UNIVERSITYOF

N.C.

AT CHAPEL HILL

00034703330

derleyen:

CEMÂLNUR SARGUT

BAKARA
Âyet 1-10

Cemâlnur Sargut
This book is due at the VVALTER R. DAVIS LIBRARY on the last date stamped under "Date Due." If not on hold, it

may

be renewed by bringing

it

to the library.

NEFES yaynlar
ISBN: 978-605-5902-04-9
/.

basm
yayn
no: 9

Kitap

Kur'an- Kerîm Çalmalar

2

Mays, 2009- stanbul
Metin Grubu: Meral Hasrc, Nazl Kayaban,
Editör:

Nee

Tas

Muhammed Bedirhan

Kapak tasarm: Hümanur Bal

ç grafikler: Aygül Okutan
Sayfa düzeni:

Adem enel

Kapak

& ç bask: Pasifik Ofset.

Cilt: Pasifik Ofset

Nefes Yaynlar;

Badat

Cad. Güzel Sk. Bilkan Apt.

A

Blok no: 11/2 Selâmiçesme, stanbul

Tel: (216)

359 1020 Faks: (216) 359 4092

BAKARA
Âyeti- 10
Cemâlnur Sargut

UNIVERSITYLIBRARY UNIVERSITY OF NORTU CARüLINA

ATCHAPELHILL

Nefes

Yaynlar

ÇNDEKLER

ÖNSÖZ

13

BAKARA SÛRES

17

l.ÂYET
Elif, Elif.

21

Lam,

Mîm
21

Lâm:

25

Mîm:
"Elif,

26

Lam, Mîm"

birlikte

29

2.

ÂYET
(Kur'ân);

37

Zâlikel-kitâbü lâ raybefîh hüden llmüttekine

O kitap

onda

asla

üphe yoktur. O,

müttakîler için

(saknanlar ve

arnmak

isteyenler) için bir yol göstericidir.

"te o kitap! "(Zâlike'l-kitabü)
Zâlike

38 39 39
(lâ

O Kitap
"Kuku, çelime, tutarszlk yok onda."
Bir klavuzdur (hidâyettir) o,

raybe fiyh)

47

(Hüden)

51

Hidâyet

51
ehli) için.

Korunup saknanlar (müttakîler / takva
(fiyh

hüden lilmüttekyne)

55 55

ttikâ, Müttakî/Takvâ ehli

3.

Ayet
mîmmâ rezaknâhüm yünfikûne
harcarlar.

73

Elleziyne yuminune bi'l-aybi ve

yükymûne's-salâte ve

Onlar gayba inanrlar, namaz klarlar, kendilerine
verdiimiz mallardan Allah yolunda

"Onlar ki gayba inanrlar"

76

îmân

86

"Namaz klarlar"
Abdest

92

92
106

Namaz/Salât

SMAL HAKKI BURSEVÎ'NÎN ECVBE- HAKKIYYE'S
Yedi says

137

137

Birinci soru:

Cuma da

ön, tydda sonra hutbe

okunmak

nedir?
ise

Hutbenin cuma namazndan önce, bayram namaznda
sonra

okunmasnn hikmeti nedir?

139
141

TECELLÎ

CMÂL-TAFSÎL
FARK-CEM'.

143

146

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki
ikinci iaret:

149
150

AHMED-MUHAMMED
Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki
Üçüncü aret:

1$2

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki
Dördüncü iaret:
153
153

NEFS-RUH
Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki
Beinci iaret:

154
154

MEKKE-MEDÎNE.
Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Altnc iaret:
Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki
Yedinci iaret:

156

158
158 159

HÎTAP-TME-GÖRME
MÎRÂC
ikinci Soru:
Leyle-i Mîrâc' da pençâh vakt salât farz oluben

Bade

tenzilin aceb

be
elli

vakte hasr olmak nedir?

-Mîrâc gecesinde
indikten sonra

vakit

namaz

farz

olduu

hâlde,

be DEHR/ZAMAN

vakte inhisar etmesinin hikmeti nedir?

160
160
162

MEKKE /KABE.
SEKR

164
165

VAKT NAMAZLARI.
SEYR

169
171

HAZARÂT-I HAMS
Üçüncü
ki,
üç,

soru:

dört rek'aden bîs ü

kem olmayub

salât

Her

birin bir vakte tahsis eyleyüb

klmak

nedir?

-Namazlarn her birini
rekâttan fazla ve eksik

bir vakte tahsis ederek iki, üç ve dört

olmakszn klmann hikmeti nedir?

175
175

REKÂT-KANAT
REKÂTLAR-CELÂL I CEMÂL

177
179
181

NAFLE NAMAZLAR NAMAZ VAKTLER

Dördüncü
Ol salât içre

soru:
ola yahut dört ola

Her salât kim rekat üç
iki kerre

bu oturmak nedir?
iki defa

-Üç ve dört rekâtl namazlarda

oturmann hikmeti

nedir?....

184
184

NAMAZIN RÜKÛLARI.
FENÂ-BEKA

AKATE.
MÎRÂC
KA'DE

m
189 190
i9i

KIYAM
Beinci soru:

192

Gündüz

ihfâ ile

olmuken kraat fi's-salât

Cuma

ve lydin sala ti içre

olmamak

nedir?

-Namazlarda kraat gündüz
bayramlarda cehri

gizli

olduu hâlde, Cuma ve
193
193

olmasnn GÜNDÜZ VE GECE

hikmeti nedir?

SISLE- MERÂTB
ENE'I-HAK

195

196
197

CUMA-BAYRAM
Altnc
soru:
ola

Çün yakn

kyamet maribî

olup

ems
yine oradan

Kenz-i garba girip andan yine

domak nedir?
199
199

-Kyamet yaklat vakit, günein batya geçip

domasnn hikmeti nedir?
KIYAMETLER

ÂDEME TECELLÎ.
GECE-GÜNE
Yedinci soru:
Ziyâde
tekbîrleri lydin nedir

201

201

hem

idicek

Her

birinde ellerini abdî

kaldrmak

nedir?

-Bayram namazndaki ziyâde tekbîrlerin ve o srada
elleri

kaldrmann hikmeti nedir?

202

BAYRAM TEKBÎRNN HKMET
"Kendilerine verdiimiz

203

rzktan bakalarna yardm

için verirler."

204 204

nfâk

4.

AYET
bimâ ünzile
ileyke ve

221

Velleziyne yuminûne

mâ ünzile

min kablike

ve biVâhirati hütn yûknûne.

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene îmân ederler;
âhiret

gününe de kesinkes inanrlar.

"Onlar ki sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara inanrlar," ... 223
"âhirete

îmân

ederler"

231
231

Âhiret

5.

AYET
Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler ve

245

Ülâike alâ hüden min rabbihim ve ülâike hümü'l-müflihûne

te onlar,

kurtulua erenler de ancak onlardr.

"Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler"

246

Rab
Rubûbiyyet
Hidâyet ancak Rab'dan gelir
"bunlar felaha erenlerdir"

246
252

253

264 264

Kurtulua/Felaha ermek

6,

AYET
lâ yuminûne
ile)

269

Innelleziyne keferû sevâün aleyhim eenzertehüm

em lem tünzirhüm
Gerçek

u

ki, kâfir

olanlar (azap
için birdir;

korkutsan da
etmezler.

korkutmasan da onlar

îmân

7 AYET
Hatemallâhü alâ kulûbihim ve alâ semihim ve alâ ebsârihim

269

âvetün ve lehüm azâbün aziymün.
Allah onlarn kalplerini ve kulaklarn mühürlemitir.
gözlerine de bir çeit perde gerilmitir ve onlar için

Onlarn

(dünya ve âhirette) büyük bir azap vardr.

10

Âyetin cemâli

yorumu

270
274 274

nkâr edenler/Keferu
Küfür ve kâfir

eriat Açsndan Açklamas
TasavvufAçsndan Açklamas

274

275

"uyarsan (nzâr) da, uyarmasan da"

283 283 283

nzâr / Korkutarak uyarma
"uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar."

Allah korkusunun hakikati

287
kulaklarn mühürlemitir.
293 293

"Allah onlarn kalplerini ve

Gözlerinin üzerinde de bir perde vardr."

Kalp

Mühürlenmek, perdelenmek

302
313 313

"En büyük Azap

(azîm) azab onlarndr."

8, 9.

AYET
men yekûlü âmenna
billahi ve

317

-ve mine'n-nâsi

bi'l-yevmi'l-âhiri ve

ma hüm

bi

muminiyne
ve

-yuhâdiûnallâhe velleziyne
illâ

âmenu

ma yahdeûne

enfüsehüm ve

mâ yeurûne
ki,

-insanlardan bazlar da vardr
"Allah'a ve âhiret

inanmadklar hâlde
derler.

gününe inandk"

-Onlar (kendi akllarnca) güya Allah' ve

müminleri
aldatrlar ve

aldatrlar.

Hâlbuki onlar ancak kendilerini
deillerdir.

bunun farknda

Münafk
"Gerçekte
ise

323
onlar öz benliklerinden

bakasn aldatmyorlar.
327 330

Ne var ki, bunun farknda olmuyorlar."
Küffâr

11

10.

ÂYET
meradun fezâde hümullâhu meradan

331

fî kulûbihim
ve

lehüm azâbün eliymün bi

mâ kânû yekzibûne
Söylemekte olduklar

Onlarn
onlarn

kalblerinde bir hastalk vardr. Allah da

hastaln çoaltmtr.

yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardr.

"Kalplerinde hastalk vardr."

332

Kalp hastalklar
"Allah da onlarn

332

hastaln arttrmtr."

334

"Söylemekte olduklar yalanlar"
Yalan

335

335

"onlar için elîm bir azap vardr"

336

Balarna gelen

elim azap nedir?

336

KELME NDEKS
ÂYET

343
381

NDEKS

i
i

>

.

.

ÖNSÖZ
Lâm, Mîm.
.

Elif,

Hayat, ilim, hikmet.

Yaradln balamasyla dirileri insan,
her

ilmini hikmete çevirip Allah'

bakt

yerde görmek her iittii seste
anlar, idrâk sahibi olur.

nca,

yaadn

duymak derecesine ulate bandaki üç harfle

dahî Kur'an'n
götüren

mânâsn

özetleyen yüce sûre

BAKARA bizi
sahibi)

tevhcTe.

putlarmz krarak hâkim (hikmet

olmay öreten

Rabbi sûredir.
Yâ-sîn
ile

baladmz tefekkür yolculuuna belki
bulacak olan bu sûre
ile

de tamamlann-

ca 20'li

ciltleri

ile

devam etmek boynumuzun

borcuydu. Zira "Sûre-i Yâ-sîn"

ak dolan gönüllerimizin edebi ödemektir.

renmek mecburiyeti vard.

Edep

ise

Hakk'tan baka hiçbir

ey görmemek

.

Hakk kulundan intikamn yine abd'iyle alr
Bilmeyen ilm-i ledûn'u onu abd
etti

sanr

Her iin

hâliki oldur

abd eliyle

ilenir

Sanma

ki onsuz

Bahriyâ âlemde bir çöp debrenir

diyen kâmil insanlar gibi Allah'tan emîn olarak hüzünsüz ve korkusuz bir âleme

kavumann

yegâne yolu Kur'an'n

tecellîsinin gönlü-

müzü Kadir
nsân-

gecesi gibi

aydnlatmas deil midir?

kâmil'lerin yorumlaryla idrâke

çaltmz

sûrenin ilk

10 âyetinin gönülleri

akla doldurmasn, ibâdetimizi

ak

yolculu-

una

çevirmesini ve bizleri

yaayan

Kur'ân'lar hâline getirmesini

Allâh'mzndan
Hürmetlerimle

niyaz ediyoruz.

Cemâlnur

SARGUT

t

YAYINCI ÖNSÖZÜ
Bakara
Sûresi,

Peygamber

(s.a.s.)

Efendimizin Medine'ye hicret etme-

lerinden sonra ilk inen sûredir.
"Allah'a

Ayrca bütün Kur'ân'n en son

inen,

döneceiniz günden korkun. Sonra herkese

kazand
ki

tamamen

ödenecektir." (Bakara, 281) âyeti de
ilk

bu

sûrededir.
bir

Demek

Medine'de

inmeye balayan ve en sonra tamam olan
zirvesi el-Bakara süresidir.

yüce sûredir.

Kur'ân'n

Kur'ân canl

bir

cisme benzetilecek olursa Fâtihâ

ba,

el-Bakara gövde-

sinin en önemli

ksm, dier

sûreler de

baka

uzuvlar, cihazlar, kol ve

bacaklar derecesindedir.

Bu
nen

eser

Bakara Sûresinin

ilk

on

âyetini
gibi

kapsamaktadr. Daha önce
incele-

okurlara

sunduumuz "Ey nsan"

büyük mutasavvflarn

âyetlerle ilgili

yorumlarndan derlenmitir.

lk on âyetin içinde Kitab'n mânâs, Hidâyet'in anlam ve korunup saknan takva ehli için Kur'ân'n nasl bir klavuz olduuna dâir tasavvufî
açklamalar mevcuttur.

Mü'min, münafk ve

kâfirin

tanmlar derinlemesine yaplm,

vasfla-

r ayrntlar
Gayba îman,

ile

açklanmtr.
namaz, infâk
gibi konular derinlemesine incelen-

abdest,

mi, okuyucu

için bir

kaynak

eser

olmas amaçlanmtr.

Müslüman Türk insan bugün yeri doldurulamam manevî deerlerinin aray içerisindedir. Klielemi ve kendisine korku salan bir dînî

anlay

reddetmekte, sevebilecei ve uygulayabilecei bir slamiyet'in

özlemini çekmektedir.

Bunun
ile

yolu da

doru

ve yaklatran, itmeyen

çeken bir

bak açs
anlay
ile

hurafelerden uzak, aydn, uygulanabilir bir

slâmiyet

bilgilendirilmesidir.
eser inallah

Cemâlnur Sargut Hanmefendi tarafndan derlenen bu
amaca hizmet etmek
gayesi
ile

bu

yayna hazrlanmtr.

BAKARA SÛRES

(2/92. sûre)
indi

Medine Döneminde Âyet says: 286

Bismillâhirrahmânirrahîm

Peygamber
den sonra

(s.a.s.)

efendimizin Medine'ye hicret etmelerin-

ilk

inen sûredir.

Ayrca bütün Kurann en son
bu
De-

inen, "Allah'a döneceiniz

günden korkun. Sonra herkese kazandsûrededir.

tamamen

ödenecektir." (Bakara, 281) âyeti de
ilk

mek
bir

ki

Medine'de
1

inmeye balayan ve en sonra tamam olan

yüce sûredir.

Kur'ân'n

zirvesi el-Bakara süresidir.

Kur'ân canl

bir

cisme benzetilecek olursa Fatiha

gövdesinin en önemli

ksm, dier

sûreler
2

de

ba, el-Bakara baka uzuvlar, ci-

hazlar, kol ve bacaklar derecesindedir.

Kur'ân- Kerîm' de ne mevcûd

ise

3 Bakara sûresinde mevcuttur.

"Günlerin

efendisi

Cuma

günü,

sözlerin

efendisi

Kur'ân,

Kur'ân'n efendisi Bakara
âyetü'l-kürsîdir."
4

Sûresi,

Bakara Sûresinin efendisi de

1

2 3

4

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.542. Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c.

II, II,

stanbul, 1992, s.143. stanbul, 1992,
s.

144.

II,

stanbul, 1992, s.158.

Bakara
18

eyh-i Ekber

bn Arabi'nin Tecellîyât Kitabn anlamann anahKitabn her bölümünün, bu sûreden

tar, Bakara Sûresindedir.
bir

veya birkaç âyetten oluan dayanaklar vardr... eyh,

ad

ge-

çen kitabn giriinde onu öyle tantmaktadr: "Bu onüç tlsm-

dan

biri olan,

üçüncü tlsmdan

inilerdir."
"Elif,

Üçüncü tlsmla, Baharflerine iaharfleriyle

kara sûresinin

banda yer alan
Bakara

Lâm, Mîm"

ret edilmektedir.

sûresi ise

mukataa

balayan

onüç sûreden

biridir.
tecellî:

Örnekler: Birinci

Sr

yoluyla gerçekleen iaret

tecellîsi.

Sûrenin

ilk âyetine taalluk (ilgili

olma) eder:

"Elif.

Lâm. Mîm.

te bu

Kitab..."

ikinci tecellî:
âyetle ilgilidir:
ederler."

Göz aydnlnda arnmann
"Onlar
ki

nitelikleri,

ikinci

gayba îmân ederler ve
5

namaz ikâme

Çünkü namaz

göz aydnldr...

Bu

sûre

anlam müphem

(örtülü) harflerle

balayan

ilk sûredir.

6

Bakara Sûresi müteâbih (anlam herkes tarafndan anlalmayan) harflerle

balamtr. Müteâbihler ayn zamanda yorumdan uzaktrlar. Akl sahipleri ile hikmet sahibi kimselerin mertebeleri

bununla anlalr. 7

Baz

bilim adamlar bu
lerin

müteâbih (anlam
Allah'tan

herkes tarafndan

anlalmayan)
demilerdir. 8

yorumunu

baka

hiç kimse bil-

mez, her kitabn bir srr vardr, Kur'ân'n srr da bu harflerdir,

"Her kitabn
dir."

bir özeti vardr.
9

Bu kitabn

özeti de hecâ harfleri-

(Hz. Ali)

5

Abdülbâki Miftah, Füsusu'l Hikem Anahtarlar Kur' ân-Varlk, çev.Vahdettin nce, stanbul,
s. 30.

6 7
8

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut
7 smail
Ali

Kank,

Bursa, 2006, s.98.
I,

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu l-Beyân

Tefsiri, c.

stanbul, 2004,

s.

56.

Akpnar, Kur' ân' da Hece Harfleri, (Hurûf-i Mukattaa) ve Kueyri'nin Hece Harfleri Yorumu, Tasavvuf lmî ve Akademik Aratrma Dergisi, Ankara 2003, say. 11, s.55-73.
Dili, c.
I,

9

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân

stanbul, 1992, s.153.

BAKARA
19

Bil ki; sûrelerin

bandaki anlam meçhul harflerin hakikatlerini,
anlalabilen
sûrelerin

ancak

aklla
10

hakikatlerini

bilenler

bilebilirler.

Bir kul,

bu

harflerin sûrelerindeki hakikatlerini

örenmedikçe,

îmânn srlarn kemâle
Harf,

erdiremez.

11

Hakk'n

kendisiyle sana hitap ettii ibarelerdir.

Varlk

bir harftir,

anlam

sensin

Benim âlemdeki yegâne emelim O'dur Harf bir anlam, harfin anlam ise onun

sakinidir (hareke)}

1

Bakarann banda bulunan
üç harf, bir anlamda, ahit
Melekleri, bir

ve

bu sûrenin özetini veren

çarmak demektir.

anlamda da melekelerimizi harekete geçirip
"Kendine gel, bu âyeti anla"
ve hâle geçir" anlamndadr.

idrâki

arttrmz; kendimize
ören

demektir. "Sen bu âyeti
Cebrail'in

mânâsn,

seni bilgi ile dirilten, idrâkini artt-

ran olarak düünürsen; Eliften maksat Allah; lam, Cebrail,

yani müridin;
sfatyla

Mim

ise

Allah'n senin hakikatinde ilmi ve

tecellisi oluyor.

Elif, "lâ ilahe illallah" gibi

düünülürse, Lâm; "lâ mevtecelli

cuda

illallah" yani

kâmil insanda
"la

eden Cebrail'dir.
delilidir ve

Zâten kâmil insan,

mevcuda illallah"n
illallah " ise

aikâr görünüüdür. "Lâ faile

Mim 'dir ki, ya-

radlmn fiilindeki tecellidir.
Bakara, Allah'n insân- kâmilin vastasyla
sende
(efaatiyle),

aça çkard hakikatindir.

13

10
11

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut

Kank,

Bursa, 2006, s.98.
c.I,
s. s.

bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

161.

12 13

Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,
Derleyenin notu.

257.

^

AYET

1:

Elif,

Lâm,

Mim

Müteâbih {Kur ânleri)

Kerim'in mecazi

mânâya

elverili âyet-

de, tilâvet (okumak,

takip etmek)

yönünden
Mes'ûd'un

tpk
anlat-

muhkem (mânâs açk olan

âyetler) gibidir.

bn

tna göre Râsûlullah
kitabndan
hasene
dirilir.

(s. a. s.)

öyle buyurmutur: "Kim, Allah'n

bir tek harf okursa,

(mânâsn

idrâk ederse) ona bir

{sevap)

vardr. Her bir hasene de on misli olarak deerlenlâm,

Ben,

'Elif,

Mîm'

bir tek harftir

demiyorum. Aksine
bir harftir.
14

'Elif bir harftir,

iam'

bir harftir ve

'Mîm' de ayr

Do-

laysyla

"Elif,

Lâm, Mîm" de otuz hasene vardr"

Elif:

Elif,

hayattan ibarettir (mazhardr)... lâhî hayatn bütün eyaya

irini (yaylmak) ve

eyann

ilâhî

hayat

ile

kâim oluunu

(varol-

duunu) görmüyor musun?
ite Elif de
(sir

eden,

tpk bunun gibi, yaylm) ve hepsinde
Elif,

bizzat harflerin hepsine sârî

mevcuttur. Hatta hiç bir harf

yoktur ki

o harfte telaffuz ve

yazl yönünden mevcûd

olmasn.
14
15

15

smail
117.

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu l-Beyân

Tefsiri, c.

I,

stanbul, 2004/7,

s. 59.

Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.I, s.l

16-

Ayet
22

1

Bütün mertebeler Elife

ait

olduu gibi,

harfler âleminin

toplam

ve mertebeleri de ona özgüdür.
Elif,

Bir

says bütün saylara

yayld

gibi

bütün mahreçlere

(harf ve seslerin

azdan çktklar yer)
iliir,

yaylr. O, harflerin dayaözelliiyle de

nadr,
risine

her

ey ona

o hiçbir

eye ilimez. Bu

Bir'e benzer,

çünkü saylarn varlklar da ona
Bir,

iliir,

o

ise

hiç biise

bal deildir.
gibi, elif

bütün saylar ortaya çkartr, saylar

onu ortaya çkartamazlar.

Bir herhangi bir mertebeyle snrlan-

mad

de bir mertebeyle snrlanmaz. Elifin ismi bügizlenir, böylece bir

tün mertebelerde
bir yerde

yerde ismi B, bir yerde C,

H,

olur.

Bütün mânâ ve
16

harfler Elifindir.

Elif Zât' ifade eder.

Elif,

yaylmay ve yaylmada dâhil olmay
17

ihtiva

eden zâta delâlet

(iaret) eder.

Elif harfi

yazmda dier

harflerden ayr bir özellie sahiptir.
bir

öyle
ra,

ki;

bu harf kendisinden baka

kaç harf gibi

(dal, za,

ze, vav),

kendisinden sonra gelen harflere bitimez.

Ancak

dier

harfler kendisine bitiir. Elif harfinin

bu

özellii,

tüm
hiç

mahlûkâtn yüce yaratcya muhtaç olduunu ama
kimseye muhtaç

Onun

olmadn hatrlatr.
Allah'n mekândan münezzeh
hatrlar.

hlâsl

bir kul

Elif harfinden;

(tenzih edilmi)

olduunu
onun

Çünkü dier

harflerin

boaz-

da, dudakta, yahut dil üzerinde belli

çk

yerleri

vardr. Elif ise

böyle deildir,
Elif harfi,

belli bir yeri

yoktur.
eder.

kulun kendini yalnzca Allah'a vermesine iaret
Elifin hiçbir harfe bitimedii
gibi,

Kul,

tpk

Allah'tan

bakas-

na yönelmez ve O'nun huzurundan hiç ayrlmaz.

Her harfin kendine has
dan yalnzca
16 17

özel bir

Elif

dimdik ayakta

duruu duruu

ve ekli vardr. Bunlarve

baka

harflerle biti-

Suad El-Hakîm, Ibnul-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s. 170. Abdülkerîm b. ibrahim el-Cîlî, Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s.95.

BAKARA
23

memesi
benin

ile

onlardan ayrlr.

te

o kitabn

bana

konarak,

alfa-

ilk harfi olarak;

baka eylere bitimekten ve baka eylerle
kimse, yüceliklere erer ve ulvî merharfler, seveniçin

megul olmaktan uzaklaan
tebeleri
lerin hâllerini ve

kazanr. Zâten mürekkeb (birleik) olayan

srlarn yabanclardan gizlemek

kullandk-

lar rumuzlardr.

Açk

ibareler genel eylere iaret eder,
18 eylere iaret eder.

rumuz

(iaret) ve iaretler ise özel

Yüce Tanr, Kur'ân'da yer alan anlam tam olarak bilinmeyen
harfler içinde

yazl bakmndan
Hemzeyi

Elifi birinci yapt; telaffuz ba-

kmndan

ise

birinci yapt.

Dolaysyla

Elif,

kendi mükemmellii içinde Zât'n

varl

için

bir simgedir.

Çünkü Elif,

herhangi bir harekeye muhtaç deildir.

Dolaysyla

Elif,

19 bütün açlardan mükemmeldir.

Ey Elifin Zâtl Sen münezzehsin
(tenzih

edilmi eksik ve kusurdan uzak saylm)!
için âlemler içinde bir varlk, bir

Acaba senin

mahal (mekân) var m?

O dedi ki Hayr [ltifatmdan
Çünkü ben ebedîletirme

baka

bir eyim yok!

harfiyim, "ezel" içiririm.
bir

Ayn zamanda

ben

zayfseçkin
celîl

kulum.

Ben, sultan aziz ve
Elif,

olanm.

hakikatlerden bir koku koklayan kimse nezdinde harflerbir harf deildir.

den herhangi

Fakat genel olarak insanlar onu
hakikat
ehli,

harf diye isimlendirmilerdir.
tir,'

Eer

o da

bir harf-

derse, o

bunu cümle

içerisinde,

o harfin de yer almas açsn-

dan
ri

öyle söyler. Elifin

makam

"cem"

makamdr.

Elifin isimle-

vardr.

Onun

ismi Allah'tr. Elifin sfatlar vardr;
tir.

onun sfat,

"kayyûmiyet" (ezelden ebede daim)

Elifin isimleri de varel-bâis (diril-

dr: el-mübdî (benzeri olmadan yeniden yaratan),
ten), el-vâsi' (ihsan

eden, rahmeti her eyi kaplayan), el-hâfz (koHarfleri' (Hurûf-i Mukattaa) ve Kueyrî'nin

18

Ali

Akpnar, Kur'ân'da Hece

Yorumu, Tasavvuf lmi ve Akademik
19

Aratrma

Dergisi,

Hece Harfleri Ankara 2003, say: 11, s. 55.

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut

Kank,

Bursa, 2006, s.103.

Âyet 24

rüyan), el-hâlk (yaratan), el-bâri (güzel yaratan), el-musavvir (gü-

zel suretler veren), el-vehhab (çok fazla ihsan eden,

balayan),
ferahlk
er-

er-rezzâk
veren),

(rzk

veren), el-fettâh (fetheden), el-bâsit (açan,

el-muizz (izzet ve ikram eden, aziz), el-muîd (yardmc),

râfi (yükseltici, hamil sahip),

el-muhyî (maddî mânevi hayat

veren),

el-vâlî (her

eye

mâlik), el-câmi (toplayan, içine alan), el-mugnî

(zenginlik veren), en-nâffi (menfaat ve fayda veren).

Elifin zât isimleri de vardr: Allah, er-rab (terbiye eden), ez- zahir
(açk), el-vâhid (bir, tek,
(son),

benzersiz), el-evvel

(ilk,

önce), el-âhir

es-samed (her eyin kendisine muhtaç
(zengin,

olup, kendisi hiçbir

eye muhtaç olmayan), el-ganî

muhtaç olmayan),

er-rakîb

(dâima görüp gözeten), el-mübîn (aikâr eden), el-hak (var olan,

varl

hiç

deimeden

duran).
aittir.

Bütün mertebelerin hepsi ona

Bu

mertebelerde onun karmertebeleri

deleri he ve lam'dr. Harflerin

toplam ve bütün

ona
dir.

aittir.

O, onlarda deildir, fakat onlarn
ki:

dnda

da deil-

öyle

O

hem

dairenin merkezidir

hem

de çemberidir;

hem

âlemlerin terkibidir (birleim,
20

karm), hem

de âlemlerin

çözümüdür.

Elif tek zâttr,
gi bir harfle

yaznn banda bulunduunda onun herhanbitimesi doru deildir. hâlde o, "Bizi srât-

u

müstakime ulatr"

ifadesiyle,

kiinin istedii dosdoru yoldur.

Söz konusu, tenzih (Allah \n eksik ve noksandan uzak bulunduu-

na ve insan vasfnda
isim ve

olmadna

inanma) ve tebih (Allah'n baz

sfatlarnn mahlûklarn sfatlarna benzemesi) yoludur.

Nefs Rabbine duâ ederken -ki onun Rabbi Fecir sûresinde kendisine

emredilmi Kelime'dir- duasn kabul etmesini

isteyin-

ce (âmin deyince), Rabbi de
lelikle

onun duasn kabul

etmitir. Böy-

Elif-Lâm-Mîm'den Elifi (Fatiha sûresinin son kelimesi

olan) "dalâlette

(doru yoldan ayrlmak) olmayanlardan"

ifade-

20

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut

Kank,

Bursa, 2006,

s.

130.

BAKARA
25

sinden sonra getirmi, âmin'i

ise

gizlemitir.

Çünkü

o,

melekût

âleminden olan
...Elif,

bir bilinmezdir.

melekût ve ahadet (ahitlik) âleminde bir

olduu

için gö-

rünmütür. Böylece kadîm ve sonradan yaratlmlar arasndaki
fark

meydana gelmitir. 21

Elif insân- kâmiVin

zâtdr

(özü ve hakikatidir).

22

Lâm:
Lâm, kâim olduu ekliyle {Lâm harfinin dik ksmi) kadîm
sfatlara delâlet eder.

{ezelî)

Baka

harfle

bitime vâstas olan uzanyla da sfatlarn müteal-

liklerine (iliii olan) delâlet eder.

Sfatlarn müteallikler
ibarettir.
23

ise

sfatlara

mensup olan kadîm

fiillerden

Lâm,

orta âlemdendir.

Dolaysyla sfat mahallidir. Sonradan

meydana

geleni kadîm' den

ayrtran ey

sfattr.

24

Lâm

harfi en kudsî en parlak ezel içindir
nefis en parlak

Ve onun en

makam

içindir

Ne zaman Ne zaman

kalksa,

onun zât âlemi oluturan

izhar (gösterme,

meydana çkarma) eder
otursa, o

zaman kevnî âlemi

(olu) izhar eder

Üç hakikatten sana bir nee verir pek elbise içinde yürür, salnarak
Bil ki

gider

Lâm

harfi,

ahadet ve ceberut

(varlklarn ilmi suretler

hâlinde

bulunduu âlem)

âlemindendir....

Bu harf

havas {Has-

l
22
23

tbnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

c.I,

s.

166.

Derleyenin notu.

Abdiilkerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,
c.I,

c.I, s.95.
s.

24

bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

170.

Ayet

1

26

lar,

seçkinler;)

ve havassü'l-havas âleminde temeyyüz eder
aittir...

(seç-

kin,

farkl konuma gelmitir). Gaye ona
edilirler.

Onun

tabiat-

n
O,

oluturan eyler ondan var

Onun
{tekil)
25

hareketi

doruaittir.

dur (müstakime) ve

kaynamtr
harfleri

(mümtezice). Araf ona

kaynamtr,

kâmildir, müfreddir

ve ürkütücüdür

(Mûhî). Elif ve

Mîm

ona

aittir.

Allah'n bilinmek

istemesi ve iradesi

"Lam" harfidir. 26

Mîm:
Mîm, semîn {iitmenin) mazhardr. Görmüyor musun? Mîm harfi, azn

d

olan dudaktan çkar.

Onun

için;

söylenmeyen

bir söz iitilmez.
ister

Söylenen söz

ise

artk
ol-

zahir olmutur.

O söz, ister telaffuz,
ile

hâlce {hâl lisân

ile)

sun müsavidir

{birdir, eittir).

Söz de aynen böyledir. Zîrâ söz
lür...

balanr, nihayet söze dönü-

Mîm'in

tarifi

yani bitimek için olan

uzan

ve çekili

ksmla-

r, ister hâlce olsun ister sözce olsun

varlklarn sözünü iitme

mahallidir.

27

Mîm, Nûn

gibidir,

eer

ikisinin de

srrn

yakalayabilirsen

Oluun

gayesinde bir varlk olarak ve balangçlarn

Dolaysyla

Nûn Hakka

aittir;

güzel

Mîm

ise

benim

içindir

Balangç
Öyleyse

için

balangç; gayeler

için bir gayedir.

Nûnun berzah nnmasnda
ise,

(ara âlem) bir ruhtur

onun

bilinip ta-

Mîm'in berzah

bir

rabdr yaratlmlar nezdinde.

25

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut

Kank,

Bursa, 2006,

s.

141-142.

26
27

Derleyenin notu.

Abdülkerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.I, s. 119.

BAKARA
27

Bil ki

Mîm harfi Mülk,

ahadet ve Kahr âlemindendir... Bu harf

havasta ve hulâsada {özde) ve hülâsann safasnda temeyyüz (benzerlerinden farkl ve üstün
aittir.

konuma

gelme) eder. Yolun sonu ona
28

Araf ona

aittir. Hâlistir,

kâmildir, mukaddestir.

Mîm
ber'in

harfi

Muhammed'de

ve

Ahmed'de
29

ortaktr.

O

hâlde

Ahmed'deki

Mîm kalkarsa "ahad" tecellî eder. te Hz.
tecellîsi

Peygam-

kulluundaki Rab

budur.

"Mîm", Allah'n nuruyla

tecellîsinin

kalptaki zuhû-rudur.

Dolaysyla Nur Sûresi 35. âyetin
Allah irade
etti; Elif,

tecellîsidir.

irade emre döndü

Lâm;
.30

Kul iitti

ve uygulad; Mimdir.

"Allah göklerin ve yerin Nurudur.
içinde
bidir.

Onun

nurunun örnei,

çera meale

(misbâh) bulunan bir kandil (mikât) gi-

Kandil, bir srça (zücâce) içerisindedir. Srça inciden bir
gibidir ki,

yldz

bir zeytin

douya da batya da nispeti olmayan bereketli aacndan yaklr. Bu aacn ya neredeyse, ate do-

kunmasa
ni kendi

bile

k

saçar.

Nur

üzerine nurdur

o.

Allah, dilediiverir.

nuruna klavuzlar. Allah, insanlara örnekler

Al-

lah her

eyi bilmektedir." 31

Hakk

Teâlâ Kur'ân- Kerîm'de
zatî

Nûr

sûresinin 35. âyet-i kerî-

mesinde kendi

nurundan misâl

verip;
ile

nsann zâtnn
bir

nurunu: Mikât, Misbâh ve Zücâce

tahayyülî
iba-

ekilde nakletmitir.

Zâtn o

tebihi,

insann suretinden

rettir.

28

bnü'l-Arabî, Harflerin lmi, çev.Mahmut

Kank,

Bursa, 2006,

s.

159.
s.

29 30
31

Abdülkâdir Geylânî, Füyûzât- Rabbani, çev.Celâl
Derleyenin notu.

Yldrm,

stanbul, 1995,

150.

Nûr, 35.

Ayet 28

1

"Mikât"dan {lamba konan yer) maksat: nsann sadrdr
"Zücâc'dan maksat,
kalbidir.
ise,

(gösü).

"Misbâh"dan maksat

insann srrdr. 32

O

mikât Peygamber efendimizin vücûdudur. Zeytinya,
temiz gönlüdür ve Allah'n bu gönülle alâkas vardr. 33

Onun

Resûlullah efendimiz, "Ben Allah'n

nûrundanm, beni gören

Allah' görür" diyor.

34

O

hakikat günei, kendi gözler

kamatran nurunu,

insan

vücûdunda gizlemi ve örtmütür. O'nun vasflarnda, Allah'n
evsâf (vasf,
özellik)

sakldr. 35

"Allahu nûru's-semâvâti vel ard" âyetinde buyrulan
vücuttur.

zarf,

kandil

Ya ruhtur,
36

fitil

kalptir.

evk

ise,

ark

garb olmayan

nûr-u Ali'dir. Bir kimsenin kalbinde bu nûr
sol ol maz.

uyand m, ona sa

Câbir

b.

Abdullah Ensârî öyle

rivayet eder ki:
(k.v.c.)

"Kufe'de mescide girdiimde Hz. Ali
lard,

orada bulunuyor-

parma

ile

bireyler yazyor ve bir

eye de gülüyordu.

"Yâ Emire'l-mü'minîn, neye gülüyorsunuz?" diye sordum.

Hz. Ali

imdi
nim

u cevab okuduum u âyet-i kerîmenin
(k.v.c.)

lütfettiler:

mânâsn

kimse be-

gibi

bilmez ve yorumlamaz da ona gülüyorum, dedi.

Sordum:

"Bu hangi
dular:

âyet-i

kerîmedir?" dedim. Cevaben öyle buyur-

"Allah yer ve göklerin nurudur.
dil gibidir.

Onun nurunun

misâli kan-

32 33

Abdülkerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,
s.

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,
s.

c.I, s.

174.

Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha~Anbarcolu, Konya, 2002,

57.

34
35

Kenan Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî,

stanbul, 2000,

566.

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.433.

36

Turgut Alsrt, Kenan Rifâi Özel Notlar.

"

BAKARA
29

Muhammed a. s.) dir, aydnlklarn aydnldr. Önceki
"Miskat"
(s.

yani kandillerin kandilidir,

kandilden kast Fatimatü'z"Fi zücâcetin-Ez-zücâcetü",
(r.a.)'dr.

Zehrâ'dr. ikinci kandil

ise,

benim.

bunun

gibi

birinci

zücâce lafz Hz. Hasan
b.

kinci
gibidir,

zücâce Hz. Hüseyin'dir. Ali

Hasan en parlak yldz
b.

yani Kevkeb-i Dürrî'den kast Ali
eceretin

Hasan'dr. "Yûkadü min

olu Muhammed'dir. Âyet-i Kerîme'de geçen "Zeytûne"den maksat Cafer ibn Muhammed'dir. Yine zikri geçen "Lâ arkyye"den murat Mûsâ b.
mübâreketin'den maksat Ali
Cafer'dir. "Lâ Garbiyye" den

maksat Ali

b.

Musa'dr.

"Alâ nûrin
(s.a.s.)

yehdillahü linûrihî" den kast da burada Hz. Peygamber
efendimizdir.

"Men yeâü
alîm.

ve yadribu llâhu

l

emsale li'n-nâsi val-

lâhü bi külli

ey 'in

te bu âyetler Hz. Ali tarafndan bu yönüyle tefsir buyrulmutur. 37

"Elif,

Lam, Mîm"

birlikte:

Kur'ân- Kerîm

umum

içindir.

O, ayn seviyede olmamak ar-

tyla herkese hitap eder. Zîrâ içinde

mevcûd olmu

ve olacak, her

ey mevcuttur...
..Kur'ân- Kerîm'in de yedi

batn vardr. Meselâ
bunlar

(Elif,

Lâm,

Mîm)

ne demektir sorarm

size?...

drâk edemiyorsunuz. Demek
remizler...
38

ki

erbabnn anlayaca

Ak kelimesi neden Kur'an- Kerîm'de yoktur?
Ak,
ler)

Kur'an- Kerîm'de sr olarak
39

kalm, açk açk söylenmemi.
elif,

Fakat hurûf- mukattaatta {Kurandaki

lâm, mîm, gibi harf-

beyân olunmutur.

37
38 39

Abdülkâdir Geylânî,
s.126-127.

lâhî Lütuflar,

çev.

Cabbarzade Mehmet

Arif, stanbul,

2002,

Ken an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.476. stanbul, 2000,
s.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

569.

Ayet
30

1

O

harfler

hep

birer âlem, birer

rumuzdur.
Cebrail;

âlem. Eliften maksat Allah'tr.
(s.a.s.) dir.

Lâm

Hem büyük birer Mim Muhammed

Elif,

namazda alnan

kyam

vaziyeti

;

Lâm, rükû;

Mîm

de sec-

de hâlidir.

te Allah ile senin aranda Cebrail olduu gibi,
sndaki kalb de Cebrail'dir. Yani iarettir.Hz.mam Cafer öyle
tir
(

ruh ve cisim

ara-

Elif,

Lâm, Mîm) Kâmil nsana
Kur'ân'da
tecellî

der: "Allah

etmi-

fakat görmüyorlar!"
harfleri

Kur'ân'n
nasl

insann

ekilleridir.

Ama

herkes

bu mânây
ile

bilebilir?
40

Bu, esrâr-

ilâhîdir,

ancak irfân-

Muhammedi

bilinir.

Kâmil zâtlarn namazlar srasnda, kyamlar
lâhut

gizli

hazineyi,

nurunun paha biçilmez
suretlerini;

hazinelerini, kraatleri

lahi

il-

min

rükûlar, zuhur sonucu olan "Sevdim, bilinâlemleri hâlkettim" kudsî hadîsinin
Ferâiz" hadîs-i kudsîsi
bir kul
ile

mek

istedim.

Bu yüzden

gizliliklerini; secdeleri

"Kurb-

açk

olduundan "Hakka kar ükrann arzeden

olmayaolan Zât
bir na-

ym m?"

hadîsi gereince, esrâr-

Muhammediye'den

Tecellîsinin

dâima onlarda bekasdr. Bu takdirde "Öyle

maz ki onda ancak ben varm benden
Lâhût nurunu anlatmaktadr. 41

gayrisi yoktur" kutsal sözü

Elif harfini telaffuz eden kulun gönül âlemi yalnzca Rabbine
yönelir.

Lâm

harfini söyleyince de

O'nun huzurunda durup
harfini iitince de
42

eri-

yerek O'nun
tekliflerine

haklarn

gözetir.

Mîm

O'nun

muvafakatini terennüm eder.

40
41

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.159.

Abdülkâdir Geylânî,
s.297-298.
Ali

lâhî Lütuflar,

çev.Cabbarzade

Mehmet

Arif,

stanbul, 2002,

42

Akpnar, Kur'ân'da Hece Harfleri (Huruf-i Mukattaa)

ve Kueyrî'nin

Hece Harfleri

Yorumu, Tasavvuf lmi ve Akademik

Aratrma

Dergisi, Ankara, 2003, say. 11 s.55-73.

BAKARA
31

Elif,

Lâm,
43

Mîm

= insân- kâmil-

ak

ettim I istedim ki

bilineyim.

nsân- Kâmil'in
Kerîm'in

bir

ad

(Elif-Lâm-Mîm)

dir.

Nitekim Kur'ân'

banda

-"Elif-Lâm-Mîm.

u kitap var ya onda üphe
iki

yoktur" buyurulur. Bir hadîs-i erifte: "nsan ve Kur'ân ikizdir."
buyurulur. Burada insandan murat, insân- kâmildir. Burada
ikizden kast,

ayn bâtndan doan

karde mânâsna

gelir.

44

Âlemin yaratlndan gaye kâmil insandr. Bu yüzden kâmil

in-

sann

zevâliyle (zail olma, sona erme)

dünya harab
olacaktr. 45

olur.

nsân-

kâmil var oldukça âlem hep

korunmu

Elif, Elif,

Lâm

ve

Mîm

nûrânî harflerdendir.
itibariyle ülfetten gelmektedir.
{dost)

mânevi köken

Nasl

ki insan

kelimesi esrâr- ilâhiyeye enis
kesrette (çokluk) vahdeti

olmaktan

geliyorsa...

Esasen

görmek bu

esrara enis

olmakla

müm-

kündür.

Zahirde

görünen
46

bu

kesret

zahiridir.

Hakikat

vahdette

mevcuttur.

Elif:

"O 'nun benzeri yoktur." (ûra,
Cibril
;

11)

Lâm:

Allah Teâlâ'nn bâtndaki yani ruh ve

mânâ

pla-

nnda
daki

ki elçisidir.

Mîm: Muhammedü'r
elçisidir.

Resûlullah; zahirdeki yani

madde plann-

nsanda da Ruhun
iletir.

iki elçisi

vardr. Bâtnî

elçi iradedir.

Vahyi

dile
47

Zahiri

elçi ise dildir.

radenin tercüman ve

tabircisidir.

43

Derleyen'in notu.

44
45

bnü'l Arabî, Özün Özü, çev.smail
stanbul,
s. 30.

Hakk

Bursevî,

sadeletiren Abdülkadir Akçiçek,

46
47

Abdülkerim

smail Ankaravî, Nake'l-Fusûs erhi, stanbul, s. 17. Cîlî, Besmelenin erhi, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, 1996,

s.

98.

bnü'l-Arabî, eceretü'1-Kevn, çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 2000, s.75-76.

Ayet
32

1

"Elif-Lâm-Mîm"deki Elif tevhide
bir

iarettir;

Mîm

helak edilemez

mülke

iarettir;

bu

iki

harf arasndaki lam

ise, ikisi

arasnda

rabta olmas için bir vâstadr..Üzerine lam'n
satra bakarsan, Elifin gövdesinin, orada

hattnn

onun ucuna

dütüü ulatSon-

n görürsün. Mîm ise oradan aaya doru inmeye çalr.
ra

orada "en güzel biçimden"

"aalarn aas'na

kadar iner ki

buras Mîm'in kökünün biti noktasdr. Nitekim, Allah Teâlâ

öyle buyurmaktadr:.. "Biz insan en güzel biçimde yarattk, sonra
onu

aalarn aasna gönderdik. " (Tîn,

4-5)

Elifin o satr ya da hat üzerine inii

tpk Hz.

Peygamberin
iner..

u sö(a.s.)

zündeki anlam

gibidir:

"Rabbimiz dünya semâsna

"(Buhar,

Müslim) Bu semâ

terkip âleminin ilkidir,
gelir.

çünkü

o;

Âdem

semasdr. Bundan sonra ate felei
elif

te

bu nedenledir

ki

satrn yada hattn

ilk

balangcna

inmitir.

Çünkü

o aha-

diyet

makamndan

yaratklar var etme

makamna

inmitir; bu

ini

bir "takdis" ve "tenzih", bir "temsil" ve bir

"tebih" inii de-

ildir, lam, ikisi
vin)

arasnda

bir

vâstadr.

Hem

varedenin (mükevnaiptir.

hem

de var olann (kevn) yerini tutan bir

O, kendi-

sinden âlemin var edildii kudretin bir simgesidir. O, satrn ba-

na kadar iniinde elife benzer.
Fakat, Vareden de, var olanla

karm olduundan, süphan olan
içindir ki kudret vasf

Tanr

kendi üzerinde kudretle nitelenmez. Allah Teâlâ yalnzca

yaratklar üzerinde kudret sahibidir. Dolaysyla, kudretin yüzü
yaratklara yöneliktir.

Bunun

Yaratc üze-

rinde deil de sadece yaratklar üzerinde etkilidir. Öyleyse, kudret

sfat

ulvî veya süflî yaratklarla ilgilidir.

Lâm'n

hakikati satr üzerine
elifle

ulamakla

tamamlanmad

için,

ayn mertebede olur ve kendi hakikati sayesinde satrn altna inmeyi ya da satrn üzerinde kalmay ister; tpbu durumda

k

Mîm'in inii

gibi.

Demek

ki

Lâm, Mîm'i var etmek

için

aa-

ya inmitir, çünkü bu durumda, Mîm suretinde inmek baka
hiçbir harf için

(Hz.

mümkün olmaz, dolaysyla bu inite ancak Mîm Muhammed) var edilir. Lâm harfi bir yarm daire yaparak

BAKARA
33

aaya iner ve ini yönünün öbür tarafnda satra ular.
aklla kavranabilen (mâkul) bir
nabilen (mahsûs) bir

Böylece

yarm

felek isteyen, hisle kavra-

yarm

felek hâline

dönüür.
gelir.

te

bu

iki ya-

rm felekten

bir

tam

(daire) felek

meydana

Öyleyse Elif-Lâm-Mîm tek
çevirme, sarma,

bana

ihata eden (bir eyin

etrafn
ta-

kuatma)

bir felek

olmutur.

Onun

çevrimini

mamlayan
fulleri)

bir kimse, Zât', sfatlar ve fiillerin nesnelerini (me-

tanr.

Bu

temel hakikate ve bu kefe göre Elif-Lâm-Mîm'i

okuyan

bir kimse;

Bütün

ile

Bütün

için,

Bütün'le beraber ha-

zr

olur.

O zaman, artk onun müahede edemeyecei hiçbir ey

kalmaz; ancak o kimse, baz eylerin bilgisine sahiptir, baz eylerin bilgisine sahip deildir.

Elifin hareke

almasn

önleyen

aknl
belirtir.

(tenezzüh), sfatlarn

ancak

fiillerle

anlalabileceini

Nitekim, Hz. Peygamile

ber öyle

buyurmutur:

"Allah vardr, Allah

beraber

baka

hiç-

bir (hakîkî) varlk yoktur." ve "O, evvelce naslsa simdi de öyle-

dir'

te bunun için, biz bakmz zâtna doru yöneltmiyoruz.
izafet yani ilgi

Hiç kukusuz

ancak
ilgi

karlkl

ilgi

içinde olan iki

varlkla anlalabilir... zafet,

hakknda

yaptmz
ise

bu uya-

r Elif-Lâm-Mîm'in
onun
48

harflerinden olan

Lâm'n Mîm'le birleme-

sinde mevcuttur; burada lam bir sfattr;
fiilidir.

Mîm

onun

eseri

ve

Bir

eyin olmas

için (emir veren) Zât,

onun
Zât

iradesi ve bir
ile

de

"Kün" yani "Ol" emri lâzmdr.

Eer bu

onun

bir

e-

yin oluvermesini dileyen iradesi ve olacak

eye

hitap ve tevec-

cüh eden Kün, "Ol!" emri olmasayd, o dan sonra böylece bu eyde üçlü

ey de var olmazd. Bunmeydana
geldi.

bir birlik

Bu

se-

beple bu birlik tarafndan onlarn

yaratlmas ve varlk
de,

ile

vasf-

lanmas

gerçekleti.

Bu gerçekleme

önce kendisine emrolu-

nan eyin, Tanr

bilgisindeki suretine, sonra

bu

suretin

"Kün"

emrini iitmesine ve daha sonra iittii emre

itaat

etmesine

ba-

48

Ibnü'l-Arabî, Harflerin lmi,

çev.Mahmut Kank, Bursa, 2006,

s.

105-108.

Âyet
34

ldr.
ile

u hâle göre yaratann üçlü

birlii,

yaratlann üçlü

birlii
sabit

karlat. Yaratlan eyin yokluktan var olmasnda onun
iradesine ve

olan zât, kendisini icâd edenin zâtna, bu hitab iitmesi yarata-

nn
rak

yaratann ona var olmas

için

verdii emre uya-

varl kabul etmesi de; Hakk'n "Kün" emrine karlk dütüü için, o ey de var olmutur. Demek oluyor ki Allah yaratl iini yaratlan eye nispet etti. Eer Allah'n "Ol" emrine karo eyin kendi nefsinde var olmak kuvveti olmasayd, yaratla-

mazd.

u hâlde o ey önce yok iken yaratl emrini iitince aniki

cak kendi nefsini yaratt. 49

bnü'l-Arabi'ye göre vücûdî hakikatin

yönü vardr: 50

Hakk

(fail)

-zât

irade

söz

Hâli

(edilgen)

T -zât

T

T

iitme

boyun

eme
elve-

Baz

ilim

adamlar bu müteâbih (Kur

ânn

mecazi mânâya

rili âyetleri) âyetlerin

yorumunu

Allah'tan

baka

hiç kimse bil-

mez, her kitabn bir srr vardr, Kur'ân'n srr da bu harflerdir,
demilerdir.

Bazlar

ise;

bu harflerin Yüce Allah'n isimlerinin

ba harfleri olElif,

duunu
ise

söyleyerek bunlar öyle

açklamaya çalmlardr:

Allah isminin

bandaki

eliftir.

Lâm, O'nun

Latîf ismine,

Mîm

O'nun Mecîd

(azamet, büyüklük, ululuk) ve

Melik (bâkim-i

mutlak, hükümdar) isimlerine delâlet eder.
Bir

baka görüe

göre Yüce Allah bu erefli harfler

ile

yemin

et-

mitir (kuvvetlendirmitir).
Bir

baka görüe
lütfuna;

göre

ise;

Elif,

Âlâullah'a (Allah'n alasna)',

Lâm,
49
50

Mîm, Mecdullah'a

(Allah'n

mükemmel kâmildeki

bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul, s.91-92.
Ebu'1-Alâ Afifi, Fusûsu l-Hikem

Okumalar çin Anahtar, çev.Ekrem

Demirli, stanbul,

2002, s.237.

BAKARA
35

tecellîsi)

delâlet

eder.

Yahut,

Elif Allah;

lam,

Cibril;

Mim

Muhammed'e
bir kitaptr.
51

delâlet eder.

Buna

göre

Allah katndan, Cebrail vastasyla

mânâ öyle olur: Bu kitap Hz. Muhammed'e indirilmi

"Elif" Allah demektir.

"Lâm", Latîf ve

"Mîm" de Mecîd

(Allah'n

adlarndan, büyük, ulu) demektir. Yani mânâ: "Ben, Latîf ve

Mecîd olan Allah'm" demek

oluyor.

52

Elif,

Allah'tan,

Ledün âlemi

yoluyla yani Cebrail'le (Lâm), Hz.
53

Muhammed'e (Mîm)

indirilen kitaptr.

Fihî-Mâfih 'te bir adam; "Benimle Allah arasnda kl ka-

dar bir ey yok" der, Hz. Mevlânâ da "Ey aklsz, Peygamber olmasayd, Allah'n

mânâsn

bile

bilemezdin" diye

ce-

d
giyi

vap

verir.

Allah
olur

ile

Peygamber arasnda Cebrail'in olmabizler Allah' idrâk
Elif,

zaman

ama

yolunda her

bil-

Peygamber kanalyla alrz.

Lâm,

Mîm ile bu du-

rum anlatlmaktadr.

Bu

demektir

ki; Elif,

yani Ahadiyyetin hakikati, Cebrail

vastasyla Hz.

Muhammed'in mânâsn, özünü (Hakîkat-i
ederek, bizim

Muhammedi) aikâr

bu hakikati kendi ka-

pasitemiz ölçüsünde idrâkimizi salar.

Bu

idrâk

açlnca

"Elif" bizim hakikatimiz,
54

"Lâm"

bize

bu hakikati öreten, "Mim" ise biz oluruz.

"Elif,

lam,

Mîm"
olarak

Sûrenin
liyor.

bandaki bu üç harf ile bütün Çünkü "Elif", ilk varlk olan zâta
feyz alr,

varla

iaret edi-

iarettir.

"Lâm", Cebrail

olarak adlandrlan faal akla iarettir. Faal akl, ara varlktr; var-

ln bandan
51

varln

sonuna feyz

verir.

"Mîm"

ise,

Ali

52

Akpnar, Kuranda Hece Harfleri (Huruf-i Mukattaa) ve Kueyri'nin Hece Harfleri Aratrma Dergisi, Ankara 2003, say:ll, s. 55-73. smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu l-Beyân Tefsiri, stanbul, 2004/7, c.I, s. 57
Yorumu, Tasavvuf lmi ve Akademik

53

Halûk Nurbaki, Bakara
Derleyenin notu.

Sûresi

Yorumu,

sf.

13.

54

Ayet
36

1

varln
Kitab.
.

sonunu temsil eden Hz. Muhammed'e iaret
Daire onunla tamamlanr ve
(s.a.s.),

eder.

"O

."

ba

ile

birleir.

Bu

yüz-

den

Hz.Muhammed

hâtemdir, mühürdür, sondur. Nite-

kim Hz.

Muhammed

(s.a.s.)

öyle buyurmutur: "Zaman döndü
ilk

dolat, yüce Allah'n semâlar ve arz yaratt
Selef âlimlerinden birinin
fi,

güne ulat."

öyle dedii

rivayet edilir:

"Lâm"
ile

har-

iki

"Eliften mürekkeptir. Yani "lam", ilim sfat

birlikte

zât 'in

karl olarak vazedilmitir.
biridir.

lim sfat

ve zât, daha önce

iaret ettiimiz üç ilâhî âlemin ikisini temsil ederler. Dolaysyla

Allah'n isimlerinden
la birlikte

Çünkü

her isim herhangi bir sfat-

zâttan ibarettir.
iarettir. Fi-

"Mîm" ise, bütün sfatlarla ve fiillerle birlikte zâta iller araclyla zât, ism-i âzam olan Muhammedi
dini perdeler ve ancak bilenler

surette ken-

bunu

olan

"mîm" de nasl gizlendiini

Zâtn sureti görmüyor musunuz? Çünkü
anlayabilirler.

"Mîm"in yapsnda "Mîm" "Yâ"
"Elif" bulunur.

harfi vardr; "Yâ" harfinde ise

Hece

harflerinin vazedilmesinin altndaki sr

ise,

her harfin

içinde mutlaka "elif" harfinin

bulunmasdr.
bizim

Aadaki

açkbir

lamay yapanlarn bu
mâhiyettedir. Diyorlar

yaklam
ki:

açklamamza yakn
Cebrail ilim

"Bunun anlam: her eyi

bilen ve hik-

met

sahibi olan Allah'a yemindir.

Çünkü

sfatnn
hikme-

mazhardr, dolaysyla "Alim"
tin
le;

ismidir.

Muhammed

ise

mazhardr

ve Allah'n

"Hakîm"

ismidir.

Buradan hareket-

"Allah'n isimlerinden her birinin altnda O'nun sonsuz isimvardr," diyenlerin bu sözlerini daha

leri

açk

bir

ekilde anlaya-

biliyoruz.

lim, sebepler ve müsebbepler

(sebep üzere
fiile

vücûda ge-

tirilmi olanlar) âlemi olan hikmet âleminde

elik etmedii,

dolaysyla hikmete
ermez.

dönümedii

sürece

tamamlanamaz, kemâle

Bu yüzden slâm da srf "Lâ

ilahe illallah "(Allah'tan

baiçin

ka ilâh yoktur) demekle hâsl olmaz; slâm'n hâsl olmas

"Lâ ilahe illallah"n "Muhammedu'r-rasûlullah"
Allah'n rasûludur) ifadesiyle birlikte olmas arttr.

Muhammed
5-

55

bnü'l-Arabî,

Tefsir-i

Kebîr

Te'vîlât,

çev.Vahdettin nce, stanbul,

c. I, s. 33-34.

AYET

2:

Zâlikel-kitâbü lâ raybe fîh hüden li'lmüttekîne

Bu doruluu üphe götürmeyen
Allah'a

kitaptr.

kar olmaktan saknanlara yol gösterir.
(Kenan Rifâî Hz.)

te o kitap, bunda üphe yok, müttakîler
(kötülükten korunacaklar) için hidâyettir.

(Elmall)

O kitap

(Kuran); onda asla

üphe yoktur. O,

müttakîler için

(saknanlar ve

arnmak

isteyenler) için bir

yol göstericidir.

(Diyanet)

Burada aikâr olan;
madlar.

kitaba

kar üphe,

yalnz müminler

için
al-

kaldrlyor. Onlar îmân

eylediler. ..Lâkin delili

nazara

Akln

baland
eyi

kaytlara

balanp

kalmadlar. Ken-

dilerine gelen her

seksiz

üphesiz kabul

eylediler. Kendileriettiler.

ne haber verilen eyin vukuuna kesin îmân
hesiz. Bir

Hem

kimsenin
durursa

îmân

delillere nazarla kalrsa,

üpakl kayd ile
de

balanp

o; kitaba,

ekle bakar. 56

56

Abdülkerîm b.brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II, s.435.

Ayet 2
38

"te o kitap! "(Zâlike'l-kitabü)
Zâlike

Bundan maksad, önceki kitaplarda indirilecei vaadolunan kâmil
kitaptr. Kitap

yaknmzda olduu
ile

hâlde,

uzaa

iaret için kul-

lanlan "zâlike" edat

iaret edilmesi,

dier

kitaplarda gelece57

i vaat edimi olmas hasebiyle uzak hükmünde oluundandr.

Allah, (zâlike iaret zamirinin ilk harfi olan) Zel demitir. Bu,
belirsiz bir harftir. Belirsizlii ise kitap kelimesiyle

açklambelirli-

tr. Kitap, Zel'in (gösterdii) hakikatidir. Allah,
lik

kitab

taksyla

(el)

zikretti. Belirlilik

taks

(harf-i tarif),

Elif-Lâm-

Çünkü bu iki harf orada birlik mahallidir; burada ise ayrmann ilk aamasndadr. Söz konusu ayrma, bilhassa sûrenin srlarnn ayrmasdr,
Mîm' dekinden
farkl bir tarzda bulunur.

yoksa

baka

sûrelerin

srlarnn ayrmas
böyledir.
58

gibi deildir.

te,

var-

lktaki hakikatlerin

sralan

Allah Teâlâ'nn (Bakara Sûresinin

banda) Elif-Lâm-Mîm'den

sonra zâlike' 1-kitab (Bu kitap) demesi, sanki uzaktaki bir varl-

a iarettir. Uzakln sebebi udur: Allah kitaba iaret edip -ki
ayrma
tap)

mahalli mesabesindeki

ayrlm

olandr- ve

Lâm

harfini
ki-

(vahiy) iaret zamiri olan zâlike 'ye

katmtr. (Vahyolunmu
dile getirir.

Bu

da,

bu makamda

uzakl

Allah ehline göre

iaret, uzaklktaki

nidadr (çarma).

Fark hitabn

baka

bir farktan

geldiini tevehhüm etmesin (zan-

netmesin) diye Zel harfi

ile (ki

o kitaptr ve ikinci fark maka-

mdr. Lâm,
(bir olma,

o da sfattr ve birinci fark

makamdr)

arasna cem'

farkn ortadan kalkmas) mahalli olan

Elif girmitir.

Fark, hitabn

baka

bir farktan

olduu vehminde
Tefsiri,

olsayd, asla

57
58

smail

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu l-Beyân

stanbul, 2004,

c.I, s. 59. c.I,
s.

bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

171.

BAKARA
39

hakikate

ulaamazd.

Elif o ikisini

ayrm,

Zel

ile

Lâm

aras-

na perde olmutur. Zel,

Lama kavumak istemi,
vermek
için Zel'e

Elif onun kar-

sna çkm ve öyle demi:
lirsin".

"Ancak benim vâstamla kavuabi-

Lâm

da, emanetini

kavumak

istemi,

Elif

ona da

kar
59

çkm ve "ancak benim vâstamla kavuabiliriçin,

sin" demitir.

Kitaptaki (Zel) vahyi (Lâm) görebilmek

Kadir gecesi-

ne (Allah'n

tecellisine) ihtiyaç

vardr.

60

O Kitap
Kur'ân- Kerîm'in temel kavramlarndan
fazla yerde geçmektedir.
biri

olan kitap, 250'den

Türkçe'deki kitap

anlam yannda yazgelir.

l ey; yaz, yazlan ve yazdrlan anlamlarna da

Kur'ân terminolojisinde en geni anlamyla Tanr tarafndan

yazdrlan

ey demek
biridir.

olan kitap, bu anlamda

îmânn

temel ko-

nularndan

Kur'ân'n kitapla

ilgili

verilerini

incelediimizde, bu kavramla

unlarn
1.

kastedildiklerini görüyoruz:

Genel anlamda vahy: lk peygamberden sonuncuya kadar

bütün nebilerin aldklar vahiyler

bir kitap oluturur.

Ba-

ka bir ifadeyle peygamberlere parça kitaplar hâlinde gelmi
olan vahiyler bir ana kitabn veya kitaplarn

manlardr,

(bkz. Zuhruf, 4)

anasnn fragKitaplarn anas Tanr katn-

dadr. (bk. Ra'd, 39)
Kitaplarn anasndan peygamberlere gelmi olan parçalarn
bir

ksm

ayrca kitaplar oluturur. Bunlar Zebur, Tevrat,

ncil ve Kur'ân'dr. Bir

ksm parçalarsa insanlk dünyasna
îdrîs,

suhuf

(sayfalar;

Kur'ân da Adem, it,

brahim Peygam-

berlere gönderilen kitaplarn genel ad) olarak gönderilmitir.

59

60

bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, Derleyenin notu.

c.I,

s.

170.

Ayet 2

40

2.

Son Peygambere gelmi bulunan vahiyler toplam: Bu
Kur'ân'dr. Nitekim Kur'ân- Kerîm bir çok yerde kendisini kitap olarak

anmaktadr. (Örn. bkz. Sâd, 29;
2)

Fussilet, 3;

Zuhruf,

2;

Duhân,

Daha

ilk âyetlerinden birinde

Kur'ân kendini "içinde

ku-

ku, kuruntu ve çelikinin yer

almad

kitap" (Bakara, 2)

olarak tantmaktadr. Kur'ân'n adlarndan biri de Kitap'tr.

Bu daha çok
3.

Kitâbullah (Allah 'in kitab) olarak kullanlr.

Bütün

kâinat: Kur'ân'a göre varlk ve

olu bütünüyle

bir ki-

tap oluturur.
4.

nsan: Kur'ân insan da
Evrensel kayt kitab:
fiillerinin

bir kitap olarak sunar.

5.

Bu tüm olularn,

özellikle

insann

kaydedildii bir evrensel kompütür gibidir ki

her ferdin
Câsiye, 29)
6.

hayr ve erri burada

kaydedilir. (Kehf, 47-49;

Her ferdin amellerinin kaydedildii
kompütürde her bireyin hareket ve

bireysel disket: Evrensel

niyetlerinin

ilendii ka-

yt levhasna da Kur'ân
sap

kitap diyor.

Bu

disket levhalar, heözel

gününde insann önüne konur ve ona "Oku, kendi

kitabn, bugün sana tank olarak öz nefsin
13-14)

yeter." (bkz. Isrâ,

Kitap kavramyla

ilgili

u incelii de hatrlatmak gerekir:
okunmak üzere konan
üç temel kibizzat

Kur'ân'a göre insann önüne,

tap vardr. Kâinat kitab, vahiy kitab (Kur'ân) ve
kendisi...
61

insann

Kitap, sûrelerden, âyetlerden, kelimelerden ve harflerden meyda-

na

gelir.

Sûreler,
61

kemâle
b.

ait tecellîlerden ibaret

olan zatî suretler demektir.
Hüseyin Fevzi Paa,
c.II, s. 348-

Abdülkerîm
350.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

BAKARA
41

Âyetler, cem'in hakikatlerinden ibarettir.

Her husûsî mânâs

iti-

bariyle ilâhî cem'e delâlet (iaret) eder.

O ilâhî cem de, okunan o

âyetin

mânâsndan anlalr.

lâhî kelimeler, aynî mahlûklarn (yaratlm) hakikatlerinden
ibarettir.

Yani,

müahede

(görme) âleminde

meydana çkan

mahlûkât demektir.
Harfler: Bunlar noktal ve noktasz
1-

olmak üzere

iki

ksmdr.
ibarettir.

Noktal

harfler:

lâhî ilimdeki Âyân- Sabiteden

2-

Noktasz
a-

harfler:

ki

nevidir (çeittir)

Birinci nev'i: Bunlar

kemâl icaplarna

iarettir.

Kendi-

lerine üst taraftan harfler bitiir, fakat kendileri

baka

harflerle bitimezler.
Elif,

Dâl, Râ, Vav, LameliP

dir.

Bunlarn kemâl
rade' d ir.
b-

icaplar: Zât, Hayat,

lim, Kudret,

kinci nev'kîki taraftan da
nedir.

bitiebilir.

Bunlar dokuz

ta-

Hâ,

Sîn, Sâd, Ti,

Ayn, Kâf, Lam,

Mîm,

He'dir.

Bu dokuz

tane

ile

olan iaret insân- kâmiledir.

Çünkü nsân- kâmil ilâhî be hazreti ihtiva ettii gibi varla ait dört eyden ibaret olan dört unsur ile olanlardan

meydana
ilâhî

gelenleri

de ihtiva eder. Yani; Kâmil
ait

vasfnda,

olan

be

vasf ile, halka

dört vasfn

beynini birletirmitir.

tasz

nsân- Kâmil harflerinin nokolmasndaki sebep; Cenâb- Hakkn onu kendi
ait

suretinde yaratmasdr. Fakat ilâhî mutlak hakikatler,

insana
tr.

mukayyet (kaytl) hakikatlerden ayrlmkendini var eden bir mucide (icad

Çünkü insan, eden) dayanmtr.
si ise

O

mûcid de her ne kadar kendiharfler de

de;

insann hükmü, bakasna dayanmaktadr.
(insana
ait)

te

bundan dolay Noktasz

Ayet 2
42

hem baka

harflere müteallik (bitiik),
ait)

hem

de

baka

harfler o (insana

harflere mütealliktir.

...Allah'n kitabna toplu bir hâlde

baklnca, tek âyetten

ibaret

olduu

görülür...

Böyle olmasna
doludur.

ramen, onun

içi,

Rabbani iaret ve alâmetlerle

Bir kimseye, Allah Teâlâ, kitabndakilerin

mânâlarn

anla-

may,

bir

de eriatn zahirî

ahkâmna sarlmay

nasib ederse...
elde

ite, anlatlan hâle eren kimse, her iki
olur..
62

kymeti birden

etmi

Kitab; kendisinde yokluk
...Allah'n kitab,

düünülmeyen mutlak varlk
demektir.
63

demektir.

kelâm

Kitap toplama ve birletirme mertebesidir.
ve birletiren her

Bu anlamda

toplayan

ey kitaptr.

Toplayc
Adem'dir.
1.

kitap,

âlemde

dalm hakikatleri kendinde toplayan
tafsili,

Bütün âlem Adem'in

Âdem
beden

ise

toplayc kitaptr.

Âleme göre Âdem
âlemin ruhu, âlem
2.
3.

ceset için
ise

gibidir.

O

hâlde insan

bedendir.

nsan Rabbinin kitabdr.
Sen
bir kitapsn,

yazl

her

ey sendedir,
Ancak
64

kendinden her eyi

silebilirsin, dilersen

okursun.

sen varsn,

bu yüzden

zahirin dünya,

bâtnn

âhirettir.

A insan! Tanr kitab sensin, sen!
Ey Tanrnn kitabnn nüshas olan
aynas olan
sen!

sen ve ey ah 'ln cemâlinin
bir

Âlemde senin
iste, (ara),

dnda olan

ey

yoktur.
65

Her

istediini kendinden

çünkü her ey

sensin.

62
63

Abdülkerîm

64
65

b. brahim el-Cîlî, Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 124. Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s. 422- 423. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi Mâ Fih, çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985, s. 121.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.

175.

BAKARA
43

srâ Sûresi
ruluyor.

14. âyette

"krâ

kitâbeke":
66

Kendi kitabn oku buyu-

Çünkü

her

ey oradadr.

Kendi kitabn oku demek, kalbinde
tini

gizli olan,

Hakk'n emaneyanltan

bul demektir.nsan bir kitâb- mübindir (doruyu

ayran, aikâr bir kitaptr) ki dünya ve âhiret ona
hâlde eline külüngü (büyük kazmay)
al,

sntr.

u

fena ahlâklarn

kazma-

ya bala. Her tabakada yeni bir ilerleme görülür. Evvela toprak
sonra
kil;

bakarsn sonra da su çkverir.
marifettir.

te kendi kitabn oku-

maktan maksat,

Yani nefsini bilmektir. 67

"Devletlim! Evvela

karma u

kâinat

kitabn açtn

ve:

-Oku! Dedin.

Ben acemi
lemeye

fakat

çalkan

bir talebe gibi,

onu kelime kelime hece-

baladm. Dostlarm buna

ahittir. Bir

kr

çiçeinde, bir

çi
re

tanesinde, bir incecik su

rltsnda,

zevkte, tebessümde

hep

senin

parmak

izlerini

görerek

hzl hzl okuyor
doymadan

ve yanmdakile-

söylüyordum.
sahifeler

Fakat bunlara, bu güzelliklere
nüyor, bütün

karmda dö-

telama ramen,

zahmette, meakkatte (güçlük),

göz

yanda, strapta gene

senin dehana ve hünerine ahit olu-

yordum.

te

böylece de gece demiyor, gündüz demiyor,

önüme

ne gelirse okuyor, okuyordum.

Nihayet yorgunluuma
gene bana dedin
-Kâinat kitabn
ki:

acm

miydin, neydi?

Karma

gelip

okumak uzun

sürer;

kendi kitabn oku!

Bu, o büyük kitabn hülâsas

(öz) idi;

onda da güzelliklerde
izler,

çir-

kinliklerden, zevklerden ve aclardan

eserler,

görünüler
ki-

vard. Belki hakîkaten bu, ötekinden küçüktü; ancak kâinat

tabna

smayan

büyüklükler buna

smt.

armtm.
66
67

"Ben bunu, bu karmakark, sökülmez, ezberlen-

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.622.
s.

Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, stanbul, 1997,

3-4

Ayet 2
44

mez

çetin kitab nasl
ve:

okurum," diye düünürken,

bir kere

daha

karma geldin
-Kendi kitabn

okumak uzun

sürer,

beni oku! dedin.
seni

-Seni mi, Devletlim?
ki

Acaba bu cihanda

okumu kim vardr
bir

ben bu bahtiyarlar arasnda saylaym? "Benden

olmaz

is-

temekle, beyhude (bo) didinip, tebah (yok olu)

olmam

m

isti-

yorsun?" diye

haykrdm.
Hayr,
hayr...yanma

O zaman tekrar yanma geldin.
ne demek?
ve bunlar,

gelmek de
oldun

Gözüm

oldun, dilim oldun, tenimdeki
68

canm

benim yerime kendin okudun."

Kur'ân batan

aa insân- kâmili

söyler.

Kemâli bulmak
tezkiyesini

için

insann nefsinin ayplardan temizlenmesini
ma),

(arndr-

ruhunun aklanmasn ve ona lâzm olacak amellerin ifâsn
Yoksa Kur' ân' dan maksat, sadece onu

(yerine getirme) söyler.
tecvit üzere

okumak

deildir.
teferruat

Mânâsn
ile

anlamaktr. Kur'ân'n
o teferrusaat hal-

mânâs braklyor da
at,

uralyor. Hâlbuki

hep o mânâ

içindir.

Onun
fayda?

için

Kur'ân- Kerîm'i her

dr haldr okumak deil, okuduunla amel etmek lâzmdr.
le

Böy-

olmadktan sonra ne

69

Bütün kâinatta ne
cük vücûda
ki

yazlm ise, Allah onlarn hepsini bu küçüsdrmtr. Ayp deil mi bize ki, eein üstündebir fayda vermezse, biz

Kur'ân- Kerîm nasl kendisine

de bu

nimetler içimizde

olduu hâlde onu görüp

istifade (yararlanmak)

etmeyelim.

Reva (uygun)

mdr ki maddî manevî bunca varlklara sahip olagafil (habersiz)

sn

da,

kendinde olan bu servetten
merkepler (eek)
gibi,

olasn? Kur'ân

tayan
kadrini
68
69

tadn o Kur'ân' yalnz tamaketmi
iken

la yetinesin.

Allah sana beer olmak erefini ihsan
elbet nankörlüktür.

bilmemek

Onun

için

çalmalyz.

Kenan Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.496.

stanbul, 2000, s.492-493.

BAKARA
45

Çalacaz

(takva) her hususta

çalacaz. Dünyaya gelmekten
et-

maksat, ancak bu hakikatleri bilmek ve hemcinsimize hizmet
mektir. Yoksa sadece yat, ye,
iç,

darda evde bolca laf... Olmaz bu... Lâzm olan, insann insanln bulmasdr. Çünkü insanlk büyük eydir. te oraya ayak bastn m, artk vara yoka
kalk,
itirazlar,

dedikodular kalmaz.
ile

Dâima edep

dairesinde hareket

eder,

kimseye fena nazar

bakmaz, hereyi Cenâb- Hakk'n

yaptn bilir, dâima iyilie çalrsn.
Hâsl
(sözün ksas)
illa

güzel ahlâk,

illa

güzel ahlâk...

Ahlâk
-o

ol-

mazsa, ibâdetten de bir fayda hâsl (meydana gelme) olmaz.

Hz. Aye'den, Resûlullah efendimizin ahlâkn sormular. Cevap olarak: "Siz Kur'ân okumuyor musunuz? Resûlullah'n
ahlâk' Kur'ân'd,"

buyurmu.

71

Bütün Kur'ân sebebi gidermeye
72 7

aittir.

Zahiren yoksul olan

Peygamber'in yüceliini, yine zahiren yüce olan Ebû Leheb'in
helakini (yok olma) anlatr durur.

Bil ki
li

Kur'ân'n

bir zahiri var.

Zahirin de

gizli

ve pek kuvvet-

bir iç

yüzü

var.

O

bâtnn

bir

bâtn

(iç,

öz),

onun da

bir

üçüncü bâtn var

ki

onu akllar anlayamaz, hayran kalr.
Kur'ân'n dördüncü bâtnnysa esiz örneksiz Tanr'dan baka

kimse görmemi, kimse bilmemitir.

Oul,

sen Kur'ân'n

d yüzüne bakma.. eytan da Adem'i
sureti görünür,

top-

raktan ibaret gördü, hakikatine eremedi!

Kur'ân'n zahiri insana benzer... da can
70
71

meydandadr

gizli!

73

Kenan
s.205.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.323.
,

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.347.

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

72
73

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

Ken an

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.545.

Ayet 2

46

Kur'ân- Kerîm'in bâtn
ben
dir,'

(iç,

öz)

mânâs akln

üstündedir. Meselâ
içinde-

size,

'Her

ey bu

dünyadadr; âhiret de bu dünyann

dersem, bunu görecek göz zahir (görünen) gözü deildir.

Bu

hakikati

görmek ve bilmek

için bir

baka göz

ve bir
74

baka akl

lâzmdr.

te bu yolda akln

itirazlarna yol yoktur.

Sapklar, Kur'ân'da sözden, laftan

baka

bir

ey

görmezlerse a-

lmaz ki.
Körün gözüne,
bir hararet gelir.

nurlarla dolu
75

günein

klar

gelmez de yalnz

Allah Kur'ân'da
sahibi tecellîye
lallah'

tecellî

etmitir. Fakat görmüyorlar.

Ancak edep
il-

mazhardr (göründüü yer). Edep

ise 'lâ ilahe

demektir. Yani ben

yokum, ancak Allah var demek. Bu da
mazhar olmakla

laf

ile

elde edilemez, Allah'n tecellîsine

müm-

kün

olur.

Fakat, 'Herkes
hibini görüp

bu

tecellîye

mazhar

olur mu?' dersen, o tecellî sa-

ondan

feyz almas, göreni görmesi hatta göreni gö-

reni görmesi dahi feyzi için yeter bir imtiyazdr.

u
1-

iki

eyi

iyi

düün:
Mübîn'i
ki,

Büyük
özüdür.

kitab: Yani Kur'ân-

Kâinat

Kitabnn

2- Kitâb-

Nâtk' (konuan kitab): Yani Hz. Muhammed'i
hafz dinlemekle

(s. a. s.)

Evet o kitabn derinliklerine dal; yalnz ölüne okuyup, sözlerini

kraat edip ya da

yetinme; mezarlk kitab

da sanma; hükümlerine uy!
vik
ile

insana
7G

Çünkü O kitab, ruhu mânâlara teinsanl öretir. En yüksek ahlâk tâlim eder (ö-

retir).

74

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi çev.Abdülbaki Gölpnarl,
,

c.III,

stanbul, 1988, s.346.

75

76

Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.479. Ahmet Kayhan, Maddi-Mânevi Kur'ân ve ilmin Günei
Abdülkadir-i Geylâni, Ankara, 1998,
s.

Hazreti Pir Seyyid Sultan

159.

BAKARA
47

"Kuku, çelime, tutarszlk yok onda."
Bu
âyetle

(la

raybe fiyh)

de (Bakara,

2)

Allah Teâlâ, Elifin,

Lâm'n

ve

Mîm'in

hakikatine iaret
yolu
ra, 2)
ile;

etti... icmal

(ksaltmak,bir araya toplamak)

zâta, isimlere ve sfatlara iarettir. -"Bu Kitap" (Baka-

Burada Kitap; nsân- Kâmil'dir.
Elif-Lâm-Mîm-ise:

Bu insann

hakikâtine iarettir. 77

rayb

(üphe):

Aslnda

nefse

bir

zdrap,

bir

kuku vermek
bir se-

mânâsna masdar
bep olan

iken, lügat örfünde

bu zdraba balca

ek

Yani rayb,

üphe mânâsnda kullanlmas üstün gelmitir. üpheye yakn ve fazla olarak kötü zan gibi bir töhmet
ve

mânâsn

da kapsar. Fakat asl
78

mânâs üphe ve kuku,

yani

ku-

kulu üphedir.

Kur'ân, her türlü

üpheden uzak ve

her töhmetten (itham ve zan
Kitaplar içinde

altnda bulunmak) uzak
sinde

klnmtr.
kitab
bilinen ve

hak "kendi-

üphe olmayan" Allah'n
ile

olduunu bunun kadar keyolu

sinlik ve üphesizlik

doru

bunun kadar

gös-

teren hiçbir kitap yoktur.

Bunun ne vahyinin
bir

nitelii ve inme-

sinde bir

üphe, ne de tebliinde
79

töhmet (itham ve zan altn-

da bulunmak) vardr.

Hakk'n
yalnz

indirdii,
ve

iyilik

Hakk'n iar, doru haber veren, maksad insanln mutluluu olan bu kitapta, üpheye

yer verecek ne bir cehalet (bilgisizlik) ve gaflet (hakikatten habersiz olmak),

ne de kötü bir niyet ve bozuk
80

maksadn tasavvuruna

imkân

yoktur.

77
78

Abdülkerîm

79 80

b. brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s. 158. Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s. 157 Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s.157

s.

125.

Ayet 2
48

Allah,

"Bu konuda

hiçbir ekilde

üphelenmeye

yer yoktur" diye

açk olarak mutlak güvence

balamtr ki bunda Resûlullah'n
bir

ruhunun, vahyi, gerek kabul etmede ve gerek tebli (ulatrma)

etmede sözünde duran emin

kii

olduunu kaydetmek ve ilan
hiçbir

etmek vardr. Ve bu ekilde kitabn kendisinde

üphe

ol-

madn kaydetmek, kitab tebli eden Muhammed el-Emîn'in
kendisinde de hiçbir

üphe bulunmadnn

tescilidir.

81

d

'O kitap' gayba iarettir. Allah'n ezelde kendi nefsine yaz'

kitaptr. Tevrat

ile

InciVin kastedildii de kabul edi-

lebilir bir

savdr bu

hitapta.

öyle

ki:

Tevratla incil'in ta-

mamlanmas
bilir.

olarak kastedilmi 'Kuran diye düünüle-

Tevrat' da incil'i de bu gözle deerlendirenler 'na-

maz klanlardan

olarak

adlandrlmtr. Rayb kuku an-

lamndadr. 'O kitap'ta kuku yoktur. Siz Kur' ân dan üphe duyabilirsiniz;

ama

o

kuku

duyulacak kitap deildir. 82

Hz.

Muhammed zamannda

sözlerin en güzelini, en

dorusu-

nu, en sanatl

olann söylemek

revaçta

idi.

Hatipler ve airler,
sa-

toplumun en sayg gören insanlar olmutu. iir ve kelâm
hiplerine adeta kutsal insan gözüyle

baklyordu. Hz.

Muhamböylesine

med
etti.

ite böyle bir zamanda Kur'ân- Kerîm'in sûrelerini ilan

Okuma yazma

bilmeyen, bir

Tanr ümmîsinin

güzel, ulvî, sanatl ve her sözden üstün bir telkin lisanyla söy-

ledii âyetler o devrin bütün fesahat {güzel, düzgün

konuma)

ve belagat {güzel, pürüzsüz söz söyleme) ehlini hayrette brakt.

Çünkü Hz. Muhammedi
zat

Allah söyletiyor, onun dilinden bizberi ve

büyük yaratc konuuyordu. Asrlardan

bugün

hâlâ

Kur'ân- Kerîm'in hiçbir dilde kendi terennüm (ahenkli
le

bir ses-

okumak, mûsikîli

söz)

lisânndaki ilâhîlik ve güzellikle ifade ve
83

tercüme edilemeyii de bundandr.
81

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur' ân
Derleyenin notu.

Dili,

c. I,

stanbul, 1992, s.158.

82
83

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

s. 79.

BAKARA
49

Harfler ve sözler birer kap gibidir.
ise

Onlarn

delâlet ettii

mânâlar

kabn

içindeki su gibidir.

Mânâ

denizi de Allah'n

yannda

bulunan Ümmü'l-Kitap'dr.
Allah her kimin kalbine mihenk koymusa, ancak o kimse
yakîni
84

üpheden ayrt

edebilir.

Kur'ân, gerçi Peygamber'in

dudandan çkar ama kim Tanr

söylemedi derse kâfirdir. Sureti fânidir; o bir ayna kesilmitir.

O

aynada bakalarnn yüzünden baka
çirkin bir surat görürsen,

bir

ey

görünmez.! Orada

gördüün

de sensin. îsâ ve Meryem'i

görürsen yine gördüklerin senden

ibarettir.

O ne budur, ne o.. her
8
'

eyden ar

durudur., yalnz senin önüne senin suretini kor!

Bununla beraber Kur'ân'n mertebesi
ref ve fazileti herkesçe bilinmektedir.

gizli

deildir. Kur'ân'n,

e-

Çünkü

Allah'a

yakn

olan

kelâmlardan hiç

biri

Kelâmullâh'n dengi olamaz.

Bu durumda

zâkire (zikreden kii) gereken zikrini

yapaca

za-

man
larla

zikrini Kur'ân' da vârid olan zikirden tertip etmesi ve

bun-

Allah' zikretmesidir. Böylece zikrederken
olur.

ayn zamanda
Allah'n ken-

Kur'ân da okuru
di

Kur'ân okuru olduunda

ise

zâtn

zikrettii zikri de

nakletmi

olur.

Böyle

yapt

zaman
iitsin!"

kendisini,

Rabbinin "Onu yanna al ki Allah'n

kelâmn

(Tevbe, 6) ve "Allah, kendisine

hamd eden

kimseyi duymaktaolur.

dr." sözlerinde iaret edilen mertebeye

koymu

Kur'ân okuyan kulun mükellef olduu günlerde dünyadaki yükselii kendi

okuyuundan Allah'n okuyuuna yükselmesidir. Bu
dilinden tilâvet etmesi
ile olur.

durum Hakk'n kulunun
Hakk, kulunun
eli

nitekim

kendisiyle iittii

kula, gördüü
. .

gözü,

tuttuu

ve

yürüdüü aya olmaktayd.

Bunun

gibi kendisiyle söz

söyledii ve kendisini ifâde ettii lisan da olur.
84
85

Kenan

Rifâî,

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.171, beyit. 212, s.173, beyit 2140,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.46. çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.IV, stanbul, 1988,
,

2142-2143

Ayet 2
50

Artk kul;

Allah'a

hamd,

Onu tebih ve tehlil edecekse bunu anBundan dolay da kendi
yükselir.

cak Kur'ân'da geçen

ifâdelerle yapar.

okuyuundan Rabbinin okuyuuna
Nitekim kyamette kul
selir.

okumasnn

ulat

son âyete dek yük-

Sonunda bu

âyetin

lâyk olduu mertebede durur. Bu âyet
âyettir.

ise

kul

okuduunda Rabbinin kulun azndan okuduu
sözlerin

Bundan dolay
kelâmdr.

en seçkini ve mâruf olan Allah'n

Onun peygamberi,
berlik)

O'dur. Yani Kendisi,

Onun

risâleti

(peygam-

O'dur. Yani Elçisi O'dur. Yani, kendisi.

Keza,

kelâm da Odur. Yani

kendisi.

O,

bir elçi gönderdi: Kendisinden, kendisiyle, kendisine.

Ne

sebep, ne vâsta. Bunlar yok.

Çkar bunlar aklndan.
elçinin kendisi ve elçinin
86

Elçiyi gönderen, elçinin getirdikleri,

geldii kimse; bunlarn hepsi

ayn

varlktr; tek eydir.

Büyük

srlar

küçük görülerle bilinmez. Onlar bilmek olmak da yetmez. Ulularn
bir kitaptr
vârisi olan

için

allâme {çok

bilgili)

kâmil
ol-

insan

bul; o

yüce

O'nu oku, böylece de muhtaç

duun Allah

ilmini tahsil edip

Hakk

arifi ol!

87

Kuran: Zâttr.
Furkân: Sfattr.
Kitap
:

Mutlak varlktr. 88

86 87
88

bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul,
bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul,

Mays 2000, Mays 2000,

s. s.

22-23.

22-23.
125.

Abdülkerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.I, s.

BAKARA
51

Bir klavuzdur (hidâyettir) o,

(Hüden)

Hidâyet

Hidâyet ve hüdâ; doruyu,

iyiyi,

güzeli fark etmek, bunlara gikeli-

den yolda yürümek anlamlarnda olup, bu kökten türeyen
melerin Kur'ân bünyesindeki

says 250 küsurdur. Hidâyeti

bul-

maya veya göstermeye

ihtida

(doru yola girme, müslüman olma)
biri

veya hüdâ denmektedir. Allah'n isimlerinden
hidâyet veren, hidâyete erdirendir.

de Hâdî yani

Kur'ân- Kerîm daha
ki, bir

ilk âyetlerinden birinde

(Bakara, 2) ve tabiî

çok âyetinde kendisini, "Allah'a

yaknlamak
tantr.

gayretinde

olanlarn hidâyeti" yani yol
Hidâyet,

göstericisi olarak

Türk

müfessiri

Elmall tarafndan çok güzel
eye

ifade ediltat-

mitir. Diyor

ki:

"Hidâyet, istenene ulatracak
ki,

lütuf ve

llkla delâlet etmektir

yolu sadece gösterivermek, yahut yola
biriyle gerçekleebilir.

götürüvermek ekillerinden

Evvelkine

sa-

dece göstermek veya irâd; ikinciye, ulatran araclk veya tevfik
{Allah'n muvaffak klmas) denir.
ve iddet

Bunda lütuftan maksat,
Burada

sertlik

kart olan scaklk ve yumuaklktr.
denmez.
»89

esas olan

inceliktir.

Hidâyet, istenen hayra ulatrmaktr. Meselâ,

hrsza

yol göstermeye hidâyet

El-Hâdî, hidâyet kelimesinden türetilmitir. O, kalpleri marifetine; nefisleri itaatine; sevdiklerini kendisine; âlimleri ise,

iin

gerçeini müahedeye (görmeye) ulatrandr.
Hidâyet, ya tevfikidir
getiren hidâyettir ve
(elçi

olarak gönderme); bu, saadet

meydana
Ya
da,

bunu nebî ve seçkin

velîler îfâ ederler.

açklaycdr; bu
da
89

da, indirilen eriattr.

Bu

hidâyet, genel

hakkn-

ilmi, seçkinlerde ise saadeti

meydana

getirir.

Yaar Nuri Öztürk, Kur'ân - Kerim Ansiklopedisi, stanbul,

1990,

s.

134-135.

Ayet 2
52

Bu ismin hükümlerinin
Buna göre
tevfik,

özelliklerinden

birisi,

tevfik ve beyândr.

peygamberlerin rehberliini benimsemek ve
ise,

ona balanmaktr; açklamak

Hakkn gönderdii eyi nazarî

akln hükmüyle veya düüncenin tevilinden hareket ederek zanla

deil kefe dayanarak erh etmektir. 90

Bu

kitap esas itibariyle "insanlar için hidâyettir." Genellikle in-

sanlar irâd ve

doru

yolu göstermek için inmitir, iyilik ve yu-

muaklkla

yol göstermek

demek

olan bu hidâyeti, bu

çar

ve

rehberliin esas itibariyle
kat hidâyetten istenen
si,

una buna tahsis edilmesi yoktur. Faey ihtida, yani maksada kavuma gayesaknma sfatna
kaybetmi
sahip olanlara
olanlar

imdiki hâlde veya

gelecekte,

nasip olacak, ftrî kabiliyetlerini

bundan

fay-

dalanmayacak ve belki zarara
lâzim (geçisiz)

uram olacaklardr... Hüdâ, hem
(geçili) olur.

hem

de müteaddî

Fatihada açk-

land
gibi iki

üzere hidâyet, yol göstermek ve istenen

eye ulatrmak
ki, birine

mânâda ortaktr veya kullanlmaktadr
hidâyet" dierine "gayeye
biri

"gaye-

ye

ulatrmayan

ulatran hidâyet" deet-

nilir.

Yüce Allah'a göre

ulatran yolu göstermek ve irâd

mek, dieri hidâyeti yaratmak ve insanlar
mektir. Kur'ân'da ikisi de geçmitir...

baarl klmak
ilgili

de-

Ancak aratrma yapldhidâyet olayola iletme-

nda Kur'ân'a nisbet edilen

hidâyetin irâdla
ve insanlar
fiil

ca ortaya çkar.
yi

Çünkü baar
ile ile

doru
iledir...

yaratmak, kelâm sfat
ki,

deil,

sfat

Bundan da
etki-

anlalyor
li

bu kitap

gerçekleen Allah'n
için

iradnn

olmas ve baarya yaklatrmas
art

muhatap olan insanlarn
Kur'ân herkese genel
bir

ihtiyarî fiilleri adeta

klnmtr.
isteyerek

ekilde
kes

doru

yolu göstermek için

inmi olmakla

beraber, her-

bunu kabul etmede ve
iradesini

seçmede eit olmayacak, ba-

zlar buna

harcamayacaktr.

Çünkü insanln

ftratin-

nn

(yaratlnn) aslnda

genel olan hitap kabiliyeti

birtakm

sanlarda kötü

alkanlklarn tamamen ortadan

kalkm

bulu-

nacandan; Kur'ân'n irâdlar tam belagat
90
Sadreddin Konevî, Esmâ-i Hüsnâ erhi,
çev.

(güzel söz söyleme)
232.

Ekrem

demirli, stanbul, 2004,

s.

BAKARA
53

ve

kapsaml

gerçekleri

ile

beraber, o gibilerin kalplerinde tabiî

olarak sevinç arzusunu caktr.
cih)

uyandrmayacak ve

belki ters etki yapa-

Bunun

için

hitabn

esas faydas, hüsn-i ihtiyar (güzel terait

yeteneine sahip olan kabiliyet sahiplerine

olacaktr

ki,

bunlar da takvas veya en azndan
müttakîlerdir (takva sahipleri).

saknma yetenei bulunan
inmesiile

Bundan dolay Kur'ân'n

nin hikmeti, balangçta insan iradesinin katlmas

art

bü-

tün insanlara hidâyet etmektir... Fakat bu hidâyetten faydalan-

mann

ilk

art

Allah'tan gerei gibi
91

korkmay seçmek

yani ko-

runmay

istemektir.

Bir adam:

Benim

öyle bir hâlim olur ki, oraya ne
bir melek

Muhammed,

ne de Allah'a en

yakn

samaz

(Hadîs) diyordu.

buyurdu
oraya

ki:

"Tuhaf! Bir kulun bir hâli olsun da

eyh Muhammed
bir hâl olur

smasn!

Sende Muhammed'in
bir hâli

bile

smad
ilk

da acaba Muhammed'in böyle

olmaz

m? Senin bu hâlin
önce bütün ba-

onun bereketinin

tesirinde

deil mi? Çünkü

lar,
larna

ihsanlar onun üzerine döktüler.

O zaman ondan bakaElçisi

dald. Âdet

böyle

olduundan Yüce Allann

sana

selâm olsun ve Allann rahmeti, bereketi senin üzerinde olsun!"

buyurmutur. Yani, bütün saçlar senin üzerine saçtm, buyur-

mu,

Peygamber

de: "Salih kullar üzerine!" demitir.
idi.

Allah yolu çok korkulu, kapal ve karla örtülü

lk önce can-

n

tehlikeye sokup

atn

süren ve yolu yarp geçen o oldu: Her-

kesin

bu yolda

gidebilmesi,

onun

yol göstermesi ve inayeti saye-

sinde olur. Yolu ilk defa o
yiniz;

bulduu

ve her yere;

bu

tarafa gitme-

eer o
gibi

tarafa gidecek olursanz ölürsünüz.

Ad

ve

Semûd
için,

kavmi

yok olursunuz. Yok eer bu

tarafa gidecek olursa-

nz, müminler

gibi kurtulursunuz, diye alâmetler

koyduu

"Onda ne kadar apaçk
gibi,

iaretler" (Alu

mran,

97)

buyurulduu
bellilik-

bütün Kur'ân bunun beyânndadr. Yani, yollarda

ler (iaretler) diktik, biri

bu kazklardan herhangi

birini

kesmek

91

Elmahl M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân

Dili, c.

I,

stanbul, 1992, s.160-161.

Ayet 2
54

isterse,

hepsi birden: "Bizim

yolumuzu ykyorsun, yokluumuonu öldürmek
bil.

za

çalyorsun; yoksa sen

yol kesici misin?" diye

isterler:

te

bunun

için

önderin

Muhammed olduunu
bize erimez.
92

Her

ey, ilkönce

Muhammed'e gelmeden

Kur'ân' duymaya ve anlamaya çal!

Çünkü

o hiçbir

zaman eken-

rilmeyen yolu gösterir. Kur'ân ve hadîsi kendine uydurmak yolu-

na sapma, kendin Kur'ân'a ve hadîse uy! Harfleri ve
di nefsinin dileine göre ni

sözleri

anlamaya kalkarsan yanlrsn. Nefsiyol budur.
93

kelâmdaki

muradn emrine koyacaksn, doru
için bilmeyi bilmeli.

Amma
vardr
hakîkî

onu anlamak
ki

Yoksa nice Araplar
bildikleri hâlde

Kur'ân- Kerîm'in lafzen
bilemezler.
94

mânâsn

mânâsn

Kur'ân- Kerîm herkese hitap etmitir. Orada bütün insanlara,
havassa, ahassü'l- havassa {manevî kemâlde en seçkin olanlara),

mümin ve kâfirlere de hitap vardr. Dorudan doruya peygamberlere de hitap vardr.
95

"Firavun: 'Sizin Rabbiniz kimdir ey

MûsâV

dedi.

Mûsâ: 'Bizim
göste-

Rabbimiz, herseye uygun

yaratln

veren sonra

da yolunu

rendir!' dedi" (Taha, 49-50)

Güne
si,

her tarafa birden akseder. Mezbeleye,
ziyâdeletirir. Güle,

lama

aksetmeise

onlarn fena kokularn
kokular
verir.

sümbüle

gü-

zel

Yani herkesin istidadnda olan eye kuvvet ve

imkân

hazrlar. Nisan

yamuru sedefin azna düerse
olur.

inci,

yla-

nn azna
kâfirin de
92
93

düerse zehir

Keza Kur'ân, mü'min'in îmânn,

küfrünü arttrr.

%
Fih, çev.Meliha Ülker

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.341-343.

Tarkahya, stanbul, 1985,

94
95

96

Kenan Kenan Kenan Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

s.149.

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.499.
stanbul, 2000, s.477.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.248.

BAKARA
55

Onun

için

Allah diyemeyen kimseler Allah'n sevgilisini seve-

mezler. Onlar, kâmil

insan da Kur'ân' da sevmezler. Kur'ân'dan

söylense küfürleri artar, kâmil insan görmekle de keza inkârlar
ziyâdeleir.
97

Korunup saknanlar
(fiyh

(müttakîler

/

takva

ehli) için.

hüden lilmüttekyne)

ttikâ, Müttakî/Takvâ ehli:

Muttaki:

Korunma anlamna gelen

"Vikaye" kelimesinden türekeçe-

mi

ism-i faildir. Bu, hiçbir

kukuya meydan brakmakszn

sin bir

ekilde korunan demektir. Aslnda "ittikâ" (saknmak,

kinmek), iki

ey arasndaki
kaçnmann
98

engele verilen isimdir.

Dolaysyla takva
yasaklarndan

sahibi de, Allah'n emirlerine

yapmann

ve
ol-

kendisi

ile

azap arasnda bir engel

duunu

kabul ediyor.

Lügat açsndan

ittikâ

veya onun ismi olan takva, kuvvetli bir
iyi

himayeye girerek korunmak, özetle kendini

demek olur.

saknp korumak Bunun gerei olarak korkmak, kaçnmak, saknmak
mânâlarna da kullanlr.

ve çekinmek

eriatta mutlak

saknma

veya takva, insann kendisini Allah'n
âhirette zarar ve

korumas altna koyarak
iyice

ac verecek eylerden

korumas, dier

bir ifade ile
tarif olunur.

günahlardan

saknmas

ve

iyi-

liklere

sarlmas diye

Kur'ân'da ittikâ (saknma) ve takva üç derece üzerine zikrolun-

mutur ki, birincisi; ebedî azabdan saknmak için Allah'a irk komaktan kaçnmakla îmân "Ve onlar takva kelimesine bala-

d" (Fetih,
97
98

26)

gibi. kincisi;

büyük günahlar ilemekten ve kü-

Kenan
smail

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.409.
Tefsiri,

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu' l-Beyân

stanbul, 2004,

c.I, s. 60-

61

"

Ayet 2
56

çük günahlarda srar etmekten saknmak
tir ki,

ile

farzlar edâ etmek-

er'an (slâm'da) bilinen takva budur. "O ülkelerin halk
(A'râf,

inanp Allah'n azabndan korunsalardi."
cüsü; kalbinin

96)

gibi.

Üçün-

srrn Allah'tan megul

edecek her eyden kaçn-

mak
ki

ve bütün

varl

ile

Allah Teâlâ'ya yönelmek ve çekilmedir

bu da "Ey îmân

edenleri Allah'tan,

O 'na yarar

biçimde kor-

kun."'(Ak

mran,

102) emrindeki gerçek takvadr.
iki

Müttâkîler demek, inat ve
nabilecek ve

yüzlülükten,

tam üpheden sak-

kusursuz,
sirciler

hakk kesin ve kat'î olarak bilmeye aday olabilecek salam huy ve salam akl sahipleri demektir ki, tefderecesine yükselenler" diye tefsir ederler."

bunu "takva

Olum, takva, 1-Umuma has

iki çeittir;

olan takva,
takva...

2-Seçme kullara mahsus olan

Seçme kullarda görülen
ti,

takva,

âlemden balar. Bütün gayreiçin

cehdi,

ümidi yalnz Allah Teâlâ'nn zât

harcamak asl

takvadr.

Bu mânây,

u

âyet-i

kerîme bize daha güzel açklar:

"Allah için,

tam takva yolunu tutunuz." (Alu

mrân

102)

Umum

müminlere has olan takvaya
kötü

gelince:

Allah'n zahirde
bize,

yaplmasn

gördüü eyleri brakmakla olur. Bunu da

u Âyet-i Kerîme bildirmektedir:
"Allah için takva yolunu tutanlarn

günahlarn Allah balar.

(Talâk, 5)

Allah-ü Teâlâ, cümle darlklardan ve kederlerden kurtuluu
takva
yine
ile

kld. Gençliin ve kolayln takva yolunda olduunu

u âyet-i kerîmelerle bize haber veriyor:
kar takva sahibi olanlarn ilerinde kolaylk olur.
onun
için

"Allah Teâlâ'ya

(Talâk, 4)
"Bir kimse, takva yolunu tutarsa.. Allah

kurtulu yolla-

r
99
100

açar. "

(Cum'a, 2) 100

Ahmed

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân Dili, c. I, stanbul, 1992, s.161-163. er-Rifâî, Onlarn Alemi, çev. Abdülkadir Akçiçek, stanbul, 1996, s. 313.

BAKARA
57

Yukarda

zikredilen mertebeler, ancak ehlinden

alnacak nasuh

bir tevbe ve telkin ile

hâsl

olur.

Nitekim Allah Teâlâ öyle buiç

yurmutur:
ihsan

"...Allah,

Rasulu'ne ve mü'minlere
't

huzuru (nimetini)

etmi

ve onlara kelimetü

takvay (Allah a kars sorumluluk

duygusu)

alamtr ..."
ile

(Fetih, 26)

Burada takva
le,

kastedilen, lâ ilâheillallah cümlesidir. Bir

cüm-

Allah'n

dnda her eyden

temizlenmi, takvâl kalbe sahip
ii-

bir zâttan
tilen

alnmaldr. Yoksa sradan insanlarn azlardan

cümleler böyle olamaz. Her ne kadar, söylenen kelimeler
olsa da,
diri bir

ayn

mânâ deiiktir.
kalpten

Zîrâ kalp, ancak tevhid tohum-

larn

ald zaman,

hayat bularak kâmil bir tobitemez. Bun-

hum

olur. Üstelik

ortamna ulamayan tohum da

dan dolay, tevhid cümlesi, Kur'ân- Kerîm' de
mektedir:
l

iki

ekilde geç-

1.

Zahirî söze (kavl-i zahiri) bitiik olarak.

Ne zaman

onla-

ra lâ ilahe ilallah denilse, küstahça böbürlenirdi' (Saffat, 35)

âyetinde

olduu

gibi ki,

bu sradan insanlar (avam) hakkn-

dadr.
2.

Hakîkî ilme nolu)
bil ki,

(ilm-i hakîkî) bitiik olarak.

"O hâlde

(ey insa-

Allah 'tan

baka

ilâh yoktur (lâ ilahe illallah) ve

(hâlâ vakit varken) kendi

günahlarnn

ve öteki

bütün

mü 'min
dile..."

erkek ve

kadnlarnn (günahlarnn) balanmasn
19)

(Muhammed,

âyetinde

olduu

gibi.

te bu telkin,

âyetin

nüzul sebebinin telkin olmasndan dolay, seçilmi kiiler
(havas) içindir.

Takva, çok yemeyi, içmeyi, uyumay,

bo konumay

sevme

gibi

hayvânî huylardan ve kzma, sövme, dövme ezme gibi yrt-

c
ri

hayvanlara has özelliklerden, ayrca kibir (büyüklenme), ucub

(kendini beenme), hased (çekememe), hikd (kin gütme), ve benzegibi

bedenî ve kalbî âfetlerden olan dier eytanî vasflardan
edilebilir.

temizlendikten sonra elde

Bunlardan temizlendiin

"

"

Ayet 2
58

vakit, asl

günahlardan temizlenmi olursun. Böylece,

u

âyet-i

kerîmede

belirtilen 'temizlenen' ve 'tevbe eden' kiilerden

saydr-

sn: "Dorusu Allah, pimanlkla kendisine yönelenleri ve özlerini
temiz tutanlar
sever. "

(Bakara, 222)

101

Allah Teâlâ

bir

âyet-i

kerîmesinde

öyle buyuruyor:
ileride

"Al-

lah indinde en üstün

olannz, takvaca en

olannzdr."

Resûlullah efendimiz bir hadîs-i eriflerinde, "Dünyalk üstünü
zengin olanlardr. Ahirette üstün olacaklar tün olanlardr.
ise;

takva yönüyle üs-

Allah katnda, nesep, mal, öhret gibi üstünlükler hiçbir

ey ifade

etmez. Allah indinde üstünlükte tek miras, takvadr. Allah'tan

korkmaktr. Nitekim peygamberimiz, 'Kim Allah katnda en
üstün olmak
istiyorsa,

Allah'tan korksun,' buyuruyor.
bir

Çünkü

Allah'n katnda nesep, an, eref ve mevkii diye

snflandr-

ma

yoktur. Üstünlük takvayladr.

Ebû Hüseyin'in

rivayet ettii
biri-

bir hadîs-i erifte

peygamberimiz öyle buyuruyor: "Sizden

nizin dierinden üstünlüü, takvayladr.

eriat ehline göre takva; ahirette kötü neticeye yol açabilecek
zararl

alkanlk

ve fiilden

kaçnmaktr. Ve

nefsi

bu

tür kötü-

lüklerden korumaktr.
si

Takvann

üç derecesi vardr. Evvela nef-

irk ve küfür

gibi hastalklardan

uzak tutmaktr. Bu sayede
ikincisi,

sâlikin kendisini sâlikin

cehennem azabndan kurtarmasdr.

ilemi olduu bütün günahlardan dolay pimanlk duetmesidir.

yup tevbe
da

Bu havasn takvâsdr. eriat

ehlinin katn-

ariflerin

takvadaki derecesi budur.

Hz.Mevlânâ bu mevzua muvafk (uygun) öyle buyurmutur.
Takva
kiidir.
sahibi de, Firavunun gittii yoldan usanan,

Mûsâ'laan

Muttaki olan kimse; zarurî olan eyin korkusundan dolay

ter-

ketmelidir ki bu sayede muttakîlerin derecesine ulasn. Nite-

kim Hz.
101

Resûlullah bir hadîs-i eriflerinde öyle buyuruyorlar,
s.

Abdülkâdir Geylânî, Srru'l-Esrar, çev.Mehmet Eren, stanbul, 2006,

37-38.

BAKARA
59

"Bir kii; zaruri

olmayan bir eyi, zaruri olan bir eyden dolay

ter-

ketmedii müdetçe, takva derecesine eriemez. " Meayih-i kiram
m\uakî(takvâ
tarîk-i

sahibi) olanlar

öyle

tarif ediyor:

'Takva demek;

Mustafa'dan giderek haramlar terkedip,
cefâlara

ihlâsla Allah'tan

çekinme ve bu uurda bütün

göüs

germektir.'

Takvann üçüncü
îmân

derecesi

ise;

mâsivâullahtan (Allah'tan gayr

herey) temizlenmektir.
re;

Ksaca

âyet-i

kerîmede ifade edildii üze-

"Ey

edenler! Allah'tan

hakkyla korkun ve ancak müslüman

olarak ölün." (A\u

mran,

102) Allah'tan

hakkyla korkmaktr.

Gayrdk kavgasndan kurtulmadkça,
vermezler.

yarin halveti için sana yol

Hakîkî takva; Hasan- Basrî'nin sahip olduu mâsivâdan vazgeçebilme, havf- ilâhîyesidir.

Ve

mam Kueyrî

hazretlerinin bu-

yurduklar

gibi,

kendini muttaki klmaktan ittikâ etmektir. Ve

dâima Hakka muttaki ve mûtebed olmaktr.
Ezelî lütuftan

medet um. Çünkü sülük yolunda kendi

taat ve

102 takvana dayanamazsn.

Takva; büyük küçük bütün günahlardan geçmek demektir.

Hâsl
denir.

tarlaya

tohum

ekip yetitirmek ve bu yemileri

yemek

demektir.

te

bu marifete sahip olan kimseye de
"Levlâk..."

ârifibillah

Ârifibillah,

srrna mazhar olan

hakîkat-i

Muhammediyye'dir. Bu hakikat her zaman mevcuttur. 103

Zâhid, âhari (bakasn) gören kimsedir; dünya ehli
rür.

ise âhiri

gö-

Fakat

Tanrnn has kullar ve arifler,
evvele

ne âhari ne de âhiri göbi-

rürler.
lirler.

Onlarn nazarlar
Meselâ,

velden
ise,

buday ekince, sonunu görmemi midir?

dümütür, her iin evvelini buday biteceini bilir. te
Bunlar nadir
olurlar.

ev-

Dierleri

orta hâili olduklarndan, nazarlar sondadr;

ahrda kaldk-

lar için hayvandrlar. 104
102 smail Ankaravî, Minhâcu' l Fukara,
sd.

Sadettin Ekici, stanbul, 1996,

s.

243, 244.

103

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.254.
s.33.

104 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi Mâ Fih, çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

Ayet 2
60

"Allah takva sahiplerinin dostudur. " (Câsiye, 19)

Dünya

ehveti, külhana

(hamam

atelii) benzer. Takva

hamam

da onunla aydnlanr.
Fakat takva sahipleri bu külhanda safa ve zevk
içindedirler...

Çünkü

onlar,

hamama

girmi, yunup arnmlardr.

Zenginlerse hamamdakileri

stmak için

tezek tayanlara benzerler.

Tanr hamam snsn, tavlansn diye onlara bir hrs vermitir. Bu külhandan vazgeç de hamama git. Külhan terketmek, bil

ki

hamama

girmenin

ta kendisidir.
el

Külhanda kalan, dünya ehvetine sabreden, dünyadan
ken kiiye hizmetçi mesabesindedir.

etek çe-

Hamamda

olan;

yüzünden, yüzünün temizliinden, güzelliin-

den anlalr.
Külhandakiler de yüzlerindeki ve elbiselerindeki duman,
tozdan
belli olurlar.
et,
is

ve

Yüzünü göremezsen kokusuna dikkat
bidir!

koku her köre sopa

gi-

Kokusunu da alamadysan onu konutur;

yeni sözden eski sr-

r

anla!

105

Hakk'n
çi
ler,

ziyafethanesine kabul edilmek için

mürur

tezkeresi {ge-

izni) isterler ki

o da kalb-i selimdir. Bundan maada olan ey(soyun sopun) faydas yokgel-

ibâdet,

mal veya hasep ve nesebin

tur.

Allah indinde seyyidlik (Hazret-i Hüseyin'in soyundan

mek) ve eriflik (Hz.
selimdir.

Hasann

soyundan gelmek) ancak kalb-i

Hucurât

sûresi 13. âyette

Cenâb- Hakk:
106

"Allah indinde
sa-

ekreminiz (erefli olannz) muttaki

olannzdr yani günahtan

knannz,

takva sahibi

olannzdr" buyuruyor.

"Allah indinde en erefliniz muttaki

olannz, yani günahtan sak13),

nannz,

takva sahibi

olannzdr." (Hucurât,

buyurulmasn-

105 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.20,21.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarh, c.IV, stanbul, 1988,

106

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.352.

"

BAKARA
61

dan maksat, mekârim-i ahlâka sahip olmak demektir. Mekârim-i
ahlâk, insana izzet ve eref getiren ahlâk demektir.

Yaradltan

gaye mekârim-i ahlâk'tr. Mekârim-i ahlâka (güzel ahlâk, pey-

gamber ahlâk) sahip olmayan
yüz tutmu demektir.

bir fert

de cemiyet de

yklmaya

Mekârim-i ahlâka (güzel ahlâk, peygamber ahlâk) sahip olmayan
bir fert

de bir cemiyet de
bir

yklmaya yüz tutmu

demektir.

Mekârim-i ahlâk'n

ba

bir de

sonu vardr.

Ba,

niyet

selâmetidir (salamlk). Niyet selâmetinin felsefî ifadesi, fayda

ve zarar endielerini ahsî endielere hasretmeyip,
tahsîs

bakalarna
için bir

etmeye de

mühim

bir hisse

çkarmaktr.

Onun

hayr yalnz kendine istemek,
efendimizin

niyet selâmeti deildir. Resûlullah

buyurduu

gibi:

"Kendiniz için istediiniz bir

iyili-

mümin kardeleriniz için yan kâmil mü 'min olamaz.
i, dier
Fiil

de istemek gerek.

Bunu yapma-

selâmetine gelince,
fiili

fiil

selâmeti, niyet selâmetinin
için

d

teza-

hürü ve

neticesidir.
fiile

Onun

yalnz niyet selâmetinde

kal-

mayp bunu
lara

geçirmek, tatbik sahasna da

Resûlullah efendimizin

buyurduu

gibi:

koymak lâzmdr. "nsann hayrls insandokunandr."
kis-

hayr dokunandr, insann

erlisi insana erri

Mekârim-i ahlâk sahibi olmayan kimse her ne kadar insan
vesine

bürünmüse de

insan deeri

tamaz.

107

Gerek
dur.
yit

bir ferde gerek bir cemiyete

nizam

veren, ahlâk

kanunute-

Mükâfat ve mes'ûliyet (sorumluluk)
eder.

fikri

de bu kanunu

(dorulama)

Mes'ûliyet fikri nedir? Ahlâki vazife ve vecîbeler
takdirde, gerek vicdan gerek Allah
diesidir.

îfâ

olunduu

huzurunda mesul olmak en-

Mükâfat
si

fikri nedir?

Ahlaki

vazifeler ifa edildii takdirde

ah-

vicdann ferahlamasna ve

amme vicdannn

iltifat

ve met-

107

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.609.

Ayet 2
62

hine,

Cenâb- Hakk'n da rzâsna ümit balamaktan
için

ibarettir.

Onun
su gel

insan insan eden, dünyada ve âhirette yüzünü aar-

tan mekârim-i ahlâktr vesselam.
:_
108

Onun banda da Allah korku-

Ömer

b.

Hattâb

(r.a.)

Kâbü'l-Ahbar'a bana takvadan haber ver

dediinde, Kâbü'l- Ahbar
hiç gittin mi?" dedi.

Ömer b. Hattâb a; "Dikenli yoldan Hz. Ömer "Evet" buyurdu. Bunun üzerine

Ömer o dikenli yolda ne yaptn ve nasl haremet ettin?" dedi. Ömer (r.a.) "Dikenlere basmamak için çekinerek, dikkat ederek yürüdüm," buyurdu. Kâb'ül Ahbar: "Ey Ömer ite takva
Kâb: "Ey

da böyledir," buyurdu.

...Muhammed

b.

Ali

Trmzî: "Muttaki,

kendisine hiç

hasm

ol-

mayandr"

dedi.

Serîyy Sakat: "Müttekî nefsine buzedendir" dedi.

ibli buyurdu: "Muttaki, Allah Teâlâ'dan

bakasndan korkma-

yandr."
...Bazlar kiinin takvas üç eyle anlalr:
güzel tevekkül,

Kavumad

eyde

kavutuu eyde

güzel rzâ ve

"Kaçrdklarnza

üzülmemeniz

için" âyet-i

kerimesine uygun olarak,

geçmi eyler

üzerine esef etmeyip güzel sabretmektir dediler.
...Ebû

Turâb

(r.a.):

Takva sahiplerinin yannda

be

tehlikeli

ve zor geçit vardr.

Bunlar amayan takvaya kavuamaz: id-

det ve mihneti nimet üzerine, yetecek kadar
rine, zillet ve

rzk

fazlas üze-

miskinlii

izzet ve

yükseklik üzerine, gayret ve
et-

mücadeleyi rahat üzerine, ölümü de hayat üzerine tercih
mektir." dedi.

...Takvann hakikati Allah Teâlâ'ya

taatle,

onun azabndan

sais-

knmaktr. Takvann

esas, irkten

korunma, sonra günah ve

yandan korunma, sonra üphelilerden, sonra mâlâya'niden
eylerle
108

bo

megul olmaktan korunmaktr Alu mran
stanbul, 2000, s.609.

Sûresi 102.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

BAKARA
63

âyette:

"Allah 'tan

nasl korkmak nasl takva etmek lazmsa,

öyle

korkunuz, takva ediniz. " âyet-i kerîmesinin tefsirinde takva ediniz (korkunuz) demek, Allah Teâlâ' ya
asla isyan

dâimi

itaatte

bulunup,

etmemektir. Allah Teâlâ' yi zikredip hiç bir

zaman

unutmamaktr. Allah

Teâlâ' ya her hâlde ükredip, küfrân-

nimette bulunmamaktr, diye bildirilmitir.
...

Bazlar takva çeit

çeittir

dediler.

Bunlardan

avamn
seçil-

takvas Allah Teâlâ'ya irk

komamaktr. Havasn

yani

milerin takvas günahlar terk ve dier hâllerde nefse uyma-

yp

arzularn yapmamaktr. Evliyadan seçilmilerin seçilmi-

yapmakta Allah Teâlâ'dan bakasna eilmekten kurtulmak, hâl ve makam için gerekli olan hâlleri gözetmek ve bunlarn hepsinde hüküm
lerinin takvas,

eyada

iradeyi terk, sebeplere

ve farzlar

ile

beraber emre uymaktr. Peygamberlerin takvas,

peygamberleri geçmeyip, gayb içinde gaybdr. Allah Teâlâ' dan
yine onadr. Allah Teâlâ onlara emreder. Onlara nehyeder.

On-

lar muvaffak klar.

Onlar
verir.

terbiye eder, temizler. Onlarla ko-

nuur. Onlara haber

Onlar irâd

ve hidâyet eder. Onlara
bildirir.

ihsan eder. Onlara hazrlar. Onalara sr ve hakikatleri

Harika olarak onlara baz eyler

verir.

Bu

hâlleri

anlamaya ak-

ln yolu

ve kuvveti yoktur.... Bazan da

bu kabilden kerametler

seçilmi evliyaya ve ebdallara ihsan olunur. Ancak onlara bu
hâlleri bildirmeleri

yasaklanmtr. Bu

kerametler, ihsanlar
ile

d-

arda

görülmez, kulak ve dier duyu organlar

de anlal-

maz. Ancak kendinde meydana gelen cezbe hâli ve istirakn
galebesi sebebi
gelir.
ile,

ellerinde

olmayarak

bir kaç

kelime meydana

Sonra Allah Teâlâ sekine (sükûn) ve temkin verip, hâlini

örter ve

emir ve

annda

ikaz eder.

Bu durumda o kimse

diliis-

ni korur.

Kendinden meydana

gelenler için Allah Teâlâ' ya

tifar eder. bare ve beyân deitirip, sözünü her zamanki gibi

insanlarn anlayaca ekilde düzeltir. 109
109 Abdülkâdir Geylânî, Gunyetut Talibin,
s.

çev.A. Faruk

Meyan, stanbul, 1971,

c.1-2,

227-232.

Ayet 2
64

Gerçek takva udur:
Kalbindeki bütün düüncelerini toplayp bir
san ve onu üstü

taban
110

içine koy-

açk
bir

bir hâlde

çarda bütün

halka sunsan.

Eer

onda utanacan

ey yoksa

ite bu, takvadr.

Hz. Mustafa

(s. a. s)

insanlarn fena huylar brakp,

iyi

huyla-

r almalar

için onlara bir

takm

eriat, emir ve nehiy (yasak
iyilikleri ar-

etme) koydu.

Bu

suretle o feyiz,

fenalklar deil,

trm olacaktr. Meselâ bahçvan ac olan zerdaliyi kesip onun
yerine tatl eftaliyi alar.
sir

Buna bahar mevsimi
geliir. Bir

ve mart

ay

te-

ederse

bu eftali büyür ve

hayvan

gibi olan in-

san da böyledir. Ve onda bilgisizlik, ota tapclk, uyku, yemek,
taâtsizlik (ibâdet ve emirleri yerine getirmemek),
lik (insaniyete

mürüvvetsiz-

aykr davran), temyizsizlik (iyiyi kötüden ayramamak), hased (bakasnn elindeki nimetin yok olmasn iszulmetmek (hakszlk
etmek), tecaiki renklilik ve iki

temek), hasislik (cimrilik),

vüz etmek,

yüzlülükten ibaret olan hayvan-

lk huyu mevcuttur. Bunun
tur:

için

Peygamberler öyle

buyurmuile

"Bu hayvani ahlâk

terk ediniz ve

Tanrnn

emri

me-

leklerin

huyunu alnz. Böyle yaparsanz cennet ehlinden ve
has kullarndan olursunuz. Hainlik edenlere hainiçin çal-

Tanrnn
likle

mukabele etmeyiniz. Emin insanlardan olmak

nz.

Halîm

ve

Kerîm olunuz. Doruluu, kendinize

vazife

ediniz ve yalan söylemeyiniz. Vaktinizi

de bulunmakla geçirmeyiniz.

bakalarnn aleyhinKimseye iftirada bulunmaynz.

Bakalarn dâima kendinize tercih ediniz. Bir ölçü içinde yeyiniz. Haram yemeyiniz. Kendi helâl malnzdan Tanr rzâs için veriniz. Bakalarnn malna tamah (göz dikme) etmeyiniz. Hrszlktan kaçnnz.
Yukarda
zikr edilen ve meleklerin

ahlâkna zt olan hayvani

ahlâkn dallarn
ki

kesiniz ve

onlarn yerine bu dallar

alaynz
za-

kaybolan baharn feyzi o dallar üzerine etkisini
Fethu'r-Rabbani,

yaratt

110 Abdülkâdir Geylânî,

rad

Dersleri,

çev.Kazm Acakaya, stanbul,

2007, s.314.

BAKARA
65

man bu beenilen ve meleklere has olan dallan ziyâdeletiresiniz. Çünkü hayvan ahlâk bir ate, meleklerin ahlâk ise bir nurdur. Ate cehennemden, nur ise cennetten birer parçadr."
1

Hz. Mevlânâ :Takvâ atei cihân- mâsivâllah (Allah 'tan gayr her
ey) yakt. Sonra bir
ruyor.
tecellî

imei

çakt, takvay da yakt buyu-

Takvann
haram
re

üç derecesi vardr. Birinci derecesi,

Cenâb- Hakk'n

kld fiillerden perhiz etmek ve emir buyurduu eylederecesi mâsivâllahtan yani

uymaktr. Âlâ

Hak'tan gayri ey-

lerden perhiz etmektir.

Demek

oluyor ki takva, mâsivâllah yaza-

kyor. Fakat bir

tecellî

daha olursa takvay da o yakyor ve o
bir

man, Allah
öyle.. .srr

var,

ondan baka

ey

yok; evvelde de,

imdi de

zuhur ederek perhiz edecek mâsivâllah brakmyor.

Çünkü

mâsivâllah yoktur ki braksn.

Fakat bu dereceler geçilmedikçe anlalmaz.

Önce haramdan

ve

yasaklanan eylerden saknacak ve emir edileni yapacaksn, sonra

bu derece zuhura

gelecektir.

112

"Kim Allah'tan korkarsa (saknrsa). (Allah) ona
ihsan eder.
(Talak, 2,3)

bir

çk yolu

Onu

hiç beklemedii bir cihetten de

rzklandrr."

Her kim Allah'tan

ittikâ

(saknmak)

ederse...

Emrinde buyurduu

gibi

ona

bir

çk yolu

gösterir.

Onu tahmin etmedii yerden rzklandrr. Eer bir i onu skrsa kurtarr onu.
Öyle
ise

müttakînin Allah'a

ittikâ

(saknmak) etmesinin alâmeti;

rzkn

hiç

beklemedii

bir yerden verilmesidir.

m
111

ayet, bekledii cihetten
ve

rzk gelirse takva mertebesine ulamatamamyla Hakka itimat etmemitir.
baz
tevillerde

Zîrâ takva;

(yorum)

u

mânâya gelmektedir:
s.4l.

Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha

Anbarcolu, Konya, 2002,

112

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.537.

Ayet 2 66

Allah'a itimat etmeyi zahiri sebeplerin kalbe tesir etmesine kar-

kalkan edinmektir.
Yani,

rzkn

gelmesinin, sebeplere

bal olduu hatrna

gelme-

yecektir.
Biz,

nafakann kazanlmasna

vesile

olacak sebepleri terk

et!

demiyoruz.

Rzknn

temininde sebeplere yaparak

çalman

lâzmdr.
Seni, sadece kalben o sebeplere itimat

etmekten nehy ediyoruz

{yasaklyoruz}.

ayet,
li

kalbin

sebepler

tarafna

meyi

ediyorsa... Sen,

giz-

irkten halâs olmayan (kurtulmayan)

îmânn

yargla... Ve...

Muttakîlerden
Ancak...

olmadn bil!
varlnda
gizli

ayet, sebeplerin

veya

kayp zamanlarnda,

kalbin sa-

dece Allah'a meyi edip sebeplerle
Allah'a

mutmain olmuyorsa, kendini
bil..

îmân edip

irkle ortak katmayan Muttakîlerden

Böyle olanlar

bil ki..

Çok ama çok

aznlktadrlar.

Rzkn,

sana hiç hayal etmediin bir cihetten gelmesi, senin

muttakîlerden

olduunu

bildiren müjdedir.

itikadn sebepler olsa da olmasa da "Benim
sinden gelmitir.." olursa;

rzkm,

gayb hazineol-

Bu

takdirde senin takva ehlinden

duun

sabit olur.

113

Men

âmela 'llâhe bi-takvâhu

Ve kânefi 'l-halveti yahsâhu

Sekâhu kesen lezîzenis-safâ
(Yâni:)

Yunîhi an

lezzetin

dünyâhu

"Her kim Cenâb-

Hakka kar
ile

Allah korkusuyla dînin

yasaklad eylerden kaç
nar

i yapar

ve yalnz bulunurken de
bir lezzetli safa tas su-

ondan korkarsa, Cenâb- Hakk o kimseye
ki,

o

tas

onu dünyâ lezzetinden tok

tutar."

113 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah
169.

Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,

c. 1, s.

167-

"

"

BAKARA
67

Bilmez misin Allah müttakîleri

esirger.

Onlara

yardm

eder.

Kö-

tülükleri onlardan defeder. Çeitli bilgiler öretir. Nefislerini ta-

ntr. Onlarn kalplerine bakar, bilmedikleri taraftan rzklar verir.

Allah Teâlâ baz kitaplarnda öyle buyurmutur:
iyi

"Ey Âdemolu,

komundan utandn

kadar, benden de utan.

Peygamber efendimiz de buna benzer
milerdir:
"Bir kul hata ileyecei

bir hâdîs-i

erîf beyân

et-

zaman, kaplarn kapar, perdelerini
edilir:

çeker,

kdlardan saklanr; ama ona öyle hitap
görenlerin en meliydin!'
M14

Ey Ademolu,

beni,

küçüü yaptn! Hâlbuki

hepsinden önce beni

düün-

înneme l-muminûnellezine
'

izâ zükirallâhu vecilet

kulûbühüm

ve

izâ tüliyet aleyhim âyâtühû

zâdethüm îmânen

ve 'alâ rabbihim

yetevekkelûn (Enfâl, 2) Yâni, "Eksiksiz
ki,

yüce Allah'n

ad

zikr olundukta

inanm kimseler onlardr Onun celâl ve heybetinin
(Kur ân oku-

büyüklüünden

kalpleri korkar veâyetleri tilâvet

mak) olundukta îmânlar

artar ve

bütün ilerinde yüce Allah'a

tevekkül (Allah â güvenmek) ederler, kutsal âyeti
di ki: "Hakikatte

hakknda derler-

ad anld srada bu ürperi sfatn ve Allah'n kitabn dinleme zamannda bu gönül alçakln tayan, Hakka tevekkül etmi olan, Allah'a ibâdette

inanm

kimse, Allah'n

bulunan ve Allah'n ihsannda cömertlii olandr. Allah'n resulü
(s. a. s.)

hazretleri

buyurmulardr

ki;

"Memeden çkan

süt tekrar

nasl memeye dönmezse, Allah korkusundan alayan
se

inanm kimki:

de atee girmez. " Ve bunun gibi

buyurmulardr
115

"Allah yo-

lunda sabahlayan ve haram olan eylerden kapanan ve Allah kor-

kusundan alayan göz atee girmez.

Derhâl Allah'a güven ve

Ona smsk
ve

balan...
Hazreti Pir Seyyid Sultan

114

Ahmet Kayhan, Maddi-Mânevî Kur'ân
Kenan
Rifâî,

lmin Günei
er-Rifâî,

Abdülkâdir-i Geylani, 1998, Ankara, s.105,106.
115

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

2008,s.l55.

Ayet 2
68

Unutma

!

"...Kim, Allah'a

smsk
mran,

tutunursa
101)

muhakkak

ki

doru

bir yola iletilmitir o." (Alu

Hakk doru

yoldur.

Doru yol

ise

eriattr.

116

O

vaad edilen

kitab...

Yani "Kitabu'l

cifr"

(cifir

kitab) ve

"Kitâbu'l camia" (her eyi kapsayan) ve âhir

zamanda Mehdinin
hakîkî an-

yannda olaca

vaat edilen o kitab,
Cifir,

Ondan bakas
Dolaysyla

lamda okuyamaz
ise,

akl- kül denilen Kaza levhidir. El-câmia
Cifir ve

Nefs-i kül denilen Kader levhidir.

Camia

kitabnn anlam, olan
Bakara
sûresi ve

ve olacaklar ihtiva eden iki kitab'dr.

Nemi sûresi demek gibi... "Onda asla üphe yoktur. O müttakiler için

bir yol göstericidir."

Onun Hakk olduuna üphe yoktur. Ya da ifadenin orijinalinin banda "söyleme/kavi" fiilini takdir ettiimizde, Onun Hakk ile beraber olduunda üphe yoktur, anlamn elde
Hakikatte
ederiz.

Hakk da bütün

olarak

tüm

varlktr.

Çünkü O,

nebilerin

resullerin

lisânnda vaat edilen ve Kitaplarnda gelecei yazlan
îsâ

O

Kitabn açklaycsdr. Nitekim Hz.

öyle demitir: "Biz

size tenzili (indirilmi vahyi) getiriyoruz, tevili ise âhir

zamanda

Mehdi
"O

getirecektir."

kitab... "ifadesi delâlet

ettii için, yeminin

edilmitir cevab hazf

(aradan
edilen
kilde

kaldrlm,

giderilmitir)... Yani, Tevrat ve ncil'de vaat

O Kitab,

içine

üphenin karmasna imkân olmayacak e-

Hakk'dr.

"müttakiler için yol göstericidir." Rezilliklerden, alçaklklardan,
içindeki

hakk

kabul etmeye engel olan perdelerden saknanlar

için bir yol göstericidir.

Bil ki insanlar

akbet açsndan yedi gruba ayrlrlar. Çünkü

in-

sanlar ya "saîd" mutludurlar ya da

7^*"

bedbaht. Yüce Allah

öyle buyurmutur: "Onlardan kimi bedbahttr, kimi mutlu."

116 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah

Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,

c. 1,

s.193.

BAKARA
69

(Hûd, 105) Bedbahtlar

sol ehlidir

(ashâb- imal), mutlular

ise

sa ehlidir

(ashâb- yemîn). Ya da öne geçen mukarrebler {yaknsizler

latrlmslar)dh. Yüce Allah öyle buyuruyor: "Ve

üç

snf

olduunuz zaman" (Vaka,

7)

Sol ehli olanlar, ya kendileri

hakknda azap

sözü hak olan zulmet
kimseler-

ve küllî hicap ehli ezelden beri kalpleri
dir, ki

mühürlenmi

-yüce Allah onlar hakknda öyle buyurmutur: "Andol-

sun biz cinler ve insanlardan birçounu cehennem için yaratmszdr.
"

(Araf, 179) Bir kudsî hadîste de
için

öyle buyurmutur: "Onlar

cehennem

yarattm

ve

buna aldrmam." X& da münafklardr.

Aslnda münafklar (müslüman görünüp aslnda gayrimüslim
olan), ftrat

(yaratl) ve yaratllar
rezillikler
fiilleri

itibariyle

nûrlanmaya

elve-

rilidirler.

Ancak,

edinmekten, günahlar ilemekten,

hayvani ve

yrtc

gerçekletirmekten, eytani hileler pekir ve tortularla kalpleri perde-

inde komaktan kaynaklanan
lenmitir.

Bunun

neticesinde de

fâsklk (Hakk yolundan çkan) kök salmtr. Ters
ilk

karakteri ve zulmânî melekeler nefislerinde

yüz olmulardr. Bu yüzden en iddetli azap onlar içindir ve
gruba göre
hâlleri

çok daha kötü

olur.
ile

Çünkü, yaratltan kay-

naklanan kapasitelerinin kalnts
le

pratikteki hâlleri birbiriy-

çelimektedir.
iki

Dier

grup

ise,

dünya

ehli ve

sa

ehlidir.

îmân

edip cennet

için sâlih

amel ileyen, cenneti

uman

ve ona raz olan fazilet ve

sevap ehline gelince, derecelerine göre

yaptklarn karlarnda

hazr

bulurlar.

Bunlarn her

birinin, amellerine göre belirginleehlidir; nefisleri-

en

dereceleri vardr.

Bunlardan kimisi rahmet

nin selâmeti ve kalplerinin

safl

üzere kalrlar ve rablerinin bir

lütfü olarak kapasitelerine göre cennetteki derecelerine
lar.

kavuur-

Bu kavuma

amellerinin miras olan kemâllerine göre deil-

dir.

Yani amellerinin

karl olarak deildir, ilâhî lütuftur.
durumlar

Bir sâlih, bir de kötü amel ileyen,

kark

olan afv
bir

ehline gelince, onlar da iki

ksma

ayrlrlar:

Bunlarn

ksm

Ayet 2
70

daha batan

itibaren afvedilirler; inançlar kuvvetli ve az kötü-

lük ilemelerinden dolay kötülük karakteri nefislerine yerleme-

dii

için

ya da iledikleri kötülüklerden tevbe ettikleri
iyiliklere çevirir. Bir

için.

Yüce
bir

Allah,

bunlarn kötülüklerini
görürler.

ksm

ise,

müddet azap

Bu azap da günahlarn onlarn
belirlenir.

içinde

köklemilii orannda
kir ve tortularndan

Nihayet iledikleri günahlarn

arnp

kurtuluncaya kadar azap devam eder.

Buna

adalet ve ceza ehli de denir. Bunlardan zulmedenlere, ile-

dikleri kötülüklerin

cezas isabet edecektir, ancak sonunda rah-

met onlar

kapsar.
ise âhiret ehlidir.

Üçüncü grup
sevendirler ya

Önde

olanlar (sâbikûn) da ya
ci-

da

sevilen. Sevenler,

Allah yolunda hakkyla
için,

had

ettikleri,

Ona içtenlikle,

gönülden döndükleri

Allah'n
il-

kendi yoluna ilettii kimselerdir. Sevilenler
giye

ise, ezelî

inayete,

mazhar olanlardr. Allah, onlar seçmi ve dosdoru yola

(srât- müstakime) iletmitir.

Her

iki

grup da Allah

ehlidir.

O hâlde Kur' ân,
ci

ilk

grubu oluturan bedbahtlar

için yol gösteri-

deildir;

çünkü

istidatlar

olmad

için

Kur'ân'n yol

gösteri-

ciliini kabul edecek

durumda

deildirler.

ikinci grup (münafklar) için de yol gösterici deildir; onlar da

istidatlarn yok ettikleri, sildikleri, bozuk akîdeleriyle bütü-

nüyle bastrdklar
lacak kimselerdir.
la

için.

te

bu gruplar cehennemde ebedî kadiledikleri

Ancak Allah'n

baka. Dolaysyiçin geçerlidir.

Kur'ânn

hidâyeti, yol göstericilii son

be grup

Muttakîlerin (takva sahibi) nitelii bunlarn

tümünü

içine alr.

Sevilen, Allah için sülük (manevî yola girme) etmesinin

sonucu

gerçekleen cezb {çekilme) ve vusul {kavuma)

hâlinden sonra

Kitab'n yol göstericiliine muhtaçtr.

Çünkü yüce

Allah

(c.c.)

Habîbine öyle diyor: "...Biz onu senin kalbine

iyice yerletir-

mek
için
ra

için böyle yaptk.

. .

"

(Furkân, 32) Seven

ise,

Allah'a ve Allah

sülük ettiinden

hem

cezb ve vusulden önce

hem

de son-

Kitab'n yol göstericiliine muhtaçtr. Buna göre Muttakîler

BAKARA
71

unlardr: stidat (anlay

kabiliyeti) sahibi

olup orijinal ftratlar
ftri

üzere kalan, kalpleri berrak, nefisleri

ar ve

nurlar bakî

ol-

duu

ve Allah'a verdikleri sözü

bozmadklar

için

irk ve üphe

kirinden ve tortusundan uzak kalan kimselerdir.

"7

Hüdâ; Hâdî; yol gösteren anlamndadr.
Muttaki; korunmak; korumak;

nsan

kalb-i selim

yapan

takvann

sahibidir.

Takva, Kur' ân a girince

'korunma'

anlam mânevi

ola-

rak her eyden korunma

anlamn

yüklenmitir. irkten,

günahtan korunmadr. Muttaki ismiyle tam huzur ve güvene
erilir.

eriata göre Hz. Muhammed'in her dediine uyan kii

mü 'mindir. Burada kastedilen sadece diliyle söylemek deil
kalbiyle

inanp söylemenin önemidir." 8

117 bnü'l-Arabî, Tefsir-i Kebîr Te'vîlât, çev.Vahdettin nce, stanbul,
118 Derleyenin notu.

c. I, s. 34-36.

"

AYET

3:

yü 'mimine bi'1-aybi ve yükymûne's-salâte ve mîmmâ rezaknâhüm yünfikûne
Elleziyne Onlar ki gayba inanrlar; namaz klarlar ve kendilerine verdii-

miz rzktan bakalarna yardm

için verirler.

(Kenan Rifâî Hz.)
Onlar ki gayba îmân edip

namaz dürüst klarlar ve kendilerine
harcarlar.

verdiimiz rzktan (Allah yolunda)
(Elmall)

Onlar gayba inanrlar, namaz klarlar, kendilerine verdiimiz
mallardan Allah yolunda harcarlar.
(Diyanet)

"Onlar ki gayba îmân ederler"

Ayetinde
mak
Yani,

geçen gayb Allah'tr.

Çünkü onlarn gaybdr. Onkendileri de ilâhî ayn ol-

lar Allah'a hüviyetleri

olmak üzere

üzere

îmân

ettiler.

Bunlar

"Namaz ikâme ederler'.
isim ve sfatlarn hakîkatiyle vasflanarak kendi
ilâhiye

ilâhî

vücûdlarnda mertebe-i
"Kendilerine

kanununu ikâme

ederler.

rzk eylediimiz eylerden, Allah yolunda infâk ederler.
ilâhî ahadiyyet'in neticesi

Kendi özlerinde,

hâsl olan semereyi

bu varlkta

harcarlar.

Ayet 3
74

Onlar bu rzk,
sureti ile elde

ilâhî ahadiyyeti kendilerinde

mülahaza

(tefekkür)

etmi

gibidirler ki,
ki,

bu zümre (cemaat) tek balarna
(s.a.s.)

geçerek öte gitmilerdir
reyi

Peygamber efendimiz
ki:

bu züm-

öyle anlatt. Buyurdu
"119

"Ferd olanlarn

yarmas gibi ya-

rnz.

Çalabm
yaratt

(ilâh,

rab) bir âr(ehir, belde)

iki

cihan arasndan

Bakcak
o

dda.r(sevgilinin yüzü)

görünür

ârn kenâresinden. Hac Bayram Velî
Çalap'tan maksat, Allah'tr. âr'dan maksat,
beldesi ve cemü'l-cem'in memleketidir.
biri

Hakk'n
biri

hüviyeti

ki cihandan

hüviyet

de

eniyettir.

Yani

biri

bâtn- Hakk dieri

zahiri Hakk'tr.

Yaratt' dan murat, manevî vücuttan sûrî yani görünen vücûda

zuhur

etti,

demektir.

te

ar, yani hakikat beldesi, biri hüvi-

yet biri eniyyet olan o iki cihana da

âmil

(kapsayan) olmutur.

Keza

âyet-i

Kerîmede buyurulan, nnî enallah'tan innî hüviyet
iki

cihanna, ene, eniyyet cihanna; Allah da her

cihana âmil

olmutur.

120

iki

cihann ortas berzah âlemidir

Allah \n hüviyeti

d

ki,

bu berzahta

içi

ise nefis

olan vücûdu birletirici güç

vardr, ite Rabbiyet yani vücud üzerine Allah 'in terbiye
edici ismi

bu makamda zuhur

eder.

121

"Onlar gayba inanrlar, salât (namaz) ederler."
Kendileri

açsndan gayb
olmak üzere
iki

olana taklîdî ya da ilme dayal
taklîdî
iki

tahkîkî (hakîkî)
ve tahkîkî

îmân eklinde inanrlar. Çünkü îmân,

ksma

ayrlr. Tahkîkî îmân da
ikisi

ksma
120 Kenan
121

ayrlr. Delile dayanan ve kefe dayanan. Her
b.brahim
el-Cîlî,

de ya

119 Abdülkerîm

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.438-439.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.436.

Derleyenin notu.

BAKARA
75

ilmin ve

gaybn snrna baldr ya da deildir

(ya ilim ve gayb

derecesinde kalr veya ilim ve gayb derecesinde kalmaz). Birincisi,

"ilme'l-yakîn" denilen kesin

kan
ise

(kanaat) olutur. kinci-

si ise,

ya aynîdir, yani "ayne'l-yakîn" denilen

müahededir

(göz-

le

görmek). Ya da Hakk'tandr.

Bu

"Hakka' 1-yakîn" denilen

zâti

uhûddur (görme, ahit olma). Son iki ksm gayba îmânn kapsamna girmez. Gayba îmân; tezkiye, yani kalbi kalc mutolmaktan alkoyan bedensel,
haricî mutluluklagerektirir.

luluklara nail
ra

meyletmekten

arndrmak

gibi kalbi

amel

Çün-

kü mutluluk üç ksmdr: Kalbî mutluluk, bedensel mutluluk
ve bedeni hariçten çevreleyen mutluluk. Kalbî mutluluk; irfan
(marifet),

hikmet (kâinattaki bütün

hâdiselerin Allah

tarafndan

bilinen sebebi), ilmî, amelî ve ahlâkî kemâlattan ibarettir. Be-

densel mutluluk;
lerdir.

salk,

güç, cismanî lezzetler ve tabiî ehvetise,

Bedeni hariçten çevreleyen mutluluk

mal ve maddî

sebeplerdir.
tur.

Nitekim Emirü'l-mü'minin

(a. s.)

öyle buyurmu-

"Haberiniz olsun;
iyi

maln çokluu da
ise

bir nimettir.

luundan daha
istenen,

olan

kalbi güçlendiren beden

Maln çoksaldr""
için

matlûb
elini

(talep edilen)

mutlulua
ilk

nail

olmak

zühd
ge-

(dünyadan
rekir. Salât

çekmek) ve ibâdetle

ikisinden

saknmak

etmek yani namaz klmak

ise,

bedenin rahatn terk

etmek, vücuttaki organlar yormak demektir.

Bu yüzden

na-

maz, ibâdetlerin anasdr.
geri

O var oldu mu kii dier ibâdetlerden
hayaszlktan ve kötülükten alko-

kalmaz.

Çünkü
bir

"salât,

yar. "

(Ankebût, 45) Namaz, beden ve nefis için bir yüktür. Her

ikisine de

ar

meakkat

(güçlük) gibi gelir.

Mal

infâk

et-

mek

de, nefise

ho

gelen hârici mutluluktan yüz çevirmektir.
(Allah yolunda

Buna zühd

denir.

nfâk

maln

harcamak), kimi

zaman insan
mal
la

nefsine,

cann

vermekten daha

ar gelir.

Çünkü
Allah,

cimrilik nefsin

ayrlmaz

bir özelliidir.

Bu yüzden yüce

datmak

hususunda zorunlu olan (zekât

gibi) miktarlar-

yetinmeyip öyle buyurmutur.: "kendilerine verdiimiz mal"

lardan Allah yolunda harcarlar/ infâk ederler.
lik ve eli

Kalpleri cömert-

açklk yoluyla

ihtiyaç fazlas

mallar terk etmeyi al-

Ayet
76

3

kanlk

hâline getirsin diye. htiyaç fazlas mallarn

harcanmas
etme ve

da zorunluluu olmayan yemek yedirme, hibe
sadaka verme eklinde
olur.

(ba)

Böylece nefsin cimriliinden kur-

tulmu

olurlar.

htiyaç fazlas

maln

infâk edilmesi, ifadenin

orijinalinde

bütünden parça

(ba'ziyet)

anlamn

içeren "min"

harf-i cerrinin

kullanlmas

suretiyle "bir

ksm"

olmakla kaveya

ytlandrlmtr. Bu da mal harcanrken savurganln
zarurî ihtiyaçlar için
gerekli olan

ksmn

düüncesizce
içindir.
ki,

da-

tlmas durumuna düülmesini engellemek
mertliin ölçüsüz ve
ahlakyla ahlâklanma kapsamna giren
bir

Böylece cö-

ar olan haram klnyor

bu Allah'n

uyardr. 122

"Onlar ki gayba inanrlar"

El-Gayb:

Hakkn

kendisiyle

ilgili

deil, seninle

ilgili

olarak sen-

123 den gizledii her ey.

Gayb: Kaybolan

ey anlamnda

mastardr.

Bu akl

ve duyular-

dan tamamen
dir.

gizli olan,

akl ve duyularla ispatlanamayan ey-

Gayb
1.

iki

ksmdr:
delil

Hakknda hiçbir
dr.

bulunmayan gayb.

u

âyette ifade olu-

nan gayb bu türdendir: "Gaybn anahtarlar Allah'n katnda-

Onlar ancak
delil

O bilir"

(En'âm, 59)

2.

Hakknda
durumlar

bulunan gayb: Yaratc ve sfatlar, kyamet

günü, öldükten sonra dirilme, toplanma, hesap ve ceza görme
gibi.

te burada anlatlmak istenen de budur.
yapt

1 1 24

Buna

göre Hz. Âdem'e secdede meleklerin

birin-

ci secde

gayba îmân, ikinci secde nuru görüp fenaya ulaKebîr
Te'vîlât,

n

bnü'l-Arabî,

Tefsir-i

çev.Vahdettin nce, stanbul,

c. I, s. 37-38.

123 bnü'l-Arabî,

Risaleler,

çev.Vahdettin nce, stanbul, 2005, el, s.330.

124 smail
s.62.

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu'l- Beyân

Tefsiri,

Damla yaynevi, stanbul,

c.l,

"

BAKARA
77

mak yani
lr.

mîrâc, üçüncü secde

ise

Kabe'nin içinde yap-

Bu

da,

"Her nereye dönsen Allah 'in yüzü oradadr,
125

âyetininhâl hâlinde uygulanmasdr.

Gayba îmân: Bu

hâl müttakîlere (takva sahipleri)
iler,

aittir.

Onlarn
semavî

gayba îmândan sonra yaptklar

namaz klmak,
126

zekât ver-

mek, Hz. Peygambere, dier
kitaplara ve âhirete

resul ve nebilere indirilen
ile

tam

bir

îmân

inanmaktr.

îmân balca üç esas

içine alr:

balangca îmân,
gizli

âhirete (son)
ki,

îmân, balangç ve son arasndaki

vâstalara

îmân

bun-

larn dördüncüsü de açk vâstalar olan görülen âlemi bilmektir.

Ve bu ekilde görünmeyen
bilgi

(gayb)

ile

görülen birleince îmân ve

"O, evveldir, âhirdir
(iç,

(son),

zahirdir (meydana

çkm,
127

zuhur

etmi) ve bâtndr

öz). "

(Hadîd,

3) birliini bulur.

eriatta îmân: Kalb
etmektir.

ile

inanmak,

lisân

ile

ikrar ve erkân

ile

amel

slâm

ise:

hudûr (gönül alçakl) ve

nkyâddr

(boyun

eme). Her îmân islâmdr, ancak, tasdik olmazsa, her slâm îmân
olamaz. Zîrâ bazen kii, içten tasdik etmedii hâlde, zahiren

Müslüman

olabilir fakat zahiren

boyun emeden

içten tasdik

etmi olamaz.
Ebu's-Suûd rahimehullah Tefsir'inde der
ki:

imân

tasdik olteb-

makszn tahakkuk
lâzmdr. Buna

etmez. nsan, peygamberimiz
ile

(s.a.s.)'in

li ettii dînin esaslarna îmân
ikrar

beraber onlar tasdik etmesi

da

denilir.

tikad

ihlâl eden,

yahud i'tikâdna
Ameli

halel getirene

münafk,

ikrar

etmeyene kâfir

denilir.

ihlâl edene,

yani

îmân ettiini

ya-

amayana fâsk

denilir. Haricîler böyle bir
ise

kimseye kâfir

derler.

Mutezileye göre

böyle bir kimse

îmândan

çkmtr.

Fakat

küfre dâhil deildir. kisinin arasndadr.
125 Derleyenin notu.

126

Ahmed

er-Rifâî,

127 Elmahh

Sohbet Meclisleri, Erkam Yaynlan, M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur' ân Dili, c.

1996,
I,

s. 7-8.

stanbul, 1992,

s.167.

Ayet 3
78

Gayb
Biri,

iki

ksmdr.
olma
(meseleyi bilen, haberli)

muttali
ki;

imkân bulunmayan
ki

gayb

"Gaybn anahtarlar ancak Allah'n indindedir

ondan

bakas

bilmez." (En âm, 59) âyetinde beyân olunan gaybdr.

Dieri: Sânî-i zü'1-Celâl (vahdaniyet mertebesi) ve sfatlar, nübüvvet ve müteallikât (alâkallar,
(ilâhî
ilgililer),

ahkâm-

ilâhîyye

hükümler), eraitler, âhiret
gibi deliller ile muttali

günü ve

ahvâli, hesap ve ceza

muamelât

olma imkân bulunan gaybdr.

Bunlar Kur'ânhadîsleri) tafsîlen

Hakim

ve ehadîs-i Nebeviyye'de (Peygamberin
olarak)

(ayrntl

beyân olunmutur.

Haris
-"Siz

Nuayr Abdullah b. Mesûd (r.a.) a demitir ki: Muhammed (s.a.s.)'i görüp Ona îmân ile cümlemizi
b.

geç-

tiiniz için size Allah'n büyük ecir vereceini umuyoruz.

Onu

göldünüz ve sohbetinde bulundunuz."
Abdullah
b.

Mesûd

(r.a.)

da:
ki siz

"-Biz de size
niz,

gbta ediyoruz
efdali ise

Onu

görmeden îmân

etti-

îmânn

gayba îmândr. Allah da

âyet-i celîlede

muttakîleri gabya îmânla tavsif ediyor ve

medh

ediyor." dedi.

Müminler münafklar

gibi deillerdir.

Münafklar müminlerle
eytanlar
ile

karlatklar

vakit

"îmân

ettik" derler.

ba baa

kaldklar vakit

de: "Biz sizinle beraberiz. Onlarla istihza (ince

alay) ediyoruz" derler.

Bunlarn gaybe îmânlar yoktur.

Gaybn, Allah'n

ve resulünün beyanlaryla muttalî olunabilen

ksmlarna misâl: Hz. Ömer diyor ki:

Bir

gün Resûlullah

(s.a.s.)'n

yannda

idik.

Elbisesi son derece beyaz, saçlar son derece siyah birisi çkageldi.

Üzerinde bir seferden
tu,

döndüünü
dizlerini

hissettirecek bir alâmet yok-

içimizden hiç kimse de onu tanmyordu. Geldi, Resûlullah

(s.a.s.)'in

önüne oturdu,

onun

dizlerine

dayad. Dedi

ki:

-Yâ

Muhammed! Bana slâm'
(s. a. s.)

anlat.

Nebî

dedi

ki:

-Allah'dan

baka

hiçbir ilâh

olmadna

ahadet edip nama-

z dosdoru klman,

zekât vermen, Ramazan'da orucu tutman,

yoluna güç yetirecek isen Beyt'i hac etmendir.

BAKARA
79

Adam:

-Doru söyledin, dedi. Biz hem sorup hem tasdik
ra dedi ki:

etmesine taaccüb

(ama)

ettik.

Son-

-îmân nedir?
Nebî
(s. a. s.)

dedi

ki:

-Allah'a,

meleklerine,

kitaplarna, peygamberlerine, öldükten

sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kadere,
Allah'tan

hayr ve errin

olduuna îmân

etmendir.

Adam yine:
-"Doru
-hsan
söyledin" dedi. Sonra:
etti.

nedir? diye suâl

Nebî

(s.a.s.).

-hsan, Allah'a sanki O'nu görüyormusun gibi ibâdet etmendir.

Sen O'nu görmüyorsan

O seni görüyor, buyurdu. Adam yine:
etti.

-"Doru

söyledin" diye tasdik
ki:

Sonra dedi

-Bana kyamet

saatini haber ver."

Nebî

(s.a.s.)

cevaben:
deildir, buyurdu.

-Bu hususta, sorulan sorandan daha

bilgili

Adam yine: -"Evet, doru

söyledin" dedi.
(belirtiler)

-Bana emarelerinden

haber verir misin?" diye suâl

et-

mesi üzerine Nebiyy-i

Ekrem

(s.a.s.):

-Kadn, kendi
birleriyle

efendisini

dourduu, çplak
ayrlp
ki:
gitti.

deve çobanlar

bir-

bina

yarna girdikleri vakitlerdir.
etti

Adam
-O

yine tasdik
(s.a.s.)

ve

Birkaç

zaman

geçince

Resûlullah
Cibril

buyurdu
dîninizi

idi, size

öretmek

için gelmiti.

O bana hanîmân
ederler.

gi surette gelirse gelsin

ben onu tanrm.
ile

Onlar, kalblerine Allah'n verdii gaybî bir nur

Muhammed
her sözünün
di

(s.a.s.)'in

sözlerine

bu nûr

ile

nazar ederler ve onun
ederler ve

hakk ve sdk olduunu müahede
îmân)
ile

uhu(s.a.s.)

îmân

(görerek
için:

îmân

ederler.

Nebiyy-i

Ekrem

bunu beyân

"Mümin, Allah'n nuruyla nazar

eder" buyurmulardr.

Ayet 3
80

Büyükler demilerdir

ki:

"Gayb

iki

ksmdr:

Biri

senden gâib olan, dieri senin kendisin-

den gâib olduundur.

Senden gâib olan gayb âlem-i ervahtr (ruhlar âlemi.) Sen
vücûdunla bezm-i
elestte (Elest

zerre-i

bezmi; Allah 'in ruhlar âleminde

ruhlara 'Ben sizin Rabbiniz miyim?' diye
'Belâ' (bilâkis

sorduu

ve

ruhlarn

Rabbimizsin) diye cevap vermesi) ruhunla hazr

iken Allah'n
yor.

hitabn dorudan doruya
rubûbiyyetini

iitip

Ona

cevap veri(in-

Onun Asâr-

celeme,

düünme), meleklerini

(rablnn eserleri) müahede ediyordun

mütalaa

ve enbiyâ ve

evliyann ruhlaryla muârafen (tamma) vard. Sen kalba girince,

be duyu

ile

mukayyed (kaytl) kalnca bütün bunlar senden

gâib oldu.

Senin kendisinden gâib
rubûbiyyettir. Sen
seni her

olduun

ise

gaybu'l-gaybdr ki o hazret-i

vücûda gelince onu görmez oldun. Fakat o

zaman

görüyor. Sen nerede olursan ol o her

zaman

se-

ninle beraberdir. Sen
Âyet-i celîlede:

ondan uzaksn, o sana yakndr.

"Ve biz ona
16)
128

ah damarndan

daha yaknz" buyurulmutur. (Kâf,

Yüce Hakk'n çok âlemleri vardr. Hangi âlem olursa olsun. Oraya insan vâstas
ile

nazar ediyorsa, bu âlemin ad:
ki,

Vücûda
ile

bal

ahadet

olur.

Ve hangi âlem
olur.

oraya insan vâstas

bakmaz;

orann lakab; Gayb

Gayb
1-

iki çeittir ki

bunlar:

Ayrntl

bir ekilde,

insann

bilgisine yerletirilmitir.

2-

Toplu olarak, insann kabiliyetine konmutur.
bir ekilde,

Ayrntl

insann

bilgisine yerletirilen

gayb

için ve-

rilen isim:

Vücûda

bal

gayb olmutur. Ki buna en

iyi

misâl

Melekût âlemidir. Toplu olarak insann kabiliyetine konan gayb

128

Ramazanolu Mahmud Sami, Bakara sûresi

Tefsiri,

stanbul, 1985,

s.

16-20.

BAKARA

ise;

yoklua

bal

bir

gayb

olur.

Bu

tür gayb âlemi

ise,

Allah

Tealinin bildii âlemlerdir; biz bilemeyiz! Bize göre
sabesindedir.

o,

yok me-

Yoklua bal gaybn mânâs

budur.

129

Bilindii gibi âlem
âlemi.

ikidir.

lki bu görünen âlem, öbürü de gayb
cismâniyetine, yani
ise,

Bu

d âlem Hz. Muhammed'in
edildi.

d

ekline göre tanzim

Gayb âlemi

onun ruhânîyetine onun
letâfetiyle öl-

göre tertip edilmitir. Ulvî âlemin
çülür.

letafeti,

Ulvî âlemlerin zahirdeki misâli semâ âlemidir.

Semâdaki güne,
Gökteki
setteki

cesetteki

ruh

gibidir. Ay, cesetteki

akl

gibidir.

be yldz ise (Zuhal, be duyu gibidir.

Müteri, Merih, Zühre,

Utarit) ce-

Ar kullarn kalbine bir yönelme yeri olarak yaratlmtr. Kürsî'ye
gelince

Oras srlarna

bir

kapdr. Nurlarna da

bir örtü. Kürsî
130

menzilesinde sîne vardr.

Ar menzilesinde de kalp vardr.
aikâr olur
ki,

Ar,

kalpteki nurla

bizdeki Allah a ait
sîne (sadr)

mânâdr. Kalbin,
göre, kürsî

nefse

bakan yüzü

olduuna

bu nârla vücûdun aikâr olup
tesiridir.

mânânn madki

de üzerindeki

Eer
131

nur aydnlatp kürsînin nur
bu da Hz.

kesilmesini salarsa,

nurun alâ nur olur

Muhammed' deki tecellîdir.
Çünkü ruhun
biri

gayb dieri

ise

ahadet âlemine bakan

iki

yüzü vardr. Ruha gelen her

türlü feyz Allah

katndan

gelir.

Ruh

karardnda bu
bir

feyz

kaplar yüzüne kapanr. Onun kararmas-

nn cilâs îmân ile ele girer. Nitekim Hz. Ali "îmân kalpde beyaz
nokta gibi olan prltdan balar.

Prlt

arttkça îmân da

ar-

129 Abdülkerîm b.brahim
Derleyenin notu.

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.265.

130 bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn, stanbul,
131

Mays

2000, s.65-70.

Ayet
82

3

tar.

îmân artnca

kalbi cilalar.

Sonunda kalb tamamen cilalanp

perdeleri ortadan

kalktktan sonra ruhanî ve gaybî müahedeler

ortaya

çkmaya

balar."

buyurmutur.

132

Görünen

suret,

gayb alemindeki surete delâlet (iaret)

eder,

o da

baka

bir

gayb suretinden vücud bulmutur.

Böylece bunlar,

görüünün miktarnca

ta

üçüncü, dördüncü,

onuncu

surete kadar say dur!

Bunlar, satrançtaki oyunlara benzer... her

oyunun faydasn, on-

dan sonrakinde

gör.

Gözünü

böylece etraftan ileriye çevir de, ta

karndakini mat

edip oyunu kazanncaya kadar ne oyunlar oynayacaksan hepsini gör!

Fakat ksa görülü adam,

ilk

iten

baka bir ey görmez. Akl yerdelip gider, per-

de yetien otlara benzer, yere mahkumdur, gezemez, dolaamaz.

Donup kalmam
deleri

olan keskin baklarsa,

ileriyi

yrtp

görür!

Bu baka

sahip olanlar, on

yl sonra olacak eyi imdicek, hem

de gözleriyle görürler.
Böylece herkes

bak ve görüü miktarnca gayb da görür, gelegörür, erri de!

cei

de.

.

.

Hayr da

Gözün önünde, ardnda bir hâil kalmad m; bütün dünya dümdüz
olur, göz,

gayb levhini
çevirdi

bile okur!

Gözünü ardna

mi varln

balad zamandan
babamzn

itibaren

bütün macera ve âlemin yaratl gözüne görünür!
Yer meleklerinin ululuk sahibi Tanryla,
halîfe

(Hz.

Âdem)

olmas hususunda bahse

giritiklerini duyar, görür!

Ön tarafa bakt m; mahere kadar ne olacaksa onlarn hepsi gözünün önünde canlanr.

u

hâlde arkaya

baknca asln aslna

kadar...

önüne baknca
133

kyamete kadar
132 bnü'l-Arabî, Tuhfetu
133 Mevlânâ, Mesnevi
,

her

ey gözüne apaçk görünür.
c.I,

s- Sefere,

çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1971,

s. 63.

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

stanbul, 1988, s.232-233, beyit.

2887-2889, 2891, 2895, 2901-2908.

BAKARA
83

Akl gayb ile ilintilidir (balantl). Allah açsndan 134 bir ey yoktur. Her ey Onun için görünendir.
Emir gaybdadr, emir Allah'tadr.
1

ise

gayb diye

J5

"Gayb" ve "Gâib" balangçta duyguyu anlamada veya

ilk

dü-

üncede hazr olmayan, dier
yan demektir
ki,

bir

deyile

ilk

nazarda anlalma-

bunun

bir

ksm

delilden geçen bir

anlayla

idrâk (kavray) olunabilir.

"Gayb"

ile

"Gâib" arasnda fark vardr. "Gâib" (ortada olmayan)
ise

sana görülmez, seni de görmez olandr. "Gayb"
kat görür olandr.
136

görülmez

fa-

Akl erbab

(ehil) için

en uygun olan varlk üzerinde durup ikrar

(kabul, tasdik) etmek, ötesine

geçmemek

ve sfatlar

salamlaispatlaol-

trmaktr. Çünkü bunlar nefyetmenin (inkâr etme) de

mann

da

imkân

yoktur.

Akl

böyle bir konuya
ilgili

vâkf (âinâ)
olarak

maktan

âcizdir.

Daha dorusu bu konuyla

dayand-

bilgiler

çok azdr...
1

Müahede (gözle görme) erbabna gelince onlara zahir olmutur.

37

Onlarn saduyular,
anlama) ve
ferasetleri

saf basiret [hakikati kalbiyle hissederek

(anlay), temiz akllar,

açk anlaylar,

shhatli görüleri, sözün
lerden silkinebilecek

ksas anlay
hisleri,

kabiliyetleri, kötülük-

anlayl
iyi

yükseklere koabilecek

azimli vicdanlar ve
len eyleri yarar,

seçimleri vardr.

Görünen

ve hissedi-

kabuklarn

soyarlar; içindeki özüne,

önün-

deki ve arkasndakinin

srrna nüfuz

ederler; görenle görüle-

ni ayrtederler; hissedilenden
edebilirler;

düünülene

intikâl (nakil, geçi)

varlk ve yokluk içinde gaybden görünürlüe, göçev.Vahdettin nce, stanbul, 2005, el,
s.

134 bnü'l-Arabi,
135

Risaleler,

118.

Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.403. 136 Elmalh M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur ân Dili,
137 bnü'l-Arabî,
Risaleler,

c. I,

stanbul, 1992,

s.

167.

çev.Vahdettin nce, stanbul, 2005,

c.l, s.118-119.

Ayet 3
84

rünürlükten gaybe gelip, geçip giden ve hissedilen hâdiselerin
satrlar altndaki gayba
ait

mânâlar

sezerler.

Bütün hakikat gaybdr.

Tabiat, görülen âlem bir hayaldir,

hem

de hareket tecellîsinin bir hayalîdir.

Ik,

bilimin ortaya

koyduuna

göre, bir

titreimdem

ibarettir.

Görünmeyen, madde atomlarnn

titreimleridir. Ses, hariçte
ibarettir.

havann
rültü

özel bir

dalgalanmasndan
gelen
ses,

Kulamzdaki

gü-

mânâsna

o dalgalanmann
bir tecellîdir.

kulamza
Is ve

dokundediiait bir

duu
miz

anda hâsl olan (oluan)
esasnda

ey de,
bir

k

souk

gibi esire (latif cisim) veya

titreimdir.

Bunun

içindir ki,
(derece)

s a,

k sya

atoma

dönüür. Aralatat

rnda

mertebe

fark vardr. Koku ve

da esasnda

birer titreim olup,

bizim koku alma ve tad alma duyularmza
tad olarak ortaya çkarlar.

dokunmasnda koku ve
ve

Demek görme
görünümü-

d görünüte vâsta
O

olan bu

be

âmil (etken/in hepsi gerçekte

hareketle ilgilidir ve hepsi hareketin bize özel birer
dür.

hâlde bu vâstalarla

birer hayalden, birer

gördüümüz önümüzdeki âlem hep 138 tecellîden baka bir ey deildir.
gayb olan bir zuhurdan bason-

Ortada zuhur eden
ka bir
ra

bir gayb'dan,

ey

yoktur. Sonra gayb

olmu, sonra zuhur etmi,

gayb olmu.

birden

Eer kitab ve sünneti incelersen, ebedî bir baka bir ey bulamazsn. O, O'dur, her zaman ve

ebedîyyen gâibdir. 139

Can diyarnn

gökleri olan ve

ancak ruhun

ulat Melekût

(s-

fatlar ve kudret âlemi),
ilâhî kudret âlemi) ve

Ervah (Ruhlar âlemi), Ceberut

(orta âlem,

Lâhût (Allah 'in zât âlemi) âlemleri manevî
ehlinin bilmedikleri

mertebelerdir.

Dünya

bu

âlemler, ilâhî srol-

larn

bulunduu ve

ilâhî

srlarn kendilerine ulaanlara aikâr

duu gayb
138

âlemidir.

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân
Risaleler,

Dili,

c. I,

stanbul, 1992, s.164-165.
c.l,
s.

139 bnü'l-Arabî,

çev.Vahdettin nce, stanbul, 2005,

117.

BAKARA
85

Gayb âleminin bulutlar baka, sular baka ve yamuru bakadr. Bu âlemin gökleri bir türlü, günei bizim bildiimiz güneten
re

baka

türlüdür.

yaar, orada

Çünkü yamur orada yerlere deil gönüllegüne bildiimiz güne deil, ilâhî varln ruh

semasndaki

tecellîsidir.

Orada

ilâhî

güzelliin türlü görünüleri, topraa

yaan

bahar

yamuru

gibi

gönülde

irfan,

hakikat çiçekleri açtrr.
bir

Bizim dünyamzda olan hâdiselerin; baharlarn, hazanlarn
benzeri de kendi

büyüklüü

ve enginlii ölçüsünde, aynen gayb kudretle esen hayat rüz-

âleminde

olur.

Gayb âleminin bahar,
yollar.

garlarn bizim âlemimize
nülleri

Dünyamzda ermi

insan gö-

manevî âlemden gelen bu bahar kokusunu

duyarlar. Bir

ebedî bahara

varm

gibi içlerinde derin bir
vadileri, bir

manevî haz yeerir,
yaprak ve
çi-

ruh ufuklar ve ruh
çeklerle dolar.

anda

yeilliklerle,

Allah'a

can gönülden

edilen her ibâdet, meselâ her namaz, her

oruç ebedî âlemden esen bir bahar rüzgardr. Buna mukabil insan nefsinin dünya yüzünde
bir,

malup olduu her kötülük,

her ki-

her haset, her hrs, her ehvet ruha gayb âleminden kopan bir
verir.

sonbahar frtnas gibi derin hasar, büyük azap ve ölüm

Di-

er taraftan, Allah velîlerinin Hakk abdallarnn sözleri ve
r hem de Lâhût âleminden
katarlar.

ve yeryüzünü diyar diyar
nefesleri

dolaan

de

tpk

bahar rüzgarla-

esen bahar rüzgarlardr ki cana can

Gönül onlarn

sözleri ve

onlarn

nefesleriyle bir

cennet
nefes-

bahçesi güzelliiyle yemyeil olur.
leri

Ancak ermi insanlarn
bile

hatta onlarn

gözya yamurlar

ancak ruhlarnda yaafay-

ma; rüzgar ve
da
verir.

yamur
bir ruh,

kabul etme kudreti bulunan fânilere

Eer

müridin bütün
ederse

nefes edilerine

ramen

ebedî hayata
il, o kiinin

uyanmamakta srar

bu müridin noksan de-

tad ruhun temiz olmayndandr.

Demek ki gayb âleminden esen rüzgar ve o âlemin semâlarndan düen yamur, bu âlemde o hayata açk bir penceresi olanlar

1

.

Ayet 3
86

içindir;

ruhlar o âleme susamlar

içindir;

için deildir.

Gayb âleminden

esen rüzgarla

kurumu gönüller yaan rahmet, bir
derin tecellîyi

ruha

gda olmaya balad m,
140

sen o ruhta

doacak

seyret.

Kyamette îmânn faydas olmaz.

îmânn hükmü bundan önce Çünkü îmân gayb'de olan bir eye
Zîrâ;

idi.

olur.

141

îmân

îmânn
Kalpten

ilim dilindeki tarifi ve
ta.sdik(onay).
.

îmân sahibinden beklenen udur:
ikrar...

Dilden

D

duygulardan

amel...

îmân

bahsini biraz daha derinden

aldmz zaman, hakikat ehli

âlim zâtlarn,
1.

îmân be yönden mütâlâa ettiklerini görürüz. Matbu îmân: Bunun asl mânâs udur: insann ruhuna, etine,

kanna, kemiine, hatta

iliklerine

kadar ileyen ve

yerle-

2.

en bir îmân ekli. Böyle bir îmân, meleklerin îmândr. Masum îmân: Bunun mânâs da udur: Her yönüyle tertemiz,

korunmu, aklanm, esirgenmi
peygamberlere mahsustur.
Yani:

bir

îmân.

Bu îmân

de-

recesi
3.

Makbul îmân:

Beenilmi, yerinde görülmü kabul

olunmu
4.

bir

îmân.

Bu îmân, mü'min kullarn îmândr.
Kesik, duruk, sekteli.

Mevkuf îmân: Ksaca mânâs:
mayan bidat
ehlinin

Bu îmân:

Beenilen yolu brakan, ashâb ve Resûlullahn gittii yola uy-

îmândr.
beenilmeyen îmân. Bu
çten
dinsiz,

5.

Merdûd îmân:
türlü
li

Yani: Reddedilen,

îmân münafklarndr.

Yani:
142

dtan

din-

gözükmeye çalanlarndr.

140
14

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

s.

292-294.
c.II, s. 282.

Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,
çev.

142

Ahmed

er-Rifâî,

Onlarn Alemi,

Abdülkadir Akçiçek, stanbul, 1996,

s.

28-29.

BAKARA
87

imân,
1-

iki

rükün üzerine kurulmutur.
ile tasdiktir.

Aada saydmz lâfzlar, yakn
a)

Bunlar;

'B'

srryla Allah'

b)
c)

Melekleri

Kitaplar
Peygamberleri

d)
e)

Âhiret gününü

f)

Kaderin

hayrn

ve errini Allah'tan bilmektir.

Yakîn

hâli ile tasdikten

kasdmz udur;
ise,

Gaybden kendisine ne haber verilmi
gözü
ki,

o haber verilenin

hakikat olduunu, kalbin sükûnetle kabulüdür.

Tpk, bu ba
gibi.

müahede ettiini sükûnetle hiçbir üphe izi olmayacak.
ile

kabul edii

O

kadar

2-

slâm binas saylan

amelleri ilemektir. (Islâmn

be art) 143

îmân, kalbin gayb (görünmeyeni, bilinmeyeni) tasdik etmesidir.
Tasdik Kur'ânn

îmân inançszln karsna koymas yönünîmânn
esaslarndan,

den

îmânn

e anlamlsdr...
baka
bir ifadeyle

Zikredilen gayb kelimesi

îmânn konusundan
leri,

ortaya çkar.

îmânn konusu
günü ve

Allah, melek144

peygamberleri, kitaplar, âhiret

kaderdir.

Gayb âlemine ait ilk kef basamadr. Ve bu bir binektir; ona çkan; yüce makamlara ve üstün mertebelere varr. Akldan uzak duran eye, kalbin yatmasnn sebebi; îmândr. unu iyi
bil ki

her ne
. .

ey aklla

bilinir;

o îmân olarak kalbin

yatt ey

deildir.

Ki, böylesi nazarî ilimdir. Gözle görülerek ispat ev-

lenen delillerle elde edilmitir. Ki, bu

îmân cihetinden sayleyi
seksiz

maz.
siz

Çünkü îmânda art
olmaldr.
145

olan; kalbin bir

üphe-

ve de delilsiz kabul eyleyip tasdik eylemesidir.

Bu

tasdik de

hâlis

143 Abdülkerîm

b.

brahim brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil, nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa, Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.409.

144 Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, s.355.
145

Abdülkerîm

b.

el-Cîlî,

çev.Seyit

c.II,

s.434.

Ayet

3

îmân,

dil ile ikrar

ve kalp

ile

tasdiktir (onay,

dorulama). Müslüettii için amel

man amel
edecektir

ettii için

mü'min olacak deil, îmân

146

îmân, Allah'n

bir

nurudur ve özellii de

Onun katndan

gelen

her eyi kabul edici olmaktr.

Bu

nur,

kulun kalbinde bulunur ve

onu güvene ulatrr.

u hâlde îmân, müahededen önce ve sonra
(anlay
kabiliyeti)

tasdik ve tasdike istidatl

olmaktr.

147

îmân

kalbin istikrara

kavumasndan

ve nefsin dinginliinden

ibarettir.

Kul Rabbini arayp bazen puta, bazen günee, bazen

aya,

bazen de atee yönelir.

Bu durumda
iyi

kul

armtr ve

bir

karara

varamamtr.

Allah onun

niyetini bildiinde kalbine

hidâyet nurunu yayar ve kalp istikrara kavuur, nefs tatmin olur.

îmân günee

benzer.

O perde olmakszn kalp gözlerine vurur.
tereddüt ve gezinmeden

Mü'min Rabbini arayta

kurtulmu

ve

dinginlie ermi kimse demektir. 148

Aklla idrâk edilememesine ramen gayba îmân
ilk

niçin müttakîliin

art

olarak zikredilmi?
ki:

Cenâb- Hakk dedi
dolay bu zünde
bir
3)

"Gayba îmân edenleri istiyorum" bundan
penceresini

fânî

dünyann

kapadm. Zuhurda gökyümusunuz?"
için-

yark olsayd ben "bunda
nasl derdim.
biri

bir kusur görüyor

(Mülk,

ki insanlar
bir

bu dünya

karanl

de aransn ve her

yüzünü

baka

tarafa çevirsin. Bir za-

man

için iler ters gider.

Hrsz, hâkimi daraacna
gün
gelir

gönderir.

Bu

suretle nice sultanlar, nice âlî hikmetliler

kendi bende-

lerinin bendesi olur.

Gaybda olana kulluk ve bendelik
îtaat ve riâyetten (söylenene

(kölelik)

Hakka ho

gelir,

uymak) ayrlmayan kulluk

ho

ve

146 Elmall

M. Hamdi

Yazr,

Hak Dîni Kuran

Dili, c.

I,

stanbul, 1992,

s.

174.
s.

147 Suad El-Hakîm,

bnu

l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,

356.

148 Suad El-Hakîm, îbnu l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,

s. 357.

BAKARA
89

makbuldür. Huzurunda sultan övmek nerede,

gyabnda

on-

dan utanarak edep ve erkân
bulunurken vazifeye

(esaslar)

gözetmek nerede? Uzakta
gösterilen sayg, huzurtaat ve

yarm

zerre

miktar

da yüz bin kat hizmet görmekten daha üstündür. Allah'a

îmân ancak imdi makbuldür. Ölümden sonra gayb âlemi ortaya

çknca, ite imdi inandm demek makbul

deildir. 149

Bu

din, zahir ve

Bâtn, zahirin

bâtn (varln görünmeyen iç yüzü) camidir. özü ve içi, zahir de özün ve bâtnn zarfdr. Zahir

olmasa bâtn olmaz; zahir olmaynca bâtn shhat bulmaz. Kalb,
cesedsiz

kâim olamaz. Cesed olmaynca da kalb salim olmaz.

Kalb, cesedin nurudur.

Bazlarnn

ilm-i

bâtn dedii bu

ilim as(iç-

lnda slâh-

kalbdir. Evvelâ,

amel bi'1-erkân yâni rükûnlarla
ile

ten gelen istek)

amel ve kalb

tasdik

lâzmdr.

Adam

öldürme,

hrszlk,

zina, ribâ (faiz), içki, yalan, kibir gibi günahlarla beraiyi

ber kalbdeki

niyetin ve gönüldeki temizliin ne faydas var(içten gelen istek)

dr? Kalb temizliinin rükün
rünmesi lâzmdr.
150

ve fiillerde de gö-

Cenâb- Hakk gayb
emeller

perdesi

arkasnda kalp, kullarnn ümit ve
bir

peinde olmalarn ve Kulun ümidi ya

ümit

ile

kendisine ibâdet etmeiki talep sa-

lerini ister.

ahrettir,

ya dünya. Her

hipleri için

de niyaz kaplar açktr. Âhireti yani manevî lezzet

ve

hazz

isteyenlerin,

bu

talepleri ve

dünya zevk ve arzularnn

peinde koanlarn ümit ve
da
bir

emelleri

Cenâb- Hakk'la aralarnile

ba demektir.
baldr.
ve

Her kul ümit ve endie

bilerek bilmeye-

rek Allah'a

Ümit

endie gayb âleminin
ister;

perdeleridir.
ile,

O perdenin arkasnmerhamet
dileyen-

da durup
ler,

ümit

ister

korku

Allah'tan

bir

gün bu perde yrtlnca o âlemin bütün saltanatyla mey-

dana
149
150

çktn görürler.
Rifâî,

Kenan

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.530-531.
stanbul, 1995,
s.

Ahmed

er-Rifâî, Marifet Yolu,

83.

Ayet
90

3

Perde
lr.

yrtlnca

her

ey aikâr olacandan
iyi niyetli

ne korku, ne ümit kave Allah'a

O

anda insan ya

yalvarlarnn

varma

dileklerinin kabul

olduunu
;

görür, Allah'n cennet sözüyle vaad

ettii mükâfata

ular yahut korktuuna urar.

Böyle

olmayp
bi-

da her kul maherdeki
lecek olsa

encamn

(akibetini,

sonunu) dünyada

dünya

ehli ve akiler (ikâyet eden) ye'se (üzüntü) dü-

üp

müminler

saadet içinde kalrd. Fakat ilâhî hikmet

hükmü-

nü bulmazd. Çünkü Allah yalnz
ta kâfirin

mü 'minin

deil, akinin hat-

de kendisinden bir ümidi olsun

ister.

Ve kim

bilir,

bel-

ki bir gün,

henüz vücud ve dünya âleminde, nefsinin
biri bir

esiri

olarak

uçuruma yürüyenlerden

an

için gafletten (hak'

unutma)

uyanr da Allah'ndan yardm ve
ki Allah,

iyilik dilerse,

üphen olmasn
te-

onu affedecek ve

iyi

kullar arasna almakta bir an

reddüt etmeyecek kadar büyüktür.

nsan gökten rahmet

ve yer-

den yeillik bekledii gaybn
receine
li

bir

gün bu

dileklerini yerine geti-

inand

ölçüde Allah'a yakndr. îmân, hakikatler gizidrâk,

iken,

görünmüyorken

düünce

ve sezgi yoluyla erildii

zaman güzeldir.nsan, akl
deil

ve sezgisiyle

Hakk'

arayarak nefsine

Hakka kul olmann yollarn bulduu zaman

Rabbini

ho-

nut eder. Allah, kendisi gaybda iken, onu görmeden seven ve bulanlardan holanr.

te Allah'a ibâdet ve inan

da hudûd (snr)

erlerinin sadâkati gibi,

ancak ölüm gününden önce makbuldür.

Ölüm

günü, Allah' yakndan görüp, onun yüceliini maher-

de kavrayacak imanszlarn o andaki

îmân

elbette Allah

katn-

da makbul olmayacaktr.

151

Ali

(r.a.):

"Perde kalksa da benim yakînim
:

artmazd '(K.K) buyu-

ruyor. Yani

Bu kalb ortadan

kaldrsalar ve

kyamet görünse
gibidir: Meselâ,

de benim yakînim artmaz (demektir).

Bu unun

farzedelim ki karanlk gecede, bir evde herkes

yüzünü

bir tarafa

çevirmek

suretiyle,

namaz klsa gündüz

olunca, yüzlerini çevir-

mi
151

olduklar yönü deitirirler. Fakat onlar arasnda gece, kb-

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.532-535.

BAKARA
91

leye

çevirmi

olan,

bu hakîkî yönden yüzünü çevirmez.
herkes

Hem ni(Bu dünise152

çin çevirsin?

Çünkü

yüzünü ona doru

çevirir.

yada) Gece yüzlerini ona dönüp,
ler,

bakasndan yüz çevirmi
ve

o hâlde onlar için

kyamet görünmü

hazr olmutur.

(Mîrâc'da
-Ya

)

Hz.Peygamber'e
sana

u hitap geldi.
Perdeyi senin için kalsen,
tev-

Muhammed,

kapy açyorum.
güzelini sana
bir

dryorum. Hitabn en
hid ettin.
lece yine

duyuruyorum. Çünkü
îmânla birledin ve

daha gayb âleminde iken beni gerçek

imdi

de

birle.
er.
153

Yani

müahede

ve iyân âleminde. Böy-

tevhidime

Gayb âlemine yükselen

ve o âlemdeki kaza ve kaderin emriyle
s4

kanatlanan ruh, çevresinde ayp göremez.

lahi vücûdun ve

ilâhî

mânânn bulunduu gayb

âleminden bize

ne gösterilmise ve ne kadar gösterilmise onu aksettirecek tek
vâsta, bütün kirlerden ve paslardan
lak bir can aynasdr.

ak

eliyle

temizlenmi

par-

Bu can aynasnn safl,
larndan

nefsin

manevî hazlardan ve dünya pas-

arnmas sayesinde olur. Nefsin bu mânevi terbiyesi ve bir ruh salna kavumas da kendilerine Tanr güzellii vurmu kimseler karsnda duyulan aka baldr. artla ki göz

u

ve gönül, o güzellerde görüneni deil, bu görünende
ilâhî

tecellî

eden

güzellii görüp, onu sevmeyi bilecek hâle gelmelidir.
sen

te

bu hâle erdiin zaman, o en büyük

sevgili,

senin nur

dolu kalbine bakarak bu kalbin aynasnda kendi güzelliini görecektir.

te o zamandr ki seven de sevilen de sen olacaksn!
ve insanda Allah'a yükselmenin faziletini, o

in-

san

olmann

zaman

anlayacaksn. 155

152 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi

Mâ Fih, çev.Meliha Ülker Tarkahya,
2000,
s.

stanbul, 1985, s.45.

153 bnü'l-Arabî, eceretü'l Kevn,

Mays

149.
s. s.

154
155

Kenan Kenan

Rifâî, Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

285.
12.

Ayet 3
92

Sen can; o canlarn can
lasn.

için feda et ki

bu

sefer hakîkî

can

bu-

Çünkü gayb âleminden

gelen can

rma bu âleme ve bu
Duya-

âlemdeki insanlara akl ve can aktr. Allah, her zaman senin ona

verdiinden daha büyüünü, daha güzelini ve daha ebedîsini

vermee
bilirsen
tul!

kudretlidir.

Gayb âleminden
tek söz,

gelen sesi dinle...

onun sana söyledii
156

u ten âleminden çk, kur-

nidâsdr.

Biri:
1.

"Namazdan daha üstün ne
gibi,

olabilir?" diye sordu.

Söylediimiz

namazn can
iyidir.

(ruhu),

klnan namazdan

daha
2.

iyidir.

îmân namazdan daha
ise

Çünkü namaz be vakitte, îmân

her

zaman

farzdr.

olmaktan düer,

Namaz bir mazeretle bozulur ve farz sonra klmak da mümkündür. îmânn nade,

mazdan

bir

üstünlüü

onun

hiçbir mazeretle

dümeyi-

i

ve sonradan

klnmaya müsaade

edilmeyiidir.

Namazsz
yoktur.

îmânn faydas olur. Fakat îmânsz namazn faydas Tpk münafk olan kimselerin namazlar gibi. Namaz
her dinde

baka

türlüdür.

îmân

hiçbir dinde

deimez.

Ahvâli, kblesi ve daha

bunun

gibi eyleri

deimi

olmaz. Yal-

nz bu farklar hakknda söylenen söz, ancak dinleyenin bundan çkaraca mânây talep etmesi nisbetinde zahir olur. Dinleyen, hamur yourann önündeki un gibidir. Söz de suya benzer. Una,
157 kendisine elverili olacak ölçüde su katarlar.

"Namaz klarlar"
Abdest:

Abdest alrken her uzuv

için

ayr

bir

duâ

okunaca

hadîste bu-

yurulmutur.
156

Kenan
s.49.

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.321.

157 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi

Mâ Fib,

çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

BAKARA
93

Buruna su

verirken,

Ganî

olan, yani

çok zengin, her eyi mevcûd

olan Allah'tan cennet kokusu

istenir.

Ey mü'min;

sen,

gönülden Allah'a yalvar da, o koku seni alsn,

cennete götürsün! Gül kokusu, gül bahçesinin klavuzudur!
Pislikten temizlenirken de sözün; "Yâ Rabbî; Sen, beni

u pislik-

ten art!" sözü olsun!

Arkan ykarken:

"Yâ Rabbî! Benim elim; ancak buraya kadar uzand, burasn y-

kad, temizledi. Fakat elim, ruhumu, gönlümü temizlemekten,

ykayp artmaktan âcizdir. Allahm! Adam olmayanlarn
canlara
elindir!

canlar

bile lûtfunla

adam

oldu;

ulaan ve onlar can yapan ancak

Sen'in lütuf ve kerem

Ben

aalk,

günahkâr

bir

kulunum; benim baarabileceim

te-

mizlik, ancak

bu kadardr! Ey kerem

sahibi Allah; elimin ulaa-

mad

yerlerin, içimin,

gönlümün temizliini de
pislikten

sen lütfet!
iç pis-

Allah'm! Ben
liklerden de

d yüzümü

anttm, temizledim;
art!
158

bu nâçiz dostunu Sen yka, Sen

Bir kimse zahiren abdest almakla bedenini

temizlemi
için

olur.

Hâlbuki günahlardan korunmak ve temizlenmek
olan su, ibâdet ve

lâzm

hayr ilemektir.
pisliklerini ve fena

Kalbin ve nefsin

ahlâklarn gidermek

için

lâzm
Bir de

olan su

ise,

Allah'n ahlakyla ardaklanmaktr.

srrn

abdesti

vardr

ki,

bunun suyu da mâsivây yani sana

dünya olan balar terketmektir.

te insann abdesti böyle olmaykanp
dört tekbîri bir

ynca

yani

ak ve

muhabbet çemesinde

etmeyince, hakîkî olarak

namaz

klnm olmaz.
terk, âhireti terk,

Dört
terki

tekbîri bir

etmek; dünyay

varl

terk ve

de

terktir.

Bu

abdesti alp fena mertebesini bulduktan sonfiilinde

ra

amelinde cehil ve

de günah olmaz.

158 Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi Tercümesi, çev.

efik Can, stanbul,

1997, c.3-4,

s

.545-546.

Ayet
94

3

te
siz

bu mertebe Allah'la

seyir mertebesidir ki, her

eyde

ikilik-

Allah'la olmaktr. Yani: Kurb-i kâbe kavseyni ev ednâ mer159

tebesi budur.

Temizlik;

maddî ve manevî
belirli

temizlik,

baka

bir ifadeyle kalp te-

mizlii ve
rlr.

organlarn temizlenmesi olmak üzere ikiye

ayise

Manevî

temizlik, nefsi kötü ve yerilmi huylardan,

akl

kötü
lii

düünce
ise,

ve

kuku

kirlerinden temizlemektir.

Srrn

temiz-

bakalarna bakmaktan temizlenmektir. Her organn
bir temizlii vardr.

manevî

Maddî

alkanlk

olarak tiksindii pis

doal ve eylerden temizlenmektir. Bu iki
temizlik
ise,

nefsin

temizlik farz

klnmtr.
Dinî temizlik
ise

Suyun

pislii giderdii kesindir.

'eytann

pisliini giderir. Allah'n isimlerinden biri 'el-Mü'min'dir.
isimle ahlâklanan kimse, hiç

Bu

kukusuz

ki kalbini

temizlemi de-

mektir.

Özel anlamda temizlik, baz organlar
le

ykamak

ve meshetmek-

snrl

olan abdest demektir.

Bu

temizlik bilinen

makamlara

ve deerli tecellîlere dikkat çekmektir.
vet, söz, nefesler,

Bunlarn arasnda kuv-

doruluk, tevazu, haya, semâ ve sebat bulunur.

Bunlar abdest organlardr ve Allah'a yaklamada sonuçlar olan
deerli duraklardr.

srrnn temizlenmesi veya unsurdan olumu kozalams yapnn temizlenmesidir. Hayat srryla abdest, el-Hay ve el-Kayyûm'u müahede etmek demektir.
Bu
ruhsal temizlik iki eyle yaplr: Ya, hayat
Su,

hayatn srrdr. Kendiliinde
verir.
Biri,

ruhtur.

Çünkü

o,

kendi

zâtndan hayat
Su
iki

ksma

ayrlr.

son derece duru ve arlkla seyrelmi,
suyudur.

damtlm

sudur.

Bu yamur

Bu

su, (simgesel olarak)

er'î-ledünnî ilim demektir.

Çünkü bu

ilim riyazet,

mücâhede ve
Rabbine

arnmadan meydana gelmitir. Sen de onunla
159

(su ve ilim)

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.381.

BAKARA
95

münâcât etmek
ceye

için

zâtn

temizle!

Dier

su

ise latiflikte

bu

dere-

ulamam sudur. Bu ksm, nehir ve pnarlarn suyudur. Bu su, doduu ve üzerinden akt yere göre, (baka eylerle) karolarak ortaya çkar ve bu nedenle tad deiir: Bir ksm tatl, bir ksm acdr. Bu ksm tatsz, tuzsuz, ac ve zehirdir.

m

Yamur suyu tek bir hâldedir: temiz, duru, serin, içimi ho bir su.
Bu, (simgesel olarak)

doru akl

ve fikirlerin bilgileridir.

Çünkü

düünceden

(fikir)

kazanlm akl ilimleri bakalaarak kirlenir.
sahiplerinin

Çünkü

onlar,

düünen akl
inceler.

mizacna baldr. Akl-

c, ancak duyulur maddeleri, (bunlardan soyutlayarak da) hayal-

de bulunan eyleri
Böylelikle

Kantlar da benzer eylere dayanr.
bir

ey hakkndaki yarglar farkllat gibi, bir kiinin farkl zamanlarda tek bir eydeki hükmü
akl sahiplerinin tek
de deiir.

Bu hüküm deiiminin nedeni
aklclarn
gibi

ise,

mizaçlarn ve ya-

radlta bulunan
sidir.

karm ve unsurlarn (zaman içinde) deimetek bir

Böylelikle

ey hakkndaki yarglar

birbi-

rinden farkl

olduu

ayrntlar dayandrdklar

esaslar hak-

kndaki yarglar da farkllamtr.
lahi-ledünni ilmin tek bir tad vardr.
temizlii
ilim,

Alnan
ise

tatlar

deise

bile

deimez:

temizdir, bir
kir

ksm

daha temizdir. Bu
o,

durudur ve ona

karmamtr. Çünkü
(doduu) kaynaklarn
velîler

doal mizaç

hükmünden olduu

gibi

etkisinden arn-

mtr. Bu
renler,

nedenle peygamberler,

ve Allah'tan haber ve-

Allah hakkndaki bilgilerinde hemfikir olmutur. Art-

maz, eksilmez ve deimez. Onlar birbirini dorular. Nitekim

yaarken

göün

suyu da farkllamaz.
bilgi gibi olsun!

itimâdn ve kalbindeki temizliin bu

Bu

bilgi,

yamur
kendine

suyuna benzeyen eriat

bilgisidir.

Böyle davranmazsan

kar

samîmi

davranmam
olduu

olursun. Ayrca,

zâtnda ve

temizliinde bu suyun kendisinden

çkt yer gibi olursun.
gibi
riyazetler,

Ey

dost!

eriat

ilimlerini

halvetler,

mücâhedeler, lüzumsuz ihtiyaç ve gereksiz düüncelerden uzak-

lamakla Allah'tan

bilgi alan velîlerin

ve aklllarn ilimlerini

Ayet
96

3

elde

etmeye çal! Bu sulan ayrt edemezsen, kötü mizaç sahibi
bilmelisin.

olduunu
merhamet
El,
eli

Karmlardan

biri

sana hâkim olmutur.

Senin sorununu giderecek bir
ederse (o baka!).

çözümümüz yok.

Fakat Allah sana

güç ve yönetme organdr. ki

el,

(ayn zamanda) cimrilik ve

skln bir gerei olarak tutma ve engelleme yeridir.
Gündüz uykusu

Bu

ne-

denle, cömertlik, ihsan ve

ba yaparak açma ve infâk eylemiyle
ise,

onlar temizlemelisin. Gece uykusu, kendi gayb âlemini bilmekten gaflet hâlidir.
ten gaflet hâlindir.

ahadet âlemini bilmekedilmi en güzel
isim-

te bu,

(Hakka)

izafe

lerden gayb ve
ta kendisidir.

ahadet alemiyle özdelemenin ve ahlâklanmann

Baknz! Az

bir suya pislik

bulatnda onu

etkiler ve

artk o su

kullanlmaz. Su da, pisliin üzerine döküldüünde onun hük-

münü
yaya
ile

ortadan kaldrr.

Tpk bunun gibi, kukular, zayf imanl
gittii gibi bilgiyle ve Ruhu'1-kuds

ve düünceli kalplere geldiinde, onlara etki eder. Pislik, bir der-

dütüünde onda silinip
nsan

desteklenmi güçlü kalplere kukular

dütüünde

de böyle-

dir.

ve cin eytanlar, ilâhî ilimden nasiplenmi birine
getirdiklerinde söz

bu

kukular

konusu kii, kukularn

d varlkuku
kur-

n deitirir.

Bu

insan, Allah'n kendisine ihsan ettii ilâhî rahbilgi iksiriyle,

metin inayetinden elde ettii ledünni

unlarn altna, deersiz eyleri gümüe nasl çevirebileceini bilir. Bunun yan sra, söz konusu eylerin hangi yönden doru olduunu ve (onlardan etkilenmek bir yana) onlara tesir eder. te,
ruhsal istincann (necasetten, pislikten temizlenme)

srr budur.

Çirkin zikrin ortadan kaybolmas Çirkin
mektir.
zikir,

için,

güzel zikirle

kovuculuk, dedikodu, kötü sözü
su

azna su ver! aça vurmak de-

Azna

vermen

tilavet,

Allah' zikretmek, aralar dü-

zeltmek, iyilii

emretmek ve kötülükten sakndrmak olmaldr.

Allah öyle buyurur: "Allah kötü sözün açktan
(Nisa, 148).

olmasn sevmez"

(Kalem,

Baka bir âyette ise öyle buyurur: "Kovuculuk yapan" 11). Baka bir âyette ise öyle buyurur: "Onlarn sözlerinin

BAKARA
97

büyük

bir

ksmnda hayr yoktur.
arasn

Bir sadaka veya

iyilik

emreden veya

insanlarn

düzelten kimse müstesna" (Nisa, 114).

te azn
de,

temizlii budur. Sana

kapy açtm.
böyle

Sen de abdestinet.

guslünde ve

teyemmümünde

devam

Bunu senden

Hakk

istemektedir.
eksiksiz olarak uygu-

Bu temizlii sorumlu bütün organlarnda
la!

Çünkü sorumlu

her uzuv, bütün ibâdetlerle sorumludur.

Bu

ibâdetler temizlik,

namaz,

zekât, oruç, hac ve cihat vb. dince be-

lirlenmi amellerdir. Sen de sorumlu her uzvu kendi hakikatinin
gerektirdii tarzda bu ibâdetlere yönlendirirsin. "Allah verdiin-

den bakasyla kimseyi sorumlu tutmaz" (Talak,

7).

Allah her eye
bir ifadeyle

yaradln
nsann
sa

vermi, sonra yolu göstermitir.

Baka

verdii eyi nasl kullanacan

açklamtr.
tanedir.

sorumlu organlar, sekiz
azalabilir.

Bunlarn says artmadil, el,

da baz ahslarda
ayak ve

Bunlar göz, kulak,

mide,

cinsel organ,

kalptir.

Organlar, bedeni yönetmekle sorumlu ve (eriatn hitabyla)

mu-

hatap olan nefsin araçlar gibidir. Sen de, kendilerinde adaleti

uygulamakla sorumlusun.
Bilmelisin
ki,

Allah insann bütününe hitap etmi, onun zahirini

ayrmad gibi bâtnn da zahirinden ayrmamtr. Belli bir aznln dnda, insanlarn büyük ksmnn amac,
bâtnndan
eriatn
zâhirleriyle ilgili
ilgili

hükümlerini bilmeye yönelmi, dînin

bâtnlaryla

belirledii hükümleri bilmekten habersiz kalehlidir.'

mlardr. Bu aznlk, Allah yolunun
ve

Çünkü onlar,

zahir

bâtn düzeyinde bu meseleyi aratrmtr. Zahirlerinde kabul
her dînî

ettikleri

hükmün bâtnlarna da

bir

uzantsnn olduuele

nu görmü, eriatn bütün hükümlerini böyle

alm,

zahir ve

bâtnda Allah'n sorumlu tuttuu eylerle ibâdet etmi, çoun-

luun

hüsrana

urad yerde onlar kurtulua ermitir. Tam anaittir.

lamyla mutluluk, zahir ve bâtn birletiren gruba
Allah' ve Allah'n hükümlerini bilen kimselerdir.

Onlar

Ayet
98

3

Hakk ile karlkl konumadr. Kul bir davrannda Rabbiyle karlkl konumak isterse, kendisini Rabbiyle konumaktan alkoyan her türlü eyden kalbini temizlemesi gerekir. Hakk ile konuma esnasnda böyle bir temizve ruhu,

Namazn bâtn

lie sahip

olmadnda

sz

davranm olur.

Hakka münâcât etmemi ve saygBöyle bir insan, (konumak yerine) kovulmaise,

y hak eder.
Temizlik akllya farzdr. Akll, Allah'n emir ve yasaklarn bizzat Allah'tan

örendii

gibi allah'n

srrna aktard

eyleri

öre-

nen (akleden) kiidir. Bunun

yan

sra akll insan, kalbine gelen

düüncelerin hangisinin Allah'tan, hangisinin nefsinden veya

melek veya eytan güruhundan geldiini ayrt edebilen kiidir.

te

(kâmil) insan budur.

Gözün bâtn
lendirmesiyle

temizlii, söz gelii,

eyaya

ibret gözüyle ve

deer-

bakmaktr. Böyle

bir insan

gözünü anlamsz yere
il-

kullanmaz. Böyle bir
gili
le

davran

ise,

dince belirlenmi temizlii
yapabilir.

yerlerde

tam olarak kullanabilen kimse

Allah öy-

buyurur: "Bunda göz sahipleri için ibret vardr" (Âl-u

mran,

13)

burada

ibreti gözlerin fiili

yapmtr.
gözünü

tibar

ise,

kalp gözleonlar,

rinin eylemidir. Allah âyette

ba

zikretti.

Çünkü

kalp gözünün

fiili

olan itibar yapabilecei veriyi bâtna ulat-

ran araçlardr. Bütün organlar böyle ele

alnmaldr.
münafk, ksaca bütün
muhatap ve
so-

Bizim

görüümüz udur: Mü'min,

kâfir,

insanlar, dînin fer'î meseleleriyle ve asllaryla

rumludur. Onlar,

kyamet günü eriatn

asl konularyla olduçekilecektir.

u

gibi fer'î meselelerinden

dolay da hesaba

Bu

ne-

denle

münafk 'Cehennemin
içidir

en derin yerinde olacaktr'. Buras

atein

ve

münafk

'kalplere erien'

ate

ile

azap görecektir.

Çünkü münafk, dünyada

dinî

hükmün

biçimsel

yapsn

yeriet-

ne getirmiti. Bunlara örnek olarak kelime-i ahadeti telaffuz

mek, peygamberi açktan dorulamak ve

zahirî amelleri

yapmabulun-

y

verebiliriz.

Ancak onlarn

kalplerinde

îmânn

zerresi

BAKARA
99

maz. Bu kadaryla onlar, kâfirlerden ayrlr ve kendilerine onlar
iki yüzlülerdir' denilir.

Mümin,
'sâlih

itaatle
itaat,

karmayan

Günahtaki

günah kesinlikle ilemez. onun günah olduuna inanmasdr. Mümin,
saf bir

ameli ve kötü ameli kartran' kimselerdir. Allah öyle bu-

yurur: "Belki Allah onlarn tevbelerini kabul eder." (Tevbe, 102)

Tevbe,

dönmek demektir.

Kastedilen ey, Allah'n rahmet etmek

üzere kullarna dönmesidir.

Çünkü

Allah âyeti "Allah

balaîmân

yan

ve rahmet edendir" (Tevbe, 102) ifadesiyle genelletirdi.
için temizliidir.

gönlün ve

Münafk

ise,

kalbiyle

bunlarn

farz

olduuna inanmaz

ve inan-

mad hâlde namaz klar, temizlenir veya bu
disine farz

gibi ibâdetleri ken-

klan peygamberin sözü nedeniyle yapmaz.
biri niyettir.

Temizliin artlarndan

Niyet, iin

banda Allah'a
davranlarla
ile

yaklamak amacyla temizlii yapmaya
Eli

yönelmektir.
eli

ykamak, ârî'nin

terk edilmesini emrettii

temizlemektir. Bize göre, Allah farz

kld' demek

'vâcib kl-

d' demek arasnda fark yoktur. Terki vâcib olan

fiil,

ilendiinde

eriatn gasp, hrszlk veya hainlik yaplm olacana hükmetti-

i

bir

eyden

elin çekilmesidir.

Ksaca, eriatn
girer.

elin

kullanmn

uygun görmedii her

ey bu kapsama
ise,

Tevik edilmi
böyle bir

temizlik

elde

bulunup tutulmas

serbest bra-

klm dünyaln terkidir. eriat, Allah katndakini arzulayarak
maln
dur ve o bir

çkarlmasn tevik etmitir. te zühd buticarettir. Çünkü sahip olunan mal elden çkarmaelden

nn karlnda Allah katnda bir bedeli vardr. Terk etmek, elde
tutmaktan daha üstündür.
El temizliinde müstehab

görüe

gelince,

bu görü,

elinin te-

miz olup
elinden
bir

olmadndan kuku duyan
nedeni,

insann, sahip

olduu mal

çkarmasdr. Bunun

maln

helâlliini zedeleyen

kukunun malda bulunmasdr. Bu durumda mal elinde tutmas uygun deildir. Bu ise zühd deil, verâdr (kukulu eylerden
uzak durmak). Malda haram kukusu bulunsa
bile,

onun

helâle

Ayet 3
100

dönük bir yönü de vardr. Müstehab
ka terk edilmesidir.
te

olan, böyle bir

maln

mutla-

almaktan)

Çünkü haram dikkate almak, (helâli dikkadaha üstündür. Çünkü insan, üpheli bir eyi elin-

de tuttuunda sorumluyken, kendisine göre maldaki
deniyle

kuku

ne-

onu elinden

çkardnda ise sorumlu
insan, ödüllendirilmeye

deildir. Hatta bu

davran karsnda

daha yakndr.
ilâh yoktur'u söy-

Aza

su

çekmede

farz olan, 'Allah'tan

baka

Bu kelimeyi söylemekle dil ve gönül irkten temizlenir. Çünkü bu cümlenin harfleri göüs (sadr, gönül) ve dil harfleridir. nsan bâtnnda azna su verirse (temizlerse), hiç kukusuz, bir iyilik elde etmi ve hayr söylemi olur. Hayr söylemek ve dilemektir.

doruluu, yalandan temizlenmektir. yi sözü söylemek, kötü sözü söylemekten arnmak demektir. 'Zulüm eden ise...' (Nisa,
lin

148) âyetinegöre bir

karlk olsa bile, bu konuda susmak daha üsikisinin

tündür. yilii

emretmek ve kötülükten alkoymak, o

zd-

d

olan eylerden temizlenmektir. Böyle bir ey,

aza
de

su

almann

farz ve sünnetidir.

Ayn ey,

burna su çekmek

için

geçerlidir.

Bâtnda burna
kir.

su çekmeyi

anlamak

için

unu

bilmek gere-

Arap örfünde burun,
Burada

izzet ve

büyüklük organdr. Arap

beddualarnda Allah burnunu sürtsün 'burnu topraa sürtünse
bile' derler.

'toprak' denmitir.

Bunun anlam, Allah'n

(beddua edilen insan) büyüklük ve izzetinden horluk ve küçük-

lüe düürsün demektir. Bu küçültme 'toprak' kelimesiyle anlatld. Çünkü Allah yeri mübalaa kalbnda 'çok zelil' (hor, hakir) diye isimlendirdi. Çünkü en zelil ey, bir zelilin aya ile çineyebildii eydir. Kullar zelil yaratklar olduu hâlde üzerinde yürüyerek yeryüzünü çiner. Bu nedenle Kur'ân, yeryüzünü mübalaa kalbyla isimlendirmitir.

nsann

içindeki büyüklük, kulluk, horluk, zillet ve

muhtaçlk

hükümlerini uygulamadan ortadan kalkmaz ve silinmez. Bu nedenle burna su verirken

Burnuna su
dir.

çek,

sümkürmek gerekti. Kiiye öyle denilir: sonra sümkür! Burada su, kul olduunu bilinentemsil eden

Büyüklüünün
ise,

organnda (burun) onu

kullan-

dnda

büyüklük o yerden çkar, 'sümkürme' budur. Bunun

BAKARA
101

bir

ksm farzdr.

Bu

ksmn bâtnda kullanlmas ise, hiç kuku-

suz ki farzdr.

l

madnda
ise

Sümkürmenin sünnet olmasnn anlam, onu yapabdestinin geçerli olabilmesidir. Bu noktadaki kar-

udur: Kölene veya emrinin altnda bulunan kimselere

(âmir olarak) veya elinin altnda bulunan kimseye tevâzuyla dav-

ranmay

terk edip

ârî Teâlâ'nn sana mubah

kld bir gerekçe
davranrsn -ki
ver'

nedeniyle üstünlüünü,

bakanln

göstererek

burada (kölenin efendiye söyledii) 'Efendi! Bana falan eyi
ifadesinin içerdii bir

sr vardr-. Bu durumda (mubah

bir gerekte-

çe nedeniyle) tevâzuyu terk etmeye

ramen,

tevazu

yapmadan

mizlenme gerçeklemi
rilmesi

olur.

Bununla

birlikte,

tevazünün göste-

daha üstün

bir

davrantr.

te

bu

da,

burna su çekme-

nin (bâtnda) farz olmaktan

çkt balamdr.

Bu nedenle 'burna su çekmek bazen sünnet, bazen farzdr' dedik. Çünkü biliyoruz ki, bir ehir halk tek bir sünneti terk etmede görü birliine varrsa, onlarla savamak farz olur; fakat bir
kii sünneti terk ederse öldürülmez. Hz. Peygamber 'gece vakti

ulat
sesi

bir
ise

ehre sabah oluncaya kadar sava açmazd. Sabah
ezan
sesi

olduunda
Ezan
ki!

duyarsa durur, yoksa saldrya geçerdi.'
ise

duymadnda

"Öyle bir topluluun bölgesine girdik

Korkutulanlarn sabah ne kötüdür" âyetini okurdu.
farz,

eriatn
bir

sünnet ve müstehablarndan her

hükmün bâtnda
Bâtnda
zahire

karl
eden

veya kula o konuda açlan eylere göre birden çok

hükmü
sirayet

vardr.

Çünkü

zahir

bâtna nüfuz

eder.

bir emir yoktur. Bâtnda olan kendisinde snrldr. Çünkü bâtn, bütünüyle anlamlardr. Zahir ise, duyu-

meru

lur fiillerdir.

duyulur olandan mânâya geçerken anlamdan du-

yuya geçmez.

Yüz

ykamann

bâtndaki hükmü, murakabe

(kontrol, gözetleme)

ve Allah'tan her

durumda utanmaktr. Bu

ise

Allah'n

snrlarn

amamakla

gerçekleir.

Genel anlamda yüzün

m

farz deildir. Farz

ykanmasnn bir ksm farz iken bir ksolan ksm, yasaklad yerde seni görüp

Ayet 3
102

emrettii yerde seni

bulmaynda Allah'tan

utanmaktr. Bu koyerlerini aç-

nuda sünnet olan utanma, yalnz basnayken ayp

maktan utanmaktr. Her parçan gördüünü bildiin hâlde
Allah'tan

utanmak daha

yerindedir.
fiillerini

nsan
gibi

zahir ve

bâtn olarak

ve

fiillerini terki

gözettii
kalbinin
hakikati,

Rabbinin, kalbindeki eserlerini de gözetir.

Çünkü

'yüzü' muteberdir.

nsann ve
'Bir

her bir

eyin yüzü, onun

zât ve kendisidir.
vechi' denilir ve
kastedilir.

eyin

vechi', 'meselenin vechi',

'hükmün

onunla sözü edilen eyin hakikati, kendi ve zât

Allah Teâlâ öyle buyurur: "O gün yüzler vardr parl-

dar, Rablerine bakarlar.
lerinin, bel kemiklerini lerdir."

O gün yüzler vardr,
kran
bir felâkete

kararmtr. Kendisezecek-

uratlacan
aittir.

(Kyamet, 22-25) Öyleyse insanlarn önündeki

yüzler,

zanlarla nitelenmez.

Zan insann

hakikatine

Binaenaleyh
iyi-

'haya bütünüyle hayrdr', 'haya
lik getirir.'

îmândandr' ve 'haya ancak

Allah'n yasaklarna bakmamak, hayann

bir

parçasdr. Allah
gözlerini ha-

peygamberine öyle hitap

eder:

"Müminlere

söyle,

ramdan uzak
ni

tutsunlar. " (Nur, 30)
söyle."

"Mü 'min kadnlara da gözlerianlamnda
olmayan
iitilmesi helâl

saknmalarn

(Nur, 31) bu iki âyetin batini

kast edilenler, nefis ve akldr.

nsann

eyi duymaktan da utanmas
ve bir

gerekir.

Örnek

olarak dedikoduyu

insann söylemesi veya duymas uygun olmayan kötü sözü
verebiliriz.
ikisi bilektir-

dinlemeyi

ki

eli

ve iki kolu -ki o

kerem, cömertlik, ihsan,

bakasn tercih, balar, emanetleri sahiplerine vermek fiiliyle ykamak gerekir. Ayn zamanda, dirseklere dayanmakla onlar dirseklerle beraber tevekkül ve snma duygusuyla ykamak
gerekir.

Çünkü mü 'min

'kardeiyle çoktur'. Hz. Peygamber ab-

destte dirseklerini

ykadnda,

pazularna kadar ykard. Bu ve

benzeri eyler ellere ait özelliklerdendir.

Bâtnda
ler

dirsekler,

kulun yararland ve nefsini
insan,

altrd sebepMüm-

demektir.

Çünkü

özünde

'aceleci

yaratlmtr'.

"

BAKARA
103

bakmndan, hakikatinin verdii yoksunluktan korkar. Bu nedenle, dayanaca ve meyledecei eye yönelir. Abdestte dirsekleri ykamaya katmann farz olduunu düünen kimse, kendisinden bir hikmet olarak Allah'n yaratt eylere sebepleri yerletirdiini gören kiidir. Çünkü Allah, yaratkkün
bir

varlk olmas

larnn inançlarndaki
metinin ilevsiz

zayfl

bilir.

(Dirsekleri

ykamann

bir

parças yapmakla) Böylelikle, sebeplere güvenerek Allah'n hik-

kalmamasn

ister.

Çünkü

böyle bir ey, insann

Allah'a itimâdna zarar verir.
Dirsekleri
re

ykamann

farz

olmadn

düünüp

nefsin sebeple-

yöneldiini gören kimse, nefsin sebeplere itimat edip sebepleri

görmekle hâl olarak Allah'a güvenmenin tam anlamyla gerçek-

lemediini görmü demektir.

Ba, bakanlktan
mektir. Gözle

gelir.

Bakanlk

yükseklik ve üstünlük deüst taraf

bakldnda

ba, bedendeki en

olduu

ve bütün beden
dirildi.

onun altnda bulunduu
yönetilenden mertebe
Allah, eref sahibi

için 'ba' diye isimlen-

Bakan

bakmndan

üstündür ve

üst

yön ona

aittir.

olmas

nedeniyle, kendisini

üstte

olmakla nitelemitir: "Üstlerindeki Rablerinden korkarlar.

(Nahl, 50)

Baka bir

âyette ise

öyle buyurur: "O kullarnn üze-

rinde hâkimdir." (En'âm, 18) Böylelikle

ba,

üst

yön

ilikisi ne-

deniyle bedende

Hakka en yakn organdr.

Ban
bir

bedenin bütün parçalarn yönetmesini salayan

baka

üstünlüü daha vardr.
güçleri

O

da

ban

duyulur -akledilir ve

manevî bütün

tayan

ve toplayan bir yer
için

olmasdr.

Ba

bu yönden
lendirildi.

de,

bu üstünlüe sahip olduu

ba

diye isim-

Allah insandaki en erefli
de

ey yapt akln

bulun-

duu yeri

ban

en üst taraf

rafdr. Allah onu üst

yapmtr. Buras ban üst tayöne bakan yer yapmtr. Ba, zahirî ve
Her gücün
bir otoritesi,

bâtnî tüm güçler

için bir yerdir.

hük-

ve övüncü vardr ki bunlar bir güç için

dier

güçlere kar-

üstünlük salar.

Bu durum, hükümdarn saraynn çardaki
benzer. Allah, o güçlerin

dier evlerden yüksek olmasna

ba-

Ayet 3
104

taki yerlerini farkl farkl

yapm,

böylelikle üstü, önü, ortas ve

sonuyla

ban

tümünü kaplamlardr. Her gücün kendiliin-

bakanl vardr. Bu nedenle ban tümünün tevazu ve Allah'a boyun eme duygusuyde bir
izzeti, otoritesi,

büyüklüü

ve

la

mesh edilmesi
güçleri

gerekir.

Bu yorum,

farkl mekânlara

yerlemi

bu

tamas bakmndan

bütününe yaylan bu bakanfarz

lk nedeniyle

ban

bütününün meshinin

olduunu düüher gücün
inait

nen insann görüüdür. Mesh bütüne

yayldnda,

kendi iddiasyla ilikili özel bir mesh gerçekleir. Böylece
san,

ban

her parçasna özgü

mesh

ile

o parçay kendisine

taknlktan

alkoyar. Böylelikle insan, meshi bütün

baa yayar

(bütün parçalar
Valilerin ileri

taknlktan

alkoyar).

hükümdara döndüü gibi, banda üstünde bir ba

olduu

düünülebilir.

Hükümdar valileri

yöneten kiidir. Böyleotoritesi

ce her vali, üzerinde kendisinden

daha üstün ve kendi

üzerinde otoritesi olan bir yönetici
limi musavvire (nefsin

bulunduunu
biri,

görür. Söz ge-

duyularndan

tasvirgücü)
o,

gücünün
hayal gü-

hayal gücü üzerinde bir otoritesi vardr.

Dolaysyla

cünün bakandr. Bununla

birlikte hayal

gücünün de

bir bir

baka-

n vardr.
nn
üst

Bilginlerden böyle

düünen

kimseler,

ban

ksm-

mesh edilmesi gerektii görüüne varmtr. Bu da
tarafn mesh etmektir.
bir

ban en

Arkadalarmz, (ban

ksmn

meshi kabul ederken) bu
arif,

ksmn snr

üzerinde

görü ayrlna dümütür. Her

Allah'n bu güçlerin mertebesi hakknda kendisine verdii algya göre konuur. Dolaysyla,

gördüü ve

dikkate

ald eye göre
Mesh
zelil ol-

hareket ederek bu ibâdette meshi kabul etmitir.

mak, büyüklüü ve hameti, kulluk ve tevâzuyla gidermek demektir. Arif, ibâdet temizliinde, Rabbine

kü namaz klan
bulunur.

kii, Rabbiyle
ise,

kavumak ister. Çünkarlkl konuma makamnda
kavuma-

Bu konuma

temizlenmeyle amaçlanan

dr

(vuslat).

BAKARA
105

zzetli

bakan, bu

izzeti

ve

bakanl

kendisine veren (bü-

yük)

bakann huzuruna
iner,

girdiinde,

bakanlk konumundan
ki o kendisini yaratan

aa

huzuruna girdii kimsenin-

efendisidir- izzeti
(ibâdetleri

karsnda

hor ve

zelil olur.

Onun

önünde,

karsnda)

ücret talebiyle kendilerini

yabanc konu-

muna yerletiren dier kullar gibi durur. Bu kul, orada gevek (marma, naz) bir ekilde deil, horluk makamnda durur. Güçlerinden birinin dierine üstün olduu fikri kendisine
hâkim olan
insan,

bu

ibâdetle talep ettii vuslat nedeniyle o ta-

raf mesh etmesi gerekir.

Bu

nedenle

teyemmümde

ban

mesh edilmesi

farz

olmad.

Çünkü baa
na toprak
için,

toprak sürmek, ayrlk belirtisidir ve büyük musibet

(ölüm) demektir.
saçar.

Çünkü ölümle
Bu
ibâdetle

sevdiini kaybedeb insan

ba-

ayrlk deil kavumak
farz

istenildii zikrettii-

teyemmümde baa mesh

olmamtr. Artk

miz ve dikkatini çektiimiz tarzda
Kulaklar meshin

ban mesh
bir

et!

bâtn hükmü udur:

Kulak, temizlenirken su-

yun yenilenmesi gereken müstakil
dest alan kii, en güzel sözü

organdr.
suretiyle

Bu

nedenle ab-

duyurmak

kulan

mesh
ge-

eder
lir.

ki,

bu

gereklidir.

En

güzel sözde derecelenme
var,

meydana

Güzel

var,

daha güzel

en güzel olan

ise

Allah Kur'ân

ile

zikretmektir. Böylece insan iki güzeli birletirir.

Her sadece

Allah' gösterdii gibi Allah'n zikrini Kur'ândan dinlemekten

daha üstün

bir zikir

de yoktur.
gelince bilmelisin ki, ce-

Ayaklar
maatlere

ykamann bâtn hükmüne
komak,

mescitlere çokça gitmek, zor

günde direnç gös-

termek, ayaklar temizleyen eylerdendir. Öyleyse sen de ayakla-

rn zikrettiimiz eylerle ve benzerleriyle temizle! nsanlarn arasnda dedikoduyu yaymak
nerek yürüme!
için

dolama. 'Yeryüzünde büyüklesahibi
160

Yürüyüünde vakar

ol.'

160 Îbnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

c.III, s. 53-91 ara-

s

özetlenerek

alnmtr.

Ayet
106

3

Namaz/Salât

Namaz
lekleri,

kelimesinin Arapças olan

salât,

"Ve onlar için duâ et"

(Tevbe, 103) âyetinde geçtii üzere bazan "dua", "Allah ve me-

(peygambere salât ederler) peygamberi yüceltirler" âyetinde

geçtii gibi bazan "övgü"

anlamna
'

gelir.

Bundan baka

keli-

me, "Namazda

sesini fazla yükseltme'' (srâ, 110)

âyetinde oldu-

u

gibi

"kraat" (okuma), "ite Rablerinin rahmeti onlarn üze-

rinedir" (Bakara, 157) âyetinde

olduu

gibi

"rahmet" anlamn-

dadr.
eriat dilinde
ise salât: Belirli fiil,

hareket ve dualaryla

kln-

mas

farz olan

namazdr. Çünkü bu ibâdetin

kyamnda

(ayakta

durmak) kraat (Kur' ân okumak), kuûdunda (namazda oturmak)
sena (methetmek) ve duâ,

namaz klan kimseye rahmet vardr.

161

Hz. Peygamber öyle buyurur: "Namaz nurdur. " Nur sayesinde yol bulunur. Salât (namaz), musallî kelimesinden türemitir.
Musallî,

yarmada birincinin ardndan gelen (ikinci) demektir. 162 Bu nedenle vuslat olmu ve onu nûr âleminden saymtr.
edin.

Aksama girerken, sabaha çkarken Allah tebih
Yerde ve semâlarda,

hamd Allah'a
17-18)

mahsustur.

Gündüzün sonunda, ölen
(tebih edin).

vaktine erdiinizde Allah'a

hamd edin

(Rûm,

Bu
le

âyet-i

Kerîmenin

ifade ettii

mânâ, daha açk

bir

ekilde öy-

anlatlabilir:

"Akam ettiiniz zaman, akam ve yats namazn klnz."
"Sabaha

çktnz zaman, sabah namazn klnz."

"Akama doru ikindi namazn klnz." "Ölen zaman da, ölen namazn klnz."
Ayet-i Kerîmelere
161

devam

edelim:
Tefsiri,

smail

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu l-Beyân

stanbul, 2004,

c.I, s. 62-63.

162 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,
s.103.

c.II,

"

.

BAKARA
107

"Namaz, müminlere,
103)

vakitleri belli bir ekildefarz

klnd."

(Nisa,

"Gündüzün

iki

tarafnda, gecenin de

yakn

saatlerinde

dosdoru

namaz

kl." (Hûd, 114)

"Günein kaymaya balamasndan; kararmasna kadar güzelce na-

maz

kl.

"

(srâ, 78)

Yani:

Hem zeval vakti hem
devam

de

güne

batarken.

Âyet-i Kerîmelere

edelim.

"Günein domasndan
le

evvel,

batmasndan önce

Rabbn hamdet.

tesbîh

et.

"Gecenin bir

ksmnda, gündüz etrafnda dahi
(Tâ-hâ, 130)

tesbîh

Bu yoldan

rzâya

kavuacan umulur"

Güne domadan evvel klnacak namaz, sabah namazdr. Güne batmadan evvel klnacak namaz, ikindi namazdr. Gecenin bir ksmnda klnacak namaz, akam ve yats namazdr.
Etrafnda klnacak namaz, ölen namazdr.
Gelelim namaz üzerine hadîs-i eriflere
. .

bnü'l Abbas

(r.a.)

Resûlullah

(s.a.s.)

efendimizin öyle buyurdu-

unu anlatmtr:
Cibril
(a.s.)

Kabe'de

imam

oldu.

Güne

zevale

yüz tuttuu

za-

man, bana ölen

namazn kldrd. Günein ortadan batya kay-

ma miktar,

bir

maln

kay kadard. Sonra bana ikindi namazeyin
gölgesi bir misli

n kldrd.
ra,

Bu

vakitte, her

artmt. Son-

bana

tar vakti

akam namazn kldrd. Bu vakit de, oruçlunun ifidi. Sonra, bana yats namazn kldrd. Bu vakitte de,

günden kalan beyazlk kaybolmutu. Sonra bana sabah namazn kldrd. Bu vakit oruç tutan kimse için bir ey yemenin ha-

ram olduu

vakit

idi.

Bundan sonra bana öyle
Her eyin
gölgesi bir misli

bir

namaz kldrd:

artt zaman ölen namazn kldrd. Her eyin gölgesi iki misli artt zaman ikindi namazn kldrd. Oruçlunun iftar ettii zaman, bana akam namazn kldrd.

:

Ayet 3
108

Gecenin

ilk üçte biri

geçtii zaman, bana yats

namazn kldrd.
dahi, sabah na-

Bir yolcunun, sabaha

doru yola çkaca zaman

mazn kldrd.
Sonra Cibril bana dönüp öyle dedi:

Yâ Muhammed, bu

ikinci olarak

klnan namaz

vakitleri,

senden önceki peygamberlerin namaz kldklar vakitlerdir.
Esas

namaz

vakitleri,

bu

iki

vaktin ortasdr.

Bu

hadîs-i erif,

namaz

vakitlerinde esas tutulan bir hadîs-i

eriftir.

Bu mânâda, anlatlacak çokça
hemen
hepsi de,
ilk

hadîs-i erifler

vardr

ki;

bunlarn

bu mânâya çkar.

Namazlar

klanlar
(s. a. s.)

Burada Resûlullah

efendimizden evvel bu namazlar

ilk

klanlar anlatlacaktr.

Baz
-

haberlerde öyle anlatld:
biri,

Ansardan
Sabah

Resûlullah
ilk

(s.a.s.)

efendimize sordu:

namazn
(s.a.s.)

kim kld?

Resullulah
-

efendimiz öyle buyurmutur:

namazn ilk klan Âdem (a.s.)'dr. Ölen namazn ilk klan brahim (a.s.)'dr.
Sabah

Bunu, Allah Teâlâ

Nemrud'un ateinden kurtardktan sonra kld.
kindi

namazn

ilk

klan Ya'kub

(a.s.)

idi.

Cebrail, kendisine

olu

Yusuf'u haber verdii

zaman kld.

Akam namazn
onun
Yats

ilk olarak,

Dâvud

(a.s.)

klmt
(a.s.)

.

Allah Teâlâ,

tevbesini kabul

buyurunca bu namaz kld.

namazn

ilk olarak,

Yûnus

b.

Mettâ

kld.

Baln

karnndan kanatsz
Sonra Cibril
-

bir

ku yavrusu çkmt;

bu namaz kld.
dedi:

(a.s.)

geldi ve

Yûnus peygamber öyle

Allah Teâlâ sana selâm eder ve öyle buyurur:
Ben, senden utanyorum.

Dünya hayatnda,
kalkt; iki rekât

sana nasl azab

ettim! Acaba,

bu durumda, sen benden raz

msn?
namaz kld. Son-

Bunun
ra

üzerine,
:

Yûnus

(a.s.)

öyle dedi

:

.

BAKARA
109

Ben, Rabbimden

razym; ben Rabbimden razym.

163

Suhb namaz
-

Fecr

namaz
namaz.
.

Salât- gadât (Gadât
(fecir,

.)

"Sabah

subh)

namazn

kl; zira sabah

namaz

ahitlidir"

(srâ, 78)

Sabah namaznda, gece ve gündüz melekleri hazr bulunurlar.

O
En

saatte,

gece melekleri sayfalarn toplarlar; gündüz melekleri
açarlar.

de yeni sayfalarn
faziletlisi,

Onlara selâm olsun.

.

sabah

namazn karanlk açlmadan klmaktr. An-

cak

mam- Âzam Ebû Hanîfe, bu görüte deildir.
:

Bizim
-

En

faziletlisi,

sabah

namazn karanlk açlmadan klmaktr.
(r.a.)

Dememiz Hz. Âie'den
-

gelen

u rivayete dayanmaktadr.
sabah

Resûlullah

(s.a.s.)

efendimizin

zamannda kadnlar da

namaz klmaya çkarlard.
Resûlullah
(s.a.s.)

efendimizle birlikte

namazlarn kldktan

sonra evlerine örtülerine

bürünmü

olarak dönerlerdi.

Ortalk karanlk olduundan, onlarn kim olduunu tanyan
olmazd. 164

Karanlk, tevhid demektir.

Tevhid

annda

cinsiyet far-

k

kalkar.

Dolaysyla

cinsiyet

fark kalkt zamandaki

namaz; yani tevhid anndaki namaz en ahitli en doru

namazdr. 165

Ölen Namaz

"Ölen namazn
lindendir (rüzgar).

serine getiriniz. Zîrâ
"16<s

ar scak, cehennem yes
s.

163 Abdülkâdir Geylânî, Gunyet'üt Talibin, stanbul, 1991,

.886-888.
890.

164 Abdülkâdir Geylânî, Gunyet'üt Talibin, stanbul, 1991,
165 Derleyenin Notu.

166 Abdülkâdir Geylânî, Gunyet'üt Talibin, stanbul, 1991,

s

.892.

Ayet
110

3

Âdem'in çocukluk hâli sabah namazna ve bulu

ça öle namakralk
hâli
16/

zna

benzer. Yiitlik hâli ikindi

namazna

benzer,

akam namazna benzer ve kocalk hâli yats namazna benzer.
"Muhakkak
bût, 45)
ki

namaz

kötü ve irenç leylerden vazgeçirir.

"

(Anke-

Namazn

klan kimsenin hayatta en

az dört

kazanc vardr:

Birincisi temizlik;
ikincisi kalp kuvveti;

üçüncüsü vakitlerin intizam;
168 dördüncüsü toplumsal düzelme.

unu
maz

bil ki

öle namaz

nurlu, ikindi

sulu,

yats

namaz

toprakl,

namaz ateli, akam sabah namaz da havâidir.

na-

Namaz kaps

bir

kimseye

plar da o kimseye
insana yöneltilen en

kapand takdirde, kapanm olur. Bu Hakk
yükümlü

bütün ibâdet kaTeâlâ tarafndan

ar ve kudsî bir teklifdir.

Hakk Teâlâ'nn
betir.

insanlara

kld

namaz
betir.

ve vakitleri

Çünkü

insan

yapsnn kök birleimi
âlemde
iki ilmi elde

Hakk Teâlâ insan
bavurmas
için

iki

etmesi ve iki hâkime
birincisini

ikiye

ayrmtr. Bunlardan
ikinci

akla

tahsis etmitir.

Bu da

niyetten sonra duyulan huzur, hazrlk,

okuyaca eyi düünmektir. Dier
hissine,

ksmn

da insann

duygusuna

tahsis

etmitir ki ancak niyetin içinden bahareket ve dav-

ka

bir

eyde bulunmayan okuma, namazlardaki

ranlardr.

ki hükme

gelince:

Bu

iki

hükümden

biri

olan akln

hükmü

köye yönelir. (His) yani duygu

hükmü

de Kabe'ye yönelir. Bir

167

b. eyh Tahir Tokad, smail Hakk Bursevî, Hac Bekta Velî, Muhammed Nuru'l Arabî, Gayb Bahçelerinden Sesleniler, haz.Tahir Hafzaliolu, stanbul, 2003,

Musa
s.199.

168

Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur' ân

Dili, c.

I,

stanbul, 1992, s.176.

BAKARA
111

karkla ve aknla yol açmamas ve topluluun danklktan daha
faziletli

olmas

için her iki

hükmün yönelme

istikâmeti

birletirilerek bir

yöne yaplmas zorunluluu
iki

çkmtr.

Yukar-

da

açkladmz
ilim
ise

ilme gelince:

Bu

ilimlerden biri akla tahsis

edilmitir ki bu ilim de yukar âlemden indirilen ilimlerdir. Di-

er
dan

duyguya

tahsis edilmitir ki,

bu da

tecellîler ilmi-

dir yani
biri

aikârlk ve görme

ilmidir.

ki âleme

gelince: Bunlar-

gayb âlemi dieri de

ek ve üpheden

uzak her yönüyle

kudsî görülen âlemdir ki buna da ahadet âlemi demekteyiz.

ki

hâkime

gelince:

bunlardan

biri zahiri ad,

dieri de batini addr.

Öle namaz ilim' den çkt için Aklîdir. Akla hitap eder. Isnn
en çok ve güçlü

olduu

bir vakte

rastlad

ve

bunu gerçek olarak

duyurduundan
ikindi

hissidir.

Yani hisse hitap eder.

namazna gelince, kii bu namaz aklî hüner ve marifetiyle

aklla birletirerek

tadndan

aklîdir.

Namaz

klanla

birlikte

akldan hüküm dallarna

tayp

eklediinden
bir fark

hissidir.

Günein
dier

varlnda, batp kaybolmasnda
yönden ikindi

üstünlüü

varsa;

namaznn

hisdeki

üstünlüü de akldan

ald

hüküm dallarn namaza eklemi olmasdr.

Akam namazna gelince,
dan
aklidir.

fikri iz

ve iaretlerle

örtülmü olmasnhissidir.

Keyfi hareketlerden

örtülmü olmasndan

Yats namazna gelince, topluluun imeklerinden

bir

ime-

in aydnl
s
basiret

kendisine belirmesiyle tabiatn çok karanlk olma-

gözünü

kapam olduundan,

kendini iitme sultanna

teslim ettiinden aklidir. Gözle görülenlerin ve görüleceklerin

koyu karanlklarla örtülmü olmasndan da
Sabah namazna

hissidir.

gelince, gizlilik denizlerinin

parlayp patlamahissi-

s

akli olup, görecek gözler denizinin

parlayp patlamas da

dir.

Duyguya

hitap eder.

unu bil ki, farz olan namazlar genellikle güne ve günein brakt izlerle tümü gündüz içindir. Bunlardan yalnz yats na-

Ayet 3
112

maznn

gündüz ve gece nûrlaryla ortakl vardr.
bir gizlilik

te

bura-

da hayret edilecek

bulunduu

gibi

anlalmas

zor bir

anlam tamaktadr.

u yön
Hakk

iyice bilinmeli ki

namaz insana yöneltilen

ve

tanmas butar.

yurulan

ar bir yüktür.

çi yorgunluklar, meakkatlerle doludur.
iki sfat

Bunlar akl ve his yönünden gece hariç, gündüz
Teâlâ gündüzü insann geçimini

salamas
için

için,

uykuyu
gibi, ge-

da insan vücûdunun dinlenmesi ve rahat

verdii

ceyi de kendilerini örtüp gizlemeleri için insana bir elbise olarak

giydirmitir. lâhî teklifteki hikmetin bu tart ve ölçüsüne bak!

u var
maz
sesle

ki Berzahî

namaz

insanlara çift ve

akam namazdr. Hakk Teâlâ bu natek olarak farz klmtr. Çiftinde yüksek
gizlilik ve sessizlik

okuma

vardr; tekinde

vardr

ki

okuna-

cak
ile

ey

sessiz

okunur.

Onun

için aklîdir.

Berzaha gelince, kul

Rabbi arasnda kulun gücü ölçüsünde olan makul ve

doise

ru bir itir. Zîrâ kul geceleri

Allah'n günei
gizlilik

na bal

bal

olarak askdadr. Rabbi

olup,

duygu yönünden de açklk ve

arasnda bulunmaktadr.
sularla

Ac

ve tuzlu suyunu azar azar

çkarmakta, tatl ve saf

ortal tarmaktadr. Çünkü
daha geni ve büyüktür. Çift
bir farzdr. Çift olan

ayn göü,
yani efi

denizi kaplayan gökten

ile gizlilik

arasnda sonuçlanan
gizlilik ise (tek)

(mahlûkâta) yaratlanlara,

olana verilmitir. Zîrâ

yaratlan oluup

çkt m,

gerçek gizlenip

kaybolmu

olur.

Bu-

nun

içindir ki

öle

ve ikindi vakitlerinin farz olan

namazlarnda
Sabah na-

okunacak sûre ve

âyetler sessizce gizli olarak okunur.

maznda günein
Fecir vakti

aydnl belirdiinden tilavet sesli olarak yani
öle
vaktinin destekleyici gücüdür.
Fatiha
ile

cehren okunur, zîrâ sabah,

yaratld günden bu yana

anlap

birlee-

memitir. Sabahlar insanlar gece
güzellikleri gördüklerinden

karanlnn
görmek
için

gizlemi olduu

Rabbine hamide bulunurlar.

Akam
olur.

namaznda
görgü
Hiçbir

ise

ahid
Fatiha

bir nesneyi
için

çknca, görenin
ile

sfatn yok etmek
zaman

Akam

Fatiha
tek

birlemi

namazdan ayrlp

bana

kalmaz, yeter

BAKARA
113

ki
ti

gizlenmemi

olsun.

Çünkü Ahadiyyet

yani tek olma keyfiye-

bu yap üzerine kurulmutur.

Fecir vakti, gövdeli ve

youn

olan cisimler

için,

Öle

ve kiniçin,

di ise girilmesi zor bir yere

girmek veya nüfuz etmek

Ak-

am ve Yats vakitleri de, incelik ve kudsîyyetle kurtulua erienler içindir.
169

Namazn
miracdr.

esrarna

(sr)

nihayet

yoktur.

Namaz, müminin

Namazn

esrar,

bütün tarikatn, erîatin, hakikatin
o kimselere ki

ve marifetin esrardr.
ni bilemez,

aarm

namaz klmazlar. Resûlullah
ilâhî vuslata

namazn kadriefendimiz: Gözümün
öyle

nuru namazdadr, buyurmutur.
Yani

mü 'minin namaz,
bir

yaklamasdr. Namaz

büyük

eydir

ki, tefsir

etmeye kalklsa kitaplar

dolar. çi-

ne nüfuz edildikçe hayretlere gark olunur. Ufuk gibi sonsuz ve
nihayetsizdir.

Namaz, Allah'n

meleklere, "Adem'e secde ediniz"

dedii srdr.

Namazn
deryadan

faziletine

son yoktur. Bizim söylediklerimiz, ancak o
170

bir katredir.

Namazdaki
mez.
tir.

faziletler

o kadar büyüktür

ki,

söylemekle tüken-

Namaz,
sebebi

sadece yatp

kalkmadan

ibaret

saymak çok

abes-

Zîrâ nice hakikatler
ile

namazn

içindedir.

Alemin ve Adem'in

yaratl
katin

ilmullah hep orada gösterilmitir.

bandan zamanmza
gösterir.

kadar olan bütün devirleri
esfel-i sâfiline,

Namaz hil(nsan
en
ki

en erefli olarak yarattk sonra onu

aalarn

aasna indirdik)
lâzmdr.
11

O,

bir

Kitâb- mübîndir

okumak

Namazdan baka
nebi, velî ve

hiç bir ibâdet, kulu

Hakka yakn

varlklarn

makamna eklemlemez.
müminler

Söz konusu makam, melek, peygamber,
gibi

Allah'n

velîlerinin

en üstün makas.

169 bnü'l-Arabî, Meleklerin
170
171

Ruh Âleminden Madde Âlemine
stanbul, 2000, s.554.
stanbul, 2000, s.485.

îni§i,

stanbul,

80-83.

Kenan Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

Ayet 3
114

mdr.
nür.

Allah öyle buyurdu: "Secde

et,

yakla" (Alak,

19)

Çünkü

Allah bu hâldeyken kuluyla kendisine

yakn

meleklere

kar övü-

Bu övünme,
sizi

onlara öyle demesidir:

"Ben

ameliniz

olmakszn yaklatrdm

ve meleklerimin

seçkinlerinden

yaptm.

u

ise

kulumdur. Kendisiyle yaknlk
is-

makam
yük
ni

arasnda pek çok perde ve nefsin arzular, maddî

tekler, aile

geçindirmek, mal, çocuk, hizmetçi, arkada gibi bü-

engeller ve çetin

skntlar koydum.

O

ise

bunlarn

hepsi-

at ve secde edip yaklancaya kadar geyret gösterdi ve yakn kimselerden oldu. Ey meleklerim! Sizi bu engeller ile denemediim
ve onlarn güçsüzlüklerine
sizi

maruz

brakmadm
nedeniyle

hâlde, size tahsis

ettiim yüce makama bakp bu kulun ky-

metini biliniz ve benim

urumda katland sknt

hakkn
Bunun
ile

gözetiniz."

üzerine melekler öyle der: "Ey Rabbimiz! Biz cennetler

nîmetlenenlerden olsaydk ve cennetler bizim yerleeceimiz
için

mekânlar olsayd, bizim

orada amellerimizin gerektirecei

menziller belirlemez miydin? Rabbimiz! Senden o menzilleri bu

kula ihsan etmeni istiyoruz."

Bunun
luna

üzerine Allah, meleklerin kendisi için istedikleri eyi ku-

verir.

Namazn
fiiller

ne kadar kymetli bir ibâdet

olduuna baknz! Na-

mazdaki en kymetli

ey

ise,

sözler

arasnda Allah' zikretmek,

arasnda en kymetli

ey ise,

secde etmektir.

Namazn sözkulun na-

lerinden en üstünü, "Allah kendisini öveni iitti" ifadesidir. Bura-

da kul

Hakk adna bunlar
hâlidir.

söyledii

için,

bu

vekillik

mazdaki en deerli

Çünkü

Allah kulunun

diliyle, "Al-

lah kendisini öveni iitti" demitir. Allah
lükleri ve

öyle

der:

"Namaz kötü-

taknlklar

mazn
zn
172

kendisinin

Bunun nedeni, nadndaki görünen davranlar yasaklamasengeller" (Ankebût, 45)
ise

dr. "Allah' zikretmek
içindeki fiilerin en

en büyüktür" (Tevbe, 122) Yani namazikretmektir.
172

büyüü Allah'

bnül-Arabî, Futhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,
s.287-288.

c.II,

BAKARA
115

Namaz Hakk'n

vahdaniyetinden
etmek;
sair

ibarettir.

Namaz

ikâme

esma ve

sfatlara

bürünerek,
173

vahdaniyet kanununun

hükmünü

yerine getirmektir.

Fatihann

ilk âyeti,

BismillahirRahmânirrâhim&h. Besmele'deki

B

harfi,

Allah'n isim ve sfatlarnn Peygamberin vücûdunda

tecellî etmesidir.

B vücuttur

ve zulmânî harftir.
âyette

çersek,

Hz. Peygambere

(s.a.s.)

Eer B'den dendii gibi "Attn

ge-

za-

man

sen

atmadn ama

Allah attf (Enfâl, 17) hitab söylenecek
temizlenirsek, B'nin altndaki nokbize idrâk et-

kadar maddî
ta oluruz.

varlmzdan

Bu Hz. Nokta Bismillahn mânâsn

makamdr. te Fatiha sûresinde bu makama hamd ediyoruz. Bu makam öreticidir, bizi tefekküre götürür. Allah peygamberi ile Rahmet yamuru ve Râhîm tecellîsi ile Bir olur. Rahim tecellîsi Peygamber'in ahlâk ile ahlâklanp o mânânn
tiren Ali

içinde

korunmaktr. Bu korunma, sanki dünya içinde

âhirette

yaamak gibidir.
Elhamdülillahi Rabbi' lâlemin: Fatihann srlarndan bir tanesi

bu üç kelimenin
ile

içindedir. Öncelikle Âlemlerin

Rabbine hamd,
bir

balyor

i. Yani

aslnda burada bana hamdi öret diye

niyaz var.

hamd ükrün daha üstünde bir makamdr. Hamd ac, sknt, belâ, ne olursa Allah'tan her gelenden memnun olma hâlidir. Ben her gelenden memnun

Hamdda

çok önemli

iki

nokta var;

oldum, ey Sevgilim diyoruz Allah'a. Allah'n Rab sfatna hitap var. Hamd kelimesi Allah'tan Allah'a olduu için, Allah'n

mânâs
le

Rab sfat arasndadr. Çünkü hamd bizim nefsimizbecerebileceimiz bir hâl deildir. nsann ac ve sknty gönile

lü ile
si,

ho

görmesi, hatta

bunu

sknt

ve

ac

olarak hissetmeme-

ancak Allah'n o insanda
iyi

tecellî

etmesiyle

mümkün

olabilir.

Meselâ hastalna
fakat

ac bir ilac içmek Rahman tecellîsi, bundaki acy hissetmemek veya "ifam için lâzmdr" degelecek
el-Cîlî,

173 Abdülkerîm b.îbrahim

însân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.422.

Ayet 3
116

mek Rahîm
den burada

tecellîsidir.

kisinin birleimi

ise

hamddr.

O

yüz-

hamdn

kendinden kendine olduunu, bu hâle eribize

menin
öretir.

ise

Adem'e yani insân- kâmile secdeden geçtiini
secde, kâmilin, yani nefsinden
haliyle
ki;

Bu

yok olann rengine

boyanmak, onun

hallenmek demektir.

bnü'l Arabî diyor
rn, aaçlarn
klarlar.

Ayakta klnan namazda bütün duvarlaonlar da halleriyle

sevabn alrsn çünkü

namaz

Rukûya vardnda dört ayakl hayvanlarn
yere

ibâdetinin
bit-

mânâs,

kapandnda
mânâs

ise

sürüngenlerin ve nebatlarn,

kilerin ibâdetinin

sende zuhur eder ve bütün onlarn

se-

vabn

bütün hâlin ibâdetini yüklenirsin.'

O hâlde Rahman ite

bu sfattr. Hereyin ibâdet ettii, hereyin ona çekildii, Allah'n

mânâsn
Makro

idrâktir ki

buna ahitlik

denir.
tecellîsi,

ve mikro bütün âlemde

Rahman

ak

ve cezbe

vardr. Biz ilimde buna afinite, çekim gücü diyoruz.
oksijenin birbirine çekilmesi de
ten,

Demirle
çekiliediyor.

Rahman

tecellîsidir.

Bu

aslnda sadece hareketten

ibaret olan

bu âlem zuhur

Ve Rahîm ortaya çkyor. Rahmân'la
la

ak zuhur eder.

Allah,

ak-

yarattn, dünya ve

âlemi

Rahîm

sfatyla koruma altna alr.
edenler, 'ben koiçin

Ama

bu sfattaki koruma

hissini

yalnz hamd
için

runuyorum' diye

hissederler.

Onun

rahim hamdedenler

özel bir ayrcalktr,

çok yüce

bir sfattr.

Rahîm, Allah'n
'O

bize

açt ana kucadr, akn kucadr. Onun için,
Rahîm'dir' diye Allah kendine
ait

Rahman ve
tecellî

ve Peygamberinde

eden

bu

iki

hakikati bize hatrlatyor. Fatiha öyle bir sûredir ki

yars

Allah'n azndan, yars kulun
lun paylatklar bir sûredir.

azndan

söylenir. Allah'la ku-

Din gününün

sahibi

olan

Allah,

hangi

günün

sahibidir?

Kyametin

sahibidir.

durduumuz
lah, bizi
el

andr.

Kyam, ayaa kalktmz andr, huzura Kyam, Allah'n mânâsnn bizde zuhur etonun
sahibi

tii andr. "Kendinden zannetme,

benim" diyor Al-

uyaryor.

Çok önemli
vücûdunda

bir

noktadr. Bize soracak; "sana

ve ayak verdim,

ziraat

yaptn

m, mânâ

zuhur

et-

BAKARA
117

tirdin mi,

mânâ
diyor.

cevherini ortaya

çkardn

m? O
"te

günün

sahibi-

yim ben"

Ama o

gün hangi gündür.
dedii gündür.

O gün insann "Ben
o ancak benim

hiçmiim herey
hatrlatmas

Oymu"

lûtfumla olur" diyor Allah. Burada iddetle bize kendi
var.

mânâsn

Fatihann
li.

içinde eriat, tarikat ve hakikat

bu cümlelerde
ben

giz-

Yalnz sana kulluk ederim,

âyeti erîattir, yani bir

varm
'Sen-

bir

de sen varsn, Allah'm ben nefsimle sana ibâdet ediyorum,

"benden" zannederek, "ben" olarak ibâdet ediyorum

ama

den

yardm

isterim.'

Buras

ise tarikat

ya da tasavvuf yoludur.

"Ben tek

bana

hiçbir

ey deilmiim,

Senden yardm

gelirse

ancak ben o kulluu yapabilirim" diyoruz.
bize kendimizi hatrlatma
tir

Namazn

bu noktas
insanlar
tir

noktasdr Burada kâmil

titrermi. Allah o kula "Ey dil

benim huzurumda olduunu

söylüyorsun, benden imdat istiyorsun, bana ibâdet ettiini söylü-

yorsun. Hâlbuki seni vekil eden âzâlar

iftira ediyorlar,

onlar benyar-

den

gafildirler; sen,

ancak sana ibâdet

ederiz,

ancak senden

dm isteriz diye bana yalan söylüyorsun" diye namazmz yüzümüze vurulursa
diye ârifibillâh

bu noktaya geldiinde

tir tir tit-

rermi kendilerini toplayp ihdinassrâtelmüstakime
se kendilerini

geçebilirler-

çok bahtiyar addederlermi.
el,

Hz. Muhiddin-i Arabi bununla, dilin namazda göze, kulaa,

ayaa, karna, kalbe ve bütün vücûda tercüman olduunu
tiyor. Arifler

belir-

bu sebeple namazn bu devresini son derece

tehli-

keli olarak
ise

addediyorlar ve insan
ile

namazn bu

devresinde huzurlu

bütün mevcudiyeti

Rabbine döner,

dilin

dedii
için
dil

gibi

bütün

varlyla ona
diyorlar.

yönelirse o

zaman namaz mü'min

mîrâc olur
hakikatten
gelince o

Aksi hâlde bütün azann tercüman olan
iftirada

uzak kalr,

bulunmu

olur.

Srât- müstakime,
bizi

zaman

zâten

müstakim sratta olan

devralyor ve

i

kolaya

doru

yönleniyor, mîrâc da o demek.
eyle^ âyeti

Beni sratnda müstakim

hakikattir.

Srât- müstakim
srattr.

herhangi bir srat deildir, müstakim,

devam eden

Dün-

Ayet
118

3

ya hayatna bakarsak insann srât- müstakim üzre

olmas ancak

müridinin, peygamberinin ahlakyla ahlâklanmasyla
dür. kincisi, sabit

mümkünadam
kgayret

kadem olmaktr.

Yani; vazgeçmemek,

olamadm ben

vazgeçeyim,

yapamyorum dememek,

lcn

elden brakmamak... stikrar mucizedir diyor

arifler...

Bu

srât- müstakimdir ve sonu tevhiddir.

O

yüzden Peygamber'in
etsin!

srât- müstakimi tevhiddir. Allah bunu nasip

Ve sonra Fatiha

sûresi; 'kendilerine

nimet verilenlerin yoluna

ilet,

yanlmlarn yoluna deil' diye Allah'a rica ediyor. Burada dallin Hristiyanlk makamdr. Yani insan tevhide ulaamadan yalnz akta kalrsa, ilmi bir kenara brakrsa ekli putlatrr. Ya da Musevî makam gibi sadece ilme dönüp aksz ilimde taklr ka174 lr ki bu da madûbin dr (gazaba uram olanlar.)
Et-tehiyyâtü: "Allah için ve cemâl-i Resûlullah için hür-

metler olsun" demektir. Peygamberimizin sidreyi

amas

ve

yanmaya raz oluudur.

Cenâb- Hakk: "Yâ Habibiml Selâm
diye hitaba geçiyor.

senin üzerine olsun"

Hz. Peygamber:
diye buyuruyor.

"ilâhî,

selâmn ümmetimle beraber olsun"

Eer kul bu mânânn
sesi

nda heryerden
sefer:

gelen

sesi

Hakk 'in

olarak bilirse râziye ve merdiyye

makamna

eriyor.

Cenâb- Hakk' dan bu

"Ey kulum! Râziye ve merdiygelir.

ye olduun hâlde bana râci ol (bana gel) hitab

Kul yine çalmaya devam

eder.

Ef'âl mertebesine eriir.

Yani kendinden zuhur eden bütün

i ve sözler Allah 'in olur.
bilir.

Ve bütün mevcudat

Hakk 'in sfatna ayna

Fakat bu
eder.

aynada
(Sfat
Yine

kabiliyet ve istidatlara göre Allah '

müahede

tecellîsi)

çalr zât tecellîsine

erer.

Cenâb- Hakk 'tan

kendisi-

ne: "Ettehiyyatü vessalavatü ve't-taybât" (Ey

kulum! Ben

174

Cemalnûr Sargut, "Namaz Hakknda Mülâkardan alnt, www. cemalnûr. org

.

BAKARA
119

senden

razym,

sen de benden

raz

msn? Sana artk korise

ku ve hüzün yoktur) buyurulur. Kul

"Bana lâzm olan
175

kulluktur" diyerek eskisinden daha çok çalr.

(Namazda)
Tekbîr getirince kurbanlk koç gibi âlemden çktlar.

Ey

ulu, tekbîrin

mânâs udur: Yâ

Rabbî, huzurunda kurbanz.

Koyun

keserken "Allâhu ekber" dersin ya, o geberesi nefsi de ke-

serken bu söz söylenir.

Allâhu ekber de de o

om nefsin ban kes. Kes de can, mahvolCan bu semiz
bedeni yatrd

maktan kurtulsun.
Ten smail'e
da tekbîr
benzer, can Halil'e...

getirdi

mi?
kesil-

Ten

kesilir,

ehvetlerden hrslardan kurtulur. Besmeleyle
hâline
gelir.

mi temiz bir kurban
Kyamette olduu

gibi

Hakk huzurunda
giriilir.

saf durulur, hesaba,

Tanr

ile

konuup görümeye

Tanr huzurunda, gözyalar dökerek

ayakta durmak,

kyamet
getirdin?

gününde kabirden kalkp maher yerinde dikilmeye

benzer.

Hakk, "Sana bunca zamandr mühlet verdim, bana ne

Ömrünü

neyle bitirdin,

verdiim gday, ihsan

(lütuf,

bala-

mak) ettiim kuvveti ne

uruna

mahvettin.

Gözünün nurunu
rattn?

nerelerde tükettin,

be duygunu nerelerde yp.

Gözünü, kulan, akln, ara

ait

bütün cevherlerini harcadn.

fer (yeryüzü) âleminden bunlara

karlk

ne satn aldn?

Sana kazma

gibi

el,

ayak verdim. Onlar sana bizzat ben

bala-

mtm, ne yaptn onlar?" der.
Hakk'tan buna benzer, seni
ler gelir.

dertlere

uratan yüzbinlerce haber-

Kyamdayken (namazda
den kul utanr,
varr.
175 Derleyenin Notu.

ayakta durmak) kula gelen bu haberlerolur,

iki

büklüm

rükûa (huzuru ilâhîde eilmek)

Ayet
120

3

Utanmadan
tesbîh eder.

ayakta durmaya kudreti kalmaz, rükûda

Tanry
sor-

Tanr'dan
gularna

"Ban kaldr,
kul,

rükûdan kyama dön de
gelir.

Tanrnn

birer birer

cevap ver" ferman

O

utanan

rükûdan (huzur-u

ilâhîde eilmek)

ban
sefer

kald-

rr. Fakat

olgun bir

i yapamam olduundan bu

yüz üstü

düer.
Yine emir
gelir:

"Ban kaldr,

secdeden kalk da yaptklarndan

haber ver!"

Tekrar utana utana
düüverir!

ban kaldrr ama yine ylan

gibi

yüzüstü

Tanr, tekrar

"Ban kaldr da söyle. Kldan kla bütün yaptklader.

rn aratrmak istiyorum"
li

Artk ayakta durmaya kuvveti kalmadndan, Tanrnn
hitab,

heybet-

canna

tesir

etmi olduundan,
"Söyle bana...

O ar yükün altnda, yere oturur. Tanr,
ter

Sana nimet verdim, nasl ükretttin? Sermaye verdim, hadi, gös-

kazandn!" der. Kul sana dönüp peygamberlere,
der.

o ululara selâm

verir;

"Padiahlar, bu kötü kiiye efaat edin...

ayam da balçkta kalO, orda yaplacak

d, kilimim de"

Peygamberler,"Çareye bavuracak gün
bir eydi, elde âlet

geçti.

oradayd, orada kald!

A

bahtsz kii,

git

oradan sen vakitsiz öten
der.

bir horozsun.

Brak

bizi,

kanmza
ister.

bulama!"

Bunun

üzerine sol tarafa

ba
!

çevrilir,

hsmndan, akrabasndan
ver.

yardm

Onlar da "Sus Tanrya kendin cevap
el

Biz

kim

oluyoruz ki? Bizden

çek!" derler.

Ne bu yandan
yüz parça
Herkesten
olur!

bir çare olur,

ne oyandan.

O

biçarenin

can da

umudunu

keser de ellerini açar, duaya balar:
kesildi.

Rabbî, herkesten
Sen' den

ümidim

Evvel de Sensin, âhir de Sen;

baka

önü, sonu olmayan yok, diye niyaza koyulur.

BAKARA
121

Namazdaki bu
le

ho

iaretleri gör de

bunun eninde sonunda böy-

olacan bil! Namaz yumurtasndan
yordamsz

civcivi

çkaragör, yerden tane toplayan

yolsuz

ku

gibi yere

bavurup durma!

176

Biri:

"Tanrya namazdan daha yakn olan

bir

ey

var

mdr?"

diye sordu.

O

:

"Hem namaz

suretten ibaret deildir. Bu,

ama namaz yalnz bu namazn kalbdr. Çünkü bu navardr;

mazn ba,
gibi

sonu

bellidir ve vardr.

Ba ve sonu olan her ey ise
ise

kalptr. Tekbîr

namazn ba,

selâm

onun sonudur. Bunun

ahadet de yalnz

dilleriyle söyledikleri

ey

deildir.

Onun

da

ba ve sonu vardr. Sesle, sözle söylenebilir.
ey
suret ve

Sonu ve

ba olan

her

kalptan

ibaret olur.

sonsuzdur,

ba sonu yoktur.
çkaran nebî
bir
:

Onun ruhu benzersiz ve Bu namaz nebiler bulmulardr ve
ile

bunu
ki o

ortaya

"Benim Tanr

baz

vakitlerim olur

zaman, oraya ne

Tanr tarafndan gönderilmi Peygamber
bir melek

ve ne de

Tanrya en yakn bulunan

sar. " buyuruyor.

O

namazn ruhunun yalnz bu suretinden ibaret olmayp, belki istirak, kendinden geçi olduunu bilmi olduk. Çünkü bütün suretler darda kalp oraya smazlar. Katksz, srf mânâ 177 olan Cebrail bile oraya smaz.
hâlde

Kalb huzuru olmadan

klnan namaz, namaz olmaz

buyruldu-

u

gibi

namaz da

içtedir.

Fakat sen onu mutlaka ekillere sokar-

sn.

Görünüte rükû

(eilmek), secde

etmek (kapanmak)

ile

ona

bir suret

vermek lâzmdr. Bunlar
erersin.

yaptn zaman ondan nasibi-

ni alr,

muradna

Onlar namazlarna devam

ederler (Meâric, 23) âyetindeki na-

maz, ruhun namazdr. Sûreten, eklen
dir,

klnan namaz

geçicici-

devaml olmaz. Çünkü ruh deniz

âlemidir.

Sonsuzdur

176 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.174-177, beyit. 2141-2175.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

177 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.19-20.

Fih, çev.Meliha

Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

Ayet
122

3

snrl ve ölçülüdür. te bu yüzden devaml namaz ruhun olabilir. Ruhun da eilmesi, kapansim
ise

deniz

kys ve

karadr;

mas

(secde etmesi) vard; fakat

bunlar açkça

ekillerle göster178

mek lâzmdr.

kisi bir

olmadkça fayda

vermezler.

Namazn hakikatini bilen için zahirde de namaz klmak lâzmdr.
Zahirde namaz klmayan hakikatte de klamaz.

Namaz; huzur,

huu

{kendi hiçliini hissetme),

murakabe
ile

{ken-

di kendini hesaba çekme) ve

müahede

maldr.Yoksa dünyay arkaya
olmaz. 179

klnatmadan klnan namaz, namaz
(ahit olma))

Bir

zümre sandlar

ki, surette

gönül

holuuna
ki:

erenlerin

artk
ol-

namaza

ihtiyaçlar yoktur.

Onlar dediler
için sebep

"Maksat hâsl
yersizdir."

duktan sonra artk ona ermek
larn sandklar
gibi

aramak

On-

bunu

bir

an

için

doru

farzedelim; onlara
velilik,

hakikat tamamiyle yüz göstermi ve onlarda

gönül

ho-

luu, kalp huzuru
ber,
tir.

ba

göstermi diyelim. Bütün bununla bera-

namazn

zahirde terk edilmi

olmas onun
hâli

için bir eksiklik-

Sana gelen bu kemâl ve olgunluk
(s.a.s.)'e

önce

Tanr

resulü Hz.

Muhammed
se,

de gelmiti. Her kim, "Böyle deildir" der-

onun boynunu

vurur, öldürürler. "Evet

bu gönül

holuu

Hz.

Peygamber' de de hâsl oldu" diyene sorarm:

"O

hâlde niçin ulu

Peygambere uymuyorsun?

O
18 °

büyük kerem

sahibi, müjdeleyici

ve korku verici esiz Peygamber'in, o parlak hakikat

nn

izin-

den niçin yürümüyorsun?"

Birbirlerini sevenlerin yekdierlerine (bir
diyeler, sadece sevgi ve

bakas)

verdikleri hein-

sayglar deildir. Bu sayg ve alaka,

sanlar birbirlerine maddî hediyeler vermeye de sevkeder.

178 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.222.

Mâ Fih,

çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

179

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.621.
s. 86.

180 ems-i Tebrîzî, Makâlât, çev.Mehmet Nuri Gençosman, stanbul, 2006,

BAKARA
123

ki gönül arasnda ak bu yoldan
mesinden daha
ca, hacca,

olunca, en

büyük

sevgiliye gö-

nülden vurgun kulun, Allah'na bir
tabii

ne vardr?

takm ekle ait hediyeler vernsann vücûdunu namaza, oru-

zekâta sevkederek ibâdete ekil çizgileri ilemek birer
1

181 gönül hediyesidir.

Malum olsun ki, namaz öyle bir ibâdettir ki,
batan sona kadar Hakk'n yolunu onda
orada kefolunûr. öyle
dedir. Bir pîre taalluk ve
ki:

mürîdler ve

talipler,

bulurlar,

makamlar
kble-

Abdest, mürîdler için tevbe yerinisabetle

onun eteine sarlmak,
ile

ye yönelmek yerindedir. Nefs mücâhedesi

uramak, namaz-

daki
dir.

kyam

yerindedir.

Daimî

zikir,

namazdaki kraat yerinde-

Tevazu rükû yerindedir. Nefsi

marifet sahibi

tanma ve onun hakknda olmak sücûd yerindedir. Teehhüd (Namazdaki
ve "Et-tahiyyât" okumak),

ahadet miktar oturmak
dir.

üns yerinde-

Selâm, dünyadan tefrid ve ayrlma,

makamlarn kaydndan
(s.a.s.),

çkma yerindedir. Bundan dolaydr
mereplerden kesildii
talip olur,

ki Resûlullah

bütün

vakit, hayretin

kemâli mahallinde evke

merebe

taalluk (alâkal olu,

ballk)

eder ve o
182

zaman

"Yâ

Bilâl,

ezan ve namazla bizi rahâtlandrr derdi.

bnü'l-Arabî Kur'ân- Kerîm'in ortaya

koyduu

salâtn

iki

yönü-

nü dikkate alr
Bazen bu
iki

ki,

bu

iki

yön

Tanrnn

ve yaratklarn salandr.

yönü önceki slâmî düüncenin kolaylkla ka-

bul edebilecei ekilde
lar kendi teorilerine

yorumladn görürken, bazen de onbal anlamla snrladn görmekteyiz.
bnü'l- Arabi'de
iki

Bu

nedenle salâtn
salât,

anlamn

ksma

ayracasalât ise

z. Hakk'n

Hakk'n kuluna merhameti; kulun

Hakk' müahede

etmesidir.

Allah'n salât rahmet demektir.

Hz. Peygamber öyle buyurur: "Gözümün nuru namaz
(salât)

klnmtr.

Bu,

sevenin gözlerini

aydnlatan

sevilenin

181

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.382.
Bilgisi,

182 Hucviri, Kefu'l-mahcublHakikat

stanbul, 1996,

s.

437.

Ayet 3
124

müâhedesidir. "

Bu nedenle Hz. Peygamber namazda

bir

yöne

yönelmeyi yasaklamtr; çünkü yönelmek,

çalddr.

Böylece kulu sevdiini

eytann namazdan müahededen mahrum brakr.
oruçtur; kötülüklerden uzak
salâttr.

Âdemolu! Yalan söylememen,
Metinden

durman, sadakadr; yaratklardan ümit kesmen

unu

çkartabiliriz:
için,

Kulun

salât,

Hakka tam
ile

anla-

myla
salât,

erebilmek

yaratklardan yüz çevirmesidir. Buna göre

"bakaya" her çeit yöneliten uzak, kul

Rabbi arasn-

kavumadan ibarettir. bnü'l-Arabî kendi düünce balamnda, Hakk'n ve kulun salâtn her ikisini de yusalli {namaz klar) fiiliyle ilikilendirerek açklamtr. Fiilin özdaki bir iliki veya
nesi

namaz klan anlamndaki
mücellî'nin

musallî'dir. Musallî, birinci an-

lamndaki
len,

kart

olarak

yarta

birinciden sonra gemusallîdir, halk musallîdir, yani

yani ikinci demektir.

Bu balamda hak
iki

da musallîdir; fakat farkl

yönden.

Hakk

Hakk'n

bilinmesi

yaratn bilinmesinden sonradr.
gelir.

O hâlde söz

konusu sonralk, bilinmedeki sonralktr. Halk
mertebesi Rabbinin mertebesinden sonra

musallîdir, yani

Buradaki sonra-

lk mertebe sonraldr.

Kukusuz

Allah kendisi için

salât

etmemizi emretmi ve

Onun

da bizim

admza salât ettiini

bildirmitir.

O hâlde salât

Bu durumda Hakk musallî olduunda, hiç kukusuz Âhir ismiyle musallî olur. Bu durumda kulun varlbizden ve ondandr.

nn

ardnda

kalr. Burada söz

konusu olan Hakk, kulun kendi
taklit etmesiyle

fikri

düüncesiyle veya (bakasn)
kendisidir.

kalbinde ya-

ratt Hakk'n
yarta

O ilâh- mûtekaddr. Çünkü musallî,
gelen demektir. Allah öyle buyurur:

birincinin

ardndan

"Herkes salâtn ve tespihini bilmitir". Yani Rabbine ibâdet edite

sonradan gelen kendi mertebesini bilmitir.
Allah
salât eder.

Böylece kendisini zikirde kulun zikrinden

sonra gelme özelliiyle nitelemitir.

Hakk

kullar üzerinde kendi rubûbiyetinden

(terbiye eden)

sonra gelmeyi vâcib

klmtr. Bu

nedenle kulu, kendisini geri-

BAKARA
125

de kalan anlamndaki musallî diye isimlendirebilmek

için,

na-

maz
dir.

farz

klmtr.

Kul Rabbinin mertebesinden sonra gelen-

Ayrca Hakk,

salât kendisine nispet etmitir.

Bunun

nede-

ni hakikatin

unu gerektirmi olmasndandr: Hakka dair meybilgi,

dana gelmi

mahlûka

dair

yaratlm

bilgiden sonradr.

183

Hz. Peygamber, kendisinden aktarlan sahih (doru,
hadîste öyle

geçerli) bir

buyurmutur: "Kulun

ilk

baklacak

ibâdeti

namaz-

dr. Allah öyle der:

yapm yoksa eksik
yurur: var
ise,

Kulumun namazna baknz, onu tam mi brakmtr. Namaz tam ise, onun adna
bir

m

tam olarak yazlr. Namazdan
öyle

ey eksik ise, Allah öyle buBaknz kulumun nafile namaz var mdr? Nafile namaz
der:

Kulumun

farz

namazndan eksii

nafile

nama-

zndan tamamlaynz. Sonra

ameller bu tarzda ele alnr."

badetlerin nitelikleri hakkndaki bir

baka

sahih hadîste

ise

Hz.Peygamber'in öyle söyledii bildirilmitir: "Namaz nurdur,
sadaka burhandr, sabr (oruç ve hac) aydnlktr, Kur'ân lehin-

de veya aleyhinde

delildir.

Sabahlayan herkes nefsini satn alr;

ya onu azat eder ya da köleletirir." Böylece nuru namaza, bur-

han

sadakaya -ki kasdedilen zekâttr-,
184

aydnl

oruç ve hacca

izafe etmitir.

Allah,

namaz klan kiinin kendisine yakardn bildirmitir. Namaz nurdur. Dolaysyla kul Allah'a baka bir isimden deil, en-Nûr isminden yakarr. Nûr bütün karanlklar uzaklatrd gibi namaz da, bütün meguliyetleri keser. Dier ameller ise böyle deildir. Çünkü onlar namaz gibi kendilerinin dndaki her eyi brakmay içermez. Bu nedenle namaz nûr olmutur. Allah, kulu kendisine en-Nûr isminden yakardnda, onunla babaa kalp yakarnda Hakk' müahede etmesiyle de bütün varlklarn silineceiyle müjdelemitir. 185
s. s.
s.

183 Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,

544-546.
285.

184 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,
185 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

c.II, c.II,

286.

Ayet
126

3

Namazda Rabbime balanrm, "Namaz gözümün nurudur"'srr zuhur eder, bu, benim huyumdur. Can pencerem zevk ve evkle
açktr.
meti,

Tanrnn

lutfu oraya

vastasz

gelir.

Tanrnn

lutfu, rah-

nuru madenimden, hakikatimden
Penceresi
186

gelir,

penceremden

evi-

me

girer.

olmayan ev cehennemdir. Ey kul dînin asl

pencere

açmtr.

Peygamber, "rükû ve secde varlk halkasn Tanr kapsna vur-

maktr," dedi.

Kim o kapnn halkasn döverse elbette ona devlet ba gösterir.
Adam,
çe olur.
bir

18

rükû (Huzur-u
etti

ilâhîde eilmek), yahut

sücûd

(secde-

ye varmak)
188

mi onun rükû ve sücûdu, öbür âlemde ba, bah-

Bir
ise

ksm

insanlar selâm vererek

namazdan
olurlar.

çkarlar. Bir

ksm

selâm vererek 'dâimi salata dâhil

Bu daimî

salât için-

de bulunanlara, Musa'ya

olduu

gibi

münâcâat
eder ve

(Allah a yalvar-

ma)

aac

bir

ateten fanus olur ki bu atee yaklanca: Sen be-

nim Rabbimsin, demek mânâs zuhur
yar olur.
189

aaçtan

da:

Mu-

kaddes vadidesin, dünya ve âhiret pabuçlarn çkar, nidasn du-

Namaz klp namaznn
nûr deildir.
190

kendisinden

baka
gibi

her eyi uzaklatra-

mad kul (gerçekte) namaz klmad
Asl o Tanr mülk ve
saltanat ihsan eder.

namaz da onun

için

saltanat sahibindir. Kendisine

ba eene bu

topraktan yaratlan dünya öyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce

186 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.195, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

2401-2404
2048-2049.

.

187 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.168, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl, çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

188 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.282, beyit. 3457.

,

c.III,

stanbul, 1988,

189

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.405.
c.II,
s.

190 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

286.

BAKARA
127

Fakat

Tanr tapsnda

bir secde,

sana

iki

yüz devlet ve

saltanat-

tan daha

ho

gelir.

Ben ne mal
balarsn.
191

isterim,

ne mülk... ne devlet isterim, ne
et, yeter!

saltanat...

bana o secde devletini ihsan

diye

alayp szlanmaya

Namaz

seni günahtan, suç ilemekten, kötülükten,

noksan ve

kusurlardan ve isyandan korur, temizler.

te senin

bunlar yapameldir.
sa-

mam
Eer

olman ve bunlardan temizlenmi bulunman

kendini bunlardan
için

kurtarmamsan, namaz

klmam

ylrsn. Bunun

Peygamber O'na selâm olsun namaz

klm

"Namaz klmadn, kalk namaz kl" diye buyurdu. Bunun üzerine o adam kalkp namaz kld. Tekrar: "Kalk namaz kl, namaz klmadn" buyurdu. O adam yine kalkt ve namaz kld. Peygamber bu defa da: "namaz klmadn" dedi ve sonunda: "Kalb huzuru olmadan, namaz klmak doru deilolan bir kimseye:
dir"

buyurdu.

O

hâlde ortaya

koymu
ilgili

olduklar bu rükû, sücûd ve

kyam

ye-

rine getirmekle, gerçek

amel

yaplm

olmaz. Yani dinde ortaya
getiril-

konulan bu

dla

hareketleri

yapmakla amel yerine

mi olamaz.
Hakîkî amel,
içi

deitirmektir. Nitekim insan tohumu, ana
sekile girer.

rahminde ekilden

Alaka (kan phts) ve mudga
alr, canlanr,

(bir

çinem
lir,

et) olur.

Nihayet insan eklini

dünyaya ge-

büyür ve

bir insan olur.

te

bu

türlü

deimek,

aa derecelerden yukar derecelere çk(s. a. s.):

mak, ameldir. Peygamber Hazretleri
kimse aldanmstr" buyurmutur.
192

iki

günü

bir olan

Allah'n rahmeti onun üzerine olsun, bir defasnda Bâyezîd
Bestâmî'ye bir

adam

gelmiti. Bir ara bu kii, Bestâmî'nin huzu-

191

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.54-55, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

664-666.
çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002,
s.

192 Sultan Veled, Maârif,

4-5.

Ayet 3
128

runda dururken saa
sola

sola

baknmaya balad. Onun

böyle

saa

bakndn gören Bâyezîd kendisine sordu:
var?
dedi;
bir yer

-Ne

Adam

-Namaz klacak temiz

aryorum!

Onun bu

sözü üzerine, Bestâmî de kendisine

unlar
193

söyledi:

-Kalbini temizle de

namaz

dilediin yerde kl!

Ben, Rabbime sordum:

-Ey Rabbim! Hangi namaz sana daha çok yakndr?

Rabbim buyurdu:

-u namaz
da,

ki,

içinde

Benden bakas bulunmaz ve namaz klan
194

kld o namazdan gâib bulunur.
diyor
ki:

Gavs Âzam

-Rabbimden Mîrâc hakknda sordum. Rabbim buyurdu
-Mîrâc, Benden

ki:

baka

her

eyden syrlp

yükselmektir. Böyle bir
iltifat

miracn kemâli yükselme ve huzurda saa-sola

etmemekdir.

Ve sonra Rabbim öyle devam
-Ey

etti:

Gavs Âzam! Benim katmda mirac olmayan kimsenin
saylmaz.

na-

maz namaz

Namazdan mahrum
195

olan kimse,

Benim

yanmda mîrâcdan

da mahrumdur.

u namaz, bütün gün kyamda,
konmamtr.
okurken, hâsl bütün hâllerde
ki

rükûda, secdede durman için

Maksat, namazda sende beliren hâlin, dâima sen-

de olmasdr. Uykuda, uyanklkta, bir

ey yazarken, bir ey Tanry antan ayrlmamalsn
eresin,

"Onlar namazlarn daimî klarlar" srrna
kanlasn.
196

buna

eren-

lere

193

194
195

Ahmed Ahmed Ahmed
s.

Kayhan, Abdülkâdir-i Geylânî, Ankara, 1998, Kayhan, Abdülkâdir-i Geylânî, Ankara, 1998, Kayhan, Abdülkâdir-i Geylânî, Ankara, 1998,

s.101.
s.

18.

s. 20.

196 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
267-268.

Mâ Fih,

çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

BAKARA
129

ey yok lütuf ve inayet sendendir Allah'm" diyeni Cenâb- Hakk mahrum brakmaz ve o kimse be vakit namaz"Bende
bir

dan baka dâimi

salâtta demektir.

197

nsân- kâmilin
daimî

ak

ile

dolu olan âklar, sade
198

be

vakitte deil,

salât içindedirler.

Salâtn birkaç
Birincisi:

mânâs

vardr:

Duâ

demektir. Tevbe sûresi 103. âyette bu mânâyadr.

"Sen onlar için duâ et" demektir.
ikincisi:

Senadr. Ahzâb

sûresi 56. âyet

bu mânâyadr. "Muhakyani sena etmek-

kak

ki Allah ve melekleri

Peygamber

(s.a.s)a salât,

tedir" demektir.

Üçüncüsü: Kraatdir. srâ

sûresi 110. âyetde

bu mânâyadr. "Na-

mazda Kraatini fazla açktan yapma!" demektir.
Dördüncüsü: Rahmettir. Bakara sûresi
157.

âyetde bu mânâyadr.

"Onlara Rablerinden rahmetler vardr." demektir.
ibadet olarak, kendine mahsus hareket ve zikirlerle yaplan ameldir.

Kyamnda
Bu

kraat,

kuûdunda sena ve duâ ve

failine

rahmet

vardr.
cinstir.

âyet-i celîlede salât,

be

vakit

namaz

içine alan ism-i
riâyet ederek
et-

Namaz

ikâme demek, âdâb ve erkânna
ve

dosdoru klmak
mektir.

ömrünün sonuna kadar klmaya devam

Rivayet olunur
tullah

ki,

büyük zâhidlerden Hâtem-i Esamm rahimegüzel klar

Asm bin Yûsuf'u ziyarete gitti. Asm ona:
Namaz

-Ey Hâtem!

msn?

diye suâl

etti.

Hâtem

"evet" dedikde

Asm nasl kldn sordu.

Hâtem

dedi

ki:

-Namaz

vakti

yaklat
Her
bir

zaman, abdest azalarm tamamnca ygelir

kayarak güzel bir abdest alrm. Sonra
yerde dururum.
iki

namaz

klacam

uzvum

karar ve sükûnet bulur. Kabe'yi

kam

arasnda,

makam

sadrmda, Allah' üzerimde kabul

197
198

Kenan Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.218. stanbul, 2000, s.188.

Ayet
130

3

ederim.

O kalbimde ne varsa bilmektedir.
farz

Sonra ayaklarm srat

üzerinde, cennet

arkamda

samda, cehennem solumda, ölüm melei de ederim ve bu namazma sanki son namazmm
Sonra ihsan üzere, yani Allah' görürcesine
tefekkürle

gibi niyet ederim.
bir tekbîr

alrm. Kraatimi (okuma)
sücûdu
(secde

yaparm, rükûyu

tevâzuyla,

etmek) tazarrû (yalvarma,

yakar)

ile

ya-

parm. Bunlar tam

yapm olarak otururum.

Recâ (ümit)

üzeriveri-

ne teehhüd (namazda oturma) ederim, sünnet üzere selâm
rim, sonra da

namazm

ihlâsla teslim ederim.

Sonra havf

(kor-

ku) ve recâ (ümit) arasnda
la

yaarm, namaz

böyle

klmaa sabr-

devam ederim.

Bunlar dikkatle dinleyen
-Ey Hâtem! Sen her

Asm dedi ki:
böyle

namaz

mi klarsn? Hâtem:

-Evet, otuz seneden beri böyle

klarm.

Asm alad ve dedi ki: -Ben imdiye kadar hiçbir namazm böyle klmadm.
Bu cevab
üzere

Mukâtil de öyle demitir: Nebî

(a. s.),

Mekke'de iken sabah

ak-

am
en

iki rekât

namaz klard. Mîrâc

hâdisesi

vuku bulunca be

vakit namazla emrolundu. Mîrâc, vakitlerin en ereflisi, hâllerin
faziletlisi

ve

münâcâtn en

azîzi

bulunduundan, namaz bu
taatlerin

gecede farz
faziletlisi,

klnmtr. Namaz,
faziletlisi,

îmândan sonra

en

kulluk vazifelerinin de en güzelidir.
vakitlerin en deerlisinde farz

Binaenaleyh ibâdetlerin en

klnd.

Mîrâc, kulun Rabbine

kavumas ve ona yaklamasdr.

Âyet-i celîledeki lafz (söz) cemi' (bütün, hepsi) sigasyla (kip, fiil

namazn cemaatle edasna iaret vardr. Hadîs-i erifte beyân olunduu veçhile cemaatle klnan namaz, yalnz bana klnan namazdan yirmibe yahud yirmiyedi dereçekim
sekli)

olmakla

ce

daha

efdaldir.

Nebiy-yi

Ekrem

(s. a. s.)

Mîrâc gecesinde semâvâtn melekûtunu

ve sâkinlerinin ibâdetlerini
hâllerine

müahede

ettii esnada, onlarn
için talebetti. Al-

gbta edip Allah'tan bunlar ümmeti

BAKARA
131

lah da

bütün meleklerin

ibâdetlerini

be vakit namazda cem edip
kimisi

Onun ümmetine verdi. Çünkü onlardan
si

kyamda, kimi-

rükû'da, kimisi secdede, kimisi
idiler.

etmekte

Allah Teâlâ,

hamd etmekte, kimisi tesbîh bu ümmete de be vakit namazlar-

n

dosdoru kldklar

takdirde bu melaikenin ecirlerini (kar-

lk) vereceini vaad etmitir.

Be vakit namaz, bizden evvelki ümmetlerde parça parça mevcûd
idi.

Allah Teâlâ bunlar son nebisine ve ümmetine
(faziletler)

cem

etti, zîrâ

dünyevî ve uhrevî fezâilin
de toplamtr.

cümlesini peygamberimiz-

Ümmeti

de dier ümmetler arasnda

ayn

du-

rumdadr.

namazn ilk klan Âdem, öle namazn ilk klan brahim, ikindi namazn ilk klan Yûnus, akam namazn ilk klan Isa, yats namazn ilk klan Mûsâ peygamberdir. Bu meyanda denilmitir ki: Be vakit namaz ilk klan Âdem
Sabah
(a.s.)'dr.

Sonra bunlar peygamberler arasnda
ilk

dalmtr.

Vitr

namazn
susda:

klan

Resûl-i
bir

Ekrem

(s.a.s.)

efendimizdir.
ile

Bu hu-

"Rabbim bana

namaz

da ziyâde

vermitir" buyur-

mulardr.

Namazn Namazn
idâmesi

bidayeti (balangç) ikâmedir, nihayeti idâmedir.

ikâmesi, her bir

namaz

kendi vaktinde rükû, sücûd ve

hududunu zahiren ve bâtnen muhafaza ederek klmaktr,
ise,

devâm- murakabe

(iç

âlemine dalma)

ile

namaziçin

da gizlenen eltâf- rubûbiyete (rabln lütuflar) nail olmak
tahsîs-i

nazar eylemektir.

Hadîs-i erîfde:
(esintiler,

"yaadnz

günlerde Allah'n nice nefehât
ve

kokular) vardr.

Gözünüzü açn

onu yakalamaa

ça-

ln!" buyurulmutur.

Namazn
nünü
Meselâ

bir ekli, bir

de ruhu vardr

ki,

her bir

artn

ve rük-

yerine getirmekle

ruhuna

erilir.

namazn artlarndan
bir

birisi abdesttir.

Abdestin her bir

farznda, sünnetinde, edebinde

namazn dosdoru klnmasna

insan hazrlayan

sr ve iaret vardr.

Ayet 3
132

Meselâ

elleri

ykamak, onlar dünyann levsiyyâtndan
ve eytanî sfatlardan tasfiye

(kirli

ve pis eyler) ve nefsi mâsiyetlerden (isyan,

günah) temizleme-

e,

kalbi

hayvan

etmee

iarettir.

lk vahiyden

sonra evine gelerek bürünüp sarnan peygambere:

"Elbiseni temizler (Müddessir, 4)

buyurulmutur. Ki bu "Kal-

bini temiz tut" diye de tabir edilmitir.

Yüzü ykamak, him(pislik)

met yüzünü, dünya muhabbetinin necasetinden

yka-

yp temizlemee
nahn badr.

iarettir.

Çünkü dünya muhabbeti

her bir gü-

Namazn
Hakk

artlarndan

biri

Kbleye

yönelmektir. Bundaki sr

Teâlâ'y arzu etmekten

baka

her

eyden yüz çevirmek

ve kurbiyyet (yaknlk) ve münâcât (duâ, yalvarma) arzusuyla
Hazret-i rubûbiyyete teveccüh etmektir.
Elleri

kaldrman, himmet
tekbîr:

ellerini

dünya ve ahretten çekmektir.
isteme, sevgi,

Namazdaki

Kulun kalbine
her

azamet ve

izzet

bakmndan Hakk,
mektir.

eyden daha büyük

diyerek onu yücelt-

Namazda iftitah tekbîrinin (namaza baslarken alnan tekbîr) hemen niyeti izlemesi, Allah'tan bir ey isterken niyetin samîmi oluunun, hakk tekbîr "Allahu ekber" demek ve tazim (ululama,
sayg gösterme)
ile

gösterilmesi gerektiine iarettir. Zîrâ Allah'
taleb eden,

deil de
olur.

bakasn

O

matlûbu tekbîr ve tazim etmi

Allahu ekber diyerek, Allah' büyüklemeden namaz sureta

caiz

olmad gibi hakikatte de caiz deildir.
üzerine koyarak ikisini beraber

Sa elini sol elinin

gösüne

koy-

makta da yaratc huzurunda, kulluun eklini

ifadeye ve kalbi

mâsivânn muhabbetinden korumaya iaret vardr.

Namazda kraâta "yöneldim"

diye

balanmasnda, Hakk'tan

bakasn
mazn

taleb

etme irkinden uzak olarak, hakka yönelie

iaret vardr. Fatihann kraati vacib
caiz

oluu

ve Fâtihasz na-

olmaynda
hamd

öyle bir hakikate iaret

vardr

ki,

bu

hakikat kulu,

ü sena, Rabb'ül-âlemine

ükür ve

hidâyet

BAKARA
133

talebiyle,

rabbani lutuflarn güzel kokularna hedef klar.
ilâhî cezbelerdir ki, her biri ins
ile

Sözü edilen hidâyet öyle

ü

ameline (nsan ve ameline) denktir ve Allah
ikiye

kul arasnda

ayrlm

olan

namaz

ile

kulu Allah'a yaklatrr.

Kyam,

rükû ve sucûd

(secde),

kulun âlem-i ervaha ve gayb yurduna

dönüüne

iarettir.
(benlik)

Secdeden sonra teehhüde (namazda oturma) enâniyet
perdelerinden kurtulmaya iaret

olduu

gibi rabbânî cezbelerle
te-

hakkn

cemâlini görmeye vâsl olma iareti de vardr. Sonra

hiyyatta ("Et-tehiyâtü" duas) kullarn, meliklerin huzuruna var-

ndaki ekillerini gözetler. Saa, sola selâm verite iki dâre selâm vermeye iaret bulunduu gibi, sadan cennet nimetlerine, soldan da
lezzet ve ehvetlere davet

eden her cahil davetçiye selâma

iaret vardr.

Böyle bir kul, icabet ve münâcât

makamlar

içerisinde bulun-

duu
la

hâlde keramet denizlerine

dalm,

ilâhî cezbelerin

bayve

baldr. Nitekim Cenâb- Allah öyle buyuruyor: "Rahman
olan Allah'n kullar yeryüzünde tevazu ve vakar
Cahiller, kendilerine laf atp

Rahim
ler.

ile yürür-

satatklar zaman aldrmadan:

"selâmetle" deyip geçerler. " (Furkân, 63)

ekilciler

selâmla

namaz edadan selâmla çkarlar. Hakikat ehli ise namaz devam ettirmeye girerler. Nitekim Allah Teâlâ
bir

"Onlar namazlarna devam ederler" (Meâric, 23) buyurmaktadr.

Namaz klan

kavmi namazlar korur. Cenâb- Allah öyle

buyuruyor: "Ey

z dosdoru kl.

Muhammed, sana vahyolunan kitab oku. Namaüphesiz namaz insan fuhu ve kötü eylerden al-

koyar" (Ankebût, 45)

Namaz klan o müminler,
"Salih

gayba îmân ederler ve kendilerine

ver-

diklerimizden infâk ederler. Hadîs-i kudsî'de:

kullarm

için, hiçbir

gözün görmedii, hiçbir

kulan

duy-

mad
199

ve hiçbir beerin
199

aklna gelmeyen nimetler hazrladm"

buyurmaktadr.

Ramazanolu Mahmud Sami, Bakara sûresi

Tefsiri,

stanbul, 1985,

s.

21-29.

Ayet 3
134

Sabah

namaz

iki rekâttr; cisimle

cana

iarettir.

Öle namaz
namaz
dört

döret rekâttr; dört tabiat kuvvetine iarettir, ikindi

rekâttr dört unsura iarettir. Yats
nebat,

namaz

dört rekâttr; cemâd,

hayvan ve insana

iarettir. Yahut, nutfe, aleka,

mudga

ve

insana iarettir.

Namazn

vasflar hesaba gelmez derecede büyüktür. Fakat
tekbîri

ak

çemesinden abdest alp dört
cemâline yüz döndürülemez.
200

bir

etmeyince canann

Hasat

zaman

güzel ahlâk zahiresini toplayabilmek

için,

insan

vücud toprana rzâ tohumunu ekecek
fena ve çürük
ni

olursa, evvela nefsinin
o, nefsais-

mallarn gözden çkaracaktr. Çünkü
emri
2( zo

duygu ve arzular vermekte cömert davranmay ve kendi

teklerini Sahib'in arzusu ve

uruna

harcetmeyi secdenin

hakikatinden

örenmi

oluyor.

Sradan insanlarn

hidâyeti teslim

ile

islâm'da,

Seçkin insanlarn hidâyeti

îmân

ve ihsanla olur.

Daha

seçkin insanlarn hidâyeti ise her

eyin olduu gibi

görülebilmesi, engellerin

almas
ile

ile

gerçekleir,
ile

îmân, eriat dilinde kalp

inanmak, dil

söylemek ve

azalar

ile

gereini yapmaktr.
islâm'dr.

Her îmân

Ama her islâm

îmân

deildir.

Salât; 1-duâ; 2- övgü;
içerir.

3-okuma; 4- rahmet mânâlarn

eriat dilinde

salât

namazdr. Çünkü bu dört mânâ da

namazda vardr.

Namaz Namaz

kabul etmeyenler; Ebû Cehil gibidir. kabul edip klmayanlar; kitap
ehli olup

mânây

anlamamlardr.

Namaz klmay

isteyip tembellikten,

üenmekten klma-

yanlar; gaflette olanlardr.
200 Kenan
201
Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.441.
s.

Mekûre

Sargut, Gönülden Gönüle, stanbul, 1994,

125-126.

BAKARA
135

Namaz
îmân
toplam

kabul edip klanlar hakîkî Müslümanlardr.

kalple;

namaz

bedenle; infâk malla olur.

Bunlarn

ibâdeti oluturur.

Bedenin zekât, namaz,

maln

âktr. zekât, inf

Hz. Aye'nin

infâk Allah indinde en
ki,

makbul olan
bile

infâklardan biridir
vermitir.

kendi mezar yerini

Hz. Ömer'e

Gaflette olan kiinin iaretleri: Allah'a

îmân eder ama
bilir

ibâdet etmez.

Rzk verenin Allah olduunu
Dünyann

ama ya-

rnki

rzk

için endielenir.

geçiciliini bildii

hâlde hiç geçmeyecekmi gibi dünyaya saplanr. Vârislerinin

ona

düman olacan

bildii hâlde

mal toplar.

Nefse, dünyaya,

eytana

kar

zafer elde edersen kurtulur-

sun.

'Rzktan paylarlar' âyeti kendi
her eyimizi paylaabilmektir.

mânâmz koruyup kalan

Namaz ile gayb îmân
'a

edilir,

îttikâ; bilinçteki

k; nefse verilen görevdir.
esrar:

Namaz

ve infâk zevk hâline getirmek gerekir.

Namazdaki ekillerin

Kyam
Furkân
olarak,

yani fark hâlinde Kur

ânn

idrâki için ve

Allah önünde kulluumuzu isbat için ayakta dururuz.
hâlde "ben" ve
"

Bu

kul" olarak Allah'n önüne çkarz.

Rükû
çimiz
ve

dmz arasndaki berzah âleminin
sonra

tecellîsini

idrâk ederiz. Ve ancak bu

makamda hamd edebiliriz.

Rükûdan

dorulma

Rükû 'da duyduumuz huzur ile sarslarak
rrz. Ve

bamz kald-

"Hamd Allah'a

aittir. "

(Rabbena ve leke'l-hamd)

nidasyla secdeye kapanrz.

Ayet 3
136

Secde Vehimlerin tahakkümünden

(hükmü altnda olmak) kurtecellîsinin

tulunan makamdr. Rabbin

en

iyi

hissedildii

makamdr.
1. secde;

gayba îmândr.

2. secde;

Allah'n nurunu görüp secde etmektir.

Secdede eytan kahrolduundan eytandan o an kurtul-

mu olursun.
tir.

Secdeye varana eytan

ahadet edecek demekbudur. Gaffar, Rahim,

Secdeden kalktaki gizli

mânâ

Hâdî, Rezzâk, Cebbar, Afüv isimleri gerçekleir.
Secdeden sonra oturma
Secdenin zevkini idrâk için otururuz ve 'Et-tehiyâtü oku'

ruz.

Bu makam,

Allah ', Peygamberini, onlar arasndaki

birlii idrâk ve

îmân makamdr.

Saa sola selâm Saa ve sola yani eyaya
Nefis bizim kimlik

ve hakikatine selâm veririz.

kartmzdr.
gururundan

Nefsin

his,

cehalet ve
stres

çamzn en

büyük

so-

runlarndan

oluur.

Çünkü bu üç durum,

korku, gü-

vensizlik ve ihtiras oluturur.

Allah beni koruyor dersek korkular gider, ihtiras kaybolur.

Bunlar namazda gerçekleir. Çünkü namazda

Muham-

med srr
Bundan
rdr.

olan huzur, zevk

almann
ki

gerçek ekli vardr.

sonra

arnma srr balar

bu da Mustafa sr-

Akl, kyaslar
anlar. Allah

sistemidir.

Zdd

ile

ayns

ile

mukayese

ile

bu

sistemle

anlalmaz. Çünkü
idrâk edilemez.

ei, benzeri ol-

madndan
Aklküll;

mukayese

ile

kazadr

(fikir.)
202

Nefs-i küll; kaderdir (fikrin hâle dönümesi).

202 Derleyenin Notu.

BAKARA
137

SMAL HAKKI BURSEVÎ'NN ECVBE- HAKKIYYE'S

»CT203

Bu risale, Hz. eyh Abdurrahmân efendinin (Allah srrn takdis etsin) sorularna, eyh Abdulhak smail Hakknn (günahlar

mafur

olsun) cevaplardr.

(Heft suâlim var sana ey ârif-i esrâr-

Hak)

Ey hakkn srlarn
-

bilen,

sana yedi suâlim var.

Yedi

says
nihayetsiz olmakla beraber, sorular yedi olarak ksal-

Aslnda

tld. Bu da arzn deil, yedi

göün

melekûtuna

iarettir. Gerçi

keif sahibi

arif,

her ikisinin melekûtuna muttali saylr.
(bilgi,

Çünkonu-

kü böyle

bir

ttla

haberli olma)

olmakszn

vel söz

su olmaz.

u

âyet-i

kerîme buna iarettir: "brahim'e göklerin ve

yerin melekûtunu
75).

(hükümranln)

öylece gösteririz." (En'âm,
iki

Buradaki "gösteririz" den maksat, her

melekûtun srla-

rna ve
Allah,

hakikatlerine muttali' (haberli) klarz, demektir.

Ayrca

u âyetinde, insanî ruhu ve baka eyleri "melekût" olaBurada melekût, ruh demektir. Çünkü
ce-

rak ifâde etmitir: "Herseyin melekûtu elinde olan Allah münezzehtir." (Yâ-Sîn, 83).

sede göre ruh,
biri,

mülke göre melekût mertebesindedir. Bunlardan
ise,

duyularla hissedilir, gösterilebilir; ikincisi
ile gösterilebilir.

ancak teba-

iyyet (tâbi olma)

Çünkü

birincisine

lâzmn
baile

melzûma (lüzumlu)
bu hâl

taalluku (münasebet,
ilgili)

ilgili

olma) gibi

ldr. Bütün kevnî (yaratlanlarla
birlikte

hakikatler, suretleri

üzeredir.
(yedi isim)

Ad geçen ksaltmay esmâ-y seb'ann
c
olarak ele almak da

srrn açklayerbab arasnedilir.

mümkündür. Hakk

tarikat

da bunlar,

esmann anas

ve asllar olarak kabul

Burada

204 onlar saymaya gerek yok.

203 smail Hakk Bursevî, Ecvibe-i Hakkyye, çev.Mehmet Demirci, Tasavvuf lmî Aratrma Ve Tasavvuf Dergisi, Ankara, 2003, Say 10, s.9-43. (204-279 nolu dipnotlar arasnda araya farkl alntlar da girmekle beraber bu yaz yer almaktadr.) 204 Esmâ-i seb'a: a) Lâilâhe illallah, b) Allah, c)Hû, d) Hak, e) Hay, f) Kayyum, g)
Kahhâr.

Ayet 3
138

Yedi says,

ayn zamanda
Nitekim Hz.

ilâhî

hakikatin sureti olan yedi sfata
(a. s.)

da

iarettir.

Muhammed

buyurur: "üphesiz

Allah Adem'i kendi sureti üzere yaratmtr \

205

Yedi rakam, saylarn analarndan olunca marifet ehli onu açklar-

ken bu durumu göz önünde bulunduracaktr. Zîrâ mükâefe maka-

m hikmetli davranmay
maktr"
der.

gerektirir.

Muvaffak klacak olan Allah'tr.

"Peygamber, rükû ve secde, varlk halkasn,

Tanr kapsna vur-

Melekût;

Ruh

demektir.

Çünkü

cesede göre ruh mülke göre

melekût demektir. Yani dünya âleminden (mülk âlemi) önceki
âlem,

mânâ âlemiydi. Bizim ruhumuz vücûdumuza hâkim
oluyor.

olduin-

u anda bizde melekût âlemi hâsl
sanlar hep
leketlerinin sultan

Onun

için

kâmil

mânâ âleminde yaarlar. Onlarn ruhlar vücud memolmutur.

7 isim 7 sfatla desteklenmitir:
l.Lâ ilahe illallah (Nefs-i Emmâre):

Bundan geçebilmek

için bi-

zim hiçliimizi ve ancak
bilmek
gerekir.

tecellî

edenin Allah

olduunu ilmen
için tevhide er-

2.Allah (Nefs-i Levvâme):

Bundan geçebilmek

mek
3.

gerektir, ikilikten, "ben"i

görmekten geçmek lâzmdr.
için tenzih ediyoruz.

(Mülhime): Kendi hiçliimizi görmek
(Nefs-i

4.Hakk
5.Hayy

Mutmainne): Kendimizdeki Allah'n hakikatini,

isim ve sfatlarn idrâk ederiz.

(Güne)
zuhur bulduu
dirili, ve her

(Nefs-i Râdiye): idrâkin

olandan raz olma

makam.
Artk "Gören
gözün, iiten
söyler,

6.Kayyûm

(Nefs-i Merdiyye):

kulan
iitir.

ben olurum" hadîsi gerçekleir. Kii Hakk'la

Hakk'la

ZKahhâr

(Nefs-i Safiye): Beka. (Ay)

Sfatlar:
6.

1.

Hayy

2.

Alîm
206

3.

Mürîd

4.

Kadir

5.

Semi

Basîr

7.

Mütekellim

205 Müslim,

Birr, 32;

Buhârî, Enbiyâ,

1.

206 Derleyenin Notu.

BAKARA
139

Birinci soru:

Cumada
sonra

ön, tydda sonra hutbe

okunmak

nedir?
ise

Hutbenin cuma namazndan önce, bayram namaznda

okunmasnn hikmeti nedir?

CEVAP:
Bil ki, asl olan,

bayram ve cuma hutbelerinin her

ikisinin de na-

mazdan sonra

îrâd (söyleme, dile getirme) edilmesidir.

Baz

anla-

yl kimseler de buna iaret eder. Ancak, Cuma sûresinde zikri
geçen
besi

dalma hâdisesi vuku bulduunda Cuma namaznn hutalnd 207 bayram
,

öne

hutbesi

ise

asl üzere kald.

O
z

gün ashâb

(r.a.),

üzerlerine borç

olan yerine

getirdiklerini

zannetmilerdi
idi.

ki,

bu da hutbeden önce klnan

Cumann

far-

Olay üzerine, bundan sonra,
için,

dalp

gitmeyerek

namaz

beklemeleri

hutbenin namazdan önceye

alnmas deiik-

lii yapld.

Bayram

ve

Cuma

hutbelerinin her ikisinin de
gerekir.
sebebi,

namaz-

dan sonra gerçeklemesi
sinin önce

okunmasnn

Cuma namaznn hutbeCuma dan sonra insanla-

rn dalmasdr.,208

207 Vakt-i saadette
ilan edilmiti.

bir

ktlk esnasnda am'dan
idi

bir kervan

gelmi,
ise

durum

davul çalnarak

O

srada cemaat mescidde Peygamberimiz
ve

minberde bulunuyordu.

Günlerden

Cuma

Cuma namaz klnyordu.

Davul

sesini iitenler,

dar

frla-

d,
"Ey

içeride sadece 12

kii kald. Bu olay üzerine

Cuma

sûresinin 11. âyeti nazil oldu:

Muhammed, onlar bir kazanç veya elence gördüklerinde seni ayakta brakarak oraya elenceden de kazançtan da hayrldr. Allah, fiyönelirler. De ki: Allah katnda olan,
zik verenlerin en
iyisidir.

Bir rivayete göre, o

zamana kadar cuma

hutbesi

bayram hutbelerinde olduu

gibi naedil-

mazdan sonra okunuyordu.
dii
için

O

srada cuma namaz

klnm;

ashab,
-i

namaz eda
namazdan

dar

çkmakta

bir beis

olmadn

zannetmilerdi,

kerîmenin indirilmesi
sonTa-

üzerine
ra

Cuma hutbeleri namazdan
etti.

önceye alnd,

bayram

hutbeleri ise

okunmaya devam
59,

Bu konuda bkz:

Tâhiru'l-Mevlevî,

Müslümanlkta badet

rihi,

stanbul, 1963; Müslim, K. Cuma; Celâlüddîn es-Suyûtî, Esbâbü'n-Nüzûl,

169, Kahire,

1382

h.;

Tecrîd-i Sarih tere.

Cuma

bahsi, elli,

(Hadis no:508).

208 Derleyenin Notu.

O
Ayet
140
3

Bunda birtakm

iaretler vardr:

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki Birinci iaret:

Hutbe;

fark,

irâd, da'vet ve Beka

mazda mevzû- bahs olan cem'
lirler.

makamna iarettir; bunlar nave fena makamndan sonra gezât, sfat-

Çünkü namaz,
fiiller için

Hazret-i Ahadiyyete vahdanî bir teveccüh,

uhûd
lar

(ahit olma, görme) denizine gark olmak; orada

ve

tamamen

helak olmaktr.
gerektirir.

O hâlde makam, na-

maz

hutbeden öne almay

Namaz; cem
Birincisi

ve fena

makamdr. Burada

iki secde

vardr.
ise

Allah'n emri diye

Ademe

secde edi, ikincisi

ondaki nuru gördükten sonra secde editir.

insann

bir

mürid

bulup

iradna

girmesi birinci secde,
ikinci sec-

onun rengine boyanmas, huyuyla huylanmas
dedir.

Bu

secde

insan Hakk'da fâni klar. Hutbe; fark,
kesret'e

irâd, davet ve beka demektir. Fena dan sonra

hürmet

etmektir,

insann vücûdu memleketinde

tevhi-

de ve birlie ulatktan sonra kesrete dönerek herkeste ve
her eyde

Hakk' müahede

etmesi ve

hürmet

etmesidir.

Bu

Islâmîyettir.

Fark görüp hürmet

edersek,

irada açk

oluruz,

irad kabul edersek,
oluruz.

davet edilirken davet eden,

âkken mauk

Bu da namazda, fena makamnve Allah'n

dan sonra oluur. Çünkü namaz ahadettir
zât, sfatlar ve fiilleri içinde yok olmaktr.

Namaz, Hz.

Ahadiyyete bir teveccühtür. Yani, tek giri, tek yönelitir.

Hereyi brakp, namazda Allah'n mânâsna

girin-

ce,

ahadet açlr. Allah'n sonsuzluunda yok

oluruz.

hâlde

namaz hutbeden

önce olmaldr.

209

209 Derleyenin Notu.

BAKARA
141

TECELLÎ
Bu
sebebledir ki, irâd için

kim vusulden (kavuma) önce
helak olur.
tecellî

aynü'lilim,

cem'a heves ederse
sonra ayn
ler verirse (göz),

muhakkak

Çünkü iin

ba
baz

sonra haktr.

lmî

her ne kadar

keiftepe-

de bu uzak bir eydir.

Bu durum baz dalarn

sinden Kabe'yi gören kimsenin hâli gibidir. Allah öyle bir eyle

müerref klmtr
Burada

fakat ikisinin arasnda bir

günlük mesafe

var-

dr. Her ne kadar bu
tür.
tiler

umûmî

bir

keif ise

de,

uzaktan bir görü-

bir

çok

sâliklerin

aya kayd da, bunu vüsûl zannetOnlarn
hâli,
ile

ve tarîkte uzak dütüler.

meyhanenin kapssarho olan kimseye
ol-

na varp da daha içmeden
benzer.

arabn kokusu

arabn

kendisini içmek nerede,

kokusundan sarho
olanlar)

mak
da

nerede! Bilhassa,

mukarrebûnun (yakn

durumuniçi-

olduu

üzere, tecellîyât- zâtiyye (zatî

tecellî)

kadehlerinin

liindeki gibi

katksz saf arap

olursa!

Namaz
tr.

klmadan, Allah'n emir

ve yasaklarna

uymadan

önce her eyin hakikatini görmeye
Biliyoruz ki yolun
tecellîde

çalmak

helak olmak-

ba

ilim, ortas

görmek, sonu da
benliiç-

Hakktr. ilmî

keif eksik olduu gibi insan

e düürür.
meden,

Onlarn
arap

hâli

meyhanenin kapsna gelip de

arabn

kokusu

ile

sarho olmaya benzer. Hâlbuki

Zât

tecellîsi

gibidir. Ayne'l-yakîn mertebesindekiler

de irâd etmeye balar ancak gavs olan zât irki ilemeyendir.

Yani kesrette vahdeti vahdette kesreti

müahede
2I 210

eden,

her eyi yerli yerine koyan ve hürmet eden kiidir.

Tecellî-i aynîye gelince,

bunun

ehli

irâd kutbudur. Zîrâ bu,

Kabe'yi yakîn harîminden (herkesin girmesi yasak yer, harem),
hatta harîmine girdikten sonra
Tecellî-i

görmek

gibidir.

Hakkinin

ehli,

vücûd kutbudur. Fakat her müridin
olabilir

Gavs olmas îcab etmez;

de olmayabilir de.

Bu

azîz ve

alîm olan Allah'n takdiridir.
210 Derleyenin Notu.

Ayet
142

3

Bu
dr.

tecellînin

üstünde Peygamber

(a.s.)'e ait

baka

bir tecellî var-

O da,

hakîkatü hakka' 1-yakîndir. Peygamberimizin

u sözü
bir-

buna
likte

iarettir:

"Benim Allah 'la

öyle bir

vaktim var ki, benimle

211 oraya ne bir mukarreb melek ne de bir mürsel nebi smaz?

Görerek yakîn olmak

seviyesi

Kabe'yi

hatta harimine girdikten sonra

yakn hariminden görmek gibidir. Bu seviye

mürsid seviyesidir.
Tecelli-i

Hakk'ta (Hakkal-Yakîn) Kutbûl Aktâb
üstünde Peygambere ait
tecellîler

tecellîsi

vardr.

Bunun

vardr.

Bu

Hakka' l yakînin hakikati gibidir

ki Peygamberle

Allah'n

arasna hiçbir aracnn hatta melein

bile girmedii

andr,

makâm- mahmûddur.

212

Eer

kulun hakla irtibat sarih (açk)

ise,

mümkinât (mümkün

varlklar) silsilesinin

vastal

söz konusu olmayacaktr. Lâkin

o hâlin, bu vakt-i celîlde bir kimseye mutlak olarak müyesser
(kolaylkla olan)

olmadna iaret etmelidir. Bu durum,
vesîle olarak,

âhirette

sûreten

olmasna

dünyada manen gerçeklemitir.

Bu hususu anladnsa, bayram gününde namazn hutbeden önce

olmasnn srrn
rumdadrlar.

elde ettin demektir. Böylece cemaat cem' de

icmâlen (toplu olarak) sevinir, çünkü onlar

imama uymu

du-

mam

da

tafsîlen

(ayrntl

olarak) sevinir. Tafsîl

mertebesi cemaat

için,

hutbeden sonra ve fark- evvel

makamn-

dan cem-i evvel

makamna

irâddan

itibaren gerçekleir.

Müridin vücûdundan
meye

tecellî

edenin

baladmz

anda, bu idrâk
baslarz.

Hakk olduunu görtam yerletii zaman

herkesteki

Hakk' görmeye

Bu

hâl peygamberde

daim
lanlar
bidir.

bizlerde ise muvakkattir (geçici).

Bütün bu anlatsebe-

Bayram

namaznn

Hutbeden önce olmasnn

211

Kefü'l-Hafâ,

II,

244; Kueyrî,

Risale,

Telvîn-Temkîn Bahsi.

212 Derleyenin Notu.

BAKARA
143

imama uyan kii onun vesile olmas ile bayrama imam ise kendi birliinde tafsilin kendisine uymu
sndan dolay
sevinir.
213

eriir,

olma-

CMÂL-TAFSÎL Cuma günü hutbenin namazdan
yukarda zikredildii
sevinirken,
üzere,

önce olmas da ona iarettir

ki,

cemaat fark 'ta icmâlen
olarak) sevinir.

(toplu olarak)

imam

tafsîlen

(ayrntl

Çünkü mür-

id, mürîdlerinden herbirinin mertebesine inmedikçe, kendisin-

den irâd hâsl olmaz.

Onun

'fark'taki tenezzülü

(muhatabn dü-

zeyine inme) müridlerinden hepsinin kendisine tenezzülü gibidir. Tafsil,

icmal gibi deildir. Ehl-i fark 'tan gözü kapal olanve taklidi olarak, ehl-i cem' den birine
zannettiler. Allah,

lar icmâlî

uymann

kâfi

olduunu
suretiyle

onlar sülükte

doru

yola getirmek

bu kötü zanlarndan döndürsün. Kendilerinin eriat
ile ilgiyi

mertebeleri

kesmemeleri ve evlere
fark, ikinci olarak

kapsndan
tafsili

girenler-

den olmalar

için,

önce

da

ve tahkiki bi-

çimde cem' lâzmdr. Yani böylece hakikatin balangcna eriat

kapsndan girmi
gisinin feyzini elde

olurlar; tâbi

olma erefine ermek,

vesile sev-

etmek

için

irâd sahiplerine hizmet

ederler.

Cuma günü cemaat fark 'ta toplam olarak sevinirken, imam (mürsid) tek tek onlarn seviyesine inerek sevinir.
Müridin
her bir müridine tenezzülü mürîdlerden hepsi-

nin kendi hakikatlerine tenezzülü gibidir.

Müridin

te-

nazzülü bizim kendimizi

anlamamza

sebep olur.

Mür-

sid bize ayna olur ve içimizdeki bize gayb olan gizlilikleri

aikâr

eder.

Bir

imama eklen uymann doru olduu-

nu zanneden zan
tecelli

ehlidir.

Mürid bize tenezzül edip
zuhur
eder.

bizde

ettii

zaman

birlik

Hakikate eriat ka-

psndan girilir. Bütün

ilimlerden garaz bir insân- kâmil

bulup önünde secde etmektir.

Tpk

Niyazi Msri'nin bü-

213 Derleyenin Notu.

Ayet
144

3

tün ilimleri örendikten sonra

Ümmû

Sinan'a

mürid olu-

u veya Hz.

Mevlânâ 'nn irâd makamnda olduu hâlde
secde eden

ems gelince irâd edilen,
Müridfena' dan sonra
mek
için

olmas gibi.

bekâ'ya geçer,

irâd etmek

için kes-

rete teveccüh ve tenezzül eder.

ilimden sonra

ak

elde et-

asl yaratln feyziyle feyizlenmek
214

için

irâd sa-

hiplerine hizmet etmek gerekir.

Mürid, önce

yükselici sonra

aa

inici

durumdadr. Bayram
bilkuvve (henüz dü-

namaznda ve hutbesinde buna iaret vardr. Müride nisbetle bu
namaz, hakikatte
bilfiil,

müride nisbetle

ise

ünce

hâlinde, fiiliyata

çkmam) bir mertebedir.
iaret eder.

Mürîd, önce
hutbesi ve

aa inme sonra yükselme durumundadr. Cuma
namaz buna
(fiilen) bir

Bu, müride nisbetle,
nisbetle ise bil-

hakikatte

bilfiil

mertebe,

müride

kuvve (henüz düünce hâlinde)
aynü'l-cem'deki
nin gönlünü
ret eder.

bir mertebedir.
hâlidir.
1),

srr

fark'taki

olu

Çünkü onun "Ey Muhammedi Sekerîmesi buna ia-

açmadk m?" (inirah,
Namaz, husûsî

âyet-i

Ancak

bu, mutlak cem' ve cem-i salât (namazdaki cem)
bir tecellî için

arasnda

bir farktr.

emrolundu.

Onun için Peygamberimiz arkasn görür o vakit ilâhî huzurun karsnda namaz klard. Bu huzur, vech-i mahz'dan (hereyin asl) baka bir ey deildir, bunun için dâr- Hakk 'tandr. Onu
bütün varlyla görürdü
yid (snrlama) gerekirdi
edilmi, uzak.)
bir cüz' ünü deil.

Aksi hâlde tak-

ki,

Allah bundan münezzehtir (tenzih
tavafta iaret vardr. Tavaf,

Bu mutlak olua

kayd olmakszn dönmektir. Tavafn suretiyle, namazn mânâs tek bir srrn sembolüdür. Bunun için Cenâb- Hakk buyurur: "Nereye dönerseniz Allah'n vechi oradadr.' '(Bakara, 115). Yüzün suretinin meselâ altn olua yönelmesi, namazn görünüünü bu cihetle kaytlaolur. Yüzün hakikat ve bâtnna gelince, o mutlak kalp yüKabe'nin etrafnda herhangi bir cihet

m

züdür,

onun

özel bir

lâkab

(hareketi) yoktur.

214 Derleyenin Notu.

"

BAKARA
145

Bayram namaznda önce namaz klnp, sonra hutbe

okunmasnn

sebebi,

müridin namazda önce ceme yükMürsid bunu yasar,

selmesi sonra hutbede halka inmesidir.

Mürîd ise ona
din

uyar.

Mürid uyarak

önce iner sonra

müri-

mânâs
bize

ile yükselir.

Allah 'in vechini görmek için na-

maz

Hakk kapsdr.
Kabe'ye dönükken,

Namazn madde yönü
vafta

mânâ yönü

ta-

olduu gibi

hiçbir eyle

kaytlanmaz Kabe'nin içinde

ne yöne teveccüh etsen kbledir.

Cuma hutbe ve namaznn

mânâs

budur...

215

O hâlde namazn mânâ yönü,

tavafn suretinde

olduu

gibi asla

herhangi bir eyle kaytlanmaz.

Bunun

içindir ki,

namaza ba-

larken ve intikâller srasnda, Allah'n
için husûsî

büyüklüünü yükseltmek
vâsi'

ekilde tekbîr konmutur. üphesiz yüce Allah

ve alimdir.

Onun

için asla hasr (mahsus

klma, kayt) yoktur.

Hasr ancak

suretler,

mazharlar (zuhur yeri, ortaya

çkp görünme
konusudur.

yeri) ve meclâlar

(görünme yeri,

çkma yeri)

için söz

Tavaf: "Kabe'nin etrafnda her hangi bir cihet

kayd

koy-

makszn

dönmektir.

Namaz tavaf anlayabilmek için bir admdr. Tavafn mânâsn idrâk etmek için Kabe'ye mürsidle gidilir.

Namazn mânâ yönü: Hakîkî namazda kayt yoktur.
yük bayram Allah'a mülâkî olmaktr". Bu dünya
kalp

"Bü-

mana-

kamndadr. Avam
mazda
var,

havas'sa tabî olarak,

yön

seçer yani

Kabe'yi kble edinmek, Allah'a benim

müridim

müridimin yönünden sana duruyorum

demektir.

Cuma günü bize lutfolan bir gündür. Önce mürid-i kâmilin mânâsn buldurmu sonra namaz kldrmtr 216
215 Derleyenin Notu.

216 Derleyenin Notu.

Ayet
146

3

Bayram günü, bayram olarak
ildir.

tahsis edildi,

bunun

aksi vârid de-

Büyük bayram

Allah'a mülâki

olmaktr (kavuma).

Sa-

hih haberlerde geldii üzere bu, dünyada kalp
âhirette ise
dürler,

makamndadr,
olanlar, örtülü-

çok yaknlk makamndadr.

Avam

bu hususta havassa

(seçkinler) tabidirler,

sonra beerî fark

makamna döndürülürler.

Cuma günü de ayn ekilde, baka deil,
tahsis edildi.

ancak kendi mânâsna

Çünkü

o çoalma, artma günüdür.

Artma

an-

cak, terakki için üzerine ilave
lir.

yaplacak

bir

eyden sonra

olabiilk

Hicâb

ehli (perdeli, örtülü olanlar),

sülük ve teveccühte,

hâllerine ilave bir

ey

hâsl etmek suretiyle

art

salar.

Bu da

hicâbtan sonra kef, fark 'tan sonra cem', ayrlktan sonra vuslattr.

FARK- CEM'
Hutbenin
fark 'a,

namazn
Kabe'ye
hâlde

cem'a iaret

olduunu
Kabe

söyledik.

Çünyönü-

kü hatibin yüzü halka kardr; halkn yönü
dür.

kesret ve fark
ise

Namaz klan
iarettir.

kar

durur.

Zât- Ahadiyyet

srrna

O

onun yüzü, Hakka

tâbi olan yönedir.

Hakk'n yönü

ise

vahdet ve cem' yönüdür.

Fark ve cem'in bir

takm

mertebeleri vardr. Berzah, hicap ve

gaflet ehli olanlar fark- evveldedirler (cemden önceki fark). Bu,

halk Hak'sz görmektir. Bunun
tir:

neticesi iki

vücud kabul etmek-

Mümkinü'l-vücûd, vâcibü'l-vücûd (mümkün varlk, zorun-

lu varlk).

Bunu

böyle kabul edenin hâli

ikiciliktir,

bu

irktir,

hakîkî tevhîde münâfîdir (aykr).

Bu

irki izâle (giderme) için

ilahe illallah
ile

konmutur. Lâ

ilahe illallah, nefy (olumsuzla-

ma) edat
nefy

mevhum

(vehmolunan, kuruntuya dayanan) vücûdu
ile

(yok) eder, isbat

edat

de vücûd- hakîkîyi isbat eder. Fabirdir,

kat hakikat ehline göre
nefy,

vücûd

baka

deil. Onlara göre
hâlde, asli

varl

olmayan
bir

mevhum

bir eydir.

O

yokluu

üzere

devam eden

eyi nefyetmenin manâs yoktur.

BAKARA
147

Hakkn yönü

vahdet ve cem yönüdür.

Hutbe cemden sonraki fark anlatr.
Biz
ise

Mürid

halka

iner.

namazda müride çkyoruz. Çünkü 'Hatibin yüzü
halka

halka

kardr" Konuan

kar

konuur.
(hi-

Fark ve cemin mertebeleri vardr. Berzahta kalanlar
cap ve gaflet ehli) Allah'n

mânâsndan

örtülü olanlar

fark-

evveldir.

Yani bunlar Allah' ve

eyay ayr görürler.

Bu

halk, haksz görmektir.
görüyorsak, yok edecek vücûdu

Eer bir
217
tir.

kalmam demek-

Fark- evvelden sonra, cem'-i evvel ve

fenâ-i evvel gelir.

Bu,

Hakk' halksz görmek

ve vahdet âleminde kesretsiz durmaktr.

Bu cem'
ret eder.

ve

ühud

erbab, tevhîd-i aynî ehlidir. "Ahirete de yal4) âyet-i kerîmesi

nz onlar kesinlikle inanrlar. " (Bakara,
Tevhîd, ancak nisbet ve

ona ia-

izafetleri

kaldrmakla hâsl

olur, hatta

tevhidi kendine nisbet etmeyi de

kaldrmak

gerekir.

Bunu

için

Cenâb- Hakk,
sonra
yurur.

"Bil ki Allah'tan

baka

ilâh yoktur"

buyurduktan

"Günahnn balanmasn dile" (Muhammed, 19), buBuradaki günahn mânâsna dikkat et, oldukça incedir;
"...

Allah'n

fakat Allah att" (Enfâl, 17) sözüyle mukabildir.
sonra cemu'1-cem', fenâ-i sânînin (ikinci fena)
gelir.

Bu cem' den
langc ve

ba(top-

bekâ-i evvel

Bu cem'

ve farkn

mecmûunun

lam) cem'i; abdiyyet (kulluk)
lar ve
fiilleri ile

mertebesinde, Allah'n zât; sfatfiilleri

perdelenme olmakszn, zât, sfatlar ve

tahsil etmektir.

Daha

sonra bekâ-i sânî (ikinci beka)

gelir.

Bu, temkinin (huzur
telvîndeki temkinin

ve sükûn

makam)

nihayeti, belki de

makbul

son noktasdr. Onunla, vâsl, mâlûm-mechûl hâle girer ve mutlak garîb olur. Gariblere ne mutlu!
217 Derleyenin Notu.

u kudsî hadîs buna

iarettir:

Ayet 3
148

"Kubbelerimin altnda benden

baka kimsenin bilmedii

velîlerim

vardr"
lar.

218

Yani gayriyyet mertebesinde kalanlar onlar tanmaziçindir.

"Kubbeler" ifadesi de onlarn gizliliini temsil
ki,

Buradan hareketle demilerdir

insân- kâmili tanmak,

Hakk

Teâlâ'y tanmaktan daha zordur. Zîrâ Hakk, devaml tenzihle
birliktedir,

insân- kâmil

ise

tebihte kâimdir. Müteâbihleri an-

cak Allah
lara

bilir.

limde

râsih (bilgide derinlik sahibi) olanlar, on-

îmân

ettik, derler,

yani apaçk, hakîkî, sapmasz ve meyilsiz
belirtirler.

bir

îmânla inandklarn

Çünkü

onlar merâtib (mer-

tebeler, rütbeler) sahibidirler.

Kim

merâtib üzere yürürse tehlike-

den emin

olur. "Ey basiret sahipleri ibret

alnz" (Har,

2).

Fark- evvelden sonra cem-i
lir.

evvel

ya da fenay evvel ge-

Bu da Hakk' halksz görmektir. Her eyde Allah tecellî eder. Halkn hatasn hiç görmemek, her ey çok mübarek
demek hatadr, farkn gerekliliine hürmet etmemektir.

Adam
tecellî

olabilmek için fark gereklidir. Celâl ve cemâl cem

olmadan kemâl zuhur etmez. Bu ekilde olmazsa Rab 'lk
etmez.

"Yâ Dâvûd, benim affediciliimi, kendi

günahndan kü-

çük görene

krlrm

ve affetmem" diyor Allah.
geldi,

Cem

den evvel fenâ-i evvel sonra tevhidle cem

daha

sonra cemü' l-cem fenâ-i sâni'nin
vel gelir.

balangc

ve bekâ-i ev-

Cemü 'l-cem tefrike hürmet etmek yani her eyde Allah' gördüü hâlde tefrike hürmet (her yaratlmn
sebebini idrâk) edip,

onun

ayrmnda

bulunabiliyorsak,

yani bu da Allah 'in bir
sabesinde gibi

mânâs ama barsak

veya göz me-

ayrm yapabiliyorsak

ve göz veya gönül

me-

sabesinde olana yanaaym diyorsak bu

cemü 'l-cem maka-

mdr.
218 Benzeri bir hadis
ynevi,

Yahut fenâ-i sâni denir. Sonra bekâ-i sâni gelir.

için bk. Ali

stanbul,

1999.

Yardm, ihâb'ül-Abbâr Tercümesi, s. 202, Damla yaYukardaki hadisin deerlendirilmesi için bk. Ahmet Ylds/ 148,
T. Diyanet V.

rm,

Tasavvufun Temel Öretilerinin Hadislerdeki Dayanaklar,

yaynlar,

Ankara,

2000.

BAKARA
149

insan

cemül ceme

geldikten sonra bekaya döner, burada
birlikte idrâk edilir, bu kulluk
ile

hem cem hem de fark
tebesidir,

mer-

Allah 'in zât; sfatlar ve fiilleri

perdelenme

olmakszn, zât, sfatlar
sonra

ve fiilleri tahsil etmektir.

Daha
ve

bekann sonuna gelinir, malum meçhul hâle girer,

mutlak garib olur

Önce birlie

eritik, sonra

çoklua hürmet

ettik.

Bu mavelî

kam

"Kubbelerimin altnda sadece benim bildiim

kullarm vardr" makamdr.
"Kubbelerimin altnda benden

baka kimsenin

bilme-

dii

velîlerim vardr. "

Bu yüzden insânînsân- kâmil

kâmili tan-

mak Hakk
devaml
dir.

Teâlâ'y

tanmaktan daha

zordur. Zîrâ
ise

Hakk

m

tenzihle birliktedir.

tebihte-

-

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki ikin-

ci iaret:

Bayram günü hutbe sona braklr. Çünkü bayram, geçmi ümmetlerle

imdiki merhamete lâyk ümmet arasnda müterektir.
ve biz-

Nitekim Yüce Allah, hikaye yoluyla öyle buyurur: "Bize
den sonra geleceklere bayram olsun." (Mâide,
"Sizinle
114).

Yine buyurur:
59).

karlamamz zînet (bayram) günüdür" (Ta-hâ,

Bu-

rada kastedilen,

kssas,

Msrllarn bayramdr. Ayrca brahim (a.s.)'in kavminin putlarn krmas da buna delâlet eder ki,
çktklar srada cereyan
etmitir.

hâdise bayramlar için

üphesiz geçmi ümmetler, daha sonra gelen Peygamberi-

miz

(a.s.)'den

feyz

aldlar.

Onlar,

peygamberleri

de

bizim

Peygamber'imiz
bir nebi veya velî

(a.s.)'n

kandilinden feyz almlardr.
ki,

Geçmi
ki-

yoktur

Nebî

(a.s.)'nin

suretlerinden bir suret

olmasn. Bu hususu

tafsilatl bir

ekilde Mecîul-Beîr isimli

tabmda açkladm.
219 Derleyenin Notu.

Ayet 3
150

üphesiz
okunur.
tur ve
(a.s.)

hariçteki

vaka uygun

olarak, hutbe
faziletli

namazdan sonra

Cumada

önce okunmas, bu
adetidir,

ümmete mahsusicra etmitir.

bu ümmetin

önce bu

ilimde ve ayn-i haricîde

ümmet onlarn badr.

Nebî

Peygamber efendimizin mânâs
nedenle

önce, sekli sonra gelir.

Bu

Bayramda önce namaz sonra hutbe okunur.

islâm ümmetinin

Cumasnda

hutbenin önce okunmas-

nn sebebi ise bu ümmetin madde ile mânây birlikte görüp
sonra tekrar

mânâya dönmesidir.

220

AHMED-MUHAMMED
Eskilere nisbetle Peygamber'imiz

Ahmed'dir çünkü onlar onu
ile

övmütür

ve peygamberleri vâstas
Sonrakilere nisbetle
ise

ondan kendilerine ihsan

ulamtr.
lar,

Muhammed'dir. Çünkü on-

kendisinden vastasz olarak feyze nail olmalar ve ahlâk-

celîlesinin (sonsuz

büyüklük sahibi Allah 'in ahlâk) maddî ekilde

zuhuru sebebiyle onu övmülerdir.

Ahmed, mahmûd manasnadr
mitir, îsâ
bir
lr.
(a.s.)

ve evvelki ümmetlere bildiril-

kendisinden sonra gelecek, ismi
221

Ahmed

olan

peygamberi müjdelemitir.

Keza Tevrat'ta bu isim an(so-

Peygamberimiz

(a.s.),

ruhlar âleminde iken, mücerred

yut) ruh için
le

uygun olan az lafzdr ve onlar nezdinde böyitibariyle,

Ruh diliyle hâmid olmas hâmid (hamdeden) mânâs da caizdir. O, ezelen
isimlendirilmitir.

ve ebeden

hâmid

ve

mahmûddur. Maddî

olarak zuhurundan itibaren de

ebedîyyen Muhammed'dir. Maddî vücûdun zuhuru, güzel

vasf ve ahlâkn görünmesi üzerine;
tekrar tekrar övüyor.

insan, cin ve

melek onu

herkes

Çünkü dînî ve uhrevî bakmdan ondan faydalanmaktadr. Onun için Cenâb- Hakk buyurur:

220 Derleyenin Notu.
221
Bkz. Saf sûresi, 6.

Ayrca

bk.

Mehmet Aydn,

"Beâiru'n-nübüvve",

DIA, V, 549.

BAKARA
151

"Seni ancak, âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiyâ, 107).

Yani âlemlerin hepsine. Hatta bir cihetten ona eytan

bile

hamdeder, çünkü onun

için

de rahmettir.

Rahmet olu, eyni222

tann kaytlardan
tekim Süleyman

ve silsilelerden

kurtulmas yoluyladr;

(a. s.)

zamannda vuku bulmutur.
Nebi
(a.s.)

eytaolmadu-

nn

dalâlete sürükleyici,
o,

(a.s)'n hidâyete eritirici
ile

s dolaysyla

Peygamber

kar karyadr. Bu
tâbîleriyle

rum onun
detle

için gazaptr,

Peygamber onunla ve

id-

mücâdele etmitir. Onlar, geçmi ümmetlerin hilâfna,

basiretlerinin

açlmas

ve istidatlarnn kuvvetlenmesi için,

bu ümmeti

dalâlet ve vesveseye

düürmeye çalmaktan
biri,

geri

kalmamlardr.
dolaysyla,
di,

Eski milletlerden

yakînlerinin

zayfl

saptrc eytana kolaylkla uyar

ve yoluna girer-

o

saptrc da çounluundan

vaz geçerdi. Allah muhafa-

za buyursun.

Peygamberimiz Ahmed 'dir (övülmü); çünkü Hz. brahim
ve Hz. Isa

Onun geleceini
Vesilesi ile

haber vermi, Hz.

Musa müj-

delemitir.

Allah a varmakta Peygamberi Ahsonra

med kabul
med, hutbe,

ediyorlar

ama vardktan

yaknlk

kur-

makta mânâsna varmakta

Muhammed oluyor. Muhamoluyor.

Ahmed namaz gibi

Onu

idrâk etmeden önceki her

makamda Mahmûd'dur

yani övülmesi gereken kiidir.

Eer Peygamber in mânâsn,

Hakîkat-i Muhammediyyeyi

görmeye balarsak, o zaman bizim vücudumuzdaki melek
olan bütün melekeler, bizdeki cin

makamndaki görünmeüzüntü
bile

yen kudret ve kuvvetler ve bütün maddî ve mânevi kuvvetlerimiz
ve

hamd edici

oluyorlar.

Vâsl olduklar

için

sknt kalkyor, îmân ediyorlar.
için

"Bir cihetten

eytan

hamdeder çünkü onun

de rahmettir". (Enbiyâ, 120)

222 Bk. Sâd

sûresi,

36-38.

Ayet 3
152

eytan

ve

peygamber

tek

kiide

tecellî

ettii

zaman, yani

eytan kendinden

bir

mânây
hisseder.

insân- kâmilde bulduu

zaman, kendini rahat
olur ve

Peygamber eytana ayna
eder.

onun

dalâlet ehli

olduunu aikâr
olur,
223

eytan

peygamberin

varl

ile

aikâr

bu

cihetten

eytann

da biat ettii nokta peygamberdir.

-

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Üçüncü iaret:

Münasebetleri

itibariyle lafzlardan,

baz mânâlar

çkarlabilir:

Cuma
eder.

"cem"' kökündendir. Bu, fark 'tan sonraki cem'e iaret
ile

O, ancak vücûd-i halk (halkn varl)
vechine (yüz) perdedir.

mevcûddur ve

Hakk'n

Ne var
bir

ki o,

Rab Teâlâ'nn ken-

dilerine her vecihten

gizlenmedii

snftandr.
gelir.

O

hâlde urûc

(yükselme)

yönünden, seyrde fark daha önde
3),

"O, evveldir ve
iarettir.

âhirdir" (Hadîd,

âyetindeki el-Âhir ismi

buna

Iyd (bayram) kelimesi 'ûd'dandr.
el-Evvel isminin

Üd ise ilk hâle dönütür. Bu da
müntehâs

mânâs

olan cem' den sonraki fark 'a iaret eder.

Çünkü
(en son)

Allah, seyr-i urûcînin (yükseli seyri) sonu ve

olduu

gibi, seyr-i

nüzûlînin (ini

seyri)

mebdeidir (ba-

langç).

Bayramda hutbe, lafzndan geldii

'ûd'a (dönüe) delâlet

etmesi için sonraya

braklmtr.

Allah srlar hazinesidir, diledi-

ine

cimrilik etmeksizin, kâfî ölçüde verir.

Bu

sebeple

Cumada

hutbe

ile iyiyi

kötüden ayrmak, yani
ise ilk

fark söz konusudur. Bayram

namaznda

hâle

dönü

olmas

hasebiyle

cemden sonra farka dönü vardr.
ise

Cuma
224

namaz

mîrâc'dr, Bayram

mîrâcdan dönütür.

223 Derleyenin Notu. 224 Derleyenin Notu.

BAKARA
153

-

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki Dör-

düncü iaret:

NEFS-RUH
Hutbe; ruhun, sr âleminden, hatta gaybü'1-gayb (gaybn gayb)
ve gayb- ahfâ (çok gizli gay b) olan srru's-sr âleminden döndükten sonraki hâline iarettir. Âlem-i nâsuttan dönmesi ve ruhla
birlikte âlem-i lâhûta girmesi için nefse hitab eder. Nefs; karan-

lk, siyah,

emmâre

olan ilk

makamnda

durmaktadr. Oradan

ayrlp, kalb

makamna
Ruh

hareket ettii vakit,

mükâefe

denizine
telvin-

girecektir, fakat ilk fark

makamna yaknlndan

dolay

den

hâlî

kalmaz.

tarafna

ne düecek,

ayn güneden

k al

yürüdüü vakit müahede denizigibi,

ruhun nuru

ile

aydnla-

nacaktr. Çünkü, o vakit nefs, kandine ay diye iaret edilen kalble

beraber deveran eder. Fakat nurunun
deildir.

kaybolmasndan ve
zahirî

-

nn batmasndan emin
vakit,

Çünkü, vücûd-

dalar

arasnda uzak dümütür. Sr ve srru's-sr

makamna yükseldii
ilgisinden kurile

doma

batma nisbetinden, telvin-temkîn

tulacak ve göklerin ve yerin nuru olan Allah'n nuru
(affedilen)

mafur
hâlde

ve mestur

(setrolunmu,

örtülü) olacaktr.
asla

Bu

onun zulmânî (karanlk) yaratklar
ehli,

görmez; ancak dünya
ve

hakikatini bilmedikleri hâlde,

güne

ayn

tesirlerini gör-

düü gibi,

Güne ve ay, dünya insanlarna göre bazen doar, bazen batar. Ama kendi yönlerinden,
onun da baz
eserleri görülür.

onlar herhangi

bir

ey

perdelemez.

Bunun

için

insân- kâmilin

nuru
Nefs,

asla

kaybolmaz.

bu yüksek tabakaya
bil.

ulat

vakit hâli

bayrama döner,

bunu

Ayn

ekilde

bâtn

kuvveler itibariyle nefisler mertetâbîî

besinde cevap

çkm oldu. Nefsâni

kuvveler gibi, ehl-i fark

bu kuvvelerdendir. Rûhânî kuvveler

gibi ehl-i

cem' de olanlardr.

Bunlardan hangisi ötekine uyarsa, onun boyasna boyanr, onun

hükmü

ve icab üzere hareket eder.

Ayet
154

3

Nefs

Emmâre

halindeyken, kalb

makamna doru

hareket

ettiinde keif denizine girecektir fakat hâlâ farka

yakn-

lndan

dolay

yaradlnn
ise

tesirinden

kurtulamamtr.

Ruh tarafna yürüdüünde
nizine girecektir.

ahit olacaktr. ahadet detereddüt ve vesvese

ahadet annda artk
mutmain
olur.

kalmaz

ve insan

Ayn
kalb

güneten
ile

k al
ve

gibi

ruhun nuru

ile

aydnlanr,

beraber deveran eder. (Hz. Yûsuf'un

makam gibi)
zaman

ama nurun kaybolmasndan
korkusu).

korkar (sevgilimi üzmeyeyim

Sr

srrü 7 sr

makamna

yükseldii

korku kalmaz. Göklerin ve yerin nuru olan Allah'n nuru
ile

mesut olacaktr.

Bu

hâle gelen insan

zulmânî yaratk-

lar görmez.
dirirler,

Dünya

ehli ise

onlar baz hâllerinde deerlen-

hakikatini göremezler.

Tpk güne ve ay gibi.
ise

Gü-

ne ve ay insanlara göre doar ve batar, hakikatte mak ve batmak yoktur. Bu hâl bayram gibidir.

do-

Nefsani kuvvetler ehl-i farktaki kuvvetlerdir. Ruhanî kuvvetler ehl-i cemdedir.

Hangisi dierinin rengine boyanrsa
225

onun hükmü

ile

hareket eder.

-

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki Be-

inci iaret:

MEKKE-MEDÎNE Cumann farzyyeti
makâm-

Mekke'de gerçekleti. Çünkü, Kabe'nin,
bir cihetten

Zât- Ahadiyyete sembol olmas dolaysyla Mekke,
cem'dir. Fakat,

cuma namaznn klnmas Medine'de
ol-

yerine geldi.

Mekke'de balamas dolaysyla, davet daha önce

duundan, cumada hutbenin tekaddüm
gun düer.
Peygamber
ci
(a.s.)'in

etmesi (öne geçme) uy-

hicret

zamanndaki

hâli cem'-i sânîdir; (ikin-

cem) bayram

namaznn vücûbu

(vâcib olma, zorunlu olma)

da

225 Derleyenin Notu.

BAKARA
155

o srada gerçekletiinden, bayramda

namazn

önce

klnmas
"Seni,
226

münâsip

olur.

Bu hususa

u âyet-i Kerîme de delâlet eder:
62).
birisi,

yardm
kincisi
teyide,

ve

müminlerle destekleyen O' dur" (Enfâl,

Ayette

söz konusu olan
ise,

yardmlardan
ile

vastasz mutlak yardmdr.

mü'minlerinki

kaytl yardmdr. Bu yardm ve
sonra ihtiyaç duyulur.

irâd

makamna döndükten
cem,

Mekke makâmsemboldür.
gerçekleti.

makâm- fena dr, Zât- Ahadiyyete Medine bekadr. Cumann farz olusu Mekke' de Fakat Cuma namaznn klnmas Medine'de
balamas
dolaysyla, davet daha

yerine geldi. Mekke'de

önce olduundan,

cumada hutbenin önce okunmas uygun

düer.

Bayaram namaz
dir.

hicrette

meydana

geldi, hicret ise

cemve

O

yüzden önce namaz klnr.

"Seni

yardm
ise

mu minlerle destekleyen

O' dur"

(Enfâl, 62)

buradaki yarka-

dm

vastasz yardmdr,
227

mü 'minlerle

desteklemek

ytl yardmdr.
"Muhacirler"
lar

(hicret

edenler)

rûhânî kuvvelere iarettir, on"Ensâr"
kuvvele-

zât

makamndan

sfatlar

(Medine'li sahabeler)
re iarettir.

ise,

makamna göç ettiler. nefsten mümin ve mutmain
nefislerin

Onlar ruha, yani insani

iradnda yardm
içindir ki Pey-

ve muavenette (yardmlar) bulundular.

Bunun

gamber

(a.s.)'in

eytan Müslüman

oldu, yani teslim oldu ve zevki

celeri itaatte

ona

yardm

ettiler.

Görülüyor
dile

iradn

hakikati,

Medine'de ortaya çkt. Çünkü

klç
(a. s.),

isnâd edilmesi ancak

Medine'de vuku buldu. Peygamber
sinde

Mekke'ye

fetih sene-

dönmütür

ki bu, cem'a iarettir.

Nitekim Cenâb- Hakk
seni

öyle buyurur: "Kur' ân sana farz klan Allah,

dönecein yere
ki, seni

döndürecektir" (Kasas, 85). Yani, sana cem'i farz

kld

bu

226 Bu âyet öyle de anlalabilmektedir: "Seni ve müminleri yardm ile destekleyen Odur". Bursevî, metin içinde verdiimiz mealdeki anlay benimsemi görünüyor. 227 Derleyenin Notu.

Ayet
156

3

cem'den sonra

ilk

meâde döndürsün. Oradaki

hâlin

ise

cemu'l-

cem' olur da; kesretten vahdet, ve vahdetten kesret perdesinin

kalkmas

suretiyle

gösün

inirah (açlma, genileme) bulur,

se-

nin için telvinde temkin gerçekleir.

Peygamber
beka
idi,

(a. s.)

Medine'de defnedilmitir, çünkü onun srr
ile

Medine'de defnedilmesi uygundu. Mekke

Medine

arasndaki mesafe on konaktr. Felekler dokuzdur, onun üstünde Levh-i Mahfuz mertebesi vardr, onunla "on"

tamam

olur.

Onun

üstünde, cem' itibariyle peygamberimiz

(a.s.)'in

vücûdu

olan Kalem-i Â'lâ'dan

baka

bir

ey yoktur.

O hâlde onun nefsicem'i

nin fark

ile

ruhunun cem'i arasnda on mertebe vardr. Her ne
asla bir fark

kadar

ikisi

arasnda

bulunmamas dolaysyla
ise

farknda, fark da cem'i içinde yer almakta
dir.

de

durum

böyle-

Keza onun gözü öylesine keskindir

ki,

gökleri

melekûtunun

mükâefesinde (srlarn açlmas) bulunur ve yer yüzünde bulun-

duu hâlde,
-

bir

anda

arn ötesine

nazar ederdi.

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki Al-

tnc iaret:
Devr-i ademî müddeti olan Sünbüle 228 devri, yedi bin senedir.

Bu

sebeple günlerden hafta tekil
gibi, ilâhî

olunmutur. Çünkü Allah'n

buyurduu

gün bin

senedir: "Rabbin

katnda

bir

gün

bin yl gibidir" (Hacc, 47).

Hafâ devrinin müddeti alt bin
milletlerin müddetidir.

sene-

ye yakndr, bu da

geçmi

O

devirlerde

ancak "Lâ lahe
diyye zahir

illallah"

srr görünüp, Hakîkat-i Muhamme-

olmamtr. Onun için eski ümmetlerin ekserî hâli, brahim (a. s.) zaman hariç, tafsîlsiz icmalle birlikte sübûtî sZât- lâhiye
iltibastan tenzih

fatlar,

eklinde olmutur. Aksi

hâlde o son olurdu. Vakta ki yedinci bine

yakn
etti,

bir

zamanda

Peygamber'imiz

(a.s.)

cismâni olarak zuhur

hafâ devri zail

228

On

iki

burçtan dokuzuncusu,

inançlarna göre bu burçta doanlar akll,

Baak burcu, 22 Austos-21 Eylül aras. Baz eski halk düzenli ve souk kanl olurlar. Bkz. Mey-

dan Larouse.

BAKARA
157

oldu

(son

bulmak) ve ism-i

azamn

tafsilden îcab ettirdii üzere,

zuhur devri bütün kemâlatyla gelmi oldu. Böylece bu
tin hâli, topluca tenzih

maz bakalarna deil, u, onlarn hakikatlerinin
ile

ümmeve isbat oldu. Bundan dolay cuma naonlara farz klnd. Zîrâ isimler toplulugerçeklemesi, hükümleri ve
eserleri
ki,

zuhuru, ancak onlar için vuku buldu. Yine bu sebepledir
istiva

cuma günü namaz
nr.

(günein tepeye gelmesi) vaktinde klparlak vaktidir.

Çünkü bu

vakit,

cuma gününün en açk ve

Bu ümmete mahsus olmas
hafâ-i farkî devrinden

dolaysyla, toplanma (cemyyet)

gecikmi olunca, cumann namaz hutbe-

den sonraya brakld; bunlar da geçmi ümmetlerden sonradr.
Evvelce iaret edildii üzere,

erbabnn tekaddümü

(öne geçme)

dolaysyla bayram
"Allah'

namaz öne alnd.
9),

anmaya koun" (Cuma,

âyet-i

Kerîmesi mucibince
yol açacak

akll kimseye cuma günü, hicabn terakümüne
guliyetlerden uzak
zikredilene
fâni
tr.

me-

durmak düer. Allah'n
olur.

zikrine

kotuu vakit,

komu

Çünkü

zikrin hakikati, zikredilende

olmak ve

sürûrla (sevinç, nee)

onun huzurunda bulunmak(a. s.)

Namazdan murâd
229

budur. Nitekim Peygamber
iyi

"Bilâl,

bizi rahatlat"

buyurur. Bütün srlar en

bilen Allah'tr.

Peygamber

devri, devr-i
senedir,

Ademi

olup,

sümbüle devri ad-

n

alr ve 7000

7 günü

sembolize eder.

Çünkü

Allah 'in

buyurduu

gibi "Rabbin

katnda

bir

gün bin yl

gibidir" (Hacc, 47)

Peygamber

öncesi devir

6000

seneye

yakndr. Bu 6000

sene hafi devrinin müddetidir,
dir.

"lâ ilahe illallah " devri-

Bu sr cem makamnn
ümmetin

hakikatidir ve zât- ilâhîyi

idrâkten dolay tenzih seklinde zuhur eder. Peygamberi-

mizin gelii

ile

hâli topluca tenzih ve tebih oldu.

Bundan dolay Cuma namaz
229EbûDâvûd,
Edeb,
86;

sadece islâm a farz oldu.

Bu

Ahmed

b.

Hanbel,

Müsned,

V,

371.

Ayet
158

3

yüzden de önce hutbe okundu, sonra namaz klnd. Bay-

ram namaz

ise

bütün ümmetlere farz olunduundan, önce

namaz

klnd sonra hutbe okundu.
Namazn
hakikati budur.
230

Zikrin hakikati zikredilende fânî olmak ve onun huzurun-

da bulunmaktr.

-

Bayram namaznda hutbenin sonra okunmasndaki

Ye-

dinci iaret:

HÎTAP-ÎTME- GÖRME
Bayram
sevinç vesîlelerindendir. Kalbin huzur üzere olmasyla sevinç hâsl olur.

Hazr olduu
eyler).

vakit hitap (hutbe)

gelir,

o da

Allah'n, kulun kalbine hitaplar

demek

olan ilâhî varidattr (ha-

tra

gelen, içe

doan

Kul

tefrika (fark,

ayrlk) üzerinde

olduu
lâtif bir

vakit, cem'iyyeti elde etmesi için

namaza çarlr. Bu-

rada, hitap

makamnn Mûsâ

(a.s.)'n

iaret vardr.

Peygamber'imiz

Onun için o (a.s.)'n makamdr. Bunun
'(Necm,
11)

makam olduuna dâir "Kelîm" oldu. Rü'yet makam
için,

"Gözünün gör-

düünü gönlü yalanlamad

buyrulur.

iitme makam, sralamada görme

makamndan

önce olunca,
geç-

Mûsâ
me)

(a.s.),

Peygamber'imiz

(a.s.)'a

tekaddüm etmi (öne

olur. Biz
için,

de tefrikay külliyen

izâle (giderme,

yok etme) etmi

olmak
ineriz.

cuma günü hutbe makamndan namaz makamna
için

Aslnda sâdece iitme, susuzluu gidermez. Bunun
(a.s.)

Mûsâ

"Rabbim, bana kendini

göster,

Sana bakaym"

(A'râf,

143), demitir.

Tefrika ve cem'iyyetten ne varsa, hepsi sâliklerin hâllerinden ol-

duu
eye

içindir ki,

cuma

ve

bayramdan her

birinde, onlardan bir
(gizli

iaret edilmitir: Zât'n kenz-i mahfîdeki

hazine)

sükûnuna iaret olan geceye, zaman

yaknlndan
fazl (lütuf)

dolay bayve nâiliyet
için

ramda namaz öne alnmtr. nsanlarn
(erime)

peinde koup yaylmalar zamannda edâ edildii

230 Derleyenin Notu.

BAKARA
159

de

cuma namaznda hutbe öne alnmtr.
için tevfîk Allah'tandr.

in

gerçeini idrâk

etmek

Bunlar,
(Allah'a)

yedi

suâlden

birine

verilmi yedi

cevaptr.

Ancak

dönen

öüt

kabul eder.

Huzura çkann huzurlu olmas lâzmdr
sin.

ki hitap tesir et-

O yüzden önce kiinin hiçliini bilmesi gerekir.
hâl iitmenin görmeden önce oldulutfu

Cuma namazndaki

unun

izah gibidir çünkü Allah'la konuma

Hz.

Musa'ya, görmenin hakikati de Hz.

Muhammed e
anlatmak

ihsan

olmutur.

Bu yüzden Cuma namaznda Mûsâ makamniçin önce

dan

Muhammed makamna yükselii
namaz klnr.
231

hutbe okunup sonra

MÎRÂC
Sonra içime sekizinci
tecellîye iarettir.

bir

iaret

dodu: Bayram,

ilk

ruhanî

Ondaki namaz öne alnmtr. Nitekim mîrâc
salât edi-

gecesinde
yor",

Cenâb- Hakk "Dur yâ Muhammed, Rabbin
evveliye
(ilk son)

buyurmutur. Mîrâc meâd-i

dönütür.

Mîrâcda hakîkat-i Hakkyyenin zuhuru vardr. Orada Peygamber
(a.s.),

hitabede

bulunmu

ve

dier peygamberlerin ruhlarNitekim öy-

nn huzurunda nübüvvetini bilfiil haber vermitir.
le

buyuruyor: ''Adem, balçkla su arasnda iken Ben nebi idim" 152
bilfiil (fiilen)

Yani

nebî idim,

u farkla ki onunla bakas arasnettirir.

da fark hâsl

olmamt. Bu

da hitap ve teblii icab

Me-

mur, emrin tebliini

belirsiz bir

müddete

tehir etmez.

Bayram
tr.

ilk

rûhânî

tecellîdir

onun

için

namaz öne alnm-

Nitekim Mîrâc gecesinde Cenâb- Hakk "Dur yâ

Mu-

hammed, Rabbin namaz klyor" nidas gelmitir.

231 Derleyenin Notu.

232 Biraz farkl

rivayet için bkz:

Ahmed

b.

Hanbel,

Müsned,

c.IV,

s.

127-128.

Ayet 3
160

Mîrâc Hakk'n hakikatinin zuhuru demektir ve Hz.

Muhammed'in bütün Peygamberlerin ruhlarnn huzurunda nübüvvetini
su

açklad

zamandr. "Adem, balçkla
" 233

arasnda iken Ben nebi idim.

ikinci Soru:
Leyle-i

Mirâc da pençâh vakt salâtfarz oluben

Ba'de tenzilin aceb

be
elli

vakte hasr olmak nedir?

-Mîrâc gecesinde
ten sonra

vakit

namaz

farz

olduu

hâlde, indik-

be vakte inhisar etmesinin hikmeti nedir?

CEVAP:
Bil ki,

bu yüce

makam
hâzr

da ksa akln girmedii
gereklidir.

bir yerdir, bel-

ki

oras

için kalb-i

Nitekim Yüce Allah, "Bura-

da kalbi olana

ders

vardr" (Kâf,
ile

37), buyurur.
ile

Huzûr-u kalbiden
deil; fikir plann-

maksadm, Hakk Teâlâ

huzurdur, halk

da ve ayara (Allah 'tan bakalar) göre de deildir.

Bu bizim

ilmîmiz, ''kefi ve zevki" olup, elde etme gayreti olmak-

szn

ilâhî hazretten gelmedir.

Bu

sebeple

onun

zevki,

erbab nez-

dinde tadlr.

Bu

ilme ancak

hisleri
eliyle

zayflam

olan dil uzatr,
olan
itip

onu ancak
Biz, her

vesveseci

eytann
halktan

kandrlm

kakar.

zaman insanlarn ve cinnin eytanndan
(istiâze),

Allah'a

sn-

rz.
dir.

Snma

Hakka yükselme

sebeplerinden-

Ben, Allah'tan

yardm
ki:

dileyerek,

bozguncunun dedikodula-

rndan ve sû-i
ona

isti'mâlcinin (kötüye kullanan) ihtilasndan (çalma)

snarak derim

DEHR/ZAMAN
Hadîs-i erifte öyle buyruluyor: "Dehre sövmeyiniz. Zira dehr,
Allah'tr.? 25 * Dehr,

ân- dâimdir
ise

ki

o da hazreti ilâhiyyenin

imtidâddr

(süre,

uzama), o

zamann

yüzüdür. Ezel ve

ebed onunla yenilenir. "O, her an kâinata tasarruf etmektedir."
233 Derleyenin Notu.

234

Ahmed

b.

Hanbel, Müsned,

c.V, s.311.

BAKARA
161

(Rahman,

29), âyeti

buna iaret
siri

eder.

Asl, bölünmeyen tek za-

mandr. Bütün
dr.

asrlara

itibaryla

zamann

mertebeleri var-

An

ile

dakikalar, dakikalarla dereceler, derecelerle saatler, sa-

atlerle

de gün hazrlanr. Böylece

yirmi dört saati içine alan

ânn yaylmasndan, gecesi ile gün ortaya çkar. Günün yaylmasnsene meyile felek-i atlas

dan dört haftalk
dana
gelir.

ay,

ayn yaylmasndan 360 günlük
bin yl olan ilâhî
bindir.

Bu saynn tamamlanmas
ile,

devri tama-

ma erer.

Senenin yaylmas

gün çkar. Buna
ötesinde ancak

göre seyrânî âlemlerin
hayret ve

says 360

Onun

kuûd vardr.
ile

lâhî gün

mîrâc günü ve kyamet günü zuhur eder.

O da

elli

bin senedir. yi bir ekilde sabret ki onu

krk

senede

yürümen

mümkün olsun. Krk sene, seyr u sülük sahiplerinin makamlarnn sonuna ve derecelerinin nihayetine erimede âdet-i ilâhîdir.
Gece ve gündüzden her
daki yörüngesi üzerinde
biri, itidâl-i rebîî

(dünyann güne etrafnnokta)

20

Mart'ta

bulunduu

hesabnca

on

iki saat

olarak takdir edildii ve her bir vaktin evveliyet (ön-

celik)

ve âhiriyyeti (sonralk) göz

önünde bulundurulduu

vakit,

onlardan her birinin says yirmi dörde ular.
her birinin teklii itibaryla, her birinin

Bu

yirmi dörtten
olur.

toplam yirmi be
elli olur.

ki toplam

birbirine ilave edildii vakit

te

bu Mîrâc

gecesinde namazlarn

saysnn

elli

olmasnn srrdr.

"Dehre sövmeyiniz zîrâ dehr Allah 'tr.

O

her an kâinata

tasarruf etmektedir".. Biz o tasarrufu hissettiimiz an ya-

syoruz. Allah 'in bizdeki ismini hissettiimiz her an bizim
için "an" oluyor ve o an, ezel ve

ebed

oluyor,

imân balad

m,

o

an

dâimi olarak yayoruz.
bir evveli

12 saat gece ve 12 saat gündüzden her birinin
(öncesi) ve bir âhiri (sonras) var. Böylece

her birinin says

24 olur.

Bir de

yaadmz an var.
=

25 gece+25 gündüz
rilmitir.

50 eder. Yani

her vakte 1

namaz

ve-

Her anna

bir secde verilmitir.

Bizim Allah'a

Ayet 3
162

biat ettiimiz her

an namaz
için

kabul

ediyor.

Bu dünya

âleminde
diliyor.
235

ikilik

olduu

mîrâc yaanyor ve birlie gi-

MEKKE /KABE
Bu
namazlar, dünyada

klnacak

ve her vaktin bir

snr

buluna-

cak,

balay

ve biti itibaryla özel

namaz

olacaktr.

Onlar kim

edâ etmezse, her namaz

için bin senelik ceza görür.

Bunun

için

kyamet günü
ledir ki,

kâfire, elli bin sene olacaktr.

Bu yüce sr
ilk

sebebiyelli

Mekke-i Mükerreme'nin minareleri

zamanlarda
bir

tane
yeri

idi,

Mekke'nin etrafnda her yüksek mevki üzerine
Bilâhere bunlar

ezan

yaplmt.
Hayy,

ykld ve hâlen, fena üzerine döHû,

nen esmâ-i
Hakk,

seb'a (Allah'n yedi ismi: Lâilâhe illallah, Allah,

Kayyûm,

Kahhâr) saysnca yedi minare kald.

Çünkü Kabe, Zâtyoluyla ulalabilir.

Ahâdiyyet'e iarettir.

Ona

ancak

fenâ-i

tam

Bundan dolaydr

ki,

Mîkat'ta sureti

mânâya

uydurmak

için

ihram giymek art olmutur. Allah, Mekke'nin

etrafndaki bölgelerin

çounu,

sâliklerin

mihneti iddetli olsun
ne olursa olsun matlûb

diye çöllük arazi hâlinde
(talep edilen, istenen),

klmtr. Her

çok deerlidir. Sfatlar da söz konusu olma-

dndan srf zât olmas dolaysyla ona kavumak fevkalâde lezzet verici olur.

Bütün
için

eserler,

ancak isim ve sfatlarn

tecellîlerindendir.

Bunun

cem-i evveldeki fenas srasnda, Allah'ta fâni olan için zevk

yoktur. Zîrâ zevk, sfatlar âleminde bakî

olann anndandr.
fânidir.

Fânî
için

ise,

sfat ve fiillerinden fazla olarak
olabilir?

zâtndan

Onun

nasl zevk sahibi

Bu

sebeple diyoruz ki, cennet ehli
içerler

nîmet
zeri

ehlidir. Zîrâ onlar,

nikahlanr, giyinir, yer

ve ben-

eylere sahiptirler. Onlar sfat ehlidirler.
gelince, onlar için asla

Cehennem mensuplarna
Onlarn
nefisleri

nîmet yoktur.

dünyadaki fânî nefislerinin ekli üzeredir. Bu-

rada söz derindir.

Alnan

ahit dolaysyla

susmak

icap eder.

235 Derleyenin Notu.

BAKARA
163

Medine-i Münevvere'ye gelince, vakitler saysnca, onun
naresi vardr.

be

mi-

Çünkü Medine

"Beka" bölgesidir. Beka bölgesin-

de hâkim olan isimler, ehli zevk nezdinde
re,

malum olduu

üze-

betir.
bilen, haberli)

Muttali (meseleyi
fenâ'dr.
reti

Bunun

alâmeti

olduum üzere, Mekke'nin zahiri yedidir. Bâtn ise beka dr. Bunun iabir

betir.

Ben Mekke'nin dört

yannda mücavir (komu, yur-

dunu

terkedip

zamann

Haremeyn-i erîfeyn'de ibâdetle geçiren)

bulundum.
beka, ve

Be

minaresinin seslendii üzere, Medine'nin zahiri
Mekke'dir. Medine

bâtn ise fenâ'dr. Çünkü onun bâtn Mekke bazen toplanr, bazen ayrlrlar.
Kabe Zât- Ahadiyyete
iarettir.

Mekke; Kabe; Fenâfillah; iareti
Medine; Bekâbillah; iareti
5'tir.

7'dir.

Mekke insann kendinden fena bulup Allah la hayat
Allah'la iitmek,

bul-

mak, Allah'la kudret sahibi olmak, Allah'la görmek,

konumak, Allah'n

ilmiyle

donanmak,

Allah'la irade etmek yeridir. Mekke'den maksat kâmil in-

sandr. Bir insân- kâmil'e

el verirsek

ulaacamz

nokta

Mekke' dir; yani kâmildir.

Bu makam
ceiz).

sfatlarda yok olma

makamdr. Bu makama

ulatktan sonra

isimleri anlayabileceiz (7' den 5'e döne-

Hayatmzda bu
tecellî

elli

rekât hissedersek yani geçmii,
tecellî olur.

an

ve

gelecei teslimiyetle yaarsak bize bu

Mekke'deki

bu

ellinin sonucudur.
tecellîleri

insan bu

idrâk etmek için nefsinden soyunmal-

dr.
Tâif'de
le

talanmadan Medine'ye girilmez. Baka

bir deyi-

skntlara katlanmadan Medine'ye girilmez.

Burada bütün
Allah 'ta fânî

yaradln
Cem

sebebi ortaya çkyor. Evvel' de

idik.

ve kesreti bilmeden
kesreti

fena makagörüp
birli-

mnda

idik.

Dünyaya gelmekten kast

Ayet
164

3

i idrâk etmek, ac ve zdraptan etkilenmemeye balamak,
fena bulmak ve daha sonra ceme geçmek ve Allah'la bakî

olmak seviyesine ermektir, ite bu zevki yaamak

için insan

yaratlm. Allah kendinden kendine bu zevkin yaanmas
için

cümle mevcudat yaratyor.

Bu dünya gönül gözü açk
ise

olanlar için bir zevk diyar, dierleri için

bir

mihnet ve

sknt

mahallidir.

Cennet Allah'n sfatlardr, cemâli ve zât deildir. Çünkü
Zât'ta duyulacak, hissedilecek bir zevk kalmyor.

Cennet
yoktur.

ehli sfat ehlidir.

Cehennem

ehli için ise asla

nimet

Onlarn

nefisleri

dünyada fâni

nefislerinin ekli

üzerinedir.

Mekke'nin zahiri fenadr bunun alâmeti
bekadr, alâmeti 5'dir. Medine'nin
ise fenadr, ise

7'dir.

Bâtn

ise

zahiri beka,

bâtn

çünkü onun

Mekke'nin

d

bâtn Mekke'dir.
neticesinde Allah'n

fenadr bu fenann
vardr.
ise

mânâsna erimek
"Bir toplanr bir
Cîlî; "ikisini

Mekke, mürid-i kâmil; Medine

Hz. Muhammed'dir.
sebebi budur.

ayrlr" denmesinin

Hz.

birliyorum

ama zamana hürmetimden mür236

idime

ismiyle hitap ediyorum" diyor.

SEKR

(kendinden geçme, mânevi sarholuk hâli)

Ariflerin sultan

Ebû

Yezîd el-Bistâmî

(k.s.),

yeri

göü

bilmez

hâlde sarho gibi
ki galebesinden

krk gün kald. Bu,
idi.

zât tecellîlerinin üzerinde-

dolay

Vâhid ü Kahhâr olan Allah'tan vak-

tin lisân ile farz
sini

namazlar edâ edebilecek kadar ayklk verme-

niyaz

etti.

Çünkü namazn klnmas srasnda, namaz kgerekir. Elliden, esmâ-i

lan
se

kimsede sfatlarn bakî olmas
isim)

ham-

(be

saysnca

geriye

be kald ve ötekiler

nesh (kaldrma)

olundu.

Namaz; vücûdu, bütün

kuvveleriyle slâh etmekten ibarettir.

Vücûdun en önemli

kuvveleri

be

olup öyle sralanr: Tabiat-

236 Derleyenin Notu.

BAKARA
165

sâfile

(düük

tabiat/ dr ki düzeltilmesi, eriat hükümlerinin

tatbikine

baldr.

Nefs-i nazile (inici nefs/ dr ki,

slâh ahlâkn

deitirilmesine
marifet tahsiline
ki

baldr. Hakk'tan

câhil olan ruhtur ki, slâh,

baldr. Hakk'tan gayrna
"elif" gibi
ile olur.

meyilli olan

srdr

slâh, hece harflerinden

tam tecerrüd

(soyutlan-

ma, ayrlma) ve her eyden kesilme
yetle

Çünkü

elif ekseri-

ayr yazlr.

O hâlde enfüsî

(iç

âleme

ait)

hikmetler,

ad

ge-

çen kuvveler saysnca vakitlerin
ettirdi.

be

olarak devretmesini îcab

Vücûdun slâh edilmesi gereken en önemli
1.

kuvveleri:

Tabiat-

Sâfile:

(düük

tabiat) eriatla düzelir.

2. Nefs-i Nazile: (inici nefis)
ledir.

slâh ahlâkn

düzeltilmesiy-

3.

Hakk'tan cahil olan ruh: Islâh marifet

tahsiline

ba-

ldr
4.

Nursuz

kalp: Allah

'in

tecellisine

baldr.

5.

Hakk 'tan gayrna
eyden kesilme

meyilli olan sr' dr: Islâh elifgibi her

ile olur.

O hâlde enfüsî hikmetler (iç hikmetler) ad geçen
saysnca
vakitleri 5'e

kuvveler

indirmi
sr;

olur.

Merepler,
vakit

nefis, kalp, ruh,

bunlar slâh etmek
istenir.

için

5

namazda Allah 'tan yardm

237

VAKT'NAMAZIARI
Sabah

namaz "srr"n paydr. Çünkü

o,

gecenin

karanlna ya-

kn bulunmas

dolaysyla, öteki namazlara göre "gayb"dr. Ni-

tekim sr da âir kuvvetlere göre gaybdr.

Sabah
cemâl

namaznn
(celâlin

1.

rekât celâl (karanlkta olu), 2. rekât

karanlktan

aydnla geçii) 'dir.
iarettir.

Böylece iki

rekâtn toplam kemâl-i zâtiyeye
237 Derleyenin Notu.

Ayet
166

3

namaz srrn paydr. Allah 'in bizdeki ismi tecellî eder, çünkü gecenin karanlna yakn bulunmas dolaysyla gaybdr. Kiinin srrn ancak gayb bilen mürid-i
Sabah
kâmil
bilir.

238

Öle namaz

"ruh'un paydr. Çünkü, onda ruhun zuhuru mik-

tarnca tam zahir olu vardr.

Ruh

âlem-i halktandr. Zîrâ her ne

kadar bizzat görülmezse de, uzuvlar ve kuvvetlerdeki tezahürleri
cihetiyle eserleri

müahede

edilir.

Peygamber

(a.s.)'n tenezzüitidali dola-

(muhatabn düzeyine inme,

alçalma),

zuhuru ve

ysyla, ruh mertebesinde
me)

olmu

ve zuhûr-i hâriciye

(dta görün-

mutabk

(uygun) olmutur. Zîrâ ism-i

âzam hükümlerinin
itibaren

zuhurunun balangc, yedinci binin balarndan
di (r.a)'nin

Meh-

zamann

sona ermesine kadardr; yani o vakte

doru

zuhur iddetlenir, sonra, dolunay gecesinden itibaren ayn yava

yava gizlenmesi

gibi

bâtna döner.

Öle namaznn 4 rekât (zât, esma, sfat ve fiil). Öle namaz ruhun paydr. Bu Allah'n zâtyla
andr,
kiideki

tecellî

Hakk'n
kuvvetli

tam

zuhurudur,

insann

vücûdunun da en
bi:

olduu zamandr.

12'nin sebe-

Peygamberin tenezzülü, ortaya

çk

ve ortada, denge-

de olmas

dolaysyla ruh mertebesinde
23S>

olmu

ve

zuhuru

da uygun olmutur.
ikindi

namaz
iyi

"kalb'in paydr.

Çünkü o

orta

namazdr. Nite-

kim
ki,

kalb de uzuvlarn ve kuvvetlerin ortasdr.

Bunun

içindir

kalb

olduu

vakit bütün ceset iyi olur, o
240

bozulduu

vakit

bütün

ceset bozulur.

Kalb, ruh ve ceset arasndan

domu
ve
ço-

olduundan dolay,

tasfiye (temizlenme)

zamannda gayb
geldi.

ahadet âlemlerinin kemâlâtn göstererek

Çünkü,

238 Derleyenin Notu. 239 Derleyenin Notu. 240 Buhârî, îmân, 39
Müslim, Müsakat, 20
(c.V, s.50)

(c. I, s.

19)

;

BAKARA
167

cuk anne babann srrdr. Yine bu sebeple kalb haml-i emânet (emanetin yüklendii yer) ve mazhar- hilâfettir (hilâfetin zuhur
yeri).

kindinin 4 rekât kevn-i cemâle (cemâlin

hissediliri

deil

yaratlmasna) iaret

eder.

kindi namaz kalbin paydr. Çünkü kalp ortadr. Kalp
iyi

olduu zaman bütün vücud
ise

iyi

olur,

bozulduunnefis

da

bütün vücud bozulur. Kalp ruh ve

arasnise

da srât- müstakimdir. Nefis halk edilmi, ruh
âlemindendir.
241

emir

Akam namaz
paydr.
Nefs,

kendisinde nurun batmas dolaysyla

nefs'in

emmâre mertebesinde karanlk
hafifler.

ve

siyahtr.

Levvâmede karanl

Mülhemeye

intikâl ettii vakit ay-

dnlanmaya balar. Nihayet mutmainne olunca hâli, günein do-

uu srasndaki insann hâline benzer.
Akam namaz
bunda açktr.

sabahn
1.

aksinedir.
celâl,

Çünkü onda gizli

olan
ise

rekât

2.

rekât cemâl, 3.sü

kemâl-i camiadr (tefrikin bütünü).

Sabah namaznda

birlik

aikâr

olur.

Allah sabah namatekrar

znda Zâtyla

bize tecelli eder.

Akam namaznda

karanla dönüldüünde
yor.

bizi farkllklardan birlie ileti-

Akam
nefsin

namaz, kendisinde ruhun batmasndan dolay
242

paydr.

Yats

namaz
ki

"tabiat"n paydr.
vaktidir.

Çünkü

yats, tabiatn vasflarn-

dan olan uyku

Kim

bu kuvvelerin slâhn arzu

ederse,

be

vakit

namaz k-

lacaktr.

Kim bunlar

yerine getirmezse, nefislerini hüsrana

u-

241 Derleyenin Notu.

242 Derleyenin Notu.

Ayet 3

Tatmlardan

olur ve

mü'min saylmaz. Zîrâ îmân, ya gaybî ya da

ühûdî

dâhit olarak, görerek) olur.
ederler; hatta onlar,

ühûdî îmân

sahipleri

namaz-

larna dikkat

daimî namazdadrlar. Bilhassa
(içine

kâmil olanlar böyledir; onlar devamllktan dolay istirak
batma, kendinden geçip dünyay unutma) sahibidirler.

Namazn
Zîrâ

esas

mânâs

teveccüh (yönelme), istirak,

yaknlk

ve

huzur demektir. Ancak

be

vakitte

onun

özel ekli de istenir.

ühûdî

tecellîler

vücûdî

tecellîlere

baldr.
var-

Namazda önce yaknlk
dilr.
243

ve

huzur sonra yok olma, fena

Gaybî îmân sahiplerine gelince

onlar,

önünde

bekledikleri

kap-

y
da

cevap almak için çalan kimselerdir. Cevap gelmeyince vazge-

çen,

muhtaç deildir. Bu takdirde ev sahibi onunla ilgilenmez, o
terk eder. Böylesi her ne kadar zahirde

namaz

mü'min

ise

de

bâtnen
"Bilerek

kâfirdir.

Nitekim Peygamberimiz
terk eden kâfir olur.."
244

(s.a.s.)

öyle buyurur:

namaz

Ölen de ancak namaz-

n terk ettiinden dolay ölür. Çünkü namaz, rûhânî bir gdadr.
Rzk bittii zaman ecel gelir.
Burada,

Bundan dolay

âsîlerin amellerin-

de bereket yoktur ve onlar uursuzluk perdesi

kuatmtr.
daha vardr.
ilâhî îcâb,
iler,

ad

geçen srrn beyânnda,

baka

bir vecih

Akl- küll'den hayvan mertebesine kadar hikmet-i
24 mertebe vardr. Onlarn
cismanî mahsûs ilerdir.
tir.

bir
,

ksm,

ruhanî aklî

bazs
be(akla
fiil

Bu 24

ahadiyyeti itibariyle yirmi
itibariyle ellidir.

Bu yirmi be de

zahir va

bâtn

Makule

uygun) ve mahsûsenin (hissedilebilen) her birinin, kuvve ve
hasebiyle, zahir ve
fiil

bâtnlar vardr. Zîrâ emr-i

icâdî; zât, sfat

ve

üzere devreder.

u

âyet-i

Kerîme buna iaret etmektedir:
sadece o

"Bir

eyi diledii zaman

Onun buyruu

eye

ol demektir, he-

men

olur" (Yâ-Sîn, 82).

243 Derleyenin Notu. 244 Süyûti, el-Câmiü's-Saîr, 1402,

c.II, s. 175,

Kahire.

BAKARA
169

Aklicâb

küll'den hayvan mertebesine kadar hikmet-i ilâhî

24

mertebe vardr.

Bir

ksm

nûrânî bir

ksm

zulmânîdir.
ve

24 ahadiyyet itibariyle 25'dir. Bu 25' de zahir
245

bâtn

itibariyle 50'dir.
tecellîdir.

An, zâttr, zâti

Allah'n

ulvî

sfatlarndan

bir

sfat ve esmâ-i hüsnâsndan
ile tecellîsi

(Allah \n güzel isimleri) bir ismi

muhaldir (imkânsz)',

mertebeleri itibariyle onlar için zuhur yoktur.

O hâlde tecellînin
ele

mânâs

zuhurdur.

Allah'n isimlerinden Evvel, Âhir, Zahir ve Bâtn'

alalm:
olur.

ey, üstündekine
Zîrâ üstündeki
olacaktr.

nisbetle zahir, altndakine nisbetle
nisbî de olsa

bâtn

gaybdr ve

ahadet mertebesinde
ise

ahadetin hükmü, zuhurdur. Altndaki

ahadettir

ve izafi de olsa gayb mertebesinde olacaktr,

gaybn hükmü bü-

tün (zuhurun zdd)'dür.

Bunun
nir.

içindir ki

yüksek ruhlar

için "ruhlar", yani "akllar" de-

Keza altndakine
bil.

nisbetle "nefisler" denir. Üstündekileri de

sen
nir,

(Veya altndakiler ve üstündekilere nisbetle nefisler debil.)

bunu böyle

SEYR

Ad
lar

geçen mertebeleri Mîrâc gecesinde at, unsurlar ve tabiatbir

âleminden ve onlarn üstünden

mertebede kalmad, öyle
sey-

ki
ri

ayan

onlarn üzerine koydu. Çünkü vacibin (zorunlu)
seyrinin

mümkinin

tamamlanmasna baldr. Buna yükse-

len azdr.

O

hâlde sâliklerin

çou
bir

seyr-i

ekvânda (kevn;

âlemler,
bir

olular)

kalmlardr. Aktan zâhidlik etmek gibi, bu lüzumlu
arasnda uzak
mesafe vardr.

seyirdir ve ikisi

Hakk yannda
(a.s.)'n

halkn kymeti olmaz. Bunun
ümledikten sonra çözmek"
245 Derleyenin Notu.

içindir ki onlar,

Süleyman

mülküne deil de daha büyüüne baktlar.

Ad geçen seyre "düBu-

(et-tahlîl ba'de't-ta'kyd) denir.

Ayet 3
170

nunla Kur'ân'da belirtildii
olur. Zîrâ

gibi,

emâneti ehline verme ii hâsl

insann en yüksek mahalden en

aa yere inii sraküllî

sndaki

hâli,

düümlenmedir; mevcudat mertebelerinden

veya cüz'î bir mertebeye
tebelerin

geçmi

olmaz. Ancak, oradan bu merindi-

srr olan emaneti alr ve kendisine balar, sonra

i

yere iner.

lk dönü

yerine rücû' (geri

dönü) hâlinde
verir.

-ki,

bu

fenâ-i evveldir-

bütün emânetleri sahiplerine

Ariyet ola-

rak

bakalarndan

mebdee
esma
olur.
,

ald bütün libaslardan soyunur, nihayet ilk (balangç) ulam olur. Bu, o halettir ki; Allah, bütün
inii srasnda, artk

sfat ve kemâlâtyla üzerine tecellî elbisesini giydirmi

Vücûd toprana
(ferman,

onun

elinde hilâfet
el-

menuru

Sultann emri) vardr; her konakta bütün
Allah'n
asla

biselerini giymitir, kendisi için bunlar,

soyulup ç-

karlamayacak olan ikram ve ihsandr.

Ad

geçen bu mertebeler, insan srrna bir dâiredir. Onlardan

her birinde, insan için
(isimlere ait) bir

Hakk

Teâlâ'ya, özel bir vecih ve esmâî
ilâhî

teveccüh (yönelme) vardr. Böylece

hikmet,

teveccüh-i ilâhîden her birinin nasibini

almas

için,

Mîrâc na-

mazlarnn

mertebeler saysnca
yerler

elli

olmasn

icab ettirdi.

Gökler Allah'n sanda,

solunda dürülü vaziyettedir, as-

lnda her
riçte izi

iki eli

de mübarektir. Nur-i ma'kûlenin

çounun

ha-

olmaz; kürsî, ar, levh-i mahfuz, kalem-i

a'la

ve onlarn

ahadiyyetinden
lar

baka

bir

ey

bakî kalmaz. lâhî feyz insana on-

vastasyla

ulam olur.
dürüldü, geriye

Elliden
dir.

krk be

be

kald.

O en büyük mertebevakte soktu. Nite-

Bunun

için Allah, elli vakit

namaz be

kim

u husus bunu gösterir: Kürsî ki o göüstür; ruh ki o levh-i
levh-i

mahfuzdur;
sanda

mahfuz

ki

o kalbdir. Kalem-i A'lâ

ki,

her in-

hissesi

Hakîkat-i Muhammediyye'dir.

Onun

ahadiyyeti

de ism-i a'zâm srrdr.

Tan ve

faydalan!

Secdeden hâsl olan fena üzerine bir tembih: Ariflerin kyameti
daimîdir.

Bunun dndakilerin,
yoktur, nitekim

fena dairesine dâhil
(gizli olarak)

olduuniaret
et-

da

üphe

buna zmnen

BAKARA
171

tim. Bakî olan ancak Allah'dr ve

O'nun
ait)

âfâkî (hariçte,

dmz-

da

olanlar) ve enfüsî

(iç

âlemimize

olarak mevcudattan suret

ve hakikatlerini bakî

kldklardr.

Süleyman'n mülkü
hakikatimizin ortaya

seyr-i

mülk

oluyor.

Düümlenmek
halka dönme-

çk, düümden

sonra tekrar çöz-

mek halka dönü
liyiz.

oluyor. Teke gitmeliyiz ve

Peygamber efendimiz Miraca

teklikten

balad,

çok-

lua gitti

ve sonra tekrar teke döndü.

Ondan

sonra tekten

yine çoklua yani kesrete döndü. Teklikten sonra kesrete dö-

nüü
Biz

ulûhiyettir.

Önce kendi

mânâsn düümlemek; sabit

klmak,

sabit

kldn sunarken halka açklamak...
arlklarmzdan Bekadan ulûhiyete döndüümüz zaelbiseleri)

emaneti sahibine gönderiyoruz,

kurtuluyoruz. Sonra

man

elimizde hilâfet oluyor. Bütün elbiseleri (miraca ç-

karken

soyunduumuz bütün

yeniden giyiniyo-

ruz. Fiil, sfat ve zât tevhidinden sonra

bekada tekrar

so-

yunduumuz
Sülük
âlemi
solu

bu

hâlleri geri

alyoruz inallah...
ile

24

ini,

24 çk,

bir de kendisi

25

ediyor. Gayb

sanda madde âlemi solundadr. Ama onun sa da da mübarektir. Allah'n zâtnn celâli tecellîsi onun
ile tecellî

kuvvet ve kudreti
Seyir:

etmesidir.
kalptir.

Ruh

levh-i

mahfuzdur. Levh-i mahfuz ki

Kalem-i alâ ki her insandaki srdr, Hakîkat-i
mediyyedir.

Muham-

Onun

ahadiyyeti de ism-i

âzam srrdr. Dör246

dünün

birlii de

be

oluyor (ahadiyyet).

HAZARÂT-I HAMS
sterseniz

mezkûr

(evvelce zikredilmi, bahsi

geçmi) sayya

indi-

riin srr

hakknda konuaym:
âlem-i âsâr

Bu, hazarât-

hams

itibariyledir.

Hazarât- hams; âlem-i zât
(fiiller âlemi),

(zât âlemi), âlem-i sfat, âlem-i ef'âl

(eserler

âlemi) ve âlem-i insandr. Bunla-

246 Derleyenin Notu.

Ayet 3
172

ra hazret-i lâhût, hazret-i ceberut, hazret-i melekût, hazret-i

mülk

ve hazret-i nâsût da denir. Onlar avâlim-i külliye (külli âlemler) ve hazarât- icmâliyyedir (tafsîlatsz, toplu olarak). Cüz'iyyât için

nihayet yoktur ve külliyeye dâhildir.

Bu

âlemler

vücûd- Hakk'n
ikisi

tamamdr. Nitekim

Allah buyurur: "Biz gökleri yeri ve her

arasnda bulunanlar ancak hak olarak yarattk"
onlarn hepsi Hakk',
mitir. Yine

(Hicr, 85). Yani

Onun vücûdunu

isim ve sfatlarn giyiniçin

Hakk Teâlâ buyurur:
(Fussilet, 53).

"Onlar

hak olduu meyda-

na çkncaya kadar"

Fakat insanlar Rableriyle kar(yok olan)

lama konusunda üphelidirler, Onu ancak ma'dûm
hâldeki halk canibinde
(taraf, yön) görürler.

Allah "O'ndan baka her

ey yok

olacaktr" (Kasas, 88), buyurcihetten

mutur. Yani "Hakk' takip eden
o,

baka" demektir,

zîrâ

ebedîyyen yok olmaz. Gökler ve yer

ruhlardan fena

dümdüz olup cisimler ve bulmadk hiçbir ey kalmaz; Hakk'n vücûdu ise
bulunmak
gibi farkl

zahirde ve bâtnda

durumlar arz ederse

de,

ebedîyyen fena bulmaz.

Ad

geçen indiri

(tenzil)

Mûsâ

(a. s.)

sebebiyle olup, peygamber-

lerden
hipler)

ondan bakas
peygamberden
îsâ ve

için deildir.
biridir.

O,

be

ülü'1-azm (azim sa-

Bu peygamberler Nûh, brahim,
Onunla

Mûsâ,

Muhammed

(a.s.)'dir.

konumann

sr-

r

"kelîm" (konuulan kimse) olmasdr. Tevrat kitab ve kitaböteki kitaplarn hilâfna, çeitli

mz Kur'ân,

ahkâm (hükümler) ihtiva etmeleri dolaysyla iki hakîkî kitaptrlar. Namaz zahiri itibariyle ahkâmdan olunca, bakasnn deil Musa'nn, onun
peine dümesi uygun
stersen
hepsinin
olur.
tabiî,

unu

da söyleyeyim: Gaybî, ruhanî,
eklindeki

unsurî ve

birlemesi
ve vuslatn
et!

nikâh

itibariyle,

namazda

nikâhn

srr vardr. erâi-i slâmn be olmasn

namazla kyas

Kur'ân- Kerîm'de bildirildii
rür.

gibi, bir

i on kat karlk

gö-

Beten

her biri on

ile

muamele görürse

karln

topla-

BAKARA
173

m

elli olur.

Demek

ki

namaz, sayda eksik olmakla beraber

sevapta tamdr. Bu, derecelerin en
dir. Ihlâsta

azdr

ve kalbin derecesivakit, bir

(katksz samimiyet) ilerledii

amel

için

yüz sevap vardr. Daha yükseine çkarsa,

bir iyilie bin kar-

lk

olur ve hesapsz

devam

eder. Kötülüklerin

karl
srrn

ise

birer birerdir.

Kalbin
leri

iyilikleri

onar onar, ruhun

iyilikleri yüzer,

iyilik-

biner, srru's-srrn iyilikleri

u âyetin ifade ettii ekildedir:
rz klandrir"
(Bakara, 212).

"Allah,

dilediini hesapsz ekilde

Sidretü'l-Müntehâ'da son bulan ameller, meleklerin
bildiidir.

tad ve
ki, birbi-

Bunun da üstünde

faziletli

ameller vardr

rinden farkldr ve melekler onlar bilmezler, o hâlde nasl tansnlar? Bunlar ahassü'l-havâssn (seçkinlerin seçkini) amelleridir.

Onlarn
leri

ihlâslar Allah Teâlâ'nn srlar cümlesindendir.

Amel-

Sidretü'l-Müntehâ'y aar; ara, hatta âlem-i ervaha (ruhlar

âlemi) ular. Bunlara gizli ameller (amâl-i hafiyye) denir. Pey-

gamber
li

(a.s.)'in

u

sözü buna iarettir: "Zikrin en hayrls giz247

olandr.

O

meleklere bile gizli olur."

Srra mahsus oluundaileri

ki

iddetinden dolay böyledir. Melekler sr kuvvetinde

gide-

mezler, aksi hâlde sr ehli olurlard ve böylece, ya Adem'den üstün

veya ona müsavi

(eit)

olmu olurlard. Her ikisi de u âyete aykr
31).

olur: "Allah isimleri

Âdem'e öretti." (Bakara,

Yani meleklere

deil de Âdem'e. Melekler bu isimlerin

tamâmn deil, baz hasbizzat deil,

salarn
retmesi

(özellikler) bilirler.
ile

Onlar da

Adem'in

ö-

elde ettiler.

Âdem'e

gelince, o

emâneti yüklendi. Bu

emânet, isimlerin toplam

itibariyle, Allah'la kendisi

arasndaki

irtibatn kemâli için vastasz feyzdir.

Buradan anlalyor
bilmezler. Allah,

ki melekler,

insann ne olduunu ve

insann

hâlini

ak

üzerine bina

srrn klmtr. Ak
Melek
için

da, celâl 'i gösteren belâlara mübtenîdir (bina edilmi).

tek kanat vardr, o da cemâl'dir.

üphesiz

iki kanatllar, bir

tek

kanad olandan daha
247Ahmedb.
Hanbel,
c.I,

faziletlidir.

Yeryüzü sakini olduu hâlde,

s.172.

Ayet
174

3

insann mîrâcta
lek için

olduu ey, hâsl olmamtr.
nail

gökte

bulunmasna ramen me-

nsan,

tafsil

üzere hazarât-

hams (be

hazret,

yaradln be
kanat vermi-

mertebesi) ehli
tir,

olduu

için,

Allah Teâlâ ona

be

gece gündüz onlarla âlem-i kudse (kutsal âlem) uçar. Melek-

ler

bunun

dnda

olduundan, Allah onlarn kanatlarn
"...ikier, üçer, dörder..." (Nisa., 3).

tavsif

ederken öyle buyurur:

Alem-i Zât: Ahadiyyet (Lâhût) Alem-i Sfat: Vahdaniyet (Ceberut) Alem-i Ef'âl: Ruhlar âlemi, fiiller (Melekût)

Alem-i Asar:

Eserler,

dünya âlemi (Mülk)

Alem-i Insân: Kâmil insan (Nâsût)
Nâsut, âlemlerin toplamdr.
ni kendi içinde

Kim

ki

bu âlemlerin

hepsi-

aikâr eder

o insân- kâmildir.

Bu

âlemler

herkesin içinde

vardr ama gaybdadr, aikâr deildir.

Herkesin merebi onda

olduu hâlde

o yine de kendi büaklî melekelerin biat

tünlüü

içinde kalr.

Ondaki bütün

ettiini görüyoruz.
ri

Ondan

sonra da dünyevî haz ve istekle-

görüyoruz.

Mülk âlemi

de onda diyoruz. Bunlarn hep-

sinden farkl
ortada...

ama

hepsini de içinde var eden bir insan var

Cüz ve küllün toplam, vücûd-u Hakk'n tamamdr,
cihete yönelmemesi gerekiyor,

insa-

nn kendi içindeki hakikati ortaya çkarmas için baka bir
bu sadece vakit kayb
oluyor.

Bein

bir

mânâs da
Isâ,

ulu'l-i

azm

peygamberlerdir (Nûh,

ibrahim, Mûsâ,

Muhammed).

Mûsâ eriat
hâkim olduu

temsil ediyor. Allah'a
geçiyor.

varmann

yolu önce

fenadan sonra bekadan
için

Musa'da

aklî kuvvetler
erdiriyor.

bu kuvvetlerini fenaya

Na-

mazda nikahn

ve vuslatn

srr

vardr.

.

.

Sâmiha Ayverdi,
olur

namaz Allah 'la nikah gibidir. Nikahsz da sevgi
o

ama
on

zaman kabul görmez. eriatla

vuslata

erilir, der.

Kötülüklerin

karl bire birdir. Kalbin iyiliklerine

ise

BAKARA
175

kat sevap vardr.
rilmitir.
sevap,

Ruhun

iyiliklerine ise

100 kat sevap

ve-

Srrn

iyiliklerine
ise

(Hakk aikâr etmek) 1000 kat
"Allah dilediini hesapsz

srrn srrnda

karlk,

rzklandrr" âyetiyle açklanmtr.
Kalbin iyiliinden kast udur: Kalb aydnlannca bir
lik
iyi-

yapma

ihtiyac duyulur, ihtiyaçtan dolay iyilik yapa-

rz, on kat sevap alrz.

Bu

hareketi Allah için

yapmaya

balarsak ruhun iyilii olur ki 100 kat sevap vardr.
reketlerle

Bu ha-

kendimizdeki Hakk'

aça
24s

çkarrz,; bu srdr.

Artk

bizden

i gören Hakk 'tr.

Üçüncü soru:
ki,
üç,

dört rek'aden

bî ü kem olmayub

salât

Her

birin bir vakte tahsis eyleyüb

klmak

nedir?

-Namazlarn her birini bir vakte tahsis ederek iki, üç ve dört
rekâttan fazla ve eksik

olmakszn klmann hikmeti nedir?
biri

Burada

iki

cevap vardr,

ötekinden daha incedir.

REKÂT-KANAT
Birincisi:

Rekâtlarn says, meleklerin kanatlarnn saysna benzer. Onlar,

sahip olduklar ikier, üçer, dörder kanatla suret âleminde

uçarlar.

Keza namaz klanlarn da bunun

gibi,

rekâtlardan kain-

natlar vardr, onlarla
sanla

mânâ âleminde
suretle

uçarlar.

Bu uygunluk

melei eit klmaz. Zîrâ

manâ arasnda büyük fark
feleklere

vardr. nsan, suret ve
Sûrî (surete ait) ve

manânn

hepsini hâmildir (tamak).

mânevi yürüyüle seyredip

yük-

selenler insanlardr, oysa melek,

bundan

âcizdir. drîs, îsâ ve
iki-

Peygamberimiz
si,

(a. s.),

bu yükselii gerçekletirmitir. lk
(a. s.),

baz

feleklerde

mekân tutmularsa da Peygamber

ce-

248 Derleyenin Notu.

Ayet
176

3

sedi

ile

terkîb âleminin zirvesine

çkm,

sonra da ruhu ve sr-

ryla,

mekânn

olmad

yere gitmitir. Bununla, melek ve in-

sanlarn hepsinden üstün
de,

klnmtr.

Üstelik,

Mîrâc gecesin-

Mescid-i Aksâ'da peygamberlere; Sidretü'l-Müntehâ'da

(âlemdeki varlklarn bilgilerinin ulaabilecei son nokta) meleklere

imam olmas

ile

de önde bulunmutur. üphesiz imam,
faziletlidir.

ona uyanlardan daha
Cesedi
ile

göklere yükselmeye gücü yetmeyen için, manevî

mîrâc
zahiri

tahsil
ile,

etmek üzere namaz konulmutur. Böylece melekût;
(gizliyi

mükâefe

aça çkarma,

kesif) sahibi için

görü-

nür, o

da oraya kadar

çkann gördüü

gibi

onu müahede (ahit

olma, görme) eder.

Manevî kanat, maddî kanattan daha güçlüdür.
uzuvlarn hareketine muhtaç bulunmak
dar maddî bir

Rekâtlar,

itibariyle her

ne ka-

i

ise de,

srlar ve onlarla hâsl olan kuvveleri
ve ka'de (na-

manevîdir. Meleklerin;

kyamda, rükûda, secdede

mazda oturma) de bulunur olmalar da onlar beerle müsâvî
(eit,

ayn) klmaz. Farz
için deildir, hattâ

klnm namazn ekli, beerden baMüslüman
olsalar dahi

kas

bu ümmetten

bakas

için bile deildir.

Meleklerin manevî miraçlarndan hâsl olan ey, ekseriyetle
tenzihtir (her çeit noksandan
takdisleri

uzak saymak). Nitekim, tesbîh ve
gösterir;

(mukaddes bilmek) bunu

Âdem

(a.s.)'a

sec-

de etmeleri de buna delâlet eder. Onlar, tenzih yerini bilince,

Adem'e secde

ettiler;

bunun

için secdede beklemediler. Beasla vasfedilemez.

erin bu mi'râcndan hâsl olan ey,
lerin,

Melek-

namazlarnda beere uyduklar vâriddir

(duyulan, gelen),

aksi ise

duyulmamtr. Cebrail'in Kabe kapsnn yanndaki imametine gelince, namazn öretme bâbndadr. 249 Böyle olunca Peygamber (a.s.)'n namaz nerede, onun nama-

klnn

z

nerede?.

249 Cebrail'in Hz. Peygambere

namaz

tâlimi için bkz.

Müslim, Mesâcid,

31.

BAKARA
177

ikincisi:

Namazda
re, iki

asl olan, Allah'n cemâl ve celâline iaret olmak üze-

rekât

klnmasdr. Sonra bu
ki:

iki

üzerine bir veya iki rekât
iki rekât

ilâve edilmitir.

Allah Teâlâ, sabah

namazn

olarak

emretmitir. Öyle bir vakitte

Bir taraf gecedir; gece zât

Celâl mertebesi olan "Lâ-Taayyün" (aikâr olma, ortaya
öncesi)

çkma

mertebesine iaret eder. Bir taraf gündüzdür; gündüz

vücûdî ve hakîkî cemâl mertebesi olan "Taayyün" mertebesine iaret eder.

Hz.

îdrîs,

Hz.

Isa,

ve Hz.

Muhammed,

yükselerek mîrâc

yapmlardr. Peygamber
le)

cesedi ile (nefsi ve merepleriy-

terkip âleminin zirvesine

çkt. Sonra ruhu ve srr

ile

mekânn
tündür.
Sidre-i

olmad yere gitti. Bu yüzden
meleklere, Mescid-i

her varlktan üs-

Müntehâ 'da

Aksa 'da

ise

pey-

gamberlere

imam

oldu.

Kendi içinde bütün
sonra terkib

terkib

olunmu makamlar geçti, daha
girdi bütün gayba

olunmam makamlara
Maddî
ikisini

n
rak rak

imam

oldu.

Biz gayb görüp îmân edince onun imamlolarak olarak

kabul ediyoruz.

aldmzda,

ekli ola-

imamlk yapyor, mânâ

aldmzda mânâ ola-

imamlk ediyor,

birletirdiimiz zaman da bize

miracmz yaptrm oluyor. Akl ile klnan namaz sadece namazn
içindir.

eklini

örenmek

Madde ve mânâ ile klnan namaz madde ile klnan namaz nerede?50

nerede?

Srf

REKÂTIAR-CEIÂI I CEMÂI Sabah namaznn birinci rekât,
cemâl mertebesine
iarettir,

celâl mertebesine, ikinci

rekât

bu remzin (kapal

söyleyi) aksi vârid

deildir. Böylece iki rekâtn
iki

toplamnn

birlii, kendisinde

bu

mertebenin

topland

kemâl-i zâtiye iarettir.

250 Derleyenin Notu.

Ayet 3
178

Akam

namaz, sabah namaznn
gizli

aksidir.

Çünkü

ahadiyyet-i

camiadan onda
ikincisi cemâle,
rettir.

olan bunda açktr. Birinci rekât celâle,
ise

üçüncüsü

kemâl-i câmi'a (âlemin kemâli) ia-

Yats

namaz

dört rekâtyla, Lâ-Taayyün'e ve gecenin vücûdu için

bilkuvve (tasavvurda, fiil mertebesine varmadan) celâl mertebesinde; zât, esma, sfat ve ef'âl
(fiil)

olarak dört taayyüne iarettir.
için bilfiil (fii-

Öle namaz,
li

dört rekât

ile,

gündüzün vücûdu

olarak) cemâl-i ilâhî mertebesinde

ayn

dört taayyüne iarettir.

ikindi

namaz, dört rekât
için bilfiil cemâl-i

ile,

bu

vakitte

bakalama

(teayyür)

olduu
Bu

kevnîye (yaradla ait cemâl) iarettir.

takrirden, vakitlerin belirlenme

srr da

anlalm

oldu; ge-

çen beyitte

baka

ve latif bir ekilde zikrettim, hatrla.

Farzlar hakkânî vücûda, vacipler en seçkin halk vücûduna, sünnetler seçkin halk

vücûduna, müstehaplar (yaplmas sevapl i)

umûmî
lar

halk vücûduna iarettir.

Vücûd da ya vücûd-i

vacip (zo-

runlu varlk), ya da vücûd-i kendisine

mümkindir (mümkün
vücûd
biri

varlk). Farz-

ükür

olsun

için, birinci

vücûda mukabele olarak
ona ükür
ola-

farz

klnd.

Nafileler, ikinci

karlnda,

rak konuldu. Zîrâ onlarn her

nîmet

içre nimettir.

Sabah

namaznn ilk rekât lâ-taayyün yani ahadiyyet,
gece demektir, ikinci rekât
ise,

bir-

lik, celâl,

taayyün,

gündüz

ve cemâl demektir.
iarettir.

Bu

iki

rekâtn birlii zâttaki kemâle

Akam namaznn
üçüncüsü
Yats
ise

birinci rekât cemâle,

ikincisi celâle,

toplu kemâle iarettir (kemâl-i camia).

namaz,

dört rekâtyla la-tayyüne,

celâle,

geceye ve

celâl mertebesinde zât, isim, sfat ve fiil

olmak üzere dört

tayyüne iaret eder.

Öle namaz cemâl-i ilâhî içinde dört tayyüne iarettir, ikindi namaz dört rekât ile yaradln cemâline iarettir.

BAKARA
179

Farzlar Hakkânî vücûda, sünnetler seçkin halk vücûduna,

müstehablar (sevilmi, sevap
halk vücûduna iarettir.
251

olduu

bilinen

is)

umûmî

NAFLE NAMAZLAR
Kim
nafileleri

çoaltmay
Bu

bilirse,

halk vücûdlar

için nihayet

yoktur,

çünkü halk

kesret

kabîlindendir.
geldi.

sebeple

ksmndandr. Hakk ise vahdet nafilelerin aksine farzlar, snrl olarak
kendine cahillik etmi
olur.
et-

Kim

ki nafileleri dar tutarsa,

Zîrâ o, kendi vücûd-i imkânîsini ve daireyi geniletmesi icab

tiini bilseydi, ii

snrl tutmazd. Nitekim Peygamber (a.s.) snrl tutmamtr. O, baz nafileleri tayin etmi; bazlarnn
tâyinini de, Allah

katndaki mertebelerine iaret olarak ve tazim

(sayg gösterme, ikram etme) için, halîfelerine

brakmtr.
"252

Nite-

kim öyle buyurur: "Benim sünnetime
râidînin
(ilk

ve benden sonra hulafâ-i

dört halîfe) sünnetine dikkat ediniz.

Bunlardan

bazs da mutlaka
yurur:

ashâb (sahabeler)
gibidir,

içindir.

Nitekim öyle bu-

"Ashabm yldzlar 2 eriirsiniz." ^ Bir ksm da
içindir.

hangisine uyarsanz hidâyete

âhir

zamana kadar

gelecek

müminler

Peygamber'imiz

(a.s.)

öyle buyurmutur: "Müslümanlabildi-

rn güzel gördüü

ey, Allah

katnda da güzeldir." 254 smini
buna
dâhildir.

in ve

bilmediin bütün

nafileler

Regâib, Bereât, Kadir gecesi

namaz,

vb. gibi bilinenleri ele ala-

lm. Bunlar en azndan meâyih-i kibarn (büyük
iyi

eyhler, pirler)

gördükleri, benimseyip yapageldikleri eylerdir.

bunlar yan-

l olsayd,
slâm

îkaz edilirlerdi. Onlar zâhirci müctehidden (Lctihâd

eden, ihtiyaç

hâsl olduunda ve hadislerden hüküm çkaranbüyük

âlimleri)

daha

aa deildirler. Müctehid
isabetli bir

ekseriya,

yanlan

akln rehberliinde hareket ettii
dümemektedir. Dâima
251

hâlde, galip ihtimalle hatâya

kefin rehberliinde yürü-

Derleyenin Notu.
16.
c. I, s.

252 Tirmizî, Ilm, 253 Kefü'1-Hafa,

147.

254

Ahmed

b.

Hanbel,

c.I,

s.379.

Ayet
180

3

yen bâtn müctehidini ne zannediyorsun! Bizim sözümüz, ba-

kalarnn deil,

kâmillerin kefi

(gizli

olan ortaya çkarma) hak-

kndadr. Bunun

için biz haber-i

mütekaddimde slâm', kâmil

slâm'a ilhak ediyoruz. Kâmil Müslümanlk; zahiri eriat,
hakikat olan Müslümanlktr.

bâtn
daya-

Bu zümrenin görüü, kefe

nan

bir

görütür, Allah'tan vastasz olarak

alnmtr;

Allah ka-

tnda ve bu keif sahibine mülâki

(yüz yüze gelen, buluan, kavu-

an)

olanlar nezdinde, sahih keifte olsun, sahih îtikadda olsun,

güzel

bulunmutur.

Hadîs

imamlarnn durumu

tuhaftr. Dediklerine göre, isnâd
sözlerini

ricalinden (Peygamberimiz

(s.a.s.)'in

sras

ile

kimlerden
ki,

nakledildiini bildirenler) hiçbir râvî (hadîs nakleden) yoktur
bir

hatâs

mümkün

olmasn. Bu durumda, müsned

(bir hadîsin

senedinin hiçbir kopukluk olmadan Hz. Peygambere

ulamas) ve
Sahabeden
rivayet et-

merfû

(bir hadîsin senedinin tabiînden olan râvisinin

olan râvîyi atlayarak
mesi)

dorudan Hz. Peygamber den

da olsa nakledilen eye nasl güvenilir?
vakit; onlar,

keif konusu-

na

döndüü

Allah'dan vastasz olarak

al

ka-

bul ediyorlar, aksi hâlde felsefecilerden olurlard.

Buna ra-

men, kâmil kullar üzerine, Allah'n geni rahmetini menet-

mek

istiyorlar ve

kendi koyduklar zahirî eylere muhalif olan
ileri

bütün hâllerinde onlarn hatal olduklarn

sürüyorlar.

Maamâfîh, hakikatte muhalefet de söz konusu deildir. Zîrâ
eriatn reddettii her hakikat, ilhâd
(dinsizlik,

imanszlk) ve
korkunç hâle

zndklktr

(irk).

Ümmetin ulularn, bu

gibi

nisbet etmeleri onlara nasl

yakr?

Onlar

ki,

ar omuzlarnda

ve srtlarnda tarlar, seleflerinden (önceki) kendilerine bir miras

olmak

üzere, Levh-i

mahfuzu
sâri'

okurlar ve ii ona göre mua(Allah) üzerine yalan isnâd

yene ederler (aikâre görmek),
ve nisbetinden korkarlar.
Biz,

onlarn hayatlar boyunca aldklarn almaktan
ve

geri

kalma-

yacaz

yaptklarn ilemekte

tereddüt etmeyeceiz. Onlar,

BAKARA
181

Allah'n kendilerine merhamet edecei kimselerdir. Onlarn ka-

plarnn eiine lan da rahmet
trlar.

tutunan ve hayrl takipçilerinden olmaya çabulur. Onlar, rical
felek
(ileri gelenler)

ve dayanak-

Onlar zuhurda,

güneinin zuhuru
onlarn

gibidirler.

Parl-

t ve siyahlk âlemine

giren her ey,

ilimleri ile ayaktaet!

dr. Allah'm, bizi dünya ve âhirette onlarla birlikte cem'

On-

larn zahir ve bâtn bereketlerinden bize bol bol

ver!

Sancaklar

yükseldii gün
Bizi onlarla

bizi

onlarn ecirlerinden (karlk)

mahrum etme.

karlamaya muvaffak kl! Onlar rzâ sahibidirler ve

kabul

edicidirler.

NAMAZ VAKTLER
Vakit, ya sevgi vakti veya
hipleri, ezelî

buz

(nefret) vakti olur.

Birincinin sa-

ve ebedî olarak namazlarna

devam

edenlerdir. Ezelî

olarak, dedim,
(ahadiyyet)

çünkü vücûdî

tecellî

sahasnn nuru amâ-i ehadî

karanlndan doup,

esmâ-i ilâhîyye "Küntü ken-

zen mahfiyyen" (Ben gizli bir hazine idim...) mertebesinden fetk
ve retk (yarlp bitime) teneffüs edince onlar, Hakîkat-i

Mu-

hammediyye mescidinde

âlem-i ervâhda (ruhlar âlemi) sabah
(yö-

namazn
nelerek),

kldlar. Hazret-i Ahadiyyete müteveccih olarak
bir

bu nuru âlem-i misâlde parlak

ekilde dodurun-

caya kadar

namaz klmaya devam

ederler de

öle namazn

oraet-

da edâ

ederler.

Çünkü

onlar bu âlemde, daha önce zuhur

medikleri garip bir
neffüsleri

tecellî suretiyle

zuhur etmilerdir. Keza

te-

ziyâdelemi, parlaklklar

artm

ve üzerlerinde sfât-

ilâhîyye libâs (elbise)

görünmütür. Bu

elbise

onlarn süsüdür.

Nitekim Hakk Teâlâ "Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin.' '(A'râf, 31), buyurur.

Onlarn namazdaki

elbisesi,

âlem-i ervâhda zât libas, âlem-i

misâlde sfatlar libasdr. Nefsin

tuza
ederler.

ve

eytann

vesvesesingirin-

den emin olarak, cisimler âleminde beerin ikindi vakti
ceye kadar namazlarna

devam

Orada

ikindi

namazikindi
ile

n

klarlar ve fena âlemine girmeye balarlar.

Çünkü

Ayet
182

3

akam
(bir

arasnda

vakit,

deime
ederler.

ve zahirin

bâtna inklâb etme
vakti

hâlden bir hâle geçme)

zamandr. Namazlarna akam

girinceye kadar

devam

Akam,

ebed zamanlarnn

ba

ve ebedîn ezelle

karlamasdr. Aksi yönden akam,
istitâr

onlardan

fena tecellîsinin batmas, beka ve

(örtünme) tecellîsinin

zuhurudur.

O

vakitte

akam namazn
devam
de,

klarlar,

bu

ilk

bekadr.

Bu

hâl üzre yatsya kadar

ederler. Yats, ikinci

beka ve

zahmet perdesine deil

rahmet perdesine gizlenmenin vuku
ise

bulmas
yats

vaktidir.

Zahmet

vâsl olmayan içindir.

O

vakitte

namazn klarlar; vücûd üzüntüsünü,
onun müahedesinden
bir

urûc (çk, yükselme)

ve nüzul (ini) meakkatini (zahmet) geride
urlar. Allah 'dan ve

brakp

rahata kavu-

gayriye gözlerini ka-

payp, daimî ve ebedî
rürlerse

uykuya

dalarlar.

Her ne kadar halk gö-

de bekalarnda temkin üzeredirler.

Halk da Hakk

ola-

rak görürler ki buras tahkîk'in (hakikatin

delilleriyle bilinmesi)

gerçeklemesinden önce ayak kaydracak

bir

durumdur. Artk

Rab
nuru

onlara ebedîyyen gizli deildir. Onlar, bazen zât güneinin
ile,

bazen de sfatlar ay 'inin
ederler.

ile birliktedirler.

ki nûr

arasnda gidip gelmeye devam

Onlar, "Ev Ednâ" gerçe-

inde "Kabe Kavseyn"
Buna "Daimî

ehlidirler.

Tecellî mertebesi de denir.

Öyle

ki,

ondan son-

ra asla perde yoktur; belki cem'

makamna ve

ebedlerin ebedîne

kadar tavrdan tavra inkiâfn
konusudur. Allah'm,
bizi

(gizli

srlarn blinmesi) artmas söz

hakîkî beka hayat sahiplerinden kl!

Onlarn
gibi,

kabirlerde cesedleri

kokmaz

ve kötü kimselerde

olduu
bere-

bedenleri bozulup

dalmaz. Çünkü

kudsî

ruhlarnn

keti bedenlerine sir eder. Böylece, ruhlar gibi bedenler

de bozul-

ma ve kokuma kabul etmez hâle gelir. Ruhlar ve bedenlerinde onlarn anlarn yücelten ve bulunduklar her yerde derecelerini
yüksek klan Allah' tesbîh ederim.

Buz

(nefret, sevgisizlik)
ile

ehline gelince;

kahr

celâl ve

gazap

tortusu

sarholuklarndan dolay

vakitleri bilemezler ve

"

BAKARA
183

maddî har gününde Allah
bu hâl üzre devam
olur.

kendilerini

uyandrncaya kadar
gün
elli

ederler. Böyleleri için, bir

sene gibi

Bunun srrn

evvelki bahisleri hatrlayan

bilir.

Onlar,

bu hâl üzere devam
kahrî

ederler ve cehennemdedirler. Kendilerine

ânn yaylmas zahir olur. Cennet ehline lutfî ânn yaylmas da böyledir. Onun için "Onlar orada ebedîdirler '(Bakara, 39), buyurur. Allah'dan, gazap ve celâlinden

emin k-

lnmasn

dileriz.

Namazn
ahadiyyet
ortaya

daimîsi makbuldür.

Vücûdî

tecellînin

nuru,

karanlndan doup yaradlta

ilâhî sfatlarla

çktnda Hz. Muhammed'in

hakikatinde, âlem-i

ervahta (ruhlar âlemi) sabah

namaz klnr.
eder.

Ve bu naolan

maz, Hakîkat-i Muhammedi'nin tam
len

tecellîsi

ö-

namazna kadar devam
"Her mescide güzel

ite bu anda insanlar

Allah 'in ilâhî sfatlarnn elbiselerine
rünürler.

bürünmü olarak gö-

elbiselerinizi giyerek gidin.

(A 'râf 31)

Bu

elbise,

âlemi ervah 'ta zât, âlem-i misâlde sbizi nefis ve eytandan

fatlar olarak
tar.

zuhur eder ve

uzak

tu-

Bu namaz ikindi namazna kadar devam eder ve fena içe tekamülü âlemine girmeye balanr. Bu yokluk,

dn

hâli

akam namazna

kadar devam

eder.

Akam

namakulluk,

znda, fena, yokluk,

hiçlik tecellîsinin

batp beka

(Allah 'la var olmak ve tekrar
lar.

kullua dönü)
eder

tecellîsi

ba-

Bu da yatsya kadar devam

kinci beka olan yats, rahmet perdesiyle gizlenmeyi anlatr Allah 'tan gayrya

kar

uykuya dalnr. Böylece, zât

güneinin nuru ya da sfatlar

aynn

ile

aydnla-

nan

insan, "kâbe kavseyn" (iki yay kadar;

Peygamberimi-

zin mîracda Allah'a

yaknlnn

ifadesi) ehlidir.

Buna

daimî

tecellî denir.

255

255 Derleyenin Notu.

Ayet

3

Dördüncü
Ol salât içre

soru:
rek'ati

Her salât kim

üç ola yahut dört ola

iki kerre

bu oturmak nedir?
iki defa

-Üç ve dört rekâtl namazlarda
ti

oturmann hikme-

nedir?

CEVAP:
Evvelce belirtildii
ret
gibi,

namazda asl

olan, celâl ve cemâle ia(a. s.)

olmak üzere

iki

defa iki rekât

klmaktr. Peygamber
256

bir rekât olarak

klmay yasaklamtr.
Bu
sevdirildi."

Çünkü namaz,
derken, bu

sfatlar
(a.s.),

âleminin hükümlerindendir.

sebeple Hz.
257

Peygamber

"Bana dünyanzdan üç ey

üçün

içine

namaz da koymutur. Namaz, huzur-u kalb (kalp huzuru) ve teveccühe (yönelme) olduu kadar, uzuvlarn hareketine de muhhâlde o, iki tarafldr. Sfatlarn manâs taç olan bir ibâdettir. budur. Çünkü sfat, zât ile kâimdir. tibâr olarak onlar ikidir.

u

Görmez
kit

misin, çekirdek yerin altna gömülünce,
iki

çkarld

va-

ancak

parçal olarak çkarlyor.

Bu

parçalardan

biri zâta,

öteki sfata iarettir. Sonra, fiillere ve eserlere iaret
re dallar

olmak üze-

hâsl

olur,

daha sonra

neticeler ve maksatlara iâreten

meyve meydâna

gelir;

nihayet ebedîn ezele, zahirin bâtna, so-

nun

evvele

dönmesine uygun olarak i, balangca döner. ki

rekât da, neticede bir oluyorsa da ekil olarak, zikredildii gibi

takdir

olunmutur.

NAMAZIN RÜKÛLARI
nsan
ruhu, unsur ve

madde âlemi olan

tâbîî
ile

âleme iniinde
deveran etmi-

önce nebat, sonra hayvan, sonra da insan srr
tir.

Namaz ilk mebde (balangç) ve aslî meâda (varlacak yer) dönü ve urûctur (yükselme). Taayyün-i insanînin (insann meydana çkmas)
izâlesine (ortadan

kaldrmak) iaret olarak evvelâ

256 Buna "büteyra"
s.93;

denir. Bkz: bnü'1-Esir,
s.116.

en-Nihaye fi Garibi' l-Hadis, Kahire, 1965,

c.I,

bn
b.

Mâce, kâmetü's-Salâh,
Hanbel,
c.III, s.128,

257

Ahmed

199; Nesâî, Sünen, c.VII, s.58-60.

BAKARA
185

kyam
re,

farz

klnd. O, daha sonra belirlenmekle
srada
farz

beraber yükse-

lite öncedir. Taayyün-i hayvaninin izâlesine iaret

olmak üze(bitki-

rükû

ikinci

klnd.

Taayyün-i nebatînin

nin meydana

çkmas)

izâlesine iaret

olmak

üzere, secde üçün-

cü srada
si

farz oldu.

Bu arada namaz klann,

Allah'la kendi-

arasndaki perdelerin en

büyüü

olan taayyünât- kevniyye-

den (olusun âlemlerin meydana çkmas) fena bulmas gerçekle-

mi

olur.

Sonra onun ruhu basit unsurlar ve tabiat âlemi olan
ki,

âlem-i latife yükselir. Sonra daha da lâtif olana
lar âlemidir.
lir.

oras ruh-

Daha

sonra

srr

ile

ondan da

lâtif

olarak yükse-

Oras da

ilim ve

uûn

âlemidir.

Bu

âlem, taayyünât eklinta-

de âlem-i nâsutta son buluncaya kadar inite özel cismâni

ayyünü srasnda balangç
yükseli bu sona

yeridir. Seyir,

bu gayeye

ulat ve

vard

vakit, Bistâmî (k.s.) gibi

bazlar bu-

rada kalr. Bazlar da geri döner, böylesi daha mükemmeldir.

Çünkü dönüü,
se,

kendi nefsini kemâle erdirmek içinse bunda

gerekli bir fayda vardr.

ayet bakasn kemâle erdirmek
bu

için-

bunda müteaddit

(birçok)
(a. s.)

hayr vardr. Bütün peygamberler
hâl üzeredirler.

ve evliyann kâmilleri

Bu dönüe,

fena

duranda durmakla
denir.
ilgisi

fayda hâsl etmedii vakit bekaya

dönü
ile

Buras, eydâ (tutkun, dîvâne), yüce nefislerin idaresi

olmayan meleklerin mertebesidir.

Tekâmül edebilmek
ikilik gerekiyor.

için önce

kyamda olmak lâzm.
için

Yani

Huzurda vücûdumuzla ayaktayz.
rükûda duruyoruz.

Hayvani sfatlarmz yok etmek

Önce mânâmzla vardk, sonra vücud giydik. Allah'n huzuruna duruta önce insan taayyün
içinde hayvani vasflar var.
ediyor,

fakat insann
hissetti-

Bu hayvani vasflar

imiz anda
ruz.

onlardan kurtulabilmek için rükûya varyoile

Nebatî sfatlar her eyleri

Allah a biat etmelerine

ramen

içimizde fazlalk oluturan sfatlardr. Nebati s-

fatlar vücûda

bal

isteklerdir.

Allah bunu haram klmakendili-

m,

bir edebsizlik,

saygszlk yok. Meselâ vücud

Ayet 3
186

inden çalyor, yemek yiyor,

tuvalete gidiyoruz.

Bunlarn

hükmü

bile bizi Allah'tan

uzaklatryor. Secde bu vasfla-

r da yok etme hâlidir.
Rükû: Vücûdumuz içinde harama temayülü olan hayvani
vasflardr.

Ayaktayken bütün vücûdumuz, isteklerimiz ve hayvani va-

sflarmzla varz. Rükûda hayvani vasflarmz
tik,

teslim et-

secdede

ise

"yaradlmzla
gayba yükseldi.
tersine

ilgili

her türlü

kaydmz

sana

doru

yönlendiriyoruz" dedik. Fena bulduk. Ruhu-

muz aikâr oldu,
Kendi içinde
rek
dir.

yaradln

yükselme

var.

Secde ede-

mânâ âlemine

yükseldik, insân- kâmil hep secdedelatifin lati-

Buradan ruhlar âlemine oradan da srra

fine yükseldik. Vahdaniyete yükseldik ve ikilik kalkt. Bu-

ras ilim âlemidir. Çokluu
birlii de görüyoruz.

gördüümüz

hâlde çokluktaki

Geldiimiz son nokta bizim balaniki

gcmz oluyor.
yaklamas gibi.

"Kabe kavseyn" gibi yani yayn

ucunun

Bâyezîd Bestâmî burada kalr demek;
yor yani, fena demektir.

f'

"ndi

srrna

erii-

Ama srrn srrna
Bazs
258

geçemiyor ki

bu bekadr. Bir insann gelebilecei en yüksek nokta kendi içinde Allah
/

bulmak deil mi?

kendi içindeki

Allah 'tan Allah 'in sonsuzluuna geçiyor.

FENÂ-BEKÂ
Bekann
bir

takm

mertebeleri vardr. Birinci ka'de (namazda

oturu), ilk bekaya iaret eder. Sabah

namaznn

ki bir tanedir.

Çünkü bu namaz,
ye bitiiktir. Yani
rektirir.

makamnda celâl âlemine iaret olan gecegeceye yaknl, bu ka denin bir olmasn gezât
ilk anlar, fena ile

Çünkü bekann

karmaktan
orada

hâlî ol-

maz. aret yoluyla ihtiyaç

olmamas maksadyla

bekann

kuvvet ve temkini bulunmaz.
258 Derleyenin Notu.

"

BAKARA
187

Fena âleminden her uzaklata, beka kuvvet ve iddet bulur.

Bekada tam
(..yahut
dar...)

bir

ekilde yerleme

olduu

ve zâtn "Ev

Ednâ"
ka-

daha yakn..) srr, sfatlarn "Kabe Kavseyn"i

(iki yay

suretinde zuhur ettii vakit, böylesinin hâli ikinci beka

olur.
fatlar

Bundan dolaydr
âleminin

ki,

gündüzün zuhuru, iddetli ve s-

eserleri kuvvetli

olduundan öle namaz

dört

rekât ve iki ka'deli olarak farz
ilk
iki

klnmtr.

Onlardan

birincisi

bekaya, ikincisi ikinci bekaya iarettir.
ka'de emredilmitir.
bilfiil

Akam namaznda da

kemâl kuvveti

Çünkü akam sabahn tafsilidir, ondaki (fiilen) akam namaznda zahir olur. Ayrsabahn
kemâle
iki

ca üç rekât, kendilerine

rekâtnda iaret edilen

celâl

ve cemâl'in

topland

iarettir.

Bu

taaddüt, mertebeler
tafsili içindir.

arasndaki imtiyazn (dierlerinden ayrlmak)

Aksi

hâlde kalb, içine ancak bir teveccüh alabilirdi.

Bunun

için

Yüce

Allah öyle buyurur:
(Ahzâb,
4).

"Allah,

insann

içine iki kalb

koymamtr.
namazdan
ötekine

Eer insann
Çünkü

iki kalbi

olsayd, bir rekâtl

men

edilmezdi.

o takdirde, her bir kalb için

biri

eklensin veya eklenmesin, birer rekât olurdu.

Kuûd
dirir,

ve beka

tamamland
verir.

vakit, fânî-bâkî olan

imam

iki ye-

rin ehline

selâm

Yani, cennet ehline beka ve selâmeti bilereceklerini

cehennem ehline de fenay ve orada selâmete
Cennet ehlinin selâmeti ruh ve cisimle
ehlinin selâmeti, sadece ruh ve sr
iledir.

bildirir.

birliktedir.

Ce-

hennem
her

Onlar, cismânî,

hatta rûhânî olarak ebedîyyen azab görürler. Zîrâ cisim ve
ikisi

ruhun

de mahlûktur.

Cehennem

ehlinin cisimleri için ve ruh-

lar için selâmet yoktur.
dir,

anlalmas

ve

Bu husus ayaklarn kayd yerlerdentadlmas, ancak doru, açk ve kuvvetli ke-

if ile

mümkün

olur.

in

nihayeti
ise
259

u

ki,

mutlaka ancak Allah'a

döneceklerdir. Allah Teâlâ

selâmete kavuturucudur. Allah'n

"Rahmetim gazabm geçti"

sözü buna iarettir.
(zâti

Gazabn
ile zail

taallu-

ku (ballk, alakal olu) arzî
geçici),

olmayp sonradan zuhur eden,
olmaz.

rahmetin taaluku

zâtidir.

Zatî olan, arzî

259 Buhârî, Tevhid,

15, c.VIII, s.18;

Müslim, Tevbe,

4, c. VIII, s.95.

Ayet 3

Her ne kadar Allah'n sfatlarnn kendisine takdim ve
konusu olmazsa
da, burada

tehiri söz

rahmet önce zikredilmitir. yi anla
celâl suretinde

ve senin için ezel

srrnn

ebed aynasnda

deil,

fakat cemâl suretinde zahir
larca

olmasna çal. Aksi hâlde

hâlin yl-

kahr olup
Sabah
rlr.

kalr.

namaznm kullua dönüü ilk beka olarak adlandbeka, fenaya yakn bir beka hatta fena
ile

Bu

karm

bir beka

olmasndan dolay

ilk

beka

adn

alr.

Beka eer

fenadan uzaklamsa ve "kâbe kavseyn ev ednâ " srryla
tecellî

etmise ikinci beka olur

ki,

öle namaz bu mânâya

iarettir.

Ancak
bah

akam namaznda da ikinci
olarak zahir olur.

beka vardr.Çünkü sa-

namaznda
insann

bilkuvve olan kemâl,

akam namaznda

bilfiil

"Allah

içine iki kalp

koymamtr".
bekay anlamak

Kalp birden fazla olsayd, bu kalp birinci bekay an-

lamak

için,

bu kalp

ikinci

için gibi
tektir.

tafsîllendirecektik.

Ama

kalp tek olunca idrâki de

Biz ancak namazda hereyi idrâk edebilecek seviyeye çkarsak, kalp

namaz tam manâsyla

klarsa, her eyin idrâki

onda

geliebilir.

Kalp nedir? Kalp, Allah'n vücuttaki
ise

zuhur ettii yerdir. Çünkü Ruh Allah 'in emridir, kalp
kendi hakikatimizi bilmek için Allah'n nurla
tenezzül ettii ve kendi
kalptir.

tecellîsiyle

mânâsn aikâr ettii yerdir,
Kim

idrâk

Kalbi idrâk vardr.

ki aklî idrâke kalkar yan-

la gider. Eer kalp
ruyoruz.

nûrlanmadan önce idrâke kalkarsa

o

da yanla gider. Kalbi daha nurlu birine yani müride

so-

imdi selâm faslna geldik. Fenadan
fenada kalsak secdede kalrdk.

bekaya erdik eer hep
otu-

Ama secde sonrasnda
Bu dönüte

ruyoruz. Bekaya yani ikilie döndük.

bizden

okuyan Allah

oluyor.

Bu

ikilik içerisinde

imam

iki yerin

ehline selâm verir demek, zâta

da sfata da selâm

veriyor

BAKARA
189

demektir.

Cehennem
ver,

ehline
er,

dönüp
cennete

"bir

an önce

nefsinin

kötü

huylarn

fenaya

kavuf diyoruz. Cen2<S0

net ehline; fenadaki kiiye

ise

diyoruz ki "sen burada kal-

ma

bekaya geç", ki o da halka hizmettir.

AKATEÎ
Ben cehennem ateini iddetli olarak
tim. O, dünyadaki
tavsif

(vasflandrma)

et-

akn

suretidir.

Akn

kuvvetli

olduu

her

durumda yanma
külli fena

ziyâdeleir ve matlûba (talep edilen)

ulatran

hâsl

olur.

Dünyada bu

akn ateiyle yanan kimse için
ihtiyaç yoktur. Zîrâ

âhirette

cehennem ateiyle yanmaya
iddetlidir.

ak ate-

i cehennem ateinden
Fakat

Bu

sebeple,

ayet cehennem

azablandrlacak olsayd, muhabbet ve

ak

ateiyle azab edilirdi.

ak insana mahsus olduu

için,

böyle bir azablandrma ol-

maz. Buradan da insann ve melein kemâlinin son noktas an-

lalm olur. nsan topraktan yaratp da, sevgililerin en deerlisi

klan Allah' tebih ederim.
selâmlarnda,

Namazn
re,

baka

bir iaret
ile

vardr:

Namaz

klan,

vuslat ve cem'in

ancak tevhîd

olacana

iaret

olmak üze-

namaza

tekbîrle girer;
iki

ayrlk ve

fark 'in ikilikle

olacana
elde

iâreten
lat

namazdan

selâmla çkar. Tevhide girdii vakit, vus-

âlemine girmi

olur.

Buradan,

namazn maddî
olur.

ekli

ile

edilen

manevî mîrâcn deeri
(a. s.),

anlalm

Bunun

için Pey-

gamber
Bilâl"
261

daimî mîrâcda olmasna ramen, "Bizi rahatlat ey

buyurmutur.
tecellî

Lâkin mîrâcdan mîrâca fark vardr. Nitekim mutlak
ile

mukayyed

(kaytl,

snrl)

ve husûsî tecellî arasnda da fark
(r.a.)'a

bulunur. Allah'n, Hz.

Ebû Bekir

özel olarak tecellî etilkidir.

tii söylenir. O, bu durumdaki müminlerin
rü'yetin {görme)

Bununla

balangcna ulatran
açlr.

ilâhî

marifet (Allah' ta-

nma,

bilme)

kaps

260 Derleyenin Notu. 261 Ebû Dâvud, Edeb, 86.

Ayet
190

3

Peygamberin dâimi namazda iken yine de

"bizi

namaza

çar ey Bilâl!" demesi, namaz sekliyle klabilmek için teklikten ikilie dönebilmesidir.

Namaz
mîrâcdr.

dosdoru klarsak her namaz mîrâc ama mutlak

deil, dâimi

namaza kavuana kadar

sadece her

namaz

Allah ve peygamber mîrâcda bir olursa, görmek
ci bir

için ikin-

kii gerekir ki o kiinin kyameti kopsun. Mîrâc

hâdisesinde bu rol Hz.
ve görendir.

Ebû Bekir'indir. Yani o kyamdadr
Bekir birçok mutasavvfa
262

Bu yüzden Hz. Ebû

göre; "kul huvallâhü

ahad" görendir.

MÎRÂC
Burada baka büyük
mîrâcta
iki defa

bir srr

daha vardr: Peygamber
Birisi,

(a.s.)>

ka'dede bulundu.
salât ediyor"

Rabbinin "Ey

hammed

dur,

Rabbin

dedii sradaki urûc

Mu(çk)

haletidir. Yani,

yürümei brak,
ediyor.

hareketten kesilip otur, zîrâ ilâhî

hikmet inii icap
Öteki,

Mûsâ

(a.s.)'n:

Ey Muhammedi Dur, Rabbine dön ve
iste,

Ondan

hafifletmesini
haletidir.

demesiyle Hz. Musa'ya

dönüü

sra-

sndaki nüzul
Birincisi fena

kuûdü,

ikincisi

de beka kuûdüdür. Birinci ikinciye

eklendi de teaddüt (kol kola girme, birbirini arkalama) hâsl oldu.

Namaz,

iki

kuûdün srrn

içine alr

durumdadr. Makam,

biri-

nin ötekine tatbiki suretiyle ikisinin de suretinin husulünü gerektirir.
ki, bir

Mânâsz

lafz

olmad

gibi;

herhangi bir suret yoktur
birbirini

hakikati

bulunmam

olsun.

En azndan, bunlar

te'kid (pekitirme, kuvvetlendirme) eder.

Peygamber

(a.s.)'i,

altnc semâda Hz. Mûsâ

ile

karlamas,

(mekânn yukarda nn be olduunu gösterir. Hatrla
tenezzülât'tan

aaya

nakletmek) geri kala-

ve ganimet bil (faydalan).

262 Derleyenin Notu.

BAKARA
191

Allah in tenezzülü namazdr. Biz

namaz klmazsak Allah
namazda
hakikatini

bizde tenezzül etmiyor. Allah insana
açar.

Hz. Peygamber mîrâc'da fenaya erdikten sonrai-

ki bekaya

ulat

için

namazda

iki kere oturulur. Birin-

cisinde, Hadis'te

buyrulduu
bekle

gibi

Mîrâc annda meleklesala t ediyor"

rin "Ey

Muhammed

Rab bin

buyurdu-

u

hakikattir. Bu,

Hz.

Muhammed 'in

kendi hakikatinin

kendi vücûduna

doru

iniini (tenezzülünü) anlatr.

Artk

Allah 'la beraber hareket etmektedir. kilik kalkmtr. On-

dan sonra bu zevki tam manâsyla idrâk
daki Hz.
ki

için 6.

makam-

Mûsâ

ile

karlamas

ve Musa'ya

dönü anndaBu makamyara-

ini (aklna ve ilmine geri dönüp idrâk etmeye çalmaise

sndaki ini)

ikinci
5.

oturmann

temsilidir.

dan sonras da iniin

makamdaki

tecellîsidir yani

dltr. 263

KA'DE
Bu makamn esrarndandr
oturur. Birisi,
ki:

nsan, ömrü boyunca

iki defa

vukuf

yana ulat

vakit sûreten olur. ikinci
olur.

oturu, kemâlinin son noktasnda vukufu srasnda manen

Nitekim Yüce Allah buyurur: "Bildikten sonra
diye" (Nahl, 70).
264

bir

ey

bilmesin,

Yani kemâl

bakmndan

erzel-i

ömre (bunak-

lk)

ulat vakit, orada durur,
döner.

ilmi bilgisizlik hâlini alr, çocukson, ekilce birbirine

lua benzer bir hâle
benzer.

Her balangç ve

Görmüyor musun, Allah Teâlâ beerin babas Adem'i,
cihetiyle îsâ
ile

babasz olarak yaratt? Adem'in çocuklar kemâl
son buldu;
(a.s.)

ayn ekilde o da babaszdr. Keza

i,

Muhammed

ile

balad,

Muhammed el-Mehdî

(r.a.) ile

son buldu.

Her eyi bilmek Adem'in

cennetteki ilk hâli, dünyaya inip
bil-

de hiçbir ey bilmiyorum demek ikinci hâlidir. Her eyi
263 Derleyenin Notu.

264 Ayetin
bir

tamamnn

meali öyledir: "Allah

sizi yaratmtr,

sonra öldürecektir,

içinizden
"

ksm da ömrünün en fena zamanna ulatrlr ki,

bilirken bilmez olurlar.

Ayet 3
192

mek

birinci oturu, bildiin hiçbir

ey

olmadn

bilmek

ikinci oturutur.

Tekâmülün

tamamland

nokta Hz. isa'dr, ilk babasz

doan

Hz. Adem'dir. Tekrar zuhuru Hz. isa'dr, (beerin

kemâli tam mîrâc'dr). Kâmil zuhuru Hz. Isâ 'dr. Bura-

da âlem

biter.

Peygamberin Hz. isa'dan fark,
Isâ 'da

vücûdî

tecellîde

Hz.

görünen bütün makamlarn bekada aikâr olmaseder.
265

dr.

Bu âikârlk insân- kâmil ile devam

KIYAM Bu makamn
li

srlarndan

biri

de udur: Her

kyam meakkatBunun
için için

(zahmetli) olur.

Bunun

için

Allah gündüzü istek (ibtiâ) zama-

n klmtr.
olan

Her kuûd

(oturu)' Az rahatlk vardr.

Allah, geceyi dinlenmeye tahsis etmitir. Kâmillerin
hariç insana,

bâtn

dünyada rahatlk yoktur. Onlar, kalb ve ka-

lp

itibaryla âhirette rahat ederler.

nsân-

kâmil, nüzul (ini) ve
(halktan ilmi irfan

bekasndan dolay,

zahiri itibaryla

avamn
hâli,

kt

olan) belâlarna

mâruzdur. Bu, onun ayardan (yabanclar)
biridir.

gizlenme sebeplerinden
(akledilir) hâline tâbidir.

Onun

dünyâda mâkullerin
kendilerine tâbidir.

Cennette

ise, hâlleri

Ta

ki hastalanmasnlar, ihtiyarlamasnlar,

dünya insanlarnn
ora-

belâlar gibisine
da, zahiren ve

mâruz kalmasnlar. Çünkü insân- kâmil

bâtnen mahfuzdur (hfzolunmu, saklanm) ve
ona göre kyas
et.

selâmettedir. Gerisini

Bu durum, Allah'n

faz-

l ve

nimetidir, yüce

ann tazim içindir.
Onun yüce sânn
ve
bilseler,

Ehl-i dünya,

dünyada iken

O'na

hiz-

metten

fazla olarak

kulluk ederlerdi. Fakat Allah,

sânn gizlemi
da

ve müteâbihlerden
ve hadîslerin mecazî

(Mânas açk olmayan
mânalara gelen

Kur'ân- Kerîmin

ifadeleri)

klmtr. Bunu

tevillerin hakikatlerine ve

müteâbihlerin srlarna ulancaya
için

kadar muhkemlerle
265 Derleyenin Notu.

çalmalar

yapmtr.

BAKARA
193

Insân- kâmilin hakikatine kadar gidersek ki o hakikat
Allah 'tr,
iste

o

zaman

kulluk baslar ki o kulluk Allah a

edilmi

olur.

"Hem gidilen yol, hem varlacak nokta O' dur". Bunu anlarsak Allah'n

onda

tecellî

ettiini anlarz.

Ama sadece gi-

dilecek yol olarak görürsek

hizmet

ederiz.

Varlacak nokta

olduunu görürsek

kulluk ederiz.

266

Beinci soru:

Gündüz

ihfâ ile

olmuken kraat fi s-salât

Cuma

ve lydin sala ti içre

olmamak

nedir?

-Namazlarda kraat gündüz
bayramlarda cehri

gizli olduu hâlde, Cuma olmasnn hikmeti nedir?

ve

CEVAP:
üphesizdir
ki, ariflere

göre Kur'ân Allah Teâlâ'nn
gizlilik

kelâmdr,

kelâm da sfatlarndandr. Sfatlarn sân
Zîrâ
gizlilik,

deil zuhurdur.

sfatlarn deil zâtn özelliidir. Aksi hâlde, isim ve

sfatlarn

tecellîleri,

yüce

eserleri ile

zuhur etmezdi. Bu yüzden,

slâm'n
sesli)

ilk

zamanlarnda, gece ve gündüz Kur'ân' cehri (yüksek

Kurey kâfirleri, iittikleri zaman Kur'ân hakknda ileri geri konuur olunca, müminler gündüz okumaktan men edildi. Geceleyin asl üzere cehri okuma devam etti. Zîrâ, dümanlar gece uyuyorlard, onlardan müminlere bir
olarak okurlard. Fakat,

zarar gelmiyordu. Bu, o

konuda

er'î bir sebeptir.

GÜNDÜZ VE GECE
Zevkî hikmete gelince: Gece, Zât
ysyla; sevenin, münâcât ve
taya

srrnn mazhar olmas dolaAllah'la birlikte konumak için orvâkî tecellîlere nisbet edilin-

çkma zamandr.

Gece, her ne kadar hakikatte gizliliin

mazhar (zuhur yeri)
ce

ise de, ariflere

zuhurun mazhardr.

Onun

için

srâ hâdisesi geceleyin vuku

bulmutur.
266 Derleyenin Notu.

Ayet
194

3

Cinsî münasebette asl olan, geceleyin yaplmaktr.
dir ki, vuslat

Bunun

için-

srrnn zuhuru ve ayrlk libâs
Gecede

(elbise) ile

gizlenmeile

nin son bulmasna iaret olmak üzere, her

kadn kocas

an-

cak gece

zifafta bulunur.

bir gizlilik ve nice

zuhur vardr.

Gündüze

gelince, gerçi o, hakikatte

zuhur

yeridir. Fakat, sfatlar

perdesine nisbetle gizliliin

mazhardr. Bunun

için

Allah fazl-

n ve uzun bir gölge gibi kâinata yaylan geni rahmetini istemek
için,

gündüzleri hareket hâlinde

olmay

emretti.

Buradan hareBu, zulmânî ör-

ketle,

gündüz, nûrânî hicaba
gelir.

(örtüye) iaret oldu.

tüden sonra

Zîrâ gündüz, geceden sonradr. Hadîs-i erifte
267

"Hicâb nurdur' buyrulur.

Bu, birinci örtüye iarettir.
268

Baka
mut-

bir rivayette "Hicâb atetir", denir.
tir.

Bu da
etmek

ikinci örtüye iaret-

Bunun

tafsili

yetmi

bindir. Sâlik için örtüsüz olarak

lak zâta

ulancaya

kadar, hepsini kat

icab eder. Tabiat ör-

tüsünün, örtülerin en

büyüü olduu
Adem'e
tabir

bilinir.

Nur Hz. Adem'in,

ate Hz. Havva'nn mertebesidir. Havva,
rettir,

tabiat mertebesine ia-

ate de

böyledir.

nisbetle

zuhurun iddetinden donisbetle

lay,

Havva ate olarak

olunmutur. Ate, nura
fakat atete
yeri

id-

detlidir.

Atein asl nurdur,
Ellerin

bulunan

fazla bir vasf,
ol-

ikisini

ayrmtr.

dönü

kürek kemii ve kask

duu gibi,

atein dönecei yer de nurdur.

Artk buradan anlalsesle

mtr ki, gece için uygun düen cehr (açktan ve yüksek
mak), gündüz için
ise

oku-

ihfâ (gizlemek) 'dr.
gibi;

Evvelce iaret ettiimiz

bayram ve cuma, cem' ve

vuslat

âleminden haber vermekte bulunduundan, bu namazlarda
cehri

okumak vazolundu. Bu

ikisi,

insanlarn toplanmas için

cennetteki cem'

makamna benzerler. Bu yüce makamda toplan-

malar, izdivaç vaktine iaret olduundan, gelinlerin
yeni elbiselerle süslenmek sünnet olmutur.

yapt gibi,

Bütün bunlar havâssa
olur:

(seçkinler) nisbetledir,

dersen cevab öyle

Her durumda Allah'n
13.

kendilerine gizli

olmad daha seç-

267

bn Mâce, Mukaddime, 268 Müslim, îmân, 79.

BAKARA
195

kinlere (ehass) gelince; cehr ve ihfâ

(açklk ve gizlilik) onlar

için

müsavidir. Zîrâ onlar,

kelâm-

nefsi

mertebesinde cehr ve ihfânn

mebdeine (balangç) ulamlardr.

Gece beer

için gaflet, arif için vuslattr.

Onun

için îsrâ

gece gerçeklemitir.

Gündüz sfatlarn aikâr

olup

zâtn

gizlendii zamandr. Allah 'in
için hareket hâlinde

fazln

rahmetini istemek

olmamz gerekir,
1.

iki türlü hicap vardr:

Nûrânî hicap

2.

Zulmâni

hicap,

insan Allah 'in

zâtna ulancaya kadar iki hicab da tanr.

Hz. Adem'in
nûr,

makam

nur

ise

Hz. Havva'da

tecellî

eden
ise

ate gibi yakc oldu ve gündüzü temsil
temsilidir.

etti.

Gece

nurun

Ancak Cuma

ve

Bayram namazlarn-

da gece gibi cem ve vuslat olduundan açk olarak okumak

emrolunmutur. Allah \n
lilik

sevgilileri için ise

açklk

ve giz-

eittir

çünkü onlar

için gece

gündüz fark kalmam-

tr.

269

SLSLE-Î MERÂTB
Ben derim
ki, silsile-i

merâtibe (mertebeler zinciri)

ri

lâzmdr,
havâssa,

çünkü intizam böyle salanr. Nitekim, hakikatte avam
havas da daha haslara tabidirler. Birinci
hâli, ikincisi ise

durum cennet

ehlinin

dünya ehlinin

hâlidir.

Nitekim, evvelce buna

iaret
le

etmi

ve öyle demitik: Hâslar, bütün zamanlara nisbet-

bir

makamda beklemezler.
deerlisi, gecenin fecre

Kendilerine vâki

tecellî

zamanlar-

nn en
tine

yakn ksm,

sonra

ilk

kuluk vak-

kadar olan süredir. Bilâhare, inkiafta

(ilerleme, gizli srla-

rn

bilinmesi)

baz zayflamalar balar
gizlilik

ve genelde, ikindiye

yakn

zamana kadar

husule

gelir.

Daha

sonra yatsya kadar hâl

yenilenir. Bilâhare

yatsdan sonra

gizlilik (istitar) yenilenir.

Bunlar gün içerisindeki farkllklardr. Aylardaki

farkll buna

kyas

et.

Yani bir günün çeitli bölümleri,

tecellî

ve istitarda nasl

269 Derleyenin Notu.

Ayet 3
196

farkllk arzediyorsa, keza haftann günlerinin birbirine
bir

nisbeti,

günün

vakitlerinin birbirine nisbeti gibidir. Aylar da böyle-

dir, ehli

olan anlar.

Bu azz

ve alîm olan Allah'n takdiridir.

Zamanlar farkl olduu

gibi,

mekânlar da farkldr. Üç mescid 270
bölgeleri gibi deildir. Hâllerin

ve benzerleri, yeryüzünün

baka

farklln
lat"

da buna benzetebilirsin.

Namaz

hâli, tecellîde

baka

hâllerden daha kuvvetlidir. Peygamber (a.s.)'n "Bilâl bizi rahat-

sözü buna

delildir.

Yani

biz,

namaz

dnda
Bizim

beerî
için

meak-

katler ve kevnî gizlilikle denenmekteyiz.

ancak na-

maz

içinde rahatlk vardr.

Namazn

manevî mîrâc olmas dolailâhî

ysyla, gözlerden kevnî örtüler kalkar ve

âlemde tam inki-

af hâsl

olur.

Bunun

için

namaz, gözün nuru ve sevinci kln-

mtr.

Zîrâ insan, sevgiliyi

gördüü

vakit üzüntüsü kalkar, kal-

nee ve ferahlk hâsl olur. Ey arkada, eer sen cem'a ve fenasna ulamsan, Kur'ân' cehrî olarak okuyabilirsin,
binde anlatlmaz

bunun künhünü

(asl, öz)

de ancak beyân ehli olan açklayabilir.

Çünkü

o Allah kelâmdr, Allah
ise

kelâm kula

nisbet edilmez.

Ne

de olsa o kuldur, kul

yorgundur.

ENE'L-HAK Kim "Ene'1-Hakk"
lüman olmu

(Ben

Hakk'm) derse,
vahyi sana

o,

hüviyet mertebesinde

Hakk'tr. ayet hüviyete iaret ederek
olur. Sonra,

"O Hakk'tr" derse Müsulamadan Kur'ân hakkn-

da acele etme! hfâ

(gizlilik)

ve hakikat mertebesi olan

makamnda cehr olmaz. Kalb hâli ihfâ tamamland vakit cehr gelir.

Cehr, lisânn hâlidir ve eriat mertebesidir.

Bayramlarda cehrî

ol {cehr yap,

açk

ol),

onlar fena ve beka bayetti).

ramdr. Ebû Yezîd
kas ii açk
le

ve benzeri cehrî oldu (açk

ayet bada böytoplan-

etseydi, parça parça dorarlard...

Cumada

yap.

Cuma,

özel

harda kuvvelerin kalb makamnda

masdr. "Bugün hükümranlk kimindir? Gücü
Allah'ndr" (Gafir,
16), âyeti ile

her eye yeten tek

cumada da cehr yaplr (açk edi-

270 Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa.

BAKARA
197

lir).

Bu, ihfânn kendisindeki cehr ve ibtânn (gizlemenin) kendi-

sindeki izhardr.

Bir insann "Ene' l-Hakk" demesi, eer gündüz vakti yani
farkta
ise

günah, vuslatta
için vuslat

ise

sevaptr. Bayramlar
ise

ise fena

ve beka

olduu

andr. Cuma

kyamette vus-

lat anlatr... 271

CUMA-BAYRAM
Cuma
dedir.

haftada bir kerre

gelir.

Hafta

ile

murâd

edilen,

Sünbüle

burcunun deverandr. Cuma, yukarda geçtii
Bayram, senede
iki kerre gelir.

gibi yedinci bin-

Zîrâ oruçlu için iki ferah-

lk vardr.

Bir ferahlk, iftar srasnda, bir ferahlk Rabbine ka-

vutuu sradadr.
nesidir.

Seneden kastedilen, mutlak olarak ömrün
ilk

se-

ftarn ferahlna

bayramla iaret olunur. Bu,

tabia-

tn ferahlk duymasdr. Bu,

riyâzat ehlinin yolu olan

daimî im-

sak için hayatta bir defa olan ferahlktr.

Kavuma ferahlna
ühûd
ile

ikinci

bayram

ile

iaret olunur. Bu, ruhun

ferahlk duymasdr. Her ne kadar

tecellîler çeitli ise de,

bu da

(ahit olma, görme) ehlinin yolu olan tecellîlerin

devam

için bir defa olan ferahlktr.

Bunun srr bayramn maddî yönü
zahirinin

ilgilenenler için, ikinci

bayramn

haccn tamamise,

lanmasna ve Kabe'nin

ziyaretine
ile

bal

bulunmasdr. Bâtn

bayramn manevî yönü
lanmasna,
bir olana

ilgilenenler için, kalbî niyetin

tamam-

ruhen teveccühe (yönelme), srrî olarak Zât a
ziyaret et-

meyletmeye ve fenann son noktasna Ev'in sahibini

meye baldr.

Ömür boyu oruç rahln sebebidir.
onun

tutan bir tek defa iftar eder;

o,

maddî

fe-

Sonra onun

ii, fena

srasnda, tabiattan ve
sebebi olan lika-i

formalitelerinden,

manevî

ferahlnn

Rabbanisine (Rabbine kavuma) havale olunur.

271 Derleyenin Notu.

Ayet 3
198

Buradan anlalr

ki sâlik, tabiat

bu

ilk cehrdir.

Sonra hakikat

makamnda zikri açk yapar, makamnda teblii açk yapar, bu
bir araya gelmeleri;
(delil)

ikinci cehrdir.

nsanlarn bayramda

peygamiçin

berlerden sonra Allah'a herhangi bir hüccet

olmamas

Kur'ân' ve
eder.

ahkâm

(hükümler) dinlemeleri bu hususa delâlet

Bunun

içindir ki

Cenâb- Hakk "Sana buyrulan açkça

or-

taya koy!"(Hcr, 94), buyurur. Yani onu, asla bir kimseye benze-

meyecek ekilde apaçk

bir tarzda ortaya koy, demektir.

Bayramlarn

belirlenmesi,

onlardaki

açk

(cehri)

okuma,

Medine'de vuku buldu. Zîrâ Medine,

açkl

îcab ettiren beka

makamdr. Cuma da böyledir. Peygamber (a.s.), cumay ilk olarak Kubâ yaknnda Benî Salim' de klmtr. Burada fenas ve
bekas olmayann, sürûru olmayacana
lesinin sürûru, arzî bir
bir iaret vardr. bir sürürdür,

Böyza-

iten dolay arzî

yakn

manda yok

olur gider.
(ne§e, sevinç) gelince, zatî bir

Fena ve beka sahiplerinin sürûruna

sebeple bizzat sürürdür. Herhangi bir hâlle

deimez. Bu yüzden,
olur.

havâss için

teselli

ancak Allah Teâlâ'ya vuslattan sonra hâsl

Burada baka
iller

bir

sr daha vardr: Cem'iyyet (toplanma) üçtür;
kalbin toplanmas, sfatlar

fi-

makamnda
zât

makamnda ruhun

toplanmas ve
iki

makamnda srrn toplanmas. Bunlarn says, bayramda cumann says kadardr. Srrn cehri, rûhânî kuvRuhun
cehri, kalbî kuvvelerin iitmesi
içindir.

vetlerin iitmesi içindir.
içindir.

Kalbin cehri, nefsânî kuvvelerin iitmesi

Nefs mertebesinde cehr yoktur. Nefs fark zümresinden olma-

s dolaysyla
ihfâ (gizlilik)

münferiddir. Münferid (yalnz, tek) olan, cehr

ile

arasnda muhayyer

(seçilmesi serbest olan)
ait

olmakla

beraber, gece içindir. Fakat

gündüze

münferid böyle deildir.

Bayramlar ve Cuma, ancak cemaat içindir ve cehr sadece onlara
mahsustur. Allah'tan ihfâ
ile dili

köreltmesini, cehr

ile

uzatma-

sn

niyaz ederiz.

yi

bil!

BAKARA
199

Cuma, Cuma dan Cuma'ya yedi
Peygamberin
lir.

tecellîsi

olduu

için

tecellîsidir.

Bayram

ise

senede iki kere gede-

ftarn ferahl

ilk

Bayram dr. Tabiatn ferahl
nefsin

mektir.

kinci Bayram ruhun ferahldr ki

kurban

edilmesidir.

Ayn zamanda haccn yaplmasna ve Kabe zibaldr.
Yani,

yaretine de
demektir.

zât tavaf

evin sahibini ziyaret

Buradan da anlalyor ki

tabiat
ise

makamnda zidefa Medine'de

kir açk yaplr.

Hakikat makamnda
ve

tebli açk yaplr.

Bayram namazlar

klnmtr. Medine de
Srrn okumas,
içindir

Cuma namaz ilk beka makamdr.

kendindeki ruhanî kuvvetlerin iitmesi
kalbi kuvvetlerin iitmesi içindir,

Ruhun okumas,

kalbin

okumas

nefsani kuvvetlerin iitmesi içindir. Nefs

okuyamaz. Fark

makamnda olduu
olur.
272

için tektir.

Cehr (okuma) cemaat içinde

Altnc soru:
Çün yakn
ola

kyamet maribî

olup

ems

Kenz-i garba girip andan yine

domak nedir?

-Kyamet yaklat vakit, günein batya geçip yine oradan

domasnn hikmeti nedir?
CEVAP:

Bu

söz,

kendinden önceki ve sonraki sorulara

-ilgi

d

olmas

dolaysyla- yabancdr. Zikre konu olmas, bahsi geçen namaz-

larn vaktini belirleyen

güne

dolaysyladr, denebilir.

KIYAMETLER
Bil ki

kyamet ya küçüktür, ya büyüktür. Büyük kyamet,
(suretiyle)

ölenin
artla-

görünüüyle

yok olmasdr.

Onun

da

bir

takm

r vardr. Günein batdan
272 Derleyenin Notu.

domas

bunlardandr. Bu, brahim

Ayet 3
200

(a.s.)'i

Nemrud'a Onu batdan dodur" (Bakara,

258),

sözünü

tasdik içindir. Allah'n,

günei batdan da doudan da getirme-

ye gücü yeter.

Küçük kyamete
sin,

gelince; tabiatn ehvetlerinden kesilmeyi; nef-

arzularndan; kalbin, ahlâkndan; ruhun, ilimlerinden; sr-

rn, meyillerinden fânî olmasdr.

Ona küçük kyamet denmitir.
vuku
bulur.

Çünkü görünüte küçük âlem
da
bir

olan insanda

Onun
kalb-i

takm

artlar vardr. Bundan öncekinin aksine, ruh gü-

neinin cesed maribinden
a'lâ

domas

gibi.

Bundan önceki

ufkunda

idi.

Günein nuru
gibi o

gibi,

onun da nuru vardr.

Fa-

kat,

günein nuru

da kaybolan cinstendir.

Onun

nezdin-

de bulunan külli fenaya yaklanca, nûr ve zulmet (karanlk) eit
olur, belki

de nûr zulmete döner. Peygamber

(a.s.)

öyle buyuYani onla-

rur:

"üphesiz Allah halk zulmet içinde yaratt..."
(yokluk) zulmetinde takdir
serpti.
etti,

175

r Âdem
de

sonra üzerlerine kendi
verir

nurundan

O, vücûd nurudur, günein nuruna hayat

güne doar; aslnda güne kszdr.
Cesed maribinden (bat)
sed,

dousu

ile

kastedilen sudur: Ce-

bat tarafgibi zulmânidir (karanlk), nitekim ruh da
nûrânîdir.

dou gibi
sedin

"Dou

ve

bat Allah'ndr" (Bakara,

115), âyeti ile

buna iaret vardr. Güne,

ksz kalp,

ce-

zulmâni taayyününden (aikâr olma, ortaya çkmak)
ilk

fâni olmas gibi nûrânî taayyününden fânî klnnca,
hâline döner ki o ilk hâlinde Allah,

günei zulmette yarat-

mtr,
Allah,

kendisi ne parlt ne de siyahlk olmayan âlemdedir.

günee zât

olarak

tecellî etti, böylece o

nârla doldu,

n
273 Tirmizî, îmân,
274 Müslim,

sonra ondan kuvvelere, sonra uzuvlara tat, nihayet varl-

bütün parçalar nurla doldu.

u

buna

iarettir: "Yeryü69).
275

zü Rabbinin nuruyla aydnlanr. " (Zümer,
(a.s.)

Peygamber

da "Allah'm beni nûr

2 kl!" ^

buyurur.

18.

Salâtü'l-Müsâfirîn, Hadis No: 187.

275 Derleyenin Notu.

BAKARA
201

ÂDEM'E TECELLÎ
lâhî
tecellî ile birlikte

ruhun

hâli,

kendisine ilk üfleniinde cese-

din ruhla birlikteki hâli gibi

olur.

Hz. Peygamber
tecellî etti."
276

(a. s.)

öyle builk ola-

yurur: "Allah Adem i yaratt ve ona

Yani ona
ile

rak ruh suretinde, sonra bütün isim ve sfatlar

hattâ

zâtnn

nuru

ile tecellî etti.

Böylece

Âdem, baka varlklarn
oldu. Tecellî

aksine bü(kaynak)

tün bu

tecellîlerin

mazhar
277

menbandan
gayrisi

herkes içecei yeri bildi.

Keza insanlardan
bir sureti, bir

mutlaka ruh

menban

bildi.

Çünkü ruhun

de hakikati vardr.

Sureti, zahir ehlinin

anlad

taraf, hakikati ise hakikat ehlinin

anlad
hamd

tarafdr. Allah Teâlâ'nn

u sözü buna iarettir:
(srâ, 44).

"Onu

ile tesbîh

etmeyen hiçbir

ey yoktur. "

Yüce Allah
le

celâli tecellîsinin sureti ile,

Açktr ki, ruha kahr ile muameizâle

etmi

ve taayyünü (ortaya
o,

çkma, aikâr olma)

etmi-

tir.

Böylece

cesed

maribinden doar olmutur. Onun vücud
yoktur. Allah Teâlâ'nn "tek ve kahre-

âlemini aydnlatacak
dici" {Gafa, 16) sözü

buna

iarettir.

Bu konuda düünürsen,

sana

onun açk srr kef olunur.

GECE-GÜNE
Bu hususta baka
(perde)

bir cevap

daha vardr: Gece, zulmânî hicabn
gibi;

taayyününe

(ortaya

çkma, aikâr olma) iaret olduu

güne

de nûrânî hicabn taayyününe iarettir. Dâbbetü'1-arz,

süflî ve

hayvânî tabiatn suretine; Deccal, nefsânî taayyünün

misâline iarettir.
galebesi
ile

Kyamet yaklat

srada, zulmânî hicabn

durum deiir. Âlem,

gece gibi iyice zulmânî (karanile

lk) olur. Tabiî süflî hâllerin zuhuru
gibi olur.
ile,

de insanlar, hayvanlar

Keza nefsânî

gailelerin (düünce, dert,

sknt) hücumu
dola-

bu zamann eriat ve hakikat nurundan uzak olmas

ysyla, bedenlerin ruhlardan ayrlmasndan sonra
gibi,

bakalamas
"Küçük fena"
neri,

her

ey

bilinen ekillerinden

baka
verir.

hâle

gelir.

276 Bursevî bu ifâdeye Kitabün 'n-Netîcede de yer
stanbul,
1997,
c.
I, s.

Bkz.Ali

Naml-mdat Yava

351 ve

c.II, s.97,

102, 308.

277 Bkz. Bakara,

60.

Ayet 3

202

saylan
gibi,

tabiî

ölümün vukuu srasnda tevbenin kabul olmamas

o vakitte tevbe kabul olmaz.
ile

Bu ümmetin ömrü, çounlukla 60
t.

70 arasndadr.

Onun

için

bu hususa iâreten tevbe bab (kap)

senesiz olarak

meydana çk-

Bu

bâb,

günein batdan

doma

srasna, yani ruhun cesedkabul ve ikbal (teveccüh,

den ayrlma zamanna
yönelme, kabul)

talik edilmitir,

zaman

son buldu.

doudan domas, Hz. Muhammed'in erîatinin zahiri ve bâtn ile bekasna iarettir. O, idare edici ilâhî ruhun suretidir. Günein batdan domas, erîatin hükmünün son bulmasna iarettir. Bu ise, bedenleBu
tahkiki:

makamn

Günein

ri

idare eden hayvânî

ruhun

suretidir, özellii

beden maribin-

den domaktr. Velhâsl, hayvânî ruh beden maribinden (bat
tarafndan)

doduu

vakit, kuvveleri ve
olur.

alr ve insanlar, hayvanlar gibi

hükmü altna Günein batdan domasnuzuvlar
iler deiir,

da da buna iaret vardr.

O srada hâl tersine döner,

zahirden bâtna intikâl eder. Mushaflar kalkar, kalplerden ilim

yok
bizi

olur.

Geride sadece cehalet ve hayvânî sfatlar kalr. Allah

bundan korusun.

Yedinci soru:
Ziyâde
tekbîrleri tydin nedir

hem

idicek

Her

birinde ellerini abdî

kaldrmak

nedir?

-Bayram namazndaki ziyâde

tekbîrlerin ve o

srada

elleri

kaldrmann hikmeti
CEVAP:
nsanlarn Resûlullah

nedir?

(a.s.)'a

kar

korku ve sayglar büyüktü.
ismi.
idi.

Çünkü
sultana

o, ism-i

â'zam'n (Allah'n en büyük

Onunla yaplan

her dua kabul olur) hakîkî olarak

mazhar

Nitekim insanlar
o,

kar

da korku ve sayg duyarlar. Zîrâ
için "Sultan

bu toplayc

is-

min

sûretâ

mazhardr. Bunun

Allah 'in gölgesidir"

BAKARA
203

denmitir. Yani hakîkat-i ilâhiyyenin gölgesi demektir. Heybet
ve celâl

bakmndan

gölge,

bu mevkide

olursa, gölgenin sahibi

hakknda

fikrin nedir?

BAYRAM TEKBÎRNN HKMET
Devr-i saadette insanlar, bayramlarda çeitli kabilelerden

saysz

ekilde toplanrlar ve Peygamber
(birbirine

(a.s.)'i

görmek

için

tehacümde
olduk-

hücum

etmek,

üümek)
bayram

bulunurlard.

Ona kar

ça ta'zimkâr (hürmetkar) davranrlar, büyüklük ve
disine yöneltirlerdi.

ululuu ken-

te

namazn

ziyâde tekbîrlerle klbiri,

mak Peygamber
iarettir.

(a.s.)'in

emridir. Tekbîrlerin her
edip),

ululuu

kendi nefsinden nefyedip (yok

Allah Teâlâ'ya yöneltmeye
(a. s.),

Bunun

için

Hz. Peygamber
Allah'a

srâ gecesinde Ahaoldu-

diyyet

makamna ulap,
kulluu
seçti;

manen mülaki (kavuan)
olmayan) hudûstan

u

vakit,

kdemi

(öncesi

(hadîs,

sonradan olan)
tur", dedi.

ayrd

ve "Ben kulum, Allah'tan

baka

ilâh yok-

Burada

arifler için

büyük

bir tedip (edeplenme) vardr.

Ziyâde tekbîrler konusunda farkl rivayetler bulunmaktadr
ve her birinin bir yönü vardr: Onlar peygamberin kalbinin

itminan (kalpten ve gönülden inanma) bulmas

içindir.

Ziyâde

alt tekbîrle itminan bulup, orada durabilirdi. Bazen de

makam,

bundan fazlasn
ilâveye

icab ettirir ve

itminan hâsl oluncaya kadar

devam

eder; her birinde nefyi tahkîk ve

manây

tatbik

için elleri
Elleri

kaldrrd.
ilahe yerinde, "Allâh-u

kaldrmak Lâ

Ekber"

ise illallah

ye-

rindedir.

Önce

eller

kaldrlr, sonra tekbîr alnr. Zîrâ kelime-i
sözü), isbattan

ahadette nefy (Lâ ilahe

önce yer alr.

in hakikati
kaldr-

udur:

Sa

el

âhiretten, sol el
âhireti elden

dünyadan

ibarettir; elleri

mak

ise

dünya ve

çkarp

arka tarafa
ibarettir.

atmak ve her

ikisinde de

büyüklenmeyi yok etmekten

"Allâh-u Ekber" sözü; Azîz ve

Hakîm

olan, göklerde ve yerde

ululuk kendine mahsus olan Allah

için,

ululuu

isbat

etmek-

Ayet

3

204

tir.

Keza gözler de

iki

dünyaya

iarettir. Sâlik her ikisine

gözü-

nü yumarsa, gayb tarafna
rür hâle
gelir.

basireti

açlr ve körlükten sonra gö-

Artk bu

kadarla son verelim. lahî srlar
yoktur.

snrszsa

da, vaktin

bundan fazlasna tahammülü

Snrsz olan snrlamak
ve hakikatler

cidden imkânszdr, fakat arif olana iaret kâfidir. Zîrâ arife nisbetle her kelime,

manâlar

mecmuas
ki,

ambardr.

Hakk

Teâlâ öyle buyurur: "De

Rabbimin
sözleri

sözlerini

yazmak

için denizler

mürekkep

olsa,

Rabbimin

tükenmeden deniz-

ler tükenirdi."

(Kehf, 109). Yani

Rabbimin

kelimeleri tükenmez,

onlar
nizler

Onun malûmat
için tükenirler.

ve takdiri dâhilinde olan eylerdir.
olsalar,

Deol-

geni ve ihatal (kuatc) da

sonlu bir mürekkeb

duklar

Bu

satrlar takdir edilen gün, ay ve senede

Yüce

Varln,

satrlaiçin

rn
Ve

en

aasna indirdii bir kalemle, mebrûr (makbul)
yaplmasna yardm eden

Hac

Ev'in

(Ismâil)'nin eliyle ortaya

çkt.
278

lillâhi'l-hamdü alâ abdihî ve's-salâtü alâ bed'ihî ve avdihî.

"Kendilerine verdiimiz
verirler."

rzktan bakalarna yardm

için

n fak:
"nfâk",

maln elden çkarlmas, harç ve sarf edilmesi demektir. 279

Arapça'da "infâk" ve "infâd" kelimeleri

e

anlamldr. Ancak

"infâd" kelimesinde farkl olarak, elinde var olan eyi tümüyle

harcamak ve

hiçbir

ey brakmamak anlam

vardr. Hâlbuki

"infâk" kelimesinde böyle bir

anlam yoktur. Buradaki infâktan

278 Bu

çalmann ilk yaymland yer: Tasavvuf lmî ve Akademik Aratrma Dergisi, AnDili,
c. I,

kara, 2003, say: 10, s.9-43.

279 Elmalk M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur'ân

stanbul, 1992, s.180.

BAKARA
205

maksat, farz olsun nafile olsun,

tüm hayr yollarna yaplan

har-

camac r. d

28ü

nfâk,
nafile

farz ve nafile olarak iki

ksma

ayrlr. Farz olanna zekât,

olanna da sadaka

denir. Nafilenin farz

olan da bulun-

maktadr.
Bil ki;

nfâk'n

farz

olann

yani zekât edâ etmekle, cimrilikten

kurtulursun. Nafileyi yani sadakay edâ etmekle de, yüce derecelere
likle

ulaarak kerem mertebesine hâiz olursun. Öyle
281

ise;

önce-

cimri olmaktan kaçn!

Farz

ksm

Allah'n

snflarn

belirledii ve belirli bir

zaman

ve ölçüye göre düzenledii iken, gönüllü olan, herhangi bir

eye

bal
la

deildir.

Çünkü

gönüllü vermek, rubûbiyetin vergisidir ve
ise

dolaysyla snrlanmaz. Farz
efendisinin belirledii

kulluun
verilir.

vergisidir ve

dolaysy-

eye

göre

2* J82

Ebu'1-Leys

(r.a.),

Tefsîr'inde der ki:
delâlet.

Yakîn üç mertebedir: Yakîn-i yân, yakîn-i haber, yakîn-i
Yakîn-i yân: Bir

eyi görüp o

ey hakknda her türlü ekk ve üpedilir.

heyi izâle eden yakîndir.
Yakîn-i
delâlet'.

Görmekle temin
ile

stidlal (delil getirmek)
bir yerde

elde edilen yakîndir.

Meselâ uzakta

duman

çktn görüp orada bir atein
Burada atei görme yok,

bulunduuna

dair elde edilen yakîndir.
istidlal

dumanndan

vardr.

Yakîn-i haber.

Bir

eye

dair haberle yakîn elde edilmesidir.

Meselâ dünyada
olunur
ri

Badad

diye bir ehrin
bile

bulunduundan

bahis

ki,

kii oraya gidip görmese

oray

bilenlerin verdikle-

haber

ile

mevcudiyetine yakîn hâsl eder.

280 smail

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu l-Beyân

Tefsiri,

stanbul, 2004,

c.I, s. 66.

281 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,

c. 1, s.

213.

282 bnü'l-Atabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ektem Demirli, stanbul, 2006, c.IV,
s.426.

Ayet

3

206

Âyet-i celîlenin
için

bu beyân müahede mertebesinde olmayanlar
gelir.

yakîn haberdir. Bundan sonra yakîn-i delâlet

Âhiretin
(bel-

hak olduunu yakînen görünce de haber ve
li,

delâlet,

yân

açk) ve müahedeye

(bir

eyi gözle görme, ahit olma) yükselir.

eriatn
üzere

zahirini bilmek ilme'l-yakîn, bildiini halisane ve ihlâs

yaamak

ayne'l-yakîn,

müahedeye ermek de Hakka' 1-

yakîn mertebesidir.
lmel-yakîn,
isabetli bir fikir ve istidlal (delil getirme) ile

idrâk-

bâtn (bâtnn,
dir.

görünmeyenin idrâki) vastasyla hâsl olan ilim-

Bu, gayba yakînen inanan âlimlerin bulunduklar mertebe-

dir.

Bu mertebe

ilim ervâh- kudsiyye (kutsal ruhlar)

ile

müna-

sebet

kurulmakszn ziyâdelemez. lim aynen
bunun mertebesi
ile

yani gözle göre-

rek tahakkuk etmise

ayne'l-yakîndir.

Bu da

malumun müahedesi
ne
ikilik

hâsl

olur.

Bu mertebenin

bir üstü-

hicab

(perde)

aradan

kalkmakszn varlmaz. Bundan
gelir.

sonra Hakka'l-yakîn mertebesi
diye bir

Bu mertebede artk

hicâb

ey kalmamtr. Bu
ise

mertebenin aynel-yakîni evliyaya,

Hakka'l-yakîni

enbiyâya mahsustur.

Bu

derece ve mertebeler ancak
abdestli
idaresi

müahede

ile

hâsl

olur.

Her

za-

man
ten

bulunmak, az yemek, semâvât ve arzn Allah

tara-

fndan

hakknda

tefekkür,

lüzumsuz eylerle meguliyet-

kaçnmak,

farzlar sünnetleriyle beraber edâ,

Hakk'dan

gayol-

rilerden, yani

mâsivâdan tecerrüd (soyutlanma), Allah'a vâsl
türlü arzuyu terk, az

maktan baka her

uyumak, Allah'a arz-

ubudiyet (kulluunu arz etmek) etmek, haramdan kaçnmak,
helâl

yemek, sözünde ve iinde doru olmak, kalbiyle murakabeye

(kendi iç âlemine bakma,

dalp kendinden geçme) her an devam

etmek
li,

gibi

mücâhedelere devam etmek ki bunlar
(bir

yân

(âyân, bel-

açk) ve müahedenin

eyi gözle görme, ahit olma) anah-

tarlardr.

On zümre vardr ki
1.

bunlar aklanmlardr.

Haliknn
meyen,

(Yaratc) Allah

olduunu

bilip

de O'na kulluk

et-

BAKARA
207

2.

Râzknn (Rzk
Dünyann
zail

veren) Allah

olduunu

bilip

de huzur ve

itminan (tatmin olma) içinde bulunmayan,
3.

olduunu
onu

bildii hâlde ona îtimâd eden, yani

her türlü iinde
4.

esas kabul eden,

Vârislerinin, kendinin
lar için

düman olduklarn bildii hâlde onha-

mal
bir

biriktiren,

5.

Ölümün

gün muhakkak geleceini bildii hâlde ona

zrlanmayan,
6.

Kabrin menzili olduunu

bilip

de oras için tedarikli bulun-

mayan,
7.

Kendisini hesaba çekecek olann Allah

olduunu

ve

Onu

aldatmann imkân
hüccete
8.
{delil)

bulunmadn

bildii hâlde sahih bir

dayanmayan,
için srattan geçileceini bildii hâlde ora-

Cennete ulamak

dan dümekten korkmayan,
9.

Atein

fâcirlere

me'vâ (yuva)

olduunu

bildii hâlde ondan

ürpermeyen,
10.

Cennetin ebrârn yurdu olduunu bildii hâlde oraya

gir-

mek

için

amel etmeyen kimse aldanmtr.
(k.s.)

Zü'n-Nûn-i Msrî

demitir

ki:

Yakîne eren

tûl-i

emeli (uzun emel) terk eder. Tûl-i emeli terk

eden zühde, zühd hikmete, hikmet de her iin sonunu

düün-

meye götürür
hâlidir.

ki âhiret

îmân bu îmân

ve tefekkürün kemâl

Büyük

arifler

demilerdir

ki:

Vücûd hicabnda kalmann

zille-

tinden kurtulan, uhrevî ilerde yakîne ermenin izzetini (üstünlük,

saygnlk) tadar. Gözlerinden hicâb (perde) kalkncaya kaerer.

dar îmân eder, hicâb kalktktan sonra yakîne

Bu mânâda
zîrâ

Hz. Ali "Perdeler

açlm

bile olsa

yakînim artmaz,

ben

devaml yakîn içindeyim" demitir. Çünkü vücûd hicabndan
kurtulan, uhrevî
(âhiretle ilgili) ileri

müahededen dünya-

nn

cismâni hicaplar perdeleyemez. Hicâblarn açlmasyla

Ayet 3
208

îmân mertebesinden îkân

(kesin bili)

mertebesine

ererler.

te

Kur'ân hidâyetiyle hidâyete erip gayba îmân edenler, namaz-

larn dosdoru
ler,

klanlar, kendilerine verilenlerden infâk eden(a.s.)'e

Hz.

Muhammed

ve

Ondan

evvelkilere inzal olu-

nanlara îmân edenler; âhirete yakînen îmân edenlerin tâ kendileridir.

Bunlar gerek dünyada gerekse âhirette, dünya ilerin-

de âhireti, âhiret ilerinde
ederler. Âhireti

dünyay

iç içe

ve yakînen

müahede
için ahrete

dünyadan ayr ve uzak görmedikleri
yükselirler.

îmân mertebesinden îkân mertebesine
bu hususta:

Allah Teâlâ

"imdi senden
dir. "

perdeyi kaldrdk.

Artk bu gün gözün

çok keskin-

(Kâf, 22)

buyurmutur.

283

Nafile sadaka vermekle yüce mertebeler istemezsen, bari farzla

amel edip zekât vermekle kendini cimrilik dairesinden çkar.

Zekâttan baka, senin üzerine bir farz daha vardr. Meselâ

mümin
taç

kardeinin muhtaç olduunu gördüünde ayet muhfazlalktan vermediin takdirde helak
ver-

olduu eyi malndaki
sana vâcib

olacaksa,

ona ya hibe veya borç yoluyla muhtaç olduu eyi
olur.

men

te bu ekilde onun ihtiyacn gidermen sa-

dakadr... Farzdr.

Zekât farzdr. Muhtaç olanlarn zaruretinin giderilmesi
zekât
le

için

dnda sadaka vermek de farzdr.
gelir?

nsan sadakay vermek-

nefsine galebe eder.

Sadaka vermek niçin nefsine zor

nsan, hrsna dükün, sabr kt,
basan ve ona bir
iyilik

bir

kötülük geldiinde feryad

dokununca

cimrilikle

vasflanm

olarak

yaratlmtr. Bu yaratlta olan varlk
te

tabi ki

sadakay vermek-

zorlanr.

Allah Resulü Aleyhisselâm'a

;

283 Ramazanolu

Mahmud

Sami, Bakara sûresi

Tefsiri,

stanbul, 1985,

s.

32-35.

BAKARA
209

-"Hangi sadaka daha hayrldr?" diye sorulduunda Allah
Resulü
;

-"Shhatli

olduu

hâlde hayat

düünerek veya

fakirlii

düünesada-

rek nefsin seni cimrilik

yapmaya zorlad zaman, verdiin

ka hayrl sadakadr." Cevap buyurmutur.
Allah Teâlâ, sadakann
faziletini

öyle beyân etmitir.
ve cimriliinden korunursa

"Kim
iste
ise;

nefsinin (mala olan)

hrsndan

muratlarna

erenler

onlarn

tâ kendileridir. "

(Har,

9).

Öyle

kurtulua erenler onlardr.
emelli

nsan uzun
dan ve

olduu

için elindeki

maln kayp olmasnemeli, fakirlik korku-

fakirlikten korkar.

te

bu uzun

su ve mala olan hrs, onu, elinde bulunan malda cimrilik etme-

ye yani Allah'n ona verdii nimetlerden muhtaçlara vermemeye

sevk eder. Böylece de o kimse, habire dünya hazinesini doldur-

maya çalr. nfâkta bulunmaz. Hatta
bile

üzerine farz olan zekât
o, âhirette

vermemezlik yapar. Nihâyetinde de

srtna

ar

bir

yük olarak cehennemin

kzgn

ateleri içine atlr.
verilen

nfâk'n zorluundan dolay muhtaca
mitir.

eye sadaka den-

Sadaka lugatta
;

zor,

iddet ve salamlk mânâlarna gelmektedir.

Allah Resulü Aleyhisselâm cömert ve cimri kiiler
le

hakknda öy-

bir misâl vererek
ile

açklamada bulunmutur.

-Cimri
ki,

cömert kimsenin örnei

u iki adamn meseli gibidir
vermez üzerindeki demirden
kaplar, öyle ki

bunlarn üzerinde, memelerinden köprücük kemiklerine ka-

dar demirden zrhlar vardr.

imdi, cömert kimse, sadaka
zrh geniler
uzar,
örter.

verir

vücûdunu tamamyla

parmak

uçlarn dahi
Cimriye

Günah

izlerini siler.

gelince; o bir

ey

infâk etmek dilediinde derhâl o zr-

hn

her halkas kendi yerine

skr kalr.

Cimri adam bu

zrh

geniletmeye

urasa da zrh

genilemez. (Buhar, Müslim)

Cimrilik yapmaktan sakn! Zîrâ, cimrilik seni dünya ve âhirette
helak olacak yerlere götürür.

Ayet 3

210

Kesin olarak
hakikatine

bil

ki!

Cömertlik yapmaya da ancak her eyin
vesile olan ilim

ulamaya
vesile

sevk edebilir. Cimrilikten

kurtulmaya
Sen,

olacak ilmi öyle tasavvur etmek

mümkündür.

rzkn

senden

bakasnn
gök

yiyemeyeceini onu kendisine

azk edinemeyeceini

ve onunla hayatdar
ehli hepsi

olamayacan

bildi-

in zaman,

-velev ki yer ve

toplanp senle

rzknn

arasna engel olmaya kalksalar

ki

buna

güçleri yetmez- senin
(gelen, ula-

gönlüne, muhtaç olan kimseye sadaka vermek vârid

an)

olur olmaz, ona infâkta bulun ki cömertlerden ve güzel öv-

gülere

mazhar olanlardan olasn.

Senin mâlik
ve

olduun malda bakasnn onunla

hayatdar

olaca

gdasn

temin edecei
ehli senin

rzk olduunu

bildiin zaman,-velev

ki yer ve

gök

mülkünde olan rzklaryla onlar arasn-

da engel olmaya kalksalar ki buna fakatlar yetmez-onlara mül-

künde olan haklarn öyle tasavvur ederek
Yani:

ver!

'Ben bir emanetçiyim, benim hakîkaten hiçbir
lah,
la

eyim

yok. Al-

onlarn rzklarn bana emaneten verdii eylere balamak-

beni imtihan ediyor' de!
böyle bilmek ve tasavvur etmekle, onlara infâk etmen nefsigelir.

te,

ne kolay

Böylece sen kerem

(izzet,

eref) ehline

katlrsn ve

infâk edicilerden

olduun

yazlr.
kibirlilikle ve tereddütle ve-

ayet böyle düünmeyip de sadakay
rirsen ve

o sadakay vermekle benlik hissine kaplrsan, rahata
o kimsenin
faziletlerini

ulatrdn
sizlik) bir

kendinden örtmü olursun.

Hiçbir kimseyi bilmemezlikten gelme ve

sakn

cehaletle {bilgi-

ey

infâk etme!

284

Her eyin Hakka

bir

yönü ve

ilikisi

olduu

da yaratlma dönük
le

bir ilikisi ve

yönü de

ayn zamanvardr. Bu nedengibi,

Allah,

onu infâk yaparak öyle demitir:
47).

'Size

verdiimiz r-

zklardan infâk ediniz' (Yâ-Sîn,

Baka

bir âyette ise,

'Rzk-

284 bnü'l-Arabî,

Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah

Tâhâ Feraizolu, stanbul,

1999,

s.

213-220.

BAKARA
211

landrdmz eylerden
bu

infâk ederler (Bakara, 3) buyurur. Allah,

âyette bilginlerin büyüklerini dikkate

almtr, çünkü
tarzn da
ait

onlar,

(Hakka
için,

ve

yaratlma

ait olan) iki

nispet

bildikleri

infâk

oluu bakmndan ihsann kendisine

olduu kim-

selerdir.

nfâk, tavan

den türetilmitir ve

maaras anlamndaki 'nafak' kelimesinbu maara 'nâfika diye isimlendirilir. ki

kaps vardr. Bir kapdan avlanmak istenirse, dierinden kaçar. Bu durum, yoruma açk söze benzer. Söz sahibini bir yorumla snrladnda, sözün anlamlardan baka bir yönü kastet-

tad

tiini söyleyebilir.

Verme eyleminin Hakka

ve zenginlie

dönük

bir

yönü oldu-

u kadar yaratlmlara ve muhtaçla dönük yönü de olduu Allah yönlü) bu eylemi diye isimlendirdi. O
bir
için,
(iki

'infâk'

hâlde bilgin kiiler,
ren ve alan olarak

iki

açdan infâk

ederler: Verdikleri

eyde

ve-

Hakk'

görürler, kendi ellerini ise,

verme ve

almann
dan
biri

kendisinde

göründüü

araçlar olarak görürler. Bunlar-

dierini perdelemez. Dolaysyla onlar, sadece hak sahi-

bini görürler. Binaenaleyh (bir sadakay) alan herkes,

hak ederek

almtr ve

hak etmeseydi
285

verileni

kabul edemezdi. Mutlak yokgibi

sulluk Allah için

imkânsz olduu

mutlak zenginlik de

in-

san için imkânszdr.

Bu namaz, oruç ve sava da inana tanktr. Bu zekât, hediye, bu hasedi brakma da kendi srrndan haber
vermedir.

hsanda bulunmak, doyurmak, konuk
biz sizinleyiz, size

davet etmek; ey ulular,

doru

bir özle

inandk

demektir.

Hediyeler armaanlar, sunulan eyler, ben seninleyim; seni sevi-

yorum
Kim,

diye

tanklktan

ibarettir.

bir

mal veya afsun

için

çalr, urarsa bu ne demektir?
gevherim

çimde
var ki

bir

gevherim var demektir;
bir

Tanr'dan çekinmemden, yahut cömertliimden
bu zekâtla oruç
ikisine de ahittir.

285 bnüi-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

c.IV, s.427-428.

Ayet 3
212

Oruç der

ki:

Bu, helâlden çekindi,

bil ki

harama ulamasna

ar-

tk imkân
Zekât, der
dinde,

yok.
ki:

Kendi

maln

bile veriyor,

artk, kendisiyle

ayn

ayn

yolda olandan nasl çalar?

Fakat bu ileri riya ve tezvirle (yalan dolan, ara bozma) yaparsa o
iki

tank Tanrnn

adalet

mahkemesine kabul edilmez. 286

Burhann sadaka
özelliiyle
ci

ile

bitimesinin sebebi, Allah'n insan hrs
Allah öyle buyurur. "nsan
itibariyle

yaratm olmasdr.
19)

acele-

yaratlmtr." (Meâric,

Yani asl

bu

özellikte ya-

ratlmtr. "Kötülük ona temas ettiinde
cimrilesir. "

korkar, iyilik

ulatnda

(Meâric, 20-21)

Baka

bir âyette ise, "Nefsinin cimri-

liinden

korunmu

kimse" (Har, 9) diyerek, cimrilii insan nef-

sine nispet etmitir.

Bunun esas udur: Kul

varln Allah'tan

kazanmtr.
de

O

hâlde kulun hakikati, sadaka vermeyi gerektir-

mez. Kul sadaka verdiinde, onun sadakas Allah'n kendisin-

yaratm olduu

nefsinin cimriliinden

korunmu olduuna

kanttr. Bu nedenle Allah kutsi hadîste öyle buyurur: "Sadaka

burhandr" 287

Allah öyle buyurur: "Sevdiklerinizden infâk edinceye kadar

iyili-

e ulaamazsnz.
nsan

"

(Alu

mran,

92)
nefsidir. Nefsini

için sevimli olan

ey, onun

Allah yolun-

da infâk ederse, onun

karln ve bedelini elde eder, çünkü bir
gere-

eyi yok eden kimsenin yok ettii eyin deerini ödemesi
kir.

Hakk, kulun

nefsini

yok etmesini istemitir, çünkü insana
ise nef-

sevdii eyleri infâk etmeyi emretmitir. O'nun yannda
se bedel olarak

cennetten

baka

bir

ey yoktur. Bu

nedenle,

ba-

ka

bir

ey bulamadnda,
boyun eilen eya

Allah' bulursun, çünkü Allah, ken-

dilerine
nefsi ise,

bulunmadnda bulunabilir. nsann

bütün eyadr ve o yok olmutur. Öyleyse, nefsin bedeli
,

286 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.19, beyir.

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.V,

stanbul, 1988,

183-191.
c.II,
s.

287 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,

286.

BAKARA
213

zikrettiimiz eydir (Allah).
sek

Sadakann deerinin ne kadar yük-

olduuna baknz!

288

Arifler
eline

mal

Allah'a

ödünç vermelerinde sadakann Rahmân'n ödünç
vesilesiyle

dütüünü

görürler ve o

Rahmân'n
289

kul-

larna

mal sunma

vuslat

(sevgiliye

kavuma)

gerçekleir.

Resûlullah:
(dilenci)'in

"Sadaka önce

Rahmann

avucuna, sonra da

sâil

avucuna

^zü/^r. "
(r.a.)

Buyurmulardr. Zira nasl

öyle ol-

masn

ki

Sddîk Ekber
o

"Ben herhangi bir eyde önce Allah'

görürüm sonra

/^//'"buyurmutur. 290

Allah'n kullarndan

birisi,

senden yiyecek veyahut içecek

bir

ey

istediinde istedii ey, gücünün yettii bir eyse ona yedir ve
içir.

Zîrâ senin hiçbir eref ve

makamn olmasa da, yemek ve içeve içecek istemesiyle, seni,

cek talep eden

ahsn, senden yemek
içiren

kullarn yediren ve
için

Hakk'n

mertebesine çkarmas, senin

büyük

bir

makam

ve ereftir.

Hâlbuki böyle idrâk edenler maalesef çok azdr.

Hâl

diliyle,
et!"

-"Ey Allah'm bana ihsan
lep

diye sesini yükselterek bireyler ta-

eden dilencinin hâline

ibretli nazarlarla bir bak..

Allah,

onun bu hâlinde kendi isminden baka

bir

eyi konutur-

mam. Allah, dilencinin sesini de sen, onun isteklerini iitip ihtiyaçlarn gidermen için yükselttirmitir.

Öyle

ise,

dilenci böyle

davranmakla

seni

"Rezzâk" ismiyle isimiltica

lendirmi ve Allah'a
tir.

iltica

etmesi gibi sana

Binaenaleyh sana layk olan, seni

{snma) etmiMevlâsnn makamna ç-

karan kimseyi

mahrum etmemen

ve ona istedii eyi vermekte

gayret göstermendir.

Allah Teâlâ, insanlara

kyamet gününde öyle

hitap edecek

:

288 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.IV, s. 386. 289 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999, c. 1, s. 140. 290 Abdülkerîm b.brahim el-Cîlî, nsân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa, c.I, s. 120.

.

Ayet 3

214

-"Ey Ademolu! Ben senden yiyecek ve su istedim,
yiyecek ve su vermedin
Kul,
!.."

ama sen Bana

-Ey Rabbim! Ben Sana nasl yiyecek ve su veririm
âlemlerin Rabbisin."der.

ki,

Sen bütün

Yüce Allah

;

-"Bilmez misin

ki, filanca

kulum senden yiyecek
bulurdun."

ve su istedi de,

sen ona yiyecek ve su vermedin, oysa sen ona yiyecek ve su ver-

mi olsaydn,
Bu

Beni onun

yannda

hadisten sonra Resûlullah

(a. s.)

öyle buyurdu:

-"Allah Teâlâ kendini kulun yerine koydu."

Öyle

ise

bütün zamanlarnda, Allah' anan ve dâima huzur-u
idrâk eden kul,

ilâhîde

olduunu

Hakkn

kendisinden yiyecek

ve içecek talep ettiini
tirir.

müahede

eder ve istenilenleri yerine ge-

Niçin böyle

müahede

ederek istenilenleri yerine

getirir?

Zîrâ, ihtiyaç sahibinin acizlik hâli kendisine arz edilen

ahs,

kyamet gününde

yiyecek ve içecek talep eden

ahsn dütüü
.

acizlik içerisine düebilir.

te Allah o vakitte, o kimsenin ihtiyasözünün

cn giderene hiç ummad yerden mükâfat verir. O mükâfat "Beni onun yannda bulurdun" ilâhî
mânâsdr. Yani "O
leri,

ihtiyaç sahibine

verdiin yiyecek ve içecekiçin
ola-

kyamet gününde huzuruma çkacan ana kadar senin korurum ve onlar önceki hâllerinden daha güzel ve büyük
rak terbiye ederim.
ririm." buyuruyor.

Ve onlar sana mükâfat olmak

üzere geri ve-

htiyaç sahibinin, senden talepte bulunmakla seni her ihtiyac
gideren

Hakk'n

mertebesine

çkardn

göremiyorsan, hiç
için

ol-

mazsa kat kat sevap ve güzel kazanç elde etmek

onun

ihti-

yacn

ticaret niyetiyle

gidermeye çal. Zîrâ Allah, seni kendisi-

ne halîfe

klmtr.
iste-

Allah Teâlâ'nn sana emaneten verdii nimetlerden senden

diini bildiin ve hadîsin içerdii mânâya vâkf olduun zaman
nasl onlarn ihtiyaçlarn gidermezsin?

BAKARA
215

Veren de, alan da, verilen de hepsi Allah'ndr.
Allah, âyette sana emaneten verdii nimetlerden infâk etmeni
vasiyet etmekte ve o vasiyeti yerine getirdiin vakit de, sana kat

kat mükâfat vereceine söz veriyor.

nfâk edecein zaman;
bir surette

ihtiyaç sahibini güler yüzle

karla. Hiçveremesen

onu

bo

çevirme! Velev ki ona hiçbir

ey

dahi, güzel söz ve güler yüzle

muamele

et!

Zîrâ sen de Allah'n

huzuruna kyamet gününde
vakit de, ihtiyaç sahibine

ihtiyaç sahibi olarak

çkacaksn.
ile

O

yaptn

muamelenin

misli

Allah,

sana

muamele

eder.

mam Hasan efendimiz, ihtiyaç sahibi ondan bir ey istediinde
istedii eyi vermekte acele ederdi ve

-"Benden

önce

azm

âhirete

tayan,

sefa

geldin,

ho

geldinf'derdi.

O

ihtiyaç sahibini

ondan önce

âhirete

azk tay-

cs

olarak görürdü.

Niçin böyle görürdü?

nsan, Allah'n verdii nimetlerden ihtiyacnn fazlasn infâk
etmezse
tutulur.
291

kyamet gününde,

nimetler

hususunda suâle

tabî

Her kim buday ekmez
sun?

ise

onu: "Niçin bu taneleri yaatamyor-

Buday evinde saklayp,

topraa ekip saçmyorsun

ki

onun

bir tanesi yüz, hatta bin olsun! Böylece

hem

kendine,

hem bu-

292 daya zarar veriyorsun?" diye ayplarlar.

Cenâb- Hakk buyuruyor
olmak
için kendisine

ki:

Visale ve

Hakk'n yaknlna vâsl

en makbul olan eyi infâk etmek, bol bol
bulur.

vermek lâzmdr. Bu yolda mal bezleden, mal veren can

Can
291

veren cânâna vâsl (kavumak) olur.

bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,
105.

c. 1,

s.101-

292 Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002,

s.

57.

Ayet 3
216

Hülâsa seânn yani cömertliin, bezlediin (esirgemeden vermek)
âlâ derecesi, nefsani zulmetlerden ve cismâni arzulardan kurtul-

maktr.

Kötü sfatlarn en kötüsü

hasislik ve hrstr.

293

Zekât,

Hakk'

halka tercih suretiyle tezkiye (maln zekâtn ver-

mek) yoluna gitmektir.

Bununla kasd eylenen;

"Bu varlkta, Hakk' müahedeyi, halka müahedeye
mektir." denmektedir.

tercih et-

Kelâm
Bir

biraz

daha açarsak deriz

ki;

ahs Hakk'n varln

görmeyi diledii

vakit; müessir (tesir

eden) olarak Bir

Hakk' müahede eder;

böylece Sübhân'

görmü olur.
Hakk'

ahs, Hakk'n öz sfatna girmek
eye
tercih eder; böylece

istedii vakit, yine
olur.

her
Bir

O'nun sfatna girmi

ahs, Hakk'n zâtn
tercih eder;
olur.

bilmeyi diledii vakit; benliini bulur.

Hakk'
ni de

yüce Sübhân'n

zâtn

bilir.

O'nun

hüviyeti-

bulmu

mdi,

idrâk eyle!
var olan

te zekâtn iareti bunlardr.
maldan krkta
bir

Zekâtn

oluuna
294

gelince,

srr udur:

Bu varlk krk
da, en

mertebedir. Matlûb olan; ilâhî mertebedir ki bu
birdir.

yüksek mertebe olan krkta

htiyacndan

fazla

mal

olann, er'î ölçüler dâhilinde,

sâlih

olan fukaraya vermesi vaciptir. Böylece de zenginlerin zekât

fukaraya ihsan etmek, mallarndan vermek, fakirlerin zekât

da zenginlere olan ümit ve itimatlarn kalplerinden silmek
yani verecek diye beklememektir.

Âklarn

zekât cânân

u-

runa

cann

harcamak, ruhlarn Allah muhabbetine bezise,

letmek, vermek, hep vermektir. Ariflerin zekât

ken-

293 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.472.

294 Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyir

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.426.

BAKARA
217

di hâllerinden ve ilimlerinden,

irfanlarndan ehil olana,

is-

teyene, talep edene vermek,

muhabbet etmek, âklar kendi

hâllerinden nafakalandrmaktr.
etmektir.

lmin

zekât, talibine tâlim

Evladn zekât yetime
itibar

ihsan, evin

zekât misafir

arlamak ve

etmek, sohbetin zekât, dedikodudan kaç-

mak; kuvvetlinin zekât zayflara yardm, nefsin zekât kötü
ahlâklardan kurtulmaktr.
felah bulur"

Cenâb- Hakk da "Zekât
buyurur.

veren

(Mu minun,

1)

Hâsl lâzm

olan, kendisine en

makbul olan

nesneyi, ilmi,
295

mal

yahut vücûdu Allah yolunda bezletmek, harcamaktr.

Onun

derdine kulak astn, elemlerini dinledin mi? Bil ki bu, o

dertliye

verdiin

bir zekâttr.

Gönül hastalarnn

dertlerini dinler;
bir zekâttr.
296

yüce

cann

su ve toprak ih-

tiyacn anlarsan, bu,

Yoksullara ihsanda bulundun, zekât verdin, elinle bir hayrda

bulundun
olur.
297

mu

öbür âlemde bu hayr aaçlk, çayrlk, çimenlik

Bir gülle, bir gül bahçesini satn alyorsun. Bir taneye

karlk

yüzlerce

aaçlk.

.

.

bir

habbeye
için

"Her kim her eyi Tanr

karlk yüzlerce maden! yapar, Tanrya kar ihlâs {katksz
olur.

samimiyet), kalpten sevgi sahibi olursa" demek, o taneyi vermektir...

Bu

suretle de

"Tanr da onun

Her dilediini

verir" sö-

zünün hakikati

elde edilir.

Fânî varlk kendini

Ona verdi mi

bakî olur, asla ölmez.

298

295 Kenan

Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.472-473. 296 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi çev.Abdülbaki Gölpnarl, s.38, beyit. 483-484. 297 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî çev.Abdülbaki Gölpnarl,
, ,

c.III,

stanbul, 1988,

c.III,

stanbul, 1988,

s.282, beyit. 3460.

298 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.211, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.IV, stanbul, 1988,

2611-2613, 2615.

Ayet 3

218

Ayrca,
Kullara zulüm; Allah'n senin üzerine vâcib
lardan engellemendir.

kld haklarn on-

Bazen, kulun içinde

onun, senin üzerine
lece

bulunduu skntlar, müahede etmekle, vâcib klnan haklarn görürsün... Ki, böyetmen lâzm. Zîrâ
için sana,

onun bu

haliyle sana bildirdiini idrâk

Allah, senin üzerine vâcib olan
hâlini

hakkn

vermen

onun

müahede

ettirmitir. Böyle

anlamayp da onun sknts-

n görmemezlikten gelirsen bilesin ki mesulsün.
Niçin mesulsün
?

unu
sa

bil ki

o kulun, hacetini gidermeye görünüte gücün yok(ihtiyaç)

da Allah, onun hacetini
ise

sana

bo yere bildirmemitir.
se-

Öyle
nin,

Allah'n onun hacetini sana bildirmesindeki murad;
giderebilecek

onun ihtiyacn

baka

bir

ahsa güzelce onun

hacetini arz ederek ona

yardmc olmandr.
bari en

Hiçbir

ey yapamyorsan

azndan o kardeine duâ
çare

et!

Yani o kulun, hacetini gidermek için bütün gücünle gayret gösterdikten sonra duâ etmekten

baka

kalmamsa duâ ile yarölçülerde
bilip

dm

et!

Hâli sana bildirilen ahsa

anlattmz

maktan

gafil olursan, sen

de onun hâlini

de

yardmc olona yardm et-

meyen
Peki!

zâlimlerin taifesinden olursun.

Ne zaman o zâlimlerden oluruz? diye sorarsan, cevaben derim ki; O kul, ihtiyaç duyduu eyi elde etmeden öldüü zaman.
Bu durumdan kurtulman,
müminlerden
ancak, ihtiyaç sahibinin ihtiyacn,

birinin gidermesiyle haberin

olmadan senin üze{hükümsüz kalm)

rine vâcib (mecburî) olan

hakkn senden sakt
skntlar

etmesiyle olur.

O

hâlde,

içindeki ihtiyaç sahibine bir

ey verdiin

zaman, onu senden önce görüp de

mahrum brakan
et!

mü 'minin
Zîrâ o

yerine de

onun
bir

hacetini gidermeyi niyet

müminin, ona

ey

vermemesi,

mahrum brakmas,
hayr yaparken sevap

senin ihtiyaç sahibinin hâlini bilmene vesile oldu. Binanaleyh,

o

mü'min hayr ileyemediinden,

sen o

BAKARA
219

bakmndan onu
sahibini

kendi üstüne tercih

et.

Eer o mü'min

ihtiyaç

mahrum brakmam

olsayd, sen bu hayra nail ola-

mazdn.
Açlar yemei, çplaklar elbiseyi, azgnlar hidâyeti (hakla bâtl

ayrp doru yola girmek)
maya kudretin olduunu

talep eder.

Bazen de senin intikam

al-

bilen katil affetmeni talep eder.
istenilen

unu
lim

kesin bil

ki!

Senden

eye

isteyenden daha

muh-

taçsn.
isteyenler

de maddî faydalar talep edenler gibi ihtiyaç
299

sahiplerindendir.

Nefsine ilmi öretmekle cömertlik eden kimse kâmil cömert
olur.

Yani bir

ahs

ilmi

örenerek düüncelerinde ve tüm davra-

nlarnda

o ilmi tatbik ederse ilmiyle amel

etmi

olur ve

bu hâl
hâl'i

de o kimsenin öncelikle kendi nefsine ilmi öretmesidir ki

ayrca onun cömert olduuna da
Niye?
Zîrâ böyle davranan bir

delil olur.

ahs,

sadece o ilimden kendi nefsini fay-

dalandrmaz daha sonra da bilmeyenlere öretmeye irâd (doru
yolu göstermek) edici olmaya balar.

te

bu

hâli

de onun ilmi de

cömertliini

gösterir.

lmi

tahsil edip

o ilmi kendi nefsinde tatbik etmeyenler;
olsa

k

ya-

ylmasyla her ne kadar bakalarna faydal
kendini
eritir bitirir.

da

mum
ki,

misâli

Oysa
la

ki bildiklerinle

amel edenlere Allah

bir

nûr verir

onun-

bilmediklerini de örenir ve Allah Furkân mertebesini ihsan
300

eder.

299 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,
110.

c. 1, s.

107-

300 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,
189.

c.

I,s.l87-

AYET

4:

Velleziyne yü'minûne

binâ ünzile

ileyke ve

mâ ünzile

min kablike ve

biFâhirati

hüm yûknûne.

Onlar ki sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara
inanrlar, âhirete

îmân

ederler.

(Kenan Rifâî Hz.)
Ve onlar ki hem sana indirilene îmân
(Elmall)
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene îmân
ederler; âhiret
ederler,

hem de senden

önce indirilene. Âhirete de bunlar kesinlikle îmân ederler.

gününe de kesinkes inanrlar.
(Diyanet)

Bu
te;

âyen-i

kerîme de anlatlan felah (kurtulu) bulan müminler

Meleklere, Kitaplara, peygamberlere, âhiret gününe,

hayrn

ve errin kaderle Allah'tan
Allah'a

olduuna

seksiz

üphesiz inananlardr.

îmân edenler bunlardr.

Meleklerin, kitaplarn, Yüce

Hakk'n peygamber göndermesinbilgisi olan)

deki hakikatine muttali (vâsl olan,

olanlar bunlar-

dr. Âhiret

gününü

görürler.

Hayrn

ve errin kaderle Allah'tan

geldiini

müahede

(ahit olmak, gözle görmek) ederler.

.

Ayet 4
222

Ayrca onlar; bütün bunlara sadece îmân etmi
ve

deillerdir.

Ayana

müahedeye dayanan

bir ilimle

de bilmilerdir.

Onlarn îmân, yalnz
ylanlar,

Allah'adr.

Çünkü yüce Hakk'tan

alt sa-

ühûda dayanan
ki:

ilimle bilmilerdir ki,

bu îmân

cihe-

tinden deildir.

îmânn art odur
ya...

Malûm

olan

ey gayb

ola.

ahadeti olma-

Onlarn katndaki

gayb; ancak zâtn künhüdür,

baka

deil.

.

Ki, bunlar her ne kadar, Allah Teâlâ'y

açk

ve aynen

müahede

etmekteyseler de, asl îmânlar

"O'nun sonsuzluunadr.
ettikleri gibi,

Lâkin onlara katlanlar, Allah'a îmân

îmân

tarifi-

ne giren dier saylanlara da îmân ederler.

Bu mânây,
-"îmân;
ne, âhiret

Resûlullah

(s.a.s.)

öyle anlatt:
kitaplarna,

Allah'a,

meleklerine,

peygamberleriile

gününe, hayr ve erri Allah'n kaderi
301

olduuna

inanmandr."

Burada kastedilen îmân, tahkîkî
leri

(hakîkî)

îmândr

ki,

kalbî amel-

gerektiren üç

ksm

îmân

da kapsar.

Bu

kalbin bezenmesi-

dir.

Yani

ilâhî kitaplarda indirilen

hüküm

ve irfan, yeniden di-

rili hâllerine ve âhiret hâdiselerine taalluk

eden

bilgileri, kutsî

ilim hakikatlerini özümsemesidir.

Bu yüzden

"Âhiret gününe de

kesinkes inanrlar." Âhiret ehli tezkiye (ahadette

bulunmak, ma-

ln zekâtn vermek)

snrn amadklar için, henüz onun bir somakamna ulamaöyle buyurmutur:
ilimleri bilme(s.a.s.)

nucu ve miras konumunda olan bezenme
yan kimselerdir.

Çünkü Allah Rasulü

"Kim

bildiiyle amel ederse, Allah

onu bilmedii
ise,

ye vâris (mirasç) eder." Allah ehli olanlar
hiptirler ve

kesin inanca sa-

bu

özelliklerin

tümü onlarda toplanmtr. Bu

yüz-

den

bir sonraki âyette bildirildii gibi302

Rablerinden bir hidâyet

üzeredirler.

301 Abdülkerîm b.brahim

el-Cîlî,

însân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,
stanbul,
c. I,
s.

c.II,

s.

440.

302 bnü'l-Arabî,

Tefstr-i

Kebîr

Te'vilât,

38.

BAKARA
223

Kitaplara îmân: Kur'ân- Kerîm'in emirlerini yerine getirip, neh-

yettii {yasaklad)
kümlerini) tazim

fiil

ve sözlerden

kaçnarak

ahkâmn

{hü-

etmek {ululamak, sayg

göstermek), onun,

Hz.

Muhammed'e Allah tarafndan

indirildiine inanmaktr.

Peygamberlere îmân: Peygamberler, Allah'n mahlûkâta rah-

met olarak gönderip kendilerine nübüvvet (peygamberlik) ve kitap verdii kimselerdir. Allah Teâlâ, Hz. Peygamberi onlarn en

mükemmeli

ve sonuncusu olarak göndermitir. Peygamberlere

îmân, onlarn getirdiklerine inanmak, peygamberlerin efendisi

Hz. Muhammed'in

(s.a.s.)

getirdii ve önceki eriatlar kapsayan

erîat- Muhammediyye'nin gereklerine uymak, zahir (görünen)
ve

bâtn

(iç,

öz) her

eyde

eriata teslim olmaktr.

303

Ona giden vesileler reddolunamaz. Ve Ona giden vâstalar,
olunamaz. Söyleyip vuslata (kavuma) erilebilecek
bir

inkâr

madde var-

dr

ki o da:

"Amentü

billâh" sözüdür.

"Amentü
(s.a.s)

billâh" deyince

kitabna, peygamberine, Peygamberinin
hepsine îmân
rirse

tebli ettiklerinin

etmi

ve

Hakk Teâlâ'nn
olursunuz.
304

'''Peygamber size neyi ve7) ferma-

alnz, neden nehyederse ondan vazgeçiniz" (Har,
hareket

nna uygun

etmi

"Onlar ki sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara inanrlar,"

Sözden

farklar belirir,

müküller

(zorluk)

doar. Hakikat buna

benzemez.

nananlar sayldr, çoktur ama îmân

birdir. Cisimleri

çoktur

ama canlar
petle

tektir.

Canlar cemî sîgasyla söyledim çünkü o
yüz
olur.

bir tek can,

cisme nis-

Gökteki
olur ya!
303

bir tek

günein nuru da ev

içlerine

vurunca yüzlerce nûr

304

Ahmed er-Rifâî, Ahmed er-Rifâî,

Sohbet Meclisleri

I

el-Mecâlisü's-Seniyye, stanbul, 1996,
I
s.

s.

17.

el-Bürhanul- Müeyyed 'Marifet Yolu, stanbul, 1995,

80.

Ayet 4

224

Fakat ortadan duvarlar
Evveline evvel

kaldrdn m, hepsinin de nuru bir olur. olmayan zamandan beri inananlar, birbirlerinin
305

ayndr.

Birdir onlar!

Geçmii andran
öyle olacaktr.
30<s

terimlerin de yeri yok!

Çünkü

u anda; ezelin

(balangc olmayan) ve kdemin

hiçbir fark yoktur. Öyledir ve

Tanr
yanca!

sözü ne Arapça'dr, ne Farsça.
307

.

.

Ne

branca'dr, ne Sür-

Bir kulun gönlünü

artt

m, onun

gönlünün

taa için-

den o sözü kaynatr, coturur.

O

kulun dilinde, o

cokunluun
Süryanca

köpürüp kaynamas yüzünden

bir harftir, akar. ster

olsun, ister Arapça, ister Farsça...

Deil mi
sözüdür.

ki o

coup köpürü-

ten gelmede, âlemlerin

Rabbnn

308

Padiah: "Vallahi ben Arapça bilmem. Yalnz, onun bu

iiri yaz-

maksadn bildiim için bam sallayp iltifat ediyordum. Anlalyor ki bu adamn maksad övmekti ve o iir buna
makta
ki

vâsta olmutu.

O

maksat olmasayd, bu iir söylenmi olmaz-

eer maksada bakacak olursak ikilik kalmaz. kilik teferruattadr. Esas birdir. Bunun gibi eer görünüd," dedi. Binaenaleyh
te

eyhler türlü türlü

ileri ve sözleri farkl ise

de maksadlar
309

iti-

bariyle birdirler;

bu da

Tanry

talep etmektir.

Beytullah'a gitmek için yollar bir midir? üphesiz ki hayr. Zîrâ

dünyann

her tarafndan Kabe'ye giden bir çok yollar vardr.

Afrika'dan, Asya'dan, Avrupa'dan, Amerika'dan gidecek hac-

larn yollar hep ayr istikâmetlerden

geçer. Fakat

bütün yollarn

topland merkez ve maksut
305 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi s.34-35, beyit. 407-408, 415-417.
,

(istek) birdir.

çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.IV, stanbul, 1988,

306 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, s. 52. 307 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.III, stanbul, 1988,
,

s.171, beyit.

3122.
,

308 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.73,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

beyit.

2140-2143.

309 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.35.

Fih, çev.Meliha Ülker

Tarkahya, stanbul, 1985,

BAKARA
225

...Tarîk {yollar), esas cihetiyle bir olunca,

üphesiz bu yollarda reh-

ber ve delil olacak zâtlar da
(sahip)

ayn

ruhu,

ayn

irfan ve bilgiyi hâiz

olmak

sebebiyle yine birdirler ki, bunlar da

büyük öreti-

cinin tâlim ve terbiyesini gören ve
tiriciliine vâris olan

onun kemâline ve kemâle eri-

kâmil insanlardr.

te bu zâtlarn
Onun
için

çokluu
Cenâb-

hakikatteki birliklerine

mâni deildir ve aralarnda
ruhturlar.
Resuller

fark yoktur.

Öyke

ki

ayr ayr cisimlerde tek
310

Hakk, peygamberleri hakknda:
(Bakara, 285) buyurur.

arasnda fark yoktur

Baksanza, ay douyor. te,
raz

u ilk görünen parçack Âdem.
îsâ,

Bi-

daha yükselince Nuh, brahim, Mûsâ,

nihayet bedir hâli,

zuhûr-

Muhammed

gibidir.

imdi bunlarn niir cihetiyle, yani ay olmalar itibariyle asllar birdir. Aralarnda fark yoktur. Lâkin ayn henüz doarken nerettii (yaymak) hafif ve zayf ziya (k) ile bedir (dolunay) hâlindeki avk (k, parlt) bir midir? 3U
Kur' ân der
li

ki:

Tanrnn sözleri için
edilse sözler
elli

deniz mürekkep

olsa, bir

mis-

de ona ilave

bitmeden denizler tükenirdi (Kehf,

109) buyuruyor. Kur'ân

dirhem mürekkeple

yazlabilir.

Bu

Tanrnn
si

ilminden

bir iaret bir

parçadr. Ve onun bütün

bilgi-

bundan

ibaret deildir. Bir aktar bir

kat

parçasna

bir ilaç

sarsa, sen:

"bütün dükkan bunun içinde" der misin? Bu
îsâ ve

aptal-

lk

olur.

Nihayet Mûsâ,

daha bakalarnn zamannda da

Kur'ân vard;

Hakk kelâm
olup,

mevcuttu. Fakat Arapça deildi... 312

Peygamber mest

kendinden geçtii zaman
Zahiren onun
dili

konumaa baÇünkü
o daha

lar ve: "Allah dedi." derdi.

böyle söylüyordu ve
idi.

o arada yoktu.

Bunu

söyleyen gerçekte

Tanr

310 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000,
311

s.18. s.10.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

312 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.128-129.

Fih, çev.Meliha

Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

Ayet 4
226

önceden, kendinin böyle bir sözü bilmediini, bundan haberi

olmadn
fundan

görmütü. imdi böyle

bir söz söyleyince, kendisi-

nin daha önceki kimse
ibaret

olmadn ve
bilir.

bunun Tanrnn

tasarru-

bulunduunu

Hz. Mustafa,

(Tanrnn

selâm

ve salât ona olsun) kendisinin vücûda gelmesinden binlerce yl

önce

ad zamann sonuna
aitti,

yaam ve göçüp gitmi olan
kadar

insanlardan, nebilerden, ya-

dünyann ne olacandan, ar

ve

kürsî'den hâlâ ve melâ'dan haber veriyordu.

Onun varl

dün'e

bu

haberleri

muhakkak

ki

sonradan var olan

varl vermi-

yordu. Sonradan var olan (Hadis) bir

ey

eskiden var olandan

(Kadîm) nasl haber

verebilir?

Binâenaleyh bunlar onun söylearzu
ile

medii Tanrnn söylemi olduu anlald. Çünkü, O de söz söylemez. Sözü ancak vahyolunan-vahyden baka
(Necm, 3-4) buyrulmutur.

deildir

Tanr
harfin

her türlü ses ve harften münezzehtir.

Onun

sözü, ses ve
ses ve her

dndadr.
313

Fakat sözünü istedii her harf, her

dilden çkarr.

Cenâb- Hakk yalnz Müslümanlarn Rabbi deil, cümle âlemin Allah'dr. Sen isa'ya da inanyorsun, Musa'ya da. Onlara îmân
314 etmeyecek olursan Müslüman olamazsn.

Hiç

iki

peygamberin birbirine zt olduunu,

birbirlerinin muci-

zesini

kapp

aldn gördün mü?
zuhurudur (meydana çkmak). Bu
315

Eserin

art Tanrnn

suretle

sanatlar ve ii zahir (görünen, aikâr) olur, görünür.

arab tanyan
ile

ve nûr ehli olan kimseler kadeh

deiince yanl-

madlar, bulunduklar hâlden baka

bir hâle dönmediler.

Âdem

hem-dem

(cancier arkada,
olarak gördüler.

refik)

olduklar

için

bu peygam-

beri de

Âdem

316

313 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.61-62.

Fih, çev.Meliha Ülker

Tarkahya, stanbul, 1985,

314

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,
,

s.9.

315 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.135-136, beyit. 1652, 1668.

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

316 Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002,

s.

17.

BAKARA
227

"Kendilerine kitap verdiklerimiz onu,
tanrlar."
317

oullarn tandklar

gibi

Eer kitap
maz.
se, o,

sahibi,

bütün kitaplara inanan

biriyse,

ebedîyyen sapbiriy-

Ama baz
îmân

kitaplara inanan,

bazsn

da inkâr eden

gerçek kâfirdir. Yüce Allah öyle buyurmutur: "bir ksederiz
bir yol

mna
lar

ama

bir

ksmna

inanmayz, diyenler
150)
"iste

ve

bun-

arasnda

tutmak

isteyenler...' '(Nisa,

gerçekten

kâfirler onlardr." (Nisa, 151) "Ehl-i kitaptan olan inkarclar... iste

halkn en

erlileri (kötü) onlardr. " (Beyyine, 6)

bu anlaylarn-

dan dolay onlar
lardan düünsel

ekilsel, törensel

kalplarn

ehlidirler. Filozof-

bak sahibi kimselerin ve kelâm
bir

ehlinin

büyük

ksm,

Allah'n velîlerinin/evliyâullahn

sergiledikleri vecdlerin,

görüp bulduklar srlarn

ksmn

tasdik ederler (onaylamak,

dorulama). Kendi görülerine ve ilimlerine uyan dorularlar,
görülerine ve ilimlerine

uymayan da reddedip inkâr kantlarmza aykr olduu için bâtldr derler. 318
Bütün peygamberler
biri birini

ederler ve

tanmlardr.
iyi

Isa diyor ki:

Ey

Nasrânîler (Hristiyanlar),

Musa'y

tanmyorsunuz;
Hz.

gelin
(s. a. s.)

beni görün ki

Musa'y

anlayabilesiniz.

Muhammed
Mûsâ
iyi
ile

de buyuruyordu: Ey Hristiyanlar! Ey Yahudiler!
iyi

isa'y

tanmyorsunuz;

gelin, beni

görün

ki

onlar

tanyabilesi-

niz.

Peygamberler, hep

biri birini

tanyan, tantan, gerçekleyen

kimselerdir.

Onlarn
319

sözleri de, bir birini

tamamlayan, açkla-

yan

sözlerdir.

Marifet ehlinin dediklerine göre halk davet eden bütün pey-

gamberlerin maksatlar dört eydir. Her ne kadar çok söz söyleyip pek çok hükümleri açkladlarsa da onlarn davetten maksat-

lar dört eydir.

317 Bakara 146.
318 bnü'l-Arabî,
319
Risaleler,

çev.Vahdettin nce, stanbul, 2005,

c.l, s.44.

ems-i

Tebrîzî, Makâlât,

çev.Mehmet Nuri Gençosman,

c.l,

stanbul, 2006,

s.4l.

Ayet 4
228

Birincisi

insanlarn dünyay terk etmeleri, dünyaya aldanmamaihtiyaca yettii kadaryla iktifa etmeleri (yetinme-

lar,
leri)

dünyadan

ve mal ve mevkinin çeitli azaplara sebep

olduunu

kesin-

likle bilmeleridir.

kincisi insanlarn kötü ahlâktan arnmalar,
meleridir.

iyi

ahlâkla süslen-

Üçüncüsü, insanlarn

doru

sözlü,

doru

amelli olmalardr.

Dördüncüsü, insanlarn ilim örenmeyi kafalarna koymalar,
acizlik ve bilgisizliklerini itiraf etmeleri,

kendi peygamberleri-

ni izlemeleridir.

Yani peygamberlerin dediklerini kabul edip ye-

rine getirmeleri, kendi

aklna uyup

bir yol

tutturmamalar, hiç

bilmedikleri, cahilliklerinden de habersiz
meleridir.

olduklarn

itiraf et-

Onlarn

davetten

maksad bu

dört eydi. Zîrâ dünya sevgisi bela

ve fitnelere (sknt, fesat) sebep olur.

Kötü ahlâk cehennem,

iyi

ahlâk
sanlar

ise cennettir.

Doru

sözlü ve

arasnda dâima

azizdir.

doru amelli olan kimse inOnun rzk her zaman bol olur.
rezil olur.

Yalan söyleyen dâima insanlar arasnda
rekli

Rzk

da sü-

kt

olur.

lim örenme davasnda olmak,

acizlik ve cahilli-

ini

ikrar etmek, kendi

akl ve ilmine güvenmemek, kendi pey-

gamberini izlemek, onun erîatine

uymak dünya ve

âhirette kur-

tulu

sebebidir.

320

Peygamberleri tasdik edin, Tanrya olan ruhu tasdik edin.

Tasdik edin; onlar

domu

günelerdir. Onlar

sizi

kyametin

azablarndan kurtarrlar.
Tasdik edin; onlar kyamet kopmadan önce, oraya varmanz-

dan evvel
lunaydr.

sizi

de nûrlandran, âlemi de nûrlandran

aydn

do-

Tasdik edin; onlar karanlklar aydnlatan klardr. Ulu tutun,

arlayn. Onlar,

rica ve niyaz

anahtarlardr.
s.

320 Azizüddin Nesefî, Tasavvufta nsan Meselesi I nsan- Kâmil, stanbul, 1990,

189-190.

.

BAKARA
229

Hayrnzdan baka

bir

ey dilemeyenleri

tasdik edin.

321

Râbetu l-kulûbe bi-hubbihî fe-tenevverat
Ve tetahherat

min

levsi dâhiyeti' l-'amâ

Ve

teselselet

eydVr-ricâli bi-vuslatin

Li-yedin bi-sâhibihâ teerrefeti's-semâ
Fe-li-sirr

kezebe'l-fuâdu efk terâ

Sirren bi-kalbike

kem

ile'l-'ulyâ

semâ

Ve terâ bi-tarzi yedi'ttisâlike müntehâ

Inne llezîne yübâyi 'ûneke innemâ
Yâni: Onlar,

Onun

sevgisiyle kalpleri

baladlar, gönülleri nûr-

land ve körlük musibetinin kirinden
leri

temizlendiler.

O erlerin elkalbi

öyle bir kimsenin eline

ulat

ki,

o elin sahibi yüzü suyu hür-

metine se-mâ ereflendi.

"Mâ

kezebe'l-fuâdu"

(Gördüünü

yalanlamad.) (Necm,
dar yükseklere

11)

srrna yüksel! Kalbindeki srrn ne

ka-

t
10)

ulatn görürsün.

Ve yine böylece
1

elinin
."

ula-

yerin

sonunda

"înnellezîne yübâyi ûneke innemâ.

(Muhak-

kak

ki sana biat edenler

ancak Allah a biat etmektedirler) (Fetih,

srr olduunu görürsün. 322

Bize benliimizi ve insani vazifelerimizi bildirmeye hizmet eden

büyük ruh üstatlarna
Teveccüh (yönelme) etmemiz, yüz döndürmemiz lâzmdr. Çün-

kü bunu bilmemiz lâzmdr

ki

gönül bilgisinin kitab yoktur.

Yûnus Emre'nin dedii

gibi:

Dört kitabn mânâsn okudum hâsl ettim

Aka gelince gördüm
Bununla demek
yan
bile

bir

uzun hece imi

istiyor ki:

Dört kitab okuyup

mânâsn

anla-

bundan

bir

mânâ çkaramaz.

Nihayeti olmayan; insabir hece...

nn ömrünce deil,

kâinatn ömrünce süren uzun

Bü-

321 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.230, beyit. 2834-2838.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

322 Kenan
2008,

Rifâî,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

er-Rifâî,

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

s.197.

Ayet 4

230

tün mânâlar bir hecenin içinde
il...

olduu

hâlde

mânâs
ilmi ve

belli de-

Çünkü bunun

dili

hâl dilidir.

Buna ledün

bâtn

ilmi

isimleri de verilir.

Her ilmin ve sanatn ayr ayr hocas olduu
de hocas vardr. Her ilim ve sanat
tup,
talibi

gibi

ruh ilminin

kendi bildiklerini unu-

onun

gösterip örettiklerine
itiraz

gözünü

kulan

açar ve üsbilgisini

tadnn

ilmine
323

etmez ve teslim

olursa,

hocasnn

kazanabilir.

Bu

birbirine giren

mânâ

yollar arasnda; nefsi bilmenin ve
dersen...
ise, bile-

Allah'a arif olmann
-Yol birdir... Nefsi ve sin ki:
ledir.

tam yolu nasl bulunur?

yüce Allah' anlamaya götüren yol

an dahi Onunla ikili bir ey yoktu. 324 Yani Yüce Allah var ve Onunla ikili bir ey yok...
Allah vard ve

u

öy-

Dört kitabn dedii
Dost
ile

bir sözdür anlarsan
,

325 bakî kalan bir yüzdür anlarsan.

Asrlardan

beri,

bütün müminler, Yaratana

'Bizi

doru yola ilet!'
Sen

diyorlar. Böylelikle

saysz

insan, tek bir yola gitmek istiyor.
gittikleri
velî

gidenlerin

çokluuna aldanma,

yolun birliine bak!
biri,

Yeryüzüne bunca nebî ve bunca

gelmi, her

ayr

tarikat

kurup, ayr dinler getirmi. Sen bu tarîkatlerin
dinlerin

bakalna

ve

ayrlna bakp
yola,

aldanma.

Çünkü onlarn
326

hepsi insan-

lar

ayn doru

ayn

Allah'a götürmek için birlemilerdir.
birdir.

Gösterdikleri

hak ve hakikat

'Yessir lenâ

ilme

ilahe illallah' yani 'Yâ Rabbî, bize sonsuz bir

ilim olan

lâ ilahe illallah

ilmini müyesser (kolaylkla olan)

kl da

örenelim,

bilelim!'

323 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.448.
çev.

324 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-rfan,
1997, s.250.

Abdülkâdir Akçiçek, stanbul,

Mays

2000,

s.

31-32.

325 Abdülkâdir Geylânî, Mektûbât- Geylânî, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, stanbul,

326 Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.450.

BAKARA
231

Resûlullah efendimiz: "Benim ve benden evvel gelen peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, lâ ilahe illallah 'tr"

buyurmutur.
lâ ilahe il-

Esasen dünyaya gelmekten maksat budur. Vazifemiz
lallah

demeyi bilmektir.

La

ilahe illallah ilminden maksat, tesbîhi ele

alp onu yüzbinlererifini
la

ce defa

çekmek deil, bitmez tükenmez mânâ-y

örenip

ve kendi

mevhum

{yokken var sanlan)
327

vücûdunu

ilaheye atp

illallah ' isbât etmektir.

"âhirete

îmân

ederler"

Âhiret

Kur'ân- Kerîm'de en çok geçen terimlerden

biridir.

Kelime an-

lamyla, sonra, sonradan gelen, daha sonra olacak olan demektir.

Kur'ân bu kelimeyi,
ile

kart

olan ûlâ {önceki, önce olan) kelimesi

birlikte

de kullanr. Âhiret - ûlâ ilikisinde de Kur'ân'nn be-

nimsedii evrensel prensip öyle verilmektedir.
âhiret senin için ûlâdan

"u
4)

bir gerçek ki,

daha hayrldr. " (Duhâ,

Âhiret kavram, Kur'ân diyalektii
le

açsndan

baktmzda öyann
üstündeki

ifadeye

konulmaktadr. çinde bulunduumuz

boyut. Âhiret mutlak anlamda daha sonras eklinde ifade edilebilir.

Bulunduumuz an ve boyut ne olursa olsun, ondan

bir son-

ras ve üstü vardr.

O

hâlde âhirete îmân, en geni anlamda, hayatn ve

oluun

sü-

rekliliine

îmândr. Her an

bir önceki

ana göre

âhirettir.

nsan bu

âhiretler serisinden her birinin

hesabn vermek durumundadr...
incelendiinde,
bir

Kur'ân- Kerîm'in

âhiretle

ilgili tespitleri

u sosürek-

nuçlara ulalabilmektedir.
ileri
li

Her sonraki an

öncekinden daha

ve üstündür.

Çünkü

hayat geriye

adm

atmaz.

Gidi

iyiye ve güzeledir.

327 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.538-539.

Ayet 4
232

Bunlardan çkabilecek
vardr.

bir

sonuç da udur: Sonsuz sayda âhiret

Çünkü oluum ve insann tekâmül (olgunlamak, kemâl bulmak) aamalar sonsuzdur. Ancak unu da unutmamak gerekir. Kur'ân- Kerîm âhiretle, insanln son hesap gününü de
kastetmektedir, ki biz

bunu günlük

dilde bazen

maher, bazen

kyamet

terimleri

ile

ifade etmekteyiz.

Bu son anlamda

âhiret,

Kur'ân'da âhiret hayat ve âhiret yurdu
ki,

olarak dile getirilmektedir
raki hayat demektir.

en geni anlamyla, ölümden sonâhirete

Ve bu anlamda

îmân Kur'ân'n sonbiridir.
328

suz kurtuluu garantilemede art

kotuu kabullerden

Allah'a gerçekten

îmân etmek;

Ona âhiret gününe, meleklere kigerektirir.

taplara ve peygamberlere

îmân

Çünkü

âhiret

günü-

ne îmân, kalbe Allah korkusunu yerletirir. Neticede kul, Allah'a

îmân konusunda ve

fiillerinde

haddi aamaz. 329

Hakk Teâlâ'ya inanmak îmândr, buyruunu tutmak da îmândr, meleklerine inanmak da îmândr. Her kiiye 360 melek baldr,
bunca melekler arasnda edep etmezsin; hani senin meleklerine

inandn?
de îmânla

Hz.

Hac Bekta

Velî ye göre

haram yemek, giymek
ki, siz ina-

ilgilidir;

'Kyamete inanmak böyle deildir
helâlden

nrsnz. Ger ne bulursanz
niz;

haramdan
330

yersiniz, giyersi-

yani

ibu inanmak

mdr ki inanrsnz?'

unu iyi
rin

bil ki!

Asl olan dünyada ilenen
fer'i ise;

amellerdir ki dünya da ilenen amelleitir.

âhirette

görecein

Âhiret,
ildir.

kyamet günü orada

olacak ilerden

baka

bir

ey

de-

328 Yaar Nuri Öztürk, Kur'ân- Kerim Ansiklopedisi, stanbul, 1990, 329

s.

20-21.
s.

Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri I el-Mecâlisü's-Seniyye,

stanbul, 1996,

15-16

.

330 Musa

b.

eyh

Tahir Tokad, smail

Hakk

Bursevî,

Hac Bekta

Velî,

Muhammed

Nuru'l Arabî, Gayb Bahçelerinden Sesleniler, haz.Tahir Hafzaliolu, stanbul, 2003,
s.161-162.

BAKARA
233

Orada olacak

iler

ise;

ancak insan amelinin

bir neticesidir.

331

Herey bu dünyadadr;

âhiret de

bu dünyann

içindedir.

332

Allah Teâlâ, içindekilerin

tümü

ile âhireti;

dünyadan

bir nüs-

ha kld.

Dünyay; Hakk'tan

bir

nüsha kld.
fer'i

Dünya asldr; Âhiret onun
-"Dünya âhiretin ekim
Mealindeki hadîs-i
erif,

saylr.

yeridir."

bu mânây

anlatr. 333

Resûlullah Nebe' sûresi,18. âyetini (O gün sûra üfürülecek de he-

piniz bölük bölük geleceksiniz)
âhirette herkes,

tefsir

buyurduklar srada "Yarn
ise

bu dünyada neyin

malubu

ve en fazla ne
ise,

ile

megul oluyorsa, yani
huyunun îcâb ne
ise

o kimseye hangi

huyu galip

âhirette de o

onunla hasr olacaktr. " buyurmulardr. 334

Dünyada
tedir.

nimetlerle azaplar, azaplarla nimetler
ise

karm vaziyetbüöte

Âhirette

cennet bütünüyle nimettir.

Cehennem de

tünüyle azaptr. Dünyadaki
intikâl

karm
gibi,

bu dünyadan

dünyaya
âhiret

eden

(geçen)

varlklar için son bulacaktr.

Çünkü

hayat dünya hayatnda olduu

karm kabul etmez. Dün-

ya ve âhiret hayat arasnda en büyük fark budur. 335

Bil ki!.. Âhiretin, hisse

dayal eyleri, dünyann

hisse

dayal ey-

lerinden daha kuvvetlidir.

Bunun

gibi âhiretin lezzet
lezzetlidir.
ise,

babndaki

ileri,

dünyann

lezzete dair

ilerinden daha

Âhiretin zorluklar

dünya zorluklarndan daha

zordur!..

Bunun

sebebi
b.

udur:
el-Cîlî,

331 Abdülkerîm

brahim

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa, Hüseyin Fevzi Paa,
s. 221.

c.II,

s.

302.

332 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.545.

333 Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

c.II,

s.

302.

334 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.569-570.

335 bnü'l-Arabî, Marifet ve Hikmet, çev.Mahmut Kank, stanbul, 1995,

.

Ayet 4
234

Ruh,
için,

âhirette, kendisine sevilen ve

kötü olarak gelenleri kabul

tamamen botur!
ise

Ruh, dünyada

böyle deildir.

Zîrâ bu cisim, kesafeti (kalnlk, bulanklk) icâb, kendisine uya-

n ve uymayan kabul etmesi için ruhu bo brakmaz. Dünya hayatnda, ruhun ancak bir

yann bo

bulabilirsin.
ki.

Sana bunu misâl yollu erh edeyim öyle
Misâl olarak taam {yemek) yiyen bir

.

ahs

ele

alalm.
ile

O ahs, taam yerken, kalbi tamamen yedii taam
ildir. Bir
ni

megul

de-

yandan yemek

yer, bir

yandan da baka önemli

bir ii-

düünür.
(yemek) lezzetine

Bu yüzden yedii taamn
hâlin sebebi; zihninde

tam varamaz. Ki bu

baka

ii tahayyül (hayal etmek) eyledi-

indendir. Yani yedii taamdan gelen lezzete ruhu tam boal-

m

deildir.
edilen

erh

bu mânâ sebebiyledir

ki âhiret

dünyadan daha e-

reflidir.

Her ne

kadar,

dünya âhiretin anas

ise

de buna

ama.
ile

Nice ço-

cuklar var ki
sektir.

anasndan babasndan, eref

itibar

daha yük-

Bu mânâdan baklnca, dünya
daha erefli ve daha
faziletlidir.

asl

ise de,

âhiret Allah

katnda

te

kendi

kapsamnda bulunan hakikat

îcâb, âhiretin

durumu

budur.

Âhiret, her ne kadar
faziletli,

dünyann

neticesi ise de,

dünyadan daha
âhiret ruhlardan

daha geni ve daha
ise

ereflidir.

Çünkü

yaratlmtr. Ruhlar

nûrânî letafete

(latiflik) sahiptirler.

Latif olan eyler, kesîf olanlardan daha deerlidir.

Âhiret, izzet ve kudret yeridir. Engellerden kurtulan kimseler,

orada istediini yaparlar. Bunlar cennet ehli olanlardr.

Dünya

ise, zillet (hakirlik,

horluk) ve acizlik yeridir.

BAKARA
235

Âhiret ehli
ni bulurlar.

ise,

içinde

bulunduklar nimetin dâima daha
biri

iyisi-

Onlara

pe pee hesapsz,
gelir.
336

dierinden daha güzel

nimetler

ard ardna

Bir hadîs-i erifte: "ilerde hesaba çekilmezden evvel

hesaplarnz

burada görünüz. Amelleriniz tartlmadan evvel burada tartnz ve

ölüm gelmezden evvel burada ölünüz!"'buyuruyor.

337

Bu dünya hayatndan
iken asllaryla

sonra mecburî ölüm geldiinde, burada
hakikatle bili tutamayanlar,
ve serde ne

ainalk kuramayp
338

asln bulamayanlar orada da bulamaz, yalnz hayr
isledilerse

onun

ecrini görürler.

Dünya
âhirete

ile

alakan kopar, âzâd
(derin

(özgür) ol ki,

ölümü

ihtar

eden

bu tefekkürât

düünmeler) sana

tesir etsin.

Zira bu ölüm,
olur.

douunda
ikinci

ki ilk

durandr

ki

ruh berzahta zahir

Ve sonra

durumun zuhur

(ortaya

çkmak) eder

ki

bu da

cismâni diriliindir. Sonra mizan, hesap, srat ve cennet ve ce-

hennem duraklarna

intikâl eder. Binaenaleyh

imdiki dünya
âhirete

hayatnda dünya sana hâmiledir. Ve bu cisim
olan ruhun için bir döl

doacak

yata gibidir. Öldüün vakit doum ger-

çekleir ve ruhun berzaha doar. Sen (annenin karnnda) cenin
hâlinde iken dünya hayatnda çeitli lezzet ve elemler bulundu-

unu bilmez ve idrâk etmez idin. Ne zaman ki dünyaya dodun,
bunlar vücûdunun hâlden hâle geçii içinde peyderpey zev-

kan bildin ve gördün. imdi, dünyada ruhun cenin halindedir.
Uhrevî
(âhirete dair) hayattaki lezzet ve elemleri

bilmez hâldesin.
ki elemleri ve

Ne zaman
lezzetleri
lirsin.

ki ölüp âhiret âlemine

doarsn, orada

dünyada gördüün ve zevken bildiin

gibi görür ve bi-

Ve sana enbiyâ ve evliyann haber
b.

verdikleri hâlde inan-

336 Abdülkerîm
306.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.

305-

337 Kenan 338 Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.569. stanbul, 2000, s.308.

Ayet 4

236

madiin durumlara vâkf olursun. Ve bu âlemde Allah Teâlâ'nn
söz verdii mükâfatlardan ve tehditlerinden, yani nimet ve azaptan,

hazrlad

eyleri gözünle görerek, dünya hayatna

aldanp

bunlar yalanlayp inkâr ettiine

piman

olursun.

339

Hayat ölümdedir. Asl hayat oradadr. Cisme
vuslat

bal

oldukça,

tam

(kavuma) müyesser (kolaylkla
olur.

olan) olmaz.

Lâkin kazanç
geçirdi-

bu vücutta

Tâ annenin karnndan bu güne kadar
Biri birinden

in zaman düün!
ileriki

ne kadar farkl!

hayatta bunlardan fazlas neden olmasn?

O hâlde daha O âlemde bu
nee
vardr.

âlemdeki neelerin saylamayacak kadar üstünde

Orada ben
neelere

sensin, sen de

benim! Esasen buraya geliimiz de o
içindir.
340

istidat

peyda etmek

nsan öldükten
rinden

sonra da sâlih amelleriyle güzel huy ve hareketlebir

örülmü

cisme bürünecek ki bunun

adna

nûrânî

ci-

sim ve nûrânî beden

nam verilir.

341

Kabrin ziyneti

(süs)

kalbin nûrânîyetidir. Sen ne kadar süslensen,
?

mücevherler taksan, bundan kalbine ne fayda
nevi kabirdir. Kalbin nûrânî olursa,

te, vücud da

bir

bu nûr

da da akseder. Seni
düünme, vücûdun
olduu
vakit, kalp

âleme de

sevdirir,

bambaka

hâle koyar.

Sen insann öldükten sonra girecei kabri
kabrine bak, onu
Hadîs-i erifte:

mâmur

etmeye, nûrlandrmaya çal.

Nur

kalbe vâsl (kavuan)

inirah (ferahlk) bulur, geniler, buyurulmutur. Bunun alâmeti
nedir yâ Resûlullah? denilince,

"Dünyadan

el

etek

çekmek

ve

yüzünü

âhirete

döndürmek, ölüm gelmezden evvel ölüme hazr

olmaktr," buyurulmutur.

339 bnül-Arabî, Tedbîrâtral, stanbul, 2001,

llâhiyye,

çev.Ahmed Avni Konuk,

haz. Prof. Dr.

Mustafa Tah-

s.340-341.

340 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.273.

341 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.262.

BAKARA
237

Amma dünyadan el etek çekmek,
ii gücü terk
ti

bir

köeye

çekilip, elde tesbîh,

etmek demek deildir. Dünyadan kalben muhabbe-

kesmektir.

Dünya

nedir? Seni Allah'tan

alkoyan her

ey dün-

yadr.

Onun

için

dünyadan gitmeden

evvel,

bu vücud kabrini

ziynet-

lendirmek lâzmdr. Yoksa
bin huzuruna asla
içleri

dünyann aaa
ile

ve ziynetlerinin kal-

tesiri

olmaz. Nice varlkl kimseler görürüz ki
doludur.

adeta akrep, çiyanlar

Onun

için i,

burada

te-

mizlenmek, har u neri burada görmek, hesab kitab burada

yapmaktr.

Srat geçmek

için âhireti

beklemeye gerek yok! Onu, bura-

da geçmektesin. Gafletin
harebe

yeri, vakti,

zaman

deil! Buras

mu-

meydandr. Kurun kime
iki

isabet ederse o gider.

Gybet,

arabozuculuk, yalan,
yerde

yüzlülük ve gaflette bulunmayn! Her

Hakk'

seyredin.

Hâsl

kimseyi incitmeyin!

Onun

için
bilse-

Resûlullah efendimiz: "Öldükten sonra
niz

banza gelecekleri

uzanp yatamaz, kana kana
343

su içemez,

basnz alp dadan

daa kaçardnz!'"buyuruyor.

Âhireti

isteyen

dünyadan

zâhid

(küçümsemek)

olmaldr.
âhiret

Allah' isteyen
için, âhireti

ise,

âhiretten zâhid

olmaldr. Dünyay

de Rabbine

kavumak

için terketmelidir. Kalbin-

de dünya lezzetlerinden ve ehvetlerinden herhangi bir

ey

bu-

lunan, rahat arzulayan; yiyecek, içecek, giyecek, evlilik, mesken, binek arzulayan

be

ibâdetin bilgisinin yansra,

fkh,
soyu-

hadîs rivayeti, Kur'ân kraati {düzgün okuma) ve rivayeti, na-

hiv (gramer), edebiyat gibi ilimlerde riyasete

(reislik)

nan, fakirlikten kurtulup zenginlik isteyen, belalardan kurtulup afiyet üzere
lup menfaatlere
dir.

olmay

arzulayan, özetle, belalardan kurtuarzulayan, gerçekten zâhid deilet-

kavumay

Çünkü bu saylarn
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

her birisinde nefsin pay, arzularn
s.

342 Kenan 343 Kenan

stanbul, 2000,

594.

stanbul, 2000, s.201.

Ayet 4
238

kisi

vardr. Hepsi dünyalktr ve kalpten

çkarlmaya çallma-

ldr. Dünyada zâhid olunabilmesi buna baldr. Bu gerçek-

letii takdirde, hüzünler sona

erer,

kalpten

skntlar

gider, ra-

hatlk ve huzur
lah

gelir.

Kalp, Allah'la ünsiyet (dostluk) bulur. Al-

Resulünün

ifade ettii gibi;

"Dünyadan zâhidlik etmek,
olunan eylerin
biri

kal-

bi ve bedeni rahatlatr. " Kalpte, ifade

oldu-

u müddetçe sknt, huzursuzluk ve endielerden kurtulamaz.
Allah'la arasndaki perde

devam

eder.

Bunlarn

hepsi, gönül-

den dünya zevklerinin

çkmas

ile

düzelir.

Sonrasnda

âhiret

ve nimetlerinden zâhidlik edilmelidir. Derecelerden,

makam-

lardan, hurilerden, saraylardan, bahçelerden, bineceklerden, yi-

yecek, içecek ve giyeceklerden feragat edilmelidir. Amellerine

karlk, dünyada
takdirde Allah'a
ve lütfü
ile

da, âhirette de,

mükâfat istenmemelidir. Bu
olur.

kavumak mümkün

Allah ona rahmeti

muamele

eder. Peygamberlerine, velîlere, sâlihlere

yapt gibi onu kendisine yaknlatrr ve bu hâl hayat boyunca artarak

devam

eder.

Sonra âhirete intikâl (göçmek)
bile

eder.

Ve

hiç kimsenin

duyup görmedii hayal
âciz

edemeyecei, vasf-

larn ifadeden akllarn
edilir.
344

kalaca

nimetlere gark (batmak)

Ey

âhiret

adam! Senin
biri

için

de

iki

ey lâzmdr: lim

ve marifet.

Bunlarn

bilmek, dieri ilemektir.

Bilmek, neyi bilmek? Yapmak, neyi yapmak?

te birincisi nefsini slâh etmek;
mak ve
ile

dieri de Allah'a

ükür edici

ol-

etraftan gelen hâdiseleri Allah'tan bilerek sabretmek, se-

fadan cefâdan her ne gelirse buna raz olup Allah'a teslim-i tam
teslim
âhiret

olmak ve her

türlü iini

Hakka smarlamaktr.
dünyay da
âhireti

Ey

adam,
345

ite

bunu

yapabilirsen,

de

ho

geçirirsin!

Bir insanda,

yapt

kötü ilerden, vicdanndan, Allah'tan, dier

kimselerden mesul olmak korku ve endiesi olmaldr. Mükâfat
344 Abdülkâdir Geylânî, Fütuh'ul Gayb, stanbul, 1996,
345 Kenan
Rifâî, Sohbetler,

s.

176-177.

stanbul, 2000, s.393.

BAKARA
239

fikri ise,

gene kendi

vicdannn huzuru, umumun honutluu

ve

Hakk'n rzâs endiesi olmaldr. Hâsl insann dünyasn da

âhiretini de

mâmur

(îmâr etmek) eden mekârim-i ahlâktr (güzel

ahlâk,

peygamber ahlâk). 346

Üzerinden geçtiin ve Cennete ulancaya kadar Hakk'n ayak-

larn

sâbitletirdii srat, srâtu'l-hüdâ'dr. Sen
zahiri ve batini sâlih amellerinden

onu dünya haiçin

yatnda

kendin

ina

et-

misindir. Söz konusu srat, bu dünya hayatnda manevî olarak
bulunur; sureti

müahede edilmez. Kyamet Gününde ise cehenhar, sonu
ise

nem

üzerine

ba

cennetin

kapsna uzanacak ede,

kilde duyulur bir

köprü olarak uzatlr. Sen

onu gördüünde

onun kendi
ki:

eserin ve

ürünün olduunu anlarsn. Ayrca anlarsn

O

köprü, dünya hayatnda senin tabiat cehenneminin üzeribir

ne

uzatlm

köprüydü.

Metinden

u

ortaya çkar: insanlar

maherde toplanacaklardr
geç-

ve kendilerini cennetten

cehennem ayracaktr. Cehennemi
(srat) gerekir.

mek

için

mutlaka

bir

köprü

te

bu köprü, insan-

larn dünya hayatndaki amelleridir. Buna göre insanlarn hayrl
amelleri çok

olduunda, köprü geniler ve üzerinden geçmek koSrât- müstakim bnü'l-Arabî'ye göre Allah'n
srâtullah,

lay ve rahat olur.

yolu

anlamndaki
347

baka

bir ifadeyle Allah'a

ulatran

yol' demektir.

nsan

tabiî

ölümle öldükten sonra mezara girer ve kabirde nice
cesetler dirilip harolur. Böylegelir ve hakikatler,

müddet gömülü kaldktan sonra
ce de

kyametin srr ve hakikati o gün zuhura

herkese o
Bir de

gün ayan ve aikâr
dirili

olur.

manevî

vardr

ki

bunda insan

ihtiyarî

ölümle

ölüp fânî olduktan sonra
zât

mecazî vücud kaydndan kurtularak

nurlar içinde bir çok müddet gömülü kalr. Sonra

Cenâb-

346 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.652. 347 Suad El-Hakîm, bnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,

s.

564.

Ayet 4

240

Hakk

ona:

Benim sfatlarmla

ortaya

çk

seni gören beni görür,

O kimse, o mertebede evvel âhirdir, âhir evveldir, der. Biz dirili meselesinin yalnz birinci ksmn yani ana rahminden douu biliyorduk. Fakat bir de mânevi dirili hakikatini
buyurur.
ortaya koyunca,

bâtnn, ayn

zahir

olduu meydana çkt.
gibi:

te

bu dünya suretinde de bâtn âleminin mevcudiyetini ayn ölçüler ile anlayabiliriz.

Hz. Niyazi'nin dedii
(gizli)

Hakk'tan ayan

bir

nesne yok - Gözsüzlere pinhân

imi.

Sadece surette kalanlara hakikati anlamak haram oldu.

te

bu

hakikatleri

onlar
348

ancak kyamet gününde görüp idrâk

edebileceklerdir.

Siz, dîni

nasl bir yapacaksnz?

Bu ancak kyamette
Burada
bir

bir olur.

Bu-

ras dünya

olduuna

göre,

bu imkânszdr. Çünkü burada, her
olamaz ve bu, an-

birinin çeitli dilei ve istei vardr.

cak kyamette

mümkün olabilir. Orada hepsi

bir olur, hepsi

ayn

yere bakar ve bir tek kulak, bir tek dil hâline gelirler.

nsanda

bir

çok eyler mevcuttur. (Meselâ) Fare vardr,
kaldrr;
fare

ku vardr.

Ku kafesi yukar
gibi binlerce çeitli

aa

çeker.

nsanda daha bunun

yrtc hayvanlar bulunur. Bunlar eer, fare fareliini, ku da kuluunu brakrsa, hepsi birleir ve istenilen ey de meydana gelmi olur. Çünkü istenen ne yukar ne de aadr.
istenilen

Ve de

hâsl olunca, ne yukar ne de

aa kalr.
Bularar.

Birisi bir

ey kaybetmi. Sada, solda, önde ve arkada aryor.
ne

duu zaman
lar

sa ne solu,

ne önü ne de arkay

Bunlarn

hepsi bir olur.

Kyamet gününde

nazarlar birleir. Diller, kulak-

ve duygular bir olur. Meselâ on kiinin

müterek

bir bahçesi

veya
si

dükkan

bulunsa, hepsinin sözleri, kayglar bir olur ve hep-

bir

eyle urarlar.

Çünkü

istedikleri

ey

bir

olmutur.

Kyamet gününde hepsinin ii Tanrya düer. Yani hepsi Tanr ile megul olur ve hepsi bunda birleir. Bunun gibi, dünyada herkes bir ile urar. Kimi kadn sevgisiyle, kimi mal top348 Kenan
Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.249.

BAKARA
241

lamakla, kimi kazanmak, kimi de bilgi elde etmekle

urar;
"Benim

bunlardan birinden zevk alr ve holanr. Hepsi

de:

dermanm, saadetim ve huzurum bundadr," der ve ona inanr. Bu da Tanrnn bir rahmetidir. Çünkü insan, o sevdii eye gider, onu arar ve bulamayp geri döner, bir zaman bekler ve kendi kendine: "Bu zevk ve rahmet aranlmaa deer; belki ben iyi arayamadm tekrar arayaym", diye, yeniden ara-

maa

balar. Fakat, yine bulamaz. Böylece

Tanrnn

rahmeti

ona perdesiz olarak yüz gösterinceye kadar devam

eder.

Rah-

dn

met yüz gösterdikten sonra, bu tuttuu yolun, gerçek yol olmaanlar.
349

Ama hakikat Leyla'snn yüzünden nikab (peçe) kaldrmak için ak nuru lâzmdr. Bu sebeple brahim Edhem Hz.: Allah' görmek
için

üç

ey lâzmdr,

buyuruyor.

Birincisi;

Dünya

ve âhiret sana verilse

memnun olmamak,

ikincisi;

Dünya

ve âhiret senden alnsa kederlenmemek, yani

gama

ve ye'se

Üçüncüsü de

dümemek. medh (övgü)

ve

zem

(yergi)

olunmaktan müteessir

(üzülmek) olmamaktr.

te

bunlar, o hakikat Leyla'snn cemâline perdedir, hicaptr.
illa

Ak

aktr

ki

o hakikat Leyla'sn gizleyen kötülüklerin yan-

masna
imkân

sebep olur.
yoktur.
350

Baka

türlü

bu

esrar perdesinin

kalkmasna

Cenâb- Hakk
ne
ile

âhirette kullarna tecellî edecek

ancak dünyada
351

ve kiminle

megul

ise

ondan

tecellî edecektir.

Kâmil insanda: nsan, dünya ve
tecellî

âhiret,

Muhammed

ve Allah

etmitir.

352

349 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.44-45.

Mâ Fih,
s. s.

çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

350 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

392.
620.

Kenan 352 Kenan
351

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

stanbul, 2000, s.543.

Ayet 4
242

Bu Allah

sevgililerinin nazarlar derya, sözleri ifa, yüzlerine

bakmak
için

gönle sefadr. Bunlardan birini bulan bahtiyar kimseler
âhirette

dünya ve

bu

izzet,

bu yücelik

yeter.

353

Yerde gökte, dünya ve âhirette ne varsa onun gönlünde, yani
arifin kalbinde mevcuttur.

Gönül o gönüldür
gider.

ki

dünya ve

âhiret

onun

bir

kenarnda kaybolup

Hiçbir yere

smayan Allah,

o gönüle

sntr.

334

Bu âlemde

olan suretler, ekiller, varlklar, dirlikler hep birer ve-

him

ve hayalden ibarettir. Yahut aynalarda görünen aikâr olan

akisler ve gölgelerden

Bu

varlklarda

baka bir ey deildir. görünen, Hakk'n evsâf (vasf)

ve sfatdr.

Nasl

ki suya gökteki

yldzlar vesaire aksediyorsa, bu vücud suyuna

akseden de

Hakk'n vasflar yldzlardr.
tecellîsidir.

Yalnz kâmil insann varlnda zuhur eden Hakk'n
Bir dere
de,

kenarnda bulunan elma

aacnn

aksi suda görünürse

bu suyun içinden elma toplayp yiyemezsin.
kâmil insann vücûdu suyunda elma

Ama
eder.

aac

kendiliinden

biter ve
355

Hakk'n vasflar ve Hakk'n

âyetleri

onun içinden zuhur

Malumdur

ki

cennet

iki

öteki dünyadaki cennet.

ksmdr. Biri bu dünyadaki dieri de Ne zaman ki bir kimse ölmeden evvel
ile

ölme bahtiyarlna
se,

ererse yani kendi irade ve arzusu

ölür-

onun vücûdu

kabri cennet bahçelerinden biri
girer ve

olmu

olur.

Bu

mertebede kul marifet cennetine
gözüyle

uhûd

(görme, bilme)
ki,

Hakk'

görür.

Dünyada

öyle bir cennet

vardr

ona

gi-

ren, âhiret cennetine

itiyak duymaz, buyuruluyor. "Bu cennet

nedir yâ Resûlullah?" diye sorulunca, "mârifetullahtr," diye buyurdular.

353 Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.440.
stanbul, 2000, s.405.

354 Kenan

355 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.262.

'

BAKARA
243

Efendimiz buyuruyor

ki:

"Cennet aaçlarndan bir aaç bulduu-

nuz

vakitte gölgesinde

oturunuz ve yemilerinden yiyiniz!" "Dünolur yâ Resûlullah?" dediklerinde, "Bir
vakit, cennet

yada bu nasl
ilim sahibini

mümkün

bulduunuz

aaçlarndan

birini buldu-

nuz demektir," cevabm vermilerdir. Dünya cennetindeki Tûbâ
mesabesinde olan kâmil insann vücûdu
nanlar,

aac

gölgesinde topla-

onun vücûdu aacndan
meyvelerini toplarlar.
356

silkileri irfan (zihni

kemâl) ve

holuk

Bana

bir

çok

felaketler

geldii hâlde, bu kahr tecellîsinin

mânâsn
bulmu

idrâk ettirecek yolu ve

müridi
357

bulanlar,

dünyaya

geli-

inin de gidiinin de mânâsn, yani dünya ve âhiretin
demektir.

mânâsn

Daha

ne

ister?

Âhirete îmân, dînin en önemli özelliidir. Bunlara ina-

nanlar hidâyete
dirler.

erer.

ste bu kiiler srât- müstakim üzere-

Âhirete yaknlk,

zaman

ve

mekân aarak gerçekleiçin gay-

ebilir.

Ancak

böyle

gerçee yakîn olunur.

'Onlar âhirete yakîn
ret gerekir. Gayret,

olmulardr Bu yakînlik
ve infâk
ile olur.

namaz

Burada Hz.

Mevlânâ 'nn sözünün

idrâki gerekir:

'Hayat bir satranç oyunudur.

Balangç

ve biti bellidir.

Talar oynayn
tarz
ile

bile bellidir.

Burada sana düen oynay

zevk almandr.
'gayba

nanmam' kelimesinin

îmân da yeri yoktur. Hiçbir
ve infâk
ile

zaman dememeye gayret etmelidir. Namaz

ula-

acamz yer

'

âhirete yakîn olmaktr.'

358

356 Kenan
357 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.578. stanbul, 2000, s.381-382.

Rifâî, Sohbetler,

358 Derleyenin Notu.

i
i

»

.

AYET

5:

Ülâike alâ hüden min rabbihim ve
ülâike hümü'l-müflihûne

te Rablarnn yolunda olanlar ve
(bir

gün) felaha kavuacaklar onlardr.

(Kenan Rifâî Hz.)
Bunlar, ite Rablerinden bir hidâyet üzerindedirler ve

bunlar felaha erenlerdir.

(Elmall Hamdi Yazr)

te onlar, Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler ve
kurtulua erenler de ancak onlardr.
(Diyanet)

(3.

ve 4. âyetlerin

nda)
delili

Burada aikâr olan; kitaba kar üphe, yalnz müminler için
kaldrlyor. Onlar kitaba îmân eylediler lâkin
ra

naza.

almadlar.

Akln

baland

kaytlara

balanp

kalmadlar.

Kendilerine gelen her eyi seksiz üphesiz kabul eylediler.
Kendilerine haber verilen eyin

vukuuna

kesin

îmân

ettiler.

Hem de übhesiz.

.

Ayet 5

246

Bir kimsenin

îmân

delillerle

nazarla kalrsa,

akl kayd

ile

ba-

lanp durursa, o
Yeri

kitaba,

ekle bakar.

gelmiken

bildirelim ki:

Kelâm ilminin kurulmas; ancak

mülhidlere

{dinsiz,

imansz, saptmlard)

kar
.

müdâfaa

için

oldu, ayrca bir de

bunlarn

dnda kalan bid atçlar

(peygamber

zamannda olmayan

âdetleri çkaranlar) için.

Zîrâ îmân: Allah'n nurlarndan bir nûr'dur.

Allah Teâlâ, o nûr'la, kuluna önü ve sonu

gösterir.

359

Rablerinin hidâyeti ya kendisine ya da yurduna, yani Dâru's-

selâma

(cennete), fazilete,

sevap ve lütfa

iletir.

Onlar baka deil

sadece kurtulu ehlidirler; bir cezadan veya bir perdeden dolay.

Bu yüzden

'ite onlar...'

eklinde

bir ifade

kullanlmtr. Yani

arnma

ve

bezenme

gibi sözü edilen sfatlara sahip olanlar 'Rab-

lerinden gelen bir hidâyet üzeredirler ve kurtulua erenler de an-

cak onlardr'. Kurtulua ermeleri, Rablerinden gelen

bir hidâyet

(doru yola, hak yola girmek) üzere olmalarndan kaynaklanyor.

Buna
ikinci

göre ilk 'îmân edenler' ifadesi gramatik

açdan mübtedâ,
sfat kabul

'îmân edenler'

ifadesi

ona matuf

(ait),

'ite onlar' ifadesi

de

müptedann

haberidir.

Eer muttakîler
Dolaysyla,
bir

ifadesinin

edilse,

bu takdirde onlardan maksat, hidâyetten sonra takvada
olur.

kemâle eren kimseler
da varaca
sayl ir
360

eyin önünde sonun-

bir hâlle

önceden isimlendirilmesi anlamnda mecaz

"Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler"

Rab:
eyi slâh
(hü-

Ra, ba çeitli köklere delâlet (iaret) eder. Birincisi

'bir

etmek' ve 'onun

banda
el-Cîlî,

durmak'.

Bu anlamda Rab, Melik
Hüseyin Fevzi Paa,
c.II,

359 Abdülkerîm

b.

brahim

nsân- Kâmil,
stanbul,

çev.Seyit
c. I,
s.

s.436.

360 bnü'l-Arabî,

Tefsir- i

Kebîr

Te'vilât,

38.

BAKARA
247

kümdar), Halik (Yaratan) ve Sahib'tir. Rab bir eyi slâh edendir.
Allah Rabdir; çünkü yaratklarnn ilerini slâh eder.
361

Er-Rab ismi, Mâlik anlamna
eden anlamna da
gelir.
362

gelir.

Ayrca

terbiye eden, slâh

Efendi,

Mürebbî

(terbiye eden), Sabit

an-

lamlarna da

gelir.

"Rab", cemâl ismidir
ismidir. Bir

ama Rubûbiyet ve
bir

kudret itibariyle de celâl

yüzü cemâle,

yüzü de
363

celâle bakar.

Yani kemâli

müterek
Her eyi

(ortak) isimlerdendir.

tedricen (derece derece) kemâle erdiren, nezareti altnda

terbiye eden, büyüten, besleyen

manasnadr.

364

Kur'ân- Kerîm'in en önemli kavramlarndan

biri

olup bine yakeliil-

kn

yerde geçmektedir.
fazla

Bu demektir

ki,

Kur'ân'da Allah

mesinden sonra en

geçen isim-sfat Rab'dr. Bir
kelimesi geçtii yerlerin

baka

ginç nokta da udur:

Rab

tamamna yaRabbim"

knnda
eklinde

"âlemlerin Rabbi, Rabbiniz, Rabbin, Rableri,
bir terkip (birkaç

eyin beraber kullanlmas) halindedir

ve dâima Allah'n isim-sfat olarak kullanlmaktadr.

Çoulu

erbâb'dr.

Kur'ân'n

ilk sûresi

olan Fatihann

ilk

âyetinde Allah kendi-

ni "Alemlerin

Rabbi" olarak tantmaktadr.

Bu da

gösterir ki

Kur'ân'n temel konusu olan ulûhiyet (Tanrlk) Allah kavram-

nn yeri ve anlamnn
Rab, bir mastar

hemen ardndan

gelmektedir.

olduu hâlde, terbiye maktadr. Rab, ayn kökten türeyen,

edici

anlamnda

kullanl-

terbiye iini yürüten de-

mektir. Allah, bütün varlklarn terbiyesini yönetip yürüttü-

ü

için,

onun

bir

sfat da Rabbu'l-Alemîn dir (Alemleri

terbi-

ye eden).
361 Suad El-Hakîm, Îbnü'l-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005,
s. 516.

362 bnü'l-Arabî, Marifet 363 Abdülkerîm

ve

Hikmet, çev.Mahmut Kank, stanbul, 1995, s.169.

b. ibrahim el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.

17.

364 M. Kemal Pilavolu, Büyük

Velî

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri,

s.

169.

Ayet
248

5

Elmall Hamdi'nin de iaret ettii gibi "Bir eyi kademe kademe tedriç ile kemâline eritirmektir ki bunun
Terbiye, müfessir
eseri,

stfâ

(seçkinlik)

ve tekâmül olur."

O

hâlde Allah varlklar, kendisi tarafndan tesbit edilmi bir

hedefe

doru

tekâmül ettirmek

için

oluu, mutlak kudret

sa-

hibi sfatyla yönlendirmekte ve yönetmektedir.

nsan, Yaratc
bir
ilk

Kudret'in,

hereyden önce bu

niteliiyle

kar karya geldii

hayat sahnesinde

yaad için,

Kur'ân Allah'n Rab sfatna

anda yer vermektedir. Allah'n bu Kutub'un da
ifade ettii gibi,

terbiye edicilik vasf, Seyyid

Mutlak

Rubûbiyet'tir.

Ulûhiyet bahsine girite, Allah'n Rab sfat üzerinde durulma-

s

gerçekten çok

ilginçtir.

Bu

girile Kur'ân

demek
ilk

istemektedir

ki,
rip,

benim anlatacam

Allah, Deizmin,

varla

ilk hareketi ve-

ondan sonra kenara çekilen ve Aristo'nun
vasfndan öte

muharrik

(ha-

reket veren, harekete getiren)

bir role sahip

görmedi-

i

ilâh deildir.

Tam

aksine,

O varlk ve oluun içinde yer alan,
erdirici ve oldu-

fakat irade ve kuvvetiyle

varl aan bir Yaratc,
kendisidir.
ki,

rucudur.

O

bizzat

oluun

Her an yeni

bir

olu

sergi-

leyen bir külli benliktir
biz

onun isim ve sfatlarnn

tecellîlerini,

varlk ve oluu onun araclyla fakat ayn zamanda onu da

varlk ve olu araclyla tanyor ve kavryoruz.

Rab mastarnn

ism-i

fail

mânâsnda Allah
{süreç)

için

kullanl,

olu-

un

ve ulûhiyetin bir proses

olarak

alglanmas

gerekti-

ine dikkat çekiyor. Allah, varl yaratp marangozun yapt masay uzaktan seyrettii gibi seyretmiyor. Aksine, o varlk ve oluun içinde, varlk ve olu hâlinde ve Kur'ân'n Sünnetullah
[Allah \n tavr ve tarz)

dedii

bir seyir içinde kendini ortaya ko-

yuyor.

te

âlemlerin Rabbi,

u

ana kadar

ki bilgilerimizle

kavrad-

mz, daha sonraki bilgilerimizle kavrayabileceimiz ve hiç bir zaman kavrayamayacamz bütün âlemlerin Rabbi'dir. Onlarn herbirini, hem kendi bana, hem de dierleriyle ilikilerinde düzenler, besler, yönetir ve yönlendirir.

BAKARA
249

Bütün âlemlerin

terbiye ve yönetimi,

Rab 'in nasl

bir

yakla-

m ve tavrna muhatap olmaktadr?
sl bir tavr ortaya koyar?

Bir

baka deyimle,

âlemlerin

Rabbi, âlemleri çekip çevirir ve bir hedefe

doru

götürürken na-

Bu sorunun cevabn vermek
le

üzere

Fatihann üçüncü

âyeti

öy-

konumaktadr:
365

"Rahman dr O, Rahimdir O"

Namazda Fatiha okunmas, kemâl varlnn insanda oluuna iarettir. Çünkü insan, varln Fâtihasdr. Allah onunla varlklarn
kilitlerini açar.

Fatihay okumak; insaniyet srlar altnda,
iarettir.
366

Rabbani srlarn zuhuruna

Kur'ân'da Cenâbbuyurarak,

Hakk

zât- baht- ilâhîsini "Rabbü 'l-âlemin"

âlemlerin

Rabbi

olduunu,

"Rabbü 's-semâvâti'

ve'l-arz" buyurarak,
"Rabbü' l-meriki

bütün semâvât ve arzn Rabbi olduunu,

ve'l-maribi" buyurarak,

dounun

ve

bâtnn

Rabbi olduunu, "Rabbü 'i-felak "buyurarak, felakin Rabbi oldu-

unu,

"Rabbü'n-nâs" buyurarak,
367

nâsn Rabbi olduunu duyur-

mutur.

Rab

için

sübût {gerçekleme, meydana çkma, üpheye yer brak-

mayacak ekilde açk olma) vardr, yani Rab mefhumu
mez. lâh
ise

dei368

isim ve sfatlarla deimektedir.

"O her

vakit bir

en' dedir" scyeti gereince dâima hâlden hâle girmektedir.

Bu

isimde

be hüküm

vardr. (Fütühat'ta anlatlyor)

1-Telvin

hükmü

(renk verme, boyama): Telvin
ki,

(yaradl hükmü)

üzere sübût

hükmüdür

Cenâb- Hakk
an
bir

"Külle yevmin hüve

enin"

âyetiyle her gün, her

andadr. Alemde

hiçbir nefis,

365 Yaar Nuri Öztürk, Kur'ân- Kerim Ansiklopedisi, stanbul, 1990,

s.

257-259.
c.II,

366 Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

s.424.

367 M.Kemal Pilavolu, Büyük

Velî

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri,

s.

172.
s. 33.

368 bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul,

Ayet 5

250

hiçbir

ey yoktur

ki,

dâimi surette deimesin, (idrâk

için farkl

muameleye

ihtiyaç vardr.)

2- Niza {çekime, anlamazlk) ehli zer' {ekilip biçilmi ekin) olan

nüfusdur ki birçok insanlar tabiatlar
larla

itibariyle,

saysz

ihtilaf-

(Rab)

hakknda

söz söylerler. Bunlar

bu çukurdan

(er-Rab)
ile

ismî

celîli ile

kurtulurlar.

Er-Rab ismi

celîli,

eriat münzir

{doru yola

sevk etmek için tehdit ederek)

bunlarn ihtilaflarn

hâlleder. (Kendi hakikatimizi

anlamak

için farkl isimlere ihtiyaç

vardr.)
3-

Mümkünâtn

meselelerine nazardr.

Zaman

ve

mekânlarnn
ism-i

birbirine mütenâsip olan tayinine, hareket ve sükûnetine, ayr-

l ve birleimine ve bunlara benzer bütün ilerine (er-Rab)
erifi istidat hâlkeder.

(nsann zaman

ve

mekânn

etkisinden kur-

tulabilmesi için

Rab ismine

ihtiyaç vardr.)

4- Er-Rab, insan Allah'a, âzât kabul etmeyen bir kul yapar.
sanlar

n-

geçmite kula

kul, nefse kul, ilâhlara kul

olmulardr. Er-

Rab
ler.

ismi erifi, insanlar, ancak Allah'a âzât kabul etmez kul eyiçin

(Kulluunu idrâk

Rab ismine

ihtiyac vardr.)

5-

Er-Rab ism-i erifi hayatn irtibatdr. Bütün mahlûkâtn gveren odur.

dasn

Gda, maddî

ve manevî

olmak üzere
369

iki

k-

smdr. Manevî gda akln gdasdr. Bu
hitap eden intibahlar
{dersler, ibretler)

sebeple Kur'ân'da akla

vardr.

Kendindeki deerlerin hakikatini bilmek
ihtiyaç vardr.
370

için

Rab ismine

Rablk

özellikleri
izzetli

tamas
zelil

itibariyle

mertebe

bakmndan

insan-

dan daha
leri ile

klnm yaratk olmad gibi, kulluk özellik(hor, hakir) klnm bir yaratk yokde ondan daha
mertebelerin en

tur.

Rablk tüm

yüksei olduu

gibi

onun

kar-

t

olan kulluk da

tüm
Velî

mertebelerin en

aasdr. nsan
s.

bir yü-

369 M.Kemal Pilavolu, Büyük 370 Derleyenin Notu.

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri,

170-171.

BAKARA
251

zünde rablk

özelliklerini,

dier yüzünde

ise

kulluun

eksikle-

rini gösteren iki

yönlü bir aynadr.

En

güzel ekilde

yaratlm
var-

(ahsen-i takvim) olan

Rablk yönüne

bakarsan,

onun bütün
371

lklardan daha yüce, daha güzel olduunu, kulluk yönüne bakarsan bütün kâinattan daha

aa olduunu görürsün.
Rab
olur.

Bir vakit olur ki kul, üphesiz
tirasz kulluk derekesine
rekesine inerse

Baka
olursa

bir vakitte

de

if-

(düük

dereceye) iner. Kul, kulluk de-

Hakk

ile

geniler.

Rab

yaay

daralr.

Kul olduundan dolay nefsinin
siz

aynn

görür, dilekleri

üphe-

Hakk'tan geniler. Rab oluundan dolay da mülk ve melekût

âlemlerindeki bütün mahlûklarn kendisinden bir
lerini görür.

ey

istedik-

Hâlbuki onlarn bu

dileklerini yerine getirmekten

zâtyla âcizdir.

Bundan dolay

arifler

bu yüzden

alarlar.

O hâlde sen Rabbn kulu ol, Onun kulunun Rabb olmaya bakma; sonra bu
ilgi

sebebiyle atee ve erimeye

mahkum

olursun

372

Hz. Mûsâ, Firavunun 'Âlemlerin

Rabb

nedir?' suâline

kar ona

'Eer

siz

yakn

ehli iseniz

semâdan

ibaret olan

yüce âlemde ve

yerden ibaret olan

aa âlemde bu âlemlerin

suretleri kendisin-

de beliren zâttr' dedi.

Mûsâ Allah'n zâtn tarif için suâle fiil ile cevap verdi ve bu suretle Tanr zâtnn tarifi Tanrnn âlemlerdeki suretlerden biriyle

göründüü eyle
ilgili

veya âlemin suretlerinden kendisinde

beli-

ren bir suretle

gösterdi.
ilave etti.

Cevabna daha da
Böylece

'Mark

ve

maribin Rabb'

dedi.

hem

zahir,

hem

gizli

olan eyleri bir arada söyledi.
ehli kimselerin

Musa'nn
lar ise

birinci

cevab,

yakn
ki,

cevabdr. Bun-

yakîn ve keif erbabdr.

Bu
eer

itibarla onlara
siz

'yakn

ehli isesize

niz dedi.

Bu

u demektir

yakîn ehli iseniz ben

371 smail Ankaravî,

Naket Fusus erhi, stanbul,

s.

23.
s.57.

372 bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul,

Ayet 5
252

ühûdunuzda
ririm;

ve vücûdunuzda yakîn

ile

sezdiiniz

Rabb

bildi-

ayet

siz

bu zümreden deil de akl ve takyid (kaytlandrverdii neticeye göre Allah' tahsize ikinci

ma)
did

ehli iseniz ve aklî delillerin

ederseniz
373

(snrlandrmanz)

cevabmla karlk

veririm.

Eer yakîn

ehli isek,

bizim

mânâmz olan semâmzda AlFakat bu
hâlde
tecellî

lah isimleriyle

tecellî eder.

maddemizde
ortaya

zuhur edince
kan
dir.

eksik olur.

O

yaradlmta

ç-

hâl,

Allah'n isminin bozuk aynadaki

tecellîsi

gibi-

Bu yüzden

her varlkta bozuk da olsa Allah'n ismi-

nin

tecellîsini gören,

ayn zamanda bu

tecellînin

karsn-

dakinin vücûdundan dolay hatal aksettiini idrâk eden,

yakîn

ehlidir.

O dounun

ve

bâtnn
eyi

zahirin ve

bâtnn

Rabbidir sözü, o her eyi bilendir demektir.

Eer kayt alt374

na sokuyorsanz

bilin ki o her

bilendir.

Rubûbiyyet

Rubûbiyyet
ci

(terbiye edicilik);
...

mevcudat

isteyen

esmay

gerekti ri-

mertebenin addr.

Çünkü bütün esma
edecek varlk
ister.

ve sfatlar aid olacak, taalluk (bal, alakal)

u konuyu da
(hususiyeti)

iyi bil ki!

Rab isminin altnda bulunan
ile,

isimler,

Allah ve halk arasnda müterek olan isimler

tesir ihtisas

bakmndan

halka mahsus isimlerdir.

375

Allah 'in Rab ismiyle yani terbiye edici ismiyle
mesi için

tecellî et-

baz

isimlerinin

vücûd giymesi gerekir. Zîrâ kül'
216-217.

373 bnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, istanbul,
374 Derleyenin Notu.

s.

375 Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.I, s.

153.

2

BAKARA
253

(zât) terbiye

edilmeye muhtaç deil terbiye edicidir.
isim,

Ama
ismi

cüz,

yani parça veya vücûd giymi

bütünü idrâk

için terbiyeye ihtiyaç duyar.

Bu yüzden Allah 'in Rab

kulu

ile

kendi arasnda müterek (ortak) olan isimlerin
ait isimlerin

vücud giymesiyle ya da kula
le

vücud giymesiysa-

oluan varlklara

tesir içindir.

Kelâm, semi, basar,

br, ilim, Rezzâk,
yet, yokluk, hiçlik,

vs.

(Allah 'a ve halka ait isimler) Aczi-

kulluk (halka ait isimler). 376

Hidâyet ancak Rab 'dan
Hidâyet
için bkz. Âyet.

gelir:

Ittlâ- Kur'ân {örenme, bilme) muttakîlere (takva sahibi)
sus bir nûr
ile

mah-

Kur'ân'n mânâsna muttali (vâkf,

bilgisi olan)

olmaktr. Cenâb-

Hakk'n

tâlimi

ile

hâsl

olur.

Nitekim: "Ey
ki,

inananlar! Allah'tan

saknn, peygamberine inann

Allah size

rahmetini iki kat versin. Size
etsin."

nda yürüyeceiniz

bir

nûr var
"

(Hadîd, 28) "Allah'tan saknn; Allah size öretir.

(Ba-

kara, 151)

Allah,

anlamay öretendir. Cenâb- Peygamber, hüküm ve

hik-

meti öretendir. Peygamberimiz ayrca idrâk yollarn bildiin-

den halk irâdyla (doru yolu gösterme) ttla betmeye sevkeder. Çünkü O, Allah
vâstadr. Nitekim: Biz
ile

{bilgi,

bilme) kesbir

mahlûkât arasnda
okuyacak,
sizi

size âyetlerimizi

her kö-

tülükten artacak, size Kitâb' ve hikmeti öretecek ve bilmediklerinizi bildirecek

aranzdan

bir

peygamber gönderdik. Pey-

gamber

bi'1-vâsta hidâyet rehberidir, tevil yoluyla deil.

üp-

hesiz sen

doru

yolu göstermektesin. Gerçek hidâyet sahibi an-

cak Allah Teâlâ'dr. Ey
edemezsin.

Muhammed

sen sevdiini hidâyete sevk

Ama Allah dilediini hidâyee eritirir.
delâlet (yol göstericilik)

Bütün bunlar

peygamberimizin

vâstas olduunu, asl

376 Derleyenin notu.

Ayet

5

254

hidâyetin

ise

Allah'tan

olduunu

gösterir. "Size bilmediklerinizi

öretecek bir peygamber gönderdik." (Bakara, 151) "insana bilme-

diini öreten O' dur." (Alak,

5)

"Kendisine ilm-i ledün örettii-

miz" (Kehf, 65) "insan yaratan ve ona konulmay öreten O' dur."

(Rahman, 3-4) 377

Eer

bir

ermi

insan, bir pîr, bir

mürid

gelir

de ak, muhabbet

ve hidâyet merhemini senin o

azm ve aztm yarann üzerine sürerse Allah' duymann, Allah'a âk olmann cokunluu seni
kendi nefsinden ve nefsinin yaralarndan kurtarr. çin, bilme-

diin ve o

hâle gelmeden

hazzndaki sonsuzluu bilemeyecein
âhiret tasalarndan kendi-

Hakk nuruyla dolar. Hem dünya hem
ni âzâde (özgür) bulursun.

Bazen öyle olur
rüme)
bitti

ki

merhem

yaraya konunca, hasta ufunet (çüiyi

sanr, kendini bir anda

olmu görmenin

ne kaplr. Hâlbuki bu, sâdece yaraya bir

k

gafletiol-

vurmasdr. yi

mak, tamamiyle Allah'n istedii

gibi bir

ruh olmak

için tedaviye

devam lâzmdr. Müridinden ayrlma! Onun sana gösterecei
yol,

sâdece yolun

ba deildir.
kii!

Bu

yolda sonuna kadar

yürümek

gerekir.

Ey yaras srtnda olan
le

Bu merhemden

gafil

olma. Gözlerin-

görmediin yarann vehâmetini
ilâhî dal!

anla. Nefis

çbann, ak, mumüridinin
fey-

habbet ve
zi

nur merhemiyle onarmas

için

nuruna

yilie yüz tuttuun anda bu nekahet

{hastalk-

tan sonraki zayflk) lezzetini kendi kudretin sanma! Tekrar kibir

ve gurur çukuruna

dümeden;

tekrar

eytan
iyi

gibi,

'ben

ondan

üsiyi

tünüm,' demek gafletine sapmadan, seni

eden ve daha da

edecek olan müridinden ayrlma! 378

Kâmil oldur

ki,

nasrl yaraya keskin ustura

ola!

3

'

377 Ahmed er-Rifâî, Marifet Yolu, stanbul, 1995, s. 167-168. 378 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.471.
379 Musa
b.

eyh

Tahir Tokadî, smail

Hakk

Bursevî,

Hac Bekta

Velî,

Muhammed

BAKARA
255

Cenâb- Hakk
için

hidâyet etmezse kul hiçbir

ey

yapamaz.

Allah'n lütfundan gayr ne akla ne de ilme
380

Onun güvenmek do-

rudur.

Cenâb- Hakk

bir

kuluna hidâyet murat ettii, yani

bir

kulunu

ilmen bilmek derecesinden aynen yani görerek bilmek derecesine

yükseltmek istedii vakit o kulun kalbinde hidâyet nuru
eder.

tecellî

te o vakit bu kulun ruhu Isa olur.

Gökten

Isâ indi

Mehdi

tamam etti zuhur... denmesinin sebebi de budur. Bu hidâyet, bu Rahman cezbesi geldii zaman, ruh da ruh-i
Bunlar ölüp gidince de;
Gitti kesret, geldi vahdet oldu halvet dost ile

izafî

olup ne kadar yaramaz ahlâk varsa, ki bunlar deccaldir, katleder.

Hep Hakk
srr zuhur

oldu cümle âlem
eder. Böylece

ehr ü bazâr kalmad
nefis, nefis

ruh

de ruh

olmu

olur.

381

Bu

sr,

bu hikmetli

yol

bulu, bugün hâlâ bizim duygularmzn

ve bilgimizin üstündedir; gizli ve ilâhî srlarla örtülüdür.

Hakk 'in cezbe ve hidâyeti imekleri sonunda insanolunu olgunluun zirvelerine götürür ve ona kâmil insan sureti balar.

Bu, karanlkta ve karanlk gecelerde, yürekleri nurdan mahnefisleri

rum kalmann hüznü ve
dutlarnn korkusu
dur.
382

kötülüe götürecek

ihtiras hay-

içinde bunalanlar,

aydnla

götürecek yol-

Âlemde bulunan
yüzü vardr.

her

mevcûd olanda Rabbn kemâl

üzere bir

Bu yüz
ise

ise;

o mevcudun ruh suretinde

olur.

O

mevcudun ruhu

d

duygularla görülen

yap

ve cesedinin sureti üzerinedir.

Bilesin bu;

Hakka

ait bir emirdir...

Nuru'l Arabî, Gayb Bahçelerinden Sesleniler, haz.Tahir Hafzaliolu, stanbul, 2003,
s.129.

380 Kenan
381

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî,

stanbul, 2000, s.623. stanbul, 2000, s.328.

Kenan 382 Kenan

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.558-559-

Ayet 5

256

Yani zâta
Suret,

bal

bir itir...

Rab

için, zâta

bal

bir

emir olarak kalr.

383

Ruhlar,

Rab

ismiyle ezelde

karlatlar.
ver-

"Ben sizin
diler"

Rabbnz deil miyim?" Evet Rabbmzsn cevabn
172)

(A'râf,

Cenâb-

Hakkn

onlara:

"Ben sizin

Rabbnz deil miyim?" buyurmas,
getirmesidir.
"evet"

onlarda, ilâhî

isti-

dad meydana
Ruhlarn da

cevabnda bulunmalar,

ilâhî

mazharlar

ol-

may
rettir.

kabul etmelerine sebep olan kabiliyet ve istidatlarna ia-

Yine Cenâb-

Hakk'n

onlara; "Ben sizin Rabbiniz

deil

miyim?" diye suâl buyurmas onlara ihsanda bulunduu

istida-

dn icâbn

ve verdii ftrî (yaratltan gelen) kabiliyetin,

Onun
öyle..."

Rubûbiyyetini tasdik (dorulama) edip inkârda bulunmayacak-

larn bildiinden dolaydr.

te

bu sebeple "Belâ/evet

cevabn

vermilerdir. onlara bu ekilde

Cenâb- Hakk'n da Kur'ân- Kerîm' de
etmesi de

ahadet
et-

kyamet gününde onlarn

ilâhî

Rubûbiyyete îmân

tiklerine ve
içindir.
384

tevhide kail olduklarna ahadette

bulunmamz

Her mahlûkun (yaratlm) ancak kendisine göre
biyecisi)

bir

Rabb

{ter-

yani Tanr's vardr.

Bu

itibarla

Allah'n o mahlûka göre

Küll

olmas imkânszdr... (Cüz

olan küllü idrâk edemez.)

Hiç kimse tanrlk sfatlarn Hakk'n esiz birlii
kavrayamaz...
Allah,

bakmndan
onu

mutmain yani îmân ve

teslim ehli olan nefse ancak

çaran Rabbna dönmekle
binden raz
383 Abdülkerîm
b.

emretti. Böyle olunca nefis de
bildi.

Rab-

olduu

hâlde onu küllden

Allah, "Ey

nefis, sen

brahim

el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.

17-18.

384 Abdülkerîm
321.

b. ibrahim el-Cîlî,

Insân- Kâmil, çev.Seyit Hüseyin Fevzi Paa,

c.I, s. 320-

BAKARA
257

makam onlarn mülkü olmas dolaysyla benim kullarm arasna gir!'"buy urduuna göre burada sözü geçen kullar, ancak Rabbini bilen ve yalnz onu tanyarak ondan bakasna iltifat etmebu
yen her kuldur. "Ey
nefs-i

mutmainne, benim cennetime gir" ki

benim örtüm onunladr, hâlbuki benim cennetim senden bakas deildir, çünkü sen zâtnla beni
le

örtersin;

ben ancak senin-

bilinirim.

Nasl

ki sen

de benimle var olursun; bu hâle göre
bildi.

seni bilen
de.

kimse beni de
ki sen

Hâlbuki ben de bilinemem, sen

Rabbnn cennetine girdiin vakit kendi nefsine girmi oluyorsun. Rabbn tandn zaman dier marifetin
Demek
dolaysyla ve kendi nefsini bildiin marifetten baka olan
marifetle tanrsn.
bir

Bu

suretle sen iki türlü marifete erersin.

Bun-

lardan biri kendi nefsini, dolaysyla

Rabbn

bilmek, öteki de

nefsin vastasyla deil, Rabbinin delaletiyle ve

Rabbin

bilgisi

yö-

nünden
Yüce

nefsini bilmektir.

385

Hakk kulun

nefsi cihetinden

Rab sfat

ile tecellî

eder.

386

Her
da

varln

varlktan pay, kendisine eklenip de mevcûd hâle

geldii bir isim yönünden ortaya çkabilir. Ayrca ikinci

aamada,

varln bekâsnn
olmu
olur.

kendisine

bal olduu

ilâhî

yardm

bu

isim vastasyla kendisine ulaabilir. Böylece isim, gerçekte

onun

Rabbi

Allah ismi
387

ise

hepsini içermesi yönünden, bü-

tün varlklarn Rabbidir.

"Firavun sordu: Rabbin kimdir yâ Mûsâ?" "Mûsâ dedi

ki:

'Bi-

zim Rabbimiz hereye yaratln
hidâyete erdirendir.
"

lütfeden (ihsan eden), sonra

da

(Tâ-hâ, 49-50)

Allah, kalpleri ve fikirleri kalptan kalba koyucu, deitiricidir.

te onun
388

için Resûlullah: "Ey kalpleri ve gözleri evirip, çevitesbit et,

ren!

Kalbimi dîninde srât- müstakim üzre

karar kldr!"

buyurur.

385 bnü'I-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul,

s.

58- 60.
c.II, s.44.

386 Abdülkerîm

b.

brahim

el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

387 Suad El-Hakîm, bnü'I-Arabî Sözlüü, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2005, 388 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.244.

s.

517.

Ayet
258

5

-Ben olsam öyle yapardm, o

iyi

yapmam
rast

deme.

Bil ki insan

mutlak acz
Bir

içindedir.

gün Resûlullah efendimiz eytana

gelmi ve nereye

gitti-

ini sormu.

O da, bir kimseyi aldatmaya gittiini söylemi. Bumemurum; fakat
dalâlete

nun

üzerine efendimiz: "Yâ Rabbî, ben hidâyete

hidâyetten benim elimde bir ey yoktur.
dur; fakat
yoktur,

eytan da

memurbir

onun

elinde de dalâletten
de,

(Hak yoldan sapmak)

ey

"buyurmu. Böylece
istemi.
389

hayr ve er

nasibini veren sensin,

demek

Cenâb- Hakk: "Onlar
ettiler,

ki

Rabbimiz Allah'tr

dediler ve istikâmet

onlar için korku ve endie yoktur." (Ahkâf, 13) buyuruâyet,

yor.

Bu

ilmin ve amelin hülâsasdr.

lmin hülâsas
ayar

tevhîd;

amelin hülâsas istikâmettir. Binaenaleyh hidâyet nurunu bulan,
tabiat ve beeriyet kirlerinden kalbini temizleyen,

(yardan

gayr) ve mâsivâ (Allah'tan gayr herey) tozundan kurtulan kimseye istikâmet sahibi denir.
390

Cenâb- Hakk'n yardmna mazhar olmakla mânevi rzây ederek hidâyet semtine yürüyün! Dâima dâva kokusu saçan
den, en
geri

elde
söz-

büyük günah

gibi

saknn

ve acz

ile

nefsinizi terbiyeden

durmayn. Her
sabit

iinizi

Cenâb- Hakka

havale ederek yapn.

Rzâda

kadem

olup, hakîkî kul ve hakîkî insan derecesi-

ne erierek nefsinizin putu olan varlktan ve nefsinize kulluktan,
puta tapar gibi

saknn.

Hâsl

gerçek

kulluu kazanp Hakk'n rzâsnda mahvolun. 391
sfat ve zâtiyle, zahir ve

Cenâb- Hakk
tuf ve keremi,
eder. ki

fiiliyle, kavliyle,

bâtn

ta-

sarruflaryla insandan zuhur etmitir. Binâenaleyh Allah'n lü-

kahr

ve

gazab insanlara yine insanlardan zuhur
elleriyle verilir.

Keza

rzk

da yine onlarn

Demek

oluyor

Cenâb- Hakk; bizden
Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

iitiyor, söylüyor ve tasarruf ediyor.

O

389 Kenan

stanbul, 2000, s.411.
stanbul, 2000,
s.81.

390 Kenan
391

Kenan

stanbul, 2000, s.479.

BAKARA
259

hâlde bizim
ve

vücûdumuz Cenâb- Hakk'n
bir âlettir.

fiiline kavline,

zahir

bâtn tasarruflarna
insan,

te

Hakk'n

olan bu tasarrufu kendinden bilip de bu tazul-

sarruf benimdir

dedii zaman, bu cehlinden dolay nefsine

metmi

oluyor.

Hâlbuki bu tasarruf onda iretidir ve emanettir.

Allah bunu ondan alverince ne tasarruf kalr ne de vücud...
Resûlullah efendimizin "Nefsini bilen Rabbini
bilir",

te

buyurdu-

u bu srdr.

392

Nefsini bilen Rabbini

bilir

çünkü

nefis,

kul

ile

Rabbi arasnda
Celîl

kesif bir perdedir. Nefsini bilen o perdeyi

kaldrp Azz ve

olan Allah'a ve
olur. Bil ki

O'nun mahlûkâtna
nefsi

kar

tevazu içinde saygl

kime

tantlrsa, onun için
demektir.

âhiret

hayrlar irade

olunmu

hem dünya hem Artk o kimsenin
Bu

de

d

görünüü bunun

D
m,

zikriyle, iç

âlemi

bunun hamdyla meguldür.
hâlini gizlemek

âlemi

dank,

âlemi derli topludur.

veya örtmek için sevinci içindedir, üzüntüsü

dndadr.
kap açlacak

O artk bir kölecik gibi kapda durur.
ini
bilemez; kabul

Kendisinden ne isteneceedilecek,

mu

edilecek, red

mi

yoksa kapal

m

kalacak, bunlar idrâk edemez.

te
dir:

böylece nefsini bilen, bütün ahvâlinde

mü 'minin

aksine-

Mümin hâl sahibidir,
makam
hâlinin

hâl ise deiir,

deiiklie urar. Nef-

sini bilen arif

Mü'min
dedir.

makam ise sabittir, deimez. deimesiyle îmânnn zail olmasndan korkar.
sahibidir;

Bu yüzden onun üzüntüsü devaml
O, üzüntüsüyle gezip dolar.
ise

kalbinde, sevinci

ise

yüzün-

Konumas

senin çehrende

tebessüm eder; kalbi
Nefsini bilen arif ise,
amellerin

üzüntüden parçalanr

gibi olur.
o,

onun üzüntüsü yüzündedir. Çünkü
(nihayet, son)

fena

encamndan
çkar, halka

korkutucu bir yüzle halkn

karsna
der.

iyilikle

emreder, kötülükten onlar meneyapar.
393

Bütün bunlar Hz. Resûlullah'a vekâleten

392 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.324

393 Abdülkâdir Geylânî, Gönül ncileri, çev.Celâl

Yldrm,

stanbul, 1996,

s.

21

Ayet 5

260

'Tanrnn

ipine

yapnz.' buyurulduu
evvel

gibi,

eer Tanrya

böy-

lece sarlrsan,

bu straplardan, bu hayallerden ve bu hicaplardan

kurtulursun.
bil ki

Eer ölmeden

bunu yapamazsan

kesinlikle

bunlardan ebedîyyen kurtulu yoktur. Evet çünkü: Yaagibi

dnz
rini

ölürsünüz ve

öldüünüz
ile

gibi

harolursunuz" buyu-

rulmutur. Her kim mücâhede

riyâzat

potasnda

aslî

cevhe-

yani cevher-i insanîsini, temizleyip çkarrsa ve kendi
görürse,

îmân

nurunu gözüyle

bu kimse kendini görmü ve hakikatini
kimse hiç

bulmu

saylabilir. Böyle bir

üphe yok

ki

tanrsn

bulmutur.
Meselâ bir sanatkârn güzel bir eserini gören
bir insan, sanatkâr,

gördüü
yüksek
vez"
ile

eserden daha çok

bilir

ve takdir eder Bir müderrisden

ilimler

okumu

bir

adam, o müderrisi daha "ebced, heviyi bilir.

megul
iyi

olan çocukdan daha
bilirler.

Vereni verdii

ey

ölçüsünde severler ve
yi

Bir insan

ihsann gördüü kimse-

daha

tanr, insanda
gizlidir.

gizli bir

cevher vardr, fakat bu insao,

Tanrnn ihsannn, yalnz bu hayvânî bedenden ibaret olduunu zanneder. Bu ise umûmî ve dâima beraberdir. Bu kadarla insan Tanry nasl tanyabilir?
gözünden

nn

Bu yönden

Tabiî ancak "kendisinde bulabildii lütuf ve ihsan ölçüsünde bilebilir.

Fakat kendisinde bir hazine

gizli

bulunan

bir kimse,

bunu

göremediinden

Tanrnn

kendisine nasl bir lütuf ve ihsanda

bulunduunu nereden
sebzeci ve bakkal

bilebilir.

nsan Tanrnn

bir usturlab-

dr. Fakat bu usturlabdan anlayan bir

müneccim lâzmdr. Evet

dükkannda

usturlab bulunabilir

ama bakkal
bir

bundan ne

anlar? Sebzecinin ne iine yarar?
faydalanabilir.

Bundan ancak

müneccim
bir

te bir usturlab,

felein hâllerini nasl
ereflendirbir us-

ayna gösteriyorsa, "Biz hakîkaten

Ademoullarn

dik' '(srâ, 70) âyeti gereince,

insann vücûdu da

Hakkn

turlabdr.

Tanr onu

kendisiyle görücü ve bilici

yapmtr. nsan

Tanrnn cemâlini ve tecellîyatn her an görür. Bu ayna Tanrnn cemâlinden bir an boalm deildir. Bir insan annesinden doar domaz gözünü bu dünyaya açar. Gece gündüz bu âlemin, yerin, göün ve
da bu
pis

vücud usturlabyla, benzersiz olan

BAKARA
261

bütün yaratklarn durumlarn görür. Bunun

gibi bir velî

de göbir

zünü

açt vakitte dâima Tanry temaa eder.
394

Ondan baka

ey görmez.

Sen nesin? Vücûdunda
dini göstermitir.

varlnda Cenâb- Hakk'n âyetleri kenHakk bize ah damarmzdan daha yakndr.
bilmi demektir. 395

Biz kendimizi bildik mi, Allah'n ilmi ortaya çkar. Hâl olarak

bunu

bilen

ise,

nefsini

Hayret edilecek

bir hakikat, kâinatta olan her

eyin insanda

mevcûd olmasdr. Onun
si

için mârifetullah nefsi bilmeye, nef-

bilmek bedeni bilmeye, bedeni bilmek âlemi bilmeye, âlemi

bilmek de onun içindeki hakikatleri bilmeye baldr.
san, beeriyeti cihetiyle

Hâsl

in-

âlemden

domu

ise

de

mânâ

cihetiyle

âlemin babasdr.

396

Kendi vücûdun kitabn oku buyuruluyor.

O

kitab ne suretle

okumal?
Bu, kalbinde
gizli

olan

Hakk'n emanetini
ki,

bul demektir.

n-

san bir kitab- mübindir
hâlde eline külüngü
al

dünya ve

âhiret

ona

smtr.
bala. Her

u
ta-

fena ahlâklarn

kazmaya

bakada

bir yeni ilerleme görülür. Evvela toprak, sonra kil, bakar-

sn

sonra da su çkverir.

te kendi kitabn okumaktan
397

maksat,

marifettir.

Yani nefsini bilmektir.

Hz.
di

Ali, "Nefsini bilen

Rabbini

Bilir"

demitir. Meselâ sen, kenelbise

varlk evindeki yayglar, yataklar, kymetli kumalar,

ve sandklar görüp, sahip
dini

olduun dier
ve

eyleri görmesen; ken-

tamamen görmemi

tanmam,

ancak baz
her eyi

ksmlarn
görmü
olol-

tanm ve bilmi
san; fakat

olursun. Tekrar gizli

açk

bunlarn hepsini sana gösteren lambay görmemi
s.

394 Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002. 395 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.628 396 Kenan
397 Kenan
Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

188

stanbul, 2000, s.433 stanbul, 2000, s.622.

"

Âyet 5
262

san, yine

kendin tamamyla
ile

görmü

olmazsn. Çünkü o lamba-

nn
iyi

nuru

sende bulunan eylerin, meselâ kymetli

kumalarn

ve kötü

olduunu

görebiliyorsun. Senin varlk evinde parla-

yan bu hakîkî nurunu görürsen, mutlaka
Meselâ günein nuru senin evinde

Tanry da görürsün. parlad zaman, evinde bugörmü
olurbil-

lunan her eyi görmekle beraber bu eylerden günei bilemezsin.
Fakat evindeki günei görmekle, hakîkî günei de
sun. Binâenaleyh, kendi

âleminde dolamal ve kendini
bir

meye çalmalsn. Bundan baka

eyi bilmenin sana faydailgili

s olmaz,
ve

senin için

lâzm

olan ve seninle

bulunan
için

ey

ken-

dini bilmendir. Geri kalan eyleri bilmek,

bakalar

zahmet

zdrap çekmeye

benzer.

Bu çektiin zdrabn

sana hiç fayda-

s olmayacaktr. Kendini tamamen tandktan
irisin. Zîrâ: "Son

sonra

Tanrya eri-

varlacak hedef

Tanrnn

huzurudur" (Necm,

42.)

Evinde

gördüün o saysz,
olursun.

esiz ve deerli

kumalar

ancak,

bu nûr sayesinde görebiliyorsun.
tamamiyle
den
beri

te

bu nuru görürsen kendini
olan bu nûr, tâ ezel-

bulmu

Hakk'n nuru

daha sen annenin karnnda

iken, seninle beraberdi.

Bu
fa-

nurla her eyi görüyor ve kendini

ondan ayr göremiyordun;

kat asl olan bu nuru görmüyordun. Hülâsa o nuru

gördüün

za-

man

ilk

ve sonun o
3)
398

olduunu

bilirsin;

çünkü

"O, ilk ve sondur.

(Hadîd,

Dünya

ileri ve

dünya

ile ilgili

eyler gönül aynasndan hâsl olan

bir pas gibidir.

Eer

pas az olursa ondan

birtakm eksik ve nokiyidir.

san ekiller görünür.

Bu da hiç yoktan daha

Fakat

eer pas
kimse

çok olursa aynann bütün yüzü örtülmü olduundan

bir

ona

bakt zaman hiç bir ey göremez. Ne az, ne çok, ne hakîkat
olmas bakmndan
müflistir ve bir
riyâzat,

ve ne de hayal. Üzerinde pas

ie yaramaz. Fakat bu pas

ak

ve

sdk

ile

cilalandrd

zaman kendini bulmu
giderilmitir.

olur.

Çünkü

pas artk gönül aynasndan
için

Kendine eritii ve kendini bulduu
201.

Tanry

398 Sultan Veled, Maârifi çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002,

s.

BAKARA
263

kendinde bulur ve onu
kendini bilen Rabbini

asla

kendinden ayr göremez. Nefsini,

bilir.

399

Hukûkile

ilâhiyyeyi nefsinde icra eder ve

kendinden geçip
olursun.

beraber olursan ite o

zaman kendini bilmi

Hakk Çünkü

'Nefsini bilen Allah'

tanm olur' buyurulur.
bilip yerine getirirsen yani,

Eer halkn hakkn
güzel

büyüklere hüredenlere
nasi-

met, küçüklere merhamet, kötülük edene

iyilik, iyilik

muamelede bulunur, halkn hikmet

ehli

olanlarnn

hatlerini kabul eder ve
lere

kötü sözlerinden uzak durursan, çaresiz-

yardm

edip iktidar sahiplerine ilimezsen, yani halk senden

emin olup cümlesinin emniyetini kazanrsan nefsinde hüsn-i siyasete muvaffak olursun. Ayrca Cenâb- Mevlâ senden raz ol-

duu hâlde kardelerinle güzel geçinirsin. Bu durumda hem akl
ve hikmet sahiplerinden saylr,

hem

de eza ve cefâdan kurtul-

mu olursun.
Eer
dine
le

nefsini bilmeyerek cehalette

kalr ve halka gerektii deeri

veremeyip onlar kusurlu kabul edersen, bu durumda

hem

ken-

yazk etmi hem de gazâb-

ilâhîye

uram olursun.

Böy-

olunca da ahmaklardan saylp, knanalardan olursun. Ey kar-

deim! Sen

kvlcm üstüne sçratp kendini yakmaktan, hevâ ve
boulmaktan
iddetle sakn.

heves deryasna dalp

Kaplar açlr ve hayrl kiiler zümresine kavuulur.
Nefis insandaki mânâdr. Tevazu gösterirse yücelir, ayet kibirlenirse, aksine
.400 kymeti azalr/

Bir kul Rabbini kendiliinden bilemez.

Onu

bilmesi yolunu

u

cümle

ile

anlatmak mümkündür.
nefsini bilmeli.

Kul önce

Ama

kul nefsini kulluk yolunda slâh

ederek bilmeli.
sine

Bunu

bildikten sonra yaratan

yaratc olarak

nef-

tantmaldr.

399 Sultan Veled, Maârif, çev.Meliha Anbarcolu, Konya, 2002,

s.73.

400 Ahmed-er

Rifâî, Sohbet Meclisleri,

stanbul, 1996, s.78.

"

Ayet
264

5

Nefsini yoklukla bilen, yaratann
Nefsini kötülük ve hata
bilir.
ile bilen,

varln
Allah'

bilmi
iyilik

olur.

ve

doru

olarak

Nefsini ihtiyaç içinde bilen, Allah' kendi dertlerine ifa verici
olarak
bilir.

Nefsini Mevlâ'ya

satlm

bir

meta

gibi gören,

bakasna

dert ya-

np

ihtiyaç arz

etmekten kurtulur.
erîf vardr: "Bir kimse yüce Allah' anlarsa onun
"

öyle

bir hadîs-i

hakkn yerini getirir.
Bu
hadîs-i erifi

açkladmz zaman öyle deriz:

Allah' hidâyet sahibi bilen nefsini ona teslim eder.
Allah' yaratc kabul eden, kulluk icablarn yerine getirmelidir.

Allah' bir ceza
ten korur.

verici olarak

bilmek, insan kötülüklere girmek-

Allah'n yeterliine inanan, bakalarna komaktan saknr.

Dâvud
ca

(a.s.)'a

öyle vahyoldu:

"iyi

anla, beni isteyen arar,

arayn-

da

bulur.

Beni bulduktan sonra baka yaratc ve
401

besleyici ara-

maya gerek kalmaz.

"bunlar felaha erenlerdir"

Kurtulua/Felaha ermek

Yüce Allah buyurdu:
lah

"Allah selâmet evine

çarr" (Yunus,
evidir.

25). Al-

kullarn

fiiller,

sfatlar ve zât tevhidine davet eder.

Bunlarn
fiiler tev-

tevhidi,

bütün âfetlerden selâmet (kurtulu)

O,

hidine kelime-i Tevhid, namaz, zekât, oruç, hac gibi eriatça em-

adam öldürme, zina, haram yemek ve bunun gibi eriatça yasak klnan eylerden menetmek gibi çeitli ibâdetler ve nehiylerle (yasak) davet eder. Çünkü kul emirleri tutmak, nehiylerden (yasak) kaçmak ile fiillerin selâmet evine girer. Yani hiç
redilen; irk,
401

Ahmed

er-Rifâî,

Onlarn Alemi,

çev.

Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1996,

s.

182.

BAKARA
265

kimse
itiraz

yapt

bu ibâdet

fiilleri için

"Bunlar caiz deildir" diye

edemez, bu suretle zahirde

bir

müdahalenin satamasna

uramaz.
Göüslerindeki aldatma, tecavüz, kin, hased,
kibir,

kendini be-

enme,
fatlar

iittirme, riya gibi kötü

duygular kalbinden çkaran s(nefsi

tevhidine de çeitli güç riyazetlerle

krma)

nefs-i

emmârenin arzusunu öldürmek,

nefsin dediini

yapmamak,

alkanlk hâline
emrederek davet

getirdii eyleri terk etmek gibi eyleri
eder.

yapmay
it-

Bu

suretle nefis itmi'nane

ular. Nefis

minana kavutuu takdirde güzel huylardan
fatlarn selâmet (kurtulu) evine girer.
kalplere sçrayan kötülük

ibaret

bulunan s-

Kötü ahlâk zindannda,
olur.

ateinden kurtulmu

Ve bu kötü

huylarn azabndan dâima rahat
insanlardan ve her

içerisinde oturur.
zatî

eyden vücûdu (varl) kaldran

tevhide

de: "Allah' çok zikrediniz" (Ahzâb, 41) âyetiyle zikri, "Göklerin ve

yerin yaratl

hakknda düünürler" (Alu mran,
ki

191)

düünceyi
çakma-

emrederek çarmaktadr. Tâ

bu

suretle zikir ve fikir

ndan doan atein nuru çksn,

benlik perdelerini yaksn, kalp

âlemlerini aydnlatsn, onlara Allah'tan

baka varlk olmad-

n göstersin ve onlar varlk azabndan ve günahndan kurtarsn.
'Varln
öyle bir

günahtr

ki

onunla günah mukayese edilemez.'

Keza varlk azabyla da hiçbir azap mukayese edilemez. Çünkü
kendine varlk
insan,

tanmak yüklendii emanete hiyanet demektir, vücûdu emanet olarak almtr. Kim emaneti öderse, kenlezzetli,

disinden daha

daha rahat ve daha

zevkli bir selâmet olru-

mayan
hudur.

ebedî, zatî selâmete girer. Zîrâ bu,

bütün selâmetlerin

Bu

selâmetin ebedî

olmas da

u demektir: Yani bir kimbunu
gerektirir.
402

se oraya bir

an içerisinde

girerse

artk bütün neelerde {anlarda)

orada kalr, çkmaz. Zîrâ

ezelî istidat

Allah gerçei

söyler,

O,

doru

yola

iletir.'

Allah yolcularnn

âleminde aksaklk göremezsin. Onlar, kursahiptir.

tulmulardr. Onlar, tam îmâna

Muvahhid

(tevhid

402 Niyazi Msrî, rfan Sofralar, çev.Süleyman Ate, stanbul,

s.31-32.

Ayet 5
266

ederi)

onlardr. hlâsl ii onlar tutar. Belaya onlar sabrla

kar
ükür
Ba-

koyar. Bir âfet

indiinde szlanmazlar, inlemezler. Metin ve vabeklerler, iyilik

kur olarak ilerin sonunu

geldii zaman

yoluna koyulurlar. yilii ilan eder, kötülüü sakl

tutarlar.

larnda olan

felâketli ilerden,

kimseye ikâyet etmezler. Ellerin403

de bir bolluk varsa, herkese datrlar.

Cüneyd-i Badadî, "Ancak sdk

ile

Allah Teâlâ'ya

snan
sdk
ile

necat

(kurtulu) buldu buyurup, necatn Allah Teâlâ'ya

sn-

mak olduunu

bildirdi.

404

"te

bunlar, yani Kur'ân hidâyetiyle hidâyete erip gayba

îmân

edenler,

namaz dosdoru
indirilenlere

klanlar, kendilerinin

merzûk (rzk-

lanm) klndklar
Senden önce
ler

eylerden infâk edenler, Sana indirilene ve

îmân ederek

âhirete yakîn hâsl eden-

Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler.

te

bunlar, felaha

erenlerin tâ kendileridir."

Felah üç mertebedir:
1.

Nefse

kar

muzaffer olmak. Hevasna ve dünyaya tabî

ol-

maktan kurtulmak, alâyiine aldanmamak, eytann
selerine
2.

vesve-

kanmamak,

fitnelerine

kaplmamak.

Küfürden, dalâletten, bidat (peygamber
ra dinde
tan,

zamanndan

son-

meydana çkan ey) ve
vesvesesinden,

cehaletten, nefse

aldanmak-

eytann

îmânn

zevalinden (yok olma),

emniyeti zâyî etmekten, kabrin ve harin korkularndan,
srattan

aya

kayp dümekten, cehennem azabna duçar

olmaktan, cennetten ve cemâlden
tulmak.
3.

mahrum olmaktan
intikâli

kur-

Ebedî mülkte, sermedi nimetlerde, zevali ve

olma-

yan âlemde, hüznü olmayan sürûrda, ihtiyarl olmayan
403 Abdülkâdir Geylânî, Feth'ül-Rabbanî - lâhî Armaan, çev.Abdülkadir Akçiçek, stanbul, 1964,
c. I, s.31.

404 Abdülkâdir Geylânî, Gunyetü't
233.

Talibin, çev.A. Faruk

Meyan, stanbul, 1971,

c.1-2,

s.

BAKARA
267

zindelik ve gençlikte,

zorluu olmayan rahatlkta,

illeti ol-

mayan shhatte, hesab olmayan nimete
murada
erme),

nâiliyette (nail olma,

hicab

(perde)

olmayan

bir

mülakatta bekaya

ermektir. Cemâlullaha

kavumaktr.

Beyzâvî Tefsirinde naklolunduuna göre Necmü'd-Din Dâye
(k.s.)

demitir

ki:

Bu

âyet-i celîlede

hâdî (dilediine hidâyet eden
olarak zikrolunmutur.

mânâsndaki

ilâhî isim)

nekre

(belirsiz)

Bu

her bir mertebenin hidâyetini beyânda hepsini içine alr.

Çünkü

evsâf bu

be

âyette saylan muttakîlerden

kimi Rable-

rinden bir
lar) bir
si

kef üzere, kimi Onun envârndan

(nurlar,

aydnlkkimi-

nûr üzere, kimisi
eltâfndan

Onun

esrarndan

bir srr üzere,

Onun

(iyilikler, lutuflar)

bir lütuf üzere, kimisi

de

O'nun hakâyikinden
hidâyettedir. Allah'n,
leri

(hakikatler, gerçeklikler) bir

hakikat üzere
ettik-

bütün enbiyâ ve evliyasna in'âm

(nimet verme), kemâl zât ve sfatna sermedi (dâimi, sürekli)

in'âm (nimet) ve ihsanna nisbetle bahr-i muhitten (okyanus) bir
katredir.
405

Ezel

gününde ksmetine
çirkeflerinden çekip
iyi

bir ulu rehber

çkarak, onu bu dünya-

nn

çkarmak

üzere: 'Ey ezel

dostum!

Ne

gözlerin

görüyor, ne de
gel,

kulan

yeterince

tam

duyabiliyor.

Onun

için

bana

sakn

elini

elimden çekmeye kalkma. Zîrâ
ki,

yeryüzünde öyle uçurumlar, çukurlar mevcuttur
gören gözün ve

senin o az

sarlam kulan ile o girdaplar görmen kabil
ile

deil. Böylelikle de, her an o çukurlardan, hendeklerden birine

dümek tehlikesi
Onun
asla

kar

karyasn!' diye
seni

seslenir.

için de, ezel

gününde

seçmi

ve

bu dünya hayatn-

da seni üstüne

alm olan o Dostu tan ve unutma. Tuttuun eli
vazgeçip

brakma ve gene asla ondan

yannda ayâre yer ver-

me

I» 406

405 Ramazanolu

Mahmud

Sami, Bakara

sûresi Tefsiri,
s.

stanbul, 1985,

s. 36.

406 Sâmiha Ayverdi,

Ezelî Dostlar, stanbul, 2004,

220.

Ayet 5
268

Allah'n hidâyetine

nail

olmann

yolu nedir?
bil

Akln
Bu

varsa,

o hakikat görücüsünü

ve bul

ki,

senin de

bâtl

gerçekten ayrt etmen
cihan, gece

mümkün

olsun.

boluunda ve gece karanlnda
ümidi günete ve gündüzdedir.

mhlanm kalBilir ki, her ge-

msa da bütün
isyan

cenin bir gündüzü olacaktr. Karanlk cehalet, gaflet, küfür ve

karanldr

ki,

amellerin ve

fiillerin
407

ortaya

çkmas

için

hidâyet güneinin

domas lâzmdr.
408

Muhammed

bir hidâyet nurudur.

Bakarann

ilk

be

âyeti bizi 'Fatihaya
dileriz.

ulatrr. "Yalnz

sana kulluk eder, senden yardm
ereriz,

"Srât- müstakime

mânâsna ularz.
'

Hidâyet 'Rab isminin
terbiye

tecellîsidir.

Hidâyete erme, yetime,
'

olma

ile

gerçekleir. Ve 'yakn

hâsl olur.

insan, nefis, ruh, kalp (gönül), beden ve

sr dan oluur,

insann huzuru
Bedenin huzuru

için hepsinin için dengeli

huzurda olmas gereklidir.

yaamak,

nefsin

huzuru

için

Rabbini bilmek, yani gayba imân ve ben demekten vaz-

geçmek gerekir bu da eriata uymakla
bin huzuru kalbin ruha

gerçekleir.

Kal-

doru dönük yüzünün
mâsivây

(vicdan)

nûrlanmas demektir. Ruhun huzuru hakikatine ulamakla ve srrn huzuru
ise

terk ile

mümkün

olur.

Kurtulua da

böyle

erilir.

409

407 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.363. 408 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.475. 409 Derleyenin Notu.

AYET

6:

nnelleziyne keferû sevâün aleyhim eenzertehüm

em lem tünzirhüm la yu'minûne

u muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan
uyarmasan da onlar
için birdir.

(Inzâr) da,

Onlar inanmazlar.

(Elmall)
Gerçek

u

ki, kâfir

olanlar (azap

ile)

korkutsan da korkutma-

san da onlar için birdir; îmân etmezler.
(Diyanet)

AYET

7:

Hatemallâhü alâ kulûbihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsârihim

âvetün ve lehüm azâbün aziymün.
Allah onlarn kalplerini ve kulaklarn mühürlemitir. Gözleri-

nin üzerinde de bir perde vardr. En büyük azap onlarndr.

(Elmall)
Allah onlarn kalplerini ve kulaklarn mühürlemitir.

Onlarn

gözlerine de bir çeit perde gerilmitir ve onlar için (dünya ve
âhirette)

büyük bir azap vardr.
(Diyanet)

Ayet 6-7

270

Bu hakkndadr.
âyet-i

kerîme, ezelde reddedilmi ve

aki

(bedbaht) olanlar

Yani Allah'n serptii nurdan üstlerine isabet

etmeyen kimseler hakkndadr. Anadan

, az, kolu, baca olmayan
vilerini

doma âmâ olan, kulakimseler için hekim çarp tedaise,

istemek nasl ie yaramaz

ezelde

(balangc olmayan)
kimsele-

ekavet
rin de

(her türlü kötülük içinde olan)

damgasn yemi

peygamberler ve müridler vastasyla irâdlar (doru yolu

göstermek) kabil deildir.

Bunlara istediin kadar, Allah'n ve Resûlullah'n
söyle ve hakikatten bahset, kabil

deil

tesir

kelâmn (söz) edemezsin. Çünkü

ezelde, kulaklar, gözleri ve kalpleri

mühürlenmitir.
ne kadar
bilgili olursa olsun,

Hekim, ne kadar hâzîk
geçici olan

(isinin ehli)

hastalklar tedâvî eder.

410

Burada kasdedilen
larn
ilk

kâfirler, ilâhî

kahra muhatap

olmu

bedbaht-

zümresidir ki uyar, bunlar üzerinde bir etki meydabir

na getirmez. Onlarn cehennem ateinden kurtulmalarnn
yolu da yoktur. Rabbinin onlarla
ki
ilgili

"îmân etmezler" eklinde-

hükmü

gerçeklemitir.

411

Ayetin cemâli yorumu:

Ey Muhammedi

O

kâfirler ki: Onlar,

bana

sevgilerini kendile-

rinden gizlemi kimselerdir. "Onlar korkutman, seni kendisiyle

onlara

gönderdiim tehdidin veya sözünle korkutman

birdir,

inanmazlar" Senin sözlerine inanmazlar.

Çünkü

onlar benden

bakasn

bilmezler.

Hâlbuki sen onlar yaratklarmla korkutubilir

yorsun. Onlar, onu ne

ne de anlarlar!
ki?

Onlar sana nasl inanabilir

"Ben onlarn

kalplerini

mühür-

ledim" Dolaysyla onlarda benden

bakasna

yer

brakmadm.

"Kulaklarn mühürledim". Artk âlemde benden bakasndan

410 Kenan

Rifâî, Sohbetler,
Tefsir-i

stanbul, 2000, s.494.
Te'vîlât,

411 bnü'l-Arabî,

Kebîr

çev.Vahdettin nce, stanbul,

c. I, s. 39

BAKARA
271

söz duymazlar. "Gözlerinde perde vard." Beni
le

müahede

(göz-

görmek) ettiklerinde heybetimden "göremezler" benden baka-

sn. Benim nezdimde (nazarmda) "Onlar için ac bir azap vardr". Bu azap, onlar bu yüce müahededen senin korkutmana
döndürüp kendimden perdelemendendir. Nitekim
seni de "ya-

yn

ucu veya daha da az" yaknlktan sonra döndürüp, oradan seni yalanlayan ve katmdan kendisine getirdiin eyi yüzüiki

yanna indirmitim. Onlardan benim urumda gönlünü daraltan eyleri duyuyordun. Artk srâ yolculuunda müahede ettiin açklk nerede!
ne çarpanlarn

te

yaratklarm karsnda eminlerim de

böyledir.

Onlardan

honutluumu

gizledim ve dolaysyla onlara asla

kzmam.

Hakk'n velîlerinin Hakk dümanlar niteliinde nasl gizlendiine baknz! öyle ki: Allah eminleri el-Lâtif (çok lütfeden) isminden var edip onlar
(ilâhî

için

el-Cemîl (çok güzel) ismiyle
ettiinde, onlar
iki

tecellî

srrn

ortaya

çkmas)

Hakk'

sevmitir.

Kskançlk, seven ve sevilende
lerinden birisidir.

farkl

açdan

sevginin nitelik-

Dolaysyla kskançlklar nedeniyle Hakk a
nedeniyle baka-

olan sevgilerini gizlemilerdir. Bunlara örnek olarak e-iblî ve
benzerlerini verebiliriz.

Hakk da bu kskançlk larnn onlar tanmalarn engellemitir.
Bu balamda Allah öyle buyurur: "O

inkâr edenler". Yani

müahedelerinde kendilerine görünen vuslat (kavuma) srlar-

n
de

örtenler.

öyle demitir:

"Sizi

sfatlarm vastasyla zâtmdan
dütükleri gibi

perdelemem
istidat

gerekir." Böylece hayrete
kabiliyeti)

ayn

ekil-

(anlay

da kazanamamlardr. Ben de onla-

r bu âlemde
lar

ve peygamberlerimin diliyle korkuttum, fakat on-

anlamadlar:

Çünkü

onlar, aynü'1-cem (birlik) mertebesin-

dedir. Allah ise kendilerine

ayrm

mertebesinden hitap etmiti.

Onlar
yordu.
si,

ise tafsîl (etrafl

olarak bildirmek) ve

ayrm

âlemini bilmi-

Bu

nedenle, anlamaya

yatkn
bir

deillerdi. Sevginin otoritekalplerini
is-

o esnada
etmiti.

Hakk yönünden

kskançlk olarak

tila

Ayet 6-7

272

Allah, peygamberine ruhen ve Kur'ân yoluyla davet ettii
icabet etmeyilerinin sebebini bildirmi ve
"Allah

eye

öyle buyurmutur:

onlarn kalplerini mühürlemitir" Dolaysyla

bakasn

kalplerine

sdramazlar. "Kulaklarn da mühürlemitir"Allah'n

kelâmnn
müahede
celâl ve

dnda âlemdekilerin dilleriyle söylenmi sözleri duykonutuu
hâlde Allah'
ederler.

mazlar. Böylece âlemde kendi dilleriyle

"Onlarn gözlerinde perde vardr." Nur' dan
kaynaklanan
bir perde.

ibaret olan yücelik ve heybetten

Çünkü

heybet O'na

aittir.

Bununla içinde o insanlara

tecellî et-

tii önceki sfat kasdetmektedir.

Allah onlar, zât
hâlde
bir

müahede etmenin
ise

haz deryalarna

dalm

brakm,

kendilerine öyle demitir: "Sizin için büyük

azap kaçnlmazdr. " Onlar

kendilerine göre sfat bir ol-

duu için,

azabn mâhiyetini anlamamtr. Bunun üzerine Al-

lah onlar için

olu

ve

bozulu âlemini yaratm, kendilerine bü-

tün isimleri öretmi, onlar

Rahmana

nisbet edilen

Ar'a

yerbi-

letirmitir. Azaplar orada olacaktr. Onlar Allah

katnda

linmezlik hazinelerinde neelenmekteydi. Melekler onlar gör-

düünde,
retmitir.

secdeye

kapanmlar, onlar da meleklere

isimleri

ö-

Bu balamda Ebû Yezîd'e gelince, o

(Ar'ta) istiva

edememi,

aza-

ba takat getirememi, o esnada baylp

dümütür. Bunun

üzeri-

ne Allah öyle buyurmutur: "Sevgilimi bana gönderiniz! Çünkü

onun benden ayr kalmaya tahammülü yok!" Bunun üzerine Ebû
Yezîd, özlem ve hitap
ile

perdelenmitir. Geride kâfirler

kalm,

onlar Ar'tan Kürsî'ye inmi, bu esnada onlara iki ayak gözük-

mü,
se ait

cisimsel

yaratln

gecesinin son üçte birlik diliminde nefye-

dünya semâsna inmilerdir. Burada, yükselmeye güç

tiremeyen
dir: 'Bir

arlk

sahiplerine (insanlar ve cinler) hitap etmiler-

duâ eden yok

mu

ki

ona icabet

edile?'

'Tevbe eden yok

mu ki tevbesi kabul edile?' Balanmak isteyen yok mu ki balana?'

Tan sökünceye kadar

böyle

devam

eder.

Tan söktüünde

BAKARA
273

ise

akla

mensup nûrânî-rh

ortaya

çkar Böylece,

geldikleri yönvisal oru-

den

geri dönerler.

Hz. Peygamber öyle buyurur: "Kim

cu tutarsa seher vaktine kadar tutsun. Seher, Kabirlerde olan eylerin diriltilme vaktidir." Allah'n

tuzandan çekinmeyen

her kul

aklanmtr. Anla! 412
Peygamberin hitab isim ve sfat vastasyla Allah' bilenedir.

Direk zâtla ilikide olan fark görmedii

için

iyi,

kötü,
in-

çirkin,

yanl, doru

ayrm yapamaz.
Baz

Bu makamdaki

sanlar Allah 'in

zât vastasyla mühürlendiklerinden farinsanlar Allah'

ka inmekte zorlanrlar.

tanmamak
bil-

üzere mühürleyen Allah

bazlarn da Allah'n zâtn

mek

üzere mühürlemistir.
bir

Camide

Cuma vaaznda adamn

biri

uyukluyormu.
ve

Yanndaki kii de sohbetin çok güzel olduunu

kaçrma'

mas gerektiini söylemi. Adam, Beni
ikâz eden kii bunun üzerine,
ler

rahat

brak demi,

Ama

çok büyük hikmet-

anlatlyor, kaçrma, istifade

et' deyince,

adam, 'im-

di

u anda Allah 'imla sohbetteyim,
kaz eden

beni kendi hâlime

b-

rak' demi.

kii, 'Nereden bilelim, senin Allah' la

sohbet ettiini' deyince,

Adam

'Senin

Hzr olduunu

bil-

mem yeterli delil olur mu?' deyince Hzr, arm. 'Senin adn ne?' Demi. Adam, Abdülrezzak' demi. Hzr elindeki listeye bakm, adamn ad yok, Allah'a münâcât etmi. Allah 'im, bu adam benim

Hzr olduumu bildi ama
Beni sevenlerin
listesi.

benim listemde ad gözükmüyor, bu nasl olur?' Demi. Allah, 'Yâ

Hzr,

senin elindeki

liste

Ya

benim sevdiklerim! te

o liste kimsede yok!' demi.

413

Bunlar

o

âklardr

ki

Allah

onlarn hatasn,
kâfirlii

bakasnn
nice îmânlar

ibâdetinden üstün tutar.

Onlarn

yannda

412 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006,
413 Derleyenin Notu.

c.I,

s.329-332.

Ayet 6-7

274

deersiz kalr.

Çünkü onlarn kâfirlii kendi kendilerini inkârdr.
karanlkta brakp,
ilâhî

Kendi

nefislerini

nura komaktr. Nice

büyük

erenlerin söyledikleri gibi böyle bir küfürden öleceklerin
ilk

varacaklar

konak cennet âlemi olacaktr. 414

nkâr edenler/Keferu
Küfür ve
kâfir:

eriat Açsndan Açklamas
mutlak örtmek genel;
ise,

'Kefr',

'küfr',

nimeti örtmek özeldir. Dinde

küfür
nin

îmânn zdddr, imanszlk demektir. Yani bir kimseîmân anndan olduu hâlde îmân etmemesidir ki, yalanlainkâr, tasdiki (dorulama, onay) terk etmeyi, zorlama ve

ma ve
engel
alr.

bulunmad

zaman, ikrarn (kabul etmek)
gibi,

terkini de içine
kalbî,

îmândaki tasdik
fiilî

küfürde tekzîb (yalanlama) de,

kavlî (sözlü) veya

olur.

415

Küfür

için

îmân edilecek eylerin

hiç birine

inanmamak art
olduundan,

de-

ildir. Birine veya bir
bir

ksmna inanmamak
Küfür
ise

da küfürdür. îmân,
bir

bütünlüü
ile

gerektirir.

onun

tersi

ksm inkâr
Meselâ

vâkî olur.

416

k
417

için

odun kömür alrken, ben bunlarsz kalr-

sam souktan

krlrm

demek
bir

suretiyle kendi tedbirine gü-

venmek, Allah'n Rezzâk (bütün mahlûkâtn

rzkn

veren) s-

fatn inkârdr. Hakk'n
olursun.

sfatn

inkâr etmekle de kâfir

414 Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

s.

221.
c. I,
c. I,

M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur ân Dili, 416 Elmall M. Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur ân Dili, 417 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.99.
415 Elmall

stanbul, 1992,

s.

191.

stanbul, 1992, s.192.

BAKARA
275

TasavvufAçsndan Açklamas
Küfrün edeer mânâs örtüdür. Örtü
Allah' görmeye ve bilmeye mâni
olur.
iki

ksmdr.

Birinci örtü:

Bu balangçta olanlarn

müptedilerin (birey örenmeye yeni balayan) küfrü olup, kötü
küfürdür. Dieri; o örtü vastasyla Allah'tan

bakasn

ne görür,

ne de
olup,

bilirler.

Bu

ise

sonda bulunanlarn {müntehilerin) küfrü
ki o küfredenleri,

beenilen küfürdür. "Muhakkak

ha kor-

kutmusun, ha korkutmamsn, onlar
lah onlarn yüreine
delidir.

için birdir,

inanmazlar. Al-

mühür vurdu, kulaklarna dal Gözleri de per"

Ve onlar için büyük bir azap vardr.

(Bakara, 6-7)

Bu

âyetler iki

küfrü de içine almaktadr.

418

Bildiini, bilmeyenlere

öretmekten kaçnmak, misafirden
419

sofra

saklamak, icap ettii vakit Allah yolunda
yolu yolcular için küfürdür.

cann esirgemek Allah

Hakk
srrn

her mertebeyi
ortaya

kuatmtr,

her mertebede bir
Birine

tecellî (ilâhî

çkmas) yüzü vardr.

îmân edip öbürünü

inkâr etmekle,
bir

Hakk örtülmü
(ortaya

olur.

Kefere (kâfirler) ibâdetini
inkâr eder. Bir

ekle

tahsîs ettii için

bakasn

müslüman

Hakk'n zuhur
ederse, din

çkt)

ettii varlklardan birini inkâr

ona Müslüman demez.

Küfr-ü bâtl; mutlak Hakk' örtmütür. Küfr-ü hak, kendini Hak'la örtmütür.
420

Küfrün de halik (yaratan) Allah'tr ve Allah'n küfrü

yarat-

mas

da

Onun

en büyük hikmetlerinden (kâinattaki bütün

hâdiselerin ilâhî sebebi) biridir. Allah, fena bir

ey yaratmayacamânâ, dolay-

na göre küfrün de yaratlnda bir sebep,
syla hikmet vardr.

bir

418 Azizüddin Nesefî, Tasavvufta nsan Meselesi I însan- Kâmil, stanbul, 1990,
419

s. 31.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.651.

420 bnü'l Arabî, Özün Özü, çev.smail
stanbul, s.45-46.

Hakk

Bursevî,

sadeletiren Abdülkadir Akçiçek,

Ayet 6-7

276

Burada küfür kelimesinin "karanlk"

mânâsn

ve kâfirlerin

nurdan karanlkta kalanlar olduunu unutmamak dorudur. 421

Küfür, Yaratana göre hikmet, bize nispetle âfet ve

felakettir.

422

Tanr hükmüne
olur.
423

âk olan nûrlanr, yarattna âk olansa kâfir

Kâfir kalbi ölü olandr.

424

Kâfir,

hemen cezalandrlmayp kendisine mühlet
425

(süre) verilen

kimsedir.

Alemlerin efendisi Hz. Peygamber efendimiz

(s.a.s.)

bir hadîs-i

erifinde: "Sizden herhangi birinizin hevâ (nefsin istei) ve hevesi,

benim getirmi olduum eye tabî

olmad

müddetçe o kii îmân

et-

mi olamaz."'Yani kâmil bir îmâna sahip olamaz, Bu hadîs-i erîf'ten anlaldna göre, kiinin
erîat- garrâ'ya (parlak ve nurlu eriat)

buyurmutur.
hevâ ve hevesi,
ve ona

uymad

boyun

emedii
Her kim

müddetçe, kii kâmil
nefsânî istek ve

bir

îmâna sahip olamaz.
(s.a.s.)

arzularn Hz. Peygamber'in

teb-

li ettii erîat- mutahhara'ya

(tertemiz eriat) hor bir köle gibi
söylenebilir?

boyun edirmezse, bu kiinin îmânl olduu nasl

Dorusu himmet

(yardm) ve gayretler bu belirgin

ztln
426

ayrt

edilmesi hususunda âciz

kalm, yorgun dümütür.
kâfirdir.

Tarikatta,

eyhinin îmânna vâkf olmayan

427

421 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.285.

422 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.279. 423 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi çev.Abdülbaki Gölpnarl,
,

c.III,

stanbul, 1988,

s.109, beyit. 1361.

424 Kenan
425 426

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.51.

Ahmed Ahmed

er-Rifâî, Sohbet Meclisleri I el-Mecâlisus-Seniyye, er-Rifâî, Sohbet Meclisleri I el-Mecâlisus-Seniyye,

stanbul, 1996,

s.

29.

stanbul, 1996, s.40.

427 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.559.

BAKARA
277

Kâfirler kalptr, temiz kiilerse altna benzerler her iki

ksm

da

bu potann

içindedir. Potaya kalp olan girdi

mi hemen

kararr...

Altn

girdi

mi

altnl

belli olur.

428

Her kime

ki ezelde

Rabbinden gelen

bir

nûr isabet etmedi,

bo

geçti.

te

o zaman ondan, Kâf ve Nûn'dan kasdolunan

Çünkü o, onlarn hecesinde yanld. Ve i umduu gibi çkmad. (eytan gibi) Kâf ve Nûn'un manzarasna bakt, yanld ve Kâfi küfür mânâsnda gördü. Nûn'u da Nekre yani inkâr, yabanclk. Ksa'Kün-Ol'un yani esas
kefi
istenir.

mânânn

d

cas: Kâfirlerden oldu.

429

Görmüyor musun? Muhakkak eytan kendi
Âdeme: "Ben senden daha hayrlym"
lah
dedi.

nefsine

uydu ve

te

bu yüzden Al-

onu

lanetledi.

Kârûn

ise,

malnn

çok olmasna aldanp:

"Muhakkak bu
lah

mal, bana ilmîm sayesine verildi" demiti. Aleviyle birlikte yerin dibine

bu yüzden onu da mal ve

batrd.

Ayn ekilde melekler tebihlerini ve takdislerini

(Allah

'in

annn

yüceliini söylemek) görmeleri sebebiyle 'Yâ Rabbî! Biz seni nok-

san sfatlardan tenzih (uzak tutmak, ayrmak) eder ve kemâl sfatlarla tavsif

(vasflandrmak)

ederiz'

demilerdi.

Bu yüzden

Alet-

lah Teâlâ,

Adem'e secde etmelerini

isteyerek

onlar imtihan

miti.

Ayn

ekilde 'ben' diyen herkese Allah Teâlâ: Hayr! Bi-

lakis 'ben' kelimesini
leri esfel-i sâfilîn

kullanmak yoktur demi ve
en

'ben' diyen-

(aalarn
430

aas)

derecesine

düürmütür.
derecesi-

Her kim de

'sen'

demise, Allah onu iliyyûn'un en üst

ne yükseltmitir.

(Bu âyette bahsedilenler)

Adem'e ne önce ne de sonra secde
de sonunda da
kâfirdirler.
431

ettiler.

Ebû Cehil

gibi evvelde

428 Mevlânâ, Mesnevî çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.V, stanbul, 1988, s.68, beyit.820-821. 429 bnü'l Arabî, eceretü'l Kevn, çev.Abdülkâdir Akçiçek, Mays, 2000, s.18.
,

430
431

Ahmed
Kenan

er-Rifâî,

Sohbet Meclisleri / el-Mecâlisü's-Seniyye, stanbul, 1996,

s.

137-138.

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.

236.

Ayet 6-7
278

Doumdan hemen
âlemidir.

sonra insann ilk âlemi balar ki hayvanlar
helâl ya

Bu âlem onu yemee, içmee,

da haram

bir-

lemee
de pek
bir,

sevk eder.

nsan orada
ona galebe

sebat eder,
çalar,

îmân ve amele dön-

mezse dünya

sevgisi

dünyadan her istediini
girer.

tabiî elde

edemez, neticede yrtclar âlemine

Kiin-

kin, hased, intikam,
sîreti (iç

mukadderse

katil ile

vasflanr ve o

sann
cak

yüzü)

yrtc

hayvanlara döner.

Eer bundan

da

îmâna ve amele dönmezse mevki hrs galebe
hilelerle eriir

eder,

muradna angirer.

ve sonunda devler ve eytanlar âlemine

Hile, hud'a, yalan, gybet,

kouculuk

ve iftira

ile

blis gibi halk

arasna

fitneler

esfel-i sâfilîn

düürmek gibi huylarla vasflanr. Orada kalrsa {aalarn aas) da kalm ve insanlarn en sap432

kn olmu olur.
n
tandklar,

Peygamberlerin ztlar olan kâfirler de peygamberleri, evlatlarbildikleri gibi tanrlar, bilirler

ama kskançlklais-

r, hasetleri (çekememezlik,

bakasnn

elindeki nimetin zevalini

teme)

yüzünden
433

bildiklerini gizlerler. "Bilmiyoruz" diye bilmez-

likten gelirler.

te 'Saîd (Allah rzâsn kazanm olan, saadetli) saîddir anasnn karnnda, akî (bedbaht) akidir anasnn karnnda hadîs-i
erifi

vardr

ki ezelî istidata (ezelde Allah'n ilmindeki hakikatlerin

mâhiyetleri) iarettir. Ezelde

tohumu

kâfir olan bir ruh, müslü-

man muhitinde doup büyüdüü
çici)

için arzî (muvakkat, gelip ge-

ve zarurî (zorunlu) olarak
434

müslüman

olsa bile bir frsat bu-

lunca yine aslna döner.

Hz.

Muhammed

(s.a.s.)'e

dediler ki: 'Niçin

amcan Ebû

Leheb'i o

sapknlk zindanndan aydnla çkarmadn?' öyle buyurdular:
"Hastalklar vardr ki tedavisi

mümkün

deildir.

Hekimin

böy-

432 Niyazi Msrî,

irfan Sofralar, çev.Süleyman
,

Ate, stanbul,

s. 50.

433 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.299, beyit. 3663, 3665.

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

434 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.75.

BAKARA
279

le

bir hastayla
ki

bouna uramas
" 435

cehalet olur. Hastalklar

da var-

dr

derman

ve tedavi kabul eder.

Onu ihmal

etmek de merha-

metsizlik olur.

Eer bugün benim bu sözlerim houna gitmiyorsa, bu hâlden sakn, sözlerime sayg
göster ki sen de

sayg

göresin!

îmân

ve

iti-

kattan (inanç) kendinde

bulunduunu

iddia ettiin eyleri kuvta-

vetlendirmi olasn! Kendi görüüne ve babalarnn görüüne

nklk etmi
olduun

olasn.

sayglar

olduun hizmetler, göstermi hep körlüktendi. Bakalarn da yoldan çkarÖnce

yapm

yordun; aksine olarak edepsizlik ediyordun. Beni kötülüyor, dü-

ürüyordun. Bu

suretle kendini de

düürmü oldun. Çünkü körki,

lüüne

ve tembelliine

tanklk etmi oluyordun

dükünlü-

ün, alçalmann

neticesi budur.

Onu
ki,

niçin

bu kadar

yükseltiyorlar?

Ben undan korkuyorum
gafil (hakikatten habersiz

bu

saatte sen

ayrlk eleminden

olan),

efkat bölgesinde hoça uyumaktasn. Öyle
ki,

bir hareket

yapyorsun
rüyorsun,
istei

efkat sona

ersin.

Sonra da bu hâli rüyada gö-

ama eyhi görmüyorsun. Çünkü eyhi görmek onun

olmadan

mümkün

deildir; ne rüyada, ne de
bir

uyank-

umut kalr sende. Yani bütün umulacak eylerden uzak kuru bir umut. Nasl ki bir
ken onu göremezsin. Nihayet çürük

adam Tanrnn

kendisine bir çocuk vermesini umar, çünkü

genç bir erkektir; genç bir

kadn vardr. Ama sen
ilk

o

umudu bu

umutla nasl karlatrabilirsin? Bu

zavallnn umutsuzlu-

u, eyhin kendisine kar besledii efkatin arkasnn kesilmesinden
ileri

gelmitir. Yazklar olsun o hastaya

ki,

ii Yâ-Sîn'e
yüzlülük,

kalmtr. Yani

o eyhten, ancak kendisiyle nifak
iki

{iki

münafklk) üzere olmasndan,

yüzlü

konumasndan,
bilmez.

yu-

muak ve
diahn
435 ems-i

tatl sözler söylemesinden zevk duyar;

bundan hola-

nr. Hâlbuki, korkunun bu noktada

olduunu

Ama pa-

hiddet ve iddetle kendisine sert sözler söylemesinden

Tebrîzî, Makâlât,

çev.Mehmet Nuri Gençosman, stanbul, 2006,

s.94.

Ayet 6-7

280

korkusu yoktur.

Eer

böyle sözler söylerse, o

padiahla

yara-

an

bir

konuma

tarzdr.

Sen ahlardan ancak onlarn ikramlarn gördüün zaman kork!

Rüyada

bir söz

konuuyorum. eyh, onlar

birer birer

bana anla-

tyor. Yine de

eyhi gerçeklemiyorlar. Ne sözünde, ne iinde ona
Sebep açktr, efkatin kesilmesidir.

inanmak

istemiyorlar.

Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar?

O

maksad

bir av-

cunun
içine.

içine koysun,

eyhten

umduu

eyi de öteki avcunun

Sonra bir kyaslama yapsn! Hangisi hangisinden daha

deerlidir?436

Öyle

kâfirler

vardr

ki, bir

îmân

hasretiyle

yanp

tutuurlar. Fa-

kat kendilerinde inatç bir ar ve
leri

namus

vehmettikleri için kibir-

ve buna benzer duygular, bir manevî yolda yürümelerine en437

gel olur.

Zîrâ kibir ve gurur insann yolunu öylesine balar

ki; kâfir,

gön-

lünde nura

doru

bir

ah ve

bir inleyi bulsa bile,

bunu

darya

vuramaz.

Yâ-Sîn Sûresinde Allah, "Onlarn önlerine ve arkalarna
misizdir.

set çek-

Gözlerini de perdelediimizden artk göremezler" builâhî birlik ve güzelliktir,

yurur.

Onlarn göremedikleri
438

Hakk

nurudur.

Kâfirler, gözlerini

iin içine atmadlar da o yüzden deriyi
arar.

san-

dlar. Kâfir,

dâima mal ve mevki
ilk

Bu

yola klavuz blistir.

Çünkü mevki tuzana

avlanan odur.

439

436 ems-i

Tebrîzî, Makâlât, çev.Mehmet Nuri Gençosman, stanbul, 2006, s.94-95. 437 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.477. 438 Kenan Rifâî, erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.476. 439 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.V, stanbul, 1988,
,

s.160, beyit.1947, 1949, 1950.

BAKARA
281

'Lâ ilahe illallah'
ilahe,

yani,
illallah,

Tanr'dan baka tanr yok diyoruz. Lâ
ancak Tanr var demek.

Tanr

yok;

Ben...

demekle, kendimize vücud veriyoruz. Hâlbuki bu vücud,

hakikatte var

olmayp hayâl olduu

hâlde onu var zannetmekle

küfretmi oluyoruz. Bu hayâli vücûdu baka Tanr yoktur diye
atarsak, var olan

can ve hayat olarak kalan ancak Tanr'dr.
(birlik)

Kendini kesretten (çokluk) kurtarp vahdete
gerçek îmân budur.
440

salmak, ite

Küfr, âyât- Kur'âniyye'de dört vecihte vârid olmutur:
1.

îmânn zdd demek
uzak
bir dalâlete

olan küfür "O küfredenler ve Allah'n

yolundan sapanlar, sapdranlar muhakkak ki hidâyetten pek

dümülerdir. " (Nisa, 168)

âyet-i celîlesinde

beyân olunan küfür
2.

îmânn zdd demek

olan küfürdür.

Cahd, yani mutlak inkâr demek olan küfür. "Kim de küfür
ederse bilsin ki Allah

bütün âlemlerden müstanidir. Kimsenin

bir eyine ihtiyac yoktur. " (Alu

mran,

97) âyet-i celîlesinde

beyân olunduu
3.

gibi.

ükrün zdd demek
beyân olunduu
gibi.

olan küfürdür: "Ve bana ükredin, küf152) âyetinde

retmeyin, yani nankörlük etmeyin!" (Bakara,

4.

Teberrî (sevmeyip

yüz çevirme) demek olan küfürdür. "Ve

bana ükredin, küfretmeyin, yani nankörlük etmeyin!" (Bakara, 152)

âyetinde beyân

olunduu

gibi.

mam Beâvî der ki: Küfr dört vecih üzeredir:
Küfr-i inkâri: Allah'n mevcudiyetini katiyen kabul

etmemek ve

azna almamak
Küfr-i cuhûdî: Allah' kalbiyle bildii hâlde lisâniyle ikrar etme-

mek

ki,

blis'in küfrüdür.

Bu

küfre düenler

hakknda

"Onla-

ra gayet iyi bildikleri kitab gelince ona küfrettiler.
laneti kâfirler üzerine olsun!" (Bakara, 89)

Hemen Allah 'in

440 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.469.

Ayet 6-7
282

Küfr-i inâdî: Kalbiyle bildii hâlde lisâniyle itiraf edip de dine

girmeyen kimsenin küfrüdür.
Küfr-i nifak: Lisanyla ikrar (kabul) ettii hâlde kalbiyle itikâd

edememektir.

Küfrün bu dört vechinden herhangi

biri

üzere âhirete intikâl

edenin mafiret olunma ihtimali yoktur.

Büyük

arifler

bu âyetin

tefsirinde

derler

ki:

Ahd-i

Elest'de

'Belâ' yani 'Evet,

Sen bizim Rabbimizsin dedikten sonra Benim
süflî

rubûbiyyetimi inkâr edenler, kalblerinin o vakitteki safasn
(alçak,

baya)

ve nefsani amelleriyle

boanlar ve Allah'n
ve

insanla-

ra

verdii sâlih ftratlarn, behîmî,

yrtc

eytân

sfatlarla de-

itirip bozanlar korkutsan da korkutmasan da

birdir.

Çünkü:
ve

"Hayr! Onlarn

söylediklerinin aksine kendi

kazandklar behimi

eytanî vasflar kalblerini

kuatm ve bomutur!" (Mutaffifîn,
darmadan

14).
etti.

Onlar küfrân

ile

Allah' unutunca, Allah onlar

Hevalar onlara

galib geldi ve onlar tepesi üstü yere

ykt. Onlar
onlar va'd

canl suretinde ölü

kalpli oldular. Kalbleri ölü olunca

(yaplmasna
ten

söz verilen ey) ve vaîd (birini iyilie sevk ve kötülükile

uzaklatrmak için korkutma)
etmezler.

müjdelemek ve korkutmak

ay-

ndr, îmân
habbeti ve

Çünkü kalpleri katlamtr. Dünya muehvetlerine dükün olmalar onlarn kalplerini tala-

trmtr. Nasihat tesir etmez. Kalplerinin kaplarn, hak kelâm duymaa ve anlamaa kar kilitlemilerdir.
Onlarn bu
"Onlar
lar
hâli

Ktal sûresinde:

hiç tedebbür etmezler mi?

Mânâsn anlamaa çalmazmi vuruldu?" (Ktal, 24)

m?

Yoksa kalplerinin üzerine kilit

diye beyân buyurulmutur.

Bunlar Cenâb- Hakk'la ünsiyet kokusunu alamazlar. ekavet
gibi bir sarsar

frtnas bunlar
seçtikleri süflî,

Bunlarn kazandklar ve kendilerine sfat olarak
behîmî ve eytanî vasflar kalplerinin etrafn

kuatp

hiçbir

öü-

dü ve hitab iitmeyecek hâle
lerine
441

getirince Allah
441

onlarn kendi kalp-

vurduklar

kilitleri

mühürlemitir.
Tefsiri,

Ramazanolu Mahmud

Sami, Bakara sûresi

stanbul, 1985,

s.

37-40.

BAKARA
283

"uyarsan (nzâr) da, uyarmasan da"

nzâr / Korkutarak uyarma:
Edebî mânâda da enfüsde de
si

inzâr, gönle

gerçein zerkedilmeinzâr ancak

(enjeksiyonu) demektir. Enfüsî

mânâda

Peygam-

ber efendimizin sanatdr.
la

Muhammed

zevki

Çünkü gönlüne Azîzü'r-Rahîm srrydümeyen her ey gaflettedir Bir insann
baka
eydir. înzar, bir gerçe-

gerçekleri

duymas,

hatta bilmesi

in np

kalbe intikâl ettirilmesi srrdr. Nitekim kalplerini günah-

larla

doldurarak inzâra imkân vermeyenler küfr-ü inâdîde sapla442 q~

kal ir.

'nzâr', korkulu bir
'ilerde

eyden sakndrmak

için bildirmek, yani
443

u fenalk var, sakn!' diye doru yolu göstermek.

Uyarma anlamna
eyin
bildirilmesi

gelen 'inzâr' kelimesi aslnda, korkulacak bir

anlamnadr. Burada, ilenen kötülük ve gü-

nahlar yüzünden Allah'n azab ve cezalandrmasyla korkut-

maktr. Kâfirler hakknda inzârla yetinilmesi, aslnda

kâfirlerin
inzâr,

müjdelenmeye deer kimseler olmamasndandr. Çünkü
kalplerde daha derin bir etki
detli bir etki

yapt gibi,

ruhlar üzerinde de id-

brakr. Menfaatten önce zarar önlemek çok daha

önemlidir. Kâfirler

uyardan

hiç etkilenmedikleri için,
444

kukusuz

bunlara

ilk

olarak müjdeden söz edilemez.

"uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar."

Tanr

dedi

ki:

"Onlara gelin

de, ey terbiyeye

alkn

olmayan ka-

trlar, gelin del"

442 Haluk Nurbâki, Yâ-Sîn sûresi Yorumu, stanbul, 1999, s. 14. 443 Elmahh Hamdi Yazr, Hak Dîni Kur' ân Dili, Aziz Datm, stanbul, CI, 444 smail Hakk Bursevî, Muhtasar Ruhu' l-Beyân Tefsiri, stanbul, 2004, c.I, s.72.

s

/192.

Ayet 6-7
284

Fakat gelmezlerse gamlanma, o

iki

temkinsiz için kinlenme!

Bazlarn kulaklar bu

gelin sözüne

kar

sardr.. Her hayva-

nn

ayr

bir

ahr vardr.
sesten ürker kaçarlar...

Bazlar bu
kadr.
Melekler
dururlar.

Her atn

rnn bu hikayelerden can sklr...

ahr ayrdr. BazlaÇünkü her kuun kafesi babu yüzden göklerde
saf saf

bile bir cinsten deildirler;

Douya mensup
da...

olann da duygular

var,

batya mensup olann

Fakat görmek, göze

ksmet olmutur, mesned {dayanacak

yer)

ona verilmitir.
binlerce kulak saf saf düzülse yine de hepsi

Yüz

aydn

bir

göze

muhtaçtr.
Sonra kulaklarn da can
sesini,

Tanr
var.

haberlerini,

Peygamber

buyruklarn duymada
sen

bir

mesnedi

Bir bakr, senin sözünden nefret eder,

kaçmaya kalkrsa yine

kimyay ondan
445

esirgeme!
etme... Söyleye dur!

Sen gülün sözünü terk

Bu

söz pek

büyük

bir

kimyad ir.

Öütçü, yüzlerce çalp çabalasa öüdü duymak mek için kabul edici kulak gerek.
Sen yüzlerce lütuflarda bulunarak ona
dün, onun

ve kabullen-

öüt verirsin ama bu öübir

kulana

bile

girmez.

Duymayan, inatç

adam,

yüzlerce söyleyeni âciz brakr.

Peygamberlerden daha öütçü, daha güzel sözlü kim vardr? Nefesleri

taa

bile tesir eder.

Fakat

da ta bile onlarn sözlerini duydu,
de baht kötü kiinin
gönüller,

sözleri

daa, taa

bile

tesir etti

lik

kaydna düen
446

kula açlmad gitti. Bizlik, benonlarn sözlerine kar tatan da kat

bir hâl aldlar.

445 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi

,

çev.Abdülbaki Gölpnarh, c.IV, stanbul, 1988,
çev.Abdülbaki Gölpnarh,

s.163-164, beyit. 2011-2020, 2025, 2026.

446 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.128, beyit. 1531-1536.

,

c.V,

stanbul, 1988,

BAKARA
285

Her kim özünü,

nefsini anlarsa

Allah'n gayrisini göremez...

Nefsini bilmeyen, anlamayan kimse de Allah' göremez.

O

kimse

ki;

özünden

bir

ey

göremiyor; ona ne bir
eder.
447

ey

anlatla-

bilir,

ne de

o, bir

eyi anlar ve idrâk

Öütler
bi,

elbette basiret (hakikati kalbiyle hissedip

anlamak) sahigözsüzler,

mânâ gözü

sahibi olanlar içindir.

Anadan

doma
ki,

iaret edilen hedefi göremez, öütleri anlayamaz.

Anadan

doma

kör

tâbiri,

o kimseler içindir

onlar nefsine

kar

bir irfan

(anlay, zihni kemâl) duygusuna sahip deildir.
kör,

Gerçek mânâda asl

bu zümredir.

Bir kimsenin ki temelli

körlüü ve gözsüzlüü gitmemitir.
448

O

bizim

kelâmmz

(söz)

nasl anlayabilir?

Eer

sen gafletle perdeli,

madde karanlna gömülmü, mâsivâ

(Allah'tan

gayr

hersey)

kaytlarna

balanm,

babalar taklid

ile

nûr-i yakîne

ermeyen muallimlerin sözlerine
bir levha,

tabî

olmu

isen kasi-

t ve tahtadan baka
nirden ibaret olandan
ya tamah etme!

kamtan baka
cisim ve

kalem, et ve

baka

el,

maddeden baka
bir

katib

tanmazsn. Öyleyse bizim iaret ettiklerimizden

ey anlamakaran-

Çünkü

sen bu iin ehli deilsin.
Böyleleri cisim ve

Madde

lnda kalanlardansn.
dan

ona

bal

maddî eya-

bakasn tanmaz.

Uzunluk, yükseklik ve genilik olarak
gölgesi altndadrlar.

bilinen üç buûdlu

maddenin

Bu yüzden

malûmatnz da nilerinizle duyduklarnzdan
yet (nicelik) ve

ibarettir.

Kemmi-

miktar olmayan, ölçülemeyen, görülemeyen ve

taksim (bölmek) edilemeyen eyleri inkâra

kalkrsnz. 449

Sr, ancak

srr

bilenle eittir. Sr,

onu inkâr eden kiinin kula-

na söylenmez. Fakat Tanr' dan davet etme emri gelince, artk
halkn kabul edip etmemesiyle ne iimiz
var?

447 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, s.88. 448 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, s.82. 449 Ahmed er-Rifâî, el-Bürhanu l- Müeyyed / Marifet Yolu, stanbul, 1995, s. 171.

Ayet 6-7

286

Nuh, tam dokuz yüz yl kavmini davet edip durdu. Her an
minin inkâr
artt. Fakat o

kav-

söylemeden vazgeçti mi? Hiç sükûn

maarasna

çekilmeye

kalkt m?

Köpeklerin havlamasyla hiç kervan yolundan kalr
olan gecede dolunay, köpeklerin havlamasyla

m? Ay

latrr

m
ki:

hiç?

Ay

n

yürüyüünü ar-

saçar,

köpek de havlar durur. Herkes

yaradlna
met vermi,

göre bir hizmette bulunur. Takdir herkese bir hizherkesi bir

ie layk görüp

iptilaya

salmtr.

Ay

der

Köpek, o

pis sesini

brakmyorsa ben aym, gidiimi

nasl brakabilirim
Sirke sirkeliini

ki?

arttrdkça ekerin artmas gerek.

Kahr sirkedir,
kartrlmasn-

lütuf da bala benzer. Sirkencübinin (sirke ve baln

dan meydana gelen erbet)
az oldu

temeli,

bu

ikisidir.

Bal sirkeden daha

mu

sirkencübin,
de,

iyi

olmaz.
fakat

Nûh kavmi

ona

sirke

döküp duruyorlard

Tanrnn

lü-

tuf ve ihsan denizi ona daha fazla eker dökmekteydi.
Zehirler tesirlerini yaparlar
ri

ama

panzehirler de

hemen o

tesirle-

gideriverirler.

Bir zerre sola

doru uçmaktadr, öbürü saa doru

gidip araya-

can aramada.
Kuzgun üzüm
yup

banda

kuzgunca

barr fakat bülbül
ikisi için

bunu du-

sesini azaltr

m?
de ayr al-

Bu 'Tanr

dilediini yapar' pazarnda her

c var.

450

Bize bu

münkir ve

kâfirlerin hâlleri ve

tutumlar hakknda söz
bunlar da vazifelerini

söylemek dümez. Bütün yaratlmlar

gibi

yapmakla

mükelleftirler.
iler.

Bu

âlemde, herkes kendi

memur

oldu-

u iin icâbn
mez.

Cenâb- Hakk'n koyduu bu kanun deibunlarn hepsini hakikat gözüyle
gelir.
451

Eer

biz merd-i sûfî isek,

görüp kendi hissemizi

almamz lâzm

450 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.3-4, beyit:.8-20, 28-29, 35, 37.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.VI, stanbul, 1988,

451

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.

314.

BAKARA
287

îmân

ehline îmânlar süslendirilmi, böylece

îmân

ehli oldukla-

rndan dolay ükür

ve hamdetmilerdir. Kâfirlere de küfürleri
452

süslendirilmi, kâfir olduklarna raz gelmilerdir.

Biliniz ki

nurun

dereceleri vardr.

îmân nuru, geceye kar güitaatli

ne
dir.

gibidir.

Fask müminin nuru,

mü 'minin

nuruna göre
gibi

gece gibidir.

Çünkü

itaat

eden mü'min, fâsk mü'min

deil-

taat eden mü'min, insanlar arasnda taat

(itaat) nûriyle ge-

zer.

Fask

ise

fsk zulmetiyle

gezer.

Fâska (günahkâr)

fk (had-

dini

amak)

böyle süslendirilmi, itaatkâra da

itaati süslendiril-

mitir.

imdi

bunlar bir olur

mu?

453

nanmayanlar, kâinat

ibret gözüyle

göremeyen; yaratlmlarn
dili-

yükselen sesini gönül kulayla duyamayan, onlardaki hâl
ni

anlayamayan ve yine onlardan yükselen
talihsizlerdir.

ilâhî

râyihadan koku

alamayan

Bunlar gül kokusundan tiksindii, onun

ne rengine ne râyihasna (kokusuna) tahammül edemedii için
bir yerde gül

kokusu duydu mu;
454

tersine

dönüp baylan

câl

adl

böcee

benzerler.

Allah korkusunun hakikati

Havf
nen

{korku),

Allah'n kamçsdr. Onunla edepsizlii âdet edi-

nefisler hizaya getirilir.

Uzuvlarn

gerekli olan eyleri terk

edip kötülüe dalmalar, kalbin gafletinden ve srr âleminin zul-

metinden meydana

gelir.

Nefsinden uzaklaan kimse, kalbiyle
eder ve onunla dost olur.
Allah'tan
bet)

ülfet (dostluk,

alkanlk)
muhab-

korkmann en mükemmel

ekli, "vecd" (ak,

sfat üzerinde olmaktr. Yoksa ümit ve temennî ederek

455 "fakd" (kaybetme) sfat üzerinde olmak deildir.

452 Niyazi Msrî, rfan Sofralar, çev.Süleyman Ate, stanbul,
453 Niyazi Msrî, rfan Sofralar, çev.Süleyman Ate, stanbul,

s.

182. 182.

s.

454 Cemalnûr Sargut, Ey nsan, stanbul, 2007,
455

s.

143.
s.

Ahmed

er-Rifâî,

Sohbet Meclisleri, stanbul, 1996,

99-100.

Ayet 6-7
288

Korkun, korkun!

Çünkü

Allah burada korkanlar orada emin

eder. Bir kalpte iki sevda

olmad

gibi, iki

korku da brakmaz.
iki

Hem
yet de

burada

hem

orada korkutmaz. Keza, bir yerde

emni-

brakmaz.
için

Hem burada hem öteki âlemde emniyet olmaz.
456

Onun

korkun, korkun!

"üphesiz ki içinizde Allah i en çok bilen benim en çok korkan da
benim. " (Hadîs; Buhârî)

Madem

ki âyete göre "uyarsa

da uyarmasa da

birdir".

Bunu

bil-

dikleri hâlde

peygamberler niçin davete devam ediyor?

Hakk mükelleflerin (vazifeli) ahvâli (hâlleri) hakknda iki yönden hüküm verir. Kulun ii, Tanr iradesinin gerektirdii ey üzerine cereyan eder. Hakk'n iradesi de ilminin gerekli kld eye baldr. Hakk'n ilmi ise, malum olan eyin kendi zâtndan Hakk a
verdii
bilgi ile ilgilidir.

u hâlde kul ancak ayân- sabitesinde
ile

bilinen suretiyle belirdi. Böyle olunca Resul

vâris (mirasç),

ancak

Tanrnn

iradesiyle olan

emre hizmet
vârisler,

ederler,

yoksa

irais-

deye hizmet etmezler. Resul ve
tediklerinden dolay

mükellefin saadetini
ile

onun üzerine o
ancak irade

vazife

gönderilmilerdir.

Eer Tanr
lerdi.

iradesine hizmet etselerdi, mükellefe
onlar,
ile

öüt

vermez-

Hâlbuki
ile vâris,

nasihat verdiler.

u hâlde
emriirade-

Resul
ce

insanlar için âhiret hekimidir. Allah emredinitaat ederler.

onun emrine

Binâenaleyh

hem Allah'n

ne bakar,
sine

hem

de iradesini

gözetirler.

Bazen de Hakk'n,

aykr eyle

kendilerine emrettiini görürler. Hâlbuki ancak

Allah'n irade ettii

ey olur. te

emir bunun

içindir.

Yani emir,

Allah diledii için oldu. Muhatap olanlara emredip de

olmasn

dilemedii eyi de emrolunanlar yapmadlar. Böyle olunca onla-

rn

hareketlerine muhalefet ve mâsiyet denildi.

u hâlde Resulün

ii ancak tebli dir (bildirmek),

baka

deil.
(s. a. s.)

Bu mesele hakknda Hz. Muhammed
rolunduun gibi doru yolu
dolay
456 Kenan

buyurdular ki "em-

tut" âyetinin içine

ald hakikatlerden

Hûd Sûresi

ve emsali sûreler, beni ihtiyarlatt.
stanbul, 2000, s.265.

u hâle göre

Rifâî, Sohbetler,

"

BAKARA
289

onu

ihtiyarlatan

"Emrolunduun gibi" hitab

idi.

Çünkü O,
ki

ira-

deye uygun
gelsin;

düen

eyle emrolunduunu bilemez

o

ey vücûda
ki

yahut lâhî iradeye

aykr

olan eyle

mi emrolundu

o

ey

zuhura (ortaya çkmak) gelmesin. Hiç kimse lâhî iradenin
bilemez.
bilir.
457

hükmünü

Ancak

O

iradenin

hükmünü meydana

gel-

dikten sonra

Ensâr (Resûlullah Medine'ye hicret ettiinde ona
ler,
li

yardm

eden-

Medîneliler) ve Muhacirler'in (Medine'ye hicret eden

Mekke-

Müslümanlar),

düman

gelmeden önce daha

bir haftalar var-

d. Bu süre içinde ehir duvarlar
rinde
di.

dnda, vahann
ehrin

çeitli yerle-

yaayan hayvanlaryla

birlikte

içine yerletirilmeliy-

Bu

görev yerine getirildi ve ehir duvarlar

dnda ne bir at,
sahildeki

ne bir deve, ne de bir koyun kalmad.
Mekke'lilerin planlarn örenmekti.

Bundan sonra yaplacak i

Onlarn

bat yoyönel-

lunu takip
diler ve

ettikleri haberi geldi.

Bu srada

içeriye

doru

Medine'nin

be

mil kadar batsnda konakladlar.

Daha

sonra kuzey-batya birkaç mil yol aldlar ve Medine'ye kuzeyden

bakan Uhud

dann eteklerindeki düzlüe kamp kurdular.
kuanmamt.
Fakat rüyasnda
görbir hâlde bir

Peygamber henüz silâhlarn
kendisini

zrh giymi

koçun üstünde giderken

dü. Elinde bir

klç

vard.

Klca baktnda
bir

içinde bir di; etra-

fnda da kendisinin olduunu bildii

grup büyük

ba

hayva-

nn kurban edildiini gördü.
Ertesi sabah

rüyasn arkadalarna anlatt

ve

onu öyle yorumolan

lad:

"Zrh Medine'dir,

klcn

içindeki

di bana yöneltilecek

bir darbeyi,

kurban edilen hayvanlar da Ashabmdan öldürülecek
ise,

olanlar temsil ediyor. Benim üzerine bindiim koç

inallah

öl-

düreceimiz

kâfirlerin bölük
(s.a.s.)'in ilk

bakann

belirtiyor.

Peygamber
bir

düüncesi ehrin

dna çkmayp içten
birlikte

savunma mekanizmasn kurmakt. Bununla

kendi

görüüne dierlerinin de katlp katlmayacaklarn örenmek
457 Îbnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, çev.Nuri Gençosman, stanbul,
s.

69.

Ayet 6-7

290

amacyla meseleyi

istiare

etmek

için

arkadalarn toplad. lk

konuan bn Ubey

oldu. 'Bizim ehrimiz, bize

kar

hiçbir za-

man saldrya meydan brakmayan
hirden büyük kayplar

bakire bir ehirdir. Biz bu
hiçbir

e-

olmakszn
ise

dümana saldr
brak ne

için

çkmadk. Bu ehre
latlar.

saldranlar

hep büyük kayplarla karyaparlarsa

O

hâlde, ey Allah'n Resulü, onlar

yapsnlar. Orada kaldkça, felâket onlarn olacaktr. Geri dön-

düklerinde
ceklerdir.'

ise

amaçlarn

yerine

getirememi olarak

geri

döne-

Ensâr ve

Muhacirlerin

yallarndan büyük

bir

grup

bn

Ubey'in görüüne katldlar. Bunun üzerine Peygamber
"Medine'de kaln,
le

(s.a.s.):

kadn

ve çocuklar kalelere koyun" dedi.

O böytaraf-

konuunca

gençlerden

çounun ehrin

dna yürüme

tar

olduu aça çkt.

Birisi:

"Ey Allah'n Resulü", dedi, "Bizi

dümann yanna götür!

Onlarn, bizim korktuumuzu ve zayf
izin verme!"

olduumuzu düünmelerine
tekrarlad.

Bu

sözler meclisin her

tarafndan takdir dolu mrltlarla desteklendi.

Çou

ayn eyi

Konuulanlardan ve onlarn desteklenmesinden genel
ehir
(s.a.s.)

kannn

de ehir dna çkmak olduu anlald. Peygamber dna çkp dümana saldrmaya karar verdi. Öle vakti Cuma

namaz

için toplandlar. Verilen
ile ilgiliydi.

hutbenin konusu cihad ve onun
sonra Peygamber
verdi.
(s.a.s.) ar-

gerektirdii çaba

Daha

kadalarna sava

için

hazrlanma emri

Müslümanlar ikindi namaznda

tekrar bir araya geldiler.

Naevi-

mazdan sonra Peygamber
sna yardm
Sa'd
"Siz,

(s.a.s.),

Ebû Bekir ve Ömer'i kendi
sava
için

ne götürdü. Onlar Peygamber
ettiler.

(s.a.s.)'in

hazrlanma-

Adamlar

darda sralanm

bekliyorlard.

bn Muaz (r.a.) ve kabilesinden birkaç adam onlara kzarak:
Allah'n Resulü istemedii hâlde ve O'na Semâ'dan haber

geldii hâlde O'nu savaa zorladnz.
dediler.

Peygamber

(s.a.s.)

dar

Brakn da karar o versin" çktnda, sarn miferinin

"

BAKARA
291

sarm, zrhn giymi ve klcn kuanmt. Adamlardan çou, onu görünce biraz önceki sözlerine piman oldular ve:
üzerine

"Ey Allah'n Resulü, bizim sana
il, sana hangisi
(s.a.s.)

kar çkmamz

söz konusu de-

iyi

görünüyorsa onu yap" dediler. Peygamber
verdi:

onlara

u

cevab

"Bir

peygamber silâhlarn kuanverene

dktan

sonra, Allah

dümanlaryla onun arasnda hüküm

kadar onlar çkarmaz.
lah

Bu

nedenle size emrettiklerimi yapn ve Al458

adna

ilerleyin.

Eer sebat gösterirseniz zafer sizindir.

Bu

hâdiseden de

anlalyor Peygamber, Allah'n rüyada

tecellî

eden iradesine deil, Kur' ân' daki emrine uyarak ye-

nileceini bildii hâlde
suretiyle

çounluun fikrine
459

istiare etmek

hürmet etmi ve savaa gitmitir.

Senin uyarman ve

uyary

terk etmen, senin

hakknda ayn
için

an-

lamda deildir. Sen, onlar inanmasalar da dan dolay sevap alrsn. Fakat onlar

uyardn

bun-

durum yoktur. Onlar uyarsan da uyarmasan da îmân etmezler. Bu tpk iyilii emir ve kötülükten uzaklatrma gibidir. Çünkü bu göreiçin böyle bir
vi

yapan kii, emrettii ahslar emredileni yapmasalar da, yine
alr.
460

sevabn
üphesiz

kötülükleri, erri de veren Allah'tr.

Hayr da er
bunu

de
is-

Allah'tandr. Yalnz, Allah erre raz deildir. Fakat sen
ter ve:

"Bana er

ver!" Dersen,

o da

verir.

461

Madem
sine,

ki her

mahlûk (yaratlm) Rabbna, kendi

terbiye edici-

ayân-

sabitesine çekiliyor, o hâlde peygamberlerin,

mürid-

lerin davetine

ne lüzum var derseniz, o davetten maksat, Mudil
davettir, yani serden

isminden Hâdî ismine

hayra

çarmaktr.
öüttüren
s.

Deirmenciye buday götürmezlerse, yani
458 Martin Lings, Hz. Muhammed'in Hayat,
246.
çev.

buday

Nazife

iman,

stanbul, 2001,

242-

459 Derleyenin notu.

460 smail
461

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu' l-Beyân
stanbul, 2000, s.523.

Tefsiri,

stanbul, 2004,

c.I, s. 72.

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

Ayet 6-7
292

olmazsa, deirmenci suyu tekrar dereye

çevirir.

Ona niçin

su akasl-

myor?

derlerse,

un öüttürücü kimse gelmedi ben de suyu

na sevk ettim,

der.

Benim de bu

söylediklerimi dinleyecek ve alageri

cak kabiliyetler olmazsa, kalpten ve ruhtan gelen bu kelâm
çevirip aslna gönderirim.

Arada kim kaybeder? Benim nehrim

akp

gidiyor.

Dinleyen olursa tekrar bu tarafa çeviririm, isteyen
etsin.
462

istifade

eden

Gelmek onun

elinde midir?

Allah, bir taraftan

çarr,

bir taraftan

iter.

Sen beni davet

ettin,

ama

bir taraftan ittin! dersen;

çardm

çünkü bütün âlemlere
(ortaya

rahmetim. Fakat ezelin

hükmü zuhur

çkmak)
eder.

edince:
463

Olmaz, olmaz, der ve

seni

bana yaklamaktan men

"Küfre

raz olmak küfürdür",

hadîsiyle "kaza ve kaderine

raz

ol-

mayan benden baka Tanr arasn"
letirmek:
"Küfre

hadîsinin

mânâlarnn
söyledi

bir-

raz olmak küfürdür. " Bunu Peygamber

onun

söy-

ledii söz de dorudur, yerindedir. Sonra da yine "Müslüman
olan kiinin her türlü kazaya raz
Kâfirlik (hak yoldan sapan) ve

olmas lâzmdr" buyurdu.
(ikiyüzlü)

münafklk

da Tanrnn
(ilk

kaza ve kaderiyle deil mi? Fakat buna raz olursak
göre) kötülük

hadîse

etmi olmaz myz?
da
suç. .peki, ikisinin

Raz olmazsak o
vuralm?

arasnda hangi çareye ba-

Ona dedim
hükmüyle,

ki: "

Bu

küfür,

Tanrnn

takdiriyledir

Tanrnn

emir ve rzasyla deildir.

ama Tanrnn Bu küfür yal-

nz kaza ve kaderin eserlerindendir. Tanrnn kaza ve kaderini, Tanrnn bilgisi olarak bil de üphe ve tereddüdün kalmasn! Küfre de razyz çünkü Tanrnn bilgisine muvafktr (uygun, denk), fakat bizim fenalmzdan, bizim kötülüümüzden meydana geldiinden raz deiliz. Küfür, Tanr
bilgisi

olmak bak-

mndan
462 Kenan 463 Ken an

küfür deildir.

Hakka

kâfir

deme, burada dur!

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.122.
stanbul, 2000,
s.

69.

BAKARA
293

Küfür cahillikten meydana
bilgisidir.

gelir fakat

küfrün

takdiri,

Tanrnn

(Tanr

kâfirin kâfirliini ezelde

bilir,

bildii gibi de

zuhur

eder.)

Çirkin resim ressamn çirkinliini icab ettirmez. Çirkini de yap-

tna,

yapabildiine

delil olur.

Hatta

hem

çirkin resmi
bir

hem

de

güzel resmi yapabildiinden,

ressamn kuvvetli

ressam oldu-

una delildir.

464

Rabbinin kâfir olanlarla
deki

ilgili

"onlar

cehennem

ehlidirler"

eklinüzer-

hükmü
(iaret),

gerçeklemitir. Yollar

kapanmtr. Kaplar

lerine kilitlenmitir.

Çünkü

kalp,

ilham mahalli olan

bir ilâhî

iardr

ama Allah

kalbi mühürleyerek

bu ilhamdan onlainsanî iarlardr.

r

perdelemitir. iitme ve

duyma organlar
iki

ise

Yani anlama ve deerlendirme arac olan

olgudur.

Onlarn
bu

al-

glad
si

anlamn

kalbe

ulamasna

engel

olunduu

için,

iki-

de görevlerini, ilevlerini yerine getirmekten yoksun brakl-

mlardr. Böylece onlarn iç âlemde, bâtnda zevk mâhiyetli, keif meneli ilme ulamalarna imkân yoktur. Bunun yannda örenmeyle elde edilen kesbi zahir ilme ulamalarnn yolu da kapaldr. Karanlklar zindanlarnda hapsedilmilerdir. Uradkla-

r

azap ne büyüktür. 465

"Allah onlarn kalplerini ve

kulaklarn mühürlemitir.

Gözlerinin üzerinde de bir perde vardr."

Kalp:

Kalp dediimiz eyden kasdmz,

bir

kan damlas veya
sahiptir.

bir et

parças deildir. Böyle bir kalbe bütün hayvanlar

Öküz,

merkep, deve gibi her hayvann bir kalbi, ak cierleri ve bir karacieri vardr. Bizin kalbden kasdettiimiz ey, keyfiyeti tarif olu464 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.110, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarh,

c.III,

stanbul, 1988,

1363-1373.
Tefsir-i

465 bnü'l-Arabî,

Kebîr

Te'vtlât,

çev.Vahdettin nce, stanbul,

c. I, s.39.

. .

Ayet 6-7

294

namayan
o nurun
ki

bir nurdur.

te

bir

kan damlasndan

ibaret olan kalp,

uradr. Bu

nur; sonsuzdur.

Göz

nuru, gözün içindeiçinden su akan

siyahlk ve beyazlk deildir.

Duygularmz

oluklar gibidir, iitme, görme,
ibaret olan

konuma

ve tatma

dokunmadan

bu

be
su,

duygu, görünüte
ile diri

men

gerçekte bir can

ve

baka baka olmalarna rakâimdir. Bu be duygunun olubir

undan
saçlr.

akan

candr. Meselâ,

kimse evini

bir

mum veya
nurlar

kandille aydnlatsa ve evin içindeki tek nurdan

darya

Bir ev gibi olan insan

duygu vâstalarna gelen ayn

nur, her bi-

rinde

baka

bir

i

yaratr.
eder.

Baka

bir sanat gösterir.

Göz camna

gelince

görme hâsl

Kulak camnda iitme, burun camnel

da koklama,
na
getirir.

az camnda tatma,
takm
iler hâsl eder.

camnda dokunma meyda-

O nûr vâsl olunca her birinden birbirine benzemeyen
466

ayr ayr

bir

Kalp

t
1.

bir et

parçasdr. Nurlarn

topland yerdir.

Allah'n yarat-

iyilik

ve

kötülüün
iyilik ve

bir araya

geldii kaynaktr. Böylece kalp,

tam olduu
Dünyaya

kötülük duygusuyla bir deer kazanr. 467

Kalpler üç bölümdür.

öyle

ki:

dalm

kötü arzular peinde koar.
iyilikler

2.
3.

Âhiret âlemine geçer; ilâhî
Yükseklere

etrafnda uçuur.

Kalp vardr:

uçmu, Hak ünsiyeti münâcâatna varmtr. Dünyaya bal.
.

Kalp vardr: Ukbaya

(âhiret)

doru...

Kalp vardr: Mevlâya doru... Kalp vardr:

Yank olur...
gibi

Kalp vardr: Rahmet deryasna dalgn... Kalp vardr: imekler Kalp vardr:
Kalp vardr:
aydnlk...
.

Yardm bekler. Hak rzâsn arar...

466 Sultan Veled, Maârif, çev.Melha Anbarcolu, Konya, 2002, s. 61. 467 Ahmed er-Rifâî, Sohbet Meclisleri / el-Mecâlisü's-Seniyye, stanbul, 1996,

s.98.

.

.

BAKARA
295

Kalp vardr:

Hakka kavumay
.

bekler.

.

Kalp vardr: Pare pare. Kalp vardr: Yaral..

Kalp vardr: Bir tane ve ayk.. Kalp vardr: Duacdr.

Hakka yalvarr..
de,

te bu kalp, Âdem
brahim

(a.s.)'in kalbidir.

Kalp vardr teslim olmutur. Bu kalp
(a.s.)'in kalbidir.

Kalp vardr:

Aydnlk olur. Iklar
(s.a.s.)

saçar.

Her yan aydnlatr.
468

Bu da

Resûlullah

efendimizin kalbidir.

Hak yolculuunda kouan
(Allah 'in

kimselerin kalbi, Allah'n azamet
parlar.

büyüklüü) nuru

ile

Bu Hakk'n, yolcularna

bir

ihsandr.
Gafillerin kalbi ise cehalet ve gafletle (hakikatten habersiz olmak)

örtülüdür.

Bu

onlar için bir rüsvay

(rezil)
ile

olmaktr.

Kâfirlerin kalbi ise

Hakk uzakl

cezaldr.

Bu uzaklk

,

on-

larn kalbine mühürle vurulmutur. Onlar

Hakk kapsndan

uzak ve her güzellikten mahrumdurlar.

469

Sehl Hazretleri: "Gaflet kalbin kararmasdr." diyor.

Seyyidü'1-enâm efendimiz

(s.a.s.)

de hadîs-i eriflerinde öyle buet parças

yuruyor: "Dikkat ediniz ki insan vücûdunda bir
o

vardr,

salam

olursa

bütün vücûd salam

olur, o

bozuk olursa bütün

vücûd bozulur.

O da kalptir."

470

Kalbin hayat ancak nefsin ölümüyle mümkündür.
Hakikat, kalbe yerleince uzuvlardan
iyilik

ve sadâkat sâdr

(meydana çkan)

olur.

471

468
469
470
471

Ahmed er-Rifâî, Onlarn Âlemi/Haletü Ehli'l-Hakîkati Maallah,
310.

stanbul, 1996, s.309-

Ahmed er-Rifâî, Onlarn Âlemi/Haletü Ehli'l-Hakîkati Maallah, stanbul, 1996, Ahmed er-Rifâî, el-Bürhanu l- Müeyyed / Marifet Yolu, stanbul, 1995, s. 26. Ahmed er-Rifâî, Onlarn Âlemi/Haletü Ehli'l-Hakîkati Maallah, stanbul, 1996,

s.309.

s.309.

Ayet 6-7

296

Kalp salâh bulunca vahy-i
{Rabbani srlarn), envâr-

ilâhî {ilâhî vahyin), esrâr-

Rabbânî
nurlarn)
{in-

Muhammedi (Muhammedi

ve ilhâm- melâikenin (meleklerin

ilhamnn) nüzul mahalli

dii yer)

olur.

Eer

kalp fâsid (bozuk) olacak olursa, o takdirde

zulüm ve
taya

vesâvis-i

eytânîyyenin (eytân
olur.

vesveselerin)

nüzul

(or-

çk) mahalli

Salim (sa, shatli) ve sâlih
gibi

(iyi)

bir kalp,

önde arkada olan sahibine haber verdii

baka bir yolla biliise

nemeyecek eyleri de
bir

bildirir.

Fasîd (bozuk, bozguncu) bir kalp
vesveseler vererek

takm

bâtl {hakikatle

badamayan)
olur.
472

doru

yoldan saptrr ve saadete engel

Kalbinde dünya muhabbetinden herhangi bir
kimse,

ey

bulunduran

muhakkak onu
etmek

(kalbini)

tama klcyla öldürür.

yi

insanlarla sohbet etmek, kalbe iyiliin yerlemesine, kötü inde, kalbe

sanlarla sohbet
olur.

kötülüün yerlemesine

vesile

Nefsinden uzaklaan kimse, kalbiyle
olur.
473

ülfet eder ve

onunla dost

Hakk
ret),

ile

ünsiyet (alkanlk, dostluk) ve
ile

dostluun alâmeti
474

(ia-

kalp

Allah arasnda perdenin kalkmasdr.

Ahmed-er

Rifâî

Hazretleri yol kardelerine buyururlard ki:

Hakikat srr görünen, marifet

bayrann

dikildii,

ulama

ka-

ps açktr.
dünyâ

Bu

erefli

mânâlar görmekten

size engel olan perde,

sevgisiyle

ölümü unutmaktr. Ne

tuhaftr, o

adam

ki, öle-

ceini bildii hâlde ölümü unutur, dünyâdan

ayrlacan
geçirir,

bildi-

i

hâlde,

ona dayanp günlerini ona muhabbetle

Allah'a

dönmü olacan
kasna
çevirir.

bildii hâlde, yolundan sapp, yüzünü
illâ billahi 'l-aliyyi

ba-

"Lâ havle ve lâ kuvvete

'l-azîm"

(Kudret ve kuvvet ancak yüce ve çok büyük olan Allah'ndr);
472
473
474

Ahmed Ahmed Ahmed

er-Rifâî, er-Rifâî, er-Rifâî,

el-Bürhanu

l-

Müeyyed / Marifet Müeyyed I Marifet

Yolu, stanbul, 1995,

s.

130.
s. 310.

Onlarn Âlemi/Haletü
el-Bürhanu
l-

Ehli'l-Hakîkati Maallah, stanbul, 1996,
Yolu, stanbul, 1995,
s.

130.

BAKARA
297

yalan

ile

açlp

ferahlanan, bilmezlik bostanlarnda otlayan ve
tedbir eden, azaptan

rzk konusunda
türce

emin olan kimse, sanki

E-fe-hasibtüm ennemâ halaknâküm abasen ve enneküm ileynâ lâ

ûn (Mü'minûn,

1

15) ("Sizi abes olarak

yarattmz

ve sizin
âyet-i

gerçekten

huzurumuza geri getirilmeyeceinizi mi sandnz")

kerîmesini

okumam
illâ

veyahut iitmemitir. Ve

halaktulve

cinne ve'l-inse

li-yd büdûni

ürîdü

minhüm min rzkn
Ben onlardan

ürîdü en yut'imûni (Zâriyât, 56-57) ("Ben cinleri ve insanla-

r, ancak bana kulluk etsinler diye yarattm.

rzk iski

temiyorum. Beni doyurmalarn da istemiyorum")

üphe yok

nedametten (pimanlk) emin olduunuz

için

eleniyorsunuz,

kyamet gününü iitmediinizden
nuz. Kabirleri görmüyor

vakitlerinizi

bo

geçiriyorsuibret al-

musunuz? Orada oturanlardan

myor musunuz?

Sizden önce

geçmi babalarnz

ve atalarnz

nerededir? Sizden önce topladklar paralar ne oldu?
nefsini fena (yokluk)
bilir.
ile

Kardeim
ile

bilen Allah'

beka (varl daim olan)
ve
çaresizlik
ile

Allah'n

kapsn

yokluk
ve

kak ve

krlma kapsndan gir! Mânâsz bo söz ve iler ile uramayp, alçalma ve krlma meydannda dur; çünkü balangcn bir parça et, sonucun letir. Her ikisiHakk'n huzuruna alçalma
nin arasnda sânna ne lâyk
lk) sakn,
ise

onu kabul

et!

Hasetten (kskanç-

çünkü

haset

günahlarn anasdr. eytan Hz. Adem'e
bu
suretle

haset ettii için kibirlenip, ona secdeden çekindi ve

Allah'n rahmetinden kovuldu."

475

Haram
psdr.
rekli

lokma, dualarn kabule mazhar olmasna perde
vermelidir,

olur.

Edep hususuna önem
Sehl
b.

çünkü edep akl ve maksat
ki:

ka-

Abdullah buyurmulardr

"Kim

ki edebin geile

görmesiyle nefsine galip olursa, son derece ihlâs
476

ibâdet

edebilir.

475 Kenan
2008,

Rifâî,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed Ahmed

er-Rifâî,

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul, Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

s.60.

476 Kenan

Rifâî,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

er-Rifâî,

2008.S.112.

Ayet 6-7

298

Zikrin kalpte yerlemesi sohbetin bereketinin

eseridir.

Bize gel-

menizi tavsiye ederim, bizim sohbetimiz tecrübe edilmi hasta-

lklar

iyi

eden

ilâçtr.

Bizden uzak olmaksa zehirdir. Ey bizden
ilim
ile

uzak olan

çaresiz!

Örendiin

yetinip bize ihtiyâcn kalolur?

mad

m sanyorsun? Amelsiz olan bu ilimden ne

Ben de

amel de var dersen, kalp temizliksiz amel ne fayda
ihlâs bile tehlike

eder.

Hâlbuki

yolunun kenarndadr. Seni amel yoluna götü-

recek, ikiyüzlülük zehrinden kurtaracak, güvenli olan selâmet

yoluna sevk edecek kimdir?

Fes'elû ehle'z-zikri in

küntüm

talemûn (Nahl, 43)

âyet-i

kerîmesinde "Bilmezseniz zikir ehlin-

den sorunuz!" buyrulmutur. Yoksa kendini bildiklerine güvenerek zikir ehlinden

mi sanyorsun? Eer onlardan olmu olaydn,

onlardan uzak ve

ayrlm kalmazdn; seni perden alkoymutur.

Bo

yere vakit geçirme, gel,

kapmzn

yanlarnda dola!
her

Orasana

larda geçirdiin her lâhza (an),

yürüdüün

adm,

bil ki

naiplik (vekil) ve

yaknlktr. Bizim Hakka naip
477

(vekil)

olduu-

muz

sahihtir (doru).

Yoksulluk ve ihtiyâç
lik

bayran
git!

açarak ve önünde hor ve hakir-

davullarn çaldrarak

E,

çocuklar, mal, [perdesinden,

vücûdunun, ibâdetinin, uyanklk ve gafletinin perdesinden],
hepsinden geç; bunlar hep perdedir. Uyanklkta

olduunu

görper-

mek

gaflet,

nuru görmek karanlktr. Sözün ksas her

ey

dedir, engeldir. Hepsini

kaldrp

sevgilinin güzelliine, dilek ka-

ps
c

önüne engel brakmaynz.

Doruyu

söylemek

için

ayplay-

kimsenin ayplamasndan korkmaynz. Allah' zikretmekten

gafil

olmaynz. Zikrin bolluuyla, ölümü düününüz.

Allah'a

dönü ve Allah'n iki eli arasnda duru, ölümün ma kolaylkla olur."478
477 Kenan
2008,
Rifâî,

gerçeine ula-

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

er-Rifâî,

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul, Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

s.115.

478 Kenan

Rifâî,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

er-Rifâî,

2008, s.120.

BAKARA
299

Allah,

Dâvûd

(a.s.)'a

öyle vahyetmitir: Ey Dâvûd! Marifetimin,
ne

yani beni

tanma hususunun
dedi.

olduunu

biliyor

musun? Hz.

Dâvûd, hayr,
(kalp beni

Rab
ve

Teâlâ, kalbin
ederse,

hayat müâhedemdedir
o zaman hayat bulur,
diri

müahede

temaa

kalr ve marifet sahibi
Sûfîler
taifesinin

olur).

'müahede' sözünden murad (Allah' ve
kalp
ile

O'nun

tecellîlerini)

görmektir (dîdârzât,

dil).

Çünkü

müahede
dil) ile

hâlinde bulunan

halâda da, melâda da, tenha

yerde de, topluluk içinde de
görür.
479

Hakk

Teâlâ'y kalp (gözü, çem-i

Kalp; ezelî nurdur; yücelii özünde bir srdr; bu kâinatn özüne

konmutur

ki

Cenâb- Hakk onunla insana nazar

eylesin.

Kelâmn

söylersem,

bunun ne demeye geldiini anlamaya çal!

Kur'ân'da: Adem'in ruhuna üflenen, Allah'n ruhu olarak anla-

tlmakta ve öyle buyurulmaktadr:

"Ona ruhumdan nefhettim (üflemek)."

(Sâd, 72)
iki

Kalp; isminin bu nura söylenmesi; bizce iki sebepten

mânâdan

dolaydr.
Birinci

mânâs:
özü,

O;

yaratlmlarn
(alçak)

mevcudatn
zübdesidir.

âlâlarnn

(yüce)

ve

ednâlarnn

tümünün

Bu ad almasnn

bir sebebi
(öz)

de öyledir deriz: Bir eyin kalbi o e-

yin hülasas ve zübdesi
ikinci

olduu

içindir.

mânâs:
(bir

Takallüb

baka kalba girme)

hâlinin çabuk oluudur.
(isimler) ve

O bir

mihver

(eksen)

noktasdr. Yani esma

sfat kuatan
eklin-

varlk onun üzerinde devresini tamamlar.
de;

Tam yüzleme

hangi isim ve hangi sfatn

karsnda

durursa, o isim ve o s-

fatn

hükmü onda

aikâre

olur,

meydana çkar.
kayttr.

"Yüzleme" kelâmîm kalp

için bir

479 Hucvirî, Kefu'l Mahcub-Hakikat Bilgisi, haz. Süleyman Uluda, stanbul, 1996,

s.

474.

Ayet 6-7
300

Aslnda Kalp, Cenâb- Hakk'n esma ve sfatnn tümü nâmna dâima zâta dönüktür (vicdan).

Amma söylediimiz
na gelince
olur.

yüzleme

ekli, ikinci bir

ey onun kars-

Bu durum,
Ve bu
olur.
sa, ki

kalp o

eyin

eserini

özünde göstermeye yüz vermi

olmasdr. Ki o zaman o eyin
hâl

nak onda çkar.
hüküm, o isme
göre

meydana

gelince; kalbe verilen

Ki o hâle gelip ayet isimler onu tümden

hükmü altna alr-

bu da

olur...

te

o

zaman kendisine hâkim

olan bir ismin veya

rin saltanat

altnda örtülü kalr.

O

tüm isimlezaman da artk o ismin za-

man olur. Artk o ismin gerei ne ise; kalp'te sahibinde ona göre
tasarruf eyler.

unu da bil ki!
Kalbin yüzü, fuâddaki (gönüldeki) bir nura dönüktür.

Üçüncü mânâs:
Kalp

ad

verilmesini sebeplendiren

dier mânâlardan

birisi

de

öyledir; kalbe göre isim ve sfatlar kalplar

hükmüne

girmitir.

Dördüncü mânâs:
Kalp muhdes (sonradan meydana gelen) eylerin yani sonradan

yaratlmlarn

tersine bir

mânâ tar. Burada anlatlmak
ilâhî bir

istenen

mânâ; öbürlerinin aksine; kalbin nuru,

kdeme sahiptir.

Beinci mânâs:
Kalp ismindeki
bir

mânâdan

bir

dieri de; kalp asl olan

ilâhî

mahalle dönecektir.

Çünkü oras onun dönüp

geldii yerdir.

Altnc mânâs: Bu mânâda "Kalp
ka
ait bir

halk iken,

Hakka

inklâb eyledi"

Sarf edilen cümlenin hakîkî mânâs; kalp, kendi

müahede yeri

iken;

Hakka ait bir

durumu ile halmüahede yeri oldu.

Yedinci mânâs:

BAKARA
301

Kalbin bu
Kalp,

mânâs ileri istedii ekilde çevirmesi sebebiyledir ki.. Cenâb- Hakk'n yaratt ftrat üzerinde olduuna göre;
onun
istedii ekilde olur.

elbette iler

Ve de bu

hâli ile kalp

vücûdda istedii arzulad ekilde tasarruf eder.

Cenâb- Hakk'n

kalbi ftrat üzerine

yaratmas isim ve sfatlara

bal

oluudur.

Sekizinci

mânâs:
misâli;

Hakîkî varla göre kalbin
dur.

yüze tutulan

bir

ayna oluu-

Bu mânâya

göre kalp,

varln

görüntüsüdür.

Bu âlem ancak

kalbin aynasdr.

Asl ve

sureti kalptir. Parça ve

ayna da bu âlemdir.
Suret ve aynadan her biri dierinin aksidir.

Kalbin asl olduuna, âlemin dahi dal

olduuna

dair delilimiz,

u hadîs-i kudsînin buyurmu olduu mânâdr:
Peygamber efendimiz buyurmutur
rur
ki:
ki:

Cenâb- Hakk buyukalbi beni

"Beni ne yerim

ald ne de semâm;

mü 'min kulumun

ald" (Müslim)

Bu mânânn tersine eer âlem asl olsayd; ilâhî snmann ona olmas gerekirdi. Bundan da aikâre bilindi ki kalp asldr (aaçtr),

âlem de

dal.

Anlattmz al
yakîn
kincisi; kalbin

üç ekilde

olur.

Birincisi; kalbin ilim

aldr ki

bu ilim

ilâhî marifettir... ilme'l-

müahede aldr. Bu

bir keiftir ki kalp
olur...

bu

müahede
yakîn.

ile ilâhî

cemâlin güzelliklerine muttalî

Ayne'l-

Üçüncüsü; kalbin

hilâfet

mânâsn aldr.

Hakka'l-yakîn

Bu mânâ Allah'n isim ve sfatlar ile tahakkuk (gerçeklemek) etmesidir. Bu tahakkuk o kadar olur ki... Yüce Hakk'n zât, kulun zât olur. 480
480 Abdülkerîm b.brahim
el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.78-89.

Ayet 6-7
302

Mühürlenmek, perdelenmek:
ekli insan, huyu hayvan olanlar hakknda, Biz onlarn
ne,

kalpleri-

kulaklarna ve gözlerine mühür vurduk buyurulmutur. Yani

ezel

gününde boyunlarna küfürden,
481

inattan, kibir, bencillik ve

gururdan halkalar geçirilmitir.

Kâfirler, ister

Hakk'
inat

bilsinler, ister bilmesinler,
ile

dâima Allah'a

dümanlklarn
yapmalar
Öyle
ise kâfir

tek yönlü olarak izhâr ederler. Böyle

itibariyle biz onlara tek

yüzlü diyoruz.
(bil-

ne aklen ne de er'an Allah Resulünün tebli

dirmek) ettii hakikatleri kabul etmez.

Niçin kabul etmez
Zîrâ, Allah,

?

onlarn

kalplerini inkâr
bilse de,

mührüyle mühürlemitir.

imânn
lah,

ne

olduunu

îmân onun kalbine girmez. Almühürlemitir. Dolaysyla, Alde Allah'n ne irade ettiimucizeleri

onun

anlaynn kulan

lah

Resulünün tebli

ettiklerini iitse

ni anlamaz.

Çünkü onlar Allah Resulünde gördükleri
482

sihre nisbet ettikleri için, gözlerinin üstüne hakikatleri

görmeye

engel perdeler inmitir.

Hz.

Muhammed'in

elindeki

talar tesbîh ettiinde iitenler
ettiler.

tebihte, mucizeyi talara nisbet etmekle hata

Hâlbuki

mucize, o talarn tesbîh etmesinde deil, talarn tebihini iitenlerin iitmesinde gerçekleti.
483

Duymak baka, iitmek bakadr. Bakmak baka, görmek
bakadr.
kat görmez, iitmek,
irfan (zihni kemâl,
riyet

yine

Bir çok defalar insan duyar, fakat iitmez; bakar, fa-

görmek idrâk
iledir.
ile

iledir,

kalp

iledir,

ruh ve

çnlay)

Peygamberimizi yalnz beegörmeli. Beeriyet gözü

gözü

ile

deil,

Hakk gözü

bee-

481

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.205.

482 bnü'l-Arabî,

Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah

Tâhâ Feraizolu, stanbul,

1999,

c. 1, s. 270.

483 bnü'l-Arabî, Kitab'ul-Vesâyâ, çev.Abdullah Tâhâ Feraizolu, stanbul, 1999,

c. 1, s.97.

BAKARA
303

rin

vasflarn;

Hakk nuru Hakk
484

gözü,

Hakka mahsus

cemâli,

manevî güzellii görür.

Bir pîre: "Allah' görmek

ister

misin?" diye soruldu. "Ha-

yr," diye cevap

verdi.

"Niçin?" denildi, "çünkü" dedi: "Hz.

Mûsâ bunu

istedi

ama göremedi. Hz. Muhammed (rü'yeti
iste-

ve dîdâr) istemedi fakat gördü." imdi, bizim arzu ve

imiz, Hakk
dir.

Teâlâ 'yi görmeye engel olan en büyük perde-

Çünkü dostlukta

iradenin mevcudiyeti muhalefet olur.
ise

Muhalefet (kars durmak)

hicaptr.

Sadece sevgilinin iradesi vardr, onun
iradesi,

yannda

sevenin bir

arzusu ve istei olmaz.

485

Dünyada irade ortadan
sabit hâle gelince,

kalkarsa,

müahede hâsl olur. Müahede
486

dünya

âhiret gibi olur.

Allah \n arzusu hilafna ettiin her dua hicaptr. 487

îmân

D

sahibinin,
ile

hem

zahir

(d) hem

de,

bâtn

(iç)

gözü vardr.

gözleri

Allah'n

yaratt manzaralar

görür. Yere serilen

sonsuz hikmetli ilere bakar.
varlklara bakar.

ç
iki

gözüyle de,

madde

ötesindeki

Semâ

ve ötesinde sakl duran ulvî, rûhânî var-

lklarn seyrine
ra, bir

dalar.

te

bu
ki,

göz görmeye baladktan son-

göz daha hâsl olur
için iç ve

o da kalp gözüdür. Kalp gözünün

açlmas
tir.

d

gözün, salim duyguya sahip olmas gerekki, ensiz

te

bundan sonradr

ve boysuz bir

knlk mefhumu anlmayan
lidir;

bir

yaknla erer.

D

deme

geçer. Yabi-

anlamyla

linmesi kabil olmayan bir sevgi âlemine varr.

Artk

o kul sevgi-

ondan sakl

hiçbir

ey yoktur.

484 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.462.

485 Derleyenin Notu.

486 Hucvirî, Kefu'l Mahcub-Hakîkat Bilgisi, 487 Derleyenin Notu.

haz. Süleyman

Uluda, stanbul,

1996, s.477.

Ayet 6-7

304

Ancak bu

hâle gelmek kolay deildir. Kalbin

yaratlm

nesne-

lerden ve nefsin; tabiî istek,

cümle ehvet arzularndan

âri (pak)
488

ve beri (temiz, kayt ve

hüküm altnda olmayan) olmas

gerekir.

yi görüe sahip olan
ve Allah'n
ve
fiil

ba gözü
izzet

ile

halka bakar; sonra kalbini açar

tecellîsini

onlarda görür.

O

tecellînin hareketini

sükûnunu

anlar.

Buna

nazar

derler;

Allah'n

sevgili kul-

lar bu

görüe

sahiptir.

îmân

sahibi o kimsedir ki, bir kiiye

bakt zaman, ba gözünü
ile

kullanr.
rür.

ç âlemine,
çalan

kalbi

ile

bakar ve Mevlâ'y sr gözü
uyar.

gö-

Bu

yolda

bulur.

Kader geldii zaman
sahili ve

Deniz ve

kara
ile

onun gözünde ayndr. Deniz
ayndr. zzet ve
zilleti

da ba

eittir.

Ac
ayr

tatl

ayrmaz. Zenginlik ve

fakirlik

mânâ tamaz. îmân
Kader, onu
terir;

sahibi kaderle yürür.

Kader onu yormaz.

tamak için yorulur. îmân
bilir.

sahibi kadere tevazu gös-

Hakka yaknln
erer.

îmân

sahibi nefsine

uymad için

buna

ahsi arzularn, kötü

âdetleri,

eytanî duygular ve

uygunsuz arkadalar sevmedii

için

aradn bulur. 489
görebilir,

Kafa gözü; sadece ama sadece önüne geleni
bilir.

tanmlayakonul-

ayet görmesi gerekenin önüne perde
.

gerilse, engel

sa,

o zaman göremez.

.

Çaresizliiyle

hemhal

olur.

te sen sen ol da perdeleri, engelleri rahatça aabilen kalb gözünü,
basiret (hakikati kalbiyle hissedip

anlamak) gözünü, idrâki

ara!

490

Gerçekten de varolu içinde Allah'n isimlerinden

baka

bir

ey

yoktur; fakat yaratklarn varlklar, onlar bilme konusunda
basiret gözlerine perde

olmaktadr. 491

488 Abdülkâdir Geylânî, Feth'ül-Rabbanî-llâhî Armaan, çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1964,
c. I,

s.39-40.

489 Abdülkâdir Geylânî, Feth'ül-Rabbanî-lâhî Armaan, çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1964,
c. I,

s.148.

490 Abdülkâdir Geylânî, Mektûbât- Geylânî, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, stanbul,
1997, s.154.

491 bnü'l-Arabî, Marifet ve Hikmet, çev.Mahmut

Kank, stanbul,

1995,

s.

104.

BAKARA
305

D

göz nedir

ki?

O bir i göremez, keza bâtn gözü de. idrâki de
kalem
geç!

brak!

Onu

da

bir

unu unutma ki: Onu,
edebilir.

ancak

O görebilir.
ile

Onu, ancak

O idrâk

Onu, ancak

O bilebilir.
görür. Kendisini kendi özü

Yüce Allah, kendisini kendi gözü
ile

anlayabilir.

Onun zâtnda bir hicab (örtü) vardr, yani perdesi. Bu perde, Onun vahdaniyetidir (birlik) yani birlii, teklii... Kendi hicabndan yani perdesinden baka bir ey Onu perdeleyemez.

Onun varl vahdaniyeti ile gizlenir. Ama ekilsiz, keyfiyetsiz. 492
Perde hayâlini

koyan görmüyor musun?

Allah, o perdeyi, seyrebir
iyi-

den kimse, o perde üzerindeki varoluun mâhiyeti hakknda
ilim

tahakkuk (gerçeklemek)

ettirsin,

varoluun mâhiyetini

ce bilsin diye

koymutur.

O

perdeye bakan kimse, orada say-

sz
leri

suretleri görür.

Onlarn
aittir.

hareketleri, tasarruflar ve

hükümbizim
ara-

tek bir

varla

O

suretlerin
ettiricisi

bunda

hiçbir

eyi yoktur.
ile

Onlarn

var edicisi, hareket

ve durdurucusu

aramza çekilmi bu perde vardr. Bu perde Onunla bizim

mz ayran snrdr,

bir hattr.

Aradaki fark {temyiz= iyiyi kötü-

den ayrdetme) bu perdeyle ortaya çkmaktadr.
"ilâh" denir, bize ise "kul" ya

Bu nedenle Ona
493

da "âlem"

denir.

Hicap

(örtü),

baz

engellerdir ki, kul o engeller sebebi

ile,

Hakka

vâsl olamaz, perdelenir.

Bu

engeller

ise;

seyir hâlinde

urayp, mânâ varlna giydii

dünya ve

âhirete ait kisvelerden ibarettir.
bir hadîs-i erifte:

Bu mânâda buyurulan
"Allah için,
çektir.
" 494

nurdan ve zulmetten yetmi bin perde olduu

bir ger-

492 bnü'l-Arabî, Mir'âtü'l-lrfan, çev. Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, Mays 2000, 493 bnü'l-Arabî, Marifet ve Hikmet, çev.Mahmut Kank, stanbul, 1995, s. 142. 494 bnü'l-Arabî,
Tuhfetü's-Sefere,

s.

22.

çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1971,

s.93.

Ayet 6-7

306

Zuhuru perde olmutur zuhura
Gözü
olan delil ister

mi nura

Sensin bize bizden yakn

Görünmezsin hicâb nedir?
Herkes anlar

hem görürdü yüzünü

ey dost senin

Kibriyay len terânîden (Hakk'n Hz. Musa'ya "Beni göremezsin"
hitab) nikabn
(peçe,

perde) olmasa. 495

Canann yüzünü
lir

örten,

maukun

cemâlini perdeleyen nedir

bi-

misin? Bizim cismâni ilikilerimiz ve topraa

mensup bedeni-

mizdir.
pette

Çünkü

cisim ne kadar zevk ve sefada olursa, ruh o nisbelalar

mihnet ve cefâdadr. Ve

da insana en ziyâde zevk ve
496

sürür aramakta

olduu zamanlarda

gelir.

Celâlimiz bizim

nikâbmzdr

(peçe),

onu kefetmedikçe

hiçbir

göz

dîdârmzn nurlarn görmeye lâyk
tecellîsi,

olmaz, buyuruluyor.

Celâlden maksat, seni cemâle kavuturacak olan nurdur. Ce-

mâlin kudreti, güzellii,
cemâlin nikâb olmu.

varlk

yakc

nurudur. Celâl o

Onu kefetmedikçe cemâl görünmüyor. 497
bil ki,
498

Nefsini muhasebe edemeyenin

gözündeki perde kalndr.

Allah'n kapsndan kovulmutur.

Can gözüne

nefis

lokmalarnn

dikenleri

batanlar,

görme

kabiliyetinden ve göz

nurundan mahrum olanlardr.

Böyleleri

Allah'n marifet güllüklerini nasl görür, bu bahçelerde nasl dolaabilirler?
499

"Kim Allah',

meleklerini, kitaplarn, peygamberlerini ve âhiret
ederse,

gününü inkâr

üphesiz derin bir

sapkla dümütür."

495 Abdülkâdir Geylânî, Mektûbât- Geylânî, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, stanbul,
1997, s.263.

496 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.290. 497 Kenan Rifâî, Sohbetler, stanbul, 2000, s.l 11. 498 M.Kemal Pilavolu, Büyük Velî Muhyiddin-i Arabî 499 Cemalnûr Sargut, Ey nsan, stanbul, 2007, s.465.

Hazretleri,

s.

67

BAKARA
307

(Nisa, 136)

"te Allah'n
p

lanetledii,

sar kld

ve gözlerini kör
kalple-

ettii bunlardr. Bunlar Kur'
ri kilitli ra/WzV.

ân

düünmezler mi? Yoksa
dilsiz

''(Muhammed, 23-23) Sar,

ve kör odular

da gerçei bilemediler. Kur'ân'n hakikatini anlayamayan

Onun
indiril-

hikmetini nasl düünebilsin? Kur'ân'n nüzulünü nasl kavra-

sn? Kur'ân' indireni nasl tefekkür edebilsin? Kur'ân'n

dii

ahs

nasl anlayabilsin?

50 °

Eer

blisin gözleri Adem'in hakikatini görebilseydi, yani onda
verici güzellii görebilseydi, asla is-

görünür olan esrar ve hayret

yan etmez ve yalnz

itaatte

kalrd. 501

Zan ve üphe içinde olanlar gerçei anlayamazlar. Onlara manevî
terbiye ve hakikatleri görecek göz verilmemitir,
elle

inanmak

için

tutulacak delil ararlar.

Gönül gözüyle görülebilen
sesleri

delilleri

ve

gönül kulayla duyulabilen

göremez, duyamazlar.

Gönül

gözleri görmeyenlerdir ki istidlal (delil ile

anlamak) yolu-

nu körün

denei

gibi

kullanmak zorunda

kalrlar.

Bu denek
elbette

onlarn talara çarpp yuvarlanmalarn önlese de bu gidi

önünü gören insann yürüyüündeki emniyet, doruluk ve hedef

aydnlyla

ölçülebilir bir

gidi deildir.
ekebilir,

Körleri bilirsin.

Ne topra

ne mahsulü

biçebilir,

ne de

harman yapp
ri,

hasat alabilirler.

Onlarn ne dünyay imâr
iktisat

etmele-

ne de milletlerini bir ticaret ve

anlay

içinde

kalkn-

drmalar mümkündür.
Anlyorsun
ki

burada körler derken gönül gözleri kapal olanlabir istidlal (delil ile

r söylüyorum. Onlar Hakk' görebilmek için
anlama) yoluna saparak, maddî
delil

arayanlardr.

Ve

körler, önlerini gözleriyle

deil denekleriyle görerek aramzbizler için ilâhî bir

da bedbaht
misâldirler.

bir hâlde

dolalaryla

hikmete

500
501

Ahmed

er-Rifâî,

Marifet Yolu, stanbul, 1995,
ve

s.

165-166.

Ahmet Kayhan, Maddi-Mânevî Kur'ân
Abdülkâdir-i Geylani,
s.

lmin Günei

Hazreti

Pr

Seyyid Sultan

12.

Ayet 6-7
308

Aynadaki hayâlin gözbebeinde tekrar kendini gören insan
ilâhî

gibi,

varln gözbebei mânâsnda ve o kymette yaratlan kâmil
gördüü
hâlde bir âmâlar kervanndan
far-

insanlardr ki gözleri

k olmayan insan kütlelerine Allah'a giden yolu gösterirler.
Sen o
azizleri

ve

velîleri

beer

gibi
502

gördükçe

bil ki,

sana blis'ten

miras kalan gözlerle bakyorsun.

Bizi gören

kiinin soruya gereksinmesi kalmaz. Bizi görmeyen

kii
le

için

de sorularn yarar yoktur.

Çünkü

o sözde

kalm,

söz-

perdelenmitir. Bizi bilmek, görmektir. Bir kimse bizi bildik-

ten sonra görmeyi isterse, gerçekte
lidir.

görmemi

demektir; perde-

Görmeyi bilmekten farkl sanan kimse, Rabb görmekten

gururdadr. 503

Sen öyle acayip

bir

körsün

ki,

keskin

bakl ve uzaklar görür ol-

duun hâlde, devede ancak yükü görebiliyorsun; yani, görünüe kaplmsn da, içyüzü, mânây müahede edemiyorsun. 504
(Hz. isa'ya dediler
ki)

Alemde bu kadar mucizelerin varken senin

kullarndan olmayan kim?
Isâ dedi ki:

"Teni esiz örneksiz yaratan,
tertemiz zâtna andolsun.

can

ezelden halk

eden

Tanrnn
hakk

Onun pak zâtyla s-

fatlar

için! felek bile

olmutur.

O efsunu, o Ism-i

yakasn yrtm ona âk Âzam' köre okudum gözleri açlyenini

d, sara okudum, kulaklar duydu.

Ta

gibi

daa okudum,

yarld göbeine kadar hrkasn yrtt. Ölüye okudum dirildi. Hiçbir ey olmayan, vücûdu bulunmayan eye okudum,
meydana
lerce kere
geldi, bir

ey oldu!

Fakat

ahman gönlüne yüz binMermer
bir

okudum

fayda vermedi.

kaya
bir

kesildi,

ona

tesir bile

etmedi. Adeta

kuma döndü, ondan

ey

bit-

mesine imkân yok!
502 Cemalnûr Sargut, Ey
Abdülkâdir-i Geylani,
insan-,

stanbul, 2007, s.465-466.

503 Ahmet Kayhan, Maddi-Mânevî Kur'ân ve ilmin Günei Hazreti Pir Seyyid Sultan
s.

17.

504 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi Tercümesi, çev.efik Can, stanbul, 1997,
19.

c.3-4,

s.

BAKARA
309

Adam, "Tanrnn
tesir

adnn

köre,

sara, ölüye

tesir

edip

ahmaa
ne-

etmemesinin hikmeti nedir? Onlar da
tesir

illet,

bu da

illet...

den onlara
Isâ dedi ki:

ediyor da buna tesir etmiyor?" dedi.

"Ahmaklk, Tanr kahrdr. Hastalk, körlük kahr
illettir (hasillettir

deil, bir iptiladr. ptila (dükünlük) acnacak bir
talk),

ona kul da acr, Tanr

da., fakat

ahmaklk

öyle bir

ki

ahmaa da
yok!"

mazarrat {zarar, ziyan)

verir,

onunla konuana da!
bir çare

Ahmaa vurulan
imkân
505

da, Tanr mührüdür. Ona

bulmann

Peygamberlerin

barmaktan
tesir

sesleri

tükendi;

sesleri

taa

tesir etti

de gene gafillere

etmedi; öylesine

bartan
çünkü

haberleri bile

olmad.
Sel gibi

bar,

onlara serap göründü;

hepsi de uykuya

dalm-gitmiti.
Erenler feryad edip dururlar; uyuyanlar

Tanrya çarrlar.

Ama

onlardan hiç kimse uyanmaz da uyanmaz; âh

aman

u

aman bilmeyen
,

ar uykudan.
bir

Yâ Rabbî bu zan, ne biçim

uykudan meydana

geliyor ki, hiç

kimse bu uykudan uyanmyor?

Bütün bu
miyor.

naralar,

bu

sesler,

bu kükreyiler,

hiçbir

kulaa

tesir et-

Ömürleri sona erdi de o soluk, bir solukcaz olsun onlara
etmedi-gitti.

tesir

Ölüye

bile
506

hayat veren o soluktan canlar, hiç

mi

hiç

kurtulua

ermedi.

olunu hüner sahibi bir toplulua teslim etmi ve o topluluk da ona yldz bilgisi, remi (kumda bir takm çizgiler çizerek fala bakmak) ve daha baka bilgilerden öretmiti. Çocuk son derece aptal olduu hâlde, bu bilgiRivayet ederler
ki:

Padiahn

biri,

505 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.210, beyit. 2582-2594.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

506 Sultan Veled, btidâ-Nâme,

çev.

Abdülbâkî Gölpnarl, Konya, 2001,

s.93.

Ayet 6-7

310

leri

tamamen örenip

üstad oldu. Bir gün
etti.

padiah avucuna

bir

yüzük saklad ve olunu imtihan

"Gel söyle bakaym, avu-

cumda ne
içi

var?" diye sordu.

Çocuk: "Elindeki yuvarlak, sar ve

bo

bir

eydir" dedi. Padiah: "Alâmetlerini

doru

verdin, o

hâlde ne

olduuna da hükmet."
dedi.

diyince, çocuk: "Kalbur olma-

s lâzm"

Padiah: "Akl hayretler içinde brakan bu kadar

alâmeti, bilgi ve tahsil sayesinde söyledin, fakat kalburun avuca

smayacana nasl
Bunun
gibi
dileriyle ilgili

akl erdiremedin!"
bilginler

dedi.

zamanmzdaki

de

kl krk yaryorlar.

Ken-

olmayan eyleri pek

iyi biliyorlar.

Onlara tama-

men

ve bütün etrafyla vâkftrlar, fakat önemli

olan ve kendikendilerini bil-

ne her

eyden daha yakn bulunan, yani kendi eyden daha yakn

miyorlar. Onlara her

olan bir

ey

var ki bu

da onlarn benliidir. Bunun yaplmas dorudur, bununki
ru deildir,
helâl ve

do-

bu

helâldir yahut

haramdr, diye her

ey hakknda
hâlde, ken-

haram olmas bakmndan, hüküm verdii haram mdr, temiz
507

di mâhiyetini helâl midir, yoksa
sa pis

midir, yok-

midir bilmez.

Kâfirler, gönüllerimiz

bu çeit

sözlerin

klfdr, bu

sözlerle

dopki:

doluyuz biz derlerse de Tanr, onlara cevap vererek buyurur

"Hââ,
liklerle,

gönülleriniz

bu

sözlerle

deil, vesveselerle, hayallerle,

iki-

hatta lanetlerle doludur."

Çünkü

"küfürleri

yüzünden

Allah lanet etmitir onlara"
da,

Keke

o hezeyanlardan

bo
bu

olsayd

bu

sözlerin bir

ksmn

kabullenseydiler; fakat

kabiliyet

de yok onlarda.
Gözleri bir

baka

renk görsün, Yûsuf'u kurt görsün; kulaklar bir

baka

türlü ses

duysun, hikmeti saçma sapan bir söz saysn,
renge boyansn, vesveselerin, hayallerin yeri
gözlerini, gö-

gönülleri bir

baka

yurdu olsun diye Ulu Tanr, onlarn kulaklarn,
nüllerini

mühürlemitir. Gönülleri

ka dönmütür; buzdan, soÜlker Tarkahya, stanbul, 1985,

uktan

ne varsa derilmi, toparlanmtr gönüllerinde. "Allah,

507 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.28-29.

Fih, çev.Meliha

BAKARA
311

gönüllerine ve kulaklarna

örtü vardr onlarn."

mühür vurmutur ve gözlerinde de Hatta bunlarla dolu olduunu söylemenin

de yeri mi?

Ne

onlar, ne onlarla övünenler, ne de soylar soplar,

ömürleri boyunca gerçein kokusunu bile

duymamlardr,

ger-

çee ait bir tek söz bile iitmemilerdir. Bir testi var Ulu Tanr baz kimselere suyla dolu gösterir. Onlar bu suyla ferahlatr, kana kana içerler. Baz kimselere de bo gösterir. Dudaklar bile
slanmaz. 508

Bilgisiz

adamn
izin

can, bu duadan uzaktr.
ki.

Çünkü Yâ Rabbî

de-

mesine

yok

Zarara, ziyana
kilit var,

uraynca Tanrya szlanmasn diye aznda da 509 da bal, gönlü de. gönlünde de.

Az

Ulu Tanr onlarn kulaklarn,
görür, kulak

gözlerini ve kalplerini,

baka

bir

renk görmeleri için mühürlemitir.

Bu yüzden göz Yûsuf'u
ekle sokmutur

kurt
(saç-

baka

bir ses iitir.

Hikmeti saçma ve hezeyan
bir

malamak)

sayar.

Kalbini

baka

ki o kalp,

hayal ve vesvese örtüleri altnda öylece

donup kalmtr. Bunlar
bununla

hakknda: "Allah onlarn yüreine mühür vurdu, kulaklar da
gözleri de perdelidir"

buyurulmutu. Onlarn

kalpleri

dolu olmak öyle dursun, ne onlar, ne onlarla öünenler ve ne de

onlarn yaknlar, bütün ömürlerince bu hikmetten

bir

koku

ala-

mamlardr.
bazlarna su
içerler.

Bu,
ile

Tanrnn

hikmeti bir

testi gibidir.

Tanr

onu,

dolu olarak gösterdi. Onlar bu sudan kana kana

terdii

Bazlarnn dudaklarnda da onu bo gösterir. Bu bo gösve bundan bir nasip alamayan kimseler, buna nasl ük-

redebilir?

Tanrnn bu

testiyi

kendisine dolu olarak gösterdii

kimse ükretmelidir.

Ulu Tanr Âdem'i toprak ve sudan yaratt vakit "O'nu krk
günde tamam
etti,

onun kalbn tamamen yapt. Bu zaman
Mâ Fih,
,

zar-

508 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fthi
s.21-22.

çev.Meliha Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,
stanbul, 1988,

509 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.17,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

beyit.198-199.

Ayet 6-7
312

fnda krk gün,
ve

yer

yüzünde kalmt. Lanet olas

blis! Yere indi
seyretti ve

onun kalbna

girdi,

bütün damarlarnda dolat,
(bir

o kanla dolu damar,
görüp: "Oh!

ya ve dört hkn

eye

karm olan)
ve peyda

Benim

arn ayanda görmü olduum
blis

(aikâr) olacak olan blis'in

bu olmas tuhaf deil mi? ayet bu
varsa mutlaka

deilse ne garip!

O

eer

bu olmaldr.

te

o

kadar!" diyerek çekilip

gitti.

510

Ebû

Cehil'in avucu içindeki talar, bir bir dile geldiler.

Her

biri

nice güzel

konuan

insanlardan daha fasih (açk ve güzel konusöyleyile:

an) ve daha

tesirli bir

"Ehedü en

lâ ilahe illallah

ve

ehedü enne Muhammeden
getirdiler.

Resûlullah" diye kelime-i ahadet

Ebû Cehil ta parçalarnn
lendi ve onlar yere atarak:

dile

geldiini duyunca korktu, öfke-

"Yalan, yalan!" diye

haykrd, "Bu mucize deil sihirbazlktr ve

yeryüzünde seninle
sihirbazlarn

baa

çkabilecek hiç bir sihirbaz olamaz, sen

basn!"

Böyle söyledii için de kâfirlerin en mel'ûnu (lanetlenmi) oldu.

Yüce Allah'n rahmetinden ebedîyyen uzaklamak
en elimine çarptrld.

gibi

cezalarn

Ebû Cehil de o toprak görücü eytan
ilâhî
tecellîyi

gibi

Hz. Muhammed'deki
bir

göremedi.

Gözleri

kaln

perde

ile

gaflet

(hakikatten habersiz olmak), hiddet ve küfür perdesiyle kapaly-

d ve öyle kald .

511

'Tanr onlarn yüreine mühür vurdu' buyrulduu
dar

gibi

ne ka-

ho

iitiyor,

hatmediyor ve anlamyor!

Ondan

söz ediyor, falatiftir.

kat yine kavramyor:

Tanr

latiftir,

kahr

ve anahtar da

510 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.42.

Fih, çev.Meliha Ülker

Tarkahya, stanbul, 1985,

511

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.312-313.

BAKARA
313

Ama Onun

açma

(fetih)

anahtar o kadar

latif,

o kadar

latiftir

ki anlatlamaz.

Eer benim

parçalarn bütünümden çözülecek,

açlacak olursa, bu
siz

Onun
Ölüm
o,

sonsuz lutfundan ve
ve

açclndan, eiçin suçlan-

fatihliindendir.

hastal sakn benim

drmaynz. Çünkü
yor.

arada iin gerçeini örtmek için bulunu-

Beni asl öldüren

Onun

benzeri olmayan lütfudur.
gözlerini,

Bu

çe-

kilen

bçak veya klç, yabanclarn
görmemeleri
512

bu uursuz

gözle-

rin katlin hakikatini

bakmndan, uzaklatrmak

ve

kapatmak

içindir.

"En büyük

(azîm) azab onlarndr."

Kâfirin kalbi
için
se,

ta

gibi

kat ve

hissiz olur.

ri

bir

ta

parçalamak

nasl etrafnda ate yakmak, üzerine sirke dökmek gerekir-

kâfir kalbini imtihan

etmek

için

de onu atee atmak uygun
yüreklileri

görüldü.

Cenâb- Hakk'n ta

gibi

kat

yumuatmak,

eritmek için seçtii yol budur.
larca ne

Çünkü

o ta gibi kalplere defatatl

yumuak

sözler

söylenmi ne

öütler verilmi an-

cak onlar bütün bu güzel ve

yumuak

hareketlerin

mânâsn

anlayamamlardr.

513

Azap:

Azap, kök

itibariyle "nekâl" {iddetli ceza, ibret)

kelimesine ben-

zedii

gibi,

anlam açsndan da buna
ibret olacak

benzer. Bu, ceza, felaket,

bakalarna

ey

anlamlarnadr. Buna "azap"
içindir.

adnn
Çünkü

verilmesi, kiiyi cinayet

ilemekten alkoyduu

akl

sahibi bir kimse,

yapaca

kötülüklerin sonucu olarak
vazgeçer.

ba-

na gelebilecekleri

düündüünde hemen

Nitekim tatl
böyle bir su,

suya da bu kökten olarak "mâu'1-azb" denir.
512 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.213-214.
Fih, çev.Meliha Ülker

Çünkü

Tarkahya, stanbul, 1985,

513

Kenan

Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

s.

528.

Ayet 6-7
314

insandaki susuzluu kesin olarak giderir. Hâlbuki tuz veya tuzlu
olan

ey

böyle deildir. Bu, giderek insan susatr.

Dier
zel

bir

yorum

ise,

kiinin karakteri gerei

ho gördüü ve güAslnda
güzel ve teistekle-

kabul ettii eylerin cezasna ad olarak verilmitir. Nitekim;
37, 39) denilmitir.

"Azabm tadn" (Kamer,
rine uyarak

miz olan eyler tadlr. Buna göre dünyada kendi heva ve

bunu güzel
514

görenler, bir

bakma azab

da güzel gör-

mü oluyorlar.

insanlar sebeplere

dayandklar srada Allah onlara azap

eder,

çünkü
ler

sebepler her

zaman
bu

yitip gidebilecek olgulardr.

Sebep-

mevcutken, onlarn kaybolacaklar vehmiyle azap
sefer

eder, se-

bepler ortada yok iken,
eder.

de yokluklaryla onlara azap
sebeplere güvenip daya-

Dolaysyla

Allah'

brakp

nanlar dâima azap içindedirler.

Ama

ortak

komadklar

za-

man

rahat ederler, sebeplerin yitip gitmesiyle herhangi bir
515

ac

duymazlar.

Bilesin ki

bütün azaplarn sebebi dünya

sevgi r

*

ve dünya ehline
söylüyo-

duyulan

sevgidir.

Bu sözü yalnz sana deil kendime de

rum.

Ama

kendimi, sen ve bütün insanlar mazur görüyorum.
son derece büyüleyicidir. Bazlar onun sihrine
ise

Çünkü bu âlem
aldanrlar.

Bazlar

dünyay dünya olduu

için tanrlarsa da,

onun
lar.

sihrine aklanmazlar.

Ancak zorunlu

olarak ona muhtaçtrbir-

htiyaç dolaysyla karaktersizle konumak, habersizlerle

likte
lin

olmak

gerekir.

Hangi

azap, bilenle bilmeyenin, âlimle cahi-

sohbet etmesine benzeyebilir? Onlarla sohbet etmezlerse bu

âlemin iini halledemezler.

Ey dervi! Mademki

geldik,

akllca davranp raz ve teslim

ol5l6

malyz. Ola
Hakk

ki

bu hunhar canavardan selâmetle kurtuluruz.

514 smail

Bursevî,

Muhtasar Ruhu' l-Beyân
I

Tefsiri,

stanbul, 2004,
c. 1,

c.I, s. 76.

515 bnü'l-Arabî, Risaleler, çev.Vahdettin nce, stanbul, 2005,

s.307-308. 1990,
s.

516 Azizüddin Nesefî, Tasavvufta nsan Meselesi

nsan- Kâmil, stanbul,

185.

BAKARA
315

Hakikat

cihetiyle, yani

ruhlarn hakikati

itibariyle

hicap (örtü)

ve gafletten

büyük

bir azap tasavvur

olunamaz. Fakat insanlar,
ile

dünya hayatnn

türlü

aldan

ve

aldatlar

avunarak bu azagaflet atei kuile

b görmemeye çalrlar.
atmsa da,
rerek

Her ne kadar etraflarn

türlü elenceler, megaleler ve zevkler

vakit geçihayatla-

avunmaya urarlar. Fakat mükellef ve debdebeli

r

içinde yine de ikâyetleri, straplar, elemleri hatta yeisleri ek-

sik deildir.

Hâsl, ruhun

hakikati itibariyle

bu hicap ve
517

gafletin

azabn

hissetmemesi

mümkün deildir. Hakka vusul bakmnise,

dan uzaklk ne ölçüde

azap da o nisbette fazladr.

Vaktini elence, enlik ve güldürücü kelimelerle geçirme; ferah
terk eyle;
iidir.

çünkü dünyâda
sapklktr.
çok eyle

ferah cinnetin eserleri,

hüzün

ise

akl

Burada devaml olmak imkânsz ve dünyâya güvenmek

cahillik ve

Dünyâ
ve

ileri az

geçer, âhiret ilerinden ise vazgeçilmez

ondan istina olunmaz. Âhiret ilerinden baka eyle megul

olma ruha azaptr.

Olum,
ameli

âlimin kurtuluu, ilmiyle âmil olmas, felâketi de iini
Zîra Peygamberimiz
(s.a.s.)

brakmasdr;

hazretleri

"nne

esedden-nâsi azâben yevme 'l-kyâmeti âlimün lem yenfahullâbu
b7- ilmi hî"'yani:
iddetlisi,

"Kyamet gününde insanlarn azap

cihetinden en

ilminden Yüce
.518

Tanrnn

kendisini

faydalandrmad

âlimdir" buyuruyorlar

lâhî hukuku kendi nefsinizde yerine
çip

getirir ve

kendinizden ge-

Hak

ile

birlikte olursanz,

o vakit nefsinizi bilmi olursunuz.
belli

Nefsini bilen Rabbini bilir

srr

olmu

olur.
getirirseniz, yani

Halkn hukukunu
gördüklerinize
lerinden
517 518

bilip

bütünüyle yerine

bü-

yüklere sayg, küçüklere merhamet, kötülük edenlere

iyilik, iyilik

uygun muamele icrasnda bulunup, halkn büyükuslanrsanz, kötülük ileyenlerinden uzak-

öüt dinleyip

Kenan Kenan

Rifâî, Sohbetler,
Rifâî,

stanbul, 2000, s.96.

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

er-Rifâî,

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

2008, s.67

Ayet 6-7
316

larsanz,

çaresizlere

yardm

ederseniz,

ksacas halk sizden emin
yönetmede ba-

olup, hepsinin güvenini

kazanrsanz,

nefsinizi iyi

ar

elde

etmi olduunuzdan dolay Cenâb- Hakk' raz etmi

olur ve
sinizi

akl ve hikmet sahiplerinden
bilgisizlikte ve

saylm olursunuz. Eer nefhakknda da deer
bilmez-

bilmeyerek

halk

likte

bulunursanz, o hâlde kendinize yazk etmi olursunuz. lâhî

gazaba urar ve ahmaklardan saylrsnz. ratp kendinizi atee

Kvlcm üstünüze sçarzu ve heves denizine

yakmaynz! Nefsin
yaklamaynz, sonu

dalp boulmaynz! Geceleri uykusuz geçirmeye
hüsrandr! Günahlara
atetir!

alnz! Uyku
519

Allah Teâlâ, bu tabakann (cehennemin

7.

tecellîsinin)

kapsn;

Küfür ve irkten yaratt.

Bu mânâya

gelen âyet-i kerîme öyledir:

"Kitap ehlinden ve müriklerden (küfre sapanlar), ebedî cehennem

ateinde kalacaklardr.

Halkn erlisi
da,
bir

bunlardr. " (Beyyine, 6)
erlisi olacaktr.

Dolaysyla bunlarn azab
Zîrâ;

azabn

cehennemin azap iine

son yoktur.

C)
Allah Teâlâ cehenneme bu
yapar.
520

tecellîsini:

"zû kâbin eliym" ismi

ile

En büyük

azap ate azab
521

olmayp canandan

ve vatan- asliden

fcimkur(ayrlmak).

Allah'n en büyük lütfü
gibi,

bir

insan- kâmili buldurmak

olduu

en dehetli gazab ve kahr da onu inkâr ettirmek ve renciolur.
522

de eylemek

519

Kenan

Rifâî,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

er-Rifâî,

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,
177-175.

2008, s.128-129.

520 smail

Hakk

Bursevî,

Muhtasar Ruhu' l- Beyân

Tefsiri,

stanbul, 2004,

c.I, s.

521 Abdülkâdir Geylânî, Mektûbât- Geylâni, çev.Seyyid Hüseyin Fevzi Paa, stanbul,
1997, s.233.

522 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.191.

AYET

8, 9:

-ve mine'n-nâsi

men yekûlü âmenna billahi ve

bi'1-yevmi'l-âhiri ve

ma hüm bi mü'miniyne

-yuhâdiûnallâhe velleziyne

âmenu ve ma yahdeûne illâ enfüsehüm ve mâ yeurûne
öyleleri

-nsanlarn

"Allah'a ve

inanmadklar hâlde, âhiret gününe inandk derler.
de vardr
ki,

-Allah' ve mü'minleri aldatmaya çalrlar. Hâlbuki

srf kendilerini aldatrlar da farkna varmazlar.

(Elmalk)
-insanlardan bazlar da vardr
"Allah'a ve

inanmadklar hâlde âhiret gününe inandk" derler.
ki,

-Onlar (kendi akllarnca) güya Allah' ve
mü'minleri aldatrlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini
aldatrlar ve

bunun farknda deillerdir.
(Diyanet)

Âhiret günü için bkz. âyet 4

Burada
larna

kasdedilenler bedbahtlar

gurubunun

ikinci zümresi-

dir. "Allah'a

inandk" diyerek îmân iddiasnda bulunmaolgusu onlardan olumsuzlanmtr.

ramen îmân

Çünkü

Ayet 8-9
318

îmânn
diniz,

mahalli kalptir,

dil deildir.
'

Nitekim

bir âyette
ki:

öyle Du-

yurulmutur. "Bedeviler 'inandk

dediler.

De

Siz

îmân etmekalp-

ama

'boyun

edik

'

(islâm olduk) deyin.

Henüz îmân

lerinize yerlemedi." (Hucurât, 14)

Allah'a ve âhiret
âhiretle
ilgili

gününe inandk eklindeki
iddiadan
ibarettir.

sözleri,

tevhid ve
ise

bir

Tevhid ve âhiret inanc

dînin asl ve esasdr. Yani

demek

istiyorlar ki, biz,

Hakka

karehl-i

perdelenmi müriklerden ve dine ve âhirete inanmayan
kitap 'tan deiliz.

Çünkü

ehl-i

kitab'n âhiretle

ilgili

inançlar

gerçee, hakka uygun deildir.
Bil ki küfür,

"örtünme ve perde" demektir. Bu da ya mürikler-

de

olduu

gibi

Hakka kar

örtünme, ya da
olur.

ehl-i kitap'ta

olduu

gibi dine

kar

örtünme eklinde

Hak'tan perdelenen, din-

den de perdelenmi demektir. Çünkü dine varmann zorunlu
yolu Hak'tr. Fakat dine

kar

perdelenmi kimse,

Hakka kar

perdelenmemi
len

olabilir.

Üzerinde

durduumuz

âyette iaret edi-

zümre

ise,

her iki perdenin de kendileri

açsndan

kalktn

iddia etmektedir.

Ama

îmân gerçeini kendi özlerinden olumYani onlar böyle kaldkla{hile)

suzlamak

suretiyle yalan söylüyorlar.

r

sürece

îmân etmi

olmazlar. "El-Muhâdaa"

kelimesi, iki

yönden

hileye

bavurmak demektir. Bu da iyi görünüp

âlemde
alet-

kötü olmak eklindedir. Allah' aldatmaktan maksat, Rasûl'ü

datmaktr.

Çünkü yüce Allah

"Resule itaat eden Allah a itaat

mitir" (Nisa, 80) buyurmutur. Bir dier âyette de öyle bu-

yurulmutur: "Attn zaman
(Enfâl, 17)

sen

atmadn, fakat Allah onu att"
(sevgili).

Çünkü

Rasûl, Allah'n habîbidir

Bir Kussî hadîste
rine getirerek

öyle deniyor: "Kul dâima

nafile ibâdetleri ye-

bana yaklamaya çalr. Derken, onu severim. Onu
dili,

sevdiim zaman, iiten kula, gören gözü, konuan
ve yürüyen

tutan

eli

aya

olurum."

O

hâlde âyette sözü edilen zümrenin
(göster-

Allah' ve müminleri aldatmalar; îmân ve sevgi izhâr

mek) edip içlerinde küfür ve

dümanlk

duygusu saklamalar
ise,

eklindedir. Allah ve müminlerin onlar aldatmalar

onlarla

BAKARA
319

bar içinde olmalar, kann dokunulmazl,
s
gibi

mallarn korunma-

slâmî hükümleri onlar hakknda

icra etmeleri,

buna

kar-

lk,

Allah'n onlar hakknda elem
bir âkibeti bekletmesi,

verici bir

azap hazrlamas,

vahim

kötü bir sonuca duçar (yakalanm)

klmas ve dünyada kendileri hakknda, durumlarn açkça gözler

önüne seren haberler vermek ve vahiy indirmek
rezil

suretiyle on-

lar

etmesi eklinde olur.

Ama

iki

aldatma arasnda büyük

fark vardr.

Onlarn aldatmalarnn

bir tek

sonucu

var,

o da ken-

di nefislerini helak etmeleri, hasretle

yakmalar, zulmeti, küfrü,

nifak

(iki

yüzlülük, bozuukluk) her

gün

biraz

daha arttrarak,

helak, rahmetten

uzaklk ve bedbahtlk

sebeplerini

gün be gün

katmerletirerek {kat kat artmak) vebal ve günah

yükünün altna
bir etki

sokmalardr. Allah' aldatmalar onlar üzerinde korkunç
yaratr. lah

Dehet verici

bir helake

maruz brakr. Nitekim yüce Alkuranlarn hayrl-

öyle buyurmutur. "Tuzak kurdular; Allah da onlarn tuzak(onlara tuzak kurdu) Allah, tuzak

larn bozdu
duklar
için

sdr. " (Alu mran, 54) Onlar derin

bir cehaletin

girdabnda
523

ol-

bu apaçk gerçei hesaba katmyorlar.

"nsanlardan

bir

ksm
derler.

inanmadklar

hâlde, Allah'a ve âhiret

gününe inandk"
"Allah' ve

îmân

edenleri kandrrlar.

Hâlbuki sadece kendilerini

kandrrlar, farknda da deillerdir."
Allah yaratklarn yoktan

yaratm mutlak

birlik diliyle rabli-

inde

tecellî

edip öyle buyurmutur: "Ben sizin Rabbiniz de-

il miyim?" muhatap, olabildiince duruluk içindeydi ve öyle

karlk vermiti:
Çünkü

"Evet Rabbimizsin!"

Bu

cevap, bir

yank

gi-

biydi.

onlar (yaratl âleminde muhatap olanlar), Allah'a

Allah vastasyla

karlk vermiti. Çünkü

hadîs varlk (sonradan

var olan), ortaya dikilmi bir hayaldir. Âyette geçen
(Allah'n kendilerine

tanklk

ise

kar tank

tutmas), sadece merhametten
ilâhî

kaynaklanan

bir

tanklkt. Çünkü onlardaki doal haz ve

523 bnü'l-Arabî,

Tefsir-i

Kebîr

Te'vîlât,

çev.Vahdettin nce, stanbul,

c. I,

s.40

Ayet 8-9
320

iktidar kabul etme özellii nedeniyle, kendisine ortak koacak-

larn bildii

için onlara "sadece
ise

ben" (Rabbiniz deil miyim) debilebilir. "

memitir. Bunu

"ancak pek az kimse

(Kehf, 22)
ise
iz-

Hak

kandilleri yakarak

varlk evini aydnlatp, kendisinin

bilinmezlik karanlklarnda
zet perdesinin

kalmasndan

sonra, gayret ve

ardndan, âlemin

suretleri ezelî

ilimden ebedî

d

varla çkmtr. Böylece
Dolaysyla,
süreleri

suretler,

karanlktan ortaya
tekrar

çkmtr.
dönerler.

tamamlandnda
devam
eder.

karanla

Seher vaktine kadar, böyle

Akl, gözünün gördüü eyin hakikatini örenmek

istemitir.

Çünkü duyunun kimi
ye yaklar,
rür.

sürçmeleri vardr.

Bunun

üzerine örtü-

onun

konumasn
bir
bilir.

kendisinde gizlenmi olarak göanlar,

Burada

alacak

sr bulunduunu

kendi nefsinge-

den onu örenir ve

Ayrca peygamberi ve peygamberin

tirdii teklif sorumluluklarn örenir.

Bu meyanda

ilk vazîfe,
et-

kelime-i tevhid'dir. Böylece tevhidi ikrar eder (kabul ve tasdik
mek). Binâenaleyh hiç kimse Yaratan'n
tir,

varln inkâr etmemiBunun
üzerine Allah,

sadece

Ona

dair ifadeleri deiiktir.

peygamberinin
kendilerini

tanklyla irk
bir

(fark) diliyle onlara hitap

ederek

snam,

ksm

ise

hemcinslerinden birinin pey-

gamber

seçilmesini inkâr etmitir.

Ardndan inkâr edenler iki ksma ayrlm: bir ksm, olgulara bakp herhangi bir eyde bir üstünlük görmeyerek inkâr etmitir.

Bir

ksm ise olgular içten ve akl düzeyinde incelemi, akleortaklk görmü,

dilirlerde

mitir. Allah,
rine

ayrcal unutmu, böylece inkâr etpeygamberini klç ile göndermi, onlarn kalplekalpbir

ölüm korkusunu yerletirmi. Düünceleri ölçüsünde

lerine

kuku sokmutur. Bu balamda

ksm,

irak kelime-

sini (ortak

saymak, daha önce belirtilen yorumla kelime-i tevhid
kesin olarak reddetmeyi sürdür-

anlamnda kullanlmaktadr)

mütür
Bir

ki,

bu

ksm,

kâfirlerdir. Bir

ksm, onu müahede
(Aklyla ve

ede-

rek kabul etmitir (ayne'l-yakîn). Böyle yapan, Allah' bilendir.

ksm düünerek onda direnç göstermitir.

delille-

BAKARA
321

riyle

Allah'n

varln

idrâkte sabit

kadem olmutur,

ilme'l-yakîn

ve ayne'l-yakîn).

Bu kii Allah'
sabit

arif olandr. Bir
ki,

ksm,

inana-

rak

onun üzerinde

olmutur

bu

ksm

avamdr. Bir k-

sm, öldürülmekten korkmu
kat

kelime-i ahadeti ikrar etmi, fa-

inanmamtr. Bunun
îmân

üzerine

Hakkn

dili

ona öyle nida

(seslenmek) etmitir:

Görünüte, "insanlardan
ettik der. "

bir

ksm,

Allah a

ve âhiret gününe

Gerçekte

ise

"Onlar

mü 'min de-

ildir."

imân davas güderek

ve Allah'n

durumlarn bilmedii
bilinçsiz ola-

zannyla ve amellerinin yüzlerine çarplacandan
rak "Allah' kandrrlar"
dir."
524

Bugün yaptklarnn "farknda

deiller-

Kâfire de bu gökyüzünü,
san,

u halk ve âlemi kim yaratt? diye sor-

Der

ki:

Tanr

yaratt.

Yaratmak Tanrya layktr.

Fakat onun küfrü, kötülüü ve sitemi, bu çeit ikrarla (kabul ve
tasdik etmek) bir araya gelir mi?

O

kötü ve çirkin hareketler, o

noksan

iler,

bu çeit

bir ikrarla bir araya

sar m?
olur.
525

i, ikrarn
Kâfir de

yalanlar.

Bu

suretle

de

o,

korku azabna lâyk

Tanr

der,

mü 'min

de.

Fakat ikisinin arasnda adama-

kll

fark var!

O yoksul ekmek için Tanr der, haramdan çekinense candan göEkmek isteyen yllardr Allah haf (Kur'ân) tayan eee benzer. 526
nülden.
der, fakat

saman

için

mus-

(bu âyette bahsedilenler) Evvelâ secde edip, sonradan etmeyenlerdir. Vahiy kâtibi bn-i

erh

gibi evvelâ

îmân edip sonradan

kâfir olanlardr. 527

524 bnü'I-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I, s.332-333. 525 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.V, stanbul, 1988, s.181, beyit. 2206-2210.
,

526 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.38, beyit.497-498, 500.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.II,

stanbul, 1988,

527 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.236.

.

Ayet 8-9
322

Nefis
dili

Tanr

velîsine

yaklarsa

dili

yüz

arn

ksalr.

Onun yüz
an-

vardr, her dilinde yüz
ki!

lügat...

hilesi,

riyas

(iki yüzlülük)

latlamaz
Nefsin

sa elinde tespih ve Kur'ân vardr ama yeninde de hançer ve klç gizlidir. Onun mushafna, onun riyasna kanma! Kendini

onunla srda, halda yapma!

528

Teni miskler (güzel koku) içine yerletirsen yine ölüm gününde
pis

kokusu meydana çkar.
sür.

Miski tene sürme, gönle

Misk nedir? Ululuk sahibi Tanrnn

ad.

.

O münafk,
Dilinde
kokular!

miski tene sürer de ruhu, külhann

tâ dibine sokar.

Tanr ad, canndaysa îmânsz düüncesi yüzünden

pis

Onun
namak
yerdir.

zikretmesi külhanda biten yeillie, abdest bozulan yerde

yetien gül ve süsene benzer.
üzere emânet verilen).

O yeillik orada ariyettir (geri alO gülün yeri oturulan iret edilen
gülse, gül bahçesisin; dikense kül-

Düüncen, mânevi varln
hana lâyksn.

Gülsuyu

isen seni

baa

sürer,

koyuna

serperler; sidik gibiysen

d-

ar atarlar.
Koku satanlarn
na
tablalarna bak. Her
cinsi,

kendi cinsinin yan-

korlar. Cinsleri

kendi cinsleriyle kartrr, bu uygunluktan

bir güzellik, bir süs

meydana

getirirler.

Fakat

mercimek,

eker arasna karrsa onlar

birer

birer

ayrrlar. 529

Tanr bu
ri

taneleri

ayrsnlar diye kitaplar

verdi,

peygamberle-

gönderdi. Peygamberler gelmeden önce hepsi bir görünmek-

teydi.

Mü'min,

kâfir,

müslüman,
,

çft...

Zahiren hepsi
c.III,

birdi.

528 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.207, beyit. 2550-2551, 2554-2555.

çev.Abdülbaki Gölpnarl, çev.Abdülbaki Gölpnarl,

stanbul, 1988,

529 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.21-22, beyit. 266-271, 278-282.

,

c.II,

stanbul, 1988,

BAKARA
323

Âlemde kalp akçayla salam akça

bir

yürümekteydi.

Çünkü

or-

talk tamamyla geceydi, biz de gece yolcularna benziyorduk.
Peygamberlerin günei
gel!" dedi.
530

dounca "Ey kark

uzakla! Ey

saf, beri

Yazk,
yor.
sine.

dilin

Müslüman

gibi

konuuyor; kalbin onu dorulam-

Sözün Allah'a ve Peygambere
.
.

inanm
Ne

gibi;

özün tam

ter-

lerin hiç
senden

birine
iyisi

uymuyor.

olacak hâlin?

Halk aras-

na

çknca

olmuyor; yalnz kalnca neden eklin de-

iiyor. Biliyor musun, yllarca namaz klsan, oruç tutsan sana

hayr getirmez; ömrün boyunca hayrl ilerde kalsan hayr
mezsin; ancak, Allah
rek.

göre-

rzâsn

gözeteceksin;

bunu

iyi

bilmen ge-

Aksi hâlde yaptklarn bouna; bu duruma göre sana damiçi

ga

münafk ve

bozuk

sözleri olur. "Allah'tan uzak",

mührünü

alnna

vururlar.

531

Münafk:
'Münafklar Allah'a ve âhiret gününe inandk
deildirler.'

derler de

mü'min

Mü'min olmann
1.

temel

belirtisi,

ttikâ (gaybe îmân, namaz, infâk)
Kur'ân'a ve daha önceki inzârlara (fenalktan

2.

sakndrma)

inanma
3.

Ahirete
lere

yakn olma

(onu

görmü gibi

kesin sayarak ilâhî emir-

uyma)
fakir, garip

4.

Yetim,

ve kimsesize efkat ve merhametle yak-

lama.
530 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî
s.23, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.II,

stanbul, 1988,

284-287.

531 Abdülkâdir Geylânî, Feth'ül-Rabbanî-llâhî
bul, 1964,
c. I, s.31.

Armaan,

çev.Abdülkâdir Akçiçek, stan-

Ayet 8-9
324

Bunlar yoksa 'Allah'a inandm, din gününe inandm' demek

münafklktan baka birey
çi

deildir. 532

d

baka kimse demektir
yani

ki,

en büyük günahlardan
Kalplerinde

biridir.
dille-

Cenâb- Hakk münâfk anlatrken:
riyle söyleyenler,
içleri

olmayan

baka dlar baka

olanlardr, buyuru-

luyor.

Ve yine Allah a îmân
533

ettiklerini zannederler.

Hatta namaz

klp

oruç da tutarlar. Fakat bu halleriyle cehennemin en alt dere-

cesine girerler, diyo r

Münafklar

bir

ümit üzere ibâdet
ileri iyi gitsin,

ederler.

Maietleri (geçinme,
bir

yaay)

daralmasn,
diye...

çocuklarna

elem keder
terk eder,

gelmesin

Amma ileri yolunda gitmezse ibâdeti
534

hatta isyan ederler.

Münafk
namaza

inat

yüzünden, gösteri

için

muvafkla (mümin) ayn
gibi ibâdet ve niyaz

durur,

onun

hareketi

muvafnki

için deildir.

Namazda,

oruçta, hacda, zekâtta

münafklarla müminler ayn

hareketi yapar gibi görünürler.

Amma iin sonunda, âhirette müminlere galibiyet ve münafklara
malubiyet mukadderdir
(takdir

olunmu, yazlm)? 3

'

Namaza namaz

için gelenle taklit için

gelenden yalnz birincisi

Allah'n huzurundadr.
Gerçi ibâdetlerindeki

d

hareketler birbirinin

ayndr.

Dtan
yer-

bakanlar hakîkî müslümanlarla ibâdeti taklit edenleri,
de,

ayn

ayn

safta

yan yana

görürler.
536

Hakikatte onlar birbirlerinden

mesafeler boyu uzaktadrlar.

532 Halûk Nurbâkî, Bakara

sûresi

Yorumu, stanbul, 1997,

s.127.

Kenan 534 Kenan 535 Kenan 536 Kenan
533

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Rifâî,

stanbul, 2000, s.522. stanbul, 2000, s.614.
s.45. s.49.

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

BAKARA
325

Yazk

sana! Kalbinde nifak (iki yüzlülük) bitmi.

Tevbeye ve

tes-

limiyete

muhtaçsn. Yaknda

toz

duman ortal kaplaynca

ger-

çei anlayacak ve uyanmann ne demek olduunu
Her kim
ki, sözlerini iitir,

bileceksin.

onunla amel eder ve amelinde de

ihlâsl olursa "mukarreb"lerden

(yaklam,yakn)

olur.

Çünkü

benim sözlerimde kabuk
Yazklar olsun

yoktur.

sizlere ki, Allah'a

kar muhabbet duyduunuzu

iddia ediyorsunuz

ama, kalbinizle ondan bakasna yöneliyor-

sunuz!

Mecnûn

Leyla'ya olan

muhabbetinde sadâkat derecesine
Bir keresinde

ulanca, kalbine Leyla'dan
bir

bakasn sokmamt.
dediler ki:

toplulua rastlamt.

Ona

-Nereden geliyorsun?
-Leyla!

-Nereye gitmek istiyorsun?
-Leyla!

Kalp Allah Teâlâ'nn muhabbetinde sadk olursa, Musa
olur.

(a.s.)

gibi

Allah Teâlâ onun
süt emmesini

hakknda öyle buyurmutur:
daha önceden ona haram
iki

"Biz

ba(Ka-

kasndan
sas, 12)

klmtk. "

Yalan söyleme, çünkü senin

kalbin yok; bir tek kal-

bin var.
ki!

Onu

neyle dolduruyorsun?

O

ikinci bir

eyi daha almaz

Allah Teâlâ öyle buyurmutur: "Allah hiç kimsenin gösüniki kalp

de

yaratmamtr. " (Ahzâb,

4) Bir kalp ki,

hem

de halk:

Bu mümkün

deildir. Yine bir kalp

hem Hâlk', ki, içinde hem
Hakk'n
ca-

dünya,
hili

hem

âhiret olacak:
(iki

Bu mümkün

deildir.

riyakarlk

yüzlülük) ve

münafklk

yapar; âlim-billah
âsî

olan,
olur;

Hakk'

bilen asla böyle
ise

yapmaz. Ahmak, Allah Teâlâ'ya

Ona itaatkâr olur. Hakka buz (dümanlk) eden, ona isyan eder; Onu seven ise itaat eder. Dünyalk, mal toplama hrsnda olan, riyakarlk ve münafklk yapar; emeli ksa olan ise asla böyle yapmaz. Ölümü unutan riyakar olur; ölümü
akll kimse
hatrda tutan
ise

riyakârlk yapamaz.

Hakk'n nazarn unutan
ise
. .

riyakârlk yapar; O'nun
Gafil riyakârlk yapar;

nazarn

gözeten
ise asla.

riyakârlk yapamaz.

uyank

Allah'n evliyasnn

Ayet 8-9
326

kendilerini gafletten

uyandran uyandrclar, onlara

ilim

öreelde

ten öretmenleri vardr. Allah Teâlâ onlara ilim
etmeleri

vâstalarn

hususunda yardm
bir

eder.
bir

Hz. Peygamber öyle buyurtepesinde olsa Allah teâlâ

mutur: "Eer

mümin

dan

ona ilim öreten

bir âlimi yine

de gönderir."
kelimelerini satma!

Menfaat kazanma
sözlerini

uruna sâlihlerin

Onlarn

konuma! Onlarla
çplak kalma!

nefsine destek

çkma! Kendi maln-

dan

giy,

sula, gayretinle

Pamuu kendi ellerinle ek, kendi ellerinle büyüt! Sonra ondan kuma yap, onu dik ve giy!

Bakasnn malyla, bakasnn elbisesiyle marma! Eer bakasnn sözünü kullanr, konuur ve bakasnn sözüyle iddiaya kalkrsan,
ariflerin kalpleri

senden irenir.

Fiilin

olmazsa sözün

de olamaz.

in zahirinin amelle alâkas vardr. Allah Teâlâ öyle
"Amelleriniz dolaysyla cennete girin.
ile
"

buyurmutur:

(Nahl, 32)

Mümin
maz.

hevâ ve hevesi ve mâlâyâni
kalbi

konuarak

melekleri yor-

Onun

Hakk'tan hayet duyar.
(yücelik

Ho onun azalar
titremesi)

da
du-

Hakk'tan hayet
yar ya!
dil

karssnda duyulan gönül

Onun

kalbinin

dili

konuamaz, aslnda onda olan
heybeti

hiçbir

konuamaz. Onun kalbinin atei Rabbinin
hafifler,

karsnra-

da

dolaysyla âzalarnn atei de zayflar ve melekler

hat içerisinde kalr.

Ey oul! Senin birbirinden ar, akbeti mükil, pek çok günahn
var;

iin

zor.

Onlar

ister

lehine ister aleyhine olsun;

ölümü hatr-

lama duygusuyla uyan. Ölümünü unutman hiç de senin hayrna deildir. Kyl ü
kali

brak, mâlâyâni (mânâsz, bos

söz) ile

u-

ramay

terk

et!

Emelini ksalt!
hâl üzere iken

Hrsn azalt! Yaknda öleceksin.
ölümün
gerçekleiverecek. Bura-

Belki de sen

bu

ya ayaklarnla geldin

ama

belki de bir cenaze olarak evine ta-

nacaksn.
Hastalk

Mümin

nefsini hastalklardan kurtarr, ifâ bulur.

eziyeti vâki

olduunda
Bundan

nefsine der ki: "sana nasihat

et-

tim, beni dinlemedin.
kâfir,

seni

sakndrmtm

ey cahil, ey

ey Allah'n

düman!"

nefsini hesaba

çekmeyen ve onunla

mücadele etmeyen kimse felah (kurtulu) bulamaz. Hz. Peygam-

BAKARA
327

ber öyle

buyurmutur: "Kendi kendinin

vaizi

olmayan kimseye

bakalarnn

vaaz ve nasihati fayda vermez."

Felah isteyen kimse, nefsine vaaz u nasihatte bulunsun, onu züh-

de (dünyay küçük görmek) altrsn, onunla mücâhede

(nefisle

sava)
ra

etsin.

Zühd, önce haramlar, sonra üphelileri, daha son(islenmesinde sevap ve

mubahlar

günah olmayan ey) en

so-

nunda da bütün
ce terk

hâllerde
hiçbir

mutlak

helâlleri terk etmektir. Böyle-

edilmemi

ey kalmam

olur.

Hakîkî zühd, dün-

yay ve

âhireti terktir; ehvetleri ve zevkleri terktir,

varl terktir;

hâli, dereceyi,

kerameti,

makam talep etmeyi terktir; kâinatnn
terktir.

Rabbinin
de son

dnda

her eyi

Böylece, her

eyin kendisinki,

bulduu Hâlk'tan baka
Bütün
iler

hiçbir

ey

kalmaz

O

bütün

emellerin nihayetidir.

Ona döner. Konumaclardan
konuur ve
kimisi de nefadeti önce te-

kimisi kalbiyle konuur, kimisi srryla
siyle,

hevasyla ve eytanyla konuur.

Müminin
ise

fekkür etmek, sonra
sonra düünür.

konumaktr. Münafk
lisân

önce konuur,

Müminin

aklnn

ve kalbinin ötesindedir.

Münafn lisân ise aklndan ve kalbinden öndedir.
Allah'm! Bizi müminlerden
eyle.

Münafklardan eyleme. "Bize
cehennem azabndan

dünyada

da, âhirette de güzellikler ver ve

bizi koru."

(Âmin) 537

"Gerçekte

ise

onlar öz benliklerinden

bakasn aldatmyorlar.

Ne var ki, bunun farknda olmuyorlar."

Toprak yemeyi âdet edinmi

birisi bir

aktara gidip kelle ekeri

al-

mak

istedi.

O hilebaz ve gönlü bozuk aktarn terazisinde dirhem ve ta yerine toprak vard.

Dedi

ki:

"Benim terazimin dirhemi topraktr. eker almaya
bulaym."
s.

ni-

yetin varsa sabret de dirhem

537 Abdülkâdir Geylânî, Cilâul-Hâtr, çev.Dilaver Gürer, stanbul, 2006,

22-24.

Ayet 8-9
328

Adam "Mühim

bir

iim

var,

eker almam lâzm... Dirhemin ne

olursa olsun zarar yok" dedi.

Kendi kendisine de "Toprak yemeyi âdet edinen kiiye ta nedir
ki?

Toprak altndan daha

iyi!"

Hani o klavuz kadn
Pek güzel
helvac
yap...

Olum, pek güzel ama ondan baka bir ey daha var:
gibi...

bir

kz buldum.
namuslu kz,
daha
iyi

O

kz demi de, evlenecek adam da böyle olmas Helvacnn kz daha yal, daha tatl olur demi!
gibi senin
iyi ya...

Onun

de ta dirhemin yok da ta yerine toprak kultoprak,

lanyorsan daha
ve!" diyordu.

benim gönlümün istedii mey-

Aktar, terazisinin dirhem gözüne dirhem vazifesini gören
rine toprak

ta

ye-

parçasn koydu.
üzere de o

Öbür gözüne koymak
maya koyuldu.
ekeri kesip kracak
riyi

topran

arlnca eker krmüte-

bir âleti

olmad

için biraz gecikti,

de orada brakt.
âdet

Aktarn yüzü öbür yanayd., toprak yemeyi
müteri, dayanamad.,
gizlice ve

edinmi

olan

güya aktara göstermeden topra-

koparp yemeye balad.

Anszn
Aktar,

döner de beni görüverir diye de korkmaktayd.
gördü...

bunu

Gördü ama

kendisini

megul

gösterdi. Di-

yordu ki "a

sarram

suratl, hadi, biraz

daha

fazla çal!

Topram çalyorsan bana bir ey olmuyor;
nndan
et

sen, adeta

kendi ya-

koparyor, kendi etini yiyorsun!
. .

Benden korkup duruyorsun ama eekliinden.
ceksin diye

Ben de

az yiye-

korkmaktaym!
da sana
fazla

Megulüm ama kammdan
da

eker verecek kadar

ahmak deilim

ben!

Alacan

ekeri görünce kimin

ahmak

ve gafil

olduunu

anlar-

sn, hele dur!

Ku o taneye baktkça bakar, holanr ama tane de uzaktan o kuun yolunu vurur!

BAKARA
329

Göz zinasndan holanrsn ama

nihayet kendi
ki?
. .

yanndan

kopar-

dn

eti

kebap edip yemiyor musun

Bu uzaktan

bak ok ve zehir gibidir.

Gittikçe sevgin artar, sab-

rn eksilir! Dünya mal zayf kularn tuzadr.. rn tuza! 538

Âhiret mülkü, yüce kula-

Yalnz kendi akln ve kendi benliini her eyin üstünde ve kendi kuvvetini

malup olmaz görenleri bu
bilgileri,

devran oldum olas kal-

drp
gibi

yere

vurmutur. Nice kendi akllarna inanmlarn
kendilerine tuzak olmutur.

da

salam görünen

Yem peinde koan ve ele avuca smayan kuun ökseye tutulmas gibi, onlarn da bilgileri, haramiler gibi kendi yollarn kesmitir. Demek ki Hakk'n fazlna (nimet verme), onun kudret ve
yüceliine kar, kibir ve azamet deil
gerektir.

yank

gönül,

yatk boyun

Yoksa hayal ve gurur, nice

bilgiçleri

maskara etmi, nice

sihirbazlar kendi büyülerinin

karanlna gömmütür. Güzel
ve adalet vazifesini unutan
vazifeli

yüzlü Zühre'nin

karsnda hikmet
gibi, ki

Hârût ve Mârût
iken ehvetin

beden ülkesinde bunlar, adaletle
ile

takt

çelme

ba

aa düerek,
ile

nefis ve tabiat

kuyusunda öylece asl kalmlardr.
Hakikatte bu hikayenin melekleri, Harut
bi temsil ediyorlard.

Marut ruhu ve

kalgi-

Bunlar adaleti yerine getirmek ve bâtl

dermekle

vazifeli idiler.
idi.

nsan bedenine

gelmelerindeki hikmet
geçici ve

ve vazife bu
lici

Fakat, onlar

karlarna çkan

akl

çe-

dünya Zühre 'sinin güzelliine kapldlar. Ona

ibretle

deil,
içtiler.

ehvetle baktlar.

Onun sunduu akl
arab
ile

giderici

araptan
iptilâ

Ona
den

müptelâ (fena eylere dükünlük) oldular. Bu
içtikleri gaflet

yüzün-

kendilerinden geçerek her türlü gü-

nah

ileyecek hâllere dütüler. Neticede en ulvî âlemden en aa-

lk âleme yuvarlanp azaba uradlar. Ruh ulvî (yüksek) olmak538 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.51-52, beyit.625-647.
,

çev.Abdülbaki Gölpnarl, c.IV, stanbul, 1988,

.

Ayet 8-9
330

la yüceliklere, nefis

ve tabiat süfli (alçak,

aa) olmakla esfele (en
bile

aa) meyledicidir.
Allah

insan yaratrken onun insanlna melekler
ilâhî

imrentecellî

mi, hayran olmutu. nsan
ve zuhurudur. Sen, bir

nurun yer yüzündeki

âdemolusun, bunu unutma! Kendini,

Allah'n meleklikten tabiat zindanna
hâline sokma, içindeki

att

Hârût ve Mârût
sesini

eytann

seni

dâima

artan

duy-

ma!

539

Nefs, o hain ve hileci kimseye benzer ki

kandrc

ve aldatc

kudretine uyup nice firavun tabiatllar, Musa'ya

inanmadklar

ve nefse aklandklar için kendilerine uyanlar da birlikte sürükleyerek kendi benlikleri ve bencillikleri engininde boulurlar.

Bunu düünerek, sen firavunlarn peinden koma! Bir Mûsâ tabiatl mürid bul. O seni hem dünya sellerinden hem de kendi
nefsinden koruyacak ve kurtaracaktr. Yahut gönlünü ve irade-

Muhammed'in yoluna koy! Böylelikle Cehil'den en salam ekilde kurtulursun. 540
ni

Hz.

nefis denilen

Ebû

Küffâr:

Küffâr

namyla anlan zümre;

bizzat Allah'a ibâdet etmektedir.

.

Bunlarn durumunu

izah edersek öyle deriz:
sona,

Sübhân olan yüce Hakk batan

Küffâr da bu varlk cümlesinden
hakikati "0"dur.

varln hakikatidir. sayldna göre, onlarn
bu
yolunda inkâra sapp

Onlar, kendileri için bir
kâfir oldular.

Rab

olmad

Bu
bir

böyledir.

Çünkü, Allah Teâlâ onlarn
kendisidir.

hakikatidir.

Onun

için

Rab olamaz. Mutlak Rab
541

Böylece onlar, aynen zâtlar neyi gerektiriyorsa, ona göre ibâdet
ettiler.

539

Kenan

Rifâî,
Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.80-82.
s.

540 Kenan

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,

110.

541 Abdülkerîm

b. ibrahim el-Cîlî,

nsân- Kâmil,

çev.Seyit

Hüseyin Fevzi Paa,

c.II,

s.

386.

AYET: 10

kulûbihim meradun fezâde hümullâhu meradan ve lehüm azâbün eliymün bi mâ kânû yekzibûne

Kalplerinde hastalk vardr. Allah da onlarn

hastaln

arttrmtr. Yalan
elem

söylemelerine

karlk onlara

verici bir

azap vardr.

(Elmall)

Onlarn
onlarn

kalblerinde bir hastalk vardr. Allah da

hastaln çoaltmtr. Söylemekte olduklar
(Diyanet)

yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardr.

Onlarn kalplerinde hastalk vardr. Kalplerinde üphe ve nifak yüzlülük) vardr. Âyetin ak içinde "hastalk" kelime(iki

sinin orijinalinin nekre/belirsiz olarak yer

almas ve cümlenin zarf
arz olduktan son-

cümlesi olarak sunulmas,
ra yerleip
ri

hastaln

kalplerine

kökletiine yönelik

bir iarettir.

Aksi takdirde "kalple-

hastadr" veya "ölüdür" eklinde ifade kullanlrd. "Allah onla-

rn hastaln çoaltmtr. " Kalplerine kin, kskançlk ve gizli dümanlk gibi baka bir hastalk eklemitir. Bunu da dînin mesajn en yüksee çkararak, Resulüne ve mü 'mirilere yardm edip zaferler

bahederek salamtr. Bütün alçak

huylar,

davranlar kalp-

Ayet 10
332

ler için

hastalktr. Bunlar kalplerin zayflamasna, özel faaliyetle-

rinde musibete (bela) duçar

(yakalanm) olmalarna, sonunda da

helak olmalarna sebep olur. lar
ile

Münafklarn elem
azab arasnda

verici (elim) azap-

kâfirlerin

büyük

(azîm)

fark vardr.

Çünkü

ezelde rahmet

dergâhndan kovulanlarn azab büyük
hissetmezler.

olur ve bunlar
kalplerinin

azabn acsnn iddetini

Bunun nedeni de
organ

kavraynn
bir

safiyetinin

olmaydr.
hâline

Tpk cansz veya felç olmu ve
gelmi
bir
gibi.

hastalktan dolay

yumru

Böyle bir
duy-

organ kessen veya dalasan hissetmedii
maz. Münafklara gelince, onlar aslnda
hibidirler ve

gibi,

baka aclar da
(anlay

istidat

kabiliyeti) sa-

kavraylar da

hayatiyetini

korumaktadr, bu yüzden
sonuçlar gibi kendileri-

azabn

acsn

hissederler. Özellikle yalan ve

ne arz olduktan sonra müzminleen hastalklarndan dolay azapla-

r daha da elem

verici olur.

542

"Kalplerinde hastalk vardr", yani peygamberimin getirdii

eye

kar kuku vardr. "Allah da onlarn hastalklarn arttrmtr." Yani kuku ve perdelerini arttrmtr. Kyamet günü "onlar için
ac
bir

azap vardr". Onlar, imdilik yanlarnda gerçekletirdii-

miz eyleri yalanlamakla

ba baadr.
543

Kader levhasnda onlara

yardm

takdir edilmemitir.

"Kalplerinde hastalk vardr."

Kalp

için bkz.

7

Kalp hastalklar:

Balca üç
Allah'n

türlü kalp

illeti

vardr: Biri haset (kskançlk), bilhassa
ikincisi,

sevgililerini

kskanmaktr,

ahmaklktr. Üçün-

542 bnü'l-Arabî,

Tefsir-i Kebîr Te'vîlât, çev.Vahdettin nce, stanbul, c. I, s. 41. 543 bnü'l-Arabî, Futûhât- Mekkiyye, çev.Ekrem Demirli, stanbul, 2006, c.I,

s.

333.

BAKARA
333

cüsü,

mürîd de
544

olsa,

hakikat nüktelerini anlayp idrâke kadir

olamamaktr.

Tanrnn

asl evi insan vicdan, insan kalbidir.Her

inanm

in-

san kalbini her türlü kirlilikten, bu arada, gönül kirlerinden en

vahimi olan hasetten temiz tutacaktr.
Gönül, hele gönlü temiz olanlara duyulan hasetle kararr. 545

Kalp vücûdun
sirayet eder.

ah

demektir.

Zahirde böyle

Onda bir arza bütün vücûda olduu gibi, maneviyatta da ayndr.
ki:

Onun

için Resûlullah

efendimiz buyuruyorlar
bir

nsan

bir hata
gittik546

iledii zaman kalpte
çe büyür.

nokta hâsl

olur.

Tevbe etmezse,

Kararm

bir kalbe

de canann yüzü aksetmez.

Bakmaya bakmaya kötü
mek).
ta

ahlâklar

müzminleir (zamanla yerle547

Her fena hareket kalbe

siyah bir nokta koyar. Fakat o noksarar.

ihmal edilip baklmaynca bütün kalbi

Kurân- Kerîm
la

devadr. Allah'n edep örettii yerdir.
edebi, ne de kalp

Onun-

kim edep kazanmazsa, onun ne
548

hastalna

devas vardr.

Nefsin isyana dalmas, daha ziyâde eytana uymakla balar.
tana uymak, ruhta siyah bir nokta
nefsin isyan demektir.

ey-

meydana

getirir.

Haliyle bu,

Anlatld
artar.

hâlde nefis,

isyann arttrdkça, ruhtaki karanlk da
hâl, isyanlar

Sonunda tümden kararr. Bu

devam

ettii

için olur.

Ve

ona, Allah'n lütuf kaplar kapanr.
gelir.

Ruha
544 Kenan
545 Kenan

gelen her feyz, ilâhî âlemden
Rifâî, Sohbetler, Rifâî,

Ki oras gayb âlemidir.

stanbul, 2000,

s.

333.
s.

erhli Mesnevi, stanbul, 2000,
stanbul, 2000, stanbul, 2000,
s. s.

67

546 Kenan
547 Kenan

Rifâî, Sohbetler, Rifâî, Sohbetler,
Rifâî,

644.
204.
er-Rifâî,

548 Kenan
2008,

Ebu'l-alemeyn Seyyid

Ahmed

Hzr.Mustafa Tahral, stanbul,

s.67.

Ayet 10

334

Ruh
feyzi

kendisine gelen o feyzi (ihsan, ilim) kalbe

iletir.

Kalp

ise

o

duygulara

datr. Bundan sonradr
zaman

ki

duygularda o feyze

uygun

iler görülmeye balar.
ilâhî feyz

Bir kalp ki kararr; ite o

kaplar kendisine

kap

r.

549

Yol çok korkuludur. Elde

ise

hüccet

(delil)

yok. Fakat bunlar

kime anlatrsn?

u alaka ve teessürünüz
yirmi dört saatte

(hüzün) bir an sonra

geçip gidecektir. Hâlbuki tefekkür gibi ibâdet olmaz.

Hiç de-

ilse

düünce

için,

yarm

saatçik bir vakit ayr.
ile

Benim hâlim ne
ni

olacak? diye
et.

düün. Dün
tart,

bugünün

ameli-

mukayese (kyas)

Kendini

bakalm ne kazanmsn
az

gör...

Resûlullah efendimiz:

"Dünden daha

kazanc olan

kimse

mabûndur (akn,

aldanan)" buyuruyor. Hâlbuki sen-

de hep gerileme, hep gerileme... Esasen kalbin karanlk, bari büs-

bütün siyahlatracak eyleri

terk

et.

Sonra da pîrim var

eyhim
ken-

var diyorsun. Senin pirin deil, kendin varsn. Sen

eytan

dine pîr seçmisin.

eyhin dedikodu yapyor mu? Yapyorsa

sen de yap!

Yapmyorsa

neden yapyorsun? Bizde hiç düünce yok, amelimizi tartma hele
hiç!

Hz.

Pîr,

her nefes nefsini

muhasebe etmeyeni
nefes?

biz ricalden ya-

{erlerden)

saymayz, buyuruyor. Hangi her
55 °

Ben günde

rm saate de razym!
"Allah da onlarn

hastaln arttrmtr."
Onun
için

Bunlar Allah diyemeyen kimselerdir.
lisini
ler.

Allah'n sevgi-

de sevemezler. Onlar, kâmil insan da Kur'ân' da sevmezartar,

Kur'ân'dan söylense küfürleri
551

kâmil insan görmekle

de keza inkârlar ziyâdeleir.

549 bnü'l-Arabî, Tuhfetü 's- Sefere, çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1971,
550 Kenan
551
Rifâî, Sohbetler,
Rifâî, Sohbetler,

s.

63-64.

stanbul, 2000, s.377. stanbul, 2000, s.409.

Kenan

BAKARA
335

Nisan

yamuru
olur.

sedefin

azna

düerse

inci,

ylann azna

dü-

erse zehir

Keza, Kur'ân, mü'min'in
552

îmânn,

kâfirin de

küfrünü

ziyâdeletirir.

"Söylemekte olduklar yalanlar"

Dünyada ekle
Gösteri
faat için

ait

ibâdetin de hâlisi

(saf)

ve kalp (sahte) vardr.

dindar görünmek suretiyle maddî ve manevî meniçin

avclklar

yaplan

hareketler,

görünüte

ibâdet, iyilik,

vergi ve
le

ba

olsa

da aslnda yalanc ahitlerden farkszdr. Böy-

hareketlerin ne asllarnda ne neticelerinde gerçek ihlâstan,

hakîkî Allah sevgisinden duyulan haz bulunur.
ibadet riyakarlar, oruç tutar,
seler

namaz

klar, zekât verir görün-

de yaptklar içten deildir. Onlarn ne ellerindeki tesbîh
ismini sayar, ne de srtlarndaki aba (yünden

Hakk'n

yaplm ge-

ni giyecek)

gerçek dervi abasdr.

553

Sözden ve gösteriten
zer.

ibaret bir

ahit ancak yalanc ahide ben-

Hiçbir zaman yalanc olmayacak ve yalanc saylmayacak bir
ve öyle bir ahit
554

delil

lâzm

ki

gönül ihlâsn o padiaha duyur-

sun.

Yalan:

Dünya hayatnda ba
yalan doar.
555

rolü menfaat
eder.

oynadna

göre,

bundan

üphesiz vefaszlk zuhur

Her

ikisinin birlemesinden ise

iyice

düünülünce, dünyann

yalancl meydana

çkar. Varlk
at-

gösteren fâni dünya, kimi dost edinmitir de sonunda frlatp
Kenan Kenan 554 Kenan 555 Kenan
552 553

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.

248.

Rifâî,
Rifâî,

erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.382-383
erhli Mesnevi, stanbul, 2000, s.393
stanbul, 2000, s.457.

Rifâî, Sohbetler,

Ayet 10
336

mamtr? Kime

bir

ey

vermitir de onu fazlasyla
elle

geri

alma-

m,

verdii kimseyi

bo

brakmamtr? Kimi

sevindirmi

ve zevk içine

daldrmtr

da sonunda ona elem ve keder verme-

mitir?

556

Resûlullah efendimize sordular

:

Mü'min

zina eder mi? "Belkil"

buyurdular.

"Mü'min yalan

söyler mi, yâ Resûlullah?" deyince:

"Haytr, hayr, hayr!" buyurdular. 557

Allah katnda ve kullar arasnda en yalanc o kimsedir
ni halktan

ki:

Nefsi-

hayrl

görür.

558

"onlar için elîm bir azap vardr"

Azap

için bkz.

7
elîm azap nedir?

Balarna gelen
En büyük
yuruyor
ki;

azap, Allah'tan gaflettir.

Çünkü Cenâb- Hakk

bu-

Allah' unutanlar gibi olmaynz. Allah da

size sâlih

olacak eyleri unutturur. Nereye
el

yaprsanz

kurur, faydal diye

attnz eyler zararl olur.
ki,

559

Peygamberler dediler

"Gönülde

bir illet

yüzünden

insan,
il-

doruyu
let olur.

anlamaz, saptr."

O

yüzden nimetler, umumiyetle
verir

Hastalkta yenen yemek insana hiç kuvvet

mi?

Ey

inatç,

önüne nice güzelim nimetler

geldi de hepsi kötületi,

saf olanlar bile

buland

gitti!

Bu

güzelliklerin

düman

sensin...

Neye
556 Kenan
557

elini

vurdunsa kötü oldu. Senin dostun, senin âinân olan
stanbul, 2000, s.456.

Rifâî, Sohbetler,

Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000,

s.

386.

558 Ahmed'er-Rifâî, El-Hikem'ül Rüfaiye "Nasihatlar", çev.Abdülkâdir Akçiçek, stanbul, 1970, s.62.

559 Kenan

Rifâî, Sohbetler,

stanbul, 2000, s.527.

BAKARA
337

sence hor hakir sayld. Sana
ce o

yabanc olan

seninle uzlat. Sentesirinden.

büyük ve yüce

oldu.

Bu da o hastaln

O

ille-

tin zehri

bütün canlara
illet

sirayet eder.

O

illeti

derhâl geçirmeye ça-

lmak gerek. O

durdukça eker

bile zehir kesilir.

nsan âb-

hayat içse ate sanr.

O

huy,

ölüm kimyasdr,
bile

dert

kimyasdr. Sende o huy var
olur!
560

m?

Nihayet hayatn
lü dirilten

o yüzden ölüm

O huy sendeyken gönkesilir.

gda

bile senin

vücûdunda kokar, le

Varidat sahibi öyle diyor: "Her Peygamber veya velînin, zama-

nnda buz (dümanlk)
larn isimlerinin

ve

dümanlkla karlamas
ilelebet

ve kendisi-

ne ancak pek az kimsenin inanmas, fakat öldükten sonra bun-

mehur olup

yaamas ve
nedir?"

insanlarn ço-

unun

inanp onlar sevmelerindeki sebep
ki:

"Ben derim

Evvelâ peygamber veya velînin hayatnda, kska-

nanlar çoktur. Etrafta çevrede halk ondan kaçracak, onlarn
gönüllerini bulandracak,
zerler.

inançlarn sarsacak
velîler

sözler söyleyip ge-

Ama

peygamberler veya

ölünce hased (kskançlk)

de

ölür,

srf menkbeleri kalr. Bundan dolay insanlarn

çou

onlara inanr ve onlar sevmeye balar."
ikinci olarak:

nsanlarn arasnda kalmak, görümek,

bir ara-

da

yaamak

lâubalîlik

meydana

getirir; sevgiyi,

peygamber veya

velînin özel bir yeri

bulunduuna

olan inanc azaltr.
hakikati,

Üçüncü

olarak:

peygamber veya velînin

ancak tedricen

(yava yava) ortaya çkar.

Dördüncü

olarak: -ki en kuvvetlisi de budur- insanlar

peygamNitekim

berlii ve velilii

olduundan baka
"

türlü zannederler.
içiyor,

öyle diyorlard:
ziyor,

O da bizim gibi yiyor,

sokaklarda geet-

o da bizim gibi bir insandr." Kitab- Kerîm'in ifade

tii gibi peygamberler onlarn istedikleri her mucizeyi ve hari-

560 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.217-218, beyit. 2677-2687.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

Ayet 10
338

kay

yapamazlar. nsanlar zannediyorlard ki peygamber yeme-

meli, içmemeli, sokaklarda

gezmemeli ve kendileri

gibi bir be-

er olmamal

ve her istedikleri mucizeyi getirebilmelidir.

Onun

kendi zanlar gibi
le olur,

olmadn görünce "Peygamberler öyle öyOnu
idi.

hâlbuki bu öyle deildir," derler.

inkâr ederler. Bil-

mezler ki
ler

geçmi peygamberler de böyle o geçmi peygamberlerin zamannda

Bunu

inkâr eden-

olsalard bu fâsid (bo-

zuk,

doru

olmayan) zanlaryla, onlarn zamanlarndaki insanederlerdi.

lar gibi

onlar da inkâr

Sonra

gelenler, her

kâmilin
ta-

zaman
larn

geçip gidince nakslar (noksan, eksik), onlarn, kendi

sarladklar fakat aslnda muhal olan kemâlleri haiz bulundukzannederler ve onlara bu sfatlarla inanrlar ve bu sebep-

ten imdikileri de inkâr ederler.

Peygamber veya velînin vasfeden kemâllerin

lanmasn

gerekli bulduklar, zihinlerinde yer

çou

ne

imdi ne

de gelecekte hakikate uygun deildir.
velîleri

te

mevcûd olan peygamber veya

inkâr etmelerine, eskilere
iyi bilir.

inanmalarna sebep budur, Allah daha
nin sözü burada
Fakir de der
ki:
bitti.

Varidat sahibi-

nkârn
rektiren

beinci bir sebebi daha

var,

o da udur:

Arkadal

ge-

ey ayn
ki:

cinsten

olmak ve

tabiî münâsebettir.

Nitekim

denilmitir
ri

Allah'n yeryüzünde

ehli ehle sevk

eden melekleta-

vardr. Tab'nda (karekterinde) peygamberlerin ve velîlerin
bir parça

biatnda bulunan kemâllerden
lar görüp iittii

mevcûd olan kimse, on-

zaman hemen

onlara meyi eder.

Onlarn

bilfiil

mevcûd
liyata

kemâlleri, kendisindeki bilkuvve
çeker.

(düünce hâlindeki, fiionlara

geçmemi) kemâli

Bunun kemâlinin

kaplma-

s

(incizab)

âk ve mauk misâli gibidir. Mayasna bu kemâlden
kimse, onlar

katlmam

gördüü zaman

yarasa

güneten nasl

kaçarsa o ekilde onlardan kaçar. Nitekim yüce Allah öyle bu-

yurmutur: "Habis
bis erkekler

(kötü, pis)

kadnlar, habis erkekler içindir; ha-

de habis kadnlar
de
iyi

içindir, iyi

kadnlar
(Nûr, 26)

iyi

erkekler için-

dir, iyi erkekler

kadnlar

içindir. "

BAKARA
339

Fakat insan ölünce aradaki nefret de ölür, aslolan muvafakat
(raz olma, uzlama) kalr.
le birdir.

Çünkü varlk bütün

mertebeleriy-

Münâferet

(nefret),

yüz yüze gelmekten doar. Mukaolur.

bele

(karlama) ölümle yok olunca muvafakat hâsl

Ar-

tk

anla.
bir temsil var:

Kuyuda geçen

Kuyuya

atlm

olan Yûsuf

(a.s.)

ancak kuyuya kova salann ipine yaparak çkt.

mdi

peygam-

berler ve velîler, Allah'tan gelip Allah'a giden kervanlar ve kafilelerdir.

Kendisinde Rabbani

bilgiler

ve bilkuvve ilâhî insan-

lk
tir.

kemâlleri bulunan Yûsuf da tabiat

zindannda hapsedilmi-

Dünya

âhiret

konaklarndan

bir

konaktr. Kova, insanlara

inen Allah kitabdr. Kervanclarn (yani peygamberlerin) kovay

sarktmalar, insanlar Allah'n kitabna davet etmeleridir.

Ona

yapmak,

o kitab getiren kimseye inanp onu kabul etmektir.
olan;

Ama kuyuda

kurbaa, çyan, akrep, ylan ve daha kuyuda
biri ise o,

yaayan dier haerelerden

sarktlan ipe aslmaz, ona

yapp

kuyudan

çkmak

istemezse (kim ne yapsn?).
güzel,

Çünkü

in-

sanlardan

bazlarnn ruhlar
arkada

yüksek mereplidir. Alçak
ya-

kimselerle ünsiyet etmez.

Yüksek vatanna gitmesine araclk

pacak sadk

bir

arar.

Bazlarnn da ruhlar

habistir, al(dost-

çak mereplidir. Ancak kendi merebinde olanlarla ünsiyet
luk) eder. Tabiat

âleminde vatan

tutar.

Âlem-i A'lâ {yüksek âlem)
et-

ya

çkan

sefer ehlini ve

seyyahlar sevmez. Hiç davet kabul

mez. Yüce Allah buyurmutur: "Biz insan en güzel bir biçimde
yarattk. Sonra onu

aalarn aasna çevirdik.
561

Yalnz inanp

iyi

iler yapanlar hariç" (Tin, 4-6).

Nefis zehirleriyle hastalanm, hastala tutulmusan eline ne
alr, elini nereye atar,

neye sahip olursan hastala

âlet olur,

onu

da berbat edersin.

562

561 Niyazi Msrî, rfan Sofralar, çev.Süleyman Ate, stanbul, s.71-74.

562 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi
s.219, beyit.

,

çev.Abdülbaki Gölpnarl,

c.III,

stanbul, 1988,

2693.

Ayet 10

340

Yakîn sfat, eyh-i kâmildir; güzel ve

doru

zanlar

ise,

onun

mürîdleridir. Bunlar derece derece olurlar. Zan, kuvvetli (galip)

zan,

daha kuvvetli zan, kuvvetlinin

kuvvetlisi zan ve

bunun

gibi...

Zan

kuvvetli oldukça, yakîne

daha yakn olur ve inkârdan
bütün dünya

uzaklar. Ebû Bekir'in
tün
gelir.

îmân

tartlsa,

îmânna

üs-

Bütün doru zanlar yakînden

süt emerler ve
ise,

onunla
bilgi

büyürler.
(ilim) ve

Bu

süt
ile

emmek, büyüyüp gelimek
artmasnn, yetimesinin
onda fena
bulur.

o

zannn

amel

alâmetidir. Böyle her

zan, yakîn olur ve

Çünkü yakîn

olunca zan kal-

maz.

O

yakîn eyhinin ve mürîdlerinin suretleri olan bu cisim

âleminde (dünyada) eyhler ve mürîdleri de kalmazlar.

Çünkü

bu

suretler,

bu naklar devirden

devire,

yüzyldan yüzyla de-

iirler. Hâlbuki o yakîn

eyhi ve onlarn doru zanlar olan ço-

cuklar devirlerin ve yüzyllarn geçmesine ramen, deimeksizin âlemde kâimdirler.
lar,

Yanl, bozuk ve münkir

(inkâr eden) zan-

yakîn eyhinin sürgün ettikleridir ki bunlar eyhten her gün

daha da uzaklar ve her gün deerlerini daha da kaybederler.

Çünkü
te,
du

her

gün o kötü zannn çoalmas
var,

için faaliyetlerini artr-

maktadrlar. Kalblerinde dert
efendiler

Allah da dertlerine dert katt.
yiyorlar.

hurma,

esirler ise

diken

Ulu Tanr buyurtevbe eden,

ki:

"Onlar bulutlara bakmyorlar

m. Ancak

îmân
on-

eden ve doru dürüst iler ileyenler cennete girerler. "Ulu

Tanr

larn kötülüklerini

iyiliklere çevirir.

563

563 Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi
s.206-207.

Fih, çev.Meliha

Ülker Tarkahya, stanbul, 1985,

>

KELME NDEKS

ahad 27, 32, 73, 74, 168, 169, 170,
171, 178, 181, 183, 190

aba 335

Ahadiyyet 35,73,74, 113, 140,
abdest 6, 15,92,93,94,97, 101,
146, 154, 155, 163, 168,
102, 103, 105, 123, 129,

169, 170, 171, 174, 178,
131,

134,206,322
181,

183,203

abdiyyet 147

ahar 59
abes

113,297

Ahd-i
âhir

Elest'de 'Belâ

282

âb- hayat 337

24,68, 120, 124, 152, 169,
179,

ac 43,55,64,95,
314,332
acizlik hâli

115, 164,271,

240

âhiret 43, 46, 70, 78, 87, 126, 207,

214

208,221,222,231,232,
233, 234, 235, 237, 238,

acziyet

253

ad 111,314

241,242,254,259,261, 288,294,303,306,315, 317,318,319,321,323,
325, 329, 339

âdâb 129
adalet

70,212,329
32, 39, 42, 45, 76, 82, 108,

Âdem

110, 113, 116, 131, 138, 140, 159, 160, 173, 176,
191, 192, 194, 195,200,

ahkâm 78
ahlâk 43,45,46,61,64,75,76,

93,94,96, 115, 118, 134,
150,

201,225,226,277,295,

165,200,217,228,

297,299,307,311

239,255,261,265,333

Âdemolu
328

67,

124,214

ahmak 263, 309, 316, 325, 328,
332

adet 48,52,

150,237,308,327,

Ahmed

27, 56, 67, 77, 86, 89, 128,

âdet 53, 161, 246, 287, 304, 327,

150, 151, 157, 159, 160,
173, 179, 184,223,229,

328
Afrika 224

232, 236, 254, 263, 264,

aaç

116,

126,217,243,301

276,277,285,287,294,
295, 296, 297, 298, 307,

ayar 160
ah 280

315,316,333,336

Kelime indeksi 344

Ahmed-er
Âie,

Rifâî

263,296

251,255,259,261,262, 265,266,270,271,272,
274,276,278,281,286,
287, 288, 292, 293, 294,

Aye

109

akl 10, 18, 19,33,35,37,45,56,

76,81,83,87,92,95,98,
102, 111, 156, 157,238,

295,296,301,303,305, 308,314,318,319,321,
323, 329, 333
âlem-i âsâr 171 âlem-i efâl

246,252,263,297,310,313,

315,316,320,325,329
akll 95,98, 156, 157,314,325
akibet 90
akis

171, 174

242

âlem-i ervah 80, 133, 173, 181, 183 âlem-i

akl-kül 68, 136, 168
aklî

inân 171,174

111, 112, 174,
1

188,252

âlem-i lâhût 153 âlem-i nâsut 153
âlem-i sfat

akraba

20

akam

106, 107, 110, 111, 112, 130, 131, 167, 178, 182, 188

171, 174

âlem-i zât 171, 174
Ali

akam namaz 107,108,110,111,
112, 131, 167, 178, 182,
183, 187
aktar 98, 125, 225, alaka

28,29,62,88, 115

âlîm 29,36,51,86, 138, 141, 145,
179,

196,206,314,325

327

Allah 6,9, 10, 11, 13, 15, 17, 18,

122, 127,

187,235,252

19,21,22,23,24,26,27,

alâmet 42,78, 163,236,310

28,30,31,32,33,34,35,
36, 37, 38, 39, 40, 42, 44,

âlem

13,

19,22,23,24,25,27,

30,31,32,35,36,41,42,
56, 74, 77, 80, 82, 84, 85,

46,47,48,49,50,51,52,
53, 55, 56, 57, 58, 59, 60,

87,89,91,92,96, 106, 110,
111, 113, 115, 116, 119,

61,62,63,65,66,67,68, 69,70,71,73,74,75,76,

121, 126, 131, 132, 133, 135, 138, 147, 150, 151,
153, 161, 162, 165, 169, 171, 173, 174, 175, 177,

77,78,79,80,81,83,84,
85,87,88,89,90,91,92,
93, 94, 95, 96, 97, 98, 99,

100, 101, 102, 103, 104,

178, 181, 183, 184, 186,
187, 189, 192, 194, 196,

105, 106, 108, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118,

200,201,206,214,217,
224, 226, 228, 235, 236, 240, 242, 247, 248, 249,

123, 124, 125, 126, 127,
129, 130, 131, 132, 133,

135, 136, 137, 138, 139,

BAKARA
345

140, 141, 142, 143, 144,
145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 169, 170,
171, 172, 173, 174, 175,

Allah korkusu 10, 62, 66, 67, 232,

287
Allah'la seyir

94

Allah

sevgilileri

242

Allah Teâlâ 31,32,38,42,47,57,
58, 62, 63, 67, 81, 102, 108,

131, 133, 173, 174, 177, 187,
191, 193, 198, 201, 203,

177, 179, 180, 181, 182, 183, 185, 186, 187, 188,
189, 190, 191, 192, 193,

208 2 °9> 213, 214, 222,
>

223 233 236 246 253
' '
'

'

>

194, 195, 196, 198, 200,

266 277 316 325 330
'
'

'

'

201,202,203,205,206,

Allâhu ekber 119
altln

207,208,209,210,211, 212,213,214,215,216, 217,218,219,221,222,
223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 232, 233, 234,

144 277
'

âmâ 270,308
ambar 204
amel 40, 44, 69, 75, 77, 86, 87, 88,

89,93, 127, 173,207,208,

219,222,298,325,340
236,237,238,239,241,

Amentü
242, 246, 247, 248, 249,

billâh

223

Amerika 224

250,251,252,253,254,
âmin 25
255, 256, 257, 258, 259,

ana 39, 116, 127,214,231,240,

261,263,264,265,266, 267,268,269,270,271,

248
ana rahmi 127, 240
~ rn r7 anne 167, 236, 260, 262 /o r»o apaçk

272,273,274,275,277,278,
280,281,282,283,285,
287, 288, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297,

w

^
,

^
arap
arif

a 82, o 53,

1

,

^m^ H^
,

148, 198,

319

->r>

Araf 26> 27> 69

298,299,301,302,303,
304, 305, 306, 307, 308,

18,54,100,106,116,117,
,

23 2 24, 225, 237

310,311,312,314,316, 317,318,319,320,321,
323, 324, 325, 326, 327, 330, 331, 332, 333, 334,

Arapça 106,224,225

50,58,59, 104, 117, 118, 137,
170, 193, 195, 203, 204,

207, 216, 230, 242, 251, 259, 282, 321, 326

335, 336, 338, 339, 340

Kelime indeksi
346

ârifibillâh

117

âyet 50,

129,317
206,

Aristo

248

âyet-i celîle 78, 80, 129, 130,

ar

119, 156, 170, 173, 180,226,

267, 281
âyet-i

312,322
arzu 53, 63, 89, 99,
1

kerîme 28, 56, 58, 59, 62,
74, 106, 137, 144, 147, 155,

14, 132, 134,

167,200,206,216,226,
237, 242, 265, 276, 294,

157,

168,221,270,297,

298,316

301,303,304,316
ashâb- imal 69 ashâb- yemîn 69
asl 47, 56, 58, 86, 98, 137, 139,

ayp

44, 91, 102

ayn 73, 141
ayna 49, 118, 143, 152, 260, 301
ayne'l-yakîn 75, 141, 206, 301,
âzâ

320

144, 177, 184, 194,222, 117, 129,

134,235,250,254,

225, 233, 234, 235, 254,

326
azab 9, 10, 11,55,69,70,85,98,

262,285,301,313,329,
333, 335, 339
108, 151, 182, 187, 189,228,

Asya 224

233,236,265,269,271,272,
aikâr 35, 37, 43, 81, 84, 90, 143,

275,293,297,313,314,
152, 167, 174, 175, 177,

316,319,331,332,336
180, 186, 188, 192, 195,

200,201,226,239,242,

âzâd 125,235,250,254

245,299,301,312

azamet 34, 132,295,329

ak

13,31,91,93, 116, 118, 123,
129, 134, 144, 169, 173,

azk 210,215
azz 23,24, 130, 141, 196,203,
228, 259, 283, 308

189,241,254,262,276,
287, 308, 338
ata

B
baba 82, 167, 191, 234, 261, 279,
285, 297

297

ate 27,32,65,98, 194, 195,265,

278,287,313,316,337,339
ate felei 32

barsak 148
bahar 64, 85

atom 84

avam

145, 146, 192, 195

Bakara 1,3,5, 13, 15, 17, 18, 19,

Avrupa 224
ay 153,

38,40,47,51,58,68,

91,

154,204,225,286

106, 129, 144, 147, 173,

ayak 45,97, 116, 119, 182,272

183,200,211,225,253,

âyân-

sabite 41

268,275,281

BAKARA
347

bakî 71, 162, 164, 170, 171, 187,

belde 74

230
balçk 120, 159, 160
basîret

ben 23, 30, 44, 46, 79, 88, 93, 109,
115, 117, 118, 138, 159,

83,111,148,151,204,285,
304

163,207,211,214,224,

236,241,251,258,268,
103, 104, 120,

ba 34,78,87,98,
122,

271,274,279,286,292,
297, 298, 328, 334

126,289,304,329,

332, 335

Benî Salim 198
Bereât

ba

gözü 87, 98, 304

179

bat 200,289

berzah 26, 74, 112, 135, 146, 147,

bâtn 31,42,45,74,77,89,97,
100, 101, 102, 105, 111, 131, 144, 153, 163, 164, 166, 168, 172, 173, 180, 181, 182,
184, 192,

235
Besmele 115

be 7,41,62,70,80,81,84,86,
87,92, 119, 129, 130, 131,
160, 161, 163, 164, 167, 168, 170, 171, 172, 174, 190,237,

197,202,206,

223, 230, 239, 240, 249, 252, 258, 293, 303, 305

249, 267, 268, 289, 294

bâtnî 31, 103, 105, 153

beer 44, 195,308,338
beeriyet 258,261,302

batma 153
Bâyezîd 127
Bâyezîd Bestâmî 127

be

hazret 41,

1

74

beyaz 78,81, 107,294

bayram

6, 74,

139, 142, 144, 145,

Beyt 78

146, 149, 152, 154, 157, 158, 194, 197,

Beyyine 227, 316
Beyzâvî Tefsiri 267

199,203

bedbaht 68, 70, 270, 278, 307,

bezletmek 216, 217
biat

317,319
beddua 100
beden 75, 103, 202, 236, 268, 329
Bedevi 318
bedir 225

152, 162, 174, 185

bid'at

86,266

bidayet 131
Bilâl

123, 157, 189, 196

bilek
bilgi

102

beka 140, 156, 163, 182, 183, 187,
188, 190, 196, 198,
bekâ-i evvel
bekâ-i sânî

19,77,95,241,288,310,340

199,297

bilkuvve 144, 178, 188,338

147,148
147
192

binek 237
birlik 29, 34, 36, 37, 38, 101, 104,

belâ 48,52, 115, 173,

109, 111, 137, 137, 140,

Kelime indeksi
348

142, 143, 148, 149, 150,
153, 156, 167, 178, 181,

109, 126, 130, 162, 164, 183, 187, 189,209,228,

182, 186, 187, 193,201,

233, 235, 239, 266, 270,

225,230,231,256,257,271,
272,277,280,281,289,
cehrî
celâl

293,316,324,327
193, 194, 196, 198
7, 27, 42, 45, 46, 49, 54, 67,

305,314,315,319,330
bizlik

284

148, 165, 177, 178, 182, 184,

boyun 34, 77, 104, 180, 191, 212,

186,
celîl

188,203,247,272,306

238,276,302,311,318,
323, 329

23,78,259
41, 131, 140, 147, 148, 149, 157, 163, 195

cem
276

boyun

eme

77, 104,

buday 59,215,291

cemaat 74, 105, 130, 139, 142,
143, 198

buz
bulu

62, 181,

182,325,337
288

Buhar

32, 138, 166, 187, 209,

cemâd 134

ça

110

Cemâl

118, 148, 165, 177, 178,

burhan 125, 212
Bursevî 6,

188,247,287,306,308
cemâl-i Resûlullah 118
cem'-i evvel

18,21,31,35,38,55,

142, 147, 148, 162
147, 156

76, 106, 110, 137, 155,201,

cemu'1-cem'

205, 232, 254, 275, 283,

Cenâb- Mevlâ 263
291,314,316
cenin 52, 235

burun 93, 100,294,310
cennet 64, 69, 79, 85, 90, 93,
1

14,

130, 133, 162, 164, 183, 187,
189, 192, 194, 195,207,233,

Câbir

b.

Abdullah Ensârî 28
234, 235, 242, 243, 274
cesed 89, 200

Cafer 29

can 84,85,91,92,93, 119, 126,

cevher 117,260
ceza 70, 76, 78,

215,278,281,284,294,306
cânân 134,215,216,306,333
ceberut 25, 84, 172, 174
Cebrail
cefâ

162,264

cezbe 63, 116, 133,255
Cibril
cifir

31,35,79, 107, 108

19,30,35, 108, 121, 176

68
kitab 68

59,238,263,306

cifir

cehalet 47, 136, 202, 210, 263,

cihan
cihat

44,65,74,268
97

266,268,279,295,319
cehennem
58, 65, 69, 70, 79, 98,

cihet 65, 66, 144, 145

BAKARA
349

cimri

205,209

dalga 84

cimrilik 64, 75, 96, 152, 205, 208,

damar 80,261,312
davet 133,140,155,211,227,228,

209
cin 96, 150, 151
cinsiyet

264, 265, 272, 285, 286,

109

288,291,292,339

cisim 30, 121, 187, 235, 236, 285,

Dâvûd

108, 148, 157, 189,264,

306, 340 cismanî 75, 168
cismâniyet 81

299
Deccal 201,255

dedikodu 45, 96, 102, 105, 160,

cömert 134,209,219
cömertlik 75, 96, 102, 210, 219

217,334
dehre
7,

160, 161

cuma

6, 8, 17,

139, 143, 144, 145,

Deizm 248
delil

152, 154, 157, 158, 193, 195, 197, 198,

19,37,74,76,78,83,87,
125, 182, 196, 198,205,

199,273,290

cuma namaz
290

139, 152, 157, 199,

207,219,225,245,246, 252,273,293,301,306,
307, 320, 334, 335
deniz 121,225,304

Cüneyd-i Badadî 266

Cüz 174,256
Çalab 74
çare

dervi 314, 335
deve 79, 153, 154, 184, 197,289,
293, 308
devr-i

120,218,309

çekim gücü 116

çeme
çift

93, 134

Âdemi

1

57

112

dîdar 74
dil

çirkin

49,96,293,321
43

22, 88, 100, 117, 134, 160, 240,

çirkinlik

318,326
dîn 15, 17, 18,47,53,83,84,88,

çokluk 31, 75, 86, 149, 171, 186,

225,230,281
çukur 250, 254, 267

97,98, 110, 126, 150,204,
240, 243, 257, 274, 275,

D
dâbbetul-arz 201
dirili

283,318,324,331
din günü 116, 324

138,222,235,239,240

da

284, 304, 329

dirsek 102

daire 24, 32, 33, 45, 170, 179,

208

doma

8,

107, 154, 199, 202, 260,

Dâl 41
dalâlet 24, 151, 152, 258, 266,

268, 270, 285

281

doruluk

94,

307

Kelime indeksi
350

doru 15,24,32,33,47,51,52,
54,64,68,79,91,95,96,
106, 108, 109, 112, 117, 122, 125, 127, 143, 154, 166, 186, 187, 191,206,211,

164, 174, 181, 192, 195,

203, 208, 209, 228, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,241,242, 243, 254, 259,261,262, 267, 269, 272, 278, 282,
296, 303, 305,314,315, 325, 329, 335, 339, 340

219,228,230,246,248,
249, 250, 253, 264, 265,

268, 270, 273, 276, 280, 283, 286, 288, 289, 294,

296,298,310,338,340
dolunay 166,225,228,286
dost 31, 43, 60, 93, 95, 230, 238,

ebed 23, 32, 55, 70, 84, 85, 92,
150, 160, 161, 172, 181, 182, 184, 187,227,260,

255, 267, 287, 296, 303,
306, 335, 336, 339
dostluk 238, 287, 296, 303, 339
dört tekbîr 93, 134
ebrâr

265,312,316,320
207

Ebû

Bekir

189,290,340

dört unsur 41, 134

Ebû Cehil 134,277,312,330
EbûHanîfe 109

duâ 24,92, 106, 120, 129, 133,

218,272,295,297,303,311
dudak 22,26,49,311
duvar 116,224,289

Ebû Hüseyin 58

EbûLeheb 45,278
Ebû Turâb 62
EbûYezîd 164, 196,272

duygu 57,83,86, 102, 104, 110,
112, 119, 134,240,255,

Ebû

Yezîd el-Bistâmî

164

265, 280, 284, 285, 294,

ecir 78, 131,

181

303,304,318,326,334
duyu 48,
58, 63, 76, 80, 81, 83, 84,

edep 45, 46, 89, 232, 279, 287,
297, 333
edepsizlik
ef'âl

91,95, 101, 102, 103, 104,
105, 110, 111, 137, 155,
164, 175, 176,238,239,

279

118, 171, 174, 178

efendi

17,28,29,45, 58,61,67,
74,79, 101, 105, 107, 108,
109, 113, 131, 137, 150, 171,

249,271,286,307,312,

314,320,326,333,335
dünya
9, 31,

32, 42, 43, 59, 60, 69,

205,215,223,231,237,
258, 259, 276, 283, 295,

82,84,85,88,89,90,91,
93, 108, 115, 116, 117, 126,

301,333,334,336,340
efsun 308

132, 138, 145, 153, 154, 162,

BAKARA
351

ehl-i

cem

143, 153

el-Hay 94
Elif 5, 13, 18,

ehl-ifark
ehl-i kitap

153

19,21,22,23,24,

318

25,26,27,29,30,31,32,

ekim 233

33,34,35,36,38,39,41,47
Elif,

Ekrem 19,22,25,34,38,39,42,
52,79,87,88, 105, 106,
114, 125, 126, 130, 131,

Lâm,

Mîm

5, 13, 18,

21, 29,

30,31,35
el-Kayyûm 94
el-Mugnî 24
el-Muhyî 24
el-Muîd 24
el-Muizz 24

205,211,212,213,239,

247,257,273,321,332
el

15,

17,21,22,23,24,25,26,
28, 37, 38, 40, 42, 47, 48,

50,60,74,81,86,87,94,
el-Musavvir 24

96,97, 115, 116, 117, 119,

el-Mübdî 23
120, 152, 163, 164, 168, 191,

el-Mübîn 24

203,213,216,222,223,232,
233, 235, 236, 237, 246,
247, 249, 252, 256, 257,

el-Mumin 94
el-Vâhid 24
el-Vâlî

271,276,277,285,294,

24
23

295,296,301,330,336
el-Âhir 24, 152
el-Bâis el-Bâri
el-Bâsit

el-Vâsi

el-Vehhab 24

23

emanet 39,43, 102, 167, 170, 171,

24 24 194,261

214,259,261,265
emel 19,89,207,209,327

elbise 25, 112, 181, 183,

emîn 48,64, 148, 153, 181, 183,

el-Câmi 24
el-Cemîl 271
elçi

263,271,288,297,316
emir 33,63,64,65,83,98, 101,
120, 141, 167,256,288,

31,50,51,53
bezmi 80

Elest

291,292
Emire'l-mü'minîn 28

el-Evvel 24, 152

el-Fettâh

24

emmâre

153, 167

el-Ganî 24

emniyet 288, 307
enbiyâ 138, 151

El-Hâdî 51

el-Hâfz 23

endie 89,258
Ene'1-Hakk 196, 197
eniyyet 74

el-Hak 24

el-Hâlk 24

Kelime indeksi
352

en-Nâffi 24

ezan 101, 123, 162
ezel
ezelî

en-Nûr 125
Ensâr 155,289,290
envâr 267, 296

23,25, 161, 188,267,302

25,70, 181,265,278,299,

320
ez-

erkân 77, 89, 129
erkek 57,279,338

Zahir 24

ermi 85,88,97,254 ermi
insan 85,

254

fâcir

207
88, 140, 158, 162, 163, 164,

er-Rab 24, 247, 250
er-Râfi

fânî

24
fare

187,200,239,335
240
25,38,51,83,99, 111, 135,
140, 142, 143, 144, 146, 147, 148, 149, 152, 153, 156, 158, 159, 175, 189, 198,

er-Rakîb 24 er-Rezzâk 24
esfel-i sâfilin

fark

113

esma 115, 137, 162, 164, 166, 169,
170, 178,

181,252,299,300

esmâ-y
esrâr-

seb'a

137

199,225,233,305,

Muhammediye 30

319,320,321,332
fark- evvel
Farsça
farz

es-Samed 24

142, 146, 147, 148

eek 44,321,328
eit 52, 173, 175, 176,200

224

7,92,94,99, 100, 101, 103,
104, 105, 106, 107, 111, 112, 125, 130, 155, 157, 158, 160, 164, 176, 178,
185,

e-iblî 271

eya

21, 63, 98, 136, 147, 212, 285

evednâ 94, 188
evlat

278

187,205,208,209

evliya 63, 80, 185, 206, 227, 235,

fâsk 69, 77, 287
fâsid fasih

267, 325
evsâf 28, 242,

296, 338

267

312
17,24,52, 112, 115, 116,
117, 118,

evvel 24, 33, 43, 58, 59, 65, 77,

Fatiha

89, 107, 108, 120, 131, 134,

132,247,249,268

142, 146, 147, 148, 150, 152, 157, 159, 161, 162,

Fatimatu
fazilet

z-

Zehra 29

49,69,91, 109, 111, 113,
130, 131, 150, 173, 176,

163, 169, 171, 184, 194,

195,208,224,231,235,

209,210,231,234,246
fecir

236,237,240,260,261,

24, 109, 112, 113

277,321,337

Fecr

namaz 109

BAKARA
353

felah 217, 221, 245, 264, 266, 326,

gavs

128, 141

327
felek 33, 156, 161, 175,
felsefeci

Gavs Âzam 128
181,308
gayb 63, 66, 73, 74, 75, 76, 77, 78,

180

80,81,82,83,84,85,86,
87,89,91,92,96, 111, 133,
135, 143, 153, 165, 166,

fena 45, 54, 64, 93, 134, 140, 144,

147, 148, 155, 162, 163, 164,
168, 170, 172, 181, 182, 183, 185, 186, 188, 189, 190,

169,204,222,333
gaybul-gayb 153
gayret

196,

197,201,259,261,

51,56,62, 118, 160, 213,

275, 297, 329, 333, 340
fena ahlâk
fenâ-i evvel fenâ-i sânî
fer'i

218,243,276,320,326
gazab 118,151,182,183,187,316
gece 43,90,91,96, 101, 109, 112,
161, 174, 177, 178, 193,
194, 195, 198,201,260,

93,261
147, 148, 170

147

232,233

fer 119
feyz 35, 46, 81, 149, 170, 333,
ftrî

268, 287, 323

334

gece yolcular 323

52,71,256

gda

86, 119,

168,210,250,337

Fihî-Mâfih 35
fiil

girdab
gizli

267,319
45, 49, 66, 76, 77,

52,61,99, 106, 130, 166, 168,

8, 30, 43,

178,223,251,304
fikir

90, 112, 117, 136, 153, 158,

95, 136, 160, 206, 257,

265

167, 170, 173, 178, 180, 181,
182, 193, 194, 195,240,

Firavun
fitne

54,58,251,257,330

228, 266, 278

251,255,260,261,331
gizli gizli

fukara

59,216

hazine 30, 158

Furkân 50,70, 133, 135,219
Fütuhat 249

irk 66
59, 100,

göüs

170,265

gökyüzü 88, 321
gölge
gafil

107, 194, 202, 203, 242,

243

44, 117, 218, 254, 279, 295,

gönül 30,67,77,91, 100, 122,
123, 148,

298, 309, 325
gaflet 47, 96, 146, 147, 195,

164,229,262,268,

268,

287, 307, 326, 329, 333, 335

298,312,315,329
gâib 80, 83, 84, 128

gönül alçakl 67, 77
gönül aynas 262

ganî 24, 93, 190
garip

görme 41,

75, 76, 83, 84, 111, 140,

181,312,323

158, 176, 189, 197,205,

Kelime indeksi 354

206, 242, 294, 306

Hac Bekta Velî

110, 232,

254

gövde 17, 32, 113
göz 18,43,46,64,67,82,91,97,
98, 138, 141, 148, 161,303,

Hâdî 51,71, 136,291
Hadîs 53, 130, 131, 133, 139, 160,
180, 184, 191, 194,200,

305,306,307,311
güç 74, 75, 78, 96, 103, 265, 272
gül

236, 288
hâdise 75, 84, 85, 130, 139, 149,

93,217,287,322
96
55, 56, 57, 58, 59, 60, 62,

190,
hâdîs-i erîf

193,222,238,275,291
67

gümü
günah

hakâyik 267
hakikat 23, 28, 59, 74, 84, 85, 86,
87, 117, 122, 132, 144, 146,

63,69,70,71,89,93,99,
127, 132, 137, 147, 148, 197,

209, 258, 265, 283, 287, 297,

159, 180, 193, 196, 198,201,

316,319,324,326,327
günahkâr 93, 287

203,230,234,241,261,
262, 267, 268, 286, 333
Hakîkat-i

gündüz 8,96, 193, 195

Muhammedi 35,183
Muhammediyye
59, 156,

Güne

54, 107, 138, 153,

154,200

Hakîkat-i

güven 48,67,71,88, 103, 136,

170, 171, 181
hakîkî 33, 54, 57, 68, 74, 91, 92,
93, 135, 146, 148, 172, 177,

180,228,255,274,298,

314,315,316
güzellik

43,48,60,85,91, 112,

182,202,222,258,262,
300, 324, 335

280,295,298,301,303,
306, 307, 322, 327, 336

Hakîm 19,22,36,42,78,87,88,
125,203,239,247,257
hakirlik

H
Hâ 41,275
haber 37, 47, 56, 62, 63, 79, 87,
95, 108, 120, 151, 159, 180,

100,234,250,298,337
19,27,30,34,43,45,

Hakk

13,

47, 49, 50, 59, 60, 62, 65,
66, 67, 68, 69, 74, 75, 80,
85, 88, 89, 90, 96, 97, 98,

194,205,206,211,226,
235, 245, 290, 296

110, 112, 113, 114, 115, 118, 119, 123, 124, 125, 129,
132, 137, 138, 140, 142,

habîb 70, 118,318
habis 338,

339

hac 78,97, 123, 125, 197, 199,
204, 224, 264, 324
hacet 218

144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 152, 155, 159,

160, 162, 165, 166, 169,

Hac Bayram Velî

74

170, 172, 174, 175, 179,

1

BAKARA
355

181, 182, 196, 197, 198,

hâmid 150
hâmile 235

204,206,210,211,212,
213, 214, 215, 216, 217,
221, 222, 223, 225, 226,

haram

59, 64, 65, 67, 76, 99, 100,

102, 107, 185, 186, 206,

232, 233, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 249, 251, 253, 254, 255, 256, 257,
258, 259, 261, 262, 263, 271, 274, 275, 280, 282, 286,

212, 232, 240, 264, 278, 297, 310, 321, 325, 327
hareke 19, 23, 33
har f 19j 2 1, 22, 23, 25, 27, 32, 35,
38>
harf-i tarif

76 2 26
38

288,292,295,296,297, 298,299,300,301,302,

Hârût 329, 330

303,305,306,307,313,
315,316,318,324,325,
326, 329, 330, 335, 336
Hakka'l-yakîn 75,206,301
hâl

Hasan

29, 59, 60,

215

Hasan-r Basrî 59
hâscnc 2
.

^

,

26,53,63,77, 103, 115, 137,
142, 154, 159, 182, 183,

hastalk 58, 115, 192,217,254,

270,279,298,309,313,326,
185,

195,202,219,230,

331,332,333,334,337,339
238, 252, 259, 284, 287,

har
300, 326, 333
hâlâ 48,57,

148, 183, 196, 209, 212, 233,

237, 239, 260, 266

154,226,255
hayet 326

halda 322

Hâlk
halîfe

24, 206, 247, 275, 325,

327

hatem 9,36, 129, 130,269
hava 84
havas 25, 26, 27, 54, 57, 58, 63,

82, 179,

214

Halîl

119

halim 53,64,273,334
ia|:

l45 l46
'

07

havassul-havas 26

halk 124, 156, 160, 167, 172, 178,
179, 252, 263, 278, 300,

havf 59 130 287
'
'

308

hay â 94 102
'

halka 41, 64, 145, 146, 147, 171,
189, 216, 252, 253, 259,

ha y al 66 84 95 104 234 238
>
> > > '

'

262 311, 319, 329
>

263,300,304
halvet 59, 66, 95,

hayal gücü

104

255

hayat 21, 24, 57, 62, 85, 94, 163,

hamd 49,50,106,115,116,131,
132,135,151,201

200,231,232,236,248,

281,299,309,337

Kelime indeksi 356

hayr 40, 44, 79, 93,

97, 100, 185,

88, 132, 133, 134, 151, 179,

205,217,218,224,235,
258, 299, 323, 336

208,219,222,243,245,246,
253,254,255,257,258,

hayvan 64, 134, 168, 169, 184, 302

264,266,267,268,281
hikmet 6,7,8,
13,

hayvan

57, 64, 65, 69, 132, 185,

18,36,53,75,

186,201,202,260
hayvanlk 64

88,90, 103, 112, 138, 139,
160, 165, 168, 169, 170, 175, 184, 190, 193, 199,

Hayy

138, 162

hazarât-

hams 171,174

202, 207, 253, 255, 263,
273, 275, 276, 303, 307,

hazine 30, 152, 158, 181, 209, 260,

272
hazret-i ceberut

309,310,311,316,329
172

himmet

132,

276

hazret-i lâhût
hazret-i hazret-i

172

hiyanet 265

melekût 172

hizmet 15,45,60,89, 114, 143,
144, 189, 192, 193,229,

mülk 172
172
279, 286, 288

hazret-i nâsût

He 24,41
hece 165,229
hediye 122, 123,211

hor 105,276,298,337

138

hüccet 198
huruf-i mukattaa 29, 30, 35

hekim 270,288
helâl 64, 99, 100, 102, 206, 212,

hutbe

6,

139, 145, 149, 150, 151,

232,278,310,327
heybet 67, 120,271,272,326

152, 158, 159

huy

56, 57, 64, 94, 126, 140, 189,

Hristiyan 118, 227

233, 236, 265, 278, 302,

Hristiyanlk 118

331,337
huzur 30, 57, 61,71, 89, 105, 110,
116, 117, 119, 120, 121, 122, 127, 128, 132, 133, 135,
136, 144, 147, 157, 158, 159, 160, 168, 184, 185,

hrs 51,60,85,89,99, 119,208,

209,212,216,278,325

hsm
Hzr
hibe

120

273

76,208

hicâb 69, 146, 147, 195, 206, 207,

207,214,215,237,238,

306,315
hicret
hiçlik 15, 17, 154,

239,241,262,268,324
155,289 183,253 hüdâ 51,239

122, 138, 159,
5, 9,

hüküm

34, 46, 52, 63, 78, 95, 97,

hidâyet

37, 51, 52, 53, 63, 70,

100, 103, 104, 110, 111,

1

BAKARA
357

137, 157, 165, 166, 172,

131, 135, 163, 184,237,

179, 184, 196, 198,218,

264, 265, 273, 275, 297, 298,

222, 223, 227, 246, 249,

318,324,330,334,335
iblis

253,288,291,300,304,

278, 280, 281, 307, 308, 312

305,310,319
hülasa 43,

bn-iSerh 321

299

bnMes'ûd

21

Hüseyin 21,22,25,26,28,29,

bn

Ubey 290

31,37,40,42,47,50,58,
60,74,81,86,87, 115,213,

bnulAbbas 107
bnul- Arabi
239
18, 34, 116, 123, 124,

216,222,230,233,235,246,
247, 249, 252, 256, 257,

brahim

39, 108, 131, 137, 149,

301,304,306,316,330
hüsran 97, 167,316
hüviyet 73,74, 196,216

151, 156, 172, 174, 199,

225,241,295

brahim Edhem 241
branca 224
ibret 98, 148,

hüzün

13,

119,238,315,334

Hz. Ali 18,28,29,81,207,261 Hz.

213, 250, 287, 297,

Aye

45, 135
icabet

313,329
133,272

Hz. Havva 194, 195 Hz. Niyâzî 240
Hz.
I

icad 41

Ömer

62,78, 135

icmal 6,47, 142, 143, 156, 172

42, 45, 46, 56, 57, 11, 89, 93,

104, 131, 160, 165, 171,206,
îsâ

49,68, 131, 150, 151, 172,
174, 175, 177, 191, 192,225,

208, 223, 259, 262, 265,

226, 227, 255, 308, 309

278,280,293,303,318
içki

s

60, 84,

89

1 1

k
yd

27,46,84, 112, 118, 122, 135,
153, 154,

idrâk

21,35,83,88,90, 115, 135,
136, 138, 142, 145, 148, 149, 151, 159, 163, 164, 188,

182,200,201,219,

225, 228, 245, 253, 254, 286
îtikad

66,77, 180,279,282

191,206,213,214,

152

216,218,235,240,243,

ibâdet

13,45,60,64,67,75,79,

250,252,253,256,259,
285, 302, 305 drîs 39, 175, 177
iftar

85,89,90,93,97,99, 104,
105, 106, 110, 113, 114, 116, 117, 123, 124, 125, 130,

107, 197, 199

Kelime indeksi
358

ihata

33
198

293,294,296,300,301,
305,307,308,312,319,
323, 330, 333, 334, 339
ilâhilâhî

ihfâ 8, 193, 194, 195, 196,
ihlâs

206,217,297,298
22,266,325

ihlâsh

mûtekad 124

ihram 162
ihsan 23, 24, 44, 57, 63, 65, 96,

21,36,41,69,73,74,78,
84,85,90,91,96, 113, 133,
138, 144, 156, 158, 160, 161, 168, 169, 170, 178, 183, 189, 190, 196,202,

102, 114, 119, 127, 130, 150,

159,213,216,217,

219,257,260,286,334
ikâme 18,73, 115, 129

214,216,222,254,255, 256,257,267,270,271,
iki el

31

274, 275, 280, 287, 293,
ikilik

94, 162, 185, 186, 188, 189,

294,296,300,301,307,

190,206,224,310
ikindi

308,312,319,323,330,
333, 334, 339
ilim

106, 107, 110, 111, 112,

131, 181,
ikindi

183,290

34,86,95, 111, 141, 181,

namaz 106,107,108,110,
111, 131, 134, 166, 167,
illet

186,222,228,253,298,340
267, 309, 332, 336, 337

178, 181,
iki

183,290

ilme'l-yakîn
ilm-i

75,206,301,321

yüzlülük 56, 64, 237, 279, 319,

bâtn 89
57

322,325,331
ikrâ 43,

ilm-i hakîkî ilm-i ledün

77

254

ikrar 77, 83, 86, 88, 228, 281, 282,

ilmullah
iltica

113

320, 321
ilaç

213
107, 143, 176, 177, 187, 188

115,225

imam

ilâh

21,30,31,36,41,48,57,59,
69, 73, 74, 78, 84, 85, 90,

mam Beâvî
imamet 176

281

91,96, 100, 113, 119, 120,
124, 126, 133, 138, 144, 147, 156, 157, 158, 160, 161, 168,
169, 170, 178, 181, 183, 189, 190, 196,202,203,

mam Hasan
îmân
9,

215

18,37,55,56,59,66,73,

74,75,76,77,78,79,81,
86,87,88,89,92, 133, 134,
135, 136, 148, 151, 168,

214,216,222,231,248,
249, 250, 254, 255, 256,

177,207,208,221,222,

223,226,227,231,232,
243, 245, 246, 256, 260, 266, 268, 269, 270, 274,

257,263,267,270,271, 274,275,280,281,287,

BAKARA
359

275,276,278,280,281,

irfân-

Muhammedi 30

287,291,302,317,318,

irâd 51,52,63, 140, 141, 142,
143, 144,
isim

319,321,323,324,340
inayet
inci

155,219,253,270

53,70,96, 129

24,36,73,80, 115, 137, 138,
150, 162, 164, 172, 178, 193,

27, 54, 335

ncil 39,48,68
infâk

201,247,248,249,253,257,

15,73,75,76,96, 133, 135,

267,273,299,300,301

204,208,209,210,211,

slâm 36,56,77,78,87,
157, 179, 180,

134, 150,

212,215,243,266,323
inkâr 83, 223, 227, 236, 269, 271,

193,318

smail 18,21,31,35,38,55,76,
106, 110, 119, 137,205,

274,275,277,281,282,285,

302,306,316,320,338,340

232,251,254,275,283,

nsan 15,30,31,40,42,43,77,
90,91,96, 100, 102, 133,
149, 163, 174, 175, 184, 191,

291,314,316
ism-iâzam 36, 157, 166, 170, 171,
202, 308
ispat 76, 83,
isrâ

195,208,209,212,215,

87

228,231,236,239,241,

106, 109,

195,201,260,271

248,250,260,261,265,268,
275, 278, 287, 306, 308,

istidat

70, 71, 151

istifar
istihza

63 78

314,329,330,333,337
insân- kâmil 13, 19, 21, 22, 25, 26,
28, 37, 40, 42, 47, 50, 74,

istikâmet
istikrar

111,224,258

88
291

81,86,87, 115, 116, 129,
143, 148, 149, 152, 153, 163, 174, 186, 192, 193,

istiare 290,
istiva

157,

272
132,268,307,

isyan 62,63, 127,

213,216,222,233,235,
246, 247, 249, 252, 256,

324, 325, 333
iaret 6,7,

18,22,23,35,36,38,

257,301,330
insanlk 39, 45, 339
inzâr 283,
iptila

41,42,47,49,82, 130, 131,
132, 133, 139, 140, 142, 144, 146, 147, 149, 152, 153,
156, 157, 158, 161, 167,

323

286, 309

irade

26,27,31,33,34,52,53,
63,

168, 170, 177, 178, 184,
185, 186, 189, 194, 196,

163,242,248,259,288,

289,291,302,303,330
irfan 75, 85,

197,200,201,225,246,

217, 222, 285

248,285,293,296,318

Kelime indeksi
360

iitme 26,33,34, 111, 158, 159,
163, 198, 199,282,294,

Kadir gecesi 13,179

Kâf 41,80, 160,208,277
kâfir 9,

297,302,311
îtimâd 65, 66, 95, 103, 207, 216
itiraz

10,49,54,77,90,98,99,

162, 168, 193,227,269,

45, 46, 230,

265

270, 272, 273, 274, 275,

itmi'nan 203, 207, 265
ittikâ
iyilik

276,277,278,280,281,
283, 286, 287, 289, 292, 293,

6,55,59,65, 135,323
45, 47, 61, 90, 96, 97, 100,
102, 173,

302,312,313,320,321,
322, 326, 330, 332, 335

175,208,212,263,

264,282,294,295,315,335
izafet

Kahhâr 137, 138, 162, 164
kahr 27, 136, 183, 201, 270, 309,

33, 147
1

izdivaç
izhar
izzet

94

312,316
kâim 21, 25, 148, 184, 294, 340

25
kâinat 40, 43,

46

24,61,62, 100, 132,210,
kalb-i selim 60, 71

234, 242, 304, 320

Kalem-Â'lâ 156

K
Kabe 77, 107, 110, 129, 141, 142,

kalp 89, 121, 125, 192,200
kalp 30, 57, 60, 71, 81, 82, 88, 89,

94,98, 110, 122, 134, 144,
144, 145, 146, 154, 162,

145, 146, 153, 154, 160,
163, 176, 197,

199,224
165, 166, 167, 184, 187, 188, 192, 196,200,236,

kâbekavseyn 94, 182, 183, 186,
187, 188

265, 268, 277, 293, 294, 295, 296, 298, 299, 300,

kâbe kavseyn ev ednâ 94, 188
kabile

176, 186, 187, 190, 203,

290

301,302,303,304,311,
323, 325, 332, 333, 334

kabiliyet

52,53,71,80,83,88,

118,256,271,292,306,

kâmil insan 19,31,50,55, 117,
138,

310,332
kabir
1

163,225,242,243,

19, 182, 236, 239, 273,

297

255, 308, 334

kade 176, 186, 187, 190
kadeh 141,226
kader 68,79,87,91, 136,221,
222, 292, 304, 332

kanat 173, 174, 176
kandil 27, 28, 29, 149, 294, 320

kap 202,259
karanlk 88,90, 109, 111, 112,
153, 165, 166, 167, 181,

kadn 194,240,290,328
kadîm 25
Kadir 13,39, 179

183,200,201,255,268,276,
285, 320, 329, 333, 334

BAKARA
361

karde 24, 31, 61, 102, 208, 218,
263, 296
kavi 57, 68, 258, 259,

kevnî 25, 137, 196 kevnî âlem 25

274

kble 90, 92, 123, 132, 145

kayyûm

23, 94, 138, 162

klç

155, 289, 313, 320,

322

kayyûmiyet 23
kaza 68, 91, 136, 292

k raat
krk

8

>

46 106, 123, 129, 193
>

161, 164, 170, 216, 310, 311,

kazma 43, 119
kelâm 42, 48, 49, 50, 52, 54, 193,
195, 196, 225, 227, 270,

312

kskançlk 271, 297, 331, 332, 337

Mm

30, 50, 76, 79, 82, 86, 90, 91, 98
'

272, 282, 285, 292, 299

102 106
' ' '
'

1

16
'

1

19
'

'

Kelâmullâh 49

120 123 127 128 129
'
'

kelîml58,172
kelime 24,29,31,38,40,41,43,

131,133,135,161,162, 170,176,185,190,192,
197,

199,200,201,213,

51,55,57,63,87,98, 100,

214,215,228,232,239,
106, 115,

152,203,204,211,

240,256,297,315,332
231,243,247,264,276,

kyamet
277,283,312,313,315,

8, 76,

79, 90, 91, 98,

1

19,

161, 162,

199,200,213,214,

318,320,321,326,331
kelime-i

215,228,232,240,256,297
kyl ü
kibir
kal

ahadet 98, 203, 312, 321
320

326

kelime-i tevhid 264,

57,85,89,210,254,263,

kemâl 41, 122, 148, 165, 167, 177,

178,187,188,191,207,
232, 243, 249, 255, 267,
277, 285, 302
kenz-i mahfî

^

26% 4326l

^

280> 297> 302>

^

kilit

249> 282) 293? 307) 284) 337

3U
2 29,

j^^

158

kir 69j 70> 71j 91j 94, 95,

keramet 63, 133, 327

258, 333
kitab- kerîm 337 kitâb-

kerem 93, 102, 122, 205, 210, 258
kerim 64
kesbi
kesîf

mübîn 113,261

293 234

kitâb- nâtk 46
Kitâbullah 40
kitap 5, 15, 18, 31, 35, 36, 37, 38,

keskin 82, 254, 308
kesret 31, 140, 146, 156, 179,

255

39, 40, 42, 47, 48, 52, 66,

keif 87, 137, 141, 146, 154, 176,
180, 187, 201, 251, 267, 293

68, 70, 134, 205, 210, 213,

215, 219, 223, 227, 302,

kevn 32, 167,169

318,337

Kelime indeksi
362

koku 23, 60,
kol
15, 17,

84, 93, 287, 31

1,

322

255, 258, 259, 263, 264, 273, 288, 303, 305, 309

190

konak 156, 170, 274, 289, 339
korku 15,89,90, 119, 122, 130,
136,

kulak 63,97,217,240,284,311
kulluk 88, 100, 104, 117, 130, 138,
147, 149, 183, 188, 192, 193,

154,202,238,258,

287, 288, 321

205,206,250,251,253,
258, 263, 264, 268, 297

kova 339

kovuculuk 96
köle 88, 101,

Kur'ân

5, 13, 15, 17,

18,21,23,

125,259,276

27,29,30,31,34,35,37,
39, 40, 44, 45, 46, 47, 48,

köpek 286
köprü 239
körlük 44, 60, 204, 229, 279, 308,

49,50,51,52,53,54,55,
56,57,67,70,71,77,78,
83, 84, 88, 100, 105, 106,

309
kötü 47, 52, 56, 58, 69, 94, 96,
99, 100, 102, 110, 120, 133,

110, 123, 125, 135, 155, 170, 172, 192, 193, 196, 198,204,

143, 182, 189,217,227,

208,223,225,231,232,
247, 248, 249, 250, 253,
256, 266, 272, 274, 283,

228, 234, 238, 262, 263,
265, 273, 275, 284, 294,

296,304,318,319,321,

291,299,307,308,321,
322, 323, 333, 334, 335

333,336,338,340
kötülük 70, 85, 208, 255, 263, 264,
265, 266, 270, 283, 287,

kurban 119, 199,289

kurb-

ferâiz

30

292,294,315,321

kurb-i kâbe kavseyni ev ednâ 94

Kubâ 198
kubbe 148, 149
kudret 32,84,85,92, 120, 151,
163,

Kurey 193
kurt

310,311

kurtulu 56,97, 113,209,221,
228, 232, 245, 246, 260, 264,

171,219,234,247,

248, 254, 306, 329, 330
kudsî hadîs 30,69, 147

265,266,309,315,326
kusur 23, 56,88, 127,263

Küfe 28
kul
19, 22, 30, 50, 67, 88, 89, 90,

ku

108,
5,

121,240,328
33, 40, 47, 48, 55, 94, 96,

kuku

100, 105, 112, 114, 118,

99, 100, 101,

124,283,320,

119, 120, 124, 125, 126,
133, 135, 190, 196,214,

332 KutbûlAktâb 142
kutsî hadîs

218,232,242,250,251,

212

BAKARA
363

kuûd

106, 129, 161, 187, 190, 192

Levlâk 59
Leyla
libas

kuvvet 34, 45, 54, 55, 63, 70, 94,
110, 119, 120, 134, 151, 154, 165, 166, 171, 173, 174, 186, 187, 189, 190, 196, 198, 199,217,233,

241,325
170, 181

lika

197

M
maddî 24,44,75,94, 114, 115,
122, 150, 151, 176, 177,
183, 189, 197,219,250,

248, 279, 293, 296, 329, 336, 337, 340

kuyu 329,339
küffâr

10,330

285, 307, 335

maddî kanat
küfür 58, 268, 274, 276, 277, 281,

1

76

marib
292,312,318
küllî 69, 170,

200, 201, 202, 249, 251

mahal 23, 25, 26, 38, 164, 170,

189,200,248

293,296,318
kün 33,
kürsî

34, 222, 277,

298

mahlûk
17,81, 170,226

22, 24, 41,

1

12, 125, 187,

223,250,251,253,256,
259,274,291
mahlûkât 22, 41, 112, 223, 250,
lâhût 30,84,85, 153, 172, 174

259, 274
lâhza

298
19, 36, 46, 57, 138,

mahmûd

142, 150, 151

ilahe illallah

maher 82,90, 119,232,239
maiet 324

146, 156, 157, 162,230,

231,281,312

makam

23, 25, 32, 38, 63, 74, 87,

Lâm

5, 13, 18,

19,21,24,25,26,
94, 104, 105, 113, 114, 118,

27,29,30,31,32,33,34,
35, 36, 38, 39,

123, 129, 133, 135, 136,

47

138, 140, 142, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 153, 154, 155, 157, 158,
159, 160, 161, 163, 177, 182, 186, 191, 192, 194,

lamelif 41
latif latif

34,35,84, 178,313
cisim 84

ledün 35, 94, 95, 96, 230, 254
ledünni 95, 96

195, 196, 198, 199,202,

le 297, 337
letafet

203,213,222,238,257,
259, 273, 327

81,234
332
171, 180

levha 40, 285,

makbul

89, 90, 135, 147, 183, 204,

Levh-i

Mahfuz 156, 170,

215,217

Kelime indeksi 364

maksat 19,28,29,30,43,44,45,

mauk

140,306,338

51,61,74, 137, 163, 184,

matlûb 75, 132, 162, 189

205,224,227,231,246,261,

mazhar 21, 26, 36, 46, 59, 70, 145,
167, 193, 194,201,202,

280,291,297,306,318
mâkul 33, 192
mâlâyâni 326
mâlik 24,210,247

210,256,258,297
mazharhilâfet

167

meâd
mebde

156, 159, 184 152, 170, 184, 195

mânâ

13, 15,

19,21,22,28,30,

31,34,35,41,42,44,46,
47, 49, 52, 54, 55, 56, 57,

mecburî ölüm 235

Mecîd 34,35
Mecîul-Beîr 149

65,81,84,86,91,92, 101,
106, 108, 115, 116, 117, 118, 119, 121, 126, 129,

Mecnûn 325

medh

78, 241
7, 15, 17, 154, 155, 156,

134, 135, 136, 138, 140, 144, 145, 146, 147, 148,
150, 151, 152, 162, 164, 168, 169, 171, 174, 175, 177, 185, 186, 188, 191,

Medîne

163, 164, 198,

199,289,290

Medine-i Münevvere 163

mehdî 68, 166, 191,255

mekân

22, 23, 104, 114, 175, 176,

207,209,214,222,229, 230,231,233,234,243, 247,248,252,253,261,
263, 267, 268, 275, 276, 277, 283, 285, 292, 296,

177, 190,

196,243,250

mekârim-i ahlâk 61, 239

Mekke

130, 154, 155, 156, 162,

163,

164,289

melâ 226, 296, 299

299,300,301,304,305,

melek 19,25,53,64,65,69,76,

308,313,316,326
manevî 15,24,31,44,54,70,71,

79,80,82,86,87,98, 106,
109, 113, 114, 121, 129,
130, 131, 137, 138, 142, 150, 151, 156, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 185, 189,

74,84,85,89,91,94, 103,
151, 164, 175, 176, 196,

239, 240, 250, 258, 280,
303, 307, 322, 335

191,222,232,251,

manevî kanat 176

272, 277, 296, 306, 326, 329, 330, 338

Mârût 329,330
mâsivâullah 59, 65

melekût 25, 80, 84, 130, 137, 138,
156, 172, 174, 176,251

mâsiyet 132, 288

Mark

251

melik 34, 133,246

BAKARA
365

menfaat 24, 237, 335
menzil 81, 114, 207
merâtib 148

226,229,241,243,276,
277, 278, 280, 284, 286,

293,308,309,310,311,
118

merdiyye

makam

312,313,321,322,323,
329, 337, 339, 340

merhamet

89, 96, 123, 149, 181,

263,279,315,319,323
Merih 81
mertebe 18,22,23,24,32,42,49,
50, 57, 65, 73, 78, 84, 87,

mihenk 49
mihver 299

Mîkat 162

Mîm

5, 13, 18,

19,21,24,26,27,

93,94, 103, 104, 118, 124,
125, 137, 141, 142, 143, 144, 146, 147, 148, 149, 153, 156, 161, 166, 167, 168, 169,

29,30,31,32,33,34,35,

36,38,41,47
minare 162, 163

Mîrâc 7,8,77,91, 113, 117, 128,
130, 152, 159, 160, 161, 162, 169, 170, 171, 174, 176, 177,
189, 190, 191, 192, 196

170, 174, 177, 178, 179,
181, 182, 185, 186, 187,

194, 195, 196, 198,205,

206,208,213,214,216,
219,240,242,250,252,

misâl 27, 28, 78, 80, 81, 181, 183,

201,209,219,234,301,
307, 338

266,267,271,275,339

Meryem 49
Mescid-iAksâ 176, 177
mescit 105

misbâh 27

mikât

27, 28

mizaç 95

mesh 104, 105
meshetmek 94
mes'ûliyet 61

mûcid 41
mucize 118, 226, 302, 308, 312,
337, 338
112, 182, 192,

meakkat 43,75,
196

mudga

127, 134

mudil 291

meguliyet 125,157,206

muhabbet
325

93, 189, 217, 254, 287,

merep

123,

177,339

mevhum

146, 231

muhacirler 155

Mevlâ 213, 263, 264, 294, 304 Mevlânâ 35, 42, 45, 46, 49, 54,

Muhammed

2, 6, 27, 29, 30, 31,

32,35,36,46,48,53,54,
57,59,62,71,78,79,81,
91, 108, 110, 122, 133, 136,

58,59,60,65,82,91,92,
93, 121, 122, 126, 127, 128,

144,212,217,224,225,

138, 139, 144, 147, 150,

8

Kelime indeksi

366

151, 156, 159, 160, 164, 170, 171, 172, 174, 177, 181, 183, 190, 191,202,

mubah

101
29, 170 94, 95, 123, 206, 260,

mübarek

mücâhede
327

208, 223, 225, 227, 232,

241,253,254,268,270,

mühür

9, 10, 36, 69,

269, 270,

278,283,288,291,296,

272, 273, 275, 282, 293,

302,303,307,312,330
muhtaç 22, 23, 24,
168, 176,
50, 70, 100,

295,302,310,311,312
müjdeleyici

122

184,208,209,210,

mükâfat 61, 90, 214, 215, 236, 238

211,219,253,284,314,325
mukaddes 27, 176
mukarreb 69, 141, 142,325

mükevvin 32

Mülhime 138
mülk 27,32,88,
126, 127, 137,

mukataa

1

138, 169, 171, 172, 174,

murakabe 101, 122, 131,206

210,251,257,266,329

Mûsâ 29,54,58,

126, 131, 151,

mümin

10, 28, 37, 53, 54, 56, 57,

158, 159, 172, 174, 190,

61,67,71,75,78,86,88,
90,93, 102, 107, 113, 117,
133, 155, 168, 179, 189,

191,225,226,227,251,
257, 303, 306, 325, 330
musallî

106, 124, 125
1

193,208,218,219,221,

musavvire

04

230,245,259,287,301,
317,318,321,323,324,

Musevî

1 1

mushaf 202,321,322
Mustafa 59, 64, 67, 136, 226, 229,

326,327,331,335
münâcât 95, 98, 130, 132, 133, 193,273

236,297,298,315,316,333
mutezile 77

münafk

10, 15, 69, 70, 77, 78, 86,

mutlak 34,41,42,48,55, 142,
144, 147, 149, 155, 189, 190,
194,

92, 98, 99, 279, 292, 322,

323, 324, 325, 327, 332

197,211,231,248,258,

müneccim 260
münezzeh 22, 23, 137, 144, 226

274,275,281,319,327
mutlak varlk 42, 50

müphem

18

mutlu 47, 68, 69, 75, 97, 147
mutluluk 75, 97

müptelâ 329

Mürebbî 247

mutmain
257

66, 154, 155, 167, 256,

mürekkep 23, 36, 204, 225
mürîd 123, 143, 144, 333, 340

muttali 78,

137,221,253,301

mürid 19,85,

118, 140, 141, 142,

DAKARA
367

143, 144, 145, 147, 164, 166,

126, 127, 128, 129, 130,
131, 132, 133, 135, 139,
140, 144, 145, 150, 151, 155, 157, 158, 159, 160,

188,243,254,270,291,330
mürid-i kâmil 145, 164, 166
müsâvî 26, 173, 176, 195

Müslim

32, 138, 139, 166, 176,

161, 162, 164, 168, 173,
174, 175, 176, 177, 181,

187,

194,200

Müslüman 15,51,59,69,77,88,
135, 155, 176, 179, 180,

183, 184, 185, 186, 190,
191,

196,211,243,264,

196,226,275,278,289,
290, 292, 322, 323, 324

323, 324, 335
nasihat 263, 288, 326,

327

müstakim 26,

1

17

nasip

42,52,96, 118, 121, 170,

müstehab 99, 101, 179

258,311
Nasrânî 227
nazar 37, 45, 52, 59, 79, 80, 83,
87, 131,

müahede

33, 41, 51, 75, 79, 80,

82,87,88,91,94, 118, 122,
123, 124, 125, 130, 140, 141, 153, 166, 176, 182,206,

156,213,240,242,

245,246,250,271,299,
304, 325
nebat 116, 134, 184, 185
nebatî

207,208,214,216,218,221,
222,239,271,272,299,

300,301,303,308,320

185

mürik

316, 318

Nebî 39,51,68,77,78,79, 113,
121, 130, 131, 142, 149, 150,

Müteri 81,328

müteâbih 18,34, 192
muttaki
5, 6,

151, 159,

160,226,230

37, 53, 55, 60, 65,

Nebiyy-i

Ekrem 79

67, 68, 77, 88

necaset 96, 132

müzmin

332, 333

Necmud-Din Dâye 267
nefes 85, 94,
nefis

N
nafile
nafile

334

25, 74, 75, 88, 102, 153, 165,

125,

179,205,318

167,

183,249,255,256,

namaz 125

257, 259, 265, 268, 306,

naip 32

329, 330, 333
nefis

namaz

6, 7, 15, 18, 30, 48, 73, 74,

çban 254
154,199

75, 77, 85, 90, 92, 93, 97,

nefsani kuvvetler
nefs-i

99, 104, 106, 107, 108, 109,

Emmâe

138

110, 112, 113, 116, 117, 121, 122, 123, 124, 125,

nefs-ikül 68, 136
nefs-i

Levvâme 138

1

Kelime indeksi
368

nefs-i

Merdiyye 138

125, 126, 136, 140, 153, 154,

nefs-i

Mutmainne

1

38

167, 169, 181, 182, 183, 188, 194, 195, 196,200,

nefsini bilen Rabbini bilir 259, 261,

315
nefsini
nefs-i

201,219,223,224,225,
226, 228, 229, 234, 236,

bilmek 43, 257, 261

Râdiye 138

239,241,246,253,254,
255, 258, 260, 262, 265, 267, 268, 270, 273, 274, 276, 277, 280, 285, 287, 294, 295, 296, 298, 299, 300, 303, 305, 306, 330

nefs-i Safiye

138

nehiy 64, 264

Nemrud 108,200
nesep 58, 60

nesh 164
nifak

279,282,319,325,331

nübüvvet 78, 159, 160,223

nikab 241,306
nikâh 162, 172
nisbet 52, 92, 144, 147, 150, 153,

nüsha 42, 233
nüzul 57, 190, 307

O
oku 6,7, 15,21,28,33,40,41,
42, 43, 44, 45, 46, 48, 49,

169, 180, 193, 194, 195, 196,

204,267,272,302,315
Niyâzî
niyet

Msrî 143

40,47,61,88,89,90,99,
110, 130, 132, 197,214,

50,67,68,82,92, 101, 106,
110, 112, 113, 123, 128,
133, 136, 139, 140, 145, 149, 150, 152, 153, 154, 155, 156, 158, 159, 180, 188, 193, 194, 195, 196, 198,

218,327
Niza 250

noksan 24, 85, 127, 176, 262, 277,

321,338
nokta 32,41,81, 101, 115, 116,
117, 147, 152, 161, 163, 176,

199,229,237,249,

253,260,261,297,308
ol

186, 189, 191, 192, 193,

80, 118, 168,

196,235,304
123, 144, 151,

197,247,279,299,333
noktal harfler 41

olu 25,40,44,
165, 166,

187,248,272

noktasz

harfler

4

olu

ve

bozulu âlemi 272

Nûh

172,

174,225,286

organ 97, 332
orta

Nûn 26,277
nûr 27,28,29,30,31,46,65,69,

25,59,84, 166

oruç 85,97, 107, 125, 197,211,
264, 323, 324, 335

71,76,79,81,88,89,91,
106, 110, 112, 113, 119, 123,

ödünç 213

BAKARA
369

ölen

106, 107, 183

199,200,201,203,223,
225, 253, 273, 276, 283,

ölen namaz 109

öüt 159,284,288,315
ölçü 64

284,289,290,291,292,

301,323,326,337,338
evvel

ölmeden

ölme 242

pinhân 240
pîr 254,

ölü 276, 282

334
132

ölüm 85,90,

105, 130,235,236,

pislik 96,

320, 322, 337

pimanlk 58,297

ölüm melei 130

R
Râ 41 Rabb 9,27,
115, 132, 148, 152,

Ömer
ön 82
örtü

62,78, 135,290

81,275,305,311,315

öz 10,40,43,45,46,77, 196,216, 223, 299, 327

182,246,247,248,249,

250,251,252,253,256,
257, 268, 299, 330

Rabbani 42, 266, 296, 304, 323
parça 39,76, 120, 131, 196,253,

Rabbiyet 74

297, 338
pas az 262

Rabbu'l-Âlemîn 247

Râhîm

115, 116, 133, 136,249,

pencere 126

283

perde

9,

10,39,88,89, 114, 182,

Rahman

115, 116, 133, 161,213,

201,206,207,238,267,269,
271,272,293,296,297,

249, 254, 255, 272

rahmet 69, 70, 86, 90, 99, 106,
123, 129, 134, 151, 181, 182,

304,305,306,312,318
perhiz 65

183,
15, 17, 28, 29, 33, 35,

188,223,241,332
21,28,31,45,48,58,

Peygamber

Râsûlullah

40, 45, 49, 53, 67, 74, 77,

61,78,79, 107, 108, 109,
113, 118, 123,202,213,

78,91, 101, 102, 106, 115,
118, 121, 122, 123, 124,

214,222,231,233,236,
237, 242, 243, 257, 258,

125, 126, 127, 129, 138,

142, 149, 150, 151, 152, 154,
155, 156, 157, 158, 159, 166, 171, 173, 175, 176, 177, 179, 180, 184, 189, 190, 191, 192, 196, 198,

259,270,289,295,312,
333, 334, 336
rayb
recâ

47,48
130

Regâib 179

Kelime indeksi 370

rehber 225, 267
rekât

rücû 170

108, 130, 177, 178, 184, 187

rükû 30,87,89, 119, 120, 121,
123, 126, 127, 128, 130,
131, 133, 138, 176, 185

renk 249,310,311
resim 293

ressam 293
rezzâk

rükün 87, 89
rüzgar 85, 86, 109

24

rzâ 62, 134, 181
rica

118,228
50
saadet

risâleti

51,90,278,296

rivayet 28, 36, 58, 109, 180, 194,

sabah 67, 101, 106, 107, 108, 109,
110, 112, 130, 167, 177, 178, 181, 183, 187,

203, 237
riya

212, 265

188,289

riyakarlk 325, 335
riyaset

sabah

namaz

106, 107, 108, 109,

237
265

110, 167, 177, 178, 181, 183, 188

riyazet 94, 95, 197, 260, 262,

Rubûbiyet 124, 131, 205, 247, 248
ruh 26, 28, 30, 31, 42, 44, 46, 48,

sabr 60, 62, 125, 130, 161, 208,
238, 253, 266, 327, 329

80,81,84,85,86,91,92,
93,94,96,98, 121, 122,
131, 137, 138, 150, 153, 154, 155, 156, 159, 160, 165,

sâbikûn 70
sabit

kadem 118,258,321

saç 53,294 Sâd 40,41, 151,299
sadaka 76, 97, 124, 125, 205, 208,

166, 167, 168, 169, 170, 172, 173, 175, 176, 177, 181,
182, 183, 184, 185, 186, 187,

209,210,211,212,213
sadâkat 90, 295, 325

199,200,201,202,

sadk 325, 339

206, 216, 225, 228, 229, 230, 234, 235, 254, 255,

Sa'dbnMuaz 290
sadr 28,81, 100, 129
saf

265, 268, 272, 273, 278,
283, 292, 299, 302, 306,

83,99, 112, 119, 141,284,323,
335, 336

315,322,329,333,339
rûhânî kuvvetler 154, 198, 199
ruh-i izafî

salk 75
sahabe 155, 179
sahib
13, 18, 32, 36, 46, 55, 56, 58,

255
96

ruhsal 94,

59,60,61,70,71,82,86,
93,96, 103, 105, 116, 117,
122, 123, 126, 137, 148,

Ruhu'1-kuds 96

rumuz

23,

30

BAKARA
371

150, 162, 163, 168, 171,
176, 180, 181, 197, 199,

secde 30,76,77, 113, 114, 116,
120, 121, 122, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 138, 140, 143, 144, 161, 176, 185, 186,

211,214,215,217,218, 219,227,243,248,253,
258, 259, 264, 285, 296,

299, 300, 303, 304, 309,

188,272,277,297,321
sedef 54, 335
seher

313,322,332,337,338
sahih

125, 180

273
Abdullah 297

saîd 68,

278

Sehl

b.

Sakat 62
salât

Sehl Hazretleri 295
sekr 7, 164

6,7,8,73,74,75, 106, 109,
123, 124, 125, 126, 129, 134, 144, 159, 160, 175, 184, 190, 191,

selâm 53,61,69, 108, 109, 118,
120, 121, 126, 127, 130, 133,

193,204,226

136, 187, 188, 189, 192,226,

246,264,265,298,314
salât- gadât
sâlih

109
selâmet 61, 69, 133, 187, 192, 264,

69, 99, 216, 236, 238, 239,

265,298,314
282, 296, 326, 336

semâ 28,32,36,77,81,85,94,
saltanat 89, 126,

127,300
106, 130, 190,206,229,

Sâmiha Ayverdi 43, 174, 267

249,251,252,272,301

sapknlk 278
satr 32, 33, 84, 204
satranç 82,

semâvât 28, 130,206,249

semere 73
semî 26, 253

243

sava 101,211,290,291,327
sayg 48,89,98, 122, 132, 179,

Semûd 53
sena 106, 129, 132
ses

185,202,207,223,259,

13,22,48,84,92, 101, 106,
112, 118, 121, 163, 193, 194,

279,315
sebat

94,278,291

213,226,267,284,286,287,

sebep 33,36,41,47,50,63,66,
75, 102, 103, 117, 122, 143,

307,309,310,311,330
sevap 21,69, 173, 175, 178, 179,

152, 156, 157, 160, 162,

197,214,218,246,291,327
seven 23,70,90,91, 122, 123,

167, 179, 184, 189, 192,
193,

198,228,241,250,
sevilen

193,271,273,303,325
70,91, 123,234,271

256,275,299,300,314,

319,332,337,338

sevinç 53, 157, 158, 198

Kelime indeksi
372

seyir 94, 152,

161,169, 171, 185,

silsile

142, 151, 195

248, 305
sezgi

Sin

41,81

90

sirayet

101,333,337

scak 51, 109

sirke

286,313

SddîkEkber 213

siyah 78, 153, 167, 181, 200, 294,

sdk

79, 262,

266

333, 334

sfat 23, 24, 25, 33, 36, 38, 47,

sohbet 78, 217, 273, 296, 298, 314

73,76,78,83,84, 112, 115,
116, 118, 132, 138, 140,

son 15, 17, 24, 50, 70, 77, 78, 94,
113, 117, 130, 131, 147, 152, 156, 157, 159, 173, 176, 185, 186, 189, 191, 194,

147, 149, 155, 156, 162, 163, 164, 166, 168, 169, 171, 172, 178, 181, 182, 183, 184, 185, 187, 188, 193,

197,202,204,232,

233, 259, 272, 297, 309,
194, 195,

198,201,202,

314,316,327
216,240,246,247,248,
sorumluluk 57, 61, 320
249, 252, 256, 257, 264,
söz 24, 26, 34, 38, 48, 49, 52, 92,

265,267,271,272,273,
94,96,98, 104, 113, 119,
274, 277, 282, 287, 299,
124, 130, 137, 142, 145,
152, 155, 162, 180, 182,

300,301,308,338,340

snma

102,213,266,301

snrsz 204
sr 18,29,36,63, 101, 113, 131,
132, 153, 154, 157, 162,

188, 199,211,215,226,

227,231,236,239,250, 270,271,280,282,283, 284,285,286,291,292,

165, 173, 187, 198,255,

268, 285, 304, 320
srat 24,70, 117, 118, 130, 167, su

297,310,311,312,326
43,49,92,93,94,95,96, 100,
101, 159,

207, 235, 239, 243, 257, 266

160,214,217,237,

srât- müstakim 24, 70, 117, 118,
167, 239, 243, 257, 268 suç

261,292,294,311,313
127,292,313

srâtu'1-hüdâ 239
srâtullah

suhb namaz 109
suhuf 39
sultan 23,88, 89, 111, 138, 164,

239

srda 322
sr gözü 304
sidre

202
suret 24, 25, 27, 30, 32, 33, 36, 40,

118

sidretul-müntehâ 173, 176

41,45,49,64,74,76,79,

1

BAKARA
373

82,88,90, 105, 121, 122,
132, 137, 138, 142, 143, 144, 145, 146, 149, 156, 162, 171, 175, 181, 187,
188, 189, 190, 191, 199,

an

58, 63, 162, 182, 192, 249,

274

âr 74
arap 141,226,329
efaat 19, 120

ehvet 60,75,85, 119, 133,200,
237, 282, 304, 327, 329

201,202,215,216,217,
226, 239, 240, 242, 250,

ek

47,

1 1

251,255,257,261,265, 274,279,282,288,291,

ekavet 270

eker 286, 322, 327, 328, 337

297,301,305,318,319,

en
er

249
56, 94, 193, 216, 258, 291,

320,321,335,340
sübhân 32,216,330
sübût 156,249

302

eref 34,44,49,58,60,61, 103,
113, 130, 143,210,213,

sücûd 123, 126, 127, 130, 131
229, 234, 260, 296
süflî

32,201,282,330
eriat

10,42,51,55,58,71,77,95,
97,98,99, 101, 106, 113,

sükûn 63, 87, 147, 158, 250, 286,

304
Süleyman 151, 169, 171, 265, 278,
287, 299, 303, 339
sülük 59,70, 143, 146, 161
117, 134, 143, 165, 174, 180,

196,201,202,206,223,228,
250, 264, 268, 274, 276

sümbüle devri

1

57

eyh

18,53, 110, 137, 179,224,
232, 254, 276, 279, 280, 334, 340

sünnet 84, 100, 101, 102, 130,
131, 178, 179,

194,206

sürür 157,

198,266

eytan 45, 78, 94, 96, 98, 124, 135,
136, 151, 152, 155, 160, 181,

Süryanca 224
süt 67, 325,

340

183,254,258,266,

ahadet 25,78,81,96,98, 111,
123, 136, 140, 166, 169,

277,278,297,312,327,
330, 333, 334

203,222,256,312,321

eytanî vesveseler 296
ibli 62
iir 48,

ah damar

80, 261

ahit 19,25,43,75, 109, 116, 122,
140, 154, 168, 176, 197,

224

ikâyet 90,266,315

206,211,221,335
air 48

irk 55, 58,62,63,66,71, 100,
132, 141, 146, 180,264,

akî 68,90,270,278

316,320

Kelime indeksi
374

öhret 58

tâlim

46,217,225,253
123

uhûd
ûra
31

75, 140,

242

talip

tamah 64, 285

ükür

132,

178,238,266,287

Tanr

23, 32, 33, 39, 42, 45, 48,

üphe 5,31,37,47,48,49,56,
62,68,71,87,90, 100, 111
170,

49,59,60,64,82,91, 119,
120, 121, 122, 123, 126,
127, 128, 138,211,212,

172,205,221,225,

245,249,251,260,292,

217, 224, 225, 226, 228,

306,307,327,331,335

240,241,247,251,256,
260,261,262,276,279, 281,283,284,285,286,

taalluk

18, 123, 137, 187, 222,

252

288, 292, 293, 308, 309,

taam 234
taat

310,311,312,315,321,
322, 333, 340
tarîk 59, 113, 117, 137,
tarîkat
1

59,62,89, 130,287

taayyün 178, 185,200,201
taayyün 177, 178, 184, 185
tabiat 26, 111, 134, 165, 167, 169,

141,230

13,

1

17, 137,

230

tasarruf 160, 161, 226, 258, 259,

185, 197, 198, 199,200,201,

300,301,305
tasavvuf 15, 117
tasdik 77, 79, 83, 86, 87, 88, 89,

239, 250, 329, 330, 338, 339
tabiat kuvveti
tabiî
tafsil

134

172,201,260
6,

200, 227, 228, 229, 256,

42, 78, 142, 143, 149, 156,
tasfiye

274,320,321
132, 166

157, 172, 174, 187, 188,

194,271
tahkik 74, 182, 202, 203, 222
tâif

ta 284,312,313,327,328

taknlk
tat

104, 114

299

64, 84, 95, 112, 279, 304, 313,

Tâif 163
takdis 32, 137,
taklîd 74, 143,

328

176,277
285

tavaf 144, 145, 199
tazarrû

130

takva 6,

15,45,53,55,56,57,58,

tebli 47,48,77, 159, 198, 199,
223, 276, 288, 302
tecellî

59, 60, 62, 63, 64, 65, 66,

70, 77,
taleb

253

13, 18,

19,27,30,35,39,

75,89,92, 105, 132, 162,

40,46,65,81,84,85,86,
91,94, 111, 115, 116, 118,
135, 136, 138, 141, 142,

189,213,214,217,219,
224, 327

1

BAKARA
375

143, 144, 148, 152, 159, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171,
181, 182, 183, 188, 189,

temkin 147, 153, 156, 186
temsil 32,36, 100, 148, 174, 191,

195,289,329,339
ten

19,30,36,92, 110,276,284,
308

191, 192, 193, 195, 196,

197,

199,200,201,241,

teneffüs

181
143, 144, 166, 188, 190,

242, 243, 248, 252, 255,

tenezzül

257,260,268,271,272,

191
tenzih

275,291,299,304,306,

22,23,24,32, 138, 144,
148, 149, 156, 157,

312,316,319,330
tecellîyât
tecellîyât

176,277

18, 141

tenzil

7,68, 160, 172

kitab 18

terakki

146

tecvit

44

terbiye 24, 63, 74, 124, 214, 247,

tedavi

270,278,279
337
terk

248, 249, 252, 253, 268,

tedricen 247,

291,307
63,64,66,75,93,99, 100,
101, 122, 168,206,207,

tefekkür 13, 74, 115, 130,206,

207, 235, 307, 327, 334
teferruat 44,
tefrid
tefsir

224
228, 237, 265, 268, 274,

123

284,287,291,315,324,
29,56,63, 113,233,282
326, 327, 334
tek

21,24,33,42,50,58,74,91,
tebih 50, 106, 107, 120, 124, 131,

92,95, 101, 112, 113, 117,
176, 182, 189,201,237,
140, 143, 144, 152, 161, 173, 188, 196, 197, 198,201,

302, 322, 335
teslim

223, 225, 230, 240, 294,

111, 130, 134, 155, 163,

302,305,311,319,325
tekâmül 185, 192,232,248
tekbîr 8,93, 119, 130, 132, 134,
testi

186,223,230,238,256,

264,295,309,314,325
3
1

145,
teklik
telvîn

189,202,203

tebih 24,27,32, 148, 149, 157

171, 190

teehhüd

123, 130, 133

147

tevazu 94, 101, 104, 130, 133, 259,

temââ 261
temeyyüz 26, 27
temizlik 60, 89, 93, 94, 95, 97, 98,
99, 104,

304
tevbe 49, 57, 58, 70, 99, 106, 108,
114, 123, 129, 187,202,

110,298

272, 325, 333, 340

Kelime indeksi
376

teveccüh 33, 132, 140, 144, 145,
146, 168, 170, 184, 187, 197,

Utarit 81

uyku 64, 96, 112, 167, 182, 183,

202

309,316
uzuv 15,
17, 92, 97, 166, 176, 184,

tevekkül 62,67, 102
tevfik
tevil

51,52
52,65,68, 192,253

200, 202, 295

üç 7,8, 13, 19,35,36,40,55,58,

Tevrat 39,48,68, 150, 172

62,65,69,75,77, 115, 136,
175, 184, 187,205,222,241,

teyemmüm
tezkiye

97, 105

44,75,216,222

266,285,294,301,332
ümit 62,89,90, 124, 130,216,

Ti 41

tlsm

18

287, 324

Trmzî 62
tilâvet

ümmet

118, 130, 131, 149, 150,

21,49,67

151, 156, 157, 158,

176,202

Tîn 32

ümmî 48
127,

tohum 57,59,

134,278

Ümmû Sinan

1

44

Ümmul-Kitap 49
toprak 43,45,85, 100, 105, 110,
ünsiyet 238, 282, 294, 296,

339

126, 170,

189,215,217,261,
üst 41, 103,

104,277

306,307,311,312,327,328
tûl-i

emel 207
vaaz 273, 327
vâcib 99, 124, 146, 154, 169, 208,

U
ubudiyet 206

218
vâcibü'l-vücûd 146

ucub 57
uhrevî 131,

150,207

vahdaniyet 78, 115, 174.305

Uhud 289
ulûhiyet
ulvî

vahdet 31, 141, 146, 147, 156,

171,247,248
329

179,255,281
vahiy 38,39,40, 132,319
vahiy kâtibi 321

23, 32, 48, 169, 303,

un 21,26,81,92, 108, 154, 166,
167,

195,248,251,277,

vahy 31,38,39,47,48,68, 133,

287, 292, 294, 330

196,226,264,296,299
vaizi

unsur 41,94,95, 134, 169, 172,
184, 185

327

vakar 105, 133
vakit 7, 8, 57, 58, 78, 79, 92, 107,

unsurî 172

urûc 152, 182, 184, 190
usturlab

108, 110, 112, 113, 120, 121, 123, 129, 130, 131,

260

1

BAKARA
377

144, 153, 157, 158, 160, 161, 163, 165, 166, 167,
168, 170, 173, 174, 177, 178, 180, 182, 184, 185,

vech 102, 130, 144, 145, 152, 168,

282
vefaszlk 335

vehim 136,242
vekil
velî

187, 189, 191, 196, 199,

114,

117,298

202,203,214,215,216, 235,236,243,249,251,

51,85,95, 113, 122, 148, 149,

227,230,238,261,271,
308, 322, 337, 338, 339
verâ

255,257,261,275,282,

297,298,311,315,334
vali

99
151, 154, 160, 181,266,

104
50, 222, 225,

vesvese

vâris

288

296,310,311
vicdan 61, 83, 238, 239, 268, 300,

varlk 18, 19,22,23,24,25,26,

33,34,35,36,38,40,41,
42, 44, 50, 56, 66, 68, 73,

333
vikaye 55
visal

83,85,93,96, 103, 111,
113, 115, 117, 124, 125, 126, 138, 142, 144, 146, 152, 176, 177, 178,200,

273
orucu 273
131

visal

vitr

vitr

namaz

1

3

201,208,216,217,226,
233, 237, 242, 247, 248,

vuslat

104, 105, 106, 113, 146,
172, 174, 189, 194, 195, 197,

249,251,252,253,257, 258,261,262,264,265,
275,299,301,303,304,
305,306,308,319,320,
vusul

198,213,223,229,236,271
70,315
1

vücûb

54

vücûd 28, 34, 36, 44, 73, 74, 80,
81,91, 112, 115, 116, 117,
123, 138, 140, 141, 142,
146, 147, 150, 151, 152,

321,327,330,335,339
vasf 15,28,33,41,57,73, 134,
150, 167, 185, 186, 189,

194,208,238,242,277,
278, 282, 303, 338

153, 156, 164, 166, 168,
172, 174, 177, 178, 179, 181, 182, 185, 186, 191,

vâsta 50,84,91,224,253
vâsi 23,

145

192,200,207,209,217,

vatan 316, 339

226,231,235,236,242,
243, 252, 253, 259, 260,

Vav 22, 41
vazife 61, 64, 89, 130,

229, 286,

261,265,281,289,295,

288, 320, 328, 329

298,301,308,333,337

Kelime indeksi
378

yats

namaz

106, 107, 108, 110,

ya

28

111, 131, 182
yedi 29,68,76, 137, 138, 156,

yamur 54,85,94,95, 115,335
Yahudi 227
yakîn 49,75,87,90, 141, 142,

159, 162, 163, 166, 197,

199,213,229,234
yl 82, 156, 157, 161,226,286

151,205,206,207,208,243,

yldz 27,29,81, 179,242,309
251,252,266,268,285,301,
yokluk 34, 42, 83, 183, 200, 253,

306,320,321,323,340
264,297,314

Yakub 108
yoksulluk 211
yalan

11,64,89, 100, 117, 158,
yol

5,37,46,51,52,53,54,58,
59,68,70,71, 106, 111, 157,

180,212,229,236,237,271,

274,278,297,312,318,
193,227,228,230,239,241,

321,331,332,335,336
254,255,289,296,313

yaradl 13,61,95,97,

154, 163,
yol kesici 54

174, 178, 183, 186, 191,

yön 103, 112, 123, 145, 172
249, 286

Yûnus 108, 131,229,264
yaratan 23, 24, 34, 105, 254, 263,

Yûnus Emre 229
264, 275, 308

yüce 13, 15, 17, 22, 23, 36, 45, 50,
yaratlan 34, 112, 126, 137, 308

67,69,70,75,87,90, 106,

yaratl

31, 34, 52, 54, 69, 82, 113,

114, 116, 132, 145, 160, 144, 208, 256, 257, 265,
162, 182, 185, 192, 193,

272,275,319
194,205,208,216,217,

yardm

8, 24, 67,

73, 90, 117, 120,

222,230,242,251,263,
155, 160,

165,204,217,218,

264,271,272,277,296,
257, 258, 263, 268, 276, 289,

299,318,319,326,329,

290,316,326,331,332
330, 337, 338

yarg 66, 95
yasak 55, 63, 64, 65, 66, 98, 101,
102, 114, 124, 141, 184,

yürek 255,313

yüz 30,31,32,36,42,45,49,56,

60,61,62,64,69,74,75,
223, 264
Yâ-Sîn 13, 137, 168, 210, 279, 280,

77,81,85,88,89,90,91,
93,99, 101, 102, 107, 116,

283
yats 106, 107, 108, 110, 111, 131,
167, 182, 183, 195

117, 118, 119, 120, 122, 124, 126, 127, 132, 134, 144,

BAKARA
379

146, 147, 149, 152, 155,

zâlike

5,37,38
38

156, 157, 159, 160, 173,
177, 180, 190, 193, 198,

zâlike'l-kitab

zaman

25, 33, 35, 44, 49, 53, 54,
57, 59, 63, 64, 65, 67, 69,

215,217,222,223,224,

229,230,231,234,236,
237,241,242,246,247, 251,252,253,254,255, 259,262,268,271,275, 277,278,279,280,281,
283, 284, 285, 286, 292,

75, 79, 80, 84, 86, 88, 90,

91,92,95, 106, 107, 108,
112, 115, 117, 121, 123, 129, 133, 142, 143, 151, 152, 154, 158, 160, 167, 168,
171, 174, 177,

193,205,206,

296,299,300,301,302, 306,308,310,311,312, 319,321,322,324,325,

209,210,214,215,218, 225,228,235,240,241,
242,243,248,250,255,
257, 259, 262, 263, 264, 266, 274, 277, 280, 290,

328,329,330,331,332,
333, 336, 337, 339, 340

299,300,304,311,314,

318,333,334,335,338
zâhid 59, 129, 169,237,238
zahir 24, 26, 31, 42, 45, 46, 56, 57,

zan 47, 143, 309, 340
zât

22,23,30,33,41, 141, 146,
154, 155, 156, 158, 162, 163, 164, 174, 193, 197

66,74,77,81,83,89,92,
93,97,98, 101, 102, 103,
111, 122, 131, 134, 153, 156, 163, 164, 166, 168, 169, 172, 176, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 187, 188, 192, 197,201,202,

zât- ahadiyyet 146, 154, 155, 163

Zebur 39
zehir 54, 95, 298, 329, 335, 337,

339
zekât 75, 77, 78, 97, 123, 125, 135,

206, 223, 226, 235, 239,

205,208,209,211,216,

240,251,252,258,259,
265, 293, 303, 326
zahiri

217,222,264,324,335
Zel 38,39, 100, 104, 105,250

31,42,45,57,66,74,89,
97, 111, 163, 164, 172, 176,

zem 241
zeval 31,

107,266,278

180, 182, 184, 192, 197,

zevk 43,60,89, 126, 135, 136,
160, 162, 163, 164, 191,235,

202, 206, 239, 252, 326

zahmet 43, 182, 192,262
zail

238,241,243,265,279,283,

31, 156,

187,207,259

293,306,315,327,336

Kelime indeksi

380

zeytin 27,

28

zeytinya 28

zndklk

180

zrh 209,289,291
zikr 29, 38, 49, 55, 57, 63, 64, 67,

88,96,98, 105, 114, 124,
139, 143, 157, 158, 171, 178, 184, 188, 198,213,

259, 265, 267, 298, 322
zillet

62,

100,207,234,304
336

zina 89, 264, 329,
zînet

149

Zuhal 81
zuhur 30, 65, 74, 77, 84, 116, 117,
118, 126, 138, 143, 145,
148, 150, 156, 157, 159,
160, 161, 166, 167, 169,

181, 182, 183, 187, 188, 192, 193, 194,201,225,

226, 235, 239, 242, 249,

252,255,258,275,289,
292, 293, 306, 330, 335

zulmânî 69, 115, 153, 154, 169,

194,200,201
zulmâni hicap 195

zulüm 69, 70, 100, 200, 216, 218,

259,287,296,315,319
zücâce 27, 29

zühd 75, 99, 207, 327
Zühre 81,329

Zu n-Nûn-i Msrî 207

Ayet

ndeks

n

Bakara, 6-7 275 Bakara, 31

173

Ahkâf, 13 258

Ahzâb, 4 187,325

Bakara, 39 183

Bakara, 89 281

Ahzâb,4l 265
Bakara, 115 144,200
Alak, 5 254

Bakara, 151 253, 254
Alak, 19 114

Bakara, 152 281

Âlumran, 54 319
Bakara, 157 106

Âlumran, 97 Âlumran, 97
Âlu mran, 102

281

Bakara, 212 173

Âlumran, 92 212
53

Bakara, 222 58
Bakara, 258 200

Âlu mran, 101 68
56, 59

Bakara, 281

15, 17

Bakara, 285 225
Beyyine, 6 227, 316

Âlumran, 191 265
Ankebût,45
A'râf,31
181
75, 114, 133

A'râf,96 56
A'râf,

Câsiye, 19 60 Câsiye,

143 158 172 256

29 40

A'râf,

Cum'a, 2 56

Araf, 179 69

Cuma, 9 157

B
Bakara, 2 40,47,51
Bakara, 3 211

Cuma sûresi

139

D
Duhâ,4 231
Duhân, 2 40

Bakara, 4 147

Âyet indeksi
382

Hûd, 114 107
En'âm, 18 103
En'âm, 59 76, 78 En'âm, 75 137

Hûd Sûresi
I

288

nirah,
Enbiyâ, 107 151
Enbiyâ, 120 151

1

144

srâ, 44 201

srâ, 70 260

Enfâl,2 67
srâ, 78 107, 109
Enfâl, 17 115, 147,31!

srâ, 110 106

Enfâl,62 155

srâ Sûresi 43

K
Fetih, Fetih,

10 229

26

Kâf, 16 80
55, 57

Furkân, 32 70 Furkân, 63 133
Fussilet,

Kâf, 22 208

Kalem, 11 96

3 40

Kamer, 37, 39 314
Kasas, 12 325 Kasas, 85 155 Kasas, 88 172

Fussilet,

53 172

Gâfir,

16 196

Kehf,22 320
Kehf, 47-49 40

H
Hacc, 47 156, 157

Kehf,65 254
Kehf, 109 204, 225

Hadîd, 3 77, 152,262

Ktal, 24 282

Hadîd,28 253

Ktal

sûresi'

282

Har, 2 148
Har, 7 223

Kyamet, 22-25 102

Har, 9 209,212
Hcr, 94 198
Hicr, 85

M
Mâide, 114 149
Meâric, 19 212
Meâric, 20-21 212 Meâric, 23 121, 133

172

Hucurât, 13 60 Hucurât, 14 318

Hucurât

sûresi

60

Muhammed,

19 57, 147

Hûd, 105 69

Muhammed, 23-23 307

BAKARA
383

Mutaffifîn, 14 282

Saffat,35 57

Müddessir, 4 132

ûra, 1131

Mülk, 3 88

Mü'minûn,

1

217
Taha, 49-50 54
Tâ-hâ, 49-50 257

Mü'minûn, 115 297

N
Nahl, 32 326

Tâ-hâ, 130 107
Talak, 2,3 65

Nahl,43 298
Nahl, 50 103 Nahl, 70 191

Talâk, 4 56 Talâk, 5 56
Talak, 7 97

Necm, 3-4 226 Necm, 11 158,229

Tevbe, 6 49 Tevbe, 102 99 Tevbe, 103 106 Tevbe, 122 114

Necm, 42 262
Nisa, 3 174 Nisa,

80 318

Tîn,4-5 32
Tin, 4-6 339

Nisa, 103 107 Nisa, 114 97
Nisa,

136 307

Nisa, 148 96, 100 Nisa, 150 227

Vaka, 7 69

Y
Yâ-Sîn,47 210
Yâ-Sîn,

Nisa, 151 227 Nisa, 168 281

Nur, 26 338

82 168

Nûr

Sûresi 27

Yâ-Sîn, 83 137

Yûnus, 25 264

R
Rad,39 39
Rahman, 3-4 254 Rahman, 29
161
Zâriyât,

56-57 297

Zuhruf, 2 40

Rûm, 17-18 106

Zuhruf,4 39
Zümer, 69 200

Sâd, 29 40
Sâd, 72 299

L

w

ISBN 978-605-5902-04-9

;

786055"902049

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful