P. 1
EKONOMİ KİTABI

EKONOMİ KİTABI

|Views: 3,333|Likes:
Yayınlayan: yilmaz_07

More info:

Published by: yilmaz_07 on Nov 26, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/15/2013

pdf

text

original

AKDEN Z ÜN VERS TES

Yayın No: 79

EKONOM YE G R Ş
DERS K TABI (2. BASKI)

Prof. Dr. Burhan ÖZKAN

Akdeniz Üniversitesi Basımevi Antalya,2004

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

.... her zaman rahmet ve özlemle andığım Sevgili Babamın aziz hatırasına...

2

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

ÖNSÖZ
Ekonomiye giriş niteliğinde olan bu kitap üniversite ve yüksek okullarda öğrenim gören ve ilk defa ekonomi dersi alacak öğrencilere yönelik olarak hazırlanmıştır. Eserde ele alınan konuların olabildiği ölçüde basit ve anlaşılabilir şekilde sunulmasına özen gösterilmiş ve ekonomi bilimine bilimsel açıdan yeni bir şeyler katmak amacı güdülmemiştir. Kitap yerli ve yabancı birçok kaynaktan yararlanılarak hazırlanmış olup ekonomiye giriş kitaplarında olması gereken konuların önemli bir kısmı verilmeye çalışılmıştır. Kitabın yazımı sırasında yararlanılan eserler arasında özellikle Lipsey ve Harbury tarafından yazılan” Principles of Economics” ile Lipsey ve arkadaşları tarafından yazılan “Microeconomics” ve “Macroeconomics” adlı eserlerden geniş ölçüde yararlanılmıştır. Kitapta ele alınan konular 13 bölüm halinde düzenlenmiştir. Bu bölümlerden ilk 10’nu mikroekonomi konularından oluşmaktadır. Birinci bölümde, ekonomi biliminin kapsamı, tanımı ve bazı temel kavramlar açıklanmıştır. kinci bölümde, temel ekonomik sorunlar, sorunların çözümünde izlenen ekonomik sistemler ile ekonomi biliminin tarihsel gelişimi ana hatları ile verilmiştir. Fiyat teorisi konularından “arz, talep ve piyasa dengesi” üçüncü bölümde, “esneklik” konusu ise dördüncü bölümde açıklanmıştır. Beşinci ve altıncı bölümlerde “tüketim ve üretim teorileri” incelenmiştir. Kitabın yedinci, sekizinci ve dokuzuncu bölümlerinde sırasıyla “tam rekabet, monopol ve eksik rekabet piyasaları” açıklanmıştır. Onuncu bölümde “faktör piyasası ve faktör gelirleri” incelenmiştir. Kitabın son üç bölümünü oluşturan 11, 12 ve 13. bölümler makroekonomi konularına ayrılmıştır. Bu kapsamda onbirinci bölümde “milli gelir,” onikinci bölümde “para, banka ve enflasyon”, onüçüncü bölümde ise “uluslararası ekonomik ilişkiler” konuları incelenmiştir. Eserde bazı eksiklik ve gözden kaçmış yanlışlıklar olabilir. Bunların tüm sorumluluğu bana aittir. Değerli hocalarımdan, öğrencilerimden ve okuyucularımdan gelecek katkı ve uyarılar için şimdiden teşekkür ederim. Her konuda olduğu gibi kitabın hazırlanmasında da beni sürekli destekleyen sevgili eşim Memduha Özkan’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca eserlerinden yararlandığım yazarlara ve kitabı baştan sonra okuyarak hatalardan arındıran Dr. Handan Akçaöz ile grafiklerin çiziminde bana yardımcı olan araştırma görevlisi Süleyman Karaman’a. teşekkürü borç biliyorum. Kitabın başta sevgili öğrencilerimiz olmak üzere tüm okuyucularıma yararlı olması en büyük dileğimdir. Ağustos 2001, Antalya Doç. Dr. Burhan Özkan
3

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

K NC BASKIYA ÖNSÖZ

Kitabın 2003 yılı Kasım ayında yayınlanan ilk baskısının kısa sürede tükenmesi nedeniyle ikinci baskısı yapılmıştır. lk baskıya göre kitapta içerik yönünden bir değişiklik yapılmamıştır. Bunun en önemli nedeni kitabın iki baskısı arasında geçen sürenin kısa olması ve birinci baskısı ile ilgili yeterli eleştiri ve katkının alınmamasıdır. Bununla birlikte eserin tüm bölümleri gözden geçirilmiş ve ilk baskıda gözden kaçmış yazım ve baskı hatalarının düzeltilmesine özen gösterilmiştir. Buna karşın kitabın ikinci baskısında da bazı eksiklikler ve gözden kaçmış hatalar olabilir. Meslektaşlarımın, öğrencilerimin ve okuyucularımın katkı ve uyarılarının bu eserin kalitesinin arttırılmasına büyük katkı yapacağına inanıyorum. Kitabın ikinci basıma hazırlanmasındaki göstermiş olduğu özverili çabalar için Bölümümüz doktora öğrencilerinden Cemal FERT’e çok teşekkür ederim.

Eylül 2004, Antalya

Prof. Dr. Burhan Özkan

4

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Ç NDEK LER
BÖLÜM 1. EKONOM B L M N N KAPSAMI VE TEMEL KAVRAMLAR 1.1. Ekonomi Biliminin Kapsamı........................................................... 1.1.1. Ekonominin Tanımı................................................................... 1.1.2. Ekonominin Özellikleri.............................................................. 1.1.3. Ekonominin Bölümleri............................................................... 1.1.3.1. Mikroekonomi ve Makroekonomi....................................... 1.1.3.2. Pozitif ve Normatif Ekonomi............................................... 1.1.4. Kıtlık ve Tercih.......................................................................... 1.1.5. Kaynak Kullanımı ve Fırsat Maliyeti ....................................... 1.1.6. Ekonomik Model ve Bazı Varsayımlar...................................... 1.2. Temel Ekonomi Kavramları............................................................. 1.2.1. htiyaç......................................................................................... 1.2.2. Mal ve Hizmetler....................................................................... 1.2.3. Fayda, Değer ve Fiyat................................................................ 1.2.4. Üretim ve Tüketim..................................................................... 1.2.5. Üretim Faktörleri....................................................................... 1.2.6. Gelir, Tasarruf ve Yatırım......................................................... 1.3. Ekonomik Dolaşım...........................................................................

Sayfa No

1 1 2 3 3 4 4 5 6 7 7 9 11 11 12 14 15

BÖLÜM 2. EKONOM N N TEMEL SORUNLARI VE EKONOM K S STEMLER
2.1. Ekonominin Temel Sorunları........................................................... 2.1.1. Kaynakların Tam Kullanımı...................................................... 2.1.2. Kaynakların Etkin Kullanımı..................................................... 2.1.3. Ekonomik Büyüme..................................................................... 2.2. Ekonomik Sistemler......................................................................... 2.2.1. Kapitalizm ve Piyasa Ekonomisi............................................... 2.2.2. Sosyalizm................................................................................... 2.2.3. Karma Ekonomi......................................................................... 2.3. Ekonominin Tarihsel Gelişimi......................................................... 2.3.1. Ekonomi Biliminin Doğuşu, Merkantilistler ve Fizyokratlar.... 2.3.1.1. Merkantilistler...................................................................... 2.3.1.2. Fizyokratlar..........................................................................
5 19 19 21 24 26 27 29 31 33 33 33 34

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

2.3.2.KlasikDüşünce......................................................................... 2.3.3. Sosyalist Düşünce...................................................................... 2.3.4. Tarihçi ve Kurumsalcı Düşünce................................................ 2.3.5. Neoklasik Düşünce.................................................................... 2.3.6. Keynesgil Düşünce.................................................................... 2.3.7. Paracılık (Monetarizm).............................................................. 2.3.8. Günümüz Gelişmeleri ...............................................................

34 35 36 36 37 37 38

BÖLÜM 3. TALEP, ARZ VE DENGE
3.1. Talep Teorisi.................................................................................... 3.1.1. Talep Miktarını Belirleyen Faktörler......................................... 3.1.2. Talep Şedülü (Çizelgesi) ve Talep Eğrisi.................................. 3.1.2.1. Talep Şedülü........................................................................ 3.1.2.2. Talep Eğrisi.......................................................................... 3.1.3. Talep Miktarındaki Değişme..................................................... 3.1.4. Talep Değişmesi......................................................................... 3.1.5. Piyasa Talep Şedülü ve Eğrisi.................................................... 3.1.5.1. Piyasa Talep Şedülü............................................................. 3.1.5.2. Piyasa Talep Eğrisi.............................................................. 3.2. Arz Teorisi....................................................................................... 3.2.1. Arz Miktarını Belirleyen Faktörler............................................ 3.2.2. Arz Şedülü (Çizelgesi) ve Arz Eğrisi......................................... 3.2.2.1. Arz Şedülü........................................................................... 3.2.2.2. Arz Eğrisi............................................................................. 3.2.3. Arz Miktarındaki Değişme......................................................... 3.2.4. Arz Değişmesi............................................................................ 3.2.5. Piyasa Arzı................................................................................. 3.2.5.1. Piyasa Arz Şedülü................................................................ 3.2.5.2. Piyasa Arz Eğrisi.................................................................. 3.3. Piyasa Fiyatının Oluşumu (Arz ve Talep Dengesi)......................... 3.3.1. Denge Fiyatının Anlamı............................................................. 3.3.2. Fiyat ve Miktar Dengesinin Değişimi........................................ 3.3.2.1. Talep Değişiminin Etkisi..................................................... 3.3.2.2. Arzdaki Değişimin Etkisi.....................................................
39 40 43 43 44 45 46 47 47 48 49 50 51 51 52 53 54 56 56 57 58 61 62 63 64

6

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 4. ESNEKL K (ELAST K YET) 4.1. Talep Esnekliği................................................................................ 4.1.1. Talebin Fiyat Esnekliği.............................................................. 4.1.1.1. Esneklik ve Eğim................................................................. 4.1.2. Talebin Fiyat Esnekliğini Etkileyen Faktörler........................... 4.1.2.1. kame Malların Varlığı........................................................ 4.1.2.2. Malın Aile Bütçesindeki Oransal Önemi............................. 4.1.2.3. Zaman................................................................................... 4.1.3. Diğer Talep Esneklikleri............................................................ 4.1.3.1. Talebin Gelir Esnekliği........................................................ 4.1.3.2. Talebin Çapraz Esnekliği..................................................... 4.1.3.2.1. kame Mallarda Talebin Çapraz Esnekliği..................... 4.1.3.2.2. Tamamlayıcı Mallarda Talebin Çapraz Esnekliği......... 4.2. Arzın Fiyat Esnekliği....................................................................... 4.2.1. Arz Esnekliğini Etkileyen Faktörler.......................................... 4.2.1.1. Yeterli Girdi ve Hammadde Miktarı.................................... 4.2.1.2. Üretim Maliyetlerinin Gelişimi........................................... 4.2.1.3. Üretim Döneminin Uzunluğu (Zaman)................................ 4.3. Piyasa Fiyatının Oluşmasında Zamanın Etkisi................................ 4.3.1. Çok Kısa Dönem veya Piyasa Dönemi...................................... 4.3.2. Kısa Dönem............................................................................... 4.3.3. Uzun Dönem.............................................................................. 4.4. Tarımda Periyodik Fiyat Hareketleri............................................... 4.4.1. Sürekli Dalgalanma ................................................................... 4.4.2. Azalan Dalgalanmalar ............................................................... 4.4.3. Dengeden Uzaklaşan Dalgalanmalar ........................................ 4.5. Tavan ve Taban Fiyatlar.................................................................. 4.5.1. Tavan Fiyatlar ........................................................................... 4.5.2. Taban Fiyatlar............................................................................ BÖLÜM 5. TÜKET M TEOR S (TÜKET C DENGES ) 5.1. Fayda Teorisi................................................................................... 83 5.1.1. Toplam ve Marjinal Fayda......................................................... 84
67 67 72 75 75 76 76 76 76 77 77 78 79 81 81 81 82 82 82 83 83 85 86 88 89 91 91 92

7

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

5.1.2. Azalan Marjinal Fayda Yasası................................................... 5.1.3. Tüketici Dengesi (Fayda Maksimizasyonu) ............................. 5.1.4. Tüketici Rantı............................................................................ 5.1.5. Değer Çelişkisi (Paradoksu)...................................................... 5.2. Farksızlık Teorisi............................................................................ 5.2.1. Farksızlık Eğrileri...................................................................... 5.2.1.1. Farksızlık Eğrileri Paftası.................................................... 5.2.1.2. Farksızlık Eğrilerinin Özellikleri........................................ 5.2.1.2.1. Tam kame Mallar ........................................................ 5.2.1.2.2. Mükemmel Tamamlayıcı Mallar .................................. 5.2.2. Marjinal kame Oranı................................................................ 5.2.3. Bütçe Doğrusu (Eş Maliyet Doğrusu)....................................... 5.2.3.1. Gelirdeki Değişmenin Etkisi................................................ 5.2.3.2. Fiyatlardaki Değişmenin Etkisi............................................ 5.2.4. Tüketici Dengesi........................................................................ 5.2.5. Tüketici Dengesindeki Değişmeler............................................ 5.2.5.1. Gelirdeki Değişmelerin Tüketici Dengesine Etkisi............. 5.2.5.2. Fiyatlardaki Değişmenin Tüketici Dengesine Etkisi........... 5.2.5.3. Fiyat Değişmelerinden Kaynaklanan Gelir ve kame Etkileri.................................................................................. 5.2.5.3.1. kame Etkisi................................................................... 5.2.5.3.2. Gelir Etkisi....................................................................

85 87 89 91 92 93 94 96 97 97 97 99 101 102 104 105 105 107 108 109 110

BÖLÜM 6. ÜRET M VE MAL YETLER
6.1. Kısa Dönemde Üretim: Değişken Girdi Getirisi............................. 6.1.1. Kısa Dönem Üretim Fonksiyonu.............................................. 6.1.2. Toplam, Ortalama ve Marjinal Ürün........................................ 6.1.3. Azalan Verim Yasası............................................................... 6.1.3.1. Marjinal ve Ortalama Ürün Eğrileri Arasındaki lişkiler..... 6.1.3.2. Üretim Safhaları................................................................ 6.2. Uzun Dönemde Üretim: Ölçeğe Getiri............................................ 6.2.1. Ölçeğe Sabit Getiri.................................................................... 6.2.2. Ölçeğe Artan Getiri................................................................... 6.2.3. Ölçeğe Azalan Getiri................................................................. 6.3. Eş-Ürün Eğrileri.............................................................................. 6.3.1. Eş Ürün Eğrilerinin Özellikleri.................................................. 6.3.2. Marjinal Teknik kame Oranı.................................................... 6.3.3. Eş Maliyet Doğruları.................................................................
8 114 114 115 116 118 118 121 121 122 122 124 126 127 128

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.3.4. Üretici Dengesi (Optimum Faktör Bileşiminin Seçimi)............ 6.3.5. Genişleme Yolu......................................................................... 6.3.6. Faktör Fiyatlarının Değişmesinin Üretici Dengesine Etkisi...... 6.4. Üretim Maliyetleri........................................................................... 6.4.1. Kısa Dönem Üretim Maliyetleri............................................... 6.4.1.1. Toplam Maliyetler (TM) .......... .......................................... 6.4.1.2. Ortalama Maliyetler (OM)................................................... 6.4.1.3. Marjinal Maliyet (MM)....................................................... 6.4.1.4. Kısa Dönem Maliyet Eğrileri............................................... 6.4.2. Uzun Dönem Maliyetleri .......................................................... 6.4.2.1. Uzun Dönem Ortalama Maliyetleri...................................... 6.4.2.2. Uzun Dönem Marjinal Maliyetleri ..................................... BÖLÜM 7. TAM REKABET P YASASI 7.1. Piyasa ve Piyasa Türleri................................................................... 7.2. Tam Rekabet Piyasası ve Varsayımları........................................... 7.3. Tam Rekabet Piyasasının Eksik Rekabet Piyasaları le Farkları..... 7.4. Tam Rekabet Piyasasında Piyasa Fiyatı, Firma Talebi ve Geliri..... 7.4.1. Piyasa Fiyatı ve Firma Talebi.................................................... 7.4.2. Tam Rekabet Piyasasında Firma Geliri..................................... 7.5. Tam Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi............................. 7.5.1. Firmanın Kısa Dönem Dengesi.................................................. 7.5.2. Tam Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Firma Arz Eğrileri...... 7.5.2.1. Tek Bir Firmanın Kısa Dönem Arz Eğrisi........................... 7.5.2.2. Endüstrinin Arz Eğrisi......................................................... 7.5.3. Kısa Dönem Denge Fiyatı.......................................................... 7.5.4. Firmanın Kısa Dönem Kârlılığı................................................. 7.6. Kısa Dönem Dengesinin Alternatif Analizi:Toplam Gelir-Toplam Maliyet Yaklaşımı............................................................................ 7.7. Uzun Dönem Dengesi...................................................................... 7.7.1. Giriş-Çıkış Etkisi....................................................................... 7.7.2. Uzun Dönem Denge Koşulları ve Denge................................... BÖLÜM 8. MONOPOL VE P YASA DENGES

130 132 132 133 134 135 136 137 137 139 139 141

143 144 145 146 146 147 149 152 153 153 154 155 156 157 158 158 159

8.1. Monopol Piyasasının Tanımı ve Varsayımları................................ 161 8.2. Monopolün Oluşum Biçimleri......................................................... 162 8.3. Monopolde Denge............................................................................ 163
9

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

8.3.1. Monopolde Marjinal Gelir......................................................... 8.3.2. Marjinal Gelir ve Talep Esnekliği............................................. 8.4. Kısa Dönemde Monopolcü Dengesi................................................ 8.4.1. Monopol Kârları........................................................................ 8.4.2. Monopolcü Firma çin Arz Eğrisinin Olmaması....................... 8.4.3. Firma ve Endüstri....................................................................... 8.5. Monopol Piyasasında Uzun Dönemde Denge................................. 8.6. Monopolde Fiyat Farklılaştırması.................................................... 8.6.1. Fiyat Farklılaştırmasının Türleri................................................ 8.6.1.1. Malın Birimleri Arasında Fiyat Farklılaştırması................. 8.6.1.2. Alıcılar Arasında Fiyat Farklılaştırması............................. 8.6.2. Fiyat Farklılaştırmasının Koşulları........................................... 8.7. Monopol Piyasası ile Tam Rekabet Piyasasının Karşılaştırılması..

163 164 165 167 168 168 168 168 170 170 171 171 172

BÖLÜM 9. EKS K REKABET P YASALARI
9.1. Eksik Rekabet Piyasasının Özellikleri............................................ 9.2. Monopolcü Rekabet Piyasası......................................................... 9.2.1. Monopolcü Rekabet Piyasasının Tanımı ve Genel Özellikleri 9.2.2. Monopolcü Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi............ 9.2.3. Monopolcü Rekabet Piyasasında Uzun Dönem Dengesi........... 9.2.4. Tam Rekabet Piyasası ile Monopolcü Rekabet Piyasasının Karşılaştırılması ..................................................................... 9.3. Oligopol Piyasası.......................................................................... 9.3.1. Oligopolün Tanımı ve Özellikleri............................................. 9.3.2. Oligopol Piyasasının Oluşum Biçimleri.................................... 9.3.2.1. Fiyat Dışı Rekabet............................................................. 9.3.2.2. Firmalararası Anlaşma.................................................... 9.3.3. Oligopolde Piyasa Dengesi...................................................... 9.3.3.1. Dirsekli Talep Eğrisi Modeli.............................................. 9.3.3.2. Fiyat Önderliği Modeli....................................................... 9.3.3.3. Firmalararası Anlaşma Modeli......................................... 9.3.3.4. Maliyet Üzerine Bir Kâr Modeli........................................ 9.4. Oligopolün Etkinliği......................................................................
173 174 174 175 176 176 177 178 178 179 179 180 180 182 182 183 183

BÖLÜM 10. BÖLÜŞÜM TEOR S VE FAKTÖR P YASALARI
10.1. Gelir Bölüşümü (Dağılımı)............................................................ 185 10.1.1. Kişisel Gelir Dağılımı ........................................................... 186
10

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

10.1.1.1. Gelir Dağılımı Eşitsizliğinin Nedenleri............................. 10.1.1.2. Gelir Dağılımındaki Eşitsizliğin Giderilmesi.................... 10.1.2. Görevsel (Fonksiyonel) Gelir Dağılımı................................... 10.2. Faktör Piyasaları............................................................................ 10.2.1. Faktör Talebi ve Özellikleri..................................................... 10.2.1.1. Faktör Piyasa Talebi.......................................................... 10.2.1.2. Faktör Talep Esnekliğini Etkileyen Faktörler.................... 10.2.2. Faktör Arzı ve Özellikleri........................................................ 10.2.2.1. Faktör Akışkanlığı ve Arz Esnekliği................................. 10.2.3. Faktör Piyasasında Denge........................................................ 10.2.4. Ekonomik Rant ve Transfer Kazancı ...................................... 10.3. Faktör Gelirleri.............................................................................. 10.3.1. Emek Gelirleri: Ücret............................................................... 10.3.1.1. Ücret Teorileri.................................................................... 10.3.2. Ücret Dışı Gelirler: Rant, Faiz ve Kâr..................................... 10.3.2.1. Toprak Sahibinin Geliri: Rant............................................ 10.3.2.1.1. Rant Türleri.................................................................. 10.3.2.1.2. Rantın Ekonomik şlevi................................................ 10.3.2.2. Sermaye Sahibinin Geliri: Faiz.......................................... 10.3.2.2.1. Faiz Teorileri................................................................ 10.3.2.2.2. Faizin Ekonomik şlevi................................................ 10.3.2.3. Girişimcinin Geliri: Kâr..................................................... 10.3.2.3.1. Kârın Ekonomik şlevi.................................................

188 188 189 189 190 191 191 191 193 194 195 197 197 199 200 200 202 203 203 204 204 205 205

BÖLÜM 11. M LL GEL R
11.1. Milli Gelir Kavramları................................................................... 11.1.1. Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH)............................................... 11.1.2. Safi Milli Hasıla (SMH).......................................................... 11.1.3. Milli Gelir (MG)...................................................................... 11.1.4. Kişisel Gelir (KG).................................................................... 11.1.5. Harcanabilir Gelir (HG)........................................................... 11.1.6. Kişi Başına Milli Gelir (KBMG)............................................. 11.1.7. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSY H)........................................... 11.2. Milli Gelir Hesaplamaları.............................................................. 11.2.1. Gelir Yöntemi.......................................................................... 11.2.2. Üretim (Çıktı) Yöntemi............................................................ 11.2.3. Harcama Yöntemi.................................................................... 11.3. Milli Geliri Etkileyen Faktörler.....................................................
11 207 207 208 208 209 210 211 211 212 212 213 214 215

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

11.4. Milli Gelir Ölçütlerinin Değerlendirilmesi.................................... 11.4.1. Kayıtdışı Ekonomik Faaliyetler............................................... 11.4.2. Milli Gelir ve Yaşam Düzeyi................................................... 11.5. Milli Gelir Ölçütlerinin Seçimi...................................................... 11.6. Türkiye’nin Milli Geliri ve Dağılımı............................................. 11.7. Milli Gelir Dengesi........................................................................ 11.8. Ekonomik Büyüme ve Kalkınma .................................................. 11.8.1. Ekonomik Büyüme................................................................... 11.8.2. Ekonomik Büyümeyi Etkileyen Faktörler................................ 11.8.3. Kalkınma.................................................................................. 11.8.4. Az Gelişmiş Ülkelerin Başlıca Sorunları................................. BÖLÜM 12. PARA, BANKA VE ENFLASYON 12.1. Para................................................................................................ 12.1.1. Paranın şlevleri....................................................................... 12.1.1.1. Paranın Değişim Aracı Olma şlevi................................... 12.1.1.2. Paranın Hesap Birimi Olma şlevi.................................... 12.1.1.3. Paranın Biriktirme Aracı Olma şlevi................................ 12.1.2. Paranın Çeşitleri....................................................................... 12.1.2.1. Asli Para............................................................................. 12.1.2.2. Kaydi Para (Banka Parası)................................................. 12.1.2.3. Para Benzerleri ve Para Yerine Geçenler.......................... 12.1.3. Para Tanımları......................................................................... 12.1.4. Para Arzı ve Para Talebi.......................................................... 12.2. Bankalar ve Merkez Bankası......................................................... 12.2.1. Merkez Bankasının Görevleri.................................................. 12.2.2. Merkez Bankasının Para Politikası.......................................... 12.2.2.1. skonto Politikası............................................................... 12.2.2.2. Açık Piyasa şlemleri......................................................... 12.2.2.3. Karşılık Oranı.................................................................... 12.2.2.4. Kredi Tavanı...................................................................... 12.2.2.5. Diğer Önlemler.................................................................. 12.2.3. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası.................................... 12.3. Enflasyon....................................................................................... 12.3.1. Enflasyon Hızı......................................................................... 12.3.2. Enflasyonun Nedenleri........... ................................................ 12.3.2.1. Talep Enflasyonu............................................................... 12.3.2.2. Maliyet Enflasyonu............................................................
12

216 216 217 218 219 221 223 224 224 225 225

227 228 228 228 229 229 229 229 229 230 230 231 232 232 232 232 233 233 233 233 234 234 236 236 237

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

12.3.2.3. Beklenen ve Beklenmeyen Enflasyon................................ 12.3.3. Enflasyonun Etkileri................................................................ 12.3.3.1. Gelir ve Servet Dağılımı Üzerindeki Etkileri.................... 12.3.3.2. Üretim ve stihdam Üzerine Etkileri.................................. 12.3.4. Enflasyonla Mücadele.............................................................. 12.3.4.1. Aşamalı ve Şok Stratejisi................................................... 12.3.4.2. Hiper ve Yüksek Oranlı Enflasyonla Mücadele................ 12.4. Deflasyon................................................ ...................................... 12.5. Devalüasyon.................................................................................. 12.6. Stagflasyon.....................................................................................

239 240 240 240 240 241 241 242 242 244

BÖLÜM 13. ULUSLARARASI EKONOM K L ŞK LER
13.1. Uluslararası Ticaret....................................................................... 13.1.1. Uluslararası Ticaretten Kazançların Kaynakları..................... 13.1.1.1. Mutlak Üstünlük................................................................ 13.1.1.2. Karşılaştırmalı Üstünlük................................................ ... 13.1.1.3. Fırsat Maliyeti................................................ ................... 13.1.2. Fırsat Maliyeti Farklılığının Nedenleri.................................... 13.1.2.1. Faktör Bileşimleri Farklılığı.............................................. 13.1.2.2. klim Farklılığı................................................................... 13.1.3. Dış Ticaret Hadleri.................................................................. 13.1.4. Serbest Ticaret Kısıtlamaları................................................... 13.1.4.1. Koruma Yöntemleri........................................................... 13.1.4.1.1. Gümrük Tarifeleri................................................ ....... 13.1.4.1.2. Tarife Dışı Engeller................................................ .... 13.1.4.1.3. Diğer Engeller.............................................................. 13.1.5. Kısıtlamaların Nedenleri.......................................................... 13.1.6. Ticaretin Serbestleşmesi.......................................................... 13.2. Ödemeler Dengesi................................................ ......................... 13.3. Döviz Kuru ve Belirlenmesi.......................................................... 13.3.1. Döviz Kuru Sistemleri............................................................. 13.3.1.1. Sabit Kur Sistemi............................................................... 13.3.1.2. Esnek Kur Sistemi.............................................................. 13.3.2. Denge Döviz Kurunda Değişmeler.......................................... KAYNAKLAR......................................................................................
245 246 246 247 249 251 251 251 252 253 253 253 255 258 259 261 262 263 264 264 265 265 267

D Z N..................................................................................................... 269

13

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 1
EKONOM B L M N N KAPSAMI VE TEMEL KAVRAMLAR
Günümüzde ekonomi ile ilgili konular en önemli ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır. Ekonomik düşünme biçimi, ekonomi ile ilgili günlük olayları ve bu olayların birbirleriyle ilişkilerini anlamada çok önemli hale gelmiştir. Bununla birlikte ekonomi bilimi konusunda sahip olunan bilginin çok yetersiz olduğu söylenebilir. Bu durum bir ölçüde bireylerin bir çoğu için ekonomi biliminin soyut kavramlar gibi görülmesinden ileri gelmektedir. Diğer yandan ekonomide kullanılan kavramların bir kısmının anlamının günlük dilden çok farklı olmasının da bunda payı bulunmaktadır. Bu nedenle ekonomi biliminin temelini oluşturan konulara geçmeden önce ekonomi biliminin kapsamı ve ekonomi biliminde kullanılan bazı temel kavramları incelemek gereklidir. Bu amaçla kitabın ilk bölümü, ekonomi biliminin kapsamı ve ekonomideki temel kavramlar olmak üzere iki ana kısımda ele alınmıştır. 1.1. Ekonomi Biliminin Kapsamı Ekonomi biliminin kapsamı başlığı altında ilk olarak ekonomi biliminin tanımı, özellikleri ve ekonominin bölümleri açıklanacaktır. Daha sonra ise ekonomi biliminin temelini oluşturan kıtlık ve tercih konuları ile kaynak kullanımı ve fırsat maliyeti konuları ele alınacaktır. Ekonomi biliminin kapsamı ile ilgili açıklamalar içinde ekonomik model ve bazı varsayımlar üzerinde de durulacaktır. 1.1.1. Ekonominin Tanımı Ekonomi bilimindeki gelişmelere bağlı olarak ekonomi kavramı bugüne kadar çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Ekonomi biliminin ve ekonomistlerin anlayışlarının gelişmesi bu duruma neden olarak gösterilebilir. Dolayısıyla ekonomi biliminin konusunu tam ve kesin olarak tanımlamak oldukça güçtür. Ekonomi bilimini açıklamada yaygın olarak kullanılan tanımlardan bazıları aşağıda verilmiştir. nsanların tüm ihtiyaçlarının karşılanmasına olanak yoktur. Çünkü insanların ihtiyaçları sonsuz olmasına karşılık bu ihtiyaçları gideren mal ve
14

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

hizmetlerin üretiminde kullanılacak kaynaklar sınırlıdır. Eğer ihtiyaçları tatmin etmede kullanılan araçlar kıt olmasaydı, bunları elde etmek için hiçbir fedakarlık ve sıkıntı çekmeye gerek kalmayacaktı. Böyle bir durumun olması ekonomik faaliyetin söz konusu olmayacağı anlamına gelmektedir. Bu nedenle ekonomik sorunların temelini kıtlık oluşturmaktadır. Ekonomi biliminin temeli kıtlık gerçeğine dayandığından ekonomi; kıtlık bilimidir diye tanımlanmaktadır. nsan ihtiyaçlarının sonsuz olmasına karşılık, ihtiyaçları giderecek kaynakların ihtiyaçlara oranla sınırlı olması nedeniyle insanlar çeşitli alternatifler arasında tercih yapmak zorundadırlar. Bu nedenle ekonomi; tercihler bilimi yani çeşitli seçenekler arasında seçim yapma bilimi olarak da ifade edilmektedir. nsanların kıtlıkla mücadele etmek için birbirleriyle mal ve hizmet değişiminde bulunmaları gibi ülkeler arasında kıtlıkla mücadele için mal ve hizmet değişimi de söz konusudur. Ülkeler arasındaki mal ve hizmet değişiminin esas nedeni, bazı ülkelerin sahip oldukları kaynakların, üretim teknolojisinin, bilgi ve beceri düzeyinin diğerlerinden fazla olmasından kaynaklanır. Diğer yandan bazı malların üretiminde bazı ülkelerin daha fazla uzmanlaşmış olması da uluslararası ticaretin tüm ülkelerin yararına olması sonucunu yaratmaktadır. Bu açıdan ekonomi; ülkeler arasında ticaretin incelenmesi olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca günümüz ekonomilerinin para ekonomileri olma özelliğinin çok önemli hale gelmesi nedeniyle ekonomi; para, banka, sermaye ve servetin incelenmesi olarak da ifade edilmektedir. Ekonomi kavramının tanımları daha da artırılabilir. Bununla birlikte, söz konusu tanımların ortak özellikleri esas alınarak geniş kapsamlı bir ekonomi tanımlaması şöyle yapılabilir. Ekonomi; sınırlı kaynakların farklı ihtiyaç alternatiflerine ayrılması konusundaki insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. 1.1.2. Ekonominin Özellikleri Ekonomi kavramının tanımlarından yola çıkarak ekonominin temel özellikleri kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. (i) Ekonomi, sosyal bir bilimdir. Ekonomi insanların davranışlarını inceler. Bu nedenle ekonomi diğer sosyal bilimler gibi doğal bilimlerden farklıdır. Bilindiği gibi doğal bilimlerde, laboratuar ortamında ve koşullar kontrol edilerek yapılan denemelerle bilimsel yasalar test edilmektedir. Ekonomi biliminin dolayısıyla ekonomistin laboratuvarı ise toplumdur. Bu
15

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

nedenle ekonomistin doğal bilimcinin yaptığı deneyleri yapması ve koşulları kontrol etmesi söz konusu olamaz. Ekonomist ortaya koyduğu ilkeleri gözlemlerine dayandırır. (ii) Ekonomi, analitiktir. Ekonomist, çeşitli ekonomik sorunlara çözüm üretmek için ekonomi biliminin ilkelerini kullanır. Ekonomist bunu yaparken tek bir çözüm yolu önermek yerine alternatif çözüm yolları önerir. Ayrıca ekonomist önerdiği çözüm yollarının her birinin olumlu ve olumsuz yönlerini de ortaya koyar. (iii) Ekonomi, insan davranışının sadece ekonomik yönü ile ilgilenir. Ekonomi; politika, psikoloji ve antropoloji gibi çeşitli sosyal bilimler ile yakından ilişkili olmasına karşın insan davranışlarının sadece ekonomik yönünü esas alır. (iv) Ekonomi, malların tüketimi ile olduğu kadar üretimi ve dağıtımı ile de ilgilidir. Ekonomi insan ihtiyaçlarının nasıl giderileceği sorununu esas almakla beraber ihtiyaçların karşılanması için gerekli malların üretimi ve üretilen bu malların dağıtımı sorunlarını da inceler. 1.1.3. Ekonominin Bölümleri Ekonomi bilimi çeşitli bölümlere ayrılır. Bu bölümlerden mikroekonomi ve makroekonomi ile pozitif ve normatif ekonomi ayrımı en yaygın olanlarıdır. 1.1.3.1. Mikroekonomi ve Makroekonomi Mikroekonomi, ekonomi biliminde küçük birimlerin incelenmesini konu alan dal olup, tek bir firma ve tek bir tüketicinin ekonomik davranış ve faaliyetlerini inceler. Bir tüketicinin sahip olduğu belirli geliri hangi mal ve hizmetlere dağıtacağı, firma maliyetleri, tam rekabet ve eksik rekabet mikroekonominin önemli konularıdır. Kısaca mikroekonominin konuları; bireysel kararların oluşturulması, kaynak dağılımı, fiyatlar, üretim ve gelir dağılımıdır. Makroekonomi, bütün olarak toplumun ekonomik davranış ve faaliyetlerini kapsamına alır. Makroekonominin başlıca konuları; ekonominin genel büyüklüğü, tüm tüketim harcamaları, milli gelir, istihdam, enflasyon, para ve tasarruf gibi konulardır. Mikroekonomi, belirli bir mal veya hizmetin talebini konu alırken makroekonomi mal ve hizmetlerin toplam talebi ile ilgilenmektedir.

16

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

1.1.3.2. Pozitif ve Normatif Ekonomi Pozitif ekonomi, gerçek yaşamda bazı verilerle test edilebilecek neden-sonuç ilişkilerini inceler. Diğer bir ifadeyle pozitif ekonomi; olayları, insanların karar ve davranışlarını objektif olarak inceler. Bu kapsamda pozitif ekonomi ne nedir, ne olmuştur, ne olacaktır? sorularına bilimsel ilkelere uygun olarak yanıt bulmaya çalışır. Dolayısıyla pozitif ekonomi değer yargısı içermez. Örneğin “faiz oranlarının yükselmesi insanları, tasarruf etmeleri yönünde teşvik etmektedir” ifadesi pozitif ekonomi alanına girer. Normatif ekonomi, toplumsal refahın sağlanabilmesi için ne olması gerektiğini esas alır. Yani normatif ekonomi ne olsaydı, ne olmalıydı gibi değer yargıları ile ilgilenir. Örneğin, “insanların tasarruf etmeleri teşvik edilmelidir” ifadesinde normatif ekonomi yaklaşımı söz konusudur. Esasında birçok konu hem pozitif hem de normatif ekonomi içerisinde tartışılmaktadır. Bu kitapta çoğunlukla pozitif ekonominin kapsamına giren konular ele alınmıştır. 1.1.4. Kıtlık ve Tercih nsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için çaba göstermelerinin esas nedeni kıtlık ile mücadeledir. Kıtlık, tüm insanlar için geçerli bir olgudur. Çünkü ülke ne kadar gelişmiş olursa olsun o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplamı, ülke insanlarının bütün ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bol değildir. Ayrıca kaynakların kıt oluşu gelişmemiş ülkelerde, gelişmiş ülkelere göre çok daha belirgindir. Ekonomide kullanılan kıtlık kavramı günlük dilde kullanılan kıtlık kavramı farklı anlam taşır. Günlük dilde, herhangi bir malın piyasada bulunmasında bir sıkıntı varsa kıtlıktan bahsedilir. Yani, bir malın fiziki olarak piyasada az bulunur olması veya hiç bulunmaması günlük dilde kıtlık olarak kabul edilmektedir. Kıtlık, çiftçiler açısından kuraklık nedeniyle üretimin düşmesi anlamında da kullanılmaktadır. Ekonomistler kıtlığı, bütün insanların ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar olmayan mallar için kullanmaktadır. Yani ekonomistlere göre, elde etmek için bir bedel ödenen ve zahmete girilen her mal ekonomik anlamda kıt maldır. Kıt mallara ekonomik mallar adı da verilmektedir. Buna karşın herkese yetecek kadar bol olan ve karşılığında hiç bedel ödenmeyen mallara ise serbest mal adı verilir. Serbest malı tam olarak ifade eden örnek havadır. Serbest mallara verilecek diğer örnekler ise çöldeki kum, kutuplar için buz ve çok yağışlı bölgeler için bir ölçüde su olarak
17

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

belirtilebilir. Ancak, çöldeki kum ve kutuplardaki buz dünyanın diğer bölgelerinde kıt mallar durumundadır. Eğer dünyadaki tüm mallar hava gibi serbest mal durumunda olsaydı, hiçbir mal kıt olmayacağı için ekonomik sorun olmayacaktı. Bu durumda ekonomi bilimine de ihtiyaç duyulmayacaktı. Ancak gerçekte, ihtiyaçlar sonsuz olmasına karşın kaynaklar sınırlıdır. Bu sınırlı kaynakların da farklı amaçlar için kullanılma olanağı bulunmaktadır. Bu nedenle kıt kaynakları kullanırken alternatif kullanılma yerleri arasında tercih yapmak gerekmektedir. Aksi taktirde bir mal veya bir kaynak ne kadar kıt olursa olsun tek bir kullanım yeri varsa bir seçim (tercih) yapılması söz konusu olmayacaktır. Çünkü kaynakların kıt olmasının yanında kıt kaynakların alternatif kullanılma durumu var ise ekonomik bir sorun ortaya çıkmaktadır. 1.1.5. Kaynak Kullanımı ve Fırsat Maliyeti nsanların bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar mal ve hizmet üretme olanağı yoktur. nsan ihtiyaçlarını giderecek mal ve hizmet üretiminin yetersiz oluşunun nedeni, mal ve hizmet üretiminde kullanılan üretim faktörlerinin sınırlı oluşudur. şte mal ve hizmet üretiminde kullanılan üretim faktörlerinin kıt oluşu bu kaynakların en iyi şekilde kullanılmasını gerektirmektedir. Ayrıca kıt olan üretim kaynaklarının değişik alternatiflerde kullanılma durumlarının olması da insanları tercih yapma ile karşı karşıya bırakmaktadır. Kıt kaynakların alternatif kullanımları arasında bir tercih yapmak, seçilen alternatifin dışında kalanları feda etmek (kaçırmak) anlamına gelir. Ekonomistler bu duruma fırsat maliyeti (veya alternatif maliyet) adını vermektedirler. Örneğin; bir öğrencinin sinema veya tiyatro seçeneklerinden tiyatroya gittiğini kabul edelim. Bu durumda sinema, feda edilen ya da kaçırılan bir olay olduğundan tiyatroya gitmenin alternatif maliyetidir. Benzer şekilde ülkeler de yatırımlarında tercih yaparlar. Bu nedenle alternatif maliyet kavramı, kıt kaynakların kullanımında tercih yapmanın önemini gösterir ve her ekonomik kararın bir bedeli olduğunu ortaya koyar. Burada vurgulanması gereken bir konu da ekonomi biliminin yapılan tercihlerin nedenlerinden çok bu tercihlerin sonuçları üzerinde durmasıdır. Yani ekonomi bilimi, tüketicilerin neden tereyağını margarine tercih ettiklerini değil, bu tercihlerin sonuçları üzerinde durur.

18

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

1.1.6. Ekonomik Model ve Bazı Varsayımlar Kıt kaynakların nasıl kullanılacağı, alternatif kullanım alanlarından hangilerinin seçileceği gibi konularda tüketicilerin davranışlarını incelemek ve bunları bilimsel kurallar olarak belirtmek ekonominin temel görevidir. Buna göre, diğer bilim dallarında olduğu gibi ekonomi biliminde de amaç ekonomi ile ilgili olaylar arasındaki ilişkileri belirlemektir. “Bir malın fiyatı yükselirse, o maldan talep edilen miktar azalır” yasasının belirlenmesi örnek olarak verilebilir. Ekonomide talep yasası olarak bilinen bu yasadan da anlaşılabileceği gibi ekonomik olaylarda neden-sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Ancak ekonomi ilmindeki bilimsel kuralların, doğal bilimlerdeki kadar kesinlik ve belirlilik taşıdığı söylenememektedir. Örneğin, bir malın fiyatı yükselirse diğer koşullar aynı kaldığı sürece o maldan talep edilen miktar azalır olarak ifade edilen talep yasası için de durum böyledir. Buna göre talep yasası eğilim yasası olarak kabul edilmeli ve her tüketicinin fiyat artışları karşısında aynı tepkiyi göstereceği anlamında olmadığı bilinmelidir. Bir malın fiyatının yükselmesi karşısında çoğunluk o maldan talep edilen miktarı azaltmasına karşın bir kısım tüketici mal alımında bir değişiklik yapmazken, bir kısmı eskisine göre daha çok mal alabilir. Bu durum talep yasasının geçersiz olduğunu göstermez. Buna karşın ekonomi bilimindeki yasaların doğal bilimlerdeki kadar kesinlik ve belirlilik taşımadığını ifade eder. Doğal bilimlerin konusunu çoğunlukla cansız varlıklar oluşturmakta ve doğal yasalar deney yoluyla kanıtlanabilmektedir. Buna karşılık diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi ekonomi biliminin konusunu insanlar ve onların davranışları oluşturmaktadır. Bu nedenle sosyal bilimlerde laboratuvar deneylerinin yapılamayışı doğal ve sosyal bilim dalları arasında önemli farklar yaratmaktadır. Örneğin; bir taş parçası suya atıldığı zaman taşın suyun dibine ineceği, kuru bir kağıt parçasına ateş yaklaştırıldığı zaman kağıdın yanacağı veya bir demirin ısıtıldığında boyunun uzayacağı bellidir. Ancak insanların çeşitli etkenler karşısında gösterecekleri tepkiler farklı olabilmektedir. Hatta aynı insanın aynı etkenler karşısındaki davranışı farklı zamanlarda çok farklı olabilmektedir. Dolayısıyla ekonomi biliminde önemli olan çoğunluğun davranışıdır. Eğer çoğunluk belirli bir yönde ve beklenen davranış şekline göre hareket ediyorsa sosyal bilimlerde de bilimsel kurallar var demektir. Özetle, ekonomistler ekonomi ile ilgili

19

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

olayları incelemek, neden-sonuç ilişkilerini belirlemek ve bunları bilimsel bir kurala bağlamak için çaba gösterirler. Ekonomik sorunların teorik tartışması yapılırken genellikle konuyu basitleştirmek için bazı varsayımlar yapılır. Kitapta yer alan konularla ilgili temel birkaç varsayım aşağıda kısaca açıklanmıştır. (i) Kapalı ekonomi varsayımı: Konuyu basitleştirmek amacıyla; fiyat, üretim ve bölüşüm teorisi gibi mikroekonomi konuları işlenirken kapalı ekonomi varsayımı kabul edilecektir. Yani, bir ülkenin başka bir ülkeden mal alıp satmadığı, yabancı sermaye girmesi ve dış yardım alması gibi ekonomik ilişkilerin hiç birisinin olmadığı varsayılmaktadır. Kısacası kapalı ekonomi varsayımına göre, bir ülkenin başka ülkelerle hiç ekonomik ilişki kurmadığı kabul edilmektedir. (ii) Devlet müdahalesinin yokluğu varsayımı: Kitapta yer verilen tüm konularda devletin ekonomiye müdahalesinin olmadığı kabul edilecektir. Buradaki amaç piyasa mekanizmasının yaratacağı sonuçları ortaya koymak çabasından kaynaklanmaktadır. (iii) Ekonomik insan varsayımı: ncelenen konularda karar birimlerinin (ev halkı, firma) tüketici veya üretici olarak aldıkları tüm kararlarında rasyonel hareket ettikleri varsayılacaktır. Rasyonel davranış nedeniyle tüketiciler fayda maksimizasyonunu, üreticiler ise kâr maksimizasyonunu amaç edineceklerdir. (iv) Diğer koşullar sabit varsayımı (Ceteris paribus): Bir değişken değiştiğinde diğerlerinin sabit tutulmasına ceteris paribus denilmektedir. Diğer koşulların değişmediği varsayımı ekonomik olayların incelenmesini ve açıklanmasını basite indirgemek istenmesinden kaynaklanmaktadır. 1.2. Temel Ekonomi Kavramları Ekonomi biliminin incelediği konuların iyi anlaşılması, ancak bazı teknik terim ve kavramların bilinmesi ile sağlanabilir. Söz konusu bu kavramlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir. 1.2.1. htiyaç htiyaç, karşılandığı zaman zevk ve mutluluk veren, karşılanmadığında ise acı ve üzüntü veren duygular olarak tanımlanmaktadır. nsanların doğumdan ölünceye kadar çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Örneğin; susayan bir kişi bu ihtiyacını gideremediği zaman acı duyar. Bu insana su sağladığınız zaman ise hem acısı azalır hem
20

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

de mutluluk duymaya başlar. Ancak ekonomik anlamda ihtiyaçtan bahsedebilmek için bireyin kendisine acı veren ihtiyaçlarını karşılamak için bir çaba içerisine girmesi gerekmektedir. htiyaçların özellikleri çok değişik şekilde incelenebilir. Aşağıda ihtiyaçların bazı özelliklerine değinilmiştir. (i) htiyaçlar süreklidir ve şiddet açısından farklıdır: nsanların bazı ihtiyaçlarının karşılanma şiddeti diğer ihtiyaçlarına oranla daha fazladır. Örneğin; insanların temel ihtiyaçlarından olan ekmek ve su ihtiyaçları eğer karşılanmaz ise bir süre sonra insan artık yaşayamaz hale gelir. htiyaçlar karşılanırsa büyük bir haz duyulur, ancak bir süre sonra aynı ihtiyaç tekrar hissedilir. Bu durum ihtiyaçların sürekli olma özelliğini göstermektedir. (ii) htiyaçlar artma eğilimindedir: nsanların ihtiyaçları sonsuzdur. Özellikle toplumlar geliştikçe ihtiyaçlar da buna paralel olarak artmakta daha önce bilinmeyen yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Gelir artışı, yeni buluşlar, zevk ve tercihlerin değişmesi, ihtiyaçları çoğaltan önemli nedenlerdir. htiyaçların artma eğilimi toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik durumlarına göre değişmektedir. Yaşam düzeyi düşük olan ülkelerde ihtiyaçların sayısının, yaşam düzeyi yüksek olanlara göre daha az olduğu söylenebilir. (iii) htiyaçlar karşılandıkça şiddetlerini kaybetmektedir: Aç bir insan ele alınırsa bu kişiye bir tabak yemek verildiğinde bunu tüketmekten büyük mutluluk duyacaktır. Aynı kişiye ikinci tabak yemek verildiğinde birinciye göre daha az mutluluk duyarken üçüncü tabakta belki de bir şey hissetmeyecektir. Eğer daha fazla tabak yemek verilirse ve tüketmeye zorlanırsa bundan acı duyacaktır. Bu durum ihtiyaçların karşılandıkça şiddetlerini kaybetmelerinden ileri gelmektedir. (iv) htiyaçlar ve ihtiyaçları gideren mallar ikame edilebilirler: htiyaçların bir bölümü tatmin edildiğinde ihtiyaçların diğer bir bölümünden vazgeçilebilmektedir. Örneğin insanlar sinemaya gitmek yerine maça giderek boş zamanını değerlendirebilir. Ayrıca insanlar aynı ihtiyacı belirli bir mal yerine başka bir mal tüketimiyle karşılayabilirler. Örneğin; elma yerine başka bir meyve, çay yerine kahve tercih edilebilir. Ekonomi bilimi insan ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Ancak ekonominin, insan ihtiyaçları ile ilgili olması, her türlü insan ihtiyaçlarının karşılanması anlamına gelmez. Örneğin bir insan daha
21

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

akıllı, daha cesur olmak istiyorsa buna ekonomik olarak yapabilecek bir şey yoktur. Bu tip ihtiyaçlara ekonomi dışı ihtiyaçlar denir. htiyaçlar ekonomik açıdan zorunlu ve zorunlu olmayan ihtiyaçlar olmak üzere iki grup altında toplanır. Zorunlu ihtiyaçlar, insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlaka karşılamak durumunda oldukları ihtiyaçlardır. Zorunlu ihtiyaçlara, beslenme, giyinme ve barınma gibi ihtiyaçlar örnek verilebilir. Zorunlu olmayan ihtiyaçlar, zorunlu ihtiyaçlar karşılandıkça ortaya çıkan ihtiyaçlardır. Zorunlu olmayan ihtiyaçlar, genellikle kültürel ve lüks ihtiyaç ayrımı yapılarak açıklanmaktadır. Örneğin; eğitim, spor, gezme gibi gereksinimler kültürel ihtiyaçları oluştururken otomobil gibi ihtiyaçlar lüks ihtiyaçlar olarak değerlendirilmektedir. Ancak insanların ihtiyaçlarının zorunlu ve zorunlu olmayan şeklinde ayırımı toplumdan topluma, zamandan zamana ve çeşitli gelir gruplarına göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle bir gelir grubu açısından zorunlu olarak kabul edilen mallar, başka bir gelir grubu için lüks olabilir. 1.2.2. Mal ve Hizmet nsan ihtiyaçlarını dolaylı veya doğrudan karşılamaya yarayan her şeye mal denir. Örneğin yenilen elma, giyilen gömlek, içinde oturulan ev maldır. nsanların ihtiyaçlarını gideren bazı şeyler elle tutulmaz ve gözle görülmez. Bu çeşit mallara manevi mallar denir. Manevi malların en önemli grubu hizmetlerdir. Bir öğretmenin ders vermesi, avukatın savunma yapması bu tip mallara örnek olarak verilebilir. Aslında insan ihtiyaçlarını gideren bu vasıtaları mal ve hizmet diye ayırmanın da fazla bir önemi yoktur. Mal kavramı çoğu zaman hizmetleri de kapsamaktadır. Mallar özelliklerine göre değişik şekilde sınıflandırılabilmektedir. Mallar, serbest ve ekonomik mallar olarak ikiye ayrılır (Şekil 1.1). Bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar bol olan ve üretilmesi için herhangi bir zahmete gerek duyulmayan mallara serbest mallar denir. Buna karşın herkese yetecek kadar bol olmayan, üretilmesi için belli bir çabaya gerek olan ve elde edilmesi için bedel ödenen mallara ekonomik (kıt) mallar denir. Ekonomik mallar hazır mallar ve insanlarca üretilen mallar olarak ikiye ayrılmaktadır. Hazır mallar doğada hazır bulunan mallardır (kıt madenler, içme suyu gibi). nsanlarca üretilen mallar üretim malları (ara mallar) ve tüketim malları olarak ikiye ayrılır. Üretim malları; tüketim mallarını üretmekte kullanılan ve daha önce insanlarca üretilmiş olan mallardır (un, buğday, deri gibi). Tüketim malları ise insanların

22

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

ihtiyaçlarını doğrudan doğruya ve derhal karşılayan mallardır (bir parça ekmek, bir çift ayakkabı gibi). Mallar

Serbest Mallar

Ekonomik Mallar (Kıt, Nadir Mal)

Hazır Mallar

nsanlarca Üretilen Mallar

Üretim Malları (Ara Mal) Şekil 1.1. Malların Sınıflandırılması

Tüketim Malları

Ekonomik mallar, tamamlayıcı mallar ve rakip (ikame) mallar olarak da gruplandırılabilir. htiyaçlarımızı karşılamak için bir mal talep edildiğinde diğer bir mal da talep ediliyorsa bu mallar tamamlayıcı mallardır. Tamamlayıcı mallardan birinin olmaması diğerinin kullanılmasını engeller (bir çift ayakkabı gibi). Birbirlerinin yerine kullanılabilen mallara ise rakip (veya ikame) malları adı verilir. Koyun eti ile dana eti gibi birbirinin yerine kullanılabilen mallar rakip mallardır. Mallar, ayrıca menkul ve gayri menkul yani taşınır ve taşınmaz mal olarak da sınıflandırılmaktadır. Mallar kullanılış şekline göre de üretim, tüketim ve kullanım malı olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak bu sınıflamalarda sınırlar kesin belli değildir. Örneğin; kömür, üretim girdisi olarak kullanıldığı zaman bir üretim malı iken evde ısınma amacı için kullanıldığında tüketim malı özelliği gösterir. Mallar; hammadde, ara mal ve son mal olarak da ayrılabilir. Hammadde ilksel bir maddedir. Yani hammadde doğada orijinal şekliyle olan mallardır. Ara mallar daha önce belirtildiği gibi son (nihai) malın

23

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

üretiminde kullanılan mallardır. Mallar kullanılış süresine göre dayanıklı ve dayanıksız mallar olarak da gruplandırılmaktadır. 1.2.3. Fayda, Değer ve Fiyat Malların insan ihtiyaçlarını karşılama özelliğine fayda denir. Herhangi bir mal stokunun en son dozunun faydasına ise marjinal fayda denir. Ekonomide fayda kavramı, günlük dildeki anlamından farklılık gösterir. Ekonomik anlamda bir şeyin faydalı olması için ahlak ya da yasal olarak uygun olması gerekli değildir. Değer (kıymet), ihtiyaçlarımızı gidermede kullandığımız mallara karşı verilen nispi önemi belirtir. Ekonomik açıdan malların kıymetli olmasının iki nedeni vardır. Bunlar malların ihtiyaçlarımızı gidermeleri ve kıt bulunmalarıdır. Ekonomide malların değişim (mübadele) değeri ve kullanım değeri ayrımı yapılmaktadır. Kullanım değeri daha çok kişisel yargılara bağlı olduğundan buna subjektif kıymet de denir. Ekonomide önemli olan değişim değeridir. Değişim değerine objektif kıymet denilmektedir. Fiyat, malların değişim kıymetlerinin para cinsinden ifadesidir. Yani bir malın fiyatı, o malın değişim değeridir. Dolayısıyla malın değişim değeri, fiyatını ifade etmektedir. 1.2.4. Üretim ve Tüketim nsan ihtiyaçlarını gideren mal ve hizmetlerin elde edilmesine ve faydaların artırılmasına yönelik çabaların hepsi üretim olarak kabul edilir. Üretim genellikle işletme denilen ekonomik birimlerde yapılmaktadır. Bazı işletmeler mal, bazıları ise hizmet üretirler. Tarım, orman ve sanayi işletmeleri mal üreten işletmeler, banka, ticaret, ulaştırma, sigorta, hastane ise hizmet üreten işletmelerdir. Üretim kesintisiz bir süreç olup, üretim ile kıt malların miktarı artırılır. Ancak kıt malların miktarını artırmadan da çeşitli yollarla faydasını artırmak olasıdır. Malların faydası aşağıdaki şekillerde artırılabilir: (i) Maddi (şekil) faydasını artırmak: Malların şekil ve bünyelerinde değişiklik yaparak onların faydaları arttırılabilir. Örneğin buğdayın işlenerek ekmek üretiminde kullanılması, sütün işlenerek peynir ve yoğurt haline dönüştürülmesi, ipliğin dokunup kumaş haline getirilmesi ve kumaştan elbise dikilmesi ile malların maddi faydası arttırılabilir.

24

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

(ii) Zaman faydasını artırmak: Malların ihtiyacın daha fazla olduğu bir zamanda hazır bulundurulmasıdır. (iii) Mekan faydasını artırmak: Malların ihtiyaçtan fazla olan bölgelerden, kıt olan bölgelere taşınması yoluyla malın faydasının arttırılmasıdır. (iv) Mülkiyet faydasını artırmak: Bir malın, o mala ihtiyacı az olan kişinin mülkiyetinden ihtiyacı daha çok olan kişinin mülkiyetine geçmesidir. Bu nedenle her tür ticaret ve komisyonculuk da ekonomik anlamda üretimdir. (v) Hizmet faydasını artırmak: Fayda yaratmak yalnızca maddi varlıklar üzerinde olmaz. Bir fikir, bir tavsiye de insana fayda sağlar (danışmanlık gibi). Üretim; birincil üretim, ikincil üretim ve hizmet üretimi olarak üç türe ayrılmaktadır. Birincil üretime kömür ve petrol çıkarılması ile çiftçilik ve balıkçılık örnek olarak verilebilir. Birincil üretimden elde edilen ürünlerden karmaşık ürünler üretilmesine ikincil üretim denilmektedir. Mühendislerin, seramikçilerin ve çelik işçisinin üretimi ikincil üretimdir. Hizmet üretimi ticari ve kişisel hizmet üretimi olmak üzere ikiye ayrılır. Ticari hizmete perakendecilik, bankerlik, sigortacılık; kişisel hizmet üretimine ise öğretmen, doktor, polis ve hemşire hizmetleri örnek olarak verilebilir. Tüketim, ekonomik faaliyetlerin son amacını oluşturur. nsan ihtiyaçlarının giderilmesine tüketim denir. Buna göre tüketim, ihtiyaçların doğrudan doğruya karşılanmasıdır. Bir malın ihtiyaçları dolaylı yoldan tatmini, yeni bir başka bir malın üretiminde kullanılması tüketim sayılmaz. Örneğin; mısırın pişirilip yenilmesi bir tüketim, ancak mısırın tohumluk olarak ayrılması tüketim değildir. Günlük dilde kullanılan tüketim ile ekonomik anlamda tüketim anlam farklılığı gösterir. Günlük dilde tüketim denilince bir şeyin tüketilip yok edilmesi anlaşılır. Oysa ekonomide tüketim amacıyla kullanılan bir malın yok olması koşulu yoktur. Çünkü ekonomik anlamdaki tüketimde bazı malların şekli ve bileşimi değişmediği gibi yok olması da gerekmez. Örneğin bir tablo, insan ihtiyaçlarını giderdiği için ekonomik anlamda bir tüketim söz konusudur. Ancak insanların tabloya bakması sonucunda tablonun şekli değişmediği gibi yok olmasından da bahsedilemez. 1.2.5. Üretim Faktörleri Mal ve hizmetleri elde etmek için bazı girdilere gereksinim duyulmaktadır. Söz konusu bu girdilere üretim faktörleri denilmektedir.

25

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Üretim faktörleri toprak (doğa), emek, sermaye ve girişimci(müteşebbis) olmak üzere dört grupta incelenmektedir. (i) Toprak: Üretimde kullanılan her türlü doğal kaynakları kapsar. Toprak, denizler, akarsular, yeraltı ve deniz kaynakları, ormanlar, güneş ışığı gibi doğada bulunan kaynaklar doğa unsuru kabul edilir. Arazi ve toprağın doğal ve teknik özellikler yanında ekonomik özellikleri de vardır. Toprağın ekonomik özellikleri; miktarının sınırlı olması, başka yere taşınamaması ve çoğaltılamaz oluşu olarak açıklanabilir. Toprağın ekonomik özellikleri, arazi ve toprağın doğadan ayrılarak bir üretim unsuru olarak ortaya çıkmasına neden olur. (ii) Sermaye: nsanlar tarafından üretilmiş üretim araçları sermaye olarak tanımlanmaktadır. Sermaye; insan emeğine yardımcı olan, verimliliği arttıran alet-makine gibi unsurlardır. Girişimcinin kendi sermayesine öz sermaye, dışardan elde ettiği sermayeye ise yabancı sermaye denilir. Sermaye ekonomik açıdan teknik, parasal ve hukuki sermaye olarak üç gruba ayrılır. nsanlarca üretilmiş ve üretimde kullanılan her türlü üretim unsuruna teknik sermaye adı verilir. Teknik sermaye; esas olarak döner ve sabit sermaye olarak ikiye ayrılır. Döner sermaye; üretimde bir defa kullanılabilen, bir defa kullanıldığında şeklini ve maddi varlığını kaybeden sermaye grubudur. Örneğin, tarımsal üretimde kullanılan tohum, gübre ve akaryakıt gibi girdiler döner sermaye grubuna girmektedir. Sabit sermaye; daimi sermaye olarak da isimlendirilen bu sermaye grubunun en önemli özelliği birden çok üretim döneminde kullanılabilmesidir. Sabit sermayeler kullanıldığında şeklini kaybetmemekte ve yok olmamaktadır. Sabit sermayeye bina, alet-makine, iş ve gelir hayvanları örnek olarak gösterilebilir. Sabit sermayelerin kullanılmaları sonucunda bünyelerinde eskime ve yıpranma ortaya çıkar. Bu açıdan maliyet hesaplamalarında bu yıpranma ve eskime payı amortisman adı altında masraflara ilave edilmelidir. Amortisman; ekonomik faaliyette bulunan bir işletmede bir yıl süresinde, sabit sermayede meydana gelen kıymet azalmalarını karşılamak için ayrılan fondur. Parasal sermaye, üretim faaliyetinde kullanılan paradan oluşmaktadır. Hukuki sermaye ise çalışmadığı yani bir emek harcamadığı halde sahibine gelir getiren ev, ulaştırma araçları, otel gibi mallardır. Teknik sermaye ile hukuki sermayeyi birbirinden ayıran kesin bir sınır yoktur. Günümüz ekonomisinde hukuki sermaye geliri giderek artmaktadır.

26

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

(iii) Emek: Üretim faaliyetinde kullanılan her türlü bedensel ve zihinsel insan gücü çabasına emek (iş) denir. Bir ülkede emek potansiyelini, o ülkenin nüfusu ve nüfusun sosyo-ekonomik yapısı belirler. Nüfusun tamamı emek faktörüne katılmaz. Emek miktarında 14-65 yaş arasındaki nüfus (aktif nüfus) esas alınır. Ekonomide emek denildiğinde esas olarak insan işi anlaşılmaktadır. Emekte, bir enerji tüketimi söz konusudur. Bu enerji tüketimi zihinsel ya da bedensel olabilir. Ancak emekten bahsedebilmek için tüketilen enerjinin üretime ayrılmış olması gerekir. (iv) Girişimci (müteşebbis): Toprak, emek ve sermaye üretim faktörlerini kullanarak üretimi gerçekleştiren, üretime ilişkin kararları alan ve sorumluluğu yüklenen kişilere girişimci denir. Girişimci diğer üretim faktörlerine sahip olmasa bile onları, üretimde bulunmak üzere bir araya getirir. Bu nedenle girişimci üretimin dinamosudur. Girişimciyi üretime yönelten başlıca faktör ise kârdır. Üretim faktörleri Şekil 1.2’de özetlenmiştir. Görüldüğü gibi üretim faktörleri sınırsız istekleri karşılamak için mal ve hizmet üretiminde kullanılmaktadır. Üretim faktörleri ve faktör gelirleri ile ilgili daha geniş bilgi kitabın onuncu bölümünde verilmiştir.

TOPRAK

EMEK

SERMAYE

G R Ş MC L K

MAL VE H ZMET ÜRET M

S I N I R S I Z

S T E K LE R

Şekil 1.2. Üretim Faktörleri 1.2.6. Gelir, Tasarruf ve Yatırım

27

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Gelir, bir kimsenin belirli bir dönem başında ve sonunda aynı zenginlikte kalmak koşulu ile o dönem içerisinde tüketebileceği mal ve hizmetlerin toplamı olarak tanımlanabilir. Gelirin nominal ve reel olarak ayrımı önemlidir. Nominal gelir enflasyonun dahil olduğu bir gelirken, reel gelir enflasyondan arındırılmış olan geliri gösterir. Gelirin kaynağı insanların kendisi veya serveti olabilir. Servet, herhangi bir andaki mevcut ekonomik mal stoku olarak tanımlanmaktadır. Tasarruf, gelirin tüketilmeyen kısmıdır. Başka bir ifadeyle tasarruf, gelir ve gider arasındaki farktır. Tasarruflar pozitif bir değer olabileceği gibi negatif değer de taşıyabilir. Negatif tasarruf durumunda birey gereksinimlerini karşılamak için borçlanmak veya eski tasarruflarını harcamak durumundadır. Yatırım, mevcut sermaye malları ve donatımı stokuna belirli bir dönem içerisinde yapılan net ilavedir. Yapılan bir harcamanın yatırım sayılması için yeni bir üretim kapasitesi yaratması gerekir. Bir kimsenin yeni bir fabrika ya da yeni bir okul yaptırması yatırımdır. Yoksa mevcut bir evin veya fabrikanın satın alınması yatırım sayılmaz. 1.3. Ekonomik Dolaşım Piyasa, bir mal veya hizmetin alıcı ve satıcılarını karşılaştıran bir ortamdır. Piyasalar; tam rekabet, monopol ve eksik rekabet piyasası türlerine ayrılmaktadır. Piyasada karar birimleri olarak ev halkı (tüketiciler), firmalar (üreticiler) ve devlet bulunmaktadır. Tüketicilerin piyasa ekonomisi sistemi içerisinde rasyonel hareket ettikleri varsayılmaktadır. Bu nedenle tüketiciler sınırlı kaynakları ile maksimum fayda sağlamaya çalışırlar. Piyasadaki diğer önemli karar birimi ise firmalardır. Firmalar piyasadan üretim malı ve üretim faktörleri talep ederek, piyasaya mal ve hizmet sunarlar. Serbest piyasa düzeni içerisinde firmalar da üretimleriyle ilgili kararlarında, firma kârını maksimum yapmak ister. Piyasadaki diğer bir karar birimi de devlettir. Devlet, hükümet organları ve kamu kurumlarını kapsar. Devlet, diğer iki karar biriminden farklı olarak kararlarında rasyonel ve tutarlı olmayabilir. Bu durum devletin üretici ve tüketiciyi korumak için zaman zaman kârdan çok sosyal faydayı ön planda tutmasından kaynaklanır. Piyasanın genel işleyişinin açıklanmasında konuyu basitleştirmek için karar birimleri olarak tüketiciler ve firmaların yer aldığı kapalı bir ekonomi esas alınmaktadır. Böyle bir piyasada tüketiciler ve firmalar arasındaki ilişkiler iki piyasa şeklinin ortaya çıkmasına neden olur. Söz konusu bu piyasalar; ürün piyasası ( mal ve hizmetler piyasası) ile faktör piyasalarıdır. Ürün piyasasında firmalar tarafından tüketicilere mal ve
28

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

hizmet sunulur (reel akım). Bunun karşılığında ise tüketiciler firmalara parasal ödemede bulunurlar (parasal akım). Faktör piyasasında tüketiciler sahip oldukları emek, sermaye, toprak ve girişim faktörlerini kiralar veya satarlar. Tüketiciler firmalara sundukları bu faktörler karşılığında ücret, faiz, rant ve kâr elde ederler. Kapalı bir ekonomideki ekonomik akım Şekil 1.3’te verilmiştir. Görüldüğü gibi şeklin sol tarafında tüketiciler, sağ tarafında ise üreticiler bulunmaktadır. Şekildeki düz çizgiler reel akımı, kesik çizgiler ise parasal akımın yönünü göstermektedir. Tüketiciler fayda maksimizasyonunu gerçekleştirmek için mal ve faktör piyasalarına yönelik birbirinin aksi yönde iki tip davranışta bulunurlar. Tüketiciler daha öncede ifade edildiği gibi emek, sermaye, toprak, ve girişimci faktörlerinin sahipleridir. Tüketiciler, sahip oldukları bu üretim faktörlerini faktör piyasalarına, ücret, faiz, rant ve kâr gelirlerini elde etmek için arz ederler. Dolayısıyla tüketicilerden faktör piyasasına üretim faktörlerinin arzı ile reel akım oluşur (1 nolu akım). Tüketicilerin üretim faktörlerini firmalara (üreticilere) satarak elde ettikleri faktör geliri ise parasal akımı oluşturur (2 nolu akım). Tüketiciler kazandıkları bu faktör gelirlerini ürün piyasalarına yönlendirirler. Tüketicilerin ürün piyasasından ihtiyaç duydukları mal ve hizmetler ürün talebi akımını oluşturur (3 nolu akım). Tüketicilerin ürün piyasalarına ödedikleri ürün bedeli ise parasal akımı meydana getirir (4 nolu akım). Üreticiler, tüketicilerin ürün piyasalarından talep etmiş oldukları mal ve hizmetleri üretirler. Bu amaçla üreticiler, faktör piyasasından faktör bedeli ödeyerek üretim faktörleri talep ederler. Üreticiler faktör piyasalarından elde ettikleri faktörleri kullanarak mal ve hizmet üretiminde bulunurlar. Üretilen mal ve hizmetler tüketicilere satılmak üzere üreticiler tarafından ürün piyasalarına sunulur. Üreticiler satılan bu mal ve hizmet karşılığında ise satış geliri elde ederler. Dolayısıyla üreticiler de tüketiciler gibi faktör piyasalarına yönelik olarak zıt yönlü hareket etmektedir. Üreticilerin faktör piyasasından mal ve hizmet üretmek için faktör talebi reel akımı oluşturur (5 nolu akım). Üreticiler tarafından talep edilen faktörlere yapılan ödemeler ise parasal akımı oluşturur (6 nolu akım). Üreticiler üretmiş oldukları mal ve hizmetleri ürün piyasasına arz ederler (7 nolu akım). Üreticiler, arz ettikleri bu mal ve hizmet karşılığında ise satış geliri elde ederler (8 nolu parasal akım).

29

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Açıklanan bu ekonomik dolaşım sürekli olarak kesilmeden yenilenir. Bu şekilde üretim gelir yaratır, gelir harcamalara neden olur ve harcamalar da üretimi özendirmektedir.

Ürün Talebi  3 Ürün Bedeli 4

Ürün Piyasası

7 8

Ürün Arzı  Satış Bedeli

Tüketiciler (Ev Halkı)

Üreticiler (Firmalar)

Faktör Geliri 2
Üretim Faktörü Arzı

1

Faktör Piyasası

6 5

Faktör Bedeli
Ürün Faktörü Talebi

Şekil 1.3. Ekonomik Akımlar

30

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 2
EKONOM N N TEMEL SORUNLARI VE EKONOM K S STEMLER
Gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun tüm toplumların çözmek zorunda oldukları temel ekonomik sorunları bulunmaktadır. Ülkeler kıt olan kaynaklarını etkin bir şekilde kullandıkları ve sahip oldukları kaynak miktarını artırdıkları ölçüde ekonomik sorunların çözümünde başarılı olmaktadır. Bu bölümde ilk olarak ekonominin temel sorunları açıklanacaktır. Ekonominin temel sorunları; kaynakların tam kullanımı, kaynakların etkin kullanımı ve ekonomik büyüme sorunu ele alınarak incelenecektir. Ekonominin temel sorunlarını başlıca ekonomik sistemlerin açıklanması izleyecektir. Son olarak ekonominin tarihsel gelişimi üzerinde kısaca durulacaktır.

2.1. Ekonominin Temel Sorunları Ekonomide temel sorun, kaynakların kıt olması ve bu kıt kaynakların çok sayıda alternatif kullanma olanağının bulunmasıdır. Kaynaklar kıt değil de bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bol olsaydı, ekonomik bir sorun olmayacaktı. Diğer yandan kaynaklar sınırlı, ancak kaynakların alternatif kullanımının olmadığı bir dünyada da tercih (seçim) yapma durumu olmadığından yine ekonomik bir sorundan bahsedilmeyecekti. Ancak ihtiyaçlar sonsuz, bu ihtiyaçları karşılayacak kaynaklar sınırlı ve bu sınırlı kaynakların alternatif kullanım durumu söz konusudur. Dolayısıyla sınırlı kaynaklarla sonsuz insan ihtiyaçlarını gidermede karşılaşılan ekonomik sorunların çözülmesi gerekmektedir. Ülkelerin çözüm aramaları gereken bu ekonomik sorunlar başlıca üç ana grupta toplanmaktadır. Bu sorunlar; kaynakların tam kullanımı, kaynakların etkin kullanımı ve ekonomik büyümedir. Söz konusu sorunlar, toplum içindeki bir birey ve firma için geçerli olduğu gibi tüm toplum için de geçerlidir.
31

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

2.1.1. Kaynakların Tam Kullanımı Geniş anlamıyla kaynakların tam kullanımı,kaynakların üretime tahsis edilirken hiç bir emek, sermaye ve toprak faktörünün boşta bırakılmaması ya da eksik kullanılmamasıdır. Dar anlamıyla kaynakların tam kullanımı ise hiçbir işgücünün işsiz kalmamasıdır. Doğal olarak bir kaynağın hem kıt olması hem de tam kullanılmaması rasyonel bir hareket değildir. Makroekonominin önemli bir konusunu oluşturan kaynakların tam kullanımı sorunu, bir ülkede ele alınması gereken ilk sorundur. Kaynak kullanımının tam olarak sağlanamadığı ülkelerde bir taraftan çok fazla sayıda karşılanmamış ihtiyaçlar varken diğer yandan söz konusu ihtiyaçların üretiminde kullanılabilecek insanlar işsiz durmaktadır. Bu nedenle eğer bir ülke sahip olduğu kıt kaynakların tam kullanımını sağlayamıyorsa, bu durum ülkenin en önemli ekonomik sorununa çözüm bulamaması anlamına gelmektedir. Kaynaklarını tam kullanamayan bir ülkede, kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığı ve ekonomik büyümenin olup olmadığını tartışmak çok fazla anlamlı değildir. Bu nedenlerle çalışmak isteyen herkese iş bulmak, mevcut doğal kaynakların ve tesislerin hepsinin tam kullanımını sağlamak, ekonomik sorunların ilki ve en önemlisidir. Kaynakların tam kullanımı, tüm ülkelerin özellikle gelişmiş ekonomilerin önemli ekonomik sorunu olarak kabul edilmektedir. Kaynakların tam kullanımı sorunu Şekil 2.1’de gösterilmiştir. Bir ülkedeki tam istihdam durumunda üretilebilecek malların üst sınırını gösteren eğriye üretim olanakları eğrisi denilmektedir. Üretim olanakları eğrisinin altındaki her noktada üretim eksiktir ve eksik istihdam söz konusudur. Konuyu basitleştirmek için bir ülkede üretilebilecek mal ve hizmetlerin tümünün, üretim ve tüketim malları olduğunu kabul edelim. Üretim olanakları eğrisi çizilirken teknoloji ve bilgi düzeyi veri olarak alınmıştır. Kaynakların tamamı gerekirse mallardan herhangi birinin üretiminde kullanılabilecektir. Kısa dönemler için ülkelerin sahip olduğu toprak, emek ve sermaye miktarı da sabit kabul edilebileceğinden, üretilebilecek üretim miktarının üst sınırı üretim olanakları eğrisini vermektedir. Başka bir ifadeyle ülkede kaynakların tam kullanımı sağlanırsa elde edilecek ürün miktarının üst sınırı üretim olanakları eğrisi ile gösterilmektedir. Üretim olanakları eğrisinin üzerindeki her noktada (A ve B gibi) toplum, kaynaklarını tam kullanıyor demektir. Buna karşılık üst sınır eğrisinin altında kalan her nokta bazı kaynakların tam kullanılmadığı anlamına gelir. Örneğin, toplum C noktasında tercihini yapmışsa kaynaklar tam kullanılmamaktadır. Bu
32

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

durumda o ülkede refah kaybı söz konusudur. Üretimin C noktasından eğri üzerindeki A ve B gibi herhangi bir noktaya çıkarılması ise ancak kaynakların tam kullanımı ile sağlanabilir. Başka bir ifadeyle A ve B noktaları toplumun, kaynaklarını tam kullandığını göstermektedir.

Üretim Malları

D A

Ulaşılamaz Bileşimler Üretim Olanakları Eğrisi

C Ulaşılır Bileşimler B

0 Şekil 2.1. Kaynakların Tam Kullanımı

Tüketim Malları

Üretim olanakları eğrisinin üzerinde bulunan noktalar, kaynak dağılımı açısından değişik çözümleri göstermekle birlikte kaynakların tam kullanımı açısından aralarında bir fark yoktur. Şekil 2.1’deki D noktası ise mevcut kıt kaynaklarla ve teknoloji düzeyi ile ulaşılması olanaksız olan bir üretim düzeyini göstermektedir. Böyle bir noktaya ulaşılması daha sonraki konularda görülebileceği gibi ancak ekonomik gelişmeyi sağlayarak ya da diğer ülkelerle ekonomik ilişkiler kurularak başarılabilir. Özetle, üretim olanakları eğrisi üç önemli kavramı kapsamaktadır. Bunlar kıtlık, tercih ve fırsat maliyetidir. Kıtlık, üretim olanakları eğrisi sınırının yukarısında kalan ulaşılamayan bileşimleri (D gibi) açıklar. Tercih, üretim olanakları eğrisi üzerinde yer alan ulaşılır alternatif bileşimler (A ve B gibi) arasındaki tercihi gösterir. Fırsat maliyeti de eğrinin negatif eğimli olmasına neden olur. 2.1.2. Kaynakların Etkin Kullanımı
33

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Kaynakların etkin kullanımı, sahip olunan kaynakların toplumun amaçları doğrultusunda kullanılmasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle kaynakların etkin kullanımında; kaynaklarını tam kullanan bir ülkede, kaynakların nasıl kullanıldığı, yani hangi malların ne miktarlarda üretildiği ve üretimin hangi yöntemlerle yapıldığı soruları ile kaynak kullanım etkinliği incelenmektedir. Eğer bir ülkede kıt olan kaynaklar israf ediliyor veya çok önemli olmayan malların elde edilmesi için kullanılıyorsa kaynaklar tam kullanılmış olsa bile refah kaybı söz konusudur. Buradan bir ülkenin ekonomik sorunlarını çözmesi için kaynaklarını tam kullanmasının gerekli olduğu ancak yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Ekonomik sorunların çözümünde kaynakların tam kullanımının yeterli olabilmesi için tam kullanımın yanında kaynakların etkin kullanılması da gerekmektedir. Dolayısıyla kıtlık ile mücadelede kaynakların tam kullanımından sonra diğer önemli bir konu da kaynakların etkin kullanımıdır. Kaynakların etkin kullanımını sağlamak için çözülmesi gereken üç ayrı sorun bulunmaktadır. (i) Hangi mallar, ne miktarda üretilecektir? (Ne üretmeli?) Hangi mallar ne miktarda üretilecektir sorununun çözümü fiyat teorisi ile ilgilidir. Toplumun çok çeşitli mal ve hizmet ihtiyacı bulunmaktadır. Ne üretmeli sorununun çözümünde, bu çok çeşitli mal ve hizmet demetinden hangi malların öncelik alacağı ve bunların ne miktarda üretileceği sorusuna yanıt aranır. Örneğin, tüketim mallarına mı yoksa üretim mallarına mı öncelik verilecektir? Tüketim malları içerisinde temel malların üretimine mi ağırlık verilecek yoksa lüks tüketim mallarına mı öncelik verilecektir? Ülkeler, ne üretmeli sorusuna doğru yanıt bulabilmek için tüm bu alternatifleri göz önüne almak zorundadır. Çünkü, kıt olan kaynaklarını tam kullanabilen bir ülkede herhangi bir maldan daha fazla üretebilmek, ancak diğer mallardan daha az üretmek ile olasıdır. Örneğin ekilebilir alanların tamamını kullanan bir ülke, daha fazla alanda buğday üretmek isterse bunu ancak diğer ürünlerin ekim alanını daraltarak yapabilir. Ülkeler, kaynak kullanımında etkinliği sağlayamadıkları sürece kaynaklarını tam kullansalar bile toplumun istemediği malların üretilmesi bir anlamda kaynakların boşa gitmesi anlamına geleceğinden refah kayıpları ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bir ülkede hangi malların ne miktarda üretileceğine kimlerin karar vereceği ve verilen bu kararların nasıl bir mekanizma ile uygulanacağı sorununun çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sorunun yanıtı, bazı ülkelerde piyasa mekanizması ile

34

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

bazılarında ise merkezi bir otoritenin kararları ile bulunmaya çalışılmıştır.

(ii) Üretim hangi yöntemlerle yapılacaktır? (Nasıl üretmeli?) Nasıl üretmeli sorununun çözümündeki ana prensip, belirli bir mal ve hizmeti en az kaynak kullanımı ile gerçekleştirecek yöntemin seçilmesidir. Her üretim alanında genellikle değişik üretim yöntemleri kullanılarak üretim yapılabilir. Tarım ürünlerinde ve sanayi ürünlerinin çoğunda değişik üretim yöntemleri kullanılarak üretimde bulunulabilmektedir. Örneğin, buğday üretimi entansif veya ekstansif tarım şekline göre yapılabilir. Eğer buğday üretiminde yoğun (entansif) tarım şekli benimsenirse, bu durumda toprağa göre daha fazla girdi (işgücü, makine, ilaç, gübre) kullanılarak üretim yapılıyor demektir. Ancak aynı miktar buğday üretimi, daha büyük ekim alanı buna karşılık daha az girdi kullanımıyla da elde edilebilir. Birçok sanayi ürünü için de buna benzer örnekler verilebilir. Bu durumda üretimine karar verilen malların hangi üretim yöntemleri kullanılarak üretileceği konusunda önemli tercihlerin yapılması gerekmektedir. Çünkü, yapılan bu tercihler ülkelerin kıtlıkla mücadelelerinde toplum refahı açısından başarı derecelerini etkilemektedir. Bu nedenle üretimin hangi yöntemle yapılacağı ile ilgili kararların hangi ilkelere göre alındığı ve hangi mekanizma ile uygulandığı gibi konular ekonomistleri çok yakından ilgilendirmektedir. Piyasa mekanizmasını esas alan ülkelerde alternatif üretim yöntemlerinin seçimindeki kararlar çok sayıdaki firma tarafından alınır. Söz konusu bu kararlar otomatik bir mekanizma ile uygulanır. Buna karşılık piyasa mekanizmasının olmadığı ekonomik düzenlerde üretimle ilgili kararların alınması bir karar mekanizmasına bırakılır. (iii) Üretim kimler için yapılacaktır? (Kimler için üretmeli?) Kaynak kullanımı ile ilgili diğer bir temel sorun da üretimin toplumun hangi kesiminin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yönlendirileceği ile ilgilidir. Üretimin kimler için yapılacağı esasında bir bölüşüm sorunudur.
35

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Gerçekten toplam üretimin ya da ulusal gelirin üretime katılanlar arasında nasıl dağıtılacağı önemli bir sorundur. Daha açık bir ifadeyle üretime, emeği ile katılanların ne kadar ücret geliri, sermayesi ile katılanların ne kadar faiz geliri, toprağı ile katılanların ne kadar rant geliri elde edeceği konuları üretimin kimler için yapılacağı sorununun özünü oluşturur. Söz konusu bu gelirler ile ilgili kararları kimin, neye göre yapacağı ve nasıl bir mekanizma ile uygulayacağı ekonomistlerin en çok ilgilendikleri sorunlardandır. Özetlemek gerekirse, ekonomik sorunların çözümü için öncelikle bir ülke kıt kaynaklarının hepsini kullanmalıdır. Daha sonra o ülke toplum tercihleri ile uyumlu bir mal ve hizmet üretimini ve bu üretimde de en verimli ve ekonomik yolları seçmelidir. Böylece söz konusu ülkede veri teknoloji ve faktör arzına göre en yüksek fiziki üretim elde edilebilecektir. Ancak bu yüksek üretim düzeyine karşın üretime katkı yapanlar arasında bölüşüm çok adaletsiz ise bu durumda, o ülkede yine bir refah kaybı söz konusu olacaktır. Bu nedenle etkinlik sorunu ve bu sorunun çözümü de önemlidir. Bu noktada teknik etkinlik ile ekonomik etkinlik kavramlarının farklı olmasına dikkat edilmelidir. Ekonomik etkinlik, kaynaklarını tam kullanan bir ekonomide yeniden düzenleme ile toplumun refah düzeyinde belirgin bir artışın olmaması olarak tanımlanmaktadır. Buna karşılık kaynak kullanımında bazı düzeltmeler yapılarak ihtiyaçların daha iyi karşılanması söz konusu ise o ekonomide etkinsizlik var demektir. Teknik olarak bir mal en az malzeme kullanılarak iyi bir şekilde yapılabilir. Ancak söz konusu mal teknik yönden mükemmel olmasına karşın talep edilmiyorsa, ekonomik etkinlik başarılamamış demektir. Çünkü, insanlar tarafından talep edilmeyen bir malın üretilmesiyle o malın üretiminde kullanılan kaynakların başka bir malın üretimi için kullanılamamasına neden olunmaktadır. Bu durumda da toplumun refahını artırma fırsatı kaçırılmış olmaktadır. Bir ekonomide üretimde etkinlik yanında bölüşümde de etkinlik sağlanabilirse ortak etkinlik sağlanmış olacaktır. Eğer bir ekonomide toplam gelirin bölüşümünde yeniden düzenleme ile toplum refahında artış olabiliyorsa o ülkede gelir dağılımında etkinsizlik olduğu söylenebilir. Günümüz ekonomilerinde tüm ülkelerde önemli ölçülerde üretim ve bölüşüm etkinsizliği bulunmaktadır. Bu sorunu çözmek için ülkeler kendi ekonomik ve siyasal düzenleri çerçevesinde mücadele etmektedirler. Çünkü, toplumlar ancak üretim ve bölüşümde etkinlik sağladıklarında refah kaybı ortadan kalkmaktadır.

36

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

2.1.3. Ekonomik Büyüme Ülkelerin kıtlıkla savaşırken çözüm bulmak için çalıştıkları temel sorunlardan bir diğeri de ekonomik büyümedir. Bir ülkenin sahip olduğu sınırlı kaynakların miktarını artırarak veya kalitesini iyileştirerek üretim olanakları eğrisini dışarıya doğru kaydırması (daha yüksek üretim düzeylerine çıkarması) ekonomik büyüme olarak ifade edilmektedir. Ekonomik büyüme sorununun çözümü tüm ülkelerin sorunu olmakla birlikte özellikle az gelişmiş ülkeler için diğer ekonomik sorunlardan daha fazla önemlidir. Çünkü, az gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin başarılmasıyla ancak diğer ekonomik sorunlara çözüm bulunabilmektedir. Gelişmiş ülkeler için kaynakların tam kullanılması sorunu daha fazla önem taşımasına karşın, büyüme sorununun da gelişmiş ülkeler açısından önemli olduğu unutulmamalıdır. Yani gelişmiş bir ülke kıt kaynaklarının tam ve etkin kullanımını sağlamış olsa bile bu yeterli değildir. Eğer o ülkede ekonomik büyüme yoksa yani durgun bir ekonomi var ise yıldan yıla üretim kapasitesi değişmeyecektir. Durgun ekonomiye sahip olan ülkeler uzun dönemli ekonomik rekabette bu durumdan olumsuz yönde etkilenirler. Ekonomik büyüme sorunu Şekil 2.2’de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, belirli bir üretim olanakları eğrisine sahip bir ülke bu eğri üzerinde örneğin A ve B noktalarında üretimde bulunuyorsa tam istihdama ulaşmış demektir. Bir ülkenin, refah düzeyini artırabilmesi için kaynaklarını ve üretim teknolojisini geliştirerek daha yüksek bir üretim olanakları sınırına ulaşması gerekir. Söz konusu bu yeni eğri Şekil 2.2’de kesikli eğri ile verilmiştir. Ekonomik büyüme, üretim olanakları eğrisinin olduğu gibi sağ yukarıya doğru kayması olarak gösterilmiştir. Buna göre orijine yakın olan üretim olanakları eğrisi ülkenin belli bir zamanda kaynaklarını tam kullanarak üretebileceği üretim ve tüketim mallarının üst sınırını göstermektedir. Daha üstteki eğri ise aynı ülkenin bir süre sonra söz konusu bu iki maldan üretebileceği miktarların ne ölçüde arttığını göstermektedir. Yani ekonomik büyüme öncesi üretim kapasitesi üretim olanakları eğrisi üzerindeki A ve B gibi bileşimler olup, D bileşimi ise ulaşılamaz durumdadır. Büyüme sonrası ise D bileşimi yeni üretim olanakları eğrisi üzerinde olup artık ulaşılabilir bir bileşimi temsil etmektedir.

37

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Üretim Malları A

D
Ekonomik Büyüme Sonrası Üretim Olanakları Eğrisi

Ekonomik Büyüme Öncesi Üretim Olanakları Eğrisi

B

0 Tüketim Malları

Şekil 2.2. Ekonomik Büyüme Günümüzde bazı ülkeler ekonomik büyümeyi başararak gelişmiş ülke konumuna gelmişlerdir. Buna karşılık bazı ülkelerde ekonomik gelişme ya hiç olmamış veya daha yavaş gerçekleşmektedir. Bu tip ülkelere de geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler adı verilmektedir. Az gelişmiş ekonomiler için ekonomik büyüme en önemli sorundur. Bu ülkeler
38

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

ekonomik büyümeyi başarmak için kaynaklarını tam ve etkin kullanımını sağlamak zorundadırlar. Ayrıca bu ülkeler kaynaklarını tam ve etkin kullanmayı başardıklarında kaynak miktarını artırma ve geliştirme yoluyla büyümeyi sağlayıp üretim olanakları eğrisini daima dışarıya kaydırmalıdırlar. Bazı ülkelerde ekonomik büyüme sağlanırken, bazılarında büyümenin az olması veya hiç olmaması konusu ile ilgili sorunlar ekonominin büyüme ve kalkınma teorileri kısmında incelenmektedir. 2.2. Ekonomik Sistemler Toplumların üretim, değişim, tüketim ve bölüşüm gibi ekonomik sorunlarını belirli bir düzen içerisinde yürütmelerini sağlamak amacıyla kurulan sosyal organizasyon tiplerine ekonomik sistemler denilmektedir. Dolayısıyla bir toplumun ekonomik düzeni, o toplumun ekonomik sorunlarını nasıl bir kurumsal çerçeve ve organizasyonla çözdüğü anlamına gelmektedir. Ekonomik sistemler toplumların amaçlarını gerçekleştirmek için kullanılan araçlardır. Sistemlerin hepsinin amacı bireylerin mutluluğunun arttırılması ve toplum refahının yükseltilmesidir. Toplumların bu amaçlarına ulaşmak için uyguladıkları ekonomik sistemler üç ana grup altında incelenmektedir. Bunlar; piyasa ekonomisini esas alan kapitalist sistem, merkezi planlamayı esas alan sosyalist sistem ve sosyal devlet anlayışını esas alan karma ekonomi düzenidir. Söz konusu bu ekonomik sistemler ana hatları ile kısaca aşağıda açıklanmıştır. Bu açıklamalarda sistemlerin ideolojik yönünden çok ekonomik yönleri üzerinde durulmuştur. 2.2.1. Kapitalizm ve Piyasa Ekonomisi Kapitalist düşünceye göre insanların kişisel girişim hakları kısıtlanmamalı ve ekonomik alanda bireyler tam bir serbestliğe sahip olmalıdır. Dolayısıyla kapitalist düşüncenin temel felsefelerinden birisi liberalizmdir. Bu nedenle kapitalist sistemde “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” parolası geçerlidir. Kapitalistlere göre bireyler kendi çıkarlarına uygun hareket etmekle, toplum çıkarlarına da uygun hareket edecektir. Bu şekildeki davranışla ekonomik sistemde bir uyum ve düzen olduğu ileri sürülerek buna görünmeyen el ilkesi adı verilmiştir. Bu ilkeye göre, her birey kendi çıkarlarının peşinde koştuğu zaman, görünmeyen el aracılığıyla herkesin çıkarı sağlanmış olacaktır. Kapitalist sistemde bireyler ekonomik çıkarlarını en önde tutarlar. Bu nedenle bireyler ekonomik insan (homo economicus) davranışı sergilerler. Ekonomik insan çoğu aza tercih eden, tercihlerinde tutarlı (rasyonel, akılcı) olan ve piyasa, mal gibi konularda tam bilgiye sahip olduğu varsayılan bir
39

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

insandır. Kapitalizm, kâr amacını ve sermayeyi üstün tutan bir rejimdir. Liberalizm ise kamu kuruluşlarının ekonomik hayata müdahalesini minimuma indiren bir düşünce tarzıdır. Özetle, kapitalizmin felsefesi bireycilik, ekonomik insan ve liberalizm felsefesine dayanmaktadır. Kapitalizmin amaçlarına ulaşabilmesi için bazı kurumsal çerçevelerin olması öngörülmektedir. Söz konusu bu kurumsal çerçeve iki şekilde ifade edilebilir. (i) Özel mülkiyet hakkı ve girişim özgürlüğü: Özel mülkiyet hakkı, kapitalist sistemde ekonomik hayatın temeli olarak kabul edilir. Buna göre birey istediği üretim aracını istediği miktarda alabilmeli veya bir başkasına devredebilmelidir. Mülkiyet hakkının sadece tüketimde değil üretim araçlarında da sınırsız olması gerekir. Kapitalist düşünceye göre insanlar, üretim araçlarına sahip olurlarsa ve onları mirasçılarına bırakma haklarına sahiplerse o zaman en yüksek kârları elde etmek için çaba gösterirler. Bu durum kapitalist sistemin dinamizmini oluşturur. Aksi taktirde yani üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkı sınırlanırsa, kimse isteyerek çalışmaz ve toplum bütün dinamizmini kaybeder. Bu nedenle kapitalizmde girişim özgürlüğü ve kâr amacı çok önemlidir. Girişim özgürlüğü, kişi ya da firmaların ekonomik kaynakları elde etme ve bu kaynakları herhangi bir üretim dalına ayırabilme ve kendi isteklerine göre üretimlerini pazarlayabilme özgürlüğüne sahip olması demektir. Kapitalist sistemde girişimleri üretime yönlendiren temel etken ise kâr amacıdır. Kârın olabilmesi için ise bireyler ekonomik davranışlarında hür olmalıdır. (ii) Piyasa mekanizması ve fiyat sistemi: Toplumlar, ekonomik sorunlarını çözebilmek için bir mekanizmaya veya düzenleyiciye ihtiyaç duyarlar. Kapitalist sistemde ekonomik sorunların çözümü için gerekli düzenleyici olarak fiyat mekanizması esas alınmıştır. Kapitalistlere göre piyasa mekanizması iyi işlerse, fiyat sistemi devletin hiçbir konuda müdahalesine gerek kalmadan her şeyi düzenleyecektir. Daha açık bir ifadeyle fiyat sistemi, mal ve ürün piyasalarında kıt kaynakların en iyi bir şekilde kullanılmasını ve toplumun refaha ulaşmasını otomatik olarak sağlamaktadır. Kapitalist sisteme göre bir ekonominin temel sorunlarından birisi olan tam istihdam sorunu piyasa mekanizmasının iyi çalışması halinde kendiliğinden çözülmektedir. Çünkü, işsizlik ihtimali belirince emek piyasalarında ücretlerin bir miktar düşmesiyle, düşük ücretlerden işçi
40

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

çalıştırmak isteyenlerin harekete geçmeleri ile istihdam sorunu çözülmektedir. Kapitalizmde kaynak kullanım etkinliği ile ilgili sorunlar da yine piyasa mekanizması ile çözümlenmektedir. Piyasa mekanizması bir ekonomide hangi malların, ne miktarlarda üretileceği ve hangi üretim yöntemlerinin kullanılacağı konularında da otomatik çözümler getirmektedir. Çünkü üreticiler maksimum kâra ulaşmak için, tüketicilerin kararlarını dikkate alacaklardır. Yani fiyat sistemi, üreticiye hangi maldan çok ya da daha az üretmesi konusunda gereken sinyalleri göndermektedir. Kapitalist sisteme göre piyasa mekanizması toplumda gelir dağılımı sorununu da kendiliğinden çözmektedir. Çünkü bu sisteme göre bireyler üretime katkıları oranında ulusal gelirden pay alacaklardır. Kapitalist sistemin ekonomik büyüme sorununun çözümünde de başarılı olduğu iddia edilmektedir. Eğer kapitalist ekonomi düzeni iyi işletilirse, girişimciler, girişim özgürlüğü ve kâr elde etmenin cazibesiyle yeni yatırımlar yapmaya, yeni mallar geliştirmeye ve yeni pazarlar bulmaya çalışacaklardır. Böyle bir yapıda da ekonomik büyüme sorunu çözülmüş olacaktır. 2.2.2. Sosyalizm Sosyalizm, kapitalist sistem gibi toplumun refahını sağlamayı amaçlamasına karşın, kapitalist sistem ile taban tabana zıt özellikler gösterir. Sosyalistlere göre insanların mutlu olması ve toplumun gelişmesi kapitalist ekonomik düzende gerçekleşemez. Refaha ulaşmak sadece sermayenin sahibi olan ve emeği sömüren mutlu bir azınlık için geçerli olabilir. Buna karşılık sermaye tarafından sömürülen işçi sınıfı için sefalet ve çok ağır koşullarda çalışma söz konusudur. Bu nedenle sosyalist düşünceye göre ekonominin temel sorunları (kaynakların tam kullanımı, kaynakların etkin kullanımı ve ekonomik büyüme) kapitalist sistemle çözülemez. Sosyalist düzen, kapitalist sisteme bir tepki şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle sosyalizmde önce fikirler ve düşünce sistemi gelişmiş daha sonra uygulama başlamıştır. Kapitalizmde ise tam tersi olmuş yani önce uygulama başlamış onu açıklayan ve savunan düşünceler daha sonra ortaya çıkmıştır. Sosyalizm bazen komünizm veya kollektivizm olarak da ifade edilmektedir. Bu deyimler ile sosyalist düzenin toplumcu ve ortakçı yönüne dikkat çekilmek istenir. Daha açık bir ifadeyle söz konusu kavramlar ile
41

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

sosyalist sistemde, kapitalist düzenin temel taşları olan mülkiyet hakkına ve bireyciliğe yer verilmediği vurgulanmaktadır. Çünkü sosyalist sistemde bireyler üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkına sahip olamazlar. Sosyalist sistemde, insanların kendi kaderlerine hakim olma isteği vardır. Bu nedenle sosyalist sistemde, kapitalist düşünce sistemindeki liberalizm anlayışının tam tersi bir düşünce geçerlidir. Çünkü sosyalistlere göre her şeyi kendi akışına bırakmayı savunan liberal düzende adaletsizlikler vardır. Sosyalist düzende insanların kendi kaderine hakim olma isteği adaletsizlik ve sefaleti ortadan kaldıracağı gibi toplumun tüm bireyleri için sosyal güvenliğe ve refaha ulaşılmasını da sağlayacağı öne sürülmüştür. Kapitalizmdeki bireyciliğe karşılık sosyalist düzende bireyden önce toplum gelir. Dolayısıyla toplum çıkarları her şeyden önemlidir. Sosyalist düzenin toplumcu görüşüne göre bireyler kendi çıkarlarına ulaşmak için istedikleri gibi serbest davranırlarsa, bu durum toplumun çıkarlarına zarar verir. Sosyalistlere göre toplumcu düşünceye uygun hareket edilirse sosyal adaletsizlikler sona erer, herkese iş bulunabilir ve hızlı bir ekonomik gelişme sağlanabilir. Sosyalist düşünceye göre insanlar sadece kendi çıkarları için değil toplumun refahı için de çalışmak isteyeceklerdir. Hatta sosyalist sistemde, toplum ileri bir aşamaya ulaşınca bireyler topluma yetenekleri oranında katkıda bulunup toplam üretimden ihtiyaçları oranında pay alacağı doktrini savunulmaktadır. Sosyalizmin bu aşaması komünizm olarak ifade edilmektedir. Sosyalizmin buraya kadar bahsedilen amaçlarına ulaşmak için öngördüğü kurumsal çerçeve; üretim araçlarında kollektif mülkiyet ve merkezi planlama ile devlet otoritesi olmak üzere iki temel noktada toplanabilir. Bunlar aşağıda özetlenmiştir: (i) Üretim araçlarında kollektif mülkiyet: Sosyalist düzende, kapitalist sistemin en temel esaslarından biri olan özel mülkiyet ve miras hakkı kabul edilmeyerek bunun yerine üretim araçlarında kamu mülkiyeti ilkesi getirilmektedir. Söz konusu kamu mülkiyeti devletin, kolhoz tipi kooperatiflerin veya belediyelerin mülkiyeti şeklinde olabilir. Dolayısıyla sosyalist sistemin geçerli olduğu bir toplumda, bireylerin üretim faktörleri üzerinde mülkiyeti ve girişim özgürlüğü yoktur. Diğer bir ifadeyle sosyalist düzende toprak ve sermaye üretim faktörlerinin mülkiyeti özel kişilere verilmemektedir. (ii) Merkezi planlama ve devlet otoritesi: Kapitalist düzendeki serbest piyasa mekanizmasının yerini, sosyalist sistemde merkezi karar
42

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

organı almaktadır. Dolayısıyla kapitalist sistemde üretim ve tüketim faaliyetlerini düzenleyen fiyat sistemi kaldırılarak bunun yerini devlet otoritesi ve buna bağlı olarak karar alan merkezi planlama almaktadır. Yani toplumdaki bireylerin görevi merkezi otoritenin alacağı kararlar ile belirlenmektedir. Sosyalist düzende piyasa sistemi olmadığından ekonomik sorunların, fiyat sistemi ile değil merkezi otoritenin kararıyla çözülmesi hedeflenir. Üretilecek mallar, toplam gelirden alınacak paylar merkezi otoritece yapılan planlar ile belirlenir. Sosyalist sistemde üretimin yönetimi devlete aittir. Toplam üretimin ne kadarının tasarruf edileceği ve yatırımlara ayrılacağı gibi konuların hepsi merkezi planlama otoritesince belirlenmektedir. Bu nedenle ekonominin uzun dönemde hangi gelişme hızı ile kalkınacağı da merkezi otoritenin kararlarına bırakılmaktadır. 2.2.3. Karma Ekonomi Kapitalist ve sosyalist düzenlerin, insanların insanca yaşamalarını ve özgür olmalarını sağlayamayacağı görüşünde olanlar karma ekonomi düzenini savunmuşlardır. Bu görüşte olanlara göre kapitalizm ve sosyalizm ile toplum refahı sağlanamaz. Kapitalist sistemin liberalizm anlayışı ve bireyi herşeyin üstünde tutması, insanları piyasa mekanizmasının insafına terketmesi, adaletsizlik, güvensizlik, israf ve karmaşa yaratır. Diğer yandan, karma ekonomi taraftarlarına göre sosyalistlerin toplumu herşeyin üstünde tutması da, insan haklarına ve özgürlüklere kısıtlamalar getirmektedir. Ayrıca sosyalist sistemde bireysel kârın olmaması, fiyat sisteminin kabul edilmemesi büyük kaynak israfına ve refah kaybına neden olmaktadır. Karma ekonomi düzeni daha çok toplumcu bir felsefeye dayanan, özel mülkiyet yanında kamu mülkiyeti ve devlet girişimciliğine yer veren bir sistemdir. Karma ekonomide planlama olmakla birlikte, sosyalist sistemde olduğu gibi otoriter değildir. Karma ekonomi düzeninde planlama daha az zorlayıcı, genellikle özel sektör için yol gösterici ve teşvik edicidir. Karma ekonomide, sosyal devlet anlayışı geçerlidir. Dolayısıyla bireyin topluma, toplumun bireye tercih edilmesi söz konusu değildir. Karma ekonomi düzeninde özel mülkiyet hakkı bulunmaktadır. Ancak bu düşünceye göre bireylerin üretim araçları üzerindeki mülkiyet hakkı, toplum yararlarının gerektirdiği ölçüde sınırlandırılmalıdır. Üretim, özel mülkiyet hakkına sahip teşebbüslerce yapılabildiği gibi bazı önemli alanlarda devlet tarafından yürütülebilir. Bazı alanlarda devlet ve özel teşebbüs birlikte faaliyet gösterirler. Devletin görevi sadece üretimde bulunmak değil, aynı zamanda özel teşebbüsün tekel kurmasını önlemek ve
43

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fiyat mekanizmasının olumsuz sonuçlar yaratmasını engellemektir. Bu ekonomik düzende fiyat mekanizması geçerli olmakla birlikte bunların işleyişi devletin müdahalesine konu olabilir. Yani, karma ekonomi düzeninde devlet müdahalecilik adı altında ekonomik hayatı denetim altında tutar. Söz konusu bu amaçlara ulaşabilmek için karma ekonomi düzeninde kullanılması önerilen araçlar; sınırlandırılmış ve yaygın mülkiyet ile demokratik planlama ve sosyal devlet düzeni olmak üzere iki grupta toplanmıştır. (i) Sınırlandırılmış ve yaygın mülkiyet: Karma ekonomi düzeninde toplumun refaha ulaşması için sınırlandırılmış bir mülkiyet hakkı savunulmaktadır. Yani bu sistem, sermayenin ve toprağın sınırlı sayıdaki kişilerde toplanmasını veya tamamen kamulaştırılmasını benimsemez. (ii) Demokratik planlama ve sosyal devlet düzeni: Karma ekonomi düzeninde piyasa mekanizması kabul edilmekle beraber bu mekanizmanın toplum çıkarlarına karşı işlemesini önlemek için ekonomiye müdahaleyi benimser. Ancak müdahalelerin keyfiliğini önlemek için geniş kapsamlı bir planlama mekanizması kurulması önerilir. Diğer yandan karma ekonomi düzenindeki planlama sosyalist sistemdeki düzenlemeye göre demokratik ve daha az zorlayıcı özellik gösterir. Karma ekonomi düzeninde, temel ekonomik sorunlardan biri olan kaynakların tam kullanımı sorununun piyasa mekanizması tarafından otomatikman çözülemeyeceği kabul edildiğinden, devletin tam istihdam politikası izlemesi önerilmektedir. Bu sistemi savunanlara göre devlet uzun dönemli planlar ve bilinçli istihdam politikasıyla işsizliği önleyebilir. Karma ekonomi düzeni düşüncesine göre hangi malların, ne miktarda üretileceği konusunda tüketici tercihleri esas alınır. Ancak piyasada oluşan fiyatlar her zaman tüketici tercihlerini doğru olarak yansıtmayabilir. Bu durumlarda toplumun tercihlerine göre üretimi yönlendirmek için devlet müdahaleleri gerekebilir. Karma ekonomi düzeninde, gelir dağılımında etkinliğin sağlanması ve ekonomik gelişme sorununun çözümünün de piyasa mekanizmasının başı boş işleyişine bırakılmaması gerektiği kabul edilir. Özetle, karma ekonomi düzeninde, kapitalist ekonomi sisteminin sınırları biraz azaltılarak ekonominin işleyişi devlet tarafından düzenlenmekte ve denetlenmektedir. Açıklanan bu ekonomik sistemlerin hepsinin kendine özgü üstün özellikleri bulunmaktadır. Diğer yandan bugüne kadar dünya üzerinde hiç bir ekonomik sistemin tam olarak uygulandığı söylenemez. Ayrıca her
44

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

toplumun ve ülkenin özelliklerine göre uygulanan sistemlerde zamanla değişiklik gerekli olabilmektedir. Bunun yanında, yaşanan çağın oldukça dinamik bir yapı göstermesi nedeniyle ekonomik sistemlerde belirtilen statik düzenlemelerin aynen devamı beklenmemelidir. Çünkü ekonomi yaşayan bir bilim dalıdır. Örneğin, Rusya’da (1917), Çin’de (1949) ve Doğu Avrupa ülkelerinde uygulanan sosyalist ekonomi düzeni zaman içerisinde kaynakların kötü kullanılışı sonucu 1980’li yılların sonunda çöküş sürecine girmiştir. Bu gelişmeyle merkezi planla yönetilen ülkelerin çoğunluğu tarafından piyasa mekanizmasının ekonomik sorunları çözmede daha iyi bir sistem olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle, Rusya’da 1987 yılında Gorbaçov tarafından yeniden yapılanma (perestroika) programı ilan edilmiştir. Söz konusu yeniden yapılanma programı merkezi planla yönetilen ülkelerin piyasalarında ve özel mülkiyette köklü değişiklikler içermektedir. Nitekim, Doğu Avrupa ülkeleri yeniden yapılanma programını hemen benimseyerek uygulamaya koymuşlardır. 2.3. Ekonominin Tarihsel Gelişimi Ekonomi tarihçileri modern ekonomi biliminin başlangıcını 18. yüzyılın ikinci yarısı olarak kabul ederler. Ancak, bu dönemden önce de ekonomi konusunda çeşitli düşünceler ortaya atılmış ve bazı akımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan Merkantilist ve Fizyokratlar olarak sınıflandırılan iki grubun görüş ve düşüncelerinin, ekonominin bir bilim olarak gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Bu kısımda ekonomi biliminin doğuşundan günümüze kadar olan gelişim süreci kısaca özetlenmiştir. 2.3.1. Ekonomi Biliminin Doğuşu, Merkantilistler ve Fizyokratlar Ekonomik düşünce Aristotoles ile başlamıştır. Plato ve ortaçağın diğer düşünürleri de ekonomik konularla ilgilenmişlerdir. Bu dönemde ilgilenilen konular “adil fiyat”, “iyi para” ve “kişisel girişimler ile toplumsal çıkarların uyumlaştırılması” gibi konular olmuştur. Ayrıca bu dönemde bazı din adamlarınca değinilen ekonomik konular bugün bile ekonominin çeşitli alanlarında yapılan çalışmalara esas oluşturmaktadır. Ancak bu dönemlerdeki düşünürlerin ekonomiyle ilgili düşünceleri ekonominin bağımsız bir bilim dalı olmasını sağlayamamıştır. Bilim öncesi dönem diyebileceğimiz bu dönemdeki ekonomi ile ilgili çalışmalar daha çok normatif değer yargılarını içeren doktrinlerdir. Bu düşüncelerden merkantilistler ve fizyokratlar, ekonominin bilim olması yönünde önemli

45

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

katkılar yapmışlardır. Klasik düşüncenin doğuşu ve gelişmesinde önemli etkisi olan bu iki düşünce akımı aşağıda özetlenmiştir. 2.3.1.1. Merkantilistler Ekonomi alanındaki ilk sistematik düşünceler merkantilistlere aittir. Merkantilistler ekonomiyi incelerken daha önceki düşünürlerden farklı olarak dinsel ve ahlaki etkilerden büyük ölçüde uzak durmuşlardır. Özellikle 16. yüzyıl ile 17. yüzyıl başlarında şekillenen merkantilist düşüncenin ilgi alanı; altın ve gümüş gibi kıymetli madenler ve ticaret ile kralın gücünün nasıl arttırılacağı konuları olmuştur. Merkantilistlere göre bir ülkenin zenginliği ülkeye daha fazla altın ve gümüş sağlanması ile olasıydı. Bunun da yolu olabildiğince diğer ülkelere çok mal satıp onlardan daha az mal satın almaktan yani dış ticaretin fazlalık vermesinden geçiyordu. Dış bilançonun fazlalık vermesi için gerekli önlemler daha o zaman merkantilistler tarafından ayrıntılı bir şekilde verilmiştir. Bunlardan bazıları dışsatımın desteklenmesi, dışalımdan koruyucu gümrük resimleri alınması, hammadde dışsatımından çok mamul dışsatımına önem verilmesi ve ticaret filosunun geliştirilmesi olarak sayılabilir. Merkantilistlerin düşünceleri özetle iki temel ilkeyi yansıtmaktaydı. Bunlardan birincisine göre; bir ulusun gücü ve zenginliği, o ulusun sahip olduğu değerli madenlerin (altın ve gümüş) varlığı ile belirlenmektedir. kinci temel görüş ise; ekonomik sistemin gelişmesi için devletin ekonomik yaşama katılması gerektiğidir. Daha çok normatif nitelikte düşünceler ortaya koyan merkantilistler ekonominin tümü için geniş kapsamlı ve bilimsel açıklamalar yapamamışlardır. 2.3.1.2. Fizyokratlar Kendilerini fizyokratlar olarak tanıtan bir grup Fransız düşünürü tarafından, 18. yüzyılda Merkantilizmden tamamen farklı olan Fizyokrasi düşünce akımı geliştirilmiştir. Bu akımın kurucusu Quesnay'in “Tablo Ekonomik” adlı eseri çağdaş ekonomi biliminde geliştirilen girdi-çıktı analizlerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Fizyokratlara göre bir ekonomide refahın kaynağı tarımsal üretimdir. Bu düşünceye göre, verimli sektör olarak sadece tarım kabul edilmiş ve verginin sadece tarımdan alınması gerektiği görüşü savunulmuştur. Merkantilistlerin devletin müdahaleciliği görüşü karşısında fizyokratlar, ekonominin kendine özgü kurallara göre çalışması gerektiğini ve devletin ekonomik hayata müdahale etmemesi gerektiği görüşlerini savunmuşlardır.
46

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Nitekim, bu fikirleri belirten “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” prensibi fizyokratların parolası olarak kabul edilir. 2.3.2. Klasik Düşünce 18. yüzyılın ortalarında sanayi devrimi ile birlikte başlayan ekonomik ve toplumsal değişmeler, merkantilist ve fizyokrat görüşün karşısına klasik iktisatçıların görüşlerini ortaya çıkarmıştır. Bu düşünce akımının en önemli ve en ünlü temsilcisi Adam Smith'tir. Merkantilistlerin sadece dış ticarete, fizyokratların ise sadece tarım sektörüne önem vermelerine karşılık Smith memleketin refah ve zenginliğini, sanayi, tarım ve ticaret sektörlerinin hepsinde aramak gerektiğini ileri sürmüştür. Modern ekonominin kurucusu olarak kabul edilen Smith, ekonomiyi ilk defa bir bütün olarak ele alarak ekonomik faaliyetleri sistematik şekilde inceleyen “Milletlerin Zenginliğinin Nedenleri ve Yapısına Ait Bir Araştırma” adlı kitabını 1776 yılında yayınlamıştır. Smith, zenginliğin asıl kaynağının emek olduğunu kabul etmekle birlikte toprak ve sermaye faktörlerinin önemine ilk defa dikkati çeken ekonomist olmuştur. Smith, ekonomiye devlet müdahalesini kabul etmeyerek, fiyat mekanizmasına dayanan “serbest rekabet sistemini” savunmuştur. Smith’e göre piyasa mekanizması tüm insanlar için en iyi çözümü sağlayacaktır. Buna göre toplum kendi haline bırakılırsa, ekonomik sorunlar daha iyi bir şekilde çözülebilir. Smith devlet müdahalesi yerine serbest rekabet ve piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırılırsa görünmeyen bir el aracılığıyla bundan herkesin yarar göreceğini ileri sürmüştür. Söz konusu görünmeyen el, özel istek ve çıkarları toplumsal çıkarlara dönüştüren bir mekanizmadır. Klasiklere göre insan homo economicus (ekonomik insan), yani ekonomik çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir varlıktır. Smith’in dışında Thomas Malthus, David Ricardo ve John Stuart Mill, klasik ekonominin önde gelen diğer ekonomistlerindendir. Malthus nüfus konusunu ele alarak, nüfustaki büyüme oranının gıda maddeleri üretimindeki artış oranından daha büyük olacağını ileri sürmüştür. Ricardo ise değer, rant ve uluslararası ticaret teorileri ile ekonomi biliminin gelişmesine önemli katkılar yapmıştır. Ricardo’nun geliştirdiği birçok teori günümüzde hâla geçerliliğini korumaktadır. 2.3.3. Sosyalist Düşünce Klasiklerin önerdikleri kapitalist düşünceleri ve onun sosyal adalete ters düşen sonuçlarını eleştiren bazı ekonomistler tarafından sosyalist

47

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

düşünce akımı ortaya atılmıştır. Sosyalist düşüncenin gelişiminde en önemli rolü Karl Marx oynamıştır. Bu nedenle Marx’ın ekonomi tarihinin gelişiminde Adam Smith’den sonra en etkili isimlerden birisi olduğu söylenebilir. Marx’ın ünü sosyalizmin kurucusu olmasından ve kapitalist sistemi yoğun biçimde eleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim, Marx’ın düşünceleri dünyanın çeşitli bölgelerinde sosyalist devrimlere temel oluşturmuştur. Karl Marx ve sosyalist düşünceyi savunanlara göre tarih bir tekrar değil, sınıflar savaşıdır. Ekonomide emek tarafından yaratılan, ancak kapitalistler tarafından sömürülen artık değer vardır. şçinin yarattığı bu değer kapitalistin kâr elde etmesine neden olmaktadır. Marx’ın ekonomik kalkınma teorisine göre, bir ulusun gelişimine paralel olarak ekonomik kalkınmada altı aşama bulunmaktadır. Bunlar; ilkel toplum, kölelik, feodalizm, kapitalizm, sosyalizm veya proletarya diktatörlüğü ve pür komünizmdir. Marx’a göre bir malın değerini belirleyen faktör, toplum tarafından arzu edilen malların üretiminde kullanılan dolaysız ve dolaylı emektir. Örneğin, A malını üretmek için ihtiyaç duyulan işgücü 2 saat, B malı için 4 saat ise B malı A malından iki kat daha değerli olacaktır. Ayrıca emeğin kendisi de bir maldır ve değeri çalışma süresi ile belirlenir. 2.3.4. Tarihçi ve Kurumsalcı Düşünce Klasik ve neoklasik ekonomik görüşlerin temel alternatiflerinden birisi de tarihçi-kurumsalcı ekonomi düşüncedir. Tarihçi okul daha çok Alman ekonomistler tarafından geliştirilirken, kurumsalcı ekonomi ABD’de ortaya atılmıştır. Tarihçi düşünceyi savunan ekonomistler ABD’deki kurumları incelediklerinden dolayı kurumsalcı ekonomistler olarak adlandırılmışlardır. Tarihçi okul, klasik düşünceleri en fazla kullandıkları yöntem konusunda eleştirmişlerdir. Tarihçi okula göre klasik düşünceyi ileri sürenlerin en büyük yanlışı belirli bir toplumun herhangi bir zamandaki ekonomik ve toplumsal yapısını inceleyerek geliştirdikleri teorileri, her toplum için ve her zaman geçerli olduğunu öne sürmeleriydi. Tarihçi okulun önderleri Schmoller ve Sombart’a göre her toplumun sosyal, hukuksal ve ekonomik yapıları farklıdır. Dolayısıyla bu farklılıklar insanların davranışlarının farklılaşmasına neden olur. Bu nedenle ekonomistler olayları tarihsel bir süreç içerisinde incelemelidirler. Kurumsalcı ekonomik düşünceye göre ise kurum, bireysel hareketin kontrolünde söz konusu olan kollektif hareket olarak ifade edilmektedir. Bu
48

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

nedenle bu düşüncenin ilgi alanları yaşama, gelenek ve alışkanlık gibi sosyal kontrolün farklı araçlarıdır. 2.3.5. Neoklasik Düşünce Klasik ekonomi sistemine, sosyalistler ve tarihçi ekonomistler tarafından yöneltilen eleştiriler sonucunda bazı ekonomistler yeni ekonomik düşünceler geliştirmişlerdir. Söz konusu bu düşüncelerin büyük çoğunluğu günümüzde bütün dünyada ekonomi kitaplarında okutulan konuları oluşturmuştur. Klasik sistemin yoğun bir şekilde eleştirildiği 1870’li yıllarda Walras, Jevons ve Menger adlı ekonomistler bu yeni düşüncelerin öncülüğünü yapmışlardır. Merkantilistlerin parayı, klasik düşüncenin de piyasayı ve maliyetleri esas alıp talebi ihmal etmeleri, bu üç ekonomistin, bireyi ekonomik düşüncelerinin merkezine koymalarında önemli rol oynamıştır. Ayrıca bu ekonomistler, değerin subjektif yönüne yoğunlaşma ile ekonomide “Marjinallik ilkesi”nin yerleşmesini de sağlamışlardır. Klasik düşünce tarafından sadece emeğin maliyetinden oluşan üretim maliyetleriyle objektif olarak belirlenen malların ekonomik değeri, neoklasikler tarafından subjektif olarak bireysel tüketicinin elde ettiği tatmine göre belirlenmeye çalışılmıştır. Neoklasiklere göre, toplam miktarlardan çok marjinal birimler (ek birimler) önemlidir. Bu yaklaşım matematiksel tekniklerin ekonomide kullanılmasına da neden olmuştur. Ekonomide sayısal ve matematiksel yaklaşımların kullanılmasında Alfred Marshall’ın katkısı çok önemlidir. Marshall, ayrıca emeğin hem değer, hem de servetin tek kaynağı olduğu şeklindeki klasik sistemin düşüncesini değiştirerek emeğin, değeri oluşturmadaki gerçek yerini belirlemiştir. Özetle çağdaş mikroekonominin ortaya çıkması, neoklasik düşünceler sayesinde olmuştur. 2.3.6. Keynesgil Düşünce Ekonominin gelişimine katkı yapan önemli ekonomistlerden birisi de John Maynard Keynes’tir. Keynesci ekonomi ya da düşünce, 1929 büyük dünya bunalımı yıllarında ortaya çıkmıştır. Bu düşünceyle birlikte ekonomide ulusal gelir, istihdam gibi makro büyüklükleri ifade eden kavramlar öne çıkmış ve ekonomi biliminin makroekonomi alanına olan ilgisi artmıştır. Keynesci düşüncenin temeli, Keynes tarafından yazılan “ stihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı kitapta açıklanmıştır. Keynes'e göre ekonomideki durgunluk sorununun kaynağı yatırımların yetersizliğidir. Yatırımların yetersiz olmasının nedeni ise satın alma

49

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

gücünün mal alımına yönelmemiş olmasıdır. Yeterli yatırım yapılamayışı işsizliğin artmasına neden olmakta ve sonuçta satın alma gücü daha da azalmaktadır. Bu nedenle Keynes, işsizliğin önlenmesi için toplam talebin artırılması gerektiği üzerinde durmuştur. Toplam talebin artırılması için Keynes kamu harcamalarının artırılmasını önermiştir. Özetle, Keynes, neoklasiklerin kısmi denge varsayımlarının aksine, ekonomiyi bütün olarak ele almış ve devletin ekonomik hayata müdahalesinin kaçınılmaz olacağını savunmuştur. Keynes, devletin müdahalesini kabul etmekle klasik liberal görüşten ayrılmıştır. 2.3.7. Paracılık (Monetarizm) Keynesci uygulamaların ekonomilerde istenilen iyileşmeyi sağlayamaması sonucu paracılık adı verilen görüş ortaya çıkmıştır. Milton Friedman tarafından ileri sürülen paracılık görüşünde, paranın ve para politikasının ekonomik önemi yeniden vurgulanmaya başlanmıştır. Paracılık görüşün teorik temeli, klasik ekonomiye ve müdahaleci olmayan politika önerilerine dayanır. Paracılık düşüncesine göre her ekonominin ihtiyaç duyduğu bir para miktarı vardır. Bu para miktarı devletin müdahalesi ile aşırı bir biçimde arttırılırsa, üretilen mallara göre paranın bol olması malların fiyatlarının yükselmesine neden olur. Paracılık görüşüne göre devlet ekonomiye müdahale etmemeli ve devletin ekonomideki payı çok az olmalıdır. Görüldüğü gibi, paracılık görüşündeki devletin ekonomideki payının minimum olması görüşü, klasik ekonomistlerin görüşü ile aynen paralellik göstermektedir. 2.3.8. Günümüz Gelişmeleri 1980’li yılların başından itibaren Keynesgil düşünceleri eleştiren iki farklı düşünce sistemi ortaya atılmıştır. Bunlar; Yeni Klasik Ekonomi ile Arz Yönlü Ekonomi düşünceleridir. Arz yönlü ekonomi düşünceleri 1981 yılından sonra bir süre makroekonomik politikaların belirlenmesinde etkili olmuştur. Yeni klasik ekonomi teorisi; 1970’li yıllardaki yaşanan yüksek enflasyon ve işsizlik sorunlarının çözümünde Keynesci görüşlerin tatmin edici çözümler getirememesi sonucu ortaya çıkmıştır. Yeni klasik ekonomi düşüncesinde, para ve maliye politikası gibi aktif ekonomi politikası uygulamalarına karşı çıkılmakta ve piyasaların en iyi çözümü sağlayacağı şeklindeki klasik ekonomi önerisi geniş ölçüde benimsenmektedir.

50

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Keynesgil düşünce taraftarları ile yeni klasik ekonomistler arasındaki tartışmalar günümüzde iki yeni boyutta sürmektedir. Bu yeni düşünceler; Reel ş Çevrimleri Teorisi ve Yeni Keynesci Ekonomi’dir. Bu düşüncelerden birincisi, klasik ekonomi ile ikincisi ise Keynesci ekonomi ile daha yakın ilişkilidir.

51

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 3
TALEP, ARZ VE DENGE
Ülkelerin kaynak kullanımında etkinliği sağlamak için çözmeyi amaçladıkları üç temel ekonomik sorunları vardır. Bu sorunlar: (i) hangi mallar, ne miktarda üretilecek, (ii) bu mallar nasıl üretilecek ve (iii) mallar kimler için üretilecektir. Piyasa ekonomilerinde bu sorunlar, fiyat teorisi ile açıklanılmaya çalışılır. Daha öncede ifade edildiği gibi piyasa ekonomilerinde üreticiler ve tüketiciler birbirlerine ters iki eğilimi yansıtan grupları oluşturmaktadır. Fiyat teorisi bu iki kesimin piyasa koşullarında dengeye geleceğini açıklar. Piyasa fiyatının oluşumuna geçmeden önce ekonomi biliminde önemli bir yeri olan talep ve arz teorilerini açıklamakta yarar bulunmaktadır. Hatta bazen ekonominin arz ve talep yasası ile başlayıp yine arz ve talep ile sona erdiği belirtilir. Bu çok abartılı bir yaklaşım olmakla beraber piyasa sisteminin anlaşılmasında arz ve talep yasasının çok önemli yer tuttuğu da bir gerçektir. Bu bölümde önce talep ve arz teorileri incelenecek, daha sonra ise piyasa dengesi açıklanacaktır. Fiyat teorisinin diğer bir konusu olan esneklik ise bir sonraki bölümde ele alınacaktır. 3.1. Talep Teorisi Bireyler faydalı buldukları için mal ve hizmetleri talep ederler. Bu nedenle talebin temelinde fayda vardır. Talep, “belli bir dönemde ve belli bir fiyat düzeyinde satın alınmak istenilen mal veya hizmet miktarı” olarak tanımlanmaktadır. Talepten bahsedebilmek için öncelikle bireyin satın alma isteğinin olması gerekir. Ancak bu satın alma isteği, satın alma gücü ile desteklenmelidir. Diğer bir ifadeyle satın alma isteği, ekonomik anlamdaki talep için gerekli bir koşul olmakla birlikte yeterli değildir. Satın alma isteğinin talep olabilmesi için söz konusu isteğin satın alma gücü ile desteklenmiş olması gereklidir. Satın alma gücü ile desteklenmiş talebe efektif talep adı verilmektedir. Buna göre herhangi bir bireyin bir malı elde etmek için gösterdiği istek ne kadar şiddetli olursa olsun, söz konusu istek yeterli satın alma gücü ile desteklenmez ise ekonomik anlamda talep sayılmaz. O nedenle piyasada bir malın talebi yalnızca satın alma isteğine
52

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

değil aynı zamanda satın alma gücüne bağlıdır. Örneğin birey lüks bir otomobil almayı çok isteyebilir, ancak o bireyin söz konusu otomobili alacak parası yoksa bu istek ekonomik anlamda bir talep değildir. Talep, ayrıca belli bir fiyata bağlı olarak ifade edilmelidir. Bu nedenle talep artıyor ve azalıyor gibi ifadeler teknik yönden eksiktir. Talebin hangi fiyat düzeyinde daha çok veya daha az olduğunu belirtmek gerekir. Diğer yandan talep tek bir satın alma olayı değil, sürekli satın alma akımı olduğundan talebi belirli bir zaman süresine göre belirtmek gerekir (örneğin günde 100 kg süt ya da haftada 500 ekmek gibi). Ayrıca talep edilen miktarla veya satın alınmak istenen miktarla, fiilen satın alınan miktarın aynı olması da gerekli değildir. Eğer piyasada yeterli miktarda mal mevcut değilse, tüketicilerin satın almak istedikleri mal miktarı, onların gerçekten satın aldıkları mal miktarından daha az olabilecektir. Talep ile ilgili buraya kadar anlatılanlar özetlenirse; talep kavramında üç unsurun önem taşıdığı söylenebilir. Bunlar; • Satın alma isteği, • Satın alma gücü, • Belli bir zaman aralığı olarak belirtilebilir. 3.1.1. Talep Miktarını Belirleyen Faktörler Talep miktarı üzerinde birçok faktör etkilidir. Talep miktarını belirleyen bu faktörler; satın alınmak istenilen malın fiyatı, tüketicilerin gelirleri, ilgili diğer malların fiyatları, tüketicilerin gelir dağılımı, tüketicilerin zevk ve tercihleri olarak sıralanabilir. Ancak belirtilen tüm bu değişkenlerin talep miktarı üzerindeki etkisini aynı anda belirlemek olanaksızdır. Bu nedenle söz konusu bir değişkenin, o malın talebini nasıl etkilediğini saptamak için diğer değişkenlerin tümünün, ceteris paribus, sabit olduğu kabul edilir. Bir maldan satın alınmak istenen miktarlar üzerinde etkili olan faktörler arasındaki fonksiyonel ilişki aşağıdaki şekilde özetlenebilir. (i) Malın fiyatı: Talep miktarını belirleyen diğer değişkenler sabitken, bir malın talep edilen miktarı onun fiyatına bağlıdır. Bu nedenle “bir malın piyasa fiyatı yükseldikçe talep edilen miktar azalır, fiyat düştükçe talep edilen miktar artar” ilkesi talep yasası olarak bilinir. Buna göre talep edilen miktar ile malın fiyatı arasında ters yönde bir ilişki vardır. Dolayısıyla talep, fiyatın azalan bir fonksiyonudur. Talebin azalan eğimli olmasının nedeni fiyatı düşen maldan tüketicilerin daha fazla satın almak

53

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

istemeleri ve fiyatın düşmesiyle o maldan satın almak isteyen yeni alıcıların ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin; balık fiyatları düştüğü zaman tüketiciler et yerine balık alacaklardır. Diğer yandan, daha önceki fiyatlardan balık satın almayan bazı tüketiciler fiyatlardaki azalma nedeniyle balık satın almaya başlayacaklardır. (ii) Diğer malların fiyatı: Bir malın ne kadar talep edileceği tamamlayıcı ve rakip malların fiyatlarına bağlıdır. Tamamlayıcı mallardan birinin fiyatı yükseldiğinde diğerinin talebi azalır, tamamlayıcı mallardan birinin fiyatı düştüğünde ise diğerinin talebi artar. Örneğin, otomobil ve benzin tamamlayıcı mallardır. Otomobil fiyatındaki artış, otomobil talep miktarında bir azalmaya neden olur. Talepteki azalma ise benzin talebini azaltacaktır. Burada benzin fiyatında bir değişme olmadığı halde benzin talebinin azalması, benzinin otomobil ile beraber kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle tamamlayıcı malın fiyatı ile talep ters yönde değişmektedir. Rakip (ikame) mallar ise bir malın yerine kolayca ikame edilen mallar olduğundan, rakip mallardan birinin fiyatı yükseldiğinde ikame malının talebi artar. Rakip malın fiyatı düşerse ikame malının talebi azalır. Örneğin; havuç fiyatları artınca, havuca olan talep miktarı azalacaktır. Talep yasası gereği havuç fiyatının artmasıyla tüketicilerin bir kısmı havuç almaktan tamamen vazgeçerken, bir kısmı da almış oldukları havuç miktarını azaltacaklardır. şte havuç satın almaktan vazgeçen ya da satın aldıkları miktarı azaltan tüketiciler, havuç yerine ikame edecekleri bir malı (örneğin bezelye) alacaklardır. Burada, havuç fiyatındaki artış nedeniyle tüketiciler, havuç talep miktarını azaltırken bezelye fiyatı değişmemesine karşın bezelye talebini artırmaktadır. Bu nedenle rakip malın fiyatı ile talep aynı yönde değişmektedir. (iii) Tüketici geliri: Bir malın ne kadar talep edileceği tüketicilerin gelir düzeyine bağlıdır. Bir ülkede yaşayan kişilerin geliri az olursa talep de azalır. Bu nedenle gelir ile talep arasındaki ilişki genellikle doğru yönlüdür. Genellikle olmasının nedeni inferior (adi, düşük, tali) mallarda gelir etkisi ters yönlüdür. Düşük mallar, söz konusu ise gelir arttığı zaman tüketici bu mallardan daha az satın almak eğilimindedir. Örneğin; tüketicilerin geliri arttıkça ekmek ve patates daha az talep edilirken, et ve tereyağı gibi mallara olan talep artar. Ancak, bir malın adi ya da normal mal olup olmaması malın kendisi ile ilgili değildir. Herhangi bir malın normal veya adi mal olup olmaması tüketicilerin gelir düzeyine bağlıdır. Bir başka ifadeyle belli bir
54

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

gelir düzeyinde normal mal olan bir mal gelir arttıkça belli bir düzeyden sonra adi mal konumuna gelebilir. Adi malların gelir arttıkça daha az talep edileceği konusunu Giffen adlı ekonomist belirttiğinden bu mallara aynı zamanda Giffen malları, bu olaya da Giffen paradoksu adı verilir. Özetle, gelir ile normal malın talebi aynı yönde değişirken, gelir ile adi malın talebi ters yönde değişir. (iv) Tüketicilerin zevk ve tercihlerindeki değişim: Talebin temelinde fayda olduğu için bir malın ne miktarda talep edileceği tüketicilerin zevk ve tercihlerine bağlıdır. Tüketicilerin malların tüketiminden elde ettikleri fayda farklı olabilir. Bazen talep üzerine etkili olan diğer faktörlerde bir değişiklik olmadığı halde, tüketicilerin zevk ve tercihlerindeki değişim nedeniyle malın talebinde artış veya azalış olur. Örneğin; bir malın kullanımı moda haline geldiğinde o malın talebi artar, tersine bir gelişmede ise o malın talebi azalır. Özet olarak, talep miktarına etki yapan çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerin etkisiyle malların talepleri farklı olmaktadır. Bir maldan satın alınmak istenilen miktarlar ile bu miktarları belirleyen etkenler arasındaki karşılıklı ilişkiler talep fonksiyonu kavramı ile açıklanır. Diğer bir ifadeyle talep edilen miktar satın alınmak istenilen malın fiyatının, ilgili diğer malların fiyatlarının, tüketicilerin gelir düzeyi ile tüketici zevk ve tercihlerinin bir fonksiyonudur. Bir mala olan talebi etkileyen tüm bu etkiler dikkate alındığında talep fonksiyonu şu şekilde yazılabilir:

Da = f ( Pa , Pt , Pr , G, Z )

Formülde;

Da : a malının talebini, Pa : a malının fiyatını, Pt : tamamlayıcı malların fiyatını, Pr : rakip malların fiyatını, G : gelir seviyesini, Z : tüketicinin zevk ve tercihlerini göstermektedir. Yukarıda belirtilen etkilerin dışında talep üzerinde aşağıdaki faktörlerde etkilidir. • Gelir dağılımındaki değişim: Ekonomide gelir düzeyi değişmemesine karşın hükümetlerin izlemiş olduğu politikalar bazı malların talebini artırırken bazılarını düşürebilir.

55

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

• Fiyat bekleyişleri: Fiyatlar değişmediği halde fiyat artışı beklentisi talebi artırırken, fiyat düşüşü beklentisi talebi azaltıcı yönde etki yapar. Bu nedenle fiyat bekleyiş yönü ile talebin değişim yönü aynıdır. • Nüfus miktarı: Nüfus miktarındaki artış, her fiyat düzeyinde tüketiciler tarafından daha fazla mal satın alınacağı için malın talep eğrisini artırmaktadır. 3.1.2. Talep Şedülü (Çizelgesi) ve Talep Eğrisi 3.1.2.1. Talep Şedülü Diğer faktörler sabit tutularak talep edilen miktarla malın fiyatı arasındaki ilişkiyi gösterme yollarından birisi de talep şedülüdür. Şedül anlamındaki talep; bir malın söz konusu olabilecek çeşitli fiyatları ile bu fiyatlardan talep edilecek miktarları arasındaki ilişkileri göstermektedir. Bir başka ifadeyle belli bir zamanda, bir malın piyasa fiyatı ile talep edilen miktarı arasında belli bir ilişki bulunmaktadır. şte fiyatla satın alınan miktar arasındaki bu ilişkiye talep şedülü adı verilir. Çizelge 3.1’de havuç için talep şedülü verilmiştir. Bu talep şedülü, havuç fiyatları ile talep miktarları arasındaki ilişkileri, havuç talebinin genel yapısını ve özelliklerini göstermektedir. Talep şedülüne göre havucun fiyatı yükseldiğinde talep edilen miktarlar azalmakta, buna karşın havuç fiyatı düştüğünde talep edilen miktarı artmaktadır. Çizelge 3.1’den görüldüğü gibi havuç fiyatı 120 TL (F seçeneği) olduğunda havuç talep miktarı ayda 60 ton olurken, havuç fiyatı 20 TL (A seçeneği) iken havuç talep miktarı 110 ton olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bir malın fiyatı azaldıkça talep edilen miktar artmakta, fiyat yükseldikçe talep miktarı azalmaktadır. Bu ilişkiye daha öncede belirtildiği gibi talep yasası adı verilmektedir.

Çizelge 3.1. Talep Şedülü Fiyat Seçenek (TL/kg) A 20 B 40 C 60 D 80 E 100 F 120
56

Talep Miktarı (Ton/ay) 110 90 77 67 62 60

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

3.1.2.2. Talep Eğrisi Talep edilen miktarla, malın fiyatı arasındaki ilişkiyi göstermenin diğer bir yolu da grafik ile göstermektir. Başka bir ifadeyle tüm diğer değişkenler sabit tutulup çeşitli fiyat düzeylerinde satın alınmak istenilen mal miktarlarının geometrik yerine talep eğrisi adı verilir. Dolayısıyla talep eğrisi, talep şedülünün şekil üzerindeki ifadesi olmaktadır. Çizelge 3.1’de belirtilen talep ile ilgili miktar-fiyat ilişkileri Şekil 3.1’de gösterilmiştir. Anılan şekilden görüldüğü gibi, fiyatlar dikey eksende, miktarlar ise yatay eksende verilmiştir. Miktar-fiyat bileşimleri bir çizgi ile birleştirildiğinde talep eğrisi elde edilir. Talep eğrisi üzerindeki noktaların her biri bir fiyatmiktar ilişkisini göstermekte olup, bu noktaların tamamı talep eğrisini oluşturur. Talep eğrisi üzerindeki herhangi bir nokta (C noktası) o fiyat düzeyindeki fiyat talep ilişkisini yani belirli bir fiyattan talep edilen miktarı gösterir. Diğer bir ifadeyle talep eğrisi her fiyattan tüketicilerin satın almak istedikleri miktarları göstermektedir. Eğrinin eğiminin negatif olması fiyat düştükçe talep edilen miktardaki artışı belirtmektedir. Özetle, talep eğrisi bir mal ve hizmete karşı tüketici talebinin genel durumunu gösterir. Genel olarak fiyatlar yükseldiğinde talep miktarı azalır, fiyatlar düştüğü zaman talep miktarı artar.

Fiyat
120 60 20

D

C

60

77

110

Miktar

Şekil 3.1. Talep Eğrisi
57

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

3.1.3. Talep Miktarındaki Değişme Genellikle talep fonksiyonu; talep edilen miktarla o malın fiyatı arasındaki fonksiyonel ilişkiyi göstermek için kullanılır. Talep yasası adı verilen bu ilişkiye göre, talep fonksiyonu ve talep eğrilerinde sadece talep miktarı ile o malın fiyatı arasındaki ilişki dikkate alınarak, diğer etkiler sabit (ceteris paribus) kabul edilir. Bu nedenle, talep miktarındaki değişme aynı talep eğrisi üzerinde bir hareketi göstermektedir. Örneğin, havuç fiyatı ile talep edilen havuç miktarı arasındaki ilişki ele alındığında havucun fiyatı dışındaki, havuç talebi üzerinde etkili olan diğer faktörler sabit kabul edilir. Bu nedenle herhangi bir malın talep fonksiyonu koşullar değişmediği durumda, ilgili malın fiyatının fonksiyonudur. Dolayısıyla diğer etkiler sabit olduğunda talep fonksiyonu Da= f(Pa) olarak yazılabilir. Talep eğrisi üzerinde boyuna değişme, malın fiyatındaki değişme nedeni ile talep edilen mal miktarındaki değişmeyi gösterir. Şekil 3.2'de görüldüğü gibi fiyat P1'den P2'ye düştüğünde o maldan talep edilen miktar Q1'den Q2'ye yükselir. Dolayısıyla talep miktarındaki değişme denildiği zaman talep miktarındaki bir artış ya da azalıştan söz edilmektedir. Tersi durumda yani fiyatın P2'den, P1'e yükselmesi durumunda ise o maldan talep edilen miktar Q2’den Q1’e düşer.

Fiyat

D

P1

A B

58

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 3.2. Talep Miktarındaki Değişme 3.1.4. Talep Değişmesi Talep eğrisi çizilirken; tüketicilerin gelirleri, diğer malların fiyatları ile tüketicinin zevk ve tercihlerinin değişmediği (ceteris paribus) kabul edilmiştir. Talep üzerine etkili olan faktörlerin (talep edilen miktar-fiyat ilişkisinde değişmez kabul edilen) değişken olduğu kabul edilirse talep
P2 0

Q1

Q2

Miktar

eğrisinde kayma (değişme) meydana gelecektir. Örneğin, tüketicilerin gelirinde artış olursa bu durumda malın fiyatında bir düşme olmamasına karşın o malın talebi artacak ve talep eğrisi sağa (artış) kayacaktır. Tüketicilerin gelir azalışında ise talep kayması sola (azalış) doğru olacaktır. Benzer şekilde malın fiyatında değişme (artma veya azalma) olmadığı halde tüketicilerin zevk ve tercihlerinde, diğer malların fiyatlarında, gelir dağılımında ve nüfus miktarında değişme olursa talep eğrisi yine sağa ya da sola doğru kayacaktır. Talepteki söz konusu bu kaymalar Şekil 3.3’de gösterilmiştir. Şekil 3.3’te görüldüğü gibi talep eğrisindeki kaymalar talep artışı ya da azalışını gösterir. Talep artışı dendiği zaman talep eğrisinin olduğu gibi sağa kayması (D1D1) anlaşılır. Talepteki azalış ise talep eğrisinin olduğu gibi sola (D2D2) kaymasıdır. Bu kaymaların nedeni daha öncede belirtildiği gibi tüketicilerin gelirlerindeki, tamamlayıcı ve rakip malların fiyatlarındaki veya tüketici zevk ve tercihlerindeki değişmeden kaynaklanmaktadır. Talep miktarındaki değişmeyle, talep eğrisindeki değişmeyi birbirine karıştırmamak için ekonomistler bazen farklı kavramlar kullanmaktadır. Talep eğrisinin olduğu gibi sağa ya da sola kayma olayına talep değişmesi ya da talep kayması denilirken, aynı talep eğrisi üzerindeki değişmeyi belirtmek üzere talep edilen miktardaki değişme denilmektedir.
Fiyat D2 D0 D1

59

D1

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 3.3. Talep Artışı ve Azalışı Kutu 3.1. Talepteki Değişme ve Talep Değişmesi

D0 D2 0 Miktar

Varsayalım, bugünkü gazetede havuca olan talepteki büyük artış nedeniyle havuç fiyatlarının aşırı arttığını okudunuz. Ertesi gün ise havuç fiyatlarının yüksek olması nedeniyle tüketicilerin, havuç satın alımını büyük ölçüde azalttıklarını ve tüketicilerin havuç yerine patates ve bezelye alımına yöneldiklerini okudunuz. Bu iki olay ilk bakışta birbirine ters bir durum göstermektedir. Birincisinde talep artışı ile havuç fiyatının yükselişi arasındaki ilişki, ikincisinde ise havuç fiyatının yükselmesi ile talep miktarındaki azalma arasındaki ilişki söz konusudur. Buna göre her iki durumda doğru olabilir mi? Bu sorunun yanıtı her iki olayında doğru olduğu şeklindedir. Çünkü buradaki iki olay farklı durumları açıklamaktadır. Birinci durum talep eğrisindeki kaymayı, ikincisi ise havuç fiyatındaki artış nedeniyle talep miktarındaki değişmeyi (aynı talep eğrisi üzerindeki hareket) açıklamaktadır. Havuca olan talepteki büyük artış nedeniyle havuç fiyatlarının artması (ilk durum) talep eğrisinin kaymasını belirtmektedir. Bu örnekte talep eğrisi sağa doğru kaymıştır. Çünkü her fiyat düzeyinde daha fazla havuç talep edilmektedir. Bu durum daha sonra görülebileceği gibi havuç fiyatında artışa neden olacaktır. Fiyat artışı nedeniyle tüketicilerin havuç satın alımını azalttıkları (ikinci olay) durum da ise aynı talep eğrisi üzerinde fiyat artışından kaynaklanan değişme söz konusudur. Burada havuç fiyatındaki yükselme nedeniyle tüketicilerin bir kısmı havuç alımını durdururken bir kısmı ise daha az miktarlarda satın almışlardır. Dolayısıyla talep edilen miktarda bir azalma ortaya çıkmaktadır. 3.1.5. Piyasa Talep Şedülü ve Eğrisi

60

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Buraya kadar tek bir tüketicinin talep eğrisi açıklandı. Ancak piyasa davranışını açıklamak için tüm tüketicilerin bir mala karşı olan toplam talebinin bilinmesi gerekir. Bir mal için piyasadaki toplam talep, tüketicilerin bireysel taleplerinin toplamından meydana gelir. Toplam talep eğrisi ise n sayıdaki tüketicilerin taleplerinin toplamından oluşmaktadır. Dolayısıyla piyasa talebini elde etmek için tüm bireysel taleplerin toplaması gerekir. 3.1.5.1. Piyasa Talep Şedülü Talep şedülü, bir malın alıcılarının farklı fiyat düzeylerinde ne kadar satın alacaklarını gösteren bir tablodur. Piyasa talep şedülü ise belli bir fiyat seviyesinde bireysel olarak talep edilen miktarların toplanması ile bulunur. Piyasada çok sayıda tüketici olmasına karşın açıklamalarımızı basitleştirmek için piyasada iki tüketici (A ve B) olduğunu varsayalım. Söz konusu tüketicilerin talep şedülleri Çizelge 3.2’de verilmiştir. Ayrıca, aynı çizelgede A ve B tüketicilerine ait bireysel talep miktarlarının toplamından oluşan piyasa talebi de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi fiyat 2.5-3.5 TL olduğunda sadece tüketici B piyasadan mal almaktadır. Fiyat 2.5 TL’nin altına düştüğü zaman tüketici A’da satın alımda bulunmaktadır. Bu fiyat seviyesinden itibaren piyasa talebi iki tüketicinin talepleri toplamından oluşmaktadır. Dolayısıyla piyasa talep şedülü; belli fiyat seviyesinde bireysel olarak talep edilen mal miktarlarının yatay olarak toplanması ile bulunur. Örneğin fiyat 2 TL olduğunda tüketici A, 2 birim mal alırken, aynı fiyattan tüketici B, 3 birim mal almaktadır. Dolayısıyla fiyat 2 TL olduğunda piyasanın toplam talep miktarı 5 birim olmaktadır. Fiyatın 1 TL’ye düşmesi durumunda ise piyasa talebi 10.5 ( A + B = 6 + 4.5 = 10.5) birim olarak gerçekleşmektedir (Çizelge 3.2). Çizelge 3.2. Bireysel ve Piyasa Talep Şedülü Fiyat Talep Edilen Miktarlar (ay) (TL/birim) Tüketici A Tüketici B Piyasa Talebi (1) (2) (1+2) 4.00 0 0.00 0.00 3.50 0 0.75 0.75 3.00 0 1.50 1.50 2.50 0 4.50 4.50 2.00 2 3.00 5.00 1.50 4 3.75 7.75

61

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

1.00 0.50 0.00

6 8 10

4.50 5.25 6.00

10.50 13.25 16.00

3.1.5.2. Piyasa Talep Eğrisi Bireysel talep eğrileri teorik olarak önemli olmasına karşın uygulamada piyasa talebi daha büyük önem taşır. Piyasa talep eğrisi, piyasada bulunan tüketicilerin tamamının bir mala olan talebini gösterir. Dolayısıyla piyasa talep eğrisini bulmak için tüm potansiyel tüketicilerin bireysel talep eğrileri yatay olarak toplanır. Elde edilen piyasa talep eğrisi, belli bir malın tüm alıcıları için fiyat ve miktar bileşimlerini gösterir. ki tüketiciye ait bireysel talep eğrilerinden piyasa talep eğrisinin nasıl elde edildiği Şekil 3.4’de gösterilmiştir. Örneğin fiyat 1.5 TL olduğu zaman tüketici A 4 birim, tüketici B ise 3.75 birim mal talep etmektedir. Bu durumda piyasa talebi fiyat 1.5 TL olduğunda 7.75 birim olacaktır.

P 4.50 4.00 3.50 3.00 2.50 2.00 1.50 1.00 0.50 2 4 6 8 10 Q 2 4 6 8 Q 2 4 6 8 10 12 14 16 Q

(i) A’nın Talep Eğrisi

(ii) B’nin Talep Eğrisi

(iii) Piyasa Talep Eğrisi

Şekil 3.4. Bireysel ve Piyasa Talep Eğrileri

62

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Gerçek hayatta ekonomistler tarafından bireysel tüketicilerin talep eğrilerinin toplanması ile piyasa talep eğrisinin elde edilmesine çok sık rastlanmaz. Piyasa talebi hakkındaki bilgiler genellikle toplam miktarların gözlenmesi ile elde edilir. Ancak burada bireysel tüketici talep eğrileri ile piyasa talep eğrisi arasındaki ilişkileri göstermek için Şekil 3.4 verilmiştir. Diğer yandan piyasa talep eğrisinin iki tüketiciden çok daha fazla tüketici talebini ifade ettiği unutulmamalıdır. 3.2. Arz Teorisi Üreticilerin amacı, üretmiş oldukları mal ve hizmetleri satarak kârlarını maksimize etmektir. Arz genel olarak “fiilen satılmak istenen mal ve hizmet miktarı” demektir. Daha geniş olarak arz “belli dönemde belli fiyat düzeylerinde üreticiler tarafından satılmak istenen mal ve hizmet miktarı” olarak tanımlanmaktadır. Bir malın arz sayılabilmesi için mutlaka satılmak amacıyla piyasaya getirilmiş olması gereklidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta üreticilerin satmayı başardıkları miktar değil, satmayı düşündükleri mal miktarının arzı oluşturduğudur. Bu nedenle üreticilerin satmak istedikleri mal miktarı ile satmayı düşündükleri mal miktarı farklı olabilir. Ancak tüketicilerin satın aldıkları miktarla, üreticilerin sattıkları miktar birbirine eşittir. 3.2.1. Arz Miktarını Belirleyen Faktörler Talep kavramının temelinde fayda unsuru bulunurken, arz kavramının temelinde maliyet unsuru bulunmaktadır. Piyasaya arz edilen mal miktarı fiyatlar yükseldikçe artmakta, fiyatlar düştükçe azalmaktadır. Üreticilerin üretmek ve satmak istedikleri mal miktarını belirleyen birçok değişken bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; malın fiyatı, diğer malların fiyatı, üretim maliyeti, teknoloji seviyesi ve firmanın amaçları olarak sıralanabilir. Arz miktarını belirleyen değişkenler aşağıda kısaca özetlenmiştir. (i) Malın piyasa fiyatı: Arz miktarı üzerinde etkili olan faktörlerden malın fiyatının dışındaki faktörler sabit tutulursa (ceteris paribus) malın fiyatı ne kadar yüksek olursa arz miktarı o kadar artmakta, fiyatlar düştükçe arz miktarı azalmaktadır. Bu nedenle “bir malın arz miktarı ile o malın fiyatı arasında ilişki doğru orantılıdır” ifadesine arz yasası denilmektedir. Arz yasasına göre, bir malın fiyatı artarsa söz konusu malın arz miktarı da artar. Bu durum piyasa ekonomisinde malların, değişim değeri için üretilmesinden kaynaklanmaktadır. Üreticilerin amacı gelir ile maliyet

63

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

arasındaki fark olan kârı, maksimum yapmaktır. Dolayısıyla üretimin amacı kâr elde etmektir. Yani bir malın arz edilecek miktarını, üretimin kârlılığı belirlemektedir. Kısacası, kâr artarsa arz artacak aksi durumda, yani kâr azaldığında arz azalacaktır. Bu nedenle arz, fiyatın artan bir fonksiyonudur. (ii) Üretim faktörleri fiyatı: Üretimde kullanılan tüm kaynaklar (materyal, işgücü, makine) girdi veya üretim faktörleri olarak adlandırılır. Arz miktarı üzerinde etkili olan diğer tüm değişkenler sabit tutulduğunda üretim faktörlerinin fiyatlarının artması (ücret, faiz, rant yükselişi) kârın azalmasına yol açacağından arzı olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden girdi fiyatlarındaki artış arz eğrisinin sola kaymasına (azalışına), girdi fiyatlarındaki azalış ise arz eğrisinin sağa kaymasına (artışına) neden olur. Buna göre girdi fiyatları ile malın arzı ters yönde değişmektedir. (iii) Diğer malların fiyatları: Bir malın fiyatı aynı kalırken, diğer malların fiyatları artarsa, fiyatı artan malları üretmek daha kârlı hale gelecektir. Örneğin buğday üreticileri üretim kararlarını verirlerken diğer ürünlerin fiyatlarını da dikkate alırlar. Buğdaya göre mısır üretimi daha kârlı hale gelmişse buğday fiyatı değişmediği halde üreticiler buğday üretimini (arzı) azaltacaklardır. Bu nedenle diğer malların fiyatı ile arz ters yönde değişir. Tüketici açısından söz konusu olan rakip ve tamamlayıcı mal ayrımı üreticiler açısından söz konusu olmayıp üreticiler yönünden tüm mallar rakip konumundadır. (iv) Bir malın üretim teknolojisi: Üretim teknolojisindeki gelişme üretim maliyetlerini azaltarak arzda artışa neden olur. Teknolojide gelişme nedeniyle üretim maliyetinin azalması, kârın artması sonucunu doğuracaktır. Kârın artması ise üretimi artıracak ve arz eğrisi sağa doğru kayacaktır. Mal alış miktarını etkileyen faktörler ile arz arasındaki ilişkilere arz fonksiyonu denilmektedir. Arzı oluşturan ve arz fonksiyonunu etkileyen temel faktörler şu şekilde formüle edilebilir:

S a = f ( Pa , P, Pd , Z ) şeklinde yazılır. Formülde;
Sa Pa P Pd Z : a malının arzını, : a malının fiyatını, : üretim faktörleri fiyatını, : diğer malların fiyatını, : teknoloji seviyesini göstermektedir.

64

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

3.2.2. Arz Şedülü (Çizelgesi) ve Arz Eğrisi 3.2.2.1. Arz Şedülü Arz şedülü, diğer faktörler sabit tutulduğunda arz edilen miktarlar ile malın fiyatı arasındaki ilişkiyi gösterir. Bir başka ifadeyle belli bir zamanda bir malın piyasa fiyatı ile arz edilen miktarı arasında belli bir ilişki bulunmaktadır. şte fiyatla arz edilen miktar arasındaki ilişkiye arz şedülü denilmektedir (Çizelge 3.3). Arz şedülü talep şedülüne benzemektedir. Talep şedülü malın değişik fiyatlarına göre tüketicilerin satın almak istedikleri mal miktarını gösterirken, arz şedülü üreticilerin satmak istedikleri mal miktarını göstermektedir. Çizelge 3.3’ten görülebileceği gibi üreticilerin üretmek ve satmak istedikleri mal miktarı malın fiyatına göre değişmektedir. Örneğin, A seçeneğinde havucun kilosu 20 TL iken aylık havuç arzı 5.0 ton, havuç fiyatı 120 TL olduğunda ise aylık havuç arzı 122.5 ton olmaktadır. Arzdaki bu değişmeler arz miktarındaki değişme olup doğrudan fiyatlarla ilgilidir. Çizelge 3.3. Arz Şedülü Seçenek Fiyat (TL/ kg) A 20 B 40 C 60 D 80 E 100 F 120

Arz Miktarı (Ton/ay) 5.0 46.0 77.5 100.0 115.0 122.5

3.2.2.2. Arz Eğrisi Arz edilen miktarla, malın fiyatı arasındaki ilişkiyi açıklamanın diğer bir yolu da grafik ile göstermektir. Çizelge 3.3' de verilen miktar-fiyat ilişkileri Şekil 3.5’de grafiksel olarak gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, miktarfiyat bileşimleri bir çizgi ile birleştirildiğinde arz eğrisi elde edilmektedir. Yani arz eğrisi üzerindeki noktaların her biri, bir fiyat-miktar ilişkisini gösterir ve bu noktaların tamamı arz eğrisini oluşturur. Arz eğrisi her fiyattan üreticilerin satmak istedikleri miktarları göstermektedir. Eğrinin eğiminin pozitif olması fiyat arttıkça arz edilen miktarın da artmasından kaynaklanmaktadır.
Fiyat 120 80

S
65

20

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 3.5. Arz Eğrisi 3.2.3. Arz Miktarındaki Değişme Arz miktarındaki değişme arz eğrisi üzerinde boyuna değişmeyi açıklamaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi arz miktarındaki değişme doğrudan fiyatlarla ilgilidir. Arz edilen miktarla o malın fiyatı arasındaki fonksiyonel ilişkiyi göstermek için genellikle arz fonksiyonu kullanılır. Arz yasasına göre arz fonksiyonu ve arz eğrilerinde sadece arz miktarı ile o malın fiyatı arasındaki ilişki dikkate alınırken diğer etkiler sabit (ceteris
5 100 122.5 Miktar

paribus) kabul edilir. Örneğin, havuç fiyatı ile arz edilen havuç miktarı arasındaki ilişki ele alındığında havuç fiyatı dışında arz üzerinde etkili olan diğer faktörler sabit kabul edilir. Bu nedenle herhangi bir malın arz fonksiyonu şartlar değişmediği durumda ilgili malın fiyatının fonksiyonudur. Dolayısıyla fiyat dışında diğer etkiler sabit olduğunda arz fonksiyonu S a = f ( Pa ) olarak yazılabilir. Arz eğrisi üzerinde boyuna değişme malın fiyatındaki değişmeden kaynaklandığı için arz edilen mal miktarındaki değişmeyi gösterir. Örneğin, Şekil 3.6'da görüldüğü gibi fiyat P1'den P2'ye çıktığında o maldan arz edilen miktar Q1’den Q2’ye yükselir. Tersi durumda yani fiyatın P2’den P1’e düşmesi durumunda ise arz miktarı Q2’den Q1’e düşer. Görüldüğü gibi arz miktarındaki değişme denildiği zaman arz miktarındaki bir artış ya da azalıştan söz edilmektedir.

Fiyat

S

P2 B

C

P1 0

Q1

Q2

Miktar

66

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 3.6. Arz Edilen Miktardaki Değişme

3.2.4. Arz Değişmesi Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde de kaymalar söz konusudur. Bu kaymalar malın fiyatının dışında kalan diğer faktörlerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Fiyatın dışındaki diğer etkiler; diğer malların fiyatı, üretim maliyeti, teknoloji seviyesi ve firmanın amaçları olarak belirtilebilir. Arzda artış olduğunda arz eğrisi tümüyle sağa doğru kayar. Malın arzındaki azalış ise arz eğrisinin tümüyle sola doğru kayması ile gösterilir. Arzdaki değişmenin malın fiyatı dışındaki değişkenlerden kaynaklandığı unutulmamalıdır. Örneğin, üretim faktörlerinin fiyatlarının artması arz eğrisinin sola kaymasına, faktörlerin fiyatlarının azalması ise arz eğrisinin sağa kaymasına neden olur. Şekil 3.7’de arz eğrisinin S0’dan S1'e kayması arzın artışını, S0’dan S2’ye kayması ise arzın azalışını göstermektedir. Arzın artışı her fiyat düzeyinde daha fazla arz edildiği anlamına gelmektedir. Arz eğrisinin sağa doğru olan artışı; diğer malların fiyatındaki azalma, üretim maliyetinde düşme, teknoloji seviyesindeki gelişme ve firmanın amaçlarının değişmesinden kaynaklanmaktadır. Buna karşın arzın azalması her fiyat düzeyinde daha az arz edilmesini belirtmektedir. Bu duruma neden olan faktörler ise diğer malların fiyatındaki yükseliş, üretim maliyetindeki artış ve firmanın amaçlarının değişmesinden ileri gelmektedir.
S2 S0 S1

M

Fiyat 0

Miktar 67

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 3.7. Arz Eğrisindeki Kayma Talepte olduğu gibi, arz miktarındaki değişim ile arzdaki değişim ayrımına dikkat etmek gerekmektedir. Arz miktarındaki değişim aynı eğri üzerinde hareket iken, arzdaki değişim arz eğrisinin tümüyle aşağı veya yukarı kaymasıdır. Hatta bazen bu ayrımı iyice netleştirmek için bazı yazarlar arz miktarındaki değişim yerine arz edilen miktardaki değişim kavramını kullanmaktadırlar. Dolayısıyla bir malın fiyatı artarsa o malın arzı artar ifadesi yerine arz miktarı artar ifadesi kullanılmalıdır. Benzer şekilde fiyatın dışındaki diğer faktörlerin, malın üretimi açısından olumlu yönde değişmesiyle malın arz miktarı değil, malın arzı artmaktadır. Bu durum Çizelge 3.4 ve Şekil 3.8 kullanılarak daha açık bir şekilde ortaya konulabilir. Çizelge 3.4. Arz Miktarındaki ve Arzdaki Değişim Fiyat Arz Miktarı * Arz Miktarı ** (TL/kg) (Ton/ay) (Ton/ay) S1 P So 20 5.0 28.0 40 46.0 76.0 60 77.5 102.0 80 100.0 120.0 100 115.0 132.0 120 122.5 140.0
*: Maliyeti düşürücü teknoloji uygulamadan önce **: Maliyeti düşürücü teknoloji uygulandıktan sonra

Çizelge 3.4’te görüldüğü gibi maliyet düşürücü bir teknoloji uygulanmasıyla arzda artış sağlanmıştır. Başka bir ifadeyle üretim maliyetindeki azalma her fiyattan arz edilen miktarı artırmaktadır. Örneğin, daha önce kilosu 100 TL ile ayda 115 ton havuç arzında bulunulurken, daha az maliyetli teknoloji ile havuç fiyatı değişmediği halde arz miktarı ayda 115 tondan 132 tona çıkarılmıştır. Böylece, havuç fiyatı (P) değişmemesine karşın arz miktarı S0 yerine S1 olmuştur. Çizelge 3.4’deki veriler grafiksel olarak Şekil 3.8’de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi arz eğrisinin S0’dan S1’e kayması her fiyat düzeyinde daha fazla miktarda arz edildiğini göstermektedir.
68

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat 140 120 100 80 60 40 20 0 20 40 60

S0

S1

80 100 120 140

Miktar

Şekil 3.8. Havuç Arz Eğrileri Özetle talepteki duruma benzer olarak malın kendi fiyatı dışındaki faktörlerin değişmesi üreticinin üretimini ve satmak istediği mal miktarını (arzı) etkilemektedir. Arzdaki artış arz eğrisinin olduğu gibi sağa kayması, arz miktarındaki artış ise aynı arz eğrisinde yukarı sağa doğru bir hareket anlamına gelmektedir. 3.2.5. Piyasa Arzı Buraya kadar açıklanan konularda tek bir üreticinin arz şedülü ve arz eğrileri ele alındı. Piyasa arz şedülü ve piyasa eğrisi ise bir malın tüm üreticileri için çeşitli fiyatlardaki arz miktarını gösterir. Bu nedenle piyasa arzını elde etmek için endüstrideki tüm üreticilerin arzlarını toplamak gereklidir. 3.2.5.1. Piyasa Arz Şedülü Piyasa arz şedülü bir malın farklı fiyatlardan tüm üreticilerinin arz ettikleri miktarın çizelge halinde gösterilmesidir. Yani, her fiyat seviyesinde
69

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

üreticinin arz ettiği miktar toplanarak piyasa arz şedülü elde edilmektedir. Konuyu basitleştirmek için piyasada sadece iki üretici olduğunu kabul edelim. Söz konusu üreticilerin ve piyasanın arz şedülleri Çizelge 3.5’de verilmiştir. Görüldüğü gibi fiyatın 1 TL olması durumunda piyasa arzı sadece üretici A’nın arzından oluşmaktadır. Çünkü üretici B, 1 TL’lik piyasa fiyatından piyasaya mal arz etmemektedir. Buna karşın fiyat 1.50 TL olduğunda üretici A, 600 birim mal arz ederken, üretici B, 150 birim arz etmektedir. Dolayısıyla piyasa arz eğrisi iki üreticinin toplam arzları olan 750 birim olmaktadır.

Çizelge 3.5. Bireysel ve Piyasa Arz Şedülü Fiyat Arz Miktarları (ay) Üretici A Üretici B Piyasa Arzı (TL) (1) (2) (1+2) 0.50 0 0 0 1.00 300 0 300 1.50 600 150 750 2.00 900 300 1200 2.50 1200 450 1650 3.00 1500 600 2100 3.50 1800 750 2550

3.2.5.2. Piyasa Arz Eğrisi Arz şedülündeki değerlerin grafik üzerinde gösterilmesi ile piyasa arz eğrisi elde edilir. Bireysel arz eğrilerinin yatay olarak toplanmasıyla elde edilen piyasa arz eğrisi Şekil 3.9’da verilmiştir. Görüldüğü gibi piyasa fiyatı 2 TL olduğunda piyasa arzı 1200 birimdir. Bu arz miktarı; üretici A’nın arz miktarı (900 birim) ve üretici B’nin arz miktarından (300 birim) oluşmaktadır.

70

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

P 3.50 3.00 2.50 2.00 1.50 1.00 0.50 3 6

Sa

Sb

Sa+b

9 12 15 18 Q (ii)

3

6

9

Q

3 6 9 12 15 18 Q (iii) Piyasa Arzı

(i) Üretici A

Üretici B

Şekil 3.9. Bireysel ve Piyasa Arz Eğrileri 3.3. Piyasa Fiyatının Oluşumu (Arz ve Talep Dengesi) Arz ve talep konularında çeşitli fiyat düzeylerinde satılmak istenilen ve satın alınmak istenilen mal miktarından bahsedilmişti. Ancak söz konusu fiyat düzeylerinin nasıl gerçekleştiği açıklanmamıştı. Ayrıca arz ve talep konusunda verilen bilgilerden talebin fiyatın azalan, arzın ise fiyatın artan bir fonksiyonu olduğu belirtilmişti. Arz ve talep teorisine göre fiyat değişmeleri karşısında satıcıların ve alıcıların tepkilerinin ters yönde oluştuğu bilinmektedir. Öte yandan üretim ve tüketim kararları birbirinden bağımsız olarak yerine getirilmektedir. Dolayısıyla tüketiciler belli fiyat düzeyinde satın almak istedikleri mal miktarına karar verirlerken, üreticilerin kararları ile ilgilenmemektedirler. Benzer şekilde üreticiler de üretim kararlarını belirlerken tüketicilerin talep miktarını dikkate almamaktadırlar. Bu nedenle veri fiyat düzeyinde satın almak istenilen mal
71

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

miktarı ile satılmak istenilen mal miktarı birbirinden farklı olabilmektedir. Ancak arz ve talep konularındaki verilen bilgilerden satılan mal miktarı ile satın alınan mal miktarının birbirine eşit olduğu bilinmektedir. şte, piyasa dengesi bize bu eşitliğin nasıl oluştuğunu açıklamaktadır. Diğer bir ifadeyle, piyasa ekonomisinde fiyatı belirlemek için arz ve talebin nasıl hareket ettiği piyasa dengesiyle açıklanmaktadır. Çünkü fiyatın hangi düzeyde değişeceğini tek başına arz veya talep koşulları belirlememektedir. Çizelge 3.6’da her fiyat düzeyinde arz ve talep edilen havuç miktarları karşılaştırılmaktadır. Söz konusu çizelge daha önce açıklanan Çizelge 3.1 ve Çizelge 3.3’ün birleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Çizelge 3.6’dan görüldüğü gibi yalnızca bir fiyat düzeyinde yani fiyatın 60 TL olduğu C seçeneğinde, arz ve talep miktarı dengeye gelmektedir. Bu noktada denge fiyatı sağlanmış olduğundan fiyatın değişmesi için piyasada herhangi bir baskı olmamaktadır. Fiyatın 60 TL’den düşük olduğu düzeylerde (A ve B seçenekleri) talep miktarı, arz miktarından fazla olduğu için piyasada havuç yetersizliği (kıtlığı) söz konusudur. Bu durum genellikle talep fazlası (aşırı talep) olarak adlandırılır. Fiyatın 60 TL’den yüksek olduğu durumda (D, E ve F seçenekleri) ise arz miktarı talep miktarından fazla olduğu için piyasada fazla miktarda havuç bulunmaktadır. Bu durum ise arz fazlası (aşırı arz) olarak adlandırılır. Piyasa fiyatının nasıl oluştuğunu açıklamak için havuç fiyatının 100 TL olduğu fiyat düzeyini (E seçeneği) ele alalım. Bu fiyat düzeyinde üreticiler ya da satıcılar tarafından ayda 115 ton havuç satılmak istenmektedir. Ancak tüketiciler ya da alıcılar tarafından 100 TL’lik fiyat düzeyinde sadece 62.5 ton havuç talep edilmektedir. Buna göre, piyasada 52.5 ton arz fazlası bulunmaktadır. Dolayısıyla satıcılar arz fazlasını satabilmek için fiyatı düşüreceklerdir. Bu nedenle arzın fazla olması, fiyatların düşmesi yönünde baskı yapacaktır. Fiyatın 20 TL olduğu durum ele alındığında (A noktası) ise Çizelge 3.6’da görüldüğü gibi talep fazlası söz konusudur. Çünkü ayda 5 ton havuç arz edilmesine karşın piyasada ayda 110 ton havuç talep edilmektedir. Başka bir ifadeyle piyasada 105 ton havuç açığı bulunmaktadır. Bu durumda tüketiciler arasındaki rekabet ortaya çıkacak ve tüketiciler daha yüksek bir fiyat vereceklerdir. Bu nedenle talebin fazla olması fiyatlar üzerinde yükselme yönünde baskı yapmaktadır. Fiyatın 60 TL olduğu noktaya gelince (C seçeneği), bu fiyat düzeyinde üreticiler tarafından ayda 77.5 ton havuç satılmak üzere piyasaya arz edilirken, tüketiciler ayda 77.5 ton havuç satın almaktadırlar. Bu noktada tüketiciler tarafından talep edilen miktar ile üreticiler tarafından arz edilen
72

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

miktar birbirine eşit olmaktadır. Dolayısıyla piyasada havuç kıtlığı ya da fazlalığı söz konusu değildir. Bir başka deyişle 60 TL fiyat düzeyinden memnun olmayan üretici ve tüketici bulunmamaktadır. Bu nedenle fiyat 60 TL olduğunda fiyatın değişmesi yönünde bir eğilim olmayacaktır. Çünkü bu fiyat düzeyi, denge fiyatıdır. Denge fiyat seviyesi aynı zamanda piyasa fiyatıdır. Piyasa koşullarında bir takım değişiklikler olmadığı sürece piyasa fiyatı dengede kalmaya devam edecektir. Kısacası, arz ve talep miktarlarının eşit olduğu noktadaki fiyat, denge fiyatı olup bu fiyatın dışındaki diğer fiyat düzeylerinde dengesizlik durumu vardır. Çünkü denge fiyatının dışındaki fiyatlarda arz ve talep miktarı birbirine eşit değildir. Eğer denge fiyatı değişirse piyasa talep fazlası veya arz fazlası ile karşı karşıya kalacaktır. Çizelge 3.6. Arz–Talep Dengesi Talep Miktarı Seçenek Fiyat TL/kg Ton/ ay (1) A 20 110.0 B 40 90.0 C 60 77.5 D 80 67.5 E 100 62.5 F 120 60.0
(+): Talep fazlası (- ) : Arz fazlası

Arz Miktarı Ton/ay (2) 5.0 46.0 77.5 100.0 115.0 122.5

Talep-Arz Miktarı (1-2) +105.0 + 44.0 0.0 -32.5 -52.5 -62.5

Fiyat Etkisi Yükselme Yükselme Etkisiz Düşme Düşme Düşme

Çizelge 3.6’da verilen değerler Şekil 3.10’da grafiksel olarak gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, arz ve talep eğrisinin kesiştiği noktada denge fiyatı oluşmaktadır. Arz ve talep fazlası grafik üzerinde arz ve talep eğrileri arasında yatay uzaklık olarak gösterilmiştir. Şekil 3.10’dan görüldüğü gibi denge fiyatının altındaki arz ve talep eğrilerinin arasındaki yatay doğruyla gösterilen aralık, arza göre talep fazlasını göstermektedir. Yukarıya doğru yönelmiş ok ise fiyatın hangi yönde değişeceğini göstermektedir. Benzer şekilde denge fiyatının. üstündeki arz ve talep eğrilerinin arasındaki aralık, talebe göre arz fazlasını göstermektedir. Aşağıya doğru yönelmiş ok ise satıcılar arasındaki rekabet nedeniyle fiyatın hangi yönde değişeceğini göstermektedir. Arz miktarına göre talep fazlasının bulunduğu durumda (A ve B seçeneği) talebin fazla oluşu fiyatı yükseltme yönünde etkide bulunacaktır. Talep miktarına göre arz fazlasının olduğu durumda (D, E ve

73

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

F seçenekleri) ise arz fazlası, fiyatın düşmesi yönünde etki yapacaktır. Fiyat üzerindeki söz konusu bu baskılar Şekil 3.10’da dikey oklarla gösterilmiştir. Özet olarak, üreticilerin ve tüketicilerin arz ve taleplerinin kesişme noktasında piyasa dengesi oluşmaktadır. Yani, arz ve talebin eşitlendiği denge noktasına piyasa dengesi, piyasa dengesindeki arz ve talep edilen miktara denge miktarı adı verilir. Arz edilen miktarla talep edilen miktarın eşitlendiği fiyata ise denge fiyatı denilmektedir. Denge fiyatı arz edilen miktar ile talep edilen miktarın birbirine eşit olduğu tek fiyat olduğu gibi aynı zamanda varlığını sürdürmesi mümkün olan tek fiyat konumundadır.
Fiyat P 140 120 100 80 60 40 20 D
Arz Fazlası

S

Şekil 3.10. Denge Fiyatı

E
Talep Fazlası

0 20

40

60

80 100 120 140 Miktar

74

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

3.3.1. Denge Fiyatının Anlamı Denge fiyatının üç özelliği önem taşımaktadır. Bunlar; (i) fiyatın tam fiyat oluşu, (ii) mutlak değil göreli fiyatın esas alınışı ve (iii) nominal fiyat yerine reel fiyatın esas alınmasıdır. Denge fiyatı ile ilgili bu özellikler aşağıda kısaca özetlenmiştir. (i) Denge fiyatı tam fiyattır: Piyasada oluşan denge fiyatı malların yalnızca etiket üzerindeki fiyatı değil, malın tüketiciye mal oluş fiyatı olan tam fiyat (full price) anlamındadır. Dolayısıyla bir malın tam fiyatını belirlemek için malın etiket fiyatına, ulaştırma ve zaman maliyetlerinin de eklenmesi gerekmektedir. (ii) Denge fiyatı göreli fiyattır: Denge fiyatı mutlak fiyat değil göreli fiyattır. Bilindiği gibi malların, satın alınırken ödenen ve parasal olarak ifade edilen bir fiyatı vardır. Bu fiyata mutlak fiyat denilmektedir. Göreli fiyat ise malların diğer mallarla değişim oranını gösteren fiyattır. Diğer bir ifadeyle iki malın mutlak fiyatının biribirine oranından göreli fiyat elde edilmektedir. Örneğin, A malının fiyatı ya da mutlak fiyatı 100 TL, B malının fiyatı ise 50 TL ise A= 2B veya B=0.5A’dır. Buna göre, 1A malı, 2B malı ile değişmektedir. Bu değişim oranı A malının göreli fiyatıdır. Benzer şekilde 1B malı, 0.5A malı ile değişmektedir. Bu oran B malının göreli fiyatıdır. Göreli fiyatın önemi tüketicilerin satın alma kararlarını verirlerken mutlak fiyata göre değil, göreli fiyata göre hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır. (iii) Denge fiyatı reel fiyattır: Arz ve talep eğrileri konularında malın fiyatındaki değişmenin arz ve talep eğrilerini nasıl etkileyeceği ortaya konulmuştu. Anımsanacağı gibi arz ve talep eğrilerindeki bu değişmelerde malın fiyatı dışındaki diğer tüm değişkenlerin sabit olduğu kabul edilmekteydi. Buna göre malın fiyatı hariç diğer malların fiyatı sabit kabul edilmektedir. Dolayısıyla fiyatta artış olduğunda söz konusu malın diğer mallar cinsinden göreli fiyatları artmaktadır. Parasal fiyattaki (nominal) bu artış aynı zamanda reel bir artıştır. Ancak bilindiği üzere, enflasyonist ortamda tüm malların nominal fiyatları artmaktadır. Böyle bir ortamda bir malın fiyatının reel olarak artıp artmadığına karar verebilmek için enflasyon oranına bakmak gerekir. Enflasyon oranı % 40 iken bir malın fiyatı, örneğin portakalın fiyatı % 60 artmışsa, bu durumda portakal fiyatı reel olarak da artmıştır. Aynı enflasyon oranında portakal fiyatları yalnızca % 30 artmış ise reel olarak portakalın
75

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fiyatında bir artış söz konusu değildir. Tam tersine portakalın göreli fiyatları o piyasa koşullarında düşmüştür. Burada portakalın mutlak fiyatı önemli oranda artmasına karşın portakal nispeten daha ucuzdur. Eğer enflasyon oranı % 40 iken, portakalın nominal fiyatı da % 40 artmışsa, bu durumda, portakalın fiyatında bir artış söz konusu değildir. Kısacası, arz ve talep yasalarındaki fiyat, reel fiyattır. 3.3.2. Fiyat ve Miktar Dengesinin Değişimi Fiyatın dışındaki değişkenler arzın kaymasına, talebin kaymasına veya her ikisinin birden kaymasına neden olmaktadır. Söz konusu bu kaymalar esas olarak 4 şekilde olmaktadır. Bunlar; • Talepte artış (talep eğrisinin sağa kayması) • Talepte azalış (talep eğrisinin sola kayması) • Arzdaki artış (arz eğrisinin sağa kayması) • Arzdaki azalış (arz eğrisinin sola kayması) Bazı ekonomistler tarafından söz konusu bu kaymalar, arz ve talebin 4 yasası olarak ifade edilmektedir. Arz ve talep eğrilerindeki bu 4 esas kaymanın (arz ve talebin 4 yasası) her biri, fiyat ve miktar dengesini değiştirmektedir. Arzdaki ve talepteki bu değişmeler (artış ya da azalış) talep ve arz açısından aşağıda açıklanmıştır. 3.3.2.1. Talep Değişiminin Etkisi Piyasa denge fiyatında iken talepte bir değişme söz konusu olabilir. Bu değişme talepte artış şeklinde olabileceği gibi talepte azalış biçiminde de olabilir. • Talepte artış (i): Şekil 3.11’de görüldüğü gibi orijinal talep ve arz eğrilerinin D0 ve S, denge noktasının E0, denge fiyatının P0 ve miktarında Q0 olduğu kabul edilirse, talepteki bir artış, talep eğrisini D0’dan D1’e kaydıracak ve yeni denge noktası E1, denge fiyatı P1 ve miktar Q1 olacaktır. Buna göre talepteki artış denge fiyatı ve denge miktarının her ikisini de artırmaktadır. • Talepte azalış (ii): Aynı şekilde bu defa orijinal talep ve arz eğrilerini D1 ve S, denge noktasını E1, denge fiyatının P1 ve miktarın Q1 olduğu kabul edilirse, talepte azalış, talep eğrisinin D1’den D0’a kaymasına yol açacak ve yeni denge noktası E0, denge fiyatı P0 ve miktar Q0 olacaktır.
76

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Buna göre talepteki azalış denge fiyat düzeyinde ve denge miktarının her ikisinde de azalmaya neden olmaktadır. Sonuç; talepteki değişim (artış veya azalış); denge fiyatı ve denge miktarı talebin değiştiği yönde etkilemektedir.

Fiyat

D0

D1

S

P1 P0 E0

E1

0

Q0

Q1

Miktar

Şekil. 3.11. Talep Eğrisindeki Kaymaların Etkisi 3.3.2.2. Arzdaki Değişimin Etkisi Talepteki değişime benzer olarak piyasa denge fiyatında iken arzda bir değişme söz konusu olabilir. Bu değişme arzdaki artış şeklinde olabileceği gibi arzda azalış biçiminde de olabilir. • Arzdaki artış (iii): Şekil 3.12’de görüldüğü gibi orijinal talep ve arz eğrilerinin D ve S0, denge noktasının E0, denge fiyatının P0 ve miktarın da
77

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Q0 olduğunu kabul edelim. Bu durumda arzdaki bir artış, arz eğrisinin S0’dan S1’e kaymasına neden olacak ve yeni denge noktası E1, denge fiyatı P1’e düşecek ve miktar artarak Q1 olacaktır. Buna göre, arzdaki artış denge miktarını artırırken, denge fiyatını düşürmektedir. • Arzdaki azalış (iv): Aynı şekil üzerinde bu defa orijinal talep ve arz eğrilerinin D ve S1, denge noktasının E1, denge fiyatının P1 ve miktarın da Q1 olduğunu kabul edelim. Bu durumda arzdaki bir azalış, arz eğrisinin S1’den S0’a kaymasına neden olacak ve yeni denge noktası E0, denge fiyatı P0’a çıkacak ve miktar Q0’a düşecektir. Buna göre arzdaki azalış denge miktarını azaltırken, denge fiyatını artırır. Sonuç; Arzdaki değişim (artış veya azalış) denge fiyatı ters yönde değiştirirken, denge miktarı aynı yönde değiştirir.

D Fiyat

S0

S1

P0 P1

E0 E1

0

Q0

Q1

Miktar

Şekil. 3.12. Arz Eğrisindeki Kaymaların Etkisi

Arz ve talep yasaları olarak bilinen arz ve talepteki kaymanın bu dört biçiminden başka arz ve talebin aynı anda değişmesi de söz konusudur.
78

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Piyasada denge fiyatı oluşmuş iken arz ve talep koşullarında meydana gelen, arz ve talebin aynı anda değişmesi aşağıdaki şekillerde olabilir: • • • • Talep artarken, arz artabilir. Talep artarken, arz azalabilir. Talep azalırken, arz azalabilir. Talep azalırken, arz artabilir.

79

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 4
ESNEKL K (ELAST K YET)
Arz ve talep yasası fiyat ve miktardaki değişmelerin yönünü tahmin etmektedir. Ancak fiyat ve miktarın hangi yönde değişeceğini bilmek genellikle yeterli olmamaktadır. Arz ve talepteki değişmelerin ne kadar olduğunu bilmek de önem taşımaktadır. Bu nedenle fiyat ve diğer değişkenlerdeki değişmelere karşı, miktarın ne ölçüde olacağını ölçmek ve tanımlamak gerekmektedir. şte bu değişikliklerin ölçülmesi ekonomistler tarafından esneklik olarak ifade edilmektedir. Esneklik; “arz veya talep edilen mal miktarının fiyat değişmelerine karşı gösterdiği duyarlılık olarak” tanımlanmaktadır. Söz konusu bu duyarlılığı ölçmede esneklik katsayısı kullanılmaktadır. Bu bölümde öncelikle talep ve arz esnekliği konuları üzerinde durulacaktır. Daha sonra ise piyasa fiyatının oluşmasında zamanın etkisi ve tarımda periyodik fiyat hareketleri açıklanacaktır. 4.1. Talep Esnekliği Talep esnekliği kavramı Marshall tarafından geliştirilmiştir. Talep ile ilgili en önemli esneklik talebin fiyat esnekliğidir. Bunun dışında genellikle diğer talep esneklikleri adı altında incelenen iki tane esneklik daha vardır. Bunlar talebin gelir ve çapraz esneklikleridir. Talep esneklikleri malın fiyatı, tüketici geliri ve diğer malların fiyatındaki değişmelerden kaynaklanmaktadır. 4.1.1. Talebin Fiyat Esnekliği Ekonomi literatüründe talebin fiyat esnekliği yerine kısaca talep esnekliği veya fiyat esnekliği kavramı kullanılmaktadır. Talebin fiyat esnekliği, talep edilen miktarın, fiyatta ortaya çıkan bir değişikliğe karşılık gelme derecesini belirlemeye olanak sağlar. Örneğin, tarımsal bir ürünün üretiminde artış olduğunu varsayalım. Bu durumda arz eğrisinde sağa doğru kayma gerçekleşecektir. Arzdaki artışla birlikte denge miktarı bozulmakta ve yeni denge noktası oluşmaktadır. Şekil 4.1’de görüldüğü gibi başlangıçta her iki grafikte aynı denge noktasına sahipken (E0) arzdaki artışla yeni denge noktası (E1) meydana gelmiştir. Grafiklerden görüldüğü gibi talep eğrilerinin şekli farklı
80

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

olduğu için oluşan yeni denge noktasının (E1) konumu farklıdır. Yani arzdaki artışın, denge fiyatı ve denge miktarı üzerinde etki derecesi farklıdır. Buna göre arzdaki kayma talep eğrisinin şekline bağlı olarak farklı miktarda etkilere sahip olmaktadır. Şekil 4.1’de iki kısımda verilen grafik, başlangıçta aynı denge noktasına (E0) sahip olup arz eğrisinde aynı yönde kayma olmuştur (S0-S1). Yani başlangıçtaki denge noktasındaki denge fiyatı (P0) ve denge miktarı (Q0) iken yeni denge konumunda (E1); yeni denge fiyatı ve miktarı P1 ve Q1 olmaktadır. Şekil 4.1(i)’de arz eğrisinin S0’dan S1’e kayması, fiyatta hafif bir düşmeye neden olurken miktarda daha fazla bir artışa neden olmaktadır. Şekil 4.1(ii)’de ise arz eğrisinin aynı yönde kayması (S0-S1), fiyatta büyük oranda düşmeye neden olurken miktarda, fiyattaki düşüşten daha az bir artışa neden olmuştur.

Fiyat

Fiyat

S0 D E0 S1 E1

D E0 E1

S0 S1

P0 P1

P0 P1

0 Q0 (i) Q1 Miktar

0 (ii)

Q0 Q1

Miktar

Şekil 4.1. Talep Eğrisinin Şeklinin Etkisi Şekil 4.1(i) talep miktarının fiyat değişikliklerine çok duyarlı olduğunu göstermektedir. Arz miktarındaki artış fiyatı düşürmekte, ancak talep miktarı çok duyarlı olduğu için fiyattaki küçük bir değişiklik dengenin yeniden oluşması için yeterli olmaktadır. kinci grafik ise talep miktarının fiyat değişmelerine karşı oldukça tepkisiz olduğunu göstermektedir. Arz artışı fiyatı düşürmekle birlikte talep miktarındaki artış, fiyattaki düşme oranı kadar olmamaktadır.
81

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Talep esnekliği kullanılarak çeşitli mallara olan talebin fiyat değişikliklerine karşı duyarlılığı karşılaştırılabilmektedir. Bu nedenle talep esnekliği tüketiciler açısından önemli olduğu kadar, satıcılar açısından da önemlidir. Talep esnekliğini ölçmek için aşağıdaki formül kullanılmaktadır.

Talebin Fiyat Esnekliği (ε) =

Talepteki % Değişme Fiyattaki % Değişme

Görüldüğü gibi talep esnekliği, talep miktarındaki oransal değişmenin fiyattaki oransal değişmeye oranıdır. Bir malın fiyatı % 5 arttığında malın talebi % 20 azalıyor ise talep esnekliği şu şekilde hesaplanabilir;

20 20 100 ε = 100 = × =4 5 100 5 100
Talebin fiyat esnekliği matematiksel olarak şöyle ifade edilebilir;

x malının talep miktarındaki % değişim ( ∆Q / Q) , x malının fiyatındaki % değişim (∆P / P ) olduğuna göre:
∆Q ∆Q P ∆Q P Q = × = × ε= ∆P Q ∆P ∆P Q P
Formülde ∆ işareti önüne geldiği semboldeki değişmeyi (artış veya azalış) göstermektedir. Buna göre ∆Q, eğer miktar Q1’den Q2’ye artmışsa bu durumda ∆Q = (Q2 − Q1 ) olacaktır. Benzer şekilde ∆P, eğer fiyat P1’den P2’ye artmışsa ∆P = ( P2 − P ) olacaktır. Böylece talep esnekliği ile ilgili 1 yukarıda verilen formül daha açık olarak aşağıdaki gibi yazılabilir.
82

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

∆Q Q ε= = ∆P P

Q 2 − Q1 Q1 P2 − P1 P1

Örneğin birim fiyatı 50 TL olan bir maldan 200 birim satın alınırken, fiyatın 40 TL’ ye düşmesi durumunda 350 birim alındığını kabul ederek, söz konusu malın esneklik katsayısını hesaplayalım.

∆Q = (Q2 − Q1 ) ∆Q = 350 − 200 ∆Q = 150 350 − 200 200 ε= = 40 − 50 50

∆P = ( P2 − P ) 1 ∆P = 40 − 50 ∆P = −10

75 − 20

= −3.75

Talep yasasına göre fiyat ve miktarın ters yönlü ilişkiye sahip olması nedeniyle fiyat esneklik katsayısı negatiftir. Esneklik değeri negatif olmasına karşın katsayının önüne eksi (-) işareti konmaz. Hesaplanan bu 3.75 değerine aynı zamanda fiyat esnekliğinin katsayısı denir. Ayrıca bulunan bu değer mutlak bir değişmeyi değil oransal bir değişmeyi göstermektedir. Bu şekilde hesaplanan talep esnekliğine nokta esnekliği adı verilmektedir. Nokta esnekliğinde, başlangıç noktasına göre esneklik değeri farklı olmaktadır. Örneğin, bir malın fiyatı 6 birim iken talep miktarı 160 birim, aynı malın fiyatı 7 birim iken talep miktarı 120 birim olduğu kabul edilerek nokta esnekliğini hesap edelim (Şekil 4.2).

83

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat 6 birim iken 7 birim olmuşsa (B noktası); ε =

40 6 × = 1 .5 1 160

Fiyat 7 birim iken 6 birim olmuşsa (A noktası) ε =

40 7 × = 2.33 1 120

Görüldüğü gibi başlangıç noktası A alındığında, yani fiyat 7 birim iken 6 birime düştüğünde nokta esnekliği değeri 2.33 olarak bulunmaktadır. Buna karşın başlangıç noktası B alındığında, yani fiyatın 6 birimden 7 birime çıktığı kabul edildiğinde nokta esnekliği 1.5 olmaktadır.

Fiyat

D 8 7 6 4 2 0 20 40 60 80 120 140 160 Miktar A P Q B

Şekil 4.2. Talebin Nokta Esnekliği

Eğrinin iki noktası arasında kalan parçasına yay, bu parçanın esnekliği ise yay esnekliği olarak adlandırılır. Yay esnekliğinin hesaplanması nokta esnekliğine benzemektedir. Ancak hesaplamalarda miktar ve fiyatların biri
84

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

değil fiyat ve miktar toplamları alınır. Böylece herhangi bir noktanın esnekliği yerine iki nokta arasındaki esnekliklerin bir nevi ortalaması alınır. Yay esnekliği aşağıdaki formül ile hesaplanabilir.

ε=

Q1 − Q 2 Q1 + Q 2

x

P1 + P2 P1 − P2

Nokta esnekliği için verilen örnekteki değerleri kullanarak yay esnekliğini hesaplayalım:

Q1 = 160 Q2 = 120

P =6 1 P2 = 7

ε=

160 − 120 6 + 7 40 13 × = × = 1.86 160 + 120 6 − 7 280 − 1

Bu şekilde hesaplanan esnekliğe ortalama esneklik de denilmektedir. Çünkü buradaki hesaplanan değer bize talep eğrisinin iki noktası arasındaki yayın esnekliğini göstermektedir. Nokta esnekliği talep eğrisinin belli bir noktasındaki esnekliği göstermesine karşın yay esnekliği eğrinin belli bir bölümünün esnekliğini gösterir. Fiyat değişmeleri çok küçük ise talebin duyarlılığı nokta esnekliği ile ölçülür. Buna karşın fiyat değişmeleri önemli ise talepteki duyarlılık yay esnekliği ile ölçülür. 4.1.1.1. Esneklik ve Eğim

85

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Talep esnekliği ile talep eğrisinin eğimi farklıdır. Talep eğrisinin eğimi iki mutlak değişme arasındaki ilişki iken, talep esnekliği iki oransal değişme arasındaki ilişkiyi gösterir. Talep eğrisi üzerinde yer alan her noktada esneklik katsayısı farklıdır. Şekil 4.3’te görüldüğü gibi negatif eğimli talep eğrisi sabit bir esnekliğe sahip değildir. Sabit esneklik talep eğrisinin sadece düşey ya da yatay olduğu durumda söz konusudur. Tüketicilerin bir mal için yaptıkları toplam harcama, o malın üreticilerin gelirini oluşturur. Birim esnekliğe düşen fiyat düzeyinde toplam harcama maksimumdur (Şekil 4.3ii).

Talep esnekliğinin sayısal değeri normalde sıfır (0) ile sonsuz (∞) arasında değişir. Bunun nedeni talep yasasından, yani genellikle fiyatta düşme olduğunda satın alınan miktarda artış olurken, fiyatta artış olduğunda miktarda azalma olmasındandır. Talebin fiyat esnekliği 5 kategoriye ayrılmaktadır: (i) ε = 0 ⇒ (ii) 0 < ε < 1 ⇒ (iii) ε = 1 ⇒ (iv) 1 < ε < ∞ ⇒ (v) ε = ∞ ⇒ hiç esnek olmayan talep (sıfır esenk) esnek olmayan talep ( az esnek, inelastik talep) birim esnek esnek talep (elastik talep) tam esnek talep (sonsuz esnek talep)

Fiyat

2.0 1.9 1.5

D

ε >1

Toplam Harcama (000) 86

7.5 5 1

ε =1

Fiyat 10

0

ε >1

1

5

ε =1

10

ε <1

15

20

Miktar

(ii) Toplam Gelir (000)

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 4.3. Talep Eğrisi Üzerindeki Esneklik Katsayıları

Talep esnekliklerinden esnekliğin 0’a eşit olması ve esnekliğin sonsuz olması ekstrem esnekliklerdir. Bu nedenle bazı ekonomistler talep
1.0 0.5 1 5 10 15 20

ε <1
Miktar

(i) Talep Eğrisi esnekliklerini açıklarken bu iki esnekliği diğerlerinden ayrı olarak ele alırlar. Talep esnekliklerinin anlamı aşağıda kısaca özetlenmiştir; (i) Talep esneklik değeri sıfıra eşit ( ε = 0 ) olduğu zaman talep hiç esnek değildir. Talep miktarı fiyat değişimlerine karşı tamamen duyarsızdır. Başka bir ifadeyle talep miktarı sabit olup tüm fiyatlarda aynı seviyededir.

(ii) Talep esneklik değerinin 1’den küçük ve sıfırdan büyük ( 0 < ε < 1 ) olması durumunda esnek olmayan (inelastik=sert) bir talepten bahsedilir. Böyle bir esneklikte talep miktarındaki yüzde değişme, fiyattaki yüzde değişmeden daha azdır. Bu nedenle talep fiyat değişmelerine karşı nispeten duyarsızdır. Örneğin; x malının fiyatı %2 düşerken talep miktarı %1 artarsa esneklik ε = 1 / 2 = 0.5 olur. Bu da x malı için talebin esnek olmadığı anlamına gelmektedir.

(iii) Talep esneklik değerinin 1’e eşit ( ε = 1 ) olması fiyattaki yüzde değişme ile miktardaki yüzde değişmenin aynı oranda olduğunu ifade eder. Bu durumda talep esnek ya da inelastik değildir. Örneğin bir malın fiyatı %2 düşerken talep miktarı %2 artarsa esneklik (ε) = 2/2 = 1’dir.
87

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

(iv) Talep esneklik değeri 1’den büyük ancak sonsuzdan küçük olduğunda (1<ε< ∞) esnek talep söz konusudur. Böyle bir esneklikte talep miktarındaki yüzde değişme, fiyattaki yüzde değişmeye göre daha fazla oranda değişir (artma veya azalma). Bu esneklik değerinde talep miktarı fiyat değişmelerine karşı nispeten duyarlıdır. Örneğin bir malın fiyatı % 2 düşerken, talep miktarı % 4 artarsa esneklik ε = 4 / 2 = 2 dir. (v) Esneklik değeri sonsuz ( ε = ∞ ) olduğu zamanda ise talep tam esnektir. Veri fiyatın (P0) altında tüketiciler malın tamamını alırlar. Ancak söz konusu bu veri fiyatın üzerinde talep yoktur (talep sıfırdır).

Yukarıda açıklanan esneklikler ile ilgili talep eğrileri Şekil 4.4’de gösterilmiştir.

Fiyat

Fiyat

ε =0

ε =∞

Fiyat

ε =1
A B

P0 P1

0
Fiyat

Q0

Miktar

0

Miktar Fiyat

0

Q0

Q1 Miktar

P0 P1

A

1< ε < ∞
ε ∞

A

88

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

4.1.2. Talebin Fiyat Esnekliğini Etkileyen Faktörler 4.1.2.1. kame Malların Varlığı
B P0 P1

0 < ε <1
B

0

Q0

Q1

Miktar

0

Q0

Q1

Miktar

Şekil 4.4. Talep Esneklikleri Bir malın fiyat esnekliğini belirleyen en önemli faktör söz konusu malın yerini alabilecek başka malların varlığı ve sayısıdır. kame olanağı olmayan malın fiyat esnekliği küçüktür. Ancak, ikame malın olması durumunda esneklik artmaktadır. Örneğin; tereyağı fiyatının yükselmesi durumunda, tüketiciler tereyağı yerine margarine yöneleceklerdir. Bu nedenle ikame olanağı bulunan malların talepleri esnektir. Buna karşın ikame olanağı olmayan ekmek gibi malların talep esneklikleri düşüktür. Dolayısıyla ekmek gibi ikamesi zor olan mallarda fiyatlar önemli oranda düşse bile talep miktarında küçük artış olmaktadır. Diğer yandan mallar grup olarak dikkate alındığında, esneklik küçükken tek tek ele alındıklarında esneklik artmaktadır. Örneğin; gıda maddeleri grup olarak göz önüne alındığında esnekliği düşükken, gıda maddelerinin kendi içerisinde ikamesi mümkün olduğundan gıda maddelerinin ayrı ayrı olarak esnekliği daha büyüktür. 4.1.2.2. Malın Aile Bütçesindeki Oransal Önemi Bir mal için yapılan harcamaların tüketici bütçesi içerisindeki payı arttıkça esneklik büyür. Ancak, tüketici bütçesi içerisindeki payı küçük olan malların örneğin yemeklere koymak için alınan tuz, soğan ve baharat gibi malların talep miktarı fiyat değişmelerine karşı pek duyarlı değildir. Buna göre tüketici bütçesi içerisindeki payı çok düşük olan malların fiyatındaki artış, o malın alınmasını engellememektedir. Örneğin, tüketim için alınan soğanın aile bütçesindeki payı çok düşüktür. Dolayısıyla soğan fiyatları çok artsa bile soğana olan talep miktarı fazla değişmez.

89

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

4.1.2.3. Zaman Zaman uzadıkça talep miktarının fiyat değişimine olan duyarlılığı artar. Bu nedenle bir malın talebi uzun dönemde, kısa döneme göre daha esnektir. Bunun nedeni talebin, fiyat değişimine uyum göstermesinin zamana gereksinim göstermesidir. Çünkü, fiyat değişiminin tüketicilerin tamamınca algılanması için belirli bir zaman gereklidir. Örneğin benzin fiyatlarının aniden yükselişi durumunda benzin talep miktarında hemen bir azalma olmayabilir. Ancak zamanla daha az benzin yakan otomobil tercih edilmeye başlanır. Ayrıca, kullanılan mallar tüketicilerde belli bir alışkanlık yaratır. Tüketicilerin alışkanlıklarından vazgeçmeleri kolay olmamakta ve belli bir zaman almaktadır. Diğer yandan, malın teknolojisi de önemlidir. Örneğin, dayanıksız tüketim mallarında fiyat değişimine talebin uyumu daha kısa zamanda olurken, dayanıklı tüketim mallarında talebin yenilenme süresi daha uzundur. Bu nedenle dayanıklı tüketim mallarında fiyat değişimine talebin uyum göstermesi zaman almaktadır. 4.1.3. Diğer Talep Esneklikleri 4.1.3.1. Talebin Gelir Esnekliği Talebin gelir esnekliği; gelirdeki yüzde değişimin talebi yüzde olarak ne kadar değiştirdiğini gösterir. Burada tüketicinin gelirindeki değişme sonucu bir malın talebinde meydana gelen değişme söz konusudur. Gelir esnekliği genel olarak aşağıdaki şekilde formüle edilebilir;

εY =

Talep Miktarında ki % Değişme Gelirdeki % Değişme

Gelir esnekliği genellikle pozitiftir. Çünkü tüketici gelirindeki değişme ile malların çoğu için yapılan harcama aynı yöndedir. Ancak düşük (adi) mallarda gelir arttığı zaman bu malların talep miktarı azalır. Bu nedenle ε Y > 0 olan mallara normal mal, ε Y < 0 yani negatif olan mallara ise adi mal denir. Ancak bir malın tüm gelir seviyeleri için adi

90

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

mal olmadığını daha önceki açıklamalardan biliyoruz. Diğer yandan, normal mallar da zorunlu mal ve lüks mal olarak ikiye ayrılabilir. Zorunlu malların gelir esneklik katsayısı 0 ile 1 arasındadır ( 0 < ε Y < 1 ). Buna karşın lüks malların esnekliği 1’den büyüktür ( ε Y > 1) . Ancak mallar arasında zorunlu ya da lüks mal ayrımını yapmak her zaman için geçerli değildir. Çünkü bir gelir grubunda zorunlu olmayan bir mal, başka gelir grubunda zorunlu mal haline gelebilir. Talebin, gelir değişimine karşı reaksiyonu çok önemlidir. Temel gıda maddelerinin esnekliği düşüktür. Gelir düzeyi düşük olan tüketicilerin ekmek ve patates tüketimleri çok fazladır. Gelir düzeyi biraz daha yüksek olan tüketiciler ekmek ve patates ile birlikte daha fazla sebze ve et tüketmeye başlarlar. Gelir düzeyi iyice yükselirse tüketiciler daha pahalı etler, dondurulmuş ve konserve sebzeler ile daha çeşitli gıdalar tüketirler. 4.1.3.2. Talebin Çapraz Esnekliği Bir malın talebinin ikame ya da tamamlayıcı malın fiyatına karşı duyarlılığı, o malın talebinin çapraz esnekliği olarak adlandırılır. Talebin çapraz esnekliği − ∞ ile + ∞ arasında değişir. Talebin çapraz esnekliğinin formülü aşağıdaki gibidir.
ε XY = X Malının Talebindeki % Değişim Y Malının Fiyatındaki % Değişim

4.1.3.2.1. kame Mallarda Talebin Çapraz Esnekliği Bu esneklik tüketicilerin aynı tatmin düzeyinde kalarak bir mal yerine diğer bir malı ikame edebilmesinin ölçütü olarak kullanılır. kame esnekliği sıfır ( ε XY = 0) ise söz konusu olan iki mal birbirlerinin yerine ikame edilemez anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle X ve Y malları ilişkisiz mallardır. kame esnekliği sonsuz ise her iki mal birbirinin aynısı demektir. Yani tam ikame vardır. kame malların çapraz esnekliği pozitiftir. Başka bir ifadeyle X ve Y mallarının talebinin çapraz esnekliği 0’dan büyükse ( ε XY > 0 ) yani pozitifse, X ve Y malları ikame (rakip) mallardır. Y malının fiyatındaki artış, X malının talebinde artışa neden olmaktadır. Böylece tüketiciler fiyatı artan Y malının yerine, X malını ikame ettiklerinden X
91

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

malının talebi artmaktadır. Margarin ve tereyağı rakip mallara örnek olarak verilebilir. Örneğin, margarin fiyatı yükselince tereyağına olan talep artar. Aynı şekilde tereyağı fiyatı yükselince margarine olan talep artar. 4.1.3.2.2. Tamamlayıcı Mallarda Talebin Çapraz Esnekliği X ve Y mallarının talebinin çapraz esnekliği 0’dan küçükse ( ε XY < 0 ) yani negatif ise, X ve Y malları tamamlayıcı mallardır. Tamamlayıcı bir malın fiyatındaki artış diğer malın talebinde azalmaya yol açar. Bilindiği gibi tamamlayıcı mallar birlikte kullanılan mallardır. Çay-şeker, otomobil-benzin tamamlayıcı mallara örnek olarak verilebilir. Tamamlayıcı mallara talebi ortak mallar da denilmektedir. Çay ile şeker örneğini ele alırsak, çay fiyatındaki bir artış şeker fiyatları artmadığı halde şekerin talebini azaltır. Tersi durumda ise yani çay fiyatındaki azalış, şeker fiyatları değişmediği halde şeker talebini artırır.

92

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Kutu 4.1. Esneklik Terminolojisi Esneklik Esneklik Katsayısı
1.Talebin Fiyat Esnekliği

Açıklama
⇒ Arz ve talep miktarı fiyat değişimine karşı duyarsız ⇒ Arz ve talep miktarındaki değişme, fiyattaki değişmeden az ⇒ Arz ve talep miktarındaki değişme, fiyattaki değişmeye eşit ⇒ Arz ve talep miktarındaki değişme, fiyattaki değişmeden fazla ⇒ Veri fiyatın altında tüketiciler bütün üretimi alırlar. Bu fiyatın üzerinde talep yoktur. Tam esneklik söz konusudur. ⇒ Gelir arttıkça talep miktarı azalır

ε = 0 (hiç esnek değil)
0 < ε < 1 (esnek değil) ε = 1(birim esnek) 1< ε <∞ (esnek) ε = ∞ (tam esnek)

(ε )

2.Talebin Gelir Esnekliği

-Negatif (düşük mallar) -Pozitif (normal mallar) εY< 1 (esnek değil) εY > 1 (esnek )

( εY )
3.Talebin Çapraz Esnekliği

( ε XY ) Kaynak: Lipsey ve ark,1990’dan uyarlanmıştır.

⇒ Gelir artışına göre miktarda daha az artış ⇒ Gelir artışına göre miktarda daha fazla artış εXY =Pozitif(ikame mallar) ⇒ Bir malın fiyatının artması, diğer malın talep edilen miktarını artırır. εXY = Negatif ⇒ Bir malın fiyatının artması tamamlayıcı malın talep edilen miktarını azaltır. (tamamlayıcı mallar)

4.2. Arzın Fiyat Esnekliği Arzın fiyat esnekliği bir malın fiyatındaki değişime karşı o malın arz miktarının duyarlılığı olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak talepte olduğu gibi arzın fiyat esnekliği yerine arz esnekliği kavramı kullanılmaktadır. Arz esnekliği miktardaki oransal (%) değişimin, fiyattaki oransal (%) değişmeye oranıdır. Arz esneklik katsayısı, malın fiyatı ile arz edilen miktar arasındaki ilişkinin aynı yönde olması nedeniyle her zaman pozitiftir. Arz esnekliğini ölçmek için aşağıdaki formül kullanılmaktadır.

93

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Arz Esnekliği (ε S ) =

Arz Miktarındaki % Değişme Fiyattaki % Değişme

Arz esnekliği matematiksel olarak şöyle ifade edilebilir; Malın arz miktarındaki % değişim ( ∆Q / Q ) , Malın fiyatındaki % değişim ( ∆P / P) olduğuna göre;

∆Q ∆Q P ∆Q P Q Arz Esnekligi (ε s ) = = × = × ∆P Q ∆P ∆P Q P
Formülde ∆ işareti önüne geldiği semboldeki değişmeyi (artış veya azalış) göstermektedir. Buna göre; ∆Q eğer miktar Q1’den Q2’ye artmışsa bu durumda ∆Q = (Q2 − Q1 ) olacaktır. Benzer şekilde ∆P ’de eğer fiyat P1’den P2’ye artmışsa ∆P = ( P2 − P ) ) olacaktır. Bu nedenle arz esnekliği 1 ile ilgili yukarıdaki formül daha açık olarak aşağıdaki gibi yazılabilir.

Q2 − Q1 ∆Q Q1 Q εs = = ∆P P2 − P 1 P P 1
Arz esneklikleri de talep esnekliği gibi 5 kategoriye ayrılabilir; (i) ε = 0 ⇒ hiç esnek olmayan arz (sıfır esnek) (ii) 0 < ε s < 1 ⇒ esnek olmayan arz (az esnek, inelastik arz) (iii) ε s = 1 ⇒ birim esnek (iv) 1 < ε < ∞ ⇒ esnek arz (elastik arz) (v) ε = ∞ ⇒ tam esnek arz (sonsuz esnek arz)

94

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat

Fiyat

ε =0

Fiyat

0 < ε <1

ε =1

0 Miktar Fiyat

0 Miktar

0 Miktar Fiyat

1< ε < ∞

ε =∞

0 Miktar

0 Miktar

Şekil 4.5. Arz Esneklik Türleri 4.2.1. Arz Esnekliğini Etkileyen Faktörler Arz esnekliğini etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Söz konusu bu faktörler aşağıda kısaca açıklanmıştır. 4.2.1.1. Yeterli Girdi ve Hammadde Miktarı Üretimin artışı kâra bağlıdır. Kâr ise ürünlerin fiyatlarına bağlıdır. Malın fiyatı yükseldikçe üretim daha kârlı hale geleceğinden üretim de artacaktır. Ancak üretim artışı, üretimde kullanılan girdilerin ve üretim faktörlerinin artırılması ile olasıdır. Dolayısıyla üretim faktörleri veya girdilerindeki kısıtlılık üretim artışına engel olabilir. Böyle bir durum ise arz esnekliğinin düşük olmasına neden olur. 4.2.1.2. Üretim Maliyetlerinin Gelişimi
95

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Üretimde kullanılan üretim faktörleri ve girdilerin maliyetindeki artış, kârı azaltır veya kârsız bir üretime neden olabilir. Böyle bir durumda üretim artışı sınırlanabilir ve arz esnekliği katı hale gelir. Maliyetlerdeki artışın bir nedeni de daha sonra değinilecek olan azalan verim yasasıdır. Faktörlerin verimliliği ne kadar hızlı azalırsa maliyetler de o kadar hızlı artar. Dolayısıyla arz esnekliği katı (esnek değil) olur. Diğer yandan, maliyetler değişmiyor ya da yavaş artıyorsa arz esnekliği de o kadar esnek olur. 4.2.1.3. Üretim Döneminin Uzunluğu (Zaman) Arz esnekliğini belirleyen bir başka faktör de piyasa döneminin uzunluğu yani zamandır. Miktar değişimi, fiyat değişimine zaman içerisinde uyum gösterir. 4.3. Piyasa Fiyatının Oluşmasında Zamanın Etkisi Arz ve talep esnekliklerinde olduğu gibi piyasa fiyatının oluşumunda da zamanın çok önemli bir yeri vardır. Üretim dönemi süresine göre zaman üçe ayrılır. Bu dönemler; çok kısa dönem (piyasa dönemi), kısa dönem ve uzun dönem olarak ifade edilmektedir. 4.3.1. Çok Kısa Dönem veya Piyasa Dönemi Bir malın arz miktarının değişmediği zaman süresine piyasa dönemi ya da çok kısa dönem adı verilir. Bu dönemde talep değişimine karşı arz hiç değişmez. Yani arz esnekliği sıfır olduğundan (hiç esnek olmadığından) kısa dönemde fiyatı talep belirler (Şekil 4.6). Dolayısıyla çok kısa dönemde arz sabit olduğundan, talep artışı, fiyat artışına neden olurken arz miktarını etkilememektedir. Çok kısa dönem veya piyasa dönemi birkaç gün olabileceği gibi ürünün özelliğine bağlı olarak daha uzun da olabilir. Tarımsal ürünlerden çabuk bozulan ve depolama olanakları sınırlı olan çilek ve süt gibi ürünler için bu arz dönemi geçerlidir.
Fiyat S1

P2 P1

E2 E1 D2 D1

0 Q1

96

Miktar

Şekil 4.6. Piyasa Dönemi

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

4.3.2. Kısa Dönem Talepteki değişmelere karşı arzın bir ölçüde değiştirilebildiği zaman süresine kısa dönem adı verilir. Kısa dönemde arz esnekliği katıdır (esnek değildir). Dolayısıyla talepteki değişmelere karşı arz kısmen duyarlıdır (Şekil 4.7). Ancak kısa dönem, yeni bir kapasite yaratmaya olanak verecek kadar uzun bir süre değildir. Bu durumun çeşitli nedenleri vardır. Örneğin; tarım ürünlerinde yıl içerisindeki fiyat artışı, arzı ancak bir sonraki dönemde artırır. Meyve ağaçlarında ise üretim ancak birkaç yıl sonra artırılabilir. Benzer şekilde teknolojik ilerleme belirli bir zaman almaktadır. Böyle bir durumda da arz miktarının fiyat değişimine uyum sağlaması zaman almaktadır. Kısa dönemde donatım hacmi değiştirilemezken üretim miktarı bir ölçüde değiştirilebilmektedir. Diğer yandan kısa dönemde talep artışı fiyat artışına neden olmakta ancak arz miktarındaki değişim arz esnekliğine bağlı olarak daha az olmaktadır. Arz miktarındaki bu artışla denge miktarında da artış olmaktadır. Bunun nedeni kısa dönem arz esnekliğinin sıfırdan büyük olmasıdır.

Fiyat

D1

D2 E2 E1

P2 P1

0 Q1 Q2 Miktar

Şekil 4.7. Kısa Dönem

97

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

4.3.3. Uzun Dönem Uzun dönem, arzdaki artışa izin veren bir zamanı kapsar. Bu dönemde üreticiler yeni tesisler kurarak ya da yatırım yaparak tesislerini genişletebilirler. Bu nedenle uzun dönemde arz esnektir. Bu dönemde talep artışı fiyat artışına neden olmaktadır. Uzun dönemde fiyat artışı, miktar artışına göre daha azdır. Bunun nedeni, uzun dönem arz eğrisinin çok esnek olmasıdır (Şekil 4.8). Yeni bir fabrika kurulması, arazi alınması, traktör alınması, meyvelik tesis edilmesi uzun döneme örnek verilebilir. Buna göre uzun dönemde arzın etkisi talebe göre daha fazladır. Uzun dönemde tüketicilerin gelirinin artacağı beklendiği için talepte artış beklenir. Ancak tarım ürünlerinin büyük bir kısmını gıda maddeleri oluşturduğundan, tarımsal ürünlerin talebinin gelir esnekliği düşüktür. Bu da gelir artışına göre gıda talebinin daha az olacağı anlamına gelmektedir.

Fiyat

D1 P2 P1 0

D2 E2 E1

S1

Q1

Q2

Miktar

Şekil 4.8. Uzun Dönem Açıklanan bu üç piyasa dönemi birlikte ele alınırsa durum Çizelge 4.9’da görüldüğü gibi olacaktır.

98

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat

SM

SS SL

P1 P0

0

QM QS

QL

Miktar

Şekil 4.9. Piyasa Fiyatının Oluşumunda Zamanın Etkisi

4.4. Tarımda Periyodik Fiyat Hareketleri Serbest rekabet piyasalarında fiyatın belirli bir düzeyde oluşumundan sonra, aynı seviyede sürüp gitmesi beklenemez. Zaman faktörüne bağlı olarak arz ve talep değişimleri, fiyat dalgalanmalarına neden olur. Söz konusu bu fiyat dalgalanmaları tarımsal ürünlerde daha belirgindir. Çünkü, tarım kesiminde arz, talepteki değişmelere hemen uyum gösterememektedir. Tarımsal ürünlerin mutlak ihtiyaç maddeleri olmaları nedeniyle, talep esneklikleri düşüktür. Bunun yanında tarım ürünlerinin üretiminin mevsimlik olması, depolama olanaklarının sınırlı olması nedeniyle tarımsal ürün piyasalarında kısa dönemde mevsimlik fiyat dalgalanmaları ortaya çıkar. klim koşullarındaki değişkenlik ve teknolojik ilerlemeler; tarım ürünlerinin veriminde değişime neden olarak tarımsal ürünlerin arzında dalgalanma yaratmaktadır. Diğer yandan üreticilerin birbirlerinden habersiz bir şekilde üretim kararlarında bulunmaları da dalgalanmalara neden olmaktadır. Serbest rekabet piyasalarında üreticinin içinde bulunduğu yılın fiyat ve diğer pazar koşullarını veri olarak alması bu devri hareketlerin en önemli nedenidir. Böylece arzın bol olduğu yıllarda fiyatlar düşmekte, bu düşüşe arz gecikmeli olarak tepkide bulunmakta ve fiyatlar tekrar yükselmektedir.

99

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Uzun dönemde ortaya çıkan bu fiyat dalgalanmaları örümcek ağı teoremi (Cobweb) yardımıyla açıklanır. Örümcek ağı teoremi, ilk defa 1930' lu yıllarda Amerikalı ekonomist Mordecai Ezekial tarafından ortaya atılmıştır. Örümcek ağı teoremine göre bu yıl piyasaya arz edilen ürün, bir önceki yıl verilen üretim kararının bir sonucudur. Dolayısıyla üretim kararlarında o yılki cari fiyatlar etkilidir. Ürünün arz ve talep esnekliklerine göre bu devri hareketler farklı özellikler göstermektedir. Başlıca üç farklı dalgalanma vardır. • Sürekli dalgalanma • Azalan dalgalanma • Şiddetli dalgalanma 4.4.1. Sürekli Dalgalanma Sürekli dalgalanmada (Stable Cobweb) fiyatlar yıldan yıla aynı oranda dalgalanır. Şekil 4.10’da patatesin arz ve talep eğrileri gösterilmiştir. Buradaki arz eğrisi daha önce gördüğümüz çok kısa dönem arz eğrisidir. Bu dönemde arzın piyasa fiyatına uyum gösterebilmesi için belli bir süreye gereksinimi vardır. Bunun nedeni bu yıl arz edilen ürünün bir yıl önceki fiyatlara bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla t döneminde üretilen ürünün arz miktarı t-1 döneminin fiyatlarına bağlıdır. Bu durumda piyasa denge fiyatı P0 ve denge miktarı Q0’dır. P0 denge fiyatı geçerli olduğu sürece üretici her yıl Q0 kadar patates üretecek ve piyasaya arz edecektir. Oluşan bu denge fiyatı (P0) hem üreticinin hem de alıcıların memnun olduğu fiyattır. Söz konusu P0 fiyatı aynı zamanda üreticilere bir sonraki yıldaki üretecekleri patates üretim miktarına da ışık tutmaktadır. Bu dengeyi değiştirecek herhangi bir etken olmadığı sürece denge sürekli olarak devam edecektir. Piyasa dengesinin sürekliliğini kaybettiğini varsayalım. Örneğin, patates yanıklığı hastalığı nedeni ile patates üretiminin Q0’dan Q1’e düştüğünü kabul edelim. Üretimdeki bu düşme piyasa denge miktarından daha az bir üretim miktarı anlamına gelmektedir. Bu durumda patates üretim miktarı Q1 miktarında sabit hale gelecektir. Çünkü piyasada çok kısa dönem arz eğrisi Sm geçerlidir. Yani bir sonraki üretim döneminin ürünü olan patatese kadar arz eğrisi sabittir. Başka bir ifadeyle arz esnekliği tam inelastiktir (ε=0). Q1 miktarındaki fiyatı bulmak için Sm arz eğrisinin talep eğrisi ile kesiştiği noktaya bakmak gerekir. Şekil 4.10’da görüldüğü gibi patatesin Q1 arz miktarındaki fiyatı P1’dir. Bu fiyat geçici olan yeni denge

100

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fiyatını göstermektedir. Yani bu fiyat Q1 miktarının satılacağı piyasa fiyatı anlamına gelmektedir. Görüldüğü gibi patatesin üretim miktarındaki azalma fiyatı artırmaktadır. Kısa dönem fiyat dengesi gelecek yılki patatesin ekiminin yapılmasından hasat edilip piyasaya arz edilinceye kadar (1 yıl) geçerli olacaktır. Dolayısıyla üreticiler gelecek yıl ne kadar alanda patates ekimi yapacaklarına karar verirken, o yılki mevcut patates fiyatını veri olarak alacaklardır. Üreticiler, veri fiyatı (P1) esas alarak patates ekim alanını artıracakları için üretim de artacaktır. Başka bir deyişle, fiyatın yüksek bir düzeye çıkması, üreticiyi etkileyecek üretici daha fazla gelir elde etmek amacıyla üretim miktarını arttıracaktır. Bu durumda patates arzı Q2 düzeyine ulaşacaktır. Q2 miktarındaki patatesin pazara arz edilmesi ile patatesin yeni arz eğrisi S1m olacaktır. Bu durumda P1 fiyat düzeyinde Q2-Q1 miktarı kadar piyasada bir arz fazlası meydana gelecektir. Bu arz fazlası, patates fiyatını hızla düşürecek ve yeni denge fiyatı (P2) oluşacaktır. Yeni oluşan bu denge fiyatı, P0 fiyatından daha düşük olacaktır. P2 denge fiyatı da tıpkı P1 fiyatı gibi geçici denge fiyatı olup, gelecek sezonun patates ürünü piyasaya arz edilene kadar geçerliliğini koruyacaktır. Ancak üreticiler P2 fiyatını çok düşük buldukları için ertesi yıl ancak Q1 kadar patates üretmek isteyeceklerdir. Yani fiyatların düşmesi üreticinin daha az üretimde bulunmasına neden olacaktır. Nitekim ertesi yıl Q1 kadar patates üretilip piyasaya arz edildiğinde, P2 fiyat düzeyinde piyasada talep fazlası oluşacaktır. Alıcıların fiyat üzerindeki baskıları nedeniyle fiyat tekrar P1 düzeyine çıkacak böylece bu sürekli ve kararlı dalgalanma yıldan yıla devam edecektir. Sonuç olarak, sürekli dalgalanma durumunda piyasa denge miktarının üstünde ve altında arz ve talep koşulları nedeniyle sürekli olarak geçici dengeler meydana gelmektedir. Söz konusu bu geçici dengeler ya da dalgalanmalar hep aynı düzeyde kaldığı için (dalgalanmada artış ve azalışlar olmaması) bu dalgalanmalara kararlı ya da düzenli dalgalanmalar denilmektedir.

101

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat

Sm

S1m S

P1 P0 P2 D

Q1

Q0

Q2

Miktar

Şekil 4.10. Sürekli Dalgalanma

4.4.2. Azalan Dalgalanmalar Şekil 4.10’daki Q1 kadar üretim ve P1’de oluşan denge fiyatı ile azalan dalgalanmayı (Convergent Cobweb) açıklamaya başlayabiliriz. Sürekli dalgalanma konusundan hatırlanacağı üzere üretimdeki azalma nedeni ile arz miktarı Q0'dan Q1'e düşmüştü. Miktardaki azalma ile oluşan P1 fiyatının talep eğrisini kestiği nokta grafik üzerinde 2 rakamı ile gösterilmiştir. Benzer şekilde grafik üzerinde fiyat ve miktarlar 3, 4 vs rakamları ile gösterilmiştir. Örneğin 3 rakamı ile gösterilen durum üreticilerin P1 fiyat düzeyinde Q3 kadar patates üretiminde bulunduklarını göstermektedir. Ancak Q3 miktarındaki üretim ve arz, fiyatın düşmesi yönünde 4 nolu duruma gelinceye kadar baskı oluşturacaktır. Fiyatlar o seviyede oluşunca da üreticiler patates üretimini azaltacak ve 5 rakamı ile gösterilen durum meydana gelecektir. Bu şekilde oluşan dalgalanmalarla fiyatlar giderek dengeye gelecektir. Buradaki dalgalanmalar zamanla azalma eğilimi göstererek denge noktasına doğru yaklaşmaktadır. Şekil 4.11’de görülebileceği gibi bu sallantılar (oscillations) her dönemde giderek azalmaktadır. Başka bir ifadeyle azalan dalgalanma durumunda, fiyatlar ve miktarlar sürekli

102

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

dalgalanma durumunda olduğu gibi denge düzeyinin etrafında aynı düzeyde devri hareketler yapmamakta ve dalgalanmalar giderek azalmaktadır.

Fiyat

S 2 6 10 13 9 13 5 11 12 7 3

P1

8 4 D

Q1

Q3

Miktar

Şekil 4.11. Azalan Dalgalanma

4.4.3. Dengeden Uzaklaşan Dalgalanmalar Dengeden uzaklaşan dalgalanmalar (Divergent Cobwebs) durumunda üretim ve fiyat değişimleri yıllar itibariyle artan bir seyir gösterir. Patates örneğindeki üretim miktarının Q1 seviyesine düşmesi ile bu dalgalanma açıklanırsa fiyat dengesinin 2 nolu durumda oluştuğu anlaşılmaktadır. Şekil 4.12 yardımıyla fiyat ve miktar hareketleri 2, 3, 4, 5 vs ile gösterilen oklar aracılığıyla izlenebilir. Görüldüğü gibi, bu dalgalanma durumunda sallantılar (oscillations) her dönemde giderek artmaktadır. Bu nedenle bu dalgalanmalara dengeden uzaklaşan dalgalanmalar adı verilmiştir.

103

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat

S 10 6 2 3 4 11 7

P1

5 9 0 Q1

8 D Miktar

Şekil 4.12. Giderek Artan Dalgalanma Özet olarak, talep ve arz eğrilerinin esneklikleri aynı olduğu zaman sürekli dalgalanma, arz esnekliği talep esnekliğinden düşükse azalan dalgalanma, arz talebe göre daha esnek ise, giderek artan dalgalanma söz konusudur. Ancak açıklanan örümcek ağı teoreminin geçerli olabilmesi için aşağıdaki koşulların geçerli olması gerekir: (i) Üretim tam rekabet piyasası koşullarındaki fiyatlara göre oluşmakta ve üreticilerin tepkileri ile belirlenmektedir. Üreticiler, fiyatların devam edeceği ve yeni üreticilerin piyasaya girmeyeceği varsayımına göre hareket ederler. (ii) Fiyat, arz miktarı tarafından belirlenir. (iii) Üretim süresi, koşulların değişmeyeceği bir dönemi kapsar. Bu duruma göre örümcek ağı teoremi gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır. Örneğin fiyatın dışında piyasayı etkileyen diğer tüm değişkenler sabit kabul edilmiştir. Diğer yandan ekonominin kapalı bir ekonomi olduğu, ürünün depolama olanağının olmadığı kabul edilmektedir.

104

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

4.5. Tavan ve Taban Fiyatlar Arz ve talep modelleri kamu politikalarının uygulanmasında kullanılmaktadır. Bu duruma hükümetlerin uyguladıkları tavan ve taban fiyat politikaları örnek olarak verilebilir. Hükümetler çeşitli nedenler ile (kıtlık, kriz ve savaş yılları) bazı malların fiyatlarındaki aşırı yükselmeleri önlemek için piyasaya müdahale ederler. Tarım sektöründe devlet tarafından yapılan müdahaleler bol ürün elde edilen yıllarda, fiyatların aşırı şekilde düşmesini önlemek ve üreticileri korumak amacına dönük olarak yapılmaktadır. Kıtlık ve kriz yıllarında ise devlet, tüketicileri aşırı fiyat artışlarından korumak amacıyla piyasaya müdahale etmektedir. Tavan ve taban fiyat politikaları aşağıda kısaca açıklanmıştır. 4.5.1. Tavan Fiyatlar Kıtlık yıllarında hükümetler, tüketicileri korumak amacıyla malların fiyatlarının aşırı şekilde yükselmesini önlemek için malların maksimum fiyatlarını belirleyen düzenlemeler yaparlar. Bu şekilde belirlenen fiyatlara tavan fiyatları denir. Tavan fiyat konulan ürünler tavan fiyatın altında satılabilirler. Ancak tavan fiyattan daha yüksek bir fiyattan satılması yasaklanır. Şekil 4.13’de denge fiyatı (P0) çok yükselen bir malın arz ve talep eğrileri verilmiştir. Fiyat çok yüksek olduğu için hükümet tüketicileri korumak amacıyla söz konusu malın satılabileceği en yüksek fiyatı P1 olarak belirlemiş olursa, talep Q1 ve arz Q2 kadar olacaktır. Bu durumda piyasada Q1-Q2 kadar talep fazlası meydana gelecektir. Bu nedenle tavan fiyat uygulaması sonucu piyasada bir mal kıtlığı ortaya çıkmaktadır. Arz miktarı, talep miktarından az olduğundan (yani piyasada kıtlık olduğu için) satış yerlerinin önünde kuyruklar oluşacaktır. Diğer yandan, tavan fiyata konu olan malın üreticileri hükümet tarafından belirlenen tavan fiyatı düşük buldukları için üretimi azaltabilirler veya tamamen üretimden vazgeçebilirler. Tavan fiyat uygulamasının bir başka sonucu da karaborsanın ortaya çıkmasına neden olmasıdır. Piyasada kıtlık olduğu için alıcılardan bazıları taleplerini karşılamak için tavan fiyatının çok üstünde bir fiyat ödemek isteyebilirler. Bunun sonucunda da karaborsa oluşmaktadır. Karaborsada oluşan fiyat Şekil 4.13’te P2 ile gösterilmiştir. Buna göre karaborsa fiyatı, malın normal piyasa koşullarında zaten yüksek olan fiyatından (P0) da yüksektir. Karaborsa fiyatı satıcılar için çok cazip bir fiyat olduğu için satıcılar yasak olmasına karşın karaborsa

105

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fiyatından mal satmak istemektedirler. Eğer arzın (Q2) tamamı karaborsada satılırsa fiyat P2 olacak ve karaborsacıların gelirleri koyu olan alan kadar olacaktır. Çünkü karaborsacılar P1 fiyatından mal alıp, P2 fiyatından satacaklardır. Bu durumda karaborsacıların kârları koyu alan kadardır.

Fiyat

D

P2

S

P0 P1

E Tavan fiyat Aşırı talep

0

Q2

Q0

Q1

Miktar

Şekil 4.13. Tavan Fiyat

4.5.2. Taban Fiyatlar Bilindiği gibi tarımsal ürünler büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Dolayısıyla iklimin uygun olduğu yıllarda tarımsal üretimde büyük artışlar görülmektedir. Eğer yeteri kadar dışsatım olanağı yoksa bol ürün yıllarında arz fazlası olduğundan fiyatlarda büyük düşüşler gerçekleşmektedir. Böyle dönemlerde üreticiler büyük zararlara uğramakta hatta üretim yapmaktan vazgeçebilmektedirler. Hükümetler bu durumu önlemek için taban fiyat politikasını uygulamaktadırlar.
106

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 4.14’ten görüldüğü gibi ürünün bol olduğu yılda fiyatın düştüğünü ve denge fiyatının P0 seviyesinde oluştuğunu kabul edelim. Hükümetler bu düşük fiyattan üreticileri korumak amacıyla fiyatı daha yüksek bir seviyede (P1) tutmak istediğinde piyasaya Q2 kadar bir mal gelecektir. Halbuki P1 fiyat seviyesinde piyasanın mal talebi Q1’dir. Bu durumda piyasada Q2–Q1 kadar bir fazlalık söz konusudur. Eğer piyasaya müdahale olmaz ve piyasa kendi koşullarına bırakılırsa arz fazlası fiyatları başlangıçtaki denge fiyatı olan P0’a indirecektir. Bunu önlemek için hükümetler piyasaya müdahale eder ve arz fazlasını piyasadan çeker. Hükümetlerin üreticileri korumak için uyguladığı taban fiyatı politikasının bazı olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Taban fiyatı uygulaması ile arz fazlası olan ürünlerin üretimi daha da artabilmektedir. Diğer yandan taban fiyatı uygulamalarından küçük çiftçilerden daha çok zengin çiftçiler yararlanabilmektedir. Bu nedenle son yıllarda bazı ülkelerde taban fiyatı politikasının yerine üreticiye doğrudan gelir desteği verilmesi gibi uygulamalar başlatılmıştır.

Fiyat

Aşırı arz S Taban fiyatı E D

P1 P0

0

Q1

Q0

Q2

Miktar

Şekil 4.14. Taban Fiyat

107

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 5
TÜKET M TEOR S (TÜKET C DENGES )
Tüketicilerin amacı maksimum fayda, üreticilerin amacı ise maksimum kâr elde etmektir. Tüketiciler ve üreticiler belirtilen bu amaçlarına ulaşmak için ekonomik hesaplarını marjinal fayda ve farksızlık analizlerine göre yaparlar. Bu bölümde, tüketim teorisi ve tüketici dengesi üzerinde durulacaktır. Üretim teorisi ise ayrı bir bölüm olarak ele alınacaktır. Tüketici dengesi, marjinal fayda ve farksızlık teorileri kullanılarak açıklanacaktır. Aslında tüketici tercihlerini açıklayan her iki teori de temelde aynıdır. Bu teorilerden marjinal fayda teorisi kardinal(sayısal) fayda teorisi, farksızlık teorisi ise ordinal fayda(sırasal) teorisi olarak ifade edilmektedir. 5.1. Fayda Teorisi Tüketici tercihleri marjinal fayda yasası ile açıklanabilmektedir. kinci bölümde açıklandığı gibi fayda, bir malın veya hizmetin tüketiminden elde edilen tatmin duygusudur. Dolayısıyla, tüketimde bulunulan bir mal veya hizmetin tüketiciye belirli bir fayda sağlaması gerekir. Bu nedenle çoğu zaman fayda, mal ve hizmetlerin ihtiyaçları giderebilme ölçüsü olarak adlandırılır. Fayda, subjektif bir kavramdır. Daha açık bir ifadeyle fayda, belirli birimler ile ölçülebilen bir kavram değildir. Bu nedenle herhangi bir mal veya hizmetin faydasını gösteren rakamın büyüklüğü sadece karşılaştırma açısından önemlidir. Tüketici tercihlerini açıklayan fayda analizi bazı varsayımlara dayanmaktadır. Bu varsayımlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır: • Tüketiciler rasyoneldir (akılcıdır). • Malların tüketimleri sonucunda sağlanan faydalar ölçülebilir. • Bir malın arka arkaya tüketilen son biriminin sağladığı fayda (marjinal fayda) söz konusu malın tüketim miktarı arttıkça düşer. • Bir malın tüketilen miktarı arttıkça, o maldan elde edilen toplam fayda artar. • Tüketicilerin geliri sınırlıdır.

108

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

• Tüketiciler, satın almak istedikleri mal ve hizmetlerin fiyatları konusunda bilgiye sahiptirler. 5.1.1. Toplam ve Marjinal Fayda Marjinal fayda analizine geçmeden önce toplam ve marjinal fayda kavramlarını açıklamakta yarar vardır. Fayda kavramı, toplam fayda ve marjinal fayda olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmektedir. (i) Toplam fayda: Belirli bir mal veya hizmetin tüketiminden elde edilen faydaya toplam fayda denilmektedir. Daha açık bir ifadeyle toplam fayda, belirli miktarda tüketilen bir malın tüm birimlerinin sağladığı faydaların toplamıdır. (ii) Marjinal fayda: Marjinal fayda, bir malın en son biriminin tüketiminden elde edilen tatmini (faydayı) belirtir. Dolayısıyla marjinal fayda bir malın ek (ilave) biriminin tüketiminden elde edilen ilave faydayı tanımlamaktadır. Bir başka ifadeyle marjinal fayda birim mala karşılık toplam faydadaki değişme miktarıdır. Buna göre marjinal fayda, birim mala karşılık toplam faydadaki değişimin, söz konusu malın tüketilen ek biriminin miktarına bölünmesi ile hesaplanır. Toplam faydadaki değişimi ∆TU , malın tüketilen miktarındaki değişimi ∆Q ve marjinal fayda MU ile gösterilirse, marjinal fayda aşağıdaki şekilde formüle edilebilir.

MU =

∆TU Toplam Faydadaki Degisme = ∆Q Tüketilen Mal Miktarindaki Degisme

Toplam fayda ve marjinal fayda kavramları Çizelge 5.1’de verilen örnek yardımıyla açıklanabilir. Çizelge 5.1’de görüldüğü gibi peş peşe yenilen ekmek dilimi arttıkça toplam fayda artmakta ancak marjinal fayda azalmaktadır. Geometrik olarak toplam fayda fonksiyonunun eğimine eşit olan marjinal fayda, yukarıdaki formül kullanılarak hesaplanabilir. Yani bir sonraki tüketimle sağlanan toplam faydadan, bir önceki tüketimin toplam faydasının çıkarılmasıyla bulunan toplam fayda artışının, artan tüketim miktarına bölünmesi ile marjinal fayda bulunabilir. Örneğin, beşinci ekmek diliminin marjinal faydası 8 birimdir [MU = (83 − 75) /(5 − 4)] . Çizelge 5.1’de verilen örnekte miktar artışı 1’e eşit olduğundan marjinal fayda, toplam faydadaki artışı yansıtmaktadır.

109

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Toplam fayda ve marjinal fayda arasındaki ilişkileri daha açık olarak görebilmek için Çizelge 5.1’deki sayısal veriler kullanılarak toplam ve marjinal fayda eğrileri çizilmiştir (Şekil 5.1). Çizelge 5.1. Toplam ve Marjinal Fayda Ekmek Dilimi Toplam Fayda Marjinal Fayda (dilim sayısı) ( TU ) ( MU )

(Q)
0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 0 30 50 65 75 83 89 93 96 98 99 30 20 15 10 8 6 4 3 2 1

Şekil 5.1’de görüldüğü gibi yenilen ekmek dilimi miktarı arttıkça toplam fayda artmakta ancak söz konusu artış oranı yenilen ekmek miktarı arttıkça azalmaktadır. Dolayısıyla yenilen her ilave ekmek diliminin sağladığı faydayı gösteren marjinal fayda eğrisi sürekli olarak azalmaktadır. Öte yandan toplam fayda eğrisinin eğimi de giderek azalmaktadır. Hatta toplam fayda eğrisi belli bir noktadan sonra negatif eğimli de olabilir. Ancak tüketiciler bu noktaya gelmeden önce o malın tüketimini durdurarak harcamalarını başka mallara yöneltirler. Bu nedenle pratikte negatif eğimli toplam fayda eğrisine pek rastlanmaz. Malın marjinal faydası, bireyin malın çeşitli birimlerine verdiği önemi gösterir. Diğer yandan, her birime verilen önem ancak son birime verilen öneme bağlıdır. Dolayısıyla tüketimde bulunulan birimlerin değeri, birimlerin toplam faydasına değil, marjinal birimin faydasına bağlıdır. 5.1.2. Azalan Marjinal Fayda Yasası Bir önceki kısımda belirtildiği gibi, bir malın arka arkaya tüketilen miktarı arttıkça (örneğin ekmek dilimi) elde edilen ilave faydalara marjinal

110

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fayda denilmektedir. Ancak burada her ilave ekmek diliminin tüketiciye sağladığı tatmin düzeyi birbirinden farklı olmakta ve belirli bir dilimden sonra ise azalmaktadır. Daha açık bir ifadeyle yenilen ilk ekmek diliminin marjinal faydası, ikinci ekmek diliminden, ikinci ekmek diliminin marjinal faydası, üçüncü ekmek diliminden daha fazladır. Dolayısıyla ekmek dilimleri yenilmeye devam edildikçe, ekmekten elde edilen ilave fayda (marjinal fayda) düşmektedir. Azalan fayda yasasına göre, en faydasız ilave birim en son tüketilen birimdir.
Fayda ndeksi

100 80 60 40 20 0 2 4 6 8

Toplam Fayda

10 Miktar

ndeksi Fayda 30 20 10 Marjinal Fayda 0

2

4

6

8

10

Miktar

Şekil 5.1. Toplam ve Azalan Marjinal Fayda Eğrileri

111

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Ekonomi kitaplarında marjinal fayda genellikle yenilen ekmek, içilen su ve çay örnek verilerek açıklanmaktadır. Ancak marjinal faydanın azalma durumu tüm mal ve hizmetler için genellenebilir. Bu nedenle marjinal faydanın azalması ekonomistler tarafından benimsenmiş ve bu olgu azalan marjinal fayda yasası olarak isimlendirilmiştir. Azalan marjinal fayda yasası “bir maldan daha fazla tüketildikçe, o malın faydasının giderek azalması” olarak tanımlanmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken konu bir malın tüketim miktarları arttıkça, o malın tüketiminden sağlanan toplam faydanın belli bir noktaya kadar artmasına karşın toplam faydadaki artış oranının giderek azalmasıdır. Bu durum, malın tüketimi arttıkça ihtiyacın şiddetinin giderek azalması ve belli bir noktada doyuma ulaşılmasından kaynaklanmaktadır. 5.1.3. Tüketici Dengesi (Fayda Maksimizasyonu) Tüketici dengesi, fayda teorisi (kardinal veya sayısal fayda) kullanılarak açıklanabilmektedir. Bu teoriyi geliştiren kardinalistlerden Gossen, Jevons ve Walras’a göre fayda parasal olarak ölçülebilir. Buna göre bir birim A malının faydası onu satın almak için verilen para miktarı kadardır. Belli bir gelire sahip olan ve veri mal fiyatları ile karşı karşıya olan rasyonel bir tüketici, mümkün olan en yüksek faydayı sağlamak için her mala harcadığı paranın faydalarını karşılaştırması gerekir. Sadece bir mal alındığı durumda A malının marjinal faydası (MUa), o malın fiyatından büyükse daha çok miktarda mal almak tüketici tatminini artıracaktır. Tüketici A malından alacağı en son birimin faydasını, A malı fiyatına eşitleyinceye kadar mal alımına devam edecektir. A malının marjinal faydasını MUa ve malın fiyatını Pa ile gösterirsek, MUa = Pa olduğunda fayda maksimize edilecektir. Ancak birden çok mal söz konusu olduğunda tüketicinin her mal için ayrı ayrı marjinal fayda-fiyat eşitliğini kurması yeterli olmamaktadır. Örneğin, tüketicinin iki mal (A ve B malı) ile karşı karşıya olduğunu varsayalım. Tüketicinin bu mallardan elde edeceği faydayı maksimuma ulaştırması için, A malına harcanan son 1 TL’nin marjinal faydasına, B malı için harcanan son 1 TL’nin marjinal faydasını eşitlemelidir. MUa = MUb (1)

112

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Buna göre tüketici, tüketimini A ve B mallarına harcadığı son liranın faydalarını eşitleyecek şekilde düzenlerse, maksimum faydaya ulaşır ya da dengeye gelir. Malların fiyatları A malı için Pa ve B malı için Pb ile gösterilirse 1 nolu eşitlik aşağıdaki şekilde yazılabilir;

A Malıalı Marjinal Faydası B Malıalı Marjinal Faydası = A Malıalı Fiyatı B Malıalı Fiyatı
MU a MU b = Pa Pb

(2)

Eşitlikte de görüldüğü gibi, faydanın maksimum olduğu noktada tüketimde bulunulan tüm mal ve hizmetlerin marjinal fayda ve fiyat oranları eşitlenmektedir. Yukarıda verilen 2 nolu eşitlik aşağıdaki şekilde de ifade edilebilir.
MU a Pa = MU b Pb

(3)

ki mal olduğu durumdaki tüketici dengesi şu şekilde de açıklanabilir. 3 nolu eşitliğin sağ tarafı malların nispi fiyatlarını göstermektedir. Söz konusu bu fiyatlar, piyasa ve tüketicinin kontrolü dışındaki koşullar tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla tüketiciler fiyatları değiştirme gücüne sahip değildir. Aynı eşitliğin sol tarafı ise malların tüketiciyi tatmin etme yeteneğini göstermektedir. Bu kısım tüketicinin kontrolündedir. Tüketiciler farklı mallardan satın alacakları miktarı belirlerken aynı zamanda söz konusu malların marjinal faydalarını da belirlemektedirler. Eşitliğin iki tarafı birbirine eşit değilse, tüketici satın alımını yeniden düzenleyerek toplam tatmin düzeyini artırabilir. Örneğin, A malının birim fiyatının B malının birim fiyatının iki katı olduğunu (Pa / Pb = 2 ) , buna karşın A malının marjinal faydasının B

malının marjinal faydasının üç katı (MU a / MU b = 3) olduğunu varsayalım. Bu koşullar altında tüketici açısından daha fazla A malı ve daha az B malı almak önemlidir. Örneğin tüketici, B malından alım miktarını iki birim azaltırsa, bir birim A malı için satın alma gücüne sahip olmaktadır. Çünkü ek olarak satın alınan bir birim A malı, vazgeçilen iki birim B malından 1.5 kat daha fazla bir tatmin sağlamaktadır. Dolayısıyla B malı yerine A malının
113

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

ile mal fiyatları (Pa , Pb , Pc ,......Pn ) ile gösterilirse tüketici aşağıdaki eşitliği sağladığında dengeye ulaşacaktır.
MU a MU b MU c MU n = = = ............... = Pa Pb Pc Pn

tercih edilmesi tüketici açısından daha yararlıdır. Tüketici, B malı yerine A malını tercih etmeye devam etmeli midir? Tüketici A malını artırıp B malını azalttıkça, A malının marjinal faydası azalırken, B malının marjinal faydası artar. Bu durum tüketicinin satın alımını yeniden düzenlemesini gerektirecektir. Yani tüketici, B malının tüketimini azaltırken A malının tüketimini artıracaktır. Bu azaltma işlemi A malının marjinal faydası, B malının marjinal faydasının iki katı olana kadar devam edecektir. Bu noktaya gelindiğinde ise artık iki mal arasında satın alınan miktarların yeniden düzenlenmesi ile toplam tatmin düzeyi daha fazla artırılamaz. kiden fazla mal olduğu durumda, bir birim ek para harcanmasıyla elde edilen faydanın, tüm mal ve hizmetler için eşit olduğu noktada tüketici dengeye ulaşmaktadır. Bu eşitlik oluştuğunda artık tüketici tarafından son bir birim paranın harcanması toplam faydayı değiştirmeyecektir. Buna marjinal faydaların eşitlenmesi de denilmektedir. kiden fazla mal olduğu ( A, B, C ,......N ) ve bunların marjinal faydaları

(MU a , MU b , MU c ,......MU n )

5.1.4. Tüketici Rantı Ekonomi biliminde çok önemli ve yararlı olan tüketici rantı (Consumer surplus) kavramı ilk olarak Dupuit tarafından ortaya atılmış, ancak bu kavram Marshall tarafından geliştirilmiştir. Ekonomide genel olarak tüketicilerin bir mal için ödemeyi düşündükleri fiyat ile tüketicilerin o mal için gerçekten ödedikleri fiyat arasındaki fark tüketici rantı (veya tüketici artığı) olarak adlandırılır. Örneğin, bir gömlek için 20 milyon TL ödemeye razı olan bir tüketici, aynı gömleği 15 milyon TL’ye alırsa 5 milyon TL’lik bir artık değer elde eder. Bu artık değer o tüketicinin elde ettiği ranttır. Piyasada çok sayıda tüketici olduğu için tüketicilerin bir kısmı 5 milyon TL’lik rant elde ederlerken bazıları daha fazla rant elde edebilirler. Bu durumda gömleği satın alan tüm tüketicilerin elde etmiş oldukları tüketici rantları toplandığında piyasada oluşmuş olan toplam tüketici rantı hesaplanabilir. Tüketici rantının daha iyi anlaşılabilmesi için Çizelge 5.2’deki teorik örnek kullanılabilir. Anılan çizelgede tüketici A’nın haftalık süt talep şedülü

114

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

görülmektedir. Bir bardak sütün piyasa fiyatı 60 TL olsun. Tüketici A’nın, toplam 5 bardak süt aldığında maksimum tatmin elde ettiğini kabul edelim. Tüketici A, 5 bardak süt için toplam 300 TL para ödeyecektir. Eğer tüketici A’nın 5 bardak süt tüketiminden elde ettiği toplam faydanın parasal değerini bulmak istersek, önce her ilave bardak sütün marjinal faydasını bulmamız gerekir. Daha sonra 5 bardak sütün marjinal faydalarını toplarsak toplam fayda elde edilir. Çizelge 5.2’de izlenebileceği gibi ilk bardak sütün marjinal faydası 80 TL’dir. Bu, tüketici A’nın birinci bardak süt için 80 TL ödemeye hazır olduğu anlamına gelmektedir. Benzer şekilde tüketici A ikinci bardak süte 75 TL, üçüncüsüne 70 TL, dördüncüsüne 65 TL ve beşincisine 60 TL ödemeye razıdır. Buna göre beş bardak sütün toplam faydası satın alınan her bir bardak (1,2,3,4 ve 5) sütün marjinal faydalarının toplamından oluşmaktadır (80 + 75 + 70 + 65 + 60 = 350 TL ) . Bu durumda tüketici A’nın 5 bardak süte ödemeye razı olduğu fiyat veya biçtiği değer 350 TL’dir. Ancak biz biliyoruz ki tüketici A 5 bardak süt için 350 TL değil 300 TL ödemiştir. Çünkü tüketici A sütün piyasa fiyatından (bardağı 60 TL) fazla ödemeyecektir. Aradaki fark, yani toplam fayda (350 TL) ile tüketici A’nın toplam ödemiş olduğu para (300 TL) arasındaki fark 50 TL’dir. şte bu fark tüketici rantı olarak isimlendirilmektedir. Bu 50 TL’lik tüketici rantı Çizelge 5.2’de görüldüğü gibi birinci, ikinci, üçüncü, ve dördüncü bardak sütün ayrı ayrı sağlamış olduğu tüketici rantlarının toplanmasından da hesaplanabilir (20 + 15 + 10 + 5 = 50) . Buna göre tüketici A birinci bardak süte 80 TL ödemeye razı iken, 60 TL ödeyerek 20 TL kazanç sağlamıştır. Aynı şekilde ikinci bardaktan 15 TL (75 − 60) , üçüncü bardaktan 10 TL (70 − 60) , dördüncü bardaktan 5 TL (65 − 60) olmak üzere toplam kazanç 50 TL’dir. Tüketici A’nın beşinci bardak süte ödemeyi düşündüğü fiyat (60 TL), piyasa fiyatına (60) eşit olduğundan herhangi bir kazanç söz konusu değildir. Diğer yandan, tüketici A, altıncı bardak süte piyasa fiyatından daha düşük bir fiyat ödemeyi düşündüğünden beşinci bardaktan sonra süt satın almayacaktır. Buraya kadar anlatılanlardan açıkça görüldüğü gibi tüketici rantı; toplam fayda ile toplam harcama arasındaki farktır. Tüketici rantı tek bir tüketici için hesaplanabileceği gibi tüm piyasa için de hesaplanabilir.

115

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Çizelge 5.2. Süt Tüketiminin Tüketici Rantı Satın Alınan Süt Tüketicinin Ödemeye (Bardak Sayısı) Razı Olduğu Fiyat * Birinci 80 kinci 75 Üçüncü 70 Dördüncü 65 Beşinci 60
*: Bir bardak sütün piyasa fiyatı 60 TL’dir.

Tüketici Rantı 20 15 10 5 0

Tüketici rantı talep eğrisinin aşağıya doğru eğimli olmasının bir sonucudur. Şekil 5.2’de süt için piyasa talep eğrisi görülmektedir. Şekilden de izlenebileceği gibi tüketici rantı, bir malın piyasa talep eğrisiyle piyasa denge fiyatı arasında kalan pozitif alandır. Piyasa fiyatını Po ve satın alınan miktarı Qo ile gösterirsek toplam tüketici harcaması 0PoE Qo alanı kadar olacaktır. Bu alan bir bardak sütün piyasa fiyatı ile satın alınan süt miktarının çarpılması ile bulunmaktadır. Talep eğrisi ile eksenler arasında kalan alan ise toplam faydayı göstermektedir. Toplam fayda integral yoluyla da hesaplanabilir. Ancak bu kitapta ekonomiye giriş konuları esas alındığından integral hesaplaması yapılmayacaktır. Toplam fayda alanı Şekil 5.2’de 0AEQo ile gösterilen alana eşittir. Söz konusu alan Qo süt miktarı için marjinal faydaların toplamını göstermektedir. Bu iki alan arasındaki fark yani AEPo ile gösterilen taralı alan tüketici rantıdır.
Fiyat A

P0

E D

0

Q0

Miktar

Şekil 5.2. Tüketici Rantı

116

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

5.1.5. Değer Çelişkisi (Paradoksu) Değer çelişkisi (paradox of value) veya su-elmas ikilemi; insanlar için yaşamsal bir öneme sahip olan suyun, elmasa göre çok daha ucuz olmasıdır. Susuz yaşamak mümkün olmamasına karşın suyun fiyatı elmasa göre neden ucuzdur? Bu çelişki (paradoks) ilk defa Adam Smith tarafından ortaya atılmış, ancak bu ikilem Alfred Marshall tarafından çözülmüştür. Marshall 1890 yılında yayınladığı “Ekonominin Prensipleri” kitabında; mal fiyatlarını, toplam fayda yerine marjinal faydanın yansıttığını belirtmiştir. Bilindiği gibi su, doğada çok miktarda bulunduğundan marjinal faydasının çok düşük olduğu bir noktaya kadar tüketilebilir. Buna karşın elmas suya göre oldukça kıt bir maldır. Bu nedenle elmas tüketimi yüksek marjinal fayda düzeyinde gerçekleşir. Çünkü herhangi bir malın değerini, o malın toplam faydası yerine o maldan kullanılan son birimin faydası yani marjinal fayda belirlemektedir. Daha açık bir ifadeyle tüketiciler açısından bir malın son biriminin faydası, o mala verilen önemi göstermektedir. Su yaşamsal öneme sahiptir. Ancak su, elmasa göre çok bol miktarda bulunduğundan, suyun son damlasının ilave yararı tüketici açısından çok büyük değildir. Kısacası, bir malın değerini o malın marjinal faydası belirlemektedir. Yani, bir malın marjinal faydası yüksek ise o malın fiyatı yüksek, tersine marjinal faydası düşük ise o malın fiyatı ucuz olmaktadır. Dolayısıyla elmasın kıt olması nedeniyle marjinal faydasının suyun marjinal faydasından daha yüksek olması, elmasın suya göre daha pahalı olmasına neden olmaktadır. Değer çelişkisi Şekil 5.3’te daha açık bir şekilde görülebilmektedir. Bir malın toplam değeri ile pazar değeri farklıdır. Tüketici açısından suyun toplam değeri çok yüksektir. Buna karşın tüketicinin elmasa verdiği değer suya göre çok daha azdır. Ancak suyun arzının bol olması, fiyatının (Ps) düşük olmasına neden olmaktadır(Şekil 5.3i). Bu durumda tüketilen toplam suyun piyasa değeri PsQs kadardır. Elmasın arzının az olması onu kıt bir mal durumuna getirmekte ve kıt olması da fiyatının yüksek olmasına neden olmaktadır(Şekil 5.3ii). Böylece elmasın fiyatı Pe düzeyinde gerçekleşmekte ve satılan elmasın toplam piyasa değeri PeQe kadardır.

117

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Fiyat

D

Fiyat Pe D Qs Miktar 0

Ps 0 (i) Qe (ii) Miktar

Şekil 5.3. Değer Çelişkisi

5.2. Farksızlık Teorisi Farksızlık teorisi ile tüketici dengesi, farksızlık eğrileri (kayıtsızlık eğrileri) yardımıyla açıklanmaktadır. Bu teoriye göre, faydanın sayısal olarak ölçülmesi yerine tüketicilerin malların çeşitli bileşimleri arasındaki seçimleri sıralanır. Daha önce açıklanan fayda analizi, faydanın rakamlarla belirtilebileceği varsayımına (kardinal fayda) dayanırken, farksızlık teorisi malların tüketiminden sağlanan faydalarının bir sıraya konulabileceğini belirtir. Dolayısıyla farksızlık teorisine göre, sıraya konulan faydaların tüketicilerin tercihlerini açıklayabileceği kabul edilmektedir. Farksızlık teorisine göre çeşitli malların faydaları karşılaştırılabilir. Ancak bu malların faydaları ölçülemez ve aralarında ne kadar fark olduğu söylenemez. Bu nedenle farksızlık teorisine ordinal (sırasal) fayda teorisi de denilmektedir. Farksızlık teorisi ile tüketici dengesini açıklamadan önce farksızlık eğrileri ile bütçe doğrusu kavramlarını açıklamak gerekmektedir. 5.2.1. Farksızlık Eğrileri Tüketici dengesine, maksimum faydayı sağlayan mal bileşiminin belirlenmesiyle ulaşılmaktadır. Bu durumu açıklayabilmek için farksızlık eğrilerini (kayıtsızlık eğrileri veya eş fayda eğrileri), farksızlık
118

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

eğrilerinin eğimini ya da marjinal ikame oranını ve bütçe doğrusunu incelemek gerekmektedir. Değişen miktarlarda A ve B malı gibi iki mal tüketen tüketicinin farklı toplam faydalar sağlayacağı kabul edilmektedir. Tüketiciye aynı tatmini sağlayan noktaların yani bireyin tüketiminde kayıtsız kaldığı noktaların oluşturduğu eğriye farksızlık eğrisi (indifference curve) denir. Başka bir ifadeyle farksızlık eğrisi, iki mal ile karşı karşıya olan tüketiciye aynı tatmini veren iki malın farklı miktarlarının geometrik yeri olarak tanımlanabilir. Daha öncede belirtildiği gibi farksızlık eğrileri farksızlık analizlerinde kullanılmaktadır. Farksızlık eğrilerini yumurta ve sucuk tüketen tüketici A örneğiyle açıklayabiliriz. Tüketici A’nın 18 birim yumurta ve 10 birim sucuk alımında bulunduğunu kabul edelim. Bu durumda iken tüketici A’ya 13 birim yumurta ve 15 birim sucuk bileşimini önerelim. Bu tüketim bileşimi bir öncekine göre, yumurtada 5 birim az buna karşın sucuk tüketiminde 5 birim daha fazladır. Tüketici A tarafından hangi bileşimin tercih edileceği 5 birim ilave sucuk ile 5 birim eksilen yumurtanın nispi değerine bağlıdır. Eğer, tüketici A ilave olarak tüketilen sucuğa vazgeçilen yumurtadan daha fazla değer verirse, tüketici A ikinci mal bileşimini, ilk mal bileşimine tercih edecektir. Tersine tüketici A, ilave olarak tüketilen sucuğa, tüketiminden vazgeçilen yumurtadan daha az bir değer verirse bu defa ilk mal bileşimini tercih edecektir. Üçüncü bir alternatif olarak eğer tüketici A, ilave olarak tüketimde bulunduğu sucukla, vazgeçtiği yumurtaya aynı değeri veriyorsa o zaman yumurta ve sucuk bileşiminin ikisinden de eşit tatmin düzeyi elde edecektir. şte bu noktada tüketici A, artık iki mal demeti arasında kayıtsızdır. Tüketici A’nın kayıtsız kaldığı mal bileşimlerinin Çizelge 5.3’de verildiği gibi olduğunu kabul edelim. Görüldüğü gibi, a (30 yumurta-5kg sucuk), b (18 yumurta-10 kg sucuk) ve f seçeneklerinde (7 yumurta-30 kg sucuk) tüketici A kayıtsızdır. Çünkü söz konusu bu mal bileşimlerinin hepsi (a, b ve f) eşit tatmin düzeyine sahiptir. Çizelge 5.3. Alternatif Mal Bileşimleri Referans Yumurta Sucuk

119

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Noktası a b c d e f

(adet) 30 18 13 10 8 7

(kg) 5 10 15 20 25 30

Çizelge 5.3’den yararlanılarak, yani tüketimde kullanılan mal bileşimlerini gösteren noktaların birleştirilmesi ile farksızlık eğrisi elde edilmiştir (Şekil 5.4). Eğri üzerinde yer alan tüm noktalar tüketiciye aynı tatmin düzeyini verir. Dolayısıyla aynı farksızlık eğrisi üzerinde çeşitli mal bileşimleri arasında tüketici kayıtsızdır.

Yumurta

30 20

a h

b

10

g

Şekil. 5.4. Farksızlık Eğrisi

5.2.1.1. Farksızlık Eğrileri Paftası
c 120 d

e

f 30 Sucuk

0

10

20

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Farksızlık eğrilerinin oluşturduğu sete farksızlık paftası adı verilmektedir. Bilindiği gibi, bir farksızlık eğrisi üzerindeki değişik mal bileşimleri tüketicilere aynı tatmin düzeyini vermektedir. Farksızlık eğrileri orijinden uzaklaştıkça herbir eğri daha yüksek tatmin düzeyini gösterir. Şekil 5.5’de yumurta ve sucuk için değişik bileşimler görülmektedir. Söz konusu şekildeki I1 farksızlık eğrisi I0 eğrisinden daha yüksek bir tatmin düzeyine sahiptir. Örneğin, Io eğrisi üzerindeki h noktası Yo kadar yumurta ve So kadar sucuk miktarını göstermektedir. I1 farksızlık eğrisi üzerindeki a noktasında Y1 kadar yumurta ve So kadar sucuk tüketilmektedir. Dolayısıyla a bileşiminde, h noktası ile aynı miktarda sucuk tüketilmekle birlikte h’a göre daha fazla yumurta tüketimi söz konusudur. Çoğun, aza tercih edileceği varsayımından hareketle tüketici a noktasını h noktasına tercih edecektir. Buna göre h noktasının, a noktası ile aynı farksızlık eğrisi üzerinde bulunamayacağı çok açıktır. Bu nedenle h noktası Io, a noktası ise I1 farksızlık eğrisi üzerindedir. Buradan Io’ın I1’den daha düşük bir tatmin düzeyini temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla Io eğrisi üzerindeki tüm noktalar aynı tatmin düzeyine sahiptir. Ancak Io eğrisi üzerindeki tüm noktalar I1’den daha düşük bir tatmin düzeyini göstermektedir. Benzer şekilde I2 üzerindeki g noktası Y1 kadar yumurta ve Sı kadar sucuk miktarı bileşimini göstermektedir. Eğer g noktası, I1 eğrisi üzerindeki b noktası ile karşılaştırılırsa, g’nin b’ye tercih edileceği çok açıktır. Çünkü g noktasında, b noktasına göre aynı miktarda sucuk tüketilirken, yumurta tüketimi daha fazla yapılmaktadır. Bu nedenle g noktası I1 den daha yüksek bir farksızlık eğrisi üzerinde bulunmalıdır. Bu eğri grafikte I2 ile gösterilmiştir. Dolayısıyla I2 farksızlık eğrisi üzerindeki tüm noktalar I1’den daha yüksek bir tatmin düzeyine sahiptir. Özet olarak, farksızlık eğrileri orijinden uzaklaştıkça daha yüksek tatmin düzeyini göstermektedirler. Yani I2 eğrisi üzerindeki tüm noktalar I1’den daha yüksek tatmin düzeyini, I1 eğrisi üzerindeki tüm noktalarda Io’dan daha üstün bir tatmin düzeyini gösterir.

Yumurta

I0

I1 a

I2 g

Y1 Y0

121

h

0

S0

S1

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 5.5. Farksızlık Eğrisi Paftası

5.2.1.2. Farksızlık Eğrilerinin Özellikleri
b

Farksızlık eğrilerinin özellikleri aşağıdaki şekilde ifade edilebilir. (i) Farksızlık eğrileri negatif eğimlidirler. A malının tüketimi
Sucuk

azaldıkça aynı farksızlık eğrisi üzerinde kalmak için daha fazla B malı tüketmek gerekmektedir. (ii) Orijinden uzaklaşan farksızlık eğrileri daha yüksek fayda ve tercih düzeylerini gösterir. Bu durumun nedeni farksızlık eğrileri paftasında açıklanmıştı. (iii) Farksızlık eğrileri kesişmez. Daha açık bir ifadeyle farklı tatmin düzeylerini gösteren farksızlık eğrileri birbirlerini kesmezler. Şekil 5.6’da görüldüğü gibi g ve h farklı eğriler üzerinde f ise iki eğrinin kesim noktasında yer almaktadır. IB eğrisi üzerindeki g noktası, çoğun aza tercih edilmesi varsayımı gereği IA eğrisi üzerindeki h noktasına tercih edilmektedir. Çünkü g noktası, h noktası ile aynı oranda sucuk miktarına sahip olmakla birlikte daha fazla yumurta miktarına sahiptir. Ancak h noktası ve f noktası (Y0 kadar yumurta ve So kadar sucuk) IA farksızlık eğrisi üzerinde bulundukları için eşit tatmin düzeyine sahiptirler. Öte yandan g ve f noktaları da IB farksızlık eğrisi üzerinde bulundukları için aynı eşit tatmin düzeyine sahiptirler. Bu durumda, f noktası ile aynı tatmin düzeyine sahip oldukları için g ve h noktalarının da aynı tatmin düzeyine sahip olması gerekir. Ancak bu durum g’nin h noktasına tercih edildiği varsayımıyla çelişki göstermektedir. Çünkü g noktası, h noktasına hem eşit hem de daha üstün olamaz. Bu nedenle farksızlık eğrileri birbirini kesmezler.

(iv) Farksızlık eğrileri dışbükeydirler (konveks). Bu özellik A malı miktarı azaldıkça (soldan sağa doğru gidiş) bir birim ilave A malından vazgeçmek için tüketicinin daha fazla B malı tüketmesi gerektiğini belirtir.
122

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Yumurta

IB

IA

Y0 Y1 f g h 0 S0 S1 IB IA Sucuk

Şekil 5.6. Farksızlık Eğrilerinin Birbirleriyle Kesişmemesi Farksızlık eğrilerini tercihler belirlediği için çeşitli farksızlık eğrileri bulunmaktadır. Bu eğriler; tam ikame malları, mükemmel tamamlayıcı mallar, menfi mallar, nötr mallar ve uyumlu tercihleri gösteren farksızlık eğrilerinden oluşmaktadır. Bunlardan tam ikame malları ile mükemmel tamamlayıcı malların farksızlık eğrileri Şekil 5.7 ve Şekil 5.8’de verilmiştir. 5.2.1.2.1.Tam kame Mallar Farksızlık eğrilerinin doğru biçimde olması, tüketimi yapılan iki malın birbiri yerine tam ikame edildiğini gösterir (Şekil 5.7). Kırmızı kurşun kalem ile mavi kurşun kalem arasındaki seçim buna örnek verilebilir. Burada tüketicinin bu seçimi renklerden bağımsız olarak yaptığı kabul edilmektedir.

123

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

5.2.1.2.2. Mükemmel Tamamlayıcı Mallar Her zaman birlikte tüketilen mallara mükemmel tamamlayıcı mallar denilmektedir. Ayakkabının sağ ve sol tekleri buna örnek olarak verilebilir. Ayakkabının bir teki tüketiciye yarar sağlamadığı için bu tip mallar birbirini tamamlamaktadır (Şekil 5.8). Tamamlayıcılık ilişkisinin mükemmel olduğu mallarda, malların bire bir oranında tüketilmesi değil sabit bir oranda tüketilmesi önemlidir.

X2

X2 Farksızlık Eğrileri Farksızlık Eğrileri

X1

X1

Şekil 5.7. Tam kame Mallar Tamamlayıcı

Şekil 5.8. Mükemmel Mallar

5.2.2. Marjinal kame Oranı Bir malın tüketilen miktarının azaltılması halinde tüketicinin aynı tatmin düzeyinde kalması için diğer malın tüketiminin arttırılması gerekir. Bu durum marjinal ikame oranını (M O) verir. Dolayısıyla M O, farksızlık eğrisi üzerinde tüketicinin bir malı diğerine tercih ettiği değişim oranını gösterir. Yani M O, farksızlık eğrisinin belli bir noktasındaki eğimine eşittir. M O grafik ile daha kolay açıklanabilir
124

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

(Şekil 5.9i). Tüketici, D noktasından B noktasına geçtiğinde aynı tatmin düzeyinde kalmak için A kadar A malından vazgeçip, B kadar daha çok B malı tüketmesi gerekir. Bu durum aşağıdaki gibi formüle edilebilir.
∆A ∆B

MO=

Eğer B noktası D noktasına çakışacak kadar yakınsa M O’nın alacağı sayısal değer, farksızlık eğrisinin o noktadaki eğimine eşit olacaktır (Şekil 5.9ii).
∆A OM = = tgα ∆B ON

MO=

A Malı

D A B B

M

A Malı

D

α 0 (i) B Malı 0 N (ii) B Malı

Şekil 5.9. Marjinal kame Oranı

Bir farksızlık eğrisi üzerindeki bütün noktalar aynı tatmini sağladığına göre D noktasından B noktasına gelirken azaltılan A malının tüketilmesiyle

125

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

elde edilecek olan vazgeçilen fayda, B malının tüketim artışları sonucunda kazanılan faydaya eşittir. Buna göre M O aşağıdaki şekilde yazılabilir;

∆A × MU A = ∆B × MU B
∆A MU A = ∆B MU B MU A MU B

(1)

(2)

MO=

(3) Farksızlık eğrisinin orijine dışbükey olması durumunda B’nin miktarı artırıldıkça M O azalır. Buna azalan marjinal ikame oranı denilmektedir. Burada tüketicinin kullanacağı B malı miktarı arttırıldıkça, tüketicinin A malından vazgeçmeye razı olacağı miktarlar giderek azalacaktır. Çünkü B malı tüketimi arttıkça B malının marjinal faydası azalırken A malının, B malına göre marjinal faydası artmaktadır. Bu durum M O’nın kayıtsızlık eğrisi boyunca azalacağını göstermekte olup kayıtsızlık eğrisinin orijine dışbükey olma nedenini de açıklamaktadır. Bu açıklamalar Çizelge 5.4 yardımıyla daha açık bir şekilde ortaya konulabilir. Buna göre a noktasından, b’ye geçişte tüketici 12 birim yumurtadan vazgeçerken 5 birim ek sucuk tüketmekle aynı tatmin düzeyinde kalmaktadır. Bu durumda 1 birim sucuk tüketmek için 2.4 birim yumurtadan vazgeçilmektedir.

Çizelge 5.4. Yumurta ve Sucuk Arasındaki M O Bileşim Yumurtadaki Sucuktaki MO Değişim (1) Değişim (2) (1/2) a-b -12 5 -2.4 b-c -5 5 -1.0 c-d -3 5 -0.6 d-e -2 5 -0.4

126

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

e-f

-1

5

-0.2

5.2.3. Bütçe Doğrusu (Eş Maliyet Doğrusu) Bütçe doğrusu, tüketicinin sahip olduğu gelir ile satın alabileceği mal ve hizmet bileşimini gösteren bir doğrudur. Tüketicinin belli bir gelir düzeyinde ve veri mal fiyatında alabileceği mal miktarı sınırlıdır. Akılcı bir tüketicinin sınırlı olan gelirini maksimum faydayı elde edecek şekilde kullanması gerekir. Bu durumu ortaya koyabilmek için tüketici A’nın günlük gelirinin 10000 TL olduğunu varsayalım. Tüketici A’nın bu geliri ile düzinesi 500 TL olan yumurta ve kilosu 1000 TL olan sucuk almak istediğini kabul edelim. Tüketici A’nın günlük geliri ile alabileceği yumurta ve sucuk bileşimleri Çizelge 5.5’de gösterilmiştir.

Çizelge 5.5. Alınabilecek Maksimum Mal Miktarları Referans Yumurta Sucuk noktası (düzine) (kg) a 20 0 b 18 1 c 16 2 d 14 3 e 12 4 f 10 5 g 8 6 h 6 7 i 4 8 j 2 9 k 0 10 Buna göre tüketici A, gelirinin tamamını sucuk almak için harcarsa en fazla 10 kg sucuk (10000 / 1000 = 10) ya da yumurta için harcarsa 20 düzine (10000 / 500 = 20) yumurta alabilmektedir. Ancak tüketici A maksimum tatmin düzeyine ulaşmak için hem yumurta hem de sucuk almak isteyecektir. Bu durumda tüketici A, bütçesine göre bu iki uç değer

127

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

arasında değişik kombinasyonlarda yumurta ve sucuk alabilecektir. Örneğin, 18 düzine yumurta ve 1 kg sucuk (b), 16 düzine yumurta veya 2 kg sucuk (c) gibi. Söz konusu bu kombinasyonlar kullanılarak tüketici A’nın bütçe doğrusu oluşturulmuştur (Şekil 5.10). Bütçe doğrusu üzerinde yer alan her nokta (a-k), Çizelge 5.5’de verilen bir sırayı (mal bileşimini) temsil etmektedir.

20 A Yumurta (düzine) 18 16 14 12 10 8 6 4 2 0 0

a

b

c d e f g h i m j k
2 4 6 8 10

n

B

Şekil 5.10. Bütçe Doğrusu

Sucuk (kg)

Eğer tüketici, a noktasında ise tüm harcamasını yumurtaya yapmış demektir. Benzer şekilde tüketici, k noktasında ise tüm gelirini sucuk almak için harcamaktadır. Tüketici b noktasını tercih etmiş ise bu defa gelirini 18 düzine yumurta ile 1 kg sucuk almak için kullanmaktadır. Tüketicinin bütçe doğrusu a ve k noktalarının arasında kalan tüm noktaların birleştirilmesi ile elde edilmektedir. Tüketici, bütçe doğrusunun içerisinde (solunda) kalan m noktasında ise gelirinin tamamını harcamamaktadır. Buna karşın bütçe doğrusunun yukarısındaki (sağındaki) n noktası ise tüketicinin mevcut geliri ile satın alamayacağı bir mal bileşimini ifade etmektedir. Örneğin n noktası 14 düzine yumurta ve 8 kg sucuk bileşimini göstermektedir. Bu bileşimin elde edilmesi ise tüketicinin veri geliri ile olanaksızdır. Bütçe doğrusu, malların fiyatlarındaki değişmeler veya tüketici bütçesindeki değişmeler nedeniyle yer değiştirmektedir. Söz konusu bu değişmelerin bütçe doğrusuna etkileri aşağıda açıklanmıştır.
128

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

5.2.3.1. Gelirdeki Değişmenin Etkisi Yumurta ve sucuk fiyatları değişmemesine karşın tüketici A’nın geliri değişirse bunun bütçe doğrusuna etkisi nasıl olacaktır? Bu sorunun yanıtı Şekil 5.11 yardımıyla açıklanabilir. Şekildeki AB bütçe doğrusu daha önce incelenen tüketici A’nın bütçe doğrusunu göstermektedir. Şimdi mal fiyatlarında bir değişiklik olmamasına karşın tüketici A’nın gelirinin 10000 TL’den 5000 TL’ye düştüğünü varsayalım. Bu durumda tüketici A daha önceki geliri ile almış olduğu malların ancak yarısını alabilecektir. Yani tüketici A hiç sucuk almaz ise sadece 10 düzine yumurta alabilir, ya da hiç yumurta almaz ise yalnızca 5 kg sucuk alabilir. Bu durumda tüketici A’nın yeni bütçe doğrusu (CD) daha önceki bütçe doğrusuna (AB) paralel ve orijine daha yakın olacaktır (Şekil 5.11). Tüketici A’nın bütçesinin 10000 TL’den 20000 TL’ye çıktığını kabul edelim. Bu durumda gelir ikiye katlandığı için satın alınan mal miktarları da ikiye katlanacaktır. Yumurta ve sucuk fiyatları aynı kaldığı varsayıldığına göre tüketici A tüm gelirini sadece yumurta satın almak için harcarsa 40 düzine yumurta alabilmektedir. Benzer şekilde gelirin tamamı sucuk satın almak için kullanılırsa bu defa 20 kg sucuk alınabilmektedir. Böylece gelirin artmasıyla EF ile gösterilen yeni bir bütçe doğrusu meydana gelmektedir (Şekil 5.11). Burada EF ile gösterilen yeni bütçe doğrusu, AB ve CD bütçe doğrularına paralel olarak orijinden daha uzaktadır. Özet olarak, mal fiyatları sabit olduğunda tüketicinin gelirindeki değişmenin tüketici bütçesini paralel olarak kaydırdığı ortaya çıkmaktadır. Bütçe doğrusundaki bu kayma; gelir düştüğü zaman orijine doğru, gelir arttığı zaman ise aksi yönde (orijinden uzaklaşma) gerçekleşmektedir.

Yumurta

40 E

20 A 10

129

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 5.11. Gelirdeki Değişmenin Bütçe Doğrusuna Etkisi

5.2.3.2. Fiyatlardaki Değişmenin Etkisi Tüketicinin geliri sabitken mal fiyatındaki nispi değişmelerin bütçe
C

0

D 5

B 10

F 20

Sucuk

doğrusuna etkisi nasıl olacaktır? Bu soruyu yanıtlamak için tüketici geliri ve yumurta fiyatı sabitken, sucuk birim fiyatının 1000 TL’den 500 TL’ye düştüğünü varsayalım. Buna göre tüketici A daha önce hiç yumurta almadan 10 kg sucuk alırken şimdi sucuk fiyatlarındaki azalma nedeniyle 20 kg sucuk alabilecektir. Bu durumda B noktasının yerini B1 alacaktır. Tüketici A’nın geliri ve yumurta fiyatları değişmediği için tüketici A’nın yumurta alım gücü değişmemektedir. Dolayısıyla tüketici bütçesi 20 düzine yumurta almaya yeterli olduğundan A noktasında bir değişme olmayacaktır. Bu durumda, A noktası hem eski, hem de yeni bütçe doğrusu için aynıdır. Tüketici A’nın yeni bütçe doğrusunu (AB1) elde etmek için A ve B1 noktalarını bir doğru ile birleştirmek gerekmektedir (Şekil 5.12). Sucuk fiyatındaki düşüşün bütçe doğrusuna etkisini gördükten sonra şimdi sucuk fiyatındaki artışın, bütçe doğrusuna etkisini inceleyebiliriz. Bunun için tüketici geliri ve yumurta fiyatları sabitken sucuk fiyatının 1000 TL’den 2000 TL’ye yükseldiğini farz edelim. Bu durumda tüketici A tüm gelirini sucuk almak için harcarsa sadece 5 kg sucuk alabilecektir. Dolayısıyla, bu gelir düzeyine göre tüketici A’nın sucuk alım miktarı artık B2 kadar olacaktır. A noktasında bir değişme olmayacağı için yeni bütçe doğrusu A ve B2 noktalarının birleştirilmesi ile oluşacaktır (AB2). Böylece, tüketici A için ikinci bir bütçe doğrusu meydana gelmiş olmaktadır (Şekil 5.12). Böylece Şekil 5.12’den görüldüğü gibi sucuk ve yumurta fiyatları arasındaki nispi farklılıktan kaynaklanan AB, AB1 ve AB2 gibi üç farklı bütçe doğrusu bulunmaktadır. Söz konusu bu üç bütçe doğrusunun eğimi birbirinden farklıdır. En fazla dik olan bütçe doğrusu (AB2), sucuk nispi
130

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

fiyatının en yüksek olduğu durumu göstermektedir. Bu durumda bir düzine yumurta fiyatı, 0.5 kg sucuk fiyatına eşittir. En az dikliğe sahip bütçe doğrusu ise AB1 olup sucuk fiyatının en düşük olduğu durumu yansıtmaktadır. AB1 bütçe doğrusunun geçerli olması durumunda bir düzine yumurta fiyatı, 20 kg sucuk fiyatına eşittir. Bütçe doğrusunun eğimi; yatay eksende gösterilen mal miktarının, dikey eksende gösterilen malın fiyatının oranına eşittir. Yani eğim, bütçe doğrusunun yatay eksenle yaptığı açının tanjantına eşittir. Daha açık bir ifadeyle bütçe doğrusunun eğimi tüketicinin iki mal arasındaki ikame tercihini göstermektedir. Tüketici, A malının tüketimini A kadar artırmak isterse, B malının tüketimini B kadar azaltması gerekmektedir. Dolayısıyla bu değişim aynı zamanda A malının ilave bir birim tüketiminin fırsat maliyeti anlamına gelmektedir. Örneğimizde bütçe doğrusunun eğimi bir birim daha fazla sucuk almak için vazgeçilen yumurta miktarını göstermektedir. Böylece sucuk fiyatı, yumurta birim fiyatının iki katı ise bir birim sucuk satın almak için 2 birim yumurtadan vazgeçmek gerekmektedir. Bu aynı zamanda yumurta cinsinden sucuk fiyatını göstermektedir. Şekil 5.12’deki üç bütçe doğrusu da 20 düzine yumurta yerine alınacak sucuk miktarlarını göstermektedir. Başka bir ifadeyle bütçe doğrusu bir maldan ilave bir birim tüketmek için diğer maldan vazgeçilecek miktarı göstermektedir. Böylece sucuk fiyatı, yumurta fiyatına eşitlenmektedir. Yani, 1 kg sucuk fiyatı, 1 düzine yumurta fiyatına eşitlenmektedir. Bu da AB1 bütçe doğrusunun eğimidir. Sucuk fiyatı yarıya düştüğünde, bir birim yumurta alabilmek için sadece 0.5 birim sucuktan vazgeçmek gerekmektedir. Bu nedenle AB1 bütçe doğrusu AB bütçe doğrusundan daha az diktir. Sucuk cinsinden yumurta fiyatı ikiye katlandığında, bir birim yumurta satın alabilmek için 2 birim sucuktan vazgeçmek gerekmektedir. Bu nedenle AB2 bütçe doğrusu, AB bütçe doğrusundan daha diktir.

Yumurta

20 10

A

131

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Buraya kadar anlatılanlardan bütçe doğrusunun eğiminin malların nispi fiyatlarına bağlı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Tüketici gelirindeki değişmeler ya da iki mal arasındaki fiyatların eşit oranda değişmesi bütçe doğrusunun eğimini değiştirmemekte ve bütçe doğrusu paralel bir şekilde kaymaktadır.

B2 0 5

B 10 20

B1 Sucuk

Şekil 5.12. Fiyatlardaki Değişmenin Bütçe Doğrusuna Etkisi

5.2.4. Tüketici Dengesi Farksızlık teorisinde, tüketici dengesi farksızlık eğrileri ve bütçe doğrusu kullanılarak açıklanmaktadır. Akılcı tüketici, bütçesinin olanak verdiği ölçüde en fazla tatmini sağlayan mal demetini tercih edecektir. Tüketicinin nasıl dengeye geldiği Şekil 5.13 yardımıyla açıklanabilir. Anımsanacağı üzere tüketici A 10000 TL günlük geliri ile kilosu 1000 TL olan sucuk ve düzinesi 500 TL olan yumurta almak istiyordu. Tüketici A veri bütçe doğrusu ile belirlenen alan içerisinde kalan her mal bileşimini alabilir. Ancak daha önceki açıklamalardan biliyoruz ki bütçe doğrusunun altında kalan mal bileşimleri bütçenin (gelirin) tamamının harcanmadığı anlamına gelmektedir. Tüketicinin a noktasında olduğunu varsayalım. Bu durumda gelirin tamamı yumurta alımına harcanmaktadır. Ancak tüketici A’nın amacı maksimum fayda elde etmek olduğundan yumurta ile birlikte sucuk da almak isteyecektir. Bu nedenle, bütçe doğrusu boyunca aşağıya doğru hareket etmek gerekmektedir. Bütçe doğrusu boyunca aşağıya doğru gidildikçe d noktasına kadar tatmin düzeyi artmakta ve d noktasında maksimum tatmine ulaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle tüketici dengeye gelmektedir. Bu denge noktası grafiksel olarak, bütçe doğrusunun farksızlık eğrisine teğet olduğu noktadır. Tüketici eğer d noktasında durmayıp bütçe doğrusu üzerinde aşağıya doğru devam ederse, daha düşük farksızlık eğrileri ile karşılaşacaktır. Yani d noktasından sonra
132

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

tüketicinin tatmin düzeyi tekrar azalmaktadır. Tüketici geliri artmadığı veya tüketilen malların fiyatı düşmediği sürece daha yüksek bir farksızlık eğrisine ulaşmak söz konusu değildir.

Yumurta

a 20 b 8 c

d e

I4 I3 I2 I1 f 10 Sucuk

0 6

Şekil 5.13. Tüketici Dengesi Bu açıklamalardan sonra tüketici dengesini açıklayan marjinal fayda ve farksızlık eğrileri yaklaşımları, iki farklı teori olmasına karşın tüketici dengesi ile ilgili aynı sonuçları verdiği anlaşılmaktadır. Özetlenecek olursa; farksızlık eğrisi analizinde tüketici tercihleri farksızlık eğrileri ile gelir ve fiyatlar ise bütçe doğrusu ile açıklanmaktadır. Tüketicinin bütçe doğrusunun farksızlık eğrilerinden birine teğet olduğu noktadaki mal bileşimi faydayı maksimum yapmakta ve tüketici dengeye gelmektedir. 5.2.5. Tüketici Dengesindeki Değişmeler Bu kısımda tüketicinin zevk ve tercihlerinde bir değişme olmadığı kabul edilerek tüketicinin dengesini etkileyen gelir ve fiyat etkileri ele alınacaktır. 5.2.5.1. Gelirdeki Değişmelerin Tüketici Dengesine Etkisi Daha önceki konularda gelirdeki artışın, bütçe doğrusuna paralel yeni bütçe doğruları oluşturduğu açıklanmıştı. Şimdi fiyatlar ve tüketici tercihleri sabitken, gelir artışının denge noktasına olan etkisi incelenebilir. Gelir artışı bütçe doğrularının paralel bir biçimde sağa kaymasına neden olduğu için

133

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

yeni tüketici dengeleri meydana gelmektedir. Gelirdeki değişimin tüketici dengesine etkisi Şekil 5.14’te verilmiştir. Anılan şekilden görüldüğü gibi, tüketicinin geliri arttıkça bütçe doğruları orijinden uzaklaşmaktadır (AB, CD, ve EF bütçe doğruları). Söz konusu bu bütçe doğrularının farksızlık eğrilerine teğet olduğu noktalar (x,y,z) tüketici dengelerini göstermektedir. şte bu x, y ve z noktalarının birleştirilmesiyle gelir tüketim eğrisi elde edilmektedir. Başka bir ifadeyle oluşan yeni dengelerin geometrik yerine gelir-tüketim eğrisi denilmektedir. Söz konusu bu eğri malların fiyatları sabitken, gelirdeki değişiklikler karşısında tüketimin nasıl değiştiğini göstermektedir.

Yumurta

E C A y Y2 Y1 I1 0 S1 S2 B D I2 F x I3 Sucuk z Gelir-Tüketim Eğrisi

Şekil 5.14. Gelir-Tüketim Eğrisi

134

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Gelir-tüketim eğrisinin şekli tüketilen malların yapısına bağlıdır. Eğrinin şekli açısından özellikle malın normal mal veya düşük mal olup olmadığı önemlidir. Şekil 5.14’teki malların normal mal olduğu varsayıldığından gelir arttıkça tüketilen mal miktarı da artmaktadır. Bütçe doğrusunun AB’den CD’ye kayması durumunda sucuk miktarı S1’den S2’ye, yumurta miktarı ise Y1’den Y2’ye artmaktadır. Şekil 5.15’de ise düşük malların gelir-tüketim eğrisinin biçimi görülmektedir. Görüldüğü gibi bütçe doğrusunun AB’den CD’ye artması, X1 malının satın alınan miktarını Q1’den, Q2’ye düşmesine neden olmuştur. Bu olay ekonomide Giffen Paradoksu1 olarak bilinir. Şekil 5.15’den görüldüğü gibi gelir– tüketim eğrisi geriye doğru bir eğim çizmektedir. Bu durum gelir arttıkça, malın tüketiminin azaldığı anlamına gelmektedir. Özetle gelir-tüketim eğrisi tüketimin gelire bağlı olarak nasıl değiştiğini göstermek için kullanılmaktadır.

X2 C A

Gelir-Tüketim Eğrisi

I2 I1 0 Q2 Q1 B D X1

Şekil 5.15. Düşük Mallar çin Gelir-Tüketim Eğrisi

1

:Fiyatı azalan bir maldan daha az talep edilmesi çelişkisine Giffen Paradoksu adı verilmektedir. Bu çelişki XIX. yüzyılda rlandalı işçilerin patates tüketimini inceleyen Giffen tarafından ortaya atılmştır.

135

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

5.2.5.2. Fiyatlardaki Değişmenin Tüketici Dengesine Etkisi Tüketici geliri, malların fiyatları ve tüketici tercihleri sabitken, bir malın örneğin B malının fiyatı düşerse tüketicinin B malına olan talebi artmaktadır. Bütçe doğrusu konusu açıklanırken malların fiyatlarındaki değişmenin bütçe doğrusunun eğimini değiştirdiği incelenmişti. Şimdi fiyatlardaki değişmenin tüketici dengesini nasıl değiştirdiği açıklanacaktır. Şekil 5.16’da görüldüğü gibi tüketici veri geliri ile hiç sucuk almadan A kadar yumurta ya da hiç yumurta almadan B kadar sucuk alabilmektedir. Dolayısıyla tüketicinin bütçe doğrusu AB’dir. Tüketicinin AB bütçe doğrusu üzerindeki 1 rakamı ile gösterilen mal bileşimini seçtiğini kabul edelim. Bu noktada tüketici g kadar yumurta, Qo kadar sucuk almaktadır. Şimdi yumurta fiyatında bir değişme olmamasına karşın, sucuk fiyatının düştüğünü kabul edelim. Bu durumda yeni bütçe doğrusu AC olacaktır. Sucuk fiyatları bir miktar daha düşerse yeni bütçe doğrusu AD olacaktır. Böylece 1 rakamı ile gösterilen dengeye ilave olarak 2 ve 3 rakamı ile gösterilen iki yeni denge noktası daha meydana gelmiştir. Başka bir ifadeyle I1 ve I2 farksızlık eğrilerinin AC ve AD bütçe doğrularına teğet olduğu noktalarda (2 ve 3) yeni denge noktaları oluşmuştur. şte bu bütçe doğrularının, farksızlık eğrileri ile teğet oldukları noktalar birleştirilerek fiyat-tüketim eğrisi elde edilmektedir. Fiyat–tüketim eğrisi; tüketicinin geliri ve A malının fiyatları sabitken, B malının fiyatları değiştikçe B malının tüketim miktarının nasıl değiştiğini göstermektedir. Şekil 5.16’da görüldüğü gibi sucuk fiyatındaki düşme sucuk tüketim miktarının Qo’dan Q1’e ve Q1’den Q2’ye artmasına neden olmuştur.

Yumurta

A

I0

I1 I2

g

1

2

3

Fiyat-Tüketim Eğrisi

0

136

Q2 C

Sucuk

Fiyat 1.0 2.0 1.5

s

t

v

Sucuk talebi

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 5.16. Fiyat-Tüketim Eğrisi

5.2.5.3. Fiyat Değişmelerinden Kaynaklanan Gelir ve kame Etkileri Tüketici geliri, diğer malların fiyatları sabitken bir malın fiyatı değişirse, tüketici fiyatı değişen mala olan talebinin yanında diğer mallara olan talebini de değiştirir. Buna göre, örneğin, A ve B malı tüketiminde A malının fiyatının düşmesi, tüketicinin gelirinin reel olarak artması anlamına geldiğinden, A ve B malları eski fiyat düzeyine göre daha çok talep
Q0 B Q1 D

edilmektedir. Bu artışın fiyat düştüğünde talepte ortaya çıkan kısmına gelir etkisi, gelir etkisinin dışındaki artışa da ikame etkisi denilmektedir. Dolayısıyla bir malın fiyatındaki değişmenin tüketiciyi iki şekilde etkilediği anlaşılmaktadır. Kişinin satın alma gücü nedeniyle oluşan etkiye de gelir etkisi denilmektedir. Fiyatı değişmeyen malın, diğer mallarla ikame edilme oranı değişirse ikame etkisinden bahsedilmektedir. Yumurta ve sucuk örneği ile gelir ve ikame etkileri açıklanabilir.
1.0
0.5

0

Q0

Q1

Q2

Miktar (Q)

Sucuk fiyatlarındaki düşme tüketicinin satın alma gücünü artıracağından sucuğa karşı talep miktarı artacaktır. şte fiyattaki bu değişme nedeniyle gelirde (reel gelir) artış olması fiyatın gelir etkisi olarak bilinir. Diğer yandan, sucuk fiyatındaki düşme, yumurtaya göre sucuğu daha ucuz hale getirdiğinden, sucuk daha çok satın alınırken yumurta tüketimi azalacaktır. Fiyatın bu etkisi, ikame etkisi olarak bilinir. Kısaca söylemek gerekirse, tüketici geliri sabitken, malların nispi fiyatlarındaki değişmelerden ileri gelen etkiye ikame etkisi, reel gelirdeki değişmeden kaynaklanan etkiye ise gelir etkisi denilmektedir. Gelir etkisini belirleyebilmek için malların nispi fiyatlarını, ikame etkisini belirleyebilmek için de gelirin (reel) sabit tutulması gerekmektedir.
137

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Farksızlık eğrileri yaklaşımı ile ikame ve gelir etkileri açıklanabilmektedir. Şekil 5.17’de görüldüğü gibi tüketici, AB bütçe doğrusuna sahip olup Q1 kadar sucuk tüketerek 1 noktasında dengeye gelmektedir. Şimdi gelir ve yumurta fiyatları sabitken, sucuk fiyatlarının düştüğünü kabul edelim. Bu durumda tüketicinin bütçe doğrusu AC’ye kayacak ve yeni denge noktası da I2 farksızlık eğrisi üzerinde 3 rakamı ile gösterilen yerde oluşacaktır (Şekil 5.17). Oluşan bu yeni denge noktasında tüketici Q3 kadar sucuk satın almaktadır. Şimdi ikame ve gelir etkisi ayrı ayrı incelenebilir. Bu amaçla önce reel gelir (satın alma gücü) sabit tutularak nispi fiyatlardaki değişme daha sonra ise nispi fiyatlar sabit tutularak reel gelirdeki değişme açıklanacaktır.

5.2.5.3.1. kame Etkisi Tüketicinin reel geliri sabitken malların sadece nispi fiyatlarının değiştiğini varsayalım. Bu durumda tüketici I1 eğrisi üzerinde olacak ancak malların nispi fiyatları değiştiği için 1 rakamı ile gösterilen denge noktasında artık maksimum tatmin elde edemeyecektir. Ayrıca nispi fiyatlar AB’nin eğimi değil AC’nin eğimine eşittir. Bu durumda tüketicinin en iyi mal bileşimini seçmesi için Iı eğrisi üzerinde 1 nolu denge noktası yerine başka bir yerde dengeye gelmesi gerekmektedir. Bu optimum denge noktası, yumurta cinsinden sucuğun yeni nispi fiyatının, ikame edilen (ilave olarak tüketilen) yumurtanın M O’na eşit olduğu yerde sağlanacaktır. Bu eşitliğin sağlandığı noktada (optimum dengede), farksızlık eğrisi, sucuk fiyatı/ yumurta fiyatı oranının temsil ettiği bütçe doğrusuna teğettir. Bu noktayı bulmak için AC’ye paralel ve aynı zamanda I1 eğrisine teğet olan A1C1 doğrusu oluşturulur (Şekil 5.17). A1C1 ve AC birbirine paralel oldukları için aynı eğime sahiptirler. Dolayısıyla A1C1’nin I1 eğrisi ile teğet olduğu nokta tüketicinin denge konumudur. Bu durumda, yani tüketicinin geliri sabitken sucuk fiyatları düşerse ve tüketicinin reel geliri sabit tutulursa tüketicinin tatmin düzeyini 2 rakamı ile gösterilen yerde maksimum yapacağı söylenebilir. Dolayısıyla tüketicinin fiyat düşmeden önceki sucuk tüketimi Q1 ile fiyat düştükten sonraki sucuk tüketimi Q2 arasındaki fark yani Q2-Q1 fiyattaki değişmenin ikame etkisidir (Şekil 5.17). Böylece ikame etkisi sonucu tüketici asıl denge noktası olan 2 nolu konuma gelir. 1 ve 2 nolu dengeler aynı farksızlık eğrisi üzerinde bulunduğundan 1 nolu konumdan 2 nolu konuma geçmek tüketicinin refahını etkilemez.

138

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Ancak 2 nolu denge konumuna geçmekle daha ucuz olan sucuğun daha çok, pahalı olan yumurtanın daha az alınması gibi akılcı bir davranış gerçekleşir. 5.2.5.3.2. Gelir Etkisi Daha önce de belirtildiği gibi fiyat etkisi; ikame ve gelir etkisi olarak ikiye ayrılmaktadır. Gelir etkisi; nispi fiyatlar sabitken tüketici satın alma gücünde bir artış olmasından kaynaklanmaktadır. Şekil 5.17’de görülen Q3Q2 sucuk miktarı gelir etkisini göstermektedir. Buna göre miktardaki toplam artıştan (Q3-Q1), ikame etkisi (Q2-Q1) çıkarılarak gelir etkisi (Q3-Q2) kolayca bulunabilir. Ancak gelir etkisinin nasıl ortaya çıktığının anlaşılması önemlidir. Bu nedenle Şekil 5.17’de daha önce açıklanan ikame etkisini bir kenara bırakarak gelir etkisini belirleyelim. Buna göre başlangıçta tüketicinin farksızlık eğrisini I1 olarak kabul ediyoruz. Gelirdeki artış nedeniyle tüketicinin farksızlık eğrisi I2 olacaktır. Şimdi nispi fiyatlarda bir değişmenin olmadığı sadece tüketicinin gelirinin arttığı durumda tüketicinin nasıl davranacağını belirleyebiliriz. Bu durumu kabul etmemizin nedeni sadece fiyat değişikliğinin gelir etkisi ile ilgilenmemizden kaynaklanmaktadır. Yani her iki malın fiyatı sabitken tüketicinin gelirinin arttığını kabul ediyoruz. Dolayısıyla 2 ve 3 rakamı ile gösterilen sucuk tüketim miktarını karşılaştırmamız gerekmektedir. Bunun nedeni sucuk nispi fiyatının her iki noktada da eşit olması ve sadece tüketici reel gelirinin I1 eğrisinden I2 eğrisine çıkmasıdır (Şekil 5.17). Görüldüğü gibi tüketici, sucuk fiyatı sabitken reel gelir arttığı zaman sucuk tüketimini Q2’den Q3’e artırmaktadır. şte bu artış (Q3-Q2) fiyattaki değişmenin gelir etkisidir. Gelir ve ikame etkileri toplamı net, toplam ya da fiyat etkisi olarak isimlendirilmektedir. Bir malın fiyatı düşerse gelir ve ikame etkisi sonucu o maldan daha çok satın alınır. Ancak bu normal mallar için genellenebilirken düşük mallar için gelir ve ikame etkisi ters yönlüdür. Özet olarak, malın kendi fiyatındaki değişmenin tüketicinin satın alımına etkisi kavramsal olarak ikiye ayrılmaktadır. Birincisi, tüketici gelirinin satın alma gücündeki bir değişmedir. Bunun nedeni, sabit gelir ile fiyattaki değişmedir. kincisi ise nispi fiyatlardaki değişmenin etkisidir. Bunlardan ilk etki gelir etkisi olup bir farksızlık eğrisinden diğer eğriye olan hareketin talep edilen miktar üzerindeki etkisini göstermektedir (reel gelirdeki değişme). kinci etki ise ikame etkisi olup, reel gelir sabitken nispi fiyatlar değiştikçe farksızlık eğrisi boyunca harekete bağlı olarak talep edilen miktardaki değişmeyi ifade etmektedir.

139

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 5.17. Fiyatın Gelir ve kame Etkisi
A I1 I2

Yumurta

A1

1 3 2

0

Q1 kame Etkisi

Q2 B Q3 C1 Gelir Etkisi

C

Sucuk

Fiyat Etkisi

140

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

BÖLÜM 6
ÜRET M VE MAL YETLER
Bir önceki bölümde tüketici davranışları incelenmiş ve tüketicinin amacının maksimum fayda elde etmek olduğu belirtilmişti. Bu bölümde ise üretici davranışları ile ilgili üretim ve maliyet konuları açıklanacaktır. Tüketicinin amacı faydayı, üreticinin amacı ise kârı maksimum yapmak olduğundan tüketici davranışları ile üretici davranışları arasında önemli bir benzerlik bulunmaktadır. Üretici kârını maksimum yapabilmek için üretim davranışlarında maliyet ve geliri dikkate almaktadır. Üretim teorisi kısa ve uzun dönem üretimlerine göre açıklanacaktır. Kısa ve uzun üretim dönemleri açıklandıktan sonra girdilerden birinin diğeri yerine ikamesi esasına dayanan eş-ürün eğrileri üzerinde durulacak ve son olarak maliyet teorisi incelenecektir. Üretim maliyetlerinin incelenmesi de üretim teorisi gibi kısa ve uzun dönem maliyetleri olarak açıklanacaktır. Kısa dönem, üretim faktörlerinin en az birinin sabit olduğu bir dönemi kapsamaktadır. Başka bir ifadeyle kısa dönem, bütün girdiler sabitken, girdilerden sadece bir tanesinin değiştiği durumda üretim miktarının ne yönde ve ne ölçüde değişeceğini açıklamaktadır. Gerçek bir üretim dönemi olan kısa dönemde, miktarı değişen girdiler değişken girdi olarak ifade edilir. Uzun dönem, üretim faktörlerinin tümünün değiştirilebildiği bir süreyi ifade eder. Üretim kapasitesinin değiştirilebildiği bu dönemde işletme ekipman miktarı ve fabrika büyüklüğü de dahil olmak üzere kullandığı bütün kaynakları değiştirebilir. Ancak uzun dönem gerçek bir üretim dönemi olmayıp, planlama dönemi olarak nitelendirilmektedir. Burada, kısa ve uzun dönem ile ilgili iki konuyu daha açıklamakta yarar bulunmaktadır. Bu konulardan birincisi kısa ve uzun dönemlerde üretim fonksiyonunun sabit olmasıdır. Yani her iki dönemde de temel üretim teknolojisinde bir değişiklik olmamaktadır. Üretim teknolojisindeki değişmenin olduğu dönem çok uzun dönem olarak ifade edilmektedir. Üretim dönemleri ile ilgili üzerinde durulması gereken ikinci konu ise kısa ve uzun dönemden sadece basit olarak bir zaman süresinin anlaşılmaması gerektiğidir. Üretim ve maliyet teorisinde kısa ve uzun dönemler, bir zaman süresinin yanısıra bazı koşulların yerine getirilmesini de kapsayan bir zaman süresini ifade etmektedir. Ayrıca kısa ve uzun dönem

141

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

ayırımına tam olarak uygun düşen bir zaman aralığı (ay veya yıl) belirtmek zordur. Söz konusu bu zaman ayırımı farklı faaliyet dallarında büyük farklılıklar gösterebilmektedir. 6.1. Kısa Dönemde Üretim: Değişken Girdi Getirisi Herhangi bir mal veya hizmetin üretimi için üretim faktörlerine veya girdilere (input) ihtiyaç bulunmaktadır. Üretim faktörleri ve girdiler çoğu zaman aynı anlamda kullanılmakla birlikte esasında girdi kavramı, üretim faktörleri kavramına göre çok daha geniş kapsamlıdır. Üretim faktörleri; toprak, emek, sermaye ve girişimci faktörlerinden oluşmaktadır. Buna karşın girdi denilince, üretim sürecine giren her şey (hammadde, ara malı, enerji gibi) ifade edilmektedir. Örneğin, tarımsal üretimde toprak, emek ve sermaye kullanımından bahsedildiğinde sadece üretim faktörleri söz konusudur. Ancak, “üreticinin iyi bir verim elde etmesi için üretim sürecinde gübreleme, sulama, tarımsal savaşım ve hasat gibi işlemler doğru bir şekilde yapılmalıdır” denildiğinde ise girdilerden söz edilmektedir. Girdiler genel olarak sabit ve değişken girdi olarak ikiye ayrılmaktadır. Sabit girdi; kısa dönemde üretimde kullanılan miktarı sabit olup, üretim miktarı değişse bile miktarı değişmeyen girdilerdir. Buna karşın üretim miktarına bağlı olarak miktarı değişen girdiler değişken girdi olarak adlandırılır. Örneğin, kısa dönemde fabrika ve makine sabit girdi iken işgücü ve hammadde değişken girdidir. Çıktı (output) ise üretim faaliyeti sonucunda meydana gelen ve üretimin amacı olan ürünlerdir. 6.1.1. Kısa Dönem Üretim Fonksiyonu Girdiler ile çıktılar arasındaki ilişki üretim fonksiyonu ile açıklanır. Bir firmanın veya işletmenin çıktısı, o işletmede üretim sürecinde kullanılan girdilerin miktar ve bileşimine bağlıdır. Üretim fonksiyonunda, girdi ve ürün fiyatları (maliyetler) göz önüne alınmadan sadece mevcut teknoloji çerçevesinde ürün ve girdi ilişkilerinin fiziki yönü ele alınmaktadır. Girdi ile çıktı arasındaki fonksiyonel bağ üretim fonksiyonu olarak ifade edildiğinden üretim fonksiyonu aşağıdaki gibi yazılabilir;

Y = f ( X 1 / X 2 , X 3 ,...... X n )
Burada Y toplam üretim miktarını, X1 değişken girdi miktarını,

X 2 , X 3 ,...... X n ise belli bir anda üretimde kullanılan sabit üretim
girdilerinin miktarını gösterir. Bu nedenle üretim fonksiyonu, farklı girdi
142

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

bileşimlerinin kullanılmasıyla bir maldan elde edilebilecek ürün miktarlarını gösteren teknolojik bir ilişki olarak da tanımlanmaktadır. Kısa dönem üretim fonksiyonunda, diğer tüm faktörler sabitken bir faktör arttırıldığında toplam ürünün nasıl değiştiği incelenmektedir. Üretim fonksiyonu ile ürün ve girdiler arasındaki teknik ilişkiler saptanmaktadır. Ancak ekonomistler daha çok bu ilişkinin ekonomik yönü ile ilgilidirler. Bunun için, genellikle önce tüm girdiler sabitken, girdilerden sadece bir tanesi değiştiğinde üretim miktarının ne yönde ve ölçüde değişeceği, daha sonra ise bütün girdilerin değiştiği durumda üretimin ne ölçüde değişeceği araştırılmaktadır. 6.1.2. Toplam, Ortalama ve Marjinal Ürün Toplam Ürün (TÜ): Değişken girdi miktarının arttırılmasıyla elde edilen toplam çıktıya toplam ürün denilmektedir. Eğer biri hariç, tüm üretim girdileri sabit tutulursa toplam ürün kullanılan değişken faktör miktarına göre değişecektir. Söz konusu bu değişme Çizelge 6.1’in ikinci sütununda gösterilmiştir. Burada emek (L) değişken faktör, sermaye (K) sabit faktör olarak kabul edilmiştir. Toplam ürünün grafiksel gösterimi ise Şekil 6.1’in üst kısmında verilmiştir. Toplam ürün, kullanılan değişken girdi miktarındaki artışa bağlı olarak başlangıçta artan oranlarda artar, daha sonra azalan oranlarda artar ve nihayet belirli bir noktadan sonra mutlak olarak azalmaya başlar. Çizelge 6.1’de görüldüğü gibi değişken girdi kullanımı arttıkça toplam ürün artmakta ve belli bir noktada maksimum ürün (64 birim) elde edilmektedir. Ancak değişken girdi kullanım miktarı 9 birime yükseldiğinde toplam ürün azalmaktadır. Özetlemek gerekirse, sadece bir girdi kullanımı arttırılıp, diğerleri sabit tutulduğunda toplam ürün sırasıyla artan oranlarda artış, azalan oranlarda artış ve mutlak olarak azalış olmak üzere üç aşamalı bir gelişme gösterir. Ortalama Ürün (OÜ): Ortalama ürün, toplam ürünün kullanılan değişken girdi miktarına (L) bölünmesi ile elde edilir. Dolayısıyla OÜ, her birim emek başına düşen toplam ürün (TÜ) miktarını göstermektedir.
OÜ = TÜ L

Çizelge 6.1’in üçüncü sütunundan izlenebileceği gibi değişken girdi miktarı arttıkça ortalama ürün önce artar, belli bir noktada (5 işçi), maksimuma (11 birim) ulaşır ve sonra azalmaya (5.işçiden sonra) başlar.

143

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Ortalama ürünün maksimum olduğu noktaya azalan ortalama prodüktivite noktası da denilmektedir. Marjinal Ürün (MÜ): Marjinal ürün, toplam üründeki (TÜ) değişme miktarının, değişken girdi miktarındaki birim değişmeye oranıdır.
MÜ = ∆TÜ ∆L

Başka bir ifadeyle marjinal ürün, değişken girdinin her ek biriminin kullanılmasından dolayı toplam üründe meydana gelen değişmedir. Buna göre marjinal ürün, üretim fonksiyonunun türevine eşittir. Marjinal ürün değerleri Çizelge 6.1’in dördüncü sütununda verilmiştir. Örneğin kullanılan işçi sayısının 4’ten 5’e çıkması (∆L = 1) , toplam ürünün 40 birimden 55 birime çıkmasına neden olmaktadır. Yani çıktı 15 birim artmaktadır (∆TÜ = 15) . Dolayısıyla marjinal ürün 15 ( MÜ = 15 / 1) birim olarak hesaplanmış olur. Çizelge 6.1’de açıkça görüldüğü gibi marjinal ürün çıktı arttıkça başlangıçta artar daha sonra ise azalır. Bu durum Çizelge 6.1’deki değerler izlenerek görülebilir. Nitekim marjinal ürün, 4 işçi kullanıldığında maksimum (19 birim) olmakta, daha sonra ilave edilen her işçinin marjinal ürünü azalmakta ve 9 işçi kullanıldığında marjinal ürün negatif olmaktadır. Marjinal ürünün maksimum olduğu nokta azalan marjinal prodüktivite olarak da ifade edilmektedir. Çizelge 6.1. Toplam, Ortalama ve Marjinal Ürün Kullanılan şçi Toplam Ortalama Sayısı (L) Ürün (TÜ) Ürün (OÜ) (1) (2) (3) 1 4 4 2 10 5 3 21 7 4 40 10 5 55 11 6 60 10 7 63 9 8 8 64 9 63 7

Marjinal Ürün (MÜ) (4) 4 6 11 19 15 5 3 1 -1

144

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.1.3.Azalan Verim Yasası Bir üretim faktörü (sermaye) sabitken, diğer bir üretim faktörü (emek) değiştirilir ise belli bir noktadan sonra ilave edilen her ek miktar değişken faktör birimi, toplam üretime kendisinden bir önceki değişken faktör birimine göre daha az katkıda bulunur. Bu olaya azalan verimler (veya değişken oranlar yasası) denir. lk defa David Ricardo tarafından 19. yüzyılda ifade edilen bu yasa ekonomide en çok kabul gören ve en eski teorilerden birisidir. Ricardo tarafından tarım işletmelerinde yapılan incelemeler sonucu ortaya atılan bu yasa ilk önceleri sadece tarımsal üretim için geçerli sayılmıştı. Ancak günümüzde azalan verimler yasasının sadece tarımsal üretimde değil, her üretim faaliyeti için geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle herhangi bir üretim faaliyetinde girdilerden yalnız biri arttırılıp, diğerleri sabit tutulduğu zaman bir süre sonra mutlaka azalan verimler yasası ile karşılaşılmaktadır. Ancak azalan verimler yasasının kısa dönemde geçerli olduğunu unutmamak gerekir. Azalan verimler yasası, Şekil 6.1’de verilen grafikle açıklanabilir. Görüldüğü gibi grafik iki kısımdan oluşmaktadır. Grafiğin üst kısmı toplam ürün, alt kısmı ise ortalama ve marjinal ürün eğrilerini göstermektedir. Sermaye sabit tutulup emek kullanımı arttırıldığında toplam ürün artmaktadır. Bu artış işçi sayısının 1’den 8’e çıkarılmasına kadar devam etmektedir. Buna karşın ortalama üründeki artış 5 işçi, marjinal üründeki artış ise 4 işçi çalıştırılmasına kadar artmaktadır. Ancak oluşan bu maksimum seviyelerden sonra toplam, ortalama ve marjinal ürün azalmaktadır. Azalan verimler yasasının işleyişini bir örnek ile açıklayabiliriz. Örneğin, bir çiftçinin sadece iki üretim faktörü kullanarak tarımsal üretim yaptığını varsayalım. Bu faktörlerden sabit olan üretim faktörü arazi (10 dekar), değişken üretim faktörü ise emek olsun. Çiftçi yalnızca bir işçi çalıştırdığında, o işçi üretim sürecindeki tüm işleri yapmak zorundadır. Dolayısıyla tek bir işçi tüm işleri yapmak zorunda olduğundan, işçinin üretim sürecindeki herhangi bir işte (hasat, ilaçlama, vb.) uzmanlaşması söz konusu olmayacaktır. Çiftçinin üretimde çalıştırmak üzere bu işçinin yanına ikinci bir işçi daha istihdam ettiğini düşünelim. Bu durumda işçilerin aralarında bir işbölümü yapılabileceğinden uzmanlaşma söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla işgücü verimliği, yani marjinal ürün artacaktır. Aynı üretim faaliyeti için üç işçi istihdam edildiğinde ise uzmanlaşma daha da artacak ve elde edilen ilave ürün miktarında artış daha fazla olabilecektir. Ancak üretimdeki bu artış sürekli devam etmeyecek ve bir noktadan itibaren işe alınan ek işçilerin marjinal ürünleri düşecektir. Dolayısıyla bu noktadan
145

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

itibaren ilave edilen her yeni işçinin üretime katkısı, kendisinden bir öncekine göre daha az olacak şekilde üretim artacaktır. Burada arazi miktarı sabit (10 dekar) olduğundan belli bir sayıda işçi istihdamından sonra azalan verim etkisini göstermektedir. Sabit olan arazi üzerinde daha fazla işçi çalıştırılmasına devam edilirse bir süre sonra üretimde mutlak bir azalma kaçınılmaz olacaktır. Eğer azalan verimler yasası geçerli olmasaydı, sabit girdiye değişken girdi miktarını ekleyerek üretimi sürekli olarak artırmak olanaklı olabilecekti. 6.1.3.1. Marjinal ve Ortalama Ürün Eğrileri Arasındaki lişkiler Şekil 6.1’de izlenebileceği gibi üretim sürecinde kullanılan işçi sayısında başlangıçtaki artışlar; toplam, ortalama ve marjinal üründe artışa neden olmaktadır. Ancak belli bir işçi sayısından sonra işçi sayısındaki artış bir süre için toplam ürünü artırmaya devam etse bile istihdam edilen yeni işçilerin üretime katkıları azalmaktadır. Bu nedenle önce marjinal ürün azalmakta daha sonra ise ortalama ürün azalmaktadır. şçi sayısı 9’a çıktığında ise toplam ürün, ortalama ürün ve marjinal ürün azalmaya başlamaktadır. Marjinal ürün ve ortalama ürün arasındaki ilişkiler aşağıdaki gibi özetlenebilir: (i) Marjinal ürün, ortalama üründen büyük olduğu sürece, ortalama ürün artmaktadır ( MÜ > OÜ ⇒ OÜ artar ) . (ii) Ortalama ürünün maksimum olduğu noktada, ortalama ürün ile marjinal ürün birbirine eşittir (OÜ = maksimum ⇒ OÜ = MÜ ) (iii) Marjinal ürün ortalama üründen küçük olduğu zaman, ortalama ürün azalmaktadır ( MÜ < OÜ ⇒ OÜ azalız ) . (iv) Marjinal ürün sıfır olduğu zaman, toplam ürün maksimumdur ( MÜ = 0 ⇒ TÜ maksimumdur ) .

6.1.3.2. Üretim Safhaları Şekil 6.1’in incelenmesinden görüleceği gibi üretimin üç safhası bulunmaktadır. Bu safhalar I., II. ve III. üretim safhaları olarak ifade edilir.
146

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

I. üretim safhası; Başlangıçtan ortalama ürünün en yüksek olduğu noktaya kadar devam eder. Bu noktada aynı zamanda ortalama ürün eğrisi ile marjinal ürün eğrisi birbirine eşittir (OÜ=MÜ). II. üretim safhası; Ortalama ürünün maksimum olduğu noktadan marjinal ürünün sıfır olduğu noktaya kadar devam eder (MÜ=0). III. üretim safhası; Marjinal ürünün sıfır olmasından sonraki safhadır. Bu safhada toplam ürün azalmaya başlar. Üretimin bu safhaları ve bu safhaların teknik özellikleri Çizelge 6.2’de verilmiştir.

Çıktı

70 60 50 40 30 20 10 0 1 2 3 4 (i) Toplam Ürün I. Safha 5 6 7 8

9 şgücü III.Safha

Çıktı

20 15 10 5 0 -5 1

II.Safha

2

3 4 5 6 7 (ii) Marjinal ve Ortalama Ürün

8

9

şgücü

147

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 6.1. Toplam, Ortalama ve Marjinal Ürünler “ şletmeci ya da firma bu üretim safhalarından hangisinde üretim yapacaktır?” sorusuna hemen verilecek yanıt bu safhanın III. üretim safhası olmayacağıdır. Çünkü III. safhada üretici daha çok girdi kullanmasına karşın, daha düşük düzeyde üretim elde etmektedir. Dolayısıyla rasyonel hareket eden hiçbir üretici bu safhada üretim yapmak istemez. I. üretim safhasına gelince, bu safhada kullanılan değişken girdinin etkinliği I. safhanın sonuna kadar devam etmektedir. Bu safhada ilave bir birim değişken faktörün sağladığı üretim miktarı ortalama ürünün çok üstündedir. Dolayısıyla I. safhada üretim yapılırsa üretici daha yüksek bir kârdan kendisini mahrum bırakmış olacaktır. Bu açıklamadan sonra üretimin II. safhada yapılması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak üretim II. safhanın neresinde yapılacaktır? Bu sorunun yanıtını vermek için ise girdi ve çıktı fiyatlarının bilinmesine gerek vardır. Üretim fonksiyonu ile ilgili iki optimum nokta bulunmaktadır. Bunlar, toplam ürünün maksimum olduğu fiziki optimum nokta ile üretimde kullanılması gereken en ekonomik değişken girdi miktarını veren ekonomik optimum noktadır. Çizelge 6.2. Üretim Fonksiyonu Safhalarının Teknik Özellikleri
I. Safha
I. ve II. Safha II. Safha arasındaki sınır TÜ, dönüşüm OÜ maksimuma TÜ azalan noktasına kadar artan ulaşır. oranlarda artar. oranlarda artar. OÜ artmaktadır. OÜ=MÜ OÜ azalmaktadır. II. ve III. Safha arasındaki sınır TÜ maksimuma ulaşır. MÜ sıfırdır.

III. Safha
TÜ azalmaktadır. OÜ azalmakta ancak MÜ’ den büyüktür. MÜ negatif olup sürekli azalmaktadır. OÜ sıfırdan büyüktür.

MÜ artmakta olup, Esneklik Katsayısı MÜ sürekli olarak Esneklik OÜ’den ve sıfırdan (εp)=1 azalmakta ve bu Katsayısı büyüktür safha boyunca (εp) =0 OÜ’ den küçüktür. MÜ maksimuma ulaşır OÜ ve MÜ’ nün ve azalmaya başlar her ikisi de ancak hala OÜ’den pozitiftir. büyüktür. Esneklik Esneklik Katsayısı Katsayısı

Esneklik Katsayısı

(εp)>1

(εp)<1

(εp) <0

148

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.2. Uzun Dönemde Üretim: Ölçeğe Getiri Hatırlanacağı üzere uzun dönem, üretim faktörlerinin hepsinin değiştirilebildiği bir zaman süresi olarak tanımlanmıştı. Uzun dönemde, kısa dönemden farklı olarak sabit faktörler de arttırıldığına göre toplam ürün ne şekilde değişecektir? Başka bir ifadeyle firma tüm girdilerini aynı oranda arttırırsa, toplam üründe nasıl bir değişme olacaktır? Bu soruları açıklayabilmek için ölçeğe göre getiri konusunu incelemek gerekir. Ölçeğe getiri kavramı uzun dönemde, ölçek değiştikçe girdi ve çıktı arasındaki ilişkileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Uzun dönemde üretim faktörlerinin hiç birisi sabit olmadığından girdilerin tümünün miktarı arttırıldığında çıktının değişimine bağlı olarak üç durum söz konusudur. Bunlar; ölçeğe sabit getiri, ölçeğe artan getiri ve ölçeğe azalan getiri olarak ifade edilmektedir. Ölçeğe göre getiriyi açıklamak için firmanın sadece sermaye ve emek olmak üzere iki üretim faktörü kullandığını varsayalım. Eğer firma emek ve sermayenin kullanımını iki katına çıkardığında çıktıda iki kattan daha fazla bir artış olursa ölçeğe artan getiri söz konusudur. Eğer girdilerdeki iki kat artış, çıktıda iki kat artışa yol açarsa ölçeğe sabit getiriden söz edilir. Girdilerdeki iki kat artış, çıktıda iki kattan daha az bir artış meydana getirirse ölçeğe göre azalan getiriden bahsedilir. Ölçeğe getirinin bu üç durumu Şekil 6.2’de verilmiştir. Şekilde farklı kapasitede iki fabrika için kısa dönem ortalama ürün ve kısa dönem marjinal ürün eğrileri gösterilmektedir. Kısa dönemde firma, fabrikaların ancak birinde üretim yapabilmektedir. Dolayısıyla çıktıdaki değişme, yalnızca değişken girdideki değişmeden kaynaklanmaktadır. Buna karşın uzun dönemde firma bu iki fabrikanın herhangi birinde üretim yapabilir. Bu nedenle uzun dönem değişmeleri, bir seri kısa dönem eğrilerinden diğerine hareketten oluşmaktadır. Bu durum sermayenin değiştirilebildiği anlamına gelmektedir. Şekil 6.2’de kısa dönem ortalama ve marjinal ürün eğrileri küçük fabrika için KOÜ1 ve KMÜ1, büyük fabrika için ise KOÜ2 ve KMÜ2 ile gösterilmiştir. Büyük fabrikada, küçük fabrikanın tam iki katı sermaye kullanıldığı varsayılmaktadır. Ölçeğe getirinin üç durumu Şekil 6.2 yardımıyla aşağıda kısaca açıklanmıştır.

149

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Kişi başına ürün

Şekil 6.2. Uzun Dönemde Ölçeğe Getiri
c d KOÜ2 KMÜ1 KOÜ1 KMÜ2

L1 (i) Ölçeğe Sabit Getiri

L2

şgücü

Kişi başına ürün

h g

KOÜ2 0 KOÜ1 KMÜ1 0 Kişi başına ürün L1 L2 150 (ii) Ölçeğe Artan Getiri KMÜ2

şgücü

KOÜ1

n

m

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.2.1. Ölçeğe Sabit Getiri Üretimde kullanılan girdiler belirli bir oranda arttırıldığı zaman çıktı da aynı oranda artarsa, buna ölçeğe göre sabit getiri denilmektedir. Çünkü bu durumda kullanılan girdi miktarı iki katına çıkarıldığında, çıktıda iki katına çıkmaktadır. Ölçeğe göre sabit getiri Şekil 6.2’nin en üst kısmında
KMÜ1 KMÜ2 0 L1 L2 (iii) Ölçeğe Azalan Getiri şgücü KOÜ2

verilmiştir. Söz konusu şekilden izlenebileceği gibi firmanın kısa dönem ortalama ürün (KOÜ1) eğrisi üzerindeki c noktasında çalıştığını varsayalım. Bu noktada ortalama ürün maksimumdur. Yani L1 kadar işçi çalışmakta ve işçi başına ortalama ürün ise c kadardır. Şimdi, birincinin iki katı büyüklüğünde olan yeni bir fabrika yapıldığını ve bu fabrikada öncekinin iki katı kadar işçi çalıştığını kabul edelim. Yani, büyük fabrikada çalışan işçi miktarı (L2), küçük fabrikada çalışan işçi miktarının (L1) iki katı kadardır. Bu durumda çıktı da iki kat artmaktadır. Başka bir ifadeyle birim girdi miktarı başına düşen çıktıda aynı orandadır. Böylece Şekil 6.2(i)’de c=d ve ölçeğe getiri sabit olmaktadır. 6.2.2. Ölçeğe Artan Getiri Girdilerde belirli bir oranda artış, çıktıda girdideki artış oranından daha fazla bir artışa neden olursa ölçeğe artış söz konusudur. Daha açık bir ifadeyle girdilerin miktarı iki kat arttırıldığında, çıktı iki kattan daha fazla artış gösterirse ölçeğe göre artan getiriden bahsedilir. Artan getiri durumu Şekil 6.2(ii)’de verilmiştir. Burada firmanın küçük fabrikadan daha büyük fabrikaya geçtiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla firma kullanmış olduğu sermaye miktarını iki katına çıkarmaktadır. Benzer şekilde kullanılan işçi miktarının da iki katına (L1’den L2’ye) çıktığı varsayılmaktadır. Bu durumda ortalama ürün kullanılan girdilerden daha fazla artmaktadır. Yani h>g olmaktadır. Buna göre işçi ve sermaye girdileri iki kat arttırıldığında, çıktıda iki kattan daha fazla artış söz konusu olmakta yani ölçeğe getiri artmaktadır. 6.2.3. Ölçeğe Azalan Getiri
151

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Girdilerin tümündeki belirli bir orandaki artış çıktıda, girdideki artış oranına göre daha az oranda bir artış meydana getirirse ölçeğe göre azalan getiri söz konusudur. Yani girdilerin miktarı iki kat arttırıldığında çıktıdaki artış, iki kattan daha az ise azalan getiri durumu vardır. Ölçeğe azalan getiri Şekil 6.2(iii)’de gösterilmiştir. Bu durumda fabrika kapasitesi ve işçi miktarı iki katına çıkarılmasına karşın ortalama ürün n’den m’ye düşmektedir. Yani girdideki iki kat artışla çıktıda iki kattan daha az bir artış olmaktadır. Genellikle ölçek değiştikçe (kullanılan faktör miktarları arttıkça) firma önce artan getiri, sonra sabit getiri ve sonunda azalan getiri aşamasına ulaşır. Ancak her üç durumda da üretim teknolojisi değişmemekte sadece ölçek değişmektedir. 6.3. Eş-Ürün Eğrileri Daha önceki konularda girdilerden birinin değiştirilip diğerlerinin sabit tutulduğu ya da bütün girdilerin aynı oranda değiştirildiği durumlarda üreticinin üretim davranışları incelenmişti. Şimdi bir faktörün, diğeri yerine ikame edilmesi durumundaki üretim kurallarının nasıl ortaya çıktığı açıklanacaktır. Bu amaçla eş-ürün eğrileri yaklaşımı kullanılacaktır. Eş-ürün eğrisi belirli bir üretim miktarını oluşturan iki üretim faktörünün çeşitli bileşimlerini gösterir. Dolayısıyla eş-ürün eğrisi üzerinde toplam ürün sabitken üretim faktörleri değişkendir. Eş-ürün eğrileri daha önce tüketim teorisinde açıklanan farksızlık eğrilerine benzemektedir. Ancak farksızlık eğrileri üzerinde toplam fayda sabitken eş-ürün eğrileri üzerinde toplam ürün sabittir. Eş-ürün eğrilerini açıklamak için üretim sürecinde sermaye (K) ve emek (L) gibi üretim faktörlerinin kullanıldığını varsayalım. Buna göre belirli bir ürünü elde etmek için (örneğin 6 birim) eğri üzerinde kalmak koşulu ile emek ve sermayenin bütün olası bileşimleri elde edilebilir (Çizelge 6.3). Çizelge 6.3’deki veriler kullanılarak eş-ürün eğrisi açıklanabilir. Görüldüğü gibi belirli bir üretim miktarına (6 birim), ulaşmak için emek ve sermayenin değişik bileşimleri söz konusudur. Örneğin; ilk bileşimde (a) sermaye daha çok (18 birim) kullanılırken, emek daha az (2 birim) kullanılmaktadır. Üretimi sabit tutabilmek için giderek daha çok miktarda emek, sermayenin yerine ikame edilmektedir. kameye devam edilirse g bileşiminde sermayenin daha fazla oranda emek ile ikame edildiği görülmektedir. Sermaye ve emek faktörleri arasındaki ikame oranı Çizelge 6.3’ün son üç sütununda gösterilmiştir.

152

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Görüldüğü gibi faktörler arasında ikame oranının mutlak değeri giderek küçülmektedir.

Çizelge 6.3. Belirli (Sabit) Çıktıyı Üretmenin Alternatif Yöntemleri Sermaye Emek ∆K ∆L kame Oranı Bileşim (K) (L) ∆K/∆L A 18 2 B 12 3 -6 1 -6.00 C 9 4 -3 1 -3.00 D 6 6 -3 2 -1.50 E 4 9 -2 3 -0.67 F 3 12 -1 3 -0.33 G 2 18 -1 6 -0.17 Çizelge 6.3’deki değerlerden yararlanılarak eş-ürün eğrisi (Şekil 6.3) çizilmiştir. Görüldüğü gibi eş-ürün eğrisi, belirli miktarda bir üretim (6 birim) miktarı, emek ve sermayenin değişik bileşimlerinden elde edilmektedir. Eş-ürün eğrisi üzerinde bir noktadan diğerine hareket edildiğinde, sabit üretim düzeyinde kalabilmek için bir üretim faktörünü diğeri ile ikame etmek gerekliliği vardır. Örneğin; b noktasından c’ye hareket edildiğinde; 1 birim emek, 3 birim sermaye yerine ikame edilmektedir.

Sermaye

20 a 16 12 8 4 b c 153

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 6.3. Eş-Ürün Eğrisi

Tüketicilerin farksızlık eğrilerine benzer şekilde, üreticiler için de çok sayıda eş-ürün eğrileri çizilebilir. Bu şekilde çok sayıda eş-ürün eğrisinden oluşan eğrilere eş-ürün paftası adı verilir (Şekil 6.4). Eş ürün eğrilerinden
d e f g 16 Q=6 20 şgücü

0

4

8

12

orijinden en uzakta olan (10 birim) en yüksek üretim düzeyini temsil eder.

Şekil 6.4. Eş-Ürün Paftası 6.3.1. Eş Ürün Eğrilerinin Özellikleri Eş-ürün eğrilerinin özellikleri, tüketici teorisinde incelenen tüketicilerin farksızlık eğrilerine benzemektedir. Eş-ürün eğrilerinin özellikleri kısaca şöyle özetlenebilir: (i) Eş-ürün eğrileri birbirlerini kesmezler. Eş-ürün eğrilerinin birbirleri ile kesişmesi aynı girdi bileşiminin farklı iki üretim miktarını
4 8 12 16 20 Emek

meydana getirmesi anlamına gelir. Bu durum eş-ürün eğrilerinin tanımına uygun düşmez.
Sermaye 20 16 12 8 4 0 Q=10 Q=8 Q=6 Q=4

154

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

(ii) Eş-ürün eğrileri sol yukardan sağ aşağı doğru azalan bir eğridir. Bu durum eş-ürün eğrisinin eğiminin negatif olmasından kaynaklanmaktadır. (iii) Eş-ürün eğrileri genellikle orijine göre dış bükeydir. Eş-ürün eğrisinin orijine dış bükey olmasının nedeni marjinal ürünün azalış yasası ile açıklanabilir. Anımsanacağı gibi eş-ürün eğrilerinde, kullanılan iki üretim faktöründen birinin miktarında belli bir azaltma yapılmasına karşın ürün miktarının değişmemesi istenilmektedir. Bunu sağlamanın yolu ise ancak diğer faktörün kullanımındaki yapılacak artışlar ile olasıdır. Başka bir ifadeyle üretimde kullanılan iki faktörden birisinin azaltılması ile ortaya çıkacak olan üretim kaybını önlemek için, diğer faktörün kullanım miktarının giderek arttırılması gerekmektedir. şte bu gereklilik, yani bir faktörün kullanımı azaltılırken diğerinin arttırılarak kullanılması, eş-ürün eğrilerinin dış bükey olmasına yol açmaktadır. (iv) Eş-ürün eğrileri orijinden uzaklaştıkça ürün miktarı artar. Bir eş-ürün eğrisinden bir üstteki diğer eş-ürün eğrisine geçilmesi daha yüksek bir üretim düzeyini gösterir. Dolayısıyla her bir eş-ürün eğrisi ayrı bir üretim seviyesine sahiptir. 6.3.2. Marjinal Teknik kame Oranı Aynı eş-ürün eğrisi üzerinde kalmak koşuluyla herhangi bir üretim faktöründen bir birim vazgeçilmesi karşılığında, diğer üretim faktöründen kullanılan miktar arasındaki oran marjinal teknik ikame oranı (MT O) olarak ifade edilir. Örneğin, eş-ürün eğrisi üzerinde C noktasından D’ye geçildiğini varsayalım. Bu durumda aynı ürün düzeyini koruyabilmek için emek faktörünün yerine sermaye ikame edilmektedir. Buna göre D bileşiminde ∆L kadar daha az emek (L), buna karşın ∆K kadar daha çok sermaye (K) kullanılmaktadır (Şekil 6.5). D noktasında emek yerine sermaye ikame edildiğinden MT T LK = ∆L / ∆K yazılır. Burada emek ikame olan, sermaye ise ikame eden faktördür. Diğer yandan MT O, yani ∆L / ∆K oranı aynı zamanda eş-ürün eğrisinin eğimine eşittir. Eş-ürün eğrisinin herhangi bir noktasındaki MT O, o noktada faktörler arasındaki marjinal verimlilik oranına eşittir. Sermaye miktarı artıp, emek miktarı azalırken, sermayenin marjinal veriminin düşmesine karşılık, miktarı azalan emek faktörünün marjinal verimi artar. Başka bir ifadeyle, bir birimlik emek kaybını karşılamak için sermayeden giderek daha fazla satın alınması gerekir. Dolayısıyla emek faktörünün azalmasından kaynaklanan üretim azalması, daha fazla kullanılan sermayenin neden
155

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

olduğu üretim artışına eşit olacaktır. Sermayenin marjinal verimliliği MVK, emek faktörünün marjinal verimliliği de MVL ile gösterilirse MT O şöyle ifade edilebilir:

MT T =

Sermayenin Marjinal Verimliliği MVK = EmeğmeMarjinal Verimliliği MVL
Buradan;
MT O LK = ∆L MVK = ∆K MVL

olur.

Emek (L) L1 L D L2 α 0 K1 K K2 Sermaye (K) C

Şekil 6.5. Eş-Ürün Eğrilerinin Eğimi Biraz önce açıklandığı gibi MT O, aynı zamanda üretimde kullanılan faktörlerin verimlilikleri oranını ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, iki faktör arasındaki MT O, faktörlerin marjinal verimlilikleri arasındaki orana eşittir. Örneğin; 1 birim emeğin marjinal verimliliğinin 2 birim çıktı, 1 birim sermayenin marjinal verimliliğinin ise 1 birim çıktı olduğunu varsayalım. Eğer firma üretim miktarını sabit tutmak için sermayenin kullanımını azaltıp, emek faktörünü arttırırsa, bu durumda firma vazgeçtiği her birim sermaye için sadece ½ birim emek ilave edecektir. Üretim faktörlerinden birini 1 birim azaltıp, diğerini 1 birim arttırdığımızda üretim miktarı değişmiyorsa faktörler arasında tam ikame vardır. Bu durumda MT O=1’dir. Ancak gerçek hayatta daha çok, MT O’nın sıfırdan büyük (MT O>0) ve birden küçük (MT O<1) olduğu durum yaygındır.
156

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.3.3. Eş Maliyet Doğruları Tüketici dengesi analizlerindeki bütçe doğrusunda olduğu gibi, üretici dengesinde de iki faktörün piyasa fiyatları arasındaki orana göre belirlenen eş-maliyet doğrusu elde edilmektedir. Dolayısıyla, eş-maliyet doğrusunun çizimi bütçe doğrusunun çizimine benzemektedir. Yani faktör fiyatları veri iken firmanın farklı bileşimlere ödeyeceği masraf toplamı eş-maliyet doğruları ile gösterilir (Şekil 6.6). Başka bir ifadeyle üretici çok farklı faktör bileşimleri ile aynı miktar üretim yapabilir. Bu nedenle belirli bir toplam harcama ile satın alınabilecek tüm faktör bileşimlerini gösteren doğru eşmaliyet doğrusu olarak ifade edilmektedir. Mt : Üreticinin sermaye (K) ve emek (L) faktörleri için yaptığı toplam harcama (maliyet, bütçe) PL : Emek faktörünün fiyatı PK : Sermaye faktörünün fiyatı olarak ifade edilsin. Eğer üretici toplam bütçesini (Mt) sermaye faktörü alımı için kullanırsa, K = M t PK birim kadar (OA kadar) sermaye alabilir. Diğer yandan üretici bütün gelirini sadece emek faktörü alımına ayırırsa L = M t PL birim kadar (OB kadar) emek faktörü alabilecektir. Bu durumda toplam maliyet ile üretim faktörleri arasında aşağıdaki ilişki kurulabilir;

M t = PK .K + PL .L
Buna göre üretim faktörleri sabitken, üreticinin her iki faktörden satın alabileceği miktarlara yapılacak harcama toplamı, toplam maliyet denklemini vermektedir.

Sermaye

A Mt = PKKc + PL.L
PK D

Mt/PK

157

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 6.6. Eş-Maliyet Doğrusu Eş-maliyet doğrularının bütünü ile sağa kayması daha yüksek bir harcama anlamına gelir. Buna göre en yüksek harcama miktarı orijinden en uzaktaki eş-maliyet doğrusu ile temsil edilir (Şekil 6.7). Söz konusu doğruların her biri belirli bir masraf miktarını belirtmektedir. Her bir eşE PL 0 Emek E C A B Mt /PL Emek

maliyet doğrusunun eğimi, faktör fiyatları oranına eşit olduğundan emek fiyatı PL ve sermaye fiyatı PK ile gösterilirse eş-maliyet doğrusunun eğimi PK / PL olur. Burada iki noktayı daha belirtmekte yarar vardır. Bunlar; eş-maliyet doğrularının eğiminin, faktör fiyatları oranına eşit olması ve eş-maliyet doğrusu üzerindeki bütün noktaların üretici için maliyetinin aynı olmasıdır. Şekil 6.7. Eş-Maliyet Doğruları

0

B

158 D

F

Sermaye

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Eş-maliyet doğruları farklı biçimler alabilir. Eş-maliyet doğrusu açıklanırken üretim faktörleri fiyatları ve toplam üretici harcaması sabit kabul edilmişti. Eğer, üretim faktörleri fiyatlarından birisinin fiyatı değişirse veya faktör fiyatları sabitken, üreticinin toplam harcamalarında bir artış olursa durum ne olacaktır? Bir faktörün fiyatı değişirse örneğin, sermayenin fiyatında bir düşme olursa üretici açısından aynı miktar harcama ile fiyatı düşen sermaye faktöründen daha fazla alma olanağı meydana gelir. Bu durumda, AB eş-maliyet doğrusu, AC’ye kayar (Şekil 6.8i). Üretim faktörleri sabitken üreticinin bütçesinde bir artış olursa, eş-maliyet doğrusu bütünüyle sağa kayar. Bu durumda yeni eş-maliyet doğrusu (CD), önceki eş maliyet doğrusuna (AB) paralel bir doğru olacaktır (Şekil 6.8ii).
Emek A Emek C A

0 B C Sermaye 0 B D Sermaye (i) Sermaye Fiyatının Düşmesi (ii) Üreticinin Bütçesinin Artması Şekil 6.8. Eş-Maliyet Doğrularının Faktör Fiyatları ve Harcamalara Göre Değişmesi

6.3.4. Üretici Dengesi (Optimum Faktör Bileşiminin Seçimi) Üreticinin amacı, belirli bir harcama ile en yüksek üretimin elde edilmesidir. Eş-maliyet doğrusuna herhangi bir noktada teğet olan eş-ürün eğrisi en yüksek üretim miktarını belirler. Söz konusu teğet noktasında, aynı zamanda en uygun sermaye (K) ve emek (L) bileşimi elde edilir. Firma için en uygun faktör bileşimi E noktası olup bu noktadaki üretim Od kadar emek ve Or kadar sermaye kullanılarak gerçekleşir (Şekil 6.9). Üretici bu bileşim ile en yüksek üretimi, en düşük maliyet ile gerçekleştirir. AB eş-maliyet
159

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

doğrusu üzerinde E’nin dışında bir noktanın (N) alınması, aynı masrafla daha düşük bir üretim miktarı demektir. Aslında N noktası AB eş–maliyet doğrusu üzerinde bulunmaktadır. Ancak daha düşük bir üretim miktarını temsil eden P0 eş-ürün eğrisi üzerindedir. Diğer yandan üretici dengesi, üreticinin bütçesini aştığı için P2 üzerinde de olamaz. Dolayısıyla üreticinin belirli bir maliyetle üretimini maksimize ettiği üretim düzeyi E noktasında gerçekleşir. Üreticinin dengeye geldiği E noktasında, eş-ürün eğrisinin eğimi (∆ L / ∆ K ) ile eş-maliyet doğrusunun eğimi ( PK / PL ) birbirine eşittir. Daha önceki açıklamalarda eş-ürün eğrisinin eğiminin, MT O’na eşit olduğu [(∆ L / ∆ K ) = ( PK / PL )] belirtilmişti. Diğer yandan MT O’nın aynı zamanda, üretim faktörlerinin marjinal verimlilikleri oranına ( MVK / MVL ) eşit olduğu da ifade edilmişti. Bu durumda;

∆ L / ∆ K = MVK / MVL eşitliği elde edilir. Bu eşitlik aynı zamanda;
MVK / MVL = PK / PL veya MVK / PK = MVL / PL olarak yazılabilir.
Bu formüle göre, E denge noktasında sermaye (K) faktörünün marjinal veriminin (MVK) sermayenin fiyatına (PK) oranı, emeğin (L) marjinal veriminin (MVL) emeğin fiyatına (PL) oranına eşittir. Bu eşitlik, belirli bir üretimin en düşük masrafla veya belirli bir masrafla en yüksek üretimin gerçekleşmesi anlamına gelir. Yani, üretici masraflarını faktörler arasında dağıtırken, her bir üretim faktörüne harcadığı son liranın yaratacağı marjinal verimler birbirine eşit olacak şekilde davranır.
Emek A N

d

E P2 P1 P0 0 r B 160 Sermaye

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Şekil 6.9. Optimum Faktör Bileşiminin Seçimi 6.3.5. Genişleme Yolu Genişleme yolu, farksızlık eğrilerinde açıklanan gelir-tüketim eğrisinin üretim teorisindeki şeklidir. Genişleme yolu, faktör fiyatları sabit kalmak koşulu ile üretim miktarı ve maliyetler değiştiği zaman ürün miktarının genişlediğini gösteren bir çizgidir. Dolayısıyla genişleme yolu firmanın bir ölçekten diğer bir ölçeğe geçişini gösterir. Eş–ürün eğrileri ile eş-maliyet doğrularının teğet olduğu noktalar (a, b, c), üreticinin belirli bir üretimi en düşük maliyet ile üretmesini sağlayan faktör bileşimlerini gösterir (Şekil 6.10). şte bu noktaların birleştirilmesi ile genişleme yolu (0S) elde edilir. Genişleme yolu üstündeki her nokta, faktör fiyatları sabitken hem üretimdeki maksimizasyonu hem de masraflardaki minimizasyonu gösterir. Genişleme yolunun bir doğru şeklinde olması şart değildir. Genişleme yolunun şekli üretim fonksiyonunun özellikleri ile ilişkilidir.

Sermaye S Genişleme Yolu

c K1 a P2 P1 0 L1 şgücü b P3

Şekil 6.10. Üreticinin Genişleme Yolu 6.3.6. Faktör Fiyatlarının Değişmesinin Üretici Dengesine Etkisi

161

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Genişleme yolu açıklanırken faktör fiyatları sabit olarak kabul edilmişti. Ancak faktör fiyatları zaman içerisinde değişmekte ve bu durum üreticilerin davranışlarını etkilemektedir. Dolayısıyla faktör fiyatlarındaki bir değişmenin, üreticinin davranışlarını nasıl etkileyeceğini, bu değişmenin etkisinin nasıl olacağını incelemek gerekir. Örneğin, üretimde kullanılan faktörlerden sermayenin fiyatı düşerse, üreticinin yeni eş-maliyet doğrusu AC olacaktır (Şekil 6.11). Yani sermaye faktörünün fiyatının düşmesi ile üreticinin eş-maliyet doğrusu AB’den AC’ye kaymaktadır. Bu durumda, üreticinin yeni dengesi de M’den N noktasına kayacaktır. Buradaki eski ve yeni denge noktalarının birleştirilmesi ile fiyat-faktör eğrisi elde edilir. Fiyat-faktör eğrisi, tüketici analizlerinde incelenen fiyat-tüketim eğrisinin benzeridir. Sermaye faktörünün fiyatının düşmesi firmanın reel satın alma gücünü arttırdığından, fiyatı değişmeyen emek faktörünün de talebini arttırıcı yönde etki yapar. Bunun nedeni sermaye faktörünün fiyatının düşmesi ile üretici bir yandan sermayeyi, emek ile ikame etmesinden, diğer yandan da artan sermaye miktarının yeni emek faktörüne gereksinim göstermesinden kaynaklanmaktadır.

Emek A

N M 0 B

Fiyat-Faktör Eğrisi

C

Sermaye

Şekil 6.11. Fiyat-Faktör Eğrisi 6.4. Üretim Maliyetleri

162

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Daha önceki konularda üretim teorisi ile ilgili olarak azalan verim yasası, girdi-çıktı ilişkileri ve üretim ölçeği açıklanmıştı. Bu açıklamalar yapılırken, üreticilerin kullanmış olduğu girdiler ve ürün miktarı arasındaki fonksiyonel ilişkiler üzerinde durulmuştu. Ancak üreticinin kullanmış olduğu girdilerin fiyatları dikkate alınmamıştı. Üretim fonksiyonuna paralel olarak üretim miktarı ile maliyetler arasındaki ilişkiler maliyet fonksiyonu olarak ifade edilmektedir. Maliyet; üretim ve verim ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle maliyet fonksiyonu türetilmiş bir fonksiyondur. Üretim fonksiyonunda olduğu gibi üreticinin maliyet fonksiyonu da değişik şekiller alabilir. Bununla birlikte üretim maliyetleri üzerindeki açıklamalar iki türlü maliyet fonksiyonu ile yapılacaktır. Bunlar kısa ve uzun dönem üretim-maliyet ilişkileridir. Maliyetlerin kısa ve uzun dönem olarak incelenmesinin önemli bir nedeni uzun dönem maliyetlerin, firmaya geleceğe yönelik faaliyetlerin planlanmasında ışık tutmasıdır. Firmanın yatırım kararları ve teknoloji seçimi gibi konular uzun dönem maliyetlerine göre şekillenir. Buna karşın kısa dönem maliyetler, belirli bir dönemde yapılan faaliyetlerden kaynaklanan maliyetleri belirler. Kısa ve uzun dönem maliyetlerini incelemeden önce maliyet kavramının üzerinde kısaca durmakta yarar vardır. Maliyet, firmaların üretimde kullandıkları faktörler için yapmış olduğu ödemelerin tutarıdır. Maliyet kavramı geniş bir kavram olup açık maliyet, örtük maliyet, alternatif ve sosyal maliyetleri kapsar. Açık maliyet; firmalar tarafından üretim faktörleri sahiplerine ücret, faiz, rant veya ara mallara yapılan parasal ödemelerdir. Açık maliyetler ödenen ücret ve maaşlar, hammadde, kredi faizi gibi ödemelerden oluşur. Örtük maliyet; firmaların üretimde kullandığı ancak bu kullanım karşılığında parasal bir ödeme yapılmayan kaynakların değeridir. Ancak örtük maliyetler için parasal ödeme yapılmaması, bu maliyetlerin bir maliyet unsuru olma özelliğini yok etmez. Örtük maliyetler muhasebe kayıtlarına kaydedilmediğinden, muhasebe maliyeti gerçek ekonomik maliyetlerden düşük çıkar. Alternatif maliyet; fırsat maliyeti olarak da bilinir. Buna göre, üretilen herhangi bir malın değeri, aynı kaynaklarla üretilebilecek başka bir malın değerini gösterir. Dolayısıyla herhangi bir üretimin alternatif maliyeti, üretim yapıldığı için gerçekleştirilemeyen en iyi alternatif üretimdir. Sosyal maliyet; toplumun kaynaklarının bir mal için kullanılmasının değeridir.

163

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

6.4.1. Kısa Dönem Üretim Maliyetleri Kısa dönem üretim maliyetleri, firmaların belli bir dönemde yürüttükleri faaliyetler sonucu geçekleşen maliyetlerdir. Daha önceki açıklamalardan kısa dönemin üretim kapasitesinin değişmediği ve üretim miktarındaki artışın emek, hammadde gibi faktörlerin kullanımının arttırılmasıyla elde edildiği bir dönem olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla kısa dönemde üreticiler sabit faktör üzerine değişken faktörleri ilave ederek üretimde bulunmaktadırlar. Bu nedenle kısa dönem maliyetlerde tıpkı kısa dönem üretim fonksiyonu gibi faktörlerin bir kısmının sabit tutulup diğerlerinin değiştirilmesiyle belli bir üretim seviyesine ulaşılan minimum maliyetli faktör bileşimidir. Buna göre firmalar miktarı sabit olan faktörlere sabit harcama yaparken, miktarı değiştirilen faktörlere de değişen harcama yapar. Bu nedenle maliyetler sabit ve değişken maliyetler olarak ikiye ayrılmaktadır. (i) Sabit maliyetler (SM): Kısa dönemde değişmeyen ancak uzun dönemde değişen maliyetlerdir. Sabit maliyetler, kısa dönemde kullanılan ve miktarı sabit olan girdilerin maliyeti olduğundan, bu maliyetlerin üretim miktarı ile ilişkisi yoktur. Başka bir ifadeyle, sabit maliyetler kısa dönemde üretim miktarına bağlı olarak değişmez ve üretimin miktarı ne olursa olsun gerçekleşen maliyetlerdir. Yani, sabit maliyetler üretim hiç yapılmasa bile gerçekleşen maliyetlerdir. Sabit maliyetlere indirekt maliyetler (veya kaçınılamayan maliyetler) denilmektedir. Sabit maliyetlere fabrika ve ekipmanın kira bedeli, borç faizi, amortismanlar ve sigorta primleri örnek olarak verilebilir. (ii) Değişken maliyetler (DM): Değişken maliyetler, üretimde kullanılan değişir faktörlere yapılan harcamalardan oluşur. Bu nedenle değişken maliyetler üretim miktarına bağlı olan maliyetlerdir. Değişken maliyetlere; malzeme, yakıt ve taşıma masrafları, doğrudan üretimde çalışan işçilere ödenen ücretler örnek olarak verilebilir. Değişken maliyetler, üretim arttıkça artar, üretim azalınca azalır. Bu nedenle değişken maliyetler ile üretim miktarı arasında pozitif bir ilişki vardır. Üretim hiç yapılmazsa, yani üretim sıfır olursa değişken maliyetler de sıfırdır. Değişken maliyetler, üretim miktarına bağlı olarak değiştiğinden genellikle direkt (veya kaçınılabilir) maliyetler olarak da tanımlanmaktadır. Ancak uygulamada masrafların sabit ve değişken olarak ayrımı teoride anlatıldığı kadar kolayca yapılamamaktadır. Kısa dönem maliyetleri ile ilgili olarak Çizelge 6.4 verilmiştir. Kullanılan girdilerden emek değişken, sermaye ise sabit faktör olarak kabul
164

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

edilmiştir. Emeğin birim fiyatı 20 TL, sermayenin birim fiyatı ise 5 TL olarak kabul edilmiş ve bu değerlere göre toplam, ortalama ve marjinal maliyetler hesaplanmıştır (Çizelge 6.4). Toplam sabit masraflar kısa dönemde sabit olduğundan, yani üretim miktarına göre değişmediğinden tüm üretim seviyesinde bu masraflar aynıdır (10 x 5=50 TL). Emek değişken üretim faktörü olarak kabul edildiğinden, değişken masrafların hesaplanması işgücünün birim miktarı ile birim fiyatının çarpılmasıyla bulunmuştur. Kısa dönem üretim maliyetleri toplam, ortalama ve marjinal maliyet olarak ayrı ayrı aşağıda incelenmiştir. 6.4.1.1. Toplam Maliyetler (TM) Toplam maliyetler belli bir miktarda mal veya hizmet üretmek için firmanın kullandığı tüm kaynakların maliyetlerinin toplamından oluşur. Dolayısıyla toplam maliyetler, sabit ve değişken maliyetlerin toplamından oluşmaktadır. Toplam sabit maliyet TSM, toplam değişken maliyetler TDM ve toplam maliyetler de TM ile gösterilirse, toplam maliyet aşağıdaki gibi ifade edilir:

TM = TSM + TDM
Toplam sabit masraflar üretim seviyesine göre değişmez. Yani üretim bir birim de olsa bir milyon birim de olsa sabit masraflar aynıdır. Buna karşın üretim arttıkça toplam değişken maliyetler arttığı için toplam maliyetler de artar. 6.4.1.2. Ortalama Maliyetler (OM) Ortalama maliyetler, belli bir toplam maliyetin üretim miktarına (Q) bölünmesi ile bulunur;

OM = TM / Q
Ortalama maliyetler; ortalama sabit maliyet (OSM) ve ortalama değişken maliyet (ODM) olmak üzere ikiye ayrılır. Ortalama sabit maliyet; toplam sabit maliyetin üretim miktarına (Q) bölünmesi ile elde edilir:

OSM = TSM / Q

165

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Ortalama değişken maliyet (ODM) ise toplam değişken maliyetin (TDM) üretim miktarına (Q) bölünmesi ile hesaplanır.

ODM = TDM / Q
Dikkat edileceği gibi ortalama maliyetlerin, aynı zamanda ortalama sabit ve değişken maliyetlerin toplamına eşit olduğu açıktır.

OM = OSM + ODM
Ortalama değişken maliyetler; üretim miktarındaki değişmeye göre artabilir, azalabilir veya sabit kalabilir. Eğer toplam değişir masraflar (TDM), üretimden çok daha hızlı artış gösterirse ortalama değişken maliyetler yükselecektir. Eğer toplam değişken masraflar, üretimden daha yavaş artış gösterirse ortalama değişken masraflar azalacaktır. Toplam değişken masraflardaki artış ile üretimdeki artış aynı oranda olursa bu defa ortalama değişken masraflar sabit olacaktır. Yani ortalama değişken maliyet, artan verimin geçerli olduğu üretim safhasında azalır, azalan verimin olduğu üretim hacminde ise artar. Buna karşın ortalama sabit maliyetler üretim düzeyi arttıkça sürekli olarak azalmaktadır. Hatta çok yüksek çıktılarda ortalama sabit masraflar sıfıra doğru yönelmektedir. Çünkü, ortalama sabit maliyetler üretim arttıkça giderek daha büyük miktarda üretime bölünmektedir. 6.4.1.3. Marjinal Maliyet (MM) Marjinal maliyet, üretim miktarındaki değişmeye karşılık, toplam maliyetteki değişme olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, marjinal maliyet aşağıdaki gibi ifade edilir.

MM = ∆TM / ∆Q
Ancak toplam maliyeti oluşturan maliyetlerden, toplam sabit maliyet üretim miktarından bağımsız olduğundan (değişmediğinden) marjinal maliyet; aşağıdaki gibi yazılabilir.

MM = ∆TDM / ∆Q

166

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Dolayısıyla marjinal maliyet üretim miktarındaki değişmeler karşısında toplam değişken maliyetin değişme oranı olarak tanımlanabilir. Marjinal maliyetler de ortalama maliyetler gibi üretimdeki değişmeye bağlı olarak artabilir, azalabilir veya sabit kalır.

167

Ekonomiye Giriş

Üretim ve Maliyetler

Çizelge 6.4.Toplam ve Ortalama Maliyetler ( şgücü birim fiyatı 20 TL ve sermaye birim fiyatı 5TL) Girdiler Üretim Toplam Maliyet (TL) Ortalama Maliyet (birim TL) Miktarı Sabit Sabit Değişken Toplam şgücü Sermaye Değişken Toplam (Q) (birim) (birim) (TDM) (TM) (OSM) (ODM) (OTM) (TSM) (3) (1) (2) (5) (6)=(4/5) (7)=(4/3) (8)=(5/3) (9)=(6/3) (4) 1 10 4 50 20 70 12.50 5.00 17.50 2 10 10 50 40 90 5.00 4.00 9.00 3 10 21 50 60 110 2.38 2.86 5.24 4 10 40 50 80 130 1.25 2.00 3.25 5 10 55 50 100 150 0.91 1.82 2.73 6 10 60 50 120 170 0.83 2.00 2.83 7 10 63 50 140 190 0.79 2.22 3.01 8 10 64 50 160 210 0.78 2.50 3.28 TM = TSM + TDM OTM= TM /Q = OSM +ODM OSM = TSM /Q MM = ∆TDM /∆Q= ∆TM/ ∆Q ODM = TDM/Q

Marjinal Maliyet (MM) (10) 3.33 1.82 1.05 1.33 4.00 6.67 20.00

127

6.4.1.4. Kısa Dönem Maliyet Eğrileri Çizelge 6.4’deki veriler kullanılarak çizilen kısa dönem maliyet eğrileri Şekil 6.12’de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi marjinal maliyet eğrisi, ortalama toplam maliyet ve ortalama değişken maliyet eğrilerini minimum noktalarından kesmektedir. Toplam sabit maliyet ise yatay eksene paralel bir doğrudur. Çünkü, tüm üretim seviyelerinde bu masrafın miktarı (50 TL) sabittir. Toplam değişken maliyet ve toplam maliyet eğrileri birbirine paraleldir. Bu ikisi arasındaki dikey uzaklık, toplam sabit maliyete eşittir. Bu uzaklığın değeri Çizelge 6.4’te görüldüğü gibi 50 TL’dir. Toplam değişken maliyetlerdeki artış başlangıçta azalır, belli bir noktadan sonra da artar. Kısa dönem ortalama toplam maliyet eğrileri genelde U biçimindedir. Ortalama masraf eğrisinin U şeklinde olmasının nedeni, ortalama sabit maliyetlerin üretim arttıkça hızla azalmasından kaynaklanır. Buna karşın ortalama değişken maliyet eğrisinin U şeklinde olmasının nedeni, azalan verimler yasasıdır. Üretim miktarı arttıkça ortalama değişken maliyet eğrisi giderek ortalama maliyet eğrisine yaklaşarak yükselmektedir. Çünkü, yüksek üretim miktarlarında ortalama maliyetler içerisinde ortalama sabit maliyetlerin payı çok azaldığından ortalama maliyet ile ortalama değişken maliyet eğrileri birbirlerine yaklaşmaktadır. Ortalama maliyet ve marjinal maliyet eğrisi arasındaki ilişkiler şöyle özetlenebilir; (i) Ortalama maliyetler marjinal maliyetlerden büyük ise, ortalama maliyetler azalmaktadır (OM > MM ⇒ OM azalmaktadır ) . (ii) Ortalama maliyetler marjinal maliyetlere eşit olduğunda, ortalama maliyetler minimum olur (OM = MM ⇒ OM min imumdur ) . (iii) Marjinal maliyet, ortalama maliyetten büyük ise ortalama maliyet artmaktadır ( MM > OM ⇒ OM artmaktadır ) .

Toplam Maliyet

TM TDM Birim Maliyet MM

OTM ODM OSM

TSM

0 Ürün (i) Toplam Maliyet Eğrileri

0 Qm (ii) Ortalama Maliyet Eğrileri

Ürün

Şekil 6.12. Toplam, Ortalama ve Marjinal Maliyet Eğrileri 6.4.2. Uzun Dönem Maliyetleri Uzun dönemde, kısa dönemde olduğu gibi sabit üretim faktörlerine en uygun olan değişken girdi miktarını bulmak söz konusu değildir. Çünkü uzun dönemde üretim faktörlerinin tamamı değişkendir. Dolayısıyla uzun dönemde üretici açısından miktarı sabit bir faktör veya girdi olmadığından sabit maliyet de söz konusu değildir. Uzun dönemde maliyet unsurlarının tamamı değişken olduğu için bu dönemde toplam maliyetler sadece değişken maliyetlerden oluşmaktadır. Daha önce belirtildiği gibi uzun dönem, firma için üretimin planlama dönemidir. Bu dönemde firma üretim kapasitesini artırıp artırmayacağı, artıracaksa ne ölçüde artıracağı konularında teknik ve ekonomik planlamalarını yaparken uzun dönem ile ilgili bir karar alma süreci içindedir. Ancak fiili üretimi yapan firma, daima kısa dönem içinde çalışmak zorundadır. Bu nedenle uzun dönem, firma açısından bir seri kısa dönemlerin yan yana gelmesi olarak belirtilebilir. Uzun dönemde üretim için bütün girdiler istenildiği şekilde değiştirilebildiğine göre firma için bu dönemde değişen oranlar (veya azalan verimler yasası) geçerli değildir. Dolayısıyla uzun dönemde girdilerin bileşim oranının değişmediği, bir üretim fonksiyonu söz konusu olmaktadır. Ayrıca uzun dönemde firmalar, tesislerin ölçeğini

129

değiştirmenin yanı sıra tesislerin sayısını da arttırabilir. Böylece uzun dönemde tüm üretim faktörleri değiştirilebildiği için her üretim düzeyini gerçekleştirmenin en düşük maliyetli yöntemi mümkün olabilmektedir. Sonuçta uzun dönemde üretim yapan firma ölçeğe getirinin; ölçeğe göre artan, azalan ve sabit getiri durumlarından biri ile karşılaşacaktır. 6.4.2.1. Uzun Dönem Ortalama Maliyetleri Uzun dönem ortalama maliyeti (UOM); belli bir miktar üretimi en uygun üretim kapasitesi ile üretmenin, mümkün olabilecek en düşük maliyeti olarak tanımlanmaktadır. Uzun dönem ortalama maliyetleri, uzun dönem toplam maliyetlerinin, üretim miktarına bölünmesi ile elde edilir. Uzun dönemde üretim faktörlerinin değiştirilmesi nedeniyle, her üretim düzeyi için en düşük maliyetli ya da en iyi yöntem bulunmaktadır. Ancak, bu en iyi yöntem de genellikle farklı üretim düzeyleri için aynı olmamaktadır. Uzun dönemde firma istediği büyüklükte fabrika kurabilir. Her bir fabrika büyüklüğünü gösteren, bir kısa dönem ortalama maliyet (KOM) eğrisi vardır. Söz konusu farklı büyüklükteki fabrikaları temsil eden bu kısa dönem ortalama maliyet eğrileri tek bir grafikte gösterilebilir. Daha sonra bu grafikler yardımıyla uzun dönem ortalama maliyet (UOM) eğrisi bulunabilir. Bunun için dört fabrika büyüklüğünü gösteren KOM eğrilerini ele alalım. Bunlar, küçük fabrikayı gösteren KOM1, orta büyüklükte fabrikayı gösteren KOM2 ve büyük fabrikayı gösteren KOM3 ve en büyük fabrikayı gösteren ise KMO4 olsun (Şekil 6.13).

130

KOM1 KOM2 C1 C2 KOM3

KOM4

Kısa dönemde firma küçük fabrikada üretim yapabilir (KOM1). Bu
Birim Maliyet

UOM

0

Q1 131

Ürün

Şekil 6.13. Uzun Dönemde Ortalama Toplam Maliyet Eğrileri

durumda işletmenin üretim düzeyi Q1, ortalama masrafı ise C1 olacaktır. Uzun dönemde firma daha büyük fabrikada (KOM2) aynı miktardaki üretimi daha düşük masrafla (C2) yapabilmektedir. Yani küçük fabrika ile yapılan Q1 üretim miktarını, daha düşük bir masrafla orta büyüklükteki bir fabrikada (KOM2) gerçekleştirmek mümkündür. Buradaki KOM eğrisi veri bir fabrikanın en etkin bir şekilde nasıl kullanılacağını belirtirken, UOM eğrisi de istenilen çıktı miktarının en etkin şekilde üretiminin nasıl olacağını belirtmektedir. Eğer daha büyük fabrika birim başına maliyetin düşürülmesini sağlıyorsa, daha büyük fabrikada üretim yapmak firmaya avantaj sağlamaktadır. Firmanın çok sayıda fabrika büyüklüğünü seçme fırsatı varsa firmanın uzun dönem ortalama maliyet (UOM) eğrisi çizilebilir. Şekil 6.13’de görüldüğü gibi ortalama maliyet eğrilerinin her biri kısa dönem bir ortam oluşturmasına karşın bir ortalama maliyet eğrisinden diğerine geçiş olanağının olması, uzun dönem bir ortamın doğmasına neden olmaktadır. Uzun dönem ortalama maliyet eğrisine bazen zarf eğrisi de denilmektedir. Bunun nedeni uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin, kısa dönem ortalama maliyet eğrilerini zarf şeklinde sarmasından ileri gelmektedir. Buradaki kısa dönem ortalama maliyet eğrileri bir ya da daha fazla üretim faktörü sabitken üretimin en düşük maliyetini göstermektedir. Buna karşın uzun dönem ortalama maliyet eğrisi, bütün faktörler değiştiğinde herhangi bir çıktının en düşük maliyetini belirtmektedir. Dolayısıyla kısa dönem ortalama maliyet eğrisi hiçbir zaman uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin altına düşmez. Uzun ve kısa dönem maliyetleri arasındaki ilişkiler şöyle özetlenebilir; (i) Uzun dönem ortalama maliyet eğrisi, kısa dönem maliyet eğrilerine teğettir ve onları kesmez. Başka bir deyişle kısa dönem ortalama maliyet eğrisi, uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin altına düşmez. Bu nedenle uzun dönem ortalama maliyet eğrisi belirli bir üretim hacminin elde edilmesinde en düşük maliyetleri göstermektedir. (ii) Uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin kısa dönem ortalama maliyet eğrilerinin azalmaya veya artmaya başladıkları noktada onlara teğet olması yeterlidir. Dolayısıyla uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin kısa dönem ortalama maliyet eğrilerini en düşük noktasında kesmesi şart değildir. 6.4.2.2. Uzun Dönem Marjinal Maliyetleri
132

Uzun dönem marjinal maliyet kavramı, bir sonraki kapasite büyüklüğüne geçildiğinde toplam maliyetlerdeki artışı belirtir. Kısa dönem ortalama maliyet eğrileri gibi uzun dönem ortalama maliyet eğrisi de kendi uzun dönem marjinal maliyet eğrisine sahiptir. Ancak uzun dönem marjinal maliyet eğrileri, kısa dönem marjinal maliyet eğrilerinin bir bileşimi değildir. Uzun dönem marjinal maliyet eğrisi uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin gösterdiği maliyetlerden gidilerek hesaplanır. Uzun dönem marjinal maliyet eğrisi de uzun dönem ortalama maliyet eğrisini minimum noktasında keser.

133

BÖLÜM 7
TAM REKABET P YASASI
Daha önceki konularda fiyat ve üretim kararlarının belirlenmesinde yararlanılabilecek temel araçlar incelenmişti. Bu bölümde tam rekabet piyasası ve bu piyasada faaliyet gösteren firmaların fiyatlama kararları üzerinde durulacaktır. Monopol ve eksik rekabet piyasaları (monopolcü rekabet ve oligopol piyasaları) ise ayrı bölümler halinde ele alınacaktır. Tam rekabet piyasası açıklanırken ilk olarak rekabet piyasasındaki varsayımlar, diğer piyasalar ile olan farkları, piyasa fiyatı ve firma geliri konuları açıklanacaktır. Daha sonra tam rekabet piyasasında kısa dönem dengesi üzerinde durulacak ve son olarak uzun dönem dengesi konusunun açıklanması ile bölüm sona erecektir. Ancak, tam rekabet piyasasının açıklanmasına geçmeden önce piyasa ve piyasa türlerinin üzerinde kısaca durmakta yarar vardır. 7.1. Piyasa ve Piyasa Türleri Piyasa, bir mal veya hizmetin alıcı ve satıcılarını karşılaştıran bir ortam olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı gibi piyasa bir mal veya hizmet ile ilgilidir. Bu nedenle örneğin; pazar yeri bir piyasa değil, çok sayıda ürünün piyasalarının aynı ortamda bir araya gelmesinden oluşan bir ortamdır. Aynı ürünü üreten firmalar topluluğu ise endüstri olarak ifade edilmektedir. Mal üretimine örnek olarak buzdolabı, televizyon, buğday gibi ürünlerin üretilmesi, hizmet üretimine ise berberlik, turizm, bankacılık ve ticaret gibi üretimler örnek olarak verilebilir. Tahmin edileceği gibi farklı endüstrilerde, farklı sayıda firma bulunur. Örneğin otomobil ve beyaz eşya endüstrilerinde az sayıda firma olmasına karşın, çiftçilik, bakkallık, berberlik gibi endüstrilerde çok sayıda firma vardır. Bazı piyasalarda çok sayıda firma bulunurken, bazılarında az sayıda firma olmasının nedeni piyasa çeşitlerindeki farklılıktan ileri gelmektedir. Piyasa çeşitleri dört temel piyasa olarak sınıflandırılabilir. Bunlar iki uç piyasa ve bu iki uç piyasa arasında yer alan piyasa türlerinden oluşmaktadır. Söz konusu iki uç piyasanın biri tam rekabet piyasası, diğeri
134

ise monopol (veya tekel) piyasasıdır. Bu iki piyasa arasında ise monopolcü rekabet piyasası (monopollü rekabet piyasası, tekelci rekabet piyasası) ile oligopol piyasası yer almaktadır (Şekil 7.1). Ekonomi yazınında piyasalar; genellikle tam rekabet, monopol ve eksik rekabet piyasaları ayrımı yapılarak incelenmektedir. Eksik rekabet piyasaları, monopolcü rekabet ve oligopol piyasalarından oluşmaktadır. Tam Rekabet Monopolcü Oligopol Monopol Rekabet (Tekel) Eksik Rekabet Piyasaları

Şekil 7.1. Piyasa Türleri 7.2. Tam Rekabet Piyasası ve Varsayımları Tam rekabet piyasası, çok sayıda firmanın yer aldığı bir piyasadır. Bu nedenle bu piyasada alıcı ve satıcıların tek başlarına fiyatlar üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Dolayısıyla alıcı ve satıcılar fiyatı veri olarak kabul etmek durumundadır. Tam rekabet piyasasında yer alan bir firma, söz konusu bu veri (geçerli) fiyattan ürettiği malın tamamını satabilir. Firma üretimini, piyasada geçerli olan fiyattan daha yüksek bir fiyata satmak isterse bu durumda satış yapamaz. Çünkü tüketiciler aynı ürünü piyasa fiyatından başka bir satıcı firmadan alacaklardır. Alıcı ve satıcıların piyasa fiyatını veri olarak kabul etmek zorunda olmalarının nedeni tam rekabet piyasasının varsayımlarından ileri gelmektedir. Tam rekabet piyasasının varsayımları aşağıdaki gibi özetlenebilir. (i) Piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı vardır (Atomisite). Piyasada faaliyet gösteren firmalardan her biri toplam üretimin ancak çok az bir kısmını üretmektedir. Diğer yandan alıcı da üretimin ancak çok az bir kısmını satın almaktadır. Bu nedenle alıcı ve satıcılar tek başlarına piyasadaki fiyat oluşumunu etkileyememektedir. (ii) Her firma birbirinin aynı kalitede (standart) olan mal üretir
135

ve satar (Homojenlik). Bir firma tarafından üretilen ve satılan ürün, piyasadaki diğer firmaların ürünlerinden farklı değildir. Dolayısıyla piyasadaki ürünler aynı nitelikte olduğu için, alıcılar açısından ürünün kimden alınacağı önemli değildir. (iii) Alıcı ve satıcılar piyasa hakkında tam bilgiye sahiptir (Açıklık). Alıcı ve satıcılar ürünün kalitesi, fiyatlar, maliyet ve talep ile ilgili tüm bilgilere sahiptir. (iv) Piyasaya giriş ve çıkışlar serbesttir (Serbest giriş). Firmaların, istedikleri alanda üretim yapmasını engelleyecek yasal ve ekonomik engeller bulunmamaktadır. Aynı şekilde üretimden vazgeçmek isteyen bir firma istediği zaman piyasadan çıkabilmektedir. Tam rekabet piyasasının özellikleri dikkate alındığında, bu piyasalara en yakın örnek olarak tarım kesimi verilebilir. Tarımsal üretimde ürünlerin binlerce üreticisi olduğundan, her bir üreticinin üretimi, toplam üretim içerisinde çok önemsizdir. Böylece üreticilerin tek başına fiyatları etkilemeleri söz konusu değildir. Aynı şekilde çok sayıda tüketicinin varlığı da tüketicilerin bu ürünleri satın alırken fiyatları etkileyememelerine neden olmaktadır. Tam rekabet piyasasına tarım kesiminin dışında diğer bir örnek olarak menkul kıymetler borsası verilebilir. Bilindiği gibi özellikle büyük borsalarda çok sayıda firma hisse senetlerini satmak isterken bu hisse senetlerinin de değişik ülkelerden çok sayıda alıcısı bulunmaktadır. Yukarıda açıklanan varsayımlardan kolaylıkla anlaşılabileceği gibi tam rekabet piyasasına gerçek yaşamda çok ender rastlanır. O halde tam rekabet piyasası neden incelenmektedir? Bu soruya yanıt olarak üç önemli neden söylenebilir. Bunlardan birincisi, tam rekabet piyasasının ilkeleri fiyatlama analizinin iyi anlaşılması için gereklidir. kincisi, az sayıda da olsa tam rekabet piyasası özelliği gösteren piyasalar ile ilgili analizlerin yapılması sağlanır. Üçüncü olarak ise diğer piyasa türleri ile ilgili bazı yargılara varmak için tam rekabet piyasası ile karşılaştırma yapılması yararlı olmaktadır. 7.3. Tam Rekabet Piyasasının Eksik Rekabet Piyasaları le Farkları Tam rekabet piyasasında çok sayıda firma yer almasına karşın monopol (tekel) piyasasında tek firma bulunur. Monopolcü (monopollü,
136

tekelci) rekabet piyasasında ise tam rekabet piyasasındaki kadar çok sayıda firma bulunur. Ancak bu piyasada firmalar, homojen bir mal değil farklı veya tüketiciler tarafından farklı olduğuna inanılan malları üretir ve satarlar. Oligopol piyasasında ise az sayıda firma bulunur. Piyasa türleri arasındaki farklar Çizelge 7.1’de özetlenmiştir. Tam rekabet piyasaları ile diğer piyasalar arasındaki en önemli fark, tam rekabet piyasasında alıcı ve satıcıların tek başlarına fiyat üzerinde hiçbir etkilerinin olmamasıdır. Bu durum daha önce de belirtildiği gibi tam rekabet piyasasında çok sayıda firma olmasından kaynaklanmaktadır. Görüldüğü gibi firma sayısının önemi piyasa fiyatının belirlenmesindeki etkisinden ileri gelmektedir. Çünkü çok sayıda firmanın yer aldığı bir piyasada, firmanın fiyatı belirleme ya da etkileme şansı bulunmamaktadır. Örneğin; buğday, domates gibi tarım ürünü üreten çok sayıda firma (çiftçi) olduğu için, çiftçilerin fiyatı etkilemeleri söz konusu değildir. Buna karşın beyaz eşya veya otomobil üretimi yapan firmalar az sayıda olduğu için fiyatı etkileyebilirler. Dolayısıyla tam rekabet piyasasındaki firmalar sonsuz esnek (yatay eksene paralel) talep eğrisine sahipken, az sayıda firmanın bulunduğu eksik rekabet piyasaları ise negatif eğimli talep eğrisi ile karşılaşmaktadırlar.

Çizelge 7.1. Piyasa Türleri Arasındaki Farklar

Piyasa Türleri Tam rekabet Monopollü rekabet Oligopol Monopol

Firma Sayısı Ürün Farklılığı Çok sayıda Çok sayıda Az sayıda Tek Farksız Farklı Değişken Farksız

Piyasaya Giriş Kolay Kolay Genellikle zor Girilemez

7.4. Tam Rekabet Piyasasında Piyasa Fiyatı, Firma Talebi ve Geliri 7.4.1. Piyasa Fiyatı ve Firma Talebi

137

Tam rekabet piyasasında alıcı ve satıcıların fiyatlar üzerinde hiç etkileri yoktur. Bu nedenle tam rekabet piyasasında (endüstride) fiyat piyasa arz ve talebine göre oluşmaktadır. Tam rekabet piyasasında piyasa fiyatı oluşumu Şekil (7.2i)’de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi piyasanın (endüstrinin) talep eğrisi negatif eğimlidir. Şekil (7.2ii)’de ise tam rekabet piyasasındaki tek bir firmanın talep eğrisi verilmiştir. Buna göre tam rekabet piyasasında firma, piyasa fiyatından istediği miktarda mal satabilir. Çünkü söz konusu firmanın ürününe olan talep eğrisi tam esnektir (sonsuz esnek). Diğer bir ifadeyle, tam rekabet piyasasındaki firmanın ürününe olan talep eğrisi yatay eksene paralel bir doğrudur. Buna karşılık eksik rekabet piyasalarında yer alan firmaların talep eğrileri negatif eğimlidir. Dolayısıyla tam rekabet piyasasındaki firmalar ile diğer piyasa türleri arasındaki en büyük fark, firmanın talep eğrisinin şeklinden kaynaklanmaktadır.

P S P0 E

P

P0

D

D 0 Q0 (i) Piyasa (ii) Firma

Q

0

Q

Şekil 7.2. Tam Rekabet Piyasasında Piyasa ve Firma Talep Eğrileri

Şekil 7.2i’den görüldüğü gibi P0 fiyatı, piyasa arz ve talebine göre belirlenmektedir. Piyasadaki bir firma bu fiyatı veri alarak istediği kadar ürün satabilmektedir. Çünkü firmanın talep eğrisi sonsuz esnekliğe sahiptir (Şekil 7.2ii). Tam rekabet piyasasında bulunan firmanın piyasada oluşan P0 denge fiyatından yüksek bir fiyata mal satması söz konusu değildir. Firma
138

daha yüksek fiyattan mal satmak istese bile, piyasada tüm ürünlerin aynı kalitede olması nedeniyle alıcılar başka firmadan mal alımına yöneleceklerdir. Diğer yandan firma piyasa (P0) fiyatından tüm üretimini satabildiği için bu denge fiyatının altında bir fiyattan mal satmayı da düşünmeyecektir. 7.4.2. Tam Rekabet Piyasasında Firma Geliri Tam rekabet piyasasında firma geliri toplam gelir, ortalama gelir ve marjinal gelir kavramları ile incelenmektedir. Toplam gelir (TG): Toplam gelir, ürün satışından elde edilen gelirdir. Satılan mal miktarı Q ile, malın piyasa fiyatı da P ile gösterilirse; TG şöyle ifade edilir:

TG = P × Q
Ortalama Gelir (OG): Bir birim maldan sağlanan gelir miktarıdır. Ortalama gelir; toplam gelirin satılan mal miktarına bölünmesiyle bulunur ( OG = TG Q ). Başka bir ifadeyle ortalama gelir malın fiyatına eşittir ( OG = P ). Bu eşitliğe aşağıdaki formüllerden de ulaşılabilir;

OG = TG Q
TG = P × Q OG = P × Q / Q
buradan,

OG = P

Görüldüğü gibi firmanın ortalama geliri, malın birim fiyatına eşittir. Marjinal Gelir (MG): Bir birim ek malın satışı sonucu toplam gelirdeki değişme marjinal geliri verir. Yani MG = ∆TG / ∆Q olarak ifade edilir. Tam rekabetçi firmanın üretim miktarı, satmış olduğu ürünün fiyatını etkilemediği sürece marjinal gelir ve ortalama gelir tüm üretim düzeylerinde malın fiyatına eşittir. Buna göre;

MG = OG = P
Tam rekabet piyasasına konu olan bir tarımsal ürüne ait sayısal veriler kullanılarak firma gelirleri daha anlaşılır hale getirilebilir
139

(Çizelge 7.2). Ürünün kilogram fiyatı 300 TL olarak kabul edilirse, bu durumda toplam gelir, her bir kg ürün satıldıkça 300 TL artacaktır. Çünkü her bir kilogram ürün satışı 300 TL gelir getirmektedir. Dolayısıyla ortalama gelir, her bir kilogram satılan ürün için 300 TL’dir. Ayrıca her birim ek ürün satılmasıyla da 300 TL ilave gelir elde edileceği için satılan her ek birimin marjinal geliri de 300 TL olacaktır. Çizelge 7.2’de görüldüğü gibi tüm üretim düzeylerinde OG = MG = P ’dir. Çizelge 7.2. Firmanın Toplam, Ortalama ve Marjinal Geliri (TL) Gelir Fiyat Miktar (ton) Toplam Gelir Ortalama Gelir Marjinal TG = P.Q OG = TG / Q MG = ∆TG / ∆Q ( P ) (Q) 300 10 3000 300 300 11 3300 300 300 300 12 3600 300 300 300 13 3900 300 300

Tam rekabet piyasasında ortalama ve marjinal gelir ürün fiyatına eşit olduğundan, bu gelirler grafiksel olarak yatay eksene paralel bir doğru şeklinde olacaktır. Firma geçerli olan piyasa fiyatından istediği miktarda mal satabileceğinden söz konusu bu yatay doğru aynı zamanda firmanın karşılaştığı talep eğrisi olacaktır (Şekil 7.3i). Dolayısıyla tam rekabet piyasasındaki bir firmanın talep eğrisi, firmanın ortalama ve marjinal gelir eğrileriyle aynı olmaktadır. Diğer yandan, tam rekabet koşullarında çalışan bir firma için fiyat sabit olduğundan toplam gelir, orijinden yukarı doğru eğimli bir doğru olacak ve satış arttıkça toplam gelir de yükselecektir (Şekil 7.3ii).
P 300 0 140 OG =MG= P P 3900 3000 0 TG

10

Q

10 (ii) Toplam Gelir

13

Q

(i) Ortalama ve Marjinal Gelir

Şekil 7.3. Firma Gelirlerinin Grafiksel Gösterimi Özetlemek gerekirse, eğer piyasa fiyatı firmanın üretim miktarından etkilenmez ise firmanın talep eğrisi, ortalama gelir ve marjinal gelir eğrisi aynı yatay doğru olmaktadır. Tam rekabet piyasasındaki tek bir firmanın arzı piyasa fiyatını etkilemediğinden firmanın marjinal geliri, ürün fiyatına eşit ve her satış düzeyi için aynı olacaktır. Bu nedenle de satış başına gelir olan ortalama gelir, marjinal gelire ve ürün fiyatına eşittir. 7.5. Tam Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi Tam rekabet piyasasında firmanın amacı, kârını maksimize etmek veya zararını minimize etmektir. Bu durumda firma, “kârın maksimum olduğu üretim miktarını nasıl belirleyecektir?” sorusunun yanıtı firmanın kısa dönem dengesi açıklanarak verilecektir. Ancak, kısa dönem dengesi ya da kâr maksimizasyonunu açıklamadan önce herhangi bir piyasada kârını maksimum yapmak isteyen firmaların davranış kurallarını incelemekte yarar vardır. Kârını Maksimize Etmek steyen Firmanın Davranış Kuralları: Herhangi bir piyasada üretim yapan firmanın kârını maksimize etmesi için kapanma kuralı ve optimum çıktı kuralı olmak üzere iki kuralı izlemesi gerekmektedir. Söz konusu bu kurallar ile esas olarak iki soruya yanıt aranmaktadır. Bunlardan birincisi; firmanın üretip-üretmemesi ile ilgilidir. kincisi ise firmanın üretim kararını vermesinden sonra firma için en kârlı çıktı düzeyinin belirlenmesiyle ilgilidir. Şimdi firmaların bu davranış kurallarını inceleyelim. 1. Kural: Kapanma Kuralı (TG ≥ TDM veya OG ≥ ODM ) Kapanma kuralına göre; eğer toplam gelir, toplam değişken maliyetlere eşit veya ondan büyükse (TG≥TDM) üretim yapılmalıdır. Diğer

141

bir ifadeyle firmanın geliri, toplam değişken maliyetleri karşılamıyorsa üretimden vazgeçilmelidir. Böyle davranmakla firma, toplam değişken maliyetlerden kurtulmuş olacaktır. Kapanma kuralı ayrıca, ortalama gelir (OG), ortalama değişken maliyetlerden (ODM) büyük veya ona eşit olursa firma üretim yapmalıdır şeklinde de ifade edilmektedir (OG≥ODM). Bilindiği gibi kısa ve uzun dönem maliyetleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle kapanma kuralını kısa ve uzun döneme göre ayrı ayrı incelemek gerekir. • Kısa Dönemde Kapanma Kuralı: Kısa dönemde firmanın üretim ile ilgili kararları değişken maliyetlere göre belirlenmektedir. Çünkü kısa dönemde firma hiç üretimde bulunmasa dahi sabit maliyetler oluştuğu için firmanın sabit maliyetlerden kaçınması söz konusu değildir. Turistik bir bölgede sahildeki bir oteli örnek olarak ele alalım. Mevsim dışı ya da kış döneminde talep azlığı nedeniyle otelin ancak bazı odaları dolacaktır. Bu durumda bu dönemde otel kapanmalı mıdır? Tahmin edileceği gibi otel faaliyetine devam ettiği sürece hem değişken, hem de sabit maliyetleri söz konusu olacaktır. Sabit maliyetlere örnek olarak; sabit sermayenin faizi, otelin yıllık kira bedeli verilebilir. Değişken maliyetler ise otel ile ilgili işçi ücretleri, ısıtma, aydınlatma, temizlik giderleri gibi masraflardan oluşur. Eğer değişken maliyetler karşılanacak kadar gelir elde edilmiyorsa otelin kış döneminde kapatılması gerekir. Bununla beraber sahildeki bazı otellerin kışın da faaliyetlerine devam ettikleri görülebilir. Bunun nedeni bu otellerin kış döneminde değişken maliyetlerinin tamamını karşıladığı gibi, sabit maliyetlerinin de bir kısmını karşılayabilmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu oteller kış döneminde toplam maliyetlerini karşılayacak kadar gelir elde etmeseler bile kışın da faaliyetlerine devam ederler. Eğer söz konusu bu otel kışın kapatılırsa ekonomik yönden daha kötü bir durumla karşılaşacaktır. Daha açık bir ifadeyle otelin kışın kapatılması ile kış dönemindeki sabit maliyetlerin bir kısmının karşılanma durumu ortadan kalkmış olmaktadır. şte bu nedenledir ki sahildeki bazı otellerin kışın faaliyetlerine devam ettikleri görülmektedir. • Uzun Dönemde Kapanma Kuralı: Uzun dönemde tüm maliyetler değişken olduğu için, kârını maksimize etmek isteyen bir firma, ancak toplam maliyetlerini karşıladığı ölçüde faaliyetine devam edecektir. Dolayısıyla uzun dönemde sadece kısa dönemdeki değişken maliyetlerin karşılanması üretime devam etmek için yeterli değildir. Otel örneğine tekrar dönülecek olursa, eğer otelin yaz ve kış dönemindeki geliri, otelin yıl boyu tüm maliyetlerini karşılıyorsa otel kışın açık kalabilir. Aksi taktirde uzun

142

dönemde otel kapanmalıdır. Antalya ilindeki Koray otelinin turizm mevsiminde ve mevsim dışındaki geliri ile maliyetlerini ele alarak uzun dönemde kapanma kuralını sayısal olarak inceleyebiliriz. Çizelge 7.3’te görüldüğü gibi yıllık sabit maliyetleri (TSM) 26 milyar lira olan otelin turizm mevsimindeki brüt kârı (BK) 24 milyar liradır (değişken maliyetler karşılandıktan sonraki gelir). Turizm mevsimi dışında ise otelin toplam geliri (TG) 20 milyar, değişken maliyetleri de (TDM) 18 milyar liradır. Bu durumda otel mevsim dışında faaliyetine devam etmekle değişken maliyetlerinin tamamını karşıladığı gibi sabit maliyetlerin de bir bölümünü karşılamaktadır. şte sabit maliyetlerin bir kısmının karşılanması, otelin yıl boyu faaliyetine devam etmesini sağlamaktadır. Şimdi diğer tüm veriler aynı kalmak koşulu ile otelin mevsim dışındaki toplam gelirinin 19 milyara düştüğünü varsayalım. Bu durumda toplam gelir, değişken maliyetlerden büyük (TG > TDM ) olduğu için otelin kısa dönemde (mevsim içi ve mevsim dışı) açık kalma koşulu sağlanmaktadır. Ancak aynı şey otelin uzun dönemde de açık kalması için söylenemez. Çünkü otelin yıllık brüt kârı 25 milyar lira iken toplam sabit maliyetler 26 milyar liradır. Dolayısıyla otelin brüt kârı, sabit maliyetlerden azdır ( BK < TSM ) . Bu durumda otel, mevcut sermaye yapısıyla devam edebildiği kadar faaliyetine devam eder. Ancak sermayeye yatırım yapılamayacağından otel er veya geç kapanacaktır (Çizelge 7.3). Çizelge 7.3. Koray Otelinin Toplam Gelir ve Maliyeti (Milyar TL) Dönem Toplam Gelir Toplam Değişken Brüt Kâr (BK) (TG) Maliyetler (TDM) (TG-TDM) Turizm mevsimi 60 36 24 Turizm mevsimi dışı 20 18 2
Yıllık sabit maliyetler 26 milyar TL’dir.

2. Kural: Optimum Çıktı Kuralı (MG=MM) Firma için eğer marjinal gelir (MG), marjinal maliyete (MM) eşitse ( MG = MM ) firma kârını maksimum yapar. Bu kuralın mantığı iki durum ile açıklanabilir. Birinci durumda firmanın mevcut üretim düzeyinde, ek bir birim üretimin maliyetinin o birimin çıktı değerinden düşük olduğunu varsayalım. Bu durumda bir birim daha üretmek firmanın toplam kârını artırabilir. kinci durumda ise firmanın mevcut üretim düzeyinde ek bir birim üretmesinin maliyetinin, çıktı değerinden daha yüksek olduğunu
143

varsayalım. Bu durumda firma ek birim üretmemekle toplam kârını artırabilir. Böylece MG>MM ise firma üretimini artırmalı, ancak MM>MG olursa üretim durdurulmalıdır. Bu nedenle kâr maksimizasyonu, MM>MG ya da MM<MG olduğunda değil MM=MG olduğunda gerçekleşir. Firmanın kârını maksimum yapan çıktı düzeyine optimum çıktı denir. Özetlemek gerekirse, kârını maksimize etmek isteyen tüm firmalar için optimum çıktı düzeyini iki kural belirlemektedir. Buna göre eğer birinci kural (TG ≥ TDM veya OG ≥ ODM ) yerine getirilmiyorsa üretim yapılmamalıdır. Çünkü bu durumda optimum çıktı miktarı sıfır üretim düzeyidir. Eğer birinci kural sağlanıyor ise bu durumda firma en kârlı üretim için ikinci kurala ( MM = MG ) göre hareket etmelidir. Çünkü ikinci kural firma için optimum çıktı miktarını göstermektedir. Kısacası birinci kural firmanın üretimde bulunup bulunmayacağını belirlerken, ikinci kural firmanın ne kadar üretmesi gerektiğini belirlemektedir. • MM=MG kuralının tam rekabetçi firma için uygulanması: Biraz önce açıklandığı gibi firmaların davranış kurallarından ikincisi, kârını maksimize etmek isteyen firmaların MM = MG eşitliğinin sağlandığı noktada bu amaçlarına ulaştıklarını belirtmekteydi. Tam rekabetçi firmanın marjinal geliri (MG), piyasa fiyatına (P) eşittir ( MG = P ) . Bu nedenle tam rekabet piyasasında faaliyet gösteren bir firma için optimum çıktı; üretimin marjinal maliyetinin (MM), ürünün piyasa fiyatına (P) eşit olduğu noktada gerçekleşmektedir (MM=P). Yani tam rekabetçi firma için piyasa fiyatı, ortalama değişken maliyetlerden yüksek olduğu sürece optimum çıktı miktarı MM=P eşitliğinde sağlanmaktadır. 7.5.1. Firmanın Kısa Dönem Dengesi Tam rekabet piyasasında firma için fiyat veri olduğundan firmanın kârını maksimize edecek üretim miktarı, fiyatın marjinal maliyete eşit (P=MM) olmasını sağlayan üretim düzeyidir. Kârını maksimize etmek isteyen bir firma için fiyatta ya da maliyetlerde bir değişme olmadığı sürece firma bu denge düzeyinde üretimde bulunmaya devam edecektir. Çünkü firma içinde bulunduğu piyasa koşullarında yapabileceği kadar üretim yapmaktadır. şte bu durum firmanın kısa dönem dengesi olarak ifade edilmektedir. Şekil 7.4’te görüldüğü gibi firma ortalama değişken maliyetlerin yukarısında, fiyatın marjinal maliyete eşit olduğu ( P = MM ) üretim

144

miktarını seçecektir. Firma P = MM olduğu QE denge noktasındayken üretimini artırır veya azaltırsa kârını azaltır. Firma QE’ nin solundaki herhangi bir noktada örneğin Q0 noktasında üretimde bulunursa, fiyat marjinal maliyetten büyük (P>MM) olmaktadır. Bu nedenle dengeye ulaşmak için firma üretimini artırmalıdır (QE’nin solundaki ok yönünde). Aynı şekilde firmanın üretimi QE’nin sağındaki herhangi bir noktada örneğin Q1 üretim miktarında ise fiyat, marjinal maliyetten küçük (P<MM) olduğu için firma üretimini azaltmalıdır (QE’nin sağındaki ok yönünde). Dolayısıyla firma için kısa dönem dengesi QE üretim miktarıdır.

Birim TL

MM E

ODM

P= MG=OG

0

Q0 QE Q1

Ürün

Şekil 7.4. Rekabetçi Bir Firmanın Kısa Dönem Dengesi

7.5.2. Tam Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Firma Arz Eğrileri Tam rekabet koşullarında piyasanın (endüstrinin) fiyata tepkisinin, arz ve talebe göre belirlendiği daha önce incelenmişti. Tam rekabet piyasasında firma mevcut piyasa fiyatına göre üretim miktarını düzenlediği için piyasa arzının belirlenmesine yardım eder. Dolayısıyla tam rekabet piyasası ile bir firmanın davranışı arasındaki bağ piyasa arz eğrisi tarafından sağlanmaktadır. Tam rekabet piyasasında kısa dönem firma arz eğrileri tek bir firmanın ve endüstrinin arz eğrisi olarak incelenecektir.

145

7.5.2.1. Tek Bir Firmanın Kısa Dönem Arz Eğrisi Tek bir firmanın kısa dönem arz eğrisi Şekil 7.5’de verilmiştir. Görüldüğü gibi firmanın marjinal maliyet (MM) eğrisi ve firmanın karşılaştığı dört fiyat düzeyi bulunmaktadır. Her fiyattaki yatay doğru firmanın talep eğrisidir. Firmanın MM eğrisi, her üretim düzeyine ilişkin marjinal maliyetleri göstermektedir. Bu durumda her fiyat düzeyinde firmanın arz edeceği miktarı gösteren arz eğrisine gereksinim vardır. Fiyatlar ortalama değişken maliyetlerden küçükse (P<ODM), firma hiç ürün arzında bulunmayacaktır (1.kural). Fiyatlar, ortalama değişken maliyetlerden yüksek (P> ODM) ise, firma marjinal maliyeti, fiyata (MM=P) eşitleyecektir (2.kural, burada bu kural tam rekabetçi firma için MG=P koşuluna göre modifiye edilmiştir). Özetle tam rekabet koşullarında bir firmanın arz eğrisi, firmanın MM eğrisinin ODM’in üzerinde kalan kısmı olduğu sonucu çıkarılabilir.

MM Fiyat (TL) Fiyat (TL) 5 4 3 2 1 0 E0 E2 E1 E3 P3 ODM P2 P1 P0 S 5 4 3 2 1 Q0 Q1 Q2 Q3 Miktar (i) MM ve ODM Eğrileri 0 Q0 Miktar Arz Eğrisi (ii) Q1 Q2 Q3 Miktar

Şekil 7.5. Rekabetçi Bir Firma çin Arz Eğrisi Piyasadaki fiyatı veri olarak kabul eden firmanın arz eğrisi Şekil 7.5(ii) kısmında gösterilmiş olup, bu eğri Şekil 7.5(i)’de gösterilen marjinal maliyet eğrisi ile aynıdır. Görüldüğü gibi fiyatlar 2 TL’den düşük olduğunda üretim sıfır olacaktır. Çünkü bu fiyatın aşağısında, üretim miktarı ortalama değişken maliyetleri karşılayamamaktadır. Böylece fiyatın 2 TL olduğu E0
146

denge noktası ancak ortalama değişken maliyetin karşılanabildiği noktadır. Dolayısıyla E0 noktası firmanın kapanma noktasını göstermektedir. Fiyatlar; 3, 4 ve 5 TL’ye yükseldikçe denge noktaları da E1, E2 ve E3’e kaymaktadır. Bu denge noktalarında üretim miktarları Q1,Q2 ve Q3 düzeyindedir. Bu fiyatların herhangi birinde firmanın geliri, ortalama değişken maliyetlerden (ODM) fazladır. Firmaların gelirinin değişken maliyetlerden yüksek olduğu bu durumlara örnek olarak P1 fiyatı ve Q1 üretim miktarı Şekil 7.5i’de koyu alan olarak gösterilmiştir. Böyle bir durumdaki üretim miktarında firmanın sabit masrafları da karşılanmaktadır. 7.5.2.2. Endüstrinin Arz Eğrisi ki firmanın (A ve B) arz eğrileri yardımıyla, endüstrinin arz eğrisinin türetilmesi Şekil 7.6’da gösterilmiştir. Tam rekabette endüstrinin arz eğrisi, firmaların marjinal maliyet (MM) eğrisinin toplamından oluşmaktadır. Bunun nedeni her firmanın marjinal maliyet eğrisinin, firmanın veri piyasa fiyatında ne kadar arz ettiğini göstermesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla firmaların arz miktarları toplamı endüstri arz eğrisini vermektedir. Bu arz eğrisi endüstride bulunan tüm firmaların kısa dönem marjinal maliyet eğrilerinden oluşmaktadır. Endüstri arz eğrisi bazen kısa dönem arz eğrisi olarak da ifade edilir. Çünkü endüstrideki firmaların kâr maksimizasyonu davranışı kısa döneme dayanmaktadır. Bu özellik, kısa dönem arz eğrisini uzun dönem arz eğrilerinden ayırmaktadır. Şekil 7.6’da görüldüğü gibi endüstri arz eğrisi, endüstride bulunan firmaların arz eğrilerinin yatay toplamıdır. Örneğin; fiyat 3 TL olduğunda A firması 4 birim, B firması ise 3 birim arz etmektedir. Bu iki firmanın arzlarının toplamı Şekil 7.6iii’de gösterildiği gibi 7 birimdir. ki firma değilde yüzlerce firma olsa da işlem aynı şekilde olacaktır. Her firmanın arz eğrisi veri fiyattan firmanın ne kadar üreteceğini göstermektedir. Endüstrinin arz eğrisi her firma tarafından üretilen miktarların toplamıdır. Buradaki örnekte B firması piyasa fiyatının 2 TL’den aşağı olduğu durumda piyasaya girmeyecektir. Dolayısıyla SA+SB arz eğrisi, fiyat 2 TL oluncaya kadar SA ile aynıdır. Fiyat 2 TL’nin üzerinde olduğu zaman ise endüstri arz eğrisi SA ve SB’nin toplamıdır.

147

P 6 5 4 P=3 2 1 0 1 2 3 4 (i) A Firması P 6 5 4 3 2 1 0 1 2 3 4 5 (iii) A ve B firması 6 5 6 Q SA

P 6 5 4 3 2 1 0 1 2 3 (ii) B firması 4 5 6 Q SB

SA+B

7

8

9

10

11

12 13 Q

Şekil 7.6. Rekabetçi Bir Endüstri çin Toplam Arz Eğrisi 7.5.3. Kısa Dönem Denge Fiyatı Tam rekabet piyasasında satılan bir ürünün piyasa fiyatı, endüstrinin kısa dönem arz eğrisi ve piyasa talep eğrisinin etkileşimi tarafından belirlenmektedir. Her ne kadar tek bir firma piyasa fiyatını önemli oranda etkileyemez ise de endüstrideki firmaların (endüstri arz eğrisinin gösterdiği gibi) ve hane halkının (piyasa talep eğrisinin gösterdiği gibi) ortak hareketleri denge fiyatını belirleyebilir. Denge fiyatında her firma P=MM olduğu noktada üretim yapar ve satışta bulunur. Kısa dönemde hiçbir firma çıktısını değiştirmek için teşvik edilmeyecektir. Toplam talep edilen miktar

148

toplam arz edilen miktara eşit olduğu için kısa dönemde fiyatı değiştirmek için neden yoktur. Çünkü piyasa ve endüstrideki tüm firmalar kısa dönem dengesindedir. 7.5.4. Firmanın Kısa Dönem Kârlılığı Endüstri kısa dönem dengesinde olduğu zaman her firma kârını maksimize etmektedir. Ancak bu kârın ne kadar büyük olduğu bilinmemektedir. Şekil 7.7 kısa dönem dengesindeki bir firma için üç olası durumu göstermektedir. Görüldüğü gibi şeklin (i) kısmında firma zarar ederken (negatif kâr), (ii) kısmında firma sadece maliyetlerini karşılamaktadır (başabaş noktası veya normal kâr) ve (iii)’de ise firma kâr (veya aşırı kâr) etmektedir. Zararına çalışan firma kayıplarını minimize etmektedir denilebilir. Çünkü buradaki zarar mümkün olan en küçük zarardır. Normal kâr firmayı o işte tutmakta yetecek olan en düşük kârdır. Aşırı kâr ise firmanın toplam satış gelirinin toplam maliyeti aşan bölümüdür.
Fiyat KOTM C Fiyat

MM

KOTM E2

MM

ODM P1 E1

P2

0

Q1 (i) Zarar Durumu

Ürün

0

Q2 (ii) Başabaş Durumu

Ürün

Fiyat

KOTM E3

MM C

P3

149 0 Q3 (iii) Kâr Durumu Ürün

Şekil 7.7’de görüldüğü gibi kısa dönem dengesindeyken tam rekabetçi firma zarar edebilir (i), başabaş noktasında olabilir (ii) ya da kâr yapabilir (iii). Firmalar mevcut maliyet seviyesinde üç alternatif fiyat düzeyi (P1, P2 ve P3) ile karşı karşıyadır. Her üç durumda da fiyat ortalama değişken maliyetlerden büyük (P>ODM) olduğu için firma, fiyat düzeylerine bağlı olarak sırasıyla E1, E2 ve E3 noktalarında kısa dönem dengesindedir. Şekil 7.7i’de fiyat P1 olup firma koyu alan kadar zarar etmektedir. Çünkü fiyat ortalama toplam maliyetlerden küçüktür. Fakat fiyat, ortalama değişken maliyetten büyük olduğu için üretim yapmak firma için yararlıdır. Ancak bu durumda firma sermayeye yatırım yapamamaktadır. Şekil 7.7ii’de fiyat P2 olup firma toplam maliyetlerini karşılamaktadır. Bu durumda firma başabaş noktasındadır (normal kâr). Bu nedenle firma sermayeye yatırım yapabilir. Şekil 7.7iii’de ise fiyat P3 olup firma koyu alan kadar kâr yapmaktadır. 7.6. Kısa Dönem Dengesinin Alternatif Analizi: Toplam GelirToplam Maliyet Yaklaşımı Firmanın toplam geliri ile toplam maliyeti arasındaki fark toplam kâr olarak ifade edilir. Buradaki toplam maliyet üretimin tüm fırsat maliyetini de kapsadığından bulunan kâr, ekonomik kârı verir. Firma toplam gelir ve toplam maliyet verilerini karşılaştırarak bu ikisi arasındaki farkın en büyük olduğu noktada üretimde bulunacaktır. Toplam gelir ve toplam maliyet yaklaşımına göre kısa dönem dengesi Şekil 7.8’de verilmiştir. Görüldüğü gibi firmanın toplam geliri (TG) tam rekabet piyasasında satılan her ek birimin toplam gelire katkısı aynı olduğundan bir doğru şeklindedir. Firmanın toplam maliyet eğrisi piyasa türlerine göre değişmez. Şekil 7.8’den görüldüğü gibi firma toplam maliyet eğrisinin toplam gelir eğrisinden büyük olduğu (TM>TG) üretim düzeylerinde firma zarar eder. Firma A ve B noktalarında ne kâr ne de zarar etmektedir. Dolayısıyla firma bu noktada başabaş durumundadır. Buna göre toplam gelir ve toplam maliyet eğrilerinin birbirine eşit olduğu üretim düzeyine başabaş noktası denilmektedir. A ile B arasında ise firmanın toplam geliri, toplam maliyetinden büyük (TG>TM) olduğundan firma kâr etmektedir. Toplam gelir eğrisi ile toplam maliyet eğrisi arasındaki düşey uzaklığın en çok olduğu çıktı düzeyinde kâr maksimumdur.

150

TG TM

B TM A

TG

Maksimum Kâr

Zarar

0

Q

Miktar

Şekil 7.8. Kısa Dönem Dengesi

7.7. Uzun Dönem Dengesi Uzun dönem denge noktasının anahtarı piyasaya olan giriş ve çıkışlardır. Bu nedenle uzun dönem dengesi veya kâr maksimizasyonunu açıklamadan önce giriş ve çıkış etkisi açıklanacaktır. 7.7.1. Giriş-Çıkış Etkisi Kısa dönem dengesi firma kârlılığı açıklanırken, firmaların dengedeyken zarar edebildiklerinden, başabaş noktasında bulunduklarından ya da kâr ettiklerinden bahsedilmişti. Başabaş noktası durumunda herhangi bir firmanın endüstriyi terk etmesine neden olmadığı gibi, endüstriye yeni firmaların girmesine de neden yoktur. Ancak firmalar kâr elde ediyorlarsa, bu kârdan pay almak için yeni firmalar endüstriye girecektir. Tersi durumda yani firmalar zarar ediyorsa bu defa bazı firmalar endüstriyi terkedecektir. Rekabetçi endüstride firmaların durumu Şekil 7.7iii gibiyse (kâr durumu), yeni firmalar endüstriye girecektir. Bu durumda piyasa talep eğrisi aynı olmasına karşın arz miktarında artış olacaktır. Arzdaki bu artış nedeniyle piyasa denge fiyatı düşecektir (Şekil 7.9). Bu durumda firmalar
151

üretimlerini oluşan bu fiyata göre düzenleyeceklerdir. Firmaya endüstrilerin girmesi ve fiyatın düşmesi, Şekil 7.7ii’deki firmanın denge durumuna yani sıfır kâr dengesine gelinceye kadar devam edecektir. Şekil 7.7i’deki gibi olduğunda firmalar zarar etmektedirler. Bu konumdaki firmalar değişken maliyetlerini karşılamakta ancak toplam maliyetlerini karşılayamamaktadır. Bu durumda firmalardan bazıları endüstriyi terkedecektir. Böyle bir durumda endüstrinin toplam arz eğrisi sola kayacak ve dolayısıyla piyasa fiyatı yükselecektir. Firmalar endüstriyi terk ettikçe fiyat yükselmeye devam edecek ve kalan firmalar Şekil 7.7ii’deki sıfır kâr dengesine ulaşınca piyasadan firma çıkışı duracaktır. Şekil 7.9’da görüldüğü gibi başlangıçtaki denge E0’dır. Endüstriye yeni giren firmalar, arz eğrisini S1’e kaydırırlar. Bu durumda denge fiyatı P1’e düşerken çıktı mikarı Q1’e yükselir. Oysa piyasaya yeni firmalar girmeden P1 fiyatı ile sadece Q2 kadar üretim yapılmaktaydı.
S P0 P1 E0 E1 D S1

0

Q2

Q0

Q1

Miktar

Şekil 7.9. Yeni Firmaların Arz Üzerinde Etkileri 7.7.2. Uzun Dönem Denge Koşulları ve Denge Normal bir kâr düzeyinde faaliyette bulunan firmaların bulunduğu endüstri uzun dönem dengesindedir. Rekabetçi bir endüstrinin uzun dönem dengesinde olabilmesi için dört koşulun olması gerekir. Bu koşullar aşağıda özetlenmiştir. (i) Mevcut firmalar sermayelerine göre ellerinden geldiğince üretimde bulunmalıdır. Bu koşul üretimin marjinal maliyetinin piyasa fiyatına eşit

152

olması demektir (MM=P). (ii) Mevcut firmalar zarar etmemelidir. Eğer firmalar zarar ederlerse yatırım yapamazlar. Bu durumda da endüstrinin toplam üretimi düşer. (iii) Yeni firmaların endüstriye girmelerini teşvik edici bir ortam olmamalıdır. Bu mevcut firmaların, mevcut üretme kapasiteleri ile kâr elde etmemeleri demektir. (iv) Mevcut firmalar üretim kapasitelerini artırarak kârlarını arttırmamalıdır. Bu koşul mevcut her firmanın, uzun dönem maliyet eğrisinin minimum noktasında üretim yapıyor olması demektir. Buna göre firma farklı boyutta fabrika inşa ederek ortalama maliyetini düşüremeyecek ve aşırı kâr (normal üstü) elde edemeyecektir. Bazı yazarlar ikinci ve üçüncü koşulu tek koşul altında birleştirmektedir. Bu durumda koşul “mevcut firmaların toplam gelirleri, onların toplam maliyetlerine eşit olmalıdır” şeklinde ifade edilmektedir. Şekil 7.10’da uzun dönemde firma dengesi görülmektedir. Görüldüğü gibi firma uzun dönem dengesinde olduğu zaman, uzun dönem maliyet eğrisinin minimum noktasında üretim yapmaktadır. Denge noktasında her firma kısa dönem kârlarını maksimize etmektedir (MM=P). Ayrıca mevcut firmalar için kâr sıfır, yani kısa dönem ortalama maliyet eğrisi fiyata eşit olmaktadır (KOM=P). Şekil 7.10’dan görüldüğü gibi uzun dönem denge koşulları ancak firmanın uzun dönem ortalama maliyet (UOM) eğrisinin en düşük noktası olan E noktasında dengede olması ile sağlananabilmektedir. Denge noktasında fiyat P ve miktar Q’dür Fiyatın P’den daha yüksek olması durumunda firma normal üstü kâr elde edecektir. Sonuç olarak uzun dönemdeki denge noktasında KOM=UOM=P=MM olmaktadır. UOM eğrisi minimum olduğunda buna karşılık gelen üretim miktarına firmanın minumum optimal ölçeği (veya minimum etkin ölçeği) adı verilmektedir.

Birim Fiyat

MM KOTM

UOM

P

Fiyat

153

Şekil 7.10. Uzun Dönem Firma Dengesi

E

0

Q

Miktar

154

155

BÖLÜM 8
MONOPOL VE P YASA DENGES
Monopol (tekel) piyasası tam rekabet piyasasının karşıtında yer alan bir piyasadır. Gerçek hayatta tam rekabet piyasası gibi monopol piyasasının da özelliklerini tam olarak yansıtan bir piyasaya rastlamak zordur. Bununla birlikte gerçek yaşamda monopol piyasasının özelliklerine yakın koşullara sahip piyasalar oluşmaktadır. Bu nedenle monopol piyasasının incelenmesi önemli görülmektedir. Diğer yandan tam rekabet ve monopol piyasası gibi iki uç piyasanın karşılaştırılması piyasaların analizi açısından anlamlı sonuçlar vermektedir. Bu bölümde; ilk önce monopol piyasasının tanımı ve varsayımları incelenecektir. Daha sonra monopolün oluşum biçimleri, monopol piyasasında kısa ve uzun dönem dengesi, fiyat farklılaştırması ve monopol piyasasının tam rekabet piyasası ile karşılaştırılması ana hatlarıyla açıklanacaktır. 8.1. Monopol Piyasasının Tanımı ve Varsayımları Monopol piyasa, tek firmanın olduğu bir piyasayı belirtir. Böyle bir durumda monopol firma, bir mal ve hizmetin tek üreticisi veya sunucusu olduğundan monopolcü firma ile endüstri aynıdır. Monopol kelimesi kısaca bir malı üreten ve satan tek bir firma anlamına gelmektedir. Daha geniş olarak monopol; yakın ikamesi olmayan bir malın tek bir firma tarafından üretilmesi ve pazarlanması ile oluşan bir piyasa organizasyonu olarak ifade edilebilir. Ancak monopolün talep cephesinde tam rekabet vardır. Başka bir ifadeyle monopol piyasasında bir malı üreten ve satan tek bir firmaya karşılık sonsuz sayıda tüketici bulunmaktadır. Yani monopolcü firma malının alıcıları arasında tam rekabet vardır. Dolayısıyla monopolcü hem fiyatı hem de istediği satış miktarını birlikte belirleyemez. Monopol piyasasının varsayımları şöyle özetlenebilir: • Tek satıcının olması • Monopolcünün yakın ikamesi olmayan bir mal satması • Piyasaya başka firmaların girişlerini engelleyen kısıtlamaların olması

156

Tek satıcının olması firmanın endüstri konumunda olmasını sağlar. Monopolcünün ürettiği malın yakın ikamesinin olmaması ise firmanın rekabet ile hiç karşılaşmaması ya da önemsiz sayılabilecek derecede bir rekabetle karşılaşması demektir. Piyasaya diğer firmaların girişlerinin engellenmesi yasal, teknolojik ve ekonomik yollarla olabilir. Yasal engeller; devlet tarafından belli firmalara verilen imtiyazlar, patentler ve lisanslardan oluşur. Böyle bir durumda devlet bir firmaya belirli bir malın üretimi veya hizmetin sunumu için izin verirken başka bir firmanın aynı işi yapmasını engeller. Örneğin Türkiye’de posta hizmetlerini sunma yetkisi yasayla PTT’ye verilerek diğer firmaların rekabetine engel olunmuştur. Bir firmaya patent verilmesi de diğer firmaların piyasaya girişini engellemektedir. Patentler genellikle belirli bir süre için verilmekte olup bu süre içerisinde başka firmalar veya kişiler patentlenmiş ürünü üretemez. Yine bazı endüstrilerin faaliyette bulunabilmesi için devlet tarafından lisans verilmesi gerekir. Örneğin, ilaç sanayinde firmaların üretimde bulunması için lisans sahibi olmaları gerekir. Televizyon istasyonları da lisans sahibi olmaya örnek verilebilir. 8.2. Monopolün Oluşum Biçimleri Belirli bir mal veya hizmetin üretiminin ve satışının tek bir firmanın elinde olmasıyla ortaya çıkan monopoller değişik biçimde olabilirler. Burada dört monopol biçiminden bahsedilecektir. (i) Doğal monopol: Bu monopol biçimi doğal koşullardan kaynaklanır. Belirli bir hastalığa iyi gelen sadece tek bir yerde olan şifalı su doğal monopole örnek olarak verilebilir. Yine bir malın üretimi için zorunlu olan hammadde kaynağına sahip olunmasıyla da doğal monopol oluşabilir. (ii) Yasal monopol: Malın satışının yasayla ya da imtiyazla tek firmaya verilmesi ile oluşur. Türkiye’de devlet demiryolları, bazı markalardaki sigara ve içki yasal monopole örnek olarak verilebilir. Ancak Türkiye’de 2001 yılında içkideki monopole son verilmiştir. Diğer yandan patent hakkı ve lisans verilmesi de yasal monopolü oluşturan uygulamalardır. (iii) Anlaşmalı monopol: Piyasadaki firmaların kartel ve tröstler yoluyla fiili monopol oluşturmasıdır. Fiili monopol oluşturan firmalar piyasayı kontrol edecek güce ulaştıkları için diğer firmaların piyasaya girmelerine engel olabilirler.

157

(iv) Büyük ölçekli firmaların kurulması: Ölçeğe göre artan verimden yararlanan bir firma, zaman içerisinde monopolcü firma konumuna gelebilir. Monopolcü firmanın tek satıcısı olduğu malın ikame olanağı zayıfsa monopolün gücü artar. Ancak yakın veya uzak ikame mallar üretildikçe monopolcünün gücü zayıflar. Diğer yandan monopolcünün ürettiği malların dayanıklılık derecesi de monopol yaratılmasında önemlidir. Çabuk bozulan dayanıksız mallar üzerinde monopol kurulması zordur. Dolayısıyla tarımsal ürünlerde monopol kurulması endüstri mallarına göre daha güçtür. 8.3. Monopolde Denge Tam rekabet piyasası incelenirken kârını maksimize etmek isteyen bir firmanın hangi piyasada faaliyette bulunursa bulunsun kapanma kuralı, (1. kural) ve optimum çıktı kuralı (2. kural) olmak üzere iki kuralı izlemesi gerektiğinden bahsedilmişti. Kapanma kuralının uygulanması monopolcü firma için de değişmez. Buna karşılık optimum çıktı kuralının monopolcü firma için farklı bir şekilde yorumlanması gereklidir. Daha önce de optimum çıktı kuralının ( MG = MM ) , tam rekabet piyasası için, fiyatın marjinal maliyete eşitliği ( P = MM ) olarak da ifade edilebileceği açıklanmıştı. Bu durumun rekabetçi firma için ortalama gelir (OG ) ve marjinal gelirin ( MG ) birbirine eşit olmasından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak, tam rekabetteki fiyat ve marjinal maliyet eşitliği ( P = MM ) monopol piyasası için geçerli değildir. Çünkü monopolcünün fiyatı, onun marjinal gelirine eşit değildir. Dolayısıyla optimum çıktı kuralının geçerliliği monopol piyasası için değişmemekte ancak kuralın uygulanması farklılık göstermektedir. 8.3.1. Monopolde Marjinal Gelir Tam rekabet koşullarında bir firma için marjinal gelir fiyata eşittir ( MG = P) . Bu nedenledir ki tam rekabetçi firma veri fiyattan istediği kadar mal satabilir. Ancak monopolcü firma bu şekilde davranamaz. Monopolcü firma, piyasada faaliyet gösteren tek firma olduğu için monopolcünün talep eğrisi ile endüstrinin piyasa talep eğrisi aynıdır. Monopolcü firma için talep eğrisi ortalama gelir eğrisidir. Monopol piyasasının talep eğrisi azalan bir eğime sahip olduğu için monopolcü firma ilave ürün satmak isterse fiyatı düşürmek zorundadır. Daha açık bir ifadeyle monopolcünün malı yüksek
158

fiyattan az, düşük fiyattan ise çok miktarda talep edilir. Dolayısıyla monopolcü firmanın marjinal gelir eğrisi, tam rekabet piyasasında olduğu gibi talep eğrisi ile aynı değildir. lk üretim miktarı dışında marjinal gelir eğrisi talep eğrisinin altında yer alır. Bu nedenle malın ek biriminin satışının toplam gelire katkısı, malın satış fiyatından daha azdır. Bu anlatılanlar sayısal bir örnek ile daha iyi açıklanabilir (Çizelge 8.1). Çizelge 8.1. Monopol Koşullarında Ortalama Gelir ve Marjinal Gelir (TL) Miktar (Birim) Ortalama Gelir Toplam Marjinal (Q) (Fiyat) (OG= P) Gelir (TG) Gelir (MG) 1 8 8 8 2 7 14 6 3 6 18 4 4 5 20 2 5 3 15 -5

Çizelge 8.1’de görüldüğü gibi birinci miktar dışında marjinal gelir değerleri malın ortalama gelirinden (fiyatından) daha düşüktür. Diğer yandan aynı çizelgeden izlenebileceği gibi 4 birimlik miktardan sonra marjinal gelir negatiftir. Bu nedenle monopol piyasası koşullarında talep eğrisinin esnekliği ile marjinal gelir değerleri arasında yakın ilişki vardır. 8.3.2. Marjinal Gelir ve Talep Esnekliği Monopolcünün talep eğrisi ile ortalama gelir ve fiyat doğrusu aynıdır. Ortalama gelir ve marjinal gelir eğrileri arasındaki ilişkiler Şekil 8.1’de grafiksel olarak gösterilmiştir. Görüldüğü gibi marjinal gelir eğrisi, ortalama gelir eğrisinin aşağısındadır. Ayrıca marjinal gelir ve talep esnekliği arasındaki ilişkiyi anlamak önemlidir. Çünkü bu ilişki marjinal gelirin işaretini etkilemektedir. Talep eğrisinin üst kısımlarında talep esnek olduğundan (ε > 1) marjinal gelir pozitiftir. Bu durumda fiyattaki düşme talep edilen miktarda oransal olarak daha fazla bir artışa neden olur. Buna göre fiyat düştüğünde toplam gelir artacaktır. Talep esnekliğinin 1’e eşit (ε = 1) olduğu yerde marjinal gelir sıfır ve toplam gelir maksimumdur. Talep esnekliği inelastikse (ε < 1) , marjinal gelir negatiftir. Yani fiyattaki düşüş talep miktarında oransal olarak daha az bir yükselişe neden olmaktadır. Bu durum fiyat düştüğünde toplam gelirin düşmesi anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle marjinal gelir negatif olmaktadır.
159

TL 10

(ε > 1) (ε = 1)

(ε < 1)
5 OG= D 0 50 100 Miktar

-10 MG TL 250 TG

0

50

100

Miktar

Şekil 8.1. Monopolcü Firmanın Toplam, Ortalama ve Marjinal Gelir Eğrileri Monopolcü firma için marjinal gelir daima fiyattan düşüktür ( MG < P) . Toplam gelir artarken, marjinal gelir sıfırdan ( MG > 0) , esneklik ise 1’den büyüktür (ε > 1) . Monopolcü firmanın talep eğrisi onun ortalama gelir eğrisidir. Diğer yandan monopolcünün marjinal gelir eğrisi, ortalama gelir eğrisinden düşüktür. Çünkü talep eğrisi negatif eğimlidir. Şekil 8.1’den görüldüğü gibi 0 ile 50 birim üretim miktarı arasında; marjinal

160

gelir pozitif, esneklik 1’den büyük (ε > 1) ve toplam gelir artmaktadır. Buna karşın üretim miktarının 50 ile 100 birim arasında olduğu durumda ise marjinal gelir negatif, esneklik 1’den küçük (ε < 1) ve toplam gelir azalmaktadır. Kısacası tam rekabet piyasası ile monopol piyasası arasındaki önemli farklardan birisi talep ve marjinal gelir eğrilerinin biçimidir. Yani tam rekabet piyasasında bir firma için fiyat veri olduğundan fiyat, marjinal gelire eşittir ( P = MG ) . Buna karşın monopolcü firma için fiyat daima marjinal gelirden büyüktür ( P > MG ) . 8.4. Kısa Dönemde Monopolcü Dengesi Tüm piyasa çeşitlerinde kârın maksimize edildiği üretim miktarında, marjinal gelir marjinal maliyete ( MG = MM ) eşittir. Monopolcünün denge üretim miktarı Şekil 8.2 yardımı ile açıklanabilir. Görüldüğü gibi monopolcünün talep (ortalama gelir) ve marjinal gelir eğrileri ile marjinal maliyet eğrileri çizilmiştir (Şekil 8.2). Yanıt verilmesi gereken soru, monopolcünün ne kadar mal sattığında kârını maksimize edeceğidir. Bunun için optimum çıktı kuralı ( MG = MM ) , Şekil 8.2’ye uygulandığında bu noktanın marjinal gelir eğrisi ile marjinal maliyet eğrisinin kesiştiği E noktasında bulunduğu görülmektedir. E noktasından miktar eksenine bir dikme inilirse, en yüksek toplam kârı gösteren üretim miktarı olan QE noktası elde edilir. Dolayısıyla monopolcü firma denge noktasında OQE kadar üretim yapmaktadır. Bu noktada fiyatı da bulabiliriz. Bunun için QE doğrusunu yukarı doğru uzatıp, doğrunun talep eğrisini kestiği noktayı bulmak gerekir. Şekil 8.2’de görüldüğü gibi QE doğrusunun uzatılması talep eğrisini P1 noktasında kesmektedir. P1 fiyatının, fiyat eksenindeki simetriği P noktası olduğuna göre monopolcü firmanın satış fiyatı OP olmaktadır. Burada dengenin neden E noktasında olduğu sorusu akla gelebilir. Bu soru Şekil 8.2 yardımıyla şöyle yanıtlanabilir. Görüldüğü gibi orijinden itibaren QE noktasına kadar marjinal gelir sürekli olarak marjinal maliyetten büyüktür ( MG > MM ) . Yani QE noktasına kadar satılan ilave birimlerin toplam gelire (TG ) katkısı, aynı birimlerin üretim maliyetlerinde meydana gelen maliyet artışından fazladır. QE
161

noktasından sonra ise sağa doğru gidildikçe marjinal maliyet, marjinal gelirden büyük ( MM > MG ) olmaktadır. Bunun anlamı ilave olarak üretilen birimlerin maliyetlerinin bu birimlerin gelirlerinden fazla olması demektir. Bu nedenle QE’nin sağında monopolcü firma, üretimi durdurur. Böylece QE üretim miktarında marjinal gelir marjinal maliyete eşit ( MG = MM ) olduğundan firma kârını maksimize etmektedir. Monopolcü firma için marjinal gelir, fiyattan küçük olduğu için MG = MM eşitliğinde hem marjinal gelir hem de marjinal maliyet fiyattan küçüktür.

OG MG MM P

MM Pı D=OG E MG

0

QE

Q

Şekil 8.2. Monopolcünün Kısa Dönem Dengesi 8.4.1. Monopol Kârları Monopolcü firmanın kısa dönemde aşırı kâr elde etmeksizin normal kâr ile faaliyet göstermesi de olasıdır. Hatta monopolcünün kısa dönemde zarar etmesi de mümkündür. Monopolcü zarar durumunda zararını en aza indirecek üretim miktarını bulmaya çalışır. Söz konusu bu kâr durumları Şekil 8.3’te gösterilmiştir. Görüldüğü gibi monopolcü firma Şekil 8.3i’de olduğu gibi kâr edebilir. Ayrıca monopolcü firma başabaş noktasında olabileceği gibi zarar da edebilir (Şekil 8.3ii). Monopolcünün kısa dönemde kârını maksimum yapacağı garantisi yoktur. Ancak zarar süreklilik gösterdiğinde monopolcü sonunda üretimden vazgeçmek durumunda kalır. Şekil 8.3i’den izlenebileceği gibi Q0 üretim ve P0 fiyat düzeyinde MG = MM olduğundan monopolcü firma kârını maksimum yapmaktadır.
162

Görüldüğü gibi P0 fiyatı marjinal maliyetten büyüktür ( P0 > MM ) . Daha önceki açıklamalardan kârı maksimize eden kuralın, MG = MM ve fiyatın ortalama değişken maliyetten büyük ( P > ODM ) olduğunu biliyoruz. Şekil 8.3’te ortalama değişken maliyet eğrisi verilmemiştir. Ancak ortalama değişken maliyet eğrisi, ortalama toplam maliyet eğrisinin aşağısında olacaktır. Kârın olup olmaması ortalama toplam maliyet (OTM ) eğrisinin konumuna bağlıdır. lk grafikte ortalama toplam maliyet OTM1 ile gösterilmiş olup elde edilen kâr koyu alan ile gösterilmiştir (Şekil 8.3i). kinci grafikte ise ortalama toplam maliyet OTM2 olup kâr sıfırdır (Şekil 8.3ii). Ortalama toplam maliyetlerin OTM3 konumunda olduğu varsayılırsa bu durumda monopolcü firma grafikte gösterilen koyu alan kadar zarar edecektir. Kısacası, monopolcü firma kâr edebilir, zarar edebilir veya başabaş noktasında bulunabilir.

TL

TL

MM OTM3 OTM2

MM P0 OTM1 P0

D MG 0 Q0 (i) Ürün 0 Q0 (ii) MG

D

Ürün

Şekil 8.3. Monopolcü Kârları 8.4.2. Monopolcü Firma çin Arz Eğrisinin Olmaması Tam rekabet koşullarında kısa dönem arz eğrisi firmanın marjinal maliyet eğrisine bağlıdır. Bunun nedeni ise anımsanacağı gibi tam rekabet koşullarında kârını maksimize eden firma için marjinal maliyetin, fiyata ( MM = P) eşit olmasıydı. Monopolcü firma da tıpkı kârını maksimize etmek isteyen diğer firmalar gibi dengeye ulaşmak için marjinal gelirini, marjinal maliyete eşitleyecektir ( MG = MM ) . Ancak monopol piyasasında
163

tam rekabet piyasasının aksine marjinal gelir fiyata eşit değildir. Çünkü monopol piyasasında marjinal gelir, fiyata değil talep eğrisinin eğimine bağlıdır. 8.4.3. Firma ve Endüstri Monopolcü endüstride bulunan tek üretici olduğundan monopolcü firma aynı zamanda endüstridir. Dolayısıyla tam rekabet piyasasında olduğu gibi firma ve endüstri ayrımı yapmaya gerek yoktur. Bu nedenle, Şekil 8.2’de gösterilen monopolcü için kısa dönem dengesi aynı zamanda endüstrinin kısa dönem dengesidir. 8.5. Monopol Piyasasında Uzun Dönemde Denge Monopol kârı, aşırı bir kâr olup endüstriye yeni firmaların girişlerinin kısıtlanması ve yakın-uzak ikame mallarının olmaması gibi nedenlerle monopolcü kârı uzun dönemde de devam edebilir. Eğer monopolcü kısa dönemde zarar ediyorsa, bu durumda firma değişken maliyetlerini karşıladığı ölçüde faaliyetine devam eder. Buna karşın uzun dönemde sermayenin fırsat maliyeti de dahil firmanın toplam masrafları karşılanmadıkça, firma endüstriden ayrılacaktır. Eğer monopolcü firma kâr ediyorsa diğer firmalar da endüstriye girmek isteyeceklerdir. 8.6. Monopolde Fiyat Farklılaştırması Monopol dengesi açıklanırken monopolcünün malın her birimini, nerede ve kime satarsa satsın tek bir fiyata göre hareket ettiği varsayılmıştı. Ancak piyasada tüketici rantının bir kısmını üreticiye kazandırıcı fiyat stratejileri izlenebilmektedir. Yani monopolcü firma malın fiyatını artırabildiği gibi aynı mal için farklı fiyatlar da saptayabilir. Bilindiği gibi piyasa talep eğrisi çok sayıda tüketicinin satın alma konusunda birleştirilmiş talep eğrisini göstermektedir. Böyle bir yapıda bazı alıcılar piyasa fiyatından daha yüksek fiyatlardan mal satın almaya razı iken çoğu alıcılar malı piyasa fiyatından daha düşük fiyatlarda almak isterler. Monopolcü, aynı malı farklı tüketicilere farklı fiyatlardan satarak kârını artırabilir (Şekil 8.4). Fiyat farklılaştırması daha çok tüketici rantının bir kısmının firma kârına dönüştürülmesi şeklinde uygulanmaktadır. Monopolcü firma bu fiyat farklılaştırmasında belli bir miktar için tek fiyat daha sonraki ek birimler için daha düşük fiyat belirler. Şekil 8.4’te görüldüğü gibi monopolcü Q1 miktarına kadar olan birimler için P1 fiyatını, Q1’den Q2’ye kadar olan
164

miktarlar için P2 fiyatını ve Q2’den sonraki miktarlar için ise P3 fiyatını uygulayarak fiyat farklılaştırması gerçekleştirebilir. Eğer farklı miktarlara farklı fiyatlar uygulanmasaydı Q3 miktarı P3 fiyatından satılacaktı. Ancak monopolcü, farklı miktarlara farklı fiyatlar uygulayarak koyu alan kadar tüketici rantını kâra dönüştürmektedir.

P P1 P2 P3 D

0

Q1

Q2

Q3

Q

Şekil 8.4. Fiyat Farklılaştırması Fiyat farklılaştırmasının gerçek yaşamda değişik uygulamalarını görebiliriz. Hava yolu şirketlerinin iş adamları ve üst düzey yöneticilere diğer yolculardan farklı fiyattan bilet satmaları, doktor ve avukatların gelir seviyelerine göre müşterilerinden farklı ücret talep etmeleri fiyat farklılaştırmasına örnek olarak verilebilir. Ancak her fiyat farklılığı, fiyat farklılaştırılması gibi algılanmamalıdır. Örneğin miktar indirimleri, toptancı ve perakendeci fiyat farklılıkları, mevsimsel ya da günün farklı zaman dilimindeki fiyatlardaki farklılık fiyat farklılaştırması değildir. Çünkü bu örneklerde aynı ürün, farklı zamanda, farklı yerlerde veya farklı miktarlarda satıldığından farklı maliyete sahip olabilir. Özetlemek gerekirse aynı malın tek bir üretici tarafından farklı alıcılara farklı fiyatlarda satılmasına fiyat farklılaştırması denilmektedir. Ancak fiyatlardaki söz konusu bu farklılaşma maliyetlerin farklı olmasından kaynaklanmaz. 8.6.1. Fiyat Farklılaştırmasının Türleri Genellikle iki türlü fiyat farklılaştırmasından bahsedilmektedir. Ancak bazı ekonomi kitaplarında fiyat farklılaştırılması üç türe ayrılmaktadır.
165

Burada fiyat farklılaştırmasının malın birimleri arasında fiyat farklılaştırması ve alıcılar arasında fiyat farklılaştırması olmak üzere iki biçimi ele alınacaktır. 8.6.1.1. Malın Birimleri Arasında Fiyat Farklılaştırması Tam fiyat farklılaştırması da denilen bu fiyat farklılaştırmasında, monopolcü ürettiği malın her birimini ayrı ayrı olası en yüksek fiyattan o malı almak isteyene satar. Böylece tüketici rantının tamamı firmaya kazandırılır. Firma fiyat farklılaştırması yapmaksızın 8 birim (bardak) süt almak isteyen bir tüketiciye 8 bardağın hepsini piyasa fiyatından (30 TL) satarak 240 TL gelir elde edebilir. Ancak firma, tam fiyat farklılaştırmasına giderek 8 birimin her birini ayrı fiyattan satarak tüketici rantının tamamını elde edebilir. Örneğin 1. bardak süt 300 TL, 2. bardak 150 TL, 3. bardak 100 TL, 4. bardak 80 TL, 5. bardak 60 TL, 6. bardak 50 TL, 7. bardak 40 TL ve 8. bardak 30 TL’den satılırsa 240 TL gelir yerine 810 TL gelir elde edilir. Böyle yapmakla firma tam fiyat farklılaştırması yaparak tüketici rantının tamamını kâra dönüştürmektedir. Yani firma tam fiyat farklılaştırmasına giderek 570 TL tüketici rantı elde etmekte ve toplam gelirini 810 TL’ye çıkarmaktadır (Şekil 8.5).

Fiyat 300 200 100

30 0 1 2 3 4 5 6 7

Pazar Fiyatı 8 9 10 Miktar

Şekil 8.5. Malın Birimleri Arasında Fiyat Farklılaştırması

166

Ancak gerçek yaşamda tam fiyat farklılaştırması ender görülür. Bununla birlikte firma iki farklı fiyat uygulayabilir. Örneğin, ilk dört birime bir fiyat, ikinci dört birime ise başka bir fiyat uygulayabilir. Örneğin satıcının ilk dört birimi 80 TL’ye ve sonraki dört birimi de 30 TL’ye sattığını varsayalım. Bu durumda firmanın elde ettiği gelir 440 TL olacaktır. Bu şekilde iki farklı fiyatın uygulandığı bu fiyat farklılaştırması tam fiyat farklılaştırmasına göre daha az gelir sağlarken, bütün birimlerin tek fiyata satılmasına göre ise daha yüksek gelir sağlamaktadır. 8.6.1.2. Alıcılar Arasında Fiyat Farklılaştırması Monopolcü farklı piyasalarda farklı fiyat uygulayarak ya da aynı alıcı kitlesi içerisinde alıcıları farklı bölümlere ayırıp onlara farklı fiyatlar uygulayarak fiyat farklılaştırması yapabilir. Şimdi alıcılar arasında fiyat farklılaştırmasını bir örnek ile açıklayalım. Olayı basitleştirmek için sadece dört alıcı olduğunu varsayalım. Tüketicilerden birincisinin 4 TL, ikincisinin 3 TL, üçüncüsünün 2 TL ve dördüncüsünün de 1 TL’ye kadar ödeme yapmaya razı olduğunu kabul edelim. Ayrıca malın birim marjinal maliyetinin bütün birimler için 1 TL olduğunu varsayalım. Satıcı tek bir fiyat uygularsa (3 TL), 2 birim mal sattığında kârını maksimize edecek ve 4 TL gelir elde edecektir. Eğer satıcı fiyat farklılaştırması yaparsa örneğin ilk alıcıya 4 TL’den, ikinciye 3 TL’den satarak ilk iki birimden 5 TL kâr edecektir. Öte yandan satıcı üçüncü birimi de 2 TL’den satarak kârını 6 TL’ye çıkarabilir. Ancak açıklanan bu fiyat farklılaştırmalarının yapılabilmesi için bazı koşullara gereksinim vardır. 8.6.2. Fiyat Farklılaştırmasının Koşulları Monopolcünün fiyat farklılaştırması yapabilmesi için gerekli koşullar kısaca şöyle özetlenebilir. (i) Malın bir piyasadan alınıp diğer piyasada satılmasının mümkün olmaması gerekir. Yani bir alıcının malı başka alıcılara satmasının çok güç olması gerekir. Belediye otobüslerinde öğrencilere ve yaşlılara indirimli taşıma ücreti uygulanması bu duruma örnek olarak verilebilir. (ii) Satıcının farklı talep esnekliklerine sahip tüketicileri belirleme olanağı olmalıdır.

167

Monopol Piyasası ile Tam Rekabet Piyasasının Karşılaştırılması Monopol piyasası ile tam rekabet piyasası arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bu farklar, tam rekabet ve monopol piyasaları incelenirken yeri geldikçe vurgulanmıştı. Ancak birbirinin karşıtı özellikler gösteren bu iki piyasa türünün karşılaştırmasını yapmak, tam rekabet ve monopol piyasalarının farklarını daha açık bir şekilde görebilmek için yararlıdır. Monopol ve tam rekabet piyasası arasındaki farklar şöyle özetlenebilir; (i) Hem tam rekabet hem de monopol piyasasında denge noktası marjinal gelirin marjinal maliyete eşit olduğu noktada gerçekleşir ( MG = MM ) . Tam rekabette denge noktasının P = MM şeklinde ifade edileceğini de biliyoruz. Ancak monopolcü için denge noktasında fiyat, marjinal gelirden ve marjinal maliyetten büyüktür (P > MG ve P > MM) . (ii) Tam rekabet piyasasında uzun dönem dengesinde firmalar minimum ortalama maliyette faaliyette bulunur ve uzun dönemde ekonomik kâr yoktur. Monopol piyasasında ise uzun dönemde de kâr vardır. (iii) Tam rekabet piyasasında minimum ortalama maliyette üretim yapıldığından toplumun kaynakları daha etkin kullanılır. Buna karşılık monopol piyasasında, tam rekabet piyasasına göre üretim daha az ve daha pahalıdır. (iv) Monopol piyasası, tam rekabet piyasasına göre etkin çalışmadığından toplumun bazı kaynakları tam olarak kullanılmamaktadır. Bu nedenle ekonomik etkinlik ve toplumsal açıdan rekabetçi piyasalar monopole tercih edilmektedir.

8.7.

168

BÖLÜM 9
EKS K REKABET P YASALARI
Tam rekabet ve monopol piyasalarının iki uç piyasayı oluşturduğu ve bu piyasaların özelliklerini tam olarak yansıtan piyasalara gerçek hayatta rastlamanın zor olduğu önceki bölümlerde belirtilmişti. Bu bölümün konusu olan eksik rekabet piyasaları (monopolcü rekabet ve oligopol piyasaları) ise gerçek yaşamda daha çok görülmektedir. Eksik rekabet piyasaları tam rekabet ve monopol piyasaları arasında yer aldığından bazı özellikleri açısından bu piyasalara benzerlik gösterirler. Bu bölümde ilk olarak eksik rekabet piyasalarının genel özellikleri açıklanacaktır. Daha sonra ise eksik rekabet piyasalarından monopolcü rekabet (monopollü rekabet, tekelci rekabet) ve oligopol piyasaları üzerinde durulacaktır. 9.1. Eksik Rekabet Piyasasının Özellikleri Eksik rekabet piyasaları, hem tam rekabet piyasasının hem de monopolcü rekabet piyasasının bazı temel özelliklerini yansıtırlar. Eksik rekabet piyasaları, monopol piyasasında olduğu gibi negatif eğimli bir talep eğrisi ile karşı karşıyadır. Talep eğrisinin negatif olması, eksik rekabet piyasasındaki firmaların geçerli olan piyasa fiyatından istedikleri miktarda satış yapamamalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla eksik rekabet piyasasında firmalar, fiyatı belirler ve satışların talep tarafından belirlenmesini beklerler. Ancak eksik rekabet piyasasındaki firma, piyasa koşullarındaki değişmelere göre geçerli piyasa fiyatından satılmak koşulu ile satış miktarını değiştirebilir. Piyasa koşullarının süreklilik göstermesi durumunda ise firmalar fiyatı değiştirip değiştirmemeye karar verirler. Eksik
169

rekabet piyasasındaki firmalar tarafından farklı ürün üretilir ya da reklam ile ürünlerin farklı olduğu tüketicilere inandırılır. Dolayısıyla bu piyasalarda ürün farklılaştırılması önemlidir. Eksik rekabet piyasalarında çoğu firma üretimini, uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin minimum noktasında yapmaz. Bu nedenle bu piyasalarda ölçek ekonomilerinden tam olarak yararlanılmamaktadır. Eksik rekabet piyasalarında fiyat dışı rekabet yaygındır. Bu tip rekabetin en çok uygulananı ise reklamlardır. Firmalar, reklam ile tüketicilerin kendi mallarını almalarını sağlamaya çalışırlar. Reklamın dışında kullanılan fiyat dışı diğer rekabet yolları çeşitli garantiler ve hediyeler verilmesidir. Eksik rekabet piyasalarına giriş genellikle kolaydır. Ancak yeni firmaların piyasaya girişlerini engellemek için bu piyasadaki endüstriler aralarında anlaşma yoluna giderler. 9.2. Monopolcü Rekabet Piyasası Monopolcü rekabet piyasalarına verilebilecek örneklerin çoğu hizmet sektöründendir. Bununla birlikte piyasalar arasındaki çizgiler kesin değildir. Örneğin posta hizmetleri monopol olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda kargo şirketleri bu yapıyı bozmuştur. Bu kısımda önce monopolcü rekabet piyasasının özellikleri açıklanacak daha sonra ise monopolcü rekabet piyasasında kısa ve uzun dönem dengesi ele alınacaktır. Monopolcü rekabet piyasası ile ilgili açıklamalar, monopolcü rekabet piyasası ile tam rekabet piyasasının karşılaştırmasının yapılması ile sona erecektir. Monopolcü Rekabet Piyasasının Tanımı ve Genel Özellikleri Monopolcü rekabet piyasası, monopol ile tam rekabet piyasası arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bu piyasa, hem monopol hem de tam rekabet piyasasının özelliklerini yansıtır. Bununla birlikte monopolcü rekabet piyasası, tam rekabet piyasasına daha yakın bir piyasa türüdür. Monopolcü rekabet piyasasının genel özellikleri şöyle özetlenebilir; (i) Monopolcü rekabet piyasasında çok sayıda firma bulunduğundan, firmaların fiyat üzerinde kontrol ve etkileme gücü sınırlıdır. Firma sayısının çok oluşu, firmaların fiyat ve üretim miktarları konusunda bir anlaşma yapmalarını önler. Ancak 9.2.1.

170

monopolcü rekabet piyasasında satıcılar belirli aralıklarla da olsa piyasa fiyatını etkileyebilirler. (ii) Monopolcü rekabet piyasasında fiyat dışı rekabet çok yaygındır. (iii) Monopolcü rekabet piyasasında, piyasaya giriş tam rekabet piyasası kadar olmamakla birlikte yine de kolaydır. Bu durum monopolcü rekabet piyasasında uzun dönemde ekonomik kârın olmamasına neden olur. (iv) Monopolcü rekabet piyasasında firmalar küçük ölçeklidir. Bu nedenle bu piyasalardaki firmaların ölçek ekonomisi ve sermaye yatırımları küçük boyuttadır. (v) Monopolcü rekabet piyasasının en önemli özelliği ürün farklılaştırmasıdır. Ürünün farklılaştırılması, bu piyasaları tam rekabet piyasalarından ayıran en önemli faktördür. Monopolcü rekabet piyasasında her endüstri birbirinin yerine kullanılabilen ancak farklılaştırılmış ya da farklı olduğu tüketiciye inandırılmış ürün satar. Ürünler arasındaki farklılıklar, ürünün fiziksel özelliklerinde olabileceği gibi paketleme, firmanın reklam kampanyası, satış koşulları ve servis gibi konularda da olabilir. 9.2.2. Monopolcü Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi Monopolcü rekabet piyasasındaki bir firmanın kısa dönem dengesinin monopol piyasası kısa dönem dengesinden bir farkı yoktur. Monopol piyasasında olduğu gibi bu piyasa türünde de bir firma aşırı kâr ve normal kâr elde edebileceği gibi zarar da edebilir. Ancak monopolcü rekabetçi firmanın ürününe olan talep eğrisinin, monopolcü firmanın talep eğrisine oranla daha esnek olduğu söylenebilir. Bu durum monopolcü rekabetçi firmanın ürününün, monopolcü firmanın ürününe göre daha fazla ikamesinin olmasından ileri gelmektedir. Monopolcü rekabetçi firmanın talep eğrisi negatif eğimli olup firma, marjinal gelir, marjinal maliyet ( MG = MM ) eşitliğinde kârını
171

maksimize eder. Şekil 9.1’de görüldüğü gibi kârı maksimize eden üretim miktarı Q1’dir. Monopolcü rekabetçi firma ürünü P1 fiyatından satarak koyu alan kadar kâr elde eder. Daha öncede değinildiği gibi, monopolcü rekabetçi firma zarar da edebilir. Zarar durumu monopolcü rekabetçi firmanın ortalama maliyet eğrisinin, talep eğrisinin üzerinde olduğu zaman ortaya çıkar. Aşırı kâr ya da normal üstü kâr durumunda ise diğer firmalar da piyasaya gireceğinden firmanın karşı karşıya olduğu talep eğrisi sola doğru kayacaktır. Talep eğrisindeki bu kayma firma normal kâr durumuna gelinceye kadar devam eder.

Fiyat ve Maliyetler

MM OTM

P1 OTM1

D=OG MG

0

Q1

Miktar

Şekil 9.1. Monopolcü Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi 9.2.3. Monopolcü Rekabet Piyasasında Uzun Dönem Dengesi Monopolcü rekabet piyasasında piyasaya girişler tam rekabet piyasasında olduğu gibi nispeten kolaydır. Bu nedenle monopolcü rekabet piyasasında kısa dönemde aşırı kâr olması durumunda piyasaya yeni firmalar girer. Bunun sonucunda piyasa arzı artar ve fiyatlar düşer. Fiyatların düşmesi, fiyatların ortalama maliyete eşit olmasına kadar devam eder. Uzun dönem dengesi, marjinal gelirin marjinal maliyete ve fiyatın ortalama maliyete (MM = MG ve P = OM ) eşit olduğu üretim düzeyinde gerçekleşir (Şekil 9.2). Fiyat ortalama maliyete eşit olduğu için kısa dönemde elde edilen aşırı kâr, uzun dönemde gerçekleşmez. Şekil 9.2’den görüldüğü gibi marjinal gelir-marjinal maliyet ( MG = MM ) eşitliği Q1
172

üretim düzeyinde gerçekleşmektedir. Denge noktasında fiyatın (P1), ortalama maliyete eşit olması nedeniyle aşırı kâr yoktur. Ancak fiyatın ortalama maliyete ( P = OM ) eşit olduğu nokta, tam rekabet piyasasında olduğu gibi ortalama maliyetin minimum noktası değildir.
Fiyat ve Maliyetler

P1

E

MM G

OM

d

MG 0 Q1 Miktar

Şekil 9.2. Uzun Dönem Dengesi 9.2.4. Tam Rekabet Piyasası le Monopolcü Rekabet Piyasasının Karşılaştırılması Monopolcü rekabet ve tam rekabet piyasası arasındaki en büyük fark malların tam rekabette homojen olmasına karşılık monopolcü rekabet piyasasında farklılaştırılmış olmasıdır. Monopolcü rekabet piyasasının iki özelliği önemlidir. Birincisi bu piyasada fiyatın, marjinal maliyetten (P>MM) büyük olmasıdır. Bu durum kaynakların toplumun istediği şekilde kullanılmamasına neden olmaktadır. kinci önemli özellik ise, monopolcü rekabet piyasasında firmanın üretiminin, ortalama maliyet eğrisinin minimum noktasında değil bu noktanın solunda gerçekleşmesidir. Bu durum aşırı kapasitenin ortaya çıkmasına neden olur. Şekil 9.3i’den görüldüğü gibi tam rekabet piyasasında uzun dönem dengesi P2 fiyatında Q2 üretim düzeyinde gerçekleşmektedir. Görüldüğü gibi tam rekabet piyasasında firmanın üretimi uzun dönem ortalama maliyet eğrisinin minimum noktasında gerçekleşir. Monopolcü rekabet piyasasında ise en düşük maliyet Q2’dir. Bu nedenle monopolcü rekabet piyasasında uzun dönemde kullanılmayan (Q1-Q2) bir kapasite vardır (Şekil 9.3ii).
173

Böylece monopolcü rekabet piyasasında, tam rekabet piyasasına göre daha az bir üretim buna karşın daha yüksek bir satış fiyatı söz konusudur. Bu nedenle monopolcü rekabet piyasası kaynak dağılımında etkin değildir.

P

MM

OTM

Fiyat ve Maliyetler

MM D

OM

P1 P2 P=MG=OG P2

D=OG

0

Q2 (i) Tam Rekabet

Q

0

Q2 Q MG (ii) Monopolcü Rekabet

Q1

Şekil 9.3.Tam Rekabet ve Monopolcü Rekabet Piyasalarında Uzun Dönem Dengesi

9.3. Oligopol Piyasası Oligopol piyasasında monopolcü rekabet piyasasına oranla daha az rekabet bulunur. Dolayısıyla oligopol piyasası tam rekabet piyasasından çok monopol piyasasına daha yakındır. Oligopol piyasasında az sayıda firma bulunduğundan bu piyasadaki firmalar fiyatı veri almayacak kadar yeterli güce sahiptir. Ancak oligopol firmalar rakiplerine bağımlıdır. Ayrıca oligopol piyasaya giriş yeni firmalar için çok zordur. 9.3.1. Oligopolün Tanımı ve Özellikleri

174

Oligopol piyasasında birbirleri ile rekabet eden az sayıda firma olup (ikiden fazla), bu firmaların üretimindeki değişmeler piyasa fiyatını etkilemektedir. Oligopol piyasasındaki firmalar monopolcü rekabet piyasasında olduğu gibi üretmiş oldukları ürünlerin fiyatları üzerinde bir ölçüde kontrol gücüne sahiptir. Oligopol piyasasındaki firmalar kendi firmalarının dışında piyasada yer alan diğer firmaları da izlemek durumundadır. Çünkü oligopol piyasasındaki bir firmanın izlemiş olduğu üretim ve fiyat politikası diğer firmaların satışlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Oligopol piyasasının genel özellikleri şöyle özetlenebilir: (i) Oligopol piyasasında az sayıda ancak büyük firmalar yer alır. Ayrıca bu piyasadaki firmalar karşılıklı olarak birbirleriyle bağımlılık içerisinde faaliyette bulunurlar. Yani oligopol piyasasındaki bir firma kendi faaliyetlerinin diğer firmaları ve diğer firmaların faaliyetlerinin de kendisini etkileyeceğini bilir. Diğer yandan bazı durumlarda oligopol piyasasında çok sayıda firma olabilir. Ancak bu durumun olduğu piyasada birkaç büyük firma piyasayı yönlendirir. Büyük firmalar piyasada belirleyici kararları alır, küçük firmalar da onları izler. (ii) Oligopol piyasasındaki firmalar homojen ürün veya farklılaştırılmış ürün satabilirler. Eğer oligopol piyasasında homojen ürünler üretiliyorsa bu durumda saf oligopol buna karşın farklı ve çeşitlendirilmiş ürün üretiliyorsa farklılaştırılmış oligopol denilmektedir. Saf oligopolde firmaların birbirlerine bağımlılık derecesi çok yüksektir. Bu nedenle bir firma tarafından yapılan fiyat değişimi diğer firmaların satışlarını büyük oranda etkiler. Farklılaştırılmış oligopolde ise bir firmanın fiyat değişimi yapması saf oligopole göre diğer firmaları daha az etkiler. Buna göre farklılaştırmanın derecesi arttıkça firmalar arasında karşılıklı bağımlılığın da azaldığı söylenebilir. Benzin, çimento ve demir-çelik üretimi saf oligopole örnek olarak verilebilir. Otomobil ve beyaz eşya üretimi ise farklılaştırılmış oligopol piyasasının en iyi örneklerindendir. Örneklerden de anlaşılacağı üzere gerçek yaşamda en sık rastlanan piyasa türü farklılaştırılmış oligopol piyasasıdır. (iii) Oligopol piyasasında piyasaya girişleri kısıtlayan patent hakları, ölçek ekonomileri ve hammadde kaynakları gibi önemli engeller bulunmaktadır.

175

9.3.2. Oligopol Piyasasının Oluşum Biçimleri Oligopol piyasasının oluşumu fiyat dışı rekabet ve firmalararası anlaşmalardan kaynaklanır. 9.3.2.1. Fiyat Dışı Rekabet Fiyat dışı rekabetin en yaygın şekli reklamlardır. Reklam ile firma kendi ürünlerinin daha çok satılmasını amaçlar. Ancak reklam, firmaların maliyetlerinin artmasına neden olur. Reklam ile zaman içerisinde tüketiciler belirli markalara bağımlı hale gelebilmektedir. Böyle bir durumun olduğu piyasada yeni firmaların söz konusu piyasaya girişleri zorlaşmaktadır. Fiyat dışı rekabetin diğer şekilleri ise araştırma–geliştirme ve satış teşkilatının oluşturulmasıdır. Firmalar araştırma-geliştirme faaliyetleri ile rakiplerine göre daha kaliteli ve çeşitli ürünler üretebilir. Bu durumda yeni kurulan bir firma kuruluş maliyetlerinin dışında reklam, satış teşkilatı ve araştırmageliştirme faaliyetlerine de yatırım yapmak durumundadır. Böyle bir yapı içerisinde küçük firmaların bu işleri yapmaları kolay değildir. Bu nedenle oligopol endüstrilerin çoğunda ölçek ekonomisi gözlenmektedir. 9.3.2.2. Firmalararası Anlaşma Firmaların rekabet etmek yerine çeşitli şekillerde işbirliğine gitmeleri oligopol piyasasının önemli özelliklerindendir. Firmaların anlaşmaya gitmelerinin nedeni kârlarını arttırmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece firmalar birbirlerinden bağımsız hareket ederek daha düşük fiyat ve kâr elde etme yerine potansiyel kârlarına ulaşabilmektedirler. Ancak firmalararası anlaşmalar tüketicilerin aleyhine bir durum ortaya çıkardığından bu anlaşmalar gizli yapılır. Esasında firmalar ortak hareket etmeye karar verirler ve buna uyarlarsa anlaşmaların yazılı yapılmasına da gerek yoktur. Eğer oligopol firmalar anlaşmaya sadık kalırlarsa monopol firmanın ulaştığı dengeye sahip olabilirler. Böylesi bir dengeye genellikle “işbirliği içinde denge” denilmektedir. Ancak günümüzde teknolojideki hızlı gelişmeler ve yeni ürünlerin piyasaya çıkması firmalararası anlaşmayı güçleştirmektedir. Bu nedenle firmalar çeşitli fiyat dışı rekabet yollarını kullanarak pazar paylarını arttırmak istemektedirler. Böyle bir rekabet yapısı içerisinde endüstrinin kârının monopol kârına ulaşamayacağı açıktır. şbirliği içindeki dengenin karşıtı “işbirliği olmaksızın dengedir”. Bu dengede firmalar, endüstrinin toplam kârını değil kendi kârlarını maksimum yapmak isterler. şbirliği olmaksızın dengenin en önemli şekli Nash dengesidir. Bu dengede diğer firmanın davranışı veri olarak alındığında,
176

firmanın kendi davranışını korumasının en iyi strateji olacağı düşünülmektedir. Bir işbirliğinin olmadığı ortamda rakip firma fiyatı düşürürse veya fiyatı arttırmak için üretimi kısarsa diğer firmalar da aynı şekilde davranmak durumundadır. Oligopol piyasasında firmaların anlaşma veya rekabet etme derecelerini etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler aşağıda kısaca özetlenmiştir. • • Firma sayısının azlığı firmalararası anlaşmayı kolaylaştırdığı gibi anlaşmanın sürdürülebilirliliğini de artırmaktadır. Firmaların birbirlerine yakın ürün üretmeleri, firmalararası anlaşmaya gidilip toplam kârın artırılmasını farklı ürünlerin üretilmesi durumuna göre daha fazla kolaylaştırmaktadır. Pazarın büyümekte olduğu durumda pazarın daralmasına göre firmalararası anlaşma olasılığı daha fazla olmaktadır. Piyasada fiyat lideri konumunda olan bir firmanın olması birbirleri ile eşit büyüklükte sayılabilecek firmaların olduğu piyasaya göre firmalararası anlaşmaya gidilmesini daha fazla kolaylaştırmaktadır. Piyasaya yeni firmaların girişlerinin zor olduğu bir ortamda firmalararası anlaşmalar daha kolaydır. Fiyat dışı rekabetin hiç olmadığı veya çok az olduğu ortamda firmalararası anlaşma olasılığı daha yüksek olmaktadır.

• •

• •

9.3.3. Oligopolde Piyasa Dengesi

177

Oligopol piyasasında firmalar arasındaki bağımlılık özelliği nedeniyle, bu piyasada fiyatın belirlenmesi incelenen diğer piyasa türlerine göre çok karmaşıktır. Oligopolde piyasa dengesi genellikle dört model ile açıklanmaktadır. Söz konusu bu modeller; Dirsekli Talep Eğrisi, Fiyat Önderliği, Firmalararası Anlaşma ve Maliyet Üzerine Kâr Payı Modeli’dir. 9.3.3.1. Dirsekli Talep Eğrisi Modeli Oligopol piyasasındaki firmalar birbirlerini izlemek durumundadır. Bu modele göre bir firma fiyatlarını düşürürse diğer firmalar da fiyatlarını düşürür. Buna karşın firma fiyatlarını arttırdığı zaman, firmanın rakibi durumundaki diğer firmalar fiyatlarını arttırmazlar. Dirsekli talep eğrisi modelinde oligopolcü firmanın iki tane talep eğrisi ile karşı karşıya olduğu kabul edilir (Şekil 9.4.) DD eğrisi firmanın fiyatlarını değiştirdiğinde rakiplerinin de değiştireceğini göstermektedir. Buna karşın dd talep eğrisi ise firmanın fiyatlarını değiştirdiğinde rakiplerinin fiyatı değiştirmeyeceklerini varsaymaktadır. Buna göre dd talep eğrisi DD eğrisinden daha yatık olduğundan bu eğriler bir noktada kesişirler. Yani talep eğrileri piyasa fiyatı düzeyinde dirsek yapar. Talep eğrisi, dirseğin üst kısmında dirseğin alt kısmına göre daha esnektir. Bunun nedeni oligopolcü firmaların kendi başlarına fiyat arttırmaması veya artan fiyatları izlememesinden kaynaklanmaktadır. Şekil 9.4’deki DD talep eğrisi oligopolcü firmaların tamamına karşı olan toplam talebi göstermektedir. Buna karşın dd talebi ise oligopolcü firmanın kendi talep eğrisidir. Daha öncede açıklandığı gibi oligopolcü firma fiyatı yükselttiğinde diğer firmalar fiyatı arttırmayacaklarına göre oligopolcü firmanın talep eğrisi 0P fiyatının üstündedir (dE). Firma fiyatı düşürdüğünde ise diğer firmalar da fiyatlarını düşüreceklerinden talep ED eğrisi olacaktır. Sonuçta firmanın talebi dED biçiminde dirsekli bir şekil alacaktır. Buna göre oligopol fiyatı oluştuktan sonra bu fiyat seviyesinin aşağıya veya yukarıya çıkma eğilimi olmaz. Çünkü oligopolcü firma fiyatı arttırmak ile kârını arttıramaz. Böyle bir durumda diğer firmalar fiyatlarını değiştirmeyeceğinden firmanın satışları hemen düşer. Tersi durumda yani firmanın fiyatını düşürmesiyle de kârını arttıramaz. Çünkü böyle bir durumda diğer firmalar da fiyatlarını düşüreceklerdir. Talep eğrisinin dirsekli olması marjinal gelirin iki parçaya ayrılmasına neden olur. Bu kesikli durum A ile B arasında fiyat ve marjinal maliyet arasındaki bağı ortadan kaldırmaktadır. Piyasada oluşan fiyatın bir süre değişmemesi (fiyat sertliği) bu kesikliğin nedenidir. Marjinal gelirin

178

(MG) ilk parçası dE arasında, ikinci parçası ise daha aşağıda olup ED’ye karşıt olan yerdedir. Bunun anlamı 0P fiyatının üstünde marjinal gelir yüksek ve pozitiftir. Marjinal gelir, 0P fiyatının altında negatiftir. Marjinal gelir eğrisi ve marjinal masraf (MM) eğrisinin kesişmesi AB arasında olduğu sürece marjinal masraf eğrisi değişse bile bundan fiyat etkilenmez. Bu durumda üretim miktarı daima 0Q denge miktarındadır. Çünkü 0Q’den fazla üretim miktarında marjinal masraf, marjinal gelirden büyük ( MM > MG ) , 0Q’den küçük üretim miktarında ise marjinal gelir, marjinal masraftan büyüktür ( MG > MM ) .

Fiyat

d

D MM2 E MG mh A MM1

P

Özetle dirsekli talep modeli, bir endüstride bir firmanın fiyatını düşürmesi durumunda firmanın rakiplerinin de fiyatlarını düşüreceğini fakat firmanın fiyatlarını artırması halinde rakiplerinin fiyatlarını artırmayacağını
d B MG 0 Q D Miktar

Şekil 9.4. Dirsekli Talep Eğrisi 179

varsayan bir oligopol modelidir. 9.3.3.2. Fiyat Önderliği Modeli Fiyat önderliği modelinde, piyasada lider konumunda olan firma fiyatı belirler. Diğer firmalar bu fiyatları izlerler. Burada çok sayıda küçük oligopol firmaya karşı az sayıda büyük firma piyasa ile ilgili belirleyici kararları almakta ve bu kararlara küçük firmalar uymaktadır. Türkiye’deki bankacılık sektörü bu duruma örnek olarak verilebilir. Çünkü bankacılık piyasasında çok sayıda küçük banka olmasına karşın az sayıdaki büyük banka belirleyici rol oynamaktadır. 9.3.3.3. Firmalararası Anlaşma Modeli Firmalararası anlaşmalar değişik şekillerde olabilmektedir. Ancak bu anlaşmaların en bilinen şekli karteldir. Kartel, aynı dalda çalışan firmaların üretim, hammadde ve özellikle pazarlama konularında rekabeti kaldırmak ya da sınırlamak amacıyla yaptıkları anlaşma olarak tanımlanmaktadır. Buna göre kartel; kartelde yer alan firmaların, kârlarını arttırmak için üretim miktarının azaltılıp ürün fiyatlarının arttırıldığı bir organizasyon biçimidir. Böylece oligopol piyasasındaki firmalar kartel oluşturarak piyasada tek firma varmış gibi faaliyette bulunurlar. Buradaki amaç karteldeki firmaların, monopolcü firmanın elde ettiği bütün faydalardan yararlanmak istemesidir. Kartellere en iyi örnek olarak petrol ihracatçısı ülkelerin oluşturduğu OPEC verilebilir. Kartel, firmaların birleşmesi olmayıp, firmaların belirli konularda aralarında yaptıkları resmi bir anlaşmadır. Karteller daha çok Avrupa ülkelerinde görülmektedir. Ancak bazı Avrupa ülkeleri karteli benimsememiş, Amerika’da ise tamamen yasaklanmıştır. Anlaşma konularına göre değişik kartel türleri oluşturulmaktadır. Fiyat karteli, satış karteli, kontenjan karteli, bölge karteli ve uluslararası karteller başlıca kartel biçimleridir. (i) Fiyat karteli: Kartelde yer alan firmalar tek fiyat üzerinde anlaşmaya giderler. Anlaşma konusu fiyat tek bir fiyat olabileceği gibi asgari fiyat saptanması şeklinde de olabilir. (ii) Satış karteli: Karteldeki firmalar piyasaya hakim olmadığı için mallarını kartelin satış örgütleri aracılığı ile yaparlar. Dolayısıyla satış kartelinde yer alan firmalar mallarını bağımsız olarak satamazlar.

180

(iii) Kontenjan karteli: Karteldeki firmaların üretim kapasitelerini belirleyen bir kartel türüdür. Bu şekilde bir kartele gidilmesindeki amaç piyasanın gereksiniminden daha fazla bir üretim yapılmasıdır. Kontenjan karteli oluşturulmasıyla üretim miktarının sınırlanması birim maliyetleri yükselteceğinden bazı firmalar kartele katılmak istemeyebilir. (iv) Bölge karteli: Firmaların belirli pazar bölgelerini kendi aralarında paylaşmaları ile bölge karteli oluşur. Bu tür kartelde yer alan firmaların pazarı belirli olup, firma ancak o pazarda malını pazarlayabilir. Örneğin meyve suyu fabrikaları anlaşmaya giderek satış bölgelerini belirleyebilirler. (v) Uluslararası karteller: Gelişmiş ülke firmaları aralarındaki rekabeti kaldırarak az gelişmiş ülkelerden mal alımında ve onlara mal satımında daha kârlı duruma geçmek için anlaşmaya giderler. Bu şekilde oluşturulan karteller ile gelişmiş ülke firmaları, az gelişmiş ülkelerden aldıkları malları daha ucuza alırken onlara sattıkları malları daha yüksek bir fiyattan satarlar. Özetlemek gerekirse, firmaların kartel oluşturmaları monopol bir davranışa neden olmaktadır. Kartel ile oligopol belirsizliği giderilmekte, fiyat ve ticaret savaşları sona erdirilmekte ve pazar kotaları ile pazar bölgeleri belirlenerek rekabet engellenmektedir. 9.3.3.4. Maliyet Üzerine Bir Kâr Modeli Günlük yaşamda mark up olarak bilinen bu modelde, firma birim ürün başına maliyeti hesaplayıp üzerine bir kâr payı ekleyerek fiyatı belirler. Böylece aynı endüstri içinde birbirine çok yakın maliyetler ile üretim yapan firmalar birbirlerine yakın satış fiyatları belirleyebilmektedir. Maliyet üzerine bir kâr payı eklenmesi modeli firmalararası anlaşma ya da fiyat liderliği modelleri ile birlikte de kullanılabilir. 9.4. Oligopolün Etkinliği Oligopol piyasasında malların satış fiyatı tam rekabet piyasasından yüksek monopol fiyatından düşüktür. Fiyatın düşük veya yüksek olmasının büyüklüğü oligopol piyasasındaki firma sayısı ile piyasaya giriş kolaylığına bağlıdır. Oligopol piyasasında firma sayısı arttıkça ve monopolcü rekabet

181

piyasasındaki firma sayısına yaklaştıkça fiyatlar monopol fiyatından çok düşük olarak gerçekleşmekte ve tam rekabet piyasasına yaklaşmaktadır. Oligopol piyasasında talep monopol piyasasına göre daha esnektir. Dolayısıyla oligopol piyasasında üretim miktarı monopolden daha fazladır. Ancak tam rekabet piyasasında talep tam esnek olduğundan bu piyasalardaki üretim düzeyi oligopol piyasasından fazladır. Oligopol piyasasında çok sayıda satıcının olduğu durumda reklam harcaması ve farklılaştırma ile mallara karşı talebi arttırmak ve talep esnekliğini azaltmak olasıdır. Monopol piyasasında ise bunlara gerek yoktur. Oligopol piyasasındaki firmalar, ürün farklılaştırması ve reklamlar ile tüketicilere tercih olanağı sağlamaktadırlar. Ancak ürün farklılaştırması ve reklamların aşırı bir şekilde yapılmasının ekonomiye olumsuz etkileri olabilmektedir. Oligopol firmaların mallarına karşı talebin esnek olması ve tam rekabetteki fiyattan daha yüksek fiyata satılması birim başına elde edilen kârın tam rekabet piyasasından fazla olmasına neden olur. Buna karşın oligopol firmanın kârı monopol firmanın kârından daha azdır. Kısacası, oligopol ve monopol piyasalarda toplum refahını olumsuz yönde etkileyen üretimin kısılması söz konusudur. Özetle, tam rekabet, monopol ve oligopol piyasaları içerisinde en yüksek fiyat monopol piyasasında, en düşük fiyat ise tam rekabet piyasasındadır. Oligopol piyasası ise bu iki piyasanın arasında yer alır. Üretim miktarı açısından ise en yüksek üretim tam rekabet piyasasında en düşük üretim ise monopol piyasasındadır. Oligopol piyasası üretim miktarı yönünden de yine bu iki piyasanın arasında bulunmaktadır.

182

BÖLÜM 10
BÖLÜŞÜM TEOR S VE FAKTÖR P YASALARI
Ekonomik sorunlardan biri de üretimin kimler için yapılacağıdır. Bu sorunun yanıtı ekonomi biliminde bölüşüm (dağılım) teorisi kapsamında aranır. Ekonomi biliminin önemli konularından birini oluşturan bölüşüm teorisi, kişisel ve görevsel bölüşüm açısından incelenecektir. Kişisel bölüşüm ayırımında kişisel bölüşümün kapsamı, Pareto kanunu, Lorenz eğrileri, gelir eşitsizliğinin nedenleri ve gelir eşitsizliğinin giderilmesi konuları üzerinde durulacaktır. Bölüşüm teorisinin görevsel bölüşüm ayırımı ise faktör piyasasında fiyatlandırma olarak ele alınacaktır. Faktör piyasasında fiyatlandırma konusunda öncelikle faktör piyasaları üzerinde durularak, faktör arz ve talebinin özellikleri açıklanacaktır. Görevsel bölüşüm ile ilgili açıklamalar faktör gelirlerinin incelenmesi ile sona erecektir. 10.1. Gelir Bölüşümü (Dağılımı) Üretilen ürünün satış değeri içerisinde üretime katkı yapanların hepsinin payı vardır. Dolayısıyla bir ülkede veya toplumda bu payın belirlenmesi ve üretenler arasında dağıtılmasına gelir bölüşümü (dağılımı) denilmektedir. Daha açık bir ifadeyle gelir bölüşümü üretim faktörlerinin gelirleri olan rant, ücret, faiz ve kârın belirlenmesi ve faktör sahipleri arasında paylaştırılmasını incelemektedir. Buna göre üretim sürecine katılan faktör sahiplerine rant, ücret, faiz ve kâr payları olarak yapılan ödemeler bireylerin gelirini oluşturmaktadır. Bölüşüm teorisi hem mikroekonominin hem de makroekonominin alanına girer. Bölüşüm teorisinin mikroekonominin alanına girmesinin nedeni bu konunun fiyat teorisinin genişletilmiş bir şekli olmasıdır. Bu nedenle bölüşüm teorisine üretim faktörleri piyasasında fiyatlandırma teorisi de denilmektedir. Hatırlanacağı üzere fiyat teorisi, herhangi bir malın piyasa değerini etkileyen arz, talep ve piyasa koşullarını incelemekteydi.
183

Benzer şekilde üretim faktörlerinde fiyatlandırma konusunda da işçinin ücretini, toprağın rantını, sermayenin faizini, belirleyen etkenler incelenmektedir. Dolayısıyla bu konular mikroekonominin konularını oluşturmaktadır. Diğer yandan gelir bölüşümü makro seviyede de incelenmektedir. Örneğin ulusal gelirin, toplumu oluşturan kesimler arasında nasıl dağıtılacağı sorunu makro düzeyde bir analizi gerektirir. Tüketicinin talebi, gelir seviyesine göre değiştiği için gelirin bireyler ve aileler arasındaki dağılımı, talebi etkilemektedir. Aynı şekilde maliyet de üretim faktörlerine ödenen bir bedeldir. Bu nedenle, gelir bölüşümü fiyat ve üretim teorileri ile yakından ilişkilidir. Gelir bölüşümü sorunu farklı şekillerde incelenebilir. Bunlar; bölgesel dağılım, fiziksel dağılım, coğrafî dağılım, sektörel dağılım, yeniden dağılım, mesleki dağılım, uluslararası dağılım, kişisel ve görevsel (fonksiyonel) gelir dağılımı olarak ifade edilmektedir. Ancak belirtilen bu gelir bölüşümü türlerinden en çok kullanılanları kişisel ve görevsel gelir dağılımlarıdır. Görevsel ya da fonksiyonel gelir dağılımına ilk gelir dağılımı da denilmektedir. Kişisel ve görevsel gelir dağılımları aşağıda sırasıyla açıklanmıştır. 10.1.1. Kişisel Gelir Dağılımı Kişisel bölüşümün konusunu, yaratılan toplam gelirin bireyler ya da aileler arasındaki dağılımının incelenmesi oluşturmaktadır. Dolayısıyla kişisel bölüşümde en yüksek ve en düşük gelir arasındaki farklar araştırılmaktadır. Kişisel bölüşümde önemli olan gelir farklarıdır. Bu nedenle gelirlerin hangi görevlerden dolayı elde edildiği kişisel bölüşüm açısından incelenmemektedir. Herhangi bir ailenin geliri çeşitli kaynaklardan ya da farklı görevlerin yapılmasıyla elde edilmiş olabilir. Örneğin; bir memur ailesinin yıllık geliri; maaşının yanında, bankadaki tasarrufundan elde ettiği faiz geliri ve köyündeki arazisinden elde ettiği rant geliri olabilir. Benzer şekilde bir çiftçi ailesinin yıllık geliri içerisinde ailenin emek geliri, toprak rantı ve işletmeye ait alet-makinelerin başka bir tarımsal işletmeye kiraya verilmesiyle elde edilen sermaye geliri bulunabilir. Bu nedenlerle kişisel bölüşümde, gelirin kaynağı ve bileşimi yerine gelirin miktarı ve kişiler arasındaki dağılımı esas

184

alınır. Dolayısıyla kişisel gelir dağılımı, bir toplumdaki gelir eşitsizliklerinin bir göstergesi olmaktadır. Pareto, ulusal gelirin aileler arasındaki bölüşümünün tüm toplumlarda piramit benzeri bir dağılım gösterdiğini belirtmiştir. Pareto’ya göre piramitin tepesinde, en yüksek gelir seviyesine sahip az sayıda aile bulunurken en tabanda düşük gelirli geniş halk yığınları bulunmaktadır. Bu duruma gelir dağılımında “Pareto kanunu” adı verilir. Tahmin edileceği gibi gelir dağılımının büyük eşitsizlik gösterdiği toplumlarda piramidin tepesi çok sivri olmaktadır. Ancak kişilerin yetenekleri, yaptıkları işler ve yüklendikleri riskler dikkate alındığında gelir dağılımında tam eşitlik sağlanması olanaksızdır. Bununla birlikte toplumda yaratılan gelirden adil pay sağlayacak bir gelir dağılımından söz edilebilir. Kişisel gelir dağılımındaki eşitsizlik genellikle Lorenz eğrileri kullanılarak açıklanır. Lorenz eğrisi gelirin yüzde kaçını, nüfusun yüzde kaçının aldığını gösteren bir eğridir. Bunun için önce çeşitli gelir gruplarına giren aile sayılarının toplam aile sayısı içindeki yüzdesi bulunur. Daha sonra ise her aile grubunun toplam gelirin yüzde kaçını aldığını gösteren bir çizelge hazırlanır ve hazırlanan bu çizelgeden yararlanılarak bir diyagram çizilir. Diyagramın dikey ekseninde toplam gelirin kümülatif yüzdeleri, yatay eksende bu geliri elde eden ailelerin kümülatif yüzdeleri yer alır. Başlangıçtan uzaklaştıkça her iki yönde de kümülatif oranlar artmakta ve sonunda yüzde 100’e ulaşmaktadır. şte kişisel gelir dağılımı ile elde edilen bu değerler yardımıyla gelir dağılımı eşitsizlik eğrileri elde edilir. Bu eğrilerin elde edilmesi ilk defa Lorenz tarafından geliştirildiği için bu eğrilere Lorenz eğrileri adı verilir. Diyagramın köşegeni gelir dağılımında tam eşitlik olduğunu gösterir. Lorenz eğrileri bu eşit dağılımdan uzaklaşıp, sağa doğru çukurlaştıkça toplumda gelir eşitsizliği artmaktadır (Şekil 10.1).

Gelir Yüzdesi (Kümülatif)

100 80 60 40 20

Mutlak Eşitlik Doğrusu

Lorenz Eğrisi

185

Şekil. 10.1. Lorenz Eğrisi Şekil 10.1’de verilen Lorenz eğrisinin dört önemli özelliği bulunmaktadır. Bu özellikler şöyle sıralanabilir; (i) Lorenz eğrisi orijinden başlar. Orijin, gelirin ve bireyin olmadığı bir noktadır.
0 20 40 60 80 100 Hanehalkı Yüzdesi (Kümülatif)

(ii) Lorenz eğrisi karenin sağ üst köşesinde sona erer. Çünkü bir toplumda kişilerin tamamı (% 100’ü)

gelirin de tamamını (% 100’ünü) alacaktır.

(iii) Gelirin tamamı eşit bir şekilde dağıtılırsa Lorenz eğrisi orijinle sağ üst köşeyi birleştiren bir doğru şeklinde gösterilir. Bu doğruya mutlak eşitlik doğrusu adı verilmektedir. Böyle bir dağılımda nüfusun örneğin % 20’si gelirin de % 20’sini elde eder. (iv) Gelir dağılımında eşitsizlik durumunda ise eşitsizliğin derecesine bağlı olarak Lorenz eğrisi aşağıya doğru sarkmaktadır.

10.1.1.1. Gelir Dağılımı Eşitsizliğinin Nedenleri Gelir dağılımı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda gelişmiş ülkelerdeki gelir dağılımının az gelişmiş ülkelere göre daha eşit olduğu belirtilmektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenlerinden bazıları şöyle sıralanabilir; (i) Yetenek farklılıkları: Toplumda bazı kişiler üretime daha fazla katkıda bulundukları için toplam gelirden daha fazla pay alır. Bunun nedeni bu kişilerin yetenek ve becerilerinin fazla oluşudur. Toplumda bazı kişilerin çok zeki olması, atletik veya artistik yeteneklerine sahip olması yetenek farklılıklarına örnek olarak verilebilir. (ii) Eğitim ve öğrenim farklılıkları: Öğrenim derecesi ve niteliklerine göre kişilerin gelirleri farklı olabilmektedir. Toplumda her birey için doğuştan gelen veya sonradan kazanılan yeteneklerin geliştirilmesi için fırsat eşitliği yoktur. Dolayısıyla beşeri sermayeye yatırım olarak kabul

186

edilen eğitim farklılıklarının gelir eşitsizliğinin önemli bir nedeni olduğu kabul edilmektedir. (iii) Mülkiyet ve miras hakkı: Bilindiği gibi bütün gelirler çalışma sonucu elde edilmemektedir. Bazı gelirler daha önce yaratılmış olan servetin getirisidir. Örneğin, kişilere kalan mirasın getirisi bir gelir unsurudur. (iv) Çalışkanlıktaki farklılık: Bazı bireyler diğerlerinden daha fazla çalışırlar. Bu durumda toplumda gelir farklılıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Bunların dışında telafi edici ücret farklılıkları, risk yüklenmek, piyasa üzerinde güç sahibi olmak, şans faktörü ile yaş ve sağlık farklılıkları da gelir eşitsizliği yaratan diğer nedenler olarak belirtilebilir. 10.1.1.2. Gelir Dağılımındaki Eşitsizliğin Giderilmesi
Gelir bölüşümündeki eşitsizliklerin giderilmesi sorunu, sosyal devlet anlayışının önemli ilgi alanlarından birini oluşturur. Devlet gelir dağılımındaki eşitsizliği gidermek için gelirin oluşum sürecine (ilk gelir dağılımına) müdahale eder veya gelirin yeniden bölüşümünü düzenlemeye çalışır.

(i) lk gelir dağılımına müdahale: Bu önlem ile gelirin oluşum sürecine müdahale edilerek gelir eşitsizliği giderilmeye çalışılır. Devlet dolaylı ve dolaysız müdahalelerde bulunarak gelirin daha adil dağıtılmasını sağlamaya çaba gösterir. Dolaysız devlet müdahalelerine fiyatların ve faiz oranlarının devletçe saptanması ile özel mülkiyet hakkının kısıtlanması önlemleri, dolaylı devlet müdahalelerine ise tekellerin ve enflasyonist eğilimlerin önlenmesi örnek olarak verilebilir. (ii) Gelirin yeniden dağılımı: Bu düzenlemeyle gelirin oluşumundan sonra izlenen sosyal ve mali politikalar ile gelirin yeniden dağılımı sağlanır. Bu müdahaledeki amaç, gelir dağılımını düşük gelir grupları yararına düzenlemektir. Gelirin yeniden dağılımı kavram olarak, faktör gelirleriyle harcanabilir gelirler arasındaki farklılığı belirtir. Harcanabilir gelir üretimden elde edilen faktör gelirlerinin bir kısmının vergiler yolu ile devlet tarafından alınmasından sonra geriye kalan gelirdir. Devlet yüksek gelir gruplarından aldığı vergileri (kamu gelirleri) topluma harcama (kamu harcamaları) yaparak geri vermektedir. Bu durumda yüksek gelir gruplarından düşük gelir gruplarına doğru bir akım söz konusu olmaktadır. Devletin buradaki müdahalesi dolaylı bir müdahaledir. 10.1.2. Görevsel (Fonksiyonel) Gelir Dağılımı
Görevsel (veya fonksiyonel) gelir dağılımında toplam gelirin çeşitli üretim faktörleri arasındaki dağılımı incelenir. Daha açık bir ifadeyle bu gelir dağılımı türünde; üretim faktörleri sahiplerinin,

187

yani işçilerin emekleri karşılığı elde ettikleri gelirler, toprak sahiplerinin topraklarını kullanma veya kiraya vermeleri karşılığı olarak aldıkları rant gelirleri, sermaye sahiplerinin faiz geliri ve girişimcilerin kâr gelirlerinin ne kadar olduğu araştırılır. Görüldüğü gibi görevsel gelir dağılımında önemli olan üretime hangi üretim faktörünün katıldığı ve onun payının ne olduğudur. Görevsel gelir dağılımı açısından ele alındığında gelir dağılımı dörtlü ayırım (rant, ücret, faiz ve kâr) yapılabildiği gibi emek (ücret) ve mülk gelirleri (rant, faiz ve kâr gelirleri) olarak gelir dağılımının ikili ayrımı da yapılmaktadır. Esasında klasik ekonomistler başlangıçta üretim faktörleri olarak; toprak, emek ve sermayeyi kabul etmişlerdir. Ancak ekonomi biliminde ortaya çıkan gelişmeler sonucu neo-klasikler bu üretim faktörlerine girişimci faktörünü de ilave etmişlerdir. Ulusal gelirin paylaşımında yıllık gelirin ne kadarının mülk gelirleri ve emek gelirleri tarafından alınacağı önemli tartışma konusunu oluşturmaktadır. Bölüşüm teorisi fiyat teorisinin faktör piyasasına uygulanan bölümüdür. Bu nedenle görevsel gelir dağılımı sorunlarını açıklamak için faktör piyasalarında fiyatlandırma konusunun incelenmesi gerekmektedir.

10.2. Faktör Piyasaları Faktör piyasası, üretim faktörlerinin alınıp satıldığı herhangi bir yer olarak ifade edilmektedir. Faktör piyasaları ile tüketim malları piyasaları birbirine benzemekle beraber aralarında temel farklılıklar da bulunmaktadır. Bilindiği gibi, üretim faktörleri insanların isteklerini karşılamaya yönelik mal ve hizmet üretiminde kullanılmaktadır. Dolayısıyla insanların mal ve hizmetlere karşı olan doğrudan talepleri, söz konusu mal ve hizmetlerin üretiminde bulunulan kaynaklar için dolaylı veya türev talep meydana getirir. Bu nedenle faktör piyasasındaki faktör talebi bir türev talep olup mal piyasasındaki talep tarafından önemli ölçüde etkilenmektedir. Faktör sahiplerinin gelirleri; rant, ücret/maaş, faiz ve kâr gelirlerinden oluştuğu için üretim faktörlerinin geliri bir toplumun tüm piyasa gelirini meydana getirir. Söz konusu bu faktör fiyatları, ürün fiyatlarına benzer şekilde faktör arz ve talebi tarafından belirlenir. Faktör gelirlerine geçmeden önce faktör arz ve talebini incelemekte yarar bulunmaktadır. 10.2.1. Faktör Talebi ve Özellikleri Bir mal veya hizmete olan talep, bireylerin söz konusu olan mal ve hizmetten bekledikleri faydaya bağlı olmaktadır. Herhangi bir faktöre olan talep ise türev talep olup üretimlerinde kullanıldıkları mallara olan talep ile çok yakından ilişkilidir. Üretim faktörleri insanların gereksinimlerinin giderilmesinde doğrudan kullanılmazlar. Ancak, üretim faktörleri insan gereksinimlerini gideren mal ve hizmetlerin üretilmesinde ve sunulmasında kullanılırlar. Yani üretim faktörlerine olan talep, faktörlerin üretiminde kullanılan mallara olan talebin bir sonucudur. Faktör talebini kendi fiyatı dışında talep edilen mal miktarı, faktörlerin verimliliği ve diğer üretim
188

faktörlerinin fiyatları etkilemektedir. Faktör talebini etkileyen etkenler aşağıda kısaca özetlenmiştir; (i) Talep edilen mal miktarı: Bir mala olan talebin artması durumunda, o malı üretmek için kullanılan kaynaklara olan talep de artar. Tersi durumda yani bir mala olan talebin azalması durumunda ise malın üretiminde kullanılan kaynaklara olan talep azalır. Görüldüğü gibi, mal ve hizmet talebi ile faktör talebi arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. (ii) Faktörlerin verimliliği: Faktörlerin verimliliği arttıkça kaynak talebi de artar. Bu nedenle verimli kaynaklar ilk, verimsiz kaynaklar ise son olarak kiralanır. Kaynakların verimliliğini etkileyen çok sayıda etken bulunmaktadır. Ayrıca herhangi bir kaynağın verimliliği diğer kaynakların verimliliği ile yakından ilişkilidir. Örneğin, işgücüyle birlikte kullanılabilecek sermaye miktarı arttıkça işgücünün verimliliği de artacaktır. Diğer yandan teknolojik gelişmeler de bir faktörün verimliliğini arttırabilir. (iii) Diğer faktörlerin fiyatları: Tamamlayıcı ve rakip malların fiyatlarındaki değişmenin ilgili mal talebini etkilemesine benzer şekilde, diğer faktörlerin fiyatlarındaki değişme de belli bir faktöre olan talebi etkiler. Eğer iki faktör birbirinin ikamesi durumunda ise faktörlerden birinin fiyatındaki artış bu faktörün ikame edilmesi sonucunu doğurur. Örneğin, ücretlerdeki artış firmanın işgücünün yerine sermayeyi ikame etmesine yol açabilir. Tamamlayıcı bir faktörün fiyatının düşmesi ise söz konusu faktörün talebini arttırır. 10.2.1.1. Faktör Piyasa Talebi Bir faktörün piyasa talebi aynen bir malın piyasa talebinin oluşturulması gibidir. Dolayısıyla bir faktörün piyasa talebi her firmanın ilgili faktöre olan bireysel talebinden oluşur. 10.2.1.2. Faktör Talep Esnekliğini Etkileyen Faktörler Faktör talep esnekliği, faktörün talep miktarındaki yüzde değişimin faktörün fiyatındaki yüzde değişime oranlaması ile hesaplanır. Faktör talep esnekliği üzerine etki eden çeşitli etkenler bulunmaktadır; (i) Üretiminde kullanıldığı malın talep esnekliği: Herhangi bir faktörün talep esnekliği üretiminde kullanıldığı malın talep esnekliği ile yakından ilişkilidir. Faktör talebi, türev talep olduğu için üretilen malın talep
189

esnekliği ne kadar yüksek ise faktör talep esnekliği de o kadar yüksek olur. Dolayısıyla bir faktörün fiyatı yükselince faktörü kullanmanın maliyeti arttığı için ürün fiyatlarını yükseltmek gerekir. (ii) Faktörün maliyetinin toplam maliyet içerisindeki payı: Bir faktörün maliyetinin, firmanın toplam maliyeti içindeki payı arttıkça faktör talep esnekliği de artar. Örneğin; bir faktörün toplam maliyet içerisindeki payı % 70 ise, faktör fiyatındaki % 30’luk bir artış, toplam maliyeti % 21 arttırır. Ancak faktör maliyeti toplam maliyetin sadece % 15’ini oluşturuyorsa faktör fiyatlarındaki aynı oranda artış toplam maliyeti % 4.5 oranında yükseltir. (iii) kamenin kolaylığı: Faktörler arası ikame kolaylaştıkça faktörlerin talep esneklikleri artar. Tersi durumda ise yani faktörler arası ikame zorlaştıkça ilgili faktörlerin talep esneklikleri de azalır. (iv) Zaman: Firmaların değişen faktör fiyatlarına göre kendilerini ayarlama süreleri zaman uzadıkça uzayacağından faktör talep esneklikleri de artar. 10.2.2. Faktör Arzı ve Özellikleri
Üretim faktörlerinin arzı, tüketim malları arzından farklı özelliklere sahiptir. Tüketim malları arzı genellikle fiyatların fonksiyonu olarak yükselen bir eğri ile gösterilir. Yani malların fiyatları yükseldikçe üretim arttırılarak piyasaya daha fazla mal arz edilir. Buna karşın üretim faktörleri arzı için aynı şeyler söylenemez. Üretim faktörlerinden toprak, bir ekonominin tümü açısından ele alındığında miktarı çoğaltılamayan kıt bir kaynaktır. Bu durumda toprağın arzı fiyattan bağımsız olarak sabittir. Diğer yandan, ekonominin tümü açısından işgücü arzı da çok uzun dönemler dışında sabittir. Piyasaya arz edilecek emek miktarı nüfus miktarı ile sınırlıdır. Nüfus miktarı da ancak uzun bir dönem içinde artabilir. Toprak ve emek için söylenenler sermaye arzı için aynen geçerli olmamakla birlikte bir ulusal ekonomide sermaye miktarı yıldan yıla ancak sınırlı miktarda arttığı için sermaye arzının esnekliğinin sıfıra yakın olduğu söylenebilir.

Ekonominin tümü açısından faktör arzları sabit kabul edilebilir. Ancak tek bir firma açısından durum çok farklıdır. Firma açısından faktör arzının esneklik katsayısı çok farklı olabileceği gibi sonsuz esneklik bile söz konusu olabilir. Çünkü firma çalıştıracağı işçiyi, kullanacağı toprağı veya sermayeyi piyasada geçerli olan fiyatları ödediği sürece bu faktörleri bol miktarda bulabilecektir.
Ulusal ekonomideki bir endüstri dalı için faktörlerin arzı, firma ve ekonominin tümündeki faktör arzından farklılık gösterir. Daha açık bir ifadeyle endüstri açısından bazı üretim faktörlerinin arzı firmada olduğu gibi ne sonsuz esneklikte ne de ekonominin tümü durumunda olduğu gibi sıfır esnekliktedir. Endüstri arz eğrisi genellikle yükselen bir arz eğrisi şeklindedir. Bu durum endüstrinin, üretimini genişletip faktör talebini arttırdığı zaman bazı faktörlere daha fazla bedel ödemek zorunda kalacağı anlamına gelmektedir (Şekil 10.2ii).

190

Firma açısından faktör fiyatı aynı kaldığı için ortalama faktör maliyeti (OFM), kullanılan faktör miktarı değişse bile değişmemekte ve o faktörün piyasa fiyatına eşit olmaktadır (10.2i). Endüstri, üretimini arttırdığında daha fazla üretim faktörü bulabilmek için diğer endüstri dallarından kendisine faktör transfer etmek zorunda kalacaktır. Ancak ekonominin tümü açısından faktörlere yüksek bir transfer bedeli ödense dahi faktör arzı sabit kalmaktadır (10.2iii). Bu durum söz konusu ülkenin başka bir ülkeden işçi ve sermaye getirmediği varsayımında geçerlidir.

Fiyat

Fiyat

S0

P

OFM

P D3 D1 D2 0

Fiyat

S0

P D3 D2 0 Miktar D1 Miktar (iii) Ekonominin Tümü

D1 D2 0 Miktar (i) Firma (ii) Endüstri

Şekil 10.2. Firma, Endüstri ve Ekonominin Tümü Açısından Faktör Arzı

10.2.2.1. Faktör Akışkanlığı ve Arz Esnekliği
Faktör sahipleri daha yüksek gelir elde edebilecekleri üretim alanlarına doğru yönelirler. Ancak bu durum bir firma veya endüstri dalında ücret veya faiz artışı olduğu zaman bütün işgücü ve sermaye arzının hemen o firmaya veya endüstriye akacağı anlamına gelmez. Bunun nedeni faktörlerin akışkanlık sorunundan kaynaklanır. Bazı üretim alanlarındaki üretim faktörleri, daha yüksek gelir veya daha iyi olanaklar sağlayan üretim alanlarına kısa bir sürede akabilirler. Bazı üretim faktörleri ise bu derecede bir akışkanlık (mobilite) göstermez. Bu durum ilgili faktör sahiplerinin en yüksek geliri sağlayacak alanlara yönelmelerini güçleştiren veya önleyen çeşitli engellerden kaynaklanmaktadır. şte bu engellerin önemine göre fiyat değişmeleri karşısında faktör sahiplerinin göstereceği tepki farklı olmaktadır. Dolayısıyla faktörlerin farklı arz esneklikleri söz konusu olmaktadır. Faktörlerin akışkanlığını azaltan engeller faktörlere göre farklılık göstermektedir. Toprak için fiziki yer değiştirme söz konusu olmamasına karşın ekonomik anlamda akışkanlık çok yüksektir. Örneğin tarımsal üretimde kullanılan arazinin kullanılışı istenilirse bir yıl sonra değiştirilebilir. (Bir yıl önce

191

pamuk üretilen bir arazide bir yıl sonra buğday üretilebilir). Buna karşılık üzerine konut yapılmış olan arazinin akışkanlığı çok azalmaktadır. Bu nedenle toprak üzerine yapılan sabit tesisler ne kadar çok olursa toprağın bir üretim faktörü olarak akışkanlığı da o oranda azalmaktadır. Üretim araçlarına dönüştürülmüş sermaye faktörünün akışkanlığı çok düşüktür. Gerçek sermaye denilen çeşitli makineler, aletler, tesisler, binalar gibi sermaye mallarının çoğu özel amaçla kullanılan üretim araçlarını oluşturur. Dolayısıyla bu tip sermaye mallarının başka alanlarda kullanımı söz konusu olmadığı için akışkanlık da olmayacaktır. Ancak parasal sermaye yüksek bir akışkanlığa sahiptir. Benzer şekilde sermaye mallarına dönüştürülmemiş durumda olan yeni yaratılmış tasarrufun da akışkanlığı çok yüksektir. Daha açık bir ifadeyle tasarruflar eğer bağlı sermaye haline getirilmemiş ise istenen faaliyet dalında ve istenen firmanın kullanımına kolayca aktarılabilmektedir. Emek faktörünün akışkanlığı toprak faktörünün akışkanlığı kadar yüksek olmamakla birlikte gerçek (reel) sermaye faktörünün akışkanlığı kadar da düşük değildir. şgücü genellikle çeşitli üretim alanlarında kullanılır ve insanlar yeni işlere kolayca uyum sağlayabilirler. Buna karşın uzmanlığı veya özel bir beceriyi gerektiren alanlarda emeğin akışkanlığı çok düşmektedir. Diğer yandan emeğin insanların kişiliğine bağlı olması ve insanların alışkanlıklarının olması, aileye ve çevreye bağlılık gibi bazı tutum ve davranışlara sahip olmaları emek faktörünün akışkanlığının azalmasına neden olabilmektedir. Ayrıca yeni çalışma alanına geçilmesi yeni bilgiler edinilmesini gerekli kılabilir. Bu gibi durumlarda da akışkanlık azalmaktadır. Bu nedenlerle emeğin akışkanlığı kısa dönemde düşük, uzun dönemde yüksek olmaktadır. Üretim faktörleri için geçerli olan ve yukarıda bahsedilen doğal engeller dışında faktörlerin akışkanlığını azaltan yapay engeller de bulunmaktadır. Örneğin; toprağın, sermayenin ve işgücünün kullanımında devletin koyduğu bazı sınırlayıcı koşullar da faktörlerin akışkanlığını azaltabilmektedir.

10.2.3. Faktör Piyasasında Denge Faktör piyasasında fiyatlandırma konusunu rekabet koşullarının geçerli olduğu bir piyasa ele alınarak incelenecektir. Eğer faktörün arz ve talep şedülü veri ise faktörün fiyatı faktörün arz ve talebince belirlenir (Şekil 10.3). Yani piyasadaki faktör fiyatı, faktörün arz ve talep edilen miktarlarının birbirine eşit olduğu noktada gerçekleşir. Söz konusu bu noktada oluşan faktör fiyatına denge faktör fiyatı, bu denge fiyattan arz ve talep edilen faktör miktarına da denge faktör miktarı denilmektedir. Faktör arz ve talep eğrilerinin kesiştiği nokta dışındaki bütün faktör fiyatları için faktör piyasasında dengesizlik bulunur. Şekilde OQ0EP0 alanı toplam faktör gelirini gösterirken, P0EQ alanı ise diğer faktör gelirlerini göstermektedir.

192

Fiyat

Q1 Q2 Q3 E

S

Q P0

D=MFG 0 Q0 Değişken Faktör Birimi

Şekil 10.3. Faktör Piyasasında Denge

Ancak, gerçek hayatta faktör piyasasında tam rekabet koşullarının sağlanması oldukça güçtür. Bu durumun nedeni faktörlerin aynı nitelikleri taşımasının ve homojen olmasının çok zor olmasından kaynaklanmaktadır. Yani topraklar ve işçiler arasında önemli kalite farkları söz konusudur. Bu farklılıkları yansıtan faktör bedelleri farkları süreklilik gösterir. Bu tür bedel farklılıklarına denge farklılıkları denilmektedir. 10.2.4. Ekonomik Rant ve Transfer Kazancı Üretim faktörlerinin toplam kazancı transfer kazancı ve ekonomik rant olarak ifade edilen iki unsurdan oluşur. Bir firmanın veya endüstrinin kullanmış olduğu bir üretim faktörüne ödemiş olduğu bedelin bir kısmı, o faktörün başka yere transferini önlemek için ödenmesi zorunlu olan bir bedeldir. şte bu bedele üretim faktörü sahibinin transfer kazancı denilmektedir. Diğer bir deyişle transfer kazancı, istihdam edilen bir faktörü mevcut kullanımda tutabilmenin fırsat maliyetidir. Transfer kazancının üzerindeki faktör ödemelerine ise ekonomik rant adı verilir. Buradaki rant kavramı, kira anlamına gelen veya sadece toprak faktörünün kullanımı karşılığı elde edilen ranttan farklıdır.
Bu farklılığı vurgulamak için bir örnek ile transfer kazancı ve ekonomik rant açıklanabilir. Örneğin, bir makinistin mevcut işinde saatte 10 milyon TL kazandığını kabul edelim. Aynı makinistin en iyi alternatif işten ise saatte 8 milyon TL kazanabileceğini varsayalım. Bu durumda makinistin saatte 10 milyon TL olan toplam kazancının 8 milyon TL’si makinistin transfer kazancını, geriye kalan 2 milyon TL ise ekonomik rantını oluşturur. Görüldüğü gibi ekonomik rant, bir faktörün fırsat maliyetinin üzerindeki ödemelerdir. Ekonomik rant, arzın esnek olmaması durumunda ortaya çıkan bir gelirdir. Üretim faktörlerinin toplam kazancı içinde ekonomik rant ve transfer kazancının her ikisi bulunabileceği gibi sadece bunlardan birisi de bulunabilir. Örneğin bir firmanın vasıfsız işçilerine yapmış olduğu ödemelerin

193

tamamı transfer kazançları niteliğindedir. Çünkü bu üretim faktörü için piyasada oluşan faktör fiyatları ödenirse firma için faktör arzı sonsuz esneklikte bir arz eğrisi durumundadır. Eğer firma piyasada oluşan fiyatı ödemez ise faktör arzı sıfır olacaktır. Bu durumda faktöre ödenen fiyatın tamamı transfer ödemesi niteliğinde olup, ekonomik rant unsuru söz konusu olmamaktadır. Diğer yandan ekonominin tümü açısından toprak arzının sıfır olmasına benzer şekilde bazı faktörlerin kısa dönem arz esneklikleri de sıfır olabilir. Böyle bir durumda ilgili faktöre ödenen fiyatın tamamı ekonomik rant niteliğinde bir gelirden oluşur.

Şekil 10.4’te görüldüğü gibi transfer kazancı 0EQ4 alanı kadar, ekonomik rant ise 0EP4 alanı kadardır. Görüldüğü gibi denge noktasında 4 birim faktör istihdam edilmektedir. Ayrıca arz eğrisinden firmaya faktör çekebilmek için ne kadar ödeme yapılması gerektiği görülmektedir. Örneğin, ilk birim için gereken fiyat P1’dir. Yalnızca son birim olan dördüncü birime piyasa fiyatından ödeme yapılmaktadır. Bu nedenle dördüncü faktör biriminin toplam kazancının tamamı transfer kazancından oluşmaktadır. Ancak diğer faktör birimlerinin toplam kazançlarında transfer kazancının yanında ekonomik rant geliri de bulunmaktadır. lk birimin ekonomik rantı P4-P1, ikinci birimin ve üçüncü birimin ekonomik rantları ise sırasıyla P4-P2 ve P4-P3’dir. Şekil 10.4’te görüldüğü gibi toplam faktör kazancı 0P4EQ4 alanına, transfer kazancı 0EQ4 alanına (arz eğrisinin altındaki alan) ve ekonomik rant 0P4E alanına eşittir (Arz eğrisinin üzerindeki ve faktör denge fiyatının aşağısındaki alan).

Fiyat

S

P4 P3 P2 P1 0 Q1 Q2 Q3 Q4

E

D

Değişken Faktör Birimleri

Şekil.10.4. Ekonomik Rant ve Transfer Kazançları Ekonomik rant kavramı ekonomideki en önemli kavramlardan birisidir. Ekonomik rant esasında kâr kavramına yakın anlam taşır. Bilindiği
194

gibi kâr fırsat maliyeti de karşılandıktan sonra kalan artıktır. Ekonomik rant kavramı faktörlerin alternatif kullanımlarını açıklaması açısından çok önemlidir. Çoğu durumlarda ekonomik rant üretim faktörlerinin toplam kazançlarının bir kısmını oluşturur. Ekonomik rantı kolayca ayırt edebilmek için tüm gelirin ekonomik ranttan oluştuğu ve ekonomik rantın hiç olmadığı iki ekstrem durum Şekil 10.5’de gösterilmiştir. Görüldüğü gibi arz esnekliği tam inelastik (dikey) olduğunda fiyat ne olursa olsun aynı miktar arz edilmektedir (S0). Bu durumda ilgili faktörü kaçırmamak için transfer kazancı ödemeye gerek yoktur. Çünkü fiyattaki bir azalma faktörün başka bir yere gitmesine neden olmamaktadır. Dolayısıyla bu durumda sadece ekonomik rant söz konusudur. Eğer arz eğrisi tam esnek ise (yatay), toplam faktör ödemesi içerisinde ekonomik rant söz konusu değildir (S1). Çünkü fiyattaki küçük bir düşme bile faktörün tüm birimlerinin başka bir yere transferine neden olacaktır. Eğer arz eğrisi sağa doğru yükselen bir eğri ise faktör gelirinin bir kısmı ekonomik ranttan oluşacaktır (S2). Özetle faktör arzının esnekliği arttıkça, o faktöre ödenen bedel içerisinde transfer kazancının oranı artarken, ekonomik rant oranı azalmaktadır.

Fiyat 1000 800 600 400 200 0 2000

S0

S2

E D 4000 6000

S1

Miktar

Şekil 10.5. Belirlenmesi

Faktör Ödemeleri

çerisinde Ekonomik Rantın

195

10.3. Faktör Gelirleri Piyasa ekonomilerinde ulusal gelirin emek ve mülk gelirleri arasında paylaşıldığı daha önce ifade edilmişti. Emek gelirleri (ücret) üretime emeği ile katkıda bulunanların toplam gelirden almış oldukları payı belirtmektedir. Buna karşın mülk gelirleri herhangi bir çalışmanın karşılığı olmayıp ancak belirli bir üretim faktörüne (toprak, sermaye ve girişim) sahip olmanın karşılığıdır. Emek gelirleri dışındaki bu gelirlere ücret dışı gelirler de denilmektedir. Kazanılmamış gelir niteliğinde olan ücret dışı gelirler; toprak için rant, sermaye için faiz ve girişimci için kârdır. Bu gelirlerin en önemli özelliği üretim faktörlerinin özel mülkiyete konu olabildiği bir düzende ortaya çıkmalarıdır. şte bu mülkiyetlik özelliği nedeniyle emek dışı olan bu gelirlere mülk gelirleri denilmektedir. Ancak mülk gelirlerinin emek gelirlerinden ve birbirlerinden ayrılmaları bazı durumlarda kolayca yapılamamaktadır. Emek ve ücret dışı gelirleri oluşturan gelir unsurları aşağıda kısaca incelenmiştir. 10.3.1. Emek Gelirleri: Ücret Ücret, işgücünün kullanımı karşılığı ödenen bir bedel olarak tanımlanmaktadır. Gerçek yaşamda emek karşılığında yapılan maaş, komisyon ve primler ödemeleri de ücret kapsamına girer. Ancak ekonomistler analizlerinde daha çok ücret oranını tercih ederler. Bunun nedeni emek faktörünün homojen olmamasıdır. Ücret oranı; saat başına, günlük haftalık veya aylık ücretlerdir. Buna göre ücret oranı emeğin fiyatıdır. Ekonomide parasal ve reel ücret ayrımı yapılır. Parasal ücret; işçilerin çalışmaları karşılığı aldıkları para miktarını gösterir. Reel ücret ise bir kişinin satın alabileceği mal ve hizmet miktarı olarak tanımlanmaktadır. Bir kişinin parasal ücreti sabitken, onun satın aldığı mal ve hizmetlerin fiyatları artarsa o kişinin reel geliri düşer. Diğer yandan mal ve hizmetlerin fiyat artışları kişilerin parasal gelirinden daha fazla artarsa yine o kişinin reel gelirinde düşme meydana gelir.
Emek piyasası bir dereceye kadar mal piyasasına benzemektedir. Ancak emek insan unsurunu içerdiğinden emek piyasasında önemli politika sorunları bulunur. Emek arzı, belirli bir ücret düzeyinde çalışmak isteyenlerin miktarını gösterir. Emek arzını ücret, işin sürekli olup olmaması ve iş güvenliği gibi faktörler etkiler. Emek arzını etkileyen sosyal faktörler de vardır. Bunlardan en önemlisi kişilerin doğup büyüdükleri aile ve arkadaşlarının bulundukları yerde yaşamak ve çalışmak istemeleridir. Emek arzı genelde nüfusa bağlı olduğundan ve nüfus artışı için belli bir zaman gerektiğinden kısa dönemde emek arzı sabit kabul edilmektedir. Buna karşın uzun dönemde nüfus artış hızı ve göçler emek arzını değiştirebilir. Emek arz eğrisi genellikle geriye doğru dönen bir arz eğrisidir. Bu durum tersine esnek olarak da ifade edilmektedir. Yani belli bir ücret düzeyinden sonra emek arzı ile ücret

196

düzeyi arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır (Şekil 10.6). Bu durumun nedeni belirli bir ücret düzeyinden sonra işçinin eğlenme ve dinlenmeye zaman ayırmak istemesinden ileri gelmektedir.

Reel Ücretler

SL Ü3

SıL

Ü2 Ü1

0

H1

H2

H3 H4

ş Saati

Şekil 10.6. Kısa Dönem şgücü Arzı

10.3.1.1. Ücret Teorileri
Bu kısımda ücret teorilerinin tarihi gelişimi kısaca ele alınacaktır. Ücret teorileri çeşitli şekillerde sınıflandırılmakla birlikte burada klasik ücret teorisi ve modern ücret teorileri olarak açıklanacaktır.

(i) Klasik ücret teorileri: Klasik ekonomistler tarafından “doğal ücret” (en az geçim) ve “ücret fonu” olarak adlandırılan iki teori ortaya atılmıştır. Doğal ücret teorisine göre işçi kendisini ve ailesini yaşatacak asgari bir ücreti almalıdır. Ayrıca piyasada arz ve talebe göre oluşan ve piyasa ücreti adı verilen bir ücret oluşur. Doğal ücret teorisine göre piyasa ücreti doğal ücret düzeyindedir. Eğer işçiler doğal ücret düzeyinden fazla gelir elde ederlerse bir süre sonra işçi sayısındaki artış nedeniyle ücretler tekrar azalacaktır. Yani ücret düzeyi tekrar doğal ücret düzeyine düşmektedir. Buna “Tunç yasası” adı verilmektedir.
Klasik ekonomistlerin diğer bir ücret teorisi ise ücret fonu kuramıdır. Bu teoriyi ortaya atanlara göre bir ülkedeki ücret seviyesi, toplam işçi arzı ile ücret fonu olarak ayrılan sermaye miktarına bağlıdır. Daha açık bir ifadeyle firmaların işçi istihdam ettikleri zaman, işçilere ödenmek üzere ayrılmış bir fonları olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu bu fon ne kadar büyük olursa işçi başına o kadar ücret düşeceği ileri sürülmüştür.

197

(ii) Modern ücret teorileri: Modern ücret teorileri neoklasik ekonomistlerin benimsedikleri “marjinal verimlilik teorisi” ile bu teorinin geliştirilmiş şekli olan “pazarlık gücü” teorisinden oluşmaktadır. Marjinal verimlilik teorisine göre işçilerin payı üretime yapmış oldukları katkıya göre oluşmaktadır. Bu nedenle modern ücret teorilerinde tam rekabet koşullarında işçi ücretleri emeğin marjinal üretkenliğine eşit olmaktadır. Dolayısıyla işçi sayısı arttıkça marjinal verimlilik azalacağı için ücretler düşecek, işgücü talebi arttığı zaman ise ücretler yükselecektir. Görüldüğü gibi marjinal verimlilik teorisi emek talebinin hangi faktörlere bağlı olduğunu incelemektedir. Bu nedenle bu ücret teorisi emek arzını etkileyen faktörlerin incelenmesini büyük ölçüde göz ardı etmiştir.
Pazarlık gücü teorisi, marjinal verimlilik teorisine dayanmakla birlikte emek piyasalarında tam rekabet koşullarının sağlanamayacağını benimsemiştir. Çağdaş ücret teorisi olarak adlandırılan pazarlık gücü teorisinde ücretlerin bir üst sınırı ve bir de alt sınırı vardır. Üst sınır marjinal verimlilik tarafından alt sınır ise işçilerin kabul edebilecekleri en düşük hayat standardı tarafından belirlenmektedir. Bu iki sınır arasında gerçekleşen ücret seviyesi ise işverenler ve sendikaların karşılıklı pazarlık gücüne göre oluşmaktadır. Yani pazarlık gücü teorisinde ücretler toplu pazarlık yöntemlerine uyularak saptanmaktadır.

10.3.2. Ücret Dışı Gelirler: Rant, Faiz ve Kâr Ulusal bir ekonomide elde edilen toplam gelir, ücret (emeğin geliri) ve ücret dışı gelirlerden oluşmaktadır. Bu gelirlerden emeğin geliri olan ücret daha önce ana hatları ile açıklanmıştı. Bu kısımda ise ücret dışı gelirler (mülk gelirleri) olan rant, faiz ve kâr gelirleri açıklanacaktır. 10.3.2.1. Toprak Sahibinin Geliri: Rant Toprak (doğa) miktarının sınırlı olması, başka yere taşınamaması ve çoğaltılamaz olması, bu üretim faktörünün en önemli özelliklerini oluşturmaktadır. Toprak miktar bakımından sınırlı olduğu için kıt bir kaynaktır. Ayrıca toprak taşınamadığı için nerede bulunuyorsa ancak orada üretime katılabilmektedir. Diğer yandan toprağın arz miktarı, insan gücü veya sermayede olduğu gibi zamanla arttırılamamaktadır. şte bu özellikleri nedeniyle toprak sahibinin gelirinin tamamı ekonomik rant niteliğindedir. Daha önceki konularda işaret edildiği gibi bir üretim faktörünü belirli bir alanda tutmak için ödenmesi gereken bedele transfer geliri, transfer gelir miktarını aşan ödemelere ise ekonomik rant denilmektedir. Ulusal ekonominin tümü açısından toprağa ödenecek bedeller sıfırda olsa sonsuzda olsa toprak arz miktarında artış veya azalış olmayacağı gibi, bulunduğu yerin değiştirilmesi de söz konusu değildir. Bu durum toprak arzını belirli bir seviyede tutabilmek için ödenmesi gereken bedelin
198

sıfır olduğu anlamına gelmektedir. Bu nedenledir ki üretim faktörü olarak toprağa yapılan ödemelerin tamamı ekonomik rant niteliğindedir. Rant ödemelerini diğer ödemelerden (ücret, faiz ve kâr) ayıran en önemli özellik bu gelirin arz özellikleridir. Daha açık bir ifadeyle diğer bütün üretim faktörleri bir ölçüde esnek arza sahipken toprak arzı hiç esnek değildir. Rant, ngilizcede kira anlamına gelen rent kelimesinden gelmektedir. Ancak gerçekte kira, rant ile eş anlamlı değildir. Kira anlamındaki rant ile örneğin kamyon kirası, traktör kirası veya konut, otel, ve çiftlik kirasından söz edilir. Burada belirtilen kamyon ve traktör doğal bir kaynak olmayıp sermaye mallarıdır. Dolayısıyla bu tip sermaye mallarında rant unsuru hiç bulunmaz. Buna karşın konut ve çiftlik kirası içerisinde toprak unsurunun payı olmakla birlikte, toprak üzerine insanlar bina ve tesisler yapmak için sermaye yatırmışlardır. Yani buradaki rant içerisinde, toprak unsurunun payına ilave olarak faiz gelirleri de bulunmaktadır. Bu nedenle ekonomik analizlerde bu gibi durumlarda faktör bedellerini ayırmak gereklidir. Ekonomide rant kavramı kiraya göre daha dar bir anlam taşımakta olup şöyle tanımlanmaktadır. Rant; doğada mevcut bir toprak parçasını veya doğal kaynakları belirli bir süre kullanabilmek ya da bu kaynaklardan üretim faktörü olarak faydalanabilmek için ödenen bedeldir.
Toprak arzının esnek olmayışı Şekil 10.7 yardımıyla açıklanabilir. Ancak bu açıklamalara geçmeden önce konu ile ilgi bazı varsayımları vurgulamakta yarar bulunmaktadır. Bu varsayımlar;

• Bütün topraklar aynı verimlilik düzeyinde ve aynı niteliktedir. • Bütün toprakların tek bir kullanım durumu vardır (Örneğin, sadece buğday üretilmektedir). • Arz ve talep tam rekabet koşullarına göre oluşmaktadır. Şekil 10.7’den görüldüğü gibi SS arz eğrisi ekonomide ekilebilir toprağın tamamını göstermektedir. Üreticilerin toprak kullanım talepleri ise D eğrileri ile verilmiştir. Toprak talebi de diğer üretim faktörleri gibi bağlı bir taleptir. Bu nedenle üretiminde toprağın kullanıldığı malların talebi, toprak talebini belirlemektedir. Bu durumda örneğin buğday talebi azalırsa toprak talebi de düşecektir. Üretilen ürünün fiyatı, toprağın verimliliği ve toprakla kullanılan diğer üretim faktörlerinin fiyatı ile ilgilidir. Yani üretilen ürünün fiyatı, toprak talebini etkilemektedir. Toprak talep eğrisi azalan verimler yasası nedeniyle sol yukarıdan sağ aşağıya doğru inen bir doğrudur. Arz eğrisi ise arz esnekliği sıfır olan bir eğridir. Yani toprak miktarını arttırmak söz konusu değildir. Ancak toprağın niteliği bir takım işlemlerle (gübreleme vs) bir ölçüde arttırılabilir. Şekil 10.7’den görüldüğü gibi talep D2’den D1 ve D3’e düştüğünde, elde edilen

199

rant sırasıyla R2, R1 ve R3 olmaktadır. Talepteki bu değişmelere karşın toprak miktarı değişmemekte ve sabit kalmaktadır (0S). Bu durum toprak talebi değiştiğinde fiyatın arttığı ancak toprak arz miktarının değişmediği anlamına gelmektedir. Toprak talebinin D4 olması durumunda ise rant sıfır olmaktadır. Bu durumda artık toprak kıt olmayıp serbest bir mal niteliğindedir. Kısacası, toprak arzının sabit olması, rantın talep tarafından belirlenmesine neden olmaktadır.
Rant S

R2 R1 R3 D4 0 S Miktar D2 D1 D3

Şekil 10.7. Rantın Oluşumu Bu açıklamalardan sonra rantın, belirli bir üretim faktörünün esnek olmayışından ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu rant kıtlık rantı olarak ifade edilmektedir. Topraksız herhangi bir üretimin yapılabileceği düşünülemeyeceğinden, kıtlık rantı üretime elverişli toprağın kıt olmasından kaynaklanmaktadır. Yani kıtlık rantı toprağın arzının arttırılamaması özelliğinden doğmaktadır. Diğer üretim faktörlerinin fiyatında bir artış o faktörlerin arzında bir artış meydana getirirken, rantın artışı uzun dönemde toprak arzında bir artış sağlamamaktadır. 10.3.2.1.1. Rant Türleri (i) Diferansiyel (Fark bedeli) rant: Topraklar arasındaki kalite farklarından veya pazara uzaklık farklarından meydana gelen ranta, diferansiyel rant (veya fark bedeli) denilmektedir. Rantın kıtlık yardımıyla açıklanması ile ilgili daha önceki açıklamalardan anımsanacağı gibi toprağın homojen (bir örnek) olduğu varsayımı yapılmıştı. Ancak gerçekte topraklar aynı verimlilik düzeyinde olmadığı gibi pazara ve şehir merkezlerine uzaklıkta aynı değildir. Yani bazı topraklar daha verimliyken bazıları da daha avantajlı ulaşım olanaklarına sahiptir. David Ricardo’nun rant kuramı
200

topraklar arasında bu verimlilik farklarına dayanmaktadır. Ricardo'ya göre rant, “toprağın özgün ve yok edilemez üretim gücünün bir süre kullanımı karşılığı ödenen bir bedeldir”. Ayrıca rant doğanın cömertliğinden değil aksine cimriliğinden dolayı oluşmaktadır. Yoksa, toprak herkesin gereksinimini karşılayacak kadar bol ve aynı kalitede olsaydı rant söz konusu olmayacaktı. Verimli topraklar kıt olduğu için nüfus arttıkça insanlar daha az verimli (marjinal) topraklarda üretim yapmak zorunda kalacaklar ya da aynı topraklarda daha yoğun tarım yapacaklardır. Rekabetçi piyasalarda tek bir ürün fiyatı olacağı için marjinal topraklarda üretim yapanlar ile verimli topraklarda üretim yapanlar arasında maliyet farkları ortaya çıkacaktır. Çünkü marjinal topraklarda üretim yapanlar ancak maliyetlerini karşılayabilirken verimli topraklarda üretim yapanlar satış fiyatı ile maliyetleri arasında olumlu bir fark elde edeceklerdir. şte bu olumlu fark bir rant olup fark bedeli olarak ifade edilir. Talebin artması sonucu marjinal topraklar da rant elde edebilirler. Buna yani marjinal toprakların rantına mutlak rant denilmektedir. (ii) Şehir rantı: Toprak rantı kullanım şekline göre toprak rantı ve şehir rantı (arsa rantı) olarak ikiye ayrılmaktadır. Toprak rantı kavramı, tarımsal üretimde kullanılan topraklar için söz konusu olup bu rant yukarıda açıklanmıştı. Şehir rantı da kuramsal bakımdan arazi rantı ile aynıdır. Bilindiği gibi şehirler geliştikçe ve nüfusları arttıkça şehirlerdeki arsa fiyatları çok yükselir. Ayrıca yerleşim yerlerine uzaklık durumu da arsaların değerlerini önemli oranda etkilemektedir. Dolayısıyla şehir içindeki arsaların rantını belirlemede, arsaların konumu önemli rol oynar. Bu durum şehir rantı olarak ifade edilir. (iii) Rant benzeri: Kısa dönemde arzı arttırılamayan diğer faktörlerin veya özel yetenekleri olan kişilerin sağladıkları ranta “rant benzeri kazançlar” denilmektedir. Bu tip rantlar, faktörlerin esnek olmayan arz özelliklerine sahip olmasına karşın talebin yüksek olmasından doğar. Ünlü bir ses sanatçısı veya çok iyi bir futbolcunun yetenekleri sayesinde çok yüksek gelir elde etmesi rant benzeri kazançlara örnek olarak verilebilir. Bazı durumlarda rant benzeri kazançlar kamu tarafından konulan kısıtlamalar veya düzenlemeler nedeniyle ortaya çıkabilir. Örneğin özellikle büyük şehirlerde ticari taksi ve dolmuş sayısının sınırlanması söz konusu taşıtların plakalarının aracın değerinden çok daha fazla olmasına yol açar. Böyle bir durumda da araç sahipleri rant niteliğinde bir kazanç sağlar. 10.3.2.1.2. Rantın Ekonomik şlevi

201

Rantın kıtlık nedeniyle ortaya çıkması, toplum açısından kazanılmamış bir gelir niteliğinde olması ve bir maliyet öğesi olmaması rantın ekonomik işlevinin bulunmasını etkilemez. Rant, arazinin hangi malların üretimine tahsis edileceğini ve üretimin bileşimini etkilemektedir. Toprak arzı, ulusal ekonominin tümü açısından esnek olmamakla birlikte çeşitli firma ve üretim faaliyetleri arasındaki dağılımı yönünden esnek bir arza sahip olup akışkanlık derecesi de yüksektir. Örneğin; Antalya’daki verimli bir arazide buğday üretilebileceği gibi turunçgil veya sera tarımı yapılabilir ya da arazi üzerine konut ve otel yapılabilir. Arazinin çeşitli seçenekler içerisinde toplum açısından en yararlı alanda kullanılması arazinin kullanım bedeline bağlı olmaktadır. Dolayısıyla rant bu anlamda kaynak tahsisi mekanizması işlevi görmektedir. Bu mekanizma nedeniyledir ki bir şehrin en gözde bulvarındaki topraklarda tarımsal üretim yapılmamaktadır. Bu durumda firma ve endüstri açısından toprak arzı esnek olup toprak için ödenen bedel bir maliyet unsurudur. Bu nedenle fiyat mekanizmasının geçerli olduğu toplumlarda doğal kaynakların kullanımı sorunu büyük ölçüde çözülmektedir. Yani toplumun en çok tercih ettiği malların üretimine öncelik verilmekte olup toprakları kiralayanlar veya kendi topraklarında üretim yapanlar araziyi toplumun istediği malların üretimine tahsis etmektedirler. 10.3.2.2. Sermaye Sahibinin Geliri: Faiz Faiz, sermaye sahibinin üretimden aldığı pay olup sermayenin maliyeti olarak ifade edilmektedir. Diğer yandan faiz, sermaye sahibinin elindeki sermayeyi bir süre için bir başkasına ödünç vermesinin karşılığı sayılan bir bedeldir. Bu yaklaşıma göre faiz sermayenin kirasıdır. Sermaye girişimciye aitse bu durumda faiz sermayenin alternatif kullanımda sağlayacağı gelir olarak hesaplanabilir. Buna sermayenin fırsat maliyeti denilmektedir.

10.3.2.2.1. Faiz Teorileri Ekonomistler sermayenin kaynağını tasarrufun oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, tasarruf sahiplerine neden bedel ödendiği ve bu bedeli etkileyen faktörlerin neler olduğu konusunda farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Bu görüşlerden başlıcaları ana hatları ile aşağıda özetlenmiştir.
202

(i) Klasiklerin reel faiz teorisi: Klasikler faiz teorilerinde reel faktörlere önem vermişlerdir. Onlara göre tasarrufta bulunanların bunun karşılığında bir bedel istemeye hakları bulunmaktadır. Çünkü tasarruf yapmak bir fedakarlık gerektirir. Bu nedenle Klasik ekonomistlerden Senior’a göre faiz sermayenin bir fiyatıdır. Klasikler her fiyat gibi faizin de arz ve talebe bağlı olduğunu belirtmişler. Ancak klasikler, faiz teorisinin daha çok arz yönüne önem vermişler ve talep yönünü ihmal etmişlerdir. Böhm-Bawerk ise faizin nedenini farklı bir şekilde açıklamıştır. Bu ekonomiste göre faizin varlığı insanların zaman tercihinin bir sonucudur. Çünkü insanlar genellikle bugünkü değerleri gelecekteki değerlere tercih ederler. nsanların gelecekteki değerleri tercih etmeleri faiz oranlarının yüksekliğine bağlıdır. Bu nedenle faiz oranlarının yüksekliğine bağlı olarak tasarruflar artar. (ii) Neoklasik faiz teorisi: Neoklasik ekonomistler faizi açıklarken reel faktörlere önem vermekle beraber faizin talep yönüne daha çok önem vermişlerdir. Neoklasiklere göre sermaye talebi, sermayenin marjinal verimliliğine bağlı olduğundan piyasa faiz oranı bu verimliliğe göre oluşacaktır. Neoklasiklerden Wicksell’e göre faiz oranları reel faktörler ve parasal faktörlerin her ikisine de bağlıdır. Bu görüş “ödünç verilebilir fonlar teorisi” olarak ifade edilmiştir. Teoriye göre reel faktörler yani gerçek tasarruf arzı ve banka sisteminin kredileri ödünç verilebilir fonlar arzını oluşturur. (iii) Likidite tercihi: Bu görüşü savunanlardan Keynes’e göre faiz, sermayenin ve tasarrufun bedeli olmayıp paradan vazgeçmenin karşılığıdır. Çünkü kişiler parayı, para olarak yanlarında saklamayıp, paradan bir süreliğine vazgeçtikleri için onlara karşılık ödenmesi gerekir. şte bu ödenmesi gereken karşılık faizdir. Keynes, faiz oranının sermaye talebi ile reel tasaruf arzına değil, para arz ve talebine bağlı olduğunu ifade etmiştir. Böylece Keynes faizi bir makroekonomi sorunu olarak ele almıştır. 10.3.2.2.2. Faizin Ekonomik şlevi Fiyat mekanizmasının geçerli olduğu ekonomilerde faizlerin yüksek veya düşük olması kıt kaynak durumunda olan sermayenin dağılımını etkileyen en önemli faktördür. Dolayısıyla fiyat sistemi içindeki diğer faktör fiyatları gibi faiz de kıt kaynakların dağılımını düzenleyici bir işlev görmektedir. Diğer bir ifadeyle faiz olmadan doğal ekonomik sistemin
203

işlemesi mümkün değildir. Yatırımların hangi sektörlere, hangi önceliklerde ve büyüklüklerde yapılacağı ve bunların nasıl finanse edileceği sorununu faiz olmadan etkin bir şekilde çözmek olanaksızdır. Ayrıca modern ekonomilerde faiz ekonomiyi hızlandırma ve yavaşlatmaya dolayısıyla enflasyonu kontrol altında tutmaya yarayan bir unsurdur. Yatırımların getiri oranı veya beklenen kârlılık oranı piyasa faiz oranından fazla olursa piyasadaki mevcut parasal sermaye yatırımlara yöneltilebilir. Yani faiz parasal sermayeyi en kârlı alanlara yönlendirmektedir. Ancak eksik rekabet ve monopol piyasalarında faizin bu işlevi her zaman başarılı bir şekilde olmamaktadır. Bunun nedeni eksik rekabet ve monopol piyasalarında, faizden doğan maliyetlerin rekabetçi piyasalara göre tüketicilere daha kolayca aktarılabilmesinden ileri gelmektedir. 10.3.2.3. Girişimcinin Geliri: Kâr Üretim faktörlerinin dördüncüsü olan girişimci, üretimi düzenleyici ve örgütleyici bir işlev görür. Girişimci faktörü piyasada alınıp satılabilen bir mal olmadığı için fiyatı bulunmaz. Diğer yandan girişimci, üretimin başlangıcında veya üretim aşamasında üretim sürecine katılan diğer üretim faktörlerine gerekli ödemeleri yapar. Ancak girişimcinin payı üretim tamamlandıktan sonra gerçekleşir. Üretime katılan diğer üretim faktörlerine ödenen paylardan sonra bir gelir (artık) kalıyorsa girişimci kâr elde edebilir. Buradaki ifade edilen kâr, ekonomik kârdır. Açık ve örtülü maliyetlerin tamamının gelirden düşülmesiyle elde edilen kâra ekonomik kâr denilmektedir. Eğer elde edilen gelirden sadece açık maliyetler düşülürse buna muhasebe kârı denilmektedir. Ekonomide kâr, girişimci yeteneğinin getirisidir. Söz konusu bu kârın bir kısmı normal kârdır. Normal kâr, girişimcinin üretime devam etmesini sağlayabilecek gelir düzeyidir. 10.3.2.3.1. Kârın Ekonomik şlevi Piyasa ekonomilerinde kâr, kaynakların kullanım düzeyini ve kaynakların seçenekler arasında dağılımı konusunda çok önemli rol oynar. Firmaların yeni alanlara yatırım yapması ve yenilikler peşinde koşmasını sağlayan kâr beklentisidir. Ayrıca kârlar firmaların sermaye birikimlerinin de temelini oluşturur. Sermaye birikimi yatırımı, yatırım ise büyümeyi meydana getirir. Bu nedenle piyasa ekonomisinin dinamosu kârdır.

204

BÖLÜM 11
M LL GEL R
Milleti oluşturan faktör sahibi bireylerin bir yıl içinde ürettikleri mal ve hizmetler milli hasılayı oluşturur. Milli hasıla üretim faaliyetine ilişkin değişmeleri kapsar. Bu nedenle toplumun ekonomik gücünde bir artış yaratmayan, mal ve hizmetlerin toplumu oluşturan bireyler arasındaki bölüşümü ile ilgili değerler milli hasılaya dahil edilmez. Milli hasılanın parasal olarak belirtilmesi ise milli gelir olarak ifade edilir. Dolayısıyla milli hasıla, milli gelir anlamına da gelmektedir. Diğer yandan milli gelir bir yıl içerisinde yapılan harcamaların (milli harcama) toplamı olarak da tanımlanmaktadır. Geniş anlamda “milli hasıla”, “milli gelir” ve “milli harcama” değer itibariyle aynı şeyleri ifade etmektedir. Bu nedenle bu kavramların ortak ifadesi çoğunlukla milli gelir adı altında toplanmaktadır. Ancak genellikle dar anlamda milli gelir kavramları “Gayrisafi milli hasıla”, “Safi milli hasıla” ve “Milli gelir” olarak sınıflandırılarak incelenmektedir. Bu bölümde başlıca milli gelir kavramları, milli gelir hesaplama yöntemleri, milli gelir ölçütlerinin değerlendirilmesi, milli geliri etkileyen faktörler ve milli gelir dengesi üzerinde durulacaktır. 11.1. Milli Gelir Kavramları 11.1.1. Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) Gayrisafi milli hasıla, belli bir dönemde (bir yıl) üretilen mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarıyla toplam değerini ifade eder. Ancak bu hasılanın yaratılması sırasında üretimde kullanılan sermaye mallarında aşınma ve yıpranma meydana gelir. Bu nedenle GSMH net olmayıp brüt bir değerdir. Üretilen bu hasılanın net değeri ise söz konusu bu aşınmaların GSMH’dan çıkarılması ile bulunmaktadır. GSMH bir ülkede sürekli oturan insanların kendi ülkelerinde veya diğer ülkelerdeki üretimlerinin değerinden oluşmaktadır. GSMH, ekonomide mevcut sektörler tarafından üretilen mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile çarpımı sonucu bulunabileceği gibi, bireyler firmalar ve devletin o dönemde yaptığı tüm harcamalar esas alınarak da bulunabilir. Bu harcamalardan tüketim harcamaları C, yatırım harcamaları I,

205

devlet harcamaları G ile gösterilirse kapalı bir ekonomi için GSMH değeri aşağıdaki şekilde gösterilebilir.

GSMH = C + I + G
Açık bir ekonomide dış alem gelirlerini de dikkate almak gereklidir. Bu durumda GSMH aşağıdaki şekilde olacaktır.

GSMH = C + I + G + ( X − M )
Formülde X ihracatı, M ise ithalatı göstermektedir. (X-M) dış alem gelirlerini (- veya +) göstermektedir. Dış alem gelirlerine net ihracat da denilmektedir. 11.1.2. Safi Milli Hasıla (SMH) Safi milli hasıla; GSMH değerinden mal ve hizmetlerin üretimi sırasında sabit kıymetlerde meydana gelen aşınma ve yıpranmayı gösteren amortismanların çıkarılmasıyla bulunur. Amortismanlar D ile gösterilirse SMH aşağıdaki şekilde formüle edilebilir.

SMH = GSMH − D
11.1.3. Milli Gelir (MG) GSMH ve SMH, mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile toplam değerini gösteren ölçütlerdir. Mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları içerisinde dolaylı vergiler ve sübvansiyonlar da bulunmaktadır. Buna karşın milli gelir üretilen mal ve hizmetlerin faktör fiyatları ile değerini gösterir. Bu nedenle milli geliri hesaplamak için SMH’ dan dolaylı vergilerin düşülmesi gerekir. Dolaylı vergiler (T) ile gösterilirse milli gelir aşağıdaki gibi ifade edilebilir.

MG = SMH − T
Buna göre, SMH’dan dolaylı vergilerin çıkarılması ile bulunan değere milli gelir denmektedir. Daha önceki kavramlara hasıla denilirken bu kavrama gelir denilmesinin nedeni milli gelirin üretim faktörlerinin gelirine eşit olmasından kaynaklanır. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere GSMH ve SMH’nın MG’den en önemli farkı GSMH ve SMH hesaplanmasında piyasa fiyatları esas alınırken, MG’in hesaplanmasında ise faktör fiyatlarının kullanılmasıdır. Ancak mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile
206

belirlenmesinde, faktör gelirlerinin yanında faktör sahiplerinin eline geçmeyen devlete ödenen vergiler de dahil edilir. Bu nedenle piyasa fiyatlarına göre yapılan hesaplamalar, faktör fiyatları ile belirlenen değere göre yapılan hesaplamalardan daha yüksek olacaktır. Diğer yandan, “negatif vergi” olarak da adlandırılan sübvansiyonların söz konusu olduğu ürünlerde, piyasa fiyatları değerleri faktör fiyatları değerinden düşük olacaktır. Bu durumda milli gelire ulaşmak için sübvansiyonların milli gelir değerine eklenmesi gerekir. Milli geliri gösteren fiyatlar, cari yıl fiyatları ise buna “nominal milli gelir” denilmektedir. Eğer milli gelir belirlenen bir baz yılı fiyatlarına göre hesaplanırsa o zaman “reel milli gelir” olarak ifade edilir. Nominal gelirler, fiyat değişmelerinin etkisini içerdiğinden fiyat dalgalanmalarının yüksek olduğu ekonomilerde farklı yıllara ait milli gelir değerlerinin karşılaştırmasında anlamlı sonuçlara ulaşabilmek için o yıllara ilişkin reel gelirlerin karşılaştırılması gerekir. Böylece hesaplanan değerde fiyat değişimlerinin etkisi giderilmektedir. Örneğin bir ülkede iki farklı yıla ilişkin milli gelir değerlerini sırasıyla 100 ve 200 birim olarak kabul edelim. Aynı ülkede enflasyon oranının ise söz konusu dönemler için % 50 olduğu varsayılırsa, o ülke ekonomisinde % 100'lük bir büyümenin olduğunu söylemek yanlış olacaktır. Çünkü nominal gelirler değil de reel değerler esas alınırsa, ülke ekonomisindeki büyümenin aslında % 50 olduğu ortaya çıkacaktır. Buna göre milli gelirdeki artış veya azalışların gerçek değerini belirleyebilmek için milli gelir değerindeki fiyat değişmelerinin etkisini gidermek gerekmektedir. Bu işlem için aşağıda verilen formül kullanılmaktadır.

Reel Milli Gelir =

Nominal Milli Gelir ×100 Fiyat ndeksi

11.1.4. Kişisel Gelir (KG) Milli gelire dahil olmasına karşın bazı gelirler kişilerin bütçelerine girmeyebilir. Diğer yandan milli gelir içinde yer almamasına karşın bireylere yapılan bazı ödemeler bulunmaktadır. Söz konusu bu ödemeler üretime katılmanın karşılığı olmadığından milli gelir içinde yer almaz. Bu nedenlerle faktör sahiplerinin belirli bir dönemde fiilen sahip oldukları gelir, milli gelir değerinden farklı olabilmektedir.

207

Dağıtılmayan şirket kârları, tüzel kişilerce ödenen kurumlar vergisi, emekli sandığı ve sosyal sigorta kesintileri gibi ödemeler milli gelir içinde yer almasına karşın kişisel gelire girmez. Ayrıca üretim sonucu elde edilmeyen gelirler vardır. Üretime katılmanın karşılığı olmayan gelirler “transfer ödemeleri” olarak tanımlanır. Transfer ödemelerine; emekli maaşları, öğrenci bursları ve benzeri sosyal yardımlar şeklindeki ödemeler örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla kişisel gelirleri bulmak için milli gelirden bireylerin bütçesine girmeyen kesintiler ve ödenmeyen faktör gelirleri düşülürken, bireylere yapılan transfer ödemeleri ilave edilmektedir. Buna göre kişisel gelir aşağıdaki gibi formüle edilebilir.

KG = MG − Bireyin Bütçe sin e Girmeyen Gelirler + Transfer Ödemeleri
11.1.5. Harcanabilir Gelir (HG) Gelir vergisi düzenlemelerine göre bireyler elde etmiş oldukları kişisel gelirlerinin bir bölümünü devlete vergi olarak ödemek zorundadırlar. Dolaysız vergi niteliğindeki bu gelir vergisinin kişisel gelirden düşülmesi gerekir. Kişisel gelirlerden gelir vergisinin düşülmesiyle kişilere ait harcanabilir gelir elde edilir.

HG = KG − Dolaysıo Vergiler (Gelir Vergisi )
GSMH’dan harcanabilir gelire ulaşılması Şekil 11.1’de verilmiştir. Milli gelir ile ilgili kavramlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

GSMH = C + I + G + ( X − M ) SMH = GSMH − Amortisman lar MG = SMH − Dolaylı Vergiler KG = MG − Bireyin Bütçe sin e Girmeyen Gelirler + Transfer Ödemeleri HG = KG − Dolaysıo Vergiler

208

Amortismanlar Dolaylı Vergiler Bütçeye Girmeyen Gelirler Transfer Ödemeleri (+) Dolaysız V ergiler

GSMH

SMH

MG

KG

HG

Şekil 11.1. GSMH’dan Harcanabilir Gelire Ulaşılması

11.1.6. Kişi Başına Milli Gelir (KBMG) GSMH'nın yıl ortası toplam nüfusa bölünmesi ile kişi başına düşen milli gelir elde edilir. Ülkelerarası refah göstergesi karşılaştırmaları genellikle kişi başına düşen milli gelire göre yapılmaktadır.

KBMG =

GSMH Nüfus

11.1.7. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSY H) Ulusal sınırlar içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin değeri ve bunlardan elde edilen değerler GSY H olarak tanımlanır. Dolayısıyla GSY H ve GSMH kavramları farklılık göstermektedir. GSY H’da ulusal

209

sınırlar ya da yurtiçi üretim belirleyici iken, GSMH’da vatandaşlık kriteri esas alınmaktadır. GSMH hesaplamalarında vatandaşlık kriteri belirleyici rol oynadığından, bir ülke vatandaşlarının başka ülkelerde üretim faaliyetleri ile elde ettikleri gelirler GSMH’ya dahil olurken, söz konusu ülkede yerleşik olmayan yabancı özel ve tüzel kişilerin o ülkenin sınırları içerisinde gerçekleştirdikleri gelirler GSMH’da yer almaz. Yani bir ülkede sürekli yaşayan bireyler hangi ülkede gelir elde ederse etsin bu gelir sürekli olarak yaşadığı ülkenin GSMH’na dahil edilir. Buna karşın GSY H değerinde, bir ülkenin ulusal sınırları içerisinde yaşayan yerli veya yabancı tüm bireyler tarafından üretilen mal ve hizmetlerin tamamının değeri yer alırken, o ülke vatandaşlarının diğer ülkelerde elde ettikleri gelirler GSY H’ya dahil edilmemektedir. Örneğin, Almanya’da çalışan Türk vatandaşlarının üretimleri Türkiye’nin GSY H’sına girmez. Ancak Türkiye’de çalışan bir Alman’ın veya diğer yabancıların üretmiş olduğu mal ve hizmetler Türkiye’nin GSY H’sına dahildir. GSY H aşağıdaki gibi gösterilebilir:

GSY S = GSMH + ( A − B)
A: Ülkede yaşayan yabancı uyruklu özel ve tüzel kişilerin gelirleri B: Söz konusu ülkenin diğer ülkelerde yaşayan vatandaşlarının gelirleri. Buna göre GSY H ve GSMH değerinin farklılığı (A-B) değerinin büyüklüğüne bağlı olacaktır. GSY H hesaplaması harcama, gelir ve üretim yöntemlerine göre Şekil 11.2’de verilmiştir. Buradaki GSY H değerlerine Yurtdışı mülk gelirleri de eklenirse GSMH değerine ulaşılmaktadır.

GSMH = GSY S + Yurt Dıış Mülk Gelirleri

210

Tarım, orman ve balıkçılık

stihdam Geliri Tüketim
Sabit sermaye oluşumu Yatırım Stoklardaki değişme - ücret -rant -faiz -kâr Kişisel stihdam Geliri

Enerji ve su malat nşaat

Kira
Hükümet Tüketimi Net ihracatlar

Ulaşım ve iletişim Finansal hizmetler

Kârlar

Eğitim ve sağlık Hükümet ve savunma Diğer hizmetler

Harcama Yöntemi

Gelir Yöntemi

Üretim Yöntemi

Şekil 11.2. Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın Hesaplanması 11.2. Milli Gelir Hesaplamaları Milli gelir hesaplamaları, milli gelirin hesaplanma şekline göre üçe ayrılmaktadır. Bu yöntemler; gelir, üretim ve harcama yöntemleridir. 11.2.1. Gelir Yöntemi Üretim faktörlerinin gelirleri olan ücret, rant, faiz ve kârın toplamı gelir yöntemine göre milli gelir değerini gösterir. Söz konusu bu faktör gelirleri üretime fiilen katılma sonunda elde edilen gelirlerdir. Yani milli gelir;

ˆ Milli Gelir = Ücret + Rant + Faiz + Kar

olarak yazılabilir.

211

Ancak üretime fiilen katılmak demek mutlaka fiziki anlamda çalışmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Yani sermayesini başkasına verip faiz geliri elde edilmesi veya arazisini kiralayıp kira elde edilmesi, gelir yöntemine göre hesaplanan milli gelire dahildir. Buna karşın bireylere yapılan sosyal yardımlar transfer ödemeleri olarak nitelendirildiğinden gelir yöntemine göre hesaplanan milli gelire dahil edilmez. Üretim; mal ve hizmetlerin yaratılması için üretim faktörlerinin bir araya getirilmesidir. Bu nedenle gelir yöntemine göre bulunacak milli gelir değeri, üretim yöntemine göre bulunacak milli gelir değerine eşit olacaktır. 11.2.2. Üretim (Çıktı) Yöntemi Bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen toplam mal ve hizmetlerin değerinin toplanarak milli gelirin bulunması üretim yöntemi ile milli gelirin hesaplanmasıdır. Söz konusu mal ve hizmetlerin değeri; üreticilerin bir yıl içinde üretmiş oldukları mal ve hizmet miktarlarının piyasa fiyatları ile çarpılması sonucu elde edilir. Ancak üretim (çıktı, hasıla) yöntemine göre milli gelir hesaplaması işleminde öncelikle hangi mal ve hizmetlerin hesaplamaya dahil edileceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Nihai mal üretiminde ara mallar da kullanılmaktadır. Ara mallar üretilmiş mallar oldukları için hesaplamalara hem ara malın hem de nihai malın değerlerinin dahil edilmesi, milli gelir değerinin gerçeğinden çok yüksek çıkmasına neden olacaktır. Bu durum “çift sayım sorunu” olarak ifade edilmektedir. Oysa ara malların üretim aşamalarında yaratılan değerler nihai mal değeri içinde zaten yer almaktadır. Dolayısıyla milli gelir hesaplanırken sadece nihai malların değerlerinin esas alınması gereklidir. Ancak sadece nihai mal değerlerinin esas alınması da üretim yöntemine göre milli gelir hesaplamasındaki sorunu çözememektedir. Bu malların bir kısmının ara mal veya nihai mal olup olmadığına karar verilmesi kolayca yapılamamaktadır. Çünkü malların bir kısmının ara mal veya nihai mal olup olmadığı onların kullanılış durumuna göre değişmektedir. Örneğin, yumurta doğrudan tüketildiğinde nihai bir mal, kek yapımında kullanıldığında ise ara mal durumundadır. Üretim yöntemine göre hesaplamadaki bu sorunlar üretim aşamasında yaratılan katma değerlerin dikkate alınması ile çözülmektedir. Katma değer; üretici firmaların çıktı değerleri ile girdi değerleri arasındaki farklar toplanarak hesaplanmaktadır. Sonuç olarak, üretim yöntemine göre milli gelir hesaplanmasında üretilen mal ve hizmetlerin değeri hesaplanırken o
212

mal ve hizmetlere ait katma değerler esas alınır. Bu durum sayısal bir örnek ile daha iyi açıklanabilir. Çizelge 11.1’de görüldüğü gibi A firması üretici firma, B firması aracı firma ve C firması ise nihai ürün satışı yapmaktadır. Nihai mal; tüketiciye satılmadan önce herhangi bir işlemden geçmesi gerekmeyen maldır. A firması 100 TL değerindeki malı (hammadde) üretmekte olduğundan A firmasının elde ettiği katma değer 100 TL’dir. Aracı firma durumundaki B firması bu malı (hammadde) 100 TL’den satın almakta ve ara mal haline dönüştürdükten sonra 130 TL’ye satmaktadır. B firmasının elde etmiş olduğu katma değer 30 TL’dir. C firması, B firmasının üretmiş olduğu bu ara malı 130 TL’ye aldıktan sonra onu nihai mal haline getirip 180 TL’ye satmaktadır. Bu durumda C firmasının elde etmiş olduğu katma değer 50 TL’dir. Böylece malın son değeri 180 TL olmaktadır. Malın nihai değeri doğrudan C firmasının malı satış değerinden bulunabileceği gibi firmaların elde etmiş oldukları katma değerlerin toplanmasıyla da bulunabilir. Yani A, B ve C firmalarının elde etmiş oldukları katma değerler (100+30+50) toplanarak da aynı değer (180 TL) bulunmaktadır. Bulunan bu değer (180 TL), firmaların satış değerlerinin toplamı olan 410 TL’den düşüktür (Çizelge 11.1). Çizelge 11.1. Üretim Yöntemi A firması (TL) 1.Diğer firmadan satın alışlar 0 2.Üretim faktörü satın alışları 100 3.Satış değeri (1+2) 100
*: Firmalararası toplam satışlar

B firması (TL) 100 30 130

C firması Toplam (TL) (TL) 130 230* 50 180** 180 410***

**: Toplam katma değer

***: Satışların toplam değeri

11.2.3. Harcama Yöntemi Harcama yöntemine göre milli gelir hesaplaması; bir ekonomide belirli bir dönemde mal ve hizmetler için yapılan harcamaların esas alınmasına dayanır. Buradaki harcamalar, uluslararası ekonomik ilişkilerin olmadığı (kapalı ekonomi) bir ekonomi söz konusuysa tüketim ve yatırım harcamalarından oluşacaktır. Bilindiği gibi kapalı bir ekonomide karar birimleri olarak hanehalkı, firma ve devlet yer almaktadır. Dolayısıyla hanehalkı harcamaları tüketim harcamalarından, firma harcamaları yatırım harcamalarından ve devlet harcamaları ise hem yatırım hem de tüketim harcamalarından oluşacaktır. Yani kapalı ekonomideki harcamalar; tüketim

213

(C), yatırım (I) ve hükümet (G) harcamalarından meydana gelmektedir (C + I + G ) .

TÜKET C LER (Hanehalkı) Gelir Ödemeleri

ÜRET C LER (Firmalar)

GEL R YÖNTEM

ÜRET M YÖNTEM

HARCAMA YÖNTEM

Şekil 11.3. Milli Gelir Hesaplama Yöntemleri Uluslararası ekonomik ilişkilerin olduğu bir ekonomide ise milli gelir değerini bulmak için hanehalkı, firma ve devlet harcamalarına ilaveten net ihracat ( X − M ) değerini de eklemek gerekmektedir. Dolayısıyla bu durumda harcamalar C + I + G + ( X − M ) şeklini almaktadır. Özetle, harcama yöntemine göre toplam üretim; tüketim, yatırım, hükümet harcamaları ve net ihracat değerinden oluşmaktadır. Harcama yöntemi ile bulunan milli gelir değeri, gelir veya üretim yöntemleriyle ölçülen milli gelir değerine eşit bir değer verecektir. Çünkü bir ekonomide yapılan harcamaların kaynağı elde edilen gelirlerdir. Bu
214

gelirlerin değeri de üretime fiilen katılmanın karşılığı olan üretim faktörleri gelirleridir. Milli geliri ölçme yöntemleri Şekil 11.3’te verilmiştir. Görüldüğü gibi üretim yöntemi doğrudan üretilen ürünün değeri ile ilgilidir. Harcama yöntemi milli hasılayı üretmek için gereken harcamaları gösterirken, gelir yöntemi ise ulusal hasılanın üretilmesiyle yaratılan geliri göstermektedir. Sonuç olarak, üretim, harcama ve gelir yöntemlerine göre hesaplanan milli gelir değerlerinin birbirine eşit olması gerekir. 11.3. Milli Geliri Etkileyen Faktörler Bir ülkedeki milli gelir düzeyi üzerinde çeşitli faktörlerin etkisi bulunmaktadır. Ülkenin mevcut doğal kaynakları (hammadde, ham petrol, orman vs), ülkenin milli gelir düzeyi üzerinde belirleyici bir rol oynar. Aynı şekilde ülkenin kaynaklarını verimli kullanmak için sermaye mallarına gereksinim vardır. Yine doğal kaynaklardan en etkin bir şekilde yararlanmak için teknolojik bilgi düzeyi çok önemlidir. Diğer yandan ülkelerin sahip oldukları nitelikli işgücü miktarı milli gelir düzeyi üzerinde etkilidir. Ayrıca ülkede izlenen ekonomi politikaları da milli gelir üzerinde büyük rol oynamaktadır. Özetle milli gelir üzerinde etkili olan bu faktörler şöyle sıralanabilir: • • • • • Doğal kaynak miktarı Sermaye malları Teknolojik bilgi Çalışan nüfusun miktarı ve niteliği Devlet yönetimi

11.4. Milli Gelir Ölçütlerinin Değerlendirilmesi
Bir ülkenin milli gelir değerinin büyüklüğü, o ülkede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin göstergesi bakımından önemli bir ölçüttür. Bununla birlikte sadece milli gelirin refah (gönenç) ölçütü olarak kullanılması refahın tam olarak yansıtılması açısından yeterli bir gösterge olmamaktadır. Bu durumun nedeni kayıt dışı ekonomik faaliyetler ve milli gelir hesaplamalarında kullanılan kriterlerden kaynaklanmaktadır.

11.4.1. Kayıtdışı Ekonomik Faaliyetler Milli gelir; bir ülkede belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerini göstermektedir. Ancak milli gelir ülkede üretilen mal ve

215

hizmetlerin tamamını kapsamamaktadır. Yani üretilen bazı mal ve hizmetler milli gelir içerisinde yer almamaktadır. Milli gelire dahil edilmeyip kayıt dışı olarak kalan ancak refahı etkileyen bu üretim faaliyetleri genellikle üç grupta toplanmaktadır. (i) Yasal olmayan ekonomik faaliyetler: Yasal olmayan ekonomik faaliyetler veya yeraltı ekonomisi olarak ifade edilen bazı faaliyetler ve bunlardan elde edilen gelirler milli gelir hesaplamalarına girmez. Bu faaliyetlere ruhsat olmaksızın kumar oynatılması, uyuşturucu üretimi ve pazarlanması gibi faaliyetler örnek olarak verilebilir. Yasal olmayan ekonomik faaliyetlerin boyutu özellikle az gelişmiş ülkeler için çok önemlidir. (ii) Kayıtlara geçmeyen ekonomik faaliyetler: Bazı ekonomik faaliyetler vergi ödememek, ek maliyetlerden kaçmak ve sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılması gereken ödemeleri yapmamak için kayıtlara geçmeden sürdürülmektedir. Bu tip ekonomik faaliyetler bir gelir yaratmalarına karşın kayıtlara geçmediği için doğal olarak bunların gelirleri, milli gelir değeri içerisinde yer almazlar. (iii) Piyasaya sunulmayan ürünler: Genellikle üreticilerin kendi tüketimleri için ürettikleri ürünler ve pazarlanmayan üretim faaliyetleri, ev hanımlarının evde yapmış oldukları faaliyetler (çocuk bakımı, yemek pişirme, çamaşır yıkama, gıda üretimi gibi) ve gönüllü kuruluşların yapmış oldukları mal ve hizmet üretimi ile ilgili işler milli gelir hesaplarına dahil edilmemektedir. Kısacası, kayıt dışı ekonomik faaliyetler olarak nitelendirilen yukarıda açıklanan faaliyetler milli gelir içerisinde yer almamaktadır. Bu durumda bir ülkenin kayıt dışı faaliyetlerinin büyüklüğü ölçüsünde milli gelir değeri daha az hesaplanacaktır. Dolayısıyla ülkelerin milli gelir değerlerine göre karşılaştırılmasında refah seviyelerini tam yansıtmama durumu söz konusu olabilmektedir. 11.4.2. Milli Gelir ve Yaşam Düzeyi Biraz önce ifade edildiği gibi milli gelir değeri ülkelerarası karşılaştırma yapmada yetersiz kalabilmektedir. Bu yetersizlik milli gelirin refah düzeyini tam olarak yansıtmamasından ileri gelmektedir. Yani sadece milli gelir değerine bakılarak karar vermek eksik değerlendirmelere neden olmaktadır. Örneğin, bir ülkenin (X) milli gelirinin 200 milyar dolar, diğer ülkenin (Y) milli gelirinin ise 250 milyar dolar olduğunu varsayalım. Bu
216

durumda milli geliri mutlak değer olarak daha fazla olan ülkede (Y) yaşam standardının daha yüksek olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Böyle bir karşılaştırmada her şeyden önce söz konusu ülkelerin nüfuslarına bakmak gereklidir. Eğer, örneğimizdeki Y ülkesinin nüfusu, X ülkesinin nüfusunun iki katı ise bu durumda kişi başına gelir X ülkesinde daha yüksek olacaktır. Bu nedenle ülkelerarası karşılaştırmaları kişi başına düşen gelire göre yapmak bir ölçüde daha doğru olabilmektedir. Ancak karşılaştırma yapılan ülkelerde gerçekçi döviz kuru politikalarının izlenmesi gereklidir. Yani kişi başına milli gelir değerlerinin karşılaştırıldığı ülkelerdeki fiyat değişimleri ile döviz kuru değerindeki değişimlerin uyumlu olması gerekmektedir. Ancak böyle olursa her iki ülkenin satınalma gücündeki karşılaştırmalar anlam kazanabilir. Aksi taktirde bir ülkedeki kişi başına düşen milli gelir değeri, diğerinden yüksek olmakla birlikte o ülkede aynı zamanda fiyatlar da yüksek olabilir. Diğer yandan kişi başına milli gelir değerlerinin karşılaştırması sağlıklı olsa bile yaşam standardına ilişkin kriterler sorunu ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir ülkenin GSMH ve kişi başına milli gelir ölçütleri; gelir bölüşümü, tatmin düzeyi, çalışma saatlerinin uzunluğu, sosyal maliyetler ile sosyal ve kültürel göstergeler konusunda bilgi vermemektedir. Ayrıca GSMH’nın ya da kişi başına düşen milli gelirin yüksek olmasının, ülkenin genel olarak refah seviyesinin yüksek olması anlamına gelmediğini gösteren bazı diğer kriterler de bulunmaktadır. Çünkü milli gelir değerinin yüksekliği kadar onun dağılımı da önemlidir. Eğer bir ülkede milli gelirin büyük bir kısmı o ülke nüfusunun çok az bir bölümü tarafından paylaşılıyorsa o ülkedeki refah seviyesinin yükseldiği söylenemez. Örneğin; Türkiye’de milli gelirin %54.9’u, nüfusun %20’si tarafından paylaşılmaktadır. Diğer yandan milli gelir değerlerine göre hangi mal ve hizmetlerin üretildiği, üretilen bu malların kaliteleri ve nerelerde kullanıldığı konusunda bir yargıya varılamaz. Bir ülkenin milli geliri yüksek olabilir ancak o ülkede harcamalar daha çok savaş sanayisine yapılabilir. Buna karşın milli geliri daha düşük olan ülkede ise harcamalar okul, hastahane gibi işler için yapılabilir. Böyle bir durumda milli geliri düşük olan ülkedeki insanların tatmin düzeyi daha yüksek olacaktır. Benzer şekilde yaşam standardı açısından çok önemli olan çalışılmayan zamanın uzunluğu da milli gelir karşılaştırmalarında önemlidir. Çünkü daha az süre çalışarak aynı satınalma gücüne sahip olan ülkedeki bireyler refah kriterleri açısından daha iyi durumda olacaklardır.

217

Günümüzde giderek önem kazanan çevre kirliliği, çarpık kentleşme, trafik sorunu gibi olumsuz dışsallıklar olarak nitelendirilen sosyal maliyetler de milli gelir değeri içerisinde yer almaz. Üretim süreci ve üretim biçimi nedeniyle oluşan söz konusu bu olumsuz dışsallıkların milli gelir değerinden düşülmesi gerekir. Öte yandan milli gelir değeri sosyal ve kültürel değerleri de içermemektedir. Dolayısıyla yaşam kalitesi açısından belirleyici gösterge durumunda olan sosyal ve kültürel göstergeler konusunda milli gelir değeri bilgi vermemektedir. Yani et, süt, yumurta, elektrik, kitap gibi belli başlı temel ürünlerin kişi başına tüketim miktarları; kişi başına düşen araba, televizyon, telefon sayısı; eğitim düzeyi, okullaşma oranı, nüfus artış oranı, bebek ölüm oranı, ortalama yaşam süresi, sosyal yardımlar, kültürel etkinlikler hakkında milli gelir değeri bilgi içermemektedir. Ülkelerin milli gelirlerinin karşılaştırılması yapılırken belirtilen bu özelliklerin dışında ülkeler arasında doğal koşulların farklılığı, piyasaya giren üretici miktarındaki farklar, üretim maliyetlerindeki farklar da önemlidir. Örneğin soğuk ülkelerde yaşayan insanlar sıcak ülkelerde yaşayanlara göre daha fazla yakacak üretimi yapmak zorundadırlar. Bazı ülkeler gelirlerinin önemli bir kısmını doğal afetler için ayırıyor olabilirler. Yine bazı ülkelerde kadınlar diğer ülkelere göre daha fazla ev dışı üretimlerde çalışabilirler. Özetlemek gerekirse, çeşitli ülkelerin milli gelirlerinin karşılaştırılması yapılırken nüfus farkları, fiyat düzeyleri farkı, üretilen ürünlerin farklılığına özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir. Diğer yandan milli gelirin bir yıldaki değeri ile diğer yıllardaki milli gelirlerinin karşılaştırılmasında da bazı noktalara dikkat etmek gerekmektedir. Bu kapsamda dikkate alınacak kriterler; nüfus, fiyat, mal ve hizmetlerdeki değişmelerdir. Örneğin bir ülkenin milli geliri bir yıldan diğerine iki misli artarken söz konusu ülkenin nüfusu da iki kat artmış ise gerçek bir milli gelir artışından söz edilemez. Aynı şekilde milli gelirdeki artış oranı ile fiyatlar genel düzeyindeki artış oranı aynı ise yine milli gelirde gerçek bir artıştan bahsedilemez. 11.5. Milli Gelir Ölçütlerinin Seçimi Milli gelir ölçütlerinin hangisinin en iyi olduğu sorusu bir anlamda “bir marangoz için en yararlı alet hangisidir?” sorusuna benzetilebilir. Tıpkı bir marangoz için en yararlı aletin hangisi olduğunun, yapılacak işe bağlı olması gibi milli gelir ölçütleri içerisinde de tüm amaçları en iyi şekilde karşılayacak tek bir ölçüt yoktur. Dolayısıyla, karşılaşılan soruna bağlı olarak milli gelir ölçütlerinin üstün ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Örneğin;
218

nihai tüketimde kullanılan mal ve hizmetlerin piyasa değeri ile ilgili soruya en güzel yanıtı GSY H sağlar. Hanehalkının gelirlerinin harcama ve yatırıma tahsisi konusunda en iyi yanıtı harcanabilir gelir ölçütü verir. Diğer yandan belli bir sürede, satın alma gücündeki değişmelerin saptanması için sabit fiyatların esas alındığı ölçülerin kullanılması gerekir. Ayrıca gerçek ekonomik refahı tam olarak yansıtmak için geleneksel olarak kullanılan milli gelir ölçütleri ile birlikte bazı kriterlerin kullanılması gerekir. Ekonomik refahı tam olarak yansıtabilmek için yaşam standartlarına katkısı olmayan yatırım ve GSY H’nın diğer bazı unsurları, GSY H’dan çıkarılırken boş zaman gibi yaşam standardına katkısı olan ancak GSY H’ya dahil olmayan bazı kriterlerin eklenmesi gerekir. 11.6. Türkiye’nin Milli Geliri ve Dağılımı Türkiye’nin milli gelir değerleri cari fiyatlar ile 2000, 2002 ve 2003 yılları esas alınarak Çizelge 11.2’de verilmiştir. Görüldüğü gibi gayrisafi milli hasıla 2000 yılında 126 katrilyon lira iken 2003 yılında 356 katrilyon lira olmuştur. Ancak buradaki artışın önemli bir bölümü enflasyonist etkiden kaynaklanmaktadır. Enflasyonun etkisi giderilirse 1987 yılı fiyatlarıyla milli gelir, 2000 yılında 118.9 trilyon lira, 2003 yılı için ise 123 trilyon lira olarak bulunur (Çizelge 11.3). Çizelge 11.2. Gayrisafi Milli Hasıla (Cari Fiyatlar ile Milyar TL)
2000 Değer Tarım 18.110.632 Sanayi 28.925.901 Hizmetler 72.880.498 thalat Vergisi 5.065.425 GSY H ( Alıcı Fiy. ) 124.982.456 Net Dış Al. Fak. Gel. 988.091 GSMH ( Alıcı Fiy. ) 125.970.547 Kaynak: DPT, 1997, 2001a, 2004. Sektörler % 14,49 23,14 58,32 4,05 100,00 0,79 100,79 2002 Değer 32.114.869 70.034.336 172.993.009 10.527.402 277.574.058 -2.541.692 275.032.366 % 11,7 25,5 62,9 3,8 100,9 -0,9 100,0 2003 Değer 42.126.246 88.813.240 222.976.557 13.758.630 359.762.926 -3.082.038 356.680.888 % 11,8 24,9 62,5 3,9 100,9 -0,9 100,0

Çizelge 11.3. Gayrisafi Milli Hasıla (1987 Fiyatları ile Milyar TL)
Sektörler Tarım Sanayi Hizmetler 2000 Değer 16.005 33.602 62.435 % 13,50 28,34 52,66 219 2002 Değer 15.947,60 34.142,40 64.316 % 13,7 29,3 55,3 2003 Değer 15.548,80 36.793,40 67.415 % 12,6 29,9 54,7

thalat Vergisi 6.516 GSY H ( Alıcı Fiy. ) 118.558 Net Dış Al. Fak. Gel. 355 GSMH ( Alıcı Fiy. ) 118.913 Kaynak: DPT, 2001a, 2004.

5,50 100,00 0,30 100,30

6.127,10 118.612,20 -2.274,60 116.337,60

5,3 102,0 -2,0 100,0

7.509,40 125.485,10 -2.320,10 123.165,00

6,1 101,9 -1,9 100,0

Milli gelir dağılımı ülkedeki refah seviyesini göstermesi açısından çok önemli bir göstergedir. Çizelge 11.4’de Türkiye’nin çeşitli yıllardaki gelir dağılımı verilmiştir. Çizelgeden görüldüğü gibi Türkiye’de gelir dağılımının çok bozuk olduğu söylenebilir. Çünkü nüfusun %20’sini oluşturan fakir kesim gelirin yalnızca %4,5’ini almaktadır. Buna karşın nüfusun en zengin kesimini oluşturan %20’si ise milli gelirin %54,9’unu almaktadır. Gelir dağılımındaki bozukluğu ölçmenin birkaç yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan en çok bilineni Gini katsayısı yöntemidir. Gini katsayısı 0-1 arasında değişmektedir. Gini katsayısı 0 ise tam eşitlikten bahsedilirken, söz konusu katsayının 1 olması ise tam eşitsizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla gini katsayısı 1’e doğru yükseliyorsa gelir dağılımının bozulduğu, 0’a doğru yaklaşıyorsa gelir dağılımının düzeldiği anlamına gelir. Genellikle bir ülkenin gini katsayısının 0,4 ve üzerinde ise o ülkede gelir dağılımının bozuk olduğu söylenir. Gelir dağılımının düzgün olduğu ülkelerde ise gini katsayısının değeri 0,3’ün altındadır. Çizelge 11.4’te görüldüğü gibi Türkiye’nin gini katsayısı 1987 yılında 0,44 değerinde iken 1994 yılında 0,49’a yükselmiştir. Buna göre Türkiye’de gelir dağılımının giderek bozulduğu söylenebilir. Gelir dağılımı konusunda yapılan gini katsayısını konu alan araştırmalara göre Türkiye gelir dağılımı çok bozuk olan ülkeler arasında bulunmaktadır. Diğer yandan 1994 yılından sonra Türkiye’de gelir dağılımının daha da bozulduğu söylenebilir. Ancak 1994 yılından sonra Türkiye’de gelir dağılımı araştırması yapılmadığından bu konuda en yeni veriler 1994 yılı değerleridir. Çizelge 11 4. Türkiye’de Gelir Dağılımı (%) Hane Halkı Türkiye Kent Yüzdeleri 1987 1994 1987 Toplam 100,0 100,0 100,0 Birinci yüzde 20 5,2 4,9 5,4 kinci yüzde 20 9,6 8,6 9,3 Üçüncü yüzde 20 14,1 12,6 13,6 Dördüncü yüzde 20 21,2 19,0 20,7 Beşinci yüzde 20 49,9 54,9 50,9 Gini Katsayısı 0,44 0,49 0,44
220

1994 100,0 4,8 8,2 11,9 17,9 57,2 0,52

Kır 1987 100,0 5,2 10,0 15,0 22,0 47,8 0,42

1994 100,0 5,6 10,1 14,8 21,8 47,7 0,41

Kaynak: D E, 1987 ve 1998.

Türkiye’de milli gelirin son 25 yıldaki gelişmesine bakıldığında özellikle 1993 yılından sonra milli gelirin kişi başına 3000 dolar civarında kaldığı görülmektedir (Çizelge 11.5). Çizelge 11.5. Türkiye’de 1977-2000 Yılları Arasında Milli Gelir Nüfus GSMH Kişi Başına Milli Yıllar (bin kişi) (Milyar TL) Gelir (dolar) 1977 41.768 1.108 1.488 1978 42.640 1.646 1.604 1979 43.530 2.877 1.760 1980 44.438 5.303 1.570 1981 45.540 8.023 1.598 1982 46.688 10.612 1.412 1983 47.864 13.933 1.299 1984 49.070 22.168 1.238 1985 50.306 35.350 1.356 1986 51.433 51.185 1.487 1987 52.561 75.019 1.668 1988 53.715 129.175 1.693 1989 54.893 230.370 1.979 1990 56.204 397.178 2.710 1991 57.063 634.393 2.622 1992 58.333 1.103.605 2.711 1993 59.417 1.997.323 3.008 1994 60.513 3.887.903 2.186 1995 61.623 7.854.887 2.760 1996 62.752 14.978.067 2.926 1997 63.896 29.393.262 3.011 1998 65.052 53.518.332 3.175 1999 66.212 78.282.967 2.798 2000 67.377 125.970.544 2.986 2001 68.529 179.480.78 2.160 2002 69.626 273.463.168 2.580 2003 70.781 356.680.888 3.383 Kaynak: DPT, 2001b, 2004.
221

11.7. Milli Gelir Dengesi Birşeyin azalma ya da artma yönünde bir eğilim göstermemesine denge durumu denilmektedir. Dolayısıyla milli gelirin denge konumunda olmasına da milli gelir dengesi denilmektedir. Mal ve hizmet talebinin milli gelire eşit olduğu daha önceki açıklamalardan bilinmektedir. Bu nedenle mal ve hizmet talebi tüketim harcamaları, yatırım harcamaları ve kamu harcamalarının toplamından oluşur ( AE = C + I + G + ( X − M )) . Tüketim, yatırım ve kamu harcamaları şeklinde ortaya çıkan toplam talep, bir yılda üretilen mal ve hizmet tutarı olan toplam arza eşitse ekonominin dengede olduğu ifade edilir ( AE = Y ) . Yani bir yılda üretilen mal ve hizmetin değeri harcamalara eşit olmaktadır. Çizelge 11.6 bir ekonomi için milli gelir dengesinin belirlenişini göstermektedir. Firmaların toplam nihai mal üretiminin 1000 milyar TL olduğunu varsayalım. Bu durumda ülkenin milli geliri de 1000 milyar TL olacaktır. Söz konusu gelir seviyesinde planlanmış harcama 1380 milyar TL’dir (Çizelge 11.6). Böyle bir durumda milli gelirin artması yönünde bir baskı oluşacaktır. Çünkü toplam planlanmış harcama milli gelir değerinden daha fazladır. Bu defa milli gelirin 4000 milyar TL ve bu seviyede toplam harcamaların da 3240 milyar TL olduğu durumu ele alalım. Görüldüğü gibi 760 milyar TL değerindeki malın satılmama durumu söz konusudur. Böyle bir durumda da milli gelirin düşmesi yönünde bir baskı meydana gelecektir . Sonuçta milli gelir denge düzeyi olan 2000 TL’ ye kadar düşecektir (Çizelge 11.6). Şimdi de milli gelir seviyesinin 2000 milyar TL olduğu durumu ele alalım. Bu noktada toplam planlanmış harcama milli gelir düzeyine eşittir. Yani alıcılar satın alma planlarını tam olarak yerine getirirken firmaların da üretim miktarını değiştirmesini teşvik edecek herhangi bir etmen bulunmamaktadır. Kısacası denge noktası toplam üretimin milli gelire eşit olduğu noktada gerçekleşmektedir.

222

Çizelge 11.6. Milli Gelir Dengesinin Belirlenmesi (Milyar TL)

Milli gelir (Y) 100 400 500 1000 2000 3000 4000 5000

Planlanan Toplam Harcama (AE=C+I+G+[X-M]) 822 1008 1070 1380 2000 2620 3240 3860

Dengeye Etki Milli geliri Arttırıcı yönde baskı ↓ Denge noktası ↑ Milli geliri Azaltıcı yönde baskı

Milli gelir dengesi Şekil 11.4’te grafiksel olarak verilmiştir. Şekildeki AE toplam harcama fonksiyonunu, (AE=Y) ise denge durumunu göstermektedir. Yani denge noktasında milli gelir, planlanmış harcamalara eşit olmaktadır. Denge noktasının aşağısında AE doğrusu 45o derecelik bir açı yapmaktadır (AE=Y). Bu, planlanan harcamaların geliri aştığı anlamına gelmektedir. Bu durumda bireyler mevcut üretim miktarından daha fazla almak istediklerinden ulusal gelirin yükselmesi için bir baskı meydana gelmektedir. Söz konusu baskı, Y0 gelirinin solunda bir ok ile gösterilmiştir. Denge noktasının yukarısında AE doğrusu 45o’lik doğrunun aşağısındadır. Yani planlanmış harcama gelirden daha azdır. Bireyler mevcut üretim düzeyi değerinden daha az harcamak istediklerinde gelirin azalması yönünde bir baskı oluşmaktadır. Söz konusu bu baskı Y0 gelirinin sağında bir ok ile gösterilmiştir. Şekil 11.4’te görüldüğü gibi denge noktası (E0), Y0 geliri seviyesinde oluşmaktadır. Bu noktada toplam harcama fonksiyonu (AE) 45o’lik doğruyu kesmektedir. Aynı zamanda denge noktasında planlanmış harcama (düşey eksende gösterilen) gerçek ulusal gelire (yatay eksende gösterilen) eşittir.

223

Planlanmış Harcama

AE=Y AE E0

450 0 Y0 Milli Gelir

Şekil 11.4. Milli Gelir Dengesi 11.8. Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Ekonomik büyüme ve kalkınma, üzerinde önemle durulan konular arasında yer almaktadır. Bu kısımda önce ekonomik büyüme ve büyümeyi etkileyen faktörler ele alınacaktır. Daha sonra ise kalkınma ve az gelişmiş ülkelerin kalkınmasını engelleyen faktörler tartışılacaktır. 11.8.1. Ekonomik Büyüme Genel olarak üretilen mal ve hizmetlerin toplam veya kişi başına düşen miktarındaki artışına ekonomik büyüme denilmektedir. Ulusal gelirdeki söz konusu bu artış daha fazla kaynak kullanılarak veya verimlilik artışı ile gerçekleşir. Ekonomik büyüme, GSMH’daki reel artışa göre veya kişi başına düşen gelire göre ifade edilmektedir. Kişi başına büyüme özellikle yaşam standartlarını gösterme açısından GSMH’daki toplam artışa göre daha iyi bir ölçüttür. Çünkü GSMH bir ekonominin mutlak gücünün bir göstergesidir. Örneğin bir ekonomide ele alınan dönem içerisinde GSHM’daki reel artışa göre nüfus artış oranı daha fazla ise bu o ülkede yaşam standardının düştüğü anlamına gelir.

224

Ayrıca bir ülkenin GSMH’sı diğerinden büyük olabilir, ancak GSMH’sı yüksek olan ülkenin nüfusu diğerinden çok fazla olabilir. Böyle bir durumda nüfusu az olan ülkenin kişi başına düşen geliri diğerinden daha fazla olabilecektir. Dolayısıyla kişi başına düşen gelir refah artışını göstermesi açısından daha iyi bir ölçüttür. Ancak, refah düzeyini tam yansıtma açısından kişi başına düşen gelirin de yetersizlikleri söz konusudur. GSMH’daki ya da kişi başına düşen gelirdeki değişmeler yüzde olarak ifade edilirse büyüme oranı elde edilir. GSMH’daki artış ekonominin büyüdüğü azalış ise ekonominin küçüldüğünü gösterir. Eğer ele alınan dönemde GSMH’da artış veya azalış söz konusu değilse bu durumda ekonominin durgun olmasından söz edilir. 11.8.2. Ekonomik Büyümeyi Etkileyen Faktörler Ülke ekonomilerinin büyüme hızlarına bakıldığında, çok farklı büyüme hızlarının olduğu görülür. Bazı ekonomiler hızlı büyürken bazılarının az veya hiç büyümemelerine neden olan faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler: doğal kaynaklar, sermaye birikimi, teknolojik değişme (ilerleme), kaynak kullanımı ile ilgili düzenlemeler olarak belirtilmektedir. (i) Doğal kaynaklar: Ülkelerin ekonomilerinin büyümesi ile sahip oldukları doğal kaynaklara bakıldığında, büyüme hızı ile doğal kaynak miktarı arasında tam bir ilişki olduğu söylenemez. Bununla birlikte büyümeyi etkileyen diğer faktörler sabitken doğal kaynaklar açısından daha zengin olan ülkelerin büyümelerinin daha hızlı olacağı söylenebilir. (ii) Sermaye birikimi: Fiziki sermaye (makine ) ve beşeri sermaye (bilgi ve beceri) bireylerin üretme yeteneklerini artırır. Sermaye malları üretebilmek için ise tasarrufa gereksinim vardır. Çünkü tasarruf oranının artışına koşut olarak sermaye birikimi de artar. Sermaye birikimindeki artışa göre ise ekonomik büyüme gerçekleşir. Dolayısıyla sermaye birikiminin büyüme üzerindeki etkisi önemlidir. (iii) Teknolojik değişme: Teknolojik gelişme kısaca mevcut teknolojideki ilerlemeler olarak tanımlanabilir. Teknolojik gelişmeler ile kaynaklar daha etkin bir şekilde kullanıldığından aynı miktar kaynak kullanılmasına karşın daha fazla üretim yapılır. Daha fazla üretim ise büyümeyi arttıracaktır.

225

(iv) Kaynakların kullanımı ve transferi: Mülkiyet hakları sisteminin varlığı bireylerin daha fazla ekonomik faaliyette bulunmalarını teşvik etmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakları ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilemektedir. 11.8.3. Kalkınma Ekonomik büyüme ekonominin niceliksel boyutundaki gelişmeleri ele alırken kalkınma niteliksel gelişmeler ile ilgilidir. Yani ekonomideki niteliksel gelişmelere kalkınma denilmektedir. Ekonomik kalkınma ile yaşam kalitesi ve üretimin organize edilme biçimindeki ilerlemeler esas alınır. 11.8.4. Az Gelişmiş Ülkelerin Başlıca Sorunları Kişi başına düşen milli geliri düşük olan ülkeler az gelişmiş ülkeler olarak adlandırılır. Halen dünya nüfusunun yaklaşık dörtte üçü az gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde kişi başına düşen gelirin düşük olmasına neden olan bazı faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerden başlıcaları; hızlı nüfus artışı, tasarruf oranlarının düşük olması, politik istikrarsızlık ve vergi oranlarının yüksekliği olarak belirtilmektedir. (i) Hızlı nüfus artışı: Az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı % 2-3 civarında iken gelişmiş ülkelerde bu oran % 0.5-1 arasında değişmektedir. Görüldüğü gibi az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı gelişmiş ülkelere göre çok fazladır. Nüfus artış hızı doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki farktır. Az gelişmiş ülkelerde hızlı nüfus artış oranı bu ülkelerde doğum oranının gelişmiş ülkelere göre yüksek olmasından ileri gelmektedir. Diğer yandan tıp alanındaki gelişmeler nedeniyle az gelişmiş ülkelerde ölüm oranı azalmaktadır. Bu durum az gelişmiş ülkelerde nüfus artış oranının gelişmiş ülkelere göre yüksek kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca az gelişmiş ülkelerde ailelerin çok çocuk sahibi olmak istemelerinin bir nedeni de aileler tarafından çocukların işgücü kaynağı olarak görülmesidir. Çünkü bu ülkelerin ekonomisi tarım ağırlıklı olup, sosyal güvenlik sistemi de çok yetersizdir. (ii) Tasarruf oranlarının düşüklüğü: Ekonomik büyüme ve kalkınma için ülkelerin yatırım yapması gereklidir. Yatırım sermaye birikimine neden olmakta, sermaye birikimi de işgücü verimliliği ile büyümeyi arttırmaktadır. Sermaye birikiminin kaynağını ise tasarruflar

226

oluşturur. Ancak az gelişmiş ülkelerde sermaye birikimini sağlayacak yeterli tasarruf yapılamamaktadır. Çünkü bu ülkelerde bireyler gelirlerinin büyük bir kısmını yaşamlarını sürdürebilmek için zorunlu gereksinimlerini karşılamada kullanırlar. Dolayısıyla az gelişmiş ülkeler kısır bir döngü içerisindedirler. Buna “fakirliğin kısır döngüsü” denilmektedir. Bazen bu döngü “az gelişmiş ülkeler fakir oldukları için fakirdirler” şeklinde ifade edilmektedir. (iii) Kültürel farklılıklar: Az gelişmiş ülkelerde genellikle değişime karşı çıkılarak statükodan vazgeçilmek istenmemektedir. Ayrıca bu ülkelerde kaderciliğin de bir ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. (iv) Politik istikrarsızlık: Az gelişmiş ülkelerde genellikle politik istikrarsızlık yaygın olduğundan gelişmiş ülke yatırımcılarının ve hatta o ülkenin kendi vatandaşlarının bile yatırım yapmak konusunda tereddütleri vardır. Çünkü yatırımcılar için az gelişmiş ülkeler riskli görülmektedir. Bu durum az gelişmiş ülkelerde yatırımın yetersiz olmasına neden olmaktadır.

227

BÖLÜM 12
PARA, BANKA VE ENFLASYON
Dünyadaki mevcut ekonomik sistemlerin ilk göze çarpan özelliği hepsinin paralı ekonomi olmalarıdır. Günümüzde para, bütün ekonomik faaliyetleri etkileyen ve onları değiştiren aktif bir varlık haline gelmiştir. Paranın belkide en önemli özelliği “herkes tarafından kabul edilmiş” olmasıdır. Para ile ilgili konular ekonomi biliminde giderek önem kazandığından ekonomistler tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenmeye başlanmıştır. Ancak ekonomiye giriş niteliğinde olan bu kitapta para teorisi ile ilgili ayrıntılara girilmeyecektir. Bununla birlikte paranın niteliği ve ekonomik hayat üzerindeki etkilerini ana hatlarıyla bilmek gereklidir. Bu amaçla bu bölümde öncelikle para ve ekonomik yaşamda dolanımı üzerinde durulacaktır. Bunu bankaların ve özellikle merkez bankalarının özellik ve işlevlerinin açıklanması izleyecektir. Daha sonra ise paranın değeri ve fiyatlar genel düzeyi ile ilgili açıklamalar yapılacaktır.

12.1. Para nsanlar tarihin ilk devirlerinde gereksinimlerini karşılamak için ticari faaliyetlerini para kullanmaksızın yürütmeye çalışmışlardır. O yıllarda ticari faaliyetler bir malın başka bir malla değiştirilmesi esasına göre yürütüldüğünden bu alışverişlere trampa (takas), trampa ticaretin yapıldığı ekonomilere de trampa ekonomisi adı verilmiştir. Tahmin edileceği gibi trampa ticaretin birçok zorlukları bulunmaktadır. Trampa ticarette her şeyden önce malların değiştirilmesi kolaylıkla yapılamamıştır. Çünkü trampanın yapılabilmesi için trampa yapacak iki kişinin olması ve bu kişilerin birbirlerinin ellerindeki mallara gereksinimlerinin olması gerekir. Diğer yandan, trampa ticarette değişime konu olan her iki malın değerinin de birbirine eşit olması gereklidir. Ayrıca trampa alışverişlerinde vadeli işlemler uygulanamamıştır. Diğer yandan, trampa ekonomisinde satın alma gücünün korunmasında ve tasarruf yapmakta da büyük sorunlar yaşanmıştır. Trampa işlemlerinde belirtilen bu güçlüklerin yanında mal çeşitlerinin zamanla artması mallar arasında değişime esas oluşturacak bir ölçü biriminin olmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim bu zorunluluk, para fikrinin ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlamıştır. lk başlarda “mal para” adı verilen, öz değeri olan bazı mallar para yerine kullanılmaya başlanmıştır. Bu amaçla özellikle deniz kabukları, boynuzlar, boncuk gibi mallar para karşılığı olarak kullanılmıştır.
Trampa ekonomisinden mal paranın kullanıldığı ekonomiye geçilmesi de ticarette yaşanan sorunları tam olarak çözememiştir. Bu durumun en büyük nedeni mal paraların kısa bir sürede bozulması ve değerlerinin değişmesinden kaynaklanmıştır. Zamanla mal paraların yerine çabuk aşınmayan, üretimleri kıt olduğu için değerleri kısa sürede değişmeyen ve saklanması bir ölçüde kolay olan altın

228

ve gümüş gibi madenler kullanılmaya başlanmıştır. Kıymetli maden esasına dayanan bu değerli madenlerin sikke haline getirilmesi, bu işlemin devleti temsil eden bir otorite tarafından yapılması ve kontrol altına alınması sayesinde bu sistem uzun yıllar kullanılmıştır. Para bu gelişme süreci içinde günümüzde banknot olarak ekonomide tedavül etmektedir. Ancak takas ekonomisinden parasal ekonomiye geçişle birlikte parasal kurumların yapılanması farklılaşmış ve çok karmaşık bir yapılanma oluşmuştur.

12.1.1. Paranın şlevleri

Para ekonomisinde paranın çeşitli işlevleri bulunmaktadır. Paranın ekonomik hayattaki fonksiyonları genellikle üç grupta toplanmaktadır. Bunlar; paranın değişim aracı olması, hesap birimi olması ve biriktirme aracı olma fonksiyonu olarak sayılabilir.
12.1.1.1. Paranın Değişim Aracı Olma şlevi Anımsanacağı gibi para ekonomisinin ortaya çıkmasının nedeni trampa ekonomisinde yaşanan zorluklardı. Bu nedenle paranın en önemli işlevlerinden birisi değişim aracı olmasıdır. Para, mal ve hizmetlerin alışveriş değerini fiyat olarak ölçer. Bir paranın iyi bir değişim aracı olması için değişimlere yetecek kadar bol olması gerekir. Çünkü miktarı kıt bir para veya gerekenden çok çoğaltılan para değişim aracı olma işlevini tam olarak yerine getiremez. Nitekim, geçmişte para olarak kullanılan altının miktarı yeteri kadar arttırılamadığından para olarak işlevini iyi bir şekilde yerine getirememiştir. Diğer yandan paranın değişim aracı olma işlevini tam olarak yerine getirebilmesi için toplumdaki bireylerin hepsinin para birimini bir alışveriş aracı olarak kabul etmesi gereklidir. Bu nedenledir ki paranın en önemli özelliğinin herkes tarafından kabul edilmesi olduğu söylenebilir.

12.1.1.2. Paranın Hesap Birimi Olma şlevi Bütün mal ve hizmetlerin değeri para ile belirlendiğinden para bir ekonomide “kıymetlerin ortak ölçüsü görevini” yapar. Ancak paranın bu işlevini iyi bir şekilde yapabilmesi için onun kıymetinin istikrarlı olması gerekmektedir. Genellikle diğer paralara göre değer kazanan paralara “güçlü

229

para”, değerini koruyan paralara “sağlam para” ve değer yitiren paralara da “zayıf para” denilmektedir. 12.1.1.3. Paranın Biriktirme Aracı Olma şlevi Para, değişim aracı ve hesap birimi olarak kullanılmasının yanısıra belli bir servet olarak da talep edilir. Aslında paranın dışında kalan diğer bütün servet şekilleri de kıymet biriktirme aracıdır. Para ve diğer servet şekilleri arasındaki fark paranın tam likit servet şekli olmasından ileri gelir. Likidite; akıcılık anlamı taşır ve herhangi bir servetin paraya dönüştürülebilme derecesini belirtir. Paranın dışındaki diğer servet biriktirme şekilleri para kadar likit olamazlar. Çünkü bu servet şekillerinin paraya dönüştürülmelerinde zaman ve değer kaybı söz konusudur. Örneğin, bir taşınmazın veya bir tahvilin paraya dönüştürülmesi, istenildiği anda olmayabileceği gibi bu dönüştürme sırasında bir değer kaybı da olabilir. Genellikle paranın kıymetinin istikrarlı olduğu ülkelerde kişiler tasarruflarını para olarak yaparlarken, enflasyon oranının yüksek olduğu ülkelerde insanlar tasarruflarını para olarak yapmazlar. 12.1.2. Paranın Çeşitleri

Günümüzde asli para, kaydi para (banka parası), para benzeri ve para yerine geçenler olmak üzere üç çeşit para vardır. Söz konusu bu para çeşitleri aşağıda kısaca açıklanmıştır.
12.1.2.1. Asli Para Asli para devlet otoritesinin çıkardığı kağıt (banknot) ve ufaklık paralardan oluşur. Asli paralar tedavül yeteneğini yasadan alır. Dolayısıyla toplumdaki tüm bireyler tarafından yapılan alışverişlerde kullanılır. Günümüzde kağıt paraları devlet otoritesinde bulunan merkez bankası çıkarırken, ufaklık paralar yine devlet otoritesi altında bulunan darphaneler tarafından çıkarılmaktadır.

12.1.2.2. Kaydi Para (Banka Parası)

Bilindiği gibi para satın alma gücünü ifade eder. Bu anlamda bankalar da mevduat yolu ile satın alma gücü yaratırlar. şte yaratılan bu satın alma gücüne “kaydi para” (veya “banka parası”) adı verilir.
230

Ancak bankalar kendilerine yatırılan paranın hepsini kaydi para olarak kullanamazlar. Devlet, bankalardaki tasarrufları güvenceye almak ve para politikasını yürütmek için bankalara yatan paranın belli bir yüzdesinin karşılık olarak banka kasalarında saklanmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla bankalar kendilerine yatırılan paraların yasa tarafından belirtilen kısmını karşılık olarak ayırdıktan sonra ancak kalan kısmını borç verebilirler.
12.1.2.3. Para Benzerleri ve Para Yerine Geçenler Günümüzde asli para olmayan bazı aktif unsurlar para olarak kullanılmaktadır. Örneğin; alacak senetleri, hisse senedi ve devlet tahvili gibi borç senetleri ile altının para yerine alınıp verildiği görülmektedir. Çünkü belirtilen aktif unsurlar ile paranın yaptığı işlevler sağlanabilmektedir.
Söz konusu aktif unsurların paraya çevrilme yeteneği yüksek olduğundan bunlara para benzeri likidite denilmektedir. Diğer yandan bankalardaki vadeli mevduat da para benzeri likiditedir. Vadeli mevduatta para belirli bir süre için bankaya yatırıldığından, istenildiğinde zaman ve değer kaybına uğramadan harcanabilir para haline dönüştürülememektedir. Dolayısıyla bankalardaki vadeli mevduat para benzeri likidite özelliği göstermektedir.

Ayrıca günümüzde bazı kalemler para olmadıkları halde geçici olarak bir değişim aracı işlevi görürler. Örneğin, kredi kartları bu duruma örnek olarak verilebilir. Son yıllarda nakit para veya çek kullanmaksızın kredi kartı ile alışveriş yapma olanağı giderek yaygınlık kazanmaktadır.
12.1.3. Para Tanımları Günümüzde M1, M2, M3 ve L (likidite) para kavramı üzerinde durulmaktadır. M1 dar anlamda bir para tanımı olup parayı nakit ve vadesiz mevduatları toplamı olarak tanımlar. M2, M1’e göre daha geniş bir para kavramı olup M1’in yanında ticari bankalardaki vadeli mevduatları, tasarruf mevduatlarını ve mevduat sertifikalarını kapsar. M3 ise M2’ye ilave olarak yabancı döviz mevduatları, kamu mevduatları ve merkez bankasındaki diğer mevduatları kapsar. L (likidite) para tanımı ise M3 + hazine bonoları olarak yapılmaktadır. Türkiye’de 1980 yılından sonra döviz bulundurmak serbest hale geldiğinden 1986 yılından itibaren M2Y, M3Y gibi döviz tevdiat hesaplarını da göstermek üzere para tanımlarında genişletme yapılmıştır.

231

12.1.4. Para Arzı ve Para Talebi
Piyasa ekonomisinin etkin olduğu ekonomilerde para arzı çok önemlidir. Çünkü ekonomideki tüm işlemler piyasada belli bir para miktarının dolaşımı ile yapılmaktadır. Bir ekonomide tedavülde (dolanımda) bulunan ödeme araçlarının tamamı para arzını meydana getirir. Dolayısıyla, para arzı dolanımda bulunan kağıt ve madeni paralar ile bankalarca yaratılmış kaydi paralardan oluşur. Para arzında nominal değerler önemli olduğundan tedavüldeki paranın nominal değeri esas alınır.

Bir ekonomide, para sahip olduğu işlevler nedeniyle talep edilir. Para talebine neden olan faktörler; işlem güdüsü, geleceği düşünme güdüsü ve spekülasyon güdüsü olarak üçe ayrılmaktadır. (i) şlem güdüsü: Toplumdaki bireyler, firmalar ve devlet ödemelerini yapmak için para bulundurmak zorundadır. Yapılan bu harcamalar süreklilik göstermektedir. Ancak harcamaları karşılayacak gelirin elde edilmesi belli bir süreye bağlıdır. şte harcamaların sürekli oluşuna karşın gelirin belli bir süreyi gerektirmesi, para bulundurma zorunluluğuna neden olmaktadır. (ii) Geleceği düşünme (ihtiyat) güdüsü: Gelecek, belirsizlik ve riskler ile dolu olduğundan bireyler kendileri ve aile bireylerinin geleceklerini güvenceye almak isterler. Özellikle sosyal güvenlik sisteminin yetersiz olduğu az gelişmiş ülkelerde insanlar ihtiyat amacı ile bir kenarda bir miktar paraya sahip olmak eğilimindedirler. Sosyal güvenlik sisteminin yaygınlığı ve beklenmedik bir olay halinde bireylerin kredi ile borç para bulabilme olanaklarının varlığına bağlı olarak bireyler tarafından ihtiyat amacı ile talep edilen para miktarı azalmaktadır. (iii) Spekülasyon güdüsü: nsanlar doğabilecek bazı fırsatları değerlendirmek amacıyla da bir miktar parayı ellerinde hazır olarak tutmak isterler. Burada amaçlanan mal ve hizmetleri mevcut koşulları değerlendirerek daha ucuza alma isteğidir. Bu isteğin yerine getirilmesine “spekülasyon” bu işi yapana da “spekülatör” denir. Gelişmiş ülkelerde spekülasyon faaliyetleri daha çok faize ilişkin konularda yoğunlaşırken, az gelişmiş ülkelerde spekülasyon arsa ve ev gibi mallar için yapılır. 12.2. Bankalar ve Merkez Bankası Bankalar, mevduat kabul eden (borç alan) ve kredi veren (borç veren) kurumlardır. Bankaların kabul etmiş olduğu mevduatlar vadeli ve vadesiz olabilir. Bankalar toplamış oldukları mevduat karşılığında faiz öderken, vermiş olduğu kredi karşılığında ise faiz alırlar. Dolayısıyla bankaların esas fonksiyonu borç para vermek isteyenler ile borç almak isteyenler arasında
232

aracı rolü oynamasıdır. Bankalar ayrıca daha öncede açıklandığı gibi kaydi para yaratarak ekonomideki para arzını etkilemektedir. Bankalar kredi uzmanlıklarına göre ticaret, sanayi, ziraat, ipotek ve merkez bankaları olmak üzere beş gruba ayrılabilirler. Ticaret bankaları kısa vadeli kredi veren bankalardır. Sanayi bankaları daha çok sanayi işlerine kredi veren bankalardır. Ziraat bankaları çiftçilerin kısa, orta ve uzun vadeli kredi gereksinimini karşılar. potek bankaları taşınmaz malları güvence altına alarak kredi verirler. Merkez bankası (emisyon bankası, ihraç bankası); banknot veya kağıt para çıkaran bankalar olup ulusal ekonomilerde çok önemli rol oynarlar. Merkez bankası para ve kredi politikalarını yürütmekle görevli olup hükümetin para arzını kontrol etmesinde yararlandığı en önemli araç durumundadır. Ayrıca merkez bankası bir ülkede devlet adına para basma işlemini de yapmaktadır. Diğer yandan merkez bankası hükümet ile bankalar arasındaki ilişkiyi de sağlamaktadır. Merkez bankasının tüm bu işlevleri dikkate alınarak bu bankaya bankaların bankası denilmektedir. 12.2.1. Merkez Bankasının Görevleri

Dünyadaki ülkelerin hemen hemen tamamında merkez bankası bulunmaktadır. Ancak Amerika’da merkez bankası yerine “Federal Rezerv Sistemi” adı verilen bir sistem yürürlüktedir. Merkez Bankalarının başlıca görevleri şöyle özetlenebilir:
• Ülkedeki para ve kredi hacmini belirlemek. • Devlet adına hazine işlemlerini yürütmek. • Ulusal paranın değerini korumak. (Bu amaçla para piyasalarına müdahalede bulunmak ve gerekli olduğu zaman para piyasalarında alım-satım işlemleri yapmak). • Ekonomik ve mali konularda hükümetlere danışmanlık hizmeti sunmak. 12.2.2. Merkez Bankasının Para Politikası

Merkez Bankasının para politikasını yürütürken kullandığı araçlar iskonto politikası, açık piyasa işlemleri, karşılık oranı, kredi tavanı ve diğer önlemler olarak dört grupta incelenebilir.

233

12.2.2.1. skonto Politikası
Merkez bankaları piyasaya para sürmek için bankalara kredi açar ve kredilere dayanarak bankaların getirecekleri senetleri reeskont ederek parayı bankalar sistemine aktarır. Bankalar merkez bankasından almış oldukları paranın bir kısmını karşılık olarak ayırdıktan sonra geri kalan kısmını müşterilerine kredi açarlar. Böylece para tekrar piyasaya sürülmüş olur. Dolayısıyla iskonto politikasının esasını reeskont oranlarının ve koşullarının değiştirilmesi oluşturmaktadır. Reeskont oranı (tekrar iskonto); merkez bankasının ekonomiyi yönlendirmede kullandığı politika araçlarından birisidir. Reeskont; daha önce bankalar tarafından iskonto edilmiş senetlerin yine bankalar tarafından ikinci defa merkez bankasına kırdırılmasıdır. Reeskont oranının yükseltilmesi ekonomide kredi hacminin daralmasına neden olur. Çünkü bu durumda merkez bankasından ödünç para alma pahalı olmasına karşın reeskont oranının düşürülmesi kredi hacminin genişlemesine yol açar. Buna göre ekonomik faaliyetler canlandırılmak istenildiğinde reeskont oranlarının düşürülmesi gerekir.

12.2.2.2. Açık Piyasa şlemleri
Açık piyasa işlemleri merkez bankasının piyasadan senet alması veya senet satması işlemidir. Merkez bankası ekonomideki para hacminin artmasını istediği zaman piyasadan veya ticari bankalardan senet alıp onlara para verir. Böylece paralar halkın eline doğrudan geçtiği gibi bankalar sistemi ile de geçmektedir. Diğer yandan merkez bankası dolaşımdaki parayı fazla bulup azaltmak isterse bu defa açık piyasa işlemi ile halka veya bankalara senet satma yoluna gider. Bu durumda piyasadaki para emileceğinden dolaşımdaki para hacmi azalacaktır. Merkez bankasının piyasadan senet alması senetlerin fiyatlarının yükselmesine neden olur. Senetlerin fiyatlarının yükselmesi de faiz oranının düşmesine yol açar. Buna karşın merkez bankasının senet satmasıyla faiz oranı yükselir.

12.2.2.3. Karşılık Oranı
Anımsanacağı gibi bankaların, mevduatlarının belli bir oranını nakit şeklinde karşılık olarak tutmak zorunda olduklarından bahsedilmişti. Söz konusu bu yasal karşılık oranlarının değiştirilmesi, bankaların yarattıkları kaydi para miktarını kontrol etmede çok etkin bir araçtır. Çünkü karşılık oranları arttırılarak ya da azaltılarak bankaların kaydi para yaratma olanakları belirlenmektedir. Merkez bankası eğer dolaşımdaki para hacmini fazla görürse karşılık oranını yükseltir, para hacmini az görürse bu defa karşılık oranını düşürür. Böylece bankaların karşılık oranının yükseltilmesi bankaların kredi verme olanağını azaltırken, karşılık oranının düşürülmesi ise kredi verme olanaklarını arttırır.

12.2.2.4. Kredi Tavanı
Merkez bankası dolaşımdaki para miktarını daraltmak isterse banka kredilerine bir tavan uygular. Bu önlem yalnızca piyasadaki para miktarı daraltılmak istenildiğinde uygulanır. Yani dolaşımdaki para miktarının genişletilmesi için merkez bankasının bu yöntemi uygulamasına gerek yoktur.

12.2.2.5. Diğer Önlemler

234

Merkez bankası açıklanan bu para politikası araçlarının dışında da bazı yöntemler kullanarak para arzını ve kredi hacmini etkileyebilir. Bu önlemlerden ikisi genel disponibilite oranı ve selektif kredi politikasıdır. Disponibilite; bankanın toplamış olduğu mevduatın bir kısmının nakit karşılığı ile ayrılması ile oluşan bir değerdir. Bu değerin oranına disponibilite oranı denilmektedir. Selektif kredi politikasında ise bankanın bazı sektörlere farklı kredi uygulamasına gitmesidir. Bu tip kredi politikası ile ekonominin ihtiyaç duyduğu yatırımlar teşvik edilir. 12.2.3. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 30 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı kanunla kurulmuştur. Dünya ekonomisindeki gelişmelerin ışığında Merkez Bankası ile ilgili 1970 yılında yeni bir yasa kabul edilmiştir. Söz konusu bu yasaya göre T.C. Merkez Bankasının görev ve yetkileri aşağıdaki gibidir;

• Para basmak ve ulusal paranın iç ve dış değerini korumaya yönelik gereken önlemleri almak, • Bankaların kabul ettikleri mevduatları dolayısıyla ayıracakları karşılıkları ve bankalara uygulanacak faiz oranlarını saptamak, • Devletin yurtiçi ve yurtdışındaki tahsilat ve ödemeleri ile her türlü para nakil ve havale işlemlerini yürütmek, • Kredilerde uygulanacak reeskont ve faiz oranlarını saptamak, • Genel kredi hacmini ve çeşitli kredilerin sektörler ve konulara göre dağılımını düzenlemek. 12.3. Enflasyon
Enflasyon çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Genel olarak enflasyon, toplam talebin toplam arzdan fazla oluşu nedeniyle fiyatların devamlı olarak artış göstermesi olarak tanımlanır. Burada toplam talebin toplam arzdan fazla olmasının nedeni ekonomideki para miktarının mal ve hizmet değişimi için gerekenden fazla olmasıdır. Enflasyon kısaca “bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi” olarak ifade edilmektedir.

12.3.1. Enflasyon Hızı
Enflasyon düzeyi ile ilgili olarak üç tip enflasyondan bahsedilmektedir. Bunlar; ılımlı enflasyon, yüksek oranlı enflasyon ve hiperenflasyondur. Söz konusu bu enflasyon tipleri aşağıda kısaca açıklanmıştır.

(i) Ilımlı enflasyon: Bir ekonomide fiyatlar yavaşça yükseliyorsa buna “ılımlı enflasyon” denilmektedir. Genellikle yıllık olarak tek haneli

235

(% 10’nun altında) enflasyon oranlarına ılımlı enflasyon adı verilir. Eğer bir ekonomide enflasyon oranı % 2-3 gibi düşük düzeyde ise buna “sürünen enflasyon” denilir. Ilımlı enflasyon ortamında insanlar paradan kaçmazlar. Çünkü ılımlı enflasyon ortamında reel faizler çok düşük değildir. Ayrıca ılımlı enflasyonun geçerli olduğu ekonomilerde nispeten istikrar bulunur. (ii) Yüksek oranlı enflasyon: Enflasyon oranının yıllık olarak %10 ile % 200 arasında olmasına yüksek oranlı (veya dört nala enflasyon) adı verilmektedir. Yüksek oranlı enflasyonlar genellikle Latin Amerika ülkelerinde yaşandığından bazen bu enflasyon tipine Latin enflasyonu da denilmektedir. Örneğin 1970-1980 yılları arasında Latin Amerika ülkelerinin çoğunda yıllık enflasyon oranı %50 ile % 700 arasında değişmiştir. Yüksek oranlı enflasyon ile yaşayan ülkelerden biri de Türkiye’dir. 1974-2000 yılları arasında Türkiye’deki enflasyon oranı Çizelge 12.1’de verilmiştir. Genel olarak, yüksek oranlı enflasyonun olduğu ülkelerde çok ciddi ekonomik sorunlar ortaya çıkar. Bu ülkelerde yapılan sözleşmeler; fiyat endekslerine ya da dolara endekslenir. Para hızla değer kaybettiğinden halk cebinde para tutmak istemez. Ayrıca yüksek oranlı enflasyon ortamında yıllık reel faiz oranları negatiftir. Bu nedenle halk finansal piyasalar yerine arsa ve konut alımında bulunur. Enflasyonun bu olumsuzluklarına karşın bazı ülkeler (Brezilya ve srail) yüksek oranlı enflasyon ortamında çok iyi bir ekonomik gelişme göstermişlerdir.
Çizelge 12.1. Türkiye’de Enflasyon Oranı (%)

Yıllar 1974 1975 1976 1977 1978 1979 1980 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987

TEFE 28.40 10.75 16.45 26.30 53.10 69.50 98.75 35.45 26.53 29.73 49.53 41.63 27.93 36.77

TÜFE 18.63 19.77 16.39 27.95 47.21 56.81 115.60 33.91 21.91 31.39 48.40 44.95 34.62 38.85

Yıllar 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003
236

TEFE 48.60 59.20 61.40 60.30 149.60 65.60 84.90 91.00 54.30 26.90 32.70 88.06 50.50 25.6

TÜFE 60.40 71.60 66.00 71.10 125.50 76.00 79.80 99.10 69.70 68.80 39.00 68.50 45.0 25.3

1988 64.55 73.70 1989 62.30 64.30 Kaynak: D E, kayıtları
TÜFE: Tüketici fiyat endeksi

2004+

13.7

16.51

TEFE: Toptan eşya fiyat endeksi, *: Haziran Ayı

(iii) Hiperenflasyon: Bu tip enflasyon 1920-1923 yılları arasında Almanya’da ve II. Dünya Savaşından sonra ise, Macaristan ve Çin’de yaşanmıştır. Örneğin; 1922 yılında Almanya’da 10 aylık bir dönemde fiyat endeksinin 1’den 10 milyona kadar yükseldiği belirtilmektedir. Hiperenflasyonun ekonomiye hiçbir olumlu etkisi bulunmamaktadır. Bu tip enflasyon ortamında paranın dolaşım hızı çok büyük bir hızla artmakta, nispi fiyatlar ve gelir dağılımı son derece bozulmaktadır. 12.3.2. Enflasyonun Nedenleri
Enflasyonun nedenleri ya da kaynakları; talep enflasyonu, maliyet enflasyonu ile beklenen ve beklenmeyen enflasyon olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

12.3.2.1. Talep Enflasyonu Talep enflasyonu kısa dönemde bir ekonomide arz edilen mal ve hizmetlere karşı aşırı bir talebin oluşu ile meydana gelir. Talebin aşırı olması nedeniyle bu enflasyona aşırı talep enflasyonu da denilmektedir. Talep enflasyonu üretim faktörlerinin tamamının üretimde kullanıldığı, yani tam istihdama ulaşmış ekonomilerde talepteki artışı karşılayacak düzeyde üretim artışını sağlayacak üretim faktörlerinin olmayışı nedeniyle meydana gelir. Talepteki artışın nedenleri olarak; tüketicilere açılan kredilerin genişletilmesi, banka kredilerinin bollaştırılması veya hükümetlerin bütçe açıklarını merkez bankasını kullanarak finanse etmesi sayılabilir. zlenen bu politikaların sonucunda ekonomide para miktarı arttırılmaktadır. Böylece para arzının arttırılması diğer bir ifadeyle halkın satın alım gücünün o ülkenin üretiminden daha fazla artmasıyla talep enflasyonu ortaya çıkmaktadır. Talep enflasyonu genellikle az gelişmiş ülkelerde yapısal bir karakter olarak görülür. Ekonomistlerin tamamı tarafından talep enflasyonunun nedeninin toplam talepteki kayma olduğu kabul edilmekle beraber, toplam talep eğrisindeki kaymaların nedeni açısından ekonomistler arasında bazı görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Şekil 12.1’de talep enflasyonu süreci gösterilmiştir. Görüldüğü gibi ekonomide başlangıçta toplam arz (AS) ve toplam talep (AD)
237

eğrileri E1 noktasında dengededir. Bu durumda oluşan denge fiyatı da P1’dir. Harcamalarda meydana gelen artış nedeniyle toplam talep eğrisi AD’den, AD1’e kayacaktır. Bu durumda yeni denge noktası E2 olacak, fiyatlar da P1’den P2’ye yükselerek talep enflasyonu ortaya çıkacaktır.

Fiyat Q

AS

P2 P1

E2 E1

AD1 AD

0

Potansiyel çıktı

Miktar

Şekil 12.1. Talep Enflasyonu 12.3.2.2. Maliyet Enflasyonu Maliyet (arz) enflasyonu gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş ekonomilerin hepsinde görülebilir. Maliyet enflasyonu adından da anlaşılacağı gibi maliyetlerin yükselmesinden kaynaklanır. Eğer ücretler veya üretimde kullanılan malzemelerin fiyatı artarsa bu durumda üreticiler kendi kâr marjlarını korumak için söz konusu bu artışları üretmiş oldukları mal ve hizmetlere yansıtacaklardır. şçi ücretlerinin artışı nedeniyle mal ve hizmetlerin fiyatlarının artması, aynı zamanda bu maliyet artışına neden olan emek sahiplerinin satın alma gücünü de düşürecektir. Bu durumda emek
238

sahipleri, sendikalar ve diğer baskı grupları ile ücretlerine zam almak için baskıda bulunacaklardır. Yapılacak yeni zamlar ise tekrar mal ve hizmetlerin fiyatına yansıtılacaktır. Buna ekonomide ücret-fiyat sarmalı denilmektedir.

Şekil 12.2’de maliyet enflasyonunun işleyişi görülmektedir. Görüldüğü gibi başlangıçta toplam arz AS ve toplam talep AD iken denge noktası E1 ve fiyat P1 düzeyindedir. Ancak maliyetlerde bir artış olduğu zaman toplam arz eğrisi AS1 konumuna kayacaktır. Bunun sonucu olarak denge noktası E2’ye ve fiyatlar P2’ye yükselecek ve ekonomide eksik istihdam Q1’den Q2’ye kayacaktır. Burada belirtilen arz eğrisindeki kayma ani olarak çok büyük ölçüde yukarı doğru kayarsa bu duruma arz şoku denilmektedir. Arz şokunun yaşanması durumunda üretim büyük ölçüde düşmektedir. 1974 ve 1980 yıllarında petrol fiyatlarındaki şok artışlar sonucu toplam arz eğrisinde ani yükselişler gerçekleşmiştir. Bu durumun bir sonucu olarak söz konusu yıllarda fiyatlar yükselirken üretimde önemli düşüşler (stagflasyon) yaşanmıştır.

Fiyat

Q AS1 AS

P2 P1

E2 E1 AD

0

Q2

Q1 Potansiyel çıktı

Miktar

Şekil 12.2 Maliyet Enflasyonu

Toplam arz eğrisini kaydıran nedenlere bağlı olarak arz enflasyonunun çeşitli kaynaklarından bahsedilmektedir. Bunlar, ücret

239

enflasyonu, fiyat enflasyonu, ithal enflasyon ve yapısal enflasyon olarak sıralanabilir.
(i) Ücret enflasyonu: Ücretlerdeki artışları, aşırı talep artışı izlemez ise ücret maliyetlerindeki artış enflasyonun kaynağı olur. (ii) Fiyat enflasyonu: Bu enflasyona, satıcıların monopol gücünden kaynaklanır. Yani satıcıların kendi arzularına bağlı olarak mal ve hizmetlerin fiyatlarını yükseltmesi söz konusudur. Bu tip enflasyona markup enflasyon da denilmektedir. (iii) thal enflasyon: Bu enflasyon tipinde ithal edilen malların fiyatlarında bir artış o ülkede fiyatlar genel düzeyinin yükselmesine neden olmaktadır. (iv) Yapısal enflasyon: Yapısal enflasyon durumunda talep ve maliyet yapısı değişmelerine paralel olarak reel ayarlamalar aynı şekilde yapılamaz. Bu nedenle potansiyel olarak genişleyen sektörlerde kıtlık başlar ve fiyatlar yükselir. Daralan sektörlerde ise önemli bir fiyat ve ücret düşüşü görülmez. Ancak fiyatların genişleyen sektörlerde yükselmesi, daralan sektörlerde ise aynı kalması ortalama fiyat düzeyini (enflasyonu) yükseltir. 12.3.2.3. Beklenen ve Beklenmeyen Enflasyon Günümüz ekonomilerinde fiyatlar belli bir süre sürekli olarak artarsa artık o ülkedeki insanlar her dönem aynı enflasyon oranını beklemeye başlamaktadır. Sonuçta ücretlilerle ilgili sözleşmeler, o ülkedeki para ve maliye politikaları ve faiz oranları beklenen enflasyona göre düzenlenir. Bu yerleşmiş durumdaki enflasyona beklenen (öngörülen, temel, çekirdek) enflasyon oranı denilmektedir. Şekil 12.3’te beklenen enflasyon süreci gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, beklenen enflasyon oranına göre maliyetler artmaktadır. Para ve maliye politikalarının, üretimi potansiyel seviyede tutacak düzeyde tutulduğu varsayılırsa toplam talep eğrisi (AD) aynı oranda yukarıya doğru kaymaktadır. Bu durumda toplam talep ve toplam arz eğrileri aynı oranda yukarıya doğru kayacaktır. Sonuçta, beklenen enflasyon Fiyat meydana gelecektir.

P2 P1 P E3 240 E2 E1 E AS2 AS1 AS

AD2 AD1 AD 0 Potansiyel çıktı Miktar

Şekil 12.3 Beklenen Enflasyon

Toplam talep eğrisi beklenenden daha fazla artarsa o zaman talep enflasyonuna benzeyen bir beklenmeyen enflasyon durumu ortaya çıkmaktadır. Eğer toplam talep beklenenden daha az artarsa bu durumda maliyet enflasyonunu andıran beklenmedik bir enflasyon meydana gelmektedir.
12.3.3. Enflasyonun Etkileri Enflasyonun ekonomi üzerinde oldukça olumsuz etkileri bulunmaktadır. Enflasyonun üretim üzerinde olumlu etki yaptığını belirten bazı görüşler olmasına karşın enflasyonun ekonomi üzerinde yıkıcı etki yaptığı herkes tarafından kabul edilmektedir. Enflasyonun bir sonucu olarak uzun süre enflasyon ortamında yaşayan ülkelerde yolsuzluk ve ahlaki çöküntü yaygınlık kazanır. Çeşitlerine bağlı olarak değişmekle birlikte, enflasyondan gelir ve servet dağılımı etkilendiği gibi üretim ve istihdam düzeyi de etkilenir. 12.3.3.1. Gelir ve Servet Dağılımı Üzerindeki Etkileri
Enflasyon ortamında borçlular kazançlı çıkarken alacaklılar çok büyük kayıplarla karşılaşırlar. Hükümetlerin borç yükleri enflasyon dönemlerinde daralır. Genellikle gayrimenkule yatırım yapanlar beklenmedik şekilde yükselen enflasyon dönemlerinde büyük kazançlar elde edebilirler. Dolayısıyla enflasyonun geliri yeniden dağıtmak gibi bir etkisi bulunur.

241

12.3.3.2. Üretim ve stihdam Üzerine Etkileri Enflasyon reel ekonomiyi makroekonomik ve mikroekonomik düzeyde etkilemektedir. Makroekonomik yönden enflasyon tam istihdam düzeyi üzerinde etkilidir. Enflasyon oranı beklenmeyen bir şekilde yükselirse üretim ve istihdam artışına neden olur. Özellikle kısa dönemde toplam talepte sağa doğru bir kayma üretimin ve fiyatların artmasına (enflasyona) neden olur. Diğer yandan yaşanacak bir arz şoku, arz eğrisinin yukarı doğru kayması ile fiyat artışına neden olurken üretimin düşmesine yol açar. Bu nedenle enflasyon ve üretim düzeyi arasında doğrudan ilişkinin olmadığı ileri sürülmektedir. Enflasyonun, mikroekonomik düzeydeki etkisi kaynak tahsisinde olmaktadır. Enflasyon oranı ne kadar yüksek olursa göreli fiyatlardaki sapma da o kadar yüksek olmaktadır. Böyle bir durumda hiç kimse parayı elinde tutmayacağından konut ve arsa gibi aktiflerin satışı artmaktadır. 12.3.4. Enflasyonla Mücadele Yüksek enflasyon oranına sahip ülkelerde enflasyonla mücadele etmek için izlenen para ve maliye politikaları belirli bir süre için ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceği gibi işsizlik oranını da büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu nedenle izlenecek politikaların maliyetini hesaplamak ve halkın desteğini almak çok önemlidir. Genel olarak enflasyonla mücadelede aşamalı iniş ve katı tutum stratejisi izlenmektedir. Ancak, eğer enflasyon yüksek oranlı ya da hiperenflasyon tipinde ise heterodoks ve ortodoks istikrar programları izlenmektedir. 12.3.4.1. Aşamalı ve Şok Stratejisi

(i) Aşamalı strateji: Bu strateji, enflasyonun düşürülmesinde yumuşak inişler yapmayı hedefler. Yani aşamalı stratejide birden frene basılmayıp enflasyon her yıl bir miktar düşürülmek istenir. Aşamalı stratejide parasal büyüme oranında küçük bir düşüş sağlanır. Böylece enflasyonun işsizlikte önemli bir artış olmaksızın düşürülmesi amaçlanır.
(ii) Şok stratejisi: Bu enflasyon stratejisinde enflasyon oranı hızla düşürülmek istenir. Bu nedenle şok stratejisine katı tutum (soğuk hindi) stratejisi de denilmektedir. Dolayısıyla aşamalı stratejinin aksine şok stratejide parasal büyüme oranında büyük bir kısıntı söz konusudur. Bu
242

stratejinin izlendiği ekonomilerde toplam arz eğrisinin şekline bağlı olarak resesyon büyük boyutlara ulaşır. Ayrıca şok stratejide enflasyonun bir an önce düşürülmesi istenildiğinden işsizlik oranında büyük artışlar meydana gelebilir. 12.3.4.2. Hiper ve Yüksek Oranlı Enflasyonla Mücadele

Hiperenflasyonla mücadelede ortodoks istikrar programı önerilirken, yüksek oranlı enflasyona karşı mücadelede heteredoks istikrar programları önerilmektedir. Ortodoks ve heteredoks istikrar programları aşağıda kısaca özetlenmiştir.

(i) Ortodoks istikrar programı: Hiperenflasyonla mücadele için ortodoks istikrar politikaları kullanılmaktadır. Genel olarak ortodoks istikrar politikaları sıkı para ve maliye politikaları ile reel ücretlerin düşürülmesini kapsar. Ortodoks istikrar politikaları uluslararası para fonu (IMF) tarafından desteklenmiştir. Ancak bu politikaların izlendiği ülkelerde enflasyonla mücadelede genellikle başarısız olunduğu görüşü giderek yaygınlık kazanmaktadır. Çünkü enflasyonla mücadelede ortodoks istikrar politikalarının izlendiği ülkelerde sosyal ve politik karışıklıklar meydana gelmiştir. Ancak söz konusu bu başarısızlıkların mücadele stratejisinden değil de programı uygulayan bazı ülkelerdeki hükümetlerin popülist politika izlemeleri sonucu, gereken yapısal ve finansal reformları yapmamalarından kaynaklandığı da ileri sürülmektedir.
(ii) Heteredoks istikrar programı: Bu istikrar programı yüksek (veya kronik) enflasyonla mücadele için önerilmektedir. Heteredoks istikrar politikaları fiyat ve ücret kontrolünün yanında sıkı para politikalarını da içermektedir. Heteredoks istikrar politikalarında başlangıçta fiyat ve ücretler dondurulurken döviz kurları da sabitleştirilmektedir. Döviz kurlarının sabitleştirilmesine çapa politikası da denilmektedir. Türkiye, 11 Aralık 1999’da IMF ile imzalanan 17’nci stand-by anlaşması çerçevesinde enflasyonla mücadele için döviz kurlarını 2001 Haziran ayına kadar sabitleştirmiştir. Ancak enflasyonla mücadelede gereken yapısal ve finansal reformlar yapılamadığından ekonomik krize girilmiştir. Bu nedenle 21 Şubat 2001’de kur çapası politikasından vaz geçilerek dalgalı kur

243

politikasına geçilmiştir. Ayrıca ekonomiyi krizden kurtarmak için acil önlemler paketi hazırlanarak yürürlüğe konmuş ve IMF ile yeni bir borç anlaşması imzalanmıştır. Enflasyonla mücadele de kullanılan programlar bazı ülkelerde başarılı olurken bazılarında başarısız olmuştur. Bu durumun ülkelerin sosyo-ekonomik koşullarının farklılığı dahil olmak üzere birçok nedeni bulunmaktadır. Dolayısıyla bütün ülkeler için geçerli olan tek bir enflasyonla mücadele programı yoktur. Ancak enflasyonla en iyi mücadelenin, kaynakları etkin kullanmak ve verimliliği arttırmak olduğu söylenebilir. 12.4. Deflasyon
Deflasyon, ekonomide diğer bir dengesizlik şeklidir. Şişkinliğin inmesi ve daralması anlamına gelir. Deflasyon enflasyonun tersi bir gelişme olarak kabul edilmekle birlikte işleyiş hızı bakımından farklıklar gösterir. Deflasyon ortamında ekonomide bir durgunluk söz konusudur. Bu durumun nedeni toplam talebin azalması dolayısıyla, toplam arzın toplam talepten fazla olmasıdır. Ekonomide görülen durgunluğun sonucunda eldeki mallar satılamayıp stoklarda büyüme meydana gelir. Bu durumda üreticiler fiyatları düşürerek üretmiş oldukları malları elden çıkarmayı planlar. Üreticiler bu arada kâr marjlarını azaltmamak için ücretleri düşürmek ister. Ancak hür sendikacılığın olduğu ülkelerde ücret azaltılması yapılamaz. Dolayısıyla bazı üreticiler özellikle monopol durumunda olanlar fiyatları düşürmemek için üretimi kısarlar. Bazı üreticiler ise kısmen kârdan kaybı göze alarak üretimi azaltırlar. Deflasyon ortamında piyasadaki durgunluk, girişimcilerin yatırım yapmamalarına neden olur. Bunun sonucunda da yeni istihdam alanları dolayısıyla üretim artışı yaratılmayacağından iş hacmi önemli ölçüde durgunluk gösterir. Sonuçta deflasyonun yaşandığı ekonomilerde işsizlikteki artışın yanısıra zincirleme iflaslar görülür.

12.5. Devalüasyon
Devalüasyon, bir ülkenin ulusal parasının değerinin yabancı paralar karşısında düşürülmesidir. Türkiye’de son 10 yıl içerisinde en büyük devalüasyonlar 1994 ve 2001 yıllarında yapılmıştır. Örneğin 21 Şubat 2001’de devalüasyondan önce 1 dolar = 680000 TL iken, devalüasyondan sonra 1 dolar = 1100000 TL civarına yükselmiştir.

Ülkelerin devalüasyon yapma nedenleri değişik amaçlara yönelik olabilir. Bu amaçlardan en önemlisi kronikleşmiş dış ticaret açıklarıdır. Türkiye özellikle dış ticaret açıklarını önlemek amacıyla devalüasyon yapmaktadır. Türkiye’de 1980 yılı sonrası liranın dolar karşısında değer kaybı giderek hızlanmıştır (Çizelge 12.2). Eğer bir ülkenin dışalımı dışsatımından fazla ise ve dış ticaret bilançosu açık veriyorsa, dışalımı kısmak amacıyla devalüasyon yapılmaktadır. Bu amaçla yapılan devalüasyondan sonra dışalım pahalı hale geleceğinden dışalım devalüasyon öncesine göre azalacaktır. Diğer yandan, bir ülke dışsatım yapabilecek miktarda mal stokuna sahipse ve söz konusu bu mallar iç fiyatların
244

yüksekliği nedeniyle satılamıyorsa iç ve dış fiyatlar arasındaki dengesizliği gidermek için devalüasyon yapılabilir. Ayrıca devalüasyon Türkiye açısından geçmiş yıllarda işçi dövizlerinin normal yollardan ülkeye gelmesini sağlamak için de yapılmıştır. Devalüasyon yapan ülkenin istediği amaçlara ulaşabilmesi için alınması gereken bazı önlemler bulunmaktadır. Bunlardan en başta geleni devalüasyon yapıldıktan sonra iç piyasada fiyat istikrarının sağlanmasıdır. Eğer iç piyasada fiyatların artışı önlenmez ise devalüasyon sonrası dışsatımı artırma amacı gerçekleşmeyebilir. En azından iç piyasadaki fiyat artışlarının devalüasyon oranının altında olması gereklidir. Diğer yandan, devalüasyon yapan ülkenin dışsatım mallarının arzı esnek değilse yine devalüasyondan beklenen yarar elde edilemez. Benzer şekilde devalüasyon yapan ülkenin dışsatım mallarına olan dış talep esnekliği elverişli değilse dışsatım miktar olarak artsa bile elde edilen dövizde fazla bir artış olmayabilir. Diğer yandan dışalımı azaltmak için yapılan devalüasyon da, dışalım mallarının talep esnekliği düşük ise bu defa dışalım miktarı azalsa bile harcanan döviz miktarında fazla bir azalma olmayabilir. Dışalımda bulunulan malların talep esnekliğinin düşük olması dışalımın zorunlu olmasından kaynaklanabileceği gibi halkın ithal edilen mallara karşı özel ilgi ve tutumlarından da kaynaklanabilir. Tüm bunların ötesinde devalüasyon yaparak dışsatımını arttırmak isteyen ülkeye karşı bazı önlemler alınması mümkündür. Örneğin, benzer malların dışsatımını yapan diğer ülkeler de devalüasyon yapabilirler. Dolayısıyla dışsatımını arttırmak amacıyla devalüasyon yapan ülkenin amacına ulaşması için dışsatım yaptığı ürünlerde rakip durumda olan ülkelerin devalüasyon yapmamaları gerekir. Çizelge 12.2. Aralık Ayı tibariyle Dolar Kuru (1974-2001) Yıllar 1974 1975 1976 Dolar Kuru 13,85 15,00 16,50 Yıllar 1990 1991 1992 Dolar Kuru 2927,13 5074,83 8555,85

245

1977 1978 1979 1980 1981* 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989

19,25 25,00 47,10 89,25 132,30 184,90 280,00 442,50 574,00 755,90 1018,35 1813,46 2311,37

1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004**

14458,03 38418,00 59501,00 107505,00 204860,00 313707,00 540098,00 671765,00 1446638,00 1639745,00 1393278,00 1422426,00

Kaynak: T.C. Merkez Bankası, Web sayfası *: Günlük kur uygulaması Mayıs 1981 yılında başlamıştır. **: Temmuz ayı

Devalüasyon da enflasyona benzer şekilde gelir bölüşümünü olumsuz yönde etkiler. Bu olumsuz etki kısa dönemde dar ve sabit gelirliler de uzun dönemde ise ithal malları kullanan sektörler üzerinde görülür. Devalüasyonun tersi para operasyonuna da revalüasyon denilir. Dolayısıyla,

246

revalüasyon ulusal arttırılmasıdır.

paranın

değerinin

yabancı

paralar

karşısında

12.6. Stagflasyon Stagflasyon kavramı “stagnation” ve “inflation” kelimelerinden türetilmiştir. Stagflasyon ekonomide durgunluk haline karşın enflasyonun varlığının görülmesidir. Stagflasyon ortamında fiyatlar yükselmesine karşın yatırımcılar geleceği belirsiz gördükleri için yatırım yapmazlar. Dolayısıyla stagflasyon tüm ekonomide fiyatların hissedilir derecede yükselirken ekonomik büyümenin en alt düzeyde tutulması olayıdır.

247

BÖLÜM 13
ULUSLARARASI EKONOM K L ŞK LER
Buraya kadar ele alınan bölümlerin önemli bir bölümü kapalı ekonomi varsayımına göre incelenmişti. Bu bölümde ekonominin açık olduğu kabul edilecektir. Açık ekonominin kapalı ekonomiden farkı, açık ekonomide diğer ülkelerle ekonomik ilişkilerin olmasıdır. Dolayısıyla bu bölümde dış ülkelerle ticaret yapan, işgücü ve sermaye hareketlerinin geçerli olduğu bir ekonomide, ekonomik ilişkilerin nasıl yürütüldüğü açıklanacaktır. Bu amaçla önce uluslararası ticaretin esasları ve yararları tartışılacak, daha sonra ise ödemeler dengesi ve döviz kurları üzerinde durulacaktır. 13.1. Uluslararası Ticaret Uluslararası ticaret, ülke sınırlarını aşan tüm mal ve hizmet değişimlerini içerir. Uluslararası ticaret ülkeler açısından kazançlı olduğu için yapılır. Bu noktada söz konusu kazancın nereden kaynaklandığı sorusu akla gelebilir. Sorunun yanıtı ülkelerin belirli mal ve hizmet üretiminde uzmanlaşmalarında yatmaktadır. Uluslararası ticaret ile dünyadaki tüm insanların refah düzeylerinin artacağı beklentisi vardır. Ticaretin yararlarını daha iyi anlayabilmek için ülkeler arasında ticaretin hiç olmadığı bir dünyayı düşünmek yeterlidir. Böyle bir dünyada şüphesiz yaşam standartları çok düşük olacaktır. Dolayısıyla insanların yaşam kalitelerinin artması için, bir ülkedeki insanlar ve bölgeler arasında ticaret ne kadar gerekli ise uluslararası ticaret de o kadar gereklidir. Uluslararası ticaretin gerekliliği ülkeler arasındaki üretim koşulları, üretim maliyetleri ve tercihlerdeki farklılıklardan ileri gelmektedir. Genel olarak, bir ekonominin dışa açılması ve diğer ülkeler ile ekonomik ilişkiler kurması; o ülkede üretim faktörlerinin sektörler arası dağılımında, faktör bedelleri arasındaki ilişkilerde, ulusal gelir ve harcama dengesinde ve ekonominin gelişme hızında değişikliklere neden olur. (i) Üretim faktörlerinin dağılımının değişmesi: Dışsatım ve dışalımlar ulusal ekonomide üretimin bileşimini değiştireceğinden üretim faktörlerinin sektörler arası dağılımına neden olur. Üretimdeki bu değişme

248

ulusal ekonomi için doğru yönde olursa ülkelerin kıt kaynaklarının gelir yaratma gücünde artışıda beraberinde getirir. (ii) Faktör bedelleri arasındaki ilişkilerin değişmesi: Dış ticaret ile bir ülkede hangi üretim faktörü daha bol ise o üretim faktörünün kullanıldığı ürünlerin dışsatımı yapılıp, kıt üretim faktörü ile üretilen ürünler dışalıma konu olacağından faktör bedelleri arasındaki ilişkiler değişecektir. Emek yoğun ürünlerin dışsatımı yapılıp sermaye yoğun ürünlerin dış alımının yapılması bu duruma örnek olarak verilebilir. (iii) Ulusal gelir ve harcama dengesinin değişmesi: Ekonomik ilişkiler, ulusal ekonomilerde toplam talep ve toplam arz düzeylerini etkilemektedir. Söz konusu bu etki ulusal gelir ve harcama dengesini değiştirdiğinden enflasyon ve işsizliğin artması veya azalmasına neden olabilecektir. (iv) Ekonominin gelişme hızının değişmesi: Uluslararası ekonomik ilişkiler ile dışardan reel kaynak transferi, yeni bilgi ve teknoloji transferi veya ucuz hammadde temini ile pazarlama olanaklarının geliştirilmesi sayesinde ekonomik büyüme hızı arttırılabilecektir. 13.1.1. Uluslararası Ticaretten Kazançların Kaynakları Buraya kadar olan açıklamalarda uluslararası ticaret yapılarak ülkelerin refah düzeylerinde bir artış sağlanabileceğinden bahsedildi. Ancak, ülkeler arasında ticaretin nasıl ve hangi prensiplere göre yapılması gerektiğinden söz edilmedi. Uluslararası ticaretin nasıl işlediğini anlayabilmek için mutlak ve karşılaştırmalı (mukayeseli) üstünlük kavramlarının açıklanması gerekir. 13.1.1.1. Mutlak Üstünlük Bir ülkenin aynı miktar kaynakla bir malın üretiminde diğer ülkeye göre daha etkin durumda olmasına mutlak üstünlük denir. Mutlak üstünlük bireylerin veya ulusların mal üretme yeteneklerinin bir göstergesidir. Yani bir ülke aynı miktar kaynak kullanmasına karşın belli bir maldan daha fazla üretebiliyorsa, o malın üretiminde mutlak üstünlüğe sahiptir. Ticaretten elde edilen kazançların açıklanması, mutlak üstünlük durumunda oldukça açık ve basittir. Mutlak üstünlük kavramı sadece iki ülke ve iki malın olduğu basitleştirilmiş bir model ile açıklanabilir.

249

Ülkelerin Amerika ile Türkiye olduğunu, üretilen malların da buğday ve elbise olduğunu varsayalım. Çizelge 13.1’de görüldüğü gibi, Amerika buğday üretiminde, Türkiye ise elbise üretiminde mutlak üstünlüğe sahiptir. Çünkü aynı miktar kaynak kullanılarak Amerika 10 birim buğday üretirken, Türkiye 5 birim buğday üretmektedir. Dolayısıyla Amerika buğday üretiminde, Türkiye’ye göre mutlak üstünlüğe sahiptir. Benzer şekilde Türkiye 10 birim elbise üretirken, aynı miktarda kaynak ile Amerika 6 birim elbise üretmektedir. Yani Türkiye, Amerika'ya göre elbise üretiminde mutlak üstünlüğe sahiptir. Çizelge 13.1. Mutlak Üstünlük Buğday (birim) Amerika 10 Türkiye 5

Elbise (birim) 6 10

Bu değerlere göre Amerika’nın buğday üretiminde, Türkiye’nin ise elbise üretiminde uzmanlaşması gerekir. Çünkü böyle bir uzmanlaşma ile Amerika’da elbise üretiminde kullanılan kaynaklar buğday üretimine, Türkiye’de buğday üretiminde kullanılan kaynaklar ise elbise üretimine kaydırılacaktır. Her ülke mutlak üstünlüğe sahip olduğu ürünü üretirse, bu ürünlerin toplam dünya üretiminde artış olacaktır (Çizelge 13.2). Ülkelerin mutlak üstünlüğe sahip olduğu malların üretiminde uzmanlaşmaları ve ticaret yapmaları ile refah artışı sağlanmaktadır. Yani Amerika daha fazla buğday daha az elbise üreterek, Türkiye ise daha fazla elbise üretip daha az buğday üreterek daha çok kazanç elde etmektedir. Çünkü böyle bir durumda Amerika Türkiye’ye buğday satıp, Türkiye’den elbise satın alacaktır. Özetle, mutlak üstünlük prensibine göre ülkeler üretim ve ticarette mutlak üstünlüğe sahip oldukları malın üretiminde uzmanlaşarak ve ticaret yaparak uluslararası ticaretten kazanç elde etmektedirler. Çizelge 13.2. Mutlak Üstünlüğe Göre Uzmanlaşma Buğday (birim) Elbise (birim) Amerika +10 - 6 Türkiye -5 +10 Dünya +5 +4

250

13.1.1.2. Karşılaştırmalı Üstünlük Karşılaştırmalı üstünlük, “bir ülkenin bir malı ticaret yaptığı ülkelere oranla daha etkin bir şekilde üretmesine” denir. Karşılaştırmalı üstünlük farklı malları üretmenin nispi (göreli) maliyetlerini gösterir. Bu kavrama göre bir ülke karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu malın üretiminde uzmanlaşmalıdır. Ülkelerin belli bir malın üretiminde mutlak üstünlüğe sahip olması durumunda uzmanlaşma ve ticaret yapılarak ekonomik kazanç elde edilmesi basitçe açıklanabilmektedir. Ancak bir ülkenin her iki malda da mutlak üstünlüğe sahip olduğu bir durum nasıl açıklanacaktır? Örneğin; Amerika Türkiye’ye göre hem buğday hem de elbise üretiminde mutlak bir üstünlüğe sahipse durum ne olacaktır? Böyle bir durumda Amerika buğday ve elbise üretiminin her ikisinde de Türkiye'ye göre daha etkindir. Bu soru ilk defa David Ricardo’ya yıllar önce sorulmuş ve Ricardo tarafından sorunun yanıtı karşılaştırmalı üstünlük olarak verilmiştir. Ricardo’ya göre bir ülkenin tüm mallarda mutlak üstünlüğe sahip olması durumunda da ticaretten kazanç elde etme olanağı bulunmaktadır. Çünkü ticaretin esası bir malın üretimindeki mutlak üstünlükten çok karşılaştırmalı üstünlük kuramına dayanmaktadır. Karşılaştırmalı üstünlüğü açıklamak için daha önce verilen örnek bazı değişiklikler yapılarak kullanılabilir. Amerika’nın buğday ve elbise üretimindeki etkinliğini 10 kat arttırdığını varsayalım. Bu durumda Amerika 100 birim buğday ve 60 birim elbise üretecektir (Çizelge 13.3). Görüldüğü gibi Amerika, Türkiye’ye göre buğday ve elbise üretiminin her ikisinde de mutlak üstünlüğe sahiptir. Ancak, Amerika mutlak üstünlüğe sahip olduğu buğday ve elbisenin her ikisinde de Türkiye’ye göre eşit avantaj marjına sahip değildir. şte bu avantaj ya da üstünlükteki farklılık iki ülke arasında uzmanlaşma ve ticaret yapılmasını açıklamaktadır. Örneğimize dönecek olursak, Amerika aynı miktarda kaynak kullanarak Türkiye’ye göre buğday üretiminde 20 kat daha fazla etkin iken elbise üretiminde sadece 6 kat daha fazla üretmektedir. Dolayısıyla Amerika buğday üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahipken elbise üretiminde karşılaştırmalı dezavantaja sahiptir. Aynı durumu Türkiye için yorumlanırsa, Türkiye buğday üretiminde karşılaştırmalı dezavantaja sahipken elbise üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Çünkü Türkiye buğday üretiminde Amerika’ya göre 20 defa daha az etkin iken elbise üretiminde yalnızca 6 defa daha az etkindir (Çizelge13.3).
251

Çizelge 13.3. Karşılaştırmalı Üstünlük Buğday (birim) Elbise (birim) Amerika 100 60 Türkiye 5 10

Uzmanlaşma ve ticaretten elde edilen ekonomik kazançlar mutlak üstünlük yerine karşılaştırmalı üstünlüğe bağlıdır. Çizelge 13.1 ve Çizelge 13.3 karşılaştırıldığında uzmanlaşma ile kazanç elde edilmesinin mutlak üstünlükten kaynaklandığı sonucunun hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Ticarette kazançlı olmanın esası iki mal arasındaki üstünlüğün oranına bağlıdır. Bu nedenle uluslararası ticaretten kazanç elde etmek için karşılaştırmalı üstünlük hem gerekli hem de yeterlidir. Karşılaştırmalı üstünlük olmadan sadece mutlak üstünlüğün olması ülkelerarası ticari kazanç sağlamamaktadır. Bu durum Çizelge 13.4 kullanılarak açıklanabilir. Görüldüğü gibi, Amerika her iki ürünün üretiminde de mutlak üstünlüğe sahiptir. Buna karşın ne Amerika ne de Türkiye buğday ve elbise üretiminde birbirlerine göre karşılaştırmalı üstünlüğe sahip değildirler. Çünkü Amerika buğday ve elbise üretiminin her ikisinde de Türkiye’ye göre 10 kat daha etkindir. Çizelge 13.4. Karşılaştırmalı Üstünlüğün Olmaması Buğday (birim) Amerika Türkiye 100 10 Elbise (birim) 60 6

Böyle bir durumda kaynakları daha etkin kullanarak buğday ve elbise üretimini arttırmak olası değildir (Çizelge 13.5). Bu nedenledir ki karşılaştırmalı üstünlüksüz bir mutlak üstünlük, ülkeler arasında ticaret kazançlarına neden olmaz. Çünkü Amerika, Türkiye’ye göre buğday ve elbise üretiminde 10 kat daha fazla mutlak üstünlüğe sahip olmasına karşın karşılaştırmalı üstünlük durumu söz konusu değildir. Dolayısıyla, Amerika

252

ve Türkiye’de kaynakların yeniden dağılımı ile dünya üretimi arttırılamaz. Kısacası böyle bir durumda uzmanlaşma, dünya üretimini artırmamaktadır. Çizelge 13.5. Karşılaştırmalı Üstünlüğün Olmamasının Sonucu Amerika Türkiye Dünya Buğday (birim) +100 -100 0 Elbise (birim) -60 +60 0

13.1.1.3. Fırsat Maliyeti Uluslararası ticaretten elde edilen kazançların nasıl oluştuğu anlatılırken üretimde kullanılan kaynaklar esas alınmıştı. Anımsanacağı gibi, Amerika aynı oranda kaynak miktarını kullanarak buğday üretiminde Türkiye’ye göre 10 kat daha etkindi. Bu ifade anlamlı olmakla birlikte üretimde kullanılan kaynakların gerçek maliyetlerinin belirlenmesi açısından yetersizdir. Örneğin; Türkiye’nin buğday üretiminde kullanmış olduğu arazi, işgücü ve sermaye bileşimi Amerika’da kullanılan orandan farklı olabilir. Bu nedenle birim kaynağa karşılık hangi ülkenin daha fazla üretim elde ettiği açıkça belli değildir. şte bu belirsizlik fırsat maliyeti kullanılarak giderilmektedir. Bir malın fırsat maliyeti; o malın üretimini bir birim artırmak için başka bir maldan vazgeçilen üretim miktarıdır. Dolayısıyla eğer bir ülke belli bir malın üretiminde diğer bir malın üretimine göre daha düşük fırsat maliyetine sahipse söz konusu malın üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Fırsat maliyetinin nasıl işlediğini açıklamak için Çizelge 13.1. ve Çizelge 13.3’te verilen buğday ve elbise üretiminin fırsat maliyetleri hesaplanabilir. Bilindiği gibi iki ürünün üretiminde kaynaklar tam kullanımda olduğu zaman bir üründen daha fazla üretmenin yolu ancak kaynakları yeniden dağıtmak ve diğer üründen daha az üretmekle olasıdır. Çizelge 13.1’de görüldüğü gibi Amerika bir birim kaynak ile 10 birim buğday veya 6 birim elbise üretmektedir. Buna göre Amerika’da bir birim buğday üretmenin fırsat maliyeti 0.60 birim elbise olmasına karşın, bir birim elbise üretmenin fırsat maliyeti 1.67 birim buğdaydır. Türkiye’de ise bir birim buğday üretiminin fırsat maliyeti 2 birim elbise, bir birim elbise üretmenin fırsat maliyeti 0.5 birim buğdaydır (Çizelge 13.6).

253

Çizelge 13.6. Buğday ve Elbise Üretiminin Fırsat Maliyeti Buğday (birim) Elbise (birim) Amerika 0.60 birim elbise 1.67 birim buğday Türkiye 2.00 birim elbise 0.50 birim buğday Buna göre, Amerika’nın buğday üretmekle vazgeçtiği elbise miktarı Türkiye’ye göre çok daha azdır. Böylece Türkiye yerine Amerika’nın buğday üretmesi dünya buğday üretimini arttırabilir. Konu elbise üretimi açısından ele alınırsa; bir birim elbise üretmek için vazgeçilen buğday miktarı Türkiye için Amerika’ya göre daha azdır. Dolayısıyla Türkiye’de elbise üretmenin fırsat maliyeti daha düşüktür. Böylece Amerika yerine, Türkiye’nin elbise üretmesi dünya elbise üretiminde artış sağlayabilecektir (Çizelge 13.7). Görüldüğü gibi, Amerika bir birim buğday daha fazla üretmek için 0.6 birim elbise üretiminden vazgeçmektedir. Türkiye’nin ise bir birim daha fazla elbise üretmek için 0.5 birim buğday üretiminden fedakarlık etmesi gerekmektedir. Bu durumda dünya buğday ve elbise üretiminde artış sağlanmaktadır. Dolayısıyla ticaretten elde edilen kazançlar iki ülke arasında fırsat maliyeti farklılığından kaynaklanmaktadır. Çizelge 13.7. Fırsat Maliyetine Göre Uzmanlaşma Buğday (birim) Elbise (birim) Amerika +1.0 - 0.6 Türkiye - 0.5 + 1.0 Dünya + 0.5 + 0.4

Buraya kadar anlatılanların ışığında kaynaklanan kazançlar kısaca şöyle özetlenebilir:

uluslararası

ticaretten

• A ülkesinde bir malın üretiminin fırsat maliyeti B ülkesine göre düşükse, A ülkesi B ülkesine göre o malın üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Bunun anlamı aynı zamanda A ülkesinin diğer üründe karşılaştırmalı dezavantaja sahip olması demektir. • Fırsat maliyeti, üretilen iki ürün arasındaki mutlak maliyete değil göreli maliyetlere bağlıdır.

254

• Fısat maliyeti tüm ülkelerde aynı olduğu zaman karşılaştırmalı üstünlük ve uzmanlaşma ile ticaretten kaynaklanan kazançlar olmayacaktır. • Herhangi iki ülke de üretilen iki malın fırsat maliyeti farklı olduğunda o ülkelerde kaynakların yeniden uygun bir şekilde tahsisi ile her iki malın üretiminde artış sağlamak daima mümkündür.

13.1.2. Fırsat Maliyeti Farklılığının Nedenleri Fırsat maliyeti farklılığının nedenleri faktör bileşimleri ve iklim farklılığı olarak ikiye ayrılabilir. 13.1.2.1. Faktör Bileşimleri Farklılığı
Ülkeler arasında faktör donanımlarındaki farklılık fırsat maliyetinde farklılığa neden olmaktadır. Örneğin bir ülke verimli topraklara sahip, ancak nüfusu az ise o ülkede arazi ucuzken işgücü pahalı olacaktır. Dolayısıyla buğday ve mısır gibi arazi yoğun üretimler düşük maliyetli iken, saat ve mikroçip üretimi yüksek maliyetli olacaktır. Buna karşın ülkenin arazisi az ancak işgücü varlığı bol ise yukarıdaki olayın tersi gerçekleşecektir. Yani ilk ülke arazi yoğun malların üretiminde, ikinci ülke ise emek yoğun malların üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Buna göre bir ülke hangi üretim faktörüne daha fazla sahipse, söz konusu o faktörü yoğun olarak gerektiren malları daha düşük maliyetle üretir. Bu duruma genellikle karşılaştırmalı üstünlüğün “faktör donanımı teorisi” (Hecksher-Ohlin) denilmektedir.

13.1.2.2. klim Farklılığı Bilindiği gibi ülkeler arasında ikim farklılıkları bulunmaktadır. Bu nedenle örneğin Nikaragua ve zlanda’da aynı miktar arazi, işgücü ve sermaye bileşimi ile tarımsal ürünlerin çoğunda aynı üretim miktarı elde edilemez. Çünkü iki ülke arasında gün ışığı, yağmur ve ortalama sıcaklık farklılıkları bulunmaktadır. Bu nedenle iklim koşulları karşılaştırmalı üstünlüğü etkilemektedir. 13.1.3. Dış Ticaret Hadleri
Daha önceki açıklamalarda ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları malların üretiminde uzmanlaşarak, birbirleri ile ticaret yaptıkları durumda dünya üretiminin artacağı üzerinde durulmuştu. Ancak uzmanlaşma ve ticaretten elde edilen kazançların ülkeler arasında nasıl paylaşıldığı konusu açıklanmadı. Ticaretten elde edilen kazançların paylaşımı ticaretin yapıldığı ülkelerin ticaret hadlerine bağlı olarak değişmektedir. Dış ticaret hadleri; bir birimlik ithal malı elde etmek için dışsatım yapılması gereken yerli mallar olarak ifade edilmektedir. Buna göre ticaret hadleri dışalımın dışsatım koşullarında ölçülen fırsat maliyetini yansıtmaktadır. Ticaret hadleri dışsatım fiyatlarının, dışalım fiyatlarına oranlanması ile bulunur. Dışsatımı yapılan malların fiyatları değişmezken, dışalımı yapılan mallarının fiyatları yükselirse ticaret hadlerinde

255

düşme gerçekleşir. Yani böyle bir durumda bir birim ithalat için daha fazla dışsatım yapılması gereklidir. Benzer şekilde dışalımı yapılan malların fiyatlarında bir değişme olmaksızın dışsatımı yapılan malların fiyatlarında bir artış gerçekleşmesi ise ticaret hadlerinde yükseliş olduğunu gösterir. Çünkü böyle bir durumda aynı miktarda ithal malı için daha az dışsatım gerekmektedir. Anımsanacağı gibi, Amerika’da bir birim elbise üretmenin fırsat maliyeti 1.67 birim buğdaydı (Çizelge 13.6). Diğer bir ifadeyle Amerika’da kaynaklar buğdaydan elbise üretimine transfer edilirse, her bir birim elbise üretmek için 1.67 birim buğday üretiminden vazgeçmek gereklidir. Ancak, Amerika elbise gereksinimini ticaret yaparak daha iyi koşullarda elde edebilir. Çünkü Amerika elbise dışalımında bulunmak için buğday üretip dışsatımında bulunabilir. Böylece hem Amerika hem de Türkiye ticaretten kazançlı çıkar. Çünkü iki ülke de karşılaştırmalı dezavantaja sahip olduğu bir malı uluslararası ticaret sayesinde iç üretime göre daha düşük bir fırsat maliyetiyle elde etmektedir. Uluslararası ticaret birçok ülke ve malı kapsadığından bir ülkenin ticaret haddi endeks sayısı olarak hesaplanır.

Ticaret Hadleri Endeksi =

Dıışsatı Fiyatları Endeksi × 100 Dıışalı Fiyatları Endeksi

Endeksin yükselmesi herhangi bir ülke için ticaret hadlerinin iyileştiğini gösterir. Bunun anlamı söz konusu ülkenin daha öncekine göre bir birim dışsatım karşılığında daha fazla dışalım yapması demektir. Örneğin, dışsatım fiyat endeksi 100’den 120’ye yükselirken, dışalım fiyat endeksinin 100’den 110’a yükseldiğini varsayalım. Bu durumda ticaret hadleri endeksi 100’den 109’a yükselecektir. Yani ülke öncekine göre bir birim dışsatımdan % 9 daha fazla mal dışalımında bulunabilecektir. Ticaret hadleri endeksinde düşme ülke için ticaret hadlerinin kötüleştiği anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle ülke, önceki döneme göre bir birim dışsatımı ile daha az dışalımda bulunabilir. Yani aynı miktarda dışalımda bulunmak için daha fazla dışsatım yapmak gerekmektedir. 1970’li yıllarda petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş Amerika dahil petrol dışalımı yapan ülkelerin ticaret hadlerinin kötüleşmesine neden olmuştur. Buna karşın, 1980’lerin ortasındaki petrol fiyatlarındaki düşüş, petrol dışalımcısı ülkelerin ticaret hadlerinde iyileşmeye yol açmıştır. 13.1.4. Serbest Ticaret Kısıtlamaları
Başka ülkelerle ticaret yapmak genellikle zordur. Çünkü kullanılan lisanda, yasalarda, parada ve gümrüklerde farklılıklar bulunmaktadır. Bununla beraber ülkeler arasında ticaret, serbest bir ortamda yapılır ve ülkeler karşılaştırmalı üstünlükler çerçevesinde uzmanlaşırlarsa bundan tüm ülkeler kazançlı çıkmaktadır. Bu nedenle ülkeler arasında serbest ticareti engelleyen kısıtlamaların kaldırılması gerekmektedir. Ticareti kısıtlayıcı önlemler geçmişte ülkeler tarafından serbest ticaretin tüm ülkeler için yararlı olduğu bilinmesine karşın yoğun bir şekilde uygulanmıştır. Ancak özellikle son yıllarda çeşitli anlaşmalar çerçevesinde ticareti kısıtlayıcı önlemlerin giderek kaldırıldığı görülmektedir. Ülkeler arasında ticareti sınırlayan önlemler kısaca aşağıda ele alınmıştır.

13.1.4.1. Koruma Yöntemleri
256

Ülkeler üreticilerini korumak için ticareti kısıtlayıcı birtakım önlemler uygularlar. Koruma politikası adı verilen bu önlemler; gümrük tarifeleri, tarife dışı engeller ve yurt içinde uygulanan politikalardan oluşmaktadır.

13.1.4.1.1. Gümrük Tarifeleri Gümrük tarifeleri uluslararası ticarette en yaygın olarak uygulanan bir kısıtlamadır. Tarife, ithal edilen mallara uygulanan özel bir vergidir. Genellikle ithal mallarına karşı uygulanacak vergi oranlarının listelerde gösterilmesi nedeniyle gümrük vergisi, gümrük tarifeleri olarak ifade edilir. Diğer yandan, tarifelere gümrük resmi de denilmektedir. Gümrük tarifeleri ulusal hükümetler tarafından düzenlenir. Uluslararası ekonomik gelişmelere göre bazı ülkeler birbirlerinin mallarına karşı düşük gümrük vergisi uygulayabilir. Gümrük vergileri malların fiziki birimleri (adet, ağırlık) üzerinden veya malın değerinin belirli bir oranına göre alınır. Bu vergilerden birincisine spesifik, ikincisine ise ad valorem adı verilir. Ayrıca bazen bu iki verginin bileşimi şeklinde de vergi uygulanmaktadır. Bu tip vergiye de karma vergiler adı verilmektedir. Spesifik vergilerin uygulanması ad valorem vergilere göre çok daha kolaydır. Çünkü ad valorem verginin uygulanması için malın değerinin saptanması gerekmektedir.
Daha önceki konulardan serbest ticaretin tüm ülkelerin yararına olduğunu bilinmektedir. Burada gümrük tarifelerinin neden uygulandığı gibi bir soru akla gelebilir. Bu sorunun yanıtı olarak çeşitli nedenler söylenebilir. Ancak ülkeler esas olarak iki nedenle gümrük tarifesi uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi devlete gelir sağlanması, diğeri de yerli endüstrinin dış rekabetten korunmasıdır.

Gümrük vergisi uygulamasının çeşitli etkileri vardır. Bunlardan en önemlisi yerli tüketicilerce ithal mallarına ödenen fiyatın artmasıdır. Genel olarak tarifelerin ekonomi üzerinde etkileri şöyle özetlenebilir: • thal malların yurtiçi fiyatları yükselir (koruma etkisi). Dışalım yapılan malların fiyatlarının yükselmesi ile aynı malları üreten yerli üreticiler korunmaktadır. • Devlete gelir sağlar (gelir etkisi). • Gelirin tüketicilerden üreticilere aktarılmasına neden olur (bölüşüm etkisi). • Dışalım azaldığı için ülkenin dış ödemeler dengesini iyileştirir (dış ticaret etkisi). • Yabancı malların ülkeye girişi kısıtlandığı için yerli üretimi teşvik eder (üretim etkisi). Bu kısıtlama ulusal geliri ve istihdam düzeyini yükseltmek için yapılır.

257

Gümrük tarifelerinin etkisi Şekil 13.1 yardımıyla daha iyi anlaşılabilir. Söz konusu şekilde belli bir malın arz (S) ve talep (D) koşulları görülmektedir. Pw malın dünya fiyatını, Pd ise devletin o malın ithalatından vergi (tarife) almasıyla oluşan fiyatı göstermektedir. Dünya fiyatından (Pw) Türkiye’deki tüketiciler Q1 kadar mal alırlar. Satın alınan mal miktarının Qo kadarı yerli üreticilerden geri kalan miktar (Q1-Qo) ise yabancı üreticilerden alınmaktadır. Bir başka ifadeyle dünya fiyatlarından Q1-Qo kadar mal ithal edilmiş olmaktadır. Hükümetin ithal edilen mala gümrük vergisi uygulamasıyla malın fiyatı Pw’den Pd’ye yükselecektir. Bu durumda tüketiciler Q2 kadar mal alacaklardır. Yani tarife uygulaması ile malın yurtiçi tüketimi Q2-Q1 kadar azalmaktadır (tüketim etkisi). Diğer yandan fiyatın yükselmesi ile yerli üreticiler üretimlerini Qo’den Q3’e çıkaracaklardır (üretim etkisi). thal edilen mallara tarife konulmadan önce Pw fiyatından yurtiçi üretim Qo kadar, tüketim ise Q1 kadardı. Dolayısıyla yurtiçi üretim ile tüketim farkı (QoQ1) dışalım ile karşılanmaktaydı. Ancak tarifeli fiyattan sonra söz konusu bu fark Q2Q3’e düşmektedir (dış ticaret etkisi). Çünkü tüketiciler tarafından satın alınan malın Q3 kadarı yerli üreticilerden kalan Q2-Q3 kadarı da yabancı üreticilerden alınmaktadır. Yani gümrük tarifelerinin uygulanması ithalatı azaltmaktadır. Gümrük tarifelerinin alınması ile devlet Şekil 13.1’de görülen 3 nolu alan kadar gelir elde etmektedir (gelir etkisi). Diğer yandan gümrük vergileri ile tüketici rantında 1,2,3 ve 4 nolu alanların toplamı kadar bir azalma gerçekleşir. Tüketici rantındaki bu azalmanın 1 nolu kısmı üreticilere giderken 3 nolu alanı vergi geliri olarak devlet alır. Ancak tüketici rantında 2 ve 4 nolu alanların azalması ise kimsenin kazanmadığı alanlardır. Çünkü 2 nolu alan QoQ3 miktarında malın ithal edilmeyip yurt içinde üretilmesiyle topluma yüklenen ek bir maliyeti temsil eder. 4 nolu alan ise vergi nedeniyle tüketimin Q3Q2 kadar azalışını göstermektedir. Dolayısıyla vergiden önce 4 nolu alan kadar olan tüketici rantı artık ortadan kalkmış olmaktadır. Özetlemek gerekirse ithal mallarına gümrük tarifesinin uygulanması ile malların yurtiçi fiyatları yükselmektedir. Bu durum söz konusu malların yurt içindeki üretimini artırırken tüketimini azaltmaktadır. Sonuçta gümrük tarifesi ile dışalım azalırken, devlet gelir elde etmekte ve tüketicilerden üreticilere gelir transferi gerçekleşmektedir.
Fiyat D 258 Pd Pw

S

1 2 0 Qo Q3

3 4 Q2 Q1 Miktar

Şekil 13.1. Gümrük Tarifelerinin Etkisi 13.1.4.1.2. Tarife Dışı Engeller
Gümrük tarifelerinin dışında, ticareti engelleyen ve tarife dışı araçlar (engeller) olarak bilinen bazı önlemler bulunmaktadır. Tarifelerin sadece gümrük vergisini içermesine karşın tarife dışı engel olarak birçok araç ve yöntem bulunmaktadır. Tarife dışı engellerin en önemlileri kotalar ve gönüllü ihracat kısıtlamalarıdır.

(i) thalat kotaları: Kota; ithal edilecek malın miktarı üzerine konulan bir sınırdır. Genellikle hükümetlerin belli bir zaman içerisinde ithal edilen mal hacminin üst sınırını fiziki miktar ya da değer olarak sınırlamasına ithalat kısıtlaması adı verilir. Bir ülke tarafından bir yıl içerisinde ithal edilecek otomobil sayısının 5 binle sınırlanması ithalat kotasına örnek olarak verilebilir. Eğer uygulanan kota, ithalatın hangi ülkeden ve kimler tarafından yapılacağına göre değişmiyorsa buna “global kota” denir. Buna karşın kotalar ithalatçılar arasında belli kriterler gözetilerek dağıtılırsa buna “tahsisli kota” adı verilir. Tahsisli kotanın uygulanması lisans sistemiyle yapılır. Lisans, kota uygulanan bir malın dışalımının yapılması için ithalatçıya verilen bir isim belgesidir. Bunların dışında bir de “tarife kotaları” bulunmaktadır. Tarifeli kota uygulamasında belli bir kotaya kadar mallar indirimli tarifeden dışalımı yapılırken kota dolunca normal tarife uygulanır. Kotalar, kota uygulanan malın arzını azalttığı için ithal edilen mallara karşı yerli tüketicilerin ödediği fiyatı artırır. Kota uygulamasının etkisi Şekil 13.2 yardımıyla açıklanabilir. Görüldüğü gibi yerli tüketiciler Pw

259

dünya fiyatından Q1 kadar mal talep etmektedir. Tüketiciler tarafından talep edilen miktarın ancak Qo kadarı yerli üreticilerden karşılanmaktadır. Söz konusu malın geri kalan kısmı ise (QoQ1) yabancı üreticilerden satın alınmaktadır. Böyle bir durumda hükümetin ithal edilen mala Q2Q3 kadar kota uyguladığını kabul edelim. Bu durumda yeni fiyat Pd olacak ve tüketici rantındaki azalma 1, 2, 3 ve 4 nolu alanların toplamı kadar olacaktır. Tüketici rantındaki bu azalmanın 1 nolu alan kadar kısmı üreticilere geçmektedir. Kota uygulamasında, tarife uygulamasında olduğu gibi tüketici rantındaki azalmadan devlete giden bir gelir yoktur. Yani 3 nolu alan tarife uygulamasında olduğu gibi devletin geliri değildir. Tüketici rantındaki azalışı gösteren 3 nolu alan kota uygulaması ile o malı ithal edenlerin gelirlerindeki artışı gösterir. Kota uygulamasından önce ithalatçılar Q3Q2 alanı kadar gelir elde ederlerken kotadan sonra Q3Q2 ve 3 nolu alanın toplamı kadar gelir elde etmektedir. Kotalarla fiyat mekanizmasının işleyişi ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü kota uygulanan bir malın dışalımı kota sınırı üzerinde artırılamaz. Buna karşın gümrük tarifesi uygulanan mala yurtiçi talep olduğu sürece söz konusu talep karşılanabilir. Ayrıca kotaların ithal malların fiyatlarını çok yükseltmesi sonucu karaborsa ve kaçakçılığın özendirilmesi ile dış ticarette belirsizliğin, bürokrasinin ve gelir dağılımındaki bozulmanın artırılması gibi etkileri de bulunmaktadır. Özetle, kotaların etkisi genelde tarifelerin etkisine benzemektedir. kota uygulamasıyla tüketici rantında 1,2,3 ve 4 nolu alanlar kadar bir rant kaybı gerçekleşirken üreticilerin kazancı 1 nolu alan kadar ithalatçıların kazancı ise 3 nolu alan kadardır. Tüketici rantındaki kayıp üretici ve ithalatçıların kazancından daha fazla olduğu için kota uygulaması net kayba yol açar.
Fiyat

Şekil 13.2 Kotaların Etkisi
D S

Pd Pw

1
2

3

4

0 Q0 Q3

Q2 260

Q1

Miktar

(ii) Gönüllü ihracat kısıtlamaları: Kotaların değişik bir uygulaması da gönüllü ihracat kısıtlamalarıdır. Gönüllü kısıtlama anlaşmaları olarak da ifade edilen bu kısıtlamalar hükümetlerin ithalata gümrük vergisi veya kota uygulaması yerine, ihracatçı ülkelerden kendi ülkelerine yapılan belli bir malın ihracatını sınırlaması istemesiyle oluşur. Buna göre gönüllü ihracat kısıtlamaları ihracatçı ülkenin gönüllü olarak ithalatçı ülkeye ihracatını sınırladığını gösteren bir anlaşmadır. Gönüllü ihracat kısıtlamalarına en iyi örnek gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin tekstil ihracatlarını sınırlamak için oluşturdukları çok elyaflılar anlaşmasıdır. Ancak burada bir noktayı vurgulamakta yarar bulunmaktadır. Her ne kadar anlaşma gönüllü olarak ifade edilse de gerçekte ihracatçı ülke açısından zoraki bir gönüllülük vardır. Çünkü uygulamada genellikle ithalatçı ülke, ihracatçı ülkeyi daha kötü koşullar öne sürerek onu anlaşmaya zorlar. Gönüllü ihracat kısıtlamalarında amaç, dış rekabeti sınırlandırarak yerli üreticilerin iç piyasa paylarını korumak ve artırmaktır. (iii) Tarife, kota ve tarife dışı engellerin karşılaştırılması: Tarifelerin, kotaların ve tarife dışı engellerin amacı ithalatı sınırlamaktır. Bununla birlikte koruyucu önlemlerin hepsinin etkisi aynı şekilde değildir. Söz konusu koruma önlemleri arasındaki fark Şekil 13.3’te verilmiştir. Tarife uygulamasında Şekil 13.3’ün (i) kısmında görüldüğü gibi fiyatın Po’dan P1’e çıkması ile elde edilen taralı alan (PoP1mn) kadar geliri ithalatçı ülke almaktadır. Buna karşın kota uygulamasında hükümet gelir elde etmemektedir. Kota uygulamasıyla ortaya çıkan arz azlığı nedeniyle fiyat Po’dan P1’e yükselmekte ve ithalatçılar Q1 kadar malı P1 fiyatından satmaktadırlar (Şekil.13.3ii). Dolayısıyla kota nedeniyle ortaya çıkan geliri ithalatçılar almaktadır. Tarife dışı engellerden, örneğin gönüllü ihracat kısıtlamasında ise yapılan anlaşma gereği ithalat sınırlanmakta ve malın fiyatı değişmemektedir (Şekil.13.3iii). Kısacası ithalatı kısıtlayan yolların üçünde de ithalat sınırlanmaktadır (Qo’dan Q1’e). Tarife durumunda fiyat yükselmekte ve hükümet gelir elde etmektedir. Kota durumunda da iç piyasada fiyatlar yükselmekte ancak hükümet bundan dolayı bir gelir elde etmemektedir. Tarife dışı engel durumunda ise talep düşürülmekte ve fiyat da herhangi bir değişme olmamaktadır.
P Sıı 261 m P0

P P1 P0 t

P

m

P1 Sı S P0

n D 0 Q1 (i) Tarife Q0 Q 0

n

S D D1 Q 0 Q1 Q0

S D Q

Q1 (ii) Kota

Q0

(iii) Tarife-Dışı Engeller

Şekil 13.3. Tarife, Kota ve Tarife Dışı Engeller 13.1.4.1.3. Diğer Engeller Tarife ve tarife dışı engellerin dışında hükümetler dış ticareti önlemek için bazı politikalar izleyebilirler. Bunlar; hükümetin ithalatı azaltmak için talebi kısması, ithalat yasakları, döviz kontrolü ve tarife benzeri engeller olarak sıralanabilir. Bunlardan ithalat yasağı (ambargo), ithalatın tamamen yasaklanmasıdır. Hükümetler ithalat yasaklarına çeşitli nedenler ile başvururlar. Bu nedenler döviz kaynaklarının korunması, yerli sanayinin dış rekabetten korunması ve dış ödemeler dengesinin açık vermesi olarak belirtilebilir. Gerçekten de genç (bebek) endüstrilerin ve yerli sanayinin dış rekabete karşı korunmasında en etkin politika ithalat yasaklamalarıdır. Tarife benzeri engeller, tarifelere benzer şekilde ithalatı sınırlayıcı etki yapar. thalat teminatları, ithalatı ikame eden yerli endüstrilere sübvansiyon ödenmesi, mal ve hizmet çeşitlerinden bazılarına farklı döviz kurlarının (çoklu kur sistemi) uygulanması, yerli mallar ile ithal malların fiyatları arasındaki farkın ithal mallarına yansıtılması (fark giderici ve antidamping vergisi) tarife benzeri engeller olarak bilinir. Tarife benzeri engellerin bir kısmı “görünmez engel” niteliğindedir. Günümüzde ülkelerin birçoğu malların özellikleri ve kullanılışı ile ilgili idari ve teknik düzenlemeler kabul etmişlerdir. Söz konusu bu düzenlemelerin bir kısmı tüketici ve çevrenin korunması ile toplum sağlığı gibi gerekçelerdir. lk bakışta bu düzenlemelerin dış ticaret ile ilgisi olmayan amaçlara yönelik olduğu söylenebilir. Ancak uygulamada ihracatçıların bu düzenlemelere göre hareket etme zorunluluğu dış ticareti güçleştirmektedir. şte bu nedenle bu tip düzenlemeler görünmez engel niteliğindedir. Diğer
262

yandan bazı idari düzenlemeler ile de ithal malların ülkeye girmesi güçleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuya ithal malların gümrük formalitelerinin uzatılması örnek olarak verilebilir. Günümüzde dış ticareti engelleyen önlemlerin arasında daha çok görünmez engellerin uygulandığı söylenebilir. 13.1.5. Kısıtlamaların Nedenleri Daha önceki açıklamalardan ülkelerin izlemiş oldukları çeşitli politika ve uygulamalarla ticareti engelleme yoluna gittiklerini biliyoruz. Bu engellemelerin nedenlerine kısmen yukarıda değinilmişti. Ancak serbest dış ticarete karşı olan görüşleri toplu olarak ayrı bir başlık halinde incelemek yararlı olacaktır. (i) Ulusal güvenlik: Ulusal güvenlik ile ilgili endişeler hem ithalatta hem de ihracatta söz konusudur. thalat ile ilgili kısmında ulusal savunma ile ilgili mallarda yabancılara bağımlı kalınmaması gerektiği ileri sürülür. Dışsatım açısından ise, ülkenin düşmanlarına karşı stratejik malların satılmaması gerektiği görüşüdür. (ii) Anti-damping: Damping; malların ülke dışında, maliyetlerinin ve ülke içi fiyatlarının altında satılması olarak ifade edilmektedir. Örneğin, Türk tekstil ihracatçısı Amerika’ya satmış olduğu ürünlerin maliyetlerini ve iç piyasadaki satış fiyatının altında satarsa damping uygulaması yapmış olur. Dolayısıyla damping ile ülke içerisindeki tüketiciler, ihracat yapılan ülkedeki tüketicilere göre aynı mal için daha fazla fiyat öderler. Böylece ithalatçı ülkenin tüketicileri yerli tüketicilere göre daha kazançlı çıkarlar. Ancak damping uygulaması ile ithalatçı ülkedeki üreticiler dezavantajlı konuma düşerler. Damping uygulamasının bir başka sonucu da damping uygulayanlar ithalatçı ülkede piyasayı ele geçirdikten sonra ürün fiyatlarını artırmalarıdır. Bu nedenlerle damping uygulamasının adil bir uygulama olmadığı ileri sürülür. (iii) Bebek sanayiler: Ticaretin serbest olması sonucu ithalat yolu ile ülkeye ithal malların gelmesi yeni kurulacak veya kurulmuş olan sanayilerin kurulup gelişmesini çok zorlaştırabilmektedir. Bebek sanayilerin olduğu durumda diğer ülkelerin damping yapmalarına da gerek yoktur. Çünkü bu tür sanayiler normal fiyatlarla bile belli bir büyüklüğe erişinceye kadar yabancılarla rekabet edemezler. Bunun nedeni büyük ölçüde bebek
263

sanayilerin kuruluş ve piyasada yer alma çabalarındaki maliyetlerden kaynaklanır. şte tüm bu gerekçelerle yeni kurulan sanayilerin olgunlaşıncaya kadar yabancı rakiplerinden korunmaları gerekçesiyle dış ticaretin kısıtlanmasının gerekli olduğu belirtilir. Ancak bebek endüstrilerin korunmasının, onların hiç büyümemelerine yol açma gibi bir riski de beraberinde getirmektedir. (iv) hracat sübvansiyonları: Bazı ülkeler çeşitli şekillerde kendi ihracatçılarını finanse ederler. Bu durumda ihracatçı firma sübvansiyondan kaynaklanan bir maliyet avantajına sahip olacaktır. Sübvanse edilmiş ürünlerle yerli üreticilerin rekabetleri güçleşeceğinden yerli üreticiler tarafından ticaretin kısıtlanması istenir. Gerçekten de böyle bir durumda ihracatçı firma adil olmayan bir şekilde rekabet üstünlüğü elde etmiş olmaktadır. hracat sübvansiyonlarının etkisi Şekil 13.4 yardımıyla incelenebilir. Görüldüğü gibi malın dünya fiyatından (Pw) tüketiciler Q3 kadar mal almakta ve Q3Q2 kadar dışsatım yapmaktadırlar. Şimdi hükümetin malın dışsatımını artırmak için sübvansiyon verdiğini kabul edelim. Böylece verilen sübvansiyon ile fiyat Ps olacaktır. Bu durumda Ps fiyatından mal dışsatımı

P Ps Pw

D 1 1 2

S 2

0

Qo

Q3

Q2

Q1

Q

Şekil 13.4. hracat Sübvansiyonlarının Etkisi yapan ihracatçı yurtiçinde Pw fiyatından mal satmak istemeyecektir. Bu nedenle üreticiler üretmiş oldukları Q1 kadar mal miktarından ancak Qo kadarını iç piyasada satarken kalan kısmı QoQ1 kadarını ihraç edeceklerdir.

264

Çünkü tüketiciler sübvansiyonlu fiyattan ancak Q0 kadar mal alabilmektedirler. Görüldüğü gibi ihracat sübvansiyonu yurt içi üretimi ve dışsatımı artırmaktadır. Bununla birlikte sübvansiyon uygulaması yurtiçi tüketimindeki daralma nedeni ile 1 nolu alan kadar tüketici rantında bir azalma gerçekleşmektedir. Diğer yandan yine sübvansiyon nedeni ile yurtiçi üretimin Q2’den Q1’e genişlemesiyle artan üretim nedeniyle 2 nolu alan kadar bir sosyal maliyet söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, ihracat sübvansiyonu yurtiçi üretimi ve dışsatımı artırmakta ancak sübvansiyonun bir sosyal maliyeti (1 ve 2 nolu alanların toplamı) olmaktadır. (v) ç istihdamın korunması: Ulusal güvenliğin dışında politik nedenlerle de dış ticarete getirilen kısıtlamalar bulunmaktadır. Uluslararası ticaret yolu ile ülkeye gelen ithal malların rekabeti nedeniyle yerli endüstrilerin satışlarında azalma meydana gelebilecektir. Bazen bazı ülkeler kendi üreticilerini sübvanse ederek dış piyasalarda onların rekabet gücünü artırırlar. Bu durumda da yine yerli üreticiler rekabet edemeyip piyasalardan çekilecekler ülkede o alanda çalışanlar işsiz kalacaktır. Bu gibi durumlarda işsizliği önlemek için serbest ticaretin kısıtlanması gerektiği ileri sürülmektedir. 13.1.6. Ticaretin Serbestleşmesi Uluslararası ticaretin serbestleşmesi yolunda ilk adım Amerika tarafından yürürlüğe konan 1934 tarihli “karşılıklı ticaret” anlaşmasıdır. Karşılıklı ticaret anlaşması 1947 yılında Amerika ve 22 ülkenin imzaladığı “Genel Tarife ve Ticaret Anlaşması (GATT)” ile genişletilmiştir. Daha sonra 100 yakın ülkenin katıldığı GATT anlaşması esas olarak; üye ülkelere eşit ve ayrıcalıksız muamele yapılması, çok yanlı görüşmelerle tarifelerin azaltılması ve ithalat kotalarının kaldırılmasını amaçlamıştır. Ancak GATT anlaşması ile amaçlanan tarife indirimlerinden zamanla sapmalar olmuş ve tarife dışı engellerle ülkelerin ticareti engelleme eğilimleri görülmüştür. Bu dönemde tarife dışı engellerden yaygın olarak uygulanan önlemler; ulusal ithalat kotaları, gönüllü ihracat kısıtlamaları, anti-damping ve telafi vergileri ile sağlık ve güvenlik standartları olarak sayılabilir. Ancak GATT tarife indirim görüşmeleri devam etmiştir. Söz konusu görüşmeler; 1947-1961 dönemi, Kennedy Turu (1944-1967), Tokyo Turu (1973-1979) ve Uruguay Turu (1986-1994) dönemleri olarak sürmüştür.

265

Uluslararası ticarette serbestleşme, Uruguay Round Anlaşmasından sonra en önemli gelişme Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’nün kurulmasıdır. Türkiye GATT anlaşmasını 1.1.1995’te imzalamıştır. GATT anlaşmasını imzalayan ülkeler geleneksel olarak kullandıkları ticareti engelleyici uygulamalara gitmeleri artık çok zorlaşmıştır. Bu nedenle GATT anlaşması ile uluslararası ticarette serbestleşme ve küreselleşmede önemli mesafe alınmıştır. Dünya ticaret örgütünün kurulması küreselleşme sürecinin en son halkasını oluşturmuştur. Uluslararası ticaretin serbestleşmesi yolunda diğer önemli adımlardan birisi de ekonomik birleşmelerdir. Ekonomik birleşmelerin en önemlisi 1958 yılında Almanya, Fransa, talya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg tarafından kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’dur. AET zamanla 15 ülkenin üye olduğu bir birlik haline gelmiş ve Avrupa Birliği (AB) adını almıştır. Türkiye 1987 yılında AB’ne tam üyelik başvurusunu yapmış ancak üyeliğe kabul edilmemiştir. Türkiye 1 Ocak 1996’dan itibaren gümrük birliğine girmiş ve 1999 yılında AB’ne aday ülke olarak kabul edilmiştir. GATT ve AB’nin dışında ticarette serbestleşme hareketleri çerçevesinde bazı ekonomik birleşme hareketleri de bulunmaktadır. Bu ekonomik birleşmeler; Tercihli Ticaret Anlaşmaları, Serbest Ticaret Bölgesi ve Gümrük Birliği anlaşmaları olarak sayılabilir.

13.2. Ödemeler Dengesi Ödemeler dengesi, bir ülkenin diğer ülkelerle yapmış olduğu tüm işlemlerin parasal değerinin açıklandığı bir tablo olarak tanımlanabilir. Uluslararası ekonomik ilişkilerin sistematik bir şekilde özetlendiği ödemeler dengesi genellikle bir yıllık zaman dilimi esas alınarak düzenlenir. Ülkeler arasında çok sayıda işlem bulunmaktadır. Dolayısıyla söz konusu bu işlemlerin hepsini göstermek çok zordur. Bu nedenle ödemeler dengesi tablosunda işlemler düzenlenirken tabloda yer alacak ekonomik işlemlerin sınıflandırması yapılır. Ödemeler dengesindeki işlemler ülkelere göre çeşitli şekillerde gösterilmektedir. Bununla beraber ödemeler dengesinde genellikle dört ana bölüm yer alır. Bu bölümler; cari işlemler, tek taraflı transferler, sermaye hareketleri ve rezerv hareketlerinden oluşur. Ödemeler dengesinde yer alan bu bölümler aşağıda kısaca özetlenmiştir.

266

(i) Cari işlemler: Cari işlemler ya da cari hesap, mal ve hizmet alım satımı ile ilgili tüm işlemleri kapsamaktadır. Bu nedenle cari işlemler bölümü ödemeler dengesinin en önemli bölümünü oluşturur. Cari hesap işlemleri kendi içerisinde dış ticaret ve hizmetler (görünmeyenler) alt bölümlerine ayrılır. Dış ticaret alt bölümü bir yıl içerisinde yapılan mallara ait dışsatım ve dışalım işlemlerini içerir. Böylece, bir ülkenin dışalım ve dışsatım değerleri karşılaştırılarak o ülkenin ticaret dengesi belirlenir. Eğer dışsatım ve dışalım arasındaki fark negatif ise ticaret açığı, fark pozitif ise ticaret fazlası var demektir. Hizmetler bölümü ise ulaştırma, turizm, sigortacılık, bankacılık gibi hizmetlerle uluslararası yatırımlardan elde edilen kârların veya borç faizlerinin transferleriyle ilgili işlemleri kapsar. (ii) Tek taraflı transferler: Karşılıksız transferler olarak da ifade edilen bu bölümde bir ülkede oturanlar ile yabancılar arasında karşılıksız olarak yapılan işlemler yer alır. Bağış ve yardımlar, savaş tazminatları ve yabancı ülkelerde çalışan işçilerin göndermiş oldukları havaleler karşılıksız transferlere örnek olarak verilebilir. (iii) Sermaye hesabı: Sermaye hesabı bir ülkeye sermaye giriş ve çıkışını gösterir. Dolayısıyla bir ülkeye sermaye girişi ve çıkışı arasındaki fark sermaye hesabı dengesini oluşturur. Sermaye hareketleri kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Eğer sermayenin gittiği ülkedeki kalış süresi bir yıl veya daha fazla ise uzun vadeli sermayedir. Yabancı bir ülkede taşınmaz mal ve hisse senedi satın alınması gibi işlemler uzun vadeli sermaye hesabına girer. Bir yıldan az vadeli borç ve alacak transferlerine ise kısa vadeli sermaye hareketleri adı verilir. Yabancı bankalara para yatırılması ve çekilmesi, yabancı ticari senetlerin ve hazine bonolarının alınıp satılması bu tür sermaye hareketlerine örnek olarak verilebilir. (iv) Dış Rezervler hesabı: Ödemeler dengesinin bu bölümü bir ülkenin dış rezervini oluşturan altın ve döviz stoklarında bir yıl içinde meydana gelen değişmeleri gösterir.
Ödemeler dengesindeki bu ana bölümlerin dışında bir de “Net hata ve unutmalar” kalemi bulunmaktadır. Çift kayıtlı muhasebe sistemi nedeniyle ödemeler dengesi her zaman denk olmalıdır. Bu denkliliği sağlamak için net hata ve unutmalar hesabı kullanılır.

13.3. Döviz Kuru ve Belirlenmesi Yabancı ülke paralarına döviz (kambiyo) denilmektedir. Farklı ülkelere ait paraların alınıp satıldığı piyasa “döviz piyasası” olarak ifade edilmektedir. şte bu piyasada paralar belli bir fiyattan alınıp satılırlar. Söz konusu bu fiyat döviz kurunu oluşturur. Daha açık bir ifadeyle döviz kuru
267

kısaca iki ulusal para birimi arasındaki değişim oranıdır. Buna göre döviz kuru bir ülke parasının başka bir ülke parası cinsinden fiyatıdır (örneğin 1$=1250000 TL olması gibi). Eğer döviz kuru iki para arasında uygulanıyorsa bu kura “düz kur” denilir. Ancak bir ulusal para ile önce yabancı ülke parası satın alınıp daha sonra o parayla da başka ülkelerin paraları satın alınırsa buna da “çapraz kur” denilmektedir. Örneğin, Türk lirasıyla önce euro, daha sonra da euro ile sterlin ve sterlinle de dolar alınması çapraz kura örnek olarak verilebilir. Döviz kurları genellikle döviz piyasasında döviz arz ve talebi tarafından belirlenmektedir. Döviz talebi, belli bir zaman süresi içerisinde talep edilen yabancı para miktarıdır. Yabancı para talebi; mal ithal etmek, seyahat etmek, yatırım yapmak ve spekülasyon için talep edilmektedir. thal malları satın alabilmek, seyahat yapılan yabancı ülkede ulaşım, otel, yiyecek ve satın alınmak istenilen diğer şeyler için mal dışalımının ve seyahatin yapıldığı ülkenin parası gereklidir. Yatırım yapmak açısından döviz kaynağı ise kişilerin ve firmaların yabancı bir ülkede bono, hisse senedi ve diğer varlıklara yatırım yapmalarından oluşur. Spekülasyon amacıyla döviz talebi dövizin ucuzken alınıp pahalı iken satmak isteğinden kaynaklanır. Döviz arzı, belirli bir sürede arz edilen yabancı para miktarıdır. Döviz arzına neden olan faktörler döviz talebi ile benzerlik gösterir. Ancak döviz arzının kaynaklarını yabancıların talepleri oluşturur. Dolayısıyla yabancıların Türkiye’den mal almak istemeleri, Türkiye’ye seyahat etmek istemeleri ve yatırım yapmak istemeleri döviz arzına neden olur. Ayrıca yabancılar Türkiye’de menkul kıymetler satın almak isteyebilirler. Tüm bunlar için TL’ye gereksinimleri vardır. Bu nedenlerle yabancılar TL karşılığında yabancı para arzında bulunurlar. Diğer yandan Türk girişimciler de yabancı ülkedeki yatırımlarından elde ettikleri kârları Türkiye’ye transfer etmek istediklerinde de yine yabancı para arzında bulunurlar. 13.3.1. Döviz Kuru Sistemleri Döviz kurları, genellikle döviz piyasasında döviz arzı ve talebince belirlenmektedir. Bu durumun nedeni günümüzde kağıt para sisteminin geçerli olmasından kaynaklanmaktadır. Kağıt para sisteminde sabit ve esnek kur sistemi olarak ifade edilen iki temel döviz kuru sistemi vardır. 13.3.1.1. Sabit Kur Sistemi Bu döviz sisteminde merkez bankasının döviz piyasasına müdahalesi ile döviz kurlarında istikrar sağlanmaya çalışılır. Merkez bankası dövizi

268

sabit tutmak için döviz piyasasında duruma göre alıcı veya satıcı konumuna geçer. Yani döviz kurları yükselme eğilimi gösterdiğinde merkez bankası piyasaya döviz sürer. Tersi durumda, yani döviz kurları düşme eğilimine girdiğinde de merkez bankası piyasadan döviz satın alır. Ancak merkez bankasının bu işlevini yapabilmesi için elinde yeteri kadar altın ve yabancı döviz stokunun olması gerekir. Diğer yandan bir ülkenin döviz kurlarının sabit tutulabilmesi için ülkenin ödemeler dengesinin sürekli olarak açık veren bir yapı göstermemesi gerekir. Çünkü eğer ödemeler dengesi sürekli açık veriyorsa söz konusu ülkenin döviz rezervi belli bir süre sonra tükenebilecektir. Böyle bir gelişme ise döviz alım ve satımındaki serbestliğin kaldırılıp döviz kontrol sistemine geçilmesi anlamına gelmektedir. 13.3.1.2. Esnek Kur Sistemi Ulusal para fiyatının tamamen arz ve talep koşullarına bağlı olarak değiştiği sisteme esnek kur sistemi denilmektedir. Ancak esnek kur sisteminde bazen döviz kurlarının arz ve talep koşullarına göre dalgalanmasına izin verilmez. Merkez bankası, döviz kurları aşırı bir şekilde dalgalandığında dövize müdahalede bulunur. Esnek kur sisteminde döviz kurundaki dalgalanmalara müdahale edilmesi durumuna kontrollü dalgalanma denilmektedir. Türkiye, IMF ile yapmış olduğu 17. stand-by anlaşması çerçevesinde 2000 yılı başından itibaren sabit kur sistemi uygulamış ancak izlenen ekonomik programın başarısızlığa uğraması nedeniyle 21 Şubat 2001’de esnek kur sistemine dönmüştür. 13.3.2. Denge Döviz Kurunda Değişmeler Denge döviz kurundaki değişme, döviz arzı ve talebinde veya her ikisinde meydana gelen değişmelerden kaynaklanır. Bir paranın değeri yabancı paralara oranla artarsa o para değer kazanır, tersi durumda ise değer kaybeder. Bu kapsamda ulusal bir paranın değer kazanması yabancı paraların daha ucuz hale gelmesi anlamına gelir. Benzer şekilde ulusal paranın değer kaybetmesinde ise yabancı paralar daha pahalı hale gelir. Denge döviz kurundaki değişmelerin nedenleri çok değişik olmakla birlikte bunların en önemlileri şu şekilde sıralanabilir: (i) Nispi gelir farklılıkları: Bir ülkede (A) gelirler diğer ülkeye (B) oranla daha hızlı artarsa, geliri artan ülkedeki tüketiciler daha fazla harcamada
269

bulunacaklardır. Bu durumda geliri daha az artan ülkenin mallarına dolayısıyla parasına olan talep artar ve o ülkenin (B) parası değer kazanır. (ii) Nispi fiyat farklılıkları: Bir ülkede iç piyasa fiyatları, diğer ülkeye oranla hızlı bir şekilde artarsa bu durumda fiyat artışının daha az olduğu ülkenin mallarına talep artar. Mala olan talep artışı o ülkenin parasına olan talebi artıracağı için de söz konusu ülkenin parası değer kazanacaktır. (iii) Faiz oranı farklılıkları: Bir ülkede faiz oranları diğer ülkeye göre daha yüksek ise faiz oranı düşük olan ülkenin vatandaşları tasarruflarını faiz oranı yüksek olan ülkede değerlendireceklerdir. Bu durum faiz oranı yüksek olan ülkenin parasının değer kazanmasına yol açacaktır. (iv) Spekülatif faaliyetler: Anımsanacağı gibi spekülatif faaliyet bir malı ucuz iken alıp pahalı hale gelince satma isteğinden doğmaktadır. şte spekülatörler bir ülkenin parasının değer kazanacağı beklentisi içine girip o ülkenin parasını satın almaya başlarlar. Bu şekildeki davranış söz konusu ülkenin parasının değerini artıracaktır.

270

KAYNAKLAR Açıl, A. F., 1984. Ekonomi I (Genel Ekonomi). A.Ü. Ziraat Fakültesi, Yayın No: 898, Ders Kitabı No: 249, Ankara. Alkin, E., 1979. Fiyat Teorisi. .Ü. ktisat Fakültesi, Yayın No: 379, stanbul. Bennet, P., Burningham, D., Cave, D., Herbert, D., 1981. Understanding Economics. Teach Yourself Books, Hodder and Stoughton, London. Bilas, R. A., 1983. Microeconomic Theory. Mc Graw-Hill International Book Company, Boston. Branson, W. H., 1995. Makro ktisat Teorisi ve Politikası (II. Baskı, Çeviren brahim Kanyılmaz). Alfa Basım Yayım Dağıtım, stanbul. Cinemre, H. A., 1999. Mikro Ekonomi (III. Baskı). O.M.Ü. Ziraat Fakültesi, Ders Kitabı No:19, Samsun. Colman, D., Young, T., 1989. Principles of Agricultural Economics. Markets and Prices in Less Developed Countries, Cambridge University Press, Cambridge. Çıkın, A., Konak, K., 1992. Mikro Ekonomi. E.Ü. Ziraat Fakültesi, Ofset Basımevi, Bornova/ zmir. Çolak, Ö. F (editör), 1996. ktisadın lkeleri. Alkım Kitapçılık Yayıncılık, Ankara. Demir, Ö., Acar, M., 1996. Sosyal Bilimler Sözlüğü. Vadi Yayınları, Ankara. D E., 1987. Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi Sonuçları, Gelir Dağılımı. Devlet statistik Enstitüsü, Yayın No: 1441, Ankara. D E., 1998. Türkiye statistiksel Yıllığı, 1998. Devlet statistik Enstitüsü, Ankara. D E., 2001. Devlet statistik Enstitüsü, nternet Web Sayfası (http://www.die.gov.tr) Dinler, Z., 1979. Mikroekonomik Analize Giriş. Bursa ktisadi ve Ticari limler Akademisi Yayınları, Bursa. Divitçioğlu, S., 1974. Mikro ktisat. .Ü. ktisat Fakültesi Yayınları, stanbul. DPT., 1997. Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-1998). Devlet Planlama Teşkilatı, Ankara. DPT., 2001a. Devlet Planlama Teşkilatı, nternet Web Sayfası (http://ekutup.dpt.gov.tr/teg/2001/06/teg.html). DPT., 2001b. Devlet Planlama Teşkilatı, nternet Web Sayfası (http://www.hazine.gov.tr/stat/egosterge/Tablo-33.htm). Gökdere, A., 1985. Bankacılar çin Ekonomi Bilgisi (III. Baskı). Olgaç Matbaası, Ankara. Gürgen, Y., 1997. Genel Ekonomi. Ç.Ü. Ziraat Fakültesi, Genel Yayın No: 162, Ders Kitapları Yayın No: 51, Adana. Hançerlioğlu, O., 1977. Ekonomi Sözlüğü. Remzi Kitabevi Yayınları, stanbul. nan, . H., 1998. Temel Ekonomi (III. Baskı). Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Tekirdağ.

271

Karkacıer, O., 1999. Genel Ekonomi ( ktisada Giriş). G.Ü. Ziraat Fakültesi, Yayın No: 6, Ders Notları No: 1, Tokat. Koutsoyiannis, A., 1987. Modern Mikroiktisat (Çeviren: Muzaffer Sarımeşeli). Teori Yayınları, Kızılay, Ankara. Laidler, D., Estrin, S., 1989. Introduction to Microeconomics (Third Edition). Cambridge University Press, Cambridge. Lipsey, R. G., Steiner, P. O., Purvis, D. D., Courant, P., 1990. Microeconomics (Ninth Edition). Harper Collins Publishers, New York. Lipsey, R. G., Harbury, C., 1992. First Principles of Economics (Second Edition). Weidenfeld and Nicolson, London. Lobley, D., 1995. Ekonomi. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Özgün Matbaacılık, Ankara. Manisalı, E., 1996. ktisada Giriş. Der Yayınları No:136, stanbul. Mansfield, E., 1985. Microeocnomics. Theory & Applications W.W. Norton Company Inc., New York. Nicholson, W., 1998. Microeconomic Theory. The Dryden Press, New York. Özdemir, H., 1988. Tüketim ve Üretim Teorisi. Bilgehan Basımevi, Bornova/ zmir. Özdemir, Z., 1997. Mikro ktisadi Analiz. Der Yayınları, stanbul. Özgüven, A., 1983. ktisat Bilimine Giriş (V. Baskı). Filiz Kitabevi, stanbul. Parasız, ., 1994. Mikroekonomi-Modern Mikroekonomik Analize Giriş (V. Baskı). Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa. Parasız, ., 1998. ktisada Giriş-Prensipler ve Politika (V. Baskı). Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa. Peterson, W. L., 1971. Principles of Economics, Micro. Richard D. Irwin Inc., Homewood, Illinois. Rehber, E., 1995. Ekonomi (III.Baskı). U.Ü. Ziraat Fakültesi, Ders Notları No: 21, Bursa. Ryan, W. J. L., 1964. Price Theory. London Macmillan & Co Ltd, London. Sağlam, D., Öçal, T., 1977. Mikroekonomik Analiz-Ekonomiye Giriş ve Fiyat Teorisi. Kalite Matbaası, Ankara. Speight, H., 1969. Economics-The Science of Prices and Incomes. Methuen & Co Ltd., London. Şahin, H., 1999. Mikro ktisat (II. Baskı). Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa. T.C. Merkez Bankası, 2001. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası nternet Web Sayfası (http://www.tcmb.gov.tr) Türkay, O., 1993. Mikroiktisat Teorisi. Adım Yayıncılık Ltd. Şti., Ankara.

272

Türkay, O., 1995. ktisat Teorisine Giriş. Mikroiktisat (X. Baskı), maj Yayınevi, Ankara. Urvey, R., 1971. Demand & Supply George Allen & Unwin Ltd., London. Ülken, Y., 1982. Fiyat Teorisi. Mal Piyasası, Cilt:1, Çağlayan Basımevi, stanbul. Üstünel, B., 1990. Makroekonomi (V. Baskı). Mısırlı Matbaacılık, stanbul. Üstünel, B., 1994. Ekonominin Temelleri (VI. Baskı). Ofset Baskı, Antalya. Varian, H. R., 1993. Intermediate Microeconomics. A Modern Approach (Third Edition), W.W. Norton & Company, New York-London.

273

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->