P. 1
BAKARA- CEMALNUR SARGUT

BAKARA- CEMALNUR SARGUT

|Views: 2,014|Likes:
Yayınlayan: Şule_naz

More info:

Published by: Şule_naz on Jan 28, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/15/2015

pdf

text

original

Sections

UNIVERSITYOF N.C. AT CHAPEL HILL

00034703330

derleyen: CEMÂLNUR SARGUT

BAKARA

Âyet 1-10

Cemâlnur Sargut

This book is due at the VVALTER R. DAVIS LIBRARY on

the last date stamped under "Date Due." If not on hold, it may

be renewed by bringing it to the library.

NEFES

yaynlar

ISBN: 978-605-5902-04-9

/. basm

Kitap yayn no: 9

Kur'an- Kerîm Çalmalar 2

Mays, 2009- stanbul

Metin Grubu: Meral Hasrc, Nazl Kayaban, Nee Tas

Editör: MuhammedBedirhan

Kapak tasarm: HümanurBal

çgrafikler: Aygül Okutan

Sayfa düzeni: Adem enel

Kapak&ç bask: Pasifik Ofset.

Cilt: Pasifik Ofset

Nefes Yaynlar;

Badat Cad. Güzel Sk. Bilkan Apt.

A Blok no:11/2 Selâmiçesme, stanbul

Tel: (216) 359 1020 Faks: (216) 359 4092

BAKARA

Âyeti-10

Cemâlnur Sargut

UNIVERSITYLIBRARY
UNIVERSITY OF NORTU CARüLINA

ATCHAPELHILL

Nefes Yaynlar

ÇNDEKLER

ÖNSÖZ

13

BAKARA SÛRES

17

l.ÂYET

21

Elif, Lam, Mîm

Elif.

21

Lâm:

25

Mîm:

26

"Elif, Lam, Mîm" birlikte

29

2. ÂYET

37

Zâlikel-kitâbü lâ raybefîh hüden llmüttekine

O kitap (Kur'ân); onda asla üphe yoktur. O, müttakîler için

(saknanlar ve arnmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

"teo kitap! "(Zâlike'l-kitabü)

38

Zâlike

39

O Kitap

39

"Kuku, çelime, tutarszlk yok onda." (lâ raybe fiyh)

47

Bir klavuzdur (hidâyettir) o,

(Hüden)

51

Hidâyet

51

Korunup saknanlar (müttakîler / takva ehli) için.

(fiyh hüden lilmüttekyne)

55

ttikâ, Müttakî/Takvâ ehli

55

3. Ayet

73

Elleziyneyuminune bi'l-aybi ve

yükymûne's-salâte ve mîmmâ rezaknâhümyünfikûne

Onlar gayba inanrlar, namaz klarlar, kendilerine

verdiimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

"Onlar ki gayba inanrlar"

76

îmân

86

"Namaz klarlar"

92

Abdest

92

Namaz/Salât

106

SMAL HAKKI BURSEVÎ'NÎNECVBE-HAKKIYYE'S

137

Yedisays

137

Birinci soru:

Cuma da ön, tydda sonra hutbe okunmak nedir?

Hutbenin cuma namazndan önce, bayram namaznda ise

sonra okunmasnn hikmeti nedir?

139

TECELLÎ

141

CMÂL-TAFSÎL

143

FARK-CEM'.

146

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

ikinci iaret:

149

AHMED-MUHAMMED

150

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Üçüncü aret:

1$2

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Dördüncü iaret:

153

NEFS-RUH

153

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Beinci iaret:

154

MEKKE-MEDÎNE.

154

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Altnc iaret:

156

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Yedinci iaret:

158

HÎTAP-TME-GÖRME

158

MÎRÂC

159

ikinci Soru:

Leyle-i Mîrâc'dapençâh vakt salâtfarz oluben

Bade tenzilin aceb be vakte hasr olmak nedir?

-Mîrâc gecesinde elli vakit namaz farz olduu hâlde,

indikten sonra be vakte inhisar etmesinin hikmeti nedir?

160

DEHR/ZAMAN

160

MEKKE/KABE.

162

SEKR

164

VAKTNAMAZLARI.

165

SEYR

169

HAZARÂT-IHAMS

171

Üçüncü soru:

ki, üç, dört rek'aden bîs ü kem olmayub salât

Her birin bir vakte tahsis eyleyüb klmak nedir?

-Namazlarn her birini bir vakte tahsis ederek iki, üç ve dört

rekâttanfazla ve eksik olmakszn klmann hikmeti nedir?

175

REKÂT-KANAT

175

REKÂTLAR-CELÂL ICEMÂL

177

NAFLENAMAZLAR

179

NAMAZ VAKTLER

181

Dördüncü soru:

Her salât kim rekat üç olayahut dört ola

Olsalât içre iki kerre bu oturmak nedir?

-Üç ve dört rekâtl namazlarda iki defa oturmann hikmeti nedir?.... 184

NAMAZINRÜKÛLARI.

184

FENÂ-BEKA

m

AKATE.

189

MÎRÂC

190

KA'DE

i9i

KIYAM

192

Beinci soru:

Gündüz ihfâ ile olmuken kraatfi's-salât

Cuma ve lydin salati içre olmamak nedir?

-Namazlarda kraat gündüz gizli olduu hâlde, Cumave

bayramlarda cehri olmasnn hikmeti nedir?

193

GÜNDÜZ VE GECE

193

SISLE-MERÂTB

195

ENE'I-HAK

196

CUMA-BAYRAM

197

Altnc soru:

Çünyakn ola kyamet maribî olup ems

Kenz-i garba girip andanyine domak nedir?

-Kyametyaklatvakit, günein batya geçip yine oradan

domasnn hikmeti nedir?

199

KIYAMETLER

199

ÂDEME TECELLÎ.

201

GECE-GÜNE

201

Yedinci soru:

Ziyâde tekbîrleri lydin nedir hem idicek

Her birinde ellerini abdî kaldrmak nedir?

-Bayram namazndaki ziyâde tekbîrlerin ve o srada

elleri kaldrmann hikmeti nedir?

202

BAYRAM TEKBÎRNNHKMET

203

"Kendilerine verdiimiz rzktan bakalarnayardm için verirler." 204

nfâk

204

4.AYET

221

Velleziyneyuminûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile

min kablike ve biVâhirati hütnyûknûne.

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene îmân ederler;

âhiret gününe de kesinkes inanrlar.

"Onlar ki sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara inanrlar," ... 223

"âhirete îmân ederler"

231

Âhiret

231

5. AYET

245

Ülâike alâ hüden min rabbihim ve ülâike hümü'l-müflihûne

te onlar, Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler ve

kurtulua erenler de ancak onlardr.

"Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler"

246

Rab

246

Rubûbiyyet

252

Hidâyet ancak Rab'dan gelir

253

"bunlar felaha erenlerdir"

264

Kurtulua/Felaha ermek

264

6, AYET

269

Innelleziyne keferû sevâün aleyhim eenzertehüm

em lem tünzirhüm lâyuminûne

Gerçekuki, kâfir olanlar (azap ile) korkutsan da

korkutmasan da onlar için birdir; îmân etmezler.

7AYET

269

Hatemallâhü alâ kulûbihim ve alâ semihim ve alâ ebsârihim

âvetün ve lehüm azâbün aziymün.

Allah onlarn kalplerini ve kulaklarn mühürlemitir. Onlarn

gözlerine de bir çeit perde gerilmitir ve onlar için

(dünya ve âhirette) büyük bir azap vardr.

10

Âyetin cemâli yorumu

270

nkâr edenler/Keferu

274

Küfür ve kâfir

274

eriatAçsndanAçklamas

274

TasavvufAçsndanAçklamas

275

"uyarsan (nzâr) da, uyarmasan da"

283

nzâr / Korkutarak uyarma

283

"uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar." 283

Allah korkusunun hakikati

287

"Allah onlarn kalplerini ve kulaklarn mühürlemitir.

Gözlerinin üzerinde de bir perde vardr."

293

Kalp

293

Mühürlenmek, perdelenmek

302

"En büyük (azîm) azab onlarndr."

313

Azap

313

8, 9. AYET

317

-ve mine'n-nâsi menyekûlü âmenna billahi ve

bi'l-yevmi'l-âhiri ve ma hüm bi muminiyne

-yuhâdiûnallâhe velleziyne âmenu ve mayahdeûne

illâ enfüsehüm ve mâyeurûne

-insanlardan bazlar da vardr ki, inanmadklar hâlde

"Allah'a ve âhiret gününe inandk" derler.

-Onlar (kendi akllarnca) güya Allah' ve

müminleri aldatrlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini

aldatrlar ve bunun farknda deillerdir.

Münafk

323

"Gerçekte ise onlar öz benliklerinden bakasn aldatmyorlar.

Ne var ki, bunun farknda olmuyorlar."

327

Küffâr

330

11

10. ÂYET

331

fî kulûbihim meradunfezâde hümullâhu meradan

ve lehüm azâbün eliymün bi mâ kânûyekzibûne

Onlarn kalblerinde bir hastalk vardr. Allah da

onlarn hastaln çoaltmtr. Söylemekte olduklar

yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardr.

"Kalplerinde hastalk vardr."

332

Kalp hastalklar

332

"Allah da onlarn hastaln arttrmtr."

334

"Söylemekte olduklar yalanlar"

335

Yalan

335

"onlar için elîm bir azap vardr"

336

Balarnagelen elim azap nedir?

336

KELME NDEKS

343

ÂYET NDEKS

381

i

i

>

ÖNSÖZ

Elif, Lâm, Mîm.

Hayat, ilim, hikmet. .

.

Yaradln balamasyla dirileri insan, ilmini hikmete çevirip Allah'

her bakt yerde görmek her iittii seste duymak derecesine ula-

nca, yaadn anlar, idrâk sahibi olur. te bandaki üç harfle

dahî Kur'an'n mânâsn özetleyen yüce sûre BAKARA bizi tevhcTe.

götüren putlarmz krarak hâkim (hikmet sahibi) olmay öreten

Rabbi sûredir.

Yâ-sîn ile baladmz tefekkür yolculuuna belki de tamamlann-

ca 20'li ciltleri bulacak olan bu sûre ile devam etmek boynumuzun

borcuydu. Zira "Sûre-i Yâ-sîn" ile ak dolan gönüllerimizin edebiö-

renmek mecburiyeti vard.

Edep ise Hakk'tan baka hiçbir ey görmemek demektir. .

.

Hakk kulundan intikamnyine abd'iyle alr

Bilmeyen ilm-i ledûn'u onu abd etti sanr

Her iin hâliki oldur abd eliyle ilenir

Sanma ki onsuz Bahriyâ âlemde bir çöp debrenir

diyen kâmil insanlar gibi Allah'tan emîn olarak hüzünsüz ve korku-

suz bir âleme kavumann yegâne yolu Kur'an'n tecellîsinin gönlü-

müzü Kadir gecesi gibi aydnlatmas deil midir?

nsân- kâmil'lerin yorumlaryla idrâke çaltmz sûrenin ilk

10 âyetinin gönülleri akla doldurmasn, ibâdetimizi ak yolculu-

una çevirmesini ve bizleri yaayan Kur'ân'lar hâline getirmesini

Allâh'mzndan niyaz ediyoruz.

Hürmetlerimle

CemâlnurSARGUT

t

YAYINCI ÖNSÖZÜ

Bakara Sûresi, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin Medine'ye hicret etme-

lerinden sonra ilk inen sûredir. Ayrca bütün Kur'ân'n en son inen,

"Allah'a döneceiniz günden korkun. Sonra herkese kazand tamamen

ödenecektir." (Bakara, 281) âyeti de bu sûrededir. Demek ki Medine'de

ilk inmeye balayan ve en sonra tamam olan bir yüce sûredir.

Kur'ân'n zirvesi el-Bakara süresidir.

Kur'ân canl bir cisme benzetilecek olursa Fâtihâ ba, el-Bakara gövde-

sinin en önemli ksm, dier sûreler de baka uzuvlar, cihazlar, kol ve

bacaklar derecesindedir.

Bu eser Bakara Sûresinin ilk on âyetini kapsamaktadr. Daha önce

okurlara sunduumuz "Ey nsan" gibi büyük mutasavvflarn incele-

nen âyetlerle ilgili yorumlarndan derlenmitir.

lk on âyetin içinde Kitab'n mânâs, Hidâyet'in anlam ve korunup sa-

knan takva ehli için Kur'ân'n nasl bir klavuz olduuna dâir tasavvufî

açklamalar mevcuttur.

Mü'min, münafk ve kâfirin tanmlar derinlemesine yaplm, vasfla-

r ayrntlar ile açklanmtr.

Gayba îman, abdest, namaz, infâk gibi konular derinlemesine incelen-

mi, okuyucu için bir kaynak eser olmas amaçlanmtr.

Müslüman Türk insan bugün yeri doldurulamam manevî deerleri-

nin aray içerisindedir. Klielemi ve kendisine korku salan bir dînî

anlay reddetmekte, sevebilecei ve uygulayabilecei bir slamiyet'in

özlemini çekmektedir. Bunun yolu da doru ve yaklatran, itmeyen

çeken bir bak açs ile hurafelerden uzak, aydn, uygulanabilir bir

slâmiyet anlay ile bilgilendirilmesidir.

Cemâlnur Sargut Hanmefendi tarafndan derlenen bu eser inallah bu

amaca hizmet etmek gayesi ile yayna hazrlanmtr.

BAKARA SÛRES (2/92. sûre)

Medine Döneminde indi

Âyet says: 286

Bismillâhirrahmânirrahîm

Peygamber (s.a.s.) efendimizin Medine'ye hicret etmelerin-

den sonra ilk inen sûredir. Ayrca bütün Kurann en son

inen, "Allah'a döneceiniz günden korkun. Sonra herkese kazand-

tamamen ödenecektir." (Bakara, 281) âyeti de bu sûrededir. De-

mek ki Medine'de ilk inmeye balayan ve en sonra tamam olan

bir yüce sûredir.1

Kur'ân'n zirvesi el-Bakara süresidir.

Kur'ân canl bir cisme benzetilecek olursa Fatiha ba, el-Bakara

gövdesinin en önemli ksm, dier sûreler de baka uzuvlar, ci-

hazlar, kol ve bacaklar derecesindedir.2

Kur'ân- Kerîm'de ne mevcûd ise Bakara sûresinde mevcuttur.3

"Günlerin efendisi Cuma günü, sözlerin efendisi Kur'ân,

Kur'ân'n efendisi Bakara Sûresi, Bakara Sûresinin efendisi de

âyetü'l-kürsîdir." 4

1

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c II, stanbul, 1992, s.143.

2 Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. II, stanbul, 1992, s. 144.

3 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.542.

4 Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. II, stanbul, 1992, s.158.

Bakara

18

eyh-i Ekber bnArabi'nin Tecellîyât Kitabn anlamann anah-

tar, Bakara Sûresindedir. Kitabn her bölümünün, bu sûreden

bir veya birkaç âyetten oluan dayanaklar vardr... eyh, ad ge-

çen kitabn giriinde onu öyle tantmaktadr: "Bu onüç tlsm-

dan biri olan, üçüncü tlsmdan inilerdir." Üçüncü tlsmla, Ba-

kara sûresinin banda yer alan "Elif, Lâm, Mîm" harflerine ia-

ret edilmektedir. Bakara sûresi ise mukataa harfleriyle balayan

onüç sûreden biridir.

Örnekler: Birinci tecellî: Sr yoluyla gerçekleen iaret tecellîsi.

Sûrenin ilk âyetine taalluk (ilgili olma) eder: "Elif. Lâm. Mîm.

te bu Kitab..."

ikinci tecellî: Göz aydnlnda arnmann nitelikleri, ikinci

âyetle ilgilidir: "Onlar ki gayba îmân ederler ve namaz ikâme

ederler." Çünkü namaz göz aydnldr...5

Bu sûre anlam müphem (örtülü) harflerle balayan ilk sûredir.6

Bakara Sûresi müteâbih (anlam herkes tarafndan anlalma-

yan) harflerle balamtr. Müteâbihler ayn zamanda yorum-

dan uzaktrlar. Akl sahipleri ile hikmet sahibi kimselerin merte-

beleri bununla anlalr.7

Baz bilim adamlar bu müteâbih (anlam herkes tarafndan

anlalmayan) lerin yorumunu Allah'tan baka hiç kimse bil-

mez, her kitabn bir srr vardr, Kur'ân'n srr da bu harflerdir,

demilerdir.8

"Her kitabn bir özeti vardr. Bu kitabn özeti de hecâ harfleri-

dir." (Hz. Ali)9

5 Abdülbâki Miftah, Füsusu'l Hikem Anahtarlar Kur'ân-Varlk, çev.Vahdettin nce, s-

tanbul, s.30.

6 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s.98.

7 7 smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu l-Beyân Tefsiri, c. I, stanbul, 2004, s. 56.

8 Ali Akpnar, Kur'ân'da Hece Harfleri, (Hurûf-i Mukattaa) ve Kueyri'nin Hece Harfleri

Yorumu, Tasavvuf lmî ve Akademik Aratrma Dergisi, Ankara 2003, say.11, s.55-73.

9 Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s.153.

BAKARA

19

Bil ki; sûrelerin bandaki anlam meçhul harflerin hakikatlerini,

ancak aklla anlalabilen sûrelerin hakikatlerini bilenler

bilebilirler.10

Bir kul, bu harflerin sûrelerindeki hakikatlerini örenmedikçe,

îmânn srlarn kemâle erdiremez.11

Harf, Hakk'n kendisiyle sana hitap ettii ibarelerdir.

Varlk bir harftir, anlam sensin

Benim âlemdeki yegâne emelim O'dur

Harfbir anlam, harfin anlam ise onun sakinidir (hareke)}1

Bakarann banda bulunan ve bu sûrenin özetini veren

üç harf, bir anlamda, ahitçarmak demektir.

Melekleri, bir anlamda da melekelerimizi harekete geçirip

idrâki arttrmz; kendimize "Kendinegel, bu âyeti anla"

demektir. "Sen bu âyeti ören ve hâle geçir"anlamndadr.

Cebrail'in mânâsn, seni bilgi ile dirilten, idrâkini artt-

ran olarakdüünürsen;Eliften maksatAllah; lam, Cebrail,

yani müridin; Mim ise Allah'n senin hakikatinde ilmi ve

sfatyla tecellisi oluyor.

Elif, "lâ ilahe illallah" gibi düünülürse, Lâm; "lâ mev-

cuda illallah"yani kâmil insanda tecelli eden Cebrail'dir.

Zâten kâmil insan, "la mevcuda illallah"n delilidir ve

aikârgörünüüdür. "Lâfaile illallah "

iseMim'dir ki, ya-

radlmnfiilindeki tecellidir.

Bakara, Allah'n insân- kâmilin vastasyla (efaatiyle),

sendeaça çkard hakikatindir.13

10 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s.98.

11 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s. 161.

12 Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s. 257.

13 Derleyenin notu.

^

AYET 1:

Elif, Lâm, Mim

Müteâbih {Kur ân- Kerim'in mecazi mânâya elverili âyet-

leri) de, tilâvet (okumak, takip etmek) yönünden tpk

muhkem (mânâs açk olan âyetler) gibidir. bn Mes'ûd'un anlat-
tnagöre Râsûlullah (s.a.s.) öyle buyurmutur: "Kim, Allah'n

kitabndan bir tek harf okursa, (mânâsn idrâk ederse) ona bir

hasene {sevap) vardr. Her bir hasene de on misli olarak deerlen-

dirilir. Ben, 'Elif, lâm, Mîm' bir tek harftir demiyorum. Aksine

'Elif bir harftir, iam' bir harftir ve 'Mîm' de ayr bir harftir. Do-

laysyla "Elif, Lâm, Mîm"de otuz hasene vardr"14

Elif:

Elif, hayattan ibarettir (mazhardr)... lâhî hayatn bütün eyaya

irini (yaylmak) ve eyann ilâhî hayat ile kâim oluunu (varol-

duunu) görmüyor musun?

ite Elif de tpk bunun gibi, bizzat harflerin hepsine sârî

(sir eden, yaylm) ve hepsinde mevcuttur. Hatta hiç bir harf

yoktur ki Elif, o harfte telaffuz ve yazl yönünden mevcûd

olmasn.15

14 smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu l-Beyân Tefsiri, c. I, stanbul, 2004/7, s.59.

15 Abdülkerîm b.ibrahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s.l 16-

117.

Ayet 1

22

• Bütün mertebeler Elife ait olduu gibi, harfler âleminin toplam

ve mertebeleri de ona özgüdür.

Elif, Bir says bütün saylara yayld gibi bütün mahreçlere

(harfve seslerin azdan çktklar yer) yaylr. O, harflerin daya-

nadr, her ey ona iliir, o hiçbir eye ilimez. Bu özelliiyle de

Bir'e benzer, çünkü saylarn varlklar da ona iliir, o ise hiç bi-

risine bal deildir. Bir, bütün saylar ortaya çkartr, saylar ise

onu ortaya çkartamazlar. Bir herhangi bir mertebeyle snrlan-
mad gibi, elif de bir mertebeyle snrlanmaz. Elifin ismi bü-

tün mertebelerde gizlenir, böylece bir yerde ismi B, bir yerde C,

bir yerde H, olur. Bütün mânâ ve harfler Elifindir.

Elif Zât' ifade eder.16

• Elif, yaylmay ve yaylmada dâhil olmay ihtiva eden zâta delâlet

(iaret) eder.17

• Elif harfi yazmda dier harflerden ayr bir özellie sahiptir.

öyle ki; bu harf kendisinden baka bir kaç harf gibi (dal, za,

ra, ze, vav), kendisinden sonra gelen harflere bitimez. Ancak

dier harfler kendisine bitiir. Elif harfinin bu özellii, tüm

mahlûkâtn yüce yaratcya muhtaç olduunu ama Onun hiç

kimseye muhtaç olmadn hatrlatr.

hlâsl bir kul Elif harfinden; Allah'n mekândan münezzeh

(tenzih edilmi) olduunu hatrlar. Çünkü dier harflerin boaz-

da, dudakta, yahut dil üzerinde belli çkyerleri vardr. Elif ise

böyle deildir, onun belli bir yeri yoktur.

Elif harfi, kulun kendini yalnzca Allah'a vermesine iaret eder.

Kul, tpk Elifin hiçbir harfe bitimedii gibi, Allah'tan bakas-

na yönelmez ve O'nun huzurundan hiç ayrlmaz.

Her harfin kendine has özel bir duruu ve ekli vardr. Bunlar-

dan yalnzca Elif dimdik ayakta duruu ve baka harflerle biti-

16 Suad El-Hakîm, Ibnul-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s. 170.

17 Abdülkerîm b.ibrahim el-Cîlî, Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s.95.

BAKARA

23

memesi ile onlardan ayrlr. te o kitabn bana konarak, alfa-

benin ilk harfi olarak; baka eylere bitimekten ve baka eylerle

megul olmaktan uzaklaan kimse, yüceliklere erer ve ulvî mer-

tebeleri kazanr. Zâten mürekkeb (birleik) olayan harfler, seven-

lerin hâllerini ve srlarn yabanclardan gizlemek için kullandk-

lar rumuzlardr. Açk ibareler genel eylere iaret eder, rumuz

(iaret) ve iaretler ise özel eylere iaret eder.18

Yüce Tanr, Kur'ân'da yer alan anlam tam olarak bilinmeyen

harfler içinde yazl bakmndan Elifi birinci yapt; telaffuz ba-

kmndan ise Hemzeyi birinci yapt.

Dolaysyla Elif, kendi mükemmellii içinde Zât'n varl için

bir simgedir. Çünkü Elif, herhangi bir harekeye muhtaç deildir.

Dolaysyla Elif, bütün açlardan mükemmeldir.19

Ey Elifin Zâtl Sen münezzehsin

(tenzih edilmi eksik ve kusurdan uzak saylm)!

Acaba senin için âlemler içinde bir varlk, bir mahal (mekân) varm?

O dedi ki Hayr [ltifatmdan baka bireyimyok!

Çünkü ben ebedîletirme harfiyim, "ezel" içiririm.

Ayn zamanda ben zayfseçkin bir kulum.

Ben, sultan aziz ve celîl olanm.

Elif, hakikatlerden bir koku koklayan kimse nezdinde harfler-

den herhangi bir harf deildir. Fakat genel olarak insanlar onu

harf diye isimlendirmilerdir. Eer hakikat ehli, o da bir harf-

tir,' derse, o bunu cümle içerisinde, o harfin de yer almas açsn-

dan öyle söyler. Elifin makam "cem" makamdr. Elifin isimle-

ri vardr. Onun ismi Allah'tr. Elifin sfatlar vardr; onun sfat,

"kayyûmiyet" (ezelden ebede daim) tir. Elifin isimleri de var-

dr: el-mübdî (benzeri olmadan yeniden yaratan), el-bâis (diril-

ten), el-vâsi' (ihsan eden, rahmeti her eyi kaplayan), el-hâfz (ko-

18 Ali Akpnar, Kur'ân'da Hece Harfleri' (Hurûf-i Mukattaa) ve Kueyrî'nin Hece Harfleri

Yorumu, Tasavvuf lmi ve Akademik Aratrma Dergisi, Ankara 2003, say: 11, s.55.

19 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s.103.

Âyet

24

rüyan), el-hâlk (yaratan), el-bâri (güzelyaratan), el-musavvir (gü-

zel suretler veren), el-vehhab (çok fazla ihsan eden, balayan),

er-rezzâk (rzk veren), el-fettâh (fetheden), el-bâsit (açan, ferahlk

veren), el-muizz (izzet ve ikram eden, aziz), el-muîd (yardmc), er-

râfi (yükseltici,hamilsahip), el-muhyî (maddî mânevi hayat veren),

el-vâlî (her eye mâlik), el-câmi (toplayan, içine alan), el-mugnî

(zenginlik veren), en-nâffi (menfaat vefayda veren).

Elifin zât isimleri de vardr: Allah, er-rab (terbiye eden), ez- zahir

(açk), el-vâhid (bir, tek, benzersiz), el-evvel (ilk, önce), el-âhir

(son), es-samed (her eyin kendisine muhtaç olup, kendisi hiçbir

eye muhtaç olmayan), el-ganî (zengin, muhtaç olmayan), er-rakîb

(dâima görüp gözeten), el-mübîn (aikâr eden), el-hak (var olan,

varl hiç deimeden duran).

Bütün mertebelerin hepsi ona aittir. Bu mertebelerde onun kar-

deleri he ve lam'dr. Harflerin toplam ve bütün mertebeleri

ona aittir. O, onlarda deildir, fakat onlarn dnda da deil-

dir. öyle ki: O hem dairenin merkezidir hem de çemberidir;

hem âlemlerin terkibidir (birleim, karm), hem de âlemlerin

çözümüdür.20

Elif tek zâttr, yaznn banda bulunduunda onun herhan-

gi bir harfle bitimesi doru deildir. u hâlde o, "Bizi srât-

müstakime ulatr" ifadesiyle, kiinin istedii dosdoru yoldur.

Söz konusu, tenzih (Allah \n eksik ve noksandan uzak bulunduu-

na ve insan vasfnda olmadna inanma) ve tebih (Allah'n baz

isim ve sfatlarnn mahlûklarn sfatlarna benzemesi) yoludur.

Nefs Rabbine duâ ederken -ki onun Rabbi Fecir sûresinde ken-

disine emredilmi Kelime'dir- duasn kabul etmesini isteyin-

ce (âmin deyince), Rabbi de onun duasn kabul etmitir. Böy-

lelikle Elif-Lâm-Mîm'den Elifi (Fatiha sûresinin son kelimesi

olan) "dalâlette (doru yoldan ayrlmak) olmayanlardan" ifade-

20 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s. 130.

BAKARA

25

sinden sonra getirmi, âmin'i ise gizlemitir. Çünkü o, melekût

âleminden olan bir bilinmezdir.

...Elif, melekût ve ahadet (ahitlik) âleminde bir olduu için gö-

rünmütür. Böylece kadîm ve sonradan yaratlmlar arasndaki

fark meydana gelmitir.21

Elif insân- kâmiVin zâtdr (özü ve hakikatidir). 22

Lâm:

Lâm, kâim olduu ekliyle {Lâm harfinin dik ksmi) kadîm {ezelî)

sfatlara delâlet eder.

Baka harfle bitime vâstas olan uzanyla da sfatlarn müteal-

liklerine (iliii olan) delâlet eder.

Sfatlarn müteallikler ise sfatlara mensup olan kadîm fiillerden

ibarettir.23

Lâm, orta âlemdendir. Dolaysyla sfat mahallidir. Sonradan

meydana geleni kadîm'den ayrtran ey sfattr. 24

Lâm harfi en kudsî en parlak ezel içindir

Ve onun en nefis en parlak makam içindir

Ne zaman kalksa, onun zât âlemi oluturan izhar (gösterme,

meydana çkarma) eder

Ne zaman otursa, o zaman kevnî âlemi (olu) izhar eder

Üç hakikatten sana bir nee verir

pek elbise içinde yürür, salnarak gider

Bil ki Lâm harfi, ahadet ve ceberut (varlklarn ilmi suretler

hâlinde bulunduu âlem) âlemindendir.... Bu harf havas {Has-

l tbnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s. 166.

22 Derleyenin notu.

23 Abdiilkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s.95.

24 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s. 170.

Ayet 1

26

lar, seçkinler;) ve havassü'l-havas âleminde temeyyüz eder (seç-

kin, farkl konuma gelmitir). Gaye ona aittir... Onun tabiat-

n oluturan eyler ondan var edilirler. Onun hareketi doru-

dur (müstakime) ve kaynamtr (mümtezice). Araf ona aittir.

O, kaynamtr, kâmildir, müfreddir {tekil) ve ürkütücüdür

(Mûhî). Elif ve Mîm harfleri ona aittir.25

Allah'n bilinmek istemesi ve iradesi "Lam" harfidir. 26

Mîm:

Mîm, semîn {iitmenin) mazhardr.

Görmüyor musun? Mîm harfi, azndolan dudaktan çkar.

Onun için; söylenmeyen bir söz iitilmez. Söylenen söz ise artk

zahir olmutur. O söz, ister telaffuz, ister hâlce {hâl lisân ile) ol-

sun müsavidir {birdir, eittir).

Söz de aynen böyledir. Zîrâ söz ile balanr, nihayet söze dönü-

lür...

Mîm'in tarifi yani bitimek için olan uzan ve çekili ksmla-

r, ister hâlce olsun ister sözce olsun varlklarn sözünü iitme

mahallidir. 27

Mîm, Nûn gibidir, eer ikisinin de srrn yakalayabilirsen

Oluun gayesinde bir varlk olarak ve balangçlarn

Dolaysyla Nûn Hakka aittir; güzel Mîm ise benim içindir

Balangç için balangç; gayeler için bir gayedir.

Öyleyse Nûnun berzah (ara âlem) bir ruhtur onun bilinip ta-

nnmasnda

Mîm'in berzah ise, bir rabdr yaratlmlar nezdinde.

25 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s. 141-142.

26 Derleyenin notu.

27 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 119.

BAKARA

27

Bil ki Mîm harfi Mülk, ahadet ve Kahr âlemindendir... Bu harf

havasta ve hulâsada {özde) ve hülâsann safasnda temeyyüz (ben-

zerlerinden farkl ve üstün konuma gelme) eder. Yolun sonu ona

aittir. Arafona aittir. Hâlistir, kâmildir, mukaddestir.28

Mîm harfi Muhammed'de ve Ahmed'de ortaktr. O hâlde

Ahmed'dekiMîm kalkarsa "ahad" tecellî eder. teHz. Peygam-

ber'in kulluundaki Rab tecellîsi budur.29

"Mîm", Allah'n nuruyla tecellîsinin kalptaki zuhû-rudur.

Dolaysyla Nur Sûresi 35. âyetin tecellîsidir.

Allah irade etti; Elif,

irade emre döndü Lâm;

Kul iitti ve uygulad; Mimdir..30

"Allah göklerin ve yerin Nurudur. Onun nurunun örnei,

içinde çera meale (misbâh) bulunan bir kandil (mikât) gi-

bidir. Kandil, bir srça (zücâce) içerisindedir. Srça inciden bir

yldz gibidir ki, douya da batya da nispeti olmayan bereketli

bir zeytin aacndan yaklr. Bu aacnya neredeyse, ate do-

kunmasa bileksaçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, diledii-

ni kendi nuruna klavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Al-

lah her eyi bilmektedir."31

Hakk Teâlâ Kur'ân- Kerîm'de Nûr sûresinin 35. âyet-i kerî-

mesinde kendi zatî nurundan misâl verip;

nsann zâtnn nurunu: Mikât, Misbâh ve Zücâce ile tahayyülî

bir ekilde nakletmitir. Zâtn o tebihi, insann suretinden iba-

rettir.

28 bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s.159.

29 Abdülkâdir Geylânî, Füyûzât- Rabbani, çev.Celâl Yldrm, stanbul, 1995, s.150.

30 Derleyenin notu.

31 Nûr, 35.

Ayet 1

28

"Mikât"dan {lamba konanyer) maksat: nsann sadrdr (gösü).

"Zücâc'dan maksat, kalbidir.

"Misbâh"dan maksat ise, insann srrdr.32

O mikât Peygamber efendimizin vücûdudur. Zeytinya,
Onun temiz gönlüdür ve Allah'n bu gönülle alâkas vardr.33

• Resûlullah efendimiz, "Ben Allah'n nûrundanm, beni gören

Allah' görür" diyor.34

O hakikat günei, kendi gözler kamatran nurunu, insan

vücûdunda gizlemi ve örtmütür. O'nun vasflarnda, Allah'n

evsâf (vasf, özellik) sakldr.35

"Allahu nûru's-semâvâti vel ard" âyetinde buyrulan zarf, kandil

vücuttur. Ya ruhtur, fitil kalptir. evk ise, ark garb olmayan

nûr-u Ali'dir. Bir kimsenin kalbinde bu nûr uyand m, ona sa

sol olmaz.36

Câbir b. Abdullah Ensârî öyle rivayet eder ki:

"Kufe'de mescide girdiimde Hz. Ali (k.v.c.) orada bulunuyor-

lard, parma ile bireyler yazyor ve bir eye de gülüyordu.

"Yâ Emire'l-mü'minîn, neye gülüyorsunuz?" diye sordum.

Hz. Ali (k.v.c.) ucevab lütfettiler:

imdi okuduum u âyet-i kerîmenin mânâsn kimse be-

nim gibi bilmez ve yorumlamaz da ona gülüyorum, dedi.

Sordum:

"Bu hangi âyet-i kerîmedir?" dedim. Cevaben öyle buyur-

dular:

"Allah yer ve göklerin nurudur. Onun nurunun misâli kan-

dil gibidir.

32 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 174.

33 Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha~Anbarcolu, Konya, 2002, s.57.

34 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.566.

35 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.433.

36 Turgut Alsrt, Kenan Rifâi Özel Notlar.

BAKARA

29

"Miskat" Muhammed (s. a.s.) dir, yani kandillerin kandilidir,

aydnlklarn aydnldr. Önceki kandilden kast Fatimatü'z-

Zehrâ'dr. ikinci kandil ise, benim. "Fi zücâcetin-Ez-zücâcetü",

bunun gibi birinci zücâce lafz Hz. Hasan (r.a.)'dr. kinci

zücâce Hz. Hüseyin'dir. Ali b. Hasan en parlak yldz gibidir,

yani Kevkeb-i Dürrî'den kast Ali b. Hasan'dr. "Yûkadü min

eceretin mübâreketin'den maksat Ali olu Muhammed'dir.

Âyet-i Kerîme'de geçen "Zeytûne"den maksat Cafer ibn Muham-

med'dir. Yine zikri geçen "Lâ arkyye"den murat Mûsâ b.

Cafer'dir. "Lâ Garbiyye"den maksat Ali b. Musa'dr. "Alâ nûrin

yehdillahü linûrihî"den kast da burada Hz. Peygamber (s.a.s.)

efendimizdir. "Men yeâü ve yadribu llâhu l emsale li'n-nâsi val-

lâhü bi külli ey'in alîm.

"

tebuâyetlerHz.Ali tarafndan buyönüyletefsirbuyrulmutur.37

"Elif, Lam, Mîm" birlikte:

Kur'ân- Kerîm umum içindir. O, ayn seviyede olmamak ar-

tyla herkese hitap eder. Zîrâ içinde mevcûd olmu ve olacak, her

ey mevcuttur...

..Kur'ân- Kerîm'in de yedi batn vardr. Meselâ (Elif, Lâm,

Mîm) ne demektir sorarm size?...

drâk edemiyorsunuz. Demek ki bunlar erbabnn anlayaca

remizler...38

Akkelimesi neden Kur'an- Kerîm'de yoktur?

Ak, Kur'an- Kerîm'de sr olarak kalm, açk açk söylenmemi.

Fakat hurûf- mukattaatta {Kurandaki elif, lâm, mîm, gibi harf-

ler) beyân olunmutur.39

37 Abdülkâdir Geylânî, lâhî Lütuflar, çev. Cabbarzade Mehmet Arif, stanbul, 2002,

s.126-127.

38 Ken an Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.476.

39 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.569.

Ayet 1

30

O harfler hep birer âlem, birer rumuzdur. Hem büyük birer

âlem. Eliften maksat Allah'tr. Lâm Cebrail; Mim Muhammed

(s.a.s.) dir.

Elif, namazda alnan kyam vaziyeti ; Lâm, rükû; Mîm de sec-

de hâlidir.

teAllah ile senin aranda Cebrail olduu gibi, ruh ve cisim ara-

sndaki kalb de Cebrail'dir. Yani ( Elif, Lâm, Mîm) Kâmil nsana

iarettir.Hz.mam Cafer öyle der: "Allah Kur'ân'da tecellî etmi-

tir fakat görmüyorlar!"

Kur'ân'n harfleri insann ekilleridir. Ama herkes bu mânây

nasl bilebilir? Bu, esrâr- ilâhîdir, ancak irfân- Muhammedi ile

bilinir. 40

Kâmil zâtlarn namazlar srasnda, kyamlar gizli hazineyi,

lâhut nurunun paha biçilmez hazinelerini, kraatleri lahi il-

min suretlerini; rükûlar, zuhur sonucu olan "Sevdim, bilin-

mek istedim. Bu yüzden âlemleri hâlkettim" kudsî hadîsinin

gizliliklerini; secdeleri "Kurb- Ferâiz" hadîs-i kudsîsi ile açk

olduundan "Hakka kar ükrann arzeden bir kul olmaya-
ym m?" hadîsi gereince, esrâr- Muhammediye'den olan Zât

Tecellîsinin dâima onlarda bekasdr. Bu takdirde "Öyle bir na-

maz ki onda ancak ben varm benden gayrisi yoktur" kutsal sözü

Lâhût nurunu anlatmaktadr.41

Elif harfini telaffuz eden kulun gönül âlemi yalnzca Rabbine

yönelir. Lâm harfini söyleyince de O'nun huzurunda durup eri-

yerek O'nun haklarn gözetir. Mîm harfini iitince de O'nun

tekliflerine muvafakatini terennüm eder.42

40 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.159.

41 Abdülkâdir Geylânî, lâhî Lütuflar, çev.Cabbarzade Mehmet Arif, stanbul, 2002,

s.297-298.

42 Ali Akpnar, Kur'ân'da Hece Harfleri (Huruf-i Mukattaa) ve Kueyrî'nin Hece Harfleri

Yorumu, Tasavvuf lmi ve Akademik Aratrma Dergisi, Ankara, 2003, say.11 s.55-73.

BAKARA

31

Elif, Lâm, Mîm =insân- kâmil- ak ettim I istedim ki

bilineyim.43

nsân- Kâmil'in bir ad (Elif-Lâm-Mîm) dir. Nitekim Kur'ân'

Kerîm'in banda -"Elif-Lâm-Mîm. ukitap var ya onda üphe

yoktur" buyurulur. Bir hadîs-i erifte: "nsan ve Kur'ân ikizdir."

buyurulur. Burada insandan murat, insân- kâmildir. Burada

ikizden kast, ayn bâtndan doan iki karde mânâsna gelir. 44

Âlemin yaratlndan gaye kâmil insandr. Bu yüzden kâmil in-

sann zevâliyle (zail olma, sona erme) dünya harab olur. nsân-

kâmil var oldukça âlem hep korunmu olacaktr.45

Elif, Lâm ve Mîm nûrânî harflerdendir.

Elif, mânevi köken itibariyle ülfetten gelmektedir. Nasl ki insan

kelimesi esrâr- ilâhiyeye enis {dost) olmaktan geliyorsa... Esasen

kesrette (çokluk) vahdeti görmek bu esrara enis olmakla müm-

kündür.

Zahirde görünen bu kesret zahiridir. Hakikat vahdette

mevcuttur.46

Elif: "O'nun benzeriyoktur." (ûra, 11)

Lâm: Cibril ; Allah Teâlâ'nn bâtndaki yani ruh ve mânâ pla-

nnda ki elçisidir.

Mîm: Muhammedü'r Resûlullah; zahirdeki yani madde plann-

daki elçisidir.

nsanda da Ruhun iki elçisi vardr. Bâtnî elçi iradedir. Vahyi dile

iletir. Zahiri elçi ise dildir. radenin tercüman ve tabircisidir.47

43 Derleyen'in notu.

44 bnü'l Arabî, Özün Özü, çev.smail Hakk Bursevî, sadeletiren Abdülkadir Akçiçek,

stanbul, s.30.

45 smail Ankaravî, Nake'l-Fusûs erhi, stanbul, s. 17.

46 Abdülkerim Cîlî, Besmelenin erhi, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, 1996, s. 98.

47 bnü'l-Arabî, eceretü'1-Kevn, çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 2000, s.75-76.

Ayet 1

32

"Elif-Lâm-Mîm"deki Elif tevhide iarettir; Mîm helak edilemez

bir mülke iarettir; bu iki harf arasndaki lam ise, ikisi arasnda

rabta olmas için bir vâstadr..Üzerine lam'n hattnn dütüü

satra bakarsan, Elifin gövdesinin, orada onun ucuna ulat-

n görürsün. Mîm ise oradan aaya doru inmeye çalr. Son-

ra orada "en güzel biçimden" "aalarn aas'na kadar iner ki

buras Mîm'in kökünün biti noktasdr. Nitekim, Allah Teâlâ

öyle buyurmaktadr:.. "Biz insan en güzel biçimdeyarattk, sonra

onu aalarn aasnagönderdik. " (Tîn, 4-5)

Elifin o satr ya da hat üzerine inii tpk Hz. Peygamberinusö-

zündeki anlam gibidir: "Rabbimiz dünya semâsna iner.. "(Buhar,

Müslim) Bu semâ terkip âleminin ilkidir, çünkü o; Âdem (a.s.)

semasdr. Bundan sonra ate felei gelir. te bu nedenledir ki

elif satrn yada hattn ilk balangcna inmitir. Çünkü o aha-

diyet makamndan yaratklar var etme makamna inmitir; bu

ini bir "takdis" ve "tenzih", bir "temsil" ve bir "tebih" inii de-

ildir, lam, ikisi arasnda bir vâstadr. Hem varedenin (mükev-

vin) hem de var olann (kevn) yerini tutan bir naiptir. O, kendi-

sinden âlemin var edildii kudretin bir simgesidir. O, satrn ba-
nakadar iniinde elife benzer.

Fakat, Vareden de, var olanlakarmolduundan, süphan olan

Tanr kendi üzerinde kudretle nitelenmez. Allah Teâlâ yalnzca

yaratklar üzerinde kudret sahibidir. Dolaysyla, kudretin yüzü

yaratklara yöneliktir. Bunun içindir ki kudret vasf Yaratc üze-

rinde deil de sadece yaratklar üzerinde etkilidir. Öyleyse, kud-

ret sfat ulvî veya süflî yaratklarla ilgilidir.

Lâm'n hakikati satr üzerine ulamakla tamamlanmad için,

bu durumda elifle ayn mertebede olur ve kendi hakikati sayesin-

de satrn altna inmeyi ya da satrn üzerinde kalmay ister; tp-

k Mîm'in inii gibi. Demek ki Lâm, Mîm'i var etmek için aa-
ya inmitir, çünkü bu durumda, Mîm suretinde inmek baka

hiçbir harfiçin mümkün olmaz, dolaysyla bu inite ancakMîm

(Hz. Muhammed) var edilir. Lâm harfi bir yarm daire yaparak

BAKARA

33

aaya iner ve ini yönünün öbür tarafnda satra ular. Böylece

aklla kavranabilen (mâkul) bir yarm felek isteyen, hisle kavra-

nabilen (mahsûs) bir yarm felek hâline dönüür. te bu iki ya-

rm felekten bir tam (daire) felek meydana gelir.

Öyleyse Elif-Lâm-Mîm tek bana ihata eden (bir eyin etrafn

çevirme, sarma, kuatma) bir felek olmutur. Onun çevrimini ta-

mamlayan bir kimse, Zât', sfatlar ve fiillerin nesnelerini (me-

fulleri) tanr. Bu temel hakikate ve bu kefe göre Elif-Lâm-Mîm'i

okuyan bir kimse; Bütün ile Bütün için, Bütün'le beraber ha-

zr olur. O zaman, artk onun müahede edemeyecei hiçbir ey

kalmaz; ancak o kimse, baz eylerin bilgisine sahiptir, baz ey-

lerin bilgisine sahip deildir.

Elifin hareke almasn önleyen aknl (tenezzüh), sfatlarn

ancak fiillerle anlalabileceini belirtir. Nitekim, Hz. Peygam-

ber öyle buyurmutur: "Allah vardr, Allah ile beraber baka hiç-

bir (hakîkî) varlk yoktur." ve "O, evvelce naslsa simdi de öyle-

dir' te bunun için, bizbakmzzâtna doru yöneltmiyoruz.

Hiç kukusuz izafet yani ilgi ancak karlkl ilgi içinde olan iki

varlkla anlalabilir... zafet, ilgi hakknda yaptmz bu uya-

r Elif-Lâm-Mîm'in harflerinden olan Lâm'n Mîm'le birleme-

sinde mevcuttur; burada lam bir sfattr; Mîm ise onun eseri ve

onun fiilidir.48

Bir eyin olmas için (emir veren) Zât, onun iradesi ve bir de

"Kün" yani "Ol" emri lâzmdr. Eer bu Zât ile onun bir e-

yin oluvermesini dileyen iradesi ve olacak eye hitap ve tevec-

cüh eden Kün, "Ol!" emri olmasayd, o ey de var olmazd. Bun-

dan sonra böylece bu eyde üçlü bir birlik meydana geldi. Bu se-

beple bu birlik tarafndan onlarn yaratlmas ve varlk ile vasf-

lanmas gerçekleti. Bu gerçekleme de, önce kendisine emrolu-

nan eyin, Tanr bilgisindeki suretine, sonra bu suretin "Kün"

emrini iitmesine ve daha sonra iittii emre itaat etmesine ba-

48 Ibnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006, s.105-108.

Âyet

34

ldr. uhâle göre yaratann üçlü birlii, yaratlann üçlü birlii

ile karlat. Yaratlan eyin yokluktan var olmasnda onun sabit

olan zât, kendisini icâd edenin zâtna, bu hitab iitmesi yarata-

nn iradesine ve yaratann ona var olmas için verdii emre uya-

rak varl kabul etmesi de; Hakk'n "Kün" emrine karlk dü-

tüü için, o ey de var olmutur. Demek oluyor ki Allah yarat-
liini yaratlan eye nispet etti. Eer Allah'n "Ol" emrine kar-

o eyin kendi nefsinde var olmak kuvveti olmasayd, yaratla-

mazd. uhâlde o ey önce yok iken yaratl emrini iitince an-

cak kendi nefsini yaratt.49

bnü'l-Arabi'ye göre vücûdî hakikatin iki yönü vardr: 50

Hakk (fail)

-zât

irade

söz

T

T

T

Hâli (edilgen)

-zât

iitme

boyun eme

Baz ilim adamlar bu müteâbih (Kur ânn mecazi mânâya elve-

rili âyetleri) âyetlerin yorumunu Allah'tan baka hiç kimse bil-

mez, her kitabn bir srr vardr, Kur'ân'n srr da bu harflerdir,

demilerdir.

Bazlar ise; bu harflerin Yüce Allah'n isimlerinin ba harfleri ol-

duunu söyleyerek bunlar öyle açklamaya çalmlardr: Elif,

Allah isminin bandaki eliftir. Lâm, O'nun Latîf ismine, Mîm

ise O'nun Mecîd (azamet, büyüklük, ululuk) ve Melik (bâkim-i

mutlak, hükümdar) isimlerine delâlet eder.

Bir baka görüe göre Yüce Allah bu erefli harfler ile yemin et-

mitir (kuvvetlendirmitir).

Bir baka görüe göre ise; Elif, Âlâullah'a (Allah'n alasna)',

Lâm, lütfuna; Mîm, Mecdullah'a (Allah'n mükemmelkâmildeki

49 bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul, s.91-92.

50 Ebu'1-Alâ Afifi, Fusûsu l-Hikem Okumalar çin Anahtar, çev.Ekrem Demirli, stanbul,

2002, s.237.

BAKARA

35

tecellîsi) delâlet eder. Yahut, Elif Allah; lam, Cibril; Mim

Muhammed'e delâlet eder. Buna göre mânâ öyle olur: Bu kitap

Allah katndan, Cebrail vastasyla Hz.Muhammed'e indirilmi

bir kitaptr.51

"Elif" Allah demektir. "Lâm", Latîfve "Mîm" de Mecîd (Allah'n

adlarndan, büyük, ulu) demektir. Yani mânâ: "Ben, Latîf ve

Mecîd olan Allah'm" demek oluyor.52

Elif, Allah'tan, Ledün âlemi yoluyla yani Cebrail'le (Lâm), Hz.

Muhammed'e (Mîm) indirilen kitaptr. 53

Fihî-Mâfih 'te bir adam; "Benimle Allah arasnda kl ka-

dar bireyyok"der, Hz. Mevlânâ da "Ey aklsz, Peygam-

ber olmasayd, Allah'n mânâsn bile bilemezdin" diye ce-

vap verir. Allah ile Peygamber arasnda Cebrail'in olma-
dzaman olur ama bizlerAllah' idrâk yolunda her bil-
giyi Peygamber kanalyla alrz. Elif, Lâm, Mîm ile bu du-

rum anlatlmaktadr.

Bu demektir ki; Elif, yani Ahadiyyetin hakikati, Cebrail

vastasyla Hz. Muhammed'in mânâsn, özünü (Hakîkat-i

Muhammedi) aikâr ederek, bizim bu hakikati kendi ka-

pasitemiz ölçüsünde idrâkimizi salar.

Bu idrâk açlnca "Elif" bizim hakikatimiz, "Lâm" bize

bu hakikati öreten, "Mim"ise biz oluruz.54

"Elif, lam, Mîm"

Sûrenin bandaki bu üç harf ile bütün olarak varla iaret edi-

liyor. Çünkü "Elif", ilk varlk olan zâta iarettir. "Lâm", Cebrail

olarak adlandrlan faal akla iarettir. Faal akl, ara varlktr; var-
ln bandan feyz alr, varln sonuna feyz verir. "Mîm" ise,

51 Ali Akpnar, Kuranda Hece Harfleri (Huruf-i Mukattaa) ve Kueyri'nin Hece Harfleri

Yorumu, Tasavvuf lmi ve AkademikAratrma Dergisi, Ankara 2003, say:ll, s. 55-73.

52 smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu l-Beyân Tefsiri, stanbul, 2004/7, c.I, s. 57

53 Halûk Nurbaki, Bakara Sûresi Yorumu, sf. 13.

54 Derleyenin notu.

Ayet 1

36

varln sonunu temsil eden Hz. Muhammed'e iaret eder. "O

Kitab. .

."

Daire onunla tamamlanr ve ba ile birleir. Bu yüz-

den Hz.Muhammed (s.a.s.), hâtemdir, mühürdür, sondur. Nite-

kim Hz. Muhammed (s.a.s.) öyle buyurmutur: "Zaman döndü

dolat, yüce Allah'n semâlar ve arz yaratt ilk güne ulat."

Selef âlimlerinden birinin öyle dedii rivayet edilir: "Lâm" har-

fi, iki "Eliften mürekkeptir. Yani "lam", ilim sfat ile birlikte

zât'in karl olarak vazedilmitir. lim sfat ve zât, daha önce

iaret ettiimiz üç ilâhî âlemin ikisini temsil ederler. Dolaysyla

Allah'n isimlerinden biridir. Çünkü her isim herhangi bir sfat-

la birlikte zâttan ibarettir.

"Mîm" ise, bütün sfatlarla ve fiillerle birlikte zâta iarettir. Fi-

iller araclyla zât, ism-i âzam olan Muhammedi surette ken-

dini perdeler ve ancak bilenler bunu anlayabilirler. Zâtn sureti

olan "mîm"de nasl gizlendiini görmüyor musunuz? Çünkü

"Mîm"in yapsnda "Mîm" "Yâ" harfi vardr; "Yâ" harfinde ise

"Elif" bulunur.

Hece harflerinin vazedilmesinin altndaki sr ise, her harfin

içinde mutlaka "elif" harfinin bulunmasdr. Aadaki açk-

lamay yapanlarn bu yaklam bizim açklamamza yakn bir

mâhiyettedir. Diyorlar ki: "Bunun anlam: her eyi bilen ve hik-

met sahibi olan Allah'a yemindir. Çünkü Cebrail ilim sfatnn

mazhardr, dolaysyla "Alim" ismidir. Muhammed ise hikme-

tin mazhardr ve Allah'n "Hakîm" ismidir. Buradan hareket-

le; "Allah'n isimlerinden her birinin altnda O'nun sonsuz isim-

leri vardr," diyenlerin bu sözlerini daha açk bir ekilde anlaya-

biliyoruz. lim, sebepler ve müsebbepler (sebep üzere vücûda ge-

tirilmi olanlar) âlemi olan hikmet âleminde fiile elik etmedii,

dolaysyla hikmete dönümedii sürece tamamlanamaz, kemâle

ermez. Bu yüzden slâm da srf "Lâ ilahe illallah "(Allah'tan ba-

ka ilâh yoktur) demekle hâsl olmaz; slâm'n hâsl olmas için

"Lâ ilahe illallah"n "Muhammedu'r-rasûlullah" Muhammed

Allah'n rasûludur) ifadesiyle birlikte olmas arttr. 5-

55 bnü'l-Arabî, Tefsir-i Kebîr Te'vîlât, çev.Vahdettin nce, stanbul, c. I, s.33-34.

AYET 2:

Zâlikel-kitâbü lâ raybe fîh hüden li'lmüttekîne

Bu doruluu üphe götürmeyen kitaptr.

Allah'akar olmaktan saknanlara yol gösterir.

(Kenan Rifâî Hz.)

te o kitap, bunda üphe yok, müttakîler

(kötülükten korunacaklar) için hidâyettir.

(Elmall)

O kitap (Kuran); onda asla üphe yoktur. O, müttakîler için

(saknanlar ve arnmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

(Diyanet)

Burada aikâr olan; kitaba kar üphe, yalnz müminler için

kaldrlyor. Onlar îmân eylediler. ..Lâkin delili nazara al-

madlar. Akln baland kaytlara balanp kalmadlar. Ken-

dilerine gelen her eyi seksiz üphesiz kabul eylediler. Kendileri-

ne haber verilen eyin vukuuna kesin îmân ettiler. Hem de üp-

hesiz. Bir kimsenin îmân delillere nazarla kalrsa, akl kayd ile

balanp durursa o; kitaba, ekle bakar.56

56 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.II, s.435.

Ayet 2

38

"te o kitap! "(Zâlike'l-kitabü)

Zâlike

Bundan maksad, önceki kitaplarda indirilecei vaadolunan kâmil

kitaptr. Kitap yaknmzda olduu hâlde, uzaa iaret için kul-

lanlan "zâlike" edat ile iaret edilmesi, dier kitaplarda gelece-

i vaat edimi olmas hasebiyle uzak hükmünde oluundandr.57

Allah, (zâlike iaret zamirinin ilk harfi olan) Zel demitir. Bu,

belirsiz bir harftir. Belirsizlii ise kitap kelimesiyle açklam-

tr. Kitap, Zel'in (gösterdii) hakikatidir. Allah, kitab belirli-

lik taksyla (el) zikretti. Belirlilik taks (harf-i tarif), Elif-Lâm-

Mîm'dekinden farkl bir tarzda bulunur. Çünkü bu iki harfora-

da birlik mahallidir; burada ise ayrmann ilk aamasndadr.

Söz konusu ayrma, bilhassa sûrenin srlarnn ayrmasdr,

yoksa baka sûrelerin srlarnn ayrmas gibi deildir. te, var-

lktaki hakikatlerin sralan böyledir.58

Allah Teâlâ'nn (Bakara Sûresinin banda) Elif-Lâm-Mîm'den

sonra zâlike'1-kitab (Bu kitap) demesi, sanki uzaktaki bir varl-
a iarettir. Uzakln sebebi udur: Allah kitaba iaret edip -ki

ayrma mahalli mesabesindeki ayrlm olandr- ve Lâm harfini

(vahiy) iaret zamiri olan zâlike'ye katmtr. (Vahyolunmu ki-

tap) Bu da, bu makamda uzakl dile getirir. Allah ehline göre

iaret, uzaklktaki nidadr (çarma).

Fark hitabn baka bir farktan geldiini tevehhüm etmesin (zan-

netmesin) diye Zel harfi ile (ki o kitaptr ve ikinci fark maka-

mdr. Lâm, o da sfattr ve birinci fark makamdr) arasna cem'

(bir olma, farkn ortadan kalkmas) mahalli olan Elif girmitir.

Fark, hitabn baka bir farktan olduu vehminde olsayd, asla

57 smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu l-Beyân Tefsiri, stanbul, 2004, c.I, s.59.

58 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s. 171.

BAKARA

39

hakikate ulaamazd. Elif o ikisini ayrm, Zel ile Lâm aras-

na perde olmutur. Zel, Lama kavumak istemi, Elifonun kar-

snaçkmve öyle demi: "Ancak benim vâstamla kavuabi-

lirsin". Lâm da, emanetini vermek için Zel'e kavumak istemi,

Elif ona da kar çkmve "ancak benim vâstamla kavuabilir-

sin" demitir.59

Kitaptaki (Zel) vahyi (Lâm) görebilmek için, Kadirgecesi-

ne (Allah'n tecellisine) ihtiyaç vardr.60

O Kitap

Kur'ân- Kerîm'in temel kavramlarndan biri olan kitap, 250'den

fazla yerde geçmektedir. Türkçe'deki kitap anlam yannda yaz-

l ey; yaz, yazlan ve yazdrlan anlamlarna da gelir.

Kur'ân terminolojisinde en geni anlamyla Tanr tarafndan

yazdrlan ey demek olan kitap, bu anlamda îmânn temel ko-

nularndan biridir.

Kur'ân'n kitapla ilgili verilerini incelediimizde, bu kavramla

unlarn kastedildiklerini görüyoruz:

1. Genel anlamda vahy: lk peygamberden sonuncuya kadar

bütün nebilerin aldklar vahiyler bir kitap oluturur. Ba-

ka bir ifadeyle peygamberlere parça kitaplar hâlinde gelmi

olan vahiyler bir ana kitabn veya kitaplarn anasnn frag-

manlardr, (bkz. Zuhruf, 4) Kitaplarn anas Tanr katn-

dadr. (bk. Ra'd, 39)

Kitaplarn anasndan peygamberlere gelmi olan parçalarn

bir ksm ayrca kitaplar oluturur. Bunlar Zebur, Tevrat,

ncil ve Kur'ân'dr. Bir ksm parçalarsa insanlk dünyasna

suhuf (sayfalar; Kur'ân da Adem, it, îdrîs, brahim Peygam-

berleregönderilen kitaplarn genelad) olarak gönderilmitir.

59 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s. 170.

60 Derleyenin notu.

Ayet 2

40

2. Son Peygambere gelmi bulunan vahiyler toplam: Bu

Kur'ân'dr. Nitekim Kur'ân- Kerîm bir çok yerde kendisi-

ni kitap olarak anmaktadr. (Örn. bkz. Sâd, 29; Fussilet, 3;

Zuhruf, 2; Duhân, 2)

Daha ilk âyetlerinden birinde Kur'ân kendini "içinde ku-

ku, kuruntu ve çelikinin yer almad kitap" (Bakara, 2)

olarak tantmaktadr. Kur'ân'n adlarndan biri de Kitap'tr.

Bu daha çok Kitâbullah (Allah 'in kitab) olarak kullanlr.

3. Bütün kâinat: Kur'ân'a göre varlk ve olu bütünüyle bir ki-

tap oluturur.

4. nsan: Kur'ân insan da bir kitap olarak sunar.

5. Evrensel kayt kitab: Bu tüm olularn, özellikle insann

fiillerinin kaydedildii bir evrensel kompütür gibidir ki

her ferdin hayr ve erri burada kaydedilir. (Kehf, 47-49;

Câsiye, 29)

6. Her ferdin amellerinin kaydedildii bireysel disket: Evrensel

kompütürde her bireyin hareket ve niyetlerinin ilendii ka-

yt levhasna da Kur'ân kitap diyor. Bu disket levhalar, he-

sap gününde insann önüne konur ve ona "Oku, kendi özel

kitabn, bugün sana tank olarak öz nefsin yeter." (bkz. Isrâ,

13-14)

Kitap kavramyla ilgili u incelii de hatrlatmak gerekir:

Kur'ân'a göre insann önüne, okunmak üzere konan üç temel ki-

tap vardr. Kâinat kitab, vahiy kitab (Kur'ân) ve insann bizzat

kendisi...61

Kitap, sûrelerden, âyetlerden, kelimelerden ve harflerden meyda-

na gelir.

Sûreler, kemâle ait tecellîlerden ibaret olan zatî suretler demektir.

61 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.II, s.348-

350.

BAKARA

41

Âyetler, cem'in hakikatlerinden ibarettir. Her husûsî mânâs iti-

bariyle ilâhî cem'e delâlet (iaret) eder. O ilâhî cem de, okunan o

âyetin mânâsndan anlalr.

lâhî kelimeler, aynî mahlûklarn (yaratlm) hakikatlerinden

ibarettir. Yani, müahede (görme) âleminde meydana çkan

mahlûkât demektir.

Harfler: Bunlar noktal ve noktasz olmak üzere iki ksmdr.

1- Noktal harfler: lâhî ilimdeki Âyân- Sabiteden ibarettir.

2- Noktasz harfler: ki nevidir (çeittir)

a- Birinci nev'i: Bunlar kemâl icaplarna iarettir. Kendi-

lerine üst taraftan harfler bitiir, fakat kendileri baka

harflerle bitimezler.

Elif, Dâl, Râ, Vav, LameliP dir.

Bunlarn kemâl icaplar: Zât, Hayat, lim, Kudret,

rade'dir.

b- kinci nev'kîki taraftan da bitiebilir. Bunlar dokuz ta-

nedir.

Hâ, Sîn, Sâd, Ti, Ayn, Kâf, Lam, Mîm, He'dir.

Bu dokuz tane ile olan iaret insân- kâmiledir.

Çünkü nsân- kâmil ilâhî behazreti ihtiva ettii gibi

varla ait dört eyden ibaret olan dört unsur ile olan-

lardan meydana gelenleri de ihtiva eder. Yani; Kâmil

vasfnda, ilâhî olan be vasf ile, halka ait dört vasfn

beynini birletirmitir. nsân- Kâmil harflerinin nok-

tasz olmasndaki sebep; Cenâb- Hakkn onu kendi

suretinde yaratmasdr. Fakat ilâhî mutlak hakikatler,

insana ait mukayyet (kaytl) hakikatlerden ayrlm-

tr. Çünkü insan, kendini var eden bir mucide (icad

eden) dayanmtr. O mûcid de her ne kadar kendi-

si ise de; insann hükmü, bakasna dayanmaktadr.

te bundan dolay Noktasz (insana ait) harfler de

Ayet 2

42

hem baka harflere müteallik (bitiik), hem de baka

harfler o (insana ait) harflere mütealliktir.

...Allah'n kitabna toplu bir hâlde baklnca, tek âyetten ibaret

olduu görülür...

Böyle olmasna ramen, onun içi, Rabbani iaret ve alâmetlerle

doludur.

Bir kimseye, Allah Teâlâ, kitabndakilerin iç mânâlarn anla-

may, bir de eriatn zahirî ahkâmna sarlmay nasib ederse...

ite, anlatlan hâle eren kimse, her iki kymeti birden elde etmi

olur..62

• Kitab; kendisinde yokluk düünülmeyen mutlak varlk demektir.

...Allah'n kitab, kelâm demektir.63

• Kitap toplama ve birletirme mertebesidir. Bu anlamda toplayan

ve birletiren her ey kitaptr.

Toplayc kitap, âlemde dalm hakikatleri kendinde toplayan

Adem'dir.

1. Bütün âlem Adem'in tafsili, Âdem ise toplayc kitaptr.

Âleme göre Âdem ceset için beden gibidir. O hâlde insan

âlemin ruhu, âlem ise bedendir.

2. nsan Rabbinin kitabdr.

3. Sen bir kitapsn, yazl her ey sendedir, kendinden her eyi

silebilirsin, dilersen okursun. Ancak sen varsn, bu yüzden

zahirin dünya, bâtnn âhirettir.64

A insan! Tanr kitab sensin, sen!

EyTanrnn kitabnn nüshas olan sen ve eyah'ln cemâlinin

aynas olan sen! Âlemde senin dnda olan bir ey yoktur. Her

istediini kendinden iste, (ara), çünkü her ey sensin.65

62 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 124.

63 Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s. 422- 423.

64 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, FîhiMâFih, çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985, s. 121.

65 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s. 175.

BAKARA

43

srâ Sûresi 14. âyette "krâ kitâbeke": Kendi kitabn oku buyu-

ruluyor. Çünkü her ey oradadr.66

Kendi kitabn oku demek, kalbinde gizli olan, Hakk'n emane-

tini bul demektir.nsan bir kitâb- mübindir (doruyu yanltan

ayran, aikâr bir kitaptr) ki dünya ve âhiret ona sntr. u

hâlde eline külüngü (büyük kazmay) al, fena ahlâklarn kazma-

ya bala. Her tabakada yeni bir ilerleme görülür. Evvela toprak

sonra kil; bakarsn sonra da su çkverir. te kendi kitabn oku-

maktan maksat, marifettir. Yani nefsini bilmektir.67

"Devletlim! Evvela karmaukâinat kitabn açtn ve:

-Oku! Dedin.

Ben acemi fakat çalkan bir talebe gibi, onu kelime kelime hece-

lemeye baladm. Dostlarm buna ahittir. Bir kr çiçeinde, bir

çi tanesinde, bir incecik su rltsnda, zevkte, tebessümde hep

senin parmak izlerini görerek hzl hzl okuyor ve yanmdakile-

re söylüyordum.

Fakat bunlara, bu güzelliklere doymadan sahifeler karmda dö-

nüyor, bütün telama ramen, zahmette, meakkatte (güçlük),

göz yanda, strapta gene senin dehana ve hünerine ahit olu-

yordum. te böylece de gece demiyor, gündüz demiyor, önüme

ne gelirse okuyor, okuyordum.

Nihayet yorgunluuma acm miydin, neydi? Karma gelip

gene bana dedin ki:

-Kâinat kitabn okumak uzun sürer; kendi kitabn oku!

Bu, o büyük kitabn hülâsas (öz) idi; onda da güzelliklerde çir-

kinliklerden, zevklerden ve aclardan izler, eserler, görünüler

vard. Belki hakîkaten bu, ötekinden küçüktü; ancak kâinat ki-

tabna smayan büyüklükler bunasmt.
armtm. "Ben bunu, bu karmakark, sökülmez, ezberlen-

66 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.622.

67 Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, stanbul, 1997, s.3-4

Ayet 2

44

mez çetin kitab nasl okurum," diye düünürken, bir kere daha

karma geldin ve:

-Kendi kitabn okumak uzun sürer, beni oku! dedin.

-Seni mi, Devletlim? Acaba bu cihanda seni okumu kim vardr

ki ben bu bahtiyarlar arasnda saylaym? "Benden bir olmaz is-

temekle, beyhude (bo) didinip, tebah (yok olu) olmammisti-

yorsun?" diye haykrdm.

O zaman tekrar yanma geldin. Hayr, hayr...yanma gelmek de

ne demek? Gözüm oldun, dilim oldun, tenimdeki canm oldun

ve bunlar, benim yerime kendin okudun." 68

• Kur'ân batan aa insân- kâmili söyler. Kemâli bulmak için

insann nefsinin ayplardan temizlenmesini tezkiyesini (arndr-

ma), ruhunun aklanmasn ve ona lâzm olacak amellerin ifâsn

(yerine getirme) söyler. Yoksa Kur'ân'dan maksat, sadece onu

tecvit üzere okumak deildir. Mânâsn anlamaktr. Kur'ân'n

mânâs braklyor da teferruat ile uralyor. Hâlbuki o teferru-

at, hep o mânâ içindir. Onun için Kur'ân- Kerîm'i her saat hal-

dr haldr okumak deil, okuduunla amel etmek lâzmdr. Böy-

le olmadktan sonra ne fayda? 69

• Bütün kâinatta ne yazlm ise, Allah onlarn hepsini bu küçü-

cük vücûda sdrmtr. Ayp deil mi bize ki, eein üstünde-

ki Kur'ân- Kerîm nasl kendisine bir fayda vermezse, biz de bu

nimetler içimizde olduu hâlde onu görüp istifade (yararlanmak)

etmeyelim.

Reva (uygun) mdr ki maddî manevî bunca varlklara sahip ola-

sn da, kendinde olan bu servetten gafil (habersiz) olasn? Kur'ân

tayan merkepler (eek) gibi, tadno Kur'ân' yalnz tamak-

la yetinesin. Allah sana beer olmak erefini ihsan etmi iken

kadrini bilmemek elbet nankörlüktür. Onun için çalmalyz.

68 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.496.

69 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.492-493.

BAKARA

45

Çalacaz (takva) her hususta çalacaz. Dünyaya gelmekten

maksat, ancak bu hakikatleri bilmek ve hemcinsimize hizmet et-

mektir. Yoksa sadece yat, ye, iç, kalk, darda evde bolca laf...

Olmaz bu... Lâzm olan, insann insanln bulmasdr. Çünkü

insanlk büyük eydir. te oraya ayak bastn m, artk vara yoka

itirazlar, dedikodular kalmaz. Dâima edep dairesinde hareket

eder, kimseye fena nazar ile bakmaz, hereyi Cenâb- Hakk'n

yaptn bilir, dâima iyilie çalrsn.

Hâsl (sözün ksas) illa güzel ahlâk, illa güzel ahlâk... Ahlâk ol-

mazsa, ibâdetten de bir fayda hâsl (meydana gelme) olmaz.-o

Hz. Aye'den, Resûlullah efendimizin ahlâkn sormular. Ce-

vap olarak: "Siz Kur'ân okumuyor musunuz? Resûlullah'n

ahlâk' Kur'ân'd," buyurmu. 71

Bütün Kur'ân sebebi gidermeye aittir. Zahiren yoksul olan

Peygamber'in yüceliini, yine zahiren yüce olan Ebû Leheb'in

helakini (yok olma) anlatr durur.772

Bil ki Kur'ân'n bir zahiri var. Zahirin de gizli ve pek kuvvet-

li bir iç yüzü var.

O bâtnn bir bâtn (iç, öz), onun da bir üçüncü bâtn var ki

onu akllar anlayamaz, hayran kalr.

Kur'ân'n dördüncü bâtnnysa esiz örneksiz Tanr'dan baka

kimse görmemi, kimse bilmemitir.

Oul, sen Kur'ân'ndyüzüne bakma.. eytan da Adem'i top-

raktan ibaret gördü, hakikatine eremedi!

Kur'ân'n zahiri insana benzer... sureti görünür, meydandadr

da can gizli! 73

70 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.323.

71 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi , çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.III, stanbul, 1988,

s.205.

72 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî , çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.III, stanbul, 1988,

s.347.

73 Ken an Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.545.

Ayet 2

46

Kur'ân- Kerîm'in bâtn (iç, öz) mânâs akln üstündedir. Meselâ

ben size, 'Her ey bu dünyadadr; âhiret de bu dünyann içinde-

dir,' dersem, bunu görecek göz zahir (görünen) gözü deildir. Bu

hakikati görmek ve bilmek için bir baka göz ve bir baka akl

lâzmdr. te bu yolda akln itirazlarna yol yoktur.74

Sapklar, Kur'ân'da sözden, laftan baka bir ey görmezlerse a-

lmaz ki.

Körün gözüne, nurlarla dolu günein klar gelmez de yalnz

bir hararet gelir.75

Allah Kur'ân'da tecellî etmitir. Fakat görmüyorlar. Ancak edep

sahibi tecellîye mazhardr (göründüü yer). Edep ise 'lâ ilahe il-

lallah' demektir. Yani ben yokum, ancak Allah var demek. Bu da

laf ile elde edilemez, Allah'n tecellîsine mazhar olmakla müm-

kün olur.

Fakat, 'Herkes bu tecellîye mazhar olur mu?' dersen, o tecellî sa-

hibini görüp ondan feyz almas, göreni görmesi hatta göreni gö-

reni görmesi dahi feyzi için yeter bir imtiyazdr.

uiki eyi iyi düün:

1- Büyük kitab: Yani Kur'ân- Mübîn'i ki, Kâinat Kitabnn

özüdür.

2- Kitâb- Nâtk' (konuan kitab): Yani Hz. Muhammed'i (s.a.s.)

Evet o kitabn derinliklerine dal; yalnz ölüne okuyup, sözleri-

ni kraat edip ya da hafz dinlemekle yetinme; mezarlk kitab

da sanma; hükümlerine uy! Çünkü O kitab, ruhu mânâlara te-

vik ile insana insanl öretir. En yüksek ahlâk tâlim eder (ö-

retir). 7G

74 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi , çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.III, stanbul, 1988, s.346.

75 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.479.

76 Ahmet Kayhan, Maddi-Mânevi Kur'ân ve ilmin Günei Hazreti Pir Seyyid Sultan

Abdülkadir-i Geylâni, Ankara, 1998, s. 159.

BAKARA

47

"Kuku, çelime, tutarszlk yok onda." (la raybe fiyh)

Bu âyetle de (Bakara, 2) Allah Teâlâ, Elifin, Lâm'n ve Mîm'in

hakikatine iaret etti...icmal (ksaltmak,bir araya toplamak)

yolu ile; zâta, isimlere ve sfatlara iarettir. -"Bu Kitap" (Baka-

ra, 2)

Burada Kitap; nsân- Kâmil'dir.

Elif-Lâm-Mîm-ise: Bu insann hakikâtine iarettir.77

rayb (üphe): Aslnda nefse bir zdrap, bir kuku vermek

mânâsna masdar iken, lügat örfünde bu zdraba balca bir se-

bep olan ek ve üphe mânâsnda kullanlmas üstün gelmitir.

Yani rayb, üpheye yakn ve fazla olarak kötü zan gibi bir töhmet

mânâsn da kapsar. Fakat asl mânâs üphe ve kuku, yani ku-

kulu üphedir.78

Kur'ân, her türlü üpheden uzak ve her töhmetten (itham ve zan

altnda bulunmak) uzak klnmtr. Kitaplar içinde hak "kendi-

sinde üphe olmayan" Allah'n kitab olduunu bunun kadar ke-

sinlik ve üphesizlik ile bilinen ve doru yolu bunun kadar gös-

teren hiçbir kitap yoktur. Bunun ne vahyinin nitelii ve inme-

sinde bir üphe, ne de tebliinde bir töhmet (itham ve zan altn-

da bulunmak) vardr.79

Hakk'n indirdii, Hakk'n iar, doru haber veren, maksad

yalnz iyilik ve insanln mutluluu olan bu kitapta, üpheye

yer verecek ne bir cehalet (bilgisizlik) ve gaflet (hakikatten haber-

siz olmak), ne de kötü bir niyet ve bozuk maksadn tasavvuruna

imkân yoktur.80

77 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 125.

78 Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s. 158.

79 Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s. 157

80 Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s.157

Ayet 2

48

Allah, "Bu konuda hiçbir ekilde üphelenmeye yer yoktur" diye

açk olarak mutlak güvencebalamtrki bunda Resûlullah'n

ruhunun, vahyi, gerek kabul etmede ve gerek tebli (ulatrma)

etmede sözünde duran emin bir kii olduunu kaydetmek ve ilan

etmek vardr. Ve bu ekilde kitabn kendisinde hiçbir üphe ol-
madn kaydetmek, kitab tebli eden Muhammed el-Emîn'in

kendisinde de hiçbir üphe bulunmadnn tescilidir.81

'O kitap''gayba iarettir. Allah'n ezelde kendi nefsineyaz-
dkitaptr. Tevrat ile InciVin kastedildii de kabul edi-

lebilir bir savdr bu hitapta. öyle ki: Tevratla incil'in ta-

mamlanmas olarak kastedilmi 'Kuran diye düünüle-

bilir. Tevrat' da incil'i de bu gözle deerlendirenler 'na-

maz klanlardan olarak adlandrlmtr. Rayb kuku an-

lamndadr. 'O kitap'ta kukuyoktur. Siz Kur'ân dan üp-

he duyabilirsiniz; ama o kuku duyulacak kitap deildir.82

Hz. Muhammed zamannda sözlerin en güzelini, en dorusu-

nu, en sanatl olann söylemek revaçta idi. Hatipler ve airler,

toplumun en sayg gören insanlar olmutu. iir ve kelâm sa-

hiplerine adeta kutsal insan gözüyle baklyordu. Hz. Muham-

med ite böyle bir zamanda Kur'ân- Kerîm'in sûrelerini ilan

etti. Okuma yazma bilmeyen, bir Tanr ümmîsinin böylesine

güzel, ulvî, sanatl ve her sözden üstün bir telkin lisanyla söy-

ledii âyetler o devrin bütün fesahat {güzel, düzgün konuma)

ve belagat {güzel, pürüzsüz söz söyleme) ehlini hayrette brakt.

Çünkü Hz. Muhammedi Allah söyletiyor, onun dilinden biz-

zat büyük yaratc konuuyordu. Asrlardan beri ve bugün hâlâ

Kur'ân- Kerîm'in hiçbir dilde kendi terennüm (ahenkli bir ses-

le okumak, mûsikîli söz) lisânndaki ilâhîlik ve güzellikle ifade ve

tercüme edilemeyii de bundandr. 83

81 Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s.158.

82 Derleyenin notu.

83 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.79.

BAKARA

49

Harfler ve sözler birer kap gibidir. Onlarn delâlet ettii mânâlar

ise kabn içindeki su gibidir. Mânâ denizi de Allah'n yannda

bulunan Ümmü'l-Kitap'dr.

Allah her kimin kalbine mihenk koymusa, ancak o kimse

yakîni üpheden ayrt edebilir.84

Kur'ân, gerçi Peygamber'in dudandan çkar ama kim Tanr

söylemedi derse kâfirdir. Sureti fânidir; o bir ayna kesilmitir. O

aynada bakalarnn yüzünden baka bir ey görünmez.! Orada

çirkin bir surat görürsen, gördüün de sensin. îsâ ve Meryem'i

görürsen yine gördüklerin senden ibarettir. O ne budur, ne o..her

eyden ar durudur., yalnz senin önüne senin suretini kor! 8'

Bununla beraber Kur'ân'n mertebesi gizli deildir. Kur'ân'n, e-

ref ve fazileti herkesçe bilinmektedir. Çünkü Allah'a yakn olan

kelâmlardan hiç biri Kelâmullâh'n dengi olamaz.

Bu durumda zâkire (zikreden kii) gereken zikrini yapaca za-

man zikrini Kur'ân'da vârid olan zikirden tertip etmesi ve bun-

larla Allah' zikretmesidir. Böylece zikrederken ayn zamanda

Kur'ân da okuru olur. Kur'ân okuru olduunda ise Allah'n ken-

di zâtn zikrettii zikri de nakletmi olur. Böyle yapt zaman

kendisini, Rabbinin "Onuyanna al ki Allah'n kelâmn iitsin!"

(Tevbe, 6) ve "Allah, kendisine hamd eden kimseyi duymakta-

dr." sözlerinde iaret edilen mertebeye koymu olur.

Kur'ân okuyan kulun mükellefolduu günlerde dünyadaki yük-

selii kendi okuyuundan Allah'n okuyuuna yükselmesidir. Bu

durum Hakk'n kulunun dilinden tilâvet etmesi ile olur. nitekim

Hakk, kulunun kendisiyle iittii kula, gördüü gözü, tuttuu

eli ve yürüdüü aya olmaktayd. . . Bunun gibi kendisiyle söz

söyledii ve kendisini ifâde ettii lisan da olur.

84 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.46.

85 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi , çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.IV, stanbul, 1988,

s.171, beyit. 212, s.173, beyit 2140, 2142-2143

Ayet 2

50

Artk kul; Allah'a hamd, Onu tebih ve tehlil edecekse bunu an-

cak Kur'ân'da geçen ifâdelerle yapar. Bundan dolay da kendi

okuyuundan Rabbinin okuyuuna yükselir.

Nitekim kyamette kul okumasnn ulat son âyete dek yük-

selir. Sonunda bu âyetin lâyk olduu mertebede durur. Bu âyet

ise kul okuduunda Rabbinin kulun azndan okuduu âyettir.

Bundan dolay sözlerin en seçkini ve mâruf olan Allah'n

kelâmdr.

Onun peygamberi, O'dur. Yani Kendisi, Onun risâleti (peygam-

berlik) O'dur. Yani Elçisi O'dur. Yani, kendisi.

Keza, kelâm da Odur. Yani kendisi.

O, bir elçi gönderdi: Kendisinden, kendisiyle, kendisine.

Ne sebep, ne vâsta. Bunlar yok. Çkar bunlar aklndan.

Elçiyi gönderen, elçinin getirdikleri, elçinin kendisi ve elçinin

geldii kimse; bunlarn hepsi ayn varlktr; tek eydir. 86

Büyük srlar küçük görülerle bilinmez. Onlar bilmek için

allâme {çok bilgili) olmak da yetmez. Ulularn vârisi olan kâmil

insan bul; o yüce bir kitaptr O'nu oku, böylece de muhtaç ol-

duun Allah ilmini tahsil edip Hakk arifi ol! 87

Kuran: Zâttr.

Furkân: Sfattr.

Kitap : Mutlak varlktr.88

86 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, s.22-23.

87 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, s.22-23.

88 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 125.

BAKARA

51

Bir klavuzdur (hidâyettir) o,

(Hüden)

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->