

Zihniyetin dehetini düünebiliyor
A.llah'1 aldatmaya ve hac
ile

muunu:^

evvelâ

kulu mahvet sonra

günah temizlemeye kalk.

Bu

adamlar,

kadnlarn

tepeden

trnaa

örtülü getirmelerine

ramen

Müslümanlk vasfn
Birisini

hâif^ saylabilirler

mi?

tanrm. Fan^

olan ibadetlerin

dnda
bir

çok çok oruç

tutar,

nama:^ klar, fakat söyledii yalanlarla etrafna o kadar
ki,

^an

yapar

ii pek

ileri

götürdüünü anlaynca, gider

^aretyerinde kurban

keser ve aklnca günah lanndan temizlenir.

Demek

istediim

u

ki,

maalesef bugün islâm dini ayak izlerini
sistemli ve müessirfaaliyetleri, taasup

Moskof emperyalit^mi uruna çok

denen iz^an ve idrâkleri körletici cereyan

hzlandrp

alevlendirmektir.

Taassubun aksülâmeli olarak

karmzda, Allah ',

peygamberi, bütün

manevî deerleri hattâ topyekûn
eden bir

târihî ve millî kymetlerimiz^

inkâr

zndklar kütlesi

vardr.

137

Cemâlnur Sargut

Ijte

kendini münevver sayan hu cemiyetten
bir

kopmu

bir f^ümreye
gibidir.

karp

çkacak

aydn

din

adam snf

hemen hemen yok
ki,

Ha^n

olduu kadar
tarihini, dinini,

tehlikeli de olan

judur

bu bir kalemde ma^siniy

imanm inkâr eden ':(ümreyi ilmî, mantkî ve uurlu bir kafayla uyaracak o aydn din adamnn yetinmesine, gene taassuba gökleri perdelenmi ^mre engel olmaktadr.
...Müslüman
yollardan
ile

iftira

etme^

fesad

çkarma-:^ yalan

söyleme:(^ gayri

mefrü

mal mülk

edinme-:^ Bilhassa prki,

kul

hakkn
ile

ibâdet suyu

temizlemeye kalkijma^. Bir kimse
teheccüde

Savm- Dâvud

oruç tutsa,
adaletten,

geceleri

kalksa sabahlara kadar nama-:^ klsa

insaftan,

doruluktan aynlm§ olduu takdirde,
ibaret kalr.

ibâdetleri

riya

ve

süm 'adan
ibâdet,

ruhun ^yneti

ve ilâhi

varln

nuruyla

aydnlanma

yoludur.
deil,
o

A.ma Müslümanln ruhu
ibâdetten

sadece

eklen ibâdet eylemek

katlanlacak
Kesûlullah

olan ahlâk, gene ahlâk, gene ahlâktr.

Ijte

bunun

için

üfendimi^

de:

'Ben mekârim-i ahlâk

tamamlamaya gönderildim* buyurmutur.
...Dünyann yans erkek
içtimaî zaruretler
için iyi veya
ise

yans da kadndr. Fakat
evinden

iktisadî ve
cemiyetler

artk

kadn

çkarmtr. Bunun

kötü olmuj olmas, mev^ûumu^un

dnda, apayn
ij

bir

mes'eledir, istesek de istemesek de bugün

kadn

hayatnn

içinde

bulunmakta hemen her meslekte erkekle yan yana çalmaktadr.
ne

Ama
târihî

ya^k ki
ve

evi ile içi

arasnda hayatn taksim eden bu
vermiç, millî ve

kadn

faslet

ahlâkndan çok fire

manevî deerlerinden pek

çok kayplara

uramtr.

Zira manevî bünyesi salama alnmadan

millî ve dinî bir terbiyeye tabî tutulmadan
aile

sokaa

salverilmi böylece de

müessesi temelinden

sarslmtr.
onun

imdi asl mühim
kaybettii
götürmektir.

mes'ele,

ban

örtmeye

^prlamak

deil

târihî, millî ve

dinî deerlerini geri alacak bir vasatn üstüne

...Eski

demek

kadn belki okuyup ya^pta bilmezdi. Buna ramen ona cahil mümkün deildir. Zira asrlan n gerisinden devrald ijâhî
onu,

kültürü,

her

eyden

evvel,

vazife

ve

mes'uliyet

uûnyla

38

Sâmiha A>-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

silâhlandrm bulunuyordu.

Onun

için

de

kurduu
idi

aile,

cemiyet

^ncirinin en salam halkasn tekil ettiinden srasna göre sabrl,
metin,
ciddi,

efkatli ve geleneklerine
dili

sâdk

Kendinde olan bu
ile,

harikulade hasletleri de gerek

gerek

yaay

henü^^ çocuklar

emeklemekte iken, onlara intikâl

ettirirdi,

böylece de
hariçten

küçük yata
çarpan

alanmak
mikroplara

suretiyle

salama alnan
muafiyet

çocuk,

bütün

kar

kaî(anm

olarak

manevî bünyesinin

selâmetini korurdu.

bugünün diplomal kadnlarnn pek çou asrlarn arkasndan gelen
millî
ve

o

târihî

kymetlere

dudak

büktükleri,

çürüe

çkarp

hayatlarndan

tardettikleri için,

^samanlarn kumar
î^evklerle

gibi, sefahat gibi

dardan

gelen

î^ararl

ve

tehlikeli

doldum/ay medenîlik

alâmeti sayyorlar.

u

halde

etle

trnak

misâli,

birbirinden

aynlmayan iman
vakfesi,

ve

vatan

akna

sahip her

vatandan bugün

en

mukaddes

taassuba
iffet

demir atp kalmak deil,
ölçülerinin

Müslüman Türk kadnna,
meguliyetlerine

edep ve

uuru

içinde

sahip

olacak

istikameti

göstermektir.

Zamann

ak
ile

durdurulamadna

göre,

kadn

edep ve

iffete

aykn

dümeden günün icaplarna ayak uydurmaya sevketmek lât^mdr.

...Yam 20
dönünceye

25 arasnda

idi.

Bir

i için Eminönü'ne gitmitim. Eve
geçebileceini

kadar ikindi namat^nn

düünerek

Yeni

Cami'ye girdim ve kadnlar maksuresinde namaza durdum.

A^ sonra
ses

arkamda

bir ses

peydâh

oldu.

Önce anlamadm. Fakat
veya

srarla

konumakta devam
birinin

edince,

müe^n, kayyum

imam

efendilerden

hana hitabetmekte bulunduunu fark
. .

ettim;

hanm hanm

ut^un

boylu

hanm.

bira^

saa

dön.

Tam

kbleye

durmamsn,

diyordu.

A.ma maksurede
teveccühüm

birkaç

hanm

daha vard. Herkes gibi benim de
kbleye

ayn

istikamete idi

Adamcazn

kar olmadm

kanaatine neden

varm

olduunu

ne o !(aman anlayabildim ne de hâlâ

anlam

bulunuyorum.

39

'

Cemâlnur Sargut

Fakat asl
vechullah*
ijin o ince

mesele hu deil Bir kere
âyetini

'feeynemâ tüvellû fesemme

hu ^avalh

hiç

duymamj
hir

m

idi?

Haydi

diyelim ki

tarafna

akl

erdiremiyordu.

Fakat

hir din

adam namaza

olan hir

kadna haklmayacan,
ihtar edilemeyeceini de

hatalnn hatâsnn halkalarnn

yannda

mi

hilmiyordu?

Bilmiyordu. Zira ona dinin yaln^ ekilden ihâret

olduu öretilmii.
ve

Si^ artk hu anlayijtaki din adamlarnn

tefsir,

hüküm

fetvalarn

da ona göre kyas

edin.

^KfZ olum, hakkmda
anlyorum fakat heni

dedikodu edilmekte olduuna ü^^üldüünü^

rencide etmeyen

hu

çe§it

isnadlar si^ de

krmasn.

Zira §una inanyorum ki insanlar ne methedilmekle olduklarndan
fa'i^la

hir deere sahip olup hüyürler,

ne de

^mmedilmekle Cenahküçülürler.
ve

Hakkn
bir

ihsan etmi

hulunduu deeri kayhedip
edenler,

Bu

çeit

amiyane mev:(ulara itihar

Allah 'a, kullara

kendilerineyarar

i görmeyi baaramadklar
ve yave

ölçüde dedikodudan iharet olan
ve elencelerini

hu türlü
devirde

yavan

mev^u'lar

^vk

tekil

eder.

Her

eksik olmayan höyle
ileri

seviyesi':^^

münakaalar maalesef günümü^^de çok
ehlinin

gitmi

hulunan

taassuh

gda

ve

nafakasn

tekil

eylemektedir.

Bilvesile

selâm ve hayr temenni ederim.

însan ve eyta/fda geçen, "ne tuhaf, bu gökkubbenin altnda
herkes bir eyler duyup bir eyler söylüyor; fakat her

duyu, her

söyleyi ve her görü, nihayet, mukabil

olduu eyay

aksettiren bir

ayna

parçacna
ve

benziyor. Fakat nerede o kâmil ve
ki, içine

duyu
ayna

duyuru

bütün cihann aksettii
ne
anhyorsunuz,

mükemmel muazzam bir
Sâmiha

olsun..."

ifâdesinden

burada

Ayverdi'nin îmâ ettii gerçek nedir?

Burada

Sâmiha

Ayverdi

dünyada
ADah'a

beer
ait

ve

insan

farkn
onu

anlatmaktadr. Gerçek insan dediimiz mürid-i kâmil bütünden
parçaya gittii için
^^
s.

kiideki

tecelliyi

görür ve

smet

Binark, Sâmiha Ayverdi'nin Mektuptan,

Kubbealt Neriyaü, stanbul 2002,

224-229

140

Sâmha

A^^etdi üe

SIRRA

YOLCULUK

Daha dorusu gerçek insan yani karsndaki insann kendine bakan \TJZünün hilâl veya bütün oluundan deil Allah'a bakan \aizünün tam oluundan etkilenir ve ona göre insan
merepleriyle deerlendirmez.

mürid-i kâmil Msrî Niyazi'nin deyimiyle

deerlendirir.
içerisine

Halbuki bizler mereplerimizle nefsimizin kabplar

takbp

kalm

bedenimizin

ve

cüz'î

aklmzn

esiri

olduumuzdan küllü görmekten çok uzaz. Burada kâmil insann a}'na oluu ve aynadaki hali de anlatlr. Eer aynada karsndakini
gösterme
kabiliyeti yoksa, yani

srr yoksa orada

bir

ey görmek
ki,

mümkün

olmaz.

te

bu sr

yani berzah kâmil insandr

halk

Hakk', Hak halk, bu berzah denen kâmil insan vastasyla seyreder.

nsan

ve

eytan 'dü

beni en çok etkileyen
ilikisidir.

romamn kahramannn
rüsvâ klar, a§k

köylü Osman'la olan

Osman'n
olduu
ise,

ak yaayyla kendi ak
ztlk
var.

yaay
düriir

arasnda Yunus Emre'nin "Afk dürür insan
gibi

insan eydâ klar" beyitinde

Kendisi bir

maddi

kadnn

esiri

olmu. Osman

Allah' için en sevdiinden
nefsin esir

vazgeçebilecek kadar Allah'na
esaretten

âk. Roman

olmas ve
ise

kurtuluunu da anlatyor.

Romamn kahramam
kurtulabiliyor.

âk
akla

olduu kadn öldüünde ondan
rezü

Kendi

bana

beceremiyor, o heykeli dikilecek olan ünlü bir

adamn

süfli bir

oluunu

anlatyor.

insan ve eytan, Sâmiha A}a^erdi'nin bence en vurucu kitabdr.

Çünkü Sâmiha
bilenler

anneyi tamyanlar

O'nun ne derece
ve güzel

edepli

olduunu,
ettiini

ne derece güzel insan

anlattn

inam temsü

zorlanabilirler

O'nun böyle bir ahlâksz nasl tamdn idrakte ama Sâmiha Ayverdi bütünden bakan ve bütünden
kiinin sadece bir merebini görmeyip herkesin her
bilen bir sultan

bakt

için

merebini tanyan ve
realist bir

ekilde anlatm.

olduu için ahlâksz adam Ahlâkszbn da ne kadar izafi olduunu

ve kiinin deerlendirmesine göre idrak edildiini bize hissettirmi

çok bü)aik

bir sultandr.

Sâmiha Ayverdi'nin

özellikle

siyasal-toplumsal sorunlara ilikin

yazlan ve konumalarnda
nasl yorumlamak gerekir?

'celalli' bir dil

ve anlatm vardr.

Bunu

141

"

Cemâlnur Sargut

Hz. Ken'an Rifâî "Celâlim cemâlime giden nurdur" diyor. de Allah'n cemâline giden
bir nurdu. Celâlsiz
celâli
dil

Onun

celâli

cemâl olmayaca
kullanrlar ve

için

Sâmiha anne tabularn yklmasnda
cemâl olutururlar.

oradan
dil

O

yüzden bu

çok

doru

bir

diye

düünüyorum
Hz. Ali
"cem'

ben.

tefrik etmeyen

makamna kadar fark görmek hatadr. Ama cem'den sonra ^ndktr" buyuruyor. Sâmiha anne ite bu makamn
Nefsi için deil

temsilcisidir.

umumun
dil

menfaati için tefrik etmeyi

seçmi olduundan kulland
însan ve eytan
meselesine de
eseri,

Hak

dilidir.

bizim irfan tarihimizin son derece ilginç bir

kap

aralat, denilebilir

mi? Bat düünce geleneinde

eytan,

varln

negatif kutbu olarak ele
atfedilir.

alnr ve müdahil, özerk

bir

ontolojik

konum

Oysa, bizim irfan geleneimizde, eytan

sadece bir

*görevli'dir,

müdahil deildir. Bu anlamda, nsan ve
bir

eytan bu düünceye nasl
Aslnda însan
idrak ediyoruz.
ve

katk

salamtr?

eytan 'da

hiçbir

gücün kendi elimizde

olmadn

'Triakk kulundan

intikamn jine abdyla alr
etti

Bilmeyen ilm-i ledûnu onu ahd

sanr.

Her ijin
Sanma ki

hâliki

O 'dur abd eliyle imlenir,
âlemde bir çöp deprenir.

O 'nsu^ Babriyâ,
gibi

***

msralarnda

olduu

eytann
"Ne
var,

elinde

bir

güç

olmadn.
hareket

Peygamberin de

hadis-i erifte

senin elinde dalaletten bir güç ne

benim elimde hidayetten bir güç
ederimi"

ikimi-:^

de

Allah 'in

isteiyle

dediini görüyoruz.
ite muvaffak
emr-i

Romann kahraman

bütün ömrünce her
edilmi olsa da
beteriyle

yapt
bir

olup insanlar tarafndan takif

anda

ilâhiyle

Âdem'in

yapt
ki

hatânn bin
öyle

gökyüzünden

yerin dibine iniyor.

Demek

olmas gerekiyor

çünkü yok olmadan var olunmaz.
vücudu, maddesi ve

te

bu

celâl,

adam

cemâle

götürecek yegâne lutuftur asbnda. Daha önce halkn

alklad
nefsinin

mânâs Allah'n

istedii gibi

olmayp

142

Sâmha

A^^erdi üe

SIRRA

YOLCULUK

esiriydi.

'"Ben"

demekten kurtulmas
eytan Allah'n

için

ve kendisinde bir varlk

olmadn
görür.

idrak için

izniyle

onu hataya

zorlar,

ite

bu bakmdan eytan

zarurîdir ki insan kendi çirkinliini onunla

Sâmiha annem Yolcu Nereye Gidiyorsun adl eserinde eytan öyle
tarif eder:

"Af^^im, pek aikâr ki ^avall §eytan hakkndaki düüncen kinle
dolu. Bîçâreyi yerin dibine

batrmsn. Her fenalk,

her kötülük onun.
o,

Dünyây
0...

alt üst eden

o,

insanlar çelen akllan yamaya veren

hep

Müsâade
yapacam.

edersen

ben de biraî^ bu devlet
diyor

dükününün müdâfaasn
ki:

Bildiime göre eytan

'Ben kalp akçeye

tnehengitn.

Ezelde

ekya

ve

günahkâr takdir olunanlar

yoldan çkarr;

iyilere ise

yol gösteririm. Kestiim,

ya

dallar

deil, kuru budaklardr. Ben bâz hayvann önüne et, bazsnn önüne ot koyarm. Tâ ki hangi cinsten olduu meydana çksn... Eer kemie giderse, bilirim ki, köpek tabiatldr. Ota giderse bilirim ki âhû huyludur. Ben aslnda ot yiyeni et yiyici edemem. Ben Huda deilim. Ben, rûhânî zevkle gdalanmakta olan insann önünden bu gday çekip

nefsini bir lokma sürsem de,

yaradlnda buna
aldatmak

meyil yoksa
ve

onu zorla yediremem; elimde, çkarmaktan bir ey yoktur.

yoldan

Belki ben, iyiye de kötüye de aynaym.

Eer

bir zenci,

yüzünün siyahndan gama düüp aynay krsa bu krlan ayna ona der ki: Günâh bende mi? Sen bu suçu, benim yüzümü cilalayan ve pastan syrana sor. Ben ancak güzeli güzel, çirkini çirkin göstermek yolunda gammazm. Hepsi o kadar. Gerçi bu dünyâ satrancnda yüzbinlerce insan yere
sermiimdir; fakat onlar suçu bende deil, kendilerinde

43

Cemâlnur Sargut

arasnlar.

Ben ahidim. ahide doru sözünden dolay zindan

ve hapis olur mu?'"

"Batmayan Gün" neyi/kimi, hangi hakikati anlatma derdindedir?
Batmayan Gün, önce Ken'an
müridiyle
ilikisini
Rifâî'yi anlatr.

Sâmiha Ayverdi'nin

ve tasavvufun

yüzünü ortaya koyar. Bence

Sâmiha Ayverdi'nin en büyük
çok önemli
bir

eseridir.

Ashnda Batmayan Günüde
iki

nokta

var.

Ayn mânây tayan Ayn mânâ
yaayann

sultandan rfan
ki

Paa'yla Kerim beyden bahsediyor. Buradan anlyoruz
kâmiller arasnda fark yokmr.

mürid-i

farkl ifâdelerle ve farkl

kiüerle anlatlabilir. Yalnz sen
diyor.

bul ki örnek alabüesin,

Batmayan Gün, kâmil insann hakikaten batmayan
ve Peygamberin
hiçbir

bir

gün olduunu

zaman da ölmeyeceini

mânâsn dâima güne gibi aydnlatarak gösterdiini anlatr. Hanc adl eserinde bu mânây

öyle

ifâde etmitir:

Seni ölü sananlar

var.

Ölü mü? Tövbeler tövbesi.
Dirilerden hiç kimse, §u

kadna

sö^geçiremedi ama, o dik

kafal inadç, bir tek

ibaretinle el pençe emrindedir, ey

toprak

altndayatan,

ey ebedî

hay

'^^

olan...

"stanbul Geceleri"nde Sâmiha Ayverdi, modernleme sürecimizin
hangi

boyutlarn
için

dile

getirir?

Bu

eserdeki

Beyolu-Beyazt
gerekir?

kartl
Beyolu
deen,

ve özellikle

Çnar imgesi

çevresinde neler dile gelir?

yapt
karsnda

u

nitelemeyi

nasl
için

okumak
öyle
bir

:

"stanbul'un

dîvan

durduu

göz atmaya
olup eski

fakat efendisinin

maln çala çala çift çubuk sahibi

Sâmiha Ayverdi, Yolcu Nereye
153-154.

Gidiyorsun, stanbul:

Kubbealt Neriyat,
24.

1

997,

s.

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

144

"

Sâmiha Aj'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

kapsna ihanet eden zorba bir uak, yanama gibi kurnaz Beyolu..."
Çnar
imgesi
ile

nankör

bir kâhya,

açkgöz

bir

Beyazt' Sâmiha Ayverdi öyle
içinde

anlatr:

'\Jsülsü-:(lük

usûlden,

te^tlardan

yaplm

âhenklerden

durmadan örnek

Beya^ftn çnan da hu kaideye ^âhâne Aaç, kulana fsldanm i^in usûlü içinde büyümüj, büyümüj, çok ksa kaln dal ile çok uf^amij dal, bir ötekine
veren dünyada,
bir misâl olsa gerektir.

dudak büken
olmakta

bir muhalefet

ve
de,

istihza

edas

ile

usulden

aynlm§
bünyenin

karlkl

inat etseler

bu

çatma

ve ^ddiyet, o

umûmî tenasübüne göre bir âhenge vesile olmutur, binlerce uî(un gün görmü ihtiyar çnan,
âhenks!(liinden

böylece de Beya;^t'n
ve

ksa

dalnn

asrlardan

domu ahengi ile itaatli ve sâdk beri vaî^e ald noktada bekleyip durur.
^t

bir nöbetçi gibi

...Fakat ihtiyar çnar, insanolunu

istikametlere çekip sürükleyen

endie

ve fkirlerimiî^de

dolamann faydasi!(ln örenmi
ki o endie

olacak

kadar

tecrübe sahibidir. Bilir
'^^

ve fikirler örenilse de tasarruf

edilme^ deitirilme:^

Beyolu

için

de

u nitelemeyi kullanr:
evler misillü,

'%açak elence âlemleri kurulan gi^i

kelbî itihâlann

harman olduu müpte^l, ykm, ikiyüt^lü Beyolu.

Ve öyle devam

eder:

'Beyolu nun
eskiden de

krk

sene evvelki hâlini yat^maya ne diye

ö^nmeli^ O,

bi^m

deildi;

imdi

de

öyle.

O, eskiden de
öyle.

havasn alp

suyunu içtii bu topra küçümserdi; imdi de
âdetleri,

O, eskiden de
ile

^vkleri, görüleri, görünüleri, hülâsa bir sra hayat icaplar de
öyle.

bi^e

ben^me^i; imdi

O, kapitülasyonlarna, bankerlerine,
barlarna, meyhanelerine,

masonlarna,

levantenlerine, çeitli dillerine,
ile

umumhanelerine, bir kelime

gap

taklitçiliineyaslanarak istanbul'a
öyle...

dudak bükerek

tepeden bakyordu;

imdi de

66

Sâmiha A\^erdi, sfanbu/ Gece/eri,sta.nhuh Kubbealü Neriyat, 1977,

s.

36-37.

145

Cemâlnur Sargut

...Beyolu

^hniyeti,

yersi-:^

jurtsuîi

istanbullunun
istifâde

=^afindan,
etmesini her

la^knbndan,

tereddüt ve

iman gevrekliinden

flaman bildi Onu,

a^na

düjmüj
idi;

bir av gibi ne öldürdü, ne ondurdu.

Belki öldürmek asl gayesi

amma fail

olarak görünmek,

cibilli

kurnazlnn kân
!(âlim bilme^ de

m

idi?

Ylem yava§ yava§ kan emmekteki ^evki

kim

bilirdi?

Bunu

o bildi; fakat

Beyolu

tokmann

altnda un-ufak olmu§ istanbullunun ruhu
...Ne kültürü, ne sanat, ne hüneri, ne

bilmedi.

t^evki,

ne ananesi, ne de

iman

kalmt. Bu

ruh çöküntüsünün ortasnda,

dütüü adan nasl cann

kurtarabilirdi? ipe kendi kendinden bu derece

u^a kaçt srada,
etti.

bir

medeniyet kblesi olarak Beyolu havasna teveccüh
kölelerine

En baya
olmak
için

kadar ona benzemek, ona yaranmak, onunla

çift

elinden geleniyapt.

...Hâsl,

elenmemi, tartlmam, murakabe
ate§,

ve

teftiç

edilmemi bir

yabanc cereyannn saçt
bir

kol

kol, sel sel her köleye bir

kvlcm,

kundak

soktu.
silip

Ne

bulduysa, neye dediyse, neyi gö^ne kestirdiyse

yakt, ykt,
ürperterek

süpürdü.

Bir ^manlar Fâtih'in
kudret

gemileri,

srtn

geçen

Beyolu,
tenef^^ül

^aman lanmizada yabanclnn
sard

^ararlanm önlemeye
bir

etmediimi^ bu semt, ocakta unutulmu
ve

kvlam gibi, gün

olup bacay da saçaklan da

akbet

bir

cehennem olarak karjimiî(c

çkt

ise,

kabahati

atehte deil,

onu ihmal

edende aramak, insafn icaplanndan

saylma^

m?

Zaten insanolu,
yaparken,
dij

musibet

ve

felâketlerinin

mes'uliyeti

muhasebesini

görünümlerin ve hâdiselerin, kendi istidat ve

fiillerini sûretlepiren

bir

ayna olduunu kabul
ileri

edebilse,

muhakeme

ve tedbirde isabeti ne

kadar

götürmü

'^^

olur...

istanbul'un
semtleri ise

baz semtleri manevî güzellikleriyle insan sararken baz Bat'nn aaal heybetinin ne derece geçici olduunu
insann ruhuna
tesir

gösterircesine

etmekten uzaktr.
sabit

te bu

semtler

her devrin ahlâk

anlayna kucak
halleriyle

açt için

kadem olmayan ve

durmadan deien
dikenden
ârî olabilir

insan hrpalarlar. Gülistan stanbul

mi?
123-

Sâmiha Ayverdi, sttnbl Geceleri, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1977,
128.

s.

146

"

Sâmiha Aj-verdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

"Uî^un bir
gizlilik

arkadaln

sona emmi, görünüte
son

ha^n

ise de,

libâs giymek

demek,

bulmak demek

deildir,

bahusus, rahmetli, temi^ ve dürüst insand. njaallah
âl,

makam

dura

nur

olur.

Siî^ gelince, yaln^
için,

kalm saylmaî^n^
deilse, ipe
da,

Zira Allah'la olanlar
yoktur.

yalnzlk

ve kimsesiî^lik diye bir/ej

Dünya halk
yalm:^^

bi':^mle olmu§,

Allah bitimle

o t<^aman

demektir.

Amma
olursa o

Allah bi^mle olur

dünya halk

biî^den

u^ak

î^aman cihan bi-:^m ve

bi-T^mle demektir.

Sâmiha A)^erdi, Azize Anne'ye Mektuplar

147

Cemâlnur Sargut

Çok Kullandmz Ak Kelimesini Hiç

Tanmadmz Yusufcuk'tan Öreniyoruz...
Özellikle

Yusufçuk gibi ölümsüz eserlerinde, Sâmiha Ayverdi,
irfânî

bizim yüzlerce yllk
içinden

geleneimizin sembolleri ve imgeleri

konumakta, bu sembolizmi modem zamanlarda yeniden üretmekte ve modern insanlann alglarna seslenir biçimde
kurgulamaktadr.

Bu balamda
neleri,

neler

söylersiniz?

Yusufçukta.

Sâmiha Ayverdi,

nasd anlatyor, biz okurlarda neler yapyor

bu anlatlar?

Hakbsnz

efendim. Meselâ;
için

Karpna dua etmek
göriince

oturup ellerimi açtm.

Ne

garip ki, jüf^ünü
gibi,

bütün isteklerim,

sam vurmuj

bir

aacn yapraklan

kavrulup döküldü.

bilmem

niçin evvelden

bu mukadder

neticeyi

bana haber vermedin?
e

'Ben duâ mahalli deil,

ak ocaym!' dem din f^

Derken ibâdetin aka yolculuk olduunu öretiyor.
Küçük

k^

Mektebe

baladn

gün hocan

ilk

sana

harfleri

öretmijti. yiq^ sonra

bu örendiin

harfleri birbirine

çatma temrinleri
ibare

yaptn

ve böylece kelimeler

meydana çkt. Sonra bunlar sraladn

oldu. Böylece de

okumay

söktün.

Artk

büyüdün;

mektep
ilk

bitti.
i§,

imdi

yeni

bir

dershaneden

içeri

giriyorsun.

Ben de sana

bu kitaps^ kalemsi^ kapanlan ilmin

baj harflerini öreteyim: Gülümseme ve utanma.

pe yavrum,
kelime,

bunlar a§k kitabnn ilk
ibare,

harfleridir.

Amma

harflerin

kelimelerin

ibarelerin

sahîfeler

olmas

için,

daha

birçoklarn bilmen

gerektir.

Sana burada onlan

teker teker

öretmee

kalkarsam dâva u^un düer. Yalmî^^

^rap

denen bir harf vardr ki

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, stanbul: Kubbealü Neriyâü, 2007,

s.

63.

148

Sâmiha A^-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

bunu hepsinden

evvel

örenmeye çahf, ^ra onu

ihtiva etmeden

mânâ

ka^anmt^

hiçbir kelime, hiçbir cümle yoktur.

Eer

^trabajer vermemi

bir ibareye rastlarsan,

korkma: 'Bunun

ak kitabnda yeri yok' diye haykr^^
Bu hikâyede ise çilenin insan Allah'a ulatran en tesirli kuvvet olduunu anlatrken, tasavvufun belâ ve sknt annda gönülde huzur duymaktr tarifini yaanr hale geçirirken gülümseme ve utanmann insan olmadaki rolünü göstererek insann muamelesinin dâima Allah'la olduunu bize hatrlatyor.
Ksaca Yusufçuk, onun inanlmaz
sembollerle

ak

ve tasavvufu

yaanr

hale geçirdii bir
der.

büyük aheserdir.

Annem

Yusufçuk

için

cemâl cennetidir

Dünyada cemâl
Sâmiha

cennetini bulduranlara ükürler olsun.

Ayverdi'nin,
zira

"Onu
için

bütün

tecessüsüme

göremiyorum;
kendisidir"

insan

görülmesi

en

ramen mükül olan,

sözünden ne anlyorsunuz?

Sizin,

"Ey nsan"

mz

balamnda bunu

nasl deerlendirmek gerekir?

Gerçekten insamn kendi kendini görmesi

mümkün
lâzm

deil.
ki

Ancak

karmza
görebilelim.

bir

'TAat^et-i

nsan"
ilk

çkmas

kendimizi

Yusufçuksun

hikâyesinde insan kendi hikâyesini

okur. Kendini hiç bilemediini en zor çözülmesi gerekenin kendi

olduunu

fakat kendi

hakknda çok yorum
üzerine

yaptm

çünkü insann
yani "Ey

en çok bilemedii

ey

konutuunu
Hakiki

görür. Sonra ancak bir

öretmen vastasyla
insan" hakiki
hakîkat-i

kendini kefeder. Burada
demektir.
insan

öretmen

insan

mürid-i kâmildir,

Muhammediye'yi tayan
manâsyla,
kendi

kiidir.

O

bakmdan 'Yasn"

hitab kendi nefsânî arzu ve isteklerinin üzerine

müridinin
hitaptr.

hakikatiyle,

çkm ve oradan Mirac'a çkm kiiye

Bu

seviyedeki insan daha

kendi

hakikatini

bu seviyeye gelmemi insana göstererek faydal olur. Onunla birlikte onun

69

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, stanbul: Kubbealü Neriyâu, 2007,

s.

3L
149

Cemâlnur Sargut

kitabn okur. Böylece ona onu
aynasnda ona
örenciler
ilk

anlatr.

çirkinliklerini gösterir.

Daha dorusu kendi manevî Böyle bir müride intisab eden
" derler.

sÖ2 olarak;
çirkin

''Ben si^e

gelmeden önce ne k-adar gii^l bir

insandm §imdi çok

olduumu görüyorum,

Halbuki insanlar
çirkinlikleri

o güne kadar hiç farknda olmadklar yanlbklar ve

hocalarnn aynasnda

seyrederler.

Bu bakmdan insann

kendini

okumas

için

mutlaka böyle bir aynaya ihtiyac vardr.

Mesihpaa tmatn neyi simgeler? Bu roman bize temel olarak neyi anlatr? Romanda geçen, "Düün ki Garp beikte iken, arkn sesini dinleye dinleye büyüdü. Eer o mehur Haçh seferleri
yaplmasayd,
emekleyen
bir

Garp

belki

bugün

de

arkn

eteini

tutmu,
ki

çocuk olmaktan kurtulamazd.

Demek

arkn

gerileyii sebeplerini
siyâsî ve iktisadî

zümre ve
ile

ahs

menfaatlerinin ihtiraslar gibi

bask
gâfîl

sosyolojik sebeplerde, bilhassa menfaatle

gözleri

dönmü aramahdr. Eer

kütlelerin

iine elveriU gelen taassupta

ii daha derin bir
bir

Müslüman tekâmül etmi
de dininiz
kurur,
dinsizliktir.

Yahudi ve

bakla mütâlâa edecek olursak tekâmül etmi bir
unutma
ki,

Hristiyandr. nsanlar dinsiz tatmin olamayacaklarna göre, sizin

Amma unu
bu

dinsiz cemiyetler
ile

yavanlar ve septik temayüllerin bountusu
eletiriyi

içten içe bir

azap, bir huzursuzluk hisseder"

nasl okumak gerekir?

Roman, temel
erdirici

olarak Tanzimat sonrasnda bir

ksm

gençlerimizi
ile

etkisine alan mater\^alist-pozitivist

düüncenin yansmalar

akn

ve oldurucu rolünü anlatr.

Prof.

Dr.

Mehmet

Demirci,

Sâmiha Ayverdi'nin bu konudaki

görülerini öyle ifâde etmektedir:
"Tan-:^mat
ve

slâhat

hareketleri

hakkndaki
eserinde

görümlerini

Türk

Târihinde

Osmanl Asrlar
556)

adl

"Uçurumun kenarna
A^yverdi, yenilenmenin,

gelmi
(TTOA,

bir devlet için böyle bir
s.

hamleye ihtiyaç açktr."

diyerek ifâde eden

Sâmiha

deinmenin dolaysyla Tan^mât'n lüzumuna inanmaktadr. A.ma

onun hu konuda çok ciddî
prensiplerle
ilgilidir.

hassasiyetleri vardr.

Onun

îtira^an temel

O, yaplacak

düî^enlemeler

srasnda,

Türk

50

Sâmiha Aj^erdi Ue SIRRA

YOLCULUK

milletinin

tarihi

ve

kültürel

kimliinin,

u-:^n

asrlarda

olumu
kardr.

gerçekten güf^el olan millî-mânevî deerlerinin ihmâl edilmesine

Yenilenme artt, ama arkl hüviyetinden synlarali yapmaya
kalkmalc yanlt, *
gerekti:
der.
\ ^e

ilâve eder.

'Geriliin

doru

tesbiti

Devleti kuruluuna sâdk kalarak slah etmek dinsizliin ortasndaki hakîkî lazmd. Softalkla Müslümanlk ruhunu diriltmek icap ederdi. Tehisi doru koymak lâzmd; ona göre çöküümüzün sebebi îman ruhunun zayûamasdr. Yükseli hamlemiz de bu kayb geri

almak
Sâmiha

ve

küüeye iade etmek eklinde olmahyd. '"
her

A}^erdi

zamanki
softalkla

gibi

günlerden
söylemitir.

görmü Roman

ve

bugünün problemlerini o dinsizliin bizi mahvedeceini

hakiki

müslüman

olamadmz
gibi dinî

için sahte inci

alp hakikisine sahip olamayan kiiler
taassubun

taassubun ya da ilmî

esiri olduumuzun üzerinde durur. Yazarn tevhid ehli oluunun en güzel delili müslümanlkla kemâle ulaan dinler süsilesini anlatdr. Bunu "Müslüman tekâmül etmi Yahudi ve Hristiyandr" demekle açklamtr. Kiinin kendinden önceki dinleri

kabul

etmemesi üniversiteden önce

lise

ve

orta

okulu

kabul

etmemek gibidir. Yahudilik ilme'l-yakîn, Hristiyanlk ayne'l-yakîn ise Müslüman olmak bütün bunlar ap Hakke'l-yakîn mertebesinden
halka hizmet demektir.
bir dindir

nsanlarn

dinsizim, yani ateistim demesi de
bir yoldur.

çünkü din inançtr yani tek olana giden

Bu

yollarn hepsi de bir vesiledir. Ateizm de burada bir vesiledir.

Çünkü Mevlânâ'ya göre ateizm Allah'n varln ispat eden en güçlü zddyla aikâr olur. nsanlarn önce Allah hakknda fikir yürütüp sonra onun olmadn düünmeleri
delillerden biridir. Zira bir teori
bile

Allah'n

varb

için kesin delildir.

Sâmiha anne taassuba

kar

çkmr.

Çünkü taassup Hz. Cîlî'nin dedii gibi cehennemin en son duradr. Yani insan hangi kuraln içine gömülmüse o, insanda cehennem yaratr. Bu bak açsndan mutasa\^flar eriat çok farkl
bir

anlamda yorumlarlar. eriat kurallarn
de

içine

skm

kaideler

deü

akn

mânâsnda

ilerlemek için yol gösterici kaideler olarak

Mehmet
A\'\'erdj

Demirci, "Kubbealü Akademi Mecmuas: Mesihpa^a Hâtra Says, Nisan 2005, Say 2, s. 35.

mami\ Sâmiha

151

Cemâlnur Sargut

anlatrlar.

Dola3nsyla

insann

tasavvuf

inanc

olmadan

dinin

mânâsn

idrak etmesi çok zordur.
bir mes'elede,

Sâmiha Ayverdi*nin, "haksz olduun
kendini

hakl olduuna
ahlâkî
ilkeye

inandrmaya

çahma."

sözü

hangi

dayanmaktadr?

Önce hak, hakikat demektir. Hakikat de, bir eyi yerli yerine koymak demektir. Yerli yerine koyamadmz bir meselede srf "ben" dediimiz için hakl olduumuzu iddia edersek yanlrz. Zira bu durumda kendi nefsimize varbk vererek yok
güzel bir soru bu.

Çok

olmaya

mahkûm

bir

eyi ebedi varlk

gibi

gösterme

hakszln
Bu
nedenle

yapyoruz. Ayrca Allah herkesin fikrinden
de Sâmiha anne, karndakinin
fikirlerine

tecellî eder.

hürmet

et

ve herkesten bir

ey örenmeye

çab,

ilkesi

üzerinde

durmumr. Ama bunun

derininde tasavvuf! bir

mânâ yatar. "Ben siî^in Bubbini-:^ deil miyim?" sorusunun cevab yatar. Çünkü Allah her hadisede bize öretmenlik
her

yapacan karmzda
tecellisi

konuamn
için

her hitab edenin Allah'n bir

olduunu

bize ezel âleminde

hatrlatmtr ama
iyi bilirim,

biz

bu

âlemde unutmuuz.
Allah'n Rabbî

Onun

ben bakasndan

demek

tecellîsini

reddetmektir.

"Ara! diyorum; fakat sen bu sözleri anlayc msn, yoksa okuyucu musun? Bahara mensup olan yamurun fîil ve eseri, taze ve ya olan aacadr; kuruyup odun haline gelmi olana deil. Ne vakit ki
bir

insann

sözleri

de birçok kimselerin vücutlar
istifâde

aac

üzre esse,

onu anlayacak ve
olanlardr."

edecekler de,

ya aaç

mesabesinde

"Batmayan Gün"ün ruhunu özetleyen bu
aaç'la,

ifâdelerdeki 'taze ve

ya

'odun'dan

neyi

anlamamz

gerekiyor?

Bu

irfânî

sözlüün /dilin içinden bakarak nasl
Taze ve
ve

yorumlayabiliriz?

ya aaç, köke merbut aaçtr. Yâni, müridine balanm kökünden beslenen, yararlanan aaçtr. Burada bir hikâye
bir

anlatmak istiyorum. Ken'an Rifâî hazretlerinin kapsna gelen
örencisi vesveselerinden dolay utanarak

kap

tokman

vurmaya

edep etmi. Kendileri yoldan geliyorlarm, kap önünde duran
152

Sâmiha

A>-\^erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

Örencisinin tereddütünü görünce gülmüler ve demiler
yavrum, hu

ki;

'^ak

kap tokma pasl ama buraya bal. Onun için vurunca ses getiriyor ama altn olsa ve bal olmasa kapy açtrama-:^ " Ite taze ve ya aaç kökü vastas ile her an mey\^e vermeye hazrdr. Ayn zamanda talebe olmay ifade eder. Odun ise artk kökle ilgisini kesmitir. Bu yüzden de faydal olmasnn tek yolu yanmaktr.

"Batmayan Gün"deki rfan
yetkinlik düzeylerini ve

Paa

ve Kerim Bey hangi manevî

aamalar sembolize
Kerim
Bey

etmektedir?
ise

rfan
hâlini

Paa

kitaptr,

Kur'ân'dr.

canl

haliyle

Peygamber'in mânâsdr. Aliye, rfan Bey'de

okuduu

bilgilerin

canl

Kerim Bey'de

seyreder.

Sâmiha A}^erdi, Kur'ân ve Peygamberin mânâs olan bu
sultanda

iki

bulduu

ak öyle özetiemitir:
için

Hakikatinjü^nü perdeleyen örtüyü kaldrmak, onu görmek
ancak
ve

ancak a§k lâzmdr.

Eer birliiyakînen görmek
mânânn feleine
kaytlanndan

istersen

a§k

ele

getir

ki kendi hakikat

ve

ve birlik göklerine

ç kasn,

bu

suretle vücut ve

^aman

silkinip kendini

bulasn!^

O,

her

düümü

çö-:(enin,

her

mükülü

halledenin,

her

meçhulü

aydnlatann, vücûdun hayâtn idâme eden hava gibi ruhun hayâtn da
temin edenin a§k olduu neticesine varyordu.
(...)

A^k... her bajin önünde eildii kble.

..^^

Eer insan hakikat göriicü göt(le
da gene kendi olduunu görür.
^^

bakarsa,

arad da kendi, avlad

Sâmiha A\^erdi, Batmayan Gün, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2001, s. 16. Sâmiha A^'verdi, Batmayan Gün, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 2001, s. 28.
73

Sâmiha Ayverdi, Batmayan Gün, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2001, s. 29.

153

Cemâlnur Sargut

Hilkatten maksut insan, insandan maksutta mânâdr.

Mânâ da ancak

ruh

tasfiyesiyle

hâsl

olabilir ki

bunu

ele getirecek

aktr.
size

Sâmiha Ayverdi'nin o önemli sorusunu bendeniz
istiyorum
:

sormak

"Geleceini
milletler

kurarken
için,

geçmiin

malzemesinden

faydalanmayan

düünülemeyeceini,
bir tarih ve

hiç deilse,

devam ve beka diye bir ey bundan sonra örensek... Yüklü
erefli bir cemiyet

mazi hazinemiz olduu halde neden biz kendimizi
haysiyetli ve

ortaya

çkarmyor, neden hâlâ
bulamyoruz?"

olarak, yerimizi

Zira biz geçmile ilgimizi kestik. Halbuki

geçmiten ders almay

becerebilseydik
çözebilecektik.

bugün

yaadmz
bizler

problemlerin

birçounu

Ayrca
gibi

mirasyedi

deerlerimizden de vazgeçtik, içimizde

olduumuzdan kendi gördüümüz kâmil insan
sorguladk.

annemiz

babamz
eksik

addettiimizden

Onlarn
ülkelerin

eserleriyle dirileceimiz yerde

hayadan

ile ilgili

dedikodular ürettik.

Bu

}aizden

kalan

ruhi

gdalarmz

yabanc

felsefecileri

ve düünürlerinde aramaya kalktk.

Aydnlandmz
Halbuki hazine

zannettiimizde münevver
bizdeydi.

olmadmz
ilgili

farkettik.

Avni

Özgürel'in,
:

O'nunla
"Sevenleri

u
ki,

belirlemesini

nasl
bilir.

deerlendirirsiniz

Sâmiha Ayverdi'yi

zaten

Tanmayanlar
derken

için

ksaca söyleyeyim
ise ve

'çada slâm anlay'

kastmz ne

'nasl bir

Müslümarük' dediimizde

gönlümüzden geçen neyse onun temsilcisiydi. Entelektüel temele oturmu, zarafet ve sevgiyle süslenmi, Allah sevgisi eksenli bir
inanç..."

Aslnda bu

tarif

kâmil insan

tarifidir.

Onlar, devrin ilmiyle eriat ve

mânây

birletirerek yeni söylemler gedrirler.

demekdr.

Ça da onlar
jeyler söylemek

demek bu oluturmulardr. Onlar kendi zamanlarnn
"Ne
varsa düne dair dünde

Çada

babalardr (ebu-l
bugün yeni

vakt).

kald canca^m,

lâî^m" <M.y&n Mevlânâ
ve

hocasmn Hz. ems'in

"eer yeni söylem getirmiyorsan

halinle göstermiyorsan âyet ve hadisleri

Sâmiha Aj^erdi, Batmayan Gün, stanbul: Kubbealü Neriyat, 2001,

s.51.

154

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

anlatrken Allah'n dedikodusunu yapyorsun" demesinden etkilenmitir.

Sâmila anne
basitten

müslümanhn
verirdi.

ial ve

edep olduunu bize öretirken

örnekler

Mesela

dolmuta

birisinin

parasn

bozduktan

sonra

va^emi^

herkese

teekkürüne kar "Bi^ Müslüman deil miy!^ yardm etmek deil mi?" diyerek o kiiye gerçek

slâm'n hizmet etmek olduunu örettiini hatrlyoruz. Demek ki O'nun entelektüellii ilim satmak deildi. O'nun entelektüellii
hakikaten
hakikatini
belli

bir

temel

üzerine

oturtulmu,

nefsinden

çok

ön plâna çkartan, bu sayede de insanlk âlemine faydal karsndakine huzur ve mutiuluk veren bir entellektüeldi. olan, Yolu Allah yoluydu. Allah akyla bunu yapard. Gerçek entelektüel öretme derdinde olmadan öreten kii demektir. Onun için Sâmiha anne anlatrken bakalarnn anlayamayaca sözlerle deil
son derece sâde ve basitin içerisinde anlatrd.

Türk düünce hayatnn deerli isimlerinden merhum Cemil Meriç, "Maaradakiler" adl eserini Sâmiha Ayverdi'ye gönderirken öyle imzalam: "Sâmiha Ayverdi Hanmefendi'ye, dâva bir, cephe ayr; küfre, hamâkate, ihanete khç sallarken nâm- bülendiniz dâima bir
vesîle-i

tevik oldu. Hürmetlerimle." Bu ifâdeler
tefekkür

size

Sâmiha

Hanm'n

dünyamzdaki
bir

yerine ilikin neler

düündürür?

Görüyorsunuz ya
hatrlyorum.

felsefeciye

dahi vesîle-i
bir

tevik olmu.
sultandr.

O
iyi

düünürlere edebiyatçlara ilham vermi

Çok

tarihçi Ylmaz Öztuna Sâmiha annemin Türk Asrlar adh eserinden ne kadar etkilendiini Târihinde Osmanl anlatmtr. Dolaysyla Sâmiha anne her devirde birçok kiiye örnek

Mehur

olmu,

birçok kiiye de örnek olacaktr.

Ben bir hâtram anlataym. Bir gün okulumuzun müdürü beni yanna çard. Odasnda bir beyefendi vard. Beni ona takdim
ederken,

"Cemalnur

Hanm

Sâmiha Ayverdi'nin
yoktu.

örencisidir. "

dedi.

Müdürün bunu bildiinden haberim tantrdktan sonra beyefendinin beni

Bizi

birbirimize

hayrete

düürmeyen

u

sözleriyle mest oldum; "Bana bir kitaplarm yollamlard. Bir hafta sonra

da kitap hakknda bir sürü soru yolladlar " Sâmiha Ayverdi bilgiyi
veren, bilginin sendeki tefekkürünü sorgulayan ve seni o bilgiyle

155

"

Cemâlnur Sargut

bütünletiren bir sultand.
felsefeciyi etkilemeyi

Gördüünüz

gibi

brakn o

edebiyatçy,

o ilme çok âinâ olmayan insan dahi basit

sorularla ilmin içine yönlendiren, böylece Allah'la irtibatn
bir sultand. Bir süredir çocuklara

salayan

kimyann

içinden hiçbir hikmet

anlatamadm
kendisini
söyledi.

hissettiimden
bir

rahatszdm.

Okulda huzursuzca

dolarken çok sevdiim
bana

arkadam

gelerek Sâmiha annenin

yolladn

ve

u

hikâyeyi

anlatmasm

istediini

"Beni hayatmda en çok

mü^k

öretmenim

etkiledi",

demi,

Sâmiha annem:
"Zira bir gün ona bir hikmetyaptmda tefekkür
etti.

Ben

ise

'birey
bir

deil' dije
genç

cevap verince hayretle gö-î^erini

açp

senin

kadar kültürlü

k^

bu kadar mânâsiî^ bir kelimeyi kullanaca yerde estaftrullah

deseydi,

'mafiret Allah'tandr, bende ise bir kuvvet yoktur'
ika-:^ edecekti.

demekle etrafn da
bir kelime
ile

Git Cemâlnur a
edeple, baî^en

söyle,

hikmet ba^en

ba^n

hâl ve tavrdaki
irtibat

güleryü^le aktarlr.

Zira hikmet insann A.llah 'la

kurmasn

salar.

Kenan Rifâî hazretlerinin, irfan dünyamz için bir hazine kymetinde olan Sohbetle/ inde Sâmiha Ayverdi nasl ve hangi

konumda
Ayverdi,

yer ahr? Sohbet, sahih bir iletiim biçimi olarak bizim
bir

geleneimizde nasl

ilev görmütür, bu sohbetleri Sâmiha

Hocasndan kimler yer almtr?

sonra nasl sürdürmü, bu sohbet halkasnda

Sohbet, müridin Allah' anlatan kelimelerinin içerisine kendisindeki
hakikat-i

Muhammedi'nin

enerjisini katarak,

bakalarmn gönlüne

Allah

akm
etmi,

naketmesidir. Sâmiha Ayverdi, vahyi hisseden, vahyi

idrak eden bir vahiy kâdbi görevi

görmütür. Söylendii an anlam,

idrak

yazm

ve müridinin ney gibi vücudundan akan

kitaplatrm. Bu ekilde de müridi vastasyla kendi açklam. Kendindeki hakikati göstermi bir sultandr. Sohbetler kim okursa onun bütün sorularnn cevabdr ama Sohbetler çok enteresan bir kitaptr. Onu ilk okuduumuzda her eyi anladmz zannederiz. Ama her okuduumuzda ayn bir mânâ
sözlerini

bakn

ifâde eder. Sanki

Ken'an

Rifâî hazrederinin

kendinden önceki bütün

mutasavvflarn

bn-i

Arabi'nin,

Hz.

Mevlânâ'nn,

Cilî'nin,

156

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ahmede'r-Rifâî'nin,
bilgilerini

Abdülkâdir

Geylânî

hazretlerinin

bütün

hazmedip onlar günün

lisannda anlatmasdr. Sohbetler
her okuyuta
getiren

Allah'n her an yeni bir anla
hiç bilmiyorum dedirten

diriliini idrak gibi

bunu

çünkü yeni

bir

bak

Kur'an'n

yorumu gibidir. Dolaysyla Sohbetler, Ken'an Rifâî'dir. Onun da en bü}öik ahidi Sâmiha Ayverdi'dir. ahitten hakikatini anlatdr.
Halka yaplan sohbetler

Sâmiha annenin isteiyle Mekûre Sargut tarafndan devam ettirilmitir. Sohbet halkasnn en tesirli dier iki ismi lhan Ayverdi ve Türkân Erkmen'dir. lhan abla bu halkann denge unsuru iken Türkân abla ise Ken'an Rifâî
ise,

hazrederinin,

"yükünden Tebâreke Sûresi okunan kifi" olarak tasvir

ettii sevgilidir. Sohbet

halkasmn

bü\öikleri,

talep

eden herkese

daarcklarndan

datmlar ve

susuz gönülleri doyurmulardr.
konuklar,

"Handr bu gönlüm, ya
konuklar,

misafirhane... Derd

derman

hayâl konuklar,

melal konuklar;

mümkün

konuklar,

ordan. muhal konuklar. Hele hasret, hiç Handr bu gönüm ykk dökük... Fakir konuklar, zengin konuklar, ordan,

çkmaz

çkmaz

âlim konuklar, câhil konuklar; gelen konuklar, geçen konuklar. Hele bir hanc vardr hiç çkmaz ordan, çkmaz ordan..." Burada
'han' nedir,

hanc

kimdir, konuklar kimlerdir?

Han, bizim gölümüzdür. Hanc, mürittir. Konuklar da o gönle giren ve çkan putlardr. Buradaki fakirden kast sadece maddî fakir
deildir.

Mânevi
anneyi

fakir

konuklar

da

urar

o

hana.

Zengin

konuklardan kast sadece maddî

zengin deildir. Evliya da gelir

Sâmiha

dinler.

Kendi

bak

açsndan

câhil

konuklar,

Allah'tan câhil olanlardr, âlim konuklar ise "ilm-i ledün" bilenlerdir.

Dert konuklar, dert yaratan

insanlar,

derman

olanlar, sevdiklerimiz

hayâl olduklar için sevdiimizi zannettiklerimiz,

mümkün
sonradan

konuklar

analarmz,

babalarmz,

muhal

konuklar

görüp

tamtmz,
Allah

sonradan ana baba yerine yükselttiimiz
gelir geçer.

kiilerdir.

Ama

bunlarn hepsi zamanla
tecellisi

nsamn

müridi, müridindeki
bakîdir.

ve hakîkat-i

Muhammediye orada

Bu

iiri ilk

okuduum

zaman, herkesin yapaca
geçti, diye

gibi,

acaba hangi
kadar çok

konuklar benden geldi

kendimi

düündüm. Ne

157

Cemâlnur Sargut

konuun gelmi geçmi olduunu fark ettim. Ve bu konuklann bazlarn bir devir merkeze sokmaya çaltm bazlarnn ise hayal gibi hayatmdan geçip gittiini hissettim. Ama hayatmda hep bir
"K" vard. O, hiç gitmeyecek. O, Batmayan Gün'an

"Kasyd.

Sâmiha annem o "K"y gördü. Gerçekten o "K" insan hayatndan
hiç gitmiyor.

Keke

bir harf

kadar basit

olsa...

Beni

"km" yapan

"K"dan bahsediyorum.

58

Sâmha

A\^^erdi üe

SIRRA

YOLCULUK

...

ve

skntm^ muhaja-:^ millî deerlerimi':^ ^an etmemi':(dir.
Bi-:^m bütün

etmemi gereken
Bi^ bahâ
içinde

târihî

biçilmedi bir

ha^^neye

sahipolduumu-:^

halde

onun

kapal kahp

açlktan ölen milyarderler gibiyi^..

Sâmiha Ayverdi,
Milli Kültür meseleleri ve

Maarif Dâvamz

159

Cemâlnur Sargut

eb-i Arus Törenleri, Sâmiha Annenin

Gayretleriyle

Balamtr...
eb-i Arus
söylenir,

törenlerinin

Sâmiha

Hanmn

çabalaryla
ile

balad

doru mu? O'nun Hz. Mevlânâ

özellikle Mesnevî-i

erîf ve Dîvân- Kebîr'le aras nasld?
Fevkalâde
idi.

gayrederiyle

Dorudur, eb-i Arus törenleri, Sâmiha annenin balamür. Bizim Türk Kadnlar Kültür Dernei'nin
ile

Hz. Mevlânâ
olan

bulumas

da dernein kurucusu ve isim annesi
derin sevgi ve

muhterem Sâmiha Ayverdi'nin Mevlânâ'ya olan
sayesindedir.
ise

hayranl

Bu hayranhn kayna

hocas

20.

asrn büyük mutasavvf ve

eitimcisi Ken'an Rifâi'dir."

Sâmiha Ayverdi'nin Mevlânâ ve Mesnevî'si
derinden
bir

ile

tanmasnda
konudaki
ki

ve

alâka

ile

incelemesinde,
tesiri

bu

bütün

çalmalarnda hocasnn büyük
balayan alâka
gittikçe

vardr. Öyle

genç yata

derinleerek devam etmi hatta bu büyük

mutasavvf
olmutur.
^^

edebiyatçmn

yaz

hayatna

da

balangç

vesilesi

Hocasnn
gütmelidir'''''

"O, pir gütmelidir, mûsiki gürelidir, Allah

gütmelidir,

O güt^eller

diye

söze

getirdii

Mevlânâ hakkndaki düünceleri
Rifâî'nin

Sâmiha Ayverdi tarafndan 1951 'de Ken'an
sonra, Nezihe Araz, Safîye Erol ve Sofi Huri

vefaündan

ile birlikte yazdklar Ken'an Rifâî ve 20. Asrn Müslümanlk adl kitapta vurgulanmtir. Sâmiha Ayverdi Ken'an Rifâî'yi anlatrken. Onu

Inda

tanmak

için

Mevlânâ'dan örnekler

verir ve

adetâ

bu

iki

büyük

Aysel Yüksel, "Sâmiha A\^erdi'de Mevlânâ," Manisa Uluslararas Türk ve Tasavvuf Kültürü ve Mevlânâ Sempozyumu teblii, 29.9.2007. ^'^ Aysel Yüksel, "Sâmiha Ayverdi'de Mevlânâ," Manisa Uluslararas Türk ve Tasavvuf Kültürü ve Mevlânâ Sempozyumu teblii, 29.9.2007. Sâmiha Ayvavi^, Abide ahsiyetler, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2006, s. 11.
''''

160

Sâmha

Ayverdi üe

SIRRA YOLCULUK

nsann

duygu,

düünce ve eitim metodlar

gibi birçok

noktada

aynîleecek kadar birletiklerini beyân eder/^

müridiine Mevlânâ'nn Mesnevi 'sini erh ederek balam, bu erhler ise ne yazk ki sadece bir cilt olarak Sâmiha A\^erdi, Nezihe Araz, Safiye Erol, Sofi Huri ve Nihad Sami
Ken'an
Rifâî,

Banarl'nn
cildi ihtiva

çabmas
etmesine

ile

yaynlanmûr. Bu Mesnevi erhi sadece

bir

ramen ilâhiyatçlar ve mutasavvflar tarafndan imdiye kadar yaynlanm en önemli dört erh arasnda saylr.
hemen
alr.

Ayverdi,

hemen

bütün

eserlerinde

Hz.

Mevlânâ'dan

bölümler

Meselâ 1939'da

yazd

Batmayan Gün adl eserinde

romamn kahramam rfan Paa'nn
bölümler aktarr.

defterinden

MCR

rumuzuyla

Dost kitabnn önsözünü yüce Mevlânâ'nn buyurduu

gibi

"Günep

de yere indirsenifi ancak anlayan anlar, inanacak olan inanr, vesselam"

diye noktalar.

Ba Bozumu 'nd2i
çkan 40

ise

"Sö\e Mevlâna

ile

haklamak istiyorum'^ der.

Bu

eseri içinde sâdece bir iki örnektir.

Cumhuriyet'ten sonra Hz. Mevlânâ'y

anma

törenlerinin

balamas

1953 ylna rasdar. 1953
davet
edilir.

ylmn

Arahk aynda A}^erdi Konya'ya
ve
kendisinin
bir

Yannda hocasnn

örencilerinden

bazlar, eski Mevleviler,
getirmitir.

semâzenler ve

de

mutrp
Ertesi

hey'eti

O

zamanki Maârif Vekili merhum Tevfik
bir

Ileri'nin

de

hazr bulunduu
Konya'da
anlr.
örencilerinin de

küçük denen

tören
bir

tertiplenir.

yl

yine

Kitaplk

binada

Sâmiha
ile

A\^erdi

ve

katld konumalar
Mehmet Önder Bey
balangç
sebebi

ve mûsikî

Hz. Mevlânâ

1955 ylnda
eder,

ise

Ayverdi'yi konferansa davet

bu

davetierin

Yenikap Mevlevîhânesinin son

^^ Aysel Yüksel, "Sâmiha Ayverdi'de Mevlânâ," Manisa Uluslararas Türk ve Tasavvuf Kültürü ve Mevlânâ Sempo2\amu teblii, 29.9.2007. ^^ Sâmiha A^-verdi, Dost, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2007, s. ^°

Sâmiha

Ay-verdi, Babo-:(umu, stanbul:

Kubbealt Neriyaü, 2005,

s.

161

9

Cemâlnur Sargut

eyhi Abdülbâkî Efendinin küçük olu Rüsûhî Bey 'in olu Bâki'nin semâ örenmek istemesi üzerine en uygun yerin Ekrem Hakk
Ayverdi'nin Istinye'deki yals

olduu

düüncesiyle, Mevlevîlerle

Aj^erdi

ailesi

arasnda kurulan yakn dosduktur.

Bu Mevlevi

grubu; Mithat Bahâri (Bahariye Mevlevîhanesinin son

eyhi), Gavsi Baykara (Semâzenba, Yenikap Mevlevîhanesinin

son eyhinin olu, neyzen ve bestekâr), Rüsûhî Baykara (semâzen,

eyhin küçük olu), Abdülbâkî Baykara (semâzen, Rüsûhi Bey 'in olu), Selman Tüzün (Bahariye Mevlevîhanesi postniini,
semâzen,

eyh

Hüseyin Fahreddin Efendinin torunu),

Ahmed

Bican Kasapolu (semâzen,
Bahir

semâ

dedesi).

ereftu (Ken'an
(kudümzen),
,

Rifâî'nin evlâtlarndan,

semâ

dedesi),

Saadeddin Heper (kudümzen Efendi
Halil

ba,

bestekâr),

Hopçuzâde âkir

Can (neyzen ba), Osman Dede,
Hulusi

(halîle-zen)

Niyazi

Sayn

(neyzen). Ulvi Erguner (neyzen), Cahid

Gözkan

(rebâbî,

tanburî),

Gökmenli'den
erifi ise

(naathan,

âyinhan, gazelhan) olumutur.

Ar-

büyük mevlûthan

Kâzm
1955'te

Büyükaksoy okurlard.
âyin-i

yarm olarak icra edilen konumasyla tören neticelenir.

erif ve

Ayverdi'nin

1955'ten itibaren Konya'da Ken'an Rifâî ve Sâmiha Ayverdi'nin

Orhan Büyükaksoy, Özcan Ergiydiren, Sîret Kaytaz, Erol Olgaç, Bayram Yüksel, Ömer Ylmaz, Erhan Altnta, Zeki Ermumcu ile Afyon Mevlevîhanesi postniini Enver Çelebi ve evlâtlar, Sivas Rifaî eyhi ve evlâtlar katlrlar ve Âyin-i
örencileri olan bu grup:

erif yaparlar.

Bu

tarihten

1963 senesine kadar Sâmiha Ayverdi ve örencileri

âyin-i erife bizzat katlrlar.

1963'ten

sonra

Mevleviler
gruplar,

âyinlerini

kendileri

yapmak

istediklerinden

dier

baka

ehirlerde âyinler yapmlardr.^^

81

'

Ozcan

Ergiydiren, Haycili Cihan Deer: Sâmiha Ayverdi
s. 1
1

ile

hatralar, istanbul:

Kubbealt Neriyâü, 2009,

5- 1

1

162

Sâmiha Av-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Konya Turizm Cemiyeti adna 1955'te Mehmet Önder ve daha sonra Fevzi Habc da âyinin yan sra Sâmiha A\^erdi'yi konferansa
davet ederler.^^

Bu

konferanslardan

ilk

dördü Kültür

Bakanl

tarafndan basks

yaplan Abide ahsiyetler kitabnda neredilmitir.^^

Bütün bu yazlarnda Mevlânâ'nn iman ve
önemi,
tesirleri,

kültür

hayaümzdaki

tasa\^aftaki yeri, terbiyecilii ve terbiye metodlan,

eserleri, asrlar bo\a Mevlânâ'ya du\alan ihtiyaç, dünyann ve bizim bu büyük düünüre olan vefa borcumuz gibi hususlar üzerinde durarak, bu konulardaki görülerini bildirir.^'*

Sâmiha A}^^erdi haricinde. Nezihe Araz, Safiye Erol ve Sofi Huri

hanmlar da konumalar yapmlardr ve ayrca
kurucularndan,
mutasa\^Tif,

TÜRKICAD'n
da
1987'de

yazar

Mekûre

Sargut

Konya'ya davet edilmi ve Selçuk Üniversitesinde Hz. Mevlânâ'da

Ak konulu bir konuma yapmtr.
Sâmiha Ayverdi'ye göre
13.

asr Anadolu'sunun kanh ve buhranl
gibi rehber

corafyas üstünde Mevlânâ Celâleddin Rûmi
giden insanlar olmasayd
belki

ve önde

de dünyaya parmak srtan bir

Osmanb medeniyed

ve hâkimiyeti olmazd.

Sâmiha A^-verdi yapt bütün ilerde ve kurduu bütün kurumlarda Mevlânâ ve devrin Mevlânâ's olan Ken'an Rifâi'yi örnek almtr.

Bu

iki

mutasa\^afn rehberliinde, terör ve

sknt

devri olan 60 ve

70'ler Türkiye'sinde faaliyete geçirdii

'TÜRKKAD" ^mk Kadnlar

Kültür Dernei, stanbul Fetih Cemiyeti ve en önemlisi
kültürüne hizmetieriyle

günümüz damga vuran Kubbealt Akademisi Kültür
nesiller yetitirmitir.

ve Sanat Vakf

ile

uurlu

Aysel Yüksel, "Sâmiha A\-\^erdi'de Mevlânâ," Manisa Uluslararas Türk ve Tasav^of Kültürü ve Mevlânâ Sempoz)-umu teblii, 29.9.2007.

Sâmiha Ayverdi, Abide

ahsiyetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 2006.

Aysel Yüksel, "Sâmiha A\-verdi'de Mevlânâ," Manisa Uluslararas Türk ve Tasavvuf Kültürü ve Mevlânâ Sempoz^-umu teblii, 29.9.2007.

163

Cemâlnur Sargut

Büyük edebiyat
Kümi

tarihçisi

Nihad Sami Banarl, "Günlük hayatn
mânâlandran iki büyük
veli

en basit

hadiselerini dahi deerlendirip

gördüm Mevlânâ

Celâleddin

ve

Ken 'an Rifdf" diyerek hakikî mutasavvf ve kâmil

insann hayatma her
örnekler vermitir,^^

anm günün

artiar içinde hizmetle geçirdiine

Sâmiha Ayverdi, Mevlânâ'nn kulland metodu nasl anlatr?

Efendim bu son derece mühimdir, Sâmiha anne bunu öyle
"Mevlânâ Celâleddin
görüp onun sakat,

anlatr:

Kûmi
bottuk,

insan ruhunun

ematik çatsn bütünüyle
ve

kusurlu taraflarna feraset

kudretle

parmak koymuj, mânevi bir operasyonla da

iyilepirme yoluna gitmitir.

O

bir

ruh
'*^

miman,

bir

san at

ve fikir

yapcs,

bir

medeniyet

in§aasdr.

"B// esnada

da kütle

terbiyesinde sevgiyi esas

almpr. Onun

terbiyecilii

tamamyla insan tabiatna uygun
doruya insanolunun benliine
enerjiyi

bir anlayijin mahsûlüdür.

Dorudan
ve

el

u^atm^ a^n, mütecavi^

yka

alarak bunlar ajk ve iman haddesinden geçirip ifan

ve faslet

haline gelmesini

salamtr.

iktisadî kriî^er, askerî ve siyâsî hezimetlerle temelleri sallanan cemiyeti

tpk
tertip

bo^uk

ve

cürümüj

bir

malime gibi

ele

alarak ondan yepyeni bir

meydana getirmek hünerini göstermitir.
ve

dayana kaybolmu toplumlara ilâhî heyecann, saf îmânn, Rabbânî akn kaplarn açarak onu ruh salna götürmek, deme '^^ kahramann baaraca bir cihad deildir.
Ümidi

Bu görü
aym

ve

hocasmn daima tekrarlad
büyük
bir
tarihçi

"devir hep

ayn

devirdir"

sözü

zamanda

olan

Sâmiha

Ayverdi'yi

85

Sâmiha Ayverdi,

Dost, istanbul:

Kubbealt Neriyaü, 2007,

s.

50-51.
s. s.

Sâmiha Ayverdi, Ahide Sâmiha Ayverdi, Abide

ahsiyetler, ahsiyetler,

stanbul: Kubbealt Neriyat, 2006,
stanbul: Kubbealt Neriyat, 2006,

29.

29-30.

164

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

yönlendirmi, zor devirde salam yapl insan haline gelebilmemiz
için örencilerini

eitecek yöntemleri bulmutur.

TÜRKKAD'n kurulu amac nedir?
Sâmiha anne, bunu,
ve

"devrin ihtiyac olan tasavvuf terbiyesini

artk vakflar
ve

demekler çats altnda akademik

dü^de

lâfla

deil hâl

hikmetle

hanmlarn önemini de mutasa\'vflarn özellikle Mevlânâ'nn ve Ken'an Rifâî'nin kadna bakndan yararlanarak \argulamtr. Hakikaten günümüz
anlatmaly^' diye belirtmi, bu konuda
Türkiye'si

bu

terbiye

metoduna

ihtiyaç

duymaktadr.
anlatr:

Sâmiha Ayverdi bu konudaki düüncelerini öyle
"Artk bu asrn insan kendini jalni':^
mahlûk olarak görmek, onun
etmek
dalâleti içindedir,
için
et,

kan

ve

kemikten ibaret bir

de sadece etine ve

kemiine hikmet

bu jü^den de hâmil olduu gerçeklen arayp
Netice itibariyle kendi kendine
sevgiyi

sorma:^ ve hatta seçeme^ olmupur.

yabanc

hatta

düman

kesilen

bu insan

unutmu, îmandan,

ihlâstan habersiî^ kalmij,

sonunda da üstüne çöken egoizme teslim

olarak onun emrinde dünyâya meydan okuyan bir dev haline gelmitir.

Hâlbuki insan tabiatnda köle
vardr. Kin,
nefret,

ve

emir kulu kalmaya
iftira gibi.

mahkûm
dü^ni

hisler

intikam, yalan ve

Cemiyetler ne vakit bu
alt-üst

kölelere hürriyet

tanyp bapbo§ brakacak

olursa hayat

olmaya mukadderdir.

insanolunun hamurunda müsbet
verilmitir.

ve

menfî duygulara beraberce yer

Yeter ki menfî kuvvetler,

müsbet

enerjinin

hüküm

ve

kontrolü altnda kalsn. Böylece de köleye efendi mevkii verilmesin.

Bu

idrâkeyaln^

bi^l

^^ Türkler deil, bütün dünya muhtaçtr der "

Hocamzn, Mevlânâ
bizleri

ve

Ken'an Rifâî'den örendii bu anlay
ulvî

devr

aldmz
hem

bu

müessesenin

banda

hizmet ederek
mecburiyetine

hem
iletti.

kendimize

de dünyaya bu

anlay tantmak

Sâmiha

A^-verdi,

Abide

ahsiyetler, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 2006,

s.

26.

165

Cemâlnur Sargut

Hocamz Ken'an Rifâî ve Sâmiha Ayverdi'nin eserlerinin günümüz gençliine hem ilmî, hem ruhî alanda yol göstereceine inandmz
için,

bütün gayemiz bu
için

eserlerin lisans üstü ve doktora tezleri olarak

ele

alnmas

tevik yarmalar düzenlenmesidir. Çeitli ülkelerin
kendileriyle
ilgili

üniversitelerinde

kürsüler

kurularak

dünyaya

yaadmz
arzumuzdur.

tasavvuf ve

slâm anlaym anlatmak en büyük

Mevlânâ'mn

dedii

gibi

Allah

baladmz

ileri

bitirmekte

yardmcmz

olsun ve bu faaliyederin

tamtmak deil, slâm' anlamak,

mânâs kendimizi dünyaya yaamak ve öretmek olsun.

66

"

Sâmiha A\^ erdi Ue SIRRA

YOLCULUK

"...Hakikat demlen tlsm, gökjüfiünde uçulan kullar gibidir.

Onlan avlayacak

silâh,

yollarna kurulacak ökse

olmad

için

çok defa bir görür bir

kajbederiî^...

Sâmiha Ayverdi, istanbul Geceleri

167

Cemâlnur Sargut

u Dünya Ah u Dünya...
île

ilâ-Yi

Kelimetullah

Ak

Tamann, Onun çin Ölmenin, Ölümsüz Hayatn Ta Kendisi Olduunu Bir Bilse, Ne Olur Bir
Dolup
Bilebilse...

lhan

Ayverdi, Sâmiha

hanm
der.

için,

"güzelden ses getiren güzel,

ulvîden haber veren ulvîdir. Sâmiha Ayverdi hayât boyunca ulvî

kaynaktan haber verendir"

O

ulvî

kaynak nedir? Dâima

ulvî

kaynaktan haber vermek nasd
Kendisi ulvî olunca ulvî

mümkün olur?
haberini verecek. Yani Sâmiha

kaynan

Ayverdi diye
vard.

biri

yoktu ortada, varsa da yoktu. Ortada bir dervi

Dervi

biliyorsunuz
kalemiydi.

eik demektir.

O

Efendisinin eiiydi.
Efendisini
anlatt.

Efendisinin

Efendisinin

sesiydi.

Ken'an
oldu.

Rifâî'yi anlatt.

Dolaysyla da Ken'an

Rifâî kesilince

de

ulvî

Ken'an

Rifâî'de de

Peygamber

tecellî

etmiti.

ulvînin ulvîsiydi.

O

ekmeldi. Sâmiha anne de

Onun için O, mükemmel oldu.
kaynandan
olmas,
iki

Dolaysyla

birbirlerini

tamamladlar. Bir insann mânâ

haber almas

için iç

hayâtnn

yani âhiretinin yahut misâl âleminin

dünya âleminin üstüne çkmas, ölmeden önce
kere

ölmü

doup ölmü olmas

(önce

anneden

domak

sonra nefsiyk ölüp

Allah 'in kendindeki hakikatiyle
ermek demektir) ve dolaysyla

domak yani ölmeden önce ölmek makamna günein batm olduu vücuttan tekrar domas gerek. Bunun açklamas udur: Vücut ölü olarak doar. Bir kabirdir ve AUah'n mânâs olan güne burada batar. Ancak ölmeden evvel ölme, yani nefsinden kurtulma seviyesine, koruk olan nefsini üzüm makamna çkarma seviyesine gelen insan için lezzetli ve vitaminli bir hal ald zaman Allah'n ondaki mânâs tap darya doru szar. te batm olan günein batt vücuttan domas bu demektir. Günein batdan doacak olmasnn mânevi anlam da budur. Sâmiha anne böyle bir sultandr.
lhan Ayverdi, Sâmiha Ayverdi'yi

u sözlerle anlatr:
erenlerden
biri

'Yakn

çevresinde

bulunma bahtiyarlna

olarak,

birkaç hususiyetini görüp göstermeye çalnmakla bu harikulade frengin

168

"

Sâmiha Aj^erdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

ahsiyetin

asla

anlatlamayacann idrâki

içindeyim.

Öyleyse

hu

ya^lanlar nedendir?
yoktur;
boyunca

undandr ki, övülmeye, büyütülmeye ihtiyac amma prensiplerinin yalanmasna her flaman mü§taktr. Ömrü

inand

gerçekleri

hiç

inhiraf etmeden
en

ya§am§
görmek

olan

hu
hiri,

mütefekkir-mürehhînin ^ahit

olduum

mühim

hususiyetlerinden

bütün yaknlarn da
onlardan hakikat

ayn

ihlas ve samimiyet ü^^ere
ettikleri

istemesi ve

nâmna kabul

ne varsa sö^de

brakmayp
'*^

hal edinmelerini, o hakikatlerle yalamalarn beklemesidir.

»

Sâmiha Ayverdi
Bizatihi kendi
dâir

*îlâ-y Kelîmetullah'tan

ne anlard?

anlatimndan aktarmak
:

isterim.

Mektuplarnda buna

u ifadelere rastlyoruz
'lây
Kelimetullah,

Allah 'in

dinini

ve

tevhid akidesini yüceltme

peklinde yorumlanabilir.

Allah 'in kelimesinin yüceltilmesinden maksat,

Hak

dinin yeryü^nde

hâkim olmas, Allah'n buyruklarnn fert

ve

toplum plânnda yajanmasdr.

Bu anlaydn
dâvasndan

öcünde herfeyden önce
süfli

insann kendi
kendini

dünyasn düdene koymas,
benlik

hrs

ve heveslerden

temizlemesi,

kurtulmas,

mânâsn
ile

^nginleçtirmesi, dünyâya geli§ sebebini idrâk etmesi, kendisi

banpk

olmas gü^el ahlâk sahibi örnek

bir insan olarak

yalamas, ruhen
ölçüler
içerisinde

salama

basacak

manevî kemâle

varmas,

bu

ahsiyetini vatan
târihe sahip

topra

sevdas, devlete hikmet a§k, millî kültüre ve
ile

çkma
'^°

çuur ve idrâki

bütünlemi olmas

düçüncesi ve

fikriyat vardr.

Ilâ-y Kelimetullah:
gösterilen gayret

slâm

dininin esaslarn ve yüceliini
cihad.

yaymak

için

bu yolda yaplan

"Müslüman-Türk'ün asrlar ayaa kaldran

cenkleri

ve

dünyay
ve

uyandran uraklar altnda yatan

itici

kuvvet,

dört

elle

sarld

uruna

can alp verdii ulvî gayesi

idi:

ilây

Kelimetullah.

"'4lhan A)n/erdi,

Takdim /'Kubbeald Akademi Mecmuas, Yinda Sâmiha Ayverdi" Hintli Says, 17, Ekim 1988, s. 3.
Ayverdi'nin

Ya^^t

Hayatnn

50.

^"smet Binark, Sâmiha
s.

Mektuptan,

stanbul:

Kubbealü Neriyâü,

595.

169

"

"

"

Cemâlnur Sargut

***
"Ilâ-j
Kelîmetullah,
önce

Müslüman Arap ordulanmn

sonra

da

Müslüman Türk ordularnn devraldklaryücelerden yüce
***

emânet.

'slam 'in gayesi

ise,

ha^r ve

ideal bir

nizâmnâme olarak

eli

altndadr:

ilây

Kelîmetullah ve bütün gayenin

tahakkukunu gerçekletirecek ruhî
an, o jevk
ile

kemâl islâm yeniden bu noktaya geldii
ve

ancak kendine

dünyaya faydal olacak bir seviyenin ^rvesinden beeriyete hitab

edebilir.

***

"u
onun

dünya ah ju dünya, ilây Kelîmetullah a§k
için ölmenin,
bilebilse...

ile

dolup takmann,
bir
bilse,

ölümsüî^ bayatn ta kendisi

olduunu

ne

olur bir

***
"Bir milleti ekmeksi^lik deil, gâyesi^^lik öldürür islâm 'in gayesi
Kelîmetullah

ilây

olduu müddetçe, kurduu
'^^

tevhid

a

ile

ktalar

birbirine

balamakta ^orluk çekmemitir.

Ben hakikaten onu, Pauolo Coelho'nun

badatryorum.

Paulo Coelho,

In Savaçs'

In Savaçs
bir

kitab

ile

nd2i ulvi olarak

ne
hiç

anlatmsa hepsi Sâmiha annede vard. O durmayan devamh mücâdele veren insand.

savaç

gibi

Necip Fazl'n, "Sâmiha Ayverdi'nin baz satrlar
gelmez,

ile

temasa

gelir

onda cins

istidatlara

ait

soylu

çilenin

bütün

izlerini

gördüm. Açkgöz ve günübirlik öhret avclarnn dâima kolaya,
hafife

kaçan,

göz alc ve alâka çekici âdî hokkabazlklarna
derin bir metafizik ihtiras, mâverâ

karlk, onda,
ve hâdiselerin hakikî

hummas, eya
mihrab

düümünü
hamlesi,

ruhta ve müessirlerin müessirinde arayan

insan

kaleminin

dokumalarndaki

Ncvnihal Bayar, "Kubbcalt Akademi Mecmuas.' Den'at^cm Jki Damla" Merhaba
Iik/\

lkbahar 2005, Say 31, Sâmiha Ayverdi Özel Says,

s.

33.

170

Sâmiha Av\'erdi üe SIRRA

YOLCULUK

ekillendiriyordu...

Sâmiha Ayverdi, maddî
bir

eyamn

bittii,

deri

üstü hâdiselerin tükendii ve zahir ufuklannn sona erdii noktaya
bitiik

âlemin

serdengeçti

meczubudur"

belirlemesindeki

'hakiki insan' nedir?

Bu

belirlemeden ne anhyorsunuz?
ait

Buradaki hakiki insan kendi nefsiyle deil kendindeki Allah'a
isim ve sfatlaryla aikâr olan insandr.

insand.

Sâmiha anne böyle bir Bence bu söylemde Sâmiha anneyi en güzel anlatan,
hafife

açkgöz ve günübirlik öhret avclarnn
alâka çekici âdi
ihtiras

ahnan gözabc ve
bir metafizik

hokkabazhklarna karhk, onda, derin

oluudur. Gerçekten mânevi mertebe ihtiras yoktu. Ashnda, metafizie olan ihtiras derken insanlarn cephesinde kalmayp

d

bâtnlarna nüfuz ederek oradan kendilerine

ait

âyet ve hadiseleri

okumak, mânevi hayatn
gibi bir

derinlikleri içerisinden insana

seslenmek

yetenei olduunu anlamak lâzm.
bittii,

"Maddî eyann

deri üstü hâdiselerin

tükendii

ve ^âhir

ufuklannn

sona erdii noktaya bitiik âlemin serdengeçti bir meczubudur, " cümlesini
belki

bu

bitiik âlemin
için

mensubudur

diye

anlamak lâzm.
berzah

O, bitiik
için

âlemi

yaad

oradan

konutuu

için yani

olduu

tenzih ve tebih arasnda herkes kendi hakikatini kendini de

onda

görür, kendinde

olmayan da onda

görür.

Dolaysyla o manevî

âlemden haber verendir.

'Hakk

tevhid

eylemektir

ilmin

gayesi'

buyurur

Kenan

Rifâî

hazretleri.

Sâmiha

hanma

göre ilim nedir, ilmin

amac
Allah'n

nedir?

Harakânî

hazretlerinden

öreniyoruz

ki,

ilim,

Âlim

sfatndan kuluna bahettii eydir. Bu anlamda Sâmiha
ilim

hanmn

anlayn yorumlar msnz?
tecellî

lim, aslnda herkeste

eden Allah'n isim ve ifadandr.

Yaradann herkeste kendi ilmiyle tecellî ettiini biliyoruz. Sâmiha anne bize bunu öretti. Onun için herkeste tecellî eden ilim Allah'a
ait

ilim

olduu

için

O

herkesin ilmine hürmet eden bir sultand.

Ama

Sâmiha anne

ilmi Allah'la
iki

irtibatmz salayan
ele

bir

vasta olarak

kabul ederdi. Yani

vönüvle de

alrd.

17

Cemâlnur Sargut

Yolcu Nereye Gidiyorsun adl eserinde tevhide götürmeyen bilginin
ilim

olmadn anlatr:
Tutalm ki
bir ressam frças

kadar hu gök kubbenin altnda yajoyan

insanlarn his dünyalarn görüp gösterici bir ja^a
ne çkar"?

olmuum; bundan
denir.

Bana

nihayet harikulade bir

sanatkâr

Ve

nihayet

kabiliyetim ve hünerim §u topraktan derlenmi olan cismimin övünecei
bir sermâyedir.

Tutalm ki

bir

mîmar olmuum yeryüzüne, asrdan

ara

devr olan

san 'at âbideleri hediye etmiim; fakat

varlmn

hududunu aacak

köprüyü kurmak

için

bu hüner banayeter mif^

limle dolmak, insan boluktan kurtarama^' bakyorum da çok defa

hocas da bo, hacs da bo! Birlii öretmeyen
kurtaramyor, hocam!

bilgiler

insan boluktan

-A.nlayamyorum a^^m, si^n düüncelerinize kalrsa,
köpekten de

A.llah, kediden
(...)

^hûr ediyor diyeceksiniz^
teni,

böyle

ey mi olur?

Bu, gö^ü
süfli

ka, pembe

kumral saç

ile

karna

gelen insandaki

ksmlan inkâr etmek gibidir.
bu misâlle beni düüncelerine kaydrmak

-Fakat aî^zj^ &^^^ olmad. Halik 'in vücûdu, insan vücûduna nasl
benler
ki,

istiyorsun?

Akl,

bu dediinin tamamen aksini söylemekte.

Hakkn
yoktur.

var hocam, sen akla

bal kaldkça
böylece

beni anlayamazsn.

A.kl

halka gibi yalnz ^^p^^^f^

bendidir,

esiridir;

ona

içeri

girmeye izjn

Halkay kapya
ona

vur,

darda

beklediini içeridekilere

haber
Bence

ver; fakat

yapp kalma içeri girmeye bak.
tutulup kalmak,
tehlikeli bir eydir;

akl halkasna
bir

darda
pek

kaldkça herhangi
çoktur.
(...)

dümann

pençesine

yakalanmak

ihtimâli

92

Sâmiha Ayverdi, Yolcu Nereye

Gidiyorsun, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 1997,

S.43.

172

Sâmiha Aj'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

-Fakat dostum,

darda mantk,

maânî,

felsefe,

belagat,

hâsl dall
(...)

budakl

bir ilim ebekesi var; içende ise ne

olduu malûm deil

Doru

hocam, tane ve tohum, topraktan

ba çkarmaynca günein
A.na karnndaki

ve

rü^ânn
rahimden
ve

dostu olamaî^ Sen ki beeriyet ^(emininde gömülüsün, baharn,
cenin de o
bir gda

gü-:^ün letafet ve nimetlerini ne bilirsin?

â^t

olmadan

evvel,

gdaland kandan
bir
o

daha le^\

bulunduu yerden daha geni

meydan tasavvur edemedi.
unutturacak ne gdalar ve ne

Vaktaki dünyaya çkt, burada
geniliklerle

kan

karlat. Asl

hayâta

nazaran
hissen

dünyâ da

bir

ana

rahmidir;

eer gün olup insan buradan

kurtulacak olursa,

gdalanaca

vicdani î^evklerin ve geniliklerin de

hayran kalacaktr.
ise

Dünyâ ruhlarn

bir

deneme ocadr. Hayat
sonra

bu kemâl

ve irfan

yuvasndan çktktan

balayacaktr.

Buradan

temi^

kalp

diplomasn alana ne mutlu hocamP

Sâmiha
ve
dil

hanmn

özellikle

mensur

iirleri,

ksa

anlatlan, Yusufçuk

Hanc
ve

gibi eserleri,

Hz. Mevlânâ'nn,

eyh

Gâlib'in eserlerindeki

muhtevann, sembol dünyasnn modern zamanlardaki

devamdr denilebilir mi? Neden?
Sâmiha A}'verdi'nin muhteva ve sembollerinin en
Rifâî'ye
fazla

Kenan
gibi

benzedii düünülebüir. Ayrca birçok mutasavvfla ortak
dedii

nokta bulunabilir, bu da belki William Chittick'in
özlerinin

ayn oluundan ve aym kaynaktan besleniinden dolaydr. Sâmiha annenin kendine özgü sembol dünyas insanlar üzerinde son derece etkilidir. Tasavvufla ilgili her sorumuzun cevabn onun
kitaplarnda bulabiliriz. Eserlerine

bakldnda
dierinden

dinin içerisine târihi,

tarihin içerisine ümi, ilmin içerisine

ak yerletirmitir ve

her eyi o

kadar

özdeletirmitir

ki

birini

ayrmak mümkün

deildir. Sanki tevhid

kaynandan yaylan
öyle

zerrecikler gibidir.

Ve

sonuçta tevhide götürür. Tevhidden

getirip

tevhide götüren bir
Ayverdi'yi-

anlatm

içindedir.

Ben

görüyorum Sâmiha

Sâmiha Ayverdi Yolcu Nereye
68-70.

Gidiyorsun, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 1997,

s.

173

Cemâlnur Sargut

Kendi

ifadesiyle, tasavvuf, "bencil

dünyalar içinde kabuk

balam
bir

kütleleri

uyuukluktan kurtararak, onlara yapc ve atlgan
ahengini

karakter vermitir. Böylece asrlarca toplumun derûnî
içtimaî
itmitir.

saln ve
aksiyonlara

temin

ederek

kütleleri

feragatli

Toplumlan tevhid srlaryla alayarak güçlendirmi ve güvenilir hâle sokmutur." Bu tanma ilikin neler söylersiniz?

yaam bir Sultand, onun tasavvuf anlay Çünkü beka makâmndayd. Dolaysyla halka Hakk için hizmet etmeyi düstûr edinmiti. Peygamber ahlâkm yaayanlarda görüldüü gibi 80 küsur yanda vefat edene kadar hiç durmadan çalt, böylece hem kendi ahsiyeti ve karakteri açsndan hem toplumun yetiii ve yaplandrlmas açsndan hem de dünyânn tekâmülünde birçok kiiye tesir etmi, kendisi çabt gibi bakalarm da çalmaya yönlendirmi, tasavvufu çalma akna ve ahlâk akna döndürmü bir sultand. Meselâ Anne Marie Schimmel ve Eva De Vitray Meyerovitch gibi dünyâya islâm' anlatm birçok hammefendi onun terbiyesinden geçmi en azndan dokunmu geçmitir. Eva De Meyerovitch, Ezher Üniversitesinden ders
Sâmiha anne böyle
hareketti, hizmetti.

vermesi

için

teklif

aldnda Sâmiha
ol///u§

anneye

"Efendi/?/,

beni///

gibi

sonradan Miislii///an
ver///e

birinin ls/â///'n en öne///li üniversitesinde ders

hakk

var ///dr?" diye.
hadisini

sorduunda Sâmiha anne
hatrlar

"Giinej bir gün

batdan

doacaktr

r/sm^"
ve

(Tirmizî,

Fiten,

22).

sözleriyle

onu

yüreklendirilmi

yönlendirmitir.

Türkiye'de

birçok

ilim

adam,- ite görüyoruz Mülakatlar adl kitabndan-

yazarlar,

düünürler, devlet adamlar onun ilminden yararlanarak

hareket etmilerdir.

Eer

düünebiliyorsa

salkldr

insan, yani sadece

sabkl yaayarak
salkldr.

salld

olunmaz.

Düünüp

huzurlu

ve

mutluysa

Hocamzn

tekdüze bir tevhid

anlay

yoktu. Renklilik, farklbk,

farkllklar idrâk ve böylece renklilii seyretmek, Allah'n san'atn
farkllklarda seyretmek ve bunlar çirkin görmeyip bilâkis san'atn
bir özellii olarak idrâk

etmek onun tasavvuf anlaynn

hakikatiydi.

Kendi

anlayn

topluma tevhid srryla

alad

için

de onun
idrâk

çevresindeki

herkes

bu

zevki

kabiliyetleri

ölçüsünde

74

Sâmiha A^'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

etmilerdir.

kar

mes'ûl olabilmelidir.

Her insan sadece kendi kendisine kar deil kideye Ve kendisi öyle demitir:
ve

"Vatan

iman uurunu
memleket

millî bir platform üstünde aktif bir enerji
hi-:^eti

haline getirecek
ettikten sonra

tek

çkar

yoldur.
erifte

Derdi tehis

devay bulmak kolaylar, hadis-i
için

buyumlduu
için
ile

üî^re

'hiç

ölmeyecekmi gibi dünya

hemen ölecekmi gibi ukbd

çalmak

'.

Dervilik tembellikle deil, miskinlikle deil,
'^^

jü^ ak

insanlara ve Allah'a hiî^met etmektir

rfânî

ve

tasavvufî

gelenein
geleneksel

büyük

oranda

buharlat,

dergâhlann

kapand,

âdabn

ve irfânî zeminin yok

olduu
ü

bir

ortamda, Sâmiha

hanm, yetkinleme

yolcularna, hangi
bir seyr

yol ve yöntemlerle, ne türden çabalarla bir

manevî yolculuk,

sunmutur? O'nun telifleri, sohbederi, konferanslar, vakf çalmalar, geleneksel biçimi yok olan yetkinleme yol ve yordamnn modern zamanlardaki biçimidir, denilebilir mi? Bu balamda tasavvufun modern ortamda inâsnn
sülük

imkân

nasl

mümkün olacana ilikin neler söylenebilir?
brakmad. Sadece kendisi sohbet yapmad, insanlarn devamm salad. Bunun için kendisi de orada
Konferanslar
verdi,

Bir kere sohbederi asla

sohbetlere

bulundu.

tasa\-vaf

ev

sohbederiyle,

sempozyumlarla, konferanslarla yaatld. Kendisi
ve
vakflarla

kurduu dernek
Tasavvuf

tasavvufu

öretti,

yaad

ve

yaatt.

akademilerde

öretilmelidir,

sözünün mânâs budur.
akademiydi.

Kubbealü
orada

Ken'an

Rifâî'nin

hayâl

ettii

Sâmiha

anne

öretilen ilmi haliyle de göstererek bu akademide okuyan
örencilerini

ansb

mürid

edasyla tekâmül ettirmitir.
ilgili

Sâmiha Ayverdi, Altay Dergâhyla

olarak

unlar

söyler:

"Eer o t^amanki cemiyet bir •:^âviye deil de akademi yoluyla fikrini yayma imkânna sahip olsayd, belki de Kenan Rifâi bir akademiyi
tercih ederdi.

Kenan Rifâî dergâh dergâh eyhi unvan kapanmak

için

smet Binark, efâtn/n 10. Ylndci Sdmiha Ayverdi,T\xTk Kadnlar Kültür Dernei Genel Merkezi Yaynlar, Ankara, Mart 2003, s.2L
I

175

"

Cemâlnur Sargut

deil gayesini

^mann

jartlanna göre tahakkuk ^minine getirebilme
için

vastas olarak telakki ettii

açmpr.

Kendisi bu kurumlan öyle anlatr:
Tasavvuf kurumlan,
î^âviye ve

tekke mensuplan tüketici deil
verirlerdi.

üretici

î^mre

idi.

bunlar müahhas bir makama hesaplar
haris deillerdi.

Macerac,
Kolay
ve

menfaatçi,

Aksijoncu

arnm

kimselerdi.

rahat

ortamlar

deil

snr
halkn

boylarnda

stratejik

yerlerde

tekke
ve

kurarlard,
kültürle

bulunduklar
olur,

bölgede

manevî eitim kadar san'at
kabiliyetim
iirleri,

megul

estetik

ilâhileri,

türküleri destan lany la beslerlerdi. Sosyal hayatn

mayasn

tutarlard.

Didaktik

üslupla

tasavvuf

teorileri

anlatmaz.

Pratikle

urar,

sonuçlar üzerinde durur,
örnekler verir, Kur'an

bkp

usanmadan

yaanm
olmayp

olaylardan
hâl ii olan
ister.

ahlâkm

anlatr, kal ii

tasavvuf üzerinde durur. Tevhidci

bak

açm

gelitirmek
cemâl-i

Akn

kemâle
eder.

erdirici

vasflarndan

harekede

ilâhîyi

müahede

Tekke ve dergâhlar srlandktan sonra fikir ve inançlar yok olmad, kendisi yazdklaryla, yaantsyla tasavvuf inam ve düüncesini
insamna
Seyri

baaryla anlatm zengin kültür ve inanç malzemesinin günümüz aksettirilip tantlmasna köprü vazifesi görmütür.

suluu

tekke

çats

altnda

deil,

eserler,

konferanslar,

sohbetier, örnek davramlarla

devam

ettirmi, klâsik anlamda bir

eyh olmayp

maneviyât, ahlâk ve kemâl yolunda bir mürit

olmay

tercih etmitir.

Sâmiha anne
göre
tekkede

"heryer Allahn

hu^rudur, Allah 'a âpk olmayan

hiçbir jey

yoktur, herkesyok! Allah vardr" diyor,

o halde huzur her yer olduuna
yeri

ibâdet

etmek önemli deil, her

tekke

gibi

görebilmek önemlidir, Sâmiha annenin slogam budur.

"Tasavvufu

dergâhlarda

hayknp barmak zannedenler azîm

hatâya dümülerdir. Zikir, semâ, saz ve sözün

avlad

insandan

Yazarn notlarndan.

76

Sâmiha A^^erd üe SIRRA

YOLCULUK

beklenen, kendini bilip nefsini temizlemek ve

Muhammedi

ahlâkla

zrhlanmak idi" sözünden ne anlamamz
Sâmiha anne tasav\afu yaanan
tasavvufun
kendini
bir bir

gerekir?

yol olarak idrâk ederdi ve

ey

zannetmek olmayp insan hiçlie
bizlere öretirdi.

götürmesi gereken bir yol
zikir,

olduunu

Mutlaka

ki

semâ, saz ve söz yani sohbet bütün bunlar

inam

kendi

hakikadyle yüzletirerek avlamak için birer yöntemdir,

ama bütün
izi

bunlarn neticesindeki avlam
eski haline dönerse
etkisi

bir saniye sürer ve sonra lasdk gibi

o zaman onun üzerinde tasavvufun bir

ve

var denemez. Tasavvuf tövbeyle balayan ve tevhidle biten
çüeli bir

insamn kendini Allah'a ulatrmak üzere girdii

yoldur

ki

bu yolu }Kirümeyen insan kendine mutasavvf diyemez. Bu çileli yolda da benlikten arnmak bakalarndan daha üstün olmak deil

olmay becerebilmek kendi hiçHini idrâk edip kendi içindeki Allah'n ahsiyetini ortaya çkarmak ve dünyaya iki gelip bir olarak ona geri dönmek mânâsn tayan bir yoldur. Bu yolda
daha
saylan

aa

bütün

yöntemler

sadece

insan

harekete

geçiren

yöntemlerdir.
hakiki

Bu

yol cihat olarak

düünülür, çünkü Peygamber de
bizi

cihadn bu olduu konusunda
sazlar, sözler gibi çeitli

uyarmtr. Bu

cihatta
var.

da

kudümler,

yardmclara ihtiyacmz

te

bu yardmclarn en
ilimler

banda ak

gelir.

Bu

ak

körükleyen de

sazlar,

sözler, sohbetler ve ilimlerdir.

Ama

esas olan

insamn bütün bu

sonucunda ilmin en yüksek noktas

cehalettir

dendii

gibi

kendi cehaletini idrâk etmesidir.

"Hakîkî

mürid

kimdir?" sorusuna, "tasavvuf felsefesiyle

uraan

kimse deil, tasavvuf uurunu bizzat amel/fiil hâline getiren
kimsedir" diyen Ayverdi neyi kastetmektedir?
Bir

gün

Rifâî hazretleri etrafndakilere, "siî^den §unu istiyorum ki beni

seb etmeyesini^ (kötülemeyim^'" dedi,

aman efendim

biz

sizi

nasl seb'

ederiz diye taaccüb edince

"benim

yapmadm yapmak,
yaayan

söylemediimi

söylemek, istemediimi istemekle, "

cevabm vermi.
felsefesini

Bu demektir
Rifâî

ki

mürit, tasavvuf

hazretierinin söyledii gibi

"eer ben yalan

Kenan söylüyorsam s\ de
kiidir.

177

Cemâlnur Sargut

söyleyebilirsiniz

eer dedikodu yapyorsam

si^

de yapabilirsiniz^.

Haram

imliyorsam si^ de imleyebilirsiniz

ama bunlarn
ettiini':^

hiçbirini yapmyorsam ve si^

yapyorsam^

sevdiini:^

iddia

hocan^

kamç

vuruyorsunuz^

demektir" diyecek kadar cesur olan kii hakiki mürittir.

78

Sâmiha Ay-verdi üe SIREA

YOLCULUK

'\..Ma^,
dosttur.

ahi danlacak

ve en
de,

doru sö^ü
kuvvet,

ve tecrübeli bir

u

halde

bu

gün

§evk

ve

hayat

kajnam^n
bi^m
için bir

kendi ö^ deerlerimi!^ olduunu unutmamak,

ölüm

kalm maceras

olsa gerek...

"

Sâmiha A}^erdi, Hâtralarla

Babaa

79

.

Cemâlnur Sargut

Sâmiha A3rvrerdi'de Derin Bir Târih uuru ve Sevgisi
Vardr.

.

Ak emseddin'in, Fatih'e yapt, "Senin olmandan mâlik olman hayrldr" öüdünü nasl yorumlar?
SâmihaAyverdi,

sâlik

Edebî ve Manevî Dünyas çinde Fatih eserinden örendiimize
göre;

"Ak emseddin büyük
Mehmed'di. Zira
gösterici,

insand; fakat asl büyük olan Fatih Sultan
öteki ise

biri sadece gösterici idi,
izleyici
idi.

hem

görücü,

hem

hem

de

Yani

biri sadece

hâmil olduu

fikri,

prensipleri ekiyor; dieri

hem fikre

sahip bulunuyor,

hem
ki,

de onu fiil
ve

halinde gelitirip cihana ar^ediyordu. I^te bu

uurladr

onda ferdî

ma'^erî vicdan kaynatarak

otu^jl ajan

saltanat müddetime,

siyâsî,

askerî, idarî, içtimaî ve fikrî

icrââtndaki birlik ve ahengi meydana

getirmipir.

A.k emseddin
onun

için

Fatih bir jahs deil, bir semboldü. Zira mürfid,

ahsnda

kütlenin sembolik ifadesini bularak, âlem

halkna bu

kanaldan

çkjyapp,

onun vastasyla

alij verifini

kurmujtu.

Fatih'in ha^rlanmij ve ifienmij maneviyât, efendiliin bir
devresi

çraklk
ta-:(e

olduunu takdir ettii

için,

bu küçülme, nallanma halini

ve

canl tutabilmi, kütleye kar§ yüklenmi olduu mesuliyetlerin

arl
m^â
â;^ad

altnda

e-:^lip

bunald

flamanlar,

baj olduunu unutmak

suretiyle,

çraklk

safvetine iltica etmi§,

böylece de bendeliin teslimiyet ve

kapsna

snp

dinlenmitir.

Zira

o,

bende

olmadkça

olunamayacan

bilen

büyük insand.
talihli idi ki, bir cihangir

Binâenaleyh Fatih, ju cihetten de

olmasna

ve

devrinin fikir ve siyaset âleminde yüksek mevkiini
bir

kabul ettirmi

esizi

kymet bulunmasna ramen,

elini

öpecei bir üstad,

karsnda
bir efendisi
icrâât,

na^anp
fütuhat

sesiniyükseltse de, hif^ayagel! diye

kar koyabilen
idiler.

vard, iskender ve Napolyon da birer cihangir
ve

Fakat
bir

uuralt

istidatlanna

ramen,
için de,

terkipsi^

malime
hesap

olmaktan kurtulamadlar. Onun

kendi kendine

kar

180

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

vermee mecbur tutulmu

ve

manevî

terbiyesinde nefis kontrolü jart

edilmi Fatih'le bu noktada aralan dâima mesafeli kalmtr.

ehri alr almaî^jeryü^ü

ilerinin

meakkat

ve mihnetlerinden yorgun

dümü

padiah, artk gönül âlemine geçmek, bir eyyam da kendi

kendisiyle

kalmak

için

szldanmaa balamt.
ve

Zira Fatih, galip

cephesiyle spirituel

adamd

^aman

-zurnan derin bir eksta^ içinde iki

dünyadan da geçmei çok ödüyordu.
döndürüp
kendi
kendinden

te

vecd ve ruh -zevkine
ve

yü^

saklanmak

sath

üstü

davalarn

andrn yeknesaklndan
bir an,

mânâ

saltanatna

kaçma

iddetle

ödedii

doruca

Ak

emseddin'e gidip

"mülakat

eyledikte.

eyh

Hasretleri

yan yatur bulunup

asla va^yetini deitirmedi.

Padiah

eyh
gün

Halvetlerinin elini
beni halvete

öpüp: "Sana bu hacet içün geldim ki birkaç
deyicek,

koyup irâd eyleyesun"
sem'-i

eyh

Hamiyetleri
ile

Padiah'n
dinlemedi.

bu

kelâmn

kabule

almayub

n^â kula

Padiah- sâmî-makam, srar edüb üç dört kere "Elbette
ve istediim yerine gelecektir"
Ha-z^etleri yine reddeyleyüp

umup beklediim hâsl olacak
dedikte,

eyh

bu hususa müsaade

eylemedi.

Nihayet Padiah Hazretleri gat^âba gelüb, husüs- mezkur

içün:

"Bir

kabul edüb halvete idhal edersin, ben söylemiken sözümü kabul etmezsin" dedikte sana nice kere eyh Hakaretleri cevab verüb: "Meâyih-i izamn halvetinde bir lezzet vardr ki ana dâhil olsan emr-i saltanat gözünde olmayub, dünya gözünden silinib saltanat geçüb gitmek

Türk

bir kere söylese

mukarrerdir.

Bu

sebepten ahvâl bozulup, her birimiz bu hâle

sebeb olmakla Allah'n gazabna urayarak günahkâr olmak

lâzm

gelür", dedikten sonra,
ve saltanat

makamnn

icâb

üz^re

adi ü insafa,
olan söz^

dorulua

merasimine müteallik aikâr ve

malûm

ve nasihatleri ifâde eyledi

Aikâr

ki bir vizyon, bir vecd ü
ve

hal,

insan

olunu
ve
de,

isim ve ekilden

geçirmee

ba

sonu

olmayan
bile.

ce^be

istirak

ufuklanna
ve

sürüklemee yeter de artar

ite Fatih
ile,

dünya

saltanat

umurundan yorgun
cokunluk
ve

dümü âk gönlü

to^u

dumana katarak, bu
istiyordu.

evk

âleminin lez^^ti içine

atlmak

Amma

mürid

dediimiz^ 'guide spirituel' yani müridinin bütününe sahip

olan büyük insan,

srasnda cismânî

ve nefsânî

uçurumlar

armann
181

Cemâlnur Sargut

da kâfi

olmadm
kütleye

gö-:^

önünde tutarak,

müridini,

manevî ehvet

sajlahilecek rûhânî

ha^

ve lezzetlerden de geri çeker.

Bahusus Fatih,

kendim

neretmi,

balam

büyük insand.
için

u

halde reva

myd ki,
kendisine

halvet ve

jakllktan

bulaca ahsî z^vki

mukadderatn

çimmi olduu

saltanat emrinden geri dönsün? Bir istirak

zevki içinde haymenijîn olmakta da, gizli bir ehvet, bir hodbinlik

kokusu vard. Fakat zpr kefedilir bu î^af ancak
ulu'lar bilebilirdi.
istemiyordu.

Ak emseddin gibi
bilmek

Muhakkak

ki Fatih de bilmiyor deil,

Dünya, zç^man z^^^^ kendini kütleye feda eden büyük insanlar yetitirir. Fatih, mesuliyet muhiti kendini basit bir mutasavvf

amam

deildi.

O, kütle

namna geni
kendi

ölçüde taahhütlere

girimive

mesuliyetler

yüklenmi
kendi
için

bir sistem sahibi

idi.

Bu yüzden

de kendi için

doduunu,

yaadn,

için

öldüünü zp^neden ortalama insan

tipinin imtiyaz ^^

imkânlarndan mahrum olmas mukadderdi, ite arzularn hep püskürttü.

bunun

için

de müridi, onun inziva ve infrad

Kendi sonsuzluuna, kendinden kendine

çk

yapmak

ihtiyaçlarn

muayyen bir
ruhu
ile

ölçüye ayarlad. A.detâ müridinin
için için

aknc, takn, çaltl
arasna
bir Sedd-i

bu ruhu

çaran

vecd ve istirak

Çin kurdu. Gerçi tasavvuftan gaye mânevi kemâl idi Fakat ruhun
tezahürü canl madde
ferdi en
ile

sabit

olduuna

göre, tasavvufun müdahalesi,

mükemmel beeri varlk
terfih

haline getinnekti ki,

A.k emseddin

de

müridini bir manevî

halinden çkararak dâima aksiyona

doru

arkasndan

itmitir.

A.k emseddin

o

kâmil insand ki müridinin Padiah olmas,
bir iltimas,

terbiye

sisteminde bir geveme,
salâbet ve

bir

hatr gönüle yer vermiyecek
mürid
idi ki,

kvam

arzederdi.

Mürid

de o

hükümdar
kul

olmas, müridin

varlnda

tecelli

eden rabbani iaretleri fâni bir
için

olarak kabullenmesine

mâni tekil etmezçii- Onun

büyük

talebesini

bir cemiyetfedaisi olarak

kullanmaa acmad. Szldanmalarna,
biliyordu

hatta

direnmelerine

kulak asmad. Zira

ki ayarlayc

ve

merkezî

ahsiyetler, yerlerinden

kmldadklar

anda, kütlenin irâzesi çözülüp

bir alt üst

oluun balamas mukadderdir.

u

halde büyük insann,

ahsn

tamamen

bertaraf etmesi, aksiyon ve reaksiyonlarnda kütlenin

menfaatini ölçü olarak göz önünde tutmas

lâzm

gelir.

Nitekim

82

Sâmiha A\'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Fatih 'de tasavvuf, nazari bir doktrin, hayâli bir idealif^m deil, ferdi ve
sosyal hayattaki tesrii ve icrâi otoritesinin sklet merke-:^
terbiyecisi
idi.

Bir cemiyet

olan hükümdar, icra ve tesri yolunda hareket ve vusul noktas

kabul

ettii bir

jûurladr ki 'ben' demei unutmu, hep 'sen' demi§,
için

kendini silmi, âlem

yaamtr.
bir

Eer

Fatih 'ben' de

kalm

hükümdar

olsayd,

bugün onu da

yeryü-:(ünün öhret sahibi

sra adamlar arasnda
ve

görecektik.

Halbuki

A.k emseddin'in ahsnda ifadelenmi
nesi var nesi
suretiyle

belirmi tasavvuf ahlâk, onu

yoksa

ykm,

sonra da
esi-:^

ayn malzemeyi kullanmak

bu harabenin yerine bir

mamure kurmutur.
nerede biteceini bilen bir

A.k emseddin,
elçi idi.

vat^esinin nerede

balayp
ve

Nitekim, müridine, imkân

kudret kaynaklarnn bif^^at

taycs
büyük
ve

olduunu iaret

ettikten sonra

onu yapc

ve

yaratc ^ekâs,

takn
rica

imanyla
ve

ba baa brakp

çekilmee karar vererek
birinde

Padiahsn
cübbesinden,

temennilerine

ramen, günün

srtnda

banda serpuundan baka mal

olmadan memleketi olan

Göynük 'e gidiverdi.
Gitti;

ayet kalsayd,

vecd ve

mânevi ^vke gönlünü ha^r etmi
ve

Padiah, belkiyine yanp yaklacak, na^anacak, sklanacak, halvet
dünyadan çekilme
onun,

aralarn

tekrar edecekti.

Halbuki

kütle

namna

dünya umurunun anaforu ortasnda dimdik ayakta durmas
ve

lâf^md
bir

önünde
gibi,

çaylar, nehirler

akt halde susu-:^luk çilesine dümü
bir

mahkum

tenesi

olduu
'^^

gönül hayatyla mesafeli bir

al

verie tâbi

olmas gerekiyordu.

Sâmiha Ayverdi'nin

tarih

anlaynn

ve yerlilik/millîlik

uurunun

merkezinde ne vardr?
Ayverdi'de derin bir târih

uuru

ve sevgisi vardr.

Bu kuru

bir

övünme

gayreti olma^ap, tarihten ilham alarak

bugünü ve gelecei

^^

Sâmiha

A^-verdi,
s.

Bdebi

ve

Manevî Dünyas

çinde

Fatih,

stanbul

Fetih

Cemjyeti,1983

37,40,41,44,45,46,52-54.

183

"

Cemâlnur Sargut


için

düüncesini temsil eder. Tarih uuruna sahip olmayan

nesiller

öyle hayflanr:
"Bir bitkinin biiyüjüp gelinmesi nice ^ahmet ve mücadeleye baldr.

Ne

ja;^k ki insanolu bu nebatî uurdan
olmadan meyve bekliyor!
gayesine

bile

mahrumdur. Köke muhtaç
ediyor.

Bu yüî^den

geçmiini inkâr

Sonunda

ulaamadan

:qyân olup gidiyor.

(.

.

.)

Ona göre, köksü^ajama

heves ve

illeti

neya^k ki
millî ve

cemiyetimi^n
terbiyeden

bir i^leryarasdr.

Ma^ ve tarih uurundan,
ilk darbede
ve

manevî

mahrumyetiden gençlik,
Sö\ konusu
olarak
ettii

yklmaya mahkumdur.
için en

yapa

koruyucu deerler

mühim

referans

Türk

tarihini ve

kendi târihî tecrübemi:^

gösterir.

Ama

ne

yaî^k ki gaflet

içindeyi;^ dolup ta§an haî^nelerimiî^e

ramen, onlardan

faydalanamyorum.

Hazneleri
Bunlardan

içinde

açlktan

ölen

insan

örneini

skça

kullanr.

biri föyledir:

Çok

eskiden bir dünya havadisi
tahvil,

okumutum.

Milyarderin birinin: hisse senedi,

nakit para, mücevher gibi

kymetli mallarn

saklad

biryer alt

haznesi varmij. Mahn^enin iki

anahtarndan

biri kendisinde,

dieri

kansnda bulunurmu§. Bir gün
açlma imkân
ortasnda

milyarder hazinesinde iken, nasl olmujsa olmuj, içerden

olmayan bir ekilde,

kap kapanvermif Adam milyarlarnn

mahsur kalm.
V^akit geçip

kocasnn gelmediini gören kans telâlanm, arayp
emniyete

taram, bulamaynca

haber vermi.

Elbirlii

ile

günlerce

arapnlan mehur yengin bulunamam. Kans dahil kimsenin aklna
yer alt haznesine bakmak gelmedii
için,

sonunda ^vall milyarder

büyük

servetinin

ortasnda açlktan ölüp gitmi.

l^eyaf^anm^ öyle hayflanr:

"Reva

m

ki binlerce

yllk

anl

mazi

ve târih hazinesine

sahip olan Türk milleti de, bu

varlna ramen yokluk

97

Prof. Dr.

Mehmet

\^Qm\rci,Scimiha Ayi'erdi'rifi Sosyo-Kii/türel Misyon ve Ondaki

Ha^/a

Mciru'vi Deerler,

Sâmiha

A)^'erdi'yi

Anma Toplants

,

26.02.2000,

s.

33-34.

184

.

Sâmha

Aj-verdi üe

SIRRA

YOLCULUK

içinde can çeldir olsun!

Bu anl

erefli malzemeyi ileyip
ise,

yararl hale getirebildiimiz takdirde

yalnz bize deil,
sahip

bütün

dünyaya yetecek bir medeniyet mirasna
" görülecektir.

olduumuz

u

önemli ö-:^lüe de dikkat çeker:

"Türk medeniyeti ilâhî-beerî bir sîmâ tar.
maneviyattr, ne de srf maddeye
tutan elleri

O

ne srf

tapnmadan

ibarettir.

Klç
Onun

icabnda sanat aheserleri ortaya koyar.

mensuplar, maddî ve bedenî bünyelerinin

hakkn

verirken,

manevî yaplarn
Sâmiha Ayverdi

" da slah etmekten geri kalmazlar.
iimitsi^

hiçbir :(aman söyler

olmamtr.
ac

O

derd içinde

devann da olduunu hep

Ama

gerçekleri ifâdeden geri
ve medeniyetinin

kalmad

ve der ki:

Yattk ki bugün kendi kültür

ipuçlarn

kaybeden

Türk

milleti,

kendine,

tarihî

ve

millî

bereketlerinden faydalanaca birjol çiî^mij deildir.

Ergun Göze de Sâmiha annenin babkl yazsmda dile getirmitir:
'%lcdan aynasdr:

millîlik

uurunu

O, Millî Vicdandr!

Dalm,
aynas.
ise
.

çö^ilmü, hasta

dümü

bir cemiyetin

fertlerine tutulan vicdan

O

millî

vicdan
da,

besleyen

millî

hafzladr

Merutiyet ilânnn

çlklar

stanbul igalinin hçkmklan
terlik

da, istanbul semtlerinin ve

konaklarnn

tprtlar da onun kaleminde
diriltici,

bir

cemiyetin

ahsiyetinin, hüviyetinin

vicdan

uyana hâtralardr.
en frengin ve en
olan

Hikayeci, romanc,

aratrmac Sâmiha Ayverdi'nin

mühim
Efendi

taraf

budur.

En

büyük
bir

eserlerinden

birisi

ibrahim

Kona

bunun

için

imparatorluun romandr.

Ve bu
eî(âsn,

roman okuyan

her vicdan sahibi, bir imparatorluk

ykmnn
ve

a^bn vicdannda duyacaktr.
Sâmiha Ayverdi
basan
ve

millî vicdan, millî

hafaya raptetmi
sadece o

bunda büyük

sadakat göstermitir.

Amma

kadar deil: Millî

Prof. Dr.

Mehmet

Dcmiid,.S'ûw/ba Ayi'errl/mn Sosyo-Küttürel Misyonu

ve

Ondaki
s.

Balca Manevi

Deerler,

Sâmiha Ayverdi'yi

Anma Toplants

,26.02.2000,

33-34.

185

Cemâlnur Sargut

hafi^asnm temelinde de edebî bir çi^i vardr. Bir slâm büyüünün:
*Elest meclisinde
"belâ" diye
o

iaykran sesimi bu gün gibi
meclisindeki

duymaJitâym' dedii gibi

da

elest

sayhasn

ve sonra

dünya planndaki kavli kararn, gayret kemerini

kuanp

perkittii

günkü feryadn bir an aklndan çkarmadan yapmaya devam etmitir.
Zaten bunlar bir an aklndan çkarsa, bir

vicdan

aynas vaî^esini

bereketli

büyük nehri

andran hayat
Teknolojinin,

bir

himmet

*Nil'i olabilir

miydi?

madde
nice

medeniyetinin

hayhuyu,

makine

gürültüsü

arasnda boulmuj

vicdan uyandrabilir miydi?

Bence onun en büyük taraf budur..
tamâmiyyeti..
'er

Bu

eî^el,

ebed bütünlüü..
ve

Bu

ikrar

Nice

recülleri

kskandracak

hatun kimilerden

nicesini

kii*yapacak yücelikte

bir nasip. .."^^

Sâmiha Ayverdi'nin,

Anadolu'yu
Orta Asya

Müslüman Türklere
sel sel

açtn

söyledii "mücâhit ruh" neyi iaret eder? Buradaki 'cihat'tan ne

anlamamz
toplumsal

gerekiyor?

Küçük Asya'ya akarken,

yaam

mayalayan 'mücahit derviler'in imanlanndan
ilke

nasl

bir

cihanümul

douyordu?

Efendim oldukça hassas ve mühim bir konuya temas ettiniz. Bu mevzuyu konumaya balarken, öncelikle, "cihad"m ne olduu
üzerinde

durmamz
akla

gerekir. Mâlumâliniz,

Hz.

Muhammed,

âkildir;

en akll olandr. Akil, kavmin en ereflisi ve hayrbsdr. slâm dini

tamamen
Kur'an

dayanan

bir dindir.

Kur'ân- Kerîm'de "Allah

si-:^n için

âyetlerini açklar,

belki de akledersini^" (Bakara: 242)
akledesini-:^"

"B/^ onu A.rapça

yaptk ki

(Zuhruf:

3)

buyrulmaktadr. slâm'da

itibar yoktur. Her ey aklî sebebe dayamr. Peygamber, mecbur kalmadkça mucize göstermemitir. slâm akla deer vermi, gerçek akb, yani birlii idrak eden akl Hz. Muhammed'in

mucizeye

hakikati olarak

görmütür.
akl- küldür.

Akldan maksat

99

Hayatnn
186

Ergun Göze, "Kubbealt Akademi Mecmuas: O, Milli \'lcdandr'\ Yaz 50. Ylnda Sâmiha Ayverdi Hatra Says, Ekim 1988 sa)T 4, s. 81.

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Akl- kül nedir? Akl- kül tam ve mutlak akldr. Yaratc kudretin hareket halindeki tecellisidir. Hz. Ali de; ''Nefse kar§ ilimle savamak akln ibaretidir" der.
Frithjof Schuon'a göre Hz.

Muhammed'in hayaü incelendiinde üç
Bunlar

öge göze
Dindarhk,

çarpmaktadr.

u

kelimelerle

ifâde

edilebilir:

savamclk, bala}iclk.

Dindarlk derken neyi kastediyorsunuz?
Dindarhkla, emin olmay, Allah'a tam olarak güvenmeyi, ihlâs,
Allah

akm

kasdediyoruz.

O'nun dindarl bu âlemde yaarken

dünyann bütün
illallah,

arzu ve isteklerini yerine getirirken Allah'la olan

irtibatim asla kesmemesidir.

O

halde o
uyar.

"lâ ilahe illallah,

mevcûde

lâ faile illallah" ilkelerine

"L^

ilahe illallah; ilah

yoktur

jialm^ Allah vardr" demektir. Kelime

kelime açarsak:

"U"

burada

yok demektir. Bu

ksm

Allah'n

olmadn

ya da tanr

olmadn,
diye bir

yalnz kendinin tanr olduunu söyleyen

ateisti anlaür.

Ateist de bir

eyi tanrlatrr, o da kendi düünceleridir.
söz konusu deildir. nsanlar bir

Tanrszbk

ey

eye tapmak

üzere yaraülmlardr.
bilgi

Ancak, insanlar Allah'a tapma seviyesine ulaacak
sahip deillerse, o

ve gönüle

zaman ite kendilerine taparlar. Kendi fikir ve ideallerinin dünyaya hâkim olduunu düünürler. Bu, insann "yok" dedii devredir. Bu devre ateist devresidir ki müslüman lâ ilahe
illallah,

derken

ateistin

varln

kabul eder.

Ve

birlik

içinde

o

varln
burada
açar.

gerekliliini de kabul eder.

Buras çok önemlidir. Buradan
hiçbir

bakarsak müslümamn sava açaca
kâfiri

Çünkü "lâ" anlatmaktadr. nsan aslnda kendi "/^"devresine sava
yoktur.
"/^"ya

ey

Dardaki

açmaz.
ki

"lahe" ilah edindiimiz devredir

burada,

çocuklarmz, kocamz,

âk

olduumuz

insanlar, Ahmetieri, Mehmetieri ilah ediniriz. Bir

üst seviyedir

çünkü kendimize tapmaktan vazgeçmi, baka eyleri
ve onlara

sevmeyi

örenmi

doru

yönelmiizdir.

"U'ya göre

bir

üst seviyede insan kedisini sever, bahçesini sever,

orman

sever.

Frithjof Schuon,

slâm' Anlamak, stanbul:

z yaynclk,

1999,

s.

120.

187

Cemâlnur Sargut

Ama

kendinden daha çok

bir

eyi sevdii
atar.

için Allah'a bir

adm

yaklamür. Çünkü

kendini ikinci plâna

nsan aslnda

ilah diye

alglad
olduunu
ilah

hiçbir
anlar.

ve giderler.

eyin olmadm "/^"yani, yok olmaya mahkûm Taptmz eyler ya ölür veyahut bakasm severler Yahut onu hakikaten sevmediimizi anlarz. O zaman

denen, taplacak hiçbir
devresidir.

ey yokmu bu

âlemde

deriz.

Bu, insann

"lâ //^/?^"

te

Allah

bu devreye erimi olan inam kendi

nuruyla aydnlatr.

slâm'n
gerçek

içerisinde

bütün bunlar

ilk

idrâk

etmi

olan Hz.

brahim

mutasavvflara göre
olan

hakiki

müslümandr. Ondan sonra

yaam

bütün peygamberler de bize göre müslümandr.

Allah'a teslim olmulardr.

Cihad, Allah

yolunda sava da dahil olmak üzere hakszhklara

kar gösterilen her türlü gayret ve mücadeleyi mi kapsyor?
Evet efendim. Saldrganlk bask, zulüm ve sömürüye

kar

verilen

savalar cihaddr. Toprak geniletmek, ekonomik, politik veya dinî

çkar salamak amacna yönelik savalar gayrmerû olduu
cihad saylamaz.

için

Dolaysyla peygamberde savamclk, sadece
gerekliliini

affedicilik

ve bunun

ortaya

çkarmak
iki

içindir.

Bunun

sebebi

de Allah'n

yaraüh gerei inam
ve
ikilik âlemidir.

âlem üzere yaratmasdr. Bu

iki

âlem

birlik

Allah'n kendi
birlik

mânâsnn sanda
iki

yaratüklarnda

ikilik

yoktur yalnz

vardr. Bunlar da

gruba ayrbr: abdallar

ve zihnî yükümlülükleri olmayanlar. Abdallar, özellikle içlerinde bir

zddiyet

tamadklar

gibi

darda

da bir zddiyet kabul etmezler.

Bunlar zaten huzurdadr. Huzurun içindedir ve onlarda mesuliyet
hissi

olmaz. Allah onlar mesul tutmaz.

Çünkü

onlar bu âlemde

cennettedirler.

Dier grup
âlemde
dolay
içinde

ise,

biz

insanlarn deli dedii ancak
insanlardr.
için
birlik

Allah'n

bu

mesul
mesul

tutmad
her

Bunlar

da

zddiyetierinden
kabrlar.

olmadklar

içerisinde

Bu dünya

yaradlm

ey

ztlardan

olumutur.

Enerji

aça

çkaran her eyde zddiyet vardr. Dolaysyla da kendi

88

Sâmiha

A\'\'erdi ile

SIRRA YOLCULUK

çimizde bu kadar zddiyet varken

savamamamz

diye bir

ey

söz

konusu olamaz,

Zdar arasnda u}am salamak
Burada Peygamberin
radeyle

için

mücadele vermek zorundayz.
iki

savamclm
affedii...

ekilde açklamak lâzm.

zdan

birletirecek kuvvet ve kudreti kullan, ikincisi de

bunlarn

sonucunda

Saldrlarmzn

sebebi

affetmeyi

bilme}dimizden hatta kendimizi affedemeyiimizdendir.
Farkllklar içimizde birletirdikten sonra da çevre
düzelir.
ile

ilikimiz

Msrî Niyazi diyor

ki:

"Ben samrdîm âlem

içre

hana

hiçyâr

kalmad

Ben heni terk

eyledim, hildim

ki a^âr kalmad"

Fatiha sûresinin

ilk âyeti

ve Kur'an'n kalbi olan 'Elhamdülillahi

Rabbül âlemîn'den ne öreniyoruz?

Bu

âyette Allah bize

Rabbî

tecellisi

vastasyla kendimizdeki hakikati

öretir

sava insamn kendiyle yapt mânâs savatr. Bunun dndaki bütün savalar ister ordunun orduyla savamas olsun, ister çevremizdekilerle yapamz savalar olsun, hepsi sadece kendi içimizdeki sava bitirip huzura kavumak
vardr.

O

halde gerçek

içindir.

Frithjof Schuon'un da belirttii gibi,
"Hi^.

Peygamber slâm'dr.

Nasl

slâm,

tahiat gerei

hakikat,

güî^llik ve kudret öelerini deijik plânlarda gerçeklepirmeye

çalrsa

H^. Peygamber de
somut örnei
olur.

sükûnet, kerem ve kuvveti temsil eder, bunlarn

(slâm'daki kudret

celâldir,

güzellik
özelliiyle

cemâldir,

hakikat

ise

kemâldir). Kuvvet irade edici

olmas

savamak
için,

^(omndadr.

Kerem,

kuvvetin

saldrganlk yönünü dengeledii

peygamberde sava, saldrganlk eklinde deil, savunuculuk eklinde

189

Cemâlnur Sargut

•^^hur etmitir.

Kerem

iyilik ve aftan ibarettir.

Birbirini
'"^"^

tamamlayan

bu iki erdemin kuvvet

ve

keremin sonucu sükûnettir.
ki

Eflâtun da ruhu bir

kouya benzedr
Öteki

arabacs akl,

iki

attan biri

ecaat (kerem)., öteki de ehvettir (saldrganlk).
asil ve gü^l bir hayvan.
ise

"ecaat, fevkalâde
bir

hajin ve daima yoldan

çkmaya müheyya

varlk. I^te

akl bu arabay

sürdükçe kodunun intifiamn muhafa-^a eder"

der/°^

Beerî açdan denge, Allah'n karsnda
beerlikle
ilgilidir.

sükûttur. Srât-

müstakim

Sükût, hereyi itirazsz kabul etmektir.

"Sükunet, dünya ve ego konusunda ilgisi^ik, A.llah'n
sükûttur.
"'°'

karsnda

ise

Sükût noktas tevhid noktasdr.
melekleri salat ederler.
ederler.

Bu

seviyede olan insana Allah ve
ve melekleri

'T)orusu Allah

peygambere salat
suresi: 56).
ise

Ey iman

edenler

O'na

salat ve selâm edinip'

(Ahzab

Allah'n salâtndan murat O'nun tenezzülüdür. Meleklerin salât

O'nun önünde
getirirler.

secdesidir,

Adem'e

secdedir.

Müminler

ise salavat

Bu

salavatn nedeni, bizim de o tepeye, sükûna

isteimizdir.

Bütün, bizim bir parçasn

Öyleyse biz hudutsuz olan Allah'n bir

ulama oluturduumuz eydir. parças deil, yaradln bir

"Hak" diyoruz. Yaradlmln bütünü Hz. Muhammed'dir. Dolaysyla herkes O'nun örneini
parçasyz
almabdr.
ki

slâm'da buna

biz

Bu da savamay

gerektirir.

O

halde herkes savatadr.

Bu

sava da

nefisle olan

savatr.

Fîhi Mâfih \t Hz. Mevlânâ öyle der:
"Peygamber
'Biz

küçük savatan büyük savaa döndük*
bi\
suretlerle

buyurmutur; yani
dövüüyorduk.

savayor

ve

d

dümanmn^la
iyi

imdi

ise

düünceler

ordularyla

savayorum

Frithjof Schuon,

slâm' Anlamak, stanbul:

z yaynclk,
z yaynclk,

1999,
s.

s.

125.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul: Kubbealü Neriyâü, 2000,

364.
s.

Frithjof Schuon, islâm' Anlamak, stanbul:

1999,.,

125.

190

'

"

"

Sâmiha A)'^^erd Ue SIRRA

YOLCULUK

düüncelerin

kötü düünceleri ho-:^una uratmas,
için

vücut

illerinden

çkanp atmas

savayoruf^.

te

en büyük

sava

ve

dövü

budur.

nsann yaradl, birlikte,
Evet...

zuhuru

ikiliktedir o halde...

Birlik

çkndan

plânlanm olan insan ikilikte ortaya mutlu olmaz. te savan mânâs budur. Bu sava
âleminde

srasnda herkes Allah'tan gelen ismini hâkim klarak sükûna erer. Bir spanyol rahibenin söyledii gibi: "Geminin hiç frtna görmeden hu^iirlu bir limanda kalmas, huturu anlamas için yeterli deildir. Ancak
frtnadan sonra sükuna
ererse

iteyaradln

mânâs

budur.

Dert ac

verir

ancak sonucu huzurdur.

Çocuun

doabilmesi

için

annenin mutlaka bir zdraba ihtiyac vardr. Fîhi Mâfh'te Hz.

Mevlânâ öyle

diyor:

doum ans olmadkça o baht aacna gitmedi. Kur an'da 'Dourma sancs onu bir hurma aacnn kütüüne
"Meryem'de

dayanmaya sevk etti.' buyrulduu gibi onu
kuru aaç meyve
verir bir hale geldi.

o dert, o

aaca götürdü

ve

Peygamberin cihad sükûnet içinde olduu için insanlar eitir ama O'nda, "benim istediim gibi eitilecekler" düüncesi yoktur. "Allah o
insandan ne murad etmise o
Allah, âyette
•:(uhûr edecektir"

diye

düünür.
için,

'nsan

iki elimle yarattm.. "

dedii

bn-i Arabi, bu

hükmün

yürürlüe

girmesinde

kavgann,
söyler.

bozulmann kaçnlmaz olduunu hakblk yoktur. Çünkü Hak, bu bozulmamn
Hz. Mevlânâ Fîhi Mâfîh
'te

savan, fesadn, Ancak bu bozulmada
ister.

birlenmesini

bu konu\a öyle açklamaktadr:
emir vermek ve kötülükten menetmek

"Bir haynn ilenmesi
için

hakknda
nefis

kötülüe meyleden bir

bulunmas

lâ-:^mdr. Böyle bir nefsin

varln

istemek kötülüünü istemek demektir..
iyilii

Fakat

o

kötülüe rât^
ders

olma^ olsayd

emretmeydi. Meselâ bir öretmen

okutmak

^°^ ^°^

Mevlânâ, Fîhi Mâfh, stanbul:

Millî

Mevlânâ, Fîhi Mâfih, stanbul: Millî

Eitim Basmevi, Eitim Basmevi,

1985,

s.

91.

1985, s.33.

191

Cemâlnur Sargut

sterse,

bu örencinin hilgisi^iini de

ister.

Çünkü

örencinin bilgisizlii

olmadan
istemektir

öretmek

olma^.

Bir jey

istemek

onun

levazmm da

Bu öretmen

örencinin bilgisizliini isteme^- Böyle olsayd
icra

ona öretmendi Doktor tababetini
ister.

etmek

için herkesin
ile

hastaln
bulabilir.

Çünkü onun
iyi

doktorluu, halkn

hastal

vücud

Fakat halkn hastalna da râ^ olma^
onlan
isterdi

Eer

bunlara

râ^ olsayd

etmendi

Ekmekçi para kapanmak

için

halkn aç olmasn
Yoksa ekmek

Fakat onlarn açlna gönlü râ^ olma^
Bir

satmayd.
muhalifleri

padiahn
isterler.

emirleri,

padi§ahlannn

dümanlar

ve

olmasn

Bunlar olmazsa, onlarn

mertlikleri ve

sultana olan sevgileri görünmeydi. Sultann bir ihtiyac olmasa bunlar

bapna toplamayd. Fakat bunlar muhalefete râ^
dümanlarla savamaklard, insan da bunun
kötülük faktörlerinin bulunmasn Allah
ittikâ edeni sever.
ister.

olmaklar, öyle olsayd

gibidir.

Kendi nefsinde
o fjkür, taat ve

Çünkü

Bu

ise

insan nefsinde bu faktörlerin var olmasyla
birlikte

mümkündür. Bir §eyi istemek onun levazmn (onunla

olan
o

eyleri de) istemek demektir. Fakat o buna râ-^ olma^;

Çünkü

mücâhede

ile

bu

peyleri nefsinden

yok

edebilir.

Bundan da anlapld ki

insan bir jönden kötülüü bir jönden de ijilii istemektedir.

Fakat

buna karji koyan

:

'tnsan hiç bir ekilde

Bu

ise

imkânszdr. Bir ^eji istemek fakat,
'^^^

kötülüü istemez' der. onun levazmn istememek

olmaZ;

***
içimizdeki
kuvveti yani
en

savaç
silâhlar:

nitelii

tamamlayan, jani
yoksulluk

nefisle

mücadeledeki
isteklerden

büyük

kanaatkârlk,

(a§n

vazgeçebilme),

oruç sevgisi

(Hz

Meryem'in susma orucu

gibi) ve namusluluktur.

Bunlarn
sahibi

hepsi

barçldr.

Tpk
sojluluk

bunun gibi
diye

keremin

de-

ki

kerem

balayandrBurada

bir

tamamlaycs
islâm 'daki

vardr. Soyluluk bir tür düünsel cömertliktir, en geni§
ve temizlik sevgisidir.

anlamyla güzellik
ve

Hz

Peygamber'deki

estetik

a§k

ve temizlik

ajk aça çkmaktadr. Çünkü
vücudun
dünyeviliini
gelince,

temizlik

düüncesi

edann

özellikle

ve

güçsüzlüünü ortadan kaldm/aktadr. Sükûnete

bunun da

106

Mevlânâ,

i'îhi

Mâfth, istanbul: Millî

Eitim Basmevi,

1985, s.273-274.

92

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

•:^runlu

hr tamamlayns vardr o
Yani hu savap

da doruluktur.
âdil ve

Bu da

tarafszlk

ve

adalettir

bitiren

tarafsz olur
ve hirhirini

Soyluluk

kanaatkârlktaki darlk görünümlünü dengeler
hu iki erdem doruluk
içinde

tamamlayan

doruk noktasna ula§r.
sanki
bir

H^.

Peygamberin

erdemleri

üçgen
iki
çift

oluturur:

Sükûnet/ doruluk
kerem I soyluluk ve
iki

üçgenin

tepesini,

dier

erdemse-

kuvveti kanaatkarlk- tabam oluturur
halindedir
ve ve

Tabann
Hf^.

açs

denge

tepede

birlie

indirgenirler

Peygamberin ruhu denge

sükûttur

%*%

Bu üç

özellii biz de kendi içimizde yaarsak huzura ereriz, srâteriiriz, bize

müstakimden sratullaha

de Hazret denir.
iki

Bu cihadn
ilimdir.

biri

dikey

biri

yatay olan

boyutu vardr, dikey olan
Allah

lim, Allah' tanmak bilmek demektir.

tannp
kurar.

bilindikten sonra sevilir.

nsan, insan

ile

yatay çizgi

ile irtibat

Yatay

çizgi

akür. nsan

ancak sevildikten sonra tannr.

açsndan Musevilik, sevîlik, slâm, sonuç noktasnda ayn yere ulamak demektir. Yani Peygamberdeki bu kuvvet, kerem ve sükûnet özellikleri... Burada sava artür. Son nokta Peygamberde

Bu

bak

ulalan sükûnet noktasdr.
bn-i Arabi,
birlik

olan

yaradb

öncesinin üçte

tecelli ettiini söyler.
ile

Yani insan nefsinin kuvvetini, aklnn affedicilii ve vericilii yönlendirebilirse, ruh makam olan ruhundaki sükûnete ular.
da tevhiddir.

Bu

Hz.

Adem'in

yaklat

ve

O'na
ecere,

yasak

edilen

aaç

ecere

kelimesinden

gelmektedir.

bölünme

anlamndadr.

Dolaysyla insanlar birden

üçe, nefis, akl ve ruh olarak bölünerek

yaradlm ve üçten ulama demektir.

tekrar bire

doru

sülük etmitir.

te bu, tevhide

Cihadn son noktas yaradbn balama
^°^

yeridir yani...

Frithjof Schuon,

slâm' Anlamak, stanbul:

z yayncbk,

1999,

s.

125-127.

193

Cemâlnur Sargut

Dorudur... Allah öyle buyuruyor: "Ku^kusu^ Allah kendi yolunda

kaynam binalar gibi saf balayarak savaanlar sever. " (Saff: 24) Burada ztiarn omuz omuza verip tpk slâm'da namazda "Saflar sklatmn" 6iye.n imamn hitab gibi farkl merepler ayn akla omuz omuza verirlerse o zaman Allah'n yolu açkça gözükmü olur.. Böyle bir durum çokluk olmasm gerektirir. Bu da Allah'n
kurunla
isimlerinin

sk skya

birbirine

tutunmas demektir. simlerin bu
saf

ekilde birbirine tutunmasndan yaratma yolu zuhur eder. Allah'n

sfadarm arada boluk olmakszn yan yana yaratl balatmas cihadn son noktasdr.
Sükûnete kavuan insan tek
ele

tutturmasyla

döner,

sava

bitirir,

hazret olur.

nsann

kendi içindeki çirkinlii görmesi için kendi içindeki güzellii
için

görmesi gerekir. Bunun
ihtiyac vardr.

de ötedeki tekini görmeye, aynaya

savan sonucu olan Bunun en güzel örnei Uhud Savadr. Uhud Sava'nda yenileceini rüyasnda gördüü
Peygamberin
içindeki

darda yapt sava

sükûnetin ve kanaatkârln neticesidir.

halde rüyasna itibar etmeyip Allah'n âyetine

uymu

ve istiare göre

ederek

savaa karar vermitir. Bu da Allah'n
ve nefsini

isteklerine

yaadn
sahabeden

düünmediini
altüst

anlatr.

Uhud Sava
bu
artlar

cereyan

ederken sava plânlar

olmutu; kendisi yaralanm, ordusu

yönünü kaybetmi
biri

ve

dalmt.
kökünü

te
et de

içindeyken

çkagelip ona: 'T)ua
güruhunun
ellerini

Allah,

u kâfirler ve duygudan
onlan

mahrum

kötüler
ise,

kurutsun,

yok

etsin!..."

Resûlullah

gökyüzüne

doru

yükseltip
sür,

u

duada
(ne

bulunmutur: 'Ya
yaptklarm)

Rabbi, milletimi
"
. .

doru yola

çkar; t^ra onlar

bilmiyorlar.

Mekke'nin

fethi

srasnda
ve

yaplan

Hudeybiye
sahip

antlamasnda
için

Peygamber, müslümanlar lehine istedii artlar koydurmas
gerekli

ordu gücüne

sava

mater}^aline

bulunmasna

ramen

Kureylilere tam bir serbestiyet veren maddeleri kabul

etmitir. Böylece

Peygamber kan dökülmesini önlemek ve savaa
"Bugün merhamet günüdür, Allah'n Kurey'i yücelttii

girimemek

için

194

Sâmiha Ay-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

gündür" diyerek kendi

hükümler tayan
genel affa
birer

bir pakt

açsndan tamamen elverisiz madde ve imzalamtr. Önceki barbarbklarna ve

müslümanlar Medine'ye göçe zorlamalarna

ramen

Kureyliler

uram

ve vaktiyle

düman

olan

çou

Kureyli kuvvetli
âyetin

müslümana dönümütür. Bu
ve
önle.

asil

idare

u

ruhunu
bulunan

ortaya koymaktadr: 'yilik
iyilikle

kötülük bir deildir. Kötülüü en gü^^el olan

O ^man bakarsn ki seninle arasnda dümanlk kimse efkatli bir hsm gibi olmu. "(Fussilet: 34).
ciltier

Müslümanlar ve Hristiyanlarn hakknda
Hiristivanlarn,

dolusu kitap

yazd
sükûn

hâlâ

çocuklarna

onun

ismini

verdii

makamna
zaferi

ulam

olan Salahaddin Eyyûbî,

dümanlarn

ihanetine,

af ve merhametie

karbk vermi

bir

olan Kudüs'ün yeniden fethedilmesi

slâm komutamdr. En büyük annda gösterdii af,

müsamaha ve
Peygamberin
görülebilir.

cömertlik çok önemlidir.

Onun bu
bir

af ve cömertlii

Mekke'yi
Hristiyan

fethindeki
tarihçi

idaresinin

Ernoul

onun

yanks hakknda

olarak

öyle

yazmaktadr:

"imdi
Kudüs'e

de Salahaddin 'in savata ölen
getirilen

ya da

esir

düen

övalyelerin
ne^^âketi

elerine

ve

/^/^

çocuklarna gösterdii

anlatacam.

Bu kadnlarfidye
önünde

verilerek

satn alnp Kudüs'ten getirilip

Salahaddin'in

toplandklarnda

gö^alan

içinde

ondan

merhamet

dilediler.
hissetti,

Onlarn

aladm

gören Salahaddin de onlara
ve

kar
esir

efkat

acyarak alamaya balad. Kocalar yaayan
tutsak

olanlarn

nerede
söyledi.

olduklarn
ve

sordu.
ölen

Onlan

gidip

kurtaracan

Eleri

babalan

hanmlara
kimine

da
çok,

durumlanna göre

kendi

haznesinden
o

kimine

a^

paylatrlacan
yaynladlar.
"^°^

söyledi.

Onlara

kadar çok ey

verdi

ki Allah'a

ükrettiler ve Salahaddin'in onlara gösterdii iyilii ve erefi

darda

"Size harb açanlarla Allah yolunda siz de

savan (müdafaa
ki

harbi

yapn), ancak

ar

gitmeyin.

üphesiz

Allah

an

gidenleri

sevmez"
108
>

âyetini

nasl yorumlarsnz?
^

Shah Rza Kazemi, Manevî Cihaddan Cihadi^ edüen Makale, 2004.

deolojisine,

Ingüizceden tercüme

195

Cemâlnur Sargut

Kaynaklar bize unlar söylüyor
1-

:

Sava

asla

dini

zorla

kabul ettirmek için yapümaz.
'TDinde •:^rlama yoktur.
,109 " (Bakara: 256)^

Bu konuda
ile

Allah'n emri açktr:

Hakikat, iman

küfür

apaçk meydana çkmtr.
"Salabaddin

Eyyûb'nin
olan

^ferinden

bir

elli

yl

önce

en

önemli
bir

müslüman fa^leti

merhametin

uygulanmasyla

büyük

Hristiyan topluluk islâm'a dönmütür. Hristiyan rahip
târihi

O do

Deuil

olayn deerli bir

kaydn

vasiyetinde

brakmtr.

Kendisinin

açk

bir islâm

karpt olmas

sebebiyle

bu kaynak

güvenilirdir.

Türkler

tarafndan 543 1

1147 ylnda

Firigya'da yenilgiye
ile

urayan 177.
limanna

jouis'nin ordusunun kalntlar
ula§r. Lj)us geride
gelene

birkaç bin

hac

A.ttalia

brakt
için

hasta, yaral ve haclara, takviye kuvvetler

kadar bakmas
ve

Yunanl

müttefiklerine
ve

500 mark

verir.

Yunanllar hasta

yarallan açlk
ijini de

hastalkla ba§ba§a brakp,

ayakta kalabilenlerin

Türklerin bitireceini düjünerek

paray

alp

kaçarlar.

Oysa Türkler geldiinde savunmas':^ haclar görüp

acrlar ve on lan doyurup tüm ihtiyaçlanm görürler.

Odo

föyleyorumyapyor:

'Kendilerine

Icar

çoIc

zâUm

kendilerine merhametie
girdiler...

olan dindalarndan uzak durup yaklaan kâûrlerin içine güvenle

Ah

iyilik!

her tür ihanetten daha zâlim! Onlara
soydular.

ekmek

verdiler

ama imanlarndan

u da

bir gerçek

ki Müslümanlar bu hizmetleri verirken hiç birinin dinini

deitirmesi konusunda zorlamadlar. '
Son nokta
islâm'
iki önemli Islâmî prensip

açsndan çok
ve

önemlidir:

Kimse

seçme

konusunda

f^orlanmamal

erdemli

davranrda

bulunurken hiç bir karglk beklenmemelidir. Bir

tarafta,

'Dinde
"(.
.

zorlama yoktur. (Bakara: 256);
'

bir tarafta

da doru olanlar

.)

yoksula, yetime,

esire seve seve

yemek

yedirirler"; "Siî^e sadece
isteri^ ne de bir

Allah

n^âs

için

yediriyoru^ si-^den ne bir

karglk

tefekkür

(derler).

"

(nsan: 8-9)

109

Muhammed Ebu

Zehre, islâm'da Sava§ Kavram, istanbul: Fikir Yaynlar, 1976,

s.

29.

96

Sâmiha A\^^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

J^nca Peygamber Efendimi^ oullarndan ballarm
sokmaya çaldan
bir dilekte
birisine

^orla islâm'a

"dur' demitir, ^ir gün de ihtiyar bir

kadn

bulunmak

üî^ere

H^. Ömer i

aramijtr.

Kadn müslüman
kadn kabul
ve ve

olmad
etmeyince

için

Ömer onu
kadna

islâm'a

davet etmi§ fakat

O

da bu ipen vaî^eçmipir. Sonra müminlerin emiri olmas

bakmndan

yapt

bu

çarda

orlama
dilemi

bask
pyle

bulunabileceinden

korkarak

Allah'tan

ö^ür

yalvarmtr: 'Allah'm!

Ben doru yolu göstermek istiyordum.
yüce

Niyetim basla yapmak deildi' Sonra da

Rabbin

u âyetini
emirleri

okumu: 'Dinde zorlama yoktur.
Kur'an
dinî
itaatsiî(lii

'

yasaklar.

Hatta

bir
eder.

müminin

dinlememesini ölümden daha iddetle

mahkûm

inanca satamak öyle
der:

ahsa satamaktan daha
katilden beterdir.
2'"

kötüdür.

Bu konuda Kur'an

'Fitne

Sava saldry püskürtmek
'Kim
siqin

için

yaplr. Kur'an'n
si^

buyruu

öyledir:

ü^erini^e

saldrrsa

de

tpk

onlarn

üstünü^
ve

saldrdklar gibi ona saldnn. (Fakat daima) Allah'tan korkun
bilin

ki üphesi^ Allah takva

sahipleriyle beraberdir. "

(Bakara: 194)
"kendileriyle iyi

Bu

âyetlere göre Kur'an,

müminlere saldrmayanlar

geçinilmesi gereken kimseler" olarak görür.

Saldry önlemek söz konusu olduu zaman savan meru görülmü olmasna ramen, Kur'an saldrmn ilk iareti görülür
görülmez,

savaa girilmesine
bile,

izin

vermez.

Hatta

saldr

bilfiil

baladktan sonra
durdurmaya çabr:

savaa meydan vermeden mümkünse onu

"Her herhangi
bu,

bir ceî^â

ile

mukabele edecek olursam^ ancak
ceî^â

si-:^e

reva

görülen ce:(ânn misillemesi) le

yapn. Sabredersem^ andolsun ki
"{

tahammül edenler için

elbet

daha hayrldr.

Nahl: 126)

Peygamberimiz, iman ve kiisel hürriyeti savunan dâvâmn
olarak insanlarn

adam

bu dâvadan haberdar olmalar

için iki yol izlemiti:

'

'"

Shah Rjza Kazemi, Mânevi Chaddan Cihadi^m

ideolojisine,

ngilizceden tercüme

edilen Makale, 2004.

197

Cemâlnur Sargut

Birincisi,

o devirde yaayan
da

kral

ve eflere dinî mesajlar göndermi,
hiç bir §eyi e§

onlar "Allah'tan bankasna tapmayalm. Ona
Allah'

tutmayalm,

brakp

birbirimi^

Rab
ve

edinmeyelim"

diyerek

slâm'a

çarmt,
mesajdan

ikinci olarak

da resmî

çardan

sonra bu milletlerin yeni

haberdar

olmalar

isteyenlerin

doru
bir

yolu

seçip

yaayabilmeleri için Islâmî prensipleri onlara
elçiler

açk

ekilde anlatan

göndermiti.

Bu

elçiler asla

misyoner deülerdi; anlatmlar

ancak zorlamamlard.^^^

Peygamberimizin

amacn

sava alannda bile insanlar birletirmek güdüyordu. Savaan ordulara, insanlar topyekûn öldürmek
siyâseti,

yerine, birlik ve
direktifleri

sabr içinde çabmalarn emrediyordu. Bu konudaki

öyle kaydedilmiti:

'T.nsanlara

kar

gü^llik
önce

ve

sabrla

davranm Dümanlarn^,
ve

islâm 'a

çarmadan

saldrmaym^ Çocuklarn

kadnlarn

esir

alman^

ve erkeklerini

öldürmemden

çok, sikleri, ehirli olsun, köylü

veya göçebe olsun insanlar dine

katlandrm
"^^^

olarak görmek benim için

çok daha sevimli

ve

çok daha deerlidir.

***
islam'n klçla
birliklerinin

yayld yanl inannn
bu
dinin

aksine

Müslüman

askeri

askeri kampanyalar ve fetihleri öyle idare edilmi ki

fethedilen

halklar

taraftarlarnn

ibadet

özgürlüüne
geçi

gösterdikleri

saygdan çok etkilenmiler

ve böylelikle de islâm'a

artmtr.

Amold,
ekilde

klâsik eseri

slâm'n
tüccarlar

Nasihatlan^ nda, islam'n barçl bir
sûjit^ ve
ticaretin

yaylmasnn arkasnda
mistikler
eserinde
ve

yattn

söyler.

Ksaca

islâm'n en

baarl

misyonerleridir.

Amold'n

bahsettii bir

mektup bu geni dini dönüümün

Iran 'in Horasan eyâletinde Hristiyanlarn hangi koullarda bu

dönüü

Muhammed Ebu
s.

Zehre, slâm'da

Sava^ Kavram, stanbul:
Sava Kavram, stanbul:

Fikir Ya\nnlar, 1976,

30-32.

Muhammed Ebu
s.

Zehre, slâm'da

Fikir

Yaynlan, 1976,

75.

198

"

Sâmiha Ay-verdi üe SIRR/\

YOLCULUK

gerçekletirdiini anlatyor.

Mektup, Patrik hho-jabb Ul'ün ran

Bapiskoposu Simeon 'a ya:(d mektuptur:

Ya^kl Hristiyan ismine sahip binlerce kiiden bir kurbann dahi kam iman için dökülmemitir. A.raplar Hristiyan inancna saldrmyorlar, tam tersine bi^m dimmi':(den yanalar; papa':(lanm-:(a ve
'Ya;(ik!

evliyalarm^ sayg gösteriyorlar
salyorlar.

ve kilise ve

manastrlanmif^a faydalar

Hristiyan papazlanna,

kiliselerine,

manastrianna sayg tamamiyle

Peygamber'in uygulamasdr...
Hvet,

Nacran Hristiyanlan

âyinlerini

Medine 'deki en kutsalyer olan

Peygamberin evinde gerçekletin?/ilerdir.

Bu

uygulama da A.llah'n
ile ilgilidir:

adnn skça anld yerlerin

ihlâl edilemeyecei âyeti

"Kendilerine sava açlan kimselere (sava) izni verildi; çünkü onlar zulme uradlar. üphesiz Allah onlar zafere ulatrmaya gerçekten Kadirdir. Onlar: 'Rabbimiz Allah'tr.' demelerinden baka hiçbir hakl gerekçe olmakszn

yurtlarndan çkarldlar. Allah, insanlarn bir

ksmn

bir

ksm

ile

defetmeseydi;

havralar ve içinde Allah'n

üphesiz manastrlar, kiliseler, ad çok anlan mescitler ykhp

giderdi" {H2CC: 39-40)
islâm'n
seri bir eletiridsi olan diyor.

Bemard Lems, slât'n Yahudileri

adl kitabnda öyle

"Zulüm yani iddet
inançlar
ile ilgili

ve

aktif

bask nadir

ve

atipikti.

Müslüman yönetimi altndaki
hiçbir

Yahudiler ve Hristiyanlar

strab çekmediler. Tekrar fethedilen ispanya'da Müslümanlar Yahudiler, sürgün, ve din deitirme ve ölüm arasndan seçme zorunluluu ile de karlamadlar. Modern dönem öncesi Avrupa'da yaygn
olarak

Yahudilere

kar

uygulanan bölgesel ve meslekî

kstlamalarla da karlamadlar. "

Shah Rza Kazemi, Mânevi Cihaddan Cihadiî^
edilen Makale, 2004.

ideolojisine,

ngilizceden tercüme

199

Cemâlnur Sargut

]/e ju önemli

noktay

ilâve ediyor:

"Müslüman yönetimler modern zamana kadar Yahudi
Hristiyanlara l<ar

ve

Müslümamn yapsn

caraliterize

eden

bu

tolerans

örneini uygulamlardr. "
yönetimi altndaki Yahudiler ispanya'da

A.ltn

çanda Müslüman

bask

görmedikleri gibi kültürel, dini, ilâhi ve mistik yaratclkta da
bir öt^ürlükya^adlar. Titus

büyük

Burckbardt'nya^d gibi;

"tslâmî

yönetimlerden
çünkü,

en

büyük

fayday

salayan
topraklara

Yahudilerdi

Filistin'den

dier

atldklarnda en önemli entelektüel gelimeyi spanya'da
saladlar.

Maimonides ve tbn Gabirol gibi en önemli
felsefî

Yahudi âlimleri

çahmalarn Arapça yazdlar

ve

Müslüman spanya'da kendilerini tamamiyle evlerinde hissettiler. spanya'nn yeniden fethedilmesiyle müslümanlar
deitirmeye zorlandlar, öldürüldüler ya da kovuldular. 1492'de Granada'nm da dümesiyle sürülen Yahudiler snma ve korunma için Osmanh'dan medet umdular. Tüm Kuzey Afrika'daki müslüman topraklarna kabul edildiler. Orada refah içinde yaayan Yahudi
ve yahudiler din

cemaatlerine katldklar gibi yeni Yahudi cemaatleri de
oluturdular. '^

Ayn dönemde
için

Orta Avrupa'da eziyet gören Yahudiler de kurtulu
dilemilerdi...
istanbul'u fethinden
Tt^arfati'nin

Osmanh'dan yardm

Zulümden kaçan çou Yahudi Osmanllarn
önce

a^

Osmanllara

ulaman

Haham

Isaac

aadaki
isteyen

mektubu

gibi mektuplar alyorlard. Orta

Avrupa 'daki yardm

Yahudilereya-:(d cevap mektubu:

"Kardeim

dinle sana

dodum

ve

vereceim öüdü. Ben de Almanya'da Alman hahamlarla Tevrat çaltm. Ülkemden

çkarldm

ve bütün güzelliklerle dolu olan Allah'n lutfuna

Shah Rza Kazemi, Manevî Cihaddan
edilen Makale, 2004.

Cihadiî^m deolojisine, ngilizceden tercüme

200

Sâmha

Ap^erdi üe SIRRiV

YOLCULUK

uram
yok.

Türk

topraklarna

geldim.

Burada

huzur

ve

muüuluk buldum. Türk vatannda ikâyet edecek hiçbir ey

Ar vergiler altnda ezilmiyoruz ve

ticarette özgürüz.

Burada Almanya'da olduu gibi Yahudilerin utanç iareti olarak san apka giyme zorunluluu yok. Orada varlk ve
zenginlik de lânetli çünkü

Hristiyanlarn

kskançhma

sebep oluyor. Kalkn kardelerim!
Güçlerinizi toplayn ve bize gelin!

Eteklerinizi toplayn!

Burada dümanlarnzdan

kurtulacaksnz, burada huzuru bulacaksnz. '*

Müslüman yönetimi akndaki

Yahudilere

karp
ilâhî

gösterilen

hogörülü
ifâdesi

yaklamn
olduunu

aslnda iki din arasndaki

uyumun

bir

belirtmek lâ^m.

Karplatnldklannda ayn uyumu slâmla

Hristiyanlk arasnda bulmak

mümkün

deil islâm hiçbir t^aman
ait olan icras olarak

Hristiyanlkta olduu gibi Yahudiliin mesihe

düünülmemitir; Yahudiliin

ve Hristiy

anln

birer ifadesi olan eski

brâhim inancn yeniden yaplanmas
tek

olarak

ileri

sürülmütür. slâm,

onlarn peygamberlerini reddetmek deil, iki inanan taraftarlarn eski

Tanrl

dine geri

çarmaktadr.

Kîtr'an

tüm peygamberlerin

tek ve

ayn

mesajla geldiklerini dolaysyla da aralarnda fark

olmadn

vurgular:

"De

ki:

Biz Allah'a, bize

indirilene,

brahim'e, smail'e,

Ishak'a, Yakub'a ve torunlarna indirilene; Musa'ya, îsâ'ya ve

peygamberlere Rablerinden verilene inandk iman getirdik Onlardan hiçbiri arasnda aynm yapmayz. Ve biz, ancak

O'na boyun
islâm'n
Iran'b

een müslümanlarz." {K\-\
Budistler,

Imran: 84)
(6.)aiz\lda
dinî

tüm
bir

Hindular

ve

Zoroastrianlar

peygamber Zoroaster tarafndan kurulan
liderlerin

sistem) dahil tüm kitapl dinlerin mensuplarna gösterdii hogörünün

müslüman

sahip

olduu faslet

ve

adalet

duygularndan

kaynakland düünülmemelidir. Çok açk ekilde tanmlanm Müslüman hogörüsünün Kurann vahyinin ruhuna- ki, bu ruh
geleneksel

müslümann

derinlemesine
görülmelidir.

sarld
Bu
ruh

bir

ruhtur-

organik
âyetlerde

olarak

bal olduu

aadaki

anlatlmaktadr:

201

"

Cemâlnur Sargut

"üphe yok
amel

ki,

iman

edenler,

Yahudiler, Hristiyanlar ve Sahiller;

bunlardan her
bir

kim Allah'a

ve abiret gününe gerçekten

iman eder

ve iyi

illerse elbette

bunlarn Rableri yannda mükâfatlan vardr.
ve

Bunlara bir korku yoktur
(Bakara:62)
'T<jtap
verilenler içinde gece

bunlar

mah^n

da olmayacaklardr.

vakitlerinde

Allah'n
Allah 'a

âyetlerini

okuyup

secdeye

kapanan doru

bir topluluk vardr.

ve ahiret

gününe

inanr, iyilii emreder, kötülükten vazgeçirmeye çaldrlar ve hayrlara
ko§u§urlar.
l^te

onlar iyi kimselerdendir.

Ne

hayr

imlerlerse

asla
bilir.

karplks^ braklmayacaktr. Allah takva (Âl-imran: 113-115)"'''

sahiplerini çok iyi

'Veygamberimiî^

savaca giden

ordulardan

birine

verdii

buyrukta
iyi

çapçmann
aydnlatyor:

hangi prensiplere

bal

kalarak yürütüldüünü çok

'Allah'n

adn
ne
bir

anarak
ileri

ondan
bir

yardm

isteyin

ve

Peygamberinin duasyla
ihtiyar,

atln. Savaa katlmayan ne bir

çocuu ne

bebei ne de

bir

öldürün.
olun.

Ar

kadn

gitmeyin! Ganimetler konusunda dikkatli
ve iyilik yapn.

Doru yolda hareket edin
'

Çünkü Allah

iyilik yapanlar sever.

Peygamberimizin bir dier buyruu da

ayn yarglan
için

taçyor:

'Allah'n adyla, onun davas dümanlaryla vuruun. Fakat Korkutmayn. Organlarn

ilerleyin!

Allah'n

ar

gitmeyin. Aldatmayn.

kesip

vücutlarn

parçalamayn'.

"^^^

edilen Makale,

Shah Rza Kazemi, Mânevi Cihaddan Cihadi^m 2004

ideolojisine,

ngilizceden tercüme

Muhammed Ebu
s.

Zehre, slâm'da Sava§ Kavram, stanbul: Fikir Yaynlar, 1976,

75-76.

202

Sâmiha A)'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

"Andolsun ki bi^ Ademogullanm üstün bir i:^t

ve erefe

ma^ar

klmdr.
üstün

Onlara karada, denirde, tapyacak vastalar

verdik, onlara

gü^el güî^el nî^klar verdik, onlan

yarattm^n

birçoundan cidden

kldk.

" (Isra: 70)

'nsanolunda

Hakk'n
kendisini

tecellisi

olmas

hasebiyle,

Peygamberimizin

insanî deerlere olan saygs, tutsaklara, yarallara, hatta ölülere

kar

taknlan tavrda

açkça göstermitir.

''^^^

En

güzel ve en insanî sava örneklerini Hz. Peygamber vermitir.
adalet ve insana

O'nda erdem,

sayg ön plandadr. O, sadece harp
kalan halk
kitlelerine

meydannda

savam,
Hz.

darda

kar
için

savamamtr.
deil,

Muhammed'e
çkar.

göre savaç, vurup
için

krmak

kötülüü ortadan kaldrmak

klc

eline

alr ve

halkn

öldürülmesine

kar

az cana kyarsa o kadar

slâm kaidelerine baarb bir savatr.

göre bir sava ne kadar

"Bu cihan hayatna bakacak olursan ebedî

bir mücadeleden ibaret
t^erre,

olduunu görürsün. Bir cenk cihan
cenktedir.

olan bu âlemde

^erre

ile

Kâinat

^zerrelerinin

vücudunda olan fiili cenk
git^li

ve

bu mahlukat

zerrelerinde tezahür eden
ve

aikâr ztlklar,

olan cenkten dolay olur
birbirlerine

bunlarn mahiyetlerinin, mânâ dünyasnda

muhalif

ve

ay

kn hareket etmeleri gerektiinden böyle ^hura gelir.
her eyin
olan

Çünkü

mânâda

bir asl,

yani eyann

mahiyetleri vardr.

Dünyada

eyann görülen

suretleri, o

asln gölgesi gibidir.
sonra,

insan kendi manevî

varlnda

bile

sükûnu temin edemedikten
etmemelidir;

bakalarnn

sulh

olmasn ümit

kendini slah etmeyi

gölgesi

brakp bakalarnn slahyla megul olmamaldr. Denek eri olursa nasl olur? Ancak kendi ile doru olanla bakalar dorulur.
bil

unu

ki bu cenkten kendi gayretinle kurtulmaya muktedir deilsin.
ve

Meer
çekime

ki seni sulh cihanna Allah geri çeksin, ki orada cenk
yoktur.

Odhan,

birlikten

baka

deildir;

^ra orada ^tyoktur

117

Muhammed Ebu

Zehre, slâm'da Sava Kavram, stanbul: Fikir Yaynlar, 1976,

s.

101-102.

203

'

Cemâlnur Sargut

ki htilâf ve cenk
fejin

olsun. Her^'ejin
o,

^vâli kendi î^ddndan hasl

olur; bir

^dd

olmazsa,

bekadan bajka ne olur?

Bir kere daha kendi kendimiî^e soralm:

Bu

medeniyet nice bir dü^^enin,
ki,

nasl

bir ahengin teknesinde yorulup

ekillenmi olmal

bu üslûbu,

bu ölçüyü bu

kvam, bu

kemâli bulup böyle bir cemâli meydana

getirebilmi olsun? Bence bu sorunun cevab
idi ki, ne devlet, ne de millet,

açk

:

O

devir öyle bir devir

§arkl olduundan utanmyordu. Belki

^aman

ve

mekân plânnda

ilerlemeyi,

garb §arka

getirmekte deil,
için

ark garba götürmekte

buluyor ve bu anlaytan hareket ettii

de

her geçen gün bira^ daha geliiyordu.
medeniyetin birliini salayan unsurlar

Bu
ise,

kendinden emin, ahenkli

d

tabiat kontrol alhnda

tutan bir irfan ve hikmet terbiyesinin himâyesi altnda bulunuyordu.
irfan ve hikmettir ki,

Bu

cemiyet

ruhunu sanki

tarla sürer gibi

kaî^p
Böylece

çapalyor,

ayklayp

temiî(liyor ve nihayet ekip

mahsul alyordu.

de Türklük,

muhteem

bir medeniyet

görüüne paralel
ar^ ediyordu.

olarak,

ayn
devir,

ölçüde heybetli bir iç medeniyet

man^ras

Aslnda

okumam olann, okuyandan çok olduu bir devirdi. A.ma bu okumamn gelenekten ald hikmet ve irfan sermayesiyle,
öretecei î^ngin bir kültürü vard. Bir sisteme

aydn
âleme

bal

olarak uî^un yllar
sö^lü kültür de o
târihten, gelenek
terbiye,
iç ve

boyunca

katlanlm

metotlu bilginin

karsnda, bu

devirde kendi

bana

bir sistem ve metot

saylrd. Zîrâ

ve görenekten bilhassa

u^n

tecrübelerden sürülüp

gelmi bu

cemiyete çok

kvaml,

çok intizaml, çok kontrollü ve çok olgun bir
bulunuyordu.

d

dengesi

katlandrm

118

Sâmiha Ap'erdi,

l^citmayan

Cim, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2001,

s.

93-94.

204

"

Sâmha Amerdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

" ...iman, iblâs ve

a^kn dünyada
bilse,

tasarruf eden tek kudret

olduunu

///

insanolu bir

ne

ni^ kalr ne

kavga...

Sâmiha Ayverdi, Rahmet Kaps

205

.

.

Cemâlnur Sargut

Halk îçre Bir Âyineyim. Herkes Bakar Bir An Görür, Her Ne Görür Kendi Yüzün, Ger Yahi, Ger Yaman
Görür.
.

Ayverdi'ye

göre taassup, "düünce ve duygunun kabuklap katlamasdr. nsanolu, kendi kendini hapseden bu jandarma
kuvvetin
elinden

kurtulmadkça

selâmete

eremez."

rfan
neyi

göümüzün bu büyük yldz
kurtulmann
çaresi nedir?

taassuba ilikin bu

tanmyla

kastetmektedir, O'na göre, bu hale dûçâr

olmamann

ve olununca

Efendim Sâmiha anne, taassubun islâm dünyasma
tehlikeli

sirayet

etmi en

hastalk
. .

olduunu
jalm\

srarla \iirgulardi

:

".

Taassup,
iî^âfî

dine musallat olmuj bir ruh
iken,

hastal

deildir.

ilim,

bir

fenomen

ilim

mutaassplar vardr. Siyaset

bir

temayül iken, politikada kindar ve mütecâvi\ bir taassup muhiti eksik
deildir."''^''

"Bünyesinde taassuba yer olmayan islâm dininin etrafna, kim, ne
ne

için,

raman

ve ne sebeple

kabuk

çeke çeke öf^ü görünme^ hale getirmitir?

Bugün, islam müctehid ve ulemâsna, o gün, bu gün katlasp,
görünme":^ hale gelmi

cevheri
.

kabuu krmak

bir

iman borcu

olsa gerek.

(...)

islam

dini,

en kestirme, en

aydnlk hayat yolu olduu

halde,

bu

yolu çallar ve dikenlerle nasl da
isteyenin

tkam, alp geçilme-:^
topu-:^

ve her geçmek

ayana
(...)

bir günah dikeni batan, korkulu, sarp ve çorak hale
î^ebâm, günah,

getirmii^
heyulalar

Acaba, cehennem, ate,

küfür

ile

âhir

^aman
ne

Peygamberini rencide edip utandran bir

ümmet olduumuzu

î^manfark edecei^

Sâmiha A}^erdi, Millî Kültür Meseleleri Neriyat, 2003, s. 111.

ve

Maârif Dâvam-:^, stanbul: Kubbealt

smet
2002,
s.

Binark, Sâmiha Ayverdi'nin Mektuptan, stanbul: Kubbealt Neriyat,

626.

206

'

Sâmiha Ay-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

'Samaîi klarken, kucana
i

çkp

oturan Yia^et-i

Hasan 'la Ha^et-

Hüseyin

'i

yavaça
ve

diklerinden indirip

imanda hür
sert

geni olan Rfsûlullah 'in ümmeti,
için,

olmaktan kurtulmak

o

nama^na devam edecek kadar abus, müsamahas^ ve kemiklemi kabuu aceb, ne

d

raman kracaktr?

Day^dem
olmutu.

Behire Emre Hanm, bundan uf^un seneler evvel ylanck Bu hastala okutmak lâ^m... diyen bir tandk, gidip

Mehmed Aa

Camiinin

imamn getirmi.
bitirip

Adamcaz okuma
olmas
sebebiyle,

iini

gitmee hazrlanrken, hastaln

sâri
eline

odada bulunan bir hanm,
efendi,

imam

efendinin

kolonya vermek istemi. Fakat hoca

sanki kendisine küfür

isnad edilmi gibi, telâ ve iddetle ellerim geri çekerek:

"stemem, istemem... Fransz sidii!"
deerse
dinden

diyerek,

kolonyaya

eli

imandan

çkacakm

gibi

yerinden

frlayarak

merdivenlerden inip

dan çkm.
kendinden
aksülâmeli

Fakat bu
î^ürriyetinde

taassubun,

sonraki
de,

nesillerde,

hatta

kendi

ba gösteren

kolonyaya

el sün?/ek

korkusu

kadar

ha:^n.

öyle

ki, î^avall

imamam^n

olunu,

açt

dükkânda, içki bayilii

yapacak

bir derûnî sefalete

düüren

suçlu acaba

kim ola?"

"unu

da

bilmeliyi:^ ki,

bi^ taassup

ehli indinde îdindik

sayldmiî(^

gibi, dinsiî^ler ne-:(dinde de gericileri:^.

Tevekkeli Müridim:

Dinli der

dinsi:^ bi^e

Levm
Bi:i ne

eder

dinsi-:^ bi-:(i

ondan bundan-:^

Hem de ondan bundan^
buyurmutur.

121

Sâmiha

Av'verdi,

Rahmet Kaps, Ankara: Hülbe yaynlar, 1985,

s.

230-231.

207

"

Cemâlnur Sargut

Çok ükür

bi-:^

hu cühelann ürkütmeleri

ile

ne ibadetten,

ne de

ibadethanelerden uf^aklaacaklardamf^.

Fakat iman suyundan mahrum

olarak yetimekte bulunan gençlii, daha filizlenirken e^p, meyve ve

mahsul vermesinin önüne geçenler, ite bu at^n taassup esbabdr.
A.caba Allah indinde yüklendikleri vebal
ve mes'uliyet

yükünü

hiç

düünüp kahrlanmaklar m?
Onlan, kendi kendilerini haps
sinema, radyo, televi^on
ettikleri,

baörtüsü, uî^un etek, altn di,
bir tevhid sahibinin,

^ndanndan kurtaracak

bir müctehidin, ilah fillah gürleyecek bülend âvâî^ nerede?

A.gacn kendi

içinden

hasl olan kurt gibi, din
için için

aacnn hastal

olan

taassubun da, bu mübarek bünyeyi

kemirdiini, o gâfil güruha

baka kim

anlatabilir?"

lhan Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol, Sofi Huri, Mekûre Sargut, Müjgân Cumhur, Mustafa Tahrah, Agâh Oktay Güner, Ergun Göze ve daha nice yol arkada ve örencisi açsudan Sâmiha Ayverdi ne
ifâde eder?

lhan Ayverdi'nin gözlemini hatrlayahm
"'Âbide ahsiyet' sö^nü
ilk defa

:

Sâmiha Ayverdi Hanmefendi'den
tâbirin enfa^la kendisine

duymu, daha sonra çok

ifadeli

bulduum bu

yaktn fark etmitim.
Abide nasl ki
aksettiren,

bir olayn, bir fikir ve

düüncenin bütün

özelliklerini

onun timsali durumunda olan asrlarn
eser
ise,

ötesinde

kalacak
ait

deerdeki
özellikleri

cemiyetteki

âbide

ahsiyetler de

o

cemiyete

bihakkn

temsil eden çok cepheli büyüklerdir.

Efendim, Lale Müldür
"
soydur.

bir iirinde diyor ya, ''onlar birbirinden gelen bir

Kenan Rifâî'nin bir baka Hak O'nu öyle anlatr
:

â, Nezihe Araz hanmefendi
233-234.

ise

Sâmiha A)^erdi, Rahmet Kaps, Ankara: Hülbe yaynlar, 1985,

s.

lhan

A5rverdi,

Sâmiha Ayverdi

Bibliyografyas,

s.

IX.

208

Sâmiha Ayverdi üe SIREA

YOLCULUK

"Türünde

tek, yerine

konulacak ikinci bir örnei olmayan, istanbul'u

son nefesine kadar ya§am§ ve son nefesine kadar

inand

ilkeler

adna

kalemini elinden

brakmam

bir istanbullu.

O

belki de bir anlamda,

kaybettiimi-:^ eski istanbul'un son kalesiydi

inanana

katlmayanlar,

sahiplendii

deerler sistemini

tartanlar
pyle ya da

çkabilir, eski bulan, yeni bulan,

ksas onun hakknda

böyle fikiryüriitenler olabilir. Elbette olacaktr.

Bu çeitli davranij biçimleri çif^i üstü her insan için sö-:^ konusudur. A.ma hava ne olursa olsun, onun fmdi eripnij olduu noktay
dei^tireme:^.

Sâmiha Ayverdi Hanmefendi'den

sö:^

ediyorum. Deerli

yatlar ve düjünür..

O, gerçekten

istanbul'u

ö:(ünde

toplam,

stanbul

medeniyetinin,

Türkçe'sinin, estetiinin, î^râfetinin canl bir temsilcisi olmu§, tasavvuf
felsefesini bir yabama biçimi

olarak içine sindirmi,

ksas

bütünlenmi

bir temsilci, bir 'eser-i

stanbul'du.

insanlarn, devam edip diploma
olmayan, kendine
ö-:^ü,

ald
ö^el

klâsik üniversiteleri gibi, formal

hayatn
bu

i^enginlejtiren

ö^l üniversiteleri
biri,

vardr.
bajta

Sâmiha Ayverdi,
gelenlerden biriydi.

benim

üniversitelerimden

Ben istanbul Türkçesi'ni
örendim,
istanbul

ve

anlamn,

deerini, çok eskiyllarda

ondan

sevgisi,

istanbul'u

sahiplenmenin

ne

demek
ö^^etini

olduunu,

bu

uygarln

ö^ünü,

imbiklerden

sü':<^il??ü^

görebilmenin yolunu, yöntemini onunla yaladm, insan ilikilerindeki
inceliklerini,

önemli noktalarn,

düünme

ve

sürdürme kofullarn o

üniversitede
ilkeleri

tartcm,

seminerleryaptm, te^^eryaptm.
bir

Sanyorum onun
bir

balamnda tandm, örendiim
'fikri

dünyay ondan
bir insan

kujak
ki,

sonra yalayan
üniversitenin

hür-vicdan lür'
ilkesi

olarak

o

de

baî^

buydu...
ve

Kendi

dünyasna,

kendi

terminolojisinin ve

kendi kiiliinin

kendi ifademle yorumlamakt.

Bu

bir kiilik

ça hamasiydi aslnda.

Sâmiha Ayverdi 'nin topluma

önerdii bütün

ilkeler, güncellikler,

kendinden sonraki kucaklarn içinde

bulunduu kofullara göre
yorumlanacakt.

ve

onlarn kullandklar kavramlarla yeniden

Mevlânâ'ya

ulanmann yollan

gibi,

yenilenecek,

yeniden ve yeniden tartlacakt. Bu, ^or biryöntemdi,

ama doru

olan

buydu.

Ben kendi inancmda olay

böyle yon4mluyorum.

209

.

Cemâlnur Sargut

Onun

kiisel enginlikleri,

nitelikleri, ö^llikleri

ü^rinde durmuyorum.
V^e

imdi
olsun,

elimimde kalan kitaplardr,

eserleridir, yetitirdikleridir.

onun deyimiyle söylüyorum: Düjünceni^ inancn^ amacn-:^ ne olursa

yazklan

kulaçlaya kulaçlaya bitirilemeyecek bir derya gibidir.

Niyâ^ Msri'nin dedii gibi: "Halk içre bir Herkes bakar bir an görür. Her ne görür kendi yüzün. Ger yahi, ger yaman görür. "
eserlerinde insan

Onun

âyineyitn.

Evet

öyle.

Herkes

o

aynada ancak kendini görür.

'^^^

Hanm, 1960'lann ikinci yarsnda neden, Misyonerlik Karsnda Türldy^yi yazma ihtiyac duymutur? Bu eser, bizi
Sâmiha
hangi dikkatin içine çeker? Ayverdi'nin meseleye

bak

biçimi

nasldr? Sorunu nasl
Ayverdi,

tahlil

eder ve çözümler önerir?
13

misyonerlere
:

yazd,

Temmuz

1967,

tarihli

son

mektubunda öyle der

"Gene junu söylemem doru olur
tekilât ve anlaypni':^n, benim

ki,

beni bu mücâdeleye sevk eden,

imanma

tecâvü^ etmij olmasdr.

.

Mektubunuza,
cümle

bir

papaan e^eralii
alâkalandryor.

ile

tekrarladm^

///

gülünç

dmnaks^n
bizi

yer almaktadr: 'Siz, bir

laldkat araycsnz,

sualleriniz

Müküllerinize

cevap

vereceiz. ' tar^nda sö^er söylüyorsunuz
Sanki:

'Hrisdyan dinine intisabm gecikmiti.

Artk aklm
pofunda

bama aldm,
beni

davetinize icabet ettim, geliyorum' deminim gibi,

sual

sorucu,

kendini^

de

o

mükülleri

halledid

gösteriyorsunuz

Görüyorum

ki,

misyoner tekilât fark ve temyi^ kabiliyetini kaybetmi

veya hiç ona sahip

olmadndan,

kendisini dünyaya tepeden

bakmak

imtiyaz ^^ selâhiyetine sahip sanyor.

Nezihe Araz,
28.3.1993
tarihli

,

"Meydan

gazetesi,

Kadn

Gözüyle köesi:

^4^/'^ Bir Ishnbuttu'

yazs.

210

.

.

.

.

.

Sâmiha Ap-erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Tekrar edeyim:

Siî^e

imdiye kadar

hiçbir sual

sormadm. Zira her

mükülümün cevabm
âlemi
de

Islâmiyette buldum, islâm dini, beni de cümle

tatmin

ve

ihjâ

edecek

kudrettedir.

Onun
suretiyle

için

bi^

Müslümanlar, bakalarnn imanlarna saldrmak
teyid ve

kendimi:^

kabul ettirmek lüt^ûmunu duymay^.
türlü ekilleri vardr.

.

Aldatmann

Durmadan tekrarladn:^
ise,

sevgi

laf^ bir maskedir.
farksiî^dr.
.

Altndaki gaye

îmanlar imha eden bombadan

slâm, vahdetin

ta kendisidir.

Çokluk görmesi

birlik görmesine, birlik

görmesi de çokluk görmesine,

mâni
. .

deildir.
der.

Kurân- Kerim:

'Allah,

domamtr, dourmamtr*.
Allah
kabul
bakar.
'in

Halbuki

Hai^ret-i isa'y
ve

olu kabul eden Hristiyan inanc, bi^im kul
Ha^et-i
de
isa'ya, insan sureti

peygamber

ettiimi-:^

balam Allah

na^nyla

Onun

için

'Baba,

oul, Rûhü'1-Kuds'

olarak üç ayn

buud arasnda ^k^ak
söyleyecek sö^üyoktur.
.

çi^en Hristiyan akidesinin, vahdet

hakknda

Bifi

Müslümanlar, Ha:^et-i isa'ya hürmet eder
Hat^et-i

ve

peygamber olarak

tann^
bir

Muhammed'den

sonra eriat yürürlükten

kalkm
içine

geçmi nebi olarak

kendisine gösterdiimi-:^
girer.

saygnn snrlan

Hristiyanlk âlemi de
türlü inanca

Hatta bakalarna î^aran olmayan her
gösteriri:^

ayn

hürmeti

Ama

bu demek deildir

ki,

haddini ve

hakk
.

ap

imanmt^n

üstüne yürüyenleri

ho

görür, ses

çkarmay:^.

Kur'an'dan evvelki kitaplar birer küçük hülâsadr
Musevilik ve iseviliin elinde
bir

Onun

için

de

bütündür

ve gerçeklerin

ksmi hakikatler vardr. Halbuki tamam ancak onda mevcuttur.
.

islâm

islâm'n Peygamberinden önce hiç kimse bütün beeriyete

âmil

bir

haber getirememitir. Kur'an'dan önce hiçbir kitap bütün insanla
hitap edememitir. Haî^ret-i

Muhammed u

vahyi getiriyor:

'Ey insanlar, gerçekten ben hepiniz için Allah'n elçisiyim.*
(A'raf: 158)

211

.

Cemâlnur Sargut

Böylece

yalm\ Kurandr ki
edebilir.

muhtelif dinler arasndaki farklar ve

ayrlklar bertaraf

Dinlerin çokluu, birletiriri bir
.

imann

vücudunu ^rûri klar.
Hat(ret-i

Bu

iman, Müslümanlktr.

Isdj 'Allah'm ve kurtarcm*
benimle

olarak ebediyen kabul

etmiyeceime göre,

urajman^

beyhudedir.

Bir kul olan

Peygambere A-llah diyecek kadar

safdil deilim. Ben,

A.llahn kulu

ve

Ha^et-i Muhammed'in ümmetiyim, iki dünyada da Allah'm
islâm'n
erefinden

beni,

mahrum

eylemesin
ile

ve

si^
'"^^

üçlükte

kalan

Hristiyanlan da Kur'an 'in nuru

nurlandrsn. "

Bu durum Sâmiha

A)^erdi'nin kalemini silâh gibi kullanarak onu

mücâdeleye sevk etmitir.
Ayverdi'nin

Kenan

Rifâî hazretleri

dnda deer atfettii, okuduu,
Arabi'dir
ki

zihinsel olarak beslendii kaynaklar nelerdir?

Yararland
eserlerinde

bir

baka

sultan

bn

Sâmiha

anne
zevkli

onun anlalmas zor fakat son derece derin ve kitaplarnn özetini bugünün ilmi ve lisanyla yorumlamtr.
Hz. Mevlânâ onun
terbiyedlik ve öretialik
için,

"Hakk'n
ve

islam

alemine

tebessümüdür ve

evkini a§k, pir

sanat hazinelerini çeitliyollardan
"^^^

ve çeitli eserlerle beeriyete

sunmuj

ilâhî bir rahmettir.

O

Mevlânâ'da ve devrinin Mevlânâ's olan hocasndan topsuz

tüfeksiz,

kansz klçsz
çok

irfan

sava yapmay
ve

ve gelecek zamanlar

fethederek medeniyetler kurarak onlar abideletirmeyi örenmitir.

Mesnevî'yi

iyi

bildiini

ondan yararlandm

biliyoruz.

Mesnevi için

unu

söylemitir;
ve

"Mesnevi
hayata

ile felsefe

iman kuru

nat^ariyeler

olmaktan

çkarp

mal

etmij böylece de yaratc ve aksiyomu bir hüviyet bahsettii

tefekkürüne can vermitir.
bilen

Ayn

^(amanda insan psikolojisini çok

iyi

Mevlânâ, didaktik kabul edilmi olmasna

ramen

bir fikir ve

ismet Binark, Sâmiha Ayverdi

Bibliyografyas, yt

s.

82-85
2006,
s.

Sâmiha

Kyjtitâii,

Ahide

ahsiyetler,

stanbul:

Kubbeak Neriyat,

36.

212

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

mh

liriinin

apaçk

beyân

olan

bu ahane

^hin

ve

vicdan
'^^^

bereketinin bajina gü^el sanatlann

tacn ^ydirmesini

de bilmitir.

Dier etkilendii

mutasavvflar Sadî ve

eyh

Galip'tir.

Sâmiha Ayverdi, eitim alannda hedefin okul
okur-yazarlk
bir

saysn

arttrmak ve

orann yükseltmek

deil, çocuklara millî ve manevî

ruh kazandrmak olmas gerektiini savunur "Bizim de artk

millî

romantizmimizi idrak etmemiz

bir emr-i zarurîdir.

Amma

bu,

Ziya Gökâlp'in
hayali

açt

çr
der.

gibi,

bulank

bir ideoloji devresinin

kof

olmamahdr"

Buradan yola çkarsak, O'nun

*millî

eitim'

anlayna ilikin

neler söylenebilir?

Sâmiha anne, ömrünü insana, onun yetkinlemesi

için

eitime

adam bir sultand.
'^Hayatim

öyle diyordu
sis^e

:

boyunca

ne

söylemem lâî^msa, frsat kaçrmadan,

söylemi bulunduumu zannediyorum.

Amma,

bir kere

daha ksaca,

hayatn

o temel

vasflarn tekrar edeyim:
sabrl, haî^^ml, feragatli, temkinli, a:^mli,
olun!.,

Dûr-endî
insaniyetli,

olun. Basiretli,
vefal,

fedakâr

iyilikleri

unutmayn, kötülüklerin
ile

üstünde durmayn. Kin gütmeyin, asla sebepler endiesi

intikam gibi
iyi

küçültücü hislere ^ebün olmayn. Yilini^en geldii kadar herkesle
geçinmeye ve etrafnza yardma olmaya bakn!.. Bir olabilmek Allah
'in

bakasna faydal

kullarna verdii ihsanlann en büyüüdür. Hülâsa,

iki dünyada da geçer akçe ahlâk- hamide sahibi olmak, vatana ve

imana hikmet etmektir.

A^iz evlâtlar! Bilin ki Allah'tan gayn her ey fânidir. Bugün var, yann yok olacak geçici deerler için, Hakk 'in n^âs dndaki ilere
heves ve

rabet etmeyin. Zira sonu hüsran
ve hikmeti

ve

nedamet

olur.

(.

.

.)

Himmeti

bakalanndan

beklemeyin.

Bakalarnn yükünü
olmak deilyâr

çekin, fakat si^ kimseyeyük

olmayn.

Çünkü

bi^e bâr

olmak düer.

Sâmiha A)^^erdi, Sâmiha Neriyâü, 2006, s. 36.

A\-verdi,

Abide

ahsiyetler,

stanbul:

Kubbealü

213

Cemâlnur Sargut

Bedel ödemedikçe, hiçbir jey satn alnma-:^ Si^ de etrafmda yardm,

efkat

ve

sevgi

bedeli

vermek

suretiyle,

sayg,

alâka

ve

dostluk

ka^nabilirsini^

Krmamak, krlmamak
saadetli

ve
.

Hak namna

dost olanlardan

§a§mamak

insann kândr. (.

.)

^^Z ^^^dtlarl imdiye kadar her ne söyledimse,
söyledim.

hep si^n iyiliini^ için

ln§aallah,
ve

her iki âlemde de yü^^nü-:^

ak
olur,

edecek yoldan

ayrlma^ huzurlu

dü^nli insanlar kafilesinden
ettirirsiniz

etrafnzla da

doruluunu-:(U sirayet

Her

hususta Allah

yardmcm^

olsun,

nefsini-^n errinden korusun,

gaflet ve dalâlete

düürmesin. Cenab-

Hak

dorularn yardmcsdr

vesselam.
JLIZ

Hepini^ A.llahmn

birliine emânet ediyorum.

Sâmiha Ayverdi biliyordu
va^e,
"^^^

ki,

"Mânevi nafakadan, ruh

salndan

ve her

türlü millî ve insanî deerlerden

mahrum
ve

olarak yetipirdiimi^

nesiller, vicdan,

ahlâk,

mes'ûliyet,

vatan

iman juûrundan bo§ olarak hayata

atlyorlar.

O

halde Türk gençliini kendi kendine
sevgi, bir fazilet, ahlâk

kar

mes'ûliyet

duyacak ve hesap verecek bir
halinde

ve îmân âbidesi
ve

yetitirmek

bir

kurtulu

sava,

bir

beka

devam

teminâtdr.."

Bu gerçei görmütü. Ve

u hedefe kilitienmiti:
mümkün
olur,

"u

halde onu eitmek, evvela imanl, ahlâkl ve gayesinin §uûruna
bir gerçek
'^^^

varm

münevverler ordusu yetitirmekle

kanaatindeyiz

***
Bir

anlatmnzda öyle diyorsunuz
ile ilgili bilgi

:

"Sâmiha Ayverdi hocas
bir

Ken'an Rifâî

vermek

için

uzun

metin hazrlamlar,
"Sâmiha, söyle
ki

hocamz bu metni görünce
128
'

yrtm

ve

demi
82.

ki;

ismet Binark, Sâmiha Ayverdi

bibliyografyas,

s.

Sâmiha Ajvetâi, Abide
Sâmiha Sâmiha A)^erdi,

ahsiyetler,

stanbul: Kubbealü Neriyat, 1976,

s.

39.

A^-verdi, Millf Maârif Meseleleri ve

Maârif Dâvam-::^, 2003,

s. s.

161.
96.

Millî Maârif Mes'ekleri ve Maârif

D âvâm:(, 2003,

214

Sâmiha A>'verdi Ue SIRRA

YOLCULUK

benim hocam

bir hiçtir."

Bunu

açar

msnz?

Hiç(lik) nedir?

Kâmil

insanlar için 'tevâzû' ne

anlama

gelir?

Hiç olmak hep olmak

mdr?

Sâmiha Ayverdi'yi bu açdan nasl deerlendirmek gerekir?

Bu

bü}^ük srr da yine kendi dilinden dinleyelim

:

"A.khma
bakyorum,

bakyorum;

idrâkime

bakyorum;

yüî^üme

ellerime

hepsini geri vereceim gün geliyor, diyorum.

Yaknda, pek

yaknda,
sönecek,

vücudum

mahfa^s açlp
duracak

içindekiler
ve

dalacak, idrâkim
'öldü!' diyecekler.

kuvvetlerim, âletlerin

bana

Zaten sen bunlar bana verirken geri

alacan
edildiim

söylemitin sevgilim.

Onun

için

ne esef ediyorum, ne de ikâyetçiyim.
ec:(â ve

A.ma bu varl giî^lice
an
deil mi?

ihya ederken

âî(âdan
eden

mahrum

da, gene benimle beraber

olacan vaad

sensin.

Unutmadn

imdi
sâde

yü:(ümü herkes görüyor,

sesimi herkes

duyuyor.

O

^aman

görülmedik bir cihanda seninle
ben

sefer ederken, sâde

ben onlan göreceim,
'öldü!* diye

onlan duyacam.

Evet arkamdan
verenin

alayp
nasl

haykracaklar.

Cann

sana

ölmediini

ben

onlara

anlataym

sevgilim, söyle

nasl anlataym?"
demektir.
Nafile
olan,

Hiç olmak her

ey olmak

var olmayan
ki

nefsinin hiçliini idrâk eden kii ruhuyla ortaya çkar

bu da ebedî

olmak demektir.

kaymakamn makamna gelmi. Birçok kii ile birlikte kaymakam beklemeye balam. Kaymakam içeri girmi. Herkes ayaa kalkm, dervi ibâdetle megul olduu ve içeri gireni görmedii için ayaa kalkmam. Kaymakam buna çok kzm, "Sen!
Derviin
biri

bir

Orada oturan kalk! Beni görmedin mi?" diye
dilerim efendim

barm.
Hatta

Dervi

"öî(ür

kim olduunuzu bilemedim
bekli
bile

afedersini-:^"

diyince

"ey gafil

ben

kaymakamm,
cumhurbakan
"sonra

ilerde

vali

olacam!

barbakan

ya

da

olabilirim!" diye

kükremi. Dervi gülümseyerek
daha
joiksek
bir

efendim?"

demi,

kaymakam

makam
1997,

Sâmiha
s.

A)^'erdi, Yolcu, Nereye Gidiyorsun, stanbul:

Kubbeak Neriyat,

170

215

Cemâlnur Sargut

bulamaynca
için

"ee,

sonra hiçi"

demi. Dervi

''i§te

ben o hiçim efendim onun

kalkmadm" dç^vm.
"Mabette
Bir

Ayverdi,

'ak' nasl anlatr, nasü anlamlandnr? Eserde geçen, "Gönlüm, sevdiimin akna karargâh olalberi gece ile gündüz seçecek iktidarm kalmad. Görmüyor musunuz, onun ak satveti, deil yalnz beni, cihan
Gece"de
ulesine

batrd.

Güneler,

aylar,

yldzlar

hep,

bu

ziyadan

aydnlanmtr." fâdesini nasü yorumlamak gerekir?

Ak

kayd brakmaz. Sevdiinden baka düüncesi kalmaz. Sevdiinden bakasn konuurken dili ksahr, sevdiini anlatrken dili uzar. Dünya batsa umurunda olmaz. Sevdiimi herkes sevsin, diye düünür. Sâmiha anne bu ak yaam bir insandr. Önce ak ikide sonra birde idrâk etmitir. Mabette Bir Gece 'de bir cümlenin birinci ksm iki olduu,
öyle
bir

sarholuktur

ki,

insanda

vücut

ikinci

ksm

ibadet ederim"de\d

birlie

olduu devredir. Bu anlatm Fâtiha'nn ksmyla ikilik akndan, "senden jardm dönümesi gibidir.
bir

yalnn^ sana
isterim"dek

216

Sâmiha Ay-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

''...insanlar sevelim ve onlara
lûtfu,

sevenin icap ettirdii

merhameti, efkati ve dostluu gösterelim...."

Sâmiha Ayverdi, Hâtralarla

Babaa

217

.

Cemâlnur Sargut

Sâmiha Anne Hayret nsanyd.
Vusufcul^takiy

.

"Adn

sordular. Söyledim.

"Tanmyoruz, kimmi
için

o?" dediler. Az kald perdeyi çekip seni onlara gösterecektim; fakat
ihtiyatkâr

olmay gene senden örendiim

vazgeçtim ve

düündüm ki, gösterseydim de göremeyeceklerdi; zîra perdelerin kalkt ezel gününde onlar seni görmülerden olsalard, imdi
burada,

"Tanmyoruz," demezler ve demir

asâ demir çark, bu,

kâinatn tek görülecek görülmemiini arar ve bulurlard." fâdesi
hangi srr anlatmaktadr?

Hz. Ali'nin "perdem kalksayd bu âlemde hana kaç kip iman

ediyorsa yine

ayn

kipler beni

tanrd" buyurmas ve

"ben geleceimden deil geçmiimden

korkarm" demesi her eyin ezelde planlandn, o âlemde kör

olamn bu âlemde de kör olduunu, her eyin bu dünyada sadece

hatrlandn
Bu
ezelî

anlatyor.

ahdimizin hatrlanmasdr. Ben sizin Rabbiniz deil miyim?

sorusunu bu âlemde hatrlamak ezelde Allah'tan geldiimize ve

gene ona

varacamza

halktaki

Hakk' görerek ahit olmaktr.

Sâmiha anne tenzih üe tebih arasnda
hayranlkla

Allah'n hiçbir zaman idrâk edilemeyecek sonsuzluuna

yaamtr. Dolaysyla O, duyduu

ak yaamtr. Ayn zamanda hocasnn hakikatinde bulduu mânâya duyduu akla da tebihin mânâsn idrâk etmitir.
anshyd çünkü kendisine zât anlatan, zât tam manâsyla gösteren ahlâk- Muhammedi ve hakîkat-i Muhammedi sahibi bir hocas
vard.

olduunu peygamberdeki teceUinin hakikat-i Muhammedi olduunu ama onun ötesinde hiç idrâk edemeyeceimiz bir sonsuzluk olduunu öretti, ite bu sonsuzluun yüce gücü, bizi her an koruyuu ve her yerdeki tecellisi

Ve ona

kendinin bile bir köprü

insann
halde o

hayretini arttrr.

Zaten Sâmiha anne de hayret insanyd.

O

hem
eder.

ahadiyetteki sonsuz birlie

hem

de vahdaniyetteki

çokluun
hürmet

birliine

iman

eder.

Hem

dünya mülkündeki farkllklara

Hem

kâmil insanda bütün bu âlemlerin

toplandm

görür ve önünde diz çöker. Hattâ secde eder.

218

Sâmiha A^^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Ayverdi'nin, "bugün sensizlie tahammülüm yok, beni kendimden geçir, sarho et." ifâdesindeki 'sarholuk'tan neyi anlamak gerekir? bn Fârid'in, 'biz sarho iken henüz üzüm yaratlmam' ve Hz. Mevlânâ'nn, *üzüm sarholuu deil benim

sarholuum/benim sarholuumun sonu
açsndan bakldnda, meyhane, mey,
neyi

yok' ifadeleriyle

bu nasl

teUf edilebilir? Bizim geleneksel iirimizdeki

meyhane sembolizmi

kadeh, sâkî gibi kavramlar

îmâ eder? Sâmiha Ayverdi'nin eserlerinde bu sembolizm nasl

açmlanabilir?
Burada, "Beni Allah akyla sarho
dayanabileyim, iki görmekten
et

ki dünyann
ri\2S\2.^\

sknt

ve

belâlarna

kurtulaym"

vardr.

Sâmiha Ayverdi'nin bahsettii sarholuk
"belî"

ezeli bir

sarholuktur. Yani

dedii o ezel âleminden gelen

bir sarholuktur.

Onun

için

henüz üzüm yaraülmam olduundan o âlemin sarholuunu tadan insan için üzümün sarholuu sonsuz zevkin yannda sanki zevksizlik gibidir. Mânâ sarholuunu yaayan insanlar geçici
sarholuklara takhp
kalmazlar.

Buradaki sarholuk Mevlânâ'nn
için

anlatt sarholuktur. Mevlânâ arab Allah akn anlatmak kullanmtr. Onun arab üzümden deil aktan yaplm
araptr ve ezelden gelen
bir

bir

araptr.
tekkeyi
anlaür.

Meyhane

tasavvuf!

açdan

Meyhanedeki

yani

tekkedeki mey, Kevser

arabdr.

Sâkî mürittir,

müridin

gelenlere
idrâkini

sunduu
salayan

Allah hakikatinin yani hakikat-i

Muhammedi'nin

ak arabdr.

Kadeh, o mânânn, beUi söz kahplar içinde

insana sunulmasdr.

"Dua

mahalli" deil,

"ak oca" olmak

ne anlama

gelir? Ayverdi,

bununla neyi kastetmektedir?
Ay\^erdi

tekkeyi

Mevlânâ'nn

"Cuma

mescidi

degili'^

bi^

insanlk

mescidiyi^'
yeridir.

dedii

gibi idrâk eder zira
ise

Cuma
Allah

mescidi duâ ve ibâdet

nsanlk mescidi

insanln
yerdir.

akyla yanp

ibâdetini

ak
illâ

yolculuu halinde
ki bir

yapt

Sâmiha annenin tekke anlay

evin içerisine oturup Allah Allah

demek

deil,

ak

her

yerde yaamaktr.

Bu demek

deildir

ki

Sâmiha anne ibâdete deer

219

"

Cemâlnur Sargut

vermiyor. O, ibâdeti bir

ak

yolculuu

gibi

yapü

için ibâdetin

mânâs aça

çkar, çünkü ibâdet Allah'la iliki kurmak demektir.

Ayverdi'nin 'küçük kz'a

yapt

u

sesleni nasl yorumlanabilir,

ak

kitabndan kast

nedir:

"Mektebe

baladn

gün, hocan

ilk

i

olarak sana harfleri öretmiti.
birbirine

Az sonra bu örendiin

harfleri

çatma temrinleri yaptn ve böylece keUmeler meydana çkt. Sonra bunlar sraladn ve ibare oldu. Böylece de okumay
söktün.
içeri giriyorsun.

Artk büyüdün, mektep bitti. imdi yeni bir dershaneden Ben de sana ilk i, bu kitapsz kalemsiz kazanlan
utanma.

iknin

bunlar,

ba harflerini öreteyim: Gülümseme ve ak kitabnn ilk harfleridir."
halkta

te yavrum

Gülümseme
dedii
gibi

Hakk görmek

demektir.

her an kendini seyrettiini idrâk etmektir.

Utanma ise sevgilisinin Hocas Ken'an Rifâî'nin
özelliktir.

gülümseme, insan ha^^andan ayran en bü^oik
Allah'tan

Utanma

ise

Ayverdi'nin

korkmamn balangcdr. Ama bu korku, kitaplarnda anlatt gibi sevgilinin ilgisini kaybetme
gibi "Allah'tan en çok

korkusudur, Sâmiha anne utanma, korkma ve ar etmeyi anlatyor.

Çünkü Peygamberin dedii
tanyan
ve bilendir"

korkan onu en çok

Sâmiha anne Allah'dan korkanlardand.
sevgüi

Ama onun

için Allah,

çok

dosm, yeeni,
a§k "tr.
'söyle'

sevgili

arkada Semiha Cemal'in dedii

gibi "lâ

ilahe illâ

"Bana,

deme.

Bugün

susmak
diye

istiyorum.

Sözlerimi

gönlümün
'sükût'u

knna

sakladm;

söyle,

üstüme

varma."daki

bir

iletiim ortam, bir

haberleme alan olarak nasl

deerlendirirsiniz? Hikmetin dilinin sembol ve sükût
söyleyenler ne

olduunu

demek istemektedirler?
dervi olurken

Mevlânâ'mn Fîhi Mâfih 'deki sözü çok önemlidir. "Ben önce münâkaay, sonra münâ^raj terk ettim. Sonra sustum.
insan sulukta çeitli merhaleler yaar.

Önce
ister.

akn

cünûn devresinde
söyler.

münakaa
savunur.

eder.

Akn

anlatmak

Akn

Akn

Ama

daha sonra ilme'l-yakinden ayne'l-yakîne geçtii

220

Sâmiha Aj'verdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

zaman "Ene'I-Hakk" âiye bir devre gelir. Hâlâ söylemekte devam etmektedir ama artik kendinden kendine barmaktadr halka
deil.

bard

Fakat Hakke'l-yakîn olup da denizin içinde yok
her
yer

olduu
kimse

zaman,

deniz

kesilmitir.

Arük

konuacak

kalmamtr,

teklik vardr.

Mürîd-i kâmiller karsndakinin gönüllerinin casusudur, sözü buradan anlaür. Sâmiha anne susabilir. Çünkü o karsndakini
görür.

Onun isteine göre konuur ya da susard. Bazen susmas konumasndan çok daha tesirliydi. Çünkü hâli tavr, davram
bile

oturuu, gülümsemesi hattâ gözünü yere indirii
üzerinde
tesir yaratird.

karsndaki

Evet onun hikmet

dili

sembolleriydi ve

bazen de sükûtuydu.

O

bakmdan Sâmiha anne konumaktan çok
etti.

yazd. Çounlukla da sükût

"Günümüz hanmlan Osmanb kadnnn gördüü sayg ve sevgiyi görmüyor. Peki o Osmanb kadnna karhk neyini kaybetmi. Neyi
eksik?" diye soran Ayverdi'nin sorusunu, yine O'nun düünceleriyle

nasl cevaplayabiliriz?

Nasl görsün ki, bugün batl kadn hüviyetine hüründük. drâkimizi, irfanmz, hizmetimizi arttrmak yerine karmzdakileri sorgulayan,
sevmekten utanan, beenilmek
diiler hâline
insaniyet ve tevazu gibi
zannettik.
için

her türlü rezillie katlanan

dönütük. Katlanma,
ki

millete vatana

vasflarmz

kaybettik.

ballk, gayret, Öretimi eitim

ükredelim

Anadolu'da kadn hâlâ aym...

221

.

Gönül Annesinin Nur'u

Gönül Annesinin Nur'u.
Cemalnur Hoca
Otu^
küsur,

.

h^h

erkekli

snfa

girip hepsine föyle

bir
bile,

gö\
ona

att
yakn
^

flaman, her birinin,

a§ag yukan kendi yadnda deilse

bulunduunu görmütür.
Talebelerin,

hoca

olarak

karclarna

gelen

genç

hocaya

nasl

davranacaklar hususunda bocalamamalar

imkânsz.

Zîra ipe sapa

uymayan tats^ davranrlarla yeni
bir
talebelik

gelen

hocalarn hrpalamak, artk hocalarn
incitmeye

lüksü

olal

beri,

yeni

frsat

bulamadklarndan jajinrgibi

oldular.

A.mma

ne yapmallar ki, gerek

snfn

gerek hocalarnn huturunu bozamayacaklard.

Bozacaa da

benzememekteydiler.

Günün

gençlii demek, târihî ve milli an'anesini unutarak mes'uliyet

tanmaz

kontrolsüz

bir

kalabalk

demektir.

Öyle
bir

ki

hocay

konuturmamak,

taciz ^^^P hatta hakarete varan

pervaszlkla

rahatsz ederek, onu

baya gevezeliklerle bzâr etmek
elence haline
^^^

suretiyle

ypratp
ve bir

hocalk

vazifesini

yaptrmamay
çileden

sokmay hüner

zekâ olduu zp^^^
bulunuyorlard.

çkarmay

meziyet haline getirmi

A^mmâ

ne çâre ki, bu ince ve z^rif olan genç

kadn, nasl

bir derûnî

tasarrufun

iji

ile

talebelerine yaklaarak

onlan teshir

etmijti.

Cemalnur Hoca kimyagerdi. Bu snfa da kimya hocas olarak
edilmi bulunuyordu.

tâyin

O

ne bir pedagog ne de bir psikolog
güçlerini tek
ile

idi.

Ancak
genç
ile

insanolunun

ve

kuvvet olarak bütünletirmeyi,

dourtan

kabiliyetli

hüneri

hoca olarak kürsüsüne

çkm

kadn,
suret

bir sevgi

maherinden z^bûr
biri

ederek, yeryüzüne insan

sfat

bulmu

müstesnalardan

olmal

idi.

Talebeleri

olarak

karsna çkanlara
göre ders verecekti.

elindeki müfredat programnda gösterilen

programa

A.mma

o

kadarak

bir teknik

maddi malûmat

ynn vermek
TU.

için

u

koskoca kürsüyü igal etmek yeter miydik

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Gençler arasnda, kimya

ile

baklan ho§ olmayan gençlerde

olabilirdi.

jAncak Cemalnur hocann çocuk.lan arasnda, belki de bunlardan
küçümsenmeyecek kadar çok olanlar da
olabilirdi.

Fakat

çalijiyor ve

hocalarn mahcup edecek
becerebiliyorlard.

laubalice

tembellikten

u^k

kalmay da

Genç hocann bildii

///

idi

ki,

memleketin bir münevverler
bilerek,

snf
de

yetitirmesi ve vatann ölüm

kalm olduunu
ve

gençlii ona göre

eitmesi

lâ^md.

Yalniî^

Türk insanna
erri de

deil, bütün benî

beer

için

hakk hak
münevverler
siyâsette,

olarak
kütlesi

seçen

er

olarak

ondan kaçnan
dâhili
ve

lât^md.
maârifte,

Meselâ politikada,
iktisâdi hayatta,

hârici

askerlikte,

cemiyetin bütününde

hülâsa hayatn giriinde

çknda,

benlik ve

ahsi menfaat girdabna

dümemi ihlasl,

ahlâkl vefaî^let sahibi münevverleryetitirmek, her
idi.

hocann ibadet kadar ulvî vadesi

Osmanl
adaleti,

devleti

ne vakit bir münevverler

snf

meydana
ile

getirerek,

mîî(ân ortaya koyarak üstün bir politika ahlâk
îtibânn gücünü
ve kudretini o

yaamsa,

devletin

î^aman

salamt.

A.ncak bütün

varl gösteriten

ve sahte münevverler

snf

üretmek gibi

ii ahsî çkarlar

için dalavereleri ile

gö^ boyamay

marifet sayacak bir
devletin

sahte aydnlar kütlesi
temellerini yerinden

meydana getirmise, bu

snf

salam

oynatarak

yklmak
edecek

tehlikesini
idealist

ha^rlayanlardan

olmutu.

Devletine

cann

feda

aydn memleketin

piyasasndan

çekilip, yerini

ha^n

bir ihtirasa terk edince vatan hyaneti

denen af edilme^günâhn

arl

altnda cehennemyolunu tutmu

olur.

Osmanl

devletinin

kuruluunda,

daha

Osman

Ga-:^

devrinden

balayarak, onu takip eden padiahlar arasnda da bir müavirlik
sistemi,

padiahlarn mutlak denen
bu kontrol sisteminde

selâhiy etlerine
o

demokratça nüfü^

etmi
devam

ve

Osmanlln

hür demokratik ruhu

ettii müddetçe sürüp gitmitir.

111

Gönül Annesinin Nur'u

Ne

var ki

hükümdarn
salam
öyle...

selâhyetni kontrol vadesi

ile

ie

balam

harekety asla

bir demokrasi örnei olup

kalmamtr. Nejaf(ik

ki bu gün de

Zira bu kontrol müessesesi;

"Sen

baarl
devlete

deilsen, onun için
ve

tezine çekil git, yerine
mevcut otonteyi f^edelemek

ben gelip oturacam!" iddia
gayreti,

hrs

ile

hayr yerine er

getirecei,

bilmem nasl inkâr

olunabilir'?

ahs

hrs

ile

kendini devlete deil,

devleti

kendine

bal

görmenin

hastaldr ki bunlar aydn saymann
etmek kabildir?

hatâ olduunu nasl inkâr

u

halde bu

anlayn

esiri

olmam

aydnlarn mevkîlerinden, ahsî
bir

çkarlarndan hattâ canlarndan korkmadan gerçei söylemi
cemiyet

snf,
A.ksi

hayatna kendilerinden

ihlas aktarabilmise

ne

âlâ...

halde onlardan devlete fayda yerine î^arar beklenir. Hedefi kendi ikbâli,
istikbâli olan

bir çeit muhalefeti

ile

kendi kendini de

çevresini de

aldatmay ^evk haline

sokmu

olan sahte aydnlar,

idarecileri

îka^

edecekleriyerde tahrik eden

hastalk bakterilerinden

baka

nedir ki?

Osmanl

devleti

ihtiam, aî^amet ve pâyânsiî^^ adalet

anlay

ile

yayld
snfn

ülkelerde gösterecei nizâm sahip olduu adalet politikasn kurarken
târihî,

millî ve
ile

manevî kültürü
getirmitir.

ile

hamurlam

münevver

yardm

meydana

te

bugün imdi buna her gamandan

daha muhtaç bulunuyorum
ite Cemalnur Hoca
sahibi gençlerdi.

nn yetitirmek istedii aydnlar snf bu ihlas Bu genç kadnn hocalk anlaynn gayesi bu idi.
idealist

Nasl padiahlarn yan sra yer alm
^samanlarnn ahlâk
büyüklerine

âlimlerle

velîler,

ve atletlerinin temsilcisi idiler,

f

bu gün de

o devrin

benden

bir

ederek sahtelerinden de

aydnlar snfna ihtiyaan sonsuzluunu kaçnmak gerekmedi mi?
bir

ikrar

Cemalnur Hoca, ukalâ

kadn, vâi^ tutumlu
t^âde;

bir nasihatç deildi.

Onun
olun!..

için

de gençlere,
isterdi.

sö-:(den

"te

siz

de benim gibi

" demek

224

Sâmiha Amerdi üe SIRRA

YOLCULUK

Genç

hoca,

bir

doktorun

k-:^

idi.

O

öyle

bir

doktor
o

idi

ki

hastalarndan

ald

vi^te sembolik

miktar ap/a^ ba^en
ücretini

kadarn
ve

kabul etmedikten ba§ka ilâçlarnn

de

kendi karclard.

Cemalnur hocann annesine
etrafna;
seviyenin

gelince

o jeryü-:^ünün

fedâkârlktan

"Gözün
mayalanp

varsa

Hak halktr,
i§te

halk da Haktr"

diyecek bir
ve

insan olduundan

ana

ile

baba tarafndan meî^et

fa^letle
suretiyle,

beslenmijliinin sermâyesini talebelerine

aktarmak

memleket toprana tohum saçmakta bulunuyordu.
devletinin

Osmanl

kurulup ve ^ahlanij devirlerinde bir medrese ve ilim

çatmas
edenlere:

yoktu.
"Sus,

"Kâfir
kâfir

îcâd"

diye

ilim
diye

ve

tekniin sö^ülüünü

olacaksn!"

a^n
ile

tkamay
kitap

kimse

düünmedi.

Amma

gün oldu ki

el

yaî^s
bile

üretmenin
taassup

müküllerini bir tarafa iterek

matbaann

karasna çkan

hançeri o koskoca cihan devletini yaralaya bereleye
edercesine î^ayf düünenler de hep o
devlet otoritesine

kanndan canndan
unutmamak
imanla da

münevver olmayan sahte aydnlarn

menfî çelme takmalarnn

payn

asla

gerekme^ mi?

I/te

Cemalnur hoca gençlere; "limle

ura,

tepime! Her ikisinin

itigal sahalar ayn ayrdr. " demekteydi.

Aksi

halde ne devlete ne de millete fayda

oluturmak tasavvur dahi
uyuklamakta
ve

edileme^

pe

bu müstesna onurlu genç
târihî ve derûnî

hoca, gençlerin

olduklar
ileriki

millî,

heyecanlarn harekete geçirmek

^amanlann yapa

güçleri haline getirmek yolunda

canm

diine

takarak

çalmak

nasibini

alm

bir üstün eitimcidir.

Çok gençyanda evlenmi olduundan
^aman
içinde
ve

bir de

olu bulunuyordu ki ksa
olan aile

mev:(uumu:(un tamamen

dnda

hayatn
sebebi

bozulmu

olarak

görmü
de,
biî^e

bulunuyorum^
acele

Bunun
edilmesi

ne gibi

bir

olduunu bilmesek

bu yolda

düünülse

bile,

iin

kurcalanmasnn
Cemalnur Hoca

hiç de faydas

bulunmamaktadr.

diyor ki:

"Türkiye'de siyâsî otoritenin yansra,

onunla et-trnak
millî karakterini

olmu iman hayatn,

cemiyetin târihî ve

inâ ederken ona adalet, fazilet, nizam ve bu müterek ve yekpârelenmi sermaye olduu" keyfiyetiydi. Haktan baka hiç kimseye mesul olmad anlayna sahip bulunanlarn, cesur, korkuum^ ve gerçekleri
düzgünlük veren kuvvetin,
225

Gönül Annesinin Nur'u

söylemekten çekinmemesi elbette jadrganama-^ I^te Cemalnur Hoca'da
talebelerim

bu anlayla yetitirecek olursa memleketin güllük gülistan
saylma^.

olmas

hiç de uf^ak

Çevresine bir vicdan ve

îman

fedaisi

olmann ha^^n

veren

bu genç

kadn

tevkir etmenin

kadirinasln unutmamam^gerekmektedir.

Sâmiha Ayverdi, Cemalnur Hoca,

yaynlanmam

makale

226

Sâmiha A\'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Evlad

Acs
hocas, genç ve gü:(el bir

Kimya

hanm tanmm. Anadan

bahadan yana
. .

da, dost evlâddr.

Kejki onu benim gibi herkes tamyabilse.

Zrâ

bu

genç hanm, cemiyetin, yükünü aartan örnek bir öretmendir.
Öyle
ki,

deil yaln\ insanlara, kurda ku§a

ve

cans^ ':^nnettiimi^

bütün yaradlmijlara, hattâ ta§a topraa karp dahî vefasndan, efkat,

muhabbet
Ijte

ve

scak alâkasndan

cömertçe

ikramda kusur eyleme^

müstesnalar kafilesine mensub bu tatl ve genç

kadnn,

vaktinden

evvel

dünyâya getirdii bebei, ancak on gün yaladktan

sonra, geldii

e^el âlemine

doru

tekrar geri gitti.

Genç

anne,

aylarca

kendi vücûdunun bir parças olarak

besledii

yavrusuna aayp yanmad olur mu?

Çocuu kaybetmemek
da itirak
etti.

için

etrâfinn gösterdii tibbî gayret ve alâkaya o

Zira tedbir de gene, insanoluna dü§en be§en vadeler

cümlesindendi. Deveyi

baladktan sonra
göre,

Hakka

emânet etmek, bir
tavsiyesine

yüce

emir

olduuna

buyruun

sahibinin

uymak

gerekme:^

mi idi?
için,

Genç kadn, yavrusunun yalamas

etrafnn tedbir

ve gayretlerine

hissen ve aklen itirak etmenin beerî bir va-:^}
idi.

olduunun uurunda

Amma
de,

o,

tedbîrimizde takdirin güldüünü de bilenlerdendi.

Neticede
gelince,

urap

bertaraf etmek istediimiz^^ takdirin
ve teslimiyet

hükmü

yerine

ona gönülden nî^â

göstermek kadar, insanolunu

yüceletiren ne vardr?

Bir Allah
de,

velîsi

olan

anasnn

rahle-i tedrisinde yetien

genç öretmen
çâreye

çocuunu

ecelin

elinden

almak yolunda gereken her
ise de,

ba

vuranlarla
takdirin
bir ilâhî

beraber,

heyecan çekti

sonunda yavrusunu ilâhî

buyruuna
hikmet
ve

teslim ederken, bilsek de bilmesek de, her olanda

hayr bulunduunun uurunda olmas,
atarak,
içinin

onu, kadere
ve

kar

isyan

çlklar

kararmasndan kurtarm

çevresini de perian etmekten

alakoymutur.

111

Gönül Annesinin Nur'u

Yaknlanna olduu

kadar,

talebelerine

ve

temas

eyledii

herkese

daarcndaki
sayg
bir
ile

sevgi ve

güllükten pay datan hu örnek genç kadn,

selâmlamann, onu tanyanlar kadar tanmayanlara da dü§en,
ve

ükran

hayranlk borcu olduuna inanyorum.

Sâmiha Ayverdi, Rahmet Kaps

Sâmiha

Ay\'erdi,

Kbnet Kaps, Ankara: Hülbe

yavnnlan, 1985,

s.

201-202.

228

Sâmiha Ay'verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Hakknda Yazlanlar
Yusufçuk
:

Aynann

Öteki

Yanma Sçrayan

Bir

Dü Yazs

Enis Batur
"1940 'da

Yakup

Kadri'nin,

1946'da

Sâmiha
'nesirler'

Ayverdi'nin,
nitelemesini

jaymladklan
bir göstergesi,

kitaplann

altbajhna

yerletirmeyi seçmeleri, onlarn Edebiyat alannda

hem düündüklerinin
bir

hem

de arayp içinde
da,

olduklarnn

kant.

Ayn

'malzeme')//?,

iki yaî^ar

öyküler yakabilir,

roman kurmaya
türlerinden

yönelebilirlerdi jüphesi^.
birinin

Öyle yapmamlar. Egemen ya^
istediklerini
ve

kalbna yakmak
birkaç

denemelerine girilmiler.
metinler,
ögeleriyle

Yusufçuk 'da
türünün

sokmaktansa, farkl ya^ Okun Ucundan 'dayeralan
metinler.

ya^

arasnda kalmij

Anlat

deneme öelerini buluturan,

sk sk mensur jürin
da.

özelliklerine

açlan birya^ karjim^a çkyor, iki kitapta

Hüdâinâbit yaklamlar, iki çi^i

diji

örnek mi, deil Türk Edebiyat

balamnda, soyaacnn XIX. yü^l sonuna,
iirlerine

Hâlid Ziyâ'mn düî^a:^

ardndan da Mehmet Kûufun Siyah Bat edebiyatna gelince, özellikle Baudelaire 'in Spleen 'inden balayarak modem ya^'nn bu yolu açtn, gelitirdiini biliyoru^ Yakup Kadri de, Ay verdi de, hiç §üphe yok ki, Gide'in
dek
uratabilir,

nciler 'ine

geçebiliri^.

recit'lerini, sotie'lerini

okumulard.
boyunca geçirdii evrimi,
için

Türk Edebiyatnn

XX. yüzyl
yapmak
geçer.

katettii

evrelerin bir çözümlemesini

bavurulabilecek yollardan bin,
o yolu öteki uçtaki

anayaptlann incelemesinden
bir gelinimi

Kendi payma,

yakn

gözlükle ek alarak bütünlemek önemli görünüyor

bana.

Hangi

metinler, hangi uç

araylar

temsil etmitir?
II.

Nâ^m'n çkdndan
devreye girdii

1950

kuja

öykücülerinin ve

Yeni iirinin

195

5
'e

kadar geçen

süre içinde, bütün ya^n türlerinde

yenilikçi

araylarn önemli pay tuttuunu
gelinmelerde,

görüyoruz^

Nesir

çerçevesindeki
gösteriyor:

kimi

örnekler

snrlann

yaks arlandn
Neap

Asaf Halet

Çelebi'nin

kimi dü^aî^
TahliVini,

metinlerini,

Fât^l'n Birkaç Hikâye,

Birkaç

Abidin Dino'nun

229

Hakknda Yazlanlar

Enis Batur

1938-43 aras

yan

metinlerden

birkaçn (sökelimi Kehânef\

Iklara Vedâ"y),
yanyana getirmek
sanclarla yolunu

Sait Faik'ten ve Hisardan parçalan bir gün

isterim:

O örnekler,

bankalar,

Türkja^annn

hangi

açma çabas verdiinin ipuçlarn tapmakla kalmaî^:

Bir

kucan bayra devrald noktalan da gösterir. Yusufçuksun ve Okun Ucundan 'in metinleri, nairin anlat
sonraki

ekseninde

allagelmii orlama
da, 'ben'
ile

ediklerini bir bir

karpm^a

çkanyor.

Ikiya^ar

'anlatc ben' arasnda deiik mesafe ayarlan

yapyorlar. Bir yönüyle mensur iirin bölgesine giriyorlar; bir bajka
yönde, 'deneme'^//? türevi saylabilecek bir alana açlyorlar.

Yakup
düzüyor.

Kadri günlüün, mektubun, afori^mann olanaklann

seferber ederek,

kaygan
Seslenen,

bir

t^eminde

eklemli

bir

ya^

tekniinin pekine
bir
üslûp.

söylemen,

kendi

kendisiyle

konujan

Sâmiha

Ay verdi'de

organik bütünlük

kaygs

ar

basyor.

Yusufçuk'da da

seslenme, söyleçme eilimi belirgin gerçi;

ama, diyalog sanki aynann
öteki

karasnda gerçeklejiyor. Yer yer, aynann
düç yaî^s.

yanna da sçrayan

bir

Bugün, kimler okuyor bu iki kitab, bilemiyorum. Birkaç edebiyat
'hasta'j"/,

bir iki

aratrmac

dijinda,

yaln^^a mifredat kurbanlanna
gerçekten

ve

'cephe'

okurlanna

terkedilmi§lerse,

aanas

haldeyi^
dil

demektir.
ve üslûp

Yanmyü^l akn
deildir:

bir süre

önceya^lmij bu ikiyaptn,

açsndan eskimiç yanlannn olmas, bu unutuluun kesinkes Yusufçuk
ve

açklamas

Okun Ucundan

hâlâ derin, dolgun,

sürükleyici yaptlar. Bemanos'un, Malaparte'nin,

Hamsun'un eskimi
ülkelerinde,

yanlan yoktur
dillerinde

diyebilir

miyi^?

Onlan yaln^ kendi

dikkate alnan yakarlar olarak göremeyip her ülkede, dilde

okurlan vardr.

Gününe, güncelliine

skan

bir kültür

ortam hem

iî^leyiciyi,

hem

yaratcy

tknefes klar.

Ya^dklanm

i^eyenler,

benim ne pahasna

olursa olsun kendi edebiyatmv:^n

tutsaklatnlm okuru

klnmam
okuruna
deil

diklendiimi

anmsayacaklardr:

'Bugünün
sâlli

genç

Hüseyin Rahmi yerine Calvino'yu
kuran
ve

veririm' cümlesini

imek
ve

toplamaya

râ-:^

olan benim sonuçta, bir
ile

bakas
yi

Yusufçuk
çelikili

Okun Ucundan
çkacaktr.

ilgili

yaklamm
o

bu nedenle
kitap

bulanlar

Katlmyorum

görüe:

230

Sâmiha Avverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Fitan'daysa

ona

ulaplmah

diyorum,

i§e

humumut^un

dibinden

ba§lamak eyann

mant deil mi?
iyi

Sorun da burada ya: Bumumuîiun dibindeki
görecei-:^?

kitaplar nasl

Hepimiî^ birer gergedan kadar hipermetrop
bir eitim dü-^ni,

klnmadk m?
bir ev

Çökmü
üründen

ekran(lar)a

mhlanm

yaants,

mal ayramayan

bir

'rehber-ortam' üstümü-:^ kör fanus

gibi geçirildi.

Okuma lâmbam-^n hakk saymaly^

altna hangi kitaplan seçeceimi^ temel bir okur

Hak

vermiyorsam^ hak

verilsin diye

daha çok

"
beklersini-:^.

231

Hakknda Yazlanlar

Selim leri

Sâmiha Ayverdi'nin stanbuFu

Selim leri
Sâmiha

Ay verdi'den
Öyküler,

sö\

açarken,
jiirler

tarih,

an,

roman yaftan

m

diyecei^
makaleler,

dü^a^

kaleme getirmi.

Mektuplar,

günü gününe tutulmu konulma, görülme

notlan.

stanbul Geceleri'nin bendeki basks 1971
ikinci

tarihini tapyor. Eserin
'den epey

basks.

Ama

ben,

istanbul Geceleri 'ni, 1971
vermipi.

sonra

okudum. 1980 'lerde

Ne^he Arat^ salk

Nihad Sami Banarl,
bizi
diyor.

ö^lü giri§ yansnda, 'Hakikat

udur ki,

bize

tantp sevdirecek böyle

kitaplara

ihtiyacmz çoktur*

Bununla

birlikte,

ya^labilecei

istanbul Geceleri soyundan eserlerin çokça kansnda deilim. Tpk BogaziçVnde Tarih gibi.
hangi çapta ve deerde olursa

Bana sorarsam^ BogaziçVnde Tarih;
olsun,

bir 'benzer'/
kijisel

ancak

'taklit'

olacak kitaplardan.
verimi.

Bütünüyle

yarata,

bir

duyulun,

dü§ünü§ün

Tpk

istanbul

Geceleri gibi.

brahim Efendi Kona

roman m, monografi mi? Karar vermek güç.
tarih,

Ayverdi'nin eserlerinin hepsinde

roman

yandnda

bile.

Sonra gönül eitiminin köklü

an iç içe. Deneme iteleri. Ya^rlk yaam
ve

boyunca süren
Eserlerinde,

'yerlilik'

aray,

tutkusu.

çadalarndan

hayli

farkl

bir

tutumu

seçerek,

dinin,

inancn geni yelpazesine

eildi.

Bir yandan da

bana^a

ödünsüt^ce

kar

çkt.

Yolcu Nereye Gidiyorsun?
Müslüman
Türk

mam
yüzylla

(1948) gibi romanlar,
geçite,

(1944), Mesihpaa ondoku^uncu yü^ldan yirminci

insannn

duyarlklar,

ruh

sarsntlar, endieleriyleyüklüdür.

Yolcu Nereye Gidiyorsun, ikinci Merutiyet döneminde istanbul

yaamasna yer

veriyordu.

Ortaoyununu,

meddah

Ay verdi 'den

okursam^ farkl yaklam saptarsmt^: Hep

bir son nokta, hep yitip

232

.

Sâmiha Awerdi üe SIRRA

YOLCULUK

gidi.

Bu

romanda,

Tanhun Cemil

Bey'in ney taksimlerine ajnlmt§

sayfalar, eski

mûsikiyi bilmeyenleri

hile etkiliyor.

Romanlann moda çalan, modalar,

hatta

moda

kiileri

vardr.

Mesihpaa
kiisi

imam 'nn
uf^ak.

kaleme getirildii dönemde, bir

imam

roman

yapmak enikonu

artm

bir giriimdi.

Hem

moda

d,

hem

baskn anlaytan
Behçet Necatigil,
Ayverdi'yi

Edebiyatmzda simler Sözlüü' nde Sâmiha
yorumluyor:

öyle

'Heyecann

aile

ve

toplum

geleneklerinden alan, hayat olaylarn çokluk din ve tasavvuf

açsndan deerlendiren romanlanyla sanatna
salad. '

bir özellik

Bu

öt^ellii,

ya^ann

bildii yolda

inatla

tek

bana

gidii,

ba-:^

kesimlere onu bira^ geç ulatrd. Hele,

yüksek

edebi deerinin örtük

kalmasna yol açt
Ekserini geç
eserleri,

diyebilirim.

okuyanlardan

biriyim.

Bunu unun

için

söylüyorum: 'Edebî

sa ya

da

sol

dünya

görülerinin

trpanlaylanyla
çok
vakit

deerlendirmek,
kaybettirdi

bilide

eski

hastalkt.

Ve

Türkiye'ye
.

Hastalk artk

iyileti mi, bilmiyorum.

Sâmiha Ayverdi, Müslüman Türk dünyasn ayrnt
iledi.

^nginlikleriyle

Zaman ^man

söylei havasnda, t^aman flaman gerçekten iirli
eserler,

bir

anlatmla örülmü bu

çada edebiyatm^n

alabildiine

öî^ün, seçkin örnekleri arasnda.

Edebî ve Manevî Dünyas çinde Fâtih, stanbul'un Biî(ans'tan Osmanl'ya geçiinin bir panoramasdr Ya^ar, eserinde, dini
kaynaklardan, yüt^ullann imbiinden sürülmü -fakat
efsânelerden,

unutulmamOkurken,

günümü^ okurunun
Fâtih'in
Bi-î^ans'tan gitgide

ulaamad
portresini

eski tarihlerden yola

çkarak,
istanbul'un

esinlenerek,

çi^ordu.

U':(aklamasna,

stanbul'a yeni bir
ediyorduk.

kimlik kanlandran
ki,

Ayverdi,

Osmanl dünyasna tanklk Bi^ns' bir çrpda silip atmyor,

Ne

var

hamasetten

yardm

ummuyor;

teslim

olmayan son imparatoru gülünç düürmeye gönül

indirmiyordu.
Yanlar,

yü^llann

tarihî

olaylarna,

yaantlanna,

sanatna,

kültürüne, gelenek ve göreneine; çocukluu, gençlii boyunca yakndan

233

.

j

Hakknda Yazlanlar

Seüm

leri

gö^ledii Boaziçi'ni kattrarak, bir ke^ daha vurgulamak gerekirse,
benleri olamayacak bir eser

armaan

etmi§tir. Böylece

BoaziçVnde
günlerini

Târih,

imparatorluun

jükselij,

duraklayp,

çökü^

Boaziçi'nde yalatr.

Jibdülhak

inasi

Hisarn
z^man,
ise,

olaanüstü

güz:(ellikteki

Boaziçi
snrldr.
istemi

Mehtaplar 'nda,
bir

anlatann

yaantsyla

Boaziçi'nde Târih
anlatcya

târihin

-zamannda adetâ kaybolmak

ibaret eder.

Bu, hayli geni§

zamann

ekliinde,

Osmanl-

Türk kültürünün

nitelikleri,

uygarlmzn
eserin

üzerinde

henüz^

pek

durulmam
Kaybolana,

birçok
terk

öznellii

bajlca
deildir

deerlendirip

kstasdr.

edilene

yas

arks

Boaziçi'nde Târih.

Tam tersine,

feda ediklerin

kaygsylayüklüdür.
çizgen yazlar,

Boaziçi'nin semt semt peyzajlarn
yöresiyle bütün jehri dile getirme

istanbul'un
gibidir.

öz^el bir

olanana kavu§mu§
yalnzca
bir

Oz^etle,

Boaziçi'nde
saptamaz^

Tarih,
jehir,

stanbul'u

payitaht

olarak

Bu

dorudan doruya, imparatorluun

çekirdei,

atardamardr.

Ayn
çizgide

ekilde,

inançlardan

geleneklere,

yaama

biçiminden

sanat
bir

kollarna, istanbul'un

dünyasn sürüp giden,
Ayverdi,

kesintiye

uramayan

görmü
Toplu

Sâmiha

kültürümüzden,

yenilikler,

Batllama,
varyordu.
yeniliklere.
T.Oi'ccv^Vi

yenilik hareketleri
eserinin

karsnda yoz^lat, çöktüü kansna
sayfasnda.

birçok

Belirtmek isterim

ki,

Batllamaya

kar

bu

mesafeli

bak,

hatta

'yeni

tercihle

görmez(den geli, yok say beni hep düündürttü. Bu tutum ve badamama imkân yok. Öte yandan, yazarn tutarllna,

düüncesinden ödün vermeyiine

saygm
yazlar,

öznellikle

söylemek istiyorum.

Daha istanbul
kaleme getirmi,

Geceleri 'nde,

istanbul'un çehresini deitiren

etkenler arasnda.

Batllamay
istanbul

ve yenilikçilii

gördüünü açkça
semtler,
öznellikle

Geceleri' nde

baz^

alafrangaya kucak

açm semtler gönle uz^ak tutulmu:
m,
.

'Nereye gideyim? Bir lamelif çizip Adalar 'a

yoksa
gerilen

Kadköyü'nden Pendik'e kadar boydan boya Marmara kylarna m? Belki ne oraya ne buraya.

234

.

Sâmiha A^^^erdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

Zira

ömrümüz boyunca âinâhk etmeye mecbur olduumuz
muhabbet
'

halde,

ve samimiyet
de,

kuramadmz kimseler gibi
bir

baz

semtler için

böylece

yaknlk

ve

hasret

duymayz.
Ijte

Adalar,

Ajverdi

için,

'yaknlk

ve

hasret'

dujuhayan

yerlerdendir:

'Bugün tertemiz yollan, süslü birer oyuncak
bahçeler

gibi, çiçekli

arama oturtulmu
ile

kökleri,

ta

sahilden tepelere
ileri

kadar trmanan camlan
tarih

tstanbullu'nun

ve

gözde

bir

sayfiye yeri olan Adalar,

ne çare ki

fetihten

bu

tarafa olan

boyunca,

liyme

olmu

sahifesi gibi,

çeni ile katlamam, liyme köeye kalan tek metninin çizgilerini muhafazada yakn zamana
yerli bir

ehre

Bizans kitabnn bir

skp

kadar inat etmitir. ' Buna kar§hk, gelenein korunduu,
göçmemi,
törel

dünyann

henüii büsbütün

yklmam

olduu

öteki semtlere,

meselâ cehrin stanbul

yakasndaki
kadar
ki,

semtlerine iirin, sevgi ve efkatin diliyle yaklalmtr.

O

stanbul Geceleri 'ndeki 'Tavukpazan', srf bu
ve yakara en

sebeple

bo görülür
ya^rtr.

anlayl, hogörülü sayfalarndan ba-:^lann

Koman, an,
bence yepyeni,

monografi,

yaam

öyküsü,
bir

yorum
tarzda

ve göt^lem

karm,

enikonu

'yenilikçi'

ya^lm brahim
günden,
eserde,

Efendi

Kona,
aük

Sâmiha
büsbütün

Ay verdi'nin
kopuunu

yaad
Bu

yaad
dünya

istanbul'dan

belgeler.

biri

ilerine fevkalâde

bal, dieri hu^ur

kyaslayan ya^r, yirminciyü^ln
öncesini

aray içindeki iki erkek kardei bana geri dönüyor;yakn gelecekte
hayat'///;/,

sonras^ kaybolacak, göçecek 'konak

dolaysyla

stanbul'un

yaama

biçimlerinden birinin yafçya geçmesine yol alyor.

Dahas; anlatmndan sö^^ük seçimine, güçlü bir edebî eser olan ibrahim Efendi Kona, geçmite kalan uygarl saptamak ve tasvir
etmekle yetinmiyor,

bu uygarln günümü^cieki sarsntlara da bir
sürüyor.
.

çö^üm

olabileceini
ilk

ileri

Ay verdi,

basks

üç alt halinde

yaymlanm Türk

Târihinde

Osmanl Asrlar' nda, Osmanl

Devleti'nin

kuruluunu, yükseliini

235

Hakknda Yazlanlar

Selim leri

ve

çöküünü yorumlarken,
birlikte

istanbul'a

sk sk

atfta bulunur, cehrin
ittihat ve

tarihî çi^lgesini çkartr. II.

Abdülhamid'i tahttan indiren
gelip

Terakkiyle

büyük

yklrn

çatt

görü^ündeki yaî^ar;

istanbul'u gerek mimarisi,

doal görünümü,

gerekse ehircilik

anlay

açlarndan, imparatorluun yükselip dönemlerinde önemli bir bakent
sayyor,
ittihat
ve

Terakki'yle

birlikte

istanbul'un

niteliksi^e^tii

kansna
Gerek

varyor.

bu

eserinde,

gerekse

Boaziçi'nde

Târih'te,

Sâmiha
iddialara,

Ayverdi'nin,

pâdiâhlar
kaytsiî(^

konusundaki

ba^ yaygn

yarglay§lara
tarihini

günümü^

çok

yararlanlacak

Re^at

kalpn anmadan geçemeyeceim. Osmanl scak dille yanstm, eserinden her î^aman Ekrem Koçu, ba^ konularda, insann
tercih etmitir.

macerasnda, ;^aman ^aman, yarglayc bir tavr sergilemiken; Ayverdi
iiâât'tan u^ak

durmay

Koçu'nun

ve

Ayverdi'nin I]/.
'humaine'
olanla

Murad'a aynimij sayfalarn
olmayan hemen
Düüncelerin,
hissedersiniz^.

art

arda okuyun;

duyumlarn,

inançlarn

tpatp

benq^ejmesini

totaliter

rejimler emreder. Dil,

anlatm ustas Sâmiha Ayverdi'nin

eserine

yann

daha

'nesnel'yaklalacak.

236

Sâmiha

A>-^rerdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Ayverdi

Mustafa Özçelik

Çam^n

en önemli mütefekkir yakarlarndan birisi olan rahmetli

Sâmiha Ayverdi hanmefendi, 25
dodu. Annesi, Fatma Meliha
Bey'dir Soyu, anne

Kasm 1905 ylnda stanbul'da Hanm, babas Yarbay smail Hakk tarafndan Kânûnî samannda yabamj ve Budin

seferinde ehit dümü Gül Baba'ya; baba tarafndan Orta Asya'dan Anadolu'ya geçmi Kama^noullan'na kadar ulanmaktadr.

Sâmiha Ayverdi,
Halet
etkili

ilk tahsilini aile çevresi içerisinde yapt.
ve târih

Anneannesi

Hanm,
olmu

onun ifahî kültür

uuru kapanmasnda çok
a^ konuma gibi
ekilde anne
ve

bir isimdir. Dedesi de ciddiyet, dürüstlük,

deerler noktasnda ona örneklik tekil etmitir.

Ayn

bahas da onun fikri, imân
rol

ve

ahlâkî ahsiyetinin teekkülünde müsbet
devrin

oynam

kimselerdir.

Evleri de

seçkin

bilim

ve

sanat

adamlarnn
tesiri

gelip gittii bir yerdir

Bu ortamn da onun yetimesinde

olduu muhakkaktr.
ilk tahsilini
ise,

Sâmiha Ayverdi, resmî anlamdaki

henü^ be yanda

iken gittii mahalle mektebinde yapt.

Daha

sonra

1921

ylnda
ise,

Süleymâniye

Kif^

Numune

mektebini
gibi,

bitirdi.

Sonraki eitimleri

ilk

çocukluk devrinde olduu

resmî müesseseler

dnda gerçeklemi;
örenim görmü,

tânh, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlannda husûsî

Frans^a

dersleri

alm, gü^el sanatlarla

ilgilenmi ve

keman çalmay

örenmitir.

Bu

arada

bandan

bir evlilik
bir kiî^

hâdisesi geçmi,

evliliinden

Nadîde adl
eyhi

be yl

süren

bu

dünyaya gelmitir.
ve

Fakat,

Sâmiha Ayverdi'nin asl ruhî
ahsiyetinin

fikri gelimesi

ve

bu

anlamdaki

teekkülü
Kifâî'ye

Fatih'teki
intisaplar

Ümmi
neticesinde

Ken'an

Dergâh'nn

Ken'an

onun

iradlanyla olmutur.

Thl

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

Sâmiha Ayverdi'nin hu dergâhtaki eitimi 13 Mart 1927 ylnda
gerçekledi.

Kalan

b/itün

ömrünü hu

terhiye içerisinde

tevekkül eden bir
geçirdi.

anlay§ çerçevesinde okumak,

düünmek

ve

ya-:^akla

Aabeyi

Yüksek Mimar Ekrem

Hakk

Ayverdi'nin

yannda

bir taraftan

ktan

büyütürken, bir taraftan da kendisini büyük bir mütefekkirettirdi.
etti.

yaî^ar yapacak faaliyetlerini devam
Özellikle

Islâm kaynaklara

eildi.

Dou

edebiyatn

tetkik

Bu

edebiyatn

büyük

smalarndan Mevlânâ, Muhiddin Arabi,
çok önem verdii
deildir.
ve
tesirinde

Sadî,

Hafz

îrâ^î, onun
ilgisi^

kald

isimlerdir.

Batya da

Dünya fikir ve

edebiyat cereyanlarn sürekli takip etmektedir.

Sâmiha Ay verdi,

ilk eserlerini

1938 ylndan

itibaren vermeye

balad.

Bu

tarihte ilk
etti.

roman

Ak

Budur yaymland. Bu
bir

eserini dierleri
eserler,

takip

Türk edebiyatna farkl

hava getiren bu

büyük

bir ilgiyle

karland.
ilk

Sâmiha Ayverdi, daha sonra mecmualarda da yaftaya balad,

ya^lan

Necip

¥â^l

Ksakürek'in

mecmuasnda yaymland.

çkard Büyük Dou Büyük Doudan sonra ise Resimli

stanbul Haftas, Fâtih ve stanbul, Türk Yurdu, Havadis, Ölçü, Hür Adam, Ant, Türk Kadm, Tercüman, Kubbealt Akademi Mecmuas ve Türk Edebiyat gibi yayn organlarnda
yaî^d.

Koman, mensur pir
yöneldii
de
için

türlerindeki

eserlerinden

sonra

cemiyet

meselelerine

hâtrat,

makale, deneme,
Böylece

târih,

biyografi,

mektup

türlerinde

eserler

verdi.

insan

ve

cemiyetin

her

meselesini

kucaklayan
hiç resmî

:(engin bir külliyât ortaya

çkt.

Hayâtnda
Kültür

va^Je almad. Fakat, istanbul Belediyesi ve
bat^ komisyonlarnda geçici görevlerde bulundu.

Bakanlnn

VI. Maârif jürâsna

katildi.

1969-1980 yllan arasnda salk
arî(usu dolaysyla Fransa,
italya,

sebepleri ve çeitli tetkikler yapma
isviçre,

Macaristan, ispanya gibi
Sevil

ülkelerde bulundu.

1980 ylnda Libya tarafndan ispanya'nn
islâm Konferans
gaflete ve dergi

ehrinde
Kitap,

dü^i^enlenen

hazrlk toplantsna katld.
yaî^lanna daha sonraki yllarda

çalmalarna,

içtimâifaaliyetler de eklendi.

Kubbealt Akademisi kurucular arasnda
Cemiyeti,

yer ald.
istanbul ve

stanbul Fetih

Türk Ev Kadnlar Demei,
cemiyetlerde görevyapti.

Yahya Kemâl Enstitüsü gibi

238

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Bütün bu çalmalar arasnda gelecein münevverleri olmaya aday

gördüü gençlerle
oldu.

ilgilendi.

Onlarn fikri

ve

mânevi gelimelerinde

etkili

Böylece,

mütefekkir-ya^arlna
de eklenmi oldu.
eserleri

sivil

hocalk

ayn flamanda

"manevî annelik"
Sâmiha

Ayverdi'nin

ve

çalmalar
eseri

çeitli

kurumlarca

ödüllendirildi.

Kölelikten Efendilie isimli Yine ayn

Millî Kültür

Vakf

vakf tarafndan kendisine 1984 ylnda Türk Millî Kültürüne Hikmet eref armaan verildi. Benler bir taltif san'at hayatnn ellind ylnda Aydnlar Oca tarafndan
taltif edildi.

tarafndan

yapld. Türk
gençler

ilim ve kültür

hayâtna kanlandrd

eserler ve yetitirdii

sebebiyle

kendilerine

ükran

belgesi

verildi.

1985 ylnda
biî^metlerinden

Boa^çi Yaynlan, 1986 da Türk Edebiyat Vakf,
dolay plâketle
ödüllendirdi.

ödülüne lâyk görüldü.

1988 ylnda Türkiye Yakarlar Birlii dil 1990 ylnda Babakanlk Aile Aratrma
taltif edildi.

Kurumunca çalmalarndan dolay

Ömrünü Türk-Islâm kültürünün
rahmetineyürüdü.

yeniden nev-ü nema bulmasna

adayan Sâmiha Ayverdi Hanmefendi, 22

Mart 1993 günü
defnedildi.

Hakkn

Merkep Efendi ha^resinde medfun bulunan müridi

Kenan Rifâî hacetlerinin ayak ucu tarafna

Sâmiha Ayverdi'nin Düünce Dünyas
Sâmiha Ayverdi,
edebiyatmn^

roman

türündeki

eserlerle

girdi.

Ardndan mensur iir

ve hikâyeye yöneldi.

Takat onu

benn^eri pek

çok

yanlardan ayran en önemli husus,

ayn n^amanda onun

bir tefekkür

insan olmasdr Aslnda sanatkârl da bu
anlatlmasyla
ilgili

fikirlerin

insanlara

bir hâdisedir. Deilse, sadece edebî endielerle eser

vermek, onun asl meselesi deildir

Bu durum, onu sanatkâr

olarak

deerlendirmekten önce bir mütefekkir insan olarak deerlendirmeyi
gerektirmektedir.

Sâmiha Ayverdi,

bir

Türk-Islâm münevveri

ve mütefekkiridir

Bu

bakmdan
ettiren

gönülden inanp

baland,

fikri ahsiyetini de teekkül
ve fikirdir

asl kaynak Türk-slâm medeniyetini kuran akîde

Bu

akîde ve fikir ise islâm tasavvufudur eklinde
ilk

ön^etlenebilir

Tasavvuf ise
görünür.

bakta insann
tasavvuf,

iç meseleleriyle ilgilenen bir disiplin

gibi

Takat

asl

meselesi

bu olmasna ramen, insann

sadece iç meseleleriyle ilgilenmen^ Tasavvufta

pek çok insann

belki de

239

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

göremedii içtimaî bir boyut da vardr.
içerisinde

7.îra

insan,

bir cemiyetin

yalamaktadr.

Târih

ve

tabiat

artlaryla

ku^atlm^
unsurlar da

durumdadr, inanç, beraberinde
içine

siyâsî, ilmî, fikrî, estetik

almaktadr, "bütün bunlar, tasavvuf disiplinine
Bilinmektedir
ki,

frengin bir

muhteva
tasavvuf

kazandrmaktadr.
mekteplerinde

bu yolun
çöî(üm

ballar

sadece

bu

meselelerine

arayp

bulmamlar,

sorumlu

ve juurlu birer cemiyet

insan olarak dayetinmilerdir.
Ayverdi'nin fikir

Bu

gerçekten yola

pklnca Sâmiha
ve

dünyâsn

föyle

öî^tlemek gerekir:

Onun asl meselesi, bütün insanln da
insan
meselesidir.

aslî meselesi

olmas gereken A.llah
münâsebetidir.

Kulun,

Yaratia

ile

Bu münâsebetin Allah 'in kurulmasdr. Çünkü bu aslî mesele
Bu bakmdan

istedii ve

râ^ olduu tarzda
ne
siyâsî,

halledilmeden

ne

iktisadî,

ne ilmî hiçbir mesele halledilmedi. Neticede her konu, gelip

insana dayanr.

Ayverdi, Allah ve insan meselesini

islâm tasavvufu anlayp

içerisinde

asl mesele olarak
eseridir.

ele

almaktadr.

Ona göre
insann

insan,

Allah'n en büyük

Kâinattaki bütün hâdiseler

eliyle

gerçekletirilmektedir. Böyle olunca, insan
bir

eer Allah 'la
dünyada

salkl

ve

samimi

münasebet

içerisinde deilse

yalad

kendisi ve toplumu içinyararl idlerden ve faaliyetlerden uî^ak kalr.

nsann

Allah'la

yaknl

ise

"ak" kavram

çerçevesinde

mânâ
insana
kiiye;

katlanr. A^ksiî^ iman, ekilde bir imandr. Böyle bir

imann
ise

da cemiyete de bir faydas olama^
ancak bir mürebbî
öretebilir.

Ajk

dediimizi bu deeri

Öyleyse insan,

bir mürebbînin terbiye
olur.

halkas

içinde

islâm' gerçek manâsyla örenerek insan
olmasyla da
târih,

insann

Allah'n
meseleleri

istedii vasfta insan

tabiat ve millet

bu

ilâhî gerçeklik içerisinde halledilir.
edebilir.

Tevhid merkezci bir

insan ve cemiyetyaps böyle teekkül

nsan,

bu ballktan uz^aksa ortaya

çeitli

buhranlar,
ve

halli

f^or

meseleler çkar.

Türk toplumu da Selçuklu
neticesinde

Osmanl çalarnda

slâm'a

ball

yüksek

bir medeniyet ve kültür vücûda

getirmi, hayat bu deerlere göre tanz^im edilmi, fakat sonradan bu

ballk
Gerek

zayflaynca

gerilik,

taassup

balamtr, ite
eserlerinde

milletimizin bu

târihî meselesi Sâmiha Ayverdi'nin en temel meselelerinden bir dieridir.

romanlarnda gerekse

dier

öznellikle

de

Türk
bu

Târihinde

Osmanl Asrlar

isimli
biz^i

eserinde

medeniyetimizin

mânâda

bir îz^ah ve

erhi yaplr,

yükselten deerler ve alçaltan

240

Sâmiha

A)'\'erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

sebepler tejrih

masasna jahnhr.
Cumhuriyet

Denilebilir ki; Selçuklu,

Osmanl,
tahlil ve
tesbitler,

Merûtiyet

ve

devirleriyle ilgili

bu ölçüde yengin

tesbitleriyapan fikir

insanlanm-:^n says çok a-:dr. Zâten bu
için,

bu

ekilde

yaplamad
kültürümü^

bu

mesele

hâlâ

trajedisini

ve

çöî(ümsüîilüünü devam ettirmektedir.

Medeniyet

ve

bilinen târihî sebepler neticesinde yklmçtr.

Yönümü^ batya

çevrilmitir. Bi;(i

b!(japan ne kadar deer varsa

ters

yü^

edilmitir.

Ya

bu deerlere toptan

deerler aslî özelliklerinden tecrid edilerek

düman olunmu ya da bu benimsenmitir. Bu da ortaya
deerlerinin
sadece

taassubu

çkarmtr

ki,

bir

medeniyetin
deildir.

jeklî

ballklarla korunmas

mümkün

Deerler,

hayat içerinde
içine

yalanarak gelenek olurlar, âdet olurlar,

ya^ay§m^n

katlrlar.

Bu

deerler ve bu hayat tankla cemiyetin fertleri birlik ve bütünlük
I^te temel

içerisinde olurlar.

deerden u^akla^ma,

tespih taneleri gibi içinde

kopmam:^
hayat,

ve

dalmam sebep olmutur.
insana

Onun fikir dünyas

yapt tahlillerde
deerlerin
Böylece

bu mesele de vardr. Pek çok eserinde anlatt konak

istanbul'dan hayat kesitleri ve ahsiyet portreleri bütün bu

hayat ve

yansm

biçimlerini

göstemek

içindir.

b!^;

mâ^yi doru tanyp doru
ortaya

deerlendirmeye

çarr.

Modemif^m adna

konulmak

istenenlerin

salkl
bat

tenkitleri

yaplr. Çünkü nasl kendi
kesimlerin

medeniyetimizle
sebeplerle

ballmz^

yahut baz^
medeniyetine

dümanl

sathî

ilgiliyse;

ballk yahut karp çkma da ayn
ahsiyetli tavnn ne

ekilde olmujtur. O, bu mânâda

her iki tavnn da menfî neticeleri üzerinde durur ve

alnmas gereken asl

olmas gerektiini
sadece

iz^ah eder.

Sâmiha Ayverdi,

Türkiye

ile

de

ilgili

deildir.

Osmanlnn

dalmasndan
içinde

sonra ana vatandan kopan ve
ve

baka

siyâsî birliklerin

ma:(lum

maduryaayan

milletdalanmiîi ve

dindalanm^ da

onun alâkadar olduu konular arasndadr. Özellikle Balkanlardaki
milletda ve
eserlerinde

dindalarmza

ilgili

en hassas deerlendirmelere onun

rastlan^

Üstelik sâdece insan boyutuyla deil..
tezhip,

Ortaya

konan mimari eserler, mûsikî,

minyatür yâni bir medeniyetin bu

anlamdaki bütün tezahürlerine dikkat çekerek önemli bir noktaya
iaret
eder.

Çünkü
bir

sanat, kendinden ibaret bir gerçeklik deildir.

Bir

minyatürde,

ebruda,

bir

hat eserinde,

bir

mûsikî parçasnda
bir medeniyet sâdece

hakikatin

estetik ifâdeleri mevcuttur.

Dolaysyla

241

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

siyâsf

bir

yap

deil;

iktisâdi

yapsyla,

sanatyla,

estetiiyle

bir

bütündür.

Aynca çamzda
müslümanlanna
koyar.

islâm âleminin meseleleri de onun

megul olduu
bütün dünyâ

konular arasndadr. Kölelikten Efendilie adl
tevhidi bir

eseri,

çardr ve

onun

evrensel endielerini ortaya
devletlerinin
idarecilerine

Nitekim bu

eserini

bütün islâm

göndererek, islâm medeniyetinin

çamza yeniden

in§â ve ihyasnda

onlan göreve davet

eder.

Samiha

Ay verdi,
bugünün

sadece

mâ^ tahassüsleriyle
in§âsdr.

eser veren yakarlardan ve

mâ^e
meselesi

bu gö^e bakan fikir insanlarndan da ayrlr.
ve

Onun asl
meselelerine

yarnn

Büyümden bugünün
dil,

karji da çok hassastr. Din, kültür,

ahlâk, eitim,

gibi konularda çok cesur bir tavnn insan olmujtur.
eserleriyle bir taraftan ö:^ellikle gençlerin

gü^l sanatlar Bu konularda
uraçrken
tavr
içinde

tâlim ve terbiyesiyle

bir yandan

da bu deerlere karp

ilgisi^

hattâ

düman
i§,

bir

olan idarecileri ve münevverleri

uyarmtr.

Yapt

bir

bajka

ifâde

tartla

iyiliiyayma,

kötülüe engel olma eklinde de

söylenebilir.

Pek çok
bittiine

tefekkür, ilim ve sanat ehli sadece eser vermekle görevlerinin

inanrlar.

Fildiji

kulelerinden
ehli

cemiyetin

içerisine

inen

insanlarla

muhatap olan tefekkür
eserlerinin

örnekleri

bi^e çok a^r.
meseleleri sadece
için cemiyet

Sâmiha Ayverdi, bütün

ana konusu olan
ve

yaî^maklayetinmemij, bunlarn insana
faaliyetlerine

hayata

katlmas

de girimitir.

Bu

faaliyetler çevresinde
için

etrafnda

bir

topluluk oluturmu,
onlarla
birlikte

bu insanlarn yetimeleri
bir aile

gayret göstermi,

bir mektep,

oca

kurmutur,
O, "

ite onun

"annelik" vasf bu noktada ortaya çkar,
olarak
seven,

Sâmiha Anne"
bir

efkat

gösteren,

veren,

fedâkârlk yapan

insan

olmutur.

Sâmiha Ayverdi,
için

yan

eserler ve

yapt faaliyetlerle
edilmitir.

önemini bugün
meseleler

de korumaktadr.
bir fikir

Çünkü
her

söyledii gerçekler,

anlatt

doru

cemini ürerine

bina

Bu

sebeple,

fkr

insanlar,

münevverler,

çada yeniden

okunmaya,

yeniden

anlalmaya deer fikirlerin insanlardrlar. Topluma düen, bu fikir
mâdenlerinden gereklifayday temin etmektir.

242

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Sâmiha Ayverdi'nin Edebî ahsiyeti
Sâmiha Ayverdi, kültürlü
tasavvuf, târih, felsefe,

bir aile

çevresinde yetiti.

Ald

din,

edebiyat ve gü-:^l sanatlar

alanndaki husûsî

eitim

ve

öî^ellikle

Ken'an Rifâ dergâhna mensubiyeti onun fikrî
gibi
bilgi

ahsiyetini

olduu

edebî
ve

ahsiyetini birikimi

de

ekillendirmitir.
bir

Eserlerindeki
neticesidir.

youn

irfan

bu mensubiyetin

Böylece,

küçük yalanndan

itibaren

sö^ü veya^l

kültüre

ainalk

ve

bunlar üf^erinde

düünme,

eserlerinin fikir

temelini

olutururken;

Ken'an Rifâî hacetlerine

ball

tasavvufu eserlerindeki en

hâkim
ile

tema hâline getirmitir Büyülüden

eserlerinin hepsi

tasavvuf kültürü

yaî^lm, bu kültürün enginliini
O,

ortaya

koyan çalmalardr.
bir

ayn gamanda

bir

konak insandr. Konak,
konakta

mânâda Osmanl
ve

hayat

tarîkini temsil

eder Millî ve

slâmî hayat tar^
bulur.

bu kavramlara

ait deerler en iyi ifâdesini

stanbul'da

edehîi ahsiyetinin

teekkülünde bir dier önemli faktördür.
ve deerler

yaamas da Konan
ifâdesini

semboli^ ettii hayat tar^

toplam geni mânâda

istanbul'da bulur, istanbul, sadece bir

baehir olmayp

bir taç ehirdir.
eserleri,

Bu

ehrin

târihi,

corafyas, tabiat,
ve

ü-:(erine

bina edilen mimari

istanbul

hayâtn maddî

manevî olarak ekillendiren

devlet,

din,

tasavvuf ve sanat önderleri bu ehrin asl ahsiyetini kurmulardr.

Dolaysyla

böyle

bir ehirde

yaamak,
için

insan

ve

cemiyet meseleleri

etrafnda eser verecek birya^ar

önemli bir imkândr.

Bir

baka

husus da,
2.

doumundan
görüp

vefatna kadar stanbul'un 2.
ile

Abdülhamit,
Cumhuriyet

Merutiyet, ttihat ve Terakki

mütâreke yllan

ve
ve

devirlerini

yaamasdr Bu

durum; onu, insan

cemiyet meselelerini
getirmitir.

bi^^t görüp bunlara ahit
bu
devirler,

olan bir ya^^ar hâline

Üstelik

cemiyetimi^n

köklü

deimelere
yü^e geldii

î^orland, pek
devirlerdir.

çok

müspet

ve

menfî hadiseyle

yü^

Bilhassa romanlan,bu devirlere tutulmu bir aynadr.

Ama
içten

klâsik tarih kitaplarndan farkl olarak, hadiselere
bir

ayn gamanda

bak da ortaya koyar.
edebî ahsiyeti ite bütün bu
öî^e ilikler

Sâmiha Ayverdi'nin
teekkül
eder.

çerçevesinde

Eserlerinin

ana temas da bu duruma uygunluk tar.

243

a

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

istanbul
temalar,

sevgisi,

Osmanl

hayât,

batllama, din

ve

tasavvuf gibi

onun

eserlerinde

skça kar^m^a çkan konulardr.
birya^ konusunu
mesele olarak

Sâmiha AyverdVnin,
ele

böylesine î^engin

almas

ve

insanln çok farkl

meselelerine eilmesi,

onun deijik

türlerde eser vermesinde etkili

olmutur. O, bu yünden sadece roman
hikâye,

yaî^mam^, bu türün
hâtrat,

dnda,
mektup,

mensur

§iir,

biyografi,

târih,

seyahatname,

makale,

deneme,

sohbet,

konferans,

tebli türlerinde de eserler vermitir.

Edebî

ahsiyetinin

temellerini

ve

edebî
ilk

ahsiyetini

bu

ekilde

ö^etleyebildiim!(^

Sâmiha Ayverdi'nin
eser,
1

kitab

bir

romandr.

Ak

Budur adn
eserleri

tapyan bu

93S ylnda yaymlanmtr. Bunu dier
1946 ylna kadar
itibariyle on'

takip etmi§,
bir ekilde

yakarn

eser verme faaliyeti
eserler

youn

devam ederek

toplam bu yl

ula§m§tr. Bunlardan
eseri gibi

birisi hikâye, birisi

mensur piri dierleri de

ilk

romandr.
ilk
eserleri itibariyle

Sâmiha Ayverdi,

öncelikle bir

romancdr. O,

roman

öncelikli olarak tercih etmekle beraber

bu konudaki anlayp
için

itibariyle

dier romanclardan farkldr.

Ne

sanat

sanat ne içtimaî

gerçekçilik...

Bunlarla yetinme^ ve kendi
eserlerine katar.

ideallerini,

fikir hamurunu,

dünya görücünü

Bu fikir hamuru

ve

dünya görüjü

ise

islâm tasavvufudur.

Pe^ep yaynlanan bu eserler, bu ö^ellikleriyle edebiyat dünyasnda ilgiyle karplamr. Çünkü konulan, temas ve dili itibariyle çok farkl önsellikler tapmaktadr. Onun bu farkl pkp ve gördüü ilgide,
eserlerindeki tasavvuf düüncesinin etkili

olduu muhakkaktr. Çünkü,
vardr.
ele

toplumda

o

flaman

için

de bir kimlik

bunalm

Ve bu

eserler
için

insan ve Allah meselesini bu ikisinin münâsebetini

aldklar

çok

tesirli

olmulardr.

Aynca;
nasl

böyle bir

roman anlaypnn, cemiyetimi^n

o

yllarda menfî

olarak tesirinde
bir

kald po^tivlf^m ve maddecilik cereyanlar karpsnda önem tapd ortadadr. O, maddeye karp mânây,

yoî^laçmaya karp ahsiyeti, yabanalaçmaya karp yerlilii müdâfaa
ederek, cemiyete rehberlik etmitir.

Bu

eserler,

bir

anlamda gelenein de ihyâs mânâsna gelmektedir.
eksenli
mesneviler,

Çünkü, asrlar boyunca yaî^lan ajk

yeni bir

244

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

yorumla

ve

roman

diliyle

onun

eserlerinde yeniden

karpmiî^a çkarlar.

Bilindii gibi a^k kavram, varolup meselesi, insan meselesi hu eserlerin
de temel konusudur. Dolaysyla hu romanlar, hu

mânâda çada§

bir

mesnevi gö:(üyle de deerlendirilmelidir.

Sâmiha Ayverdi
O,

için

1951 yl

eserlerinde farkl biryöneliin de yldr.

hu

yl

içinde

Ken^an Rifâî ve Yirminci Asrn

Inda
Sâmiha
ortaya

Müslümanlk
20.

isimli eserini yaymlamtr.

Bu

eser,

bir taraftan bir

yü^l velîsinin portresini
edebî
Ekserlerinde

ortaya koyarken bir taraftan da

Ayverdi'nin

duruunun

kaynan müahhas
dünyâ görüü,
olur.

olarak

çkarr.

bal olduu

meselelere

bakarken

hareket ettii temel dinamik ifadelendirilmi

Bu

durum, meselelere

kar
öyle

bir

tavr al anlamna da gelir.
çevirecektir.

Ya^ar, artk projektörünü daha büyük meselelere
olur
ve

Nitekim

târihî

meselelere

ve

târihî

eserlere yönelir.

Toplum

meselelerini

bu

çerçevede ele alr.
ele

Târihin,

onun

için

çok önemli bir

mesele olarak

alnmas
Zîra,

ise,

problemlerimizin

kaynann

geçmite
ve

olmasyla

ilgilidir.

bi^ biî(japan deerler orada gi^lidir

Türk

toplumu

yaad son olaylarla bir medeniyet ve kültür krizline girmitir.
çöî(ümünü,
ele

Bu kri^n

pek çok aydn, tümüyle kendimi:^
o,

red ve

baty
bir

kabul eklinde

alrken

kurtuluumu:(un

reçetelerini târihimiz^den

çkarmaya çalr. Bunu yaparken
deerlendirilmesiniyapar.

de özellikle son

yü^ln salkl

Târihi

yakmak
etmitir.

bir

mânâda stanbul'u yakmaktr. Geçmi, bütün

deerleri ve güzellikleriyle stanbul'dadr.

Ve

bu ehri bu

millete

Fâtih

armaan

Fethin 500. yldönümünde onu Fâtih üzerindeki

çalmasyla görürü^- Edebî ve Manevî Dünyas içinde Fâtih
kitab yaymlanr.
Târih,

sonradan

yakaca

dier

eserlerinde

de

önemini korumaya devam

edecektir.

Sâmiha Ayverdi,

böylece

roman

deiik

türlerde eserler verir.

dnda da eserler vermeye balar ve çok Romann dnda hikâye, hâtrat, makale,
eksen

mektup, mensur iir gibi türlerde deya^ar. Fakat türü ne olursa olsun
eserlerinin

ana dinamii

deime^ Temel
biçimlerde seslenme

ayndr.

Bu

tür

çeitlilii insanlara

deiik

kaygsyla açklamak en

dorusudur.

245

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

Meselâ hikâyeleri

ele

alndnda
venlmi§

bunlarda romanlanndan farkl bir

durum sö^ konusu
ba§ka bir boyut

deildir.

Sadece bu türün imkânlaryla konular,
olur.

içerisinde

Öte yandan roman asl türü
,

olduu

için

hikâye dalnda faî(la eser vermemi

bir eserle yetinmitir.

Bu

hikâyelerde

Türk

cemiyetinin ve

insannn
öne

^nginlii ilenmi, madde
yine ön plândadr.
Zengin bir
gerçeklerini

karsnda mânâ

ruh, gönül ve mânâ çkarlmtr. Tasavvuf

dünya,

tasavvufla münasebet, Allah,

insan ve tabiat
hassasiyetler

ak

boyutunda
Böyle

idrâk,

ona

airce

de

ka^andrmtr.

olmas da

tabiidir.

Bu

temayül,

onu iirin

sularna getirmi fakat o iiryapmaktansa mensur iir dediimi^ türü
tercih ederek, nesirden

tamamyla kopmamtr. Bu
Allah,
insan
ve

mensur-iirler,

daha
dile

youn

bir

lirimde

kâinat gerçekliklerini

getirmektedirler.

Yine,

bu

eserlerinde

anlam younluu,

iirin

imkânlarnn kullanlmas yü^nden daha fat^adr. Sembolik anlatm
da
söî^

konusu olduu

için

erh gerektiren
insan olmas

eserlerdir.

Sâmiha Ayverdi,

bir fikir

sebebiyle fikri

arlkl
eserleri,

konu
onun

olarak alan makale ve denemeler de yakmtr.
târih,

Bu

tür

kültür ve sanat meselelerindeki tutumunu ortaya koyan

eserlerdir.
dil,

Bu

eserlerde

çok deiik meseleler

ele

alnm

olmakla

birlikte

eitim, kültür, din, sanat, vb. konular
eserlerde yer

arlkl

plândadr. Yine bu

alan konulardan

birisi

de istanbul'dur.
ve

Onda

istanbul, bir

sembol olarak

bi^m hayâtm^
ile

deerlerimi-:^ temsil etmektedir.

Çünkü

istanbul,

Türk-lslâm medeniyetinin ulaabildii son merhalenin

çeitli görüntüleri

yüklü

bir kültür ve medeniyet ehridir.
ve

Yakarda

bunlar bugüne
plândadr.

tamak

bugünkü hayata katmak kaygs ön

Hâtralar da yine bu
ait
sahneler,
o

çerçevede ele alnabilir.

Konak

hayat, istanbul'a

devirlere

âit

ahs

tasvirleriyle

mâ-:^nin

muhteem

tablolar

önümüze getirilir. Yine bu hâtralar, ya^^nn çocukluk hayat,

yetitii

çevre

hakknda da

bilgiler vererek

onun, nasl bir ilim kültür

t^emininde yetitiini göstermesi
eserlerini

açsndan önem tarlar. Bir ya\cnn düünmenin
imkânsiî^

yaadklarndan

ayn
iyi

olduu

hatrlanrsa bunlarn önemi daha

anlalr. O, bu tutumuyla sadece

ahsa

olarak yaadklarn deil, gördüklerini de anlatarak geçmie âit

246

Sâmiha Aj^^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

tablolar ja^
siyâsi ve

diliyle

kalc yapmay baarmtr. Dolaysyla bu
arî(^ ederler.

eserler,

medenî târih açsndan önem

Biyografi ve otobiyografilerin,

Sâmiha Ayverdi
tür eserlerinde

için

hususi bir önem

tajidn söylemek gerekir. Bu
için

hem

kendisi

hem

de millet

önem tanyan Yunus, Mevlânâ, Mehmet Akif Ersoy, Dede Efendi
ele

gibi ahsiyetler

alnr. Onlarn dün neyaptklar, bugüne nasl katk

salayacaklaryorumlanr.

Ge^ yanlan
yorumlaycnn
Türk
meselesi

da onun dünyâya
belgeleridir

baknn, ge^p gördüü

yerleri

Bu

tür eserlerinde özellikle Balkanlardaki

ü^^erinde

durulur.

Dou

ve

bat

medeniyetlerinin

mukayesesi yaplr.
eserlerinin

Bu yadlar,
ortaya

özellikle

Balkanlardaki Türk mimari
haylifaydal olmutur.
ele
verir.

varln
ise

koymas açsndan da

Mektuplar

onun husûsî dünyâsnn çinilerini

Belki de

onun bir anne, hassasiyet sahibi bir mümin, sorumluk tayan bir
münevver olarak portresini en
iyi

yanstan

eserleri

mektuplardr.
bir türdür.

Çünkü, mektup daha husûsî
O,

ve

daha samimiyet gerektiren

yakn

ve ut^ak çevresindeki yü-:lerce

insana mektuplarla ulaarak

hem kendi

portresinin çinilerini

ele

verirken

hem

de fikir, görü,

nasihat ve tavsiyelerini anlatmaktadr. Bilhassa tasavvuf disiplininde ki

mektup gelenei hatrlandnda onun bu
daha
iyi

türe verdii

önemin de sebebi

anlalm olur.
edebî

Sâmiha Ayverdi 'nin

çalmalan

kitaplarla

kalma-:^

Devrin

önemli dergilerinde ve ga^etelerinde çeitli mevzularda

yadlar ya^ar.

Büyük Dou, Türk Yurdu, Türk Kadn, Havadis, Hür Adam, Tercüman, Kubbealt Akademi Mecmuas, Türk Edebiyat dergilerinde görülür. Bu tutumda onu aktüel olana U':(ak kalmaynn
bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Sâmiha Ayverdi'nin

eserleri

konusu,

temalar

itibariyle

mühim

ve

husûsî olduu kadar dil ve üsluplaryla da müstesna biryerde dururlar.

O, Türkçe 'nin medeniyet
devirde

ve

kültür deimeleriyle beraber skça deitii
elli

yaktr. Yaklak
yüî^ yüî^e

yllk ya^ hayatnda Türkçe
Tasfiyecilik,

ciddi

meselelerle

gelmitir

Türkçe'yi
bir dil

oldukça

fakirletirmitir. O, bu yanl yoldan ufakta

salam

uuru

ve

evkiyle eser vermitir.

Bu yüî^den

onu

dili itibariyle

de müstesna bir

yerde görmekteyi^.

247

Hakknda Yazlanlar

Mustafa Özçelik

Üslûbuna gelince; birja^ar
dile bir

için

üslup sahibi olmak çok önemlidir.

Bu
bir
bir

mânâda

jahsi tasarruf demektir. Ayverdi bunu

ba§arm§
jüt(den

jaî^ardr.

Dile §ahsî tasarruflar da bulunmutur.

Bu

"Sâmiha

Ay verdi

Türkçesi"nden
itibariyle

sd\ etmek

mümkündür.
öî^ellik

Temel

kaygs mesaj olmas
bilinen edebî türler

üslûbunu da bu

belirlemi,

bu ö^ün üslup

çerçevesinde jeni bir ifâde

imkânna

kavumutur.

Bu

önsellikler çerçevesinde

Türkçe,

onun

dilinde

yengin bir

anlatm

imkânna

kavumutur.

Cümle yaplan

Türkçe'nin

geleneksel
ele

ö^lligine uygunluk ar^ eder. Seçilen kelimeler

mûsiki açsndan da

alnmtr. Yine kullanlan
Medeniyet
Cümleler
önselliktir.

kelime says bakmndan çok ^(engindir. hayatm^ anlatan her kelime ve kavram onda yer alr. mânâ bakmndan anlalr cümlelerdir. Sadelik önemli bir
ve

Ama

bu, bir basitlik deil, bir sehl-i

mümteni olaydr. Öte

yandan mânây bomadan sanatl
mânâdaki

bir söyleyi de görülür.

Bu da

dilin

bu

imkânlarn

kullanmak

olarak

deerlendirilmelidir.

Cümleler, metni monotonluktan kurtaracak bir çeitlilik gösterir.

Yine bütün
iman,

eserleri,

çok akcdr.
ilgili

Bu da yanlarn muharrik gücünün

ak

vevecd olmasyla

bir durumdur.

Bütün bunlarn toplamndan ortaya
ile yanglan

u çkar: Salam bir Türkçe uuru
n^hninin:^ besler,

bu

eserler,

hem fikriyaplaryla

hem sanatl

söyleyileriyle estetik ibtiy acnnca cevap verir.
:(enginlik ve güt^ellikleriyle

Hem de

bin^

ana diliminin

karlatrr.

248

Sâmiha Aj-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

RFÂNÎ GELENEK ÇERSNDE SÂMHA AYVERD
Yusufcuk'tvL

Geçen Baz Tasavvufî

Mazmun Ve Temalar

Üzerine

Sadk Yâlszuçâtüar
Bir
veliye

tasavvuf nedir diye sorduklarnda,

"Allah'n seni sende
Böylesi çetin

öldürüp, Kendinde ebediyyen diri
bir meseleye dâir

klmasdr" der.
Üstelik

konumaya habyoru^

modem samanlarda

bütünüyle yitirdiimiîi bir halden, sö\e dönümesi en
ediyoruf(.

mükiI iten

sö-:^

Bir halk âiri,

"âklk ne mükil ialdir" derken

bunu

deimi bir sö^ daha : ak. eyh-i Ekber'in Füsus 'un son fassnda beyan buyurduu üf^re, ak, parçann bütüne olan itiyakdr Ki bütün aklar aslnda varln
imâ
eder.

ite anlam dünyas tamamen

Vareden 'e olan evkindendir. Mecâ-:^-hakiki, yönü
hangi muhabbet olursa olsun ilâhi

sapm

veya sahih

ak

cümlesindendir Hattâ eyh,

kadnn

erkee

dükünlüünü
tevil

de,

insann
:

kendi yurduna
te'vil

olan
için

vurgunluu olarak

eder Bir sözcük daha

Bugün bi^m

mânâs deimi, farkllam, anlamsal
tecellî

^(emini yitmi veya bi^de ne

ne inkiâf olarak belirmeyen bu kelimelerle

konuurken

ne

kadar

çâresi^

olduumu^
için dinin

bir kef^

daha

ifâde edelim.

Tasavvuf

kapsaym
ki

ve sarih illâ

bâtn boyutudur dense yanl olma^ Ya da en tanm budur diyebiliri^ Bu anlamda örnein "La
bir

Mevcûde
O'nunla
olacaktr.

Hû" (O'ndan baka

ey yoktur/ Sadece
Balangçta
de böyledir,

böylesi bir

Kesul haberinden de sö^

edilir.

O vardrO vard ve

birlikte bir

yann da böyle Yani vücûd- hakiki O'nundur, O'ndan gaynya mevcud
"Lâ ilahe llallah" in
olarak düünebiliri^
dinlerin

ey yoktu. Bu bugün

denmesi gi^li bir irki îmâ etmektedir.) fikrini,

bâtn

bir

okumas

Tasavvuf bütün semavî

bâtnî boyutunu

ifâde eder.

Zaten bir
Arifler

kavle göre Allah'n yaratt ilk varlk,

Nür- Muhammedi'dir

buna kâinatn yaratc

ilkesi derler

Hakîkat- Muhammediye, varln
kavle göre de "Allah'n

yaî^ld
ilk

mürekkeptir Bir

baka

yaratt
kudret

ey

kalem ve nur"dur Kalem varlklarn yaî^ld

249

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

mürekkebi

Hokka Nun 'dur ki Kün lafnn son harfidir. Hokkann ise Nür- Muhammedi'dir. Bir haberde Resul, "Âdem henüz su ile balçk arasndayken Ben peygamber idim"
kalemidir.

buyurur.
Kesul'ü,

O

hâlde

tüm semavî
(sav).

haberlerin

cevâmiü'l-kelim
incisi olan

sfatyla

Muhammed'dir
hem

Zaten kelâmlarn

Fâtiha'j
ifâde

getirmesiyle

sö^^ün nihayetini

hem

de bütün söylerin

hülâsasn

etmitir.

¥âtiha fetheden

demektir. Kitap onunla açlr, ilâhî hakikatin

kaps

odur.

Ümmü'l-Kur'ân'dr, Fâtihatü'l-Kür'ân'dr.
beslenen sö\ de

O

halde jö^

O 'dur. O 'ndan
perdeleri

O 'nun gibi ilâhî hakikatle arami'^aki
bir i§leve sahip olabilir.
iirlerini kastederi':^

saydamlatrma yönünde

A.ma

bi\

tasavvuf edebiyat derken Ibn

Fând'n

Seki^ on

gün süren cebelerinden sonra kendisine döndüünde

söyledii pirlerden.

Ki onlan da modem insann
oryantalistlerin
söylerler.

dejifre etmesi

imkânszadr.

Bu konuda
oryantalistler

ac^

içerisinde

olduklarn yine kimi
ariflerin iirleri,

Çünkü

Ibn

Fând gibi

melekût alemindeki

müjâhadelerinden
Hf^.

ibarettir.

Sek!^ü: civarnda

eser

kaleme alm^ olan

eyh-i Ekber, Fütuhat 'ta, "Benim bütün eserlerim binlerce

müâhedatmdan sadece bir tanesidir. " der.
Tasavvuf
eser derken böylesi bir

alana girmi oluyoru^. Ke^â H^.

Mevlânâ'nn,

Emre
âlem-i

halvetlerinin.

Niyâ^ Msri'nin, eyh Bedreddin'in, Yesevî'nin, Yunus eyh Gâlib'in sofilerinden bahsediyoruz^. Bunlar
ait hakikatlerin

mânâya

dünya

diline

dökülmesidir ki onlarn

muamma gibi konulmalarnn sim budur. '^antku't-Tayr'm lugât- mutlakndan söyleriz" diyor jâir, kimse anlamaz^ bif^ bif^ler muamma olmujuz^. Bu gerçekte dilsi:^ kulaksz^ söî^dür. O halde
adetâ

ona kulak
dinlenmesi

verenin

de

canyla

dinlemesi gerektir.

halinde

anlam

srlarn
dile

açan

bu

Can kulayla söf^n modem
ile

f^amanlardaki metinlerde ne kadar
düjmeî^

geldiini takdir etmek bi^e
ilâhî
gelir.

Mantku't-Tayr
bütün sözleri

müellifi

imlây

yazmaktadr.
altndaki

O 'nun
büyük
deildir.

Kur ân'in

hazinelerinden

Arfin

hazinelerden.

O kapnn

kimlere

açlaca

ise

kimsenin

malûmu
az^z^

Modem

atehlerin

ortasnda yanmaksz^n yasayabilen bir

§âire de açlabilir.

Sûf sözcüünün

kökenine ilikin çeitli görümler

ileri

sürülmüçtür.

Bunlar arasnda en makbulü, Beni's-Suffe
Kendilerini Kabe'nin

kabilesiyle ilgili

olandr.
henüz^

komnmasna

adam

olan

bu

kabile,

250

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Ydir'an inmeden önce,

Kabe 'nin temi^ik

ve

güvenliini bir tür ibâdet

biçiminde gerçekletiriyorlard.

bu kabile

Suf, Arapçada yün anlamna gelirdi ve ballar yünden yaplmç sâde bir aba giyerlerdi, islâm 'la
ilgili

tanttktan sonra Kabe'yle
yalayan bu insanlara

duyarlklar devam eden
sûf

ve sûfler gibi

i^âfeten dervilere

ad

verildi.

Bir baçka
tasavvufî

görüe

göre,

marifet ilminin sultanlarndan olan

H^. Ali,

gelenein H^. Peygambere

bal

öncü

ad

idi.

Nitekim

arifler ve sûfler

arasnda, kendisini
Süflere göre,

H^ Ali'ye neseben veya manen balayanlar çoktur.
âyetleri

Kur'ân

ve

Peygamber sökeri,
ve

çeitli

anlam

katlarna

sahiptir.

Herkes,

Kuran
Zahir

hadisin

içerdii

bu anlam
Oysa,

düklerine nüfu^ edeme^
ariflerin

ehli,

bu iddiay

reddeder.

ortak kanaatine göre, sökelimi Kur'ân 'in yedi anlam

kat
H^.
açlr.

mevcuttur. Yedinci
katlara,

anlam düî^i

sadece

Allah'n
ise,

ilmindedir,

ama dier
ve
ile

insan ulaabilir.

Bunun yolu
mücâhade,

yine Kur'ân'n
tepkiye

Peygamberin emrettii

nefsle

riya^^et ve

(Hatta ba-: sûfler Kur'ân'n
belirterek,

'denizler

mânâ denlinin dibinin olmadn mürekkep aaçlar kalem olsa Rabbinin
âyetini de

âyetleri yazmakla

tükenmezdi'

bu anlamda yorumlarlar.

H^.

bizim deil sarholuu 'üzüm Mevlânâ'mn, sarholuumuz, bizim sarholuumuzun sonu yok' beyti de bunu imâ ediyor olabilir.) Tevil ya da tefsir, mânevi bir mertebe, bir makam gerektirir. Allah kelâmnn bâtn ^enginliklerine ulaabilmek
için,

insann manevî bir ge^

(seyr-i

sülük) gerçekletirmi olmas

gerekir.
arifler,

nsandan amaç,
abd-i külli de
ilâhi isimlerin

halifedir,

bu

ise,

insân- kâmildir. Buna, kimi

derler.

nsân-

kâmil, kâinatn minyatür hâlidir.

Onda,
kâmil,

tümü

tecelli eder.

Bir

baka

kavle göre, insâninsan,
ve

Kur'ân'dr,

Kur'ân'n

kardeidir.

Kâmil

Allah'n
efkatle

yeryü^ndeki
muamele

esidir, halif

O'nun mahlûkatna merhamet
rahmet alr,

eder;

Allah'tan

varlklara merhamet venr,

yeryüt(ünü korur, Allah'n gerçek bir

halifesidir.

eyh-i Ekber'e

göre,

yeryüî(ündeki tüm varlklar, insan- kâmilin parçalandr. nsann, bu
mertebeye ulaabilmesi için mânevi bir seyahat,
gerekir.

bir miraç

yaamas

Bu ge^nin balangcn
teî(kiyesi,

î^ühd oluturur.
ve

'Kötülüü emreden

nefs" in

ancak sürekli

duyarl bir ibâdetle gerçekleebilir.
itibaren,

Bu bakmdan
model olarak

islâm 'in balangç günlerinden

mükemmel
takvas,

bir

H^. Muhammed'in
tevekkülü,

(sav)

^ühd

ve

nefsle

mücâhade

yöntemleri,

bakasnn

derdiyle

dertlenmesi.

251

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

sürekli Kabbinin hu^^urunda

bulunmann

gerektirdii adap ve esaslar,

sonraki jü^llarda oldukça
ilim
ve

sâdk

i^eyiciler

bulmutur.

O silikle

bir

belagat

merkep

olan Basra ve Küfe,

ayn flamanda
tam
bir

f(übd

hareketinin de bereketli bir çevresine

tanklk

eder.

insann kul olarak

alçakgönüllü bir hayat sürmesi, eylem ve düüncelerinde
içinde olmas,

uyum

sabr ve jükür ehli bulunmas,

bir

bakma, kâmil bir veli

ve nebi olarak

H^. Peygamber'in

brakt

mirasa varislik edenleri

anlmlardr ki, en yetkin örneklerine sahâbîler arasnda tank oluru^ Ad ayn t^amanda manevî bir makama öî^el isim olmuj olan Üveysü'l-Karani, bunlarn en
ijâret eder.

Bunlar,

"A.llah dostu/ veli" olarak

kâmil

örneklerindendir.

O,

bir

anlamda,

kendisini

insanlardan

yitirmesiyle,

sonradan Melâmetiyye biçiminde adlandrlacak olan bir
eder.

damara da kaynaklk

Arif ya da

safi,

hangi isimle andrsa

anlsn, bu samimi mümin, kendisine H^. Peygamber'in
örnek
edinir.

yaamn
ve

O, dâima, Allah 'in külli irâdesine bal, nefsin tutku

arzularndan

arnm,

marifet ve tefekkür dolu bir hayâtn sahibidir.

Sûf, bu uhrev
ve marifet

ilkeleri esas

alarak yola koyulur. Nefsini tepkiye edene

nurlarna müheyya bir hâle gelene kadar bu yolda yürür.
Gerçi
arifler,

Bu

yolun nihayeti yoktur.

"tevhid"

makamnn,

manevî

seyahatte, varlabilecek en üst

dü^

olduunu

söylerler

ama, Allah 'in

mutlak
olama^.
olan

ve

sonsu^

varlnda tam

olarak gaybubet etmenin nihayeti

Erken dönem

ahitlerinin ilginç bir örnei olarak görülebilecek

Hasan

el-Basri'nin

u

ifâdeleri,

sûfyi

bi:(e

net

bir

biçimde

tanmlar

dünyann tüm çekiciliklerine dikkat ama zehri et. Bir ylan gibi dokunuta yumuak, öldürücüdür. Onda bir zevk buldun ise, hemen terket, çünkü,
niteliktedir:

**Bu

ondan çok az, sana yol arkadah edecektir. Dünyânn hâli birdenbire deiir. Sen, deiene, kahc olmayana, sana sâdk yoldahk etmeyene sakn kalbini balama. " Bir anlamda ^ühdü de tanmlayan bu ifâdeler, O 'nun bir mektubundan alnmtr. Basra, Hasan gibi daha pek çok ^hide ev sahipliiyapmtr. Fakr ve istina vadisinin yld^anndan biri olan Rabiatu'l-Adeviyye bunlardandr. Ke^â erken dönemin iki önemli velisini, Cüneyd-i Badadî ile HallacMansur'u anmam^^ gerekmektedir. El-Muhâsibî'nin örencisi olan
Cüneyd-i Badadî, 'Yolun
tarihi

eyhi"

olarak da

anlr

ve

na^ri

tasavvuf

açsndan önemle kaydedilmesi gereken
öldürüp.

bir kiiliktir.

"Allah'n

seni sende

Kendinde

diri

Iclmas" tanm, ö^ü

l'bl

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

itibariyle, tevhidin,

"Ezelî ve

olandan, yani fânîden

"her
der.

ey yok olucudur,
varlk

Ebedî olann, zamanda balangc ayrlmas" ilkesine dayanr. Kur'ân, hi^e, (O'na bakan/O'nun vechi) müstesna"
birlii" ilkesinin de

Bu, esâsnda,

"varln

kaynan
görür,

oluturur.

Sûfler,

unvann Cenab- Hakk'a lâyk

varolana bir
ve

unvan olarak yaktrmaklar.
tecellisidir.

Varolan, gerçekte

Esma

Sfat'in

Bu, bir görünüm, bir belirmedir.

Tpk

deniî^n dalgalan

gibi Dalga, denirden ayn bir varlk deildir, onun bir hâlidir.

Tüm
Bu
olduu

yaratlmlar

da, A.llah

'in

mutlak varlndan "ta§an " bir

haldir.

anlamda, varolanlarn, Allah'n
söylenir.

Esma

ve

Sfat'nn

tecellisi

Tecelli ile

ayn kökten

gelen bir söî^cük olarak

"cilve" nin

anlam, "gerdek

gecesi, gelinin,

yü':^nü açmas" dr. Bu, bi^, varln,
ihsas eder.

Allah'n "açlmas" olduunu

Esma

ve

Sfat'in

tecellisi,

bir
ise,

bakma, varln açlmasyla, yani kaf
ve

cilvesiyle

gerçeklemektedir.
yü':(den

Bu

nun arasnda ortaya çkmaktadr. Bu
haznelerinin anahtarnn,

kimi

arifler

varln

"kaf

ile

nun arasnda" olduunu

belirtirler.

Yani "kün"

emriyle

varln

arketipleri yaratlmaktadr-ki
ve

bunlara âyân- sabite denir- bu,

^aman

mekân

ötesi bir

varlk

alanm

ibaret eder.

tecellisiyle

Varln hârici vücut giymesi ise. Esma ve Sfat'in gerçekledir. Varln vücuda gelmesi sürecinde görev alan
olduunu
belirten

"sebepler" in, tenteneli bir perde
ârif-i

Bediü'i^man, dier

billahlar gibi,
ve

Allah'n,

Kendisiyle
söyler.

varlk arasna yetmijbin

î^lmânî
bu

nûrân perde koyduunu

Ibn Arabi hacetlerine göre,

perdeler, nebilerin ve velîlerin götlerinden giderilmitir.
edilen

H^. Ali'ye

if^fe

bir söî^ föyledir:

"Perde-yi
marifet

gayb

açlsa, yakînim

ziyâdelemeyecek."
gördükleri

Safilerin,
sözlüyle,

ilminin

kaps

olarak

H^. Ali, bu

gölünden bu perdelerin giderilmi

olduunu örtük biçimde

ifâde etmektedir,

ilâh a§k jarabyla sarho

olanlarn en üstünü olan Hallac- Mansur,
gibi,

çadap

Cüneyd-i

Badadî
tartma
elleriyle

kalbine

inen

marifet

nurlarn

"§eriat"n

mî^nyla
"fânilerin

konusunda,

meleke

sahibi

olmadndan,
bedenini,

kirletebildikleri evi" ni,

yani

bu uurda kurban vermitir.
deme,

Kendisini

öldürenlerin,

"Ene'1-Hak"
cevap

"Hüve'1-Hak"

de,

kurtul, sö^üne,

"ben zaten öyle diyorum,
verir.

ama

siz O'nun gâib
ile

olduunu söylüyorsunuz" diye
eiliminin üst düî^eyde bir ifâdesi

Bu sö^ Allah

varlk

arasnda tenteneli bir perde olan mahlûkat, tümüyle aradan

pkarma olmaktadr. Çünkü, Hallac- Mansur

253

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

hen^ri

sûfikr,

varolann

rü'jeti,

Hakk'n

rü 'yetidir, dije düünürler.
ve

Varolup

tlsmm

çö^ede, Hallaç, çadap

halefi safiler

kadar

"ansl" olmamasna ramen,

hu köktenci tutumu,

sûf gelenein

snrlarn genletirmeye

deyardma olmutur, denilebilir.

A.J.Arberry, islâm Mistiklerinin

Öyküsü 'nde, ^ühd
islâm
âlemine

hareketinin,
ve

Basra'dan

Küfeje

kadar,

bütün

özellikle

ikinci/ sekiî^nci

yü^ln
ve

ikinci

yansnda
hilafetini

siyasal ve dinî faaliyetlerin

önemli bir

merkep

haline gelen

Horasan'a nasl yayldn anlatr:

Emevileri

ykan

Abbasi

kuran plan,

Horasan"da

yaplmt.
u^ak
idi.

Bir samanlar Budiî^min filizlendii bir merkep olan bu

vilâyet.

BeIh prensi ünlü ibrahim
b.

b.

Edhem"e (v.160/777)

ait

ibrahim

Hdhem"in

riyasete

çekilip',

daha sonraki sûfler

arasnda gö^de

bir

tema haline geldi

ve

sklkla Gautama Buda 'nn
Rubûbiyet
terketmeden
ilginç

öyküsüyle karalattrld,

ibrahim Edhem'in hikâyesi, tüm sûflerde
ruhî

gördüümüz^

türden

bir

uyanp

öyküsüdür.

yanlsamasna yol açabilecek tüm mal varlklarn tümüyle
sâlikin
seyr-i

sülûkuna banlamas imkânszdr.

Bunun

bir

örneini Ibn Arabi'de görürü^

Manevî yolculuuna erken ya§ta

balayan eyh-i Ekber, yirmili ya§lann ba§lanndayken, sahip olduu

tüm e^ay, babasna emânet
söyler.

eder ve ihtiyaç sahiplerine
ise

datmasn

Nedenini soran babasna

§u cevab

verir.

"Üzerinde bir

bakasnn
nisbetinde

hakla olan her Allah kulu, kulluunda bu hak
eksik

kalr."
için

ibrahim

b.

Edhem'inkine

benler

menkbeler, her sûf

çokça anlatlr.

Tasavvufun nazari târihi
olan menkbeler, sûfilerin,

dnda,
halktan

süfizm

için

bereketli bir

kaynak

Hakk 'a doru yürüyüünün tan

olarak

karpmza çkarlar.
ilk

Sûf, manevî

miracn yakarken, dünya varlndan soyunmann
üzerinde herhangi bir dünyevî
halde yanaan sûf,

adm
Tövbe

olarak,

mal brakmamaldr.
denilen ve

kapsna bu

adna zûhd

islâm'n

"ibâdat"

ksmn

oluturan amel-i sâlihalara

titiz ^^^

biçimde

uymak

olan bir yola girecektir.

Zühd

ve takva,

siyle mücâhadede sûfnin nef

bulunmas zp^nlu

bir sürece, bir hâle iaret eder.

Olgun bir yakine
bu
i^öA7/;^/W//r.

ulamak

ve

müjâhadelere

hazr

hale gelmek

için

Tarzlarn yansra, insan Allah'a yaknlatran
dikkatli ve duyarl bir biçimde

nafileler de

sûfnin

uymas gereken
ve

ibâdetler cümlesindendir.

Huu
virdler,

ve

huzur
halvet

hâli,

havf

ve recayla gerçekleecektir.

Burada

^'/^r ve

ve

uzletler,

sabr

ükürler,

sûfiyi,

"ubûdiyyet"

254

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

hakikatine

doru jüceitecektir.

Ubüdiyyet,

kulluun

çeitli belirtilerini

ifâde etmede kullanlr.

Bu
yol

halin,

sûfde sürekli galebesi, artik onun
gösterir.

n^

makamna doru
merke^ne
yolda,

aldn

Geylâni hacetlerinin

öretisinin

ald

"ac^' ve "fakr" hali en etkili ve ilevsel

joldur.

Bu
ihlas,

istikamet

ü^e
durduu

olmann
ve

art,
bir risale

ihlastr.

Bediü^^man'n

srarla ü^rinde

adna
gibi,

kaleme

ald

kulun, hereyde, samimi bir biçimde

Hakk'n nesini
sûfinin,
verecektir.

gözetmesi hâlidir
gelirkenki saf ve

Bu,

Melâmilerde
haline

olduu

dünyaya

yaln

dönmesini sonuç
sûfyi, ferasete,

Saf

ve

katks:^
fakra,

bir

kul olma durumu

cud

ve sehâya, gayrete,

sefere, sohbete,

muhabbete, aka,
sûresinde

evke

ve marifete

ulatracaktr.
bulur.

hlasn

hakikati,

hlas

ehadiyyet olarak

ifâdesini

Ehadiyyet,

Allah'n âyân alemindeki mutlak
vâhid'dir,
birdir.

tekliidir. Allah, tecellî

âleminde
ehaddir,

Ama

tecellinin

olmad

öte

âlemlerde

tektir.

Allah'tan

bakasnn

hu^runu kabul etmeksi^n

yaama
gelenein

hali ihlas hakikatiyle gerçekleir.

Bu

süreçleri yaayan ve

sûf
El-

yaam

öyküsüyle en ilginç kiiliklerinden olan

Bir

b.

Haris el-Haf, Melâmetiyye hareketinin bir dier
flamanlar "dü^enbat^ ve

ismidir. Merv'in, bir

aki"

bir yerlisi olan
sonra,

H^. Bir, islâm'n
düüncelerine

çansna gerçek anlamda uyduktan
aldrmaydk"
efsânevi bir
hiyerogliflerini bildii,

"bakalarnn
âinâ olduu

doktrinine de içtenlikle sahip

çkmtr. Antik
söylenen,

Msr
yan-

hermetik bilgelie

baka ahsiyet olan

Zünnûn- Msri,

"marifet" düüncesini,

tasavvufa dahil edenler arasndadr. Sûfler arasnda,

"Benim

anm
olan

ne yücedir, takdis ve tebih banadr" sö^üyle öhret bulmu
ve

tevhid fikrinde

Hallaç'dan

da

ileri

giden

Bayeî^d-i

Bistâm,

marifetin

ahikasnda yer
naî^ariyesinde

alr. Arberry'ye göre, Bayef^d-i

Bistâm 'den

sonra

Sûf

merkef^ bir konum katlanan tamamen
olma
(fenâfllah)

gelimi,

Rabbinde fâni

doktrinini

görüyoru^
nefis

Buradan, "Alial'tan balia bir
ve

ey yoktur" ifâdesine geçmek,
ileri

dünya terkedildiinde mistiin, Rabbinde fâni olduunu

sürmek

qvr deildir
ve

Zühd

öretisinin ;(orunlu sonucu olarak, dünya deersizdir meguliyeti,

müminin kalbinin meru
bilgelikten

ancak Allah'a

ibâdettir.

(Hermetik

sö^

etmiken

"flosofa"(hikmet

sevgisifnn

kökeninden de
floî^flann

bahsetmek yerinde olacak.

Erken dönem Atinal
istifâdeleri,

teminini oluturur.

Msr'dan hermetik hikmetten Hikmet sö^ aktanlama:(j

flosofa'mn
sembol
ve

hikmetin

dili

255

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

sükûttur çünkü. A.ncak A.tinal kadîm mütefekkirler hikmet sevgisini
edinebilmilerdir

Msr'dan.

Felsefe

adm

adm

hikmetten

uî^aklajmann

târihi hâline gelmitir sonralar. Heidegger'in

"Nedir

bu

felsefe denilen?" sorusu kökene dönme ihtiyacyla söylenmitir ve

felsefenin yeniden hikmete, en

atfndan hikmet

sevgisine dönücüyle ilgili
ilgilenir,

bir endieyi içinde tapr. Zira

hikmet varlk 'la

varolanla deil

Zaten Hölderlin 'in iirine

ilijkin yaq7snda
"ijlev"inin

da Heidegger, "mülklerin
varolann

en

tehlikelisi" dedii pirin

varl

tehdidini

deifre etmek olarak açklar.)

Tasavvuf tarihinde Muhyiddin Ibn Arabi, nasl bir dönüm noktas

ise,

na^rî
itikafa

süflimin

ö^l

tarihinde de Hüccetü'l-Islâm

mam

Gazali, bir

ajama olarak

görülmelidir.
sonra,

Gazali 'nin,

özellikle

Emevi Camiinde
eserinde

çekildikten

El-Munkzu Mine'd-Dalal

anlatt

derûnî

yaamnn
aynca,

ürünü olan düünceleri, kelâma

ve seleflerin

tasavvufa yönelik iddetli eletiri ve itiraflarn püskürtme yönünde bir
ijlev

görmü§,
çeptli

sûf tefekkürünü

^nginle§tirmi§tir.

Onikinci

yü^l,

sûf tarikatlarn olumaya

balad

bir dönemdir. Tekke,

î^aviye ve

hankahlar

çevresinde belirli bir ritüeli olan,

"mürçid"e dayal

bir tasavvuf

anlaynn,
bir

giderek

tüm islâm corafyasnda yaygnlat
deil,

bir süreç. Tarikatlar

arasnda doktrin dü^inde
edilebilir.

daha çok

ritüel

balamnda
yöntemini,

ayrmdan sö^

Esas

itibariyle,

her tarikatn,
ve

Kur'ân'n H^. Peygamber'in emri olan
belirli

nefsle

mücâhade

riyaset

!^kr seanslarm, nefsin

te^^kiyesine yönelik eylemlerini

iî^ledii söylenebilir. Zikr,

gerekse nefis

d

tasavvuf ehlinin, vecde

ulamada

ve gerek nefs

tâutlan yok etmede öne

ald

bir ibâdet biçimidir.
kendisidir.
ile

Nama:(^ en büyük ^kirdir. Kur'ân kraati, bi^^t t^krin

Ne

ki, özellikle

Taft^ay

Celâl,
ve

kelimeyi tevhid

ve

ehâdet

Esma

^kirleri, sûflerin,
düt^enli bir ibâdet

arnmada

aknlamada

sk

biçimde iedikleri

tar^ olarak bugüne dein gelmitir.

Na^iari tasavvuf târihinin en önemli ad,
bilge ve

kukusu^ Maribli
tevarüs

ünlü

eyh-i Ekber nâmyla maruf Muhyiddin Ibn Arabi'dir. Ibn
kendisine gelinceye

Arabi,

kadarki

sûfi gelenei

etmenin

yansra, gerek doktrin olarak gerekse
adeta yeniden

sö:(lük

bakmndan sûf^i

kurmu

ve tedvin etmitir.
içine,

O'nun oldukça kapsaml

marifet ve tefekkür

alan

tüm Islâmî ilimler toplanmtr.

Fkh,

kelâm

ve hadis

alannda da

hayli eser

vermi olmasna ramen, Ibn

256

Sâmiha A>-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Arabi, daha çok ünlü Fütuhat- Mekkiye

ve

Füsusu 'l-Hikem 'iyle
Bir bakma, tüm

tannr
sûf

ve haleflerini özellikle

bu

eserleriyle etkiler.

literatür,

Ibn Arabi'nin bu iki önemli eserinin çevresinde getirir ve

döner diyebiliri^
ve

O 'nun

sistemli tefekkürü,

tüm ilhamn Kuran 'dan
yöntemi, manevî miraa
ve

O 'nun

hazinelerinden alan tevil ve

tefsir

süresince
târihi

yalad

çok sayda vakas, naf^ariyat

söküü, tasavvuf
Ibn Arabi,

boyunca çok

sayda

esere

kaynaklk

etmitir.

öncelikle belirtilmelidir ki, Ö!(el bir velayet doktrinine sahiptir.

Tüm

peygamberlerin

ayn ^(amanda

veli

olduunu

belirtir ve velayetlerinin

nübüvvetlerine gâlib geldiini söyler. Peygamberlerin tümü, 'Triakikat-i

Muhammediye"nin tezahürüdür. O, hâtemü'l-enbiyâ olduu kadar,
"hâtemü'l-evliyâdr" da.
dört

H^. peygamber'in
vardr.

(sav),

velayet

bakmndan
kendisinin
ve

büyük
biri

i^eyicisiI vârisi

eyh-i

Ekber,

bunlardan

olduunu

ifade eder.

"H^. Muhammed'in

Mesih'in
itira^

mirasnn

hatemi,

kukusu^

benim. " Bu,

eyh-i Ekber'in en çok

gören düünceleri arasndadr.
birkaç
alr.

Ibn Arabi,

hatem olduuna ilikin

vakasn

da aktarmaktadr. Bunlann çou, Fütuhat'ta yer
tekfir derecesinde itiraî^ ve

Zahir ulemâsnca

saldrlara hedef
gelen

olmasna karglk, Ibn Arabi, kendisinden sonra
sûfde derin bir etki

hemen her

yanl§

olur,

brakmtr. Bu etkiyi, sadece sûflerde aramak da eyh; ayn î^^amanda âlimleri, feylesof lan, mütefekkirleri ve
ve
siyaset

düünürleri

adamlarn da
erh

etki

alannda

tutmutur.

Hakknda

en çok ferh

yanlan kitaplarn
ve

sahibidir.

Ibn Arabi'ye
göre,

ilikin çok sayda tarihçe,
kâinat, göreceli bir

yorum yazlmtr. O'na
sonsuz^ varolu,

varla

sahiptir.

Hem,

hem defan

yokolutur, Allah'n ilminde oluu

yokoluu

ise,

Allah'a

göre,

bakmndan dsal oluundandr.

ebedî varolutur; fânîi

Allah, hem Zâhir'dir

hem Bâtn. Zahir
iki temel öesidir.

ve Bâtn olu, insann bildii biçimiyle. Hakikat 'in Her ne kadar Yaratc, mahlukattan aynlmsa da,

aknl
ayndr.

kabul

edilen

Hakikat,

içkinlii

kabul

edilen
beliren
z^âhiri

âlem

ile

ayndr. Yani, Hakk, mâsivâda, varlk aynalarnda

sfatlarn
suretidir.

Hak,

varln

ruhu,

âlem

de,

O'nun

Allah 'tan gayn varlklar,

O 'nun

iradesi yoluyla, eylerin

kurallarna

uygun olarak hareket eder ve varolur;
küllî

O

'nun temsilcileri.

Esmaya
önce,

da

kavramlardr.

Varlk

âleminde görünmeden
eî(elî

olgular

dünyasnn varlklar, Allah'n

ilminde âyân- sabite (ontolofik

257

Hakknda

Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

model)

olarak

var

idiler

ve

hu

nedenle,
sabite,

ilâhî

Zat

ve

uur'un
olma

parçasydlar.
l^ahid-i

Denilebilir ki,
ile,

âyân-

mutlak hakikat olan
ile,

Ehad

varlk arasnda bir ber^htr. Allah

bir

mânâsnda
Allah
ile

birlenme Ibn Arabi'de asla sd\

konusu

edilemet^.

Sûfnin,

bir olucunun idrâkine

varmasndan

bahsedilebilir.

Kâinatn

yaratc

ilkesi olarak

Akl-

Evvel,

Hakikat- Muhammediye 'dir. Bu
olur.

ilkenin kusursu^
hali olan

belirtisi,

Insân- Kâmil'de

Hakikatin minyatür
veli ve

Insân- Kâmil, ayn gamanda kâmil
de
bit(âtihi

nebî olan
göre,

H^.
her
ise,

Muhammed'in

kendisidir.

Ibn

Arabi'ye

peygamber, Allah'n bir "kelime"sidir.
peygamberlerin

Mutlak mânâda "kelime"
hakikati
kelimeler,

Hatem'i

ve

ilk

olan

H!(.

Muhammed'dir(sav).

Bütün

bu

ferdi
eser

Hakikat-

Muhammediye'de toplanmtr. Yüzerce
Ekber'in çok sayda
Iraki,
Cîli,
if^eyicisi

kaleme almij olan eyh-i

olmutur. Bunlar arasnda, Konevî,

Molla Cami,

Kayseri,

Konuk
eseri

vd.

arifler

saylabilir.
'e

Bunlarn çou, eyh 'in
de yaî^mlardr.

en çok

tartlan

Füsusu 1-Hikem

erh

eyh-i Ekber'in ad,
geçer.

eserleri ve

düünceleri, Risâle-i
"bir mûci':^-yi

Nur 'da
hakikat,

da çok

Bediü^î(aman,
ve

Ibn Arabi'yi,

hânka-y Kur'ân

ulûm-

Islâmiyyenin mucizesi" olarak niteler.

eyh-i Ekber'in

eserlerinde isim

^kretmeksi^n alnt
adlanndandr.

yapt

H^.

Mevlânâ

da,

süf gelenein
boyutlarm,

önemli

Hakikat'in

tefekkürî ve iirsel

mükemmel

bir imajinasyonla ortaya

koyan H^. Mevlânâ, bu vadinin dier iki
"Attar, ruh idil Senâî,

adn

da anarak öyle

der:

O'nun iki gö-:(ü/

'Ve ondan sonraki devirde I Bi^

geldik onlarn v:^nden. "

Bir bakma, Kümi, Ibn

Fand ve Ibn Arabi'den
tamamlar.

sonra,

bütün bir tasavvuf geleneinin
üç doruk isim vardr.

sacayan
üç
bilge,

Artk

karmza
hem
öî^ellikle

Bu

süft:^min

hem nazarî
Bunlardan

de estetik

açdan kemâlinin ^rvesini
dünyas,
veri sunar.
biî^e,

temsil eder.

Ibn Arabi'nin

tasavvuf irfann

tanma

açsndan gereinden fa^^a
Inisiyatik gelenein
biri

modem

merhume Sâmiha

î^amanlarda en saf ve katksn adlarndan Ay verdi'dir. O gelenein günümüî^de gürbüt^^ ve
mensubiyeti

bereketli bir

damarna

olduu

gibi,

ömrü boyunca
ve eserlerinin

elinden

dümeyen

kalemiyle onlarca esere de
dile gelmitir.

im^ atm

çounda

tasavvuf neve

O 'nun

oldukça yengin mânevi ve -^hinsel
bir deeri vardr.

yaam
258

içerisinde

Yusufcuk'un ayn

Yusufçuk,

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

modem Türk Edebiyat 'nda dili ve dünyas bakmndan yekta bir eserdir. lk basm 1 946 ylnda yaplm olan Yusufcuk'ta, ya-:(ann "mesel" olarak niteleyebileceimiz ksa öyküleri yer almaktadr.
Ayverdi,

Ken'an Rifâî'ye intisapl

ve

O'ndan sonra da

bir

nevi

postnijin olarak cemaatin

"anne"si olmu, roman, hikâye, deneme,
ve günce türlerinden pek

aratrma,

sohbet, geî^

yats

çok kitap yaî^mij

velut bir sanatkâr. Rifâîliin bir

kolu olan bu gelenein her ne kadar

Ahmed Rifâ

hazretleriyle silsile

ba varsa da,

Ken'an Rifâî hacetleri

aralarnda eyh-i Ekber de olmak üf^re bütün bir irfan geleneinden
beslenmitir Yusufçuk,
ve

günümüze
diliyle,

tasavvuf! neveyle yaklm,

meca^

maf^mun dünyasyla,

kurgusuyla,

tar^ beyanyla sûfyâne
uçlu, trajii

denilebilecek bir metinler

toplamdr. Yasa, açk

olmayan,

dramatik bir kurguyla

ilgisi

bulunmayan bu
"kâinat

mesellerin ilkine Ayverdi,

Feta'nn

ilk olarak

karsna

kitab"n çkardn,

açtn

ve

"Oku!"

dediini söyleyerek

girer.

Kitaptaki meseller boyunca,

Ya^r
içinde

kâinat kitabnn sayfalarm okumaktadr.
sayfa,

Her

kssa, bu kitaptan bir

bir cümle,

bir kelime gibidir,

ilâhî

akn

sarholuu
için

ya^lm
bu uyan
ifadesidir.
tecellî

olan

Yusufçuk, kâinat kitabnn okunmas

öncelikle

insann kendi kitabn okumas gerektiini bi^e hatrlatr. Sanki kitap
çevresinde döner. Bu, nefsini bilen

Rabbini
tecelli

bilir

hakikatinin

Nefsini bilmek, insann kendisinde

eden ilâhî esmâ'mn

dü^ince
arifler,

gerçekleir. Nefsini bilmekten
ilâhî
isimlerin

söyler

insan
tecellî

muradn bu olduunu hangisinin ne ^aman tedbn
dü^ince
bilebilir

altndaysa

ve

ne

dü^ydeyse

o yetkinlik

Rabbini. Ayverdi, "tepsisinin içine nisan

yamuru

toplayan bir
niçin

çocuk gibi, bu akp giden koyduunu sorup durur, hu soruda
bulmak mümkündür.
sfatyla

selin

altna

çanan"

Yamur

bile sûf macunlarndan birkaçn rahmeti simgeler. Allah Rahman

ar kuatmtr.

Dünyada bu

sfatla, âhirette

Ruhim

ismiyle

mütecellîdir.

Ruhman'da kayt yoktur. Çanak, fey^ kabil hâle gelme durumunu ifâde eder. Kulun yapabilecei ey ha^rlanmaktr. Ki buna
talep, edene

de talip tâbir

edilir.

Müridle eanlaml olan bu kelimeden
eden Allah'tr, insan
evrensel

anlar^ ki, insan sadece ister
diler fakat

ama asl murad
ilâhî'dir.

gerçekleen

murâd-

Nisan yamuru da

sembollerdendir. Sedef bedendir, inci kalptir.

Nisan yamuru
Kalp,

inhisar
ilâhî

kabul etmeyen
merkezdir.

kalbin
ve

kökenini

simgeler.

insandaki

Namaz

hac ar^n merke:^ olan Kabe'ye yönelinerek edâ

259

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

edilir.

Zikirde

ise

insan kendindeki ilâhi

merkep yani kalbe doru
gökler Beni
kalbi

bükülür. Kalp, beytullahtr. Bir kudsî hadiste, 'yer ve

kuatamad,
buyrulmujtur.

ancak
Ayverdi,

inanm kulumun
sorular sorar

kuatt"

ama ardndan tecâhül-i arif "biliyorum ama yine de soruyorum" der. yaparak, Yusufcuk'un bir ba§ka metni föyle açlr: "Herkes bu meydana " bir zafer için gelir, ben ise sâde Sana yenilmek için geldim. Bu cümle yalnz bajina bi^e sûfüiin hâl dilini ele verir niteliktedir.
insanla ilâhî hakikat arasndaki en büyük engel insann kendisidir,

insan kendisinden tümüyle kurtulmakst^n ilâhî fey^e kabil hâle

geleme^
hatrlatr:

Ibn Arabi,

secdede

üfendimi^^in

sürekli

yapt

duay

"Allahm beni nur kl" O'na
beni

göre Efendimizi burada,

kl" demektedir. en-Nur, Allah'n isimlerindendir ve "beni nur kl" diyen, gerçekte, "beni benden al. Kendi sonsuz ve mutlak varhmda yok et" demek istemektedir. Secde madem en yakn olduumu^yerdir, o halde kendimi":^ tümüyle
"Allahm
Sen
aradan

kaldrmam
için

gerekecektir.
ini

Ayverdi'nin,

"sade

Sana

yenilmek

geldim"

de
:

böyle

okumak mümkündür. Bir
sordular.

baka metinde föyle 'Tanmyoruz, kimmi

der

"Adn

Söyledim.

o?' dediler.

Az kald perdeyi çekip seni
olmay yine Senden

onlara gösterecektim; fakat ihtiyatkâr

örendiim için
Seni

göremeyeceklerdi; zira perdelerin

düündüm ki, gösterseydim de kalkt ezel gününde onlar görmülerden olsalard, imdi burada, 'Tanmyoruz'
vazgeçtim ve

demezler ve demir âsâ demir çank, bu kâinatn tek görülecek görülmemiini arar ve bulurlard." Yusufcuk'un bu metninde
Sâmiha Ayverdi muaî^am
dîvâne yolcusunun
bir hakikati tek cümlede tasvir eder. Ef^el

bilipklii dedii bu temaya kitapta

sk sk

döner:

"Ezel gününün
bir

yüzük takm, sonra da, 'bunu hrszlar çalacaktr; sen gene onu ara bul' demitin, tik sözün pek çabuk çkt. Gözümü bu âleme açar açmaz, onun parmamdan çalnm olduunu gördüm. Çaldran da ben, arayp bulacak olan da bendim." Burada
dünyaya gelirken
tevhit ifâdesi

parmana

hakikati
olan

dile gelir,

ikilik

aradan kalkar. Mutlak tekliin
Ayverdi,

baka

bir

meselinde

"henüz
bir

zaman
varlkt"
birlikte

yaratlmamken
mealindeki haberle,

insan sözü edilmeye

demez

"balangçta Allah vard ve O'nunla

260

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

birletirir: "Dünya ekilsiz bir ne su, ne ate birbirinden seçilmeden ve henüz tasavvur ve yaratl teknesinde yourulmadan Sen vardn. "

bir

ey

yoktu"

hakikatim

ynken,

ne mükevvenat

toprak,

makamndaki seyircisi ve a^k yolcusu olarak da "Ve ben hep bam kapnn eiinde, Senin hayrann olarak ak rüyalarm görürdüm." Ayverdi'nin hu metinlerinin çou na\ makamnda kaleme alnmtr. Ya^r naldan na^a niyaza niyazdan gider gelir. "Bugün Sensizlie tahammülüm yok" der, "beni kendimden geçir, sarho et. " Bu dilee eriyinceye kadarki serencâmn ise koî^mik bir hikâye olarak
Mutlak
tekliin hayret

insan anar:

anlatr:

"Ruhum
ve

bir

kahbm

esiri

olmadan

evvel, elimi bir el

tuttu

bana güneleri,
yer...

seyyareleri,

semâvâtm acâibini

gezdirip seyrettirdi. Nihayet bir âleme getirerek:

'te misafir

buras dünyâdr' dedi. Böylece kimsenin kimseyi görmeden çahp didindii bu patrth âleme ben de

olacan

katldm."
ile

Bu,

insann

ilâhî

varlktan

kesret

âlemine

inicinin

hikâyesidir, insan ebedî sessizlikten gürültülü bir

ar^

inmi§tir. ]/e

su

sarho

olacak

dü^ye

gelinceye

kadar bu hengâme
bir

içerisinde

yuvarlanacaktr.

Her

metninde

ayn

hikmetin

dile

geldii

Yusufçuk 'tan §imdi

de istina

makamnda ya:(ilmif

bir meseli

analm:

"karna dua etmek için oturup ellerimi açtm. Ne garip ki yüzünü görünce bütün isteklerim, sam vurmu bir aacn yapraklan gibi kavrulup döküldü. Bilmem niçin evvelden bu mukadder neticeyi bana haber vermedin? Ben duâ mahalli
deil,

ak ocaym demedin?"
bir

Kûbiatü'l-Adeviyye

gün hastalanr Aclar

içindeyken

Baye^d

çkagelir

"Niçin

Rabbinden

ifâ
"O'nun

dilemiyor,

bu
Dua,

acy
eyh

çekiyorsun.^"

diye sorar Rabia,

murad bu
cevap
verir.

iken niçin

aksini isteyeyim,
elAlevi'ye göre
gereksiî(dir.

bu ayp deil mi?" diye
ile

Allah

kalben araasiî^ haberleen kâmil

velîler için

Ay verdi'nin

bu metni gerçekten de üstün bir yetkinlik
arifler

dü^inden ya:(ilmpr. Buna
evvel tabir edilir.

Zat merebi

derler.

Zaten insann
bölüme farkvelîler

manevî seyrinde ge^nin ^rvesi Zâtiyyet

dü:(eyidir.

Bu

Mahlûkiyetten Zâtiyyet hakikatine uruc eden

oradan tekrar nüf^ûl ederler ki bu da fark- sânî olarak

isimlendirilir.

261

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

Sejr-i

sülûkunu

tamamlam kâmil

velîler

ümmiyjun, safiyyun

ve

^atiyjundur.

Ümmiyun,

sanldnn

aksine câhil

anlamna gelme^

okur ja^r olmayan
kendi kijisel

manasn

içerme!^

ümmiyjundan kast, insann

algsn

ortadan kaldrmasdr. ilâhî

Hakikat
ref-i

'e

açk

ve

ha^r

hale gelmek için

hu arttr. Sâfiyun
"ettik

ise

kalbin ve hâf-:(ann

saflndan
"mücellâ"

kinayedir. Necati'nin,

o kadar

taayyün ki
ifâdesindeki

Neâtî/Ayine-yi pür-tâb- tnücellâda nihânz"

macunu

bunu

îmâ

etmektedir.

Ayna

saf ve

cilâl

olmaks^n
doru
etmi,
bir

ilâhî hakikati
ise, yerden

kusursu^ biçimde yanstama:^^ aktarama^
semâya, beerî gerçeklikten semavî hakikate
eder.

Zâtiyyun olmak

ge^nin gerçekletirilmesini iaret
Kudsî Kelâm
iniin

insan ar^a nü^ül
etmitir,

inmitir.

da

ar(a
bir

tene^î^ül

insan

hayattayken

bu

simetrik

ge:^sini

gerçekletirmek

durumundadr.
olan kimse

Bu

get^iyi gerçekletirenlere

t^âtiyyun denir.

Zâtiyyun
metninde

artk merhume

Ay verdi 'nin yukarda andm

ifâde ettii hâle

ulamtr.

Sürekli Kabbinin müâhadesiyle

megul hâle

gelmi

ve

O'nunla arasndaki haberleme kanallar tümüyle açlmtr.
için

Rabbinin müâhadesine mahî^ar olan kimse

O, artk bir duâ
tâbir

makam
edilir.

deil,

bir

ak
evk
ise

ocadr. Bu, makama muhabbetullah
netice
verir.

Muhabbetullah mârifetullah

Tam
kendi
bu,

da burada

muhabbet,

ak

ve

merdivenlerinden sö^ etmek yerinde olacaktr.

Muhabbet,

kuun

uçmaya çalmasdr.

Ak

kanatlaryla

uçabilmesidir.

evk

en üstün dü'^^eydir ki,

kuun kanad

krldktan
kii

sonra da uçmaya gayret ediidir.

Çünki bu

dü^e

erien

bilir ki,

kendisi Kabbine kendi kanatlaryla ulaama:^ ancak

Rabbi, el-Karib adyla kendisine yaknlatrabilir.

Bu makamda

ise

ancak insan akla

dolar.

Yusufçuk' taki

bir metin bi^e

bu hakikati olaanüstü bir saflk

ve

açklkta anlatr:

"Küçük
birbirine

laz!

Mektebe

baladn
Az

gün, locan ilk

i

olarak

sonra bu örendiin harûeri yaptn ve böylece kelimeler meydana çkt. Sonra bunlar sraladn ve ibare oldu. Böylece de okumay söktün. Artk büyüdün, mektep bitti. imdi yeni bir dersaneden içeri giriyorsun. Ben de sana ilk i, bu

sana harfleri öretmiti.

çatma

temrinleri

kitapsz kalemsiz kazanlan ilmin

ba

harflerini

öreteyim:

262

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Gülümseme
harfleridir.
*'

ve utanma,

t yavrum te

bunlar,

ak Idtabmm ilk
boyutlanndan sö^

Ajverdi, burada

hem hakikatin

ilâhin ve

bâtn

açmakta hem de a§k mesleinin mâhiyetinden konulmaktadr. Zahir,

bâtnn d§
"eriat,
kendisidir.

boyutudur.

îbn Arabi

hasretleri,

Fütuhat

ta föyle der:

Hakikat'in örtüsü veya perdesi deildir,
bâtndan ayn

bizatihi

Hakikate geçmek için, bizzat eriata nüfuz etmek
bi-:^,

gerekir. " Bu

î^âhirin

bir olgu

olmadm,

onun bir
ve

boyutu, biryönü

olduunu gösterir. Demek ki bâtna geçmek esastr

bunun yolu da ^âhirden geçmektedir Zahirde kalmayp bâtna nüfu^ etmek gerekir Bâtn arktr. A§k yolunda ise insan strap karclar
Ayverdi öyle
der:

"Istrap denen bir harf vardr

ki,

bunu hepsinden

evvel

örenmeye çah;

zira

onu

ihtiva

etmeden mânâ

kazanm
ak
ehidi

hiçbir keUme, hiçbir cümle yoktur. "
Bu, bi^

ak

arabyla

sermest olanlarn en üstünü ve bir

olan Hallacönce,

Mansur

hacetlerini hatrlatr.

Ölümünden birkaç gün

öyle

Badadî hacetlerine 'barndan sonra beni öldürdüklerinde, sen medresene dön ve üzerindeki sûfîlik hrkasn çkararak
der:

î^ndanda kendisini î^arete gelen Cüneyd-i

müderrisUk cübbesini giy. Çünkü ak yolunda, ehitlik kaçnlmazdr. Bu meslekte insann kendi kanyla alaca abdestle klaca iki rekat namaz üzerine farzdr. "
Istrap söküü,

ak

yolundaki ehitlii imâ etmektedir

Bu ma^^un,
Ayverdi,

"ölmeden
meselinde

evvel

ölünüz"

hadisinden

kaynaklanr

küçük
bir

k^ son
ibareye

olarak öyle

seslenir:

"Eer straba
'bunun

yer

vermemi
Buna

rastlarsan,

korkma;

ak

kitabnda yeri yok' diye baylar. "
"belâ" da tâbir edilir

Belâ da inisiyatik

bir

ma^^undur

Nitekim Hallac- Mansur hacetleri öyle demitir: "Sultanlar, bir iklimi (mülkü, vatan) fethettiklerinde, yeni bir iklimin,

vatann fethinin arzusuyla yanp tutuurlar. Biz ise, yllardr Senden gelecek bir belânn umuduyla yanp yaklmaktayz. " Belây hem Rabbin bir ilâhî lütfü, bir olarak okumak hem de

ba

"beli/ evet"

mânâsna yormak mümkündür. Bu

ise,

"nc"j

taleb

263

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

etmektir.
'tan

Ea^â makam, sadece A.llah'n kuldan
râî^

deil,

kulun da

Bu makam, yetkinlik düklerin üst Allah basamaklanndandr. Pir Sultan Abdal hacetleri, bir nefesinde, çevrimizi çekemezsin demedim mi/bu bir nzâ "güzel lokmasdr yiyemezsin demedim mi?'* demek suretiyle, "n^â"mn ne denli ulalmas güç bir makam olduunu belirtmitir.
olmasn
içerir.

âk

Rif^â,

kulun her peyden rât^ olmas, Rabbinin her
kabullenmesidir.
Musibetler,

tecellîsini bir

lütuf

olarak

yokluklar,

yoksulluklar,
ve

yalnzlklar, aclar, ayrlklar, ölümler, her türlü maddî

manevî

skntlar

can ve bala benimsemesi ve jükr
bir

makamnda bulunmasdr.
getirmek gayreti,

Sâmiha Ay verdi. Yusufçuk 'taki

anlatsnda bunun bâtnna doru

sunarak föyle der: "Gidenin yerine benzerini

ite insanlarn

tesellisi.

Ama

o bazen daha cesur, daha

pervasz davranarak, insanolunun bu körü körüne sarld, gösünde dinlendirdii, ya da hizmetine

ban
bâtnî

çard
ismiyle

*teseUî'

adh

cariyeyi,

ezel künyesinde

rasdad
"tevekkül"
Rif^â,

çarr:

'gaûet'.'*

Bu

metnin alt
n^â,

okunmas yapldnda
ise

"tesellî"nin

hakikatinin

"gaflet "in
teselli

olduu
öyle

anlalacaktr. BJf^ olmak
olur ki;

bulmak deildir

"artk

simdir.

"Ben kulumdan kulum Benden raz olur" hakikatinin Ya da "ey nefs, artk Raz olmu bir halde Rabbine
srdr.
Nefs,

dön" nidâsndaki
kaybn,
sonra nî^â

dünyâya
bir

inerken

yaad

irtifa

simetrik bir ge^le,

yani manevî
eder.

mirada taçlandrdktan

makamna

uruc

Bu

halde Rabbine dönen nefs artk
nisyândr.

"sâfîyye" olmutur.

Gaflet

ise,

kulun Rabbinden
^erre

Sûfler

"ben"lik

duygusundan

bir

kalm

ise

kulun

gafletten

kurtulamam olduunu
arasndaki engel

ifâde ederler. Gafil olan tevekkül

erieme^ Tevekkül, insann aradan
kendisidir.

çekilmesidir.

Zîra

makamna insanla R^bb
eder:

Cüneyd-i

Badadî
bunu

hacetlerine Seriyyü
ifâde

Sakatî hacetlerinin

söyledii

u

sö!^

"Senin

varhmdan
metinde,

daha büyük bir günah yoktur. " Sâmiha
ben^tmek
batan
suretiyle

Ay verdi,
atfta

"Teselli"yi bir cariyeye

hem tehis sanat
niteliine

yapmakta

hem

de

tesellinin

çkanclk

bulunmaktadr.
Yine

"ak"a
yer

ilikin bir
alr.

baka

metinde,

onun

belirleyici ileviyle ilgili

bir vurgu

Bunu

Ay verdi,

"müstebit" kelimesiyle ifâde

eder.

264

Sâmiha Aj^erdi

ile

SIRRA YOLCULUK

A/k gerçekten
kozmik

de

tüm balan ykarak kendi balarm kurar. Bu onun
Ayverdi föyle
der:

niteliidir.

"Konuuyorduk. çimizden
-Târittin

biri sordu:

kaydettii en müstebit tüldimdar kimdir?
bir isim

Her azdan

çkmaya balad.

Saydlar, söylediler.

Fakat sorgu sahibi bunlarn hiçbiriyle tatmin olmuyordu. Bir ara göz göze geldik. Bana,
-Niçin sesin

çkmyor? Sen de bir ey söylesene,

dedi.

Zaten ben de söylemeye hazrlanyordum. Yavaça,

-Ak! dedim. "
Ayverdi bu hakikati
rakibi
ifade ederken,

ajkn

et^elden ebede

tahtnda tek
bahs

olmaks^n
Zaten

saltanat

sürüp

buyruk yürüttüünden

açmaktadr

sonunda,

"bunu, bu aikâr zaferi koyup
diyerek,

uzaklara gitmek

ne reva"

"ak imi
aktr.

her ne var

âlemde'*gerçeini tahkim

etmektedir.

Varln mayas aktr Varoluun sim domutur Varln merke^nde hakikatBütün
muhabbetler

Evren

aktan

Muhammediye bulunur
Muhammediyedendir

muhabbet-i

hâsl muhabbetten ne hâsl"
Yusufçuk 'un
ve

"Muhammedden

oldu
diyen

muhabbet/Muhammedsiz

âir bu srdan konumaktadr.

bir metninde

Sâmiha Ayverdi, insan balçktan youran
Yüce

ona

nefesinden

üfleyen
eder:

oluumui^çian

sö^

Rahman'n soluunun rü^ân "Sana soruyorum dostum, beni bu

dünyaya kim davet
bir

etti?

Anamla babam

m?

Hââ.

Onlar,

ezel tasarrufunun zavalh bir âletinden

baka

nedir? Sahibim

mucize göstermek

istedi; gitti bir

da bandan bir avuç
çocuu
oldu.

toprak alp
frlatt.

yourdu

ve ona kendi nefesini üfleyerek dünyaya

Bu
da

çamur, dünyada bir anann babann

Adna

adm

verdiler.

Yalan söylemiyorum; ben, onun

nefesinin bir

rüzgânym
ses,
söt^

ve beni

bu dünyaya, urunda binbir

âlemi terk ettiim bu
insann

zuhurundan

açlmaktadr

bu nefes sahibi çard. "Bu anlatda A^î^ Mahmud Hüdayi

265

"

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

hacetleri,

Muhammed'in Zuhuru adl

eserinde

bu

e^elî hikâyeyi föyle

anlatr. Safilerin çokça rabet ettii bir kudsî hadiste

Rabbimi^

buyurur:

"Gizli bir hâzine idim, bilinmeyi sevdim.

Bu

srla

mahlûkât yarattm. " Mahlûkâtn erefi olan insan varlk en son ^uhur edendir. Çünkü insan meyvedir. Varln
özetidir

âleminde
öcüdür,

Kâinatn
soluundan

kalbidir.

Allah'n yeryüzünde

halifesidir.

Allah

insana

üflemijtir.

Rahman'n

nefesi

insann

ruhudur.

Gerisi kemiktir, kldr. Sûfiler ruhun bedene tene^^l edibinden sö^
açarlar.

Ruh,

ten kafesinde mahpustur.

Bu

skijma, ruhun ölmeden
arî^usunu da beraberinde

evvel ölme isteiyle

getirmitir.
gelir.

yanp tutulma, ö^ürle^me Adamah kelimesi Ibrânîcede

krm

toprak

anlamna

Adem yani

insan kiî^l topraktan kanlmijtr.
sene yourmutur.

Rahman, insann
katndaki
bir

çamurunu

bir rivayette dörtbin

O 'nun

gün bi^m katm^daki
eliyle

bin

yl gibidir.
olan

Allah Adem'in çamurunu iki
iki
eli

yourmutur. Yani Celâl ve
Yani, Allah'ta

Cemâlyönüyle. Allah 'in Cemâl
boyutudur.

de

sa

elidir.

baskn

Çünkü Allah
istiva

gökleri ve yeri alt günde yarattktan sonra
etmi§tir.

Ruhman
eli

sfatyla ar^

O 'nun

rahmâniyeti

dpnda

hiçbir

varlk kalama^ Bundan
de

kinaye, Ibn

Arabi

hasretleri,

Allah'n

iki

sa

elidir buyurur.

Ay verdi,
Sahibi'ne

metnin devamnda, yere nü^ûl eden çamura üflenen soluun
seslenerek
föyle
der:

"Ben de ne

ham ne

toy bir

adamm. Onun urunda binbir âlemi balamak da nedir? Bu ses beni yerimden, yurdumdan, saltanat ve dârâtmdan koparmsa çok bir ey mi? Bu davete kar ben kim
kolumdan tutup dünyaya sürüklerken, elini elimden koparmaya kyamayarak, kendi de beraber geldi. Daha ne isterim, söyleyin ben ne isterim daha?"
oluyorum?
dile, tarife

O

gelmeyen ferman

sahibi,

Bu

istein sonuçlarndan

olmak

üî^ere bir

ba§ka Yusufçuk kssasnda
Secde

Sâmiha

Ay verdi,

"secde"den

bahseder.
denir.

kulun

R^bbi'yle

bulutuu yerdir. Buna men^l

Alak

süresindeki
iner.

"secde

et,

yakmla" buyruuna
doru

uyan kul, R^bbine doru

Rubbi de kuluna
gerçekledir.

teneî^î^ül buyurur.

Ve

biryanyol karpla§mas

Buna

men^l denir. Ayverdi föyle der: "Rabbim, ben secde ederken, taa, topraa ba koyarm? Hayr, eilen bam, o kaskat yerde senin aknn yumuak
nüî(ûldan, inipen kinaye

sanrlar

m

ki,

dalgalarna

karr.

266

Sâmiha A)-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Bu

cümle gerçekten de ^^engin bir atf alanna sahiptir ve

okuma

imkânlanna açktr.
Secde
ubudiyeti
simgeler.

Secdeye

varmak

ü^re

kulun

eilmesi

Rahman 'in
rivayette

gecenin üçte birinde dünya
üçte

semâsna inipi

simgeler.

Bir

A.llah gecenin

birinde

dünya göüne dein

tenet^î^ül

buyurarak,

*yok

mu Benden
ile

bir

ey dileyen,
"Ben,

vereyim" peklinde

nida

eder.

Namaî^ kul

R/bbi arasnda ortak

bir münacattr. Yine

bir kudsî hadiste Rabbimi-:^ föyle buyurur:

aramda ortak bir kuluma aittir." Ibn Arabi hacetleri bundan hareketle, Fatiha'mn namaza vacip klnmasnn hikmetinden de söf^
sûrenin ilk üç âyetinin
söyler.

namaz Iculumla münacat kldm. Onun yans Bana yans
meselâ
ederek,

Allah 'a dier dört

âyetinin ise

kula

ait

olduunu

Zira "sadece Sana ibâdet eder sadece
aittir ve

Senden yardm
Kubûbiyeti

dileriz" ifadesi kula
simgeler.

Rûbbine

râcîdir.
ile

Kyam,

Rükû,

ubudiyeti semboli^e eden secde

Rjibubiyeti simgeleyen

kyam
istirak

arasnda berzahtr. Secdede insan kendi benliinin snrlarn

tümüyle terk ederek Rabbinde
halini

müstarak olmaya çalnmaktadr. Bu

Sâmiha

Ayverdi,

"lâhî

akn yumuak
föyle dile

dalgalannda kaybolmak" peklinde

ifade etmektedir.

Bu

kaybolup

nasiptir.

Bunu

bir

bajka metninde Ayverdi

döker:

"nsanolunun

kulan

bükmek, nasihat vermek

botur; kssadan hisse çkarmak da botur.
nasihat, nisan

Bu

cihanda

yamuru gibi bol bol yaar,

sel gibi akar.

Ama Ama

nerede o sadefki,
tebdil etsin.

azn açsn da yuttuu bu damlay inciye
içinde hissesi olan bir kssadr.

Her hadise,
göz

nerede

heceleyebilsin. "
hesaba
bir

ki, bu dolak ve srl yazy söküp Bu uyan bif^e, muhasebe günü gelmeden nefsimi:^ çekmemi^gerektiini de hatrlatr. Her olayn içinde hissesi olan

o

kssa olmas
delili,

bir âyetin

anlam

denilendendir.

Yarlklar Allah'n

birer

birer âyetidirler.

Her

jey bi^e

ey yoktur ki,
birer kelimesi
habercisidir.

O 'nu hamd ile tebih
olan

etmesin.

O 'nu söylemektedir. Hiçbir O halde kâinat kitabnn
için

varlklar ve olaylar bif^m
bir meselinde

birer

hakikat

Yusufçuksun

Ayverdi

biî(i

adeta

tüm

perdeleri

kaldrarak yokluk hakikatiyleyü^ü^ getirir:
hislerimin

"Zaman zaman

kapsn

çalan,

aldr etmezsem

zorlayan bir el vardr. Ona,

261

Hakknda Yazlanlar

Sadk Yalszuçanlar

-Kimsin,

ne istiyorsun? derim.

Cevap yerine içeri bir el uzanr. Düünürüm. Para istemeyen, mala, rzka tamah etmeyen bu avuça ne koyacam uzun
uzun

düünürüm
belki

ve

düüncelerim
belki

bir

karara

balanamaynca

da, sualimi hiddetle tekrar ederim. O, belki

dalgmhma,

unutkanhma,

de gafilliime

küsen, fakat gene de tesir ve halavetini eksiltmeyen sesiyle,

-Yokluk! der."
Yokluk,
inisiyatik

sökükte "fena'jla karplanr. Ac^fakr, kusur
aittir.

vb.

stlahlar da bu
ve fakryolu,

kavramn anlam dünyasna
etkin, en

Bu

tarik,

yani ac^

Allah'a ulanmada en
geçer.

ksa

ve tehlikesi^joldur.

Beka fenadan

Yarla yoklukla
artar.

ula§lr. insan

yok olmadan

Rabb

belirme^ insan aî^aldkça ve yok oldukça Kabbine yaknlar,

Kabbi katnda deeri

Bu

metnin

yü^inde maddî varlkyokluk

muhasebesi görünse de

gerçekte faknn hakikati anlatlmaktadr.

Sonunda Ayverdi, '^arhk

annda

yokluk olmaz ki vereyim... Yokluk annda varhk bulunmaz ki, 'gel aV diyeyim" diyerek varln yokluktan
verilen,

geçtiini bildirmektedir.

Hikmetin
karplar:

dili

sembol ve sükûttur. Yusufçuk

'ta

bu hakikat de bif^

deme. Bugün susmak istiyorum. Sözlerimi gönlümün knna sakladm; söyle, diye üstüme varma. ayet sana uyar da onlar çekip çkarrsam, el sürenin parmaklan doranr. " Sükût da bir haldir ve veli seyri sülûkun bir yerinde buna
"Bana,
'söyle*

urar. Halvet
olan

':(aten

sessizliin yurdudur.

Orada beeri
ilâhi

olan susar, ilâhi olan

konumaya

balar

nsandaki

merkep

kalbin

konumas

sükûttur. Hallac-

Mansur

halvetleri bir keresinde öyle

demitir: "Dillerin

konumas,

kalplerin helâkindendir." Metnin
bir

devamnda Sâmiha Ayverdi, kalbe domayan
gelmemesi gerektiini hatrlatr: "Bana,

hakikatin

dile

'söyle' deme. Sen söyle, ben neyim? Hangi göklerin hangi köesinden bu dünyaya damladm?" Bu ayn ^manda, "ya hayr söyle veya sus" uyarsnn da tevili gibi görünmektedir.

sen

haber

ver

d

268

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Büyükler,

"dert alatr,
söf^

ak

söyletir" demirlerdir.
s'ö\

Muhabbet

olmaks^n
Ayverdi bu

kemâle ermeî^ Kemâle ermeyen
dillendirir:

hayn tajima^

hakikati pyle

"Rabbim, senin takat
yanarken,
söyleniyor,

getirilemeyen

ateinle

kavrulup

haykryor,

inliyor,

feryad ediyorum. Beni dîvâne diye, biçâre

diye de olsa dinleyenler var. Rabbim, senin ateinle kavrulup

da yanmamak,

Ama
ve

bu ate

yanp da haykrmamak, inlememek olur mu? içine düeni kendisine benzettii, varlk
avuç kül olduu, sözü, feryad, ikâyet

tezahürleri içinde bir

ekvay, bilinmez bir rüzgâr, bilinmez nerelere sürüp götürdüü zaman, söyleyememek strab ile ben ne yapaym? Söyle bana o kyamet lahzasnn lisann olsun
öret!"
Yusufçuk 'un hemen tüm
mânâlanyla doludur.
kaleminden dökülen bu
metinleri inisiyasyon

sözlüünün stlah
velî bir

ve

Modem

tumanlarda ya§am§

yakarn

eserin tekke-tasavvuf edebiyat

gelenei içinden

okunmas
erhi

ve yorumlanmas gerekmektedir.
bif^e

gerektiren bu metinler toplam,
deniyor.

yitiimi^ olan, hikmeti

aktarmay
Söf^ü

Ona brakyorum:
tarif

"Bana

edilmeyeni et dedin.

Bu nasl mümkün

olur

Devletlim?
Bilirim,

imkân hep olmazlar oldurur, muhalin tarayla tararsn. Ama gene de insaf et Devletlim, bende o talan su gibi akc, bulutlar kaskat dondurucu, ateleri

ban

bahar rüzgârna çevirici kudret nerede, söyle nerede?

Acaba

tarif edilmeyeni et, derken,

yedi cehennemi yakp kül

edecek bu gönül ateini
Devletlim,

mi

dile

getirmemi istedin?

sana evvelce de söylemitim.

Ah Güneler doar
dünya seyrinde,
durup

batar, yllar yllan, devirler devirleri kovalar;

kâinat

devrinde,

sâdk
cihan,

köleler

gibi,

amadan,

dinlenmeden, eskiyip yenilenir. Ve bu bir yandan ölüp bir

yandan

dirilen

yiitlerin

kuvvetleri,

cihangirlerin
ile

pazulan, zekâ ve idrak hamlelerinin harikalan

mâmur
269

"
Sadk Yalszuçanlar

Hakknda Yazlanlar

olup âhenklenirken, her zorluu yenen, her

insanolu
veren

bir

âk gönlünün

o kendini ve

mükiH baaran kâinat yamaya

yanldn dile getiremez.

zin ver Devletlim, izin ver de bu akam, lafza gelmez bir kyametin karsnda her zamanki gibi derin derin susaym.

11^

.

Sâmha A}•^^erd üe SIRRA YOLCULUK

Eserlerinden Seçmeler

Dost

— Nereye gidiyorsun arkada?
Bir insan
derelerden,
sesi.
.

.

günlerden beri

dalarn yeil

ve

karanlk geçitlerinden,
hu

sessi-:(^

kimsesi^ vadilerden geçen

yolcu,

da

hasnda

bir

insan

sesiyle

karlamaktan armçasna
hitap eden

etrafn aratrd. Bira^ da

korkmutu. Kendisine

adam

bir

kaya parçasna oturmu,
o

ba

önünde :(emhil örüyor, sanki bir an evvelki suâli soran

deilmi

gibi kaytsiî(^ ve

megul görünüyordu.

Yolcu, ancak ona
üste

iki

dü^

yaklat flaman ban kaldrd ve dudaklarnn üst çi^i gibi smsk kapal olmasna ramen, suâlini,
sarih bir istifhamla tekrarlad.
tesirle

baklarna koymu
bakyordu.
^ ^olcu

Sabit,

canl ve

önünden kaçlmaî^^ bir

kudretlenmi iki gö^ hâlâ kendisine

ise,

^embilcinin

sorduu

suâle cevap vermek

pek

mükülmü gibi
hem
kalmyacakt;

tereddüt ediyor. Bir

ey

söylemiyordu. Gerçekten, hu suâlin cevab
güçtü.

pek

kolay,
o,

hem

de

pek

Yalan

söyleyebilse mesele

fakat

çocukluundan
söylese:

beriyalandan u^^ak

yaamt.

Doruyu

"Krezüs'ün sarayna ihsan almaya gidiyorum"
edecekti.

dese, belki o

da peine taklacak, ksmetine itirak

Zembilcinin

baklar, daha fa^a düünmesine müsait
kaya parçasna
iyi gelmiti.

deildi; yolcu

kendi kendine:

"Adam sen de lerlces nasibini alr, varsn gelsin
oturdu.

ne çkar?"
di:(lerine

dedi ve bir

Durmadan yürüyen
hâline birac çeki

bu dinlenme pek

Oturduu yerde

dü^en

verdi.

Ne

olsa söyleyecei

sö\ mühimdi; kendini saydracak gibi

konumal

idi.

Sesine

tam

bir ciddiyet vererek:

— Krezüs'ün sarayna ihsan almaya gidiyorum...

dedi.

— Hah,

hah, hah.

.

11\

.

.

Eserlerinden Seçmeler

Zembilci hu

cevâba,

sürekli

kahkahalarla güldü, güldü.

Yolcu,

muhâtahmn

kendine gpta etmesini beklerken bu alayl gülüklerin

mânâsn anlamamt.

— Yoksa inanmadn m?
— Niçin inanmaym? nandm
ve

atm.

.

— Bunda aacali bir ey yolu ki...seldz günden beti yollardaym, ne giydiim elbiselerden, ne kunduralarmdan tabanlarma bak, kurak topraklar gibi parça hayr kald. parça ayrld. Bu hâlimle daha da iki gün yürüyeceim. Çünkü çahmaktan bktm bol ve hazr para istiyorum...

u

günlerden beri yollarda çektiim zahmetleri,

kavuacam

nimet unutturuyor. Artk eski pabuç yamamakla nafakam

toplamayacam, anladn m?
Yolcu bir an durdu. Söyleyecei sö^ün
iyice görebilmek için

tesirini

muhatabnn yü^nde
ju ^mbilci gibi bir

dikkatini toplad. Zîra bu
idi.

söt^j

fakir için en büyük müjde

— Ben fena yürekli
bir

bir

adam deilim.
istersin...

. .

elbette sen

de böyle

ihsana

sahip

olmak

sklma, gel beraber
çevirmez, fakirlikten

gideUm.

üphe yok

ki o seni de

bo

kurtulursun..

— Hah,

hah, hah.
cevap

.

Zembilcinin

yerine

tekrar

kahkahalarla

gülmesi yolcuyu

hiddetlendirmi§ti.

JVe gülüyorsun be adam..yoksa deli misin?

Zembilci artk gülmüyordu.

A.^

evvelki ciddiyetini

bulmu, yüî^üne,

hâkim

ve

ar bir mânâ dolmuftu:
ve teklifin beni güldürdü.

— Deli deilim arkada.. düüncen
Saraya,

ihsan

almaya ihtiyâc olan gider.

Halbuki ben

Krezüs'ten daha zenginim.

111

.

.

Sâmiha A\-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

— Hah, —
Gül,

hah, hah...

imdi

de sen gül yoJcu.. fakat yalan söylemediime
Hatta,

emin

olabilirsin.

Krezüs'ün
.

sen eti

benim

hazinelerimin bir köesinde kahr.

Belli... kirli elbiselerinden
. .

zengin

olduun besbelli. aaç kütüüne dönmü... ne
dert! Zavalh

yrtk pabuçlarndan ne kadar sert hasrlarla uramaktan ellerin
taraûna baklrsa sefaletten,

yokluktan destan okuyor.

Hem fakirlik hem

de

akilsizlik

çok

yaman
da

adam, ite karna

bir yolda

çkt, seni

u

biçarelikten çeldp kurtaracak bir el

uzand, bu ursa ti kaçrma
Mjrup saçmalayacana,
.

peime

takl zenginlikten
.

dem

aldm

üstüne al da yürü. .her zaman bu ursa t ele gelmez.

— Benim Krezüs'ün ne hazînelerine ne de ihsanna ihtiyacm var. ..çünkü ondan zenginim. Asl sen frsat kaçrma da
bana, benim hazînelerime gel! Krezüs'ün altnlar topraktan,
yerin

altndan

çkar;

benim

varhm

ise

gönlümden,

gönlümün
bana gel

nihayeti
sana,

bulunmayan

derinliklerinden

fkrr.

Gel,

ki,

bu endaze ve hesaba gelmeyen
el

ser\^etten

saça Mm... Gönlüm deki zevk külçelerinden,

sürülmemi

mücevherlerden vereyim...

— Benim bolluum, benim
Krezüs'te ne gezer?

ölçüye

smayan

gönül zevkim

Eer

fakir

olsaydm, elbette senin gibi

zengin

olmann

çârelerini

aratrrdm.
gitmez
ki.

Hem

bakalarnn
yektir.

ihsan benim
Zengin olmak
kadar
s ayalim azsn.

boazmdan
için

Bana bu ihsann

dilencisi olmaktan,

kendi hünerimin efendisi olmak

tutturduun yol pek yanh... Zira ne

varhm

olsa,

tamahdan

geçmeyince

zengin

unu
mal

iyice bil ki,

eer

Krezüs zengin olsayd,

durmadan

toplamaya

hazînelerinin
yolcu, yalan

yekûnunu

kabartmaya bakmazd. Yalan

m

m?
sel gibi

Yolcunun jütünde, ^^ evvelki alayc bulut

dalm,

akan

kahkahalar donmu, bütün bu kayp olan manalann yerini
düünce doldurmutu. Dudaklar
hafifçe

derin bir

kmldad:

Eserlerinden Seçmeler

— Doru söylüyorsun. — Dost!
— Ne güzel isim koysalard...

. .

Adn ne senin?

bu.. keski

anam babam da bana bu ismi

— Onu bana anam babam takmad, halk takt. Anann babann koyduu isimlerin kymeti yoktur; zira insan çok defa isminin mânâsna sahip olamaz. Halbuki halkn dudaklarndan çkan hükümler rast ve gerçektir. — Benim de dostum —
Kimin
dostu
olur musun?

deilim ki senin

dostun

olmayaym?

Herkesin, her mahlûkun

ztrâbma kalbim açktr, cihanda
biri,

benim

için el

uzatlmayacak kimse yoktur. Herkes nedir?
. .

Herkes yoktur ki.
vücûdun
ibarettir.

kâinat zerrelerinden her

tek hayatdar

muhtelif görünülere

bürünmü

olmasndan

Halk zanneder ki Dost, dostluu kendileriyle ediyor. Halbuki benim dostluum, yalnz o tek vücutladr. Her seste, her harekette onu görür, onu duyar, onu bilirim. Ben halkn nasl dostu olmaym ki, halk perdesi düünce o tek vücûdun yüzünü görürüm.

Zembilci

susmutu.

Yolcunun

sararm

yü!(ünde,

says sklaan

soluklarnda merak

ve heyecan vard.

Etrafna baknd, günej çoktan
saatten sonra yol

batmif, dalar, büsbütün

u^kla§m§, kararmt. Bu

almas güçtü.

Hem

nereye gidecekti? Dost,

onun eski dostlanyla arasn

açmt.
vurmu
onun

Para, onun hasret olduu bir dostu deil miydi?

Halbuki tam

ona kavurmak ü^ere iken bir fakir ^mbilci bu dostu yerden yere
ve

ona,

çalifmak
iî^

î^evkinden

ve

tanmad

bir

gönül

saltanatndan koku vermij,

göstermiti. Yolcuda bu /^ takip etmek,
için bir heyecan

vard

son noktay

örenmek

uyanmt. Acaba
ve

bu

iî^den

yürümek, ona da §u

adamn

gönlündeki f^evkten

bütün

varlklardan ba§ çektiren bu derin istinadan verir miydi? Yolcunun

dalgn

ve

düünceli ba^, Dost'un vakur sesiyle o tarafa döndü:

214

.

Sâmiha Amerdi üe SIRRA

YOLCULUK

Söyle bana arkada, Krezûs'ün nesine imrendin de, ona

saadet

temin

etmeyen

artklardan

toplamak istiyorsun?

Tahtnn etrafn
nefesini rahat

bekleyen silâtü mulâfzlar, her

admn

gözleyen silâhörler, saltanatna göz diken rakipler, hâsl bir

aldrmayan kaytlar arasnda yaamak, hep parann ve saltanatn getirdii bu külfetler istenecek ey
midir?

—Bak, parann sevdasyla
bîtâb bir külçeye

bile

ne hâle gelmisin, yorgun,

sonra

dönmüsün. Emin ol ki onu ele geçirdikten gamn, düüncen iptilâlarn kat kat ziyade olacaktr.
kyamete kadar
ve iptilâdan kurtulamaz.

Bir kimsenin kesesini tamah faresi delerse, o

mal toplasa da gene ihtiyaç

Yolcunun yorgunluktan peltekmi§ vücûdu, âdeta erimi, mâyîlemis bir
cisim gibi

oturduu kayann üstüneyapmt.

— Beni bu gece evinde misafir eder misin? Çok yorgunum... hem sözlerin yüreime ate düürdü, seninle konumak
istiyorum.

— Peki arkada.. Dost'un kaps her konua açktr, yürü
gidelim.
iki
dost,
.

gecenin esmer bir tül gibi
'^'*

dalan bürüyen boluu

içinde

ar

argöî^den kayboldular.

134

Sâmiha Ap^erdi, Mabette Bir Gece, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2005,

s.

79-83.

275

.

Eserlerinden Seçmeler

Ûç

Turunçlar

Hâtralar unutulur, fakat kaybolma':^ Esasen
delilidir.

cehil,

unutmu olmann

insanlar, cehdleri, aklî ve hissi

teftijleriyle

unuttuklarn hatrlamaya

uranmaktadrlar.
l§te

hi\ insanlar, hatrlayabildiimi^ kadar öreniri^ Gerçi dünyâda
yoktur, fakat

tam kayp

tam

bilgi ve

hatrlayp dayoktur.

Gerçi insan ferasetinin,
eserler, birer

insan t^ekâ ve dirayetinin vücûda getirdii
ibarettir.

hatrlaytan

Fakat, her geçen gamanla bira\ daha tekâmül eden bu hatrlayp,

kemal ^rvesine yetebilmek
fetvasna kanat

için

ak"I

ve his

dünyâsn kujatan mânâ
hâtrann
cevheri oradadr.

açmak gerektir. Zîra
ruhî ^(arûret olan

bilgi ve

Asl hatrlanmas
yokluu
varlk,

esrar,

oradadr. Yattk ki insan,

varl yokluk ^nnetmek cehlini yenip hakîkî ilmi hatrlayamamaktadr! hâlde buyanm bilgi sahibinin, herhangi bir yerden çald elbise ile üç bef gün salnp ge^en ve nihayet, hrs^ama

u

mal, günün birinde üstünden
olur?

çekilip

alnan

bir

hrsmdan

ne

fark

Evet ölümün

ve

topran, her

bilgiyi

varlm^

kametinden çekip
kendi benlik
bit^den
ve

alaca

bir

gün vardr. Fakat fu
satn alnr,
.

ilim ve irfan ki,
i^te

varlmz

ffiJ^kabilinde

onun bir daha

kopup

ay nimas ihtimâli yoktur.

Gece olup güneyin -ziyas

ve ^rreleri

eyâdan

çekilmekle,

kendi ^âtî

varlndan gizlenebilir mi?

Mânâ fedasnn

esrarn kendinde bulduracak ilmi hatrlayp bulmu§

olan kimsenin de bir daha onu kaybetmesi mevcut deildir.

Basit bir masal

hatrlay

ile,

geni^ bir tedâî silsilesine geçtim ve esas

mev^ûdan pek u^ak

istikametlere düktüm.

276

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

Halbuki

sâdece,

bir

hvlam

fersi^ii

ile

kafamn mütevâ^
Fakat
gelip

bir
i§te,

köjeciini i§gal eden bu çok eski masaldan bahsedecektim.
müstebit
bir

hâtralar frtnas,

haberi

olmadan

bu hâtra

kopard ve onu, bal olduu sahilden çok utmaklara imdi rü^ar durdu, ipi tekraryakalayarak gemiyi yerli yerine getirdim; §u hâlde masalm yava§ yava söyleyebilirim. Ancak,
gemisinin ipini

sürüp götürdü.

ikinci birfrtna

ile

tekrar ufaklara gitmeyeceime sö\ veremem.

Eski hâtra

ynlar

arasnda,

alt yedi

yapnda

bir çocuk

var.

Ninesinin veya bir ba§ka ihtiyarn di^nin dibinde oturmu, masal
dinliyor
ile

Çocuu göremiyorum; ancak
benimi

iyice

bildiim evsâf
olan

ve

tavrlar

yakinen tasavvur ediyorum.

Görmeme mâni

da,

î^âde

yaknldr. Çünkü bu çocuk

Onu, bütün tecessüssüme ramen göremiyorum; ^ra insan
en

için görülmesi

mükül olan,

kendisidir.

Bir koluna dayanarak, küçük vücûdunu bu mesnede
ne kadar
ince.

brakm.

Kollan

Fndk kabuu

rengindeki

k^l

saçlar hafif dalgal.

Beya^yü^nü yldz

bir gök gibi benekliyen

çiller,

burnunun üstünde
rengindeki,

ba baa
birer

vererek soluk bir leke hâlini

alm. Gene fndk
masal
söyleyen
ki,

ada damlasna
derin bir

bentken

gö^leri,

disi^ aî(a o

kadar

ha^a taklp

kalm

bu istirak levhas, ona, ne
bileinin

vücudunun skleti altnda yorulan

ince

acsn,

ne de

ayn

va^ette oturmaktan uyuan dikerinin yorgunluunu düündürebiliyor.

Disiî^ayk

aiî^

u^n

bir tekerlemeden sonra

masalna balyor:

Eski ^lamanda yolcunun

biri,

bir periye rast gelmi.

Konumular,
ve:

dost

olmular; ayrlrlarken peri yolcuya üç tane turunç vermi

— Sakn

bir su

bana

varmadan bu turunçlar açma! demi.

Fakat olum,
gelmiyene
kaçar.

insan denen mahlûk, çok kere iine gelen söî^ü dinler,
ve

dudak büker

**Yapma!'* deneniyapar, ''Yap!" denenden

277

Eserlerinden Seçmeler

Iffe

biî^myolcu da perinin tenhîhine kulak asmayarak, turuncun birini

soymuj.

Bir de ne görsün?
müstesna bir
k^:^

Bu

soyulan turuncun içinden göt^

kamatran,

hesna,

çkarak:

Su,

su... diye yalvarmaya

balamalm?

Yolcu oraya

komu,

buraya

komu, k^a

verecek

bir

damla su
çâre olur
. .

bulamaynca oturup alamaya

balam. Fakat göî^a

ecele

mu

hiç? Yolcu,

her ne kadar

hayknp alamsa da faydas^.

k-:^

ölüp gitmi.

'Nihayet

akls^ adam bu

hareketinden perian

olarak,

dier iki

turuncu gösüne

bastrm
. .

ve yoluna

devam etmi. Yürümü, yürümü,

da bayr am.
birini

fakat

etrafta su yok.

Halbuki
. .

o

gü^el k^n yüt^ünü

gördükten sonra sabretmek ne kadar mükül.

sanki turunçlardan

daha soysa ne olur?

Hem bakalm
güt^el,

hepsi de su

mu

ister?

Bak,

hem

u

aaçlan n dallarnda ne

ne le^tli yemiler sallanyor.

Belki de bu sefer ki kt^ onlardan

biri ile

kanâat

eder.

V^âka peri,

turunçlan bir su

banda açmasn

tenbih etmiti.

Fakat

nasihat verenlerin
dediklerini

çou ukala

ve çekimsit^ olur; ne

demeye onlarn her

tutmal?

Akllara

çelme takan, tövbeleri

bo^uran eytan, gene yolcunun akln
girdi, böylecde de yolcu, ikinci

bandan
da
açt.

savarak düüncelerine

turuncu

ite

o

^aman

bann
çkan

içinde bir velvele bir

kyamet

oldu.

eytan

en

iblisâne

kahkahasnn savurarak
kif^n:

kaçt,

makamna

avdet eden

akl ise

turuncun içinden

Su,su.. diyen sesini dehetle dinledi.

Zambak gibi ak yüf<fü bir k-:^ iteyine: "Su'* diyeyalvany ordu. Batan günein tel tel olmu klarna ben^yen parlak saçlar yü^ne
dökülmü,
parçalayc
tât^e

ve mecâlsi\

ba

kolunun üstünde, baygn

ve

yürek

sesiyle:

11%

Sâmiha A^•^xrdi

ile

SIRRA YOLCULUK

Su, su... diyerek öldü.
dinleyen çocuk,
ihtiyar ninesinin

Masal

kaln

ve pürüi^lü sesinden,

ban

tatan taa vuran yolcunun,
ve

üçüncü turuncu ne büyük bir
dinledi.

ihtimam

an bir dikkatle su bana kadar sakladn da
ve su içe içe dinlen kendisiydi.

Sanki turunçtan akan

Masaln

hai^n

seyri, yolcuya

olan yaman öfkesi ve nihayet üçüncü kiî^n

yaamas,

bütün bunlar, farknda olmayarak

akaklann

:^onklatm,

küçük yüreini, göüs kemiklerini döen

bir halecanla

coturmutu.

Artk
için,

ona

ölenlerin

acsyla beraber yolcuya olan gayî^n unutturmak
hayal kalmt.

î^ümrüt gö^lü

tât^e bir

Ninesinin ihtânna meydan vemeden yerinden kalkt, geceliini giyerek,
tatl
bir
rehavetle

arlaan

ban

uykunun esrarl

ve

davetkâr

kucana brakt.

Bir

•:amanlar yolcuya

kinlenen

küçük
ve

çocuun

toyluuna

imdi

gülüyorum.
varsa, o

Eer
b!^:^.

el'ân

dümanlk

husûmet

gösterilecek

bir kimse

da

Evet

o tedbirsi-:^ veyüreksi^^yolcu biî(den

bakas

deil.

Suyu bulmadan turunçlan soyan

da, perinin söylerini

küçümseyen

de,

göî^yalanna, nedametlere ramen, câ^p bulduu her türlü kötülüü

ilemek oyununda eytana tâbi olan da

bi-:^:^.

Masal

dinleyen çocuk o

^aman muhakemesinin

iptidâi ve isabetsi^

telaiyle, ölen

kullara aard.

Halbuki imdi, bu dâvada asl aanmas kap eden ahsn yolcu
olduunu düünüyor
frsat
ve
ve:

"Ebediyet perisinin, insanla
tevdi

emânetleri ellerine

lâzm olan etmi olduu hâlde,
edenler,

eytann ivâsyle, maksûda varmadan onlar heder asl acnmaya lâyk olan bîçârelermi, "diyor.

219

Eserlerinden Seçmeler

B^ de,
Hem

evet,

bi^ de geliigüzel turunçlanmi'i^

^an

eden bireryolcuyu^.

hayat yolunda

karpm^a çkan peri, bi^

bunlardan üç tanecik

deil, hesaba

sayya gelmeyecek kadar bol

verdi. Ijte bif^

bu bolluktan

gelen lâubalîlikle, her

adm

bapnda

bir suç imliyor, her tekerrür eden

hata

ile,

vakitsi^ bir turunç kesiyoruî(.

Nedir bi^eki bu
telkini

hatâ,

kötülük

ve

dü^üncesi^ik
katili

ki,

akl

perisin

hilâfna,

her nefesbir gü^el hasletin

olmaktaym?
ve

O

güzellikler ki

birer

yolda,

dünya yolunun u^un, ansal

çetin

yolculuunda hu^ur

ve

hayr ilhamkârlandr, neden bu

ikbâlden, bu bir

yurdum

su

ile

kanâat eden dostlardan kendimiî^ mahrum ediyoruz]
tese.

O

peri ki durmadan her gelip geçenin eline ayni ir§ad ve
ve her yolcu

datmakta

ayn

frsatlarla bir irâde ve z^^f imtihan

geçirmektedir.

Bari, o yolcu gibi, son turuncumuzla olsun,
soyabilsek, hiç

maksud pnarnn bapnda
'^'
. .

olmazsa son frsat kaçrmasak.

135

Sâmiha Ayverdi, Mabette Bir Gece,

istanbul:

Kubbealü Neriyâü, 2005,

s.

84-

280

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Yusufçuk

Herkes bu meydana
için geldim.

bir -^afer için gelir; ben ise sâdece sana yenilmek

Bu dünyâda herkesin bir iddias vardr; benim ise senin fermanndan baka bir icâ^^etim jok. A.ma bunu kimseye anlatamyorum, kimsede
bunu bilmeye
Düçüncenin
istek yok.

etei, göî^le

görülür kymetlere

bal

kaldkça, insanolu

akn
Desem

kudret ve tasarrufu fetvalarnda olup

bitenleri

nasl

tecessüs

edebilir?

ki:

"ben ortada bir sebepten

baka ey

deilim". Buna
bir

kimi, nasl inandrabilirim? Yediimi-:^ bir

lokma ekmei, içtiimi^
gi'^^^ce

yudum

suyu kana çeviren ulviyet
da,

gibi,

gönlüme,

yol bulan bir
i':^raplara,

ak

lokmasnn

bu gönülde
anlatabilir

feryatlara,

gö^alanna,

î^evklere

döndüünü

miyim?
beni anlamayn,
iftira

Evet dostlarm,

î^an yok
verin,

edin,

vehmini^

kalbna
parças

dökün, çekitirin, ^anlannt^ teknesinde yourun; hepsi de

helâl olsun.

Hatta i^n

bu me^at

olan,

yamalanan varln

her

bir elde kalrken,

ona

sitenle beraber ben de

pey süreyim! Ama

una

inann,

unu

bilin ki, herkesin bir
için gönderildim.^^''

^fer

için

geldii bu meydana,

ben sâde onayenilmek

136

Sâmiha Ayverdi,

Yusufçuk, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 2007,

s.

15.

281

Eserlerinden Seçmeler

A.kjama kadar yamur yad. Ceylân
kadar türkü
vard.
söyledi, keyifli keyifli

göf^lü tât^e

k^

da ak§ama
bekledii
için

odasna çeki dü^n

verdi,

Ah

hu

ki':^ar...

baltan

ayaa

hep o bekledikleri

deil

midirler?

Amma
yürei

o

ak^am türkü

söyleyen
idi.

kiî^n bekledii gelmedi.

Küçücük

ne yorgun ne

çarpntl

Yamur

da artk

dinmijti.

Ama
serin

cömert ve merhametli bulutlar, onu
boalttlar.
Böylece

alar görünce yeniden gö^yafarlm

toprak,

onun scak yaflanyla bulutlann
içti.

suyunu bir flaman beraberce

Sonra yeniden hava
gece

düî^eldi.

Gökyüzü,

bir genlie ha-:^rlanr gibi,
da,

daha

basmadan bütün yldiî^lann püskürdü. Bulutlar
bilinme^ nerelere

bokuna

uram ordular gibi,
Bu aln açk
verirken,

kaçp gitmilerdi.
sabahn
ilk

parlak

gece,

nihayet

lklarna selâmm
için

k\

da gelmeyen

sevgilisine

yan

mektubu " Senin

sabaha kadar aladm, feryat ettim" diye

bitiriyordu.

Ne

ki,

kadn

büküp pencereden

bakt ^man,
ve

otlarn üstüne

aslm çi tanelerini görerek

§a^np utand

kendi kendine

"Demek
içinde

ki buradan, her yeilliin gerdanna bir gözya takacak kadar

bar yank

bir

âk geçmi.." dedi

ve
'

mektubu avucunun

buruturarak slak çimenlerin üstüne frlatt.

'^^

Sâmiha A\^erdi, Yusufçuk, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2007,

s.

22.

282

Sâmha A>'verdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

Küçük k:(l Mektebe
öretmiti.

baladn

gün hocan

ilk

ij

sana

harfleri

A.^ sonra bu örendiin

harfleri birbirine

çatma temrinleri
ibare

yaptn

ve böylece kelimeler

meydana çkt. Sonra bunlan sraladn

oldu. böylece de

okumay

söktün.

A.rtk

büyüdün; mektep

bitti.
is,

imdi

yeni

bir

dershaneden

içeri

giriyorsun.

Ben de sana

ilk

bu

kitaps-:^ kalemsiî^

kaftandan ilmin

ba§ haflerini öreteyim: Gülümseme ve utanma.

ipe yavrum, bunlar a§k kitabnn
kelime,

ilk

harfleridir.

A.mmâ

harflerin

kelimelerin

ibare,

ibarelerin

sahifeler

olmas

için,

daha

birçoklarm bilmen

gerektir.
dü§er.

Sana burada onlan

teker teker

öretmee
vardr ki

kalkarsam dâva u^^un

Yaln^

lî^trap denen bir harf

bunu hepsinden

evvel

örenmeye çal§; î^ra onu

ihtiva etmeden

mânâ

kaî^anmij hiçbir kelime, hiçbir cümleyoktur.

Eer

straba yer vermemi bir ibareye rastlarsan korkma:

"Bunun

ak kitabnda yeri yok" diye haykr.

138

Sâmiha Amerdi, Yusufçuk, stanbul: Kubbealü Neriyâü, 2007,

s.

3L

283

Eserlerinden Seçmeler

Dünya

jekilsiîi bir

ynken,

ne toprak, ne su, ne atej birbirinden
ve

seçilmeden

ve

mükevvenat henü^ tasavvur
sen vardn.
V^e ben hep

yaradl

teknesinde

yorulmadan,

bapm kapnn

ediinde, senin

hayrann olarak a§k rüyalarm görürdüm. Gelip geçerken yüt^üme

deen

eteklerinin

temasyla göklerimi

açtm

^aman, bugünkü

sesinin

ayn

olan o efsi^ sesinle:

Henü-: vakit tamam olmad, uyu sevgilim uyul

derdin.

]/e ben ne î^aman
buluttan,
çirkinlik,

uyuduumu
damladan

ne :(aman

uyandm
iyilik,

bilmeden,

göü
bu

deni^

seçmeden,

kötülük,

güzellik,
i§te

ac

ve tatl, davet vücut,

olunduklar kalplara mâlolmadan,
bir

mest ve

habersi:^^

devrin
yetti.

kucandan

bir

bajka devrin

kucana
istekler

teslim edile edile

bugüne

daha

talep kisvesi giymeden, sen

onlan bildin

ve

pe§in pe§in

gönderdin.

Fakat jimdi
uyuttuklann
jîvesini,
eî^el

de
var.

ayn

terane,

ayn

hikâye

ile

hep
. .

kapnn

elginde
eî^el

A.caba

"Zaman, hep o zaman.
bildikleri için

" diyenler bu

pazarln

mi hükümlerinde srar

edip

dururlar?

139

Sâmiha

A^-verdi, Yusufçuk, istanbul:

Kubbeald Neriyat, 2007,

s.

34.

284

Sâmiha Aj^erdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

Devletlim,

bugün sensizlie tahammülüm yok; beni kendimden

geçir,

sarho

eti

dedim.

Aaçlar, yerdeki
senin

otlar,

ta

ve

toprak o anda birer kadeh olup bana

akm sundular. Hem istemek hem de reddetmek olur mu? çtim.
seni kâinat zerrelerinden, her ^erreden içtim.

Evet

Fakat kanmadm,
sarho
et

içtikçe de

haykrdm:

Sevgilim, sensizlie takatim yok! Beni

kendimden geçir!

O
-

z^f^'^n bir

ayak

sesi

duydum. Belki de bu dîvâneye kendi

eliyle

kendi kadehini getiriyordu. Ölesiye bir telâla:

"Sen misin? diye

bardm.

Amma bu perian sesime hiç tanmadm sitemli bir ses cevap verdi:
- Zavall küçük dostum, ne de
ayaklarnzla

m

gâfilmisin.. siz birbirinize

gidip gelirsiniz? Hâlâ

batan ayaktan

geçmedinse bu yan, bu iptilâ, bu ezel sergüzeti nedir?"

Muhakkak

insanolunun bir dalâlet

ân

oluyor ki ne duysa

dudak

büküyor, ne iitse

omuz kaldmyor..
ki,

Belki de bunun içindir
çeker buldum:

kendimi ayn perian srarla ayn tebihi

-

Devletlim, sensizlie takatim kalmad, beni
''*"

sarho

et,

kendimden geçir!

Sâmiha A\^erdi,

Yusufçuk, stanbul:

Kubbealt Neriyat, 2007,

s.

40-41.

285

Eserlerinden Seçmeler

Konuluyorduk, içimimden

biri sordu:

Târihin kaydettii en müstebit lülcümdar dmdir?
bir isim

Her aldan
geldik.

çkmaya

bajlad.

Saydlar,

söylediler.

Fakat

sorgu sahibi bunlarn hiç biriyle tatmin olmuyordu. Bir ara

gö^

gp^

Bana:

— Niçin sesin çlamyor? Sen de bir ey söylesene! dedi.
Zâten ben de söylemeye hamurlanyordum. Yavaça:

— Ald dedim.
Dedim. Fakat ortaya bir nokta koymak, dâvay açmak
ki...

saylmad
Tepemden

ipe ben de bu tek kelime

ile

bir hakikati,

meçhul hâlinde ortaya

atmpm. Madem
geçen suâl

ki

aamdan kaçmt,

söyleyecektim.
ilâve ettim:

oklannn

iniltisini susturarak

ksaca

Sizinkiler

ne kadar zâlim ne kadar koyu müstebit, kan

dökücü, can
çekildiler.

yakc

da

olsalar,

nihayet bir

ömür yaayp

ak, idrâkin çevresine smayan bir balançzshktan sonsuzlua kadar, tahtnda tek rakibi olmadan saltanat sürüp, buyruk yürütmekte... Bunu, bu aikâr zaferi koyup uzaklara gitmek ne reva?
Fakat

141

Sâmiha Ay^erdi,

Yusufçuk, istanbul:

Kubbealt Neriyâü, 2007,

s.

51.

286

.

Sâmiha

A\'\'erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

Gurbet, gurbet.

.

.

dedikleri nedir bilir misini^?

Bunu

si^ bilmiyorsam^

da ben biliyorum dostlarm. Çünkü ben tam

yirmi sene gurbette ge^im.

Daha

dünyâya ilkgö^^ümü açp, anam beni

gösüne

alamm. Ama aladmn o î^aman kendim de farknda mydm sanki?
bast
gün,
ilk

gurbet

acs

ile

niçin

Ei^el gününde bir
bir

akn tadyla uyanan ruhum,
Uyudum. Yirmi
sene

bu dünya gecesinde yeni

uyku

devresine girdi.

bu uyku

içinde gurbet

rüyas görerek saykladm, söylendim, aladm.
ilk

Kim

bilir belki

de beni
naf^l

uykumdan uyandran beya^ kanat, tekrar gelip yü':(üme na^l
ile

dokunmasayd, bu dayamlmaîi gurbet acs
kalacaktm.
Yeniden göf(ümü açar açma^

kyamete kadar uyuyup

karmda

bir hayâl belirdi.

Ona sordum:

— Sen kimsin?
— Ak! dedi ve kulama
eilerek:

— Bu dünyada en büyük
Küçülmekten korkma...
büyürler.
.

marifet

küçülmektir.

Küçül!

bil

ki insanlar, küçüldükleri nispette

Canm sklmt. Ne ise ki armadm:

iyi

ama, beni uykumdan uyandrrken

ilk söz,

büyümeyi
myd.''
diye

istemek irkinden

saknmam

söylemen

olmam
142

bardm.
Gülümsedi.

Meer bu,

onun beni

ilk

snamas

imi.

142

Sâmiha

A\-\erdi,

Yusufçuk, stanbul: Kubbealt Neriyat, 2007,

s.

68-69.

287

Eserlerinden Seçmeler

Genç

h^

oturduu yerde hapm

yasha
idi.

dayamij,

kmldamadan
uyuduuna

duruyordu.

Gömeri

de

kapal
sevgilisi,

Görenler

hükmedebilirlerdi.

A-mmâ
U':(ak

hu yorgun

meneke gömerin
bildii
için de

uykudan ne kadar

olduunu pek âlâ
ve

biliyordu,

yavaça yanna sokuldu
dalgalar gibi,
ijler

yuvarlanmaktan yorulup

sâkinkmi§
da, suç

yastnn yansn
ve

kapatan saçlarn okad, sonra

kadar tereddütlü

korkak:

Vakti geldi, gidiyorum ben! dedi.

O
a-:^

gün delikanl evden çkarken,
içli

sevgilisini
idi...

her zamankinden daha

mah^n, daha

braktnn farknda

Kendisi de ondan daha

ünündü deildi. Sokaa çkp, düünceli ve karars-:^ birkaç admdan sonra, içine çöken dayanlma^ bir aynlk acs, onu geri
çevirdi.

Artk
saçlar,

nereli idi.

Çünkü geri
bir gülibrijim

dönüyordu, içeri girdii

^aman

k^

hep

brakt yerde,
hep
kirpiklerinin

aacnn
idi.

çiçekleri gibi tel tel

parlayan

ayn yastn
ucunda,

üstünde

Yalnz a^

evvel

kuru olan

soluk sabah yldt^lan gibi,

küçük damlalar

parlyordu.

288

Sâmiha Aj-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Delikanlnn

nereli

patrts,

onu ja^kn,

bir

heyecanla yerinden

kaldrmt. Fakat genç adam, boynuna
ona soruyordu:

dolanan scak çemberi çöt^müj,

—Kayp kayp, neyin kayp?
K-:^ hep §a§kn, hep heyecanl, hep tereddütlü
idi.

Zekî

ve

kavrayl

banda ksa

bir

düünce üzüntüsü dolaarak saymaya balad:

— Yüksüüm!

— Deil!
— Mendilim! — Deil! — Taram, inem!

— Deil, deil ite!
imdi
sorma sras
kiî^a

gelmi

gibi,

göi^lerinin

son

nemini

eliyle

kurularken:

— Nedir öyle ise sen söyle! dedi.
Delikanl
muf(çfferdi:

— Ben! diye bard.
getirdim.

A^ evvel beni kaybetmemi miydin. te sana onu

Sâmiha Ap^erdi, \'usufcuk, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 2007,

s.

101-102.

289

Eserlerinden Seçmeler

Bir mevlit gecesiydi. Soluk jü-:^ü bir adam, elindeki küçük mecale
camiin kandillerini birer birer yakyordu. Yorgun, ':(ayffakat
eli,

ile

manâl

oradan oraya dedikçe mescidin

karanl, yeni

bir

sr örenmi
böylece,

çehrelerin

ferahl

ile

yava§ yava^ açlyor,

aydnlanyor,

mefalenin vuslatna
âna kadaryanmak

mukavemet edemeyen
üt^ere bir bir

kandiller, tükenip bitecekleri

uyanyorlard.
ortaya dökerken,

Kandiller teker teker

srlarn

onlan bir sütuna

dayanarak seyreden genç adam, irkilerek yerinden kalkt.

Korkmutu.
koyuyorlarsa,

Kandiller,

nasl tek

elin

ibareti ile

kendisi de gönlü kandilini

yanma emrine can ateleyecek, srrn ortaya

döktürecek bir gi^i elden korkuyordu.

Ona hak vermemek
dökmeyeni,

kabil mi hiç?

Bu gi^li

elin atehine

deip

de,

srrn

cann harcamayan bu

cihan hiç görmü müydü'?

Kandilin küçük sim, nihayet bir damla

pkt.

Ama onunki? I§te genç
korkarak
bir

adam da söylenme^ srrnn
mescidin en

meydana

vurulmasndan
bajka

karanlk,

kendi gönlünden
çekilip

damla javk

bulunmayan bir kölesine

sakland.

144

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk,

istanbul:

Kubbealn Neriyat, 2007,

s.

111.

290

.

.

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Gece

ilerlemiti.

Genç

kadnn göî^leri örtülüyordu:

— Artk uyuyalm,

dedi. Sevgilisi güldü:

— Uykuyu ne yapacaksn? Kurdun kuun içtii o
erbetten bu

afyonlu

gece de içmeyiver.
dinle.
.

imdi

sana bir hikâye

söyleyeceim onu

Kadn memnundu, mrldand: — Ne de çok masal bilirsin. — Senden öreniyorum.
inisin?
. .

.

sen benim

srlarmn mahzeni deil
senin

Ezel gününde,

söyleyeceklerimi

vücûdun
etrafa

toprana gömmemi miydim? imdi çkarp çkarp saçmama neden ayorsun?
Kadn
da
sustu ve dinlemeye

balad. Sanki hu masal dinlemek
bir

için tabiat

kulak

kesilmi

ölesiye

bekleyiin

helecanna

tutulmutu.
ile

A.açlar, çocuunun

bepi

üstüne eilmij bir ana hareketsizlii

bahçenin çiçekleri üstüne kollarn
sesleri

u^tm^,

âhenkleri,

tabiatn kalp

sanlan
bile,

böcekler, seslerini en pes, en

yava^ perdesine ayarlamlar,

gökyü^

cilâl

karanlnda

büyüyen yldran gömerini, sarho bir

bekleyi içinde yanyanya örtmütü.

291

Eserlerinden Seçmeler

^ilinme^ :^aman
koçup

böylece

kaç

saatini,

kaç dakikasn geride brakarak
yatan

gitti ve baji penceresinin içinde

kadnn

gökleri,

tabiata

vecd ve hu§û

ferman okuyan bu hikâye yü^nden

ne

kadar gö-:^a§

döktü.

Sabah,

ilk

pklanyla

ufuklarn
gö-:(lerini

dudanda

bir

tebessüm

gibi

uyanrken, kadn, yorgun

kaldrarak etrafna bakt.

Amma
ve
ki,

bu gö:(ler bira^ hayret
iri

bira-:^

da utançla tekraryumuldu, tekrar scak

yadlarn düürmee balad. Nasl §akmasn, nasl utanmasn
kadar alayp feryat
ederken,

kendisi sabaha

bahçenin

otlan

ve

yapraklan

da, gollülerine birer

damla ya§ takmt. Demek ki onlann
edici

ye§il göî^leri de bu
bilmiti.

masaln harap

helecan

ile

coçup

alamay

Kadn yoldan geçenlerin:

— Ne sisli, ne slali bir sabal...
Deyimlerini hüt(ünlü ve ergin bir inkârla için için reddederken, kendi

kendine:

— Bu liliâyeyi onlar gibi siz de dinlemi olsaydnz, belki kyamete kadar alardnz. Ama söylemem, çünkü gözünüze dünyây haram ettiim için benden dâvâc olursunuz,
söylemem söylemem.
'"'^
. .

diyordu.

145

Sâmiha

Av-verdi, Yusufçuk, stanbul:

Kubbealt Neriyâü, 2007,

s.

133-134.

292

Sâmiha Aj-^-erd üe SIRRA

YOLCULUK

An, kovam ha^rlamak, petei tamamlamak, çiçekten çiçee komak, hattâ kovanda ölen bir arkada mumlajp kokup çürümesine mâni
olmak insiyaklarm
fiile

geçirirken,

hal

almak

için

hu

küçük

san 'atkânn büyük eserini ykmaya gelen adam, harekete geçmek
hrsla bekler.

ânm

Çocuk, cevi^nyeil kabuunu
cevi^

srd

için

a^ burularak öfkelenirken,
sath
hat(in

bu

câhil öfkeye, sanki ^^ahmetli ve derin f^evkleri koyup,

üstü haclara

dükünlük
büker.

gösterenlerin bir teessüfcüsü

imi

gibi,

ha^n dudak

Kuyumcu müterisine bakn altn
kasadaki altn külçesine yavaça

diye

sürmek

isterken,

mehenk ta,
ikinizin

seslenir:

"Mahzun olma
gelir

de
bir

adnz
ki,

koyacak olan benim. .."O, t^aman

ki bir tasn,
beklemekten

bakracn

hamumna
olup

katlabilir.

Giî^i
el

köende

korkma

gün
verir.

banna, sikke vuracak

naslsa bulunur., diye

ona bearet

Ya yaam,

tecrübe

görmü
bile

adam, kötü bir

î^aaf için

dostluu bir

kara mangra deiebilirken, genç komusu, ahdin

ve söî^ün haysiyetini

korumak yolunda canm

harcamaktan çekinme^

ve

kocamt

bir

î^avallmn çif^dii bu riya levhasn tiksinerek seyreder.

293

Eserlerinden Seçmeler

Çocuu dünyâya
övünürken,

gelen

baha,

etinin

kannn

hu

§âhâne

eseriyle

Kudret,

hu anâsr mûcif^esindeki kendi srl

nefesini

görmeyen adama

için için üf^ülür.

Akll geçinen
çinenmekten
devprir.

î^avall,

gururuna vurulan hir fskecikle hiddet

ve

gl^et
e^lip

hubranlan geçirirken, safdil hellenmi§ arkadap, hir e§ik
pkâyetsi^

taji gihi

ruhundan

tahammül

ve

sükûn

çiçekleri

Alim,

hajin

f^an

ve

jüphe

çkmallarnn müküllerine

vurup

didinirken,

âk,

hilgi ve

ayan ^vkinin
dinler.

dudandan

hin hir

mükülün,

hin hir

srrn macerasn

Böylece de hederin çeitli meyillerinin çeitli istikâmetlere

akp

gidiji,

dünyânn
gafletini

hareketlerini,

niyetlerini,

nisyânn

ve hir sel hâlinde
ses

akan

meydana

getirir.

Zâten dünya davuluna

veren

tokmak,

gölgesi

cihan tutan hu gaflet

aacndan haka

neden yontulur?

146

Sâmiha

Aj-verdi, Yusufçuk, stanbul:

Kubbeald Neriyat, 2007,

s.

126-127.

294

.

Sâmiha A)^ercli üe SIRRA

YOLCULUK

Hanc

Handr bu gönlüm, jâ misafirhane.

.

Dert konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melal konuklar;

mümkün
çkmaî^

konuklar, muhal konuklar. Hele hasret, hiç

çkma^

ardan,

ardan.

Handr bu gönlüm, ykk,

dökük...

Fakir konuklar, yengin konuklar, âlim konuklar,
gelen konuklar, geçen konuklar.
.^'*^

câhil konuklar;
hiç

Hele bin hanc vardr,

çkma^

ordan,

çkmalardan..

147

Sâmiha Amerdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

7.

295

Eserlerinden Seçmeler

Kapm aç, kapm aç...
Bu dünyâdan
o

Sana geldim,

kapm aç...
ölçüsünü...

dünyâdan,

aldm boyum

Yi^el ehed arasnda, nice eyyam geî^p tondum...

Samadm dü-âleme,
Yoldapm
var, çift kikiyim,

sana geldim,

kapn aç...
hiç

günâh benden Yer gök

ayrlma^.

Tek deilsem

n'olur sanki?

sm

o kapya...

Bi^ de

al,

kapn aç, kapn aç, kapn aç...

148

Sâmiha Ayverdi, Hana,

istanbul:

Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

11.

296

Sâmiha Aj^^erd üe SIRRA

YOLCULUK

Ej yârân!
olurum.

Bilini; ki
virane.

kâh ehir

olurum.

Kâh

harabe.

Kâh ha^ne

Kâh

Ben

Nuh 'un gemisine
cinlerin,

de bindim.

Ben Süleyman 'in tahtna da çktm.
ile

Asafla

Hâman'la Asiye'nin yollarnda durdum. Züleyhâ

Yûsufun muaakalarn gördüm. Belki hem Yûsuf hem Züleyhâ
oldum.

Kâh yanan, kâh yaklan; kâh
tekmelenen neden
ben
.

aslan,

kâh

kesilen;
var,

kâh

sevilip
var.

kâh
Bir

olmayaym? Tahtm
.

askerim

kurulmu

devletim var.

Ama,

geceleri

sur

kapsndan çkp

dilenen

neden ben olmayaym?

Kâh

dopdolu bir kadeh,

kâh

kadehleriyle sabahlayan bir sarho,
. .

kâh

ümmî, kâh âlim, kâh ku^un, kâh ahin.

Hem klç

hem kalkan,

hem Dârâ hem

iskender,

hem

î^illet

hem

saltanat,

hem ahika hem

uçurum, neden ben olmayaym?

Acep

ben, ef^el deniî^nde

kâh kabaran kâh yatan

bir dalga

mym ki,

asrdan

ara yuvarlana yuvarlana

bugüne geldim. Bugünden deyanna

doru geçip gitmekteyim?
Yolun neresindeyim, demiyorum.
yolun her noktas bir

Balamam

ve bitmeyecek olan bir

ba ve son

deil de

nedir?''^'^

149

Sâmiha

Av-verdi,

Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

16.

297

Eserlerinden Seçmeler

Çocuktum, ufacktm,
koca bir atej vard.
miydi, neydi ki?

ama yüreimde kocaman

bir dert, koca bir ac,
istek miydi, hasret

Hü^ün

müydü, melal miydi,

Ben büyüdüm
gecelen,

o büyüdü.

Yel

esti

eyyam geçti... Günler günleri,

geceler

aylar aylan, yllar yllan kovalad durdu.

Artk

onu içime

sdrama^ oldum.
Bu, ne büf^ündü, ne kederdi, ne
sevinçti,

ne

istekti,

ne de melal...

Meer
ben?

bu, senden bir haberci, bir sö\cü, bir müjdeciymij, ne bilirdim

'^"

150

Sâmiha

Av'verdi,

Hanc, istanbul:

Kubbeak Neriyâü,

1988,

s.

35.

298

Sâmiha A>a^erd üe SIRRA

YOLCULUK

-

"u
"Hele

etrafn güzelliine bak...** dedim.
dedi.

"Gözüm senden

gayny görmüyor",
-

u yürek
havaya

ezici kaval sesini dinle.

. .

*'

dedim.

-

"Kulaklarma senin kelâmndan gayrisi haramdr.
"Ya

. .

" dedi.

-

u,

aslm güzel kokulan içine çekmez misin?"
kokun,

dedim.

-"Senin,

canm tutmu
.
.

cihann trini bastrm,

duyamyorum ki.

" dedi.

-"Bir türkü söyle de dinleyeyim öyleyse", dedim.

"Senin methinden gayrsma dudaklarm bal olduunu daha örenmedin mi?" der gibi sitemlerin en acsyla yüküme bakp bapn

yana

^'

çevirdi...^

151

Sâmiha AN-^erd, Hana, stanbul: Kubbcak Nerivâü, 1988,

s.

40.

299

Eserlerinden Seçmeler

ismini sorarlarsa söylemem.

Sen de benimkini sakla.

Bu
ad

dünyâya

lâî^m olan,

nam

ni§an deildir, insanolu, güne§e bir

takmam
vakti de

olsayd da o gene seher vakti gerine gerine domakta.
kirpiklerindenyorgunluk

ak§am

akarak batmakta devam

edecekti.

Varsn âlem halk,
Kalsn
da,

bit^m de

kim olduumuzu aratrmakta kalsn.
olsun.

yaln^ seyrânmzn göncüsü
cevaplandrmak
istesem
de,

Hoj

o

merakllarn

suâllerini

üstesinden
edebiliyor

gelemeyeceimi

biliyorum. Zira §u

anda

seni

kendimden ayrt

muyum
da

sanki?

Seni ararken kendimle bululuyor,

kendimi bulmak

isterken seninleyü^
deseler

yüî(e geliyorum. Belki gene §u anda, yeni

domuj

bir çocuksun

inanacam,

bir ihtiyarsn

da

deseler, evet

diyeceim.

Ey
gece

cihanm,

kâinatm,

derdim,

devam olan

seni

Bu

gece

uyku,

parmaklarn gömerime bastrmad. Benden hayr
ise,

olmadn

anlayan

her î^amanki gibi, tabiatn gözlerini öperek uyuttu.
da,

Daha gün
taneleri ile

domadan
gibi,

yüküne gülsuyu serpilerek uyandrlan genç bir sultan
uyuyan,
yeri

m§l mpl

göü

boncuk boncuk

çi

slatarak

uyandrmaa uralyor.

152

Sâmiha Ayverdi, Hana,

istanbul:

Kubbealt Neriyâü, 1988,

s.

52.

300

Sâmiha A)^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Söyledin.

Yllar

ve yllardr,

neler neler söyledin.

Her

biri

çalad,
gelip

yaprak yaprak döküldü,
geçse,

birikip haznelerim oldu.

Kyametler
brsiî^

bunlar
. .

eksilme:^^

tükenmet^

ey

varlnn

olduum

Devletli.

eskime^ tükenme^

imdi

susuyorsun.

Fakat karanlklar boydan boya kesen §im§ek gibi,

sükûtundaki

o heybetli esrânn dilinde, gene gökten sahife sahîfe inen bir
var.

semavî kitabn belagat

Kanl

bir

meydana dönmüj yüreimin

üstüne yemin ederim ki, bu sükûtun, sanki binlerce
veriyor, veriyor.

dudak

kesilip gene

Bundan sonra

ister söyle,

ister sus,

istersen sâdece dinle.
de,

Ama

cümle

âlem §una inansn

ki,

evvelce söylemediklerin

bugün sükûtunun

kuytuluklarnda konuluyor.

^"

153

Sâmiha A)^erdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

58.

301

,

Eserlerinden Seçmeler

Çin'deyim,

Hind'deyim,

her yerdeyim ben.
yok, gülenleyim ben.

Ölen/e ölürüm,

kalanla

kalr. A.layana

yü^üm

Daraaanda

katilleyim.

Mahkemede
ahba^gibi

mücrimle.

Kendim

de §a§anm, kaç parçaym ben?

bulut
ben.

deler,

kötürümle sürünürüm. Bir

âpkn göf^afnda,

yanndaym

ebnem ebnem aslrm günlere gecelere.
hecelere...

.

.

iplik iplik

dolanrm

seslere

Zaman

içre

duramyok, mekâns^m

ben.

Hod, mükülüm. Kadim 'denim, bilmeceyim
kalmij, bilememi, çö':(iUmedik bilinmedik

ben.

Melek, §eytan, âdî^
ben...

muammaym

154

,,

Sâmiha Awerdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyat, 1988,

s.

95.

302

Sâmiha A>-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

Hü^ün

kapm

çald.

\^uru§undan

tandm.

"Kim o?"

demeye

kalmadan

itip içeri girdi.

Kldm.

"Nedir bu destursuz geli?*'

dedim.

Kahkahalarla

gülmee balad.

Hakk da varja.

.

.

Kendi çats altna

ilenle gireni de

kim görmü?

'^^

155

Sâmiha

Av'verdi,

Hana, stanbul: Kubbealü Neriyâü, 1988,

s.

99.

303

.

.

.

Eserlerinden Seçmeler

Seferim var, seferim var.

.

.

Dtan içe seferim var.
. .

Bir eyyam gideyim, cihandan göçeyim, candan geçeyim.
seferim var.
.

Seferim var,

Yanma yanama,

derdime satama; sorma halimi, hilen bir A^llah...
.

Seferim var, seferim var.

Brak

gideyim, gideyim, gideyim, kendimi geçeyim; tâ yanna varnca,
var, seferim var.
.

kapna ulanca. ..Seferim

Dur

deme durama^ oldum; dünyâya

sama^

oldum.

Yld^yld^

atlaym, yeri göü
var, seferim var.
. .

aaym,
'^'^

sen

önüme

düeli,

önü ard olmayan, seferim

156

Sâmiha Ayverdi, Hana,

istanbul:

Kubbealü Neriyâü, 1988,

s.

109.

304

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Kaybm
Akçe

var Hak dostlar,

kaybm

var.

mi, mücevher

mi? Senet sepet, hâ^ne mi? Srça

saray, define

mi?

Kaybm var Hak
Kimya, simya,

dostlar,

kaybm

var.

sihir bilmem.

Bilmediim daha

neler.

.

.

Adak,

ne-:^r,

duam dayok.
Çaresi^m.
bükün.
Siî^

arayn, si^yalvann, si^

dileyin.

Avuç

açn, boyun

Kaybm

var

Hak

dostlar,

kaybm

var.

Ben kendimi kaybeyledim.

Ge-:^n toî(un sorutturun.

Da ta arnlayn, yeri göü karlayn.
. .

Beni bulun, beni bulun.

Beni bana kavuturun.

157

157

Sâmiha Ayverdi, Hana, stanbul: Kubbealt Neriyâü, 1988,

s.

110.

305

.

Eserlerinden Seçmeler

Derdim var Allah'm, derdim
Suya
verdim, su

var.

N
. .

ideyim, nileyim

hu

derdi'?

almad, göe verdim, gök almad. Yere verdim, yer
sele

almad. Ele verdim,

verdim.

Pulluk pulluk,

döküm saçm.

.

Da almad, ta almad.
Aktmal
versem,

ata

hinsem,

cihanlar geî^p

dönsem...

Yele,

sele

selâm

koup geçsem... Kanadlansam göe çksam, hulut hulut hoyun hüksem, yld^ J^^^^K. yü^m sürsem, aln! desem, hir el atp alrlar m? Bakn! desem, hirgö^
ylan kayma^^ kervan a§ma^ hayr çayr

atp hakarlar m?

'^*

Sâmiha Ap^erdi, Hana, stanbul: Kubbealü Neriyâü, 1988,

s.

112.

306

"

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Bektâ-1 Velî

Çamlca daki evimi^ çok yakn,
Köjkü denen §inn
kimsenin girip
ve

bahçe

içende,

Haydar Bey '/erin

küçük

bir bina

vard.

Buraya komulardan

çkt hattâ kökün önünden geçildii pek görülmediki.
sakinleri

Bi\ çocuklara da semt

sanki:

O

ev perilidir,

gitmeyin

çarplrsn^! denen

ad

çkm

i^be ve köhne binalar için söylenmesi
tekerlemelerle

mûtad

olan

sö-:(lere

bentler

yakpksr:^

Haydar Bey 'leri

adeta boykot etmek

isterlerdi.

Sebeb olarak da:

"Sakn Haydar
. .

Bey'lerin
derlerdi.

kökünün önünden geçmeyin,

onlar Bektaî.

Bi^ çocuklar

da

yolumu^u

uzatmak pahasna

da

olsa,

aksi

istikâmetteki sokaklardan dolanarak istediimi^ere giderdik.

Düünüyorum
ne isâbetliymij.

da: "Bir

üt bin büyü yerine geçer"

diyen ata sö^ü

Bektâj-

V^eli denen

koca Türk, belki de Anadolu'nun îmâna kavurup
idi.

Türklemesinde en fa^la emei geçmi bir ulu ki^i

u

hâlde onun

yolundan bu

nefret ve tiksinti niçindi?

Niçin mi? Yeniçeri

ocana

bile

im 'an

ve idealden

kaftan giydiren bu
mes'üliyetsi^ ve

ulu Türk'e, güya onun yolunda

olduunu

söyleyen

kendini bilmecelerin ihanetiyükünden, sular böyle

bulanm. Kula

karji

da Allah'a karp da pervas^ bir ^ümre o koca Türk'ün yoluna
dikenler

koyarak

oraya

adm

atanlann

hissen
ve

ve

ruhen
tahlil ve

yaralanmalarna, berelenmelerine sebep olunca gerçein
tehisine yanajamayan halk da, hep dikenleri
felsefesi,

ö^ün

görmü

ve bir vakitler,

vatana ve imâna, tâcidarlann, hükümdarlarn ve ordularn
veliyi bir

edemeyecei hiî(meti etmi o
silken

hamlede

silerek,

eriata

omu^

bu üç-be kendini bilmecen
ilerisini girememilerdir.

o tertemi:(jola

koyduklar dikenlere

taklp

307

Eserlerinden Seçmeler

Mevlânâ

Celâleddin-i

Rüm:

Hü der-gerdi§ gedâ-yî bû^-i mast
Bade
derken insann
gibi,

der-cûjij gedâ-y cû§-i

mast

aklnn

ilâhî

akl karcsnda

dilenci

olduunu
kef^â

söyledii

badenin de

hak arknn sarholuu karcsnda
§ey

sadaka

muhtaç birfakirden ba§ka

olmadn

beyân

eyler.

Hakkn

ve yerini

bilen

Bektâj- Velî'yi

içki sofralar

karcsnda

olanlardan gibi göstermek ne kötü ve ne günâh.

Onun,

^^^/

jarab

ile

mest olmu^ bir

velî

kip oluunu unutup yoluna
bir

yolcularna badenin
unutturarak,
ici

Hak arab

karcsnda

^vall

dilenci

olduunu

o temi^ yolu lekelemee götürmek

gibi,

bir vebalin

altna girmek ne

ar mes'ûliyet.
ruhunu clk yara hâline getirmee kalkcmak

eriat

klfn yrtp insan

ne büyük günâh.

ister Rifâî, Kadiri,
üfleyip nefs

Mevlevi

ister

Bektâc

olsun, yeter

ki

ceriat fenerini

karanlnda
Tarik-i

kalanlardan olmuc olmasn.

Tek

yol,

Muhammedi'dir.

Kâmil

eri

bulduktan

sonra,

hangisine girsen

aynyola,

ayn noktaya çkarsn.

Bu Bektâc

imic,

bu Halveti imic yollu

ruhuna külliyen aykrdr.

Ne yattk

ki

aynm yapmak tarikatn bugün Muhammed ümmeti

birlik ve beraberliini ^delemic bulunuyor.

u
ile

hâlde

lâ^m

olan ahlâk

temellerini

kurarak

sevgi,

sayg, feragat, fa^^let gibi üstün vasflarla
ve

binann

der-i

dvann

örmek

îmân hara

çatsn kapatmaktr.

Hemen

Allah,

ehl-i tariki

nifak ve cikâktan korusun.

Bu

cümleden

olarak âlem-i islâm'n da tevhîid yolunda, dünyâ devinin ve madde

308

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

tumann pençesinden
ve

kurtulup ahlâk'^^

Muhammedi

f^rh

içinde

emin

masun olmasn niyâ^

eylerim.

159

Sâmiha

A\'\^erdi,

Kahmet Kaps, Ankara: Hülbe

Basm

ve Yayn, 1985,

s.

56-58.

309

Eserlerinden Seçmeler

Semiha Cemâl Hanm

On

üç yadlarnda idim ve en küçük

daym Esad

Sagay Bey 'in evinde
için,

misafir bulunuyordum.

Daymn hanm

da halaî(âdem olduu

akrahalm:^^ iki baptand.

Akjam yemeinden
konuluyorduk.

sonra,
ise,

oturma odasnda çoluk çocuk tatl tatl
elindeki ga^teye

Halam

dalm,

etraf

ile

pek

alâkalanmadan okuyordu.

Daym, birkaç defa: "Hanm brak artk okumay... bak Sâmiha da krk ylda bir geldi..*' diyorsa da

halam,

yumuak yumuçak:

"Peki,

imdi"

diye cevap veriyor,

fakat

bir türlü de gönderini ga^eteden

ayrmyordu.

Daym,

üç

söyledi, be§ söyledi,

bakt

olacak gibi deil, elindeki sigaray

arkadan

gaf^eteye dedirdi.

Kâd yanmaa
iji

balaynca

da,

bu sevimli

müdâhaleye ikisi de gülünerek,

tatlya baladlar.

Bir ba^ka

ailede,

erkein ricasn kale almayan kadna,
ne

barp

çarmak,

en

a^ndan somurtmak,

ya^k

ki çok görülmü

hâdiselerdendi Halbuki,

daymla halam, her

mes'eleyi böyle ^arâfet ve
böyle sürüp gitti.

nezâketle hâl ederlerdi.

Sonuna kadar da, bu

Esad Sagay

Bey,

en

küçük

daymd. Aabeyi Cemal Bey
de büyük annemin
ise,

ise,

daylarmn

en

büyüü

idi.

Her ikisi

kardei

idiler.

Annemin kardei doktor Server Hilmi Bey
Büyükannemin annesi Refika
Vekili

ortanca

daymd.
edince,

Hanm,
Zekiye

genç yapa vefat

Msr
Esad

Hac Süleyman Aa ile

Hanm,
ile

dul kalan damatlarn,
evlendirimiçler ve

hüsn-i ahlâk sahibi halayklar

Hac

Kalfa

Bey de bu izdivaçtan dünyâya gelmij.
sonradan
küçüktü.

Onun

için de ipe,

büyükannemin

doan kardep Esad

Bey, kendi

olu Server Bey'den yajça

Bu

tabloya göre

Esad Sagay
idi.

Bey,

Cemal Bey

Daymn k^

Semiha

Cemâl Hanm'n amcas

310

Sâmiha Awerdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

Semiha Cemâl
Ona, tek kelime

Hanm,
ile

asrlann

':(or

yetitirdii müstesna insand.
idi.

rûh-i mücerred dense reva

Bir kere çok güreldi.

Çok da

^eki

ve

çok merhametli, bilhassa adalet duygusu son derece

inki§af etmi§ insand.
menfaatleri için

A.mma, bütün bu üstün vasflarm,
^âhid

jahsi heves ve

kullandna kimse

olmamt.
Vefatndan

Bir

ejini

daha görmediim harikulade
ile

güf^el elleri vard.

belki on bej sene sonra, kendisi

Kj^ Muallim Mektebi 'nde hocalk
'e,

yaptn

örendiim Tevfk Ararat Bey

kendisinin

dayzadem

olduunu söylediim
Tevfik Bey,
jajirarak:

^^aman, çok akll, terbiyeli ve kibar bir t^at olan
bire

sanki birden

karcsna

eski bir imaj

çkmij

gibi

"Elleri" diye adetâ

barmt.
ve faziletlerinden
sö-:^

Sonra da kendisini toplayarak, me-:^et
suretiyle

etmek

yapt heyecanl çkp dü^ltmee çalkt.
Hanm,

Semiha

K^

Muallim Mektebi 'ndeki oldukça
de

u:^un süren

hocal

senelerinde,

amcas Esad Sagay Bey

Maârif Vekili
kimse

bulunuyordu.

Amma,

iki sene süren bu vekillik devresinde,

Esad Bey 'in Semiha
Zira

Hanm'n
ve

amcas olduunu
kapal

bilmedi. Bilemeydi.

öünmek gibi

beceri t^aaflara

olan bu genç k-: için tefâhüre

benler her duygu,

aypl

haram
ile

idlerdendi.

Ne ki,

vekil olan bir

amca

iftihar

etmemek

de,

bu tok gönül

için bir

§ey miydik

O,

Hak

katndaki yüce mevkiini

de kimseye ifâ

etmemi
bu

ve

bacndaki mânâ sultanl tacn
köprüsünü geçmij

kimseye göstermeden

dünyâ

olan, tasarruf sahibi bir ehl-i

afk

idi.

160

Sâmiha

A^'^'erd,

Rahmet Kaps, Ankara: Hülbe

Basm

ve Yayn, 1985,

s.

66-68.

311

Eserlerinden Seçmeler

Onüçüncü Asr Anadolu'sunda Tasavvuf ve Hazret-i Mevîânâ
Haf^et-i Mevlânâ, her cephesi bir bajka görünüj, bir bafka renk ve
calibe

ar^den

o

menura
ve

benler ki,

bu hikmetler, bu
isteyen

bilgiler,

bu

aklar,
alabilir.

bu san'at

etler hevenginden, :(arâf

istediini çekip

Mevlânâ, kendi ahsiyetini, bir

aya

eriatta

kâim dururken
bu çok

öteki

ile

yetmiiki

milleti devreden

bir pergere ben':^etmekle,

cepheli iç portresini bi^^at ve kuvvetle

çi^mi bulunmaktadr.
o

Bi^m urackta yapmak

istediimi":^

hikmetler

ve

marifetler

hevengine nâçiî^âne uf^anarak, onüçüncü

asr Anadolu'sunun tefekkür

ve tasavvuf haritasndaki yerini, hâle ve istikbâle u^^anan tesirlerini, en

ksa çillilerle göî^den geçirmektir.
Bilindii gibi onüçüncü asr, Selçuklu Devletinin,
siyâsî,

içtimaî ve

iktisadî buhranlarn bitmef^ tükenme:^ taf^yiki altnda can çekitii
istikrarsn^ ve hut^ursu^ bir devridir.

Bu

aknlk

ve

kararszdk

içinde

bunalm

olan halk, bir manevî ümit ve istinat
idi.

noktasna balanmak
ve

zaruretinde

Bu

arada,

mazisi binlerce sene evveline giden
itikat ve mezheplerinin içine

yeryüzünün

çeitli fikir, felsefe,

szm
ve

kabalistik motifler, adetâ kyafet deitirerek, islâm dîninin içine de yol

bulmutu.

Bu

arada,

birtakm Bâtinî

ve

Hârici temâyüllü tarikat

mezheplerle,

Sünnî îmâna su katmakla mükellef üpheli
bir nüfuzca sahip bulunuyorlard.

müessesseler,

Anadolu 'dayaygn

Selçuklular'n siyâsî fetret ve bozgunlarnn sosyal plânda

yaratm

olduu buhranlardan faydalanarak gelimi Cimri Baba

ve

Baba shak
dînî- siyâsî

vak 'alan gibi arkalarndan büyük topluluklar sürükleyen
hareketler
ise,

bir tasavvuf sisteminin
ele

mal olmaktan
gereken

ziyâde,

âsâyi

ve

inzibat

noktasndan

alnmak

vak'alar

diye

snflandrlmaldr.

Halbuki saf
sonra, ederek,

ve

samimî manâsyla ark,

Ahmed

Yesevî'den evvel ve

Sünnî

Müslümanl
mücâhade
ve

bir sünger gibi emip
içinde

bünyesinde temsil

onu tasavvuf normlar
bir

yeniden

islâm âlemine iade

ederken,

tavsiyeli

bir

îman ruhunu da beraber

getirmiin

312

Sâmiha A^^^erd üe SIRRA

YOLCULUK

eriate bal, berrak ve feragatli bir ahlâk

anlaym, Ahmed
altnda

Yesevî
ne
bir

adna

U^k ark 'dan
da

Garp Türklüü

içine getiren binlerce velî,

çâre ki bir taraftan

yabanc
ve

eriatlerin nüfût^u

kalm,

taraftan

^ümre
onlar
Böylece,

ahs

menfaatlerine

âlet

olmu

Bâtnîlerle
gibi

karlanca,
gösterilmitir.

tarafndan

kendi

saflarna

ka^nlm

•:(amânn aldatan hükmü, beeriyete üslûp ve
erleri,

istikâmet

veren

bu

erenleri,

ahileri,

abdallan,

dalâletin

ve

cehaletin kendisi

imi gibi damgalamak hatâsna dümütür.
ve

Anadolu 'da K-:^lbalk cereyanlarnn
hüviyeti

buna muvâ;^ olarak,

rengi ve

karanlk

bir

melâmet fikrinin, basit halk tabakalar arasnda

kesif taraftar bulmas, insanlar dînin tutan bir hürriyet vâdederek, eriatn

kayt

ve

artlarndan
ettii fiilleri

âî^âde

haram kabul

mubah

telâkki etmesi

ile ît^ah

olunabilir.

Ne

ki,

eriata

bal inann

kal'as olan Selçuklular devrinde tasavvuf

müessesesi ve diyanet haritas,
siyâsî,

slâm

birliini

parçalamak yolunda

içtimaî ve iktisadî imkânlardan kuvvet ve mesnet bulan bu

ocaklara

Fahreddîn-i

Irâkî,

Sadreddîn-i

Konevî,

Evhadeddîn-i

Kirmânî

ve nihayet Celâleddîn-i

Rumî gibi

kuvvetli merke^erle

kar

çkm bulunuyordu.
ite

Anadolu'nun

kifâyetli

bir

devletçilik

anlayndan mahn-m

kalarak kendi
an'anesinin,

bann

derdine

dütüü

onüçüncü asrda tasavvuf

Bâtnî karakter tayan mihraklarna ramen, saf Sünnî

îmân

destekleyen çok kuvvetli merkepler, rütlerini ve safirlerini îlân

etmi bulunuyorlard. Bahusus, Mevlânâ

Celâleddîn-i Rûmî'nin,

saf

îmânn hür

ve

samîmi

temsildsi olarak gelip

Konya'ya yerlemesi,

iktisadî buhran ve içtimaî hu^rsu-:^uklan bir

çamur

gibi yourup,
isteyen

bundan tefekkür

sistemleri

lehine

tehlikeli

binalar

kurmak
ve

Bâtnî

kuvvetlere

kar

protesto

mâhiyeti

göstermi

müthi

^kirlerinin pan^hiri olmutur.

O

f^amanki Türk-Islâm corafyasnda içtimaî muhitin bir mahsûlü

olan bu diyanet ve tasavvuf haritasn,

u

ksa ya^m^da çimmeme
noktas olan Ha-:^et-i

imkân

yoktur.

Bu

sebeple

devrin

nirengi

Mevlânâ 'nn hu^runda tâ^mle duralm:

313

Eserlerinden Seçmeler

Sultânü'l-Ukmann

olu

müderris

Mevlânâ

Celâleddin,

ems-i

Tebri^fnin evkiyle karplapp

hayâtnn aklî ve
devam

ilmî diyebileceimiî^^ ilk

safhasn kapatp

bir

karar

ve

devresine girdikten sonra,

va^e

ve mes'idliyetlerinin

uurunu

tajiyan

büyük insan

rolünde,

o bin bir

cepheli ahsiyetiyle, bir

mürebbî-mürit olarak be§er saflarnn arasna

atlmtr.

ems, onun f^knp köpürmek gününü
ruhuna bir

k

bekleyen
da,

srl tohumlar yüklü

gibi dolarken,

Mevlânâ

coup köpüren yüreinin

mahsulleriyle insanlk âlemine sonsu^ bir rahmet olup

sanak sanak

dökülmütür.

ems-i Tebn\î, kendini arayan
söyleyen

ve

kendini bulmakla her eyi bileceini

Mevlânâ'ya
o

bu

vahdet

srrn

iaret
çö-:^düler.

eden

e^el

elçisiydi.

Vaktaki
hayâtndan

vahdet
çekilerek,
ile

ifresini

beraber

ems,

müridinin
ve

onu,

insanlk

âlemine

kar

vadeleri

meguliyetleri

ba baa
eyi

brakt.
bilen ve bildiini de âleme

Böylece de artk, her

öretmekle mükellef
arta kalan yürein
ve

olan büyük hakim, tâbire tarife gelmeî^ bir
iki cihâna

aktan

smayan itiyak ve hasreti içinde, tefekkür cokun seline âlem halkn muhatap etmi bulunuyordu.
Öyle
ki,

imânnn

bir taraftan bir fikir ve
ile

mantk

silsilesinin

burhanlarn

ve

gerekçeleri

muhteem

Mesnevi'si,

insanolunun

kulan

büküyor,

mustarip ve muhtaç kütlelere vahdet
sevgisini sebil sebil

inann, îmân
da

heyecanm, Allah

datyor;

bir taraftan

gafillerinin, rubailerinin,

semâ

ve

tarablannnn

ak

ve

san 'at dalgalan, Konya'y, hattâa

Rum

diyarnn hudutlarn aarak, kervanlarn ^kymet eyalar arasnda
dîer medeniyet merkeplerine ulatryordu.
Kendini bir beeriyet fedaîsi olarak insanlara neî(retmi müstesnalar

arasnda bulunan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin kütle
gayesi, sistemi ve

terbiyesindeki

metotlar gayet sarih ve hasbî

idi:

Tam

bir vahdetçi

görüle, iyâlullah

tanyp

sayg, sevgi ve efkatle

bal olduu
tasfiyeli ve

insanlar,

hayvani insiyaklarnn esaretinden kuriararak
bir ruha,

muhâsebeli
için

bir vicdan hürriyetine eritirmek istiyordu.

Bunun

de

kütlenin bir

evk

ve

îman potasnda

birleip bir bütün hâline girmesi ve

314

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

sonra da bu
hâline gelmesi

evk

ve

îmânn

o

bütününün müterek

enerji

kayna

lâ^md.
mürebbi Mevlânâ, bu gaye urunda
nesi var nesi yoksa

ite rehber

ve

insanlarn önüne döküp, onlan bulunduklar seviyeden bir

adm

ileri

götürmek

için

san'atn,

îmânn, ahlâkn, evk
terbiyecidir.

ve

akn

kütle

emrinde seferber eden örnek

insanlar kendi kendileriyle yüf^letirerek kötülüklerinden utandran
onlara kemâlin ve müteâlin hasret ve

ve

itiyakn alayan
ile

Ha-:^et-i

Mevlânâ,
uyuklaya

böylece

nefsânî kuvvetlerin
deerleri,
sihirli

basks

silinip,

uuraltnda

kalm

ak

asâsiyle

dürierek faaliyete

geçirmeyi bir din gibi

mukaddes

bilmitir.

Zira kendi kendine bilkuvve
ve

mevcut kymetlerle ainalk kurup,

onlan yüksek

müterek

bir

îmânn

içinde

faal klan kimselerdir ki cemiyeti cehilden

bilgiye,

karanlktan
güî^eli bulur,

aydnla
içinde

çkarrlar; mükülleri yener, î^orluklan aar,
ve iyinin

doruyu arar

peine

düerler. Öyleki

bu evk

ve

îman potas

harmanlanp savrulan ferdî

egoizm,

yâni nefsânî

kuvvetler, musaffa bir enerji hâline gelince de, iç tabiatn pençesinden

kurtulan insanolu, kinlerden, hasetlerden, gurur, intikam gibi

ykn ve
admn

menfî duygulardan boalarak bir vicdan cennetinin hürriyetine

atm olur.
Kütle terbiyesinde sevgiyi esas tutan büyük hakim, bunun içindir ki
cemiyetin her bir

tabakasna cömert hattâ müsrif bir

efendi ikrâmiyle el

u^tarak: "Ben her cemiyette nâlân oldum, kötü halliler ile de
iyi halliler ile

de beraber oldum, *' demekten
ak,

çekinmemitir.

Hudutsu^
gönüllere

bir

ba

sonu olmayan bir

sevgi

ummam

hâlinde

dalga

dalga çarpan Mevlânâ'nn,

insanoluna en büyük
ve

armaan, onu kendi ayplarndan utandracak kadar müsamahal
anlayl
bir

muhabbet

ve

efkate gark etmi olmasdr.

Eer Mevlânâ mua^^m ve

Celâleddîn-i
eriilme:^^

Rûmî, Dîvân- Kebîr

ve

Mesnevi gibi iki
kütlenin

âbide

brakmam

olsayd, yine

hamurunu mayalayan büyük

ve müstesna insanlar safnda yer
bilgisi,

alm
îmân

bulunacakt. Zira, o hudutsu^ samimiyeti,
ve

sevgisi,

vecdi,

san 'at

ile

insan topluluklarnn

nabzn

elinde tutan, onlara ahenk,

315

Eserlerinden Seçmeler

ni^m

ve §ifâ

sunan bir aha-verici cihad, içtimaî juür
ve

ise,

bikmetiyk,

irfâniyle,

askyla ':^amânna

^mânmn

ötesine

hükmeden büjük
dü^er ve

kurtanclan, adetâ insiyaki hirferasetle se^p
etrafndayerledir.

kefederek i^ne

Yaradln

beka

ve

devam srlarn hâmil olan bu büyük kurtarcya,

jâir olarak, mütefekkir olarak,

hakim

olarak,

mutasavvf ve san'atkâr

olarak biî^imle beraber bütün
borcu vardr.

dünyânn da

ebedi hayranlk ve ihtiram
biî(^

Fakat bu vatann, bu topraklarn evlâd olarak
ayn
bir minnet ve

Türklerin, târih kaderimi;(^yönünden, ona

ükran
bir

borcu

duymam

gerekir.
ve

Zîra onüçüncü asr Anadolu'sunun
inanrlarla
ile

tarafta çeitli meî(hep

bulanm

havas,
içinde

bir taraftan

Mool istilâ
mücâhit
ve

ordularnn basks

kanjmij

ni^m

Mevlânây,

kahraman

ruhuyla, ylmadan,
faaliyette

usanmadan Müslüman-Türk
ki,

îman

ve

tefekkürü

adna

görürü^ Öyle

mâlik olduu

deerlerle hâlin

olduu kadar
kütleye

istikbâlin de
ve

hamurunu mayalayan her
tohumlarn saçan
siyâsî kaderiyle

büyük insan

gibi,

kemâlin

müteâlin

Mevlânâ

Celâleddîn-i

Kümî, Anadolu Türklüünün

ibirliiyapan içtimaî tarihinin fonunu çif^mi üstat bir kudrettir.

Selçuklu

imparatorluunda Moollarn

oynadklar son

oyunlar,

ferasetli bir
terbiyecinin,

mücâhit olarak takip etmek va:^etinde bulunan büyük
askeri ba§anlanna
lehine

ramen,

neticeyi,

medenî

seviyeleri

dü^ük Moollar
hareketlerine
bunlar,
bir
ve

görmedii aikârd. Bâ;^

iirlerinde,

bu

istîlâ

açk

veya

kapal temas

eden msralar göt^e çarpar.

Ne

ki

ressam frças sadâkatyla hâdiseleri tarafs^ renklerle
içeri siî^arak,

çi^or

bunlarn d§ mâhiyetlerinden
iaret
ediyordu.

hâlin gebe

olduu

istikbâli

Biri

taraftan

Tatarlarn

t^ulmünden

bahsederken, Tatar ahusunun miskini
geri

arzuladn
doacak

da kaydetmekten

kalmamas, bekledii miskin, bu î^ulüm
kütlenin

ve faciâlann eliyle
sente-:(in tâ

karlp
kendisi

kartrlan

strap

ve inhilalinden

olmadn nasl iddia edebiliri^ Zîra:

Hâkimestyefalullâhü

mâyeâ

O ^ ayn- derd engî^d deva
316

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

"Allah hâkimdir, istediim yapar; O, derdin içinden deva
demekle, hi^tihi derdinden içinden verdiini belirtimijtir.

çkanr"

alnan a§ya, reaksiyonlara kymet

Bunun

için

Ha^ret-i Mevlânâ,

üç asr

"Sadr- islâm" imtiyâ^n
bigâne deil, tarafs-:(d.

muhâfai^a etmi§ bu imparatorluun

ykhpna

Selçuklu devri kapanabilirdi ve kapanacakt da. Târih
talih

meydannda
devlet de,

deneyip nöbet savanlar
bir

arasnda Selçuklu denen bu
Akdenif^ medeniyetinin

Küçük Asya Türklüüne
gösterdikten sonra,

ilk tecrübesini

artk

siyâsi

kaftann syrmak
bir

ü;^ere

bulunuyordu.

Amma
çekilmesi,

ömrünü
kütlenin

tamamlam

medeniyetin
potansiyelin

târih

huturundan

barnda mahjü^

kaybolmas demek

deildi.

Mademki Moollar,
de

istilâ ve ^a/erlerine

ramen bu muhterem
temsil

medeniyet bakiyesine vâris olmaktan uî^ak bulunuyorlard, ju hâlde
galibin
edilmesi,

malûpla

beraber,

üstün

bir

kuvvet tarafndan

onun da inhilâl edip yeni bir terkibin potasnda erimesi lâ^m

geliyordu.

Acaba bu namzet
Müslüman-Türk

kuvvet kimdi ve neredeydi?
dinani^mi,
kütlenin
gi':(li

H^n

almam

bir

uuraltnda
talebin,

gidilmekte

bulunuyordu ki henü^ kuvvede olan bu
etrafnda peteklenip
et

yeni bir merkep

kemik balamas lâ^md.
devir

I^te

Osmanl Türklüünün

alaca

ve dört baji

mâmur

bir cihan

imparatorluunun
§uûrun hamuru

bünyesinde

örgülejtirecei

bu

potansiyeli,
ve

içtimâi

içinde

yourup yeni

bir

inkiaf

yeni bir nif^âma

götürmekte birinci derecede sö^ sahibi olan tasavvuf ananesi içinde

Mevlânâ, her Türk 'ün minnet
idealistlerin

ve

ükranla balanmas gereken intac

ön safndadr.
mürjit Mevlânâ,
nesillerin

Terbiyeci

ve ve

muvâf^enesi

bot(ulmuf

bir cemiyette,

asrlarn

süzgecinden
feragati,

geçmi kararl mirac,

salâbetl

ahlâk, derin kültürü,
istatistik

ismeti ve asâletiyle,

sahteyi gerçektin
ve

bir görümle
eline

ayrt ederek, içtimâi uurun önüne döken

beeriyetin

bir

kyas

mal:(emesi vererek

kütleye

nefes

aldran

hakim insandr.

317

Eserlerinden Seçmeler

içinde derslerim verdii medresesinin
bitirip de, iki

muhterem çats altna takririni

cihann kaytlarndan â^âde bap önünde, dudaklarnda
ciibbesinin etekleri

a§k

gazelleri,

uça uça geçtii yollara ve

konduu

duraklara, hikmetinden, irfanndan, heyecan ve samimiyetinden â§ikâr
bir i^ bir nijan, bir ses ve nefes

brakmtr.
bulur ve üstünde yürüyebilir,

isterse beeriyet

^imdi de

ayn

v:^

ayn

sesi

ve

nefesi

duyarak,

büyük kurtarclar kafilesinden olan bu büyük
bulabilir.

terbiyeciyi,

kendi arasnda, kendi hayâtnn içinde
insan motifine olan
e-:(eli

Yeter ki

Ademolu, büyük
seviyi ve

ve tabiî
elini

ihtiyacn hissedecek

§uûru yeni bapan kabansn ve

de gönlünü de onunla

birletirmek lüî^ûmuna inansn.

Ya^m,

büyük

üstadm Ken'an

Kifâ'nin,

Mevlânamn vasfnda

söyledii bir sö^le bitirmek istiyorum:

"O, iir güzelidir, mûsild güzelidir, bilgi güzelidir, Allah
güzelidir.

O güzeller güzelidir. "

"''

161

Sâmiha

Ayvetâii, Abide ahsiyetler, stanbul:

Kubbealt Neriyâü, 2001,

s. 3-

11.

318

Sâmiha Aj^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Fâtih'in Ve Fethin Gayesi

Zaman

içinde ve târih sahnesinde isimleri ehedîle§mi§ kimseler için her

cepheleri ile ele

alnmak, kaçnlma^

bir

kader buyruudur. nsanlk

âleminin ölmelerinden olan Fâtih Sultan

Mehmed

de bu kafilenin

bacnda

gelenlerin biridir.

Onun

için,

asrlar boyu, hemen her cephesi

ja^hp çi:^lmi§,
Fakat Garp,
gagalan
olan

söylenip

münâkaça

edilmitir.

hattâ

ark
adna,

literatüründe, siyâsî ve askeri faaliyetleri
devirler

ile

ve fütuhat

boyu sö^ söylenip kalem yürütülmü

Fâtih

Sultan

Mehmed'in,

hükümdarlk sfat

ve

san'atna

formasyon vermi olar ruhî

terbiye ve dinamiî^mi,
ele

netice itibariyle de

derûnî hayât, hemen de hiç

alnmam
için

dense revadr.
olan,

Halbuki,
istilâ

bi^m

için

olduu kadar dünyâ

de

mühim

onun

ve

fütuhatndan î^âde, bu cihad

ve gaî^â

ruhunu çuûrlandnp, plânl

ve

sistemli bir istikâmeteyönelmi olan gayesidir.

ikinci Sultan

Mehmed'in Manisa 'da geçirdii ikind çeh^delk

devresi,

gerek çahs gerek

Osmanl

Devleti için çok verimli ve faydal olmuçtu.

Zîra genç §eh^de bu müddet î^arfnda, akademik birfaaliyet devresine
girerek,

liyakatli hocalar

karcsnda malûmatn
ve

geni§letmiç, felsefe,
dili

matematik
Fâtince,
bilgisinde

o

kumuç; Arapça
ve

Farsçay ana
târih,

gibi

örenmiç;

Yunanca

Srpça'ya çal^mç;

corafya ve askerlik

fevkalâde ilerlemi; bir yandan da dünyâ cihangirlerinin
dikkatle

hayatlarn
taraflarna

mütâlâa

ederek,

bunlarn

doru
târih

ve

yanl

parmak koymuç,
ve

böylece de

yaçanmç

maceralarnn

muhasebe
surette

yekûnu, onu plân

ve sistem fikrinin

lüzumuna esasl

balamdr.
ve ihtiyaçlarn

imparatorluun gelecekteki îcab
kalifiye

karlamak yolunda
denilebilir

bir

hükümdar olarak

yetiçmek gayretiyle, bir soluunu bo§
ile,

geçirmemiç olan çeh^âde, bu plânl faaliyeti

ki daha o

^aman

kudretinin

uuruna
ile,

ermiç bulunuyordu. 'Nitekim,

ka^nd
dahî

kifayet ve dirayet
bile

idare ve

karar anlarnn en

sert dönemeçlerinde

hesabn aprmamç, müçkülden müçkül

hâdiselerin içinden

319

Eserlerinden Seçmeler

ka^s^a

synhp, hem kendini hem de memleketini kurtaracak irâde

ve liyâkati göstermesini bilmitir.

Bir

devlet reisi için, be§en
ihtidâîlikte

^af ve

^ahsî ihtiraslarnn kulu olacak bir

^aafve
ve ne

kalmann,

idare ettii kütleler için; ne

aa

bir

kayp
Fâtih

yaman

bir tehlike olduunu, târih kendisine ispat ettii

için,

Sultan Mehmet, himmetini jaln^
kymetlerine de harcamay

tabiat bilginlerine deil, iç tabiat

lü^mlu bulmutur.
müterek
esaslar

Cihangirler arasnda tabiatn dikte ettii
gerçektir.

olduu

bir

Fakat, meselâ. Büyük iskender'in kendini bir ilâhn olu
kütle

olarak cihâna ilân etmij bulunmasna karplk, genç Fâtih,

emrinde Jîsebilillâh kemer

balayp

asla kulluktan
ile

ayrlmamtr.
ile

O

kadar aynlmam§tr

ki,

her frsatta kavli

de, fiili

de

bunu

pervaszca ilân etmekten çekinmeyen bir cihan
etmeden.

ah

olmutur. Tereddüt

Bir aha kul oldum ki cihan âna gedâdur
diyebilmek her tâcidar için kolay söylenecek sö^ deildir.

Ket^â,

istanbul'un fethinden
inince,

üç gün
ilk

sonra,

Ayasofa'nn önünde
secdesine

atndan
olmutu.

büyük hükümdarn

ii

ükür

kapanmak

Genç hükümdar, daha ehî^âdeliinde, ihtiraslarnn yalm

ile

beeri ve

ahsi evklerin malûbu bulunan
ikinci Sultan

idareciler fasilesinden olsayd,

babas

isteksi^ii

ile

Murad gibi, tahtnn üstünde adetâ bir vaî^e mahkûmu oturan bir hükümdar kolaylkla alaa edip yerine
etmef^di.

geçmekte tereddüt

Halbuki, ehî(âde Mehmed'in, bu ikinci
itaatli bir

veliahtl

sessiî^

sedas^ kabul edip,
itibaren terbiye ve

tahammül göstermesi, en
bir iç tabiatn verdii

küçük yandan
yüî^

ni^^m görmü

aartc

bir imtihan olarak düünülebilir.

Muhakkak

ki genç ehzadenin büyük
ve kontrol

talihi, devlet otoritesinin politika

ahlâkn kuran
Türk

altnda tutan âlimlerden mürekkep müavir
idi.

kuvvetlerle çevrelenmi

olmasnda
tahta

Zira Alparslan da
ve

dâhil,

büyük

hükümdarlarn

hasrlayan fikir

ruh

isçilerinin

320

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA

YOLCULUK

serdengeçti himmetlerini ve celâdetli gayretlerini

hatHamak

lât^mdr.

Zira bu salâhetli

ve feragatli insanlar,

bal

bulunduklar prensiplerin

müdâfaasn îmanlannn icâb
karp gösterdikleri medenî

bildiklerinden,

padiahlk makamna
ve

cesaret,

hükümdarlarn

icrââtnn bir nevî

muvâ^ne

ve îtidâl

unsurunu tenkil ederdi.

Dünyânn

hiçbir devrinde hiçbir idare

mekani-:(masnn

ba

çevirmemesi
salâbatli
ve

gereken bu müâvir-mücâhitler
ölçüleriyle,

snf, kendi

prensiplerinin

bir nirengi

noktas olarak hükümdarlar, dâima

hakkn

adaletin ^^rvesine götürmülerdir.

Ne

dünyânn nimetinden

âd

ne de

yokluundan nââd olduklar
de

için,

kimseden çekinmemi

ve kendilerini

kimseye

borçlu

ve

f^bun

hissetmemekle,

hüviyetlerini

kimseye

satmamlardr.
ite genç ehî^âdeyi çocuk

yandan

itibaren

kuatan bu
bir yandan

ilim,

itfan,
siyâsî,

himmet

ve san'at

erbab hoca-musâhip kadrosu,

onun

askeri, fikri ve edebîformasyonunu hasrlarken, bir
ve

yandan da cokun

akn mi^cnm

bir tefrih devresinde demlenip döl vemesine

hi^et

etmilerdir.

Ne

ki,

hükümdarn etrafn

çevreleyen

bu yardmclar

ve

yapalar

kadrosunun merke^erinde, gö^ünü genç hükümdara dikmi bir hocas

daha vard ki
kimseler

bu,

kendi kendisiyle

snfndan
ve

bir ulu

kii

idi.

bu uluya hükümdarn hürmeti
prensip
evvel,

ve

hesaplam tasfyeli ve ergin Halkn dilinde ad Ak eyh olan bilhassa muhabbeti büyüktü. Bu

adamnn

ruh terbiyecisinin verdii kstaslara göre her eyden

insanoluna beeri gaflardan

boalm

ve kontrol

altna

alnm

bir iç tabiat

lâ^md.
ücretsi^
ve

Dünyây

prensiplerinden

menfaatsin faydalandranlar
ikinci Sultan

serisinden olan

Ak emseddin
gömlekti.

'in talebi,

Mehmed'i kendi

kendinin hakikatinden haberdar

edip,

onu

ald

manevî

okun

tesiri

altnda

deimi
olan

Nitekim bu hararet

ve ceî^be ile

mânevi

formasyonunu gelitirdii genç hükümdar
Allah'la

da, gerek insanlarla gerek

muamele

ve

münâsebetinde,

kendi kendini kontrol

altnda bulunduracak uurlu bir mes'ûliyet duygusu uyandrd. Sonra

da bu aksiyon adamna:

321

Eserlerinden Seçmeler

"Cihâda

var,

ben de seninle

birle gelirim.** dedi.

Ak emseddin için Fâtih Sultan Mehmed bir jahs deil, bir semboldü. Zira Ak eyh onun ahsnda kütlenin temsilî ifâdesini bularak, âlem
halkna bu kanaldan

çk§ yaplacan

biliyordu.

Onun

için de:

"Sen

seni âir halk gibi zannetmeyesün. tslâh- memleketten

gayn

nesneye itigâl göstermeyesün..." diye

emirler veriyor, ondan gelen

her iaret de pâdiâhta bir akis, bir heyecan yaratyordu. Bir gün Koca
Cihangir,

ve^ri

ihtiyarszdr;

Mahmud Paa'ya: "Bu pire yannda heyecanlanrm, ellerim

hürmetim
titrer;

âir

eyhlerin
Nihayet,

ise,

benim yanma geldikte
fethinde

elleri titrer, "demitir.

istanbul'un

duyduu

ha^

devlet

erkâmyla

konuurken:
fethine

"Bu ferah ki bende görürsüz; yalnz bu kal'a deildür. Ak emseddin gibi bir aziz, benim

zamanmda olduuna sevinirim!" demitir.
%%*

Pâdiâhn ^hninde
beklemekte

ve eli altnda.

ark 'in

ilenme gününü bekleyen

tefekkür ^enginlii ve
idi.

Garb'n
bir

maddecilik

imkânlar hâ^r nâ^r
dünyâ tefekkür
ve

Bunlar

teknede

yourup,

medeniyetine bir istikâmet çiî^mek, ancak onun

çapnda büyük adam

kân

idi.

Edirne'de

son

ve

kat'i

olarak

Osmanl
Garb'n

tahtna

oturan

genç
ile

hükümdarn

gayesi sarihti:

"Ee-tüftahanne'l-Kostantiniyye" hadîsi
teslisi

methedilen emîr olacak,
tevhidini

sonra da

karsna ark'n
kesrete

bir

ayna gibi tutarak,

vahdetin çehresinde

kendi

kendini gösterecekti Bu, bir

mânâda

positivist tefekkürü spirtüalist
idi.

düünce

ile

kartrp
için

bir

sente^yol açabilecek sava

Genç hükümdar

aikâr

olan bir gerçek varsa o da, bir samanlar

yeryü':(ünün fikir ve medeniyet târihine

kble olmu bulunan slâm
dikerinde
el

tefekkür ve

medeniyetinin

artk
idi.

gömülerinde fer,

derman
ile

kalmam

olduu

keyfiyeti

u
idi.

hâlde,

onu

yordam

yürütmekten kurtarmal, Garb'n

realist ölçüleri ile

badatracak

bir

yeni terkibe doru istikâmetlendirmeli

111

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Binlerce

yln ardndan yuvarlanp

gelen

Türklük,

§imdiye

kadar

geçirdii ve yerletii topraklarn adna, diline hattâ dînine uyarak

aa

kayplara karglk, hu defa Osmanl kafesi altnda dünyâ
silinme:^ i:^ni

târihine
içinde

brakmal

idi.

O,

ark 'la

Garb V müterek pota

eritip yeni bir terkibe götürmek

emelinde

idi.

Avrupa, Bizans'n Türkler tarafndan fethi
etiket

hâdisesi üstüne

pm

bir

vurmutur. Takat hâlâ Garb'n

tüylerini ürperten

bu

fethin,

gerçekten vahjet ve

^lümle

asla

alâkasyoktur.
Sultan Mehmed'in
felsefesini,
için,

Bir prensip adam, bir

idealist cihangir olan ikinci

sevgi ve adalet temellerine
itibariyle siyâsi,

oturtulmu hükümdarlk

netice

askeri ve idâri

ahlâkn

anlayabilmek

o devrin

Orta

Ça

idarecilerini

gö^ önünde bulundurmak lâ^mdr.

Her

biri

dünyâ târihinde

biryüî(^

karas

tenkil eden vahim, habis ve

kan dökücü

hükümdarlarn
sofralar

î^evk için

on binlerce insan klçtan geçirtmeleri, ^'âfet
süngülere

banda

esirlerini

taktrmak,

ka^a

oturtmak,
o

kanlarn araplarna kartrmak
askerlik ve siyâset

gibi sadi:(m örnekleri,

devrin

ahlâknn esâsn tekil etmekte
ordular eklini

bulunuyordu.

Bir vakitler

Haçl

alm
ele

Garb'n

gayreti

yetmi bin

masum
Garb '
henüî{^

cana

kyarak
ile

Kudüs'ü

geçirmiti.

Takat

ark'n

Salâhaddn-i Tyyûbî

hukukunu
ki,

geri

almaya muvaffak olmas,

öyle bir tedirgin

etmiti

asrlarca bunu affetmedi.
bir

u

hâlde
bir

bu

eski

hesabn

üstüne

kalem

dahî çekilmeden,

Müslüman Türk

devletinin

ark Hristiyanlnn

bu son merkeî^ni

ykmas nasl ho görülebilirdi?
te, bu derinden gelen
hâline
ve adetâ nesillerin nesillere

emânet ettii bir kin
ve

bürünmü

olan

dümanlk, Garb'n intikamc

mutaassp

anlayndan
yolu
ile,

gelmekte bulunuyordu. Transiî^ politika edebiyat, telkin

hayâlin hakikat kisvesine nasl sokulabileceini
'ftira
bile,

u ata söî(üyle
doru
hareket

ne gü^el anlatr:

edin,

iftira

edin...

söylediklerimin

olmad

anlalsa

geri

kalan yine yeteri"

Aa yukan

noktas bu olan birçok Batl kalemler de Türk gücüne

ve medeniyetine

dâima ayn kastl hücumu yapmlardr.

323

Eserlerinden Seçmeler

Fâtih Sultan
ile

Mehmed

ise,

Raptettii ülke halkna, Orta

Ça anlay

ît^ah edilemeyecek
bile,

bir vicdan ve

îman

hürriyeti

baijlam^ olduu

hâlde

hâlâ ekseri

Avrupa

çevrelerinde

barbar kabul edilmekten

kurtulamamtr.
Halbuki
Komnenler
saltanatnn
taht

mücâdelelerinden

ve

idâresi^iklerinden faydalanarak,

yikm

bir sel gibi Bizans'a

yürüyen

Haçl

ordular, frengin ve

mâmur

Konstantaniyye cehrini,
belini

sefil ve yoksul

bir harabe hâline koyarak, bir
ve

daha

dorultamad

jekilde tahrip

yama etmilerdi.
Garb dünyâsnn dedii
gibi Fâtih

Eer

ykc

ve

î^alim bir istîlâa

olsayd,

spanyollarn Endülüs'ten

devralnm halk arasnda

tek

Müslüman

brakmam

olmalar

gibi,

bugün istanbul cehrinde de tek

bir Hristiyan nüfus

kalmad.

Yine

o târihlerde,

Akdeniz'in Garb ucundaki engi^syon mahkemeleri,
dolay
atepe

insanlar

fikirlerinden

yakp boaklarna
sürebilir,

kurcun

aktrken, Fâtih Sultan Mehmed, Raptettii cehrin halkn, o Ramanki
harp kaidelerine göre,
satabilirdi.

hiç deilse

bafka taraflara

ya da
dahî
vadeli

Halbuki
bir

deil

Orta

Çan,

yirmind
esirlerin

asnn

anlayamayaca
taksitlere

yumuaklk
nefret

bir efkatle,

URun

balanarak kurtulmalar esâsn kabul
eden bu
esir
millete,

etmitir.

Bilhassa

LAtin Avrupa'dan

Genadios gibi bir

Ortodoksluk müdâfini patrik tâyin etmekle, fethettii ülke

halknn
olan
öylece de

hem

millî

îmânn kurtarm hem
boyanma
vefat gibi

de yava§ yava§ sönmekte
atfeti,

Ortodoksluu yaratmtr. Pâdiâhn, malûplara bu
onlarn evlenme,

ahkâm-

jahsiyyelerinin

kendi

cemâatlerime tedvir edilmesine müsâadesi,
rastlanan bir imtiyaR deildir.

o devir

Avrupa'snda epne

u

hâlde bütün bu gerçeklere

ramen pâdiâhn

hâlâ barbar olarak
son
vermesi

vasflandnlmas.

arkî

Koma
için

imparatorluuna

günâhndan ba§ka

neye balanabilir'^

O gün

bugün affedilmemi olan

bu suçun intikamn almak

Garb, durmadan

kaynam

ve dîni

ayn Türklere

kar

birleik

hareket

etmek fikrini gelitirmitir.

324

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Avmpay
ve

titreten

hakikat

/// idi:

Fâtih, devletinin ve milletinin

maddî

mânevi kudretlerini beraber

öriiyordu.

Bu

da beka

ve

devam demekti.

Gerek ikinci Sultan Mehmed'in devrinde gerek onu takip eden

hükümdarlar samannda, Osmanl mparatorluunun
titreyip

tehdidi

altnda

durmu

olan Garp, bu

korkusunun en

tipik misâlini

16 Mart

151

7
'de,

Garp Hristiyanl
kilise

temsilcilerinin

Koma'nn mehur lutema

Saraylnda yaptklar
prensleri

toplantsyla
ve

verir.

Bu

içti

mâda Avrupa
Avrupa
açmas fikri
Hristiyan

arasnda bansn kurulmas

yeniden

birlejmij

kuvvelerinin

Müslüman
olunmutur.

Türklere karp bir

Haçl

Seferi

mü!(âkere

Zîra

Osmanl

imparatorluu,

Avrupa

için

dâima

ve

gün günden artan
son

bir tehlike tekil ediyordu.
suretiyle,

Gerçi spanya'da,

Araplarn

mev^i Raptedilmek

islâm'a

karp Garb'da büyük
iki üç kat,

bir kaf^anç elde edilmijti.
istîlâlanyla tâ

Ne çâre

ki topraklarn

jlma^

Avusturya

içlerine

kadar giden

Türklere

karp

kaybedilmipir.

Bu müthi dümana karp
bütünlüü
de
ve devlet

hissedilen nefret ve

korkuya, ondaki ahlâk
ki, bu,

tesânüdü de ilâve oluyordu
bir

Garb'n manen

üstün

bulduu hasmna,

kat daha di bilemesinin balca

sebeplerindendi.

%**
Gerçekten de
de

Avrupa Türk 'ün

silâh kadar entelektüel hamledliinden
ikinci Sultan

korkmakta haks^ saylamaz. Zîra

Mehmed'in

Osmanl imparatorluunda yapmak
ileri

istedii ilim Könesans, medenî ve

görüünün

en dddî

admn

tekil ediyordu. Büyük küçük birçok
beraber, devletini

devletleri dif^e getirip,

imparatorluuna ilhak etmekle çkarak,

tabiî

hudutlarnn

dna
aya
ve

hesapsiR bir istilâclk politikas
delili idi.

takip etmemesi, siyâsî basiretinin en kuvvetli

Zihniyeti

ile,

bir

ark'ta

bir

aya

Garb'da olan
târihin

büyük
ettii

Cihangirin hakîki ilim
istisnalardandr.
haysiyetini

adamna
bilgiye

verdii deer,

kayt
ile

îfan

gösterdii emsalsR alâka
bilgi

ilmin

kurtarm,
ve

hattâ askeri fütuhat gibi,

adna

açt
ve

savata da bir âlim
kütlenin

san 'atkârlar ordusu tekil ederek bu

muhteem

bana

da yine kendi serdar olmutur. Devletin beka

325

Eserlerinden Seçmeler

selâmeti için entellektüel faaliyeti
diye

kânunla tanrm
tenkil eden

ederek,

ulemâ
ve

snf

tannan

ve

idarenin

temelini

hukuk

diyanet

kadrosunu tekilâtlandrp
kojmujtu.

böylelikle ilmi ve san'at devlet hiî^metine

Fâtih Sultan Mehmed'in

bilgi

ahlâkna dayanan

genij kültürünün
diye

hareket ve vüsûl noktas arasnda uzayan kütlevî gaye nedir,

arattracak olursak, bir vakitler büyük bir
en büyük fikir pazarlarndan birini

h^

ve ^evk ile yeryüzünün

kurmu§

olan

ark

dünyâsnn

kaybetmi olduu ilmî
hissettii gö^e çarpar.

haysiyetini iade etmeyi bir mecburiyet hâlinde

Eer

açmij olduu kültür faaliyeti, kendinden

sonra da devam etmij bulunsayd, belki de
medeniyet kblesi olarak cihann
ederdi.

Osmanl

Devleti irfan ve

yükünü kendine

çevirmekte

devam

29 Mays 1964

Fetih sene-i devriyesi

konulmas

162

162

^iraxh.2i

Ajvetâa, Abide ahsiyetler, stanbul: Kubbealu Neriyâu, 2001,

s.

72-81.

326

Sâmiha

A^'\'erdi

üe

SIRRA

YOLCULUK

Dede Efendi
Hammâmî^âde smail Dede Efendi 'nin, çilesini tamamlayp Dedelik unvanm almas, 1 799 senesinin Mart aynn son
Büyük
bestekâr

haftasna

rastlar.

istanbul semtlerinin en sakin fakat en

gün görmü§
çilesinin

bir kölesi olan ikinci

Yenikap Mevlevîbânesinin bu genç müridi,
besteledii:

ylnda

"Zülfündedir benim baht- siyahm

Sende kald gece gündü^ nigâhm"

buselik

arks, Dergâhn

duvarlarndan, ehre taar tamaî^ san'at
eden

hareketlerini

kula

kirite takip

Üçüncü Sultan S elim'e de

erimekte gecikmemiti.

Kimdi bu çileke Mevlevi dervii? Kim
görmek
bir

olursa olsun.

Pâdiâh

için

onu

Bu karar ile derhal açlan sarayn kapsndan, Musahip l'ardakosta Ahmet Aa çkarlarak, Dergâhn
deil, bir

an^

karar idi

postniîni Ali Nutkî Dede Efendiye gönderildi.

Fakat eyh Efendi bu hakan
edebilirdi. Çile

emri,

bir

arta

bal

olarak kabul

müddeti

henü-:^

dolmam

bir derviin,

gün kavumadan

dergâhna dönmesi lâ-:^md. Yoksa
çileye

çilesi

krlrd, yâni yeni batan

soyunmas lâ^m gelirdi.
san 'atkâr, büyük âlim veya itibar ve mevki sahibi
Dervilik,

Bir

deni için büyük
deildi.

olmak gaye
esaretinden

kendini kendi nefsinin

tehlike

ve

kurtarp gerçek
ve

hürriyete

kavuturmak
Pâdiâhtan

demekti.

Yoksa,
helak
iltifat

mevki,

an

öhretin ka-:(d gurur ve benlik kuyusuna
de,

düüp

olmak mukadderdi Dervi smail'in
görmesi bireryol kesici
evvel, çileye

ve

haktan

haram

ve

tu^ak olmamalyd. Belki her eyden
bir iç terbiyesini ve ruh

soyunduu bu köecikte

nizâmn

gerçekletirmesi

lâ^md.

m

Eserlerinden Seçmeler

Toyluuna ramen girdii yolun
insan olan genç bestekâr,

ölçülerine

bal samm
iltifat

ve ihlâsl bir

maddi manevî

ve

ikramlara gark
ile

olduu hâlde, Pâdijâhn bulgurundan dönerken, bu ikbâl ve istikbâl

marur deil,
ko§a

adetâ mahcuptu. Eline

sktrlm
Çileye

bir kese altnla

dergâha

doru giderken

birden,

annesine

koa uramasn lâ^m
evvel,

olduunu

düünerek yolunu

deitirdi.

soyunmadan

babasndan kalma
için

hamam
idi.

satp

bedelini muhtaçlara yedirmi

olduu
silecek

annesinin

cann

skm bulunuyordu.
Soluk

frsat kaybetmemeli
annesinin hayretten

imdi solua çald

bu eski hesab
evinin

kaps

açlp,

büyümü göî(leriyle karlanca:
için

"Anne...

Hamam
diye

artk üzülme. Pirimin iJsân... Al
ile

senin olsun!"

acele

keseyi

brakarak gün kavumadan

dergâhayetimek ü^reyeniden

komaa balamt.

Nihayet binbirgün bitmi

ve genç dervi, dede
eli

olmutu.

Yaln^ dede mi?
arasna katm,

Pâdiâhn onu
sonra da

sk sk

tutan

evvelâ musahipleri

"Ser müe^t^n-i ehriyârî" pâyesiyle taltif edilmiti. Böylece de
seslerle

Dede, makamlardan iledii mozaik

san 'at dünyâsnda, lâhûtî

olduu kadar beerî de olan heyecanlar
Öyle ki asrlardr millî ruhun
suâllerini cevaplandran,

ve î^aferler getirmee

balamt.
çlgnln,
perevler,

ve millî ihtiyâcn

müküllerini çö^en,
ile

taleplerini

karlayan, sükûn
besteler,

ümit

ile

bedbinliin

arasn dü^nliyen

âyinler,

semaîler,

arklar

hevengine,

imdi

de genç

Dede,

kendi tlsml

heyecanndan ihtit^^lar katyordu.

Amma

Galip Dede
son

ile

iir,

smail Dede

ile

mûsikî, ecdat ve san'at
inhitat,

mirasnn

î^aferini îlân ededursun.
siyâsî,

Üçüncü Selim devrinde

bir gerçekti.
içinde

Memleket
derdine

idâri,

askeri boî^unlar ve buhranlar
de,

bann

dümü

bulunurken, bünyece

ruhça da delik

deik olmu
geçirmiti?

bir cemiyet,

smail Dede

gibi bir ganimeti

nasl

ele

Acaba bu

mucibe, bir ölüm

hastasnn

son hayat hamlesi,

sönmek ü^ere olan

me'alenin

ânîparlay gibi bir ey miydi?
bir

Yoksa Dede'nin duyup duyurduklar,
deil
de,

ypranm medeniyet bakiyesi

sâdece kendi iç ikliminin, dervi gönlünün düt^enli, vecdli ve

328

Sâmiha Aj-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

hikmetli sesi miydi? Belki de Dede,

kendim kendine
benlik

ve ve

dünyâya
beeriyet
bir

kanlandran
kirlerinden

o

tarikat

potasnda
ve

kaynayp,

arnmam

ruh

bütünlüüne yetmemi olsayd,
bu
hacimli
ve

inkraz asrnda bu srl

terkibi,

kudretli

ahengi

yakalayamad.

Aikâr
hikmet
ederdi,

ki dervi kii, bir

saltanatnn üslûp

ve

nif(âmn

cemiyete

nakletmekle vadeli insand.
ve irfan yoluyla olan

Kâh

hâl,

kâh kâl

vecd,

kâh îman, kâh
tarîkini ihtiyar

bu

intikâl,

çou

defa san

'at

ite Dede

de,

hayat çilelerini kendinden -n^âde beeriyet hesabna
gibi,

çeken her büyük insan

kanl klçla
s^an
bir

hi-n^âya

gelmeyen

kütleleri,

ruhunun kemâl

ve cemâlinden

anlalmad

§^^^ ^^ heyecann

scakl ileyumuatan lâhûtî bir ses ve

nefesin tâ kendisi idiJ^^

30.3.1957

163

Sâmiha

AN'V'erd,

Abide

ahsiyetler, istanbul:

Kubbealt Neriyâo, 2001,

s.

141-

144.

329

Eserlerinden Seçmeler

slâm Birlii
islâm devletlerinin hudutlann tâyin eden haritalar, islâm Biriii'ni

ayran çiniler olmamaldr.

Snrlar

ve siyâsî menfaatler bir

bakma, gene

de

ayn

olabilir.

Fakat,

islâm Alemine, hudutlarn

ve her türlü menfaatlerin

üstünde bir islâm

Birlii la':^mdr. Birkaç defa, gayeleri srf siyâsî olan
teebbüsleri olmu,

Arap

Birlii

fakat

liderlerin

kaprisleri ve

hayalleri seviyesini

aamayan bu
gitmitir.

hareketler,

kattan

kuleler gibi, ilk

sarsntda

yklp

Amma
idealleri

islâm Birlii ruhu,

Müslümanln mayasnda
ve

ve

temelinde

mevcut olan ana cevherdir ve menfaate dayanan bütün

engelleri ve çeitli

arl

altna

alacak

kütleleri

tek

müterek

çehrede

birletirecek

manevî ve ulvî bir gayedir.

Bu, yalnz Araplara deil bütün dünya Müslümanlanna

âmil öyle

bir

îman

çatdr ki,
manevî
da,

onun kubbesi altnda tahakkuk edecek bir

yaln:^^

birlik

bakmndan
Müslüman

deil,

siyâsî ve

al veri, iktisadî ahlan
güç katacak bir

bakmndan
kudret

bütün

devletlerin güçlerine

kaynadr.
islâm

Yeter ki pein olarak buna bi\ kendimi^ inanalm.
eden

Bugün

ülkelerini
ve

tâyin

hudut

iaretleri

dünya

politikaclarnn usta

kastl

ellerinde,

islâm Biriii'ni tehdit eden

siyâsî kodlar, askeri tehlikeler ve tehditler olarak

kullanlmakta, çeitli
tecellî ve

kkrtmalar
tahakkuk

,

sürtümeler en affndan

ka

çatmalar halinde

ederek

Müslüman

devletlerin iç ve

d

siyâsetlerine istedikleri

istikâmeti vermektedir.

Büyük

kütle dediimi^ halk, bu gerçei görmeyebilir.

Görmemekte de

maî^ur ve hakldr.

Amma

devletlerinin idare meguliyetini üstlerine
basiretli

alm

olanlarn

düman
memat

oyununa gelmemeleri, durendi,

ve

uyank
için bir

olmalar, birlik ve beraberlik

anlaynn

bütün islâm camias
nat^ari

hayat
bitip,

ve

meselesi

olduunu hem

hem

de amelî

mânâda

tatbikatnda da

acele etmeleri

lâzmdr.

330

Sâmiha Ayverdi

ile

SIRRA YOLCULUK

u

bir

hakikat
ve sinsi

ki,

slâm

devletlerini birbiriyleriyle düelloya davet eden

gi^li

kuvvetler
bir

Müslümanlanmn
iken o
tertip
idi.

ksm

henü^ Asya ve Afrika Osmanl mparatorluunun çats altnda
vardr...
ve

gizili kuvvetler,
idiler.

bu düelloyu Türk
de,

Arap

kavimleri arasnda

etmekte

Ballca senarist

ngiltere sonra

Çarlk Rusya's

Tecrübeli ve
siyâsetinin

kuma^ olduu kadar gaddar
hem
de

ve

merhametsin olan ngili^

yü^nü

güldüren haber alma ve casusluk tekilat

hem
elhak

münevverler

halk

üstüne

tatbik

ettii politikada

muvaffak olmuj,

Arap'

Türk'e

di§ biler hale getirmipir

Birkaç sene evvel

gazetelerde,

hiç de

dikkat çekmeyen basit bir ya :^

çkmt.
ga^eteri

Çöllerin

enjajls olduu
bir

tespit edilen bir

adam

ile

Garpl

bir

arasnda geçen ksa

konulma. htiyar olduu kadar cahil de

olan bu çöl sakini, kendince çok yaamann
Ingili^er sayesinde yengin olduunu,

srlarn

söyledikten sonra,

kendisini Türklerle

vurumaya

tevik eden Ingili^ ajanlarndan çok para
defa evlendiini iftiharla söylüyordu.

aldm,

bu sayede de on yedi

Muhammed
keselerine

ümmetinden bir gafilin, îsâ ümmetinden bir casusun altn

tamah ederek dindalarna

klç

sallamas

ve

bununla da

övünmesi kadar
gaflete

adal
o

bir cehalet

a-:^

bulunur.
deil,

Amma

ne ya:^k ki bu

düen, çölün
ve elde

tek

adam

çöller

dolusu

Müslüman,

aldatlm

edilmi büyük
idi.

kütlelerdir.

Bu, cehaletin Caferi

Halbuki Kur'ân- Kerim: "Oku!**

âyeti ile

balyordu, iç

ve

d

tabiat bilgilerine tevik eden, hatta emreyleyen

ilâhi sese riayet ettii ölçüde

islâm

Alemi dünyâya
kstas

k
ve

bu

tutmu., rehber

olmu

ve kütlelere,

ak karadan seçerek

vermiti.

Artk

bugün Ingil!^ politikasnn balonu
o a-:<^ametli varlk,

sönmü

Büyük Britanya
kalarak,

imparatorluu denen
tarihte bir göi^

kabuuna bü^^lüp

açp kapama müddeti denecek kadar ksa gamanda

saa

sola avuç açar hale gelmitir.

331

a j

Eserlerinden Seçmeler

Amma

islâm AlemVni birbirine düürmekte büyük menfaati ve

pay

olan mihraklar

kurumam^

hatta yeni yeni fesat merkepleri türemi

bulunmaktadr.

A.ncak bunlar artk Türklerle A.raplann arasn açmann
istiklâl kaî^anmij
ve

deil, siyâsî

A.rap

devletlerini birbirine

düürmenin politik

keyfi

ka:(anc

ile,

faaliyetlerini de

bu istikâmete çevirmilerdir.

Bir vakitler Avrupa'nn can damarna kadar ilerlemi olan Türk
ordularna karp, srasnda
birbirini

yiyen

Avrupal

devletler

nasl

birlemi

idiyseler,

imdi

de,

islâm Alemi'nin yekparelemesine
bulunuyor.

kar

ayn

î^hniyetle

klç sallamakta

Siyâsî artlarn elastikiyeti, artk bir

göstermedii

için de,

çatma

alan,

TürkArap soukluuna lüî^um Arap ülkeleri arasna intikal etmi

bulunmaktadr.
Gerçi siyaset sahnesinde
idiyse de

raman raman Türk- Arap
ihtilaflar,

^ddiyeti

olmu

resmî çerçeve içerisinde kalan bu
ve sevgisini asla

Türk'ün Arap'
ki,

olan

saygsn

sarsmamtr.

O

kada

Kur'ân

ve

Peygamberine

ball sonsu-:^ olan

Türk, deil mukaddesat horlamak,
bir

yedii hurmann çekirdeini dahi çöplüe atmayp ayak baslmayan
yere brakacak kadar bir çöl meyvesini
Kroniklere dayanan tarihi
bile

ö^'^ tutmay bilmitir.
gerçeklerle efsaneler yan
ise,

bilgilerde,

dâima

yana yürümütür.
devrin görü ve

Amma u

var

ki,

efsaneler hangi devre ait

o

anlaym aksettirmesi bakmndan mühimdir.
Osmanl
Devleti'nin

Meselâ
misafir

rivayete göre,

kurucusu

Osman

Bey,

olduu eyh Edebâlî'nin
bir

evinde, kendisine tahsîs edilen

odann

duvarna asl

Kur'ân- Kerim olduunu görünce,
saygsiî(lk addederek,

Hak

kelamna

kar

u^anp yatmay

sabaha kadar elpençe
hürmet,
sevgi
ve

ayakta durmak

suretiyle

îmânnn

icap

ettirdii

ball göstermitir.
Bu
ve

motif, devlet

kurucusunun kütleye akseden

ve kütle

karsnda
o

teyit

kabul olunan derûnî duygusudur. Gerçekten de

devrin

îmân

332

Sâmiha A>-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

anlayndan

tâ bugüne
''^"^

ulanan

ve

halkn uur altnda jatan a§k

ve

îmân haznesi budur.

164

Sâmiha

A\-verdi, Kölelikten Efendilie, stanbul:

Damla Yaynevi,

1978.

333

Eserlerinden Seçmeler

tslâm Mucizesi

slâmiyet,

Mekke'de

ilk bekâretini verip

Medine'de ahlanarak

çöllere

sahralara ve nihayet
hi':(la

i^

ve sesi,

ar^ meskûnun

büyük bir

ksmna

yayld. Bu

öyle bir patlayp idi ki,

uyuklajp ba§ önüne dü§mü§

eski medeniyetlere, cehalet ve î^ulme gömülmü insanlk âlemine yeni bir

hayatyeni bir hamle getirmij oluyordu.

H^

Muhammed'in büyük
ve

muci':^si

olan

Kur ân'in bütün
bir
sö^^ü
ehlini,

bejer

snflarna

çeitli
cahil,

idrak

seviyelerine

söyleyecek
ve

vard. insan

Allah 'in Vusulü,

puperest,

dank

serke badiye

gücünün dayanamayaca
sene gibi

bir celâdet,
eritip,

a^m,

sebat ve imanla yirmi üç

ksa

bir

^manda

liberal esaslara göre

yeni baltan

döküp
Böylece

ekillendirdi.

de,

bir gerilme

ve

yaylanma

devresine giren

islâmiyet,

bir

taraftan

Hint Okyanusuna doru

sarkarken,
ile sevilip

Orta Asya Türk

Devletlerinin

kucanda

i':^t ve ikbal

oktand.
ve

Büyük Selçuklu imparatorluuna da Anadolu Selçuklularna
nihayet
ve

Osmanl

Devletine de ruh,

ni^m,

üslup, idare,

hukuk,

iktisat

san 'at

ölçüleri getiren
idi.

bir itidal ve

muva^ene unsuru,

be§eri-ilâhî

idrakin tâ kendisi

Askeri fütuhatna muva-:q

olarak, ilimde ve medeniyette geni§ ufuklar

açm§

olan

islâm

Alemi,

karanlklar

içinde

emeklemekte

olan

dünyânn

cehaleti ortasnda, tarihin

kaydettii en ince medeniyetlerden

birini süratle abideletirmeye

muvaffak olmu^ bulunuyordu.
ve

Biryandan Badad'da ihtidam
ve

§a§aa
bir

ile

parlayp, yeryüî^üne ilimden

teknikten sinyaller verirken,
ve

yandan da Müslüman dünya,
etti.

düünmeyi

okumay

terk etmedii müddetçe, ilerlemekte devam

Emperyalist emeller gütmeyen bu âdil ve müsavatç
bir solukta
Sicilya

din,

hemen hemen

Msr', Ceî^ayr', Fas', Tunus'u geçip kaplarn Avrupa asil^adelerine açt.

Endülüs'e atlad ve

334

Sâmiha Ay-verdi üe SIRRA

YOLCULUK

750

senelerinden XIII.

Asnn

sonuna kadar Müslüman medeniyeti,
ü-:^rinde

Atlas Okyanusundan Çin eddi'ne kadar u-:^nan bir saha
rakipsi^ bir

hükümranlk kurdu.

Abbasi

halifelerinin

aja yukan

bej

asr devam eden

devletleri,

Endülüs'deki üç asr süren parlak devrinden sonra bir o kadar daha

ömrü olan slâm

devletleri

kütlelerin

jütünü güldüren

bir

örnek

medeniyet ve kültür merke^^er idi

165

Sâmiha

A\-v'erd, Kölelikten hjendlie, stanbul:

Damla Yaynevi,

1978.

335

Eserlerinden Seçmeler

Endülüs'te islâm

San'atta

olsun ilimde olsun Hndülüs, o medeniyet cenneti

olmutu ki

adm

bapnda

çiçeklenmi§ san at

eserleri,

saraylar,

kasrlar, camiler,

medreseler, her

kan§ topra nakil gibi donatm

bulunuyor, o
ve

kadar ki

refah ve

bollua garkolmuj halk arasnda, sadaka

^kât

verecek bir

fakir vatanda bulunmuyordu.

Endülüs

limanlarndan

hareket

eden

ticaret

filolar,

istanbul,

iskenderiye, Sicilya ve

A.kdeni^

sahillerine,

bu

ince medeniyetin ticaret

mallarn
edebiyat
teneffüs

tadyordu. San'at,
de,

^râat

ve ticareti bütünlyen

bir ilim ve

dükünlüü
ettii

sanki buhar gibi kütlenin üstüne

çökmü

ve ve

havaya

kan§m§t.

bilhassa

Avrupa

prensleri

asilî^âdeler, bilgi tahsili için

Sidlya gibi Endülüs medreselerine de sel sel

akyor

ve

bu

ilim pazarlarnn

metan fikir daaraklanna

doldurarak

memleketlerine ey ^ ve

f

§k tadyorlard.
kind
tabiat olmupu.

iir

ise,

cemiyette âdeta hayatî bir ihtiyaç ve

bollukla ilim ve san'atn yourup çekilledii kütle içinde en kymetli
nesne
jiirdi.

Öyle ki halk, san'ata deer biçmekte âdeta yan§

ediyor,

ald

^evki deerlendirmek

hususunda san'atkâra,

akla gelmedik

ikramlarda bulunuyordu. airlere paha biçilme^ hediyeler baçlamaya

dayamayan hükümdarlar,
tabakas, her birine balar

devlet

adamlar

ve

memleketin

ileri

gelen

bahçeler, kasrlar, saraylar veriyor

gene de

bu bahiçleri a^ bularak, airlerin
dolduruyorlard.
^^^

alarn

inci

ve

mücevherlerle

166

Sâmiha Ayverdi,

Kölelikten Efendilie,

stanbul:

Damla Yaynevi,

1978.

336

Sâmiha A>^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

San 'ât Ve

Temââ Hayâtmz
ve

Memleketin hanndan akan maârif nehrinin kollan
olarak

s^nttlan
almak,

müdahale bekleyen müesseseleri de müstacelen
ve

ele

davann pek mühim
öyle
imaj
ki, cemiyetin
ile

ihmale gelme-:^ noktalandr.

düzünce ve bilhassa duygu dünyas

içine

sö\

ile

olsun,

olsun girmesini çok iyi beceren

temââ hayat, bugün gerek

sahnede gerek perdede, yü':(de doksan seki^ solun hakimiyeti ve emrinde
bulunuyor.

u
Eli

halde tiyatroya ve sinemaya da millî hüviyet verme seferberliini

açp

bu mücadeleyi mutlaka
bol,

ka^nmak

lâ^mdr.
bütün yurt sathnda ajanlar, get^ci

kesesi

açk

sol faaliyet,

ekipler ve bilhassa sa^ §airleriyle, adeta

topra fethetme sevdasndadr.
eden san'atkar

Devletin de
sat^

ayn yoldan faaliyet göstermesi, saa hikmet
ve

sairlerini

âjiklan

memleketin
olabilir.

en

ücra

köelerine

kadar

göndermesi çok isabetli bir tedbir

u da
kitap

var ki, ya-^ aylannda gene Anadolu'yu dolaan, para,

eya

ve

datan

komünistlere
ve

kar,

misyonlannn

uuruna van?îi
bunlarn

münevver,

imanl

medenî gençlerin de ekipler kurup
deildir.

karsna çkmalan
Radyoya
köylere
gelince.
. .

da ihmal edilecek ilerden
Kendisi için

kurulmu

hisarlar içinde,

be

hanelik

kadar ma^allanndan
ve

':(ehir

saçan bu

Moskof ileri karakolunu
ve

behemehal imtiyaîi

saltanatndan ayracak kanunî çareler aramak
^arar
ve

Türk

diline

yapt

tahribattan

temizleyip

millîletirmek

gerektir.

Târihin

doru konuan duda, bütün ava^
. .

ile

seslenmektedir.

Duyalm. 'binlerceyllk Türk târihinin feryatlanna artk kulaklanm^ tkamaktan va^eçip emrime, iradma yolumu^

337

Eserlerinden Seçmeler

dorultup kendi kendimi^ tahrip
'^''

ve

imha gafletinden kurtulalm.

Zira bu frsat, son frsattr.

Sâmiha Ayverdi, Maârif Davam^ zmir: Sobe Matbaas,

1

970.

338

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Dizin
1914 harbi
20. yüzyl 23, 115,

29

245

aba

D2n

arkada

114, 271, 273, 275

Sâmiha Ayverdi üe SIRRy\

YOLCULUK

bende

37, 44, 53, 98, 143, 156, 180,

Cemâl bey

269, 322

Bernard Levvis
berzah
bestekâr
9,

199
141, 171

162, 327, 328
70, 140, 223, 314, 27, 173, 314, 318,

beer
beeriyet

334 329
155

Beyazt
beyefendi

144, 145
16, 24, 116,

Beyolu
Bilgelik yolu

36, 144, 145,

146
22

bilgi22, 61, 72, 74, 100, 101, 113, 125,

187, 214, 243, 276, 294, 318, 325,

326, 336
birlik

9, 61, 66, 75, 83,

100, 122, 123,

124, 125, 133, 134, 137, 153, 180,
187, 188, 193, 198, 211, 241, 308,

330
birlik gökleri

153 171
103
233, 235, 323, 324

bitiik

âlem
makale

biyografik

Bizans
bîzâr

Boaz
Boaziçi
iv, vii,

222 107
27, 232, 234, 236,

239
164

bozuk
Budin
Budist
13,

237
6

bulut
buselik

274, 302, 306

327

Büyük

Dou mecmuas

238

Dizin

D
dalâlet

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Edebî ve Manevî Dünyas çinde Fatih
vii,

estafirullah

180, 183
iii,

Edebiyat

229

edep
Edirne efendi

i,

10, 56, 74, 75, 84, 85, 86, 88,

92, 101, 112, 136, 139, 152, 155

322
3,

26, 46, 86, 109, 165, 207,

315
Efendim
12, 16, 22, 24, 33, 64, 70, 73,

81, 111, 127, 164, 174, 186, 206,

208
egoizm
ehadiyet

315
105
41, 56, 192, 196

ekmek
Ekmekçi

192
iii,

Ekrem Hakk

16, 17, 18, 20, 162,

238 Ekrem Hakk Ayverdi
238
el

16, 18, 20, 162,

pençe

8, 96,

144
183

elçi

Elest

186 137 252
41, 63, 123, 170, 214, 227,

elîm

El-Muhâsibî

emânet 17,
emekleyen

254, 323
bir

çocuk

150 256
23, 125, 187,

Emevi Camii

emin Eminönü
Endülüs
Enerji
ii,

204
139

324, 334, 335, 336

188

engizisyon mahkemeleri
Enis Batur

324
229 325
162
35

entelektüel

iv,

47, 107, 155, 200,

Enver Çelebi
Epiktet

er 34, 50, 74, 86, 95, 132, 154, 186,

215
er kii
74,

186

Ergun Göze

98, 99, 185, 186,

208
162

Erhan Altnta

Ermeni
Ernoul
Erol

iv, vii,

98

195 162
13

Olgaç

Esâret-i

Fünûn

eser-i istanbul'

209
253, 256, 257

Esma

Dizin

Fkh
fndk
Fîhi
fikir

256
277
78, 97, 190, 191, 192,

Mâfih

220

36, 43, 45, 151, 164, 176, 180,

187, 208, 209, 212, 238, 239, 240,

241, 242, 243, 244, 246, 247, 312,
314, 320, 322, 326, 336
Filibeli
Filistin

Ethem Efendi

119

Sâmiha A^^'erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Hak

tecellîsi
2, 5,

42,95
36, 39, 40, 71, 152, 156,

hatem
hâtra
Hâtralarla
ii,

257
iii,

hakikat

19, 101,
vi,

277
119

169, 189, 210, 218, 219, 258, 260,

Babaa

179, 217
38,

265, 267, 268, 331
hakîkat-i

Hatice Cenan

7,

Muhammedî

218
106
177

Havadis, Ölçü

238
65,

hakiki

hoca

havf
hayâl
i,

254
295

hakîkî

mürid Müslümanlk hakîm adam
Hakîkî

56, 73, 157, 175, 287,

151

hayat

iii,

v, 13,

17, 21, 24, 26, 35, 36,

46

38, 47, 48, 61, 85, 92, 108, 116,

Hakk

2, 4,

12, 17, 18, 38, 55, 56, 57,

117, 119, 120, 122, 145, 165, 179,

64, 80, 85, 95, 97, 105, 106, 109,

206, 233, 240, 241, 243, 252, 280, 328, 329, 330, 334

141, 142, 174, 203, 212, 213, 218,

221, 227, 253, 254, 257

hayat
152, 325

cilveleri

26

haksz
Halet
Halet
halife
Hâlik-i kâinat
Halil Halîl

hayat düzeni hayat felsefesi hayat tablosu

165 119

13, 229,

237

Hanm

237
132

108
35 26 82
i,

Hayât- Beer
hayatla

28
162

barm

Can

Hayreliler

makam

114

Hayret
Hayri

218
76

halk

iv,4, 31, 47, 96, 97, 101, 112,

aabey
12, 50, 67, 154, 156, 11,
ii,

141, 203, 225, 249, 274, 307, 312,

hazîn

137

313, 322, 324, 330, 331, 336

hazine

266 297

Halk
Hallachalvet
Halvetî

i,

95, 206, 210,

274

hazîne

Mansur

252, 263, 268
182, 183, 255

Hazret

58, 105, 149, 193, 207, 211,

308
28, 56, 71, 233,

Hazret-i

212,312,314,315,317 nsan

149

ham

266
18

Hazret-iîsâ

hamam
Hâman
hamile

Hediye

211,212 59
66
195, 196, 199, 324, 325

297
32

Hdrellez
Hristiyan

Hamza
han
18,
ii,
i,

82

hrka
Hrka-i erif Camii Hrka-i erif

132

157
49,

30
30
169, 224

Hanc

iv, v, vi, 1, 2, 3,

4, 5, 8, 9,

54, 73, 74, 77, 86, 87, 90, 91, 92, 97, 106, 144, 157, 173, 295, 296,

hrs

9, 18, 56, 71,

Hzr
Hicaz
hiç

lyas

65

297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306

136
i,

2, 3, 4, 5, 8, 19,

25, 26, 29, 32,

Harâbî

78

49, 51, 53, 57, 66, 70, 71, 72, 73,
74, 75, 78, 79, 82, 83, 86, 87, 89,

Harakânî

93 178
148, 158, 263, 283

Haram
harf

91, 93, 105, 106, 109, 110, 114,

116, 128, 140, 144, 149, 154, 157,
158, 169, 170, 174, 175, 189, 191,

harp zengini

41 252

Hasan

el-Basrî

192, 196, 198, 208, 210, 211, 216,

hasreti, 45, 54, 73, 119, 157, 235, 274,

218, 225, 229, 238, 278, 280, 285, 286, 290, 295, 296, 319, 324, 331

295, 298, 315

har

neir

47, 54

Hiç

olmak

72,215

hamet

102

345

Dizin

hikmet

44, 51, 56, 59, 78, 114, 156,

204, 221, 227, 255, 329
hilâl

141
35
72, 78, 79, 152,
iv,

Ira kî

Hipyas
hitab

170

hizmet

17, 20, 24, 45, 70, 75, 80,

81, 98, 116, 123, 130, 132, 135,

151, 155, 156, 165, 169, 174, 175,

213,321,337
hizmet

ak

20,169
98
60, 75, 100, 130,

hizmetçi

Hoca
hoca-talebe

226
34
162

Hopçuzâde âkir Efendi
Horasan

198, 254

hogörü
Hölderlin
Hristiyan

116, 119
16,

256
211
194

63, 199, 210,

Huda
Hudeybiye

64, 143

hukuk
Hulusi

326, 334

Gökmeni!

162 191

hurma
huzur

aac
i,

18, 33, 42, 50, 93, 109, 116,

131, 149, 155, 176, 201, 235, 252,

254, 280

huzurlu

kadn
25, 126, 207, 209, 223,

40
112

Hüdâ
hür

Hür

Adam

313 238,247
126

hür insan
hürriyet
97, 165,
Çelebi'

313
34

Hüsâmeddin
Hüseyin

162, 207,

Hüseyin Rahmi
hüsran

230 230
213 83

Hz

Aye
251

Hz. Ali

24, 62, 71, 84, 142, 187, 218,

Hz. aiî
Hz. Hz.

151

Ebû Bekir

114
57, 58
9,
5,

Fatma

Hz. Hatice Hz.

99

brahim

114, 188 132, 197

Hz. Hz. Hz.

Ömer
Peygamber'in günü

ems

110 51,154

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

ktisadî krizler
ilah

164
187, 208

intikam
intisap
ip

98, 165, 213,

315
8

lahe
lâhî
ilâhî

187
52, 253, 258, 259, 262,

uçlar

117

267

irade

189 199
11,22,35,36,41,44,45,51,56,

rahmet

56

ran Bapiskoposu Simeon
irfan

ilâhî-beerî
ilahiyat

185

24
169, 170

59, 64, 73, 107, 131, 142, 156,

îlâ-y Kelîmetullah

164, 173, 204, 212, 243, 259, 276,

lhan abla lhan Ayverdi

16,17,110,157
83, 110, 157, 168, 169,

321,326,329
rfan Bey rfan
irfan
irfânî

153
144, 153, 161

208
ilim

17, 44, 52, 56, 70, 155, 171, 172,

Paa sava
ii,

212
131, 148,

173, 174, 206, 225, 239, 242, 246,

9, 22, 25, 64, 115,

252,276,321,325,336 mutaassplar ilim Rönesans ilim ebekesi ilk mektep hocal
ilim
ilm-i ilm-i

152, 175

206

irad
îsâ

26, 51, 52, 62, 89, 120,

280
331

325
173

51, 96, 97, 201, 211,

skender

180, 297, 320
17, 18, 20, 44, 47, 63, 66, 71,

29
142
14,

slâm

ii,

ledûn ledün

97, 99, 114, 116, 130, 131, 132,

157

133, 134, 135, 136, 137, 154, 155,

ilmîtaassub
ilmin gayesi

151 171

166, 169, 170, 174, 186, 187, 188,
189, 190, 192, 193, 194, 195, 196,

lyas

65

197, 198, 199, 201, 202, 203, 206,

mam Gazali
mâm- Gazalî
iman

256
121

211, 212, 238, 239, 240, 242, 244, 246, 251, 254, 256, 308, 312, 313,

25, 36, 53, 59, 60, 76, 81, 84,

317, 322, 325, 330, 331, 332, 334,
335, 336
islâm Birlii
ii,

116, 139, 146, 164, 175, 190, 196, 197, 201, 202, 206, 208, 212, 214,

330

218, 225, 240, 248

slâmî prensip

130, 196, 198 199, 200, 238, 325

îmân iman anlay
inanç
inci

59, 214, 308, 314,

332 116

spanya
sra, 70

203
v, 16,

125, 126, 154, 176
ii,

stanbul Fetih Cemiyeti
183, 238

163,

259, 336

incitmek

incitmemek
ngiltere
nisiyatik

120 123 331 258
11
40, 41, 59, 146,

stanbul Geceleri

iv, vii,

102, 144, 145,

146, 167, 232, 234, 235

stanbul hanmefendisi stanbul medeniyeti
stanbul îvesi stanbul Türkçesi
iv,

ii,

3

109, 209

nnîen'allah
insaf

101
103, 209
ili

269
222

insan sfat

stanbul yazar
istîdâd

insan ve

eytan

iv, vi,

140, 141, 142
23,
56, 71,

54
181, 267, 277

insan- kâmil

251 258

stirak
stîlâchk

nsân- Kâmil
insanî

325
20

9,25,203,214 insanlk âlemi 22,24,33,34,46,63, 69, 75, 155, 314, 334 insanolu 92, 146, 184, 205, 270, 281, 315

çi

i bitmemi
itaat

106
38, 120, 132

itaat

etmek

120
236, 243

ttihat ve Terakki

347

Dizin

iyi

ahlâk

125

Kâzm amca Kâzm Büyükaksoy
kedi

7,

42

162

K
Kabe
5, 24, 62, 72, 84, 95,

109 55

Kehf Sûresi'nin 109. âyeti
122, 251,

kelâm
kelime
2, 14,

257
28, 95, 100, 120, 145,

260
kabri

58
6, 64, 65,

148, 156, 187, 248, 256, 258, 259,

kabz

66

263, 283, 286, 311

kadeh
kader

219, 285, 297
126, 319

kemâl

20, 23, 45, 61, 170, 173, 176,

182, 329

Kadköyü kadn 2, 3,

234
6, 27, 31, 36, 40, 41, 43, 45,

Kemâl Altnkaya
kemâl vasf

131
61
12, 15, 17, 22, 23,

46, 57, 116, 132, 133, 134, 135,

Kenan

Rifâîi,

ii,

1, 7,

136, 138, 141, 197, 221, 222, 224,

24, 25, 26, 27, 50, 69, 81, 109,

227, 292

112, 128, 129, 156, 171, 173, 175,

kadnn
kadife

giyim

kuam

133
32
3,

178, 190, 208, 212, 239

Kenan

Rifâî

dergâh

175
9

Kadir
kâfir

13

kendi kendinin emîri kendi kendisiyle dost
Kendini bilen
kendini bulma
35,

225
14, 15, 68, 122, 246, 257, 259,

127
123

kâinat

270, 274, 285
kâinat kitab
kalb
14, 15, 68,

314
126

259
120

Kendisiyle

bark

keremli
kerih

26
19

kalem
kalp

12, 52, 55, 69, 70, 82, 83, 103,

250, 251, 319, 323
11, 36, 53, 130, 132, 143, 173,

Kerim bey

144
118

Kemeke
Kevser

292
kalp akçeye

arab

143

klç

kamç
Kâmil
kâmil
kâmil
kandil kandil geceleri

178
74, 83, 104, 215, 251, 258,

Klk kyafet

38,219 155, 297, 331, 332 133
214 214
32,

308
64 24

mürid öretmen

20,

krlmamak Krmamak

krmz
Ksâs- Enbiyâ

266
13

73, 111

111
13
8,

kvlcm
kyafet

146, 277

Kanuni

133, 134 269, 278

kap kap

142, 152, 184, 303

kyamet
Kyamet, 16-17

tokma
61, 64, 73, 271, 290,

152
95, 111

51

Karagöz

Kzlbalk
kilise

313
199, 325

karanlk

313
127

kararm
kararszlk vadisi

kimya
Kinl32, 165, 213
kitap
ii,

222, 223

126

Karun
kâif

30
35
2,

37, 78, 83, 92, 98, 108, 114,

115, 155, 195, 211, 225, 230, 259,

kat
katil

53, 127, 251,

325
22

337
Kitaplk

161

Kavuk

132

koku
kolonya
19,

274 207
235, 241, 243

Kaymakam
Kayseri

215

258

konak

348

Sâmiha Aj^^erdi üe SIRRA

YOLCULUK

Konevî
Konstantaniyye

258

Kuzey Afrika

200
148, 262, 283

324
101

Küçük kz
kül 1, 24, 90,
küllî

konuma
Konya
korku

stili

269
72, 252,

iv,

75, 161, 162, 163, 313,

314
163

257

Konya Turizm Cemiyeti
130, 202, 220

kültür

iv,

43, 101, 125, 163, 176, 185,

11, 15, 23, 41, 65, 124, 129,

230, 237, 239, 240, 242, 245, 246, 247, 326, 335

koruk

168 136
47,

Kültür

koyun
köksüz
köle

kürek

Bakanl mahkûmu

163,238
108
52

184
165

kütle fedaisi

Kölelikten Efendilievii, 239, 242, 333,

335, 336

köpek
köprü
körl30, 218, 231
15, 34, 72, 176,

143

lâ faile illallah

218
28

körebe
293, 308, 315

kötü 17, 22, 61, 70, 71, 127, 138, 191,

kötü
köylü

düünce Osman

127, 191

141
60, 271, 273,

Krezüs
Kriton
kriz

275
35

116

Kubbealt Akademi

Mecmuas 56,

100,

151, 169, 170, 186, 238, 247

Kubbealt Akademisi Kültür ve Sanat

Vakf
250, 269, 281, 330

V,

163

kudret 21, 43, 95, 146, 183, 189, 205,

Kudüs

107, 195, 323

KU92, 95 kul hakk
kulluk

138

62,97
139

kumar
kûn

158
146
30, 32, 137,

kundak
kurban

253

Kurey
kurtulua ermek
kuru

194
116 191
164

aaç

kusurlu

ku
kuak
Kuvvet
kuvvetli
6,

72,91,96
66,

209
189

27, 72, 101, 102, 118, 125,

195,313,325

Kuyumcu

293

Dizin

mânâ3,

8, 9, 12,

23, 24, 33, 57, 70, 95,

101, 102, 103, 114, 122, 144, 149, 152, 156, 168, 181, 203, 240, 246,

248, 251, 263, 272, 276, 283, 311

mânâ anas
manevî
28, 31, 33, 40, 41, 43, 45, 50, 52,

33

merdân- Hüdâ merhamet Merkez Merkez Efendi Merkez Muslihiddin

112
80, 194, 195,
v, 1,

251

22, 90,
v,

239
239
22

22,

Efendi

9, 10, 14, 16, 18, 22, 25, 27,

Meryem Mesihpaa
233

ii,

39, 82, 96, 191, 192
iv, vi,

mam
iii,

150, 151, 232,

53, 55, 56, 57, 62, 65, 74, 82, 86,

116, 119, 122, 126, 137, 138, 139,
146, 150, 151, 153, 164, 168, 169, 171, 175, 176, 181, 182, 183, 184, 185, 203, 213, 224, 239, 243, 251,

Mesnevi

1,

69, 86, 112, 114, 115,

160, 161, 212, 314, 315

Mesnevi erhi

114,115
35
12, 56, 57, 66, 157,

254, 257, 258, 261, 264, 312, 321,

meale Mekûre

Sargut

325, 328, 330 manevî annelik

239
138, 139

163, 208 Merûtiyet metafizik

241
170, 171
13, 26, 34, 50, 51,

manevî bünye Manevî ilim manevî mîras manevî
marifet
zincir

51
57
22
61, 252, 255,

Mevlânâ

i,

ii,

iii,

iv,

60, 69, 76, 78, 79, 80, 86, 88, 94,

97, 120, 121, 122, 151, 154, 156,

256

160, 161, 163, 164, 165, 166, 173,

MarkOrel
masal

35,57
108, 276, 277, 291

190, 191, 192, 209, 212, 219, 220,

238, 247, 250, 251, 258, 308, 312,

mauk
mâverâ
mayi Mazi
Mecâlis-i Seb'a

24

313, 314, 315, 316, 317, 318

170
36
179, 184

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî
Mevlevi

120, 308

112, 162, 308, 327

mey
meyân- âkanda meyhane Mezamir

219
52

97

medenî
337

27, 60, 247, 316, 321, 325,

219
86 95,96,141,189
26
1,

medeniyet inacs

164
70, 195, 199

Msr Niyazi
mihnet
mihver
millî

Medine

mehenkta
Mehmet Akif Ersoy Mehmet Ali Aynî Mehmet Demirci Mehmet Emirolu Mehmet Önder
mekârim-i ahlâk

293 247
131
150, 151, 184, 185

90

45, 47, 133, 137, 138, 139, 151,

159, 169, 175, 184, 185, 213, 214,

222, 224, 225, 324, 328, 337
millî milli

75

eitim
ve dinî Vicdan
bir

213
terbiyey

161,163 138
194, 195, 334

138 185
23

Millî

Mekke
Mekteb-i Sultanî

milliyetçilik

25

milyarder

184

mektep Melek
Meliha

30, 148, 220, 242, 262,

283 302
190
13

Mimar
mimarî
Miraç
Miralay ismail
16, 22, 241, 243,

238 247
3

50,

Meleklerin salât

hanm
9,

Hakk

ili

memleket
menfaat
menfî kuvvetler
menzil

47, 175, 225

miras

37
154 157
46, 117, 119, 120, 121,

118, 223

mirasyedi
misafirhane
mistik

165
3,

266

200

350

Sâmiha Amerdi üe SIRRA

YOLCULUK

mistik

adam

Dizin

nisan
Niyazi
Niyazi

yamuru
Msrî

259, 267 210, 250

ölmeden evvel ölünüz ölmeden önce ölm
Ölü

263
33,
8,

168

Sayn

162
iv

Niyazi
niza

Yldrm Gençosmanolu
54, 55,
6, 11, 13, 28, 38, 78,

205

nokta

125, 144,

173, 193, 196, 232, 286
Nuri,
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9,

144 ölüm 40, 47, 108, 179, 199, 223, 328 ölüm ferman 40 Ömer 80, 82, 132, 136, 162, 197 öpmek 24
örnek 28, 70, 71, 75, 85, 99, 114, 117,
120, 144, 145, 155, 163, 169, 176,

32, 72, 73,

134, 260 Nur, 35

72

227, 228, 229, 252, 315, 335
öz deerler

31
Nuri

134 131
262, 266

179
162

Pazarcba

Özcan Ergiydiren

nüzul

Özgüven

72

O
Odo
Deuil

196
152
14, 259,

padiah

odun Oku Okun Ucundan olgunlama

331

229, 230

56,71
91
42, 162

onba
Orhan Büyükaksoy
Orta

Ça

323, 324

Ortodoksluk
oruç

324
80, 141, 162, 223,

95, 111, 130, 137, 138, 192

Osman Osman Bey Osman Dede Osman Gazi Osmanl

332 332
162

223
16, 40, 58, 70, 78, 100,

iii,

101, 102, 107, 115, 130, 163, 200,

221, 223, 224, 225, 233, 234, 235, 236, 240, 243, 244, 317, 319, 322, 323, 325, 326, 331, 332, 334

Osmanl Osmanl
ot

devleti

223, 224, 225

mimarisi

16

Osmanl-lslâm medeniyeti
Otifon

107

143
35

ö
örenci
86
29, 31, 32, 85, 86, 149, 191,

öretmen
227

ölmeden evvel ölme

168, 266

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

Rahmet

iv, vi, vii,

20, 62, 205, 207,

208, 228, 309, 311

rahmet deryas

63
iv, vi, vii,

Saadeddin Heper
sabah sabah yldzlar
sadaka
18, 32, 289,

162

Rahmet Kaps

20, 205, 207,

292 289

208, 228, 309, 311

Ramazan Ramazanoullar
Râtibe
vii,

59

136, 308, 336

237
103

sâdk 35,
Sadî

114, 127, 128, 139, 145, 151,

252, 270
213, 238

raz

17, 25, 29, 34, 70, 101, 191, 230,

240, 264
realist

Sadreddîn-i Konevî
141, 322
saf

recâ

65 108
163, 231, 315,
9, 39, 52, 67,

313 27,38,41,43,81,116,119,164, 194, 255, 258, 262, 312, 313
26, 65

Redd-i miras

safa
safdil

rehber

212, 294
43, 45, 46, 47, 115, 160,

331
rehber-ortam
renksizlik

Safiye Erol

231
61

161, 163, 208

Resimli stanbul Haftas

238
131, 172, 316

salkl sahte ayd
sahte
sait
inci

125, 174, 240, 241, 245
47, 223, 224,

225
151
72

ressam
Resûlullah

36, 133, 138, 194,

207 236

Reat Ekrem Koçu
rzâ
180, 181, 227, 255,

Sait Faik

230
164

264

sakat
sâkî

Rzâ

makam
Nur
18,
iii,

Risâle-i

Roma
roman
romantizm
Rönesans
ruh

264 258 324, 325

219
195, 196

Salahaddin Eyyûbî
Salih

Yeil

57
Aktay
131

101, 108, 131, 150, 229,

Salih Zeki
sâlik

232, 233, 239, 244, 245, 246, 259

180

102
43,

saltanat40, 56, 61, 102, 181, 265, 266,

44

286, 297

37,41,45,56,64,71,88,116,
118, 119, 121, 128, 146, 154, 164, 181, 186, 193, 201, 206, 213, 214,

saltanat- ilâhiye

56 39

samadanî

Samed
samimî samimiyet
16, 52, 169, 235,

80
126, 128, 129

232, 246, 258, 320, 321, 327, 329,

334
ruh çöküntüsü ruh gözü ruh

247

146
121

sarho
sar

11, 46, 61, 219, 253, 261, 285,

292, 297

mimar

164 154 37

apka

201
132

ruh tasfiyesi
ruh zenginlii
rûh-i

sark

sava

127, 187, 188, 189, 190, 191,

mücerred
zîyneti

311
35 138

193, 194, 198, 199, 203, 322

ruhiyat

savaç
savatan büyük Savm- Dâvud
saz

170, 192, 203

ruhun

119, 190

Rûmi
RüsûhîBaykara
Rüsûhî Bey
rüsvâ

258 162
162 141

138
27, 177,

337
177

seb

Secde
secde et Sedat Zeki Örs

260, 266, 267

rüzgar rüzgâr

277 269

266
131

353

Dizin

Sedd-i Çin

182

Sokrat
sosyal

62,

128 116

sefahat
sefer
sel 96, 146, 186,

139
215, 278

bar
aratrma

sosyolojik

101

267, 274, 294, 324,

sözlü kültür
spirituel

204
181 229
7,

336
selâm
i,

58, 87, 140, 190,

306
15

Spleen
Su
sûfi

selâmlk
Selçuk Üniversitesi

6,

278, 279

163

251, 254, 256, 259

Selim leri

232
162
162, 177, 314

Sultan

Ahmet
Manevî Dünyâs
28, 189, 191,

136
103

Selman Tüzün

Sultan Fatih'in
sûr üflemek

semâ semâ dedesi
semâvat

96
193

162

sükûnet

28 162
24, 32, 33, 34, 35, 36,

semâzen Semiha Cemal
senfoni

Süleyman 72, 297, 310 Süleymâniye Kz Numune mektebi 237
sülük

72,193,251
22

37, 39, 50, 81, 83, 88, 94, 115,

220
122

Sümbül Sinan
sünger

312

serdar

325
27, 171,

süt76

serdengeçti
sert

321 319

79, 85, 98, 199, 207, 273,
23, 26, 86, 25,

Server Bey Server Hilmi Bey
serveti

310
310

âd

ak

sevgi hazinesi
sevgi sevgi

56,59 52, 119
119 117
119

oda
seli

sevgi yolu
seviyesiz

140
175

seyr ü sülû
Seyr-i sülük

262
61

Scak

s
sknt
4, 6,

131
125, 149, 163, 219
51, 66, 75, 193

srât- müstakîm

srlanm
sigara

78
56, 73, 110,
7, 28,

126

sikke
silâh

293

167, 192, 212

simyac
Sîret Kaytaz

50
162

Siyah inciler
siyâset
siyâsî dergi
Sofi Huri Sofi Huri

229
94, 131,

323
112

115, 131, 160, 163, 208 115, 161

souk
sohbet
177, 244, 259

61
16, 79, 112, 128, 156, 175,

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

eyhGâlib

eyh

Galip

173,250 213
249, 250, 251, 254, 256,

eyh-i Ekber
259

eyhülvüzerâ

Nâmk Paa

27

eytan

127, 142, 143, 278, 302

martlan
ifâ
ifahî
47, 138,

6
261, 316

237

iir 27, 88, 100, 101, 160, 212, 238,

239, 244, 245, 246, 250, 318, 328
iir güzeli

öhret

160,318 118
35, 169,

uur uur üphe

333

316
6,

126, 229, 294

Tâhâ, 114

Dizin

Titus Burckhardt

Sâmiha Ayverdi üe SIRRA

YOLCULUK

yabanc

k

Dizin

176, 184, 185, 201, 204, 238, 240,

zikir

241, 244, 248, 258, 267, 273, 295, 324, 331
zeval

109
i,

zevk

16, 20, 52, 60, 61, 84, 85, 86,

93, 111, 140, 224, 252, 273,

323
1

Zeyd

zndk
zrhlanmak
ztlarn birlemesi

207
177
62

Zümrüt apartman

75

I,

bir

modern samanlar

bilgesiht
ilijkif

hayat, irfan dünyas ve tefekküryolculuuna

yaplm
yb^n
hem hem

konulmalardan oluuyor.

bilgelik yolunun yolcularndan

Cemâlnur

Sargut'la gerçeklejtirdiimiî( söylei boyunca,
bir

döneme tanklk etmi bulunuyoru':^

de bu

dönem

içinde bilgelik
birinin,

göümüî^n

parlak yldiî^lanndan
o dile gelme\ engin

Samiha A^ verdi'nin

dünyasndan birkaç resmi

yanstm oluyoru^

k Yalszuçanlar
mnnesi:yatlar, mutasavvf, istanbul

mefendisi, Türkçe'yi en iyi
'hçi,

konuan veya^n,
Kadir aras

alperen,

mürit, ana,

efendi; iki

Kadir'i

yaam,

örencilerine de Kadir'in

mânâsn

öretmi bir sultan. Nur sonra da kâmil insann yaantsyla Kadir'in mânâs, içiyle Mirac'n hakikati olduunu örendiinde ve her sabrettii skntnn sonunda Gönül anneciinin yardmyla âyetlerin mânâsn kendi küçük gönlüyle idrak ettiinde ve onun gü^el göf(lerinin arkasnda âmânn bulduunda defalarca hamd etme
evkini yaayacakt. kitabn
içinden...