P. 1
TürkDilindeMeronimi

TürkDilindeMeronimi

|Views: 553|Likes:
Yayınlayan: pervane1

More info:

Published by: pervane1 on Nov 24, 2010
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/06/2015

pdf

text

original

T.C.

ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Nicolai TUFAR

Ankara - 2010

T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Nicolai TUFAR

Tez Danışmanı Prof. Dr. Melek ERDEM

Ankara - 2010

T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Tez Danışmanı:

Prof. Dr. Melek ERDEM

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı Đmzası

................................................... ................................................... ................................................... ................................................... ................................................... ...................................................

............................... ............................... ............................... ............................... ............................... ...............................

Tez Sınavı Tarihi ...................................................

ÖN SÖZ

Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu, sadece dille ilişkili değil, psikoloji ve mantık bilimleriyle de ilişkili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Meronimi nedir? Parça-bütün ilişkisi nedir? Düşünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konuşmacı ve dinleyicinin zihninde bir yapı oluşturmuyor? gibi psikolojik sorular doğuran meroniminin, Aristo’dan başlayarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu olduğu, yapısal anlam bilimi üzerine yapılmış çalışmalardan anlaşılmaktadır (Iris 1988, Lyons 1977, Chaffin 1992, vb.). Ancak tarihsel ve modern Türk dili alanında Türk konuşuruna yönelik olarak, daha önce anlam bilimi, psikoloji, mantık üçgeni içerisinde, dil davranışını ve kavram hiyerarşisini tespit eden böyle bir meronimi çalışması bulunmamaktadır. Böylece disiplinler arası bir terim olan meronimiyi tarihsel ve modern Türk dili alanında ele almayı amaçladık. Gerçekte meronimi sadece Türk dilinde değil, diğer yabancı dillerde de ihmal edilmiş bir konudur. Semantik bilimciler alt anlamlılık (hiponymy), parça-bütün ilişkisi, alt kavramlılık, üst kavramlılık gibi anlam ilişkileri içinde en az üzerinde durulan konunun meronimi olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir. Türk Dilinde meronimi özellikle sözsel bir kavram alanı için söz konusu olabilir. Ancak, temel söz varlığı içinde yer alan ve eski metinlerden günümüze bir çok kaynakta yer yer anlam olaylarına maruz kalarak gelen organ adları meronimik ilişkilerin en dikkat çekici şekilde görüldüğü bir kavram alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada organ adları ile ilgili olarak, genel Türk dilinin söz varlığında yer alan isim ve fiil kelime türlerinde parça-bütün ilişkisi içinde bulunan unsurların, ilgili
i

eserler taranarak saptanması, bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ilişkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, dil sisteminin incelenmesinden çok “dil davranışı teorisi” ile ilgili bir kavram olduğu ifade edilen meronimler üzerine yapılacak inceleme sonucunda “Türk dilinin davranış teorisi”nin geliştirilmesi de hedefler arasındadır. Meronimik ilişkilerin daha rahat görülebilmesi açısından Tarihsel ve modern metinlerde tespit edilen organ adlarının nasıl bir sıra ile ele alınacağı bir sorun teşkil etmekle birlikte tarihsel açıdan muhtemel ses değişmelerinin de söz konusu

olabildiklerinden dolayı kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmüştür. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmiştir. Taranan kaynaklar edebiyat, tarih ve tıp konusunda metinlerdir. Rastlanılan organ terimleri arasında dış organ sayısı, iç organlara nazaran çok daha yüksektir. Günlük hayatta görebileceğimiz kol, el, bacak, ayak, baş, yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok karşımıza çıkmaktadır. Đç organlar, daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. Eldeki çalışmada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri içinde eş zamanlı olarak değerlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam değişimleri söz konusu edildiğinde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmuştur. Tezin Giriş bölümünde; meronimlerin incelenmesinde izlenen metodoloji ve tarama sırasında faydalanılan eserlerin bibliyografik künyeleri ile listesi verilmiştir. Birinci bölümde; önce meronimi kavramı değerlendirilmiş, ilgili çalışmalara ve yaklaşımlara yer verilmiş, bilim adamlarının ortaya koydukları tasnif denemeleri
ii

incelenmiş ve Türk Diline uygun olacağına inanılan bir tasnif ortaya konulmuştur. Ayrıca meronimlerin geçişli olabilmeleri ve bölünürlüğü gibi konulara da geniş yer verilmiştir. Yine bu bölümde, ayrıca meronimi ve parça-bütün ile arasındaki benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir. Birinci bölümde tasnifler değerlendirilirken Đris, Chaffin ve Vossen

tasniflerinden geniş olarak söz edilmekle birlikte eldeki çalışmanın genelinde meroniminin tek ve bölünmez bir olgu olmadığını, ayrı ayrı ilişki gruplarından meydana geldiğini savunan Đris tasnifi, meronimiye psikoloji bilimi açısından yaklaşan Chaffin, ve Eurwordnet bilgisayar semantik sisteminde meronimi

göstermek amaçlı bir tasnif ortaya koyan Vossen’in tasniflerinin Türk diline uygun bir sentezi yapılmıştır. Đkinci bölümde; tarihsel ve modern Türk dili alanından taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adları kavramsal bir tasnif içinde örnekleriyle yer almış, etimolojik değerlendirmeleri, kullanım alanları ve türevleri, anlam olayları ve meronimi içindeki konumları bakımından ayrı ayrı incelenmiştir. Tezin genel amacının meronimi hiyerarşisi açısından kavramların ve kullanım alanlarının tespiti olduğundan, bu bölümde, ayrıntılı bir etimolojik değerlendirmeye gidilmemiştir. Üçüncü bölümünde ise; ikinci bölümde tarihî ve modern alandan tespit edilen şekilleri ile yer alan organ adlarının özellikle meronimi açısından holonim ve meronim olmalarına göre diğer kavram alanları içindeki yerleri de göz önüne alınarak incelemesi yapılmıştır. Bu bölümde yine organ adlarının meronimik ilişkilerine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu şekilde tarihî ve modern Türk lehçelerinde meronimik ilişkiler incelenerek şema ve tablolarla gösterilmeye çalışılmıştır.
iii

Eldeki bu çalışma genel olarak Türk Dili alanında insan vücudundaki organ adları ile ilgili olarak bir hiyerarşi tespitinin yanı sıra bu konudaki bakış açılarının tarihî ve modern alandaki değişmelerinin ve organ adlarının anlam çerçevelerinin tespiti, metaforik ve metonimik ilgiler ile lehçeler arasındaki bağ ve dil psikolojisi, dil davranışını belirlenmesi ve anlatım yolu özelliklerinin tespiti açılarından elde edilen verilerle ilgili olarak Türk Dilinin bilgisayar dil bilimi içerisinde de incelenmesine büyük imkan sağlayacaktır. Đnsanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olan WordNet için de bir dilin söz varlığının hiyerarşik bir yapı içine yerleştirilmesi söz konusudur. Bu kavramların düzenlenmesi açısından meronimler de bu hiyerarşik düzen içinde parça – bütün ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. Türk Dilinin bu yapısının tespiti bilgisayar dil bilimi açısından da büyük önem kazanmaktadır. Çalışma boyunca karşılaştığım sorunları çözmede yardımını esirgemeyen Prof. Dr. Melek ERDEM’e, çalışmamıza yön ve ilham veren değerli Hocamız Prof. Dr. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER’e, kaynak bulmakta önemli yardımda bulunan sayın Hocamız Prof. Dr. Önal KAYA’ya, tez çalışmamızda katkıda bulunan Dr. Maria STAMOVA TUFAR’a, tez düzenlemesinde tavsiyelerde bulunan Dr. Selcan SAĞLIK’a şükran borcumu bilhassa ifade etmek isterim.

Nicolai Tufar Ankara 2010

iv

Đ ç ind ek i l er ÖN SÖZ .......................................................................................................................... i Đçindekiler .................................................................................................................... v 0. Giriş ......................................................................................................................... xi 0.1 Konu .................................................................................................................. xi 0.2 Konu Külliyatı (Corpus) ................................................................................... xii 0.3 Metot ................................................................................................................. xv Kısaltmalar ............................................................................................................... xvii 1. Bölüm: Meronimi Kavramı, Bakış ve Yaklaşımlar .............................................. 1

1.1. Meronimi Kavramı ............................................................................................ 1 1.2. Meronimi ve Parça-Bütün Đlişkisi ...................................................................... 3 1.3. Meronimi Kavramının Bölünürlüğü .................................................................. 6 1.4. Meronimi Kavramının Geçişliliği...................................................................... 7 1.5. Meronimi ve Gramer Birimleri ........................................................................ 11 1.6. Meronim Tasnifleri .......................................................................................... 12 2. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları ..................................................................... 25

2.1. Baş Kısmındaki Organlar .................................................................................... 25 2.1.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAŞ ............................................................. 25 2.1.1.1. *balç .......................................................................................................... 25 2.1.2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEYĐN ......................................................... 34 2.1.2.1. *beyŋ .......................................................................................................... 34 2.1.3. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ ............................................................. 40 2.1.3.1. *kılk............................................................................................................ 40 2.1.3.2. *saç ............................................................................................................ 43 2.1.3.3. *tü:k ........................................................................................................... 47 2.1.4. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN ........................................................... 51 2.1.4.1. *a:lın .......................................................................................................... 51 2.1.4.2. *ka:m/pak .................................................................................................. 54 2.1.5. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK ........................................................ 58 2.1.5.1. *kulγak ....................................................................................................... 58

v

2.1.6. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ ............................................................ 63 2.1.6.1. *yü:z ........................................................................................................... 63 2.1.6.2. *bät ............................................................................................................ 71 2.1.6.3. *bäŋiz ......................................................................................................... 73 2.1.7. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ ............................................................ 76 2.1.7.1. *görs > *göz .............................................................................................. 76 2.1.8. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KAŞ ............................................................ 86 2.1.8.1. *ka:ş ........................................................................................................... 86 2.1.9. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK ........................................................ 91 2.1.9.1. *kirpik ........................................................................................................ 91 2.1.10. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN ...................................................... 95 2.1.10.1. burun ........................................................................................................ 95 2.1.11. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK ................................................... 100 2.1.11.1. *eiŋ, *eŋek ............................................................................................. 100 2.1.11.2. *yayŋak .................................................................................................. 102 2.1.12. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE....................................................... 107 2.1.12.1. *çäŋä ...................................................................................................... 107 2.1.13. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AĞIZ ....................................................... 112 2.1.13.1. *aγız ....................................................................................................... 112 2.1.13.2. *aburt ..................................................................................................... 119 2.1.14. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK ................................................... 122 2.1.14.1. *du:dak .................................................................................................. 122 2.1.14.2. *erin ....................................................................................................... 125 2.1.15. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL ......................................................... 128 2.1.15.1. *dilk ....................................................................................................... 128 2.1.16. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiŞ .......................................................... 136 2.1.16.1. *di:ş ....................................................................................................... 136 2.1.16.2. *azıγ ....................................................................................................... 141 2.1.17. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK ................................................... 144 2.1.17.1. *damγak ................................................................................................. 144 2.2 Beden Kısmındaki Organlar ............................................................................... 148 2.2.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOĞAZ ...................................................... 148

vi

............. 168 2................................................ 196 2...................... 177 2.4...................................................................7................................. 174 2..... *kol .. 216 2... *a:ya .................................................2........... *bokurdak .. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK .................3.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE ........... 160 2...........2.........2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK ...2........ 172 2.......2.... *parŋak ...............................................2.......................................................................... 148 2........................6....... *älg ....... 157 2...................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ ...........1.... *yelkä ..... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN..............................2................................................................................................2........2.............................................. 210 2...................2......8... *boγaz .................. *ägn ..........1......... 154 2...................... *çĆkn .....9....2............................. 160 2..........2...... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK ........ 181 2.......3......................11....................................2............................................ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL ..................... 212 2...............2............. *äiŋsä .....1......................... *omuz . 165 2..........2..4.....2.........8............1......... 198 2...............................................2...................10................................................2..............................................1........................3......1........................... *bilek.............................................2......2....2...... 198 2.3....5..................................9...........1....2....................................................1....2...................2........ *bo:yn ......................................................2......11..................2.....1.............................................................................3...5...............................................................2............................................................... 218 vii .........2.........7. 184 2........................... 192 2..2................ 202 2............................ 172 2......... *kekirtek ....................................1..............1.......2.......3.. *kar .4...................1....2..........10............................3.......... 189 2............................. 202 2........................2.................6........................................4.2.............................................10..........7....................2............. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA ......... *öŋeç/öŋüç ...... 184 2................2.......6..4..1............11................................................. *yagrın ............. 156 2..........1.............. *tirs(γ)ek ........................................................... 181 2......2.................................................................................. 166 2........ 216 2........................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DĐRSEK ................2.................................................. *çaykan .........1..........2........ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL ................ *sügsün ....................... *ärŋek .................. *aδγu-t/ç............................2......2........... 165 2..................... 192 2......... 210 2....................2...............................................................................................2..

............2.......................................................................1..............................................1..... 269 2................................................................ 248 2.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT ..........1...2.......2........................2................................................................................................ 255 2...................................................................................................3..................2.......2........22......................18............. *tö:ş .19............ *uδluk.................. 278 2....13............ *arka .. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EĞE .. 252 2.............15.. 256 2..18.... 284 viii ..........................................2. *bu:t ............... *boδ .................................2........................................ bacak ..............................2...............18................. 232 2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ ................................................2......................2......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN ...2..................................1.............................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM .................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK ............. *ömgen ..........................12. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK ...........18..........1.... 229 2................. *dırŋak ...18....... 258 2............ 275 2......................2............................ 229 2.............................................22.......... *sıynak .................. 265 2.......2.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA .................................2....... 269 2......20...... 241 2..........3............ 241 2........... *köŋül......... 272 2.23........................................2......... 275 2..... 263 2............2..........................................................................................21.... 236 2..................14............... 252 2... *sıyn.....................2........22............................................................................2....3............. 245 2..............................................2.........................................................................2......15...... *bıkın ..........22................ 248 2..18....................13............ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA .2................................16.2....2....2..... *gö:küz . 232 2........................................... 224 2.12............. 272 2.5...................................1....2........................... *sırt . *oŋurtka .....1.....17...............2.............. *gebde .....2......15.2..................... 278 2...........2.............2.................1.......2.........................21.........19................. *bogum .............16............ 255 2...........1................1......................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT..............2.............................. 238 2...........................14.................2........................................................... *be:lk ....2....................................................14............. *eyegü ............................. *sa:n ........................................................17..1........... 281 2........ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖĞÜS ..................................20......................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL ........ 224 2...............2.................... *kökrek ..................................................................4.... 282 2................................14...........2..........

.. 302 2.......................................................1.....7......................2...............26.................. 322 2................1......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK ......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK ................ 288 2.....1.................................................. *bagır .....................3.1.................9...3. *öbke .....3... *baltır ..............3......... 298 2................ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK ....................... 338 2.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN ...........................3.1.....................2.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAĞIRSAK......................... *topuk ..........................................................................................4 Genel Organlar ......................................3.............. *kurugsak ....23.........8............. 328 2..2..... 307 2..........................2....................................................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKCĐĞER ......... 288 2..................2.....3...................................................... 284 2......4.3....................................................... 307 2..................3... 325 2....................... *aδak ......................................................... 291 2............................... 317 2... 325 2..................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK .........2................. *karım ............................. *ta:pan ......................1.............................1................... 298 2.................................................................................... *bögüz-ek > *bögsek..........................2.............................................2........ *tuyzke ... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK ........2.................................................1.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARACĐĞER ...............4.3.......1.....3........................1.........2.3........... *bögür.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE . *gö:pek ......................... *ki:n ..........................2............................................ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN .................................3 Đç Organlar ...........1.... 335 2.....26.............3........................ 328 2.........................................................6...........5..27......................... 340 2.........................24............. 305 2.................................1.................7......... 314 2...3.................6.24...3...... 332 2.3............5......................4....... *bagırsuk . 335 2.......3...... 307 2..........................27................1........................... 338 2.................................3.....1........... 291 2.... 343 2............. 302 2... *d(i)a:l-ak ................2............8......................25............3......... 322 2.......9...................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR ................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK ....................................................................... 317 2.........................27.1..................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP...2................................... 332 2.........1............25....1...................3......... 343 ix ..................3.............................. *bögrek .........2................. *bagırsak...........9.2....... *ögçe ............. *yürek ............................................................................................ 314 2.................................................

............................................. *siŋir ...............................1...........................................................................................................................3.....1............3...................................... 358 2.................... *simgök > *siŋök ................. 353 2................................1...1................................2......................................... 361 3........... 343 2..1......................... 350 2..................................................3. 363 3...................................3 Grup : Öğe .............4.....................................................................2...........................5 Alan : Mekân ............... 374 3................ Bölüm: Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Đlişkileri ........................................................ 411 Kaynaklar .......... 350 2.......... 369 3....................... 416 Türkçe Özet .........4................ 346 2...................................................4.............................................. 372 3................................................................................... 423 Đngilizce Özet ..................4......................2 Bütün : Kesit ....................................................4...........4..... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR............. *teri ........ 358 3.................................................1.....4..1.................1........4..................... 371 3......... *kemük ............ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi ........................................................................ 353 2............4......4.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR ........ Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçişliliği.....................1..................4 Nesne : Madde ........2........... 361 3...............1 Nesne : Parça ............ Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik Đlişkileri .1 Meronimi Türlerine Göre Tasnif ...................................................... 381 Sonuç .......................................... 379 3....................2..........................2............. *damor ........................... 423 x .............................................................................1........................................................1...........................

Chaffin 1992. üst kavram gibi anlam ilişkileri konularının az incelenmiş olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir. Aristo’dan başlayarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu olduğu. yapısal anlam bilimi üzerine yapılmış çalışmalardan anlaşılmaktadır (Iris 1988. Murphy 2003) .1 Konu Eldeki çalışmanın konusunu tarihsel ve modern Türk dili alanında organ adları ile ilgili meronim ilişkilerinin tespiti ve bunların incelenmesi oluşturmaktadır. sadece dille ilişkili değil. Meronimi terimi ilk olarak Stanislaw Lisnewski’nin dil bilimiyle ilgili olmayan matematik ve metafizik çalışmasında ortaya konulmuştur. Giriş 0.0. Meronimi nedir? Parça-bütün ilişkisi nedir? Düşünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konuşmacı ve dinleyicinin zihninde bir yapı oluşturmamaktadır? gibi psikolojik sorular doğuran meroniminin. Bu çalışmada özellikle yapısal semantik ve sözcük dil bilimi çalışmalarında yer alan yöntemler üzerinde durulmuştur. psikoloji ve mantık bilimleriyle de ilişkili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Anlam bilimciler alt anlamlık (hiponym). alt kavram. parça-bütün mantıksal ilişkisinin sözcük bilimindeki karşılığı olarak kabul etmişlerdir. parça-bütün ilişkisi. Lyons 1977. xi . Gerçekte meronimi konusu birçok yabancı dilde de ihmal edilmiş bir konudur. Dil bilimciler meronimi terimini benimseyerek. Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu.

Röhrborn’un Uigurisches Wörterbuch. von Gabain’in Eski Türkçenin Grameri (Ankara 1988). Bu çalışmada genel Türk dilinin söz varlığında yer alan insan organ adlarının parça-bütün ilişkisi içinde bulunan unsurların. Bu açıdan eldeki çalışma Türk dilinin Söz Ağı (Word Net) modeline sağlayacağı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir. Fransızca. Đspanyolca gibi diller için WordNet modelleri geliştirilmektedir. Türk dili için de Word Net modeli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. A. bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ilişkilerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. WordNet insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilir. dil sisteminin incelenmesinin yanı sıra “Türk dilinin davranış teorisi”nin geliştirilmesi de amaçlar arasındadır. mevcut sözlükler ve ilgili metinler taranarak saptanması. Vedat xii .G. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. Sprachmaterial Der Vorislamischen Yürkischen Texte Aus Zentralasien.Günümüzde Almanca. Hüseyin Namık Orkun’un Eski Türk Yazıtları (Ankara 1987). Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlığını hiyerarşik bir yapı içine yerleştirir ve düzen verir. Clauson’un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish (Oxford 1972).2 Konu Külliyatı (Corpus) Tezde Türk Runik harfli metinler için insan organ adlarını gösteren terimleri tespit etmede faydalanılan kaynakların başında Eski Türkçe dönemi için S. Meronimler de bu hiyerarşik / hiponimik düzen içinde tür ilişkisinden ziyade parça ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. Thomsen’in Orhon Yazıtları Araştırmaları (Çev. 0. K. Buna ek olarak. Lieferung 1-4 (Wiesbaden 1977).

Berlin. Türkischer Wortindex zu Codex Cumanicus (Kopenhagen 1942). Türkische Turfan Texte V (Berlin 1931) adlı eserlerden faydalanılmıştır.Dankoff ve J. The Book of Omens (Wiesbaden 1993) adlı eserleri esas alınmıştır. III Dizin-Sözlük (Ankara 1998). Komanisches Wörterbuch. Önler’in hazırladığı Đshâk bin Murâd. Maniheist Türk çevresi metinleri için Clauson’un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Aysu Ata’nın hazırladığı Nehcü’l-Feradis. M. (Ankara 1997). R. Talat Tekin’in Orhon Yazıtları (Ankara 1988). Irk Bitig. IV. Mahmūd al-Kāšāarī's Dīvān Luāāti't-Turk. Recep xiii . Tıpkıbasım. Janos Eckmann. Canpolat ve Z. Harezm Türkçesi metinleri için Nuri Yüce’nin Mukaddimetü’lEdeb: Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks (Ankara 1993). Cilt. I Metin. Semih Tezcan ve Hamza Zülfikar’ın hazırladığı Mahmut b. 1975) adlı çalışmalarından faydalanılmıştır. Buddhist Türk çevresi metinleri için A. R. I-II-III (Harward University Pres 1982-1984-1985). II Tıpkıbasım (Ankara 1995). Arat’ın. Kısasü'l-Enbiya. (Oxford 1972) ve Peter Zieme’nin Manichäisch-türkische Texte (Berliner Turfan-Texte V. Kutadgu Bilig II-Çeviri (Ankara 1974). Aysu Ata’nın Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi. Edviye-i Müfrede (Ankara 2007) adlı çalışmalardan faydalanılmıştır. Karahanlı Türkçesi metinleri için R. Kutadgu Bilig III-Đndeks (Ankara 1979). Eski Kıpçak Türkçesi için K. Ankara 2002). Kutadgu Bilig I-Metin (Ankara 1979). Bang’ın Türkische Turfan Texte I (Berlin 1929). Ali.Köken. Besim Atalay’ın Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi. Đslami Türk çevresinde. Kelly’in Dīvān Luāāti'tTürk. Türkische Turfan Texte III (Berlin 1930). Giriş-Metin. Türkische Turfan Texte II (Berlin 1929).Gronbech’in. Nehcü’l-Feradis. Von Gabain ve W. (Ankara 1992). Türkische Turfan Texte IV (Berlin 1930).

Kitāb al-Đdrāk li-lisān al-Atrāk (Đstanbul 1931). Ä. A. A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan. E. baskı (Ankara 1993). B. Hanifi Vural. A. A. VIII c. K. Giriş-Metin-Faksimile. c. 2. Pokrovskaya. 4. (Ankara 1992). Batı Türkçesi metinleri için M. Oruçov’un redaktörlüğünü yaptığı Azerbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. Memluk Kıpçak Türk çevresi için Ahmet Caferoğlu’nun hazırladığı Abu Hayyan. Gagauz Türkçesi için G. M.Toparlı. Tukan’ın hazırladıkları Gagausko-Russko-Moldavskiy Slovar (Moskova 1973)..Önler’in hazırladıkları. Gaydarci. Müntahab-ı Şifâ (Ankara 1990). Modern Türk dili alanı için özellikle Güney batı (Oğuz) Türk lehçeleri alanında Türkiye Türkçesi için Türkçe Sözlük II c. Mammedov. Rusçaxiv . Hamzayev’in Türkmen Diliniŋ Sözlügi (Aşgabat 1962). Đndeks-Gramer (Ankara 1997) adlı eserlerinden yararlanılmış ve ayrıca XIII. 9. H. Mihail Ciachir’ın Pazarların Sabah Evangeliyası (Chişinau 1910). L. Recep Karaatlı’nın Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. (Ankara 2003). Petr Çebotar’ın Kısa Gagauzca-Rusça Laflık (Komrat 1992). Koltsa. (London 1960). Đ. Baskı (Ankara 1998) ve Derleme Sözlüğü. Clauson’un Sanglax. Cerahiyyetü'l-Haniyye (Ankara 1992). D. Muharrem Ergin’in Dede Korkut Kitabı I. 2. Zafer Önler’in Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa). Türkmen Türkçesi için M. (1965-88 Ankara) de esas alınmıştır. Canpolat ve Z. Y. Edviye-i Müfrede (Ankara 2007). yayınlanmamış doktora tezi. Đshâk bin Murâd. Häkimov’un Halgımızın Deyimläri ve Duyumları (Bakı 1986). (Bakı 1966-1980-1983-1987).Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü. Azerbaycan Türkçesi için Ä. Maria Stamova’nın Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses Bilgisi.. Dede Korkut Kitabı II. Đlter Uzel’in hazırladığı Şerefeddin Sabuncuoğlu. Doğu Türkçesi metinleri için G. baskı. P. Tanasoglu’nun Uzun Kervan adlı romanı (Chisinau 1985).

alt kavram. G. çalışmasından da yararlanılmıştır. Tezde meronimik ilişkilerin daha rahat görülebilmesi açısından kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmüştür. Diğer yandan parçanın yerine bütün veya bütünün yerine parça kullanımı ise bir söz sanatı olarak değerlendirilmektedir. R.3 Metot adlı Eldeki çalışma meroniminin hem semantik hem de leksikolojik yönlerini kapsamaktadır. Geldiyew. anlam bilimi açısından üst kavram . Bir başka deyişle.Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi (Aşgabat 1998). Ancak tezin araştırma evrenini tarihsel ve modern Türk dili alanı oluşturmaktadır. Eldeki çalışmada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri xv . A. leksikolojik açıdan incelendiğinde de “meronimi” kavramı kullanılmıştır. parça – bütün gibi konular incelenirken “parça-bütün” ilişkisinden bahsedilir. Meronimi konusunda öncelikle teorik çerçevenin ayrıntılı olarak incelenmesi için Batı’da ve Türkiye’de yapılan çalışmalar öncelikle değerlendirilmiştir. Altyyew’in Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi (Ankara 2002) adlı eserlerden faydalanılmıştır. Bu çalışmaların yanı sıra genel olarak E. Tenişev’in SravnitelnoĐstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika (Moskova 1997). 0. Konunun genişliği sebebiyle çalışmanın alanı meronimik ilişkilerin en çok dikkat çektiği bir kavram alanı olan organ adları ile sınırlandırılmıştır. ancak bu ilişkiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken “meronimi” terimi kullanılır. Dolayısı ile bir ilişki semantik açıdan incelendiğinde “parça-bütün” kavramı. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmiştir.

Tarihsel Türk dili alanında tespit edilmiş meronimik ilişkiler bugünkü Türk dili alanındaki meronimik ilişkilerin de benzerlik ve farkını sunabilmekte ve bunların kullanım alanları ve anlamları hakkında bilgi verebilmektedir. Bu çalışma için gerekli olan verileri toplamada konunun teorik kısmını kurmak için yapısal anlam bilimi. Türk dili üzerine yapacağımız çalışmalar içinse Türk dilinin tarihî dönemlerine ait metinlerden ve modern Türk dili dönemine ait metinlerle. Đç organlar. xvi . sözlüksel anlam bilimi. daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. mantıksal anlam bilimi. felsefi anlam bilimi gibi anlam bilim alanları üzerine hazırlanmış mevcut kaynaklardan.içinde eş zamanlı olarak değerlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam değişimleri söz konusu edildiğinde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmuştur. ayak. Bu çalışmada meronimi kavramının teorisi kurulduktan sonra tamamen uygulamalı metotla teorik bilgiler tarihsel ve modern Türk diline art zamanlı ve eş zamanlı yöntemlerle uygulanmıştır. yayımlanmış sözlüklerden faydalanılmıştır. iç organları nazaran çok daha yüksektir. Günlük hayatta görebileceğimiz “kol. Taranan kaynaklar edebiyat. Rast geldiğimiz vücut organları arasında dış organ sayısı. tarih ve tıp konusunda metinlerdir. el. bacak. yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok karşımıza çıkmaktadır. baş. Meronimik ilişkilerin tespitinden sonra bunların kurdukları semantik diziler araştırılmıştır.

Tekin. Ergin. Türk Dil Kurumu Yayınları:540. Ankara. Bilgi Yayınevi Altaylı. Seyfettin.Kısaltmalar Eser Kısaltmaları ADĐL Oruçov. Einar Munksgaard. Türkischer Wortindex Kopenhagen. Sait Faik (1987). Varlık Yayınları Abasıyanık. Ankara. DK Dede Korkut. 4. Aksoy. Wörterbuch. Đnkılâp Yayınları. Son Kuşlar. SFA-1 SFA-2 ATDS Abasıyanık. T. Sait Faik (1952). Ankara. CH Uzel. Cerahiyyetü'lHaniyye. Đlter. Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Neşriyatı.. Türk Dil Kurumu xvii . (1966-1980-1983-1987): Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. Deyimler Sözlüğü. K. (1942): zu Codex Komanisches Cumanicus. Ä. Şerefeddin Sabuncuoğlu. Ä. Lüzumsuz Adam. Prestij Matbaası. (1988): Deyimler Sözlüğü. I-VI DeyS. Bakı. Đstanbul. Ankara D DD Doğu yüzü Türkiye’de halk ağzından söz derleme dergisi. Muharrem. Türk Tarih Kurumu. Baskı. (1988): Orhun Yazıtları.. CC Codex Cumanicus. Grønbech. (1992).. Asım. BK Bilge Kağan yazıtı. Ömer. (1997): Dede Korkut Kitabı I. (2005): Azerbaycan Türkçesi Deyimler Sözlüğü. Giriş-Metin-Faksimile. Đstanbul 1939-1952.

(1993): 2. EM CANPOLAT M. L..-Dıbo. ÖNLER Z. I-II-III. Moskva. S. Türk Dil Kurumu Yayınları. V. Izdatel'stvo Nauka Leningradskoe Otdelenie. (Red. ESl. (1982-1984-1985): Mahmūd al-Kāšāarī's Dīvān Luāāti't-Turk. Muharrem. Edviye-i Müfrede. Levitskaya. 3. Clauson. J. (1997): Dede Korkut Kitabı II. Cilt. DLT Dīvān Luāāti't-Türk. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü. Baskı.Rassadin V. (1969): Leningrad. (1997): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i xviii . Clarendon Press. EUTS CAFEROĞLU A.) (1989): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı c. Ankara. DTS Drevnetyurkskih Slovar. 3. Harward University Pres. EDT Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Oxford. Akademiya Nauk SSSR Đnstitut Yazıkoznaniya. (2007). (1992): Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi. Atalay. Gerard. TDK Yayınları. Besim. Baskı. A. (1972): An Etymological Dictionary of PreThirteenth Century Turkish. TDK Yayınları. Đndeks-Gramer. R.. Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov. Ankara. baskı. Đstanbul.. Đshâk bin Murâd. Türk Dil Kurumu Yayınları:219. S. Đ. Ankara. DS Derleme Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları... Dankoff. IV. Kelly. y).Yayınları:169. Ergin. Levitskaya. j. Ankara. L.

Halide Edib (1991). Bakı. Halide Edib (1995). Atlas Kitabevi Adıvar. Özgür Yayınları Adıvar. etc. Halide Edib (2001). Hekimov M. Halide Edib (1926 / 1342).. Stamova. para. Raik'in Annesi. Moskva. Đstanbul HEA-5 HEA-6 HEA-7 HEA-8 Adıvar.mejtyurkskie osnovı na bukvı í . (1894): Ein türkisch-arabisches Glossar. Atlas Kitabevi Adıvar. A. Kısa Gagauzca-Rusça Laflık. Handan. GS GTA ÇEBOTAR. Rossiyskaya Akademiya Nauk Đnstitut Yazıkoznaniya. Halide Edib (1991). k). Akile Hanım Sokağı. Petr A. M. V. HEA-1 HEA-2 HEA-3 HEA-4 Adıvar. Döner Ayna. "Yazıki Russkoy Kulturı". Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses bilgisi. 550s. S. Komrat. H I. (2001). T. Leiden. Seviye Talip. Moskva. Rossiyskaya Akademiya Nauk Đnstitut Yazıkoznaniya. Özgür Yayınları Adıvar. (2000): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı í . Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçilik ve Kâğitçilik. Yayılnalmamış doktora tezi. (1992). Özgür Yayınları Adıvar. Đ. L. Halide Edib (1997). Maarif.. M. Levitskaya. HDD Heilkunde. Halgımızın Deyimleri ve Duyumları.Rassadin V. Atlas Kitabevi Adıvar. 392 s. 21 (3) (d) Houtsma. Halide Edib (1954).. Đzdatelstvo"Đndrik". Kenan Çobanları.-Dıbo. Ankara. II Houts. Dağa Çıkan Kurt. k). Ateşten Gömlek. Orhaniye Matbaası xix . (1986). Halide Edib (2001). Đ.

Al-Rabghuzi. Recep. KE Kısasu’l-Enbiya. 477s. Arat. Kitāb al-Đdrāk lilisān al-Atrāk. Qisas al-Anbiya.. R. Ankara. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ata.Brill. Kısasü'l-Enbiya. M. Tıpkıbasım. Aysu. Recep-Vural.. Abu Hayyan. KT Kül Tigin yazıtı. (2004): Irk Bitig. T. Ahmet Caferoğlu.. Ankara. (2003): Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. (1995): Edited by: H.. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. 133 s. Can Yayınları Irk Bitig. Tekin. R. Talat. Türk Dil Kurumu Yayınları. Halide Edib (1936). Leiden-New York-Köln: E. R. Ankara. Vandamme. R.E. KB Kutadgu Bilig. (1974): Kutadgu Bilig. R. An Eastern Turkish Version.HEA-9 IB Adıvar. Eski Uygurca Fal Kitabı. Harrassowitz Verlag. Öncü Kitap. Sinekli Bakkal. I-Metin.. (1993): Irk Bitig. Arat. Talat. Tekin. The Book of Omens.J. Evkaf Matbaası. Ankara. Boeschoten. (1979): Kutadgu Bilig. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. xx . Arat. KĐ Kitāb al-Đdrāk li-lisān al-Atrāk. Türk Dil Kurumu Yayınları:540 KTS Toparlı. Ankara. Wiesbaden. Giriş-Metin. R. Türk Dil Kurumu Yayınları. (1988): Orhun Yazıtları. (1931): Haz. II-Çeviri. (1979): Kutadgu Bilig. (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi.. Đstanbul.. Hanifi-Karaatlı.. III-Đndeks. Semih Tezcan.. Tekin.

St. Petersborough. Yüce. Albert von. Türk Dil Kurumu Yayınları:518. Le Coq. Nehcü’l-Feradis. MĐHAĐL. R Radloff V. Berlin. (1990). Albert von. M III Le Coq. 4 cilt. Mahmut b. II Rachmati G. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa).. Ankara NF Nehcü’l-Feradis. (1907). II Tıpkıbasım. Berlin. I // SPAW. R. Müntahab-ı Şifâ. Rach I. Ankara. Zur Heilkunde der Uiguren. Ali. ME Mukaddimetü’l-Edeb. Berlin. Pazarların Sabah Evangeliyası. MŞ ÖNLER Z. Mahmut b. PSE CĐACHĐR. Ali. (1998): Hazırlayan: Aysu Ata. Chişinau. 1930. (1993): Mukaddimetü’l-Edeb. Nuri. Ankara. Albert von. 1932 xxi . III DizinSözlük. Ankara. (1912): Türkische Manichaica aus Chotscho I. Yayınlayanlar: Semih Tezcan-Hamza Zülfikar. (1995): Tıpkıbasım ve Çeviriyazı: Janos Eckmann. Türk Dil Kurumu Yayınları:535. (1899-1911) Opıt Slovarya Türkskih Nareçiy. Türk Dil Kurumu Yayınları:518. Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks. I Metin.V. II // SPAW. Türk Dil Kurumu Yayınları. Nehcü’l-Feradis.MI Manichaica. M II Le Coq. (1922): Türkische Manichaica aus Chotscho III. (1919): Türkische Manichaica aus Chotscho II.

Berlin. (1994): Tunyukuk Yazıtı. Willi und Annemarie V. (1962): Türkmen Diliniŋ Sözlügi. Berlin. Bang. “Nauka”. (1945): Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye. TEN Tenişev. Gabain. Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye. M. Faximile Text with An Introduction and Indies. Bang. Baskı. Gabain. Türk Dil Kurumu Yayınları. Berlin... Aşgabat. London. Tekin.. Türk Dil Kurumu Yayınları. TDS Hamzayev. Gabain. xxii .Sngl Senglah. Ankara. (1929): Türkische Turfan-Texte I.. Ankara. 9. (1998): II C. Gerard. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. Tuh. Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika. Altyyew A. Moskova. Ankara TS Türkçe Sözlük. (1929): Türkische Turfan-Texte II. E. Đzdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. Willi und Annemarie V. (1930): Türkische Turfan-Texte III. Đstanbul. (1997). 74 s. T Tunyukuk yazıtı. Besim. TT II Türkische Turfan-Texte II. Bang. Simurg. TNAS Geldiyew G. R. Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi. Talat. Clauson. TT I Türkische Turfan-Texte I. Willi und Annemarie V. (1960): Sanglax.. Atalay. A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan. Y. TT III Türkische Turfan-Texte III. (2002).

(2002). baskı. Das buddhistische Sutra Säkiz Yükmäk. Mit sinologischen Anmerkungen von Dr. THO THOMSEN. Berlin. Das Avadana des Dämons Ātavaka. Willi und Annemarie V. V. Rahmati (1937): Türkische Turfan-Texte VII. TDK Yay. Bearbeitet von Tadeusz Kowalski. (1930): Türkische Turfan-Texte IV. Annemarie V. TT VIII Türkische Turfan-Texte VIII. Annemarie V. Bang. Gabain. Berlin. Bang. Gabain.TT IV Türkische Turfan-Texte IV. TT V Türkische Turfan-Texte V. Orhon Yazıtları Araştırmaları. Texte in Brahmischrift. Berlin. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. Willi und Annemarie V.. Aus den Nachlaβ Herausgegeben. Annemarie V. R. Gabain und R. (1954): Türkische Turfan-Texte. Berlin. Berlin. W. TT X Türkische Turfan-Texte X. Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken. Ankara xxiii . Bang.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü (1965-88): VIII Cilt. TT VII Türkische Turfan-Texte VII. (1959): Türkische Turfan-Texte X. Willi. Berlin. Eberhard. Akademie Verlag. Gabain. Gabain. Arat. 2. Rahmati (1934): Türkische Turfan-Texte VI. (1931): Türkische Turfan-Texte V. TTS XIII. TT VI Türkische Turfan-Texte VI.

ein christliches Bruchstük. UJb. von (1931): Uigurica IV. (1920): Uigurica III. H. K. Uzun Kervan. Uigurische Sprachdenkmäler. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften. W. Schriften zur Geschichte und Kultur des Alten Orients 4. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften.. Leningrad. Berlin. W. X. W. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften. Roman. F. Berlin. (1908): Uigurica I. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften. Akademie Verlag. Das Sündenbekenntnis aus dem Suvarnaprabhāsa. W.UI Uigurica. F. Chisinau. D. Und A. W. (1985). Klaus. Berlin. Uigırische AvadānaBruchstücke (I-VIII).. F. US Uigurische Studien.. Radloff. (1910): Uigurica II. Die Reste des buddhistischen 'Goldglanz-Sūtra'. U IV Gabain. UK USp Tanasoglu.Die Anbetung der Magier. K. UigTot Eine Uigurische Totenmesse. (1971): Eine Uigurische Totenmesse. Ein vorläufiger Bericht. Bang. Röhrborn. (1928): Uigurische Sprachdenkmäler. 1.3. I. 2. K. Berlin. Malov herausgegeben.193-207. U II Müller. xxiv . Müller.. U III Müller. Bd. Materialien nach dem Tode des Verfassers mit Ergänzungen von S. Von Gabain (1930): Uigurische Studien.. Berliner Turfantexte 11. Verlag Der Akademie Der Wissenschaften Der USSR. s. Berlin. A.

(1977-81-88): Uigurisches Wörterbuch. Diğer Kısaltmalar Dergi Adı Kısaltmaları AoF AOH JSFOu UJb ZDMG Altorientalische Forschungen. Başk. (1954): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'Etat Mamelouk. Ural Altaische Jahrbücher. Polska Akademia Nauk. Sprachmaterial Der Vorislamischen Türkischen Texte Aus Zentralasien. As. Ananiasz. Polska Akademia Nauk. Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft.UW Uigurisches Wörterbuch. Zajaczkowski. I-ére partie. Franz Steiner Verlag. Lieferung 1-4. II-éme partie. Ananiasz. K..Le nom. Wiesbaden. Azb. (1958): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'Etat Mamelouk. Warszawa. Asadlı ağzı Azerbaycan Türkçesi Başkurt Türkçesi xxv . Dil ve Lehçe Kısaltmaları Ar. Zajaczkowski.Le verbe. Zaj. Arapça Horasan Türkçesi. Warszawa. Journal de la Société Finno-Ougrienne. Acta Orientalia Academia Scientiarum Hungaricae.. Röhrborn.

Gu. Harezm. Dara-Gaz ağzı Horasan Türkçesi. EAT EKıp. Harw-e ‘Olya ağzı Çağatay Türkçesi Kara Kalpak Türkçesi Kıpçak Türkçesi Kırgız Türkçesi Kök Türkçe xxvi . Horasan Türkçesi. Gujgı ağzı Hakaniye Türkçesi Harezm Türkçesi Halaç Türkçesi Horasan Türkçesi. KKalp. Çaram-Sarjam ağzı Çuvaş Türkçesi Horasan Türkçesi. D 1-2 Do. Kırg. Kıp.ç. Far. KökTü. Horasan Türkçesi. Hal. Hak.Tü.Bud. Douga’ı ağzı Eski Anadolu Türkçesi Eski Kıpçak Farsça Gagauz Türkçesi Horasan Türkçesi. Buddhist Türk çevresi ÇS Çuv. Horasan XO Çağ. Gag.

Memlük Kıpçak Moğolca Nogay Türkçesi Özbek Türkçesi Proto-Tü.ç. Pır-Komaj ağzı Horasan Türkçesi. Maniheist Türk Çevresi MKıp. TTü. Salır ağzı Sanskritçe Sarı Uygur Türkçesi Tatar Türkçesi Tuva Türkçesi Türkçe(si) Türkiye Türkçesi xxvii . Mareşk ağzı Man. SUyg. Langar ağzı Horasan Türkçesi. Tat. Karahanlı Türkçesi Krh. Proto-Türkçe PK Ru. Horasan Türkçesi. Tuv. La. Özb. Tü. Karahanlı-Uygur Türk Sahası Ku. Kuçan ağzı Horasan Türkçesi. Horasan Türkçesi. Skr.-Uyg. Ma. Nog. Moğ. Ruh-Abad ağzı Türkmen Türkçesi.Krh.Tü. Sal.

Ağız Bakınız Başvuru Noktası Başvuru Nesnesi Coğrafi Anatomi Deyim Fiil Harfiyen (tercüme) Hâl eki Đsim Kişi Karşılaştırınız Sıfat xxviii . Anat. BNk. BNs. s. Coğ. HE Đ K krş. f. YUyg. Harf.Trkm. dey. Yak. bkz. Türkmen Türkçesi Uygur Türkçesi Yakut Türkçesi Yeni Uygur Türkçesi Diğer Kısaltmalar ağ. Uyg.

Sözcüklerin ek (işaretleyici) almamış şekilde olduklarını gösterir. Tanıklanmamış. Yukarı yönüne işaret eder. Sinonim Standart tür Yüzyıl Ve benzeri Ve diğerleri Zarf Şekiller ve Đşaretler → ↓ ↑ Ø : () [] < > * Bakınız. z. tahmine dayalı şekli gösterir. Metinlerde okunmayan eksik parçaları gösterir. Karşıtlık gösterimleri söz konusu olduğunda karşıtlık çiftlerini gösterir. xxix . vd. vb. Aşağı yönüne işaret eder. Metinlerde yazılmayan ünlü ya da ünsüzü gösterir. Kaynak şekilden sonra "buna gider" anlamındadır. st. Kaynak şekilden önce ""bundan gelir" anlamındadır.sin. yy.

X’ler. Y’nin parçasıdır diyebileceğimiz taktirde X. bisikletin bir parçasıdır. Bölüm: Meronimi Kavramı. örneğin: alüminyum. Bakış ve Yaklaşımlar 1.1. Metonimi anlam bilimi içerisinde bir söz sanatıdır. parçanın yerine bütün kullanımı şeklinde bir çeşit metonimi olan sinekdoka da metonimi gibi bir söz sanatı olup malzemesini meronimi ilgisi içinde bulunan kavramlardan almaktadır. meronimi ise biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemidir. Metonimi. “Partonomi” ise parça sözcüğünün Đngilizce karşılığı olan part sözcüğünün kullanılmasıyla meydana gelmiştir. Y’nin bir parçasıdır. Y’nin bir meronimidir” (1986: 160) şeklinde tanımlamaktadır. Meronimi bazen metonimi ile karıştırılmaktadır.1. bisiklet kısmen alüminyumdur” (2003:231) şeklinde bir tanım yapmıştır. 1 . Meronimi Kavramı Anlam biliminde “parça-bütün” ilişkisi olarak bilinen kavram. Eldeki çalışmanın daha çok söz varlığına yönelik olması sebebiyle meronimi terimi tercih edilmiştir. Cruse. Y’lerdir. Cruise meronimi teriminin yanı sıra aynı kavramı ifade etmek üzere partonomi terimini de kullanmaktadır (Cruise 2003: 248). Yunanca meros ‘parça’ ve onoma ‘isim’ iki sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. meronimiyi “X ve Y’yi. Bütünün yerine parça. leksikolojide meronimi veya partonomi olarak bilinmektedir. Murphy. Y kısmen X’tir. sıradan birer isim olarak ele aldığımızda Y’nin X’leri vardır ve X. Metonimide bulabileceğimiz asıl kavram ve bağlı kavramlar çoğu kez meronimik ilişkide de bulunmaktadır. Meronimi. meronimi tanımını genişleterek “X. bir kavramın ilgili veya bağlantılı olduğu başka bir kavram vasıtasıyla anlatılmasıdır (Erdem 2004:56).

Y’nin türüdür. holoniminin karşıtıdır. hiponimi. Her zincirin başında global holonim vardır. köpek bir hayvan türüdür (hiponimi) (Crystal 2003: 289. Lipka 1990. el. Parmak. elin parçasıdır (meronimi). Cruse 1986). Stanislaw Lesniewski tarafından ortaya atılan Mereoloji alanı mantık.Meronimi konusu Mereoloji içerisinde ele alınmaktadır. Aynı hiperonimi paylaşan hiponimlere ko-hiponim [co-hyponym] denir. örneğin: flüt. vücudun meronimidir. Mereoloji. parça-bütün ilişkileri ile ilgilenir. hiponimi ile de karıştırılabilmektedir. Hiponim ve onun karşıtı hiperonim (bazen subordinate ve superordinate. hiponimi ilişkisi söz konusu olduğunda ise bir kavram başka bir kavramın “türüdür” şeklinde düşünülmüştür: el. elin meronimi ise. hiponimi. Örneğin: köpek hiponimi hayvan hiperonimine dahildir. Meronimi. matematik ve metafizik bilimlerine dayanan bir bilim dalıdır. meronimi ise X. Hiponim olan kavram hiperonim olan kavrama dahil olmaktadır. parça-bütün kavramını belirtirken. Meronimi. Türkçede ise alt kavram ve üst kavram olarak adlandırılmaktadır) genel ve özel leksik terimler arasında kurulan bir ilişkidir. başka bir kavramın “parçasıdır”. boru (Crystal 2003: 222). Meronim – holonim ilişkileri hiyerarşiktir ve bir tür anlam zinciri oluşturmaktadır. Y’nin parçasıdır. vücudun bir “parçası”dır. Dilciler çoğu zaman meronimi yerine mereolojik ilişki veya parça-bütün ilişkisi. hatta partonomy terimlerini de kullanmaktadırlar (Crystal 2003: 289). Meronimi. Böylece meronimi ilişkisi söz konusu olduğu zaman bir kavram. bir nesnenin bir üst sınıfa dahil olduğunu göstermektedir. dolayısı ile el. “türü” değildir. Başka bir deyişle. parmağın holonimidir. Örneğin: tırnak elin 2 . klarnet. sandalye hiponimi mobilya hiperonimine dahildir. X. Örneğin: parmak.

meroniminin. Yere düşüp kırılan bardağın her bir parçası bir meronim değildir. iki anlam arasında olan bir ilişki olduğunu. bir global holonimdir (Cruse 2003: 248). meronimi ve parça-bütün ilişkisi ile ilgili olarak.meronimidir – el. Dolayısıyla. Cruse. Bir başka deyişle. meroniminin. bir arabanın tekerlekleri arabayı taşıdığı sürece arabanın meronimidir.. leksikolojik açıdan incelendiğinde de “meronimi” kavramı kullanılmıştır. kol vücudun meronimidir – vücut. dilcilerin “parça-bütün” ilişkisinde “parça” olarak adlandırdıkları kavramın bazı durumlarda “meronimi” ile ilgili bazen ise ilgisiz olduğunu belirtmektedir (2004: 151). 1. Dolayısı ile bir ilişki semantik açından incelendiğinde “parça-bütün” kavramı. ancak bu ilişkiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken “meronim” terimi kullanılmıştır. Bir bütünün bir parçası üstlendiği görevi yerine getiremeyecek duruma gelir veya bütünden ayrılır ise. aynı zamanda “parça-bütün” ilişkisi olarak adlandırıldığını ancak bunun tam olarak doğu sayılamayacağını. arabadan ayrıldığı taktirde meronim olmaktan çıkar. Örn. elin holonimidir. “parça-bütün” ilişkisinin ise iki nesne arasında olan bir ilişki olduğunu. o bütünün meronimi olmaktan çıkmaktadır.alt kavram. Meronimi ve Parça-Bütün Đlişkisi Eldeki çalışma meroniminin büyük oranda leksikolojik ancak bir o kadar da semantik yönlerini kapsamaktadır. anlam bilimi açısından üst kavram . el. Bir nesnenin tüm parçaları meronim olarak tasnif edilemez. Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdiğinde işlevini ya 3 . tırnağın holonimidir. kolun holonimidir: dolayısıyla vücut. Bir bütünün bir parçası bir görev üstleniyorsa meronim – holonim ilişkisine girebilir. parça – bütün gibi konular incelenirken “parça-bütün” ilişkisinden bahsedilir. kolun meronimidir – kol.2.

Bazı kavramlar ise bulunduğu ortama göre parça-bütün ilişkisinde bulunabilir veya bulunamayabilirler (Đris 1988: 262). bir bütünün bir parçası ise. parça-bütün ilişkisinin kültürün ne kadar doğal bir parçası olduğudur (Đris 1988: 262). matematik. bu kesin bir yargıdır ve onun daha azı veya daha çoğu olamaz. elin parmakları. ancak bir parmağı eksik el işlevini kısmen yerine getirir. Birçok bilim adamı. kesin ve bağımsız birer yapı olarak kabul edilmektedir. yüzün ayrılmaz parçası değildir. kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan kaşık yoktur (Cruse 2003:248). yani onun dereceleri olamaz. Dil bilimcilerin incelediği başka bir konu ise. 4 . parça-bütün ilişkisinin iyelik kavramının bir alt kavramı olduğuna dikkat çekmektedir. Semantik ve dilbilimsel açıdan parça-bütün ilişkisinin örnekleri iyelikli tamlamalarla en iyi şekilde örneklendirilebilmektedir: evin kapısı. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelliği ve buna bağlı olarak holonim ile bağlılık derecesi de şu şekilde örneklendirilebilir: “sakal”. anlam bilimi. Psikolog ve dilciler ise bu savı tartışmaktadır (Đris 1988: 262). tam ve bölünmez bir olgu olarak kabul edilmektedir. Böylece meronimik parçabütün ilişkisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir. Parça – bütün ilişkisi. Mantık bilimi ilişkileri Aristo’dan bu güne kadar Batı kültüründe tam.tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerleği olmayan araba işlevini yerine getiremez. Đris’e göre: yetişkin insanlar. Onlara göre parça-bütün ilişkisinde bulunan kavramlar aynı derecede güçlü bir bağ sergilememektedir: bazıları daha güçlü bazıları ise daha zayıf bir bağ göstermektedirler. felsefe. Bir şey. Lyons da meronimiyi parça-bütün kavramları çerçevesinde incelemektedir (Lyons 1977: 311 .312). bilgisayar dil bilimi gibi kesin mantık savlarına dayalı bilim dallarında çalışanlar tarafından kesin. bisikletin tekerleği.

semantik ilişkilerin araştırmalarında üç ana yaklaşımı tespit etmektedir: 1. semantik ve leksikolojik olgulara temel getirmek için bir takım ilişkileri bir araya getirerek bir model kurmaktadır. bütünün bir parçası ile ilgili bir soru sorulduğunda. ağzın bir parçasıdır” yerine “ağzın dişleri vardır” demektedirler. 5 . fiziksel dünya temellerine dayalı olduğu sonucuna varır. Model kurma yaklaşımı. günümüz Batı dünyasında bilim ve eğitimin Aristo mantık kuramlarının üzerine oturtulmuş olmasından kaynaklamaktadır (Đris 1988: 262). evin bir parçası mıdır” ve “kapı kolu. ne bir model ne de bir psikolojik deney kullanmadan. Bu yaklaşımda. evin bir parçası mıdır” gibi iki parça-bütün ifadesini söyleyip deneğin hangi soruya daha hızlı cevap verdiğini ölçmektedir ve cevap verme hızına göre hangi ilişkinin daha yakın hangisinin ise daha uzak olduğunu tespit etmektedir. Bundan yola çıkarak Đris. araştırmacı. çocuklar. Doğal dil inceleme yaklaşımı. Bu yaklaşımda araştırmacı. 3. Psikolojik açıklamalara dayalı yaklaşım. Örneğin. psikolojik testlerle desteklemeye çalışmaktadır. Bu yaklaşımda araştırmacı. Đris. bu ilişkiyi. doğal dilde var olan ifadeleri inceleyerek belli sonuçlara varmaktadır. çocuklar. Yetişkin yaşlarda bizim parça-bütün ilişkisi ve mantıksal bağlar ile tanışmış olmamız. bir ilişki incelemeye alındığında araştırmacı.parça-bütün kavramını kolayca algılarken. çocukların düşünce sisteminin mantıksal ve matematiksel temellere değil. onun yerine “bütün-parça” diyebileceğimiz mantıksal bir bağ kurmaktadırlar. incelenen konuyu kavramsal. 2. deney sırasında “kapı. bu kavramı bilmemektedir. Çocuklara. mantıksal bağını parçadan bütününe taşımaktadır: “dişler.

6 .3. Meronimi Kavramının Bölünürlüğü Aristo felsefesinin mantık temellerinin kültürümüze bu kadar yerleşik olması da mantıkçıların ve matematikçilerin parça-bütün ilişkisini kesin ve bölünmez bir ilişki olduğunu kabul etmelerinin bir nedenidir. Parça-bütün ilişkisini nesnesel bir tasnif olmaktan çıkarıp leksikolojik bir olgu olan meronimiye aktardığımız zaman. Bunun temelinde yatan varsayım. Dolayısı ile meronim ve hiponimlerin bölünebilir olduğu sonucuna varmaktadır. Chaffin. insanın algılama ve dokunma duyularına bağlı fizyolojik deneyimlerdir (Chaffin 1992: 285).Đris. meronimi ve hiponimi ilişkilerinin daha basit temel ilişki öğelerinden meydana geldiklerini savunmaktadır. Ancak psikologlar ve şimdilerde de dilciler bu ilişkinin bu kadar kesin ve bölünmez olmadığını. kişilerin dil icrasında görülen farklılığın. Đris’e göre parça-bütün ilişkisinin temelinde bizim fiziksel dünyadaki nesneler hakkındaki bilgiler ve varsayımlar bulunmaktadır. bu ilişki basit ve geçişli olmaktan çıkar ve parça bütün ilişkisin dile özgü olan niteliği. kişilerin bilgi ve dünya görüşlerinde bulunan temel farklılıkları yansıtmasıdır (Đris 1988: 266). bu ilişkiyi zihninde kurmuş ve dile meronimi olarak aktarmış topluluğun dünyaya bakışını incelemeye fırsat bulmuş oluruz. parça-bütün ilişkisini incelediğimizde. 1. üçüncü yöntemi tercih etmektedir. çok anlamlılık kazanır (Đris 1988: 284-285). çevre şartlarına göre değişebileceğini kabul etmektedirler. Söz konusu temel ilişki öğeleri. Parça-bütün ilişkisini fiziksel nesne açısından incelediğimiz zaman bu ilişki bölünmez ve geçişli olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylece biz.

Meronimi 7 . zaman. meronimileri dört ana duyuya bağlamaktadır. meronimi konusunu işlerken meroniminin sadece bölünmüş bütün çeşidini incelemektedirler. anlam açısından birçok bağlı ve bağımsız türlerinden ibaret olduğu fikrine getirmektedir. meronimlerin çoğu zaman geçişli.4. Lyons. bazen ise geçişsiz olduğuna kanıt getirmişlerdir. öbür yandan ise meronimi. meronimlerin ve parça-bütün ilişkilerinin geçişli olup olmadıkları konusuna değinirken. “Parça-bütün” ilişkisinin bölünmez ve geçişli olup olmaması bizi “parça-bütün” ilişkisinin tek değil. Sonunda Đris parça-bütün ilişkisinin ve meroniminin hem bölünür hem de bölünmez özellikleri gösterdikleri sonucuna varmaktadır: bir yandan meronimi. Ona göre hiponimler her zaman geçişlidir. Bazı araştırmacılar meronimlerin her zaman geçişli olduğu. bazılar ise bunun çevre şartlarına bağlı olarak bazen geçişli. meroniminin tek bir ilişki olarak değil. Meroniminin bu sınıfına ait olan örnekler her zaman geçişli ve oldukça basittir. 1.Đris. mekan. Ayrıca Đris’in izlenimlerine göre mantık bilimciler ve bilgisayar dil bilimciler. bazen ise geçişsiz olduklarını söylemektedir. Bu da bizi bilim adamlarının ortaya koydukları tasniflerin incelemesine yönlendirmektedir. iki nesnenin temel ilişkisi niteliğini göstermektedir (Đris 1988: 281). Meronimi Kavramının Geçişliliği Dil bilimcilerinin üzerinde durduğu başka bir konu ise “parça-bütün” ilişkisinin ve meronimlerin geçişli (transitive) olup olmayışıdır. Bundan dolayı tüm meronimlerin temel ve bölünmez oldukları kanıtına varmaktadırlar (Đris 1988: 281). taksonomik ilişkilerin dile yansımasıdır. birçok öğeden oluşan ilişki sınıfı olarak incelenmesi gerektiğini savunmaktadır (Đris 1988: 262). Dolayısı ile Đris. işlevsel.

fiziksel açıdan bütünü ve parçasını belirten bir olgudur. fiziksel dünyada bir nesne. başka bir nesnenin parçası ise. Đki fiziksel nesne arasında kurulan meronimik ilişki açıkça geçişlidir: kapı kolu nesnesi. Bu savı örneklendirmek gerekirse. ancak meronimlerin ikisinin de aynı tip meronim olması durumunda.konusunda ise bu kesinlik söz konusu değildir. meroniminin geçişliliği meselesine daha basit bir açıklama bulmaya çalışarak meronimide geçişliliğin. iki önermenin unsurlarının ortak temel ve prensiplere dayanması durumunda. diğer açıdan meronimi. bir dilin söz varlığının kavramları arasındaki yapısal bir ilişkidir. meroniminin iki açıdan incelenmesine bağlıdır. Yani. ele alınacak iki meronimik ilişkinin unsurlarının eşleşmesine bağlı olduğunu belirtmiştir. çünkü fiziksel dünyada biz bu kapı kolunun bu eve ait olduğunu görürüz. bu önerme. Meroniminin geçişli olup olmaması hâlâ bir tartışma konusudur. 8 . doğrudur. Ona göre bu belirsizliğin sebebi. Unsur eşleşme prensibi. Ona göre. onların birleşmesinden doğan önerme de aynı temel ve prensiplere dayalı olur (Chaffin 1992: 274). (Lyons 1977: 312). Bu ilişkiyi fiziksel dünyadan koparıp sadece kelime anlamlarını dikkate aldığımızda. kapı kolu nesnesi. herhangi bir kapı kolunun herhangi bir evin parçası olduğunu söylememiz mantıksızdır (Lyons 1977: 312). Bu karmaşık açıklamaya karşın Chaffin. Bir açıdan meronimi. bu nesnelerin karşılığı olan kelimelerin her zaman parça-bütün ilişkisine girmeleri söz konusu değildir. ev nesnesinin bir parçasıdır. Böylece iki meronimi bir önerme içine girdiklerinde. bu ilişki geçişlidir. kapı nesnesinin bir parçası ve kapı nesnesi ev nesnesinin bir parçası ise.

(1a) Karbüratör. (1c) ifadesi mantıklı ve doğrudur. (2b) ilişkisini ise grup ve öğesi olarak tasnif etmektedir. 9 . felsefe bölümünün bir parçasıdır. meroniminin temel bir ilişki olup olmadığını bulmaya çalışmaktadır. (2c) Simpson’un başı. Đris’e göre bir ilişki temel ise ve bu ilişki. (Chaffin 1992: 274-275). Chaffin (2a) ilişkisini parça-nesne. arabanın bir parçasıdır. meronimlerin geçişliliği konusunda: Lyons’ın meroniminin bazen geçişsiz olduğu savını temel alarak. konuşmacıların bir fikri ifade ederken parça-bütün ilişkisini sözlerle nasıl ifade ettiklerini inceleyerek bu ilişkinin temel bir ilişki olup olmadığı konusunda daha net bir cevap verebileceğimizi ortaya koymaktadır (Đris 1988: 262-263). Đris’e göre çocuklar. insan duyu organları ile bire bir bağlantılı ise. felsefe bölümünün bir parçasıdır. Bu iki ilişki farklı türden olduğu için (2c) ifadesi mantıksız ve yanlıştır. konuşmalarında parçasıdır terimini çok az kullanmaktadırlar. Birinci örnekte gördüğümüz gibi hem (1a) hem de (1b) ifadesi parça-bütün meronimik ilişkide bulunduğundan dolayı. (1c) Karbüratör. Fakat bilimsel metinlerde ve etimolojik sözlüklerde parçasıdır terimi oldukça yaygın kullanılmaktadır. bu ilişki geçişlidir (Đris 1988: 262). (1b) Motor. Đris. Simpson’un bir parçasıdır (2b) Simpson. Đkinci örnekte (2a) ve (2b) meronimik ifadeleri farklı meronimik ilişki türlerine aittir. arabanın bir parçasıdır. Bundan yola çıkarak Đris. motorun bir parçasıdır. (2a) Simpson’un başı.

felsefe bölümünün bir parçasıdır. işlevsel parça ilişkisinde bulunan meronimler genellikle geçişliliğini korumamaktadırlar (Đris 1988: 278). Felsefe biliminde parça-bütün ilişkisi genel olarak bölünmez ve geçişli kabul edilmektedir. felsefe biliminin çevremizdeki fiziksel nesnelerle ve bu nesnelerin karşılığı olan sözcüklerle değil. yolun meronimi değil ve tırnak. Đris. Bu yaklaşım. bir ilişkinin bir tek yorumu vardır. meronimlerin geçişli olup olmadığını tespit etmek için kendi tasnifine başvurmaktadır. Simpsonun bir parçasıdır (3b) Simpson. soyut kavram ve mantıksal kuramlar ile ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. avucun meronimi sayılamaz. (3c) Simpsonun başı. Benzer bir şekilde grup ve öğeleri meronimi türünde geçişlilik sağlanmamaktadır: (3a) Simpson’un başı. Ona göre. 10 . Bu yaklaşım. Vücut:el:avuç:parmak:tırnak. sözcükler tek ve belirgindir. Bu örneklerde kaldırım taşı. sistemi daha basit ve kullanışlı yapmak istediklerinden seçilmiştir (Đris 1988: 278). felsefe bölümünün bir parçasıdır. birden fazla yorumu yoktur (Đris 1988: 278). Bu çalışmaların tümünde parça-bütün ilişkisi bölünmez ve daima geçişli olarak kabul edilmektedir. Felsefede ele alınan kavramlar kesin ve bölünmezdir. Örneğin: Yol:kaldırım:kaldırım taşı.Bilgisayar bilimciler tarafından geliştirilmiş birkaç adet doğal dil işleme sistem çalışmaları mevcuttur.

üst işlemin meronimi olarak görülebilir. hem nesnedir. hem de bir nesnenin yapılmış olduğu madde adıdır: bu bir altındır ve altın bir yüzük.Buna karşılık grup ve alt gruplar ve bölünmüş bütün meronimi sınıfında geçişliliğin korunduğunu görüyoruz: Hayvanlar:etobur hayvanlar:aslan (grup ve alt gruplar) Pasta:pasta dilimi:pasta diliminin dilimi (bölünmüş bütün) Böylece Đris’e göre dört meronimi sınıfından ikisi geçişli ikisi de geçişsizdir (Đris 1988: 278-279): Geçişli Bölünmüş bütün Grup ve öğeleri Geçişsiz Đşlevsel parça Gruplar ve alt gruplar 1. altın. Halbuki meronimik ilişkiler isimler dışında. Benzer bir şekilde fiiler arasında da meronimik ilişki kurulabileceğini söyleyebiliriz. parça-bütün ilişkisine giren fiziksel nesneleri dilde yansıtan başka gramer birimleri arasında da kurulabilmektedir. avı takip etmek (Lyons 1977: 315).5. örneğin: avlamak: ok atmak. Meronimi ve Gramer Birimleri Meronimiyi inceleyen çalışmalar çoğunlukta isimler üzerinde durmaktadır. kendi içerisinde birden fazla işlemi alıyorsa. ata binmek. Örneğin. Burada altın hem isim hem de sıfat olarak kullanılmaktadır (Lyons 1977: 314). Bir işlem. bu alt işlemler. 11 .

6. Ona göre parça-bütün ilişkisi aslında tek ve bölünmez değildir. dört ayrı ilişki grubundan oluşmaktadır: • • • • Đşlevsel parça Bölünmüş bütün Grup ve öğeleri Gruplar ve alt gruplar Bir grubun içerisindeki ilişkiler her zaman geçişlidir. 1. filozof ve bilgisayar dil bilimcilerinin parça-bütün ilişkisini incelerken sadece “bölünmüş bütün” grubunu inceledikleri için geçişlilik – geçişsizlik meselesi ile karşılaşmamakta ve tüm meronimlerin geçişli oldukları kanısına varmaktadır (1988: 261-287): 12 . birbirinden farklı tasnifler ortaya koymuşlardır. Đris Tasnifi Đris. Ayrıca Đris.1. daha kapsamlı bir araştırma ile meronimlerin neden bazen geçişli bazen de geçişsiz olduklarına cevap vermeye çalışmıştır. Bir ilişki. Araştırma yaklaşımına bağlı araştırmacılar.1. bir grubun dışına çıktığında geçişlilik zinciri bozulmaktadır: kapı:kapı kolu – işlevsel parça ev: kapı – grup ve öğeleri ev:kapı:kapı kolu ilişkisi içinde 2 ayrı gruptan öğe aldığı için: ev:kapı kolu yanlış ve mantıksız gelmektedir.6. Meronim Tasnifleri Meronimi üzerinde yapılan çalışmalarda meronim tasniflerinin ortaya çıktığını görüyoruz. mantıkçı.

Bütün ise parça olmadan var olamaz. Ancak araba. Örneğin: pasta:pasta dilimi. ekmek dilimi örneklerinde olduğu gibi belli bir şekle sahip olmayabilir. araba olmadan var olabilir ve işlevlerini yerine getirebilirler. Bölünmüş bütün ilişkisinde parça. Ayrıca. bütün olmadan parça meydana gelemez. insan. araba: motor. portakal dilimi örneğinde olduğu gibi belli bir şekle sahip olabilir veya pasta dilimi.Đşlevsel Parça: Bu grupta olan meronimik ilişki parçayı sadece bütünün yapısal bir öğesi olarak görmemektedir. ve bu bütün. Bu örnekte tekerlek ve motor. Bu ilişki. bir üst grup ve bu üst gruba ait olup belli bir yapı içinde olmayan öğeler yer almaktadır. söz konusu parça eksik olduğunda görevini yerine getirememektedir. Örneğin: koyun sürüsü:koyun. birer bağımsız nesnedir. Đkisi de. bütünün var olma sebebi olan fonksiyonun yerine getirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bölünmüş Bütün: Bu grupta parçalar. Örneğin: araba: tekerlek. parçadan önce var olmaktadır. Bu ilişki türünde parçalar. Bu ilişkide parça. işlevsel parça ilişkisinin tersine bölünmüş bütün ilişkisinde bütün. portakal:portakal dilimi. bütünün bölünmesi sonucunda meydana gelmektedir. bütünden bağımsız varlığını sürdürebilirler. vücut:kan bu örneğinde kan olmadan vücut görevini yerine getiremez. ne tekerlek ne de motor olmadan işlevini yerine getiremez. Bu grupta 13 . Grup ve Öğeleri: Bu grupta. ekmek:ekmek dilimi. bütünün bölünebilir olmasını ve parçaların bütün ile aynı maddeden oluştuğunu ima etmektedir. insan olmaktan çıkar ve cansız vücut haline dönüşür (Đris 1988: 272). can:insan örneğinde de can olmadan.

et. kuzu eti Ancak bu örneklerden gördüğümüz gibi burada Đris. en sık rastlanan meronim türü işlevsel parçadır: Silindir. Bu incelemeye göre. ayağın bir parçasıdır 14 . Ona göre konuşmacı. şartlar. Đrise göre. parçaları var olduğu sürece vardır. dikkat etmek istediği özellik ve ayrıntılara göre kullanacağı meronimi sınıfını seçer (Đris 1988: 277). meroniminin farklı şartlarında farklı özellik göstermesine bağlamaktadır. kendi içerisinde birçok ayrıntıyı taşıyan karmaşık bir ilişki olduğunu savunmaktadırlar. meronimiyi hiponimi ile karıştırmaktadır. Örneğin. ve bakış açısı değiştiğinde başka bir sınıfa girebilir. Đris bu tür meronimi için şöyle bir örnek vermektedir: yemek: meyve. bütünün oluşturduğu grubu içinde yer almaktadır. bisiklet ile işlevsel parça türü ilişkisine girerler.bütün. Bu örnek. parçaların birleşimi ile meydana gelmektedir. bu tutarsızlığı. bir olguyu anlatırken. kendi içerisinde bir grup olan parça. başka araştırmacılar meroniminin basit bir ilişki değil. bisikletin parçaları. Bir sınıfa giren bir ilişkiyi incelediğimizde. ayrıca meronimlerin kullanım sıklığını incelemiştir. portakal et: dana eti. Đris. sebze meyve: elma. Bu bisikleti parçalara ayırıp yere serdiğimiz zaman. Bütün. hayvanın bir parçasıdır Diz. ortam. bu parçalar grup ve öğeleri ilişkisini kurarlar. Halbuki Đris. hiyerarşik bir tasnifin örneğidir. Gruplar ve Alt Gruplar: Bu grupta. motorun bir parçasıdır Boynuz.

Parçanın bütününden ayrılabilir nitelikte olması 2.6. 1. ateşin bir parçasıdır Yeşil. Parçanın mekân ve zaman açısından bütünden ayrılabilir olması 3. Homeomeronimi. yani parça ve bütünün aynı maddeden yapılmış olması veya ortak özellik taşımış olması Meronimi Unsurları 15 . meronimlerin taşıyabileceği şu dört unsuru tespit etmiştir (Chaffin 1992: 263-265): 1. meronimleri gruplara ayırmanın yanı sıra meronimi tasnifine ikinci bir boyut getirerek. parça-bütün ilişkisine psikoloji bilimi açısından yaklaşmaktadır. Bütünün parçasını kaybettiği taktirde işlevselliğini kaybetmiş olması 4. spektrumun bir parçasıdır (Đris 1988: 268). Ona göre meronimler şu gruplara ayrılmaktadır (Chaffin 1992: 263): • • • • • • • Nesne-parça Olay-kahraman Grup-öğe Bütün-kesit Süreç-adım Alan-mekan Nesne-madde Ayrıca Chaffin.2. Chaffin Tasnifi Chaffin.Đşlevsel parça türü meronim ilişkisinde bulunan öğelerin çoğu ayrı ayrı birer nesne iken bazıları ise birbirinden ayrılamaz ve ayrı olamaz: Alev.

Meronimik Đlişki Örnekler Ayrılab Zamanilirlik mekan + + + + + Đşlevsel Homeomeronimi NESNE:PARÇA OLAY:KAHRAMAN GRUP:ÖĞE BÜTÜN:KESĐT SÜREÇ:ADIM ALAN:MEKAN NESNE:MADDE el:parmak rodeo:cowboy orman:ağaç pasta:dilim büyüme:erginlik orman:içindeki açıklık lens:cam + + + + - + + - + + - Chaffin’e göre. hem isim hem de fiil olarak karşımıza çıkabilmektedir. 16 . dereceli bir kavram olduğunu iddia etmektedir. Meronimler. Geçişliliğin derecesi ise bu meronimlerin paylaştığı ortak unsur ile ölçülmektedir: ortak unsur ne kadar çok ise geçişlilik bağı da o kadar güçlü olmaktadır (Chaffin 1992: 263). bir parça-bütün ilişkisi hem aynı grupta bulunmuş oldukları hem de aynı unsur taşımaları durumunda geçişli olabilir. meronimlerin geçişliliğinin bölünmez bir kavram olmadığını. Ayrıca Chaffin. Chaffin’in tasnifinden anlaşıldığı üzere meronimi. aynı grupta oldukları halde geçişlilik sergilebilmektedirler. Eldeki çalışmada daha çok isimler üzerinde durulmakla birlikte fiil görevindeki meronimlerde daima göz önünde bulunacaktır.

kesit (portion): ekmek:dilim yer.6. Vossen Tasnifi Vossen. Böylece Vossen şu beş ayrı meronim sınıfını tespit etmiştir: • • • • • parça (part): el:parmak öğe (member): filo:gemi madde (made of): kitap:kağıt dilim.3. Ona göre meronimik ilişkiler beş ayrı bağlı ilişki türüne bölünebilmektedir (Vossen 1998: 105): • • Bütün ve onu oluşturan parçaları: hand HAS_MERO_PART finger Küme ve küme öğeleri (set and set members): fleet HAS_MERO_MEMBER ship • • • Nesne ve onun yapılmış olduğu madde: book HAS_MERO_MADEOF paper Tüm ve onun bir parçası: bread HAS_MERO_PORTION slice Yer ve onun içindeki bir konum: desert HAS_MERO_LOCATION oasis. mahal (location): çöl:vaha 17 . Eurowordnet çalışmalarında parça ve bütün arasındaki ilişkiyi bilgisayar programlarına tanıtmak için bir tasnif geliştirmiştir.1.

Eldeki çalışmada bu her üç tasnifin de bir sentezi yapılarak Türk Dilinde organ adları için en uygun tasnif elde edilmeye çalışılmıştır. meronimiye anlam bilimine dayalı olarak holonimi ve meroniminin kullanımı ve maddi dünyada kullanılışı açılarından yaklaşan bir tasniftir. Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Karşılaştırması Đris. Đris tasnifi. meronimi incelemeleri için önemli bir araç sunmaktadır. Chaffin tasnifi. Chaffin ve Vossen tasnifleri.1. leksikolojik bir sınıflandırmadır. çok kapsamlı ve gramer biliminin en ince ayrıntısına inen bir tasniftir.4. Vossen tasnifi ise. bilgisayar dil biliminde kullanılmak üzere pratik ve fazla ayrıntılı olmayan.6. Đris. 18 .

Ortak yönler Tablo 2’de gösterilmiştir: 19 .Tablo 1: Đris. Chaffin ve Vossen Tasnifleri Đris Đşlevsel Parça Bölünmüş Bütün Grup ve Öğeler Gruplar ve Alt Gruplar Chaffin Nesne-Parça Bütün-Kesit Grup-Öğe Nesne-Madde Alan-Mekân Olay-Kahraman Süreç-Adım Vossen Parça Kesit Öğe Madde Mahal Bu tasniflerinin birçok ortak yönleri olmaklar birlikte farklı yönleri de vardır.

Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ortak Noktaları Đris Đşlevsel Parça Bölünmüş Bütün Grup ve Öğeler Chaffin Nesne-Parça Bütün-Kesit Grup-Öğe Nesne-Madde Alan-Mekân Vossen Parça Kesit Öğe Madde Mahal Böylece. tasniflerin üçünde de var olan üç adet meronimik ilişki dikkati çekmektedir: Nesne-Parça. Đris tasnifinde olmayan iki adet meronimik ilişki daha vardır: Nesne-Madde ve Alan-Mekân.Tablo 2: Đris. Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ayrı Maddeleri Đris Gruplar ve Alt Gruplar Chaffin Olay-Kahraman Süreç-Adım Vossen 20 . tasniflerin arasında ortak olmayan meronimik ilişkiler de vardır: Tablo 3: Đris. Ancak. Bütün-Kesit ve Grup-Öğe. Chaffin ve Vossen tasniflerinde olup.

durum veya hareket arasında meydana geldiği görülür. Bundan dolayı bu sınıf eldeki çalışmaya edilmemiştir. 21 . et. sebze vücut: organlar vücut: kas. Bu ilişkiyi organ adlarına uygulandığında. Chaffin tasnifine baktığımızda. hiponimik olduğunu görmekteyiz. Chaffin. olayın meydana gelmesi imkânsızdır. bir üst gruptan ve ona dâhil olan alt gruplardan oluşmaktadır. Yani Gruplar ve Alt Gruplar ilişkisi aslında bir tasnif ilişkisidir. bu tasnife örnek olarak büyüme: erginlik ilişkisini göstermektedir. Örneğin: • • • yara almak: kan sakatlık: ayak körlük: göz Bu tür ilişki için bulunan örnek sayısı çok azdır. Örneğin: • • • yemek: meyve. deri. çünkü bu ilişkide kahraman. kan Bu tür ilişkilere baktığımızda bu ilişkinin aslında meronimik değil. Bu ilişkiye giren öğeler. Aynı şekilde Chaffin’in tasnifinde yer alan Süreç-Adım ilişkisini diğer tasniflerde görmemekteyiz. Tespit edilen örnekler de Chaffin’in ifade ettiği kriterlere uymamaktadır. tez konumuz alanında onun aslında vücut organları arasında değil. Đris ve Vossen tasnifinde yer almayan OlayKahraman tasnifini görmekteyiz. olayın içinde anahtar rolünü oynamaktadır ve kendisi olmadan. Bundan dolayı bu ilişkiyi kapsam dışı bırakılmıştır.Đris. organ ve bir olgu. meronimi tasnifinde Gruplar ve Alt Gruplar ilişkisini ayrı bir sınıfa koymaktadır.

Sonuncusu olarak.5. elin meronimidir. 22 . Bu meronimik ilişki diğer yandan parmağın elin bir parçası olması sebebiyle nesne-parça ilişkisidir. Aynı zamanda dalak. parmak. sinir ve kemik gösterebiliriz. Vücut organlarında bu tür ilişkilere az rastlanmaktadır.Chaffin’in düşündüğü bu ilişki. Bu meronimik ilişki diğer yandan nesne-parça ilişkisidir. burun. bir nesnenin nerede yer aldığında batığımızda alan-mekân meronimik ilişkisini tespit ediyoruz: yüz bir holonim ise onun alan-mekan ilişkisinde bulunan meronimler.6. karaciğer. ağız. Bu tür ilişki grup-öğe meronimik ilişkisidir. alın. Organ Adlarına Yönelik Meronimi Tasnifi Yapılan tespitlere göre organ adlarının meronimik bir tasnifi yapabilmek için Chaffin ve Vossen tasniflerindeki ortak olan meronimik ilişkiler aynı zamanda organ adlarına da uygulanabilecek özelliklere sahiptir. Bunun gibi eğe. mide ve bağırsakları bir grup olarak ele aldığımızda onların iç organlar grubunun meronimi olduğunu söyleyebiliriz. Mesela. göz. yanak gibidir. kas. Benzer şekilde kalp kapakçığı kalbin bir meronimidir. Nesneleri ve onların hangi maddelerden yapılmış oldukları incelediğimizde holonim olarak bacak ve onun meronimileri olarak deri. bir nesnenin veya birtakım nesne ve olayların zaman içerisinde değişime uğrayıp belli bir sürecin adımları gösteren bir ilişkidir. Bu durumda konu külliyatı kapsamında. 1. Bundan dolayı bu ilişki de eldeki çalışmaya alınmamıştır. göğüs kafesinin bir kesiti olduğundan bu meronimik ilişki bütün kesit ilişkisi olarak ortaya çıkar. Bu tür ilişki nesne-madde meronimik ilişkisidir. eldeki çalışmada yer alan insan organ adlarıyla ilgili terimlerin meronimik ilişkilerine göre tasnifi Tablo 4’te gösterildiği gibidir.

*çäñä. 23 . *yayŋak. *sırt : *yagrın Örnekler • NESNE : PARÇA Đşlevsel açıdan birbirine bağlı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ilişkidir. *kemük *tirs(γ)ek : *bogum. *siŋök. *bäñiz. *arka. *erin *balç : *beyŋ *balç : *kulγak. *tü:k. *ka:ş. *çäŋä. *eiñ ~ *eñek. *ka:m/pak. *tirs(γ)ek. *eiŋ. *ärŋek. *görs>göz. *kulγak. *kirpik. *gö:küz : *eyegü ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın. *parŋak. *yayñak. Holoniminin işlevini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır. *aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın. *çaykan. *tü:k *di:ş : *azıγ *älg. *du:dak. *bilek. *bät. *siŋök. Bu ilişkinin görev yapma fonksiyonu taşıdığı görülür. *eŋek. *älg. *ärŋek : *bogum *gö:küz : *eyegü NESNE : MADDE *saç : *kılk *burun : *teri. burun. *yü:z. *aδγu-t/ç : *ärŋek *parŋak. *kemük *a:ya : *teri. *saç. *dırŋak. *aγız : *erin BÜTÜN : KESIT GRUP : ÖĞE *saç : *kılk. *ka:mpak.Tablo 4: Vücut Organları Meronimileri Tasnifi Meronimik Đlişkisi NESNE : PARÇA *boδ : *balç *balç : *kılk. *aγız. *aburt *kol : *omuz.

meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Ancak bu çalışmada meronimiye yer verilmemiştir. • GRUP : ÖĞE Bu ilişkide holonimiyi bir grup olarak alındığında. 1. Bu ilişkinin bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. Doğan Aksan. holonimi ile aynı maddeden olup.• BÜTÜN : KESĐT Bu ilişkide meronimi.6. 24 . • NESNE : MADDE Bu ilişkide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmış olduğu maddedir. meronimi. Bu ilişkisinin yerleşme fonksiyonu taşıdığı görülür. Tek başına Türk anlam bilimi üzerine yapılmış bir çalışma yine Doğan Aksan’ın Anlam bilimi ve Türk Anlam bilimi (Ankara. Bu ilişkinin yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. holonimin bir kesitidir. tarihsel ve modern Türk dilini kapsayıcı nitelikte değildir. 1978) adlı çalışmasıdır.6. bu mekânın içinde bulunduğu bir nesne olur. cildinde anlam bilimine genel olarak değinmiştir. 1998) adlı çalışmasının 3. Bu ilişkinin toplanma fonksiyonu taşıdığı görülür. • ALAN : MEKÂN Bu ilişkide holonimi bir mekân kabul edilirse. Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim (üç cilt bir arada 2. Türkiyede Meronimi Konusu Bugüne kadar Türk dilinin anlam bilimi üzerine yapılmış sınırlı sayıdaki çalışmalar. baskı Ankara.

Türk dilinin tarihî ve modern lehçeleri arasında farklı anlam ilişkileri dikkati çekmektedir.’. *balç Proto-Tü.1. kayu kişi baş ağırlığ bolsa ‘kimin baş ağrısı olsa’ (TT VIII M. 2. yy. head. Genel Türk dilinin söz varlığında yer alan organ adları ve vücut kısımları genel olarak meronimik ilişkiler içerisinde belli bir hiyerarşi ile Türk konuşurunun zihninde yer alır. baş ‘baş’ (IB 10). 2-3). Türk dilinde organ adları Türk dilinin yazılı en eski belgelerinden itibaren günümüze kadar çeşitliliğini muhafaza ederek gelmiştir. Krh. öz başıŋa tegdi ‘kendi başına düştü’ (M I 20.ç. ix. Đng. Đslami ç. viii. bir şeyin başlangıcı.1.26).ç.Tü.1. Türk dili konuşurunun dil davranışı teorisi açısından dil sisteminin tespitinde organ adlarının kaynaklarda geçen şekliyle ele alınması önem kazanmaktadır. baş ‘baş’ başım 25 . tizligig sökürmiş ‘başlıya baş eğdirmiş. yy.2.: xi. dizliye diz çöktürmüş’ (THO 126). caput. baş ‘id.1. 2. yy.1. Bud.1. Türk dili içerisinde lehçeler arasında organik bağın belirgin olarak ortaya çıkmasını sağlayan bir grup temel söz varlığı da insanoğluna en yakın kelimelerden oluşan organ adlarıdır. baş/ba:ş ‘baş. *balç (Tenişev 1997: 194). ordunun başı.Tü.’. baş ‘id. Man. Baş Kısmındaki Organlar 2. coğrafî özellikler’ (EDT 375a). başlıgı yükündürmiş. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAŞ ‘baş’ Lat. Proto-Ogur *balç. Proto-Oguz *başç. KökTü. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları Genel söz bilimi açısından temel söz varlığının bir dilin çekirdek söz unsurlarını içine aldığı bilinmektedir.

Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva ba:ş. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. Vazifece büyük olan 13. 8. Trkm. Başlangıç.’ (KĐ. hürmetli 10. Aile reisi 12. buyu. baş iy ùÀlib bilgil kim baş aārısı başuŋ cümlesine vÀúıè olsa (CH I: 143). 3. en seçme 15.’ (KTS: 24). tepesi. baş (DK II: 39). Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. baş ‘1.’ (TTS I 413-414). 3. Tane’ (GS: 75). Gag.’ (Sngl. baş ‘id. yy. ucu. 5. Bir kişinin tepesi. Baş 2. esas. Yakut bas. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet’ (TS: 228-234).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kulak. MKıp. Başlangıç. Defa. baş ‘1. baş ‘id. en yüksek. Modern Tü. Başkan.’ (KE II: 80). baş ‘1. 3. (eski) Su hacim birimi’ (ADĐL I: 212). Temel. Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg baş. Uzunluğu olan bir şeyin son kısmı. baş ‘id. Bir şeyin kalın. Azb. yan 6. organları kapsayan. Yukarı taraf. Baş 2. xiv. başlangıç 7. Kenar. EKıp. Doğu Tü. xiv.kesmesüni keseyin tilim ‘başım kesilmeden önce dilimi keseyim’ (DLT III 166).’ (NF III: 50). Arazide en yüksek nokta. xiii. Başkalarından nispeten daha mühim 14. Đnsan ve hayvanlarda beyin. SUyg. 26 . Batı Tü. 2. bir şeyin başlangıcı 5. Evcil hayvanın sayım birimi. Yara. pas. 31). zirvesi. Bir şeyin en yukarı kısmı. Başkan. yy.’ (MŞ: 34). çıkık tepesi 5. Esas. Güney-Doğu: *baş. amir 4. Bir şeyin uçlarından biri. Hakas pas. kök. ser. Bir kişinin esası’ (TDS: 79). Âlâ.’ (EM: 112). 2. Bir topluluğu yöneten kimse. 6. 7.: xv. kenarı 8. ba:ş ‘id. Hayvanları saymak için hesap birim 11. xv. yy. 124r. en iyi. komutan. baş ‘1. baş ‘id. Koçan 3. sebep 17.8). Çuvaş: pus(Tenişev 1997: 194). 7. kere 16. xiv. Bir şeyin en ön tarafı 9. 6. baş ‘id. Harezm ç. üstü 4. yy. – xix. Zihin. baş ‘id. 4. göz. Adamın ya da hayvanın başı. burun. yy. ağız vb. Başlangıç. yy. Teknenin ön tarafı 6. Başak. Bir şeyin başlandığı yer. 4. topluluğu yöneten. şuur 3. baş ‘1. kafa. (insan ve hayvan sayımında) Tane. 2.

Ancak. Clauson da Eski Kıpçak Türkçesinde sözün hem kısa hem uzun ünlülü şekillerine dikkat çekmiştir. 4. Eldeki çalışmada taranan metinlerde VIII. *balç’ın Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Bir kişinin tepesi. 6. yy. 27 . Başak.da kelimenin oldukça işlek olduğunu göstermektedir. Yara. başkan. da baş/ba:ş ‘baş. Adamın ya da hayvanın başı. ba:ş ‘yara’ (TDS: 80). XIII. yy. Kalmık malzn şeklindeki paralelleri tespit etmiş ve ‘kel’ > ‘baş’ sözlerindeki anlam kaymalarından söz etmiştir (1997: 194).1. bir şeyin başı’ şeklindeki anlamlar ile doğal metaforik gelişmeler gösterdiğini belirtmekte ve Yakut ve Gagauz Türkçelerinde ‘yukarı’ anlamının yanında ‘ileri’ anlamında da kullanıldığını vurgulamaktadır (Tenişev 1997: 194). ‘canlılar için sayı birimi. Evcil hayvanın sayım birimi. Moğ. buyu. Benzer durum bugün Türkmen Türkçesinin standart türünde de görülmektedir: baş ‘1. Tenişev de tüm Türk lehçelerinde bu sözcüğün. yy. 2. üst. Yine bu dönemde ‘lider’ anlamında başlıg (THO 126) sözünün kullanılmış olduğunu görüyoruz. *malja-n ‘kel’. Bir kişinin esası’ (TDS: 79). topluluğu yöneten. ordunun başı. coğrafî özellikler’(EDT 375a) anlamının da olması daha VIII. Sözün taranan kaynaklarda karşılaşılan temel anlamı. 7. ‘organ adı olarak baş’tır. Başlangıç. bir şeyin başlangıcı. komutan. başkan.’ (TTS I 413-414) anlamlarında görüldüğü belirtilmektedir. yy. 3. ile XIX. (insan ve hayvan sayımında) Tane. tepe. 3. arasındaki eserlerin taranmış olduğu Tarama Sözlüğünde de baş sözünün ilgili metinlerde özellikle ‘1. 2. sözün Proto-Türkçe *balç şeklinden geliştiğini belirterek diğer Altay grubu dillerinde meselâ.

TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol baş sünüğü deliklerini TTS II 1146 On on beş mıktarı baş ve dil getirse zeamete müstahık olup. göz kırpıncaya dek yerleşti. *balç Sözünün Kullanım Alanı THO 126 başlıgı yükündürmis. dizliye diz çöktürmüş’. havuz başına uzanır gibi oturmuş. güneşleniyordu.. SFA -1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine. erdemliğin. 28 . 2-3 öz başıŋa tegdi ‘kendi başına düştü’ DLT III 166 başım kesmesüni keseyin tilim ‘başım kesilmeden önce dilimi keseyim’ EM 112 bir úaç gez anuŋıla başı yusalar başda olan kepegi ve çirki giderür EM 112 bu kitÀbı başdan başa oúımak óÀcet olmaya EM 116 ger anı dögüp bala úatup yĆseler boyında olan òanÀzìr başını giderür MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 128 yan başında sızlaya tÀ topuāa degin èilÀcı budur CH I: 143 baş iy ùÀlib bilgil kim baş aārısı başuŋ cümlesine vÀúıè olsa TTS I 37 Đçildi kamusu açıldı gönül Çok ağır baş esridi oldu yenül TTS I 366 Yolunda yer yüzün düşüp döker yaş Felek bağrında çıktı yelmeden baş TTS I 369 Derdile rengi saz yüzler içün Başlı bağrile yaşlı gözler içün Şu denlü döktü epsem kanlı yaşlı TTS I 369 San uç vermişti anın bağrı başı TTS I 443 Kibr ü nahvet. *balç sözünün Halaç Türkçesinde boş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). 2. Doerfer. her şeyin başı paradır. TS 228 Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. bilimin. TS 228 Yirmi baş koyun..Modern Oğuz sahasında Türkiye. nihâdında baş kaldırdı eyitti: Bencileyin cihanda kim var. para. Üç baş soğan. TT VIII M. TS 228 Avucumuzun içinde sakladığımız sigaraların yanmış ucu ile fitillerin başını yaktık. TS 228 Gücün. On baş sığır. Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde baş sözünün temel anlamının ‘organ adı’ olduğu ve zaman içerisinde bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde paralel yan anlamlar kazandığı görülmektedir. TS 228 Güzel bir sonbahar havasında şair.26 kayu kişi baş ağırlığ bolsa ‘kimin baş ağrısı olsa’ M I 20. tizligig sökürmis ‘başlıya baş eğdirmiş.

atlı gezeräk kurennär içindä askerci sıralamaa insanı. üstleri iki yeşil duvar gibi çamlarla kaplı. gene gözlerini büzdü. hafif bir ateş ve baş ağrısıyle uyanmıştı. artık ne düşündüğümü. başlar. dudaklarından yarım ve çeyrek seslerden yaratılan ağır ve garip bir ahenk akmağa başladı. Zeynep. HEA-9 Sonra içine gizli bir hayat suyu akıyormuş gibi evvelâ başı ve omuzları belli belirsiz. deri kuşaklan baalı belindän. HEA-2 Ayşe uzakta. deil sade ayaklarımı. PSE 177 O (karı) sa gelip hem ona baş urdu. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. HEA-7 Başım çok dağınık. oturuyor. HEA-3 Ertesi sabah. büyük nemli gözleri uzaklara dalardı. biräz bozlu. idi. HEA-5 Yalnız arkasını görebildiğim sarı uzun saçlı bir baş şüphesiz benim sabahleyin seyrettiğim gümüşî dumanlara dalmıştı. korkunç. yeşil bir baş kabı UK 54 salt ellär sansın oyneerlar. başları göğe değen dağlar. insanüstü bir acı ile kıvranıyordu. Kurog koyardı içeri bir odundan adamcık-allaalık yapısı. UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. uzun başı ateşli gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. küçük odanın eşyası de bir ışık hayali gibi uçuyordu. amma ellerimi hem başımı da (yıka). da hepsi ona baş iilärdilar.. HEA-4 Ana yolun iki tarafında. etrafını dikkatle süzmeğe başladı. HEA-9 Şişman adam gene başını kaşıdı. PSE 160 Amma sizin başınızdan hiçbir saç kaybolmaycak. idolcuk. başı onun göğsüne dayalı. gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir başlarını çevirip. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. gülümseyräk UK 62 il bölmelerin başları ‘ordu bölümlerinin komutanı’ UK 84 tutuşacek onun da başı UK 95 başaarısı. HEA-1 Güzide başını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi. PSE 107 Hem askerler gübem-tikenlerden bir fenets yürüp. hem görüp. HEA-3 Baş ucunda doktorun sürahinin üzerine mendil örterek gölgelendirdiği mum. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 24 Adeetä dä görä. başına koydular hem Ona al-ruba giydirdiler. SFA-2 Başını da şöyle yastığa doğru şakacıktan eğdim. PSE 51-52 Amma sän oruç tutarkan başını yala hem yüzünü ika. UK 39 başı baş kabak. HEA-7 Çoğu zaman Rauf'un dizleri arasına sokuluyor. UK 25 Basar-bek. HEA-3 Yaralı kocaman bir bozkurt arka ayakları üstünde oturuyor. ne duyduğumu bilemeyecek bir durumdaydım. bir ordu başı.. HEA-1 O benim için her zaman başımı sokabileceğim bir sığınak idi. HEA-1 Başı ellerinin içinde. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi. bir şey anlamıyormuş gibi başında siyah bir örtü. nicä Külen kocasınnan savaş÷rlar derileri germää kurusunnar. suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı. sonra bütün ince vücudu dalgalanmağa. yurtanın baş duvarına. osa yürek mi tuttu bunu? 29 . HEA-4 Onlar da. SFA-2 Üstü başı deri kokardı.SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. uzun saçları. HEA-4 Đşte bu küçük canlı yük çuvalı da bu anda başını kaldırdı. gözler. tepeleri süt gibi beyaz bir berraklık içinde.

yengil ayak daşa deger. ADĐL I 216 HanpÊri gardaşı oğlunun suallarına ağızucu cavab verib. baldır sızlaman bolmaz. miwesi aşak. gözleri gülümsek UK 240 kaşıyarak başını GTA 182 [»Ôelın bαS i:ldε:»lım »αjçz i:zU»zα sa:bı»jε »bıRıdZıc ÔYnαhsï»zε] [se»nın α »kRUtSεnε bαS i:l»dε:Rız] α GTA 191 [kïStSα»zïm jıkα»sαnα bε. aler ellerini da oturder onu UK 169 uzun saçları omuzlarında. *balç Sözünün Türevleri 3. göwre läş.»ïm bαSï»mï bıclε»sεnε] α » GTA 193 [kïStSa:»zïm ıkα»sαnα bαStSa:z»mï bıclε»sεnε] α S » ADĐL I: 212 baş bädÊnin tacıdır. TNAS 68 Baş bolmasa. gözler onun daş-gaşı ADĐL I: 212 başımdan ağrı gopur. bisersan gep başa bela TDS 79 Eysem n÷me meniñ başımı agırdarsın? TDS 79 Armanım köp öñki öten vagtıma. kıvırcık kalpaklar başlarında. tizligig sökürmis ‘başını eğdirmiş. TNAS 22 Acal geldi cahana. öper annısını. baş agırı . TNAS 68 Baş agırman. TNAS 69 Başıma gelenden malıma gelsin TNAS 19 Agır ayak başa deger. 3. 3.2 *balç’tan Fiiller 30 . yanak omuzları kızıl. başda bolar TDS 79 Seresan gep daşa gala. daş hara HDD 122 Başın serinliği. Onun başı ile bedeni arasında tenasüb yohtur. bıyıklar uzun. onu başdan etmÊk çalışdı HDD 75 Başından büyük danışanın başı bolalar çeker HDD 122 Baş hara. başı aşak).1 *balç’tan Đsimler • başlıg THO 126 başlıgı yükündürmis. miwesi aşak (agaç barlı bolsa-da. gözlÊrimÊ garanlıg çökür ADĐL I 212 Đri baş. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 225 kaybedärdi başını UK 233 başında saçlar kısa. TNAS 31 Allasız çöp başı gımıldamaz.UK 102 iilip baş UK 103 baş sofrada şen UK 107 baş iiltdiydik UK 147 başını uzattı UK 148 keaykaus suvazleer onu başını. Başım aylap şikes berdi bagtıma TNAS 17 Agaç başı dik. dizini çöktürmüş’. TNAS 17 Agaç başı yokarda. yüreğin rahatlığıdır HDD 122 Başın taçı ağıldır TDS 79 Akıl yaşda bolmaz.bahana. TNAS 68 Başarmacak işiŋe urunma.

Clauson. başlangıç. yara’ (TTS I: 413-416). evlenme hayatı da oldukça başarılı başladı • başar- TNAS 68 Başarmacak işiŋe urunma. şuur. Azerbaycan sözlüğünde ‘zihin. ‘başlangıç’ gibi bir takım metaforik kullanımlarına da dikkat çekerek. son’. insan ve hayvan sayımında tane. Yine bu dönemde ‘lider’ anlamında kullanılan başlıg (THO 126) sözü soyut bir kavramın somutlaştırılması şeklinde bir metafordur. Gagauz sözlüğünde ‘koçan. Tenişev de sözün ‘hayvan sayımında birim’. bir şeyin başlangıcı. yy. bir şeyin uçlarından biri. teknenin ön tarafı. ‘başkan’. temel. komutan. bir şeyin başlangıcı. topluluğu yöneten. esas. bir şeyin kalın.• başla- TS 239 Şairliğe on sekiz yaşında gazel ve rubaîlerle başlamıştı TS: 239 Bundan başka. kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet’ (TS: 228-234). başak. Yakut ve Gagauz Türkçelerinde ‘yukarı’ yön gösterme anlamının yanı sıra ‘ileri’. Tarama Sözlüğünde birinci anlam olarak belirtilen ‘başkan. zirvesi. tane’. amir. Kıpçak ve Güney-doğu Türk lehçelerinde ‘uç. Uygur Türkçesinde ise ‘aşağı’ anlamlarının olduğu üzerinde durmuştur (1997: 194). çıkık 31 . arazide en yüksek nokta. ‘bir şeyin tepesi’. Türkçe Sözlük’te geçen ‘bir topluluğu yöneten kimse. başkan. sözün tüm tarihî dönemlerinde ve tüm Türk lehçelerinde hem asıl hem de metaforik anlamlarda görüldüğünü belirtmektedir. Anlam Olayları Bakımından *balç *balç sözünün tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanıldığı görülmektedir. bir şeyin en yukarı kısmı. 4. bir şeyin genellikle toparlakça ucu. coğrafî özellikler’(EDT 375-376) şeklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. Sözün VIII.da ‘ordunun başı.

Türkmen sözlüğünde ‘evcil hayvanın sayım birimi. parmakları kaldı (HEA-9). Bu cümlede Başlıyı/başı olanı eğdir. şimdi piyanonun üstünden odayı seyrettiğinin farkına vardı. boyu. kenar. ve beklemediği bir hakikat keşfetmiş gibi heyecanlandı. Ancak. aile reisi. başlangıç. bir kişinin tepesi. Çok ağır baş esridi (TTS I 37) 32 . suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı (HEA-4). Yalnız arkasını görebildiğim sarı uzun saçlı bir baş şüphesiz benim sabahleyin seyrettiğim gümüşî dumanlara dalmıştı (HEA-5).bir deyimdir. kenarı. dört sene evvel piyanoya ancak yetişen başın. (eski) su hacim birimi’. Bu deyim kibr ü nahvet. Güzide başını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi (HEA-1). insan sözü yerine kullanılmıştır. hayvanları saymak için hesap birimi. yukarı taraf. Onlar da. bir kişinin esası’ şeklindeki anlamlar aslında metaforik anlamlardır. en yüksek. başlıgı yükündürmis. Đnsanla ilgili olan bir kavram ve aynı zamanda insanın bir parçasıdır. bir şeyin en ön tarafı. ucu. Bu akşam gözleri âdeta görmeden Rabia’ya bakarken birdenbire. Đnsan bedeninin bir meronimidir. kere. gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir başlarını çevirip. kök. başkalarından daha mühim. uzunluğu olan bir şeyin son kısmı. tizligig sökürmis (THO 126) cümlesi metaforların oluşumunda metonimlerin kullanılması durumuna güzel bir örnek teşkil etmektedir. yan. sebep. defa. en iyi. esas. vazifece büyük olan. Baş başa önemli bir müzakerede idiler (HEA-8). O benim için her zaman başımı sokabileceğim bir sığınak idi (HEA-1). nihâdında baş kaldırdı eyitti: bencileyin cihanda kim var (TTS I 443) örneğinde de benzer bir metaforik eğilimle kullanılmıştır. Bu deyimde baş. Bu durumda da metafor ortaya çıkmıştır. başlangıç.tepesi. hürmetli. Đnsan veya kişi sözünün metonimi olan bu kavram diğer yandan ‘asi olma’ soyut kavramının somut bir sembolü veya göstergesi olmaktadır.

(PSE 177) deyiminde insanın somut ya da soyut olarak bir şeye veya bir yere yönelmesi veya gitmesi bunun neticesinde müracaat etmesi anlatılmaktadır. agaç başı (TNAS 17). yirmi baş koyun. baş şeklini ise organ olan baş’ın karşılığı olarak görmektedir (EDT 375a). Başlı bağır (TTS I 369) ifadesinde baş ‘yara’ anlamında kullanıldığından bir benzetme görüldüğünden metafordur. TNAS 69) deyiminde de insanın karşılaştığı olay ve durumlar kastedildiğinden baş sözü doğrudan insan yerine kullanılmış olmakta ve metonimi ortaya çıkmaktadır.cümlelerinde baş sözü. Fitillerin başı (TS 228). Bu deyimde metafor olan aslında vurmak fiilidir. başları göğe değen dağlar (HEA-4). Baş vur. Aynı durum başdan et. başından ayağına kadar (HEA-2). Başına gel. Temelinde zihni bir benzetme olduğu anlaşılan başdan başa (EM 112). *balç sözü. metonimdir. ordu başı (UK 25). kısa 33 . 5. Bu durumda da baş sözü metonimdir. Bu deyimler metaforların oluşumunda metonimlerin nasıl kullanıldığına birer örnek teşkil etmektedir. havuz başı (TS 228) örneklerinde de temel anlamı itibarıyla canlıya veya insana mahsus olan bir özellik cansız nesneler veya bitkiler için kullanıldığında metafor ortaya çıkar. Bu durumda da bir insanın bir parçasının insan kavramının bütününün yerine kullanılmış olduğu görülür. bazı metinlerde baş ve ba:ş yazılışlarının ‘baş’ anlamında kullanılması durumunun bir yazım hatası olduğunu düşünmekte ve ba:ş şeklini ‘yara’. çöp başı (TNAS 31). doğrudan doğruya “insan” kavramının yerine kullanıldığından.deyimi için de geçerlidir.(HEA-2. üç baş soğan (TS 228). her şeyin başı (TS 228) deyimlerinde bir şeyin başlangıcı ve sonu kast edildiğinden metafor yapılmıştır. on baş sığır. Meronim Olarak *balç Clauson.

: xi. *saç. *tü:k.2. *kirpik. *erin NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *balç: *teri. *teri ve *siŋök terimleri. *sıynak. taranan metinlerde görülen *beyŋ. *a:lın. teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir. *yü:z.Tü. burun. miyi.*bät.ç. *yayñak. Man. *aγız. *du:dak. yy. *erin terimleri *balç sözünün meronimleridir.1. *du:dak. *aγız. KökTü. burun. 34 . *kirpik. *tü:k. cerebrum. *du:dak. *sıyn . *aburt.. Krh. burun.*ka:mpak. *ka:ş.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEYĐN ‘beyin’ Lat. *saç. TT III 50. *yayñak. *bät.: . TT I 21-2). *bäñiz. III 43-13. *kılk. yy.ç. *görs>göz. Diğer yandan. *çäñä. 28-2.*ka:mpak. *eiñ ~ *eñek.. *ka:mpak. *kulγak. *a:lın. *erin terimleri *balç sözünün nesne-parça ilişkisi sergileyen meronimlerdir. *tü:k. meyi-si (3. Proto-Oguz *beyŋ. *eiñ ~ *eñek. *yayñak. viii. meŋi-si (TT II 8. *kulγak.2. *görs>göz. brain. *yü:z. *gebde terimlerinin meronimi değildir. *boδ ‘beden’.. U II 1029. . *ka:ş. *aγız. TT IV 12-60. *bäñiz. Đng. Proto-Ogur *beyŋ.Tü. *ka:ş. Đslami ç. 2. *çäñä. kişi iyelik). *saç. *çäñä. *kirpik. *görs>göz. *beyŋ (Tenişev 1997: 195).*bät. *balç sözünün nesne : madde ilgisi içindeki meronimleridir. Bud. *aburt *balç : *beyŋ 2. *beyŋ Proto-Tü. *yü:z. *bäñiz. Bunların arasında *kılk. *siŋök *balç : *a:lın.ünlülü şekliyle. *kulγak. *aburt terimleri ise *balç sözünün alan-mekân ilgisi içerisinde olan meronimleridir.1. *eiñ ~ *eñek. NESNE : PARÇA *boδ : *balç *balç: *kılk.

imik. 4. töbe ‘beyin’ (KTS: 281). Beyin 2. hançere. -Ay. -Mğ. mey. nime. miŋä. anlayış. düşüncesi yüksek düzeyde olan kimse’ (TS 281).. Azb. beyni’ (TTS I 528). mine (Tenişev 1997: 195) 35 . meŋ ‘beyin. yy. meŋ (CC I). xıv. imik ‘beyin. Hakas mi:. yy. beyindedir’ (KB I836). emik ‘insan beyni. mini (KE II: 441). çimidi ‘beyin’ Senin çimidini delerim (-Rz.. Çuvaş: mime. (st.. xii.meŋi Krh. bayni (KTS: 29). Merkezi sinir sisteminin en mühim uzvu 2.) (DS III: 1223). Muhakeme. Karaçay. miya. 3. Akıl. Mecazi anlamlar da beyin fonksiyonu ile ilgili: 2.) (DS IX: 3455). (KTS: 62)..) (DS IX: 3194). meyni ‘beyin’ (KTS: 183). beynisi ‘beyin. Akıl. (NF III: 109). -Isp. iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluşan. xv. akıl’(TDS: 85). inük ‘beyin’ (-Uş.: Güney-batı (Oğuz): TTü. yy. xiii-xiv. dimÀā (MŞ: 21). vime. EKıp... imirtlek. Modern Tü. yy. boğaz. pinç ‘beyin’ Tepesi üstü düşünce pençi çıktı (Varyanlı -Mr. baş’ (ADĐL I: 226).) (DS V: 1735). meyin. mey(i)n (KE II: 439). -Đz. Bilgisi. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay me:. yeni doğan çocukların başındaki bıngıldak. dimaā <Ar. Gag. zeka. -Dz. Batı Tü. eğitimi. şuur. Kafatasının üst bölümünde beyin zarı ile örtülü. dimağ ‘beyin’ (ATS: 286). usa vurma. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. miyi (ME 236). dimÀā (CH I: 153). beyin ‘1.) beyin ‘1. Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg me: . Trkm. -Mn.. duyum ve bilinç merkezlerinin bulunduğu organ. xiv. -Đz. dimÀā <Ar. beyni. imük.) (DS VII: 2536). yy. Düşünce. Tuva me:. Harezm ç. minği ‘beyin’ (DLT IV: 413). Güney-Doğu: YUyg. alın’ (-Brd. beyin ile ilgili’ (GS 202). 5. beyni ‘1. mıyı ‘beyin’ (Çilehane *Reşadiye -To. dimağ’ (KTS: 180). Yakut meyii. meyin/meyn ‘beyin’ (Sngl 319r29). beyni (EM: 115). Doğu Tü. dimağ (TS: 281). meŋesi tolu ‘beyni dolu.. Özb. yy. Bir şeyi yönetmede önemli görevi olan kimse. zeki’ (KB 57) ukuş ornı üstün meŋede turur ‘akılı yeri üstte.: xv.

Altay dil grubunda *beyŋ kavramına paralel olarak şu şekillere rastlanmaktadır: *maŋ-lai ‘alın. Başkurt. ok ucu’. his. Baş . TT I. Kumuk.. ‘tepe. his. *beyŋ Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Japon mune ‘göğüs. TT III: meŋike ilişmişke ‘geçen hazlara’. bu tespitlere dayanarak. Türk ve diğer Altay dillerindeki “gönül” ve “göğüs” kavramlarını karşılayan terimler ile de bağlantısının kurulabileceğini belirtmiştir: Kore maım ‘ruh. beyinde’.). Karaim. Azb. Kaz. Harezm. Kır. manlai ‘alın. TTü. keyif. Bu durumda Avrupa’da Rönesans çağına kadar aklın. yüz. öndeki’. Tuv... KB: meŋilik turur kör meŋi yok çığay ‘ve sevinci olmayan fakir sevinecek’). Özb. Clauson. Çuv. ‘zevk. Yak. 36 . ukuş orni üstün meŋädä turur . Karakalpak. Tenişev. sevinç’ – (ETü. bu soyut organın somutlaştırmasının o dili konuşan toplumun dünya bakışına göre gerçekleştirildiğini belirtmiştir (1997: 195-196).DTS 341 – ‘aklın mekânı yukarda. Trkm. TT IV. Kalmık maŋnä ‘alın.. bu sözcüğün orijinal şeklinin beŋi olduğunu düşünmektedir (EDT 348). Proto-Altay dilinde bu terimin birincil anlamının ‘duygu ve akıl barındıran organ’ olduğunun görüldüğünü ve buna bağlı olarak ayrı ayrı dillerde. istek’.. Tat. Uyg. lider’.1.. aklın bulunduğu yer’ (KB meŋisi tolu ‘akıllı’. Tenişev. Buryat magnai. Eski Uygur Türkçesinden günümüze kadar ‘beyin’ anlamının yanı sıra ‘akıl. Nogay. bu sözün. vişaylığ meŋiler ‘duygusal hazlar’ U III. TT II 8: etöz meŋisi ‘bedensel zevk’. Krh-Uyg.. duygu’. gönül. anlamlarına geldiğini belirtmiştir (Tenişev 1997: 195). haz.. Malkar. U II: meŋi teginmek emgek teginmek ‘sevinç ve üzüntü yaşamak’. Orta-Kore manam..Yak. EUyg. kalpte olduğu inanışı hakimken Türk-Moğol dünyasında erken çağlarda duygunun beyinde yer aldığına inanıldığını tahmin etmek mümkündür.. başın tepesi’ Kumuk. aynı zamanda *beyn şeklinin Moğol. öncü.

Pavlov subut etdi. TDS 85 Ol gızgalañ arasında beynisine giren dürli oyları durlap geçirip bilmedi. Taner) ADĐL I: 226 onun beyni yoòdur. HEA-5 Đşte onun için yolları üstünde beynimin parçalanacağını bilsem gözlerimde bir korku gölgesi göstermezdim.2. beynisi boş TDS 85 Kelle beynisi akıl organıdır. ‘akıl’ kavramı ile de ilişkili olmaktadır (Tenişev 1997: 195). HEA-2 Đki doktor çok uzun ve fennî bir münakaşadan sonra beyninden kurşun çıkarılırken ölen Peyami’nin Ateşten Gömleğine çetin ve lâtince bir isim koydular. sağlam bir dolaşma duyardım. Ancak fonksiyonlarına işaret eden göndermeler yan anlam olmaktadır. TS 255 Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli beyinlerden biridir (H. boş beyni. *beyŋ Kullanım Alanı KB I 836 meŋesi tolu ‘beyni dolu. MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf À DTS 341 uquş orni üstün meŋädä turur TT III meŋike ilişmişke U II meŋi teginmek emgek teginmek TTS I 528 Yarın kıyamet güneşi ıssısında başlarda beyni çokraduğu vaktın seni Arş gölgesinde gölgelendürem TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol baş sünüğü deliklerini … TTS I 529 Dostlar muradınca beynisin çıkar TTS I 529 Vezire şah eydür ki ey beynisüz Ne düzen ola ki deyem anı düz. HEA-3 Bende beynim ve varlığımla ilgili olmayan yeni bir duygu türemiş. meleklerden sonra şimdiye kadar âdeta tapınırcasına hürmet ettiği. kanımda. Dolayısıyla fonksiyonlarına ilişkin yapılan göndermeler yerine göre metaforik veya metonimik olarak değerlendirilir. zeki’ KB 57 ukuş ornı üstün meŋede turur ‘akıl yeri üstte. HEA-7 Kendimi insanların tahlil edilecek gizli bir acısı karşısında bulursam daima böyle. HEA-7 Bütün bu büyüklerin patırtılı kavgaları o küçük duygulu beyninde. P. Bu durumda sözün bir 37 . beni çürümüş bir organ gibi bütün geçmişimle fırlatmış. beyindedir’. *beyŋ. beyik Rus alımı Đ. TNAS 12 Aç garın. nasıl bir biçim almıştı acaba? HEA-9 Beklediği ve asıl korktuğu darbe nihayet beynine inmişti. danışığını bilmir TDS 85 özi yaş. Anlam Olayları Bakımından *beyŋ Sözün temel anlamı ‘organ adı olarak beyin’dir. sütoğlunun dostu bir Vehbi Dede vardı. HEA-9 Đncir çekirdeği kadar dar beyninde karmakarışık duran peygamber. kim bilir. 3. diyip. HEA-7 Rauf'la ikimiz de bu sesi işitir işitmez kan beynimize toplanmıştı. beynimde hareketli.

Sema Barutçu Özönder. Eski Uygur döneminden beri tarihsel metinlerde karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 195): • akıl. Türkmen Türkçesinde de ‘alın’ (TDS 428) anlamında kullanılmaktadır. başkan. ‘baş’ ve ‘başın üst kısmı’ anlamında alan : mekân ilgisinin görüldüğü bir metonim ortaya çıkmıştır. akıl ise beyinde yer almaktadır (Tenişev 1997: 196). ‘Zevk. metafor yoluyla akıl anlamında da kullanılmaktadır. Eski Türk ve Moğol dünya görüşü için. eski dönemlerde aklın yanı sıra duyguların de beyinde meydana geldiklerini var sayabiliriz. ok ucu. “Beyin” kavramı. doğrudan onun yerine kullanıldığı için metafor meydana gelmektedir. aklın bulunduğu yer KB meŋisi dolu ‘akıllı’ DTS 341 uquş orni üstün meŋädä turur • zevk. haz. Clauson’un etimolojik sözlüğünde *bĆñi ‘beyin’ ve beŋi: ‘sevinç’ (EDT 348b) olmak üzere iki bağımsız söz ve kavram olduğuna işaret etmektedir. 38 . duygu TT III meŋike ilişmişke ‘geçen zevklerden’ U II meŋi teginmek emgek teginmek ‘mutluluk ve üzüntüyü yaşamak’ Bu anlamlar arasında ‘akıl. ön. haz.çok anlamlılık kazanırken tarihsel açıdan bir anlam genişlemesine de uğradığını söylemek mümkündür. Mañlay sözü. duygu’ anlamında ise bir iç organın adı soyut bir algı karşılığında. aklın bulunduğu yer’ anlamı göz önüne alındığında. Moğolcada *maŋ-lai sözü ‘alın. BEYĐN kavramı. baş’ anlamlarında kullanılmaktadır. Daha sonra Moğollar ve Türkler bölgede daha yaygın olan bakışı kabul etmiştir: duygular kalpte.

metinlerimizde BEDEN kavramı için kullanılan *boδ. başın ve kafatasının (Trkm. cerebellum. Meronim Olarak *beyŋ Anatomik olarak beyin. beyin omurilik sıvısı ‘Örümceksi zarla ince zar arasındaki boşlukta bulunan beyinle omuriliği çepeçevre saran sıvı’ (TS: 281). ‘Kafatasının art bölümünde ve beynin altında. kelleçanak) meronimidir. dimağçe’ (TS: 281). Metinlerimizdeki anlamları ile *beyŋ sözü. 39 . beyin üçgeni ‘Beynin alt tarafındaki üç kıvrımlı yuvarlak çıkıntı’ (TS: 282).T. Đng. hareket dengesi merkezi olan organ. beyin zarları ‘Beyni üst üste saran üç zar’ (TS: 282). *gebde terimleri içerisinde ancak *boδ sözü ile ilişkilidir. *sıyn. *balç sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir: NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *balç : *beyŋ *balç: *beyŋ *beyŋ sözü. kafa içinin dört boşluğundan her biri’ (TS: 281). *sıynak. beyin zarı ‘Beyni üst üste saran zar. beyincik Lat. korteks’ (TS: 282).4. nesne – parça ilgisi kapsamında *boδ ve *balç sözlerinin meronimidir. cerebellum. *boδ : *balç : *beyŋ şeklinde bir nesne : parça ilgisi aynı zamanda geçişliliği de göstermektedir. beyin orağı ‘Beynin iki lobu arasındaki zar’ (TS: 282). “Beyin” kavramının Türkiye Türkçesinde modern çağda tıp alanında kullanılan ancak korpus kapsamındaki metinlerimizde rastlanmayan şu meronimileri vardır: beyin karıncıkları ‘Đçinde beyin-omurilik sıvısı bulunan.

úıl (EUTS: 174). kıl ‘1.Tü. Proto-Ogur *kılk. Keçi tüyü. Hakas hıl. Güney-Doğu: *kil.1. kıl ‘kıl. kıl kuyruk ‘kuyruğu kıl olan’ (KĐ 74). yy. ix.3. xiii. *kılk (Tenişev 1997: 196). Çuvaş: heleh (Tenişev 1997: 196) 40 . āıl ‘tüy’ (ATS: 510). Trkm. Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg kıl. insan vücudunun belli yerlerinde çıkan. Đslami ç. kıl kudruğ ‘kuyruğu kıl olan’ (DLT I 337).1. Proto-Oguz *kıl. gıl ‘bazı hayvanların ve insanların bedeninde çıkan sert. MKıp. deri (KTS: 59). Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır: 2. genellikle silindirimsi. ‘kıl’ Lat. úıl (DK II: 179). hair. EKıp. pilus. viii. çok ince uzantı’ (TS: 1288).: xi. xv. kıl ‘saz teli’ (TTS IV: 2478).1. kılça egsümez tegşilmez ‘kıl [kalınlığı] kadar bile değişmez’ (TT VI 205-6). Modern Tü. Gag. *kılk Proto-Tü. yy. yy. gıl (RLT: 66).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. capillus. kalın tüy’ (ADĐL I: 511). KökTü. -. Batı Tü. yy. xiv. 198v. tüy. 2. hair. yy. Tuva kıl. saç’ (GS 307). gıl ‘adamı ve memeli hayvanların bedenlerinden olan incecik tüy’ (TDS 224). yy. tük ‘saç.: xv.ç. Azb.2. Đng. Krh. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ ‘saç’ Lat. tü. içi boş.3. saç. yy. Doğu Tü. üst deri ürünü olan ipliksi uzantı. Yakut kıl. kıl (Sngl. Đng. 5. kıl (CH I: 159). Kuzeydoğu (Sibirya): Altay kıl. -. Bud. – xix. Bazı hayvanların derisinde. Bitkilerde görülen. kıl’ (EUTS: 256). 11).

*kılk için asıl olan anlam ‘tek bir kıl’dır ve benzetme yoluyla incelik sıfatı içeren sözler için bir metonim olur. ‘At kılı’ anlamı öncellikle orta çağ Moğol kültür etkisi altında bulunan bölgelerde rastlanmaktadır (Tenişev 1997: 197). Trkm. Orta-Moğ. ‘at kuyruğu’. Tarihî Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 197): 1) Kuyruktaki kıllar. bir karaltının arasından donuk beyaz derisi bakan. genişlik ölçüsü olarak ‘kıl’. TTü. Orta-Kıp. Buryat hilgaahan. pantolonunu sıyırıp gösterecekti.1. Gag. çalgı teli’. Yukarıda verilen anlamlara göre. 2. hiç istifini bozmadı. 3) Vücuttaki kıllar: TTü. (KB ‘yok. Harezm. (gıl gädär ‘çok az’). Azb. Kıp. 41 . TTS IV 2479 Çok kişi üzdü kupuzunun kılın Söylemedi kimse Gülşehri dilin TS 1288 Sana kız mı verirler / Kıl şalvar giymeyincek TS 1288 Hikmet Bey yaman adam. ‘at kılı. *kil-ga-sun. sert kıllar’. kılları birbirine karışmış. Orta-Uyg. sakaldaki kıl. ProtoAltay öncesi *k’il. Krh-Uyg. Trkm. bitki ve nesneler için kullanılmıştır. kilhasun. Trkm. ‘kıl. Azb. kılı kıpırdamadı TS 1288 Senin gibi kılı kırk yaran bir kıza name beğendirme başarısından dolayı sevgiliniz beyefendiyi kutlarım SFA-2 Kalın adaleli. *kılk Etimolojik Değerlendirmesi Moğ. Tat. *kılk Kullanım Alanı Tarihî Türk lehçelerinde de *kılk insanlardan daha çok hayvan. dikkat ettim. TTü. kıldan ince’). Kalmık gilğasn.en. ‘hayvan kılları’ 2) Herhangi bir çeşit kıl (insan dâhil olmak üzere): Krh-Uyg.‘kıl’. Gag. karınca üşüşmüş mermer gibi bacağını.. Çağ. .

HEA-4 Kaleye sığınmak suretiyle alan insanlar darağacına bile kılları kıpırdamadan çıkarlar. kalın siyah kaşları altında içinden ağlayan yeşil gözleri vardı. Onların maddî vasıtalarla fethedilmez bir müdafaa sistemleri vardır. burgu gibi keskin iki ufak göz. HEA-9 Kirpi kılları gibi ayakta duran iki kalın kaş. Sonra içli içli yüzümüze baktı. TNAS 69 Başı bir gıllı yüz. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır (TS: 1288). SFA-2 Şöyle kıl kırpıncaya bir beyazlık. Meronim Olarak *kılk Anatomik açıdan *kılk. TDS 224 Artığıñ murtı tovlama gelipdir. bir morluk görür gibi oldum. DLT’te sırt sözünün de ‘kıl. vücudu cılızdır. bu iki sözün yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldığını göstermektedir. Boyu kısa. Tarama Sözlüğünde kıl sözünün ‘saz teli’ (TTS IV: 2478) anlamı da vardır. geniş. Duruma göre birkaç açıdan 42 .. içeriye çökmüş.. Fakat beyaz sarığın kallâviliği. bazı evler. ağaclar altında çoh häzäl olan yerdä gururdug. HEA-9 Kısa parmaklı. 3. yalañaç eñeğine bolsa iymeşik gara gıllar örüpdir. 4. Bu söz ‘saç’ anlamında kullanıldığında ise bütün yerine parça kullanımı gerçekleştiğinden ayrıca snekdoka ortaya çıkmaktadır.. Nasırlı işçi elleri titreyerek omzundaki göğsündeki yaralarını gösterdi.SFA-2 Bir göl kenarı görüyor rüyasında. sallana sallana yürüyüşü ona hususî bir heybet verir. sessiz akşamlar. kavurucu bir mavilik. Garatoyug tutmag üçün at gılından cälä hörüp bağda. ADĐL 511 Geçi gılı. *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka:ş sözlerinin meronimleridir. Onuñ kakasınıñ çişen. Burun uzun ve tilki vari. üşütücü. kıllı ve korkunç iki el. HEA-3 Kıllı. derinin üzerinde birçok yerde rastlanmaktadır. kömür gibi siyah. kalın kıl’ (DLT I: 342) anlamında kullanılması. pakgaran yüzünde dürterişip galan gılları mäzleşik gözleriñ öñünde oynadı. kıllı adamlar. Anlam Olayları Bakımından *kılk *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. HEA-9 Şakaktan şakağa giden çatık siyah bir kıl yolu. onları öldürürsünüz. At gılı. Kara sakal hayli kırlaşmış. geniş yenli lâtanın içinde ağır ağır. sıcak gözler. Burada saz telinin yapıldığı madde ilgisi içinde metonimi ortaya çıkmaktadır. HEA-2 Açık. kor gibi yakıcı. ıslanan gövresi. kıllı esmer göğsü kan içinde bir hamal onun yanına düşmüştü. iki sözün anlam çerçevelerindeki kesişmeler. fakat korkutamazsınız.

saç (MŞ: 30). yy. Bud. *tü:k *ka:ş : *kılk. Bu açıdan da bütün : kesit ilişkisi görülür. saç (TTS V 3214-3215). KökTü.b]ıcdı ‘bunca halk saçlarını. *tü:k EKpç. kıl kudruğ ‘kuyruğu kıl olan’ (DLT I 337) gibi kullanımlarda da nesne : madde ilişkisi içinde bir meronim ortaya çıkar. yy. ãaç (KTS: 221). Modern Tü. ãaç (saç) (DK II: 254). 2.: xi.1. xiv. xiv. Doğu Tü. yy. bunça budun saçın kulkakın […. Đslami ç. saç (BK 12).15) . *saç ve *ka:ş sözleri ile bir grup öğe ilişkisi sergiler. Öncelikle *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka:ş sözlerinin nesne : parça ilişkisi içerisinde meronimi olabilirler.: xv. ürüŋ boldı erse kara saç sakal ‘kara saç sakal beyaz olduğunda’ (KB. Batı Tü. – xix. xv. 18). xiv. *tü:k *ka:ş : *kılk. saç (U II 25. yy. Diğer yandan *kılk. yy. yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. sac. çaç ‘saç’ 43 .Tü. yy. sac (Sngl. EKıp. Harezm ç. Proto-Oguz *saç. *tü:k GRUP : ÖĞE *saç : *kılk *ka:ş : *kılk. yy. NESNE : PARÇA *saç : *kılk. Proto-Ogur *saç. *saç (Tenişev 1997: 196). *kılk ve *tü:k sözleri *ka:ş sözü ile bir grup : öğe ilişkisi sergilemektedir. *tü:k BÜTÜN : KESĐT *saç : *kılk. sa:ç (KĐ 56).2. saç ‘baş derisini kaplayan kıllar’ (TS 1878). saç (NF III: 355). saç ‘saç’ (DLT I: 321). 1103:XIII). Ama aynı zamanda *kılk ve *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de.meronimik ilişki görülür. *saç Proto-Tü. kıl kuyruk ‘kuyruğu kıl olan’ (KĐ 74). 229v. saç (KE II: 529). kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’ (THO 194).ç. xiii. viii. Krh. MKıp. saç (EM: 173).3.

EM 173 yÀsemìn yaāına úatalar daòı ãaça saúala dürteler dökülmekden saúlaya MŞ 30 saça ve saúala dürtseler uzadur óayøı sürer TTS V 3215 Ey dili bülbül yüzü gül hulkı hoş Saçlu yıldız doğsa hükmün dinle uş TTS V 3215 Görüp eyleme saçlı yıldız hayâl Eder Zühre raks elde bir destimâl TS 1878 Muntazam taranmış. Karaçay-Malkar çaç. TS 1878 Eğer bu patırtıdan. Kırg çaç. 2. saç şekli’. Hakas sas. Kaz. saç ‘insanın kafasında biten tüy’ (TDS: 587). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Özb. Azb. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay çaç. Tat. avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi 44 . Gag. saç ‘saç’ (ATS: 1004). ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa.b]ıcdı ‘bunca halk saçlarını. *kılk terimine karşın *saç. Yakut as. Tuv. tek bir kıl değil. şaş. tüm saçlar anlamına gelmektedir.) (DS III: 1031). Çuvaş: süs (Tenişev 1997: 197) 1. Altay dillerinde tespit edilen paralel sözcükler: Moğ. saç (RLT: 66). iki kadın. Hal. Eski Türkçeden başlayarak tüm Türk lehçelerinde rastlanmaktadır. Tuva ça:ş. *saç Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın […. Kumuk çaç. säs. 3) ‘Saç örgüsü’ Azb. 2) ‘Kürk’ (şaşıy) ‘kürkü tüylü olan (tilki)’ Karaim. Kalmık sanjig ‘alnın üzerindeki kısa saçlar’. Güney-Doğu: YUyg. Tarihsel Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 197): 1) ‘Đnsan başındaki saç. çaç.. genç saçlar. saç ‘saç. çaç. sançig ‘şakaklardaki saçlar’. *saç Etimolojik Değerlendirmesi Asıl anlam ‘baştaki saç. kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’. kak. hayvanın postu’ (GS: 404). Orta-Moğ. saç ‘insanın başında biten tüyler’ (ADĐL IV: 37). soç.. Trkm.(Başhöyük *Kadınhanı -Kn. sanjig ‘kıvırcık saçlar’. Trkm. çaç. Başk. sarı. saç. saç şekli’. noksansız.

oraya bir güzellik.. HEA-6 Yanaklarımı saçlarımı oranın tatlı havası okşuyor. kimi hep frenkçe konuşur. içeri girdi. burun muntazam. HEA-8 Siyah.. HEA-5 Bak ellerim. çekmiştim. alnı geniş. SFA-2 Yağlı saçları. HEA-7 Saçları. bir insanlık mimarisi kurardı. bir çocuk gibi pembe ve tazedir. esmer. simsiyah saçları ne keskin hatlarla o alnı keser. bu göz aldatan tabloyu tamamlıyordu. HEA-8 Senin de benim gibi bu kabarık saçları sevmediğine sevîndim. ince vücudun üstündeki ufak. genç yüzlü bir kadın teklifsizce kapıyı itti. HEA-8 Orta yerden ayrılan siyah saçlar bu uzun. gözlerinde kendi kendini yiyen. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor. tepesi sivri siyah kalpağının yanlarından boynuna düşüyor. iki kadın. HEA-3 Alnına düşen kar gibi beyaz saçların altında ince kaşları. saçlarının iki yanında iki altın renkli gül.. HEA-1 Saçlı sakallı. bak saçlarım nasıl sarı. gözleri güleç. alelâde boyu posundan umulmayan bir ustalıkla çalışıyordu. uzun saçlar gözükmüyordu. HEA-6 Beyaz saçları uzun. beki beyaz saçlar. beyaz saçlı. PSE 160 Amma sizin başınızdan hiçbir saç kaybolmaycak.. ağız. uzun saçlarını. ne kadar zayıf. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. çok fedakâr dudaklarıyle onu ünlü resimlerde. SFA-2 Siyah. ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa. yanak kemikleri çıkıktır. baş başa dövüşeceklerdi.SFA-1 Saçı dökülmüş kafasından. ağzı şefkatli. teni bembeyaz fakat sıhhatli. yaşına göre. geniş alnının üstüne haşarı bir çocuğunki gibi dökülmüştü. uzun saçları. HEA-1 Sarı saçları kısa kesilmiş. narin tüysüz baldırlarından tahmin ettiği kapkara. bir gün. HEA-9 Kır saçlı. HEA-6 Pembe yüzlü. biçer. HEA-8 Belki zaman. yaşayan gözleri. HEA-5 Saçının her telinin teması ile kendimden geçtiğim bu güzel başa bir şey vurarak onu ebedî bir budala halinde bırakmak arzusu ile kuduruyorum. fakat herifin gözleri onu durdurdu. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı bağlanmış şimdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her şeyi topladı. gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. mutlak gözleri dinlendirecek biçimde koyuca bir küme teşkil etsin. dümdüz arkaya taranmış. uzun yüzündeki düzgün hatları koyu gölgelerle canlandırıyor. esmer başı. hep içi rahatsız insanların tuhaf ateşi var. klasik kitaplarda tanımıştım. HEA-9 Kiminin saçı uzun. Şeria'nın yeşil sularını içerken meleşen koyunların çıngırakları beni çağırıyor. duruşu sade olsun. kelli felli efendiler arasından geçen kadınlar da hiç birbirine benzemez. bir gün bana bu deliliği unutturacak. biräz bozlu. özel bir iltifat olarak. HEA-4 Tarık hemen bu saçları çekmek istedi. elleri yumuşak olsun. bu patırtıdan.. HEA-9 Eğer. gözleri sarı elâ. HEA-6 Kır saçları darmadağın. HEA-3 Yoksa gerçekte saçları sonbahar güneşinde pırıldayan altın ekinler gibidir. Kulaklarında tek siyah inciden küpeler var. azıcık alaycı ve çok ince. UK 30 artık saçlar da varıncak alaycılarda taranma-düzünmä her sensele adeetiycä UK 39 başı baş kabak. ötekinin çıplak. gür saçları kalın bir örgü ile ensesinde toplanmış. HEA-8 Şakaklarını gererek örülen sıkı. Teni. avluda saç saça. yeşil bir baş kabı 45 . bütün davranışı. çok beyaz.

*saç kavramının oluşturucu parçalarıdır. Meronim Olarak *saç Anatomik açısından *saç.UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän. saçını darayar TDS 587 Gızıŋ örme gara saçları Begenci gozgalaŋa saldı TNAS 25 Ak saç adamı garrıtmaz. TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma. Bu sebeple nesne : parça ilişkisi içinde meronimleridir. Tüm çağdaş Türk lehçelerinde mevcuttur. TNAS 295 Saçı uzınıŋ aklı gısga. *kılk. eşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. TNAS 68 Baş görki saç. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. ilişer dudaklarınnan yanaana UK 154 Aynä da başladı yerleştirmää saçlarını. gözleri gülümsek ADĐL II: 127 gara saçları.saç. saçlar . gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. Fakat aynı zamanda ayrılabilen unsurlarıdır da. yanak omuzları kızıl. Bu sebeple. TNAS 113 Diliŋ hapa bolsa. agız görki diş. 5. Anlam Olayları Bakımından *saç Eski Türkçeden günümüze bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde saç sözü ‘baş derisini kaplayan kıllar’ anlamında kullanılmıştır. TNAS 295 Saç agarmak ata mirası. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi TDS 587 Ayal doganı duyphalınıŋ üstünd oturıp. kıvırcık kalpaklar başlarında. Ancak Eski Türkçeden günümüze taranan metinlerden de anlaşıldığı üzere insan için kullanımı temel anlam hükmündedir. parmaklarnı donaderlar. Karaim Türkçesinde tilki kürkü için de kullanıldığı görülür. beyaz tenni. duşman öyünde . TNAS 295 Saçı uzınıŋ yüregi yuka. 3. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. depe saçın dim-dik. *tü:k kavramları. Bu sözün hayvan için kullanımı metaforik olmaktadır. yüzük.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 200 saçları taranmış arkalarna UK 205 uzun saçlı oolunnan UK 233 başında saçlar kısa. bıyıklar uzun. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. küpe. genel olarak insanın başındaki saç için kullanılmakla beraber (Caluson: 794). düzünmää UK 169 uzun saçları omuzlarında. yakardı kara saçlarınnan UK 144 kula saçlı. ÊrÊbi burnu. sakgal agarmak ayal belası. bu iki kavramın saç kavramının bütün : kesit ilişkisindeki meronimleri 46 . hamısından artıg gözÊl balca ağzı. blezik UK 149 o öper onu saçları. *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

tüy. KökTü. yy.: xi.: xv. yy. ix. *tü:k *saç : *kılk. TT VII 23. 207-5. tü ‘tüy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yumuşak ve sık uzantılar 2. Gag. 33-4). yün’ (TTS V: 3865). *tü:k (Tenişev 1997: 197). kıl. tüg (NF III: 440). 3-4). kısa. TT V 12. yy. *saç kavramı ile bir grup : öğe ilişkisi de sergiler. Doğu Tü. tüy ‘1. tüy. Bud. Azb.olduğunu da söylemek mümkündür. TT X 436-7. *tü:k *saç : *kılk *balç : *saç 2. tüy.Tü. tüs (KE II: 662).1. Đnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince. yün. xiv. yy. kısa. hayvanın postu’ (GS: 481). DLT III 2071.3. tük ‘vücuttaki tüyler’ (U III 38. *tü:k Proto-Tü. tük ‘1. Đnsan ve hayvan 47 . Krh. – xix. yy.ç. Proto-Ogur *tü:k. KB). tüü ‘kuş tüyü. tüg. Proto-Oguz *tü:k. 117. tü. taç tanesi. Kuşların gövdesini örten ince ve tel gibi uzantıların her biri veya tamamı 3. Saçın ana maddesinin “kıl” olduğu düşünüldüğünde bir nesne : madde ilişkisinden de söz etmek mümkündür. Modern Tü. Batı Tü. Đslami ç. tük ‘vücuttaki saçlar’ (Sngl 183 r4). Diğer yandan *kılk ve *tü:k sözleri. tüg ‘vücuttaki tüyler’ (Sngl 188 r15). xiii. yumuşak ve sık uzantılar’ (TS 2269). tü ‘tüy’ (IB 3). tü ‘vücuttaki saç. tüy. 207-3.3. tü: ‘bedendeki tüyler’ (U II 17-18. Harezm ç. *tü:k *saç : *kılk. Suv 348. Bazı bitki ve meyvelerle bazı dokumalar üzerinde görülen ince.2. tüy rengi’ (DLT I 406-22. Baş kavramının bir sathını oluşturması sebebiyle de baş kavramı ile alan : mekân ilişkisi açısından da *balç sözünün meronimi olduğu görülür: NESNE : PARÇA BÜTÜN : KESĐT GRUP : ÖĞE NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *balç : *saç : *kılk.

kuşların küçük tüyleri’. Özb. vücuttaki tüyler’. Tat. Adamların ve kebir havanın bedeninde çıkan kıl 2. Kumuk tük ‘hayvandaki yün. tüy’. tuk ‘vücuttaki saçlar. Kaz. tök ‘vücuttaki tüy. tüy’. 48 . bedendeki. tük ‘saçtaki kıllar. yay’ (ADĐL IV: 216). KaraçayMalkar tük ‘saç. Yakut tü: ‘kuş tüyü. Nogay tük ‘vücuttaki tüy. Trkm. buna karşın -y ve -k son seslerinin modern Türk lehçelerinde var olduğunu göstermektedir (1997: 198). yün. *tü:k Etimolojik Değerlendirmesi Räsänen ve Clauson. hayvan vücudundaki kısa tüy’. Bazı meyvelerin veya yaprakların üzerinde veya altında olan kıllar 5. Tenişev. Saç’ (TDS: 663). kürk’ anlamında kullanılmaktadır (Tenişev 1997: 198). Kırg tük ‘insan vücudundaki saç. insan vücudundaki saç’ (Tenişev 1997: 197-198) 1. yün. t’uk ‘yün. tüy’. tik ‘kuş tüyü’. Moğoğolcada *tuykikta ‘deri. yün. yün’. Hayvan yünü. vücuttaki saç. son hecedeki -y ve -k seslerin ek olduğuna inanmaktadırlar. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tuva dük ‘baştaki. Karahanlı. tök ‘yün. hayvan yünü. hayvan tüyü’.derisinin üstünde çıkan kıllar 2. tük ‘vücuttaki saç. Çuvaş: tek ‘kuş tüyü. kuş tüyü’. Hakas tük ‘saç. yün. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tük ‘vücuttaki saç. kuş tüyü’. kürk’. Başk. tüy rengi’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. bitki tüyü’. Tofa dük. Harezm Türkçesinde tüy sözünün ‘kürk’ anlamında kullanımına da rastlanmaktadır. Güney-Doğu: YUyg. Kuşların tüyleri 4. Karakalpak tük ‘saç. kuşların küçük tüyleri’. tüy. Herhangi bir mekânizmada veya cihazda ince sap. tüy. Buna yakın olan bir başka terim *yün ise sadece hayvan için geçerlidir. kuş tüyü’. kılı 3. Çağatay ve Harezm Türkçelerinde de ‘vücuttaki saç. tüy ‘1. Eski Uygur Türkçesinde ‘tüy. buğday kepeği’. saçtaki tüy. insandaki saç ve tüy. yüzdeki. tük ‘vücuttaki tüy’. kuş tüyü’.

HEA-4 Bazen yine vâdilere iniyor. garip. HEA-3 Omzundan boz tüyleri üzerine akan kanlar. başlarının üstünde altın ve siyah renkli tüyleri. tü:’nün küçültmesidir ve yalnızca vücuttaki tüyler için kullanılır (Doerfer 1970: 25). tüsü TTS V 3867 Derisi. biraz resmi.ït»sïn sılc»sın tçp…α»sïn] Y ε ADĐL IV 216 Gurt tükünü däyişär. ve dürüst. Gözler gök elâ. gaşları vä kirpikläri hına rängindä idi. tüğlü hınzir tüğü gibi TS 2269 Đnce güzel kaşlarının ortasında iki tüyü her zamanki gibi tersine dönmüş. kısılan dişleri arasından en galiz küfürler boşanıyor. birdenbire Hanife'yi kayığın içine atıverdi. *tü:k Kullanım Alanı TTS V 3866 Pes eyerin ve örtüsün aldılar değme tüsünden ter damar idi TTS V 3866 Dua eyle bizim Tanrı’na nedür rengi. ADĐL IV 216 Gulunun başının tükläri. TDS 663 Kel ağa. üst dudağının tüylerini muhayyel bir cımbızla yoluyordu. mertlik bilen beren coğabına geñ galıp tisgindi. kirli dirseğini. uzun bacakları ve kırmızı gagalariyle göllerin üstünde uçuşan kuş sürüleri görüyorlardı. başıña tüy çıkarmıka?! TDS 663 Soñkı yılıñ içinde onuñ kellesinde gara tüy azaldı. SFA-1 Fukara görmez mi tüyleri diken diken olurdu. dost hattâ rakik bile görünürdü. şeftali. memeni.Doerfer. ekmek. GTA 236 [bı»Rı tY. ADĐL IV 217 Đndi dä bu hadisä yadıma düşändä tüklärim biz-biz durur. heybeti veriyordu. dilile üst dudağını şişirmiş. kavun kokan avucunu.ılε»Rï »Ôenε dα. kaşar peyniri. ADĐL IV 216 Keçi tükündän tohunmuş örkän ADĐL IV 216 [Martı guşları] öz tüklärini tumarlayırdılar. Doerfer’e göre tük sözü. biraz sinirli dizilmişlerdi. fakat aşağı doğru ' çarpılarak yüzüne bir kartal. HEA-4 Tüy gibi hafif.. HEA-9 Karsısındaki sedirlerde nişanları ve elmaslar ile. SFA-1 Daha dün dudaklarını.. ADĐL IV 216 Üzündäki seyräk tüklär biz biz durmuşdu. hasiyyätini däyişmäz. *tü:k sözünün Halaç Türkçesinde tük şeklinde tespit etmiştir. TDS 663 Onuñ tüyi ösgün gara telpeği elmıdama başındadı. bazen de mülâyim. 2. 49 . TDS 663 Onuñ tüyi eymenmän. soluk lekelerle sarı ayın sarı ışığında dalgalanıyordu. gözünü öpmüştüm. HEA-4 Mürsel'in yüzünde tüyleri ürpertecek sırtlanvari bir sırıtma. ADĐL IV 217 Tük gädär gorhmamak. diyerek. uzun burunun yukarısı muntazam. Bu yüz bazen çok haşin. ağzının. ellerinde kocaman tüy yelpazeler ile vükelâ karıları. HEA-9 Tezgâhın üstündeki teneke kutuyu ayna gibi karsısına almış. tüylü kollarını. HEA-9 Kalın tüylü kaşlarının arasındaki derin çizgi yaştan ziyade sahibinin şiddetini ifade ediyordu.

Bu iki sözün yakın anlamlı duruma gelmiş olmasına rağmen *kılk sözünün insandan çok hayvan ve bitki için kullanıldığını söylemek mümkündür. *teri. Anlam Olayları Bakımından *tü:k *tü:k sözünün temel anlamı ‘vücuttaki kıl. *balç. Diğer yandan *tü:k sözü *saç ve *ka:ş sözleri ile bir grup öğe ilişkisi de sergiler. *yü:z ve *ka:ş sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimidir. *kılk ve *tü:k sözlerinin anlamları arasında benzerlik ve örtüşmeler görülür.3. Meronim Olarak *tü:k Anatomik açısından *tü:k sözü. NESNE : PARÇA *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka:ş : *tü:k BÜTÜN : KESĐT *saç : *tü:k *ka:ş : *tü:k GRUP : ÖĞE *saç : *tü:k *ka:ş : *tü:k 50 . Bu açıdan da *saç ve *ka:ş sözleri ile bütün : kesit ilişkisi görülür. 4. Ama aynı zamanda *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de. tüyler’ ve ‘hayvan derisindeki kıllar’ olmalıdır. *saç.

ikbal’ (TDS: 428). Trkm.1. alın ‘alın. -Yz. Batı Tü. alnı ‘ön’. Modern Tü. Đnsanın ve hayvanın baş kemiğinin yüz tarafı. arıŋ ‘alın’ (Burhaniye *Dinar -Af. Azb. 2. Hakas alnı ‘ön’. annı ‘alın’ (GS: 50). yy. al(ı)n (NF III: 14). mangılay. Proto-Ogur *a:lın. alın ‘1. Bir şeyin ön tarafı’ (ADĐL I: 91).1. baca. maŋlay ‘1. Çuvaş: um ‘ön’ (Tenişev 1997: 198-199) 51 . arın.. (madencilik) Bir ocakta her türlü ayak.) (DS I:320). a:lın ‘1. Gag. Harezm ç. maŋlay. kaşlarla saçlar arasındaki bölümü 2. yy. alın. Bir kişinin ön tarafı. Baht. alın ‘alın’ (DLT I: 78). Đslami ç. ön taraf’ (EUTS: 11).1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. alın ‘alın’ (TT I 103-110. *a:lın (Tenişev 1997: 198). Tuva alın ‘yüz’. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi’ (TS 82). Bazı şeylerin önü. Karşı 4. mangalay. ön tarafı. V 6.Tü. xiv. Krh. bir kişinin karşısı. şafak ‘alın’ (-Çr. Đng. Yüzün.4. frons. galeri.: xi. Tofa alın ‘yüz’.) (DS IX: 3121). alın ‘1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay alın ‘ön’. 2. alın ‘ön’. Tat. Kaşların yukarısındaki başın üst ön tarafı 2. Proto-Oguz *a:lın. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN ‘alın’ Lat. alın 1. alın ‘ön’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. VII 19). alın (DK II: 12). yüz tarafı 3. *a:lın Proto-Tü. Kelle kemiğin yüz tarafındaki gözden yukarı bölgesi.2. al(ı)n (KE II: 21).4.ç. Bud. Güney-Doğu: YUyg. mannay ‘alın’ (Karaçayır -To. forehead.) (DS X: 3733). ön yüzü 3. maŋlay (RLT: 102). ön tarafı’ (TDS: 41). Bir şeyin karşısı.

HEA-2 Terli bir alın siler gibi itina ile kuru alnını sildi. geniş. *a:lın Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. tıraşı uzamış. idi. alnında insanı şaşırtacak bir şey söyleyeceklerin açık memnunluğu vardı. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı bağlanmış şimdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her şeyi topladı. *a:lın Kullanım Alanı MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar TT I 103 Dört küpe. Đşbu al. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. biraz aşırı gittim.‘aşağı’ (EDT 147) ile karıştırılabildiğini belirterek.. HEA-3 Hikâyesini anlatmaya başladığı zaman gözünde. Evvelâ öyle.. ellerimde soğuk terler akmaya elverişli bir serinlik belirdi. Sonra baş örtüsünü ağzından çekti. HEA-2 Aç kollarını Ayşe. HEA-3 Hiç aşağı bakmamayı daha uygun buldum. gözlerinde nâmütenahî bir yorgunluk ve ıstırap vardı.1.. çalışma denilen şeyin sevgisi ile yaş denilen insan uydurması bir anlayışı bir hamlede silivermişti. Kıpçak ve Karluk grubunda kullanılan -t eki ile türetilmiş olabileceğini öne sürmüş ve *a:lın sözünün temel anlamı ‘alın’ olmakla beraber ‘yüz’. ama alnımda. Hiç yenik düşmemiş TS 82 Alnımın ne kara yazısı varmış SFA-1 Saçı dökülmüş elli yaşındaki insan kafası bu adalenin kudreti.. enenmiş. Eski ılımlı sesiyle hikâyesini bitiverdi. alnı çakal iki kıç ayakları sekili at benim idi TT I 110 Alnı depeli iki kıçları sekili. çizgili alnı. ‘dağ yamacı’ gibi anlamlarda da kullanıldığını ifade etmiştir (Tenişev 1997: 199). perdenin üstünden dönen hâyat girdabının tam ortasında Hanife bütün varlığı ile dönüyor. alnındaki kırınızı yarayı kaldır. 2. HEA-4 Kızın kalbi gümbür gümbür atıyor. Sanki şimdi o hattâ saçı dökülmüş kafası. TT I 110 . sarı ile doru mâbeyninde renkli atı TS 82 Bütün savaşlardan alnının akıyla çıkmış bir denizci. Fakat alnım pâktır. ‘ön’. Yedimse kendi paramı yedim. gömleğini sıyırdığı gibi sıyırmıştı. saç bağı. perdenin altındaki tercüme yazılar insanın alın yazısı! 52 . altunlu kadife kaftan. Gözleri eski kuru parlaklığı aldı. SFA-2 O zamanlar ben pek gençtim. Bir yükün kapağını açtı. alnında dizilen terleri sildi. etimolojisinin yanlışlıkla *al. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. Geri geri çekildi. sözün *a:l ‘ön’ sözcüğünden. HEA-3 Nihayet sırmalı çevresiyle. HEA-2 Alnını sildi. alın bağı. uzun uzun bakakaldı. rengi az buçuk atmış yüzüyle bile yaş mefhumunu insanlığından ceketini.

HEA-5 Onları perişan saçlarımla. HEA-9 Gitmeden Hilmiyi alnından öpmek. ne istekler.. HEA-9 Biraz evvel uyuyan sular gibi dümdüz olan alnında düşünce çizgileri vardı. insan vücudunun ön ve daima açık ve düz olduğu için bu ifade kullanılıyor olabilir. gözlerindeki gölgeyi. gözlerinizden kızgınlık. Türkiye Türkçesinde kullanılan alın yazısı ‘kader’ ifadesinde alın sözü. *a:lın sözünün temel anlamı insanla ilgili olarak yüzün kaşların üzerindeki kısmı’dır. HEA-5 Çehresi. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin kaşları çatık alnınız bulutlu.. Tanrı’nın insan kaderini açıklamak için kullandığı saya olarak düşünülmektedir. 53 . Tarihsel ve modern Türk dilinde alın. gucağına aldı da. öper annısını. bu alın yazısı. salardı. Anlam Olayları Bakımından *a:lın Eski Uygur Türkçesinde *a:lın hem ‘alın’ hem de ‘ön taraf’ anlamına gelmektedir (EUTS: 11). içindeki gamı şimdi anladım. ne gençlikler feda ettirmişti. yüz ve başın bir parçasını anlatmak üzere anatomik anlamda kullanılmaktadır. aler ellerini da oturder onu ADĐL I 91 Geniş alın. kulaklarından inen. 3. toplayıp alnımla secde ediyorum. insan eli bozamaz. TDS 41 Gözläp yören zadıñ alınıñda yatır. başını sıpaladı. Dar alın. UK 148 keaykaus suvazleer onu başını. *a:lın. HEA-8 -Eğer seni bir kardeş gibi sevmesem alnına bir tabanca sıkardım. öfke akıyor? HEA-6 Efendimin alnındaki karanlığı.HEA-4 Evet. HEA-9 Zayıf parmakları tekrar genç alnının görünmez yazıları üstünde dolaştı. büyük gözlü bir kadındı. HEA-8 Alın yazısı bana neler. Türkmen Türkçesinde mañlay sözü a:lın sözünden daha yüksek bir kullanım sıklığına sahiptir. ADĐL II 28 alnın damarları görünür TDS 41 Azadı yanına çağırdı. nasihat vermek. alından öpdi. helâllaşmak istiyordu. *a:lın sözünün cansız nesnelerde satıh göstermek üzere ‘ön taraf’ anlamında kullanılması bir metafor ortaya çıkarmaktadır. alnından ayrılmış saç dalgaları ile çerçevelenmiş.

Yüz. Karakalpak úabaú ‘göz kapağı. uçurum’. Başk. Đleri 6. Kaz. *ka:m/pak Proto-Tü. Proto-Ogur *ka:m/pak. Trkm. önünde 5. Tuva havah ‘alın’.4. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay úabaú. úabaú(úüz úabağı) ‘göz kapağı’. Proto-Oguz *ka:m/pak. Tofa úabaú ‘kaş’ (Tenişev 1997: 199) 54 . *teri ve *siŋök sözleri. geçmiş 3. ileri 2. Ön taraf.). beniz’ (ADĐL I: 381). úamaú ‘kaş’. Hakas hamah ‘alın’. gabag ‘1. DSf. (mec. gavah ‘alın.) Çıplak’ (GS: 224). DS VIII 2578. gabak (DS VI 1882). *a:lın sözü diğer yandan *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisi açısından meronimidir. Azb. Meronim Olarak *a:lın Anatomik olarak baktığımızda *a:lın sözü. şiirsel: yüz’. Karşısında. Bir şeyin ileri tarafı. 804. úabaú ‘alın. úabaú ‘alnın altı. karşı taraf 7. yüz’ (ATS: 104). GüneyDoğu: Özb. kabak ‘1. (mec. kıyı’. Nogay úabaú ‘göz kapağı’.4. úavaú ‘göz kapağı’. Yakut habağ-al ‘sobanın ön üst tarafı’. kavah ‘ön’ (DS VIII 2686). açıklık’. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk göz qbqğı ‘göz kapağı’. *ka:m/pak (Tenişev 1997: 194). kafata. DSf. Dolayısıyla.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. göz kapağı.) Boş kafa 3. *yü:z ve *balç kavramlarının meronimidir. ga:bak ‘göz kapağı’ (TDS 127).1. úabaú ‘göz kapağı. *teri *balç: *a:lın *yü:z: *a:lın 2. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *a:lın: *siŋök. nesne : madde ilişkisi açısından *a:lın sözünün meronimidir. ön’ (DD 2. ileri taraf.). Kırg úabaú ‘göz kapağı. Evvel. yüz. uçurum’. Tat. gavah (DS VI 1937) ‘ön’. ön tarafı 4.2. Modern Tü. Evvelki. sıfat. Gag. Kabak 2. gabag ‘ön. *a:lın kavramının temel maddesi deridir. gabağ (DS VI 1882.

Aynı zamanda bu sözcüğü. Anad.. ‘Yüz yüze’. Başkurt. çok heceli kelimelerde kısalma görülmektedir. Türkmen ve Türkiye Türkçelerinde p > v dönüşümü açısından uzun ünlüden sonra ünsüzün tonlulaşmadığı görülür. *ka:m/pak Etimolojik Değerlendirmesi Doerfer’e göre kapak ‘göz kapağı’ ve kapak ‘kapak’ eşittir ve ALIN olan kapak ile aynı sıradadır. ‘Korniş’. Söz ortasındaki -p. ‘nehir veya deniz kıyısı’. Altay dil grubunda *ka:m/pak kavramına paralel olarak şu şekillere rastlanmaktadır: Moğ. Kalmık hamr.‘kapamak’ fiilinin kısa ünlüler ile yapılan. Azb. Azb. gabak. kabar ‘burun’. Altay dillerinde bu terimin birincil / temel anlamının ‘alın’ olduğunu düşünmektedir. ‘Karşı karşıya’. ‘Yüz’. ‘şakak’. Fonetik rekonstrüksiyon bize kelimenin *ka:pak ve *ka(a:)mak şeklinde iki yapısını sunmaktadır (Tenişev 1997: 200). Azb. Kumuk Tat. Azerbaycan Türkçesinde gabag ‘ön. Anad. ‘Uçurum’. Eski-Japon kabu ‘baş’. *kabar/kamar..Anad.. ‘göz kapağı’ anlamına gelen türevlerinden ayırt etmek gerekir: Azb. alın’ ve gapag ‘göz kapağı’ şeklindeki fonetik farka yorum getirmemektedir (Tenişev 1997: 200). Kır. Tuv. Oğuz Türkçesinden Azerbaycan. gapag. Çuv.. *kap. Anad. Udmurt keaemıkta ‘şakak’. Tarihi ve modern Türk lehçelerinde sözün şu anlamları karşımıza çıkmaktadır: ‘Alın’ Anad. Japon *kam-/kab-. Kaz. Ancak Doerfer. habar. Bu anlamdan ikincil olarak şu anlamların çıkması doğaldır: ‘baş’. Yakut Türkçesinde... ‘burun’ (alın > yüz > hayvan yüzü > burun) (1997: 200). 55 . Azb.1. ‘baş tepesi’..sesi ile ilgili olarak.Kaz. ‘Alın altı’ . Trkm. ‘Ön taraf’. Söz ortasındaki -bsesine veya uzunluğa ise Özbek Türkçesinde rastlanmaktadır. ‘Kenar’. ‘Ön’. Uyg. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. Kaz. Evenk keva ‘yüz’. Tuv.. Buryat hamar. honah. ‘Kafatası’ . Hakas. Uyg.. Özb. Tenişev. Anad.

gabağıñ iç gatı bolan nemli perdede üytgeşiklikler yüze çıkyar. ‘Tepe’. TTü.. 3. ADĐL I 381 Gabaglar bura ağaclıg idi. Bu durumda gabag sözünün ‘alın’ anlamından ‘yüz’ anlamına doğru bir anlam genişlemesine uğradığını söylemek mümkündür. 2. yüz > Yak. ADĐL I 381 Gabag zaman. TDS 142 Garrınıñ gatañsı barmakları gaynap duran gazanıñ gapağını galdıranda. kirpiklerini gırpman.‘Dağ yamacı’ Tat. Goca göz gapaglarını ağır ağır galdırdı. al ‘ön. Anlam Olayları Bakımından *ka:m/pak Azerbaycan Türkçesinde gabag ‘ön. ADĐL I 381 Arabanın gabag çarhı. Aynı şekilde ‘alın’ > ‘kaş’ geçişi de doğaldır.. çekdirmäniñ ısı tamıñ içini tutdı. metafor ortaya çıkarmaktadır. alın’. lalä yanag. ADĐL I 421 Sandıg gapağı. lalä yanag. ADĐL I 381 Şagird müällimin gabağında durub suallara cavab verirdi ADĐL I 381 Büllur buhag. TDS 127 Trahoma keseli ilkibada peyda bolanda. yüz’ (ADĐL I 381) ve gapag ‘göz kapağı’ (ADĐL I 421) sözlerindeki fonetik farklılık dikkat çekicidir. Gutu gapağı. Ancak burada /b/’li kullanım göz kapağını anlatmaktadır. Karakalpak ‘Kır’. Bu durumda sözün 56 . ADĐL I 381 Binanın gabağı bağa çıhır. ay gabag (ADĐL I 381) örneğinde ay gabag ‘ay yüzlü’ ifadesinde de gabag ‘yüz’ anlamındadır. TDS 127 Ol gabaklarını galdırman. Büllur buhag. Gabak ‘göz kapağı’ (TDS 127) ve gapak ‘kapak’ (TDS 142) ayırımı Türkmen Türkçesinde de görülür. alın. *ka:m/pak Kullanım Alanı ADĐL I 381 Üç gün bundan gabag gälmişäm. sü:s ‘alın’. ADĐL I 421 Göz gapağı. Gabag sözünün cansız nesnelerin ön taraflarını ifade etmek üzere kullanımı da benzetme temelli bir anlam olayı gerçekleştiğinden. ay gabag Şahmar zülfü pärişanlar dolanır. ‘Uçurum’. ADĐL I 381 Paltarımın gabağı batmışdır. ADĐL I 381 Kitabın gabag sähifäläri düşmüşdür. Çaynikin gapağı. Tuv. uzak bir yere garayardı. Diz gapağı.

*balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi olmaktadır. *göz sözünün nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimidir. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *ka:m/pak ‘alın’ : *siŋök. sözü ‘alın’ anlamı itibarıyla. *ka:m/pak. sözü ‘göz kapağı’ anlamı itibarıyla. Meronim Olarak *ka:m/pak Anatomik olarak baktığımızda *ka:m/pak.Türkmen Türkçesinde bir anlam değişmesine veya yerine göre anlam daralmasına uğradığını söylemek mümkündür. Bu anlamda *ka:m/pak sözünün temel maddesi deri ve kemik olduğundan nesne : madde ilişkisi içerisinde *siŋök ve *teri sözlerinin holonimi olmaktadır. 4. *teri *balç : *ka:m/pak ‘alın’ *yü:z : *ka:m/pak ‘alın’ NESNE : PARÇA *göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’ 57 .

(coğ. Đslami ç. yy. úulaú (DK II: 193). VIII. úulaú. kulak ‘1. Proto-Ogur *kulγak. yy. yapracık ‘kulak’ (Mahmutbey *Bakırköy -Đst. Gag.1.) Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği’ (TS 1399).. kulaò ‘kulak’ (TTS IV: 2715). yy. Proto-Oguz *kulγak. *Göksun -Mr. xv. kulak bilgil iy ùÀlib her kaçan kim kulaka sovukdan bir maraø óÀdiå olsa (CH I: 148). *kulγak (Tenişev 1997: 204). *kulγak Proto-Tü. ear. úulaú (KE II: 398).) (DS XI: 4179). úulúaú (EUTS: 185. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri 4. kulkak (TT II. (mec.Tü. mengili.) Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri 7. Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça 6. Kulak organı 2. kulak ‘1.ç. yy. – xix. 2. yy. IX vd. Đğnenin 58 . (anat. 186). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK ‘kulak’ Lat.) Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu 5. xiv.5. *Nizip -Gaz. Başın her iki yanında bulunan işitme organı 2. mengilli ‘kulağın küpe takılan yumuşak yeri’ (Brd.) (DS IX: 3163). közin körmädük kulkakın äsidmädük ‘gözüyle görmediği.. kulak (MŞ: 34).) Bu organın. VI. KökTü. Modern Tü. viii. úulaò ‘kulak’ (YTS: 147). bork ‘kulak’ (Ky.5. òulāaú (EUTS: 83).. Bud. auris. mengil. Krh. úulaú ‘kulak’ (KTS: 45). úulaā. kulağıyla işitmediği’ (THO 198). úulāaú. III. Lohan. Batı Tü.1. úulaú (EM: 156).1. úulaú (NF III: 267). yy. xiv. kulak ‘kulak’ (DLT I: 383).: xi.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. EKıp. (müz. Đng. sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü 3. xiii.2.). Harezm ç.) (DS II: 740).

kulak. kulağıyla işitmediği’ EM 156 ve eger ãuyından úulaāa ùamzursalar yĆli varısa sürer ā EM 156 . Đnsanın ve hayvanların işitme organı 2.kulağı 3. ucu 4. āulaā ‘kulak’ (ATS: 569). adil ‘1. Trkm. *kulγak Etimolojik Değerlendirmesi Nemete göre.‘anlamak’ *holi-pun > *hoypun ‘kulak küpesi’. duymak’. Azb. Saz tellerin sapının ucundaki takıldığı yer 3. Mançu ulhi. Doerfer. Arabada okların tekerden kenara çıkmış ucu’ (ADĐL I: 567). *kulγak sözünün Halaç Türkçesinde kulak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). Ses işitme organı 2. Tat. Güney-Doğu: YUyg. Bir şeyin yanı. Hakas hulah. *kuli-gu ‘iç kulak’. Karaçay-Malkar kulak. kulak. Kaz. hulhi. Özb. Kazanın dış yüzeyindeki el tutacağı 5. Yayda okun yerleştirme yeri 6. Kırg kulak. Moğ. Proto-Türkçe *kul-ga-k. Tuva kulak. kenarı. kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’.‘duymak’ (Tenişev 1997: 205). Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kulak. Su yakan yabın gapdala sobulan erinin sakası’ (TDS: 203). Çuvaş: halha (Tenişev 1997: 204-205) 1. Yakut kulga:h. Kulakları örtmek için şapkanın yanlarından sallanan kısımları 3. *kulgak organ adı fiilden türemiştir. Buryat holhi. Japon *ki-k.. gulak (RLT: 203). Başk. *kulγak Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın [….b] ıcdı ‘bunca halk saçlarını. THO 198 közin körmädük kulkakın äşidmädük ‘gözüyle görmediği. hulhi. kulok.< *(h)ul-ki. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kulak. kulak. Ayak basmak için pilin gadalına berkdiliyen demir 4. SUyg. Karakalpak kulak. Altay dillerinde: *k’uyl-ğa ‘kulak.yumurda ãarusıyıla úulaāa úoysalar aārısın giderür úulaā MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür ú 59 . Kalmık hulha. kulak. gulak ‘1. Balığın solungaçları’ (GS: 293). Nogay kulak. kulak. 2.

derdimi paylaşacak bir kadın arıyormuşum gibi kocamanlaştığını tahmin ettiğim fena gözlerimle gelen geçene bakar dururum.ı kUla:»nα] U » α 60 . saçları altın gibi parıldayan güzel Şehnaz'ın gözlerinde. PSE 81 Kimin kulakları varsa işitmeya. söylenen sözleri ezber den bildiği için. PSE 150 Ozaman doorular yalabıyeceklar . HEA-3 Zeynep elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının dibinde tortop oldu. onun kulaanı kesti. zavallı uşak Ermeniyi hattâ bize isyan ederken severdim fakat Đngilize uşaklık ederken küçük bir şey! HEA-2 Mehmet çavuşun kulakları kabardı. tehditkâr sallanışını pek severim.. şapkamı kulaklarıma geçirir. sağa sola oynamasın.TTS IV 2715 Dedi tutun yâ müsülmanlar sözüne siz kulaò ò Kim ne buyurdu Resûlûllah tutunuz siz kulaò ò TTS IV 2715 Gelin dinleyin yarenler Kulak asın bu destana TTS IV 2720 Kulak urdum dinledim TS 1399 Kulaklarımın uğultusu içinde.. PSE 146 Zerä ştä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi. HEA-4 Bugünlerde Satı Nine'nin dişsiz. işitsi. öyle muzaffer sırıtıyor ki. şimdi devede kulak oldu. Hem o saat onun kulakları açıldı. TS 1399 Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu. kimin kulakları var işitmeye. güneş gibi onların Bubaların Padişahlıında. parmaklarına. parmaklarını onun kulaklarına koydu. 'Đşkembecinin karşısında yağmurun altında durur. PSE 92 Hem ştä Đsuslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp. fakat gözleri.çekiler. hem doru lafetti. onun isterik. yumuşak kulaklı başını ellerimin içine aldım. birden başını çevirerek ona bakmıştı. pek kulak vermedi. karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı. HEA-2 Ağzı kulaklarına kadar açık. HEA-6 Kulakları olan beni dinlesin Maskeler acı çekmez. SFA-2 Küçük bir iradım var. HEA-1 Münir'in kulakları onda. kalmaz karşı adadayız. söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum. UK 149 kız ürküp . çukur ağzının hırıltılarına hiç kulak asmıyordu. hem tükürüp onun dilinä deydi. nefret etmez! PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip. hem dilinin bağı çözüldü. On dakika. SFA-2 Kocaman hayvan otomobilin bu ufacık kuyruğunu. bornusuna UK 168 kesmişler bir kulaanı GTA 188 [»kαkU nα sα»nα ble»zıc Y»zYc cY»pε: tYR»lY bYR»lY ıS»lεF ko. HEA-1 Kadının hassas kulakları bunu işitmiş. kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına. SFA-1 Sen denizdeki ipe gözkulak ol. . ama donakları hep baker. eski zamanda ana oğul bize yetiyordu.. sanki uzak bir kadınsız memleketten buralara düşmüşüm de beraber geceyi geçirecek. sevmez. deneer kulaana. işitsinlär. gözyaşı dökmez. HEA-4 Hanife kendisi hakkında verilen hükümleri.. bütün küçük halk birbirlerine bakıyor ve kapıya geliyorlar. HEA-3 Çekik kara gözlü.

ADĐL I 567 Günäşin gulağı batdımı. guyruk. gulag-gulagtan eşitgir. TNAS 20 Agız bir. TNAS 113 Dil gıybatda. iştahadan yaman käsilmişäm. iş diyse gulak yapır. düşüncä içindä gälib köprünün gulağında oturdu. hopur hopur.gulak. TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz. TNAS 69 Badga gaçan eşegiŋ tutulgası . TNAS 165 Gazançınıŋ hakı bar. TDS 203 Gulağıñ garnı bolmaz. bir geple. TNAS 53 Ayal gözü bilin eşider. TDS 203 Gara gazanıñ dört gulağı boylar. TDS 203 Annagulı tüpeñiñ gulağına barmağını yetirip baryardı. TNAS 133 Ekine öwerenen eşek gulak-burnundan daynar. TNAS 183 Göz özüŋki. ADĐL I 567 Arabanın gulağı sındı. iki dingle. TDS 203 Piliñ gulağını gaydıp govşamaz yalı etdim. gulagı bilin görer. TNAS 203 Haywan agzından semrär. TNAS 20 Agız agızdan yelli. Anlam Olayları Bakımından *kulγak Tarihsel ve modern Türk dilinde *kulγak sözünün anlamının değişmeden günümüze kadar geldiğini görüyoruz. TNAS 184 Gulak eşidenin göz görmesin. boğazının altını gıdıglayır. gulağından yapışır. TNAS 103 Damak diyse. ADĐL I 567 Här nä varsa. TNAS 45 At arrıgı siyek (süyek. siñeğiñ erni. kandan gulak çıkarsa. TNAS 105 Daşdan ayal alanıŋ ulagı dınmaz. ADĐL I 567 Kişi çöräkdän bir gulag goparıb e’tinasız vä hätta acıglı bir häräkätlä yerä atdı. yürege yetip buz bolar. yaman ayal alanıŋ gulagı dınmaz. gulak tamda.başa gelmesin. yar arrıgı-gulag. göz gören . adam . TNAS 96 Çaman ata müneniŋ ayagı dınmaz. ADĐL I 567 Papağın gulaglarını salmag. TNAS 25 Akmam gulaga guysang. süŋ) bolar.gulagından. ADĐL I 567 Arvadlar gäzeti o gädär dartışdırdılar ki. kimsä bu mä’dänin yanından keçäbilmäzdi. TDS 203 Yabıñ gulağına bövet basmak. gulak özgäniŋki. ADĐL I 567 Mämmäd bäy dinmirdi. TNAS 12 Aç garnum. dınç bulagum (Aç başum. bir gulag getir. gulag iki. TDS 203 Tamdıranıñ gulağı. Đşitme duyu organını ifade etmek için tüm Türk lehçelerinde *kulγak > kulak sözünün kullanıldığı görülmektedir (Tenişev 1997: 61 . TDS 203 Gıcağıñ üç gulağı bar. dınç başım). dınç gulagum. Aç başım. bir gulağı gırıldı. 3. TDS 203 Gulak eşidenini göz görmesin. Yakından ayal alanıŋ gulagı dınmaz.ADĐL I 567 Näväsi onun … burnundan. akıp gider (akmak gulaga aydan sözüng akıp gider).

Bunun dışındaki bütün anlamlar mecazi olmaktadır. Bu sözün işitme organını ifade etmek üzere kullanımı onun temel anlamıdır.fiili metaforiktir. göz kulak olmak. bir nesnenin yan tarafını anlatması. dolambaç’ (TS: 1042).205). kulak altı bezi ‘Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü’ (TS: 1400). Benzer bir şekilde. Dolayısıyla bütün bir deyim de metaforik olmaktadır. *balç sözünün nesne : parça ilişkisi açısından meronimidir. Kulak / gulag as. yarım daire biçimindeki bölümü. kulak zarı. kulak organının işitme fonksiyonu taşıması ile ilgili birçok metaforik kullanım da vardır: kulak vermek. benzetme temelli bir anlam olayı olduğundan metafor ortaya çıkarmaktadır. devenin kulağı. Ancak as. Özellikle nesneler için ‘yan taraf’ anlamında kullanılması. sayvan’ (TS: 62 . NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *balç : *kulγak *kulγak : *teri Türkiye Türkçesinde kulak sözünün meronimleri arasında şunları sıralayabiliriz: iç kulak ‘Kulağın işitme sinirlerinin bulunduğu bölümü. kesecik ‘Kulağın dolambacında bulunan ve lenf ile dolu olan küçük zarsı organ’ (TS: 1278). Konu külliyatı kapsamındaki metinlerimizde *kulγak sözü *teri sözünün nesne : madde ilişkisi açısından holonimi de olmaktadır. kulaktan kulağa. Ancak bazı metaforik deyimler metonimler vasıtasıyla da kurulabilmektedir. kulak davulu’ (TS: 1400-1401). Meronim Olarak *kulγak Anatomik açıdan baktığımızda *kulγak. 4. kulak davulu ‘Dış kulakla orta kulağı birbirine bağlayan zar. kulak kepçesi ‘Kulağın sesi toplayarak orta kulağa göndermeye yarayan.deyiminde kulak / gulag sözü işitme ile ilgili bir kavram olması sebebiyle metonimdir.

Bunların içerisinde iç kulak.1.1. örs kemiği ‘Orta kulakta çekiç kemiğiyle üzengi kemiği arasında. kulak memesi ‘Kulağın yumuşak ve kıkırdaksız olan alt ucu’ (TS: 1401). *bät ve *bäŋiz sözcüklerinin kullanıldığı görülür. Çünkü benzetmeye dayalı bir adlandırma yapılmıştır. orta kulak boşluğu ‘Dış kulakla iç kulak arasındaki boşluk’ (TS: 1699). örs. face. mercimek kemiği ‘Orta kulakta örs ve üzengi kemiği arasında bulunan küçük kemik’ (TS: 1537).6. 2. üzengi kemiklerinin bulunduğu. viii.6. orta kulak ‘Kulak zarı. başka bir kavram alanından bir sözün meronimi olmasına rağmen bir organın bir parçasının meronimi olarak kullanılması benzetmeye dayalı bir anlam olayı olan metaforu ortaya çıkarmıştır. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ ‘yüz’ Lat. Đng. örse benzeyen kemik’ (TS: 1738). *yü:z (Tenişev 1997: 206). Ancak kepçe sözü yine farklı bir kavram alanının bir meronimi olduğundan burada da bir metafor ortaya çıkmaktadır. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YÜZ kavramını ifade etmek üzere Proto-Türkçe *yü:z. orta kulak ifadeleri kulak holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleridir. KökTü. Kesecik sözü. yy. *yü:z Proto-Tü. çekiç. yüziŋe: başıŋa bir tegmedi: ‘yüzüne başına bir tane [ok] bile değmedi’ (KT 63 .1. 2. Proto-Ogur *yü:z. Kulak kepçesi ifadesinde kulak sözünün alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi görülür. facies. dış kulakla iç kulak arasındaki bölüm’ (TS: 1699).1400). Proto-Oguz *yü:z.

bet ‘yüz’ (Sngl. beŋne ‘beniz. dıdıò ‘yüz. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret 8. Yan. betin ‘beniz’ (Sücüllü *Yalvaç -Isp. kılavat ‘yüz’ (Deliktaş *Kangal -Sv. havırt ‘ağzın yan tarafları.) (DS IV: 1610). yüz ‘yüz’ (Sngl.. yy. avud. . yüz ‘yüz’ (DLT III: 143). Batı Tü. yüz’ (Đsabey *Çal -Dz. yüz ‘yüz’ (KĐ 93). malak ‘yüz’ (Isp.) (DS VII: 2310). çehre. Kesici araçlarda ağız 4.. yüz (MŞ: 18).) (DS I:383). taraf 10. – xix. avurt’ Yemeği havırtlarını şişirerek yeme (Uluübey *Senirkent -Isp. xv. 64 . yy.. Başta. MKıp. avuk. çehre. nezd. Yenisu *Silifke -Đç.ç. sebebiyle 9. Man. Krş. kıbal.. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü 5. avut ‘avurt. Cihet. 5). -Yz.. 119v. sima. önglük (EUTS: 151). Karşı. yy. -Ant. yy. yüz ‘1. yy. göz.) (DS II: 646). yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm. xiv.) (DS IX: 3069).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy. Krh.Tü.ç.) (DS II: 648).) ‘alt dudak’ (*Bozdoğan -Ay. surat 2. Yenice *Ödemiş -Đz.Bud. beyiz ‘beniz’ (*Bartın -Zn. yy. çehre’ Leccesi limon gibi olmuş (Ziyere -Ama. taraf’ (TTS VI 4778). *Keskin -Ank. Yüzey 3.. 19).. *Zile -To.) (DS II: 629). Harezm ç. yüz’ (Kuvvetli. alın. yan 2.. xiii. duşka ‘yüz. avurt’ (-Çr.) Utanma’ (TS 2486). -Đç. yüz (NF III: 492). çıray ‘beniz’ (Kırım Türkleri -Ist.9). lecce ‘yüz. beŋiz ‘yüz.: xi. burun.E 33). Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf 6. yüzün çene kısmı. avırt. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri 11. renk’ (YTS: 30). -Ky. Modern Tü.) (DS VIII: 2780). Đslami ç.: xv. -Ank. yüz (EUTS: 307). yön. Doğu Tü.) ‘çene’ (-Ky. xiv.. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş 7. ağız. yüz (DK II: 343). yüz (KE II: 751).2-5).. yüz ‘1. 343r.) (DS III: 1186). çehre’ Bugün bizim gelinin dıdığı eğilmiş (Hamurcu *Đncesu -Ky. dıdık.) (DS IV: 1450). yüzüŋüzen ‘yüz’ (M I 10. meŋ(i)z (KE II: 434). Nedeniyle.Tü. xiv. yüz (EM: 199). bet ‘yüz’ (TT VII 41. (mec.

Tat. yüz.) (DS XI: 4084). çehre’ (Kadışehri *Çekerek -Yz.Đnsan başının ön tarafı 2. üz ‘yüz’ (ATS: 1185). Göğün bizim gördüğümüz tarafı. Karakalpak jüz.. surat’ Ahmey'in sunturu (Ferenge *Erbaa -To. Su vb. surat’ (Vakıf *Tavas -Dz. çehre’ (*Erciş -Vn. -Ank..) (DS XI: 4348). -Ank. suma. Kumuk yüz.) (DS IX: 3222). terime ‘yüz. sıvıların yüzeyi. surat’ Hasan'ın suması aynı bizim arkadaşa benziyor (-Çr. edep. *Erciş -Vn. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Azb. yüz. Nogay yüz. bu. Üst taraf’ (TDS: 352). Bağlıca *Ardanuç -Ar. Trkm. yüz.) (DS IX: 3241). beri. Gag. Bir şeyin geçirilmiş..) (DS X: 3697). *Akseki ve çevresi -Ant. aktarılmış. yüz’ (Ildızım -Çkr. “Taraf”. ‘Haya. yazılmış nüshası.. muruz ‘surat. Surat.) (DS X: 3693-3694).) (DS X: 3690). Kırg jüz.. -Krş. SUyg.) (DS X: 3891). *Mut -Đç. Kuzey-doğu 65 . zarat ‘yüz’ (Bozhane *Beykoz -Đst. yüz. Yüzey 3.*Mut köyleri -Đç. yüz (RLT: 102). 2. sumdu ‘yüz. Yüz 2. sinç ‘yüz. Geometrik şeklin başka bir yüzeyle köşe teşkil eden düz yüzü. sinçe. Erkinis -Yusufeli.) ‘çene’ (-Kn. Dışarıya görülen taraf 4. üz ‘yüz’ (Koyundere *Ahıska -Kr. o biri vb. sumdu ‘yüz. üz ‘1.. Dokuma şeylerin üst tarafı (astar karşılığı). 6. suma.) (DS XI: 4370). naşat ‘yüz. 4. önü. yüz’ (*Şavşat köyleri. çehre’ (-Ky. surat. siğlim ‘yüz. muş ‘yüz’ (-Kn. yöz. -Krş. “yan” anlamında (o. yukarısı 3. yüz ‘1. surat.) (DS X: 3638).) (DS IX: 3223). bakış. üstü.. utanma’ (ADĐL IV: 241-242). üstü 7. 3. ileri tarafı.. beniz (ADĐL I: 249).. üst tarafı. suntur ‘yüz. *Bor -Nğ. surat’ Hasan'ın suması aynı bizim arkadaşa benziyor (-Çr. Bir şeyin ön tarafı. Kaz.. mec.. Özb. -Bt. *Erciş -Vn. 8. “semt”. sözlerden sonra kullanılır) 9.) (DS IX: 3108). üz ‘1. Güney-Doğu: YUyg.) (DS X: 3693-3694).) (DS X: 3632). -Krş. jüz. Đnsan başının ön kısmı. neşesiz’ Darıldı da siğlimini eğdi gitti (Arslanköy *Mersin -Đç. 5. sukum ‘yüz. zımır ‘surat. Bir şeyin üst tarafı. şeref’ (GS: 488-489).

şekil. güler yüzüne bakıp iyi adam olduğunu tahmin etmek güç değildir. Türkmen Türkçesinde baştaki y. ayrıca: Moğ. forma’. güzellik’ sözüne işaret etmiş ve Altay dillerinde Moğ. *yü:z Kullanım Alanı DLT III 143 yüzge körme erdem tile ‘yüze bakma. 2.(Sibirya): Altay d’üz. Hakas çüs.ve sondaki üy çatışması nedeniyle uzunluk kısalmıştır. bazı kuzeybatı ve güneybatı’ anlamlarına da gelerek. ‘su yüzü’. ‘kuzey. Tuva çüz. *yü:z Etimolojik Değerlendirmesi Yakut Türkçesindeki şekli ünü uzunluğuna işaret etmektedir.. Bet. Osmanlıcada varlığını sürdürmüştür (EDT 296). Japon *tura ‘yüz’ şekillerinin paralel olabileceğini belirtmiştir (1997: 206-207). Kore niri ‘benzer’. güney. TTS VI 4779 Kamus hususunda olan Ahmet Begin hücceti benim yüzüme oldu TTS VI 4779 Ey can bilir misin ki söz ne yüze varur TTS VI 4779 Đstedin ki biz yüzden dahi fikir ve re’y uram TTS VI 4779 Özünü konduğun yüzden tiz aşur Oturma yol yeri yolda yaraşur TS 2486 Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor TS 2486 Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde SFA-1 Adam hesabına fazla şeyler yüklemeden elbisesine bakıp temiz bir adam olduğunu. Çuvaş: savar ‘ağız’ (Tenişev 1997: 206) 1.. yüzey’. 66 . Yakut sü:s ‘alın’. anatomik olarak yüz ve metaforik olarak ‘yanak’. erdem ara’ EM 199 ve artuú yĆseler yüzüŋ rengini òarÀb Ćder ŋ MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek TTS VI 4778 Pes kaçan Đbrahim’i âdemîler yüzüne getirdiler eyittiler TTS VI 4779 Hacı Ahmet bin Ahmet yüzüne şahadet idüp eyttiler ki. niğur ‘yüz. Tenişev. Japon niru ‘benzemek’. Çuvaş Türkçesinde yakın şekil olarak ner ‘dış görünüş. Eski çağda nadiren rastlanan ancak orta çağlarda sık görülen bet sözü de dikkate değerdir.. düri ‘görünüş.

ışıkta büyük yüzü de. orada bir sis yığınını fark edecekler. hissimi okşayan bir benzerlik gördüm ki. HEA-2 Uzun. muntazam açık kanatlı burnu daima etrafında üstüne atılacak hafif kalpli ittihâtçı kadın avı koklar. pantolon ve gömlekleri parça parça. gömlekleri ütülü. sümüklü çocuklar. yüz göz toz içinde. HEA-1 Ayakları çıplak. açık mavi süt rengi idi. hatta briyantinle biçimlendirilmiş çocuklar mutlak bir eşitlik içinde orada oynar. HEA-1 Yüzünü görmüyorlar. HEA-6 Yüzler birer et maskesi. yatağımın üstünde. iyi giyinmiş. keskin hatlı bir yüzü vardır. insanı kendi kendisinin yarattığı azapta kurtarmak için bundan başka çare yoktur. bu sert ve sakin asker vücudünün içinde nasıl bir volkan kaynadığını düşünüyorum. eğer gözleri kafasının içini görebilse. kapkara parlayan bir yüz delicesine bakıyordu. başörtüsü kadar yüz etlerim uzak. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi. beyaz. pazuları şişti. HEA-2 Yüzünün nasıl sarardığını. HEA-5 Küçük eliniz elimde. iki sarı ateşten göz yüzümü yaktı. SFA-1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine. HEA-8 Orta boylu. HEA-7 Sonra yüzümdeki şaşkınlığı. kirli. saçları dikkatle fırçalanmış. fakat bir şey olmamış gibi hareket ediyordu. kızlarını bana vermek isteğinde olduklarını çıtlatmış. beyaz bir düzlük gibi görünüyordu. gözlerinin nasıl içinden yandığını. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. HEA-5 Yüzünden tülünü kaldırarak banyonun yanına çöktü. dolaşırlar. SFA-1 Çalıştıkça yüzü değişti. sanki aramızda bir şey geçmemiş. güzel parmakları. deli bir sanatçının elinden çıkan bir maskeye benziyor. Pembe. HEA-8 Sonra. yuvarlak yüzünde daha kırmızı ve çizgileri kusursuz yüz uzuvlarından vazgeçtik. buz gibi kış gününde terliyordu. kendisince bir zafer belirtisi saymış gibi olmalı ki. HEA-7 Bu güzel yüzlü ihtiyarda o kadar ruhuma tanıdık gelen. Siyah gözlüdür. HEA-3 Zeynep'in beyaz yüzünde tıpkı ay ışığındaki büyülü şeffaflık ve nur vardı. kavi. HEA-3 Gece. Köylüler yüzüne ne olduğunu. kumral kaşlarının altında birer zambak yaprağı gibi kapanan göz kapaklarında aynı belli belirsiz anlam vardı. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. uzun. ince boynu. çehresi mütebessim ve pembe. SFA-2 Gözüme iki kara göz. Bana öyle geliyor ki. Raik yavaş yavaş başını kaldırıyordu.SFA-1 Belli belirsiz bir gülüşün anadan doğma yüzüne serpildiği bu adamın bütün düşüncelerinin dönüp dolaşıp yanındaki paket üzerine konduğunu görüyoruz. ne korkunç manialara muhayyilem güldü durdu. niçin topalladığını sordukları zaman hiç cevap vermiyordu. vücut yürek saat makinesi gibi olacak. yüz yüze gelmekten korkmayacağım. göz kırpıncaya dek yerleşti. 67 . HEA-6 Bütün yüz. açıklamaya girişti: Necibe'nin annesi bir haber göndermiş. pabuçları pırıl pırıl. Zayıf. uyandım. canlı bir hanımdır. Đnsan ölünce çürüyecek ve hayatı dünyada bitecek. HEA-3 Sokağın iki tarafından şişman ve zengin yüzlü dükkân sahipleri sakin sakin birbirleriyle konuşuyorlardı. gözleri Nâzımla meşgul. güçlü yapılı. yıllarca tanıyormuşum gibi selâm verdim. Karanlık dişleri vardı. yırtık kasketi. her zaman hafif bir gülümseme hiç eksik olmaz. biraz alçak alnının. SFA-2 Zaten yüzünde.

burgu gibi delici iki küçük göz oluvermişti.aşıngdaŋ datlı. agız görki diş). HEA-9 Tevfiğin geniş yüzü daralmış.HEA-9 O beyaz yüzde kalbe çarpıntı veren ince. babalı görsün yüzüni.. 68 . dırıltıyı yüksek sanatlar derecesine çıkaran eski bir ağız.göz döner. TNAS 39 Asıl töre sözüŋe gözler. şimdi vırıltıyı. TNAS 99 Çorbanıŋ yüzi yagşı.. duşman . PSE 49 Vu oolu ona dedi: ey buba! genä hem senin yüzünde günahişledim.. TNAS 124 Dul yüzün şeytan yalar. TNAS 38 Ar yüzden. TNAS 63 Bahılıŋ yüzüni görme. ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. çıkarsaŋ . TNAS 75 Beg berse. dişine bakma). PSE 51-52 Amma sän oruç tutarkan başını yala hem yüzünü ika. UK 258 bakmadılar üzüne GTA 181 [se»nın jYzYn»dεn »αtmα be»nı] Y Y » ε ADĐL IV 242 gızın yumru. gazar gözden görüner..ızından. hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmışdı. TNAS 382 Yüz güblük tetärik . mähir . TNAS 38 Asmana tüy kür seŋ. betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar. çenesini älläyirdi. Beg berse. PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. TNAS 179 Görk yüzden. alagan töre yüzüŋe gözler. yüz görki gaş. mähir gözden. TNAS 13 Açık yüz . yüzüŋe düşer. TNAS 120 Dostuŋ aybını yüzüne ayt. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak. TNAS 147 Är gezse gözi açılar. yüz döner. yüzüne düşer. TNAS 329 Tüykürseŋ . TNAS 181 Göz bolmasa. iri tatlı gözleri büzüle büzüle iğne gibi keskin.gözüm. gözel yüzü vÊ yanagları açıg sÊrin havada gızarmışdı ADĐL IV 242 Üzünün ifadesi. TNAS 382 Yüz yüzden utanır.göze. PSE 3 Korktular hem yüzlerini yerä yattılar. palawın .baş günlük ömre. ayal gezse-yüzi. sırtıŋa barmak ildir. TNAS 381 Yüz bolmasa .yüzüm. yüz görki gaş / (. TNAS 121 Dost yüzünden binler. TNAS 178 Göge tükürsen. TDS 352 Begenciŋ güne yanan yüzi gızgılt goŋras bolup görünyer TDS 352 Gögüñ yüzi çuyşe yalı dırlandı TDS 352 Halının yüzi çañcarıptır. TNAS 103 Dag görki daş. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar. TNAS 383 Yüz-yüze düşer. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır. PSE 142 Ve uçenikleri işidincä yüzüstünä düştülär hem pek korktular. pembe dudaklar. TNAS 30 Aldap alım gızını.düybi.

yakınlık göstermemek. yüz vermemek ‘ilgi. Osmanlıcada ‘yüzsüzlük’. suratsız. tüm tarihî ve modern Türk lehçelerinde olağan ses değişiklikleri ile karşımıza çıkmaktadır.3. insanın kimliği niteliğinde olan ve bir insanı başka insandan en belirgin niteliğinde ayıran organ olduğu için metaforik kullanımı çok yaygındır: iki yüzlü. Anlam Olayları Bakımından *yü:z Tarihi ve modern Türk lehçelerinde bu sözün şu anlamları karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 206): 1) ‘Dış görünüş’. 2) ‘Yüzey’. Yüz. Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş dışında tüm Türk Dil gruplarında rastlanmaktadır. yüz çevirmek ‘gösterdiği ilgiyi kesmek’. Orta Uygur Türkçesinden başlayarak Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş Türkçesi dışında her dilde vardır.) ‘karşı karşıya oturmak’ 69 . eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek’. ‘vücut organı olarak yüz’ anlamından türemekte ve bu anlamın. 2. anlama bağlı olanlar. yüz yüze otur. yüz değeri.(Gag. Orta Uygur Türkçesinden başlayarak Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş Türkçesi dışında her dilde vardır. Örneğin. önemsememek’. ‘sebep’. yüz akı ile çıkmak ‘bir işi kendi saygınlığını yitirmeden. daha geniş anlam yelpazesine sahiptir. Yakut ve Çuvaş Türkçelerindeki anlamlar. ‘yüzey’ gibi anlamlar bulunmaktadır (EDT 983). Bazı modern lehçelerde yüz. diğer anlamlarından daha arkaik olduğunu göstermektedir (Tenişev 1997: 206). 3) ‘Yön gösterme anlamları’. yüz göstermek ‘ortaya çıkmak’. yüz akı. *Yü:z şekli.

*du:dak. *çäŋä. *bäŋiz. burun. *eiŋ. *bät. *yayŋak. Bu terimler içerisinde *a:lın. ‘yorgana ve yastığa geçirilen kılıf’. ‘bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü’. *göz. *erin 70 .*aburt. *ka:ş. *yayŋak. ağız. NESNE : PARÇA *yü:z : göz. *balç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *bät. ağız. *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. Benzer şekilde *yü:z : ağız : *du:dak. *erin şeklinde bir sıralama da mümkündür. *du:dak. *du:dak. göz. burun. Diğer yandan meronimlerin geçişliliği de göz önüne alındığında nesne : parça ilşkisi açısından *yü:z : göz : kirpik gibi bir holonim – meronim hiyerarşisi görülür. çehre. *kirpik. ‘nedeniyle’. taraf’. surat’ olduğu anlaşılmaktadır. burun. ‘bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri’. *bäŋiz. *erin. göz. *çäŋä.*aburt sözleri *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. *eiŋ. *yü:z sözünün meronimileri arasında şu organları sayabiliriz: *a:lın. *ka:ş. alın. *ka:ş. *eŋek. ağız. *eŋek. ağız. 4.*Yü:z kelimesinin temel anlamının ‘başta. *ka:m/pak. burun. ‘birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret’. *kirpik. *çäŋä. ‘kesici araçlarda ağız’. yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm. *teri sözleri. Meronim Olarak *yü:z Anatomik açıdan baktığımızda *yü:z. *ka:m/pak. Yüzün anatomik anlamı dışında çok sayıda anlamı bulunmaktadır: ‘yüzey’. *erin sözleri *yü:z sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir.*çäŋä. sima. ‘yan. ‘utanma’ anlamları metaforik anlamlardır. *kirpik. ‘bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş’.

Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bet ‘yüz. bu tarafta’. yanak. sayfa. sayfa’.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. sayfa’. Başk. Çuvaş: pit ‘yüz. Nogay bet ‘yüz. sayfa’. gibi’.ç. *bät Etimolojik Değerlendirmesi Ramstedt. gurur. hayvan yüzü’. gurur. gurur. Proto-Oguz *bät. Moğol *metü ‘sanki. Yakut beteh ‘buraya. bet ‘yüz ve yanak’ (Sngl. Karaçay-Malkar bet ‘yüz. taraf. yanak. bet ‘yüz. yön’. yanak. Güney-Doğu: Özb. *bäŋiz. bet ‘yüz’ (TT VII 41). gurur. sayfa’. taraf. SUyg. *ka:m/pak. yokuş’. bet ‘yüz’ (EDT 296b).2. Proto-Ogur *bät. KökTü. taraf. yy. bet beniz ‘yüz rengi’ (TS 2009: 252). benzeyen’. Azb.NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bät. bet ‘yüz’ (EDT 296b). taraf. sayfa. ön taraf’ (Tenişev 1997: 207). *eiŋ. Tat.1. sayfa’. yy. Altay dilleri sözlüğünde bu karşılaştırma korunmuş ve genişletilmiştir: Proto-Türkçe *bät.: xv. bät-bäniz ‘yüz rengi’ (ADĐL I 258). taraf’. taraf. . 1. *bät (Tenişev 1997: 207). Modern Tü. möt ‘sanki’ kelimeleri ile karşılaştırmaktadır (KWb 262).6. metü ‘sanki. bät ‘yüz. 71 . yokuş’. gurur. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bet ‘yüz’. yanak. yanak. Kaz. Orta-Moğ. *teri *balç : *yü:z *yü:z : *a:lın. sayfa’. Doğu Tü. bet ‘yüz’ (EDT 296b). yüzey. gurur. Tuva beti ‘bu taraf (hitap)’.Tü. viii. yanak. *aburt 2. bet ‘yüz. Kırg bet ‘yanak. hayvan yüzü. bet ‘yüz. Karakalpak bet ‘yüz. sayfa. taraf. yakın. *eŋek. gurur. 119 v 19). bit ‘yüz. *yayŋak. gurur. yüz. bit ‘yüz. Türkçedeki şekli Kalmık met. *çäŋä. sayfa. Bud. yüzey. *bät Proto-Tü.

O birilärindä dä bät-bäniz galmadı. 2. taraf.. haykırıyordu. gibi’. sayfa. Beti benzi kalmadı.. Bal rengi gözlerinin içinde yeşil ışıltılar.. TNAS 75 Beg berse. TS 252 Baksana. ADĐL I 258 Şiddätli ildırımdan Günäş bağırdı. gözler yine cin gibi. betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar.. Beti benzi uçmuş. Bu durumda sözün metaforik yan anlamlar kazanarak çok anlamlı duruma geldiği söylenebilir. Beg berse. ADĐL I 258 Üçgünlük däniz säfäri çohu gämiyä minmämiş äsgärdä bät-bäniz goymamışdı. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün ‘hayvan 72 . ‘hayvan yüzü’ ve ayrıca ‘gurur’ ve ‘sayfa’. o bet bereket nereye kaybolmuş? TS 252 . Anlam Olayları Bakımından *bät *bät sözü temelde insan için kullanılan bir sözdür. HEA-9 Đki beyaz mum alevi arasında. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. Bu sözün ‘gurur. Bu sözün Türkiye Türkçesindeki temel anlamı ‘yüz rengi’dir.Kalmık met. ADĐL I 258 Yoldaşım bunların säsini eşitcäk. *bät Kullanım Alanı TS 252 Ucuzluklarına hayret etiiğimiz her çeşit staıcılar... ‘taraf. bät-bänizdän olub özünü itirdi. yön’ anlamındaki kullanımları modern Oğuz lehçelerinde yoktur... 3. beti benzi kül kesildi. Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi dışındaki diğer Türk lehçelerinde ‘insan yüzü. beyaz örtüsünün çerçevesinde uzun. Büyücek pembe dudaklardan gizli bir sıtma beti gibi atan bir ses. bĆtĆr ‘benzeyen. sanki’ (Tenişev 1997: 207-208). Bu sözün Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde beniz sözü ile ikileme şeklinde kullanımı yaygındır. yön’ anlamında da kullanıldığı anlaşılmaktadır. mĆtĆ ‘sanki... Eli ayağı titrmeeye başladı. Buryat bĆtĆ. balmumu sarısı gibi. Bu durumda yüz sözü için kullanıldığı taktirde bütünü ifade etmek için parça kullanılmış olacağından bir metonim türü olan sinekdoka ortaya çıkmış olur. Müşterim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa. möt ‘sanki’ (KWb 262). ince bir kız çocuğu yüzü. yanak’ anlamının yanı sıra. dişine bakma).

yüzü’. Çehre.1.: xv. xiii. KB). Yüz 2. EKıp. Yüz rengi’ (GS: 80). III 83. beŋ(i)z (EM: 114).6. meŋiz ‘adamın yüzü. *bäŋiz (Tenişev 1997: 208). bäniz ‘yüz. Renk 2.‘benzemek’. Trkm. xv. yy. *eiŋ. beniz ‘1. Kaz. IV 94). çehre. benze. dış görünüşü’. *yü:z teriminin ise ‘insan yüzü’ anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür.‘benzemek’. xiii-xiv. *yayŋak meronimleri alan : mekân ilişkisini göstermektedir. beñiz ‘1. Güney-Doğu: YUyg. *ka:m/pak. *teri *balç : *bät ‘yüz’ *bät ‘yüz’ : *a:lın. yüz’. *ka:m/pak. yy. beniz ‘1. bäniz ‘yüz rengi’. 2.‘benzemek’. yy. meŋze. Yüz 2. beŋz ‘yüz. ten’. yy. Yüz rengi’ (TS 267). Gag.‘benzemek’. xiv. Batı Tü.: xi. keşbi’ (TDS 438). *yayŋak.3. 4. *eŋek. *bät ‘yüz rengi’ anlamında *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. yüz görünüşü. *eŋek. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bät ‘yüz rengi’. beñiz (DK II: 43). benza-. 321 v8). *balç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. ‘yüz’ anlamındaki *bät sözünün *a:lın. – xix. benze. beŋiz ‘renk. mejiz ‘yüz’ (CCum). meŋiz ‘ten. beŋiz ‘dış görünüşü’ (TTS II 128. *eiŋ. mäŋiz ‘yanak. *bäŋiz. yüz’ (TTS I: 508). beŋiz (MŞ: 10).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *bäŋiz Proto-Tü. yy. Krh. Proto-Ogur *bäŋiz. beŋze. Proto-Oguz *bäŋiz. Azb.‘benzemek’. dış görünüşü’ (Sngl 150 r25. meŋiz ‘yüz rengi’ (DLT . Meronim Olarak *bät Anatomik açıdan baktığımızda *bät sözü ‘yüz’ anlamıyla. yy. bänzä. Modern Tü. Doğu Tü. 73 . Kuzeybatı (Kıpçak): Karay. Đslami ç. sıfat’ (ADĐL I 248).

yüzey tarafı’. Beti benzi kalmadı. Uçuk sarı benzi hafifçe kızardı. beti benzi kül kesildi. Japon *mu-i ‘vücut. TS 267 Baksana. sağlam’. 2. min ‘yanak kırmızılığı’ (Tenişev 1997: 208) 1. gözleri ateş gibi parlamaya başladı TS 267 Necdet'in benzi atıyor. Eli ayağı titrmeeye başladı. SFA-1 Yüzü değişti. *bäŋiz Etimolojik Değerlendirmesi Radloff. Kore möm ‘kendi.. haykırıyordu. Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas mi:s ‘yüz’. TTS I: 508 Yüzüñ beñzi kalmadı her-demleyin Gülef big’ idi oldu çiğdemleyin TTS I: 508 Senin aşkın ile oynar denizler Senin havfinde zer olur beñizler TTS I: 508 Gökte güneşin beñzi soldu TTS I: 508 El-imtikaè: Levn mütegayyir olmak mânasınadır ki beñiz geçmek tâbir olunur TS 267 Benzi limon gibi sararmaya. Moğ. öz’ (1997: 208-209).‘benzemek’. vücut’.meŋzew ‘uygun görmek’. *men-dü ‘güçlü. yanak. kesik kesik soluyordu TS 267 Yirmi dört saat evvel Allah'tan ziyade Abdülhamit'ten korkan kâtiplerin henüz benizlerine kan gelmemişti TS 267 O böyle söylerken yanında bulunanların benzi sararırdı TS 267 . kuvvetli. Müşterim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. 74 . Karakalpak megze.. bu görüşe katılmayarak *bäŋiz teriminin Altay dillerinden tespit ettiği şu paralel kullanımlara işaret etmiştir: Proto-Türkçe beŋi-z. Çuvaş: *pan>*baŋ ‘yüz. Tenişev. *bäŋiz Kullanım Alanı MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler ŋ MŞ 10 ãovuú havÀ bedeni diŋredür ve hazmı eyü be beŋzi úızıl eyler ŋ MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek ŋ MŞ 13 uyúusu yavuzdur beŋzi ãarardur ùalaāı büyidür ŋ MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ŋ ve gevde alaca olmaú. bu sözün *beŋ kelimesinden türediğini iddia etmektedir. HEA-5 Neriman bile bu benzi tamamen ihata eden şeyi sezdi.

. *eŋek. ADĐL I 249 zä’färan täk bänzimi döndärdi ol birähm yar ADIL I 249 Toğrulunun gara vä böyükçä közläri yıldırımlar çahır. Orayanı meñzi soldı desense TDS 438 Galkın. Gül meñzi saralan arap cenanı 3. hindi zenanı. Azerbaycan ve Türkiye Türkçelerinde *bät ve *bäŋiz sözleri ikileme şeklinde kullanılmaktadır. ‘yüz rengi’.. Bu durumda bu iki sözün bu lehçelerde eş anlamlı hale gelmiş olduğunu söylemek mümkündür.. Anlam Olayları Bakımından *bäŋiz Tenişev’e göre. Meronim Olarak *bäŋiz *Bäŋiz sözü ‘yüz rengi’ anlamında. *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren bir meronimidir. 75 .. gözün görkez. *ka:m/pak. Beti benzi uçmuş. Ancak doğrudan ‘yüz’ anlamında kullanıldığında alan : mekân ilişkisi sergiler. gözler yine cin gibi./ meñze- 4.1 *bäŋiz’den Fiiller • benze... 5. *bäŋiz Sözünün Türevleri 3./ menze. *teri *balç : *bäŋiz *bäŋiz ‘yüz’ : *a:lın. balmumu sarısı gibi. ADĐL I 249 uşağın azarlı ve benizi solgun idi. Türk lehçelerinde görülen ‘dış görünüş’ > ‘yüz rengi’ şeklindeki eğilim bir anlam kaymasına işaret etmektedir (1997: 208). NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bäŋiz ‘yüz rengi’. *bät.HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa. geniş vä gırmızı bänizindän gäzäb alovları garsırdı TDS 438 Munuñ boşlundan bir zat añlan Baharıñ meñzi gızardı TDS 438 Gızga hata göz gezdirip başlandan. *yayŋak. *eiŋ.

görüş 5.. köz (KĐ 81). hane 13. yy.: xv. yy. köz (EUTS: 119). göz (Sngl. Delik. göz (YTS: 99). Modern Tü. Hisarcık *Yayladağı. kaynak 6. -Nğ. ilgi. Görme organı 2. karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. gozböbeği 76 . xiv. körürmen közin (KB 926). nazar’ (KE II: 394).2. Man.1. körür közim körmäztäg ‘gözüm görmez gibi’ (THO 158). Proto-Ogur *gör. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ ‘göz’ Lat. 306r.). *Antakya -Hat. yy.ç. gönül bağlantısı 11. Bud. viii.: xi. köz ‘göz’ (DLT IV: 369). yy.19). taraf 2. görme ve bakma 3. xiv.Tü. yy.) (DS VI: 1892). Oda 4. – xix. göz bebeği’ Bakanağın çıksın! (-Isp. Bu organ adının 2. oculus Đng.ç. MKıp. Krh. Uç. közi karam ‘kara gözlüm’ (M II 9. Đslami ç. 29).Tü.. gile ‘göz bebeği’ (*Erciş -Vn. Sevgi.) (DS II: 491). Tarihsel ve modern Türk dilinde GÖZ kavramını karşılayan sözcükler bir tek ProtoTürkçe *görs > göz sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.1. -To. xv. yy.7. kapak ‘göz kapağı’ (DLT I: 382).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. göz (EM: 135).) (DS VI: 2076). Suyun topraktan kaynadığı yer. göz ‘1. Çekmece 8.7.. KökTü. göz (CH I: 155). Bölüm. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri 12. Bazı deyimlerde. gagal ‘göz bebeği’ Gözümün gagalısın (*Şavşat -Ar. göz ‘1. köz ‘göz. *görs > *göz Proto-Tü. xiii. Batı Tü. boşluk 7. Göz’ (TTS III 1807).1. Proto-Oguz *göz. Harezm ç. Bazı yaraların uç bölümü’ (TS 890). bakanak ‘göz. Terazi kefesi 9. ginci ‘gözbebeği’ (Kadıçiftliği -Ist. Doğu Tü. köz (TT III vd. -Ant. göz (MŞ: 10). Nazar 10. karak ‘göz bebeği’ (DLT I: 382). enüç ‘göze inen perde’ (DLT I: 52). yy. göz (DK II: 127). yy. Bakış. *görs (Tenişev 1997: 209).) (DS VI: 2079). xiv.. eye. köz (NF III: 264).

Terazi. göz ‘1. Azb. nini. nazlıkara ‘gözbebeği’ (Karahıdır -Krk.. garak ‘göz’ (TDS 146). kapçık ‘göz kapağı’ (*Pınarbaşı -Ky. kaynak. göz’ (GS: 116). Başk. 8. Đnsan ve heyvanda görme organı 2. Kısımlara ayrılmış bir şeyin ayrı-ayrı bölmeleri. Alev anlamında. Özb. Köprünün bir parçası’ (ADĐL III: 174). köz.. kumbak ‘göz çukuru’ (*Biga -Çkl. Ant. Göz 2. Nezaret. bakım 5. kez. 11. Đğne gözü 4. görme 3. göz (RLT: 70). Görme gabiliyyäti. Ambarın gözü’ (TDS: 188). Eski Türkçede kör. SUyg. benim fikrimce (onun fikrince) 4.) (DS X: 3733).‘gözbebeği’ (Tekeler *Silifke -Đç. -Đç. göz ‘göz’ (ATS: 554). koz. bana göre (ona göre). oynuk ‘göz çukuru’ (Aslıhantepeciği -Ba. Sıra sayıları ile birlikte evde.) (DS IX: 3252). köz. bebenek ‘gözbebeği’ (RLT: 217). GüneyDoğu: YUyg. Ambardaki bölüm.) (DS IX: 3303).) (DS XI: 4104). göz ‘1. Görme organı 2. Tuva kös.nazarımda (nazarında).) (DS VIII: 2608). Kumuk göz. Nogay köz.) (DS VI: 2113). küz. Ağacın dalının çıktığı yer 3. 9. menzilde kaç oda ya da pencere olduğunu gösterir. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. 7. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay köz. 13. 10. Yaranın. küδ. Gag. kuz. *göz Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Soyun çıkan yeri.) (DS IX: 3242). kefelerinin her biri. 14. 6. Gözümde (gözünde) şeklinde .) (DS VIII: 2999). son sesin değişmesi durumunun genel Çuvaş ve diğer Türk lehçelerinde ses yapısına uygun olduğu ve sözün.fillinden -s isim yapım eki ile 77 .) (DS VIII: 2632). Küçük pencere. göz ‘1. kalmuk ‘göz kapağı’ Gözlerimin kalmuğu şişti (Kayadibi -Gr. Kaz. Kırg köz. Karakalpak köz.. Her hangi bir şeyde hurda delik deşik. ninni ‘gözbebeği’ (-Kn. Tüpenin ok salınan eri bilen birlikde nili 5. menba. Pencerenin gözü 3. çeşmenin gözü 6. Çuvaş: kus (Tenişev 1997: 209) 1. şişin irin akan yeri. Trkm. -Đç. köz. pencerenin gözü 7. şah ‘gözbebeği’ (-Sv. Suyun çıktığı yer. vide ‘göz’ (*Saftanbolu -Zn. Kapı gözü 4. 12. Tüfekte lülenin her biri.

Bu terim. 2. Türk lehçelerinde GÖZ için birincil bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. 78 şeklinde tespit etmiştir .. TTS III 1811 Karındaşlık şefkati depreşti eyitti: Karındaşım benim için gözden çıktı bâri sevâhile ileteyim.oluşturulduğunun düşünülebileceğini belirtmiştir (1997: 210). kulağıyla işitmediği’ DLT I 55 agız yese köz uyadhur ‘ağız yese göz utanır’ EM 135 ve gözler ve yaŋaúlar úızıl olmaú MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 37 turpuŋ ãuyı göze cilÀ vĆrür ve Àúreb ãoúdıāına müfìddür ve eydürler ki anuŋ ãuyı èaúrebi öldürür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS III 1807 Đbrenin ucu mıknatısın şimâl gözü ile suvarılmıştır TTS III 1809 Lehhaz: Göz bucağı ve göz ucuyle bakan TTS III 1811 On ün kişi göz deliğine irdi. göz kırpıncaya dek yerleşti. yüreğimden pek çok feryat gelirken(?)’ THO 158 bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’. sığdı. THO 198 közin körmädük kulkakın äsidmädük ‘gözüyle görmediği. bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? TS 890 Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır TS 890 Đnsanı gözle yiyip bitirirler SFA-1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine. fakat Sibirya Türk lehçelerinde *göz yerine yer yer ‘gözbebeği’ anlamında olan *karak terimi kullanıldığını görüyoruz. bâşed ki melike duasıyla gözleri rûşence ola deyip. *göz sözünün Halaç Türkçesinde köz (Doerfer 1970: 24). Doerfer. ätida(?) köŋültä sığıt kälsär ‘gözlerimde yaş akarken. TS 890 Şu fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım şu yokuşu TS 890 Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek. *göz Kullanım Alanı THO 158 körür közim körmäztäg ‘gözüm görmez gibi’ THO 158 közdä yaş kälsär. kimsenin kapımı çalınmasını istemiyorum.. SFA-2 Gözüm kimseyi görmüyor.

cevap verip dedi ki. HEA-6 Efendimize diyarımızın balından armağan getirdik.. idi.hep iş görmekten olacak . HEA-2 Fakat o katı elleri ile benim pomat kokan yüzüklü elimi öyle bir sıktı ki. siyah birer kaynar su membaı gibiydi. HEA-8 Ben Macide'nin arkasında. PSE 91 Hem gelin genä onları uykuda boldu. birdenbire boş ve karanlık bir şeye çarparken gözlerimi kaldırdım. HEA-3 Yüzü buruşmadan. PSE 18 Ştä sizä derim ki: gözlerinizi kaldırınız hem tarlalara bakınız. HEA-7 Gözleri yaşla dolu olduğu halde boynuma atılarak alnımdan öptü. üçer yaşında.sert ve pürtük pürtük. PSE 142 Onlar da gözlerini kaldrdıklarında. 79 . PSE 66 Đisus sa gözlerini yukarı kaldırıp dedi: Ey Buba! şükür sana ederim. Nereye bakıyordu.SFA-2 Osman ağanın mavi gözlerine güneş ışığı gibi bir ışık gönderiyordu. HEA-3 Đkisi ikişer. Yanakları kuruydu. HEA-9 Piyanist ellerini sallayarak konuşuyor. göz kamaştırıcı ışıklarla yıkadığı sersemlemiş ruhlarımız. PSE 138 Zerä benim gözlerim gördülär Senin kurtuluşlunu. Siyah gözleri. kimseyi görmediler Đisusdan başka. PSE 5 Ozaman onların gözleri açıldılar hem onlar onu tandılar. güzel vücuduyla. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. HEA-5 En evvel kalbimdeki soğuk. sesini yükseltiyor. sesinin son perdesiyle renkli. daldı. renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebileceğin bir kız değil. esmer ve elma yanaklı. hiç bir duruşunu gözden kaçırmıyordum. çapaklı. ki onu tanımadılar. HEA-5 Saffet. fakat bir şey olmamış gibi hareket ediyordu. PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı. çılgın ibadet öpücüğü gönderdim. ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar. HEA-8 Onun. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi. HEA-9 Đri kestane renginde gözlerine bir çocuk bakışı vermek için bir düziye göz kapaklarını yukarı kaldırıyor. Lütfen efendimin gözünde rağbet bulsun. hasta gözlerle annelerinin ayakları üzerinde bakınıyorlardı. Đtina ile yolunan siyah kaşlar iki ince hilâl gibi. fakat gözleri tamamıyle siyah yaştı. Penbe yüzündeki buruşukları sayayım derken kahveci çayları getirdi. zerä işittin Beni. şişman. onun ses ilâhını saklamış kamelya yüzüne ruhumdan. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa. ister istemez bu vilâyetli yeğenin yüzüne gözlerimi açarak bakmağa mecbur oldum. PSE 4 Ama onların gözler tutulmuştular. PSE 20 Ozaman sorarlardı onu: nicä gözlerin açıldılar. korkak ihtirazı izale eden şey amcamın bütün gözlerini aydınlatan tebessümü oldu ve hemen onun müşfik kalbinde kendime bir yer yaptığımı duydum. HEA-1 Orta boylu. senin bütün güüdän karanlık olur. bir adam denilen Đisus çamur yaptı. gerilmeden mil yonlarca yaşa girmişti. gözleri arayıcı birer ışık gibi Dedenin yüzünde dolaşıyordu. bilmiyorlardı. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. kara gözleri pırıl pırıl. gözlerimi yaladı. zerä gözleri aırlaşmıştı. Fakat bu siyah yaşlar ortasında Aydın vardı. solgun mavi gözleri. elleri . tıpkı birer maymun yavrusu halini almış. O. ayakta durduğum için. HEA-7 Gözlerim sandala hafif hafif vurup oynaşan su dalgalarına.

PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. parmaklarnı donaderlar. gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. gözleri gülümsek UK 240 gözleri yanarak UK 247 Tatar büyük gözlerlen bakarak aaç-aaç yedi UK 258 Zananın sa ardına hep gözledärdı UK 262 şafk ürer Todurun gözlerne UK 268 çocuk baker kızın gözlerne.salt göz hem ürek UK 52 bu gözler ama bana uymaz UK 53 büüldüp kıynaşça gözlerini UK 54 salt ellär sansın oyneerlar. başlar. nice kuzu kafası UK 25 o göz kayarsa UK 37 türlü şafklar şıladılar göz ardlarında. gözlerne. sıkmış al dudaklarnı UK 215 yumardı gözlerni UK 233 başında saçlar kısa. gülümseyräk UK 76 ama gözleri yaş yerdä UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän. mavi gözlü ataman Gandi UK 177 Lanka da sevdalı baktı oglanın dooru gözlerne UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını yaşları gözlerinde UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. gözler. yakardı kara saçlarınnan UK 108 gözel gözlerni UK 108 gözlerini tırmalasın UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 184 baker Hoborun gözüne UK 187 te burada duracan da göz ayırtmaycan hanumdan UK 199 Lanka açıldı gözleri birden UK 202 yaşlan doldu gözleri UK 205 keskinnetmiş mavi gözlerni. saçlar . bıyıklar uzun.. aazlan hem boynuzculan. dudaklarna GTA 130 [bεn dU:»dum bεSÔøz»dε] ε » ε GTA 136 [kαRα»Ôøz88 kαRαÔøz88 kαRαjα. kıvırcık kalpaklar başlarında.ïz8 ınsεn»nε:] α α GTA 148 [dα bıF Ôø»zY »jç] [bıFÔ»øz…αktU:] Y Ô … U GTA 149 [»de:Rım jε bU…dU»lε: tRα»hçm Ôøzlε:m»dε dε URdU»łα: Ôe»Rï] ε » ε GTA 176 [»nα:nï Ôø»zYm Ôø»Ry:sε. yanaklarna UK 144 kula saçlı.ı»lε bıF cY»tSYc bıF Ôøz»dZa:z] » Z GTA 236 [αmε be»nım vαF bıF Ôø»zYm tepεm»dε] Y 80 . beyaz tenni. küpe. yaşlarna. yakardı kara saçlarınnan UK 125 yaşlar dolu gözlerindä UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne. blezik UK 169 uzun saçları omuzlarında. dudaklarna. kafası uuldadı bir çirkin boran gibi UK 40 çemrek hem açık göz UK 41 başka kerä dä täze mayızlan yapıştırdım gözlerni UK 50 han . UK 25 düzülü gözlärlän. yanak omuzları kızıl. gözlerni-kaşlarnı güzerlär.ıdı] [dε:F] Y GTA 188 [tO. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 169 güzel tenni. yüzük. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna.

akılıŋ gözi. eliŋi çek. mähir . TNAS 12 Aç gözüŋ garnı doysa-da. bir-birinden parhıya. TNAS 39 Asıl töre sözüŋe gözler. TDS 188 Ol ıssı günden. TNAS 25 Akmak pälinden mırat gözler. Birin başıng agırıdır. TNAS 46 At aylıgını gorar. düye bozlar köşegini gözler. hamısından Ê artıg gözÊl balca ağzı. TNAS 12 Aç göz iyemez. TNAS 14 Açılan ten (etek) yapılar. TNAS 47 At münen alısı gözler. gözlÊrimÊ garanlıg çökür Ê Ê ADĐL I: 539 [Telli] sol bileyini gözlÊrinin üstünÊ goymuş. TNAS 20 Agız iyer . birisinden borıya. gulagı bilin görer. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi ADĐL III: 72 gızarmış yanagları. Suw içinde gammış köpdür.aşım gözümde . TNAS 18 Agamıŋ ala gözi. özgä-de berer. düye menzilini). alagan töre yüzüŋe gözler. TDS 188 Gözüŋ agırsa.gözde. TNAS 12 Aç göze ukı gelmez. gözüni mavı asmanda dikip pikir edyärdi. uzun kirpikleri. gözler onun daş-gaşı ADĐL I: 212 başımdan ağrı gopur. içiŋ agırsa – damagıŋı TDS 188 Gözüŋ şar şekilli alma meŋzeş forması bar. biri gözde totıya. TDS 188 Đŋŋäniŋ gözi dövlüpdir. TDS 146 Bermeseñ-de çıkararıs garagŋı.göz utanar. düye-yıllıgını (at basjak yerini gözler.GTA 236 [ç Ôelın»nεF O. TNAS 20 Agız . bütün golu açıgda Ê galmışdı ADĐL II: 127 gara saçları. Birisinden gant alarlar. TNAS 53 Ayal gözü bilin eşider.yaşım. ÊrÊbi burnu. yeŋŋemiŋ sowuk sözi.it yalagından. durmaz burnı nätse bolar. özgä-de bermez. TNAS 31 Alnındakını altı äy gözler.gözi yumsa bolar. TNAS 37 Arslan güy jünden düşse (gaçsa). ÊşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri.ı»lε kçR»cε:R…α: αnı hıtSsα»ba:dαnα Ôøzlε:»nï »kïpmε:Rlε: ε» hεp ıS jα»pε:R…αF] GTA 236 [ç»nUn vαF Ôø»zY tepεsın»dε dε ç Ôø»Rε:F »hepsïnï] Y GTA 249 [jα»sï jα»sï la:Ìje»dε:RdılεF][kαRα»ÔøÌY »bıRαz] α ADĐL I: 212 baş bÊdÊnin tacıdır. TNAS 42 At ahsar ayagını gözler. ağır zähmetden soŋ. göreniŋ gözünden gitmez. TNAS 35 Arafat dagına çıkanda her kim öz köwmunı gözler.sizde. TNAS 43 Ata malına göz diken nowasız galar. TNAS 42 Atalar sözi . TNAS 38 Ar yüzden. gazar gözden görüner. iri gözlÊrinin süzgün baòışı ona Ê mÊlahÊt verirdi ADĐL III 174 Göz var görmek üçün. segparaz . Humar-humar bahmag göz gaydasıdır. TDS 146 Kör ol! Garagıŋ çıksın! TNAS 12 Aç göz ayt (gurbanlık) bayramında öler. TNAS 16 Adamınıŋ aslı birdir. gözi doymaz. comart iyer. aç göze az görner. TNAS 21 Agzımda . TNAS 44 Ataŋ yüki azıg bolsa-da. garınja gözün oyar. 81 . TNAS 28 Akıl . barışınıng adı bir.

göz etmän. gaş etmez. TNAS 184 Gulak eşidenin göz görmesin. hatınıŋ gözi . TNAS 124 Durna gırda-da bolsa. TNAS 179 Görki göz biler. başa bela . göz bilen gaşıŋ arasında. sapı bilen göz çıkarma. köŋlüne bol. düş etmez. TNAS 75 Bela basan yteriŋde.dilden. TNAS 179 Görk yüzden. TNAS 103 Dalnan (göwni yyetmeyän) dal uçrar. TNAS 64 Balıgıŋ özi suwda bolsa-da.süŋk agırısı. mähir . TNAS 84 Bir gözümde yuwaz aylansın. TNAS 139 Erkeğin gözi hatında bolar. TNAS 124 Dul gözi bilen heley (ayal) alma.gama yoldaş. TNAS 73 Baytal ölse.et agırısı. TNAS 84 Bir göz beyleki gözi görmez. göz gören başa gelmesin. TNAS 67 Başa gelen mala gelsin. TNAS 183 Göz özüŋki. TNAS 183 Gözyaş . gözi gırda. TNAS 81 Bir başa bir göz besdir. gulak özgäniŋki. yüz döner. aklı köŋül. TNAS 67 Başa gelenini göz görer. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . TNAS 128 Düye gırda bolsa-da. TNAS 84 Bir göz aglasa. gözi yerde. TNAS 121 Dostuŋ gözünde bolandan. gözüŋ agırsa eliŋi çek.gaş / (Dil goragı diş. Agız yaraşıgı diş. göz gören .altında. beyleki göz gülmez. TNAS 181 Göze bela gülden geler.TNAS 62 Bagt gözlesiŋ. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek.gözümiŋ köki. TNAS 181 Göz agırısı . TNAS 108 Deŋ etmän. megerem göz bolmasa.iki eli.göz döner. TNAS 113 Dile diş gala.damagıŋı. ayal gezse-yüzi. TNAS 183 Göz yetmeze . göz terezi. Bir gözüm dünyäni görsün. TNAS 183 Göz yaraşıgı gaş. gulan ölse. TNAS 136 El mizan. TNAS 121 Doyan mıhmanıŋ gözi yolda. TNAS 147 Är gezse gözi açılar. TNAS 98 Çemçe bilen aş berip.at.göze. TNAS 78 Bialaç ölüm yok. mähir gözden. TNAS 119 Doŋuz gözi yıldız görmez. göze . gözüŋ yaş. TNAS 181 Göz bolmasa. gözi şorda bolarmış.başa gelmesin.söz yeter. görk agızda. Diş aşırısı . TNAS 381 Yüz bolmasa . TNAS 117 Dogrı gelen keyigiŋ iki gözünden başga aybı yok. bazara bar. TNAS 383 Yüz-yüze düşer. TNAS 135 Elimin eti . iki gözi kör uçrar. TNAS 334 Utanç gözde. işiŋ agırsa . TNAS 243 Körün gözi .eliŋi çek. pıyada gözi bilen . gulan yaş. göz goragı gaş). 82 . bir gözi şetdalı kakar. TNAS 84 Bir gözi aya bakar.

2) ‘Delik. Farsça metaforik kullanımın da aynı zamanda Arapçanın etkisiyle meydana gelmiş ihtimali olduğundan söz etmektedir (1997: 210). ‘Suyun topraktan kaynadığı yer’. Özel bir metafor olarak incelenebilir. çeşme’ anlamında kullanılmaktadır. Metafor yoluyla *göz.gama yoldaş. ‘bölüm. özellikle delik veya açık’ anlamında da kullanılmaktadır: iğnenin gözü. çaşm. Arapça al-'ayn. Tüm Türk lehçelerinde *göz sözü ‘görme’ ve ‘bakış’ soyut anlamlarında kullanılmaktadır. ‘kaynak’. hane’ anlamları da temel anlam ile bağlantılı metaforik anlamlardır. *göz Sözünün Türevleri 3. Birçok Türk lehçesinde göz kelimesi.3. boşluk’. Far. Clauson’a göre bu olgu. ‘bölüm’. Đran kültür bölgelerinde rastlanmaktadır: Tajik çaşma. 3) ‘Kaynak’. 83 . hem de ‘kaynak’ anlamına gelmektedir. ‘çekmece’. ‘büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay.1 *göz’den Đsimler • göz yaşı PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. Anlam Olayları Bakımından *göz Tarihi ve modern Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 209-210): 1) ‘Görme. Arapçanın al-'ayn kelimesinin bire bir tercümesinden kaynaklanmaktadır. TNAS 183 Gözyaş . ‘kaynak. bakış’. Bu anlam. ‘ağacın tomurcuk veren yerleri’. hem ‘göz’. boşluk’. Tenişev. ‘delik. 4.

*karak ‘göz bebeği’ 84 . … Benzer deyimler Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de vardır. bakmak’. korumak. Gagauz Türkçesinde de göz ile ilgili metaforik deyimler oldukça fazladır: gözleri yaneer ‘canlı. açıkgözlü. *balç ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. bakmak. umudunu kesmek. pınarın gözü. Taradığımız metinlerde rastladığımız karak / garak sözü ‘göz bebeği’ni ifade eden bir sözdür. enerji dolu’. çekmecenin gözü. Meronim Olarak *göz *Göz sözü. kirpik. göz açamamak ‘yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkanı bulamamak’. Bu nedenle *karak sözünün de göz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. *kirpik sözleri de yine nesne : parça ilişkisini gösterirler. göz sürmek ‘iyice tanımak. bağışlamak. göz yummak ‘kusurları görmemezlikten gelmek.Türkiye Türkçesinde ‘görme ve bakma’ ile ilgili bir çok metaforik deyime rastlanır (TS: 882-890): göz kulak olmak ‘dikkat etmek’. görme. Göz sözünün meronimileri arasında incelediğimiz organlardan *ka:m/pak. göz kuyruğuyla bakmak ‘göz ucuyla bakmak’. bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek. 5. NESNE : PARÇA *balç : göz *yü:z : göz göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’. göze girmek ‘davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak’. pencerenin gözü ‘pencerenin bölümlerinden biri’. göz kulak olmak ‘gözetmek. hoş görmek. işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak’. umutsuzluğa düşmek’. göz açıp kapayıncaya kadar ‘çok kısa bir zamanda’.

gözevi’ (TS: 894). göz merceği ‘gözün ön tarafında bulunan ve dışarıdaki cisimlerin görüntüsünün ağ tabaka üzerine düşmesini sağlayan mercek biçiminde saydam organ’ (TS: 893). kornea’ (TS: 1921) ifadeleri de göz sözünün meronimleridir.Göz karartısı (Gag. göz etçiği. göz memesi ‘gözün iç açısındaki kırmızı çıkıntı’ (TS: 891.) ‘gözbebeği’. gözyaşı bezeleri ‘gözyaşı ve göz kapağında bulunan bezler’ (TS: 894). 85 . dayanıklı beyaz çeper. göz yuvası ‘göz yuvarlarının içinde bulundukları kemik oyuklardan her biri. ışığı geçiren küresel zar. sert tabaka’ (TS: 890). gözyaşı bezleri. 893). göz akı ‘göz yuvarının dışını saran. göz yuvarı ‘kafatasında bir çukur içine yerleşmiş bulunan gözün yuvarlak bölümü’ (TS: 894). katılgan dokudan oluşmuş. ön oda ‘gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluk’ (TS: 1733). saydam tabaka ‘gözün ön bölümünde bulunan.

Azb. úaş ‘kaş’ (TT X 48). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KAŞ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ka:ş sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. uçurum 4. bağ ve bahçelerde toprak yığarak yapılan sınır.Tü. Proto-Oguz *ka:ş. Đng. Sarp kayalık. Kavun ve karpuz dilimi 3. meŋ ‘kaş’ (KTS: 180). Đnsanın gözleri üstünde uzanan tüylerden ibaret hat 2. Mücevherde. 4. yy. Harezm ç. dımız ‘kaşın üst köşesi’ (Gözlü. (halk) Duvar. Saiteli -Kn. supercilium. kaş ‘gözün üstündeki kaş’ (DLT III: 152). bir şeyi ön çıkıntısı.) (DS III: 1092). *ka:ş Proto-Tü. Modern Tü. kaş ‘1. xiv. Bu organ adının karşılığı genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Ufuk 5. kaş ‘1. Batı Tü. Krh.1. tepenin ön 86 . Bud. xv.2. Yüzüğe takılan kıymetli taş. Kemerli ve çıkıntılı şey veya yer 3. yy. Proto-Ogur *ka:ş. brow. xiii. Dağın. yy. yan tarafta ve ön taraftaki çıkık dik. yy. – xix. Đslami ç. set’ (TS 1228). Gag. gaş ‘1. EKıp. 3.ç. viii. Damın saçağı 4. kaş (CH I: 158).: xi. Yüzündeki kaş’ (TTS IV: 2327). kaş ‘kaş’ (GS: 259). Eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yüksekliktir 2. dağ zinciri’ (ATS: 468). bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’ (THO 158).) (DS IV: 1461).1. yy.8. úaş (KE II: 302). derenin.8. Gözlerin üzerinde kemerli birer çizgi oluşturan kısa kıllar 2. 2. KökTü. *ka:ş (Tenişev 1997: 211). çatmık ‘kaş’ (Ist. Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm 5. eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KAŞ ‘kaş’ Lat.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.1. úaş ‘kaş’ (KTS: 130). āaş ‘kaş.

MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS IV 2328 Çü dağlar kaşlarında göz belürdü Sanasın yer yüzünde güz belürdü TTS IV 2328 Bu özrü işidiceğiz şah-ı Çin Kabul etmedi kaşa bıraktı çin TTS IV 2328 Er gördün kuşan. çapkın bir ışık dolduruyordu kaşını gözünü. bu sözün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde vermiştir: Evenk gula ‘yöküş’. Tat. gaş (RLT: 28). Tofa haş. Şor ka:ş. başını sallayarak izliyor bizi SFA-1 Yüzü birdenbire değişiverdi. GüneyDoğu: Özb. *ka:ş Etimolojik Değerlendirmesi Bu söz Eski Türkçe döneminden beri aynı şekliyle kullanılmaktadır. Hakas has. gaş ‘1. Tenişev. Yakut ha:s. Türkmen Türkçesinde ünlünün uzun olması dikkat çekicidir. Doerfer. Çuvaş: huş (Tenişev 1997: 212) 1. koş. kaş. 2. kaş. sakal’. yalancı. Başk. kas. Eyerin ön tarafında duran yüksek yeri’ (TDS: 158). Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar kaş. Karakalpak kaş. Kırg kaş. Gözün üstündeki kara tüy 2. guluge ‘bıyık. Zeki. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kaş. 87 . tepeden aşağı yeri’ (ADĐL I: 456). Trkm.tarafı. Nogay kaş. Mançu gulaku ‘uçurum’ (1997: 212). Kaz. *ka:ş sözünün Halaç Türkçesinde kaş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). *ka:ş Kullanım Alanı THO 158 bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’. ev gördün kaşan TTS IV 2329 Haramdır yemek ol kişinin aşın Ki sofra bigi karşı büze kaşın TTS IV 2329 Gece saçın çözüp burtardı kaşın Gözün gün yumdu vü dün açtı başın TS 1228 Alnında boncuk boncuk terler birikmişti. kaşlarının üstüne doğru sızıyordu TS 1228 Altın yüzük yaptırdım / Kaşı sensin sevdiğim TS 1228 Babam kaşları çatılmış. Udmurt gula ‘kaya’.

HEA-1 Bıyıklar tıraşlı. Gözleri koyu. gazetelere. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. o tuhaf kaşlar. Alageyik sokağının başındaki kahveci ile beraber mırıldanan “6” numaranın Aysel'in korkunç kaşları. O siyah. parlak kırmızı yanaklarıyla dolaşan satıcı kızlar. ateşli. dudakları. konferanslara. fakat hareketsizdi. bütün güzel yüzü.. birbirine paralel iki kalkık ince kaşı. HEA-8 Yalnız Karlman'da kabarık saçlarıyla. HEA-9 Erkekler kendisine pek yüz vermişlerdi. yanan gözleri bir dakika insan oğlunun kitaplara. Koltuktaki adama soğuk bir selâm verdi. parmaklarnı donaderlar. hayatınca kim bilir ne kadar önemli olan bu meselenin çözümü ile adeta gerilmiş. parlak ışıklar.SFA-2 Akşam olunca kalın sesli bir kadının gramofonda söylediği “Bir ihtimal daha var” şarkısını. HEA-2 Yanından ince kaşları altında o siyah kirpik çerçevesine ve biraz uzunca boynuna bakıyordum. yine unuttururlar. o küçük burun. elleri ile şakaklarını tuttu. kumral kaşlarıydı. mekteplere. o nadide bir çiçek rengini andıran ten. çekik. HEA-4 Dudaklârın kenarındaki tebessüm kıvrıntıları. UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan.şiş kapakları altında ışıldayan korkunç gözleri var. Ne de olsa semtlerinde yetişmiş bir gencin. HEA-9 Fakat onun en çok gözünü alan şey. belki esas ruhunda çizilen derin çizgileriyle dolmuştu. siyasî müzakerelere. her şeye girmiş halini düşündürür. korselerinden fırlayan iri göğüsleriyle. kalın kaşları. HEA-9 Selim paşa. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin kaşları çatık alnınız bulutlu. kaşları çatık içeri girdi. HEA-5 Bir şey hatırlamak istediği zamanlardaki gibi kaşlar çatıldı. kirpikler ve . yüzük. yüzüne lâdenden ben koyup kaşına rastık. dudaklar yalnız uykuya dalarken gevşeyen iki ince ve kısık renksiz hat.. galiz küfürleriyle Hanife’yi ne kadar ürkütmüştü. kaşlarını çatmış. küpe. Đnsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir baş! HEA-1 Gözlerine baktım. kafa kocaman. fırça gibi sık kaşlarının altında birer siyah alev gibi parlıyordu. omuzları biraz düşük. siyah.bende olsalar! Sendeki yanaklar! 88 . saçlar . öfke akıyor? HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz. kaşlar ipince. gözlerinizden kızgınlık.. kıllı kaşları altında küçük gözleri kapalı. gözüne sürme çekip kırıtması cinsi haysiyetlerine dokunuyordu. dalgın. biri ötekinden daha yüksek duran kalkık. blezik UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. bütün çehresi takallüs etti.. kaşını ikiye bölüyor. HEA-7 Dudakları kısılmış. alın geniş. HEA-2 Beyaz hemşire gömleği kan içinde. artık öğrenmeye başladığım. bütün yüzü ile olduğundan fazla solmuştu. dudaklarının yanlarında büyük çizgiler vardı.. burun koskoca ve uzun. saçlarının dibinden başlıyor. şişman çenesi nefes almak için açılıp kapanan dudakları ile oynuyor. kaşlarının arasındaki. o soruşturan ve duraksamalı çizgiyi meydana çıkardı. HEA-3 O keskin ışık içinde. sağa dönmüş yatıyor. çalı gibi korkunç kaşları. odada dolaşmağa başladı. HEA-4 Đlkönce fırıl fırıl dönen tek gözü. Gözleri. sol kaşının üstünde çirkin kocaman bir yara var. HEA-7 Kaşlarının ortasında. Şaşırdım. mert Anadolulu yüzünü ilk defa görür gibi baktım. HEA-5 Sister Canet kalın. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna.

yüz görki gaş / (. TDS 158 Aysoltanıŋ gıyma gara gaşları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceliginiŋ yüzüne çiŋerilende. göz etmän.poh). *kılk ve *tü:k 89 . kaşla göz arası ‘kimsenin sezmesini imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde. sonra gaş alma vähına goyma oldu. göz bilen gaşıŋ arasında. TNAS 30 Alçak aş iyer. çok çabuk’ gibi bir çok metaforik deyim kullanılmaktadır. Meronim Olarak *ka:ş Anatomik açısından *ka:ş. ADĐL I 456-457 Täpänin lätif otlarla döşänmiş seyräk ağaçlı gaşı ilä yeriyir(dim). TNAS 106 Dayhan bolsaŋ başında bol. gaş etmez.gaşında. TNAS 307 Suw akar daş galar. eyeriŋ gaşına bak yapış.gaş / (Dil goragı diş. gedrini bil ohlarının sinemde. yüz görki gaş. TNAS 108 Deŋ etmän. Göz yaraşıgı gaş. düş etmez. göz goragı gaş). TNAS 113 Dile diş gala. *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. bodul . ADĐL I 456 Kiçikbäyimi tay-tuşu ilä bärabär gälin hamamına apardılar. *ka:ş sözünün meronimleri de *kılk ve *tü:k sözleridir. çarwa bolsaŋ . TNAS 75 Bela basan yteriŋde. Tarihsel ve modern Türk dilinde kaş günümüze dek varlığını sürdürmüştür. sürme gider gaş galar. Gagauz Türkçesinde de dürük kaşlı Gag. göze .kaş (Töwekgel tagam iyer. TNAS 103 Dag görki daş.. ‘kaş’ > ‘bir şeyin çıkıntılı kenarı’ (Tenişev 1997: 212). Kaşın şekline bağlı olarak birkaç metaforik anlamı görüyoruz: 1. Edib ol gaşı keman bunları en’am sene. göz işaretleriyle bir şey anlatmaya çalışmak’. TNAS 46 At çapanıŋdan geçdik.. özellikle eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm. ‘kaş’ > ‘yay şeklinde nesne’. onuŋ yazılıp yatan gara gaşları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceliginiŋ yüzüne çiŋerlende. onuŋ yazılıp yatan gara gaşları hırsızandı TDS 158 Aysoltanıŋ gıyma gara gaşları biraz yazılıpdır TNAS 20 Agız yaraşıgı diş. TNAS 183 Göz yaraşıgı gaş. ‘kaşları çatık olan’ anlamında metonimik bir deyimdir. Türkiye Türkçesinde kaş göz etmek ‘kaş.ADĐL I 456 Ey könül. 4. bodul . Anlam Olayları Bakımından *ka:ş Türk lehçelerin arasında anlamı KAŞ’tır. 2. agız görki diş). Agız yaraşıgı diş. 3.

NESNE : PARÇA *yü:z : *ka:ş *balç : *ka:ş NESNE : MADDE GRUP : ÖGE BÜTÜN : KESĐT *ka:ş : *kılk.sözleri *ka:ş sözünün nesne : madde ve ayrıca grup : öğe ilişkilerini gösteren meronimleridir. *tü:k 90 . *tü:k *ka:ş : *kılk. Diğer yandan *kılk ve *tü:k sözleri ayrıldıklarında da özelliklerini yitirmemeleri göz önüne alındığında *ka:ş sözünün bütün : kesit ilişkisi gösteren meronimidir. *tü:k *ka:ş : *kılk.

kirpik ‘1.: xi.) (DS VI: 2079). Göz kapağının kenarındaki kıllar veya bu kıllardan her biri 2. kirpik. yy. Gag. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK ‘kirpik’ Lat. Kumuk kirpik. Azb. 5). küçük ve ince uzantı veya uzantılar’ (TS 1330). Đslami ç. kirfik. Güney-Doğu: YUyg. kerpik (KTS: 140).49). Kaz. KökTü. Proto-Oguz *kirpik. yy. eyelash.) (DS VIII: 2699). giprük ‘kirpik’ (Hacıahmet *Düzce -Bo. yy. yy. Nogay kirpik. kirpik (KGRL: 37). Tat.2. kirpük (KE II: 363). kaşı kirpiki kök arjawrt öŋlüg ‘kaşı kirpiği turkuaz renginde’ (U IV 30. yy. viii. *kirpik Proto-Tü. Batı Tü.ç. Bud.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KĐRPĐK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kirpik sözcüğüne dayandığı kanaatindeyiz. kirfik ‘göz kapağı. Doğu Tü. kirpik. kirpük (NF III: 251). kırmık. yy. – xix. kirpik ‘kirpik’ (GS: 271). Đng. Başk.. palpebra. kirpik’ (KTS: 149). kirpik ‘kirpik’ (TTS IV: 2577). Trkm. kirpik ‘Göz gapağının kenarlarındakı tüycükler’ (ADĐL III: 72).9.: xv.9. *kirpik (Tenişev 1997: 213). kirpik (Sngl. xiv. 2. kirpik ‘gözün kabaklarının gırasında çıkan kıl’ (TDS: 384).1.1.Tü. kayhaş ‘kirpik’ (*Pınarbaşı -Ky. kirpik (KĐ 80: xv). xiii. (bitki ve hayvan biliminde) Tüy gibi. kirpik ‘kirpik’ (DLT I 468). kirpik (RLT: 164). Özb. 313v. Kırg kirpik. kiprik (EDT 737b). çiğik ‘kirpik’ (Almus -To. EKıp.1. Proto-Ogur *kirpik. MKıp. Modern Tü. kirpik. Harezm ç. 91 . kirpik. kirmik. xiv.) (DS III: 1207). Krh. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.

HEA-2 Yüzü bir azap maskesine benziyor. Siyah kirpikli. bazı fonetik değişmeleriyle tüm modern Türk lehçelerinde mevcuttur.*kirpik bağlantısına işaret etmektedir. açık. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kirbik. çocuk tebessümü taşıyan ağzıydı. yaşlarla dolu uzun kirpiklerinin arasından. kirpi . Buryat hümĆdhĆ. *kirpik sözü.. ölünce kirpüğüñ kurumaz TS 1330 Demirin tozu ve pası dev işçilerin kirpiklerine yağar.‘gözü kırpmak’ fiili ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Güneşle tunçlaşmış yüzünde ikinci nazarı dikkati celbeden şey yuvarlak. Altay dillerindeki paralelleri de şu şekilde göstermiştir: Moğ. *kirpik Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Tuva kirbik. kırp. HEA-2 Koyulaşmış yeşil gözleri etrafındaki siyah kirpikleri yaslı Đzmirin zeytinliklerini örten yas örtüsü gibiydi.. 2. emniyet ve nikbinlikle dolu gözleri vardı. kirpi sözünden küçültme eki ile türetilmiş olduğunu ileri sürerek (EDT 737). Doerfer. Hakas kırbık. Çuvaş: harpah (Tenişev 1997: 213) 1. Muzdarip derin yüzünde ne yaş. koyu yeşil gözlerinden yaşlar damla. gözlerine dolardı TS 1330 Onun. *kirpik Kullanım Alanı MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS IV: 2577 O gece subh olunca yatmadılar Seher olunca kirpik çatmadılar TTS IV: 2577 Kirpiğñle süpürme gel òarman TTS IV: 2577 Miskin karıcuk. *kirpik sözünün. 92 . Kalmık kömskĆ. Tenişev. HEA-2 Cemalin gözleri ile yeni hayatımı başlâdım.Karakalpak kirpik. Tenişev ise bunu şüpheyle karşılayarak *kirpik’teki *kirp. *kömü-ske ‘kaş’. mavi.fiil kökünün. damla başlayarak ince billûr bir göz yaşı sicimi uzun siyah kirpiklerinin uçlarından yanaklarına akıyordu. *kirpik sözünün Halaç Türkçesinde kiprik şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). Bu ilişki ile de Çuvaş ve Sarı Uygur Türkçelerinde kalın ünlülü şekillerin açıklanabildiğini belirtmektedir (1997: 214). ne de telâş vardı.

HEA-9 Amcanın ayni açık mavi gözleri ve beyaz kirpikleri. Kaşları kalın. kısa alnının üstünde uzanan kumral kaşlarıyla. Kaşlar birer silik ince çizgi. Yanakları turunç gibi altın sarılığıyle yanmış. ADĐL III 72 MÊ’sum kişi. uzun. TDS 384 Ay yalı gara gaş. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma gÊldi ADĐL III 72 Uzun kirpiklÊr. fakat âzaları muntazam yüzünden sıhhat ve kan fışkırıyor. HEA-8 Sonra kumral kirpikleri altında saf birer genç zambak yaprağı gibi örtülen göz kapaklarını çevik bir hareketle kaldırdı. fakat inatla kısılmış bir küçük ağız. dişleri iki sıra inci gibi açılıyordu. Anası ne kadar hırçın. birbirine paralel iki kalkık ince kaşı. yüz. Ucu uzun. yanaklarına düşen kumral kirpiklerinin durgunluğu altında uyuyordu. uzun kirpikleri. zavallı simanın üzerinde siyah kirpikleri uzun. Ağızları küçük. fakat daima önüne baktığı için koyu-fındıkî rengindeki parlak gözlerini örter ve kaymak gibi beyaz yanaklarına gölge salardı. ADĐL III: 72 gızarmış yanagları.. küçük gözlerinde fer kalmamıştı. esmer. kirpikler ve şiş kapakları altında ışıldayan korkunç gözleri var. sinirli görünüyorsa. uzun sarı. HEA-3 Fakat o. Boyasız dudakları kalın. sarartmış.. ok dey kirpikler Avlacaga meŋziyer geltay etini 93 . ADĐL II 127 gara saçları. kirpiklärini galdıranda havanın tamam garanlıglaştığını görüp yatağını açdı. sıcak ve samimî. kirpikleri. HEA-4 Hacı Murad. HEA-8 Bu. HEA-8 Fakat hep önüne bakar gibi gözlerini örten. Erkekler gibi onların da maskeleri bir örnek. HEA-4 Đçleri koyu hâreli. Burunları dar alınları altında eski Yunan heykelleri gibi düzgün. son derece tatlı. gülerken. ağız daha sıkı ve daha anut. gerilmiş. omuzlarının arasına sıkışan küçük bir baş gördü. Çekine çekine ellerimi yavaşça omzuna koydum ve gözlerine baktım.HEA-3 Sonsuz alevler beyaz vücudunu.beyaz hasretinin hatırasıyle göz yaşları akar. burnu küçük ve tuhaf. yer yer sarı benekli mavi gözleri. âdeta dudaksız. HEA-9 Üzerinden geçen uzun ve acı seneler onu kurutmuş. büyük gözleri insana gülerdi. birer kızıl nokta. HEA-3 Dar alnının altında ince siyah iki kaş hatta ve altında iki uzun siyah ipek kirpik örtüsü vardı. kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz. kirpikleri uzun ve kıvırcıktır. kumral kirpikli göz kapakları açılınca. dişleri sedef gibi beyaz. kızı o kadar sakin. mütemadiyen kırptığı kirpikleri kısa. ÊşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. kirpiklerini galdırıb yarıaçılmış gapıya baòdı. ÊrÊbi burnu. yalnız burun bambaşka. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. iri gözlÊrinin süzgün baòışı ona mÊlahÊt verirdi. O. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. uzun ve boyasız. siyah gözlerini sarar ve yakarken siyah kirpiklerinden taze yanaklarına -kalbini parçalayan günahlarından ziyade. altın saçlarını. HEA-5 Sarı ve gergin çehresi şimdi kırmızı dalgalarla yanıyor ve bu küçülmüş. gözleri siyah kirpik perdesiyle kapanmış. değişen. sun'î ipek kirpikler arasında gayri tabiî bir 'humma ile yanıyor. Çilli... gözleri yeşil. delikleri açık ve kıvrık. HEA-4 Kirpikleri yukarı doğru kıvrılır. HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz. altında insana acıma hissi veren pembe etli bir çocuk ağzı vardı. sessiz ve neşeli görünüyor. HEA-6 Yirmi beş yaşında.. koyu kestane renginde. güneşte pırıl pırıl yanan âltın gibi sarı kaşları vardı. HEA-6 Maskelerinin arkasındaki gözler. pek uzun esrarlı bir perde gibi onun ruhunun menfezlerini örtüyordu.

Sarı Uygur Türkçesinde bu sözün ‘kaş’ ve ‘gözkapağı’ anlamlarını da tespit etmiştir (1997: 213). Tenişev. *tü:k 94 . inçeçik iŋŋe yalı yalpıldadı TDS 384 Diŋçileriŋ hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler 3. *kılk ve *tü:k sözleri de *kirpik sözünün nesne : madde ilişkisi ve aynı zamanda grup : öğe ve bütün : kesit ilişkileri gösteren meronimleridir. Tarihsel ve modern Türk dilinde *kirpik değişmeden günümüze kadar gelebilmiştir. *göz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Anlam Olayları Bakımından *kirpik *kirpik sözünün temel anlamı şüphesiz aynıdır. anlam kayması olmaktadır. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE GRUP : ÖGE BÜTÜN : KESĐT *göz: *kirpik *kirpik : *kılk. Türkiye Türkçesinde kirpiği kirpiğine değmemek ‘hiç uyumamak’ anlamında metonimik deyimler de görülür.TDS 384 Dinçileriñ hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler TDS 384 Kirpikleri caytarıp. *tü:k *kirpik: *kılk. Fakat bu durum. *tü:k *kirpik: *kılk. 4. Meronim Olarak *kirpik Anatomik açıdan baktığımızda *kirpik.

ç.. burun (KTS: 38). kalak ‘burun. ol mendin burun bardı ‘o benden önce vardı’ (M II 11. Alınla üst dudak arasında bulunan. 133r. nasus Đng. bur(u)n (NF III: 89).2. (mec. tenüŋ ‘burun deliği’ (KTS: 270). burun ‘burun’ (YTS: 41).: xv. Bud. xiii. Proto-Ogur burun. teve burnı teg ‘devenin burnu gibi’ (DLT I 206).1.Tü. yy... dağ tepesi. 30).46). xv. Modern Tü.ç. yy. yy. burnında boz bulıt ünür ‘burnundan gri bulut yükseliyor’ (M II 11. özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. burun (CH I: 157). yy. türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’ (TS 158). yy. evvel’ (DLT I 398).. Đslami ç.) (DS VI: 1898).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. xiv. önce. -Gr. MKıp.) Kibir. büyüklenme 4. 2). yy. burun Proto-Tü. Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü 3. burun ‘önce.1. -Kc. -Ezc.) Karanın.10.: xi. (coğ.1. burun (DK II: 62).Tü. burununda ‘başında. burun (EUTS: 54). Man. Peşman *Daday -Ks. Batı Tü. galak ‘burun kemiği’ (*Uluborlu -Isp. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BURUN kavramını karşılayan sözcüklerin tek bir Eski Türkçe burun sözcüğüne dayandığını kanaatindeyiz. Krh. burun (Tenişev 1997: 214). -Ist. EKıp. xiv. 95 . burun (MŞ: 10). 19). Proto-Oguz burun. iki delikli koklama ve solunum organı 2. burun ucu’ (-Brd. burun (KĐ. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN ‘burun’ Lat. nose. 2. önceden. fırtılık ‘burun’ (Zaimköyü *Sarıkamış -Kr. Harezm ç..10. burun ‘burun’ (TTS I: 716). – xix. burun ‘1.) (DS V: 1857).. 19). burun’ (Sngl. başlangıçta’ (TT VII 28. çıkıntılı. burun ‘burun. burun ‘burun’ (DLT I: 398). Doğu Tü. bur(u)n (KE II: 144).

Özb.) Burun’ (TDS: 115). burnu ‘1. Kaz. burun ‘önce. Kumuk burun. denizin içine giren dağlık. Ayakkabının ön tarafı 3. ‘burun’ anlamına gelen burun ve‘önce’ anlamına gelen burun kavramlarının arasında bağlantı kurulmasının yanlış olduğunu ileri sürmüştür. Tofa burun (Tenişev 1997: 214-215) 1. *Güneyce -Rz.) (DS X: 3663).) (DS X: 3751). Clauson. Nogay burın. sonak ‘burun kemiği’ (Ağcakışla *Şarkışla. Kırg murun.‘kokmak’ fiilinden türediği varsayımında doğruluk payı olabileceğini belirterek. murın. Ona göre. evvel’ anlamına gelmektedir (EUTS: 54). Güneyce *Đkizdere -Rz. Gaga 3.nin uç tarafı.. Tenişev. Đnsan ve hayvanın üzünde koklama ve teneffüs. 2.) (DS IX: 3204).. aletlerin vb. boron. Şor purnu.) ‘çene’ (*Güneyce -Rz. Tuva murnu. sadece Türk lehçeleri incelendiğinde ‘burun’ anlamına gelen burun sözünün *bur. Hakas purun. (coğ. şaşak ‘burun deliği’ (Şalcı *Şavşat -Ar. Yakut murun. (coğ. burun.) (DS XI: 4346). Başk. KaraçayMalkar burun. Tat. burun. Adamın ve hayvanın yüzünde yer alan nefes ve koku alma organı 2. Güney-Doğu: YUyg. -Tr. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *Kelkit -Gm.) Burun’ (GS: 98). Gurubun.. pının. moron. ileri çıkan kısmı. 3. önceler. *Gemerek -Sv. evvel’. Altay 96 . Azb. zamzak ‘burun kemiği’ (Bardakçı *Seyitgazi -Es. Burun 2. Karakalpak murın. borın. ‘burun’ Ağzı. SUyg. burun. munzur. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay burun. bir dağ veya kayanın çıkık tarafı’. muncur ‘burun’ (-Sm. Trkm.-Mr. Muhtelif şeylerin. Gag. tarihî Türk lehçelerinde ayrıca ‘kuş gagası. miti <Yun.) (DS IX: 3220). burun ‘1. burun ‘burun’ (ATS: 158). burun ‘1.) (DS VIII: 2608). burun Etimolojik Değerlendirmesi Uygur Türkçesinde burun hem ‘vücut organı burun’ anlamına hem de ‘önce. hatta metaforik olarak ‘zaman açısından daha önce meydana gelmiş olgu’ anlamına gelebildiğini belirtir (366b). kayalık kısmı’ (ADĐL I 330). mitisi ufacıktır (Şimşirli.

97 . burnak şekillerinde tespit etmiştir. burun sözünün Halaç Türkçesinde burun. Kızsa ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini burnuna kor. yırtık kasketi. (Doerfer 1970: 24) 2. Proto-Altay kökü: *pun‘koku. yanağının bir tarafında gözünün altı durmadan seyiriyordu. beyaz. Karanlık dişleri vardı. sivri uç’. açık mavi süt rengi idi. ince boynu. güzel parmakları. Ayrıca Ramstedt’in ortaya koyduğu Kore ve Türk şekilleri arasında paralellikler dikkat çekicidir. Kore puri ‘gaga. Türk lehçelerinde var olan *bur.dillerinden de örnekler getirmiştir: Japon *pana ‘burun’. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. burun kanatları oynuyor. küçük bir çocuk gibi burnunu çekerek eliyle içerideki odayı gösteriyor SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. Zayıf. gidip ta burna oturmuştum. kirli. burnundan getireceğim TS 158 Oğlan mahalle arkadaşlarıyla samimi idi. burun Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil úuru olmak MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 20 burnı delüklerine panbuú dıúa MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar. MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú. hayvan ağzı. bu mahalle ve bu mahalleliden nefret ederdi. uzun. TS 158 Bundan sonra müteahhit eline çay verenin burnuna karıncalar dolsun! TS 158 Hele onu bir elime geçireyim. Tenişev. görürsün. SFA-2 Ağziyle nefes alamıyor. paltoma bürünmüş. Doerfer.‘kokmak’ fiilinin Altay dillerinde paralelinin henüz tespit edilmemiş olduğunu belirtmektedir (1997: 215). kokmak’. TTS I 714 Düşmenin helvası da burnunda koktu galiba Zannın oldur kim zaman-ı sayfedek etmez karar TTS I 716 Kişi kim burunlu vü hodbin ola Fil veş murdar ü bed-âyın ola TTS I 716 Nâzile ve zükâm ve burun tomurmasında ve Kanda ve sebebinde ve alâmetinde ve ilâcındadur TS 158 Kadıköy vapurunun güvertesinde. TS 158 Madam.

HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta yaşlı bir cüce ile burun buruna geldi. alın geniş. çeneleri kemikliydi. ya da kapıya yığılmış. yenÊ dÊ dilahları vÊ patronları aparıb. burnı ganar. burnuŋı dişle. gözleri fırlamış. ince renksiz dudaklar. TNAS 51 Aw alan tazı burnundan belli bolar. güüdesi bataldı ADĐL I 330 Bir buzovun da burnu ganamadı. yahut beyaz başlı. Đnsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir baş! HEA-1 O uzun. Anlam Olayları Bakımından burun Burnun insan yüzündeki çıkıntılı şekline benzetilerek bazı şeylerin ön ve sivri bölümlerine de ‘burun’ denilmektedir.HEA-1 Bıyıklar tıraşlı. en çirkin dil-dalaşlarının âmili olarak hâfızasında yerleşmişti. bütün kırılan kafaların. Bu şekilde kazanılan yan anlamlar benzetme 98 . HEA-3 Her yıl.gözi yumsa bolar. büyük gözlerinin kenarlarındaki buruşukluklar artık örümcek ağı şakaklarına doğru uzanıyor. TNAS 371 Yetimiŋ agzı aşa yetende. TNAS 278 Öŋ süreniŋ burnı ganar. deneer kulaana. burun delikleri hareketli. Đnce yüzlü. äşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. duygulu bakışlı ve zarif. hepsini biliyorum. bornusuna UK 172 işidiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları UK 219 burnusu biräz kamburdu. kafa kocaman. ama donakları hep baker. TNAS 133 Ekine öwerenen eşek gulak-burnundan daynar. Timurlenk'in sağında Arap tarihçisi Đbn-i Haldun oturuyor. bıçak ve tabanca ile işlenen cinayetlerin. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. ÊrÊbi burnu. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık. burun koskoca ve uzun. TNAS 152 Gaharıŋ gelse. pencerelerin dışından burunlarını cama yapıştırmış. durmaz burnı nätse bolar. bekleyen yırtıcı yaratıkların ışıltılı gözleri gibi parlıyor. siyah ayaklı ipek kuzular doğurmuş. kanayan burunların.. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi TDS 115 aysoltan yapragı burnuna tutdı TNAS 20 Agız . bir nÊfÊrin dÊ burnu ganamadı. ADĐL II 127 gara saçları. TNAS 129 Düz yeriŋ gadırını bil. parmaklarına. derya girmezden burun. ADĐL I 330 MüvÊffÊg oldug... hükmeden burun aynı. kaşlar ipince. HEA-1 Bahçedekiler. ayırık badem gözlü.. HEA-6 Kerevetin üstünde. tÊhvil verdik. beyaz burunlu.çekiler. dudaklar yalnız uykuya dalarken gevşeyen iki ince ve kısık renksiz hat. UK 149 kız ürküp . akıl fakat aynı zamanda gizli bir alay ifade ediyor. hangi koyun hangi siyah benli. gözler içeriye çökük. 3. HEA-4 Bu koku. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. Bütün yüzü. Maskeler arkasında gözler. burunla ağız arasındaki tıraşlı mesafe bir gorilinki kadar geniş. iyilik. seyrediyorlar. sivriydi. sımsıkı kısık. iki düz kır kaşlarının ortasında çok derin tek bir çizgi. atılmaya hazırlanan. HEA-4 Son zamanlarda kadınların her şeye burunlarını sokmalarına karşı içinde hudutsuz bir isyan vardı.

burun perdesi ‘burun boşluğunu ikiye ayıran bölme’ (TS: 362). *kemük Türkiye Türkçesinde saban kemiği ‘burun boşluklarını birbirinden ayıran çeperi arkasında bulunan ince uzun kemik’ (TS: 1875). 99 . önem vermemek’. burun sözü nesne : madde ilişkisi gösteren meronimi *teri ve *siŋök ve *kemük sözleridir. Burun boşlukları ‘burun deliklerinden yukarı doğru açılan. *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. burun kıvırmak ‘beğenmemek. *siŋök.) ‘sinirlendiği zaman burun deliklerinin büyümesi’ gibi pek çok deyimde metaforik anlamlarda kullanılmaktadır. burun delikleri şişeer (Gag. burun deliği ‘burnun iki boşluğundan her biri’ (TS: 362) ifadeleri ise burun sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır. Meronim Olarak burun Anatomik açıdan burun. mukozayla kaplı boşluklar’ (TS: 362). NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *balç : *yü:z : burun *burun : *teri. burun şişirmek ‘kibirlenmek’. 4. burun kanadı ‘burun deliğinin yan tarafındaki kabarık bölüm’ (TS: 362). burun direği ‘burnun kemiği’ (TS: 362) sözleri burun sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. Oğuz grubu Türk lehçelerinde burun bükmek.temeline dayandığından metaforik olmaktadır. burnu havada ‘çok kibirli olmak’.

KökTü. iyäk ‘çene’. alt çene.1. çene eklemleri’ (DLT I 135). KB 477). iŋäk ‘çene. alt çene’. Tuva eŋ-gis-ke ‘yanak. *eŋek. Đslami ç. Kaz. Doğu Tü. en-lik ‘allık’ (DLT I 140. Kırg en ‘çocuk alerjisi’. *eŋek. enek ‘çene. Bud. yüz rengi’. ene. viii. *eŋek (Tenişev 1997: 218). yanaklar’ (Sngl 117 v28). eŋek ‘çene. iŋi-lik ‘allık’. bucca.: xi. ve *yayŋak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. e:k ‘çene. äŋlik ‘allık’.Tü. äng ‘alt çene’ (ADĐL II 280).2. Azb. yüz rengi’. gena. en ‘beniz. Trkm. Proto-Oguz *eiŋ. Özb. yüz rengi’. Güney-Doğu: YUyg. Çuvaş: ana ‘çene’ (Tenişev 1997: 218-219) 100 . eŋ ‘yanaklar.11. alt dudağı’. *eŋek Proto-Tü. Proto-Ogur *eiŋ. 2. Krh. alt dudağı’. eŋek ‘yanak’ (TT II B 15).: xv. Nogay iyek ‘çene’. iyek ‘çene’. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YANAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *eiŋ.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. eŋek ‘alt çene’ (TDS 825). Modern Tü. *eiŋ. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK ‘yanak’ Lat. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk eŋ ‘yanak. Đng. Karakalpak iyek ‘çene’. iyäk ‘çene’. ä:ŋ ‘alt çene’(TDS 813). eŋ ‘dış görünüşü. Başk. alt çene.ç. *eiŋ.. yy. Hakas ek ‘çene’. allık’. iyak ‘çene’. eŋek ‘alt çene’ (Sngl 118r2). alt çene’. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay e:k ‘çene.1.11. cheek. yy.1. yy.*eŋek. Tat.

1. *eŋek ‘çene. Sözün Altay dillerindeki paralellerini verirken bu sözcüğün iki ayrı kökün birleşiminden meydana geldiğini de belirtmektedir: 1. 2. ‘alt çene. çene kemiği’ . yanak rengi’ Kore *s-piam ‘yanak’. alt çene’. *ein ‘yanak. *eiŋ. Anlam Olayları Bakımından *eiŋ. beniz’. Meronim Olarak *eiŋ. yanak’ anlamlarında *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. beniz’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. Ancak bu iki sözün Oğuz grubu Türk lehçelerinde zaman zaman bir birlerinin anlamını karşılayacak şekilde kullanıldıkları görülür. aynı etimoloji altında birleştirilmesinin zor olduğunu belirterek Oğuz grubunda iki ayrı şeklin birbirine karışmış olabileceğini ifade etmiştir. Eski Anadolu Türkçesinde de eŋek ‘çene’ anlamına geldiği dikkat çekicidir. Tenişev. *eŋek Uygur Türkçesi döneminde eŋek sözünün ‘yanak’. çene kemiği’ sözleri arasındaki anlam farkı açıktır. beniz’ ve *eŋek ‘çene. 4. 2. yüz rengi. onu ÊzmÊyä Ê çalışırdı 3. beniz’ ve *eŋek ‘çene. *eŋek Etimolojik Değerlendirmesi *eŋek sözünün tüm Türk lehçelerinde ortak olduğu düşünülmektedir. Karahanlı ve Harezm dönemlerinde de eŋ ‘yanaklar. *eŋek Anatomik açıdan *eŋek. *eŋek Kullanım Alanı DLT I 40 kızıl anğ ‘kırmızı yanak’ ADĐL II 280 NÊ goyarsin ÊnginÊ Ê ADĐL II 280 Kazım isÊ goz lÊpÊsini o ÊngindÊn o bir Ênginä aparıb. yüz rengi. çene eklemleri. çene kemiği’ şekillerinin semantik farklılıklarından dolayı. *eiŋ. en ‘yanak.Moğ. anlamına gelirken eŋek / eyek sözünün ‘çene. *enike (1997: 219). Bu durumda *eiŋ ‘yanak. yüz rengi. Bu söz aynı zamanda ‘alt çene’ anlamında *balç 101 . *eiŋ ‘yanak.

: xv. yaaú ‘yanak. dişlerin tutulduğu kemik. öpücük’ (Đğdecik *Keçiborlu -Isp. *eŋek sözü. yy.) (DS XI: 4159). kulak ve burun arasındaki bölümü 2. öbbe ‘yanak. *yayŋak (Tenişev 1997: 219). yaaò. EKıp.: xi. xiv. yaŋaú (EM: 194). alt çene’) *yü:z : *teri : *eŋek. yy. eŋek ‘yanak’ (TT II B 15). xiv.: GüneyBatı (Oğuz): TTü.11. xv.) (DS IX: 3343). Harezm ç.sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. yy. *teri 2. Modern Tü. tufa ‘yanak çukuru’ (Kargı *Tosya -Ks. beniz’ anlamında *eiŋ sözü ile birlikte *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. yañak (DK II: 319). yaŋaú (KE II: 704). yanaú. yy. yaŋa:k ‘ağzın iki tarafında bulunan kemik. ‘yüz rengi.2.ç. xiv. *yayŋak Proto-Tü. yaŋağ. *eŋek (‘çene. Bud. yy. yy. anğ ‘yanak’ (DLT I: 40). beniz’) *eiŋ. Proto-Oguz *yayŋak.) 102 .Tü. yaŋaú. Doğu Tü. Yüzün göz. Lastik tekerlekli taşıtlarda lastiğin jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi’ (TS 2380). yanak ‘1. yanāaú (KTS: 310). ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *eiŋ. Krh. öppe ‘yanak’ (-Isp.) (DS III: 868).. yüz’ (Üçkuyu *Çal -Dz. KökTü. çene’ kapuğ yaŋa:kı: ‘kapı sövesi’ (DLT III 376). Bu iki söz diğer yandan *teri sözünün de nesne : madde ilişkisi gösteren meronimi olur. eŋ (KE II: 190).1. yy. Đslami ç. cayak ‘yanak’ Cayak cayakga dansettiler (Karaçay Aşireti. yamuz ‘yanak.) (DS IX: 3307). 14). yaŋa:k ‘alt çene’ (KĐ 98). Proto-Ogur *yayŋak. *eŋek (‘alt çene’) : *siŋök. MKıp. bunlar da *eŋek meronimileri arasında sayılabilir. Yanakta bazen ben ve gamze olabilir.. yanak’ (Sngl. Batı Tü. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. viii. çene kemiği’ (KTS: 305). *eiŋ (‘yüz rengi. -Brd. *eŋek (‘yanak’) *balç : *eiŋ. eÆek (NF III: 123). 339r. yaŋak ‘yüz.

sesi değil. -yses olayları görülmektedir. yonok. Tarihî Türk dilinde *ya:nγa:k ‘elmacık kemiği’ anlamına gelmekte. 2. ja:k. ciγak. Trkm. yinak.(DS X: 3986). yanağ (EDT 948b). jaγ. yaŋak (EDT 948b). yıŋak. yanak’ (TDS: 849). ancak Tenişev bu varsayımın. bitkin hanendelerden birinin boş bıraktığı. fiilden türetilmiştir: ProtoTürkçe *yay-n-gak > *yayŋak ‘çene’. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yayak. yaŋak (EDT 948b). Hakas na:h. yanakları. içeriye yağmurla. SUyg. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay d’a:k. Şor na:k. yanak ‘yanak’ (GS: 213). Kalmık dzädzur (1997: 220). yanag ‘Yüzün elmacık kemeğinden çeneye kadar olan kısmı’ (ADĐL II 486). karla birlikte giren genç îrisi. bıyıkları. *yayŋak terimi. pek şişman. Karaçay-Malkar cıyak. *yayŋak Kullanım Alanı EM 135 ve gözler ve yaŋaúlar úızıl olmaú ŋ ú TS 2380 Dedim dilber yanakların kızarmış / Dedi çiçek taktım gül yarasıdır SFA-1 Kırmızı yanaklarında bir gülümseme. Tenişev’e göre *yayŋak ismi.‘çiğnemek’. Güney-Doğu: YUyg. Orta hecede -ng. Kırg ja:k (EDT 948b). Azb. *yayŋak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson'a göre. belki de meslektaşlık gayretile kalktığı iskemleye kurulduğu. taraf’ sözü ile -gak küçültme ekinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Tat. yaŋak. yaŋak. yaŋak. Gag. fonetik nedenlerden dolayı doğru olamayacağı görüşündedir. Başk. Karakalpak jak. jak. yaŋak ‘elmacık kemiğinin aşağısı tarafı. SFA-2 Hâttâ bazı geceler. *dzadzi-l. 103 . Yakut sıŋah (Tenişev 1997: 219-220) 1. saçı. boynu. *yan ‘yan. ancak daha genel anlamda da kullanılmakatdır (EDT 948). bir şaşırma. yahut onu görünce nezaketen. Moğ. Bang’ın etimolojik araştırmasına göre. yaŋak. bir alay “elma”sı parladı. Kaz. paltosunun yakası yağ içinde zurnacının pantolonunun düğmelerini ilikleyerek ihtiyar. yaŋak (RLT: 214). Özb. kurulup da zurnasını korkunç bir sesle üflediği zamanlarda bile uyanmaz. Tuva ca:k.

Yanaklarından öptü. gözleri. HEA-5 Gözlerinden pek kolaylıkla akan yaşlar yanaklarından yuvarlanıyordu. HEA-6 Yanakları çökük ve şakakları dar. başkaları da yanaklarına urdular. HEA-6 Teni. HEA-1 Orta boylu. HEA-3 Bana sokulmuş. kalbini delen bir kurşunla yatıyor. gözäl yüzü vÊ yanagları açıg sÊrin havada gızarmışdı TDS 849 Aysoltanıŋ güne yanan goŋur yaŋagını yalap geçyän şemalda salkınlık duyulardı. iri gözlärinin süzgün baòışı ona mÊlahÊt verirdi ADĐL IV: 242 gızın yumru. sonra onu odasına çıkardık ve Cemal ile yalnız bıraktık. HEA-4 Hacı Murad'in karısı Elif. uzun kirpikläri. iki nişanlı olarak yalnız dolaştığımız zaman. solgun yanaklarınâ kan gelmiş. file benzeyen küçük gözleri yanaklarının et katlarına bütün bütün gömüldü.HEA-1 Washington' daki bu on gün içinde. sinemada elimi tutmak . gözlerne. HEA-2 Annem. bütün damarlarındaki sıcak kanın atışlarını gösteriyor. PSE 93 Ozaman onun üzüne tükürüp. sokulmuş. bir çocuk gibi pembe ve tazedir. kara gözleri pırıl pırıl. bıyıklar uzun. Ona yumruk urdular. yaşına göre. sıcak dudakları Huriye'nin kulağına dokunuyordu. HEA-9 Bu. Hanife'nin elini sımsıkı yakalamış. Ayşe’nin boynuna sarıldı. bütün sevda gösterisi. HEA-4 Şimdi sakalı yanaklarına sürünüyor. yarı ince bir gülümseme dolaşıyor. pembe yanaklı. yaşlarna. ilişer dudaklarınnan yanaana UK 171 onun yanaklarına gelip yattı UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. yanakları.sert ve pürtük pürtük. saçlar . yanak kemikleri çıkıktır. gülyağı kokusu burnunu îstilâ ediyor. onu oyun arkadaşı olmaya yeterli görmemiş.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 206 dolu yanakları UK 233 başında saçlar kısa. yanakları kızararak büzüldüğünü his eder etmez. beyaz gergin tenli. küçük kara gözlü bir kızcağızdı. HEA-8 Buna karşılık. HEA-2 Çenesini. fare kapanı gibi sımsıkı kapanan ince dudaklı. 104 . gözleri gülümsek ADĐL II 486 Narınc bütün bÊdÊnindÊki ganın yanağına hücüm etdiyini hiss elÊdi ADĐL III: 72 gızarmış yanagları. HEA-9 Şişman adam başını kaşıdı. UK 53 doluca yanaklı hem şıralı dudaklı bir kız UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne. HEA-2 Đpekli bol çarşafları içinde buruş yanaklarına yaşlar akarak nineler geliyor. TNAS 88 Bogazdan giren iki yaŋakdan görner. elâ gözlerinde yarı alaycı.hep iş görmekten olacak . sönük gözleri ferlenmiş ve son derece memnun görünüyordu. yanaklarının çukurlarıyla hâlâ genç yüzü mütebessim. esmer ve elma yanaklı. dudaklarna. artık hiç yanına uğramamıştım.o da karanlık olduğu için arada bir de veda ederken yanaklarımdan öpmek oldu. elleri . yanaklarna UK 149 o öper onu saçları. yanak omuzları kızıl.

4. 105 . yanak. çene eklemleri. XIV. Anlam Olayları Bakımından *yayŋak Clauson'a göre.3. Daha genel anlamda yanak olarak kullanılıyor hatta metaforik olarak ‘herhangi bir şeyin yan tarafı’ anlamında da kullanılabilir (EDT 948). yüz rengi’. Çağatay Türkçesinde eŋ ‘dış görünüş. eŋek ‘alt çene’. Osmanlı Türkçesinde eŋek ‘çene’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. en ‘beniz. yanaklar. kulak ve burun arasındaki bölümü’ olurken Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de benzer şekilde ‘yüzün elmacık kemiğinden çeneye kadar olan kısmı’ anlamına gelmektedir. dişlerin tutulduğu kemik. eŋek sözünün ‘çene. Karahanlı döneminde ve daha sonra Çağatay Türkçesinde ‘yüz. alt çene’ anlamlarında. Nesnelerin yan yüzeylerini anlatmak üzere kullanıldığında ise metaforik olarak kullanılmış olmaktadır: kapuğ yaŋa:kı: ‘kapı sövesi’ (DLT III 376). yanakları alma gibi (Gag. yanaklar’. Türkiye Türkçesindeki ‘lastiğin jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi’ anlatmak için yanak sözünün kullanılması metafor meydana getirmektedir. alt çene’. ene/ enek ‘çene. yanak. alt çene’.) ‘kırmızı yanaklı’ gibi metonim ve benzetmelerden kurulu pek çok deyim de bulunmaktadır. Uygur ve Karahanlı dönemlerinde eŋ / anğ sözlerinin de ‘yanak. Oğuz grubu Türk lehçelerinde de yanak sözünün kullanıldığı yanağına kan gelmek (TTü) ‘yüzü daha canlı ve renkli olmak. Meronim Olarak *yayŋak Eski Kıpçak metinlerinde ‘yanak. yüz rengi’ anlamlarında kullanıldığını ve ayrıca eŋek sözünün ‘çene. Tarihî Türk lehçelerinde *ya:nğa:k ‘elmacık kemiği’ olarak geçiyor. beniz’ anlamlarında. ağzın iki tarafında bulunan kemik. çene kemiği. iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek’. çene’ anlamları dikkati çekmektedir. Günümüz Türkiye Türkçesinde yanak ‘yüzün göz. Harezm Türkçesinde eŋ sözünün ‘yanaklar’ anlamında kullanılırken eyek. yy.

*teri 106 . alt çene’ anlamlarında *eiŋ ve *eŋek sözleri ile birlikte *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. alt çene’. *eŋek (‘yanak’) *balç : *yayŋak. *eiŋ. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin nesne : madde ilişkisindeki meronimleridir.Azerbaycan Türkçesinde Êng ‘alt çene’ anlamında. anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. ‘alt çene’ anlamında kullanılan *eiŋ. *yayŋak sözü ‘çene. alt çene’) *eiŋ. *siŋök ve *teri sözleri. Bu durumda anatomik açıdan *yayŋak sözü de *eiŋ ve *eŋek sözleri gibi ‘yanak’ anlamında *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *eiŋ. ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *yayŋak. Ancak *eiŋ sözünün ‘yüz rengi’ anlamını da göz önüne almak gerekir. *yayŋak (‘alt çene’) : *siŋök. *eŋek. Türkmen Türkçesinde ä:ŋ ve eŋek sözlerinin ‘alt çene’ anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. *eŋek (‘çene. Bu anlamlar göz önüne alındığında *eiŋ / *eŋek ve *yayŋak sözleri arasında zaman zaman anlam geçişmeleri olmakla birlikte *eiŋ / *eŋek sözlerinin tarihsel ve modern Türk dili alanında daha çok ‘çene.

) (DS II: 816).ç. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE ‘çene’ Lat. Batı Tü. yy. çene kemiği’ (YTS: 83). çeŋe (CH I: 247). xiii. çeñe (DK II: 72). Köşe’ (TS 459).12.2. yy. xv. kemik veya kıkırdak ile desteklenen. yy. çene ‘Far. Modern Tü. Bud. iŋek ‘avurt.12. çene’ (EUTS: 72).1. Krh. Mengene. 2. çarık 4. Đslami ç. KökTü.) (DS V: 1676). -To. eŋek ‘çene. çeyne (MŞ: 23). 1.1. eŋek ‘yanak’ (TT II B 15). viii. EKıp. – xix. *Ahlat -Bt. *çäŋä Proto-Tü. çeve ‘çene’ (-Kü. gevezelik 5. *çäŋä (Tenişev 1997: 220). araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri 3.: GüneyBatı (Oğuz): TTü.. taraf’ (TTS II: 855). yy. sakak ‘çene’ (DLT II: 286).Tü. ängäk ‘çene kemiği.) Çok konuşma huyu. çeñi ‘çene’ (TTS II: 856). çine ‘küçük parmak’ (Manastır.. enk ‘çene kemiklerinin birleştiği yer’ (-Vn. çeñe ‘uç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ÇENE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *çäŋä sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. kerpeten vb.) (DS V: 1758).. saúaú ‘çene altı’ (KTS: 223). bükeç ‘çene’ (Bozan -Es.: xi. engi ‘çene’ (*Iğdır -Kr. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. (mec. altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad 2. egek ‘çene’ (*Kızılcahamam -Ank. Canlılarda baş bölümünde yer alan. chin. Proto-Oguz *çäŋä..) (DS III: 1152). (denizcilik) Baş bodoslamasının omurga ile birleştiği yer.) (DS V: 1672). eğek ‘alt çene kemiği’ (Yukarısölöz *Orhangazi -Brs. eyek ‘alt çene’ 107 . Salman *Akkuş -Or. Yugoslavya) (DS III: 1227). mentum Đng. Proto-Ogur *çäŋä.) (DS IV: 1458). dıdık ‘çene’ (-Af. xiv.) (DS V: 1754). yy.1. çene’ (KTS: 112).

çene ‘çene’ (ATS: 198). *çänä sözünün Halaç Türkçesinde çänä şeklinde tespit edip bunun Farçadan alıntı oluğu fikrini belirtmiştir (Doerfer 1970: 24). -Çr. kıdıh.) (DS IX: 3152). Sn.) (DS VIII: 2678). gogoş ‘çene kemikleri’ (*Posof -Kr. Demir kancası’ (GS: 538).) (DS XI: 4317). *çäŋä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.) (DS VIII: 2619). kıtdik ‘gerdan. Kanca 4.. Tenişev’e göre yeni Farsçadaki çänä sözü. mengene vb. eŋek ‘alt çene’ (TDS 813).) (DS VIII: 2786). Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk çene. çene altı.. Halaç Türkçesindeki çana şekli. Türkçeden alıntıdır. *Gazipaşa -Ant. çeneò <Far. yüzün yarım daire şeklinde olan aşağı kısmı. -Kc. -Ama. Azb... Sv. meke. kıdık. -Çkr.‘çiğnemek’ fiilinden türemesine bakarak Proto-Türkçe şekil hakkında fikir yürütülebileceğini belirtmiştir (1997: 220). 108 . sözün Farsçadan alıntı olduğu varsayımına katılmamaktadır. kança ‘çene’ (Uruş *Beypazarı -Ank. çene kemiği’ (Meydan *Mut -Đç.. gıdık’ (*Ağın -El. hırtik ‘çene altı. -Sm. tufat ‘çene ya da çene kemiği’ (-Ks.) (DS VII: 2374). 2.) (DS X: 3673). çene ‘yanak’ (ATS: 198). Tekeler *Silifke -Đç. Çene kemiği 3.) (DS VI: 2094). çenä ‘1. çene’ (-Çkl. -Ant. söğe ‘alt çene’ Söğe kemiği (-Sm. çene ‘1.. sıkıcı aletlerin bir şeyi sıkan taraflarından her biri’ (ADĐL IV: 430). eŋ (RLT: 211) ä:ŋ ‘alt çene (TDS 825)’.) (DS IX: 3483). alt çene (ATS: 1278). Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut säŋi-yä (Tenişev 1997: 220). Çene 2.. çene. kaşaltak ‘çene kemikleri’ (Şabanözü *Polatlı -Ank.. Bayburt *Sarıkamış -Kr.. Gag. tufa.. mekiş ‘alt çene. yumuk ‘çene’ (-Isp. Doerfer. 1. Trkm. OrtaOğuzcada çayna-/çeyne.(Kerkük) (DS V: 1820). ancak. Türkçeden Farsçaya ve sonra yine Farsçadan Türkçeye geçmiştir.) (DS X: 3985). puòaò ‘çene altı’ (Đrişli.

saatlerce sağa sola bakar. çenesinin altında düğümlenmiş bir yemeni ile hep o eski Güzide. beyaz tül bulutları içinde onu. çenesine kadar örtülü beyaz çarşafın üstüne yuvarlak ve düzgün kesilmiş kır sakalı yayılmış. HEA-3 Çenesine doğru sivrilen armudî bir yüzü. buruşan bir çukurdan. hâlâ beyaz ve düzgün dişleri vardı. başının bütün iskeleti peksimeti çiğnedikçe daha açık olarak meydana çıkıyordu. çıkık çeneli. HEA-4 Kudretli bir çeneyi çevreleyen yarım ay şeklinde abanoz gibi siyah bir sakal! HEA-5 Fakat gözünün aşağı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını. biçimli ellerinde. büyük. SFA-2 Kafası yassıca. üstüne kırmızı bir kumaş yapıştırılmış büst gibi gösteriyor. HEA-6 Başında beyaz bir takke.. muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. HEA-2 Herhâlde onun enli omuzlu uzun boyunda. yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor. ince dudaklı. HEA-2 Yanaklarında. HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı. insana sağa sola dönmeyecekmiş hissini veriyor. burnu çengel gibi ağzının üze rine uzanmış. adam bulursa çene çalardı. *çäŋä Kullanım Alanı DLT II 286 sakak oxşar. yine yemeni ile çenesi altından bağlanmış küçük başını düşünüyorum. kolları omuzlara kadar açık. TS 459 Komşu kadınlar akşam yemeğinden sonra onun etrafında toplanırlar. geç vakitlere kadar çene çalarlardı TS 459 Sabahtan akşama kadar uyukluyorsun. şakakları ağarmış siyah saçlı. HEA-2 Şimdi onun başına attığı siyah astar köylü yeldirmesinin altında.2. çenesinde birer çukur. dişleri bembeyaz. çenemin altından bağladığım baş örtümle kocaman bir siyah ata tırmandırdılar. HEA-8 Yumuşak.. iradeli başında Osmanlı imparatorluğunun en kudretli asker örneği teressüm ediyordu. gözlerimi açınca onu gördüm!. SFA-1 Birden hatırladım ki daha eveli gün üst çeneden dört diş çektirmiştim. HEA-5 Beni beyaz yeldirmeme. SFA-2 Bazen kapının önüne çıkar.. 109 . erkek gibi oturttular. yanakları çökük. alnı geniş. gece olunca çenen açılıyor SFA-1 Üst çene kemiğimde kalmış tek dişimle kaşar peynirini koparmağa çalışıyorum. HEA-3 Đkimizin de uzun çenelerimizden derin bir açı çığlık uzanıp aya gitti ve biz kurt soyunun giydiği haince hüküm kalkıncaya kadar dağda kalmaya ant ettik. otuz yaşlarında tür adamdır. HEA-4 Çenesi sivri. ibaret. çenesi uzun. dişsiz ağzı. Dik. pek parlak vücuduyla çenesinin altında billur gibi hareketlerle dalgalanan yuvarlak boynu ile. çukursuz bir çenesi var. ince bir burnu. HEA-1 Saçları her zamanki gibi sımsıkı tepesinde bir topuz halinde. HEA-6 Elâ gözlü. en bariz Trabzon şivesi ile konuşuyordu. sakal bıçar ‘çeneyi okşayarak sakalı keser’ (okşayarak ve hile yaparak sakalla oynar ve çeneyi keser) TTS II 855 Cisrin bir çeñesinden öbür çeñesine varınca kâmil yüz yetmiş üç adımdır TTS II 856 Günce: Heğbe ve çeñisinüñ altı şiş eşek TS 459 Çenesinin.

çeneleri kemikliydi. Ayrıca Divan’da karşımıza ‘çene’ anlamında çıkan sakak sözü de günümüz Türkiye Türkçesinde ‘alın ve yanaklarla saçlar ve kulak arasındaki kısım’ı 110 . düzgün yer yer toplanmış. güüdesi bataldı ADĐL IV 430 Hanım masanın üstündän kitabı götürdü. çenesini ÊllÊyirdi. Türkiye Türkçesinde ‘alt çenenin ucundaki çukur’ anlamında kullanılan çene çukuru ifadesi de *çäŋä sözünün meronimidir. Anlam Olayları Bakımından *çäŋä Tüm kaynaklarda *çaŋa. Meronim Olarak *çäŋä Anatomik olarak *çäŋä. çenesi kanameer (Gag. Ê Ê Ê 3. sakal bıçar ‘çeneyi okşayarak sakalı keser’) dikkat çekicidir.HEA-9 Böyle giderse dileneceklerini kocasına söylerse. yüz buruşuk. ADĐL IV 430 òanım masanın üstündÊn kitabı götürdü. Konuşma sırasında çenenin hareket etmesi dolayısıyla. *çäŋä sözünün nesne madde ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır. çenesi düşük ‘geveze’. modern Oğuz grubu Türk lehçelerinde konuşma ile ilgili birçok metaforik kullanımı vardır: çenesi düşük ‘çok konuşan. derhal çenesini içeriye çekiyor. ‘alt çene. dirseyinä dayag verÊrÊk Êlini çÊnÊsinÊ söykÊdi. *teri sözleri. sesini aksileştiriyor. Diğer yandan *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Divan’da sakak ‘çene’ anlamında kullanılması da (DLT II 286 sakak oxşar. geveze’ (TTü). UK 219 burnusu biräz kamburdu. derhal "geçmişlere rahmet" diye cuma akşamı geçen kör dilenci oluveriyor. çene çalmak ‘gevezelik etmek’ (TTü). çene’ anlamında kullanılmıştır (Tenişev 1997: 220). deriler sarkık. Günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan alt çene ve üst çene ifadeleri de *çäŋä sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. Ê Ê Ê ADĐL IV 430 Bir Êli ilÊ anasının döşündÊn möhkÊm yapışmış körpÊ o biri Êli ilÊ anasının üzünü. muhayyel bir kadınla defin ilmühaberi pazarlığına girişiyordu. o. dirseyine dayağ veräräk älini çÊnÊsinÊ söykedi. 4. o. imamın en talâkatli üslûbuyla. buruşukların arasına allık.) ‘çok geveze’. *siŋök. HEA-9 Çene çene üstünde. sivriydi. *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. şayet kadın babasını ona misal diye gösterirse.

ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *çäŋä *balç : *çäŋä *çäŋä : *siŋök. *teri 111 . Ancak bu sözün ‘çene’ anlamında daha çok üst çeneyi işaret etmiş olduğu düşünülürse sakak sözünün de *çäŋä sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür.gösterdiğinden sözün anlam daralmasına uğramış olduğu düşünülebilir.

Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AĞIZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *aγız ve *aburt sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. 2. kavşak 8. ağaz ‘ağız’ (M I 23. Man. aız (KTS: 5). xiv.13. Đslami ç.Tü. ifade biçimi 10. Sınır. uç. xiv. *aγız (Tenişev 1997: 224). EKıp. ağız arığın ermek ‘ağzı temiz tutmak’ (TT III 140). liman vb.Tü. aāız (EUTS: 7).ç. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü 3. ix. Modern Tü. 112 . ügin (KTS: 297). Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer. aā(ı)z (EM: 105). kenar 11.: xi. Defa’ (TTS I 43-44). *aγız Proto-Tü. ağz:ı ‘ağzı’ (IB 65). 6). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AĞIZ ‘ağız’ Lat. – xix. Koy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. ağız ‘1. ağız (TT III 97). yy. ağz (Sngl.1. şekil. Doğu Tü. soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ 2. yy. Krh. Çıkış yeri 7. aā(ı)z (NF III: 8). Harezm ç. Đng. stoma. xv. ağız (DK II: 5). os. Đnsan ve hayvan ağzı 2.: xv. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. ara 3. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı 4. Uç. Açıklık. Kesici aletlerin keskin tarafı 9. Đnsan ve hayvan ağzı 2. Gag. Proto-Oguz *aγız. xiii. avuz (KTS: 17). ağız ‘1. ses çıkarmaya. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer. yy. körfez.ç. KökTü. yy.1. 44r. mouth. yerlerin açık tarafı 6. yy. Proto-Ogur *aγız.1. munsap 5. hudut 3. söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen. yy. Bud. (müzik) Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü’ (TS 37). avurtlarla iki çene arasında bulunan.13. ag(ı)z (KE II: 10). Batı Tü.2). (dil bilimi) Aynı dil içinde ses. Üslup. aaz ‘1. Yüzde. yy.2. agız ‘insanın ve hayvanın ağzı’ (DLT I: 55). belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili 12.

Nogay avız. buhar’ sözü ile karşılaştırılması ise semantik açıdan mümkün görülmemektedir (Tenişev 1997: 225). 7. boşboğaz. Bir yerin girilecek veya geçilecek tarafı. Çayın denize dökülen yeri 8. 3. *aγız Etimolojik Değerlendirmesi Türk dilinin en erken dönemlerden beri ağız sözcüğünün kullanıldığını görüyoruz. Önce. 4. tamlama şeklinde kullanılır). Yakut uos. Kırg o:z. Ateşli silahların lülesinin ön tarafındaki delik mermi çıkan tarafı. Eski-Japon aki ‘balık kulakları’. Sayılarda – defa. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay o:s. 113 . girecek. Tenişev bu sözün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde vermiştir: Moğ. kapı. Đnsan ve hayvan ağzı 2. boğaz.Namlu 4. arefe anlamında (çoğu vakit isme getirilerek. Ancak Moğ. 9. Azb. KaraçayMalkar avuz. şeylerin açık tarafı. alt ve üst çeneleri arasında yerleşen yiyip içmeye ve ses çıkartmaya mahsus uzv 2. ağız ‘1. Daha çok anatomik anlamında kullanılmakla beraber derenin ağzı örneğinde olduğu gibi metaforik kullanım da yaygındır (EDT 98). Tat. 5. aγıs. Karakalpak avız. yol’ (ADĐL I: 4041). yakınlık. SUyg. Đnsan ve hayvanların yüzlerinin alt tarafında. Başk. Güney-Doğu: YUyg. yanı. Yemek yiyen. yan tarafı. Đki dudağın aralığı ve görünüşü 3. Hakas a:s. Çuvaş: vara (Tenişev 1997: 225) 1. bokurdak’ (TDS: 20). Bir şeyin doğrudan kenarı. eγiz. bazı alet ve levazımatın iş gören tarafı. 6. avız. agız ‘1. Kore karşılığı Ramstedt tarafından teklif edilmiştir. Şor aksı. oγiz. Kore aguri ‘ağız’. avıδ. Orta-Kore akoi. ev halkı hesaplamasında kullanılan birim’ (GS: 19). aγız. Kapı çengeli 4. çene kemiği’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kapların vb. avız. *agui ‘mağara’. ağur ‘kin. Özb. avuz. Kaz. Tofa a:s. Kumuk avuz. Kesici aletlerin keskin tarafı. Trkm. Tuva a:s. Salar aγız. Japon ago ‘çene.

dişlerini gıcırdatıyordu. koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı. SFA-2 Onların ağızlarına bakar. SFA-2 Bir lâmbanın ışığından eski fanilâlar giymiş kasketli insanlar. çirkin bayan TS 37 Gelgelelim Akif. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. basit ama. hesaplı fikirlerine. sevimli şakalarına karşı hakkında kötü bir hüküm de veremezdiniz. TS 37 Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu TS 37 Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş. dili. Karamanlı ağzı konuşuşuna. *aγız Kullanım Alanı IB 65 semi:z at ağzı katığ boltı: ‘şişman atın ağzı katı oldu’ M I 123. Berlin'e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır SFA-1 Bunun için de uzun uzun düşünmeğe. HEA-1 Hatta kimi kez acı da olsa. iki kadeh atmışsa yine basit. bazılarının ayağında çizme. burnunu örten bir hatuncağız daha! HEA-1 Tatlı bir şey çiğniyormuş gibi ağzını şapırdatıyor. geŋizi úurudur ā MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Êsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yÊrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ā ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek TTS I 44 Meclis-i meyde ağız çaktı yarandırdı beni Fülk-i sahbâ ile yâr ağza yamandırdı beni TTS I 45 Kimi der ki dün ağzını kokladım Bakayım ne dermiş deyü yokladım TTS I 45 Çün bu söz ağızlara düştü ve kamu canavarlar işitti TS 37 Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş.2. dimaāı. bir plân kurmağa hacet kalmadan tam kavgaya kadar gitmeyen büyükçe bir ağız dalaşı ile meseleyi çözüveriyor: selâmı sabahı kesiyoruz. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. kıskançlık duygusunu denemek istediğimi söylediğim zaman ahbaplarım hep bir ağızdan beni haşlar ya da yapmacık yaptığımı öne sürerlerdi. söylediklerini anlar. TS 37 Çelik ağızlı. koşarken akşam filesini doldurmuş vapurdan çıkarken görseniz iriliğine. idi.6 neteg yeme elig ağazka sevük erür ‘el ağza iyi olduğu gibi’ TT III 97 ağızınta sizni öge alkayu ‘ağızlarıyla sizi överek’ TT III 140 ağız arığın ermek ‘ağzı temiz tutmak’ DLT I 55 agız yese köz uyadhur ‘ağız yese göz utanır’ EM 105 ve eger biregünüŋ dişleri eti yÊnse va aāzı úoúsa yapraāından bir úaç gez ā çeyneye EM 125 aāız leõõetin giderür. 114 . eski Đstanbul kalıntısı yeldirmeli ya da Anadolu'dan gelmiş çarşaflı. küçük gül makasını kâğıdından çıkardı TS 37 Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler TS 37 Anlaşılmaz. sallapatiliğine. garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu. SFA-1 Sabahleyin işine kısa kısa adımlarla. ağızlarında rumca bir lâkırdı. ağzını. HEA-1 Đşte.

sizin gözlerinizdir.ïztSα:zï»mï] S » GTA 182 [ε. avuçlarımda hissettiğim cehennemle kurumuş. evini amansız ağız kalabalığı ile kullanan bir Türk hanımı! HEA-5 Fakat ağzım. HEA-7 Maviliğin çerçevelediği melek yüzlü. kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz.HEA-2 Sizin paşanızın sakalından tutup. ikisinin de ağzını kilitleyen bir konuşma yakaladım. HEA-6 Akıl ve hikmetin eşeklerin ağzına kalacağını kim umardı. HEA-7 Ağzını açmış bir mezarın karanlığı ile aramdaki biricik ışığım. HEA-8 Ben gelir gelmez. HEA-4 Oğlanı bıraktıkları zaman. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi ADĐL I 40 Ağzını yahalamag. HEA-9 Ucu uzun. yanında. Fakat gördüm ki. ağız daha sıkı ve daha anut. HEA-6 Ben bu ağızlara vaktiyle inanmıştım. sizin beylerin âzalarını birer birer koparacağız.ı sa:»bı be»nım dUdαk…αR»mï α»ta:sïn] [hεm be»nım α:»zïm se»nın » metınni:»nε hα»bεF veRε»dZεctıF] GTA 193 [sUvα»sαnα †ï»Rïn a:ztSa:zï»nï] S » ADĐL I: 40 topların ağzı düşman istehkamına çevrildi ADĐL II: 127 gara saçları. ikiye ayırmaya çalıştığı küçük vücudunu ileriye doğru uzatarak.ızı»mı εm dY»za:sı be»nım α. mânalı ağızlı bir çocuk koşarak geliyor. UK 25 düzülü gözlärlän. bu lâtif mahlûku seyrediyordu. HEA-9 Rabianın âdeta ağzı hayretten açık. 115 . Ağzı ile nefes almag. boğazım. kocasını. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. HEA-8 Elleri midesinin üstünde.. hükümdar sözüne kapılan bilgin sonu zindan veya terk-i nâm ü şandır. eşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. ağzı yuvarlak açık... kararmış. son derece tatlı. tanınmayacak kadar şişmiş. HEA-3 Tepesinde bir volkanın sönmüş. ağzına kurşun akıtacağız. yüzü çürük içinde. yok mu. omuzlarının arasına sıkışan küçük bir baş gördü. Kavalerya Rustikana'dan diye başladı. ağzından çıkan o yarım cümle için onu utandırmıştı. üzeri külle örtülmüş siyah ağzı vardır. ağzından. direğe bağlayıp diri diri yakacağız. fakat inatla kısılmış bir küçük ağız..»ım cYldZε. aazlan hem boynuzculan. ÊrÊbi burnu. çocuklarını. hele sizin paşa. nice kuzu kafası UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da. bu alevlerini şakaklarımda.. iri gözlü. HEA-7 Kadınlığının verdiği temizlik. delikleri açık ve kıvrık. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 226 kız tuttu elcezinnen onun aazını UK 211 o yaklaştı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler GTA 150 [ç α…»tïn U»nU bYc»mYS ç»nUn »nıdZε dε: kαvεsï»nï α:zï»nï] » GTA 177 [Ôel»sεnε pαk…α»jαsïn bε. gözleri hayat ve neşe saçarak.. bitmişti. burnundan kan boşanmağa başlamıştı. HEA-6 Arada ağzından marpuçu çıkarıyor. yaprak üstünde yığılı duran kavak incirinden birini ağzına atıyor. HEA-4 Hacı Murad. HEA-5 Sâbire Hanım da müthiş bir Türk hanımı.

. TNAS 21 Agzı gana degen gurt ol oba yola çıkar. bay oglı geplesin. agzı dolı yumuşdan. ADĐL I 40 ĐtlÊr hürÊ-hürÊ mağaranın ağzını aldılar. bir geple. agzalanı ganŋrıbiyr. TNAS 21 Agzında Alla. käşge bir daş bolsadı.aşım gözümde . eli meŋli işe. agız görki diş). gulag iki. TNAS 21 Agzıbirlik hemme zatdan güıçlüdir. TNAS 134 El agza yakın. söz taygak. käşge bir aş bolsadı: başımı kesek yardı. TNAS 21 Agza geldi diyip diye berme. mıssarar. TNAS 21 Agzı gışık-da bolsa. çıh ağaca vÊ bu sallanan arıları torbanın içinÊ salıb ağzını büz. dişsiz haraz).göz utanar. TNAS 21 Agzımda . TNAS 22 Agzıŋda aş gatıklama. TNAS 20 Agız iyer . TNAS 20 Agız agızdan yelli. TNAS 22 Agzıŋ dolı gan bolsa da. yüz görki gaş.gözi yumsa bolar. sözi dogrı. yağınıŋ yanında tüykürme. bay gızı yar dannar.. TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç. TNAS 135 El hasası kümüşden.ADĐL I 40 Piri kişi: Gızım. TNAS 21 Agzı bilen ak guş alar. TNAS 22 Agzıŋdan al alsın. gulag-gulagtan eşitgir. sırtıŋdan yel çalsın. burnı ganar. başında huş.yaşım. hödürsiz iymek haywanlıkdan. TNAS 21 Agzı açık aç ölmez (açık agız aç bolmaz). TNAS 68 Baş görki saç. yüz görki gaş / (. TNAS 20 Agız aygak. TNAS 21 Agzı gowşak yumşak arar. TNAS 21 Agzımı bulamak yandırdı. TNAS 52 Ayakda bolandan agızda bol. göŋlünde Şeytan. 116 . TNAS 21 Agzını alart-da (alart) höküm (döwrüŋi) sür. agzalalar kaş getirer. önge geldi diyip iyi berme. TNAS 20 Agız . iki dingle. TNAS 20 Agızdan çıkan sözi dolanıp (ızına) alıp bolmaz. TNAS 21 Agzında diş yok. TNAS 21 Agzı meŋli aşa yakın. TNAS 22 Agzıŋa geleni deymek nadanlıkdan. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar. eli köp işe. TNAS 20 Agız öz rızkını iyer.. TNAS 371 Yetimiŋ agzı aşa yetende. TNAS 52 Ayagda turan çaŋ ağıza yeter. TNAS 20 Agza garan aç galar. ancag cür’Êt edib içÊri girÊ bilmÊdilÊr TDS 20 Agzımda ekece diş kalmadı TNAS 14 Adam çişirilen yaylık (gap). TNAS 20 Agız bir. TNAS 73 Bayıŋ agzı gışık bolsa-da. agız görki diş. TNAS 21 Agzına güyji yetmedigiŋ dili öz başını iyer. durmaz burnı nätse bolar. TNAS 21 Agzıbirler aş getirer. TNAS 103 Dag görki daş..daşsız degirmen (. TNAS 21 Agzıbire Tangrı biyr. TNAS 21 Agzı köp aşa yakşı (yakın). TNAS 115 Dişsiz agız . TNAS 21 Agzı gışık-da bolsa. agzı açılsa.

Yakut Türkçesinde. Modern Türkiye Türkçesinde ağız sözünün birinci anlamı ‘yüzde. eyer üzerinde. Asıl anlamının ‘ağız’ olduğuna başka bir anlam da göstermektedir: ‘tüfek namlusu’. 2) ‘Dudaklar’. bazı maddi kültür nesnelerinde yarı yuvarlak girinti: ok. Anlam Olayları Bakımından *aγız Eski metinlerde şu anlamlara rastlıyoruz (Tenişev 1997: 225): 1) ‘Ağız’. öbür taraftan ‘yemek yeme. avurtlarla iki çene arasında. Yakut ve Çuvaş kaynakları dışında tüm kaynaklarda vardır. yemek yiyen’. 3. TNAS 203 Haywan öŋüne geleni iyer. Türk dilinin en eski dönemlerinden itibaren günümüze 117 . Bu iki anlam grubu *aγız teriminin AĞIZ karşılığı olan Türk lehçelerinde olağandır ve Proto-Türkçeye ağız organının asıl adı olarak yansıtılabilir.TNAS 203 Haywan agzından semrär. Bu anlam da ‘ağız’ anlamının standart metaforlarından biridir. vücut organı olarak AĞIZ için temel terimdir.maddi kültür nesnelerinin parçaları (kap ve çanak ağızları. adam . boğaz. TNAS 334 Utanç gözde. görk agızda. sözler’. ses çıkarmaya. soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan boşluk’tur (TS: 37). 3) ‘Akarsu kavşağı’. şişe ağızları) ve doğal çevre detayları (vadi ağzı (girişi) ve ondan geçebilen nehir ağzı). en yaygın anlamlar . Bu terim. boşluk’ anlamlarını kazandığı anlaşılmaktadır. daha sonra metaforik yollarla ‘herhangi bir açıklık. 2) Bir taraftan ‘konuşma. Yine buradan. Çuvaş Türkçesinde. Bu anlam büyük ihtimalle asıl ‘ağız’ kavramından metonimi yoluyla oluşmuştur. aralık.gulagından. akmak agzına geleni diyer. Buna bağlı olarak bir takım metaforik anlamlar ortaya çıkmaktadır: 1) Şekil açıdan: kapalı bir odaya veya bir hacme giriş deliği. Ağız sözcüğünün tarihsel metinlerinde temel anlamının insan veya hayvan organı olarak ağız olduğu.

çok meraklı’. ağzı kapanmeer ‘geveze’. *azıγ. istenilen şeyi söyletmek’. Ağız sözünün pis ağızlı ‘çok yiyen. Hem insan hem de hayvan anatomisinde rastlanmaktadır. ne olduğuna bakmadan yiyen’. anatomik işlevine benzetilerek birçok cansız nesne ve olgularla ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla anatomik yapı olarak baktığımızda *aγız. Anatomik anlamda yüz kavramına bağlıdır.‘çok konuşarak başkalarının söz söylemesine fırsat vermemek’. Diğer yandan *du:dak / *erin. *damγak sözleri *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir.‘güzel konuşmak’. 4. konuşmak’. ağzından laf çıkmaz ‘gereksiz konuşmayan’. susmak’.‘çok yemek’. kötü konuşan’. *di:ş. ağız alışkanlığı ‘çok söylendiği için bir sözü sık sık kullanma durumu’ gibi birçok metonimik kullanımını da görmekteyiz. Bu şekildeki metaforik kullanımları modern Oğuz sahasında da oldukça yaygındır. ağzın ucunnan lafetmee ‘sert şekilde konuşmak’. Gagauz Türkçesinde de ağız sözünün kullanıldığı pek çok metaforik deyim görülür: ağzı açık ‘aptal. değişmeden günümüze dek varlığını sürdürmektedir. ağız açtırma. ağız yokla. Türkiye Türkçesinde ağız sözünün ağzından bal ak. ağız boşluğu’ anlamı açısından *aburt sözü de *aγız sözünün alan : mekân 118 . ağız açmak ‘söz söylemek. ‘Yanağın iç tarafı. Meronim Olarak *aγız Tarihsel ve modern Türk dilinde *aγız sözü. *dilk. *çäŋä sözü de *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır.‘çok konuşmak’ gibi konuşma kabiliyeti ile ilgili. birçok metaforik kullanımına rastlamaktayız. ağzını yay. pis ağızlı ‘küfürbaz. *balç ve *yü:z sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. ağzına su almak ‘konuşmamak. ağzı kapanma.doğru *aγız sözcüğü.‘öğrenmek.

Hakas o:rta. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay u:rt ‘gırtlak’ (u:rta. Proto-Altay şekli *aburti olarak tespit edilebilir (Tenişev 1997: 226). avurt/aurt ‘1. Yakut omurt (Tenişev 1997: 225) 1. Doğu Tü. yanak’ (EUTS: 6). 119 . yy. ağız’ (TDS 479). Kırg u:rt. Şor o:rta‘yutmak’. Proto-Ogur *aδurt. yy. Ağız boşluğu. Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk uvurt.2. Kalmık ötşi. *oğuçin.ç. yanağın iç tarafı’. avurt ‘söz. Tat. avurt ‘Yanağın ağız boşluğu hizasına gelen bölümü’ (TS 166). – xix. avurt (Sngl 53v5). *aburt Etimolojik Değerlendirmesi Ramstedt. Bu şekilde *aγız sözü aynı zamanda bir holonim de olabilmektedir. Gag. ouçi ‘yudum. urt. Karakalpak urt. *azıγ. Kaz. adurt ‘avurt. Tuva a:rta.ilişkisi sergileyen bir meronimi olarak düşünülebilir. *damγak 2. laf. *aburt sözünün Altay dillerindeki karşılıklarını şu şekilde vermiştir: Moğ. ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : PARÇA *balç : *yü:z : *aγız : *aburt *balç : *yü:z : *aγız : *çäŋä *aγız : *du:dak / *erin.‘ağza su almak’. *aδurt (Tenişev 1997: 225).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. owurt ‘1. Trkm. urt. Nogay uvırt. u:rtam ‘yudum’). Başk. iç boşluğu 2. *dilk. Batı Tü. o:rtam ‘yudum’. Modern Tü. sohbet’ (TTS I 287). *di:ş.1. Çene 2.13. urt. *aburt Proto-Tü.: xv. Diş etleri’ (GS: 60). Đki yanağın iç yüzü.Tü. Bud. *oğuçin. Proto-Oguz *aδurt.‘yudumlamak (örneğin: sıcak çay)’.‘ağza su almak’. xiii. aδurt (TT II 16).

. Yak.Eski-Uyg. bu anlamların da Proto-Türkçeye kadar uzanabildiği görüşündedir (1997: 226). Rakım biraz teselli buldu. Çağ. Tat.. Orta-Kıp.. Kaz. Özb. ser savurur. ellerini havaya kaldırarak.Kumuk. Trkm. men bolsam ovurdımda suv bar yalı dımärın 3.Orta-Kıp. TTS I 287 Bâd-für: Ve avurdu yelli kişi ki kimesine elinden iş gelmez itmediği nesneyi söyler. Bu anlamlardan (1) ve (2). bazan avurtlarını şişirerek yakamozdan balığı nasıl tanıdığını anlatıyor. Ölecek insanın yüzünde böyle -canlı bir ifade olmaz. ‘elmacık kemiği’ .Gag... 3) ‘Yanaktaki gamze’ . feryad eylemez pervaneler TTS I 288 Sen avurduñ öttürürsün âşık. sen avurduñ öttürürsün bülbülâ Kül olur eczası. ağız boşluğu’ . Osman mübalâğa ediyor. Güney-batı: Kumuk. Nogay. Başkurt. Tenişev. Fakat gene o azim ve irade var. Bayram'ın avurtları çökmüş solgun yüzüne bakarak bir varsayım yapmıştı TS 166 Biri avurtlarını şişirip dümbelek çalmaya.. ve kısmen Kuzey-doğu Türk lehçeleri. Kır. ağza sığan su miktarı’ . 2) ‘Yudum. HEA-9 Yüz soluk. Yak. Anlam Olayları Bakımından *aburt Eski Türk metinlerinde *aburt teriminin şu anlamlarda kullanıldığını görüyoruz: 1) ‘Yanağın iç tarafı. içeri almak). lâf ü güzaf urur TTS I 288 Âşık onlar.. avurtlar çökük. TDS 479 Ol aşakı dodagını dişledi. dirseklerini' yana açıp sıkarak. diğeri zurna üflemeye başlar SFA-2 Karavokiri. hey bülbül oldur Yanar od içre girer pervane feryad eylemez TTS I 288 Yanınca olup avurd ura ura giderdi TTS I 288 Yoldaşı kızlar ile avurd urup tebessüm etmeğe başladı TS 166 Hüdai. 120 . Karakalpak. ‘dişeti’. ovurtları yumralan yalı göründi TDS 479 A. *aburt Kullanım Alanı TTS I 287 Bunlar bu avurda meşgul iken.2.. olağan çok anlamlılığa uygun anlamlardır (hacim.

*balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisini gösteren meronimidir. Meronim Olarak *aburt Anatomik yapı açısından *aburt. Diğer yandan *siŋök ve *teri sözleri *aburt sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleri olur. ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *balç : *yü:z : *aγız : *aburt *çäŋä : *siŋök.4. *teri 121 .

2.1.14. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK
‘dudak’ Lat. labium Đng. lip. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan kavramını

DUDAK

karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *du:dak ve *erin sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.

2.1.14.1. *du:dak Proto-Tü. *du:dak (Tenişev 1997: 226); Proto-Ogur *du:dak; Proto-Oguz *du:dak; Harezm ç. xiv. yy. dudaú (KE II: 173), todaú (NF III: 429); EKıp. dudaú (KTS: 65), erin ‘burun deliği, dudak, diş eti’ (KTS: 74), irin ‘dudak’ (KTS: 113), todaú ‘dudak’ (KTS: 278), totaú ‘dudak’ (KTS: 281), tudaú ‘dudak’ (KTS: 283), tutaú, tutaā ‘dudak’ (KTS: 285); Batı Tü. xv. yy. ùuùak (CH I: 163), ùudaú (DK II: 294); xiii. – xix. yy. tudak ‘dudak’ (TTS V 3847), ùudaú, tutaú ‘dudak’ (YTS: 212, 214); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. dudak ‘1. Ağzın, dişleri örten ve dışarıya doğru az veya çok kıvrılan üst ve alt kenarlarından her biri 2. (mec.) Ağız’ (TS 640), dodaò, dodak ‘dudak’ (Zarşat, *Iğdır -Kr.; Küçükhohne, Dedik, *Sorgun -Yz.) (DS IV: 1534), erin ‘dudak’ (Kadıçiftiği *Yalova -Ist.) (DS V: 1770), muncur, muncuri, muncuru ‘dudak’ (Kaptanpaşa köyleri *Çayeli, -Rz.) (DS IX: 3219), şıpıldak ‘dudak’ (*Bafra -Sm.) (DS X: 3770); Gag. dudak ‘dudak’ (GS: 162); Azb. dodaā ‘dudak’ (ATS: 297), leb <Far. (ATS: 814), dodak ‘dudak’ (Cla 232b), dodag ‘1. Ağız kenarlarını teşkil eden iki müteharrik deri-damar büküklerinden her biri 2. Bir şeyin (kabın vb.nin) kenarı, 3. Muhtelif aletlerin tutucu, sıkıcı kısmı (bu anlamda ancak 122

çoğul kullanılır)’ (ADĐL II: 127); Trkm. dodak, aylag (RLT: 73), dodak ‘dudak’ (TDS: 262); Güney-Doğu: YUyg. to:tak, Özb. dudok; Çuvaş: tuda (Tenişev 1997: 226) 1. *du:dak Etimolojik Değerlendirmesi Türkmen Türkçesinde bu söz do:dak şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ancak telâffuzda ikinci hecedeki /a/ sesi /o/ olarak telâffuz edilir. Bir ek aldığında /o/ya dönen bu /a/ sesi uzar. Bu uzunluk ikincildir. Ancak sözün ilk hecesindeki uzunluk birincil olmalıdır. Eski Türkçede dudak kavramı için erin sözü kullanılıyordu. Çağdaş Türk lehçelerinde, güneydoğu Türk lehçeleri dışında her lehçede varlığını sürdürmektedir. Güneydoğu grubunda ise genellikle dodak/dudak sözü kullanılmaktadır. 2. *du:dak Kullanım Alanı MŞ 104 dudaúlar gÊce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gÊce ú gÊce diş úırcıldamaú MŞ 136 dil evvel ãararur ãoŋra úızarur zaómet ve óarÀret ãuãuzluú ve ùarlıāanmaú artuú olur ve ùudaú yarılur ve dil úurur ú TTS V 3847 Vey yanağın sel se bil-i an de lib-i akl u dil Vey tudağın selse bil-i ravza-i bağ-i cinan TS 640 Birdenbire kavalı dudaklarına götürdü ve üfürmeye başladı TS 640 Eve dudağınızda bir şarkı ile dönüyorsunuz TS 640 Bayram, dudağının ucuna gelen soruyu soramadı SFA-1 Kuşlar pek yakınından geçmişse, seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. SFA-1 Daha dün dudaklarını, tüylü kollarını; ağzının, kirli dirseğini; şeftali, kaşar peyniri, ekmek, kavun kokan avucunu, memeni, gözünü öpmüştüm. Şimdi kaçıyorsun benden, soğuyayım istiyorsun; soğuyup da gebereyim. SFA-2 Kalın dudakları bir taze incir rengi ile siyah, ballı... SFA-2 O sutiyensiz düşük göğsü, pek fena boyalı dudakları, hiç gülmeyen ince yüzü; dokunaklı, mahzun, azıcık şehlâ gözleri1e kimseyi pek fazla sarmıyordu. HEA-1 Samîm Bey, arada bir dudaklarında beliren o alaycı gülümsemesi ile dinliyordu. HEA-2 Ne genç, ne pembe dudaklı, ateşîn gözlü talebeler, ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır. 123

HEA-2 Dudakları sarkmış, gözleri sönmüş, burnunun etrafında ihtiyar çizgiler, uzun kolları dizlerinin yanına düşük, ölü sükûneti ile oturuyordu. HEA-2 Ayasofya tarafından giren herkes uçan Türk bayraklarını siyah görünce dudaklarından bir feryat; kısılmış bir hıçkırık fırlıyordu. HEA-3 On sekiz yaşında körpe bir servi gibi uzun boyu, duru teni üstünde siyah ipek dalgalı saçları, ezici kara gözleri, çapkın kara kaşları, nar çiçeği gibi yumuşak ateşli dudaklarıyle Zeynep'in ünü Đzmir'i yakmış, Đstanbul'a kadar yayılmıştı. HEA-4 Acaba bu dudaklardaki tatlılık irsî bir marka mı, yoksa kızın ruhunun ifadesi miydi? HEA-4 Đpince burnunun altındaki renksiz ve kısık dudakları, anormal denilecek derecede, yamalı bir iradeye sahip olduğunu sezdiriyordu. HEA-5 Saffet. şişman, güzel vücuduyla, solgun mavi gözleri; renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebileceğin bir kız değil. HEA-5 Fakat gözünün aşağı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını, muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık, gözler içeriye çökük, sımsıkı kısık, ince renksiz dudaklar, burunla ağız arasındaki tıraşlı mesafe bir gorilinki kadar geniş. HEA-6 Ağızları küçük, âdeta dudaksız, birer kızıl nokta. HEA-7 Fakat dudaklarının yanındaki belirsiz, ince çizgi ve yüzünün aşağı kısmı bu gülüşe katılmadı. HEA-8 Kırmızı dudaklar biraz açık. bir eli yanına düşmüş, öbürü de Hikmet'in karyolasına yakalamıştı. HEA-9 Đşte bunu için yolunun üstünde tebessümler dudaklarda donar, kahkahalar kısılır, çocuklar çil yavrusu gibi dağılır. HEA-9 Çatkın yüzü derhal gülüyor, kısık dudakları açılıyor, Tevfiğe mütemadiyen emirler veriyor. UK 77 sütlär kurumuş dudaklarından UK 102 kalınca dudaklı olan UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne, gözlerne, yaşlarna, dudaklarna, yanaklarna UK 149 o öper onu saçları, ilişer dudaklarınnan yanaana UK 205 keskinnetmiş mavi gözlerni, sıkmış al dudaklarnı UK 268 çocuk baker kızın gözlerne, dudaklarna GTA 182 [ε.ı sa:»bı be»nım dUdαk…αR»mï α»ta:sïn] [hεm be»nım α:»zïm se»nın U α … metınni:»nε hα»bεF veRε»dZεctıF] ADĐL II: 98 [MahirÊ] gurumuş dodaglarını dili ile islatdı. H. Mehdi ADĐL II 127 Gara saçları, eşgle dolu uzun kirpikli közleri, erebi burnu, òamısından artıg gözel balaca ağzı, gırmızı dodagları menim hoşuma geldi. TDS 262 Onuŋ yarılan dodaklarından gan akardı TDS 262 Begenciŋ Aysoltana göni seredip bilmeyän görecinde, birmala yılgıryän dodaklarında utanç yalı bir yagday sızılär. 3. Anlam Olayları Bakımından *du:dak Tarihsel ve modern Türk dilinde *du:dak sözünün anatomik anlamda kullanıldığını görüyoruz. Türkiye Türkçesinde dudak temel anlamının yanı sıra doğrudan ‘ağız’ 124

anlamında da kullanılmaktadır. Dudak sözü ağız sözünün bir parçasıdır. Bu durumda bütün yerine parça kullanılmış olur. Bu da bir metonim içinde sinekdoka olayının ortaya çıkmasıdır. Diğer yandan ‘bir şeyin (kabın vb.nin) kenarı veya aletlerin tutucu, sıkıcı kısmı anlamlarında ise metaforik bir kullanım ortaya çıkar. Türkiye Türkçesinde dudak sözünün kullanıldığı pek çok metaforik deyim vardır: dudak bük‘bir şeyi beğendiğini, küçümsediğini belli etmek, umursamamak, küçümsemek, pek aldırış etmemek’, dudak payı bırak- ‘bardak veya fincan gibi kapları, ağzına kadar doldurmayıp dudağın yanaşabileceği kadar boş bir yer bırakmak’. Gagauz

Türkçesinde de kullanılan baldudaklı, aldudaklı, ince dudaklı, dudağı sarkık ol- ‘küs olmak’ deyimleri de dudak sözünün metonim olarak kullanılması neticesinde oluşturulmuş metaforik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *du:dak Anatomik olarak *du:dak, *yü:z ve *aγız sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘üst dudağın ortasındaki oluk’ anlamındaki dudak çukuru (TS: 640) *du:dak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. NESNE : PARÇA *aγız : *du:dak *yü:z : *du:dak

2.1.14.2. *erin Proto-Tü. *erin (Tenişev 1997: 226); Proto-Ogur *erin; Proto-Oguz *erin; Bud.Tü.ç. ol külüŋ erni ‘o gülen dudak’ (TT II 16,15) üstün altın erinleri ‘üst ve alt dudakları’ (I IV 30, 52-3), ärin (EUTS: 74), irin (EUTS: 96); Đslami ç.: xi. yy. Krh. 125

erin, irin ‘dudak’ (DLT I: 77), erin (DLT I 70, 77); Harezm ç. xiv. yy. ir(i)n (KE II: 271); MKıp. xiv. yy. eren ‘dudak’ (KĐ 12:XV); Doğu Tü.: xv. yy. ern ‘dudak’ (Sngl. 100r); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. erin ‘dudak’ (Kadıçiftiği *Yalova Ist.) (DS V: 1770); Güney-Doğu: Özb. irin ‘dudaklar (eski)’; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. erin ‘dudak, ağız; tabak kenarı’, Kumuk erin, Karaçay-Malkar erin, Tat. irin ‘dudak, dudaklar’, Başk. irin ‘dudak’, Kaz. erin, Kırg erin, Nogay erin, Karakalpak erin; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay erin, Tuva erin ‘dudak, çanak kenarı’, erin-tiş ‘ağız’, Şor erni, Hakas irin (Tenişev 1997: 226-227) 1. *erin Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev, *erin sözünün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde göstermiştir (1997: 227): Proto-Türkçe *erin ‘dudak’; Moğ. *eri-ğün ‘alt çene’, erü:n ‘çene’; Kalmık örgn ‘çene kemiği, çene’, Buryat ürgü(n) ‘çene, çene kemiği’. Doerfer, *erin sözünün Halaç Türkçesinde änne şeklinde tespit etmiş ve genellikle Türk dilleri bölgesinin doğusunda ärin, batısında ise dodak (fakat Türkmen Türkçesinde batı olmasına rağmen yine ärin) kullanıldığına dikkat etmiştir. (Doerfer 1970: 24) 2. Anlam Olayları Bakımından *erin Türk dili kaynaklarında şu anlamlara rastlanmaktadır (Tenişev 1997: 227): (1) ‘Dudak’. Tüm Türk lehçelerinde vardır. (2) ‘Tabak kenarı’. Metaforik anlam. Karaim, Tuv. Bu metafor, ‘alt dudağı’ olan anlamını birincil pekiştirmektedir. Bütün Lehçelerde ‘kenar’ anlamındaki kullanımları benzetme temeline dayandığından metafor neticesinde ortaya çıkmış olmaktadır. 126

3. Meronim Olarak *erin Anatomik olarak *erin, *aγız ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Eski Türkçe döneminde *erin sözünün meronimleri olarak üstün altın erinleri ifadesinde anlatılan ‘üst dudak’, ‘alt dudak’ kavramları nesne : parça ilişkisi göstermektedir.

NESNE : PARÇA

*aγız : *erin *yü:z : *erin *erin : üstün altın erinleri

127

2.1.15. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL
‘dil’ Lat. lingua Đng. tongue. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *dilk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. 2.1.15.1. *dilk Proto-Tü. *dilk (Tenişev 1997: 227); Proto-Ogur *dilk; Proto-Oguz *dilk; KökTü. viii. yy. tıl ‘bilgi almak için yakalanan tutsak’, tıl sab ‘konuşma’ (Ton 32, 36); Đslami ç.: xi. yy. Krh. tıl tuttım ‘sorguya çekilecek tutsağı tuttum’ (DLT I 336); Harezm ç. xiv. yy. til (KE II: 632), til (NF III: 425); EKıp. dil (KTS: 61); Doğu Tü.: xv. yy. siziŋ tilçe ‘sizin dilinde’ (Sngl. 200r. 22); Batı Tü. xiv. yy. dil (EM: 124), xv. yy. dil (MŞ: 18), dil (CH I: 250), dil (DK II: 90); xiii. – xix. yy. dil ‘1. Anahtar 2. Sözleşme 3. Körfez, koy 4. Düşman ahvalini söyletmek için alınan esir’ (TTS II: 1145), dil ‘dil’ (YTS: 67); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. dil ‘1. Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı 2. Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri 3. Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili 4. Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası 5. Coğrafik anlamda burun 6. (denizcilik) Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek 7. (müzik) Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak 8. (halk) Anahtar’ (TS 586); Gag. dil ‘dil’ (GS: 145); Azb. dil ‘dil’ (ATS: 279), dil (EDT 489b), dil ‘1. Đnsan ve omurgalı hayvanların ağız 128

boşluğunda olup, gıdanın çiğnenip yutulmasına yardım eden ve onun tadını bildiren, insanda ise, ek olarak, konuşma seslerinin meydana gelmesinde iştirak eden organ 2. Đnsanlar arasında ünsiyyet vasıtası olup onların bir birlerini anlamalarına ve bir birleri ile fikir mübadelesi etmelerine imkan veren ses, söz ve grammatik vasıtalar sistemi 3. Bu veya diğer seciyyevi hususiyete malik olan konuşma veya ifade tarzı; üslup 4. Konuşma kabiliyeti, konuşma, 5. Konuşma, konuşma tarzı, 6. (mec.) Bir şeyi ifade veya izah eden, ünsiyyet vasıtası olabilen şey, 7. Muhtelif aletlerin, cihazların vb.nin uzanan ve çoğunlukla hareket edebilen hareketli kısmı, 8. (coğ.) Denizin, içeriye doğru uzanmış uzun, üstü düz, alçak kumlu kuru kısmı, 9. (mec.) Muharebede düşmanın durumu hakkında bilgi alınabilecek esir’ (ADĐL II 98); Trkm. dil (RLT: 223), dil ‘1. (anat.) Dil 2. Cihazlarda ölçüyü gösteren kısım 3. Lisan’ (TDS: 255); Güney-Doğu: YUyg. til, Özb. til; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg til, Tofa dıl; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay til, Tuva dıl (EDT 489b), Şor til, Hakas til, Yakut tıl; Çuvaş: çelhe (Tenişev 1997: 227) 1. *dilk Etimolojik Değerlendirmesi G.Đ. Ramstedt, Ana Türkçedeki /δ/ sesinin Altaycadaki /d/ sesinden geliştiğini Ana Türkçedeki bu sesin eski Uygur Türkçesine v bazıdurumlarda da Çağatay Türkçesinde /z/’ye geliştiğini, Batı ve Güney Türkçelerinde /y/’ye, Kuzey

Türkçelerinde /d/ ve /z/’ye, Yakut Türkçesinde /t/’ye daha önce de Çuvaş Türkçesinde /r/’ye geliştiğini belirtmiştir. Räsänen Ural Altay ortak dilinde /δ/ ve /δ’/ seslerinin bulunduğunu, bu seslere Altaycada /l/ (r) veya /d/ (t) seslerine geliştiğini, Altaycadaki /d/’nin Türkçede /δ/’ye yönelik bir ses olduğunu söylemiştir. Daha sonra N. Poppe da Altaycada /d/ sesini kabul etmiş, bu sesin Türk lehelerinde /d/, /t/, /z/,

129

/y/ seslerine geliştiğini belirtmiştir. Bu görüşlere daha sonra Clauson, Dimitriyev, Serebrenikov, ve Bogoroditskiy de katılmıştır (Tenişev 1984: 280). Araştırmacılarca Ana Türkçede kelime başı /t/ sesi kurularak Oğuz grubu Türk Lehçelerinde /t/ > /d/ gelişiminin görüldüğü vurgulanmıştır. Đlliç-Svitiç, Oğuz Grubu Türk Lehçeleri ile Tuva ve Karagas Türkçelerini karşılaştırarak /t/ > /d/ gelişiminin görüldüğünü ancak Ana Türkçede /t/ ve /d/ olmak üzere iki farklı fonem bulunduğunu söylemiştir (1963/6: 37-38). N.K. Dimitriev de Türkmen

Ağızlarındaki /d/’li ve /t/’li kullanımlara değinerek /d/ ve /t/ seslerinin yoğunlukta olmasının yanı sıra daha sızıcı /d/ ve /t/ seslerin de kullanıldığını ifade etmiştir (Tenişev 1984: 209). Kaşgarlı da Oğuz Türkçesinin en belirgin özelliklerinden birinin söz başı /t/ > /d/ değişimi olduğu söylerken diğer yandan kelime başı /t/’li birçok örneğe yer vermiştir. N. Poppe ve Gombocz’a göre Oğuz Türkçesindeki /d/ diğer Altay Dillerindeki /t/ ile ilişkilidir (Đlliç-Svitiç 1963/6: 45). Altay dillerinde tespit ettiğimiz paraleller: Proto-Mançu-Tunguz *dilgan ‘ses’ (Tenişev 1997: 228). Menges, Kıpçak sahasında ve Rus ve diğer Slav dillerinde karşımıza çıkan tolmaç/talmaç ‘çevirmen; casus’ sözünün etimolojisini incelemiş ve *tıl kökünden türemiş olmakla birlikte bu sözün etimolojisinin kesinlik kazanmadığını ve Slav dillerinden alıntı olabileceğini belirtmiştir (1944: 262-263). Doerfer, *dilk sözünün Halaç Türkçesinde til, Türkmen Türkçesinde dil, Yakut Türkçesinde tıl, Kazak Türkçesinde ise tıl şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). 2. *dilk Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil úuru olmak 130

HEA-4 Huriye'ye: “Sana dilini tut. bazen de haşlanmış bir sebze yemeği. Sanki iki bin sene evvel Atina'da bir garip dil öğrenmiş küçük bir çocuk. sayma. bir taraftan ölçüsünü kaçırmış olduğu alkolün. kalbi kuru. dimaāı. SFA-1 Öteki “Todori” Đmrozlu idi. 131 . bir taraftan da geçirmiş olduğu heyecanın etkisiyle kelimeleri hep birbirine karıştırıyor. Rumcasına Rumlar gülerlerdi. el ya da dil dalaşı..EM 125 aāız leõõetin giderür. Başbakanın yanında pot kırarsın. ters amma gene Tevfiğe hâkim. geŋizi úurudur MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Êsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yÊrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 136 dil evvel ãararur ãoŋra úızarur zaómet ve óarÀret ãuãuzluú ve ùarlıāanmaú artuú olur ve ùudaú yarılur ve dil úurur TTS II 1145 Urludur zindanda bir mühkem kilit Bu bu külünk anın dilidir gey işit TTS II 1145 Ah kim gam kilidinin dili yok Âşıkın bundna özge müşkülü yok TTS II 1145 Höcreler var gelberi göstereyin Kilidin dilin eline vereyin TTS II 1145 Mümkün olmadı kim bu kaleden bir dil alak TS 586 Ağzımı dolduran kocaman dil. yok gibidir. artık. velinimetine basıyor küfrü! SFA-2 Dudaklarının kenarından hayal gibi beyaz bir dil geçti. içilmiş bir şey yok ya! Sen onun dilini de anlarsın TS 586 Günlerdir doktorun dilinin altında bir şeyler olduğunun farkındaydı.. evli değilim” diye kaçan söz kendi kendisini öyle korkutmuştu ki. HEA-1 Kavga. SFA-1 Köprü merdivenlerinin bir tanesinin altında bir dilsiz boyacı vardır. Seninkiler sıçan kuyruğu gibi diye bu yavrunun saçlarını kıskanmak. dudakları titredi. dili zehir. TS 586 Vehbi dedenin kendini dinlediğinin farkına varır varmaz dili dolaştı TS 586 Bunda yenilmiş. din. Vehbi Dedenin kendini dinlediğinin farkına varır varmaz dili dolaştı. HEA-6 Korkarım dilini tutamazsın. HEA-9 Ne yapsın. ben. gözü var. HEA-6 Şarkının dili cennette konuşulan bir tek dildir. kaşı yok. SFA-2 Filozofça söylenen adam. sövme. Türkçesine ben bayılırdım. TS 586 Birkaç dilim ekmek. HEA-4 Hanife'nin ağzından: “Ama. dili yok. fakat Tevfik henüz ona doymamış.. ince bir iki dilim peynir veya dil. padişaha dil uzatma. dili. HEA-1 Kıpkırmızı ve sipsivri bir dil küçük ağzından çıkabildiği kadar çıktı. şimdi ağzı var·. titiz. elinden gelse dilini kendi eliyle koparıp atacaktı. gürültü. HEA-4 Mamafih hiç bir sır saklamamak için yemin ettiği halde. ayıp değil mi?” diyordu. yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler. HEA-2 Anasının yaşları soluk yüzüne akarken o yeni dilini bulmuş gibi konuşmaya başladı. hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu. HEA-9 Fakat Peregrini’nin arkasında. millet bunlar insanların ruh ikliminden başka bir şey değildi. TS 586 Çocuk. bunu Hasana sormağa dili varmadı. HEA-9 Dil. kafası dar. HEA-9 -Galip bey. içine saman doldurur kuruturlar. HEA-1 Dili. demedim mi? Hadi git semaveri yak. kelimelere yer bırakmıyor ki.

. UK 98 Oğuz dilinde UK 177 dilim dönmeer UK 196 Dilin kesilsin senin. dil kesmeklik . TNAS 112 Dil açar.dili uzın. 132 . Dille damag ADĐL II 98 Dil var bal getirÊr. haywan pälinden (Adam dilinden tutular). oğlu bir tikÊ ovunmag bilmÊdi TDS 255 Ene sesini çıkarman.dili. akmak dili bilen. oglan! UK 199 ama Rusçukta çözülecek senin dilin UK 219 Darayço da annadırdı kendi dilinin yardımınnan UK 221 buçaklar oynadı ellerinde. hem doru lafetti. TNAS 68 Baş kesmeklik . TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç. agırdan söze . Mehdi ADĐL II 98 Dilini çıòartmag. TNAS 89 Boldusız yariŋ dili bir gulaç. TNAS 24 Akmağın dilinde. TNAS 19 Agıran yere el yeter.. TNAS 24 Aklı kel täŋ . külÊkdÊn yahşı gorunan buhta ÊmÊlÊ gelmişdir ADĐL II 98 Hoş dil ilanı yuvasından çıharar ADĐL II 98 MÊhÊmmÊdhÊsÊn Êmi şirin dillÊ nÊ gÊdÊr oğluna tÊskinlik verdisÊ. PSE 62 Ey dilsiz hem saar ruh. TNAS 27 Akıllı işi bilen. kepän dili bilen dodaklarını yalaşdırärdı TDS 255 Đki kilogram dil alıp govurdım TDS 255 Sagadıŋ dili günortan nahar vagtınıŋ yakınlaşändıgını görkezyärdi TNAS 15 Adam dilinden tapar.ıtU…α»nε:F] [α»mın] GTA 250 [bαS»kα dıllε»Rın][ç»U jçk ç»nU »bılmε:Rïm »neRαsïÌsα] ε ADĐL II: 98 [MahirÊ] gurumuş dodaglarını dili ile islatdı. TNAS 79 Bilbiliŋ dili öz başına bela getirer.jeza. .dil. dil var bÊla ADĐL II 98 DÊnizdÊ beş kilometr uzunluğunda sün’i dil yaradılmış. parmaklarını onun kulaklarına koydu. Bän sana sımarlaerım: ondan çık. TNAS 30 Algılınıŋ dili uzın. akıllınıŋ elinde. TNAS 52 Ayak yüwrügi aşa yeter.ı sa:»bı α……α»hïm be»nım] [bı»lε:Rïm αnı hıtS dı»lım ÔıR»Ôın nε dα » jαkïSïk»…ïkÌcı] [sεn ÔıR»sεn be»nım y:RεdZi:»mε Ôy:dεdZi:»mın ıtSı»nε »neRdε be»nım dZα»nïm ku. Hem o saat onun kulakları açıldı. ştä bir dilsiz hem şeytanlı adam Ona getirdiler. hem dilinin bağı çözüldü. dil yüwrügi başa. TNAS 72 Baylarıŋ sahılıgı elinde.PSE 28 Ve o körlär çıkarkan. göwher saçar. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip. hem tükürüp onun dilinä deydi. TNAS 67 Başa bela näden geler.kaza. H. TNAS 21 Agzına güyji yetmedigiŋ dili öz başını iyer. mollanıŋ sahılıgı dilinde. iki barmak dilden geler (Başa bela geler bolsa. Bu şeytanı kuuduktansonra dilsiz lafetti. TNAS 98 Çeperiŋ eli halkı. iki barmak dilden geler). yeli bir sanaç. nicä ateş dilleri UK 225 ne dilde laf ederler GTA 156 [pεc be»nε:Rım cen»dı α»nα dılımı] GTA 184 [ε. şahırıŋ .

dilden. TNAS 132 Ejemde bolsa dilärin. TNAS 112 Dil bessesi. TNAS 113 Dilini gısga tutanıŋ başı aman. akıl . güler durar ıkbalıŋ. başa bela .bela. TNAS 113 Dile geldi. TNAS 113 Dili şıltık (şıltak) il bular. göz goragı gaş). insan . diliŋi çek. TNAS 114 Dili uzınıŋ ömri gısga. TNAS 113 Dil gıybatda. iş hassası. gözüŋ agırsa eliŋi çek.diwana. nämäni diymez). bile geldi. hem bela. dil ujundan sözleme. TNAS 113 Diliŋde bolsa balıŋ. TNAS 176 Gotur elden yokar. TNAS 115 Dişim. TNAS 126 Dünyäde iŋ sğyji zat hem dil. Dil bilmez nöker abrayıŋı (dişini) döker. özüŋe zeper yeter. TNAS 254 Molla berseŋ. başa bela . TNAS 112 Dil bilen böker . TNAS 113 Dil hem gala.dilden. TNAS 309 Süŋksüz dil . dil yarası bitmez. TNAS 215 Đle bela elden geler. iki barmak dilden geler. TNAS 112 Dil bir öl yere biten zat / (Dil bir öl yere biten. iş hassası.eliŋi. TNAS 329 Tıg yarası biter.suw. TNAS 112 Dil düwügin diş çözmez (Dil düwenin diş açmaz).dilime gala bolduŋ.jan. TNAS 181 Göze bela gülden geler. 133 . TNAS 113 Diliŋ hapa bolsa. TNAS 203 Haywan ayagından asılar. TNAS 113 Dile diş gala. ussa berseŋ . TNAS 145 Är başına bela gelse.bal bilen şeker. pul müŋ sözlär. dil bilmeyän . TNAS 113 Dili süyjüniŋ dostı köp. dil bilmedikler beladır. TNAS 112 Dilden gelen elden gelse. bela .pulum. bar gelday soltan yok. ayagı şıplık . TNAS 112 Dil bir sözlär.dilinden.gala. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. TNAS 113 Dili süyjülik döwletden köp dost gazandırar. bireniŋ bilen gutarmaz. TNAS 112 Dil bilenler yandır.TNAS 112 Dil . senden razıdırın . senden närazıdırın başıma bela bolduŋ. depe saçın dim-dik. TNAS 112 Dil bir hazına. göze . TNAS 135 Eli uzınıŋ dil uzın. TNAS 114 Dil süŋksüz. iŋ ajı zat hem dil. nämäni diymez? TNAS 114 Dil ten goragı.baş salamat. TNAS 113 Dil gılıçdan yiti.gaş / (Dil goragı diş. bal agırmaz. TNAS 114 Dil kesik . TNAS 113 Diliŋ düwenini diş açmaz. TNAS 113 Diliŋ sakası yürekde bolar.dana. TNAS 114 Dili yamanıŋ güni-de yaman.dilden. dilim. gözüŋe zeper yeter. diş . TNAS 183 Göz ujundan gözleme.süŋk döwer. TNAS 112 Dil bilyän adam . ayamda bolsa yaların. TNAS 112 Dil bilen orak orsaŋ. TNAS 113 Dilim . TNAS 114 Dil ussası. gulak tamda.

TTü. Başkurt. Krh-Uyg.diliŋ. metonimik anlamlardır.Karaim. Ayrıca eski Türk lehçelerinde ve günümüzde de rastlanan çok önemli üçüncü anlamı olan ‘sorguya çekilmek için yakalanan tutsak’(EDT 489b) anlamı da metonimik bir unsurun metaforik kullanımı ile ortaya çıkmıştır. Karakalpak Kır.Azb. Türkiye Türkçesinde kullanılan küçük dil ifadesi. Metaforik anlamlar en erken kaynaklardan beri vardır. dillere destan ‘çok 134 .‘hakkında dedikodu yapılmak’. Karakalpak.Karakalpak. Run. haber’. ‘Haber’ Kır. Özb. ‘Ses’ Tat. Tüm kaynaklarda vardır. Buna dayanarak.TNAS 358 Yaman dil il bozar / Yaman ayak yol bozar. de benzetme neticesinde ortaya çıkan bir metafordur... Bu anlam tüm kaynaklarda vardır. Çünkü konuşma ile ilgili bir organ adından faydalanılarak gerçekleştirilen bir kullanımdır. Bu kullanımlar arasında ‘ses. büyü’ . konuşma’. Körfez . ‘Sihir. ‘Bilgi için alınan tutsak’ Orh. b) ‘Coğrafî anlamda burun’ . 3. Oğuz grubunda.Çuv. Çuv. Kır.. 2) ‘Dil. Anlam Olayları Bakımından *dilk Türk Dilinin eski dönemlerinden günümüze *dilk sözünün anlamlarını Tenişev şu şekilde vermiştir (1997: 228): 1) ‘Vücut organı olarak dil’. Tat. Bunun dışındaki bütün anlamlar ya metaforik ya da metonimik olur. ‘saat rakkası’ . garramıŋda .. dile düş.Trkm. Bunun gibi *dilk sözcüğünün temel anlamı ‘organ adı olarak dil’dir. ADĐL II: 98) anlamı metonimiktir. TNAS 363 Yaşlıkda eliŋ işlär..‘bir kimseye bir şey için kötü söz söylemek’. Yak.. dil uzat. birincil anlamının Proto-Türkçeden beri organ olarak “dil” olduğu söylenebilir. sövme’ . Bu anlamla ilgili birkaç metaforik anlam olayı vardır: a) ‘Müzik aletinin dilciği’ . EUyg. Başkurt Nogay. Trkm. Kır. Trkm. TTü. Oğuz grubu Türk lehçelerinde de ‘duyulanı bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yapılan anlaşma lisan (TS: 586. ‘Küfür.

) deyimler. *bokurdak. *kekirtek. dili kılıçtan keskin ‘kırıcı ve ağır konuşmalar yapan’. dili uzamış olan (Gag. sözünün meronimi içerisinde bulunması gereken bir söz de nesne : madde ilişkisi gösteren *teri ve kas sözleridir.) ‘bir sebepten dolayı net konuşmaması’. ünlü’. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ağız : *dilk ağız : *teri 135 . çok susamak’. belirtmek. dili damağına yapış. Bu anlamı itibarıyla kas sözü bitki veya cansız nesneler için meronim olabilmektedir. Divan’da kas sözü için ‘kabuk. *öŋeç/ öŋüç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. Ancak kas sözü. anlatmak.) ‘dedikoducu’ gibi dil ile ilgili pek çok deyim vardır.‘konuşturmak. dile getir. sertlik. yılan dilli. Meronimik ilişkilerdeki geçişlilik düşünüldüğünde *dilk sözü.tanınmış. Meronim Olarak *dilk Anatomik olarak *dilk. *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Diğer yandan Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘damağın arkasında bulunan dile benzer küçük uzantı’anlamına gelen küçük dil ifadesi (TS: 1431) de *boγaz. ifade etmek’. katılık’ (Dankoff. taranan metinlerde genellikle et terimiyle karşılanmakla beraber. dilin dişleri arasında dolaşması (Gag. tatlı dilli. *balç : *yü:z : *aγız şeklinde alan : mekân ilişkisi sergileyen bir hiyerarşi içinde *aγız sözünün meronimi olmaktadır. her ağacın kabuğu. açıklamak. 4. *dilk.‘susuzluktan ağzı kurumak. Kelly 1982: 261) anlamları verilmiştir. sivri dilli (Gag.

Yenilen şeyi tutmak. parçalamak ve çiğnemek için ağızda olan kemik türü 2. dişlemek. xiii. diş ‘1. tiş (KE II: 638). Batı Tü. çentikli şeylerdeki çıkıntıların her biri 3. dens Đng. karanfil vb. Doğu Tü. tiş (KĐ 39). tarak vb. yy. diş (KTS: 62). Krh. diş (MŞ: 24). tış (DLT II 311.1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy. yy. diş ‘1. beyaz organlardan her biri 2. diş ‘diş’ (ATS: 292). tooth.: xv. testere.1. Sarımsak dilimi. yy.nde dişe benzetilen tane 4. Harezm ç. Çene kemiklerinin üstüne dizili. Muhtelif aletlerin. Çark. ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan sert. xv. tiş (EUTS: 241).1. cihazların parçaların. xiv. diş (DK II: 93). Proto-Ogur *di:ş. yy. 2. Mekanik aletlerin dişleri 3. diş ‘1. yy. 20 ve diğerleri). *di:ş Proto-Tü. Bu organ adının karşılıklarının genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. MKıp. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiŞ ‘diş’ Lat. yy.Tü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐŞ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *di:ş ve *azıγ sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Gag. EKıp. Bud. tış ‘diş. Azb.16. diş (EM: 125). (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanların çenelerinde veya ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ve ağızlarında bulunan kemiksi sert parçalar’ (TS 601. 602).16. Đnsan ve insandan başkasının dişleri’ (DLT III: 125). çarkların kenarlarında. Bazı dantel ve işlemelerin kenarlarındaki yuvarlak sivri bölüm 5.2. Đslami ç. diş (CH I: 163). diş ‘diş’ (TTS II: 1182). xiv. alku tışlarınıŋ siŋirleri ‘dişlerin tüm sinirleriyle’ (U III 60. Proto-Oguz *di:ş. tılıŋnı ködezgil tışıŋ sınmasun ‘dilini gözle ki dişlerin kırılmasın’ (KB 167).: xi. Diş 2. – xix. *di:ş (Tenişev 1997: 228). Sarımsak dişi’ (GS: 149). xiv. Modern Tü. tiş (Sngl 195r13). üstünde yahut uç tarafında olan ucu sivri çıkıntı 136 .ç. 4).

Kumuk tiş.veya delik-delik parçalarından her hangi biri 3. Kore *sal ‘ok. tiş. gıncık ‘diş eti’ (Gündoğdu -Rz. *di:ş Kullanım Alanı Bu söz. Bazı meyvelerin dilim şeklinde olan parçalarının her biri 4. tiş. Altay dillerindeki paralelleri şu şekilde vermiştir: Moğ *sidün < *sil-dun ‘diş’. Mançu-Tunguz *sila-fun. Güney-Doğu: YUyg. çiş. diş ‘1. TS 601 Türk milleti Đstiklal Savaşı'nda varlığını dişini tırnağına takarak göstermişti 137 . arı iğnesi’. Karakalpak tis. Japon *sasi ‘sivri çöp’ (1997: 228). Özb. Diş 2. Cihaz ve aletlerin dişleri’ (TDS 259). Doerfer. iki diş karanfil. Şor tiş. 2. Nogay tis. Kuzeybatı (Kıpçak): Karay. EM 105 ve eger biregünüŋ dişleri eti yÊnse va aāzı úoúsa yapraāından bir úaç gez ā çeyneye MŞ 28 ve yaāı az olur ve ãıvuú olur dişleri ve dişler etini berkidür MŞ 104 dudaúlar gÊce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gÊce gÊce diş úırcıldamaú TTS II 1182 Dişim biledim san sözü kogıl Nice bekleyübile aç kurt ağıl TTS II 1182 Buldu fırsat geldi bir dem yanına Her cihetten diş bilerdi canına TTS II 1182 Visali helvasına diş bileyüp TTS II 1182 Şu tırnaklı hayvan ki dişin düze ol: kahir TTS II 1182 Yüzemez iken suyu diler idi Yâri ağzına dişin biler idi TS 601 Çarkın dişleri tebessüm eder gibi tatlı bir ses çıkardı TS 601 Bir diş sarımsak. diş. Trkm. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tiş. diş (RLT: 83). tiş. Yakut ti:s (EDT 557b) (Tenişev 1997: 228) 1. Tuva diş. Meyvenin bir ısırışta dişlerle ısırılan parçası’ (ADĐL II: 117). Karaçay-Malkar tiş.) (DS VI: 2047). tiş. tüm tarihî dönemlerde ve lehçelerde karşımıza çıkmaktadır (EDT 557). *di:ş Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Kırg tiş. Tat. Tofa diş. Başk. Hakas tis. *di:ş sözünün Halaç Türkçesinde tiş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24).

HEA-1 Dişlerini gıcırdatıyor. Beethoven'e benzemek için ön dişlerini çıkartmış. Doumet adlı ateşli bir genç müzisyendi. bu kadın gözlerinin şimşeği. şöyle tatlı. Beyaz dişlerini baştan başa açarak sırıttı. HEA-4 Dinmeyen bir cehennem azabı gibi geceleri gözünü yumdurmayan kıskançlıkla. kadına yiyecek gibi bakıyor. sonra cevap verdi. HEA-4 Bu defa Hacı Murad'ın tebessümü. fakat itiraf edecek yerde beni tahkir ediyor. SFA-1 Şöyle iki dişe dokunan. ciğere işleyen söz işitsem. hepsi yoluna girer. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buruşuk. diş gıcırtısı. HEA-5 Fena bir feryatla eğildim. beyaz dişlerini gösterecek kadar açık. daha başarılıya ulaşabilmek için dişiyle tırnağıyla son enerji damlası bitene kadar boğuşacak. şöyle tatlı. Kemal’i itina ile bir koltuğa oturdu. arkası ürperirdi. dişlerinin arasındaki bir düşmanı çiğner gibi çenesi çıkıp iniyor. Huriye'ye dişlerini gıcırdatan. basit bir nağme duysam yok mu. Uşağın dişi çıòır. basitçe ifade eden bir musiki.. hâlâ beyaz ve düzgün dişleri vardı. gözleri dönüyor. kahve ile beraber Cemal’in geldiğini haber verdi. HEA-1 Fehmi. yumruklarım sıktıran hep o gülyağı sakallı zebani! HEA-5 Nihayet Pendiğe yaklaştığımız zaman o kadar şiddetle koşturduk ki haykırmamak için dişlerimi olanca kuvvetimle sıktım.. bir nağme duysam yok mu. HEA-2 Müziç’in bir diş ağrısından birdenbire kurtulmuş bir adam sevinci duydum ve o zaman Katina. HEA-1 Münir'in iştahlı ve ihtiraslı anlarındaki yüzü. HEA-6 Yüzleri Yemen kahvesi renginde. SFA-1 Kuşlar pek yakınından geçmişse. hattâ dişleri bile bembeyaz ve keskin. mütevazi sözleri yine öyle tatlı. TS 601 Ama daha üstününe. haykırıyorum HEA-3 Çenesine doğru sivrilen armudî bir yüzü. HEA-9 Dişleri kilitleniyor. Fakat gözlerini açar dinlerdi. bu sihirli. basit. TS 601 Hele biraz dişini sık. Dişçi diş söker gibi baş tarafındaki resmi söküp aldı. dişleri sedef gibi. ince bir burnu. Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ateşi hâlâ sönmemiş. HEA-6 Amatörlerden yirmi beş (belgede 27) kişilik bir orkestranın piyanisti. UK 182 eski dişsiz dermen ADĐL II 117 ÊllisindÊ Êlif gÊddin çÊkilÊr. ötekinin lâl renginde şeffaf kanatları vardır. saya yumruk atması yanında bir de soyunmağa kalkışsa bilir daha ne kadar korkunç olur. ince omuzlarında birinin firuze renginde. altmışında ön dişlerin tökülÊr ADĐL II 117 Dişi ile tutmag. SFA-2 Sonra doğruldu. ciğere işleyen söz işitsem. bütün kuvvetimle çektim. HEA-9 Büyük babası söylerken dişleri kilitlenir. sigarasını yaktı.. Cebinden nüfus kâğıdını çıkardı. seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. boş ellerimi kaldırıyor. başımın üstünde duman ve ateş var. dişleri meydanda. bu tılsımlı saçları dişlerimle tuttum. SFA-1 Đçlerindeki iki sıska Kürt çocuğu gülen dişleriyle hiç olmazsa sağlamdılar. 138 . HEA-2 Dedim. HEA-3 Dişlerimin altında taş.TS 601 Şöyle iki dişe dokunan..

gözünü yumub ağzını açır. TNAS 68 Baş görki saç. agız görki diş. çeynäp bereniŋ aş bolmaz. dilim. diş dile. TNAS 103 Dag görki daş. dişi ilÊ. TNAS 45 Atası turşı alma iyse. TNAS 21 Agzında diş yok. TNAS 107 Degirmeniŋ dişi yok. diş . TDS 259 Atlar dişleri bilen öŋlerine germelen agaçları gemirdiler TDS 259 Baharıŋ hünci dek düzülen dişleri ak sadap yalı yıldıradı TDS 259 Dil – bela. TNAS 135 Eliŋ işlese. ADĐL II 118 Şair dÊrhal özündÊn çıhır. 3. goŋşıŋ yaman bolsa. Beg berse. TNAS 115 Dişim. dişine bakma). dişinin dibindÊn çıhanı tÊngidçinin dalınca dayir. TNAS 115 Dişiŋ barka dişläp gel. yüz görki gaş (. sormaga hiç kim gelmez. TNAS 115 Dişlek at dişin görkezmez. oğlunung dişi gamaşar. dişle garnıŋ doyunça. tarihsel kaynaklarda bu sözün şu anlamlarını tespit etmiştir (Tenişev 1997: 228): 1) ‘Vücut organı olarak diş’. gayalardan tutacag. göze . TNAS 152 Gaharıŋ gelse. gutul.gala. TNAS 85 Biri işlär. dokuzı dişlär. burnuŋı dişle. gözüŋ agırsa eliŋi çek. TNAS 115 Dişiŋ agırsa. göç. dırnağı ilÊ torpagdan yapışıb gurtarmağa çalışacagdır.bela. TNAS 113 Dile diş gala. gutul.gaş (Dil goragı diş.dilime gala bolduŋ. göz goragı gaş). çek (sogur). diş – gala TNAS 20 Agırılı dişing emmi atagzı (çatlawuk).. TNAS 105 Daşı çeyne diş bilen. ölmi-gurı işi yok. TNAS 88 Bok dişle.. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. TNAS 115 Diş dişe degenden daş (diş) daşa degsin. yüz görki gaş. Göz yaraşıgı gaş.ADĐL II 118 YenÊ o insan daşlardan. senden razıdırın . başında huş. TNAS 115 Dişiŋ barka malıŋı iy. TNAS 112 Dil . TNAS 113 Diliŋ düwenini diş açmaz. TNAS 40 Aş dileme. senden närazıdırın başıma bela bolduŋ. ahzıŋ (dişiŋ) dişlär. TNAS 115 Diş agrırdan adam ölmez. bek dişle. 139 . TNAS 20 Agız yaraşıgı diş. TNAS 221 Đşle deriŋ damınçe. Anlam Olayları Bakımından *di:ş Tenişev. TNAS 75 Beg berse. betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar. TNAS 112 Dil düwügin diş çözmez (Dil düwenin diş açmaz). agız görki diş). TNAS 115 Diş çıkana çeynäp berme.

Buna bağlı olarak tarihsel ve modern lehçelerde görülen ‘bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası. 4. *eiŋ.‘darlığa. Yak. hıncını gösterir durum almak’. Kumuk. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin ve *damγak sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. oraktaki dişler’. *çäŋä ve ‘alt çene’ anlamında kullanılmaları durumunda. ‘tırmıktaki diş’.‘kötülük yapmak için fırsat beklemek. Türkiye Türkçesinde ‘azı dişleri ile kesici dişler arasında. ‘sıra dağlardaki tepeler’. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin ve *damγak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. katlanmak’. *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.2) ‘Bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası. *di:ş kelimesinin temel anlamı ‘organ adı olarak diş’tir. ‘sıradağ tepeleri’ veya ‘sarımsak dilimi gibi dişe benzetilen tane’ anlamları benzetme temeline dayanan metaforik anlamlardır. Uyg. dişini sık. Ancak Türkiye Türkçesinde kullanılan diş eti sözü.. Trkm. Başkurt. Oğuz grubu Türk lehçelerinde rastlanan bir meronim ‘ağzın her iki tarafında altlı üstlü olarak bulunan ve ağıza alınan yiyeceği çiğnemeye yarayan düz ve yassı diş’ olan *azıγ. ‘diş köklerini kaplayan kalın kırmızımtırak et’ (TS: 602) sözü. Oğz. *çäŋä sözü ve ‘alt çene’ anlamında da kullanılabilen *eiŋ. Oğuz grubu lehçelerinde diş bile. iki yanda ve altlı üstlü birer tane bulunan sivri diş’ anlamına gelen köpek dişi ifadesi de *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. TTü. nesnesi’: Krh-Uyg. Buna göre. Nogay. ‘pulluk demiri.‘kötülük edemeyecek duruma getirmek’. 140 . Çağ. Meronim Olarak *di:ş Anatomik olarak *di:ş.. Özb.. nesnesi’. dişini sök. ‘pulluk demiri’. Diğer yandan *di:ş sözü. incidişli (Gag. *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. sıkıntıya dayanmak.) ‘dişleri çok beyaz olan’ gibi pek çok deyimde kullanılmaktadır.

Karaçay-Malkar azav. ix. azıg (DLT I 64). Tuva azıγ. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay azu. *eŋek.1. Başk. yiyelen şeyi çiğnemeye mahsus dişler’ (ADĐL I 64). azuv. Azb. Tat. 48). Tofa azıγ. 71). NESNE : PARÇA *aγız : *di:ş *çäŋä. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk azuv. Doğu Tü. Şor azıy. Yakut ahı:.: xv. Bud. ozik. *yayŋak : *di:ş *damγak : *di:ş GRUP : ÖĞE *di:ş : *azıγ 2. adav. azuv. azıg (TT V 24. Modern Tü. azı ‘ağzın her iki tarafında altında ve üstünde olup.ç. azı ‘1. Proto-Oguz *azıγ. yy. (halk. 17. Kaz. azıg (U I 45. Proto-Ogur *azıγ. Hakas azıγ. SUyg.: xi.16. azı dişi. azığ. *azıγ Proto-Tü. KökTü. *di:ş sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. IV 10. Đslami ç. azav. azu (Sngl 39r13). Trkm. yy.) Öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile bağlayan ağaç çivi’ (TS 184).Tü. yy. *azıγ (Tenişev 1997: 229). Karakalpak azuv. alt ve üst çenenin iki yanında beşer tane bulunan ve yiyecekleri öğütmeye yarayan dişlerin ortak adı.Türkiye Türkçesinde ‘dişlerin diş etlerinin dışında kalan bölümü’ demek olan diş tacı (TS: 604) ifadesi. azı.2. *eiŋ. Çuvaş: *ora (Tenişev 1997: 229) 141 . öğütücü diş 2. Kırg azu:. Köpek dişlerinden sonra içeriye doğru. Güney-Doğu: Özb.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. azıg (IB 39). Krh.

Altay dillerindeki paralelleri şu şekilde vermiştir (1997: 229): Moğ. Özb. SUyg. TTü. Şor. Kaz. Başkurt. Tuv..‘azı dişiyle ısırmak. onda er geç tahakkümden kurtulan.. ‘kenar’.1 *azıg’dan Fiiller • azıgla.. Böyle giderse.. Tuv. SUyg. şekilde bir kamçı gibi idi..1. Karakalpak ‘hayvandaki köpek dişi’. Karaçay-Malkar... Yak. ‘yabani domuz. 2) ‘Azı dişi’.. (azu:lu: ‘yırtıcı hayvan’). bir daha ele geçiremez. 2. başına bir belâ gelmesi muhakkak. *arağan ‘köpek dişi’. Krh-Uyg. Harezm ‘kurt köpek dişi’.. Kumuk. Hakas. Yak. iğne’. Azb. Karaçay-Malkar. 3) ‘Kenar’.. *azıg Sözünün Türevleri 3. HEA-4 -Senin baban da son günlerde gemi azıya almış.. Karakalpak.. Kumuk ‘iğne’ 142 . Bu sözün tarihsel Türk lehçelerinde son seste /g/ ünsüzü ile kullanılmış olduğu görülür. HEA-4 Bir defa elden kaçırırsa. Tofa. Çağ.. ‘köpek dişi’. Hakas.. heyecanlı ve canlı bir kadın! HEA-1 Fakat Sadi. *azıγ Kullanım Alanı HEA-1 Hiçbir zaman olmadığı kadar gemi azıya almış. azılı büyük memurlarından pek farklı değildi. Orta-Kıp. ‘azı dişi’. Japon *ira ‘diken’... EUyg.. hattâ vaktiyle Gelibolu mutasarrıfı olan zamanın Dahiliye Nazırı Zâti beye benzemiyor değildi. bu. gemi azıya alan mahlûkların damgası var. Anlam Olayları Bakımından *azıγ Türk Dili kaynaklarında şu anlamlara rastlıyoruz (Tenişev 1997: 229): 1) ‘Köpek dişi’. Kırım Tat. cin köpek dişi’. Trkm. *azıγ Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. azı dişine vurmak’ 4. ADĐL I 64 Serjant sevindi vÊ azı dişleri görünÊnÊdÊk ağzını ayırdı 3. bir hayvan mürebisinin kaldırdığı acayip. Kaz.. Kır. Altay. Özb. kocasının üzerinde nasıl bir hareketin etkili olacağını bilen azılı aslana. ‘ustura. HEA-9 Abdülhamid’in mürteşî... Kır.

*aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. Meronim Olarak *azıγ Anatomik olarak *azıγ.Bu anlamlar arasında ‘kenar’ ve ‘iğne’ anlamları benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. Aynı zamanda *azıγ sözü. *yayŋak ve *damγak sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *eiŋ. *eŋek. *yayŋak : *azıγ *damγak : *azıγ GRUP : ÖĞE *di:ş : *azıγ 143 . *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. *eiŋ. NESNE : PARÇA *aγız : *azıγ *çäŋä. *eŋek. Diğer yandan *azıγ sözü. *çäŋä. 5.

Tat. – xix. ùamaú (EM: 185). ùamaú ‘damak’ (YTS: 201). Gag. damaú (KTS: 55). Tuva taŋmak.17. Yakut tamah (Tenişev 1997: 229) 144 . Şor tabak.Tü. Boğaz 2. Palha *Divriği -Sv. tamav ‘damak’ (KTS: 260). dalaò ‘dalak’ (Kızılçakçak *Arpaçay -Kr. tamaú.17. Proto-Ogur *damγak.2. damağ (DK II: 79). yy. tomak. U. damak (RLT: 70). tamak. Krh. tamaā.) (DS IV: 1332). boğaz’ (DLT I: 469). tamak. Kumuk tamak. palate.: xi. Azb. damak ‘damak’ (GS: 131). Bud. ùamaú. dimaā (EM: 125). Trkm. kanğrak ‘damak’ (DLT III: 383). tamğak (TT II 16. tamak. Modern Tü. palatum.) (DS IV: 1348).1. Damak’ (TDS: 237). xv. Hakas tamah. damak ‘1. III 37b 29-30. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tamak. Ağız boşluğunun üst tarafı 2. xiii. tamğak (DLT I 467. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK ‘damak’ Lat.) (DS VI: 2030). xiv. Nogay tamak..1. Batı Tü. Güney-Doğu: YUyg. Kaz. Đslami ç. tamak ‘damak’ (TTS V: 3709). tamak.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAK kavramını karşılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *damγak sözcüğüne dayandığı kanaatindeyiz. Ağız manasında 3. yy. yy. Başk. *damγak Proto-Tü. TT VIII I 1). Proto-Oguz *damγak. tamak. Kırg tamak. damaò ‘damak’ (*Kangal ve köyleri -Sv. 469). dalah.1. EKıp. Karakalpak tamak. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *damγak (Tenişev 1997: 229). yy. At ve eşeklerde damak şişme hastalığı’ (ADĐL II 27). Özb. tamgak ‘damak. damag ‘damak’ (ATS: 226). gincil ‘damak’ (Şimşirli *Đkizdere -Rz.ç. pharynx Đng. Karaçay-Malkar tamak. damag ‘1. damak ‘Ağız boşluğunun tavanı’ (TS 522).

TNAS 385 Zagara görek. Bu sözü *boğuz ile aynı anlamda kullanıldığını da tespit etmiştir (EDT 505). TTS V 3709 Tire-liğâm: uyan tamağı ve tamak uyan TTS V 3710 Ve bir müzehhep bir eyer ve bir kara sığırı tamak uyan ve iki kıt’a dendan-ı mâhi ve bir. taŋlai. Kıp.. Karakalpak taŋlay ‘damak’. Tat. *damγak Kullanım Alanı EM 125 aāız leõõetin giderür. Kalmık taŋna. tağalay ‘damak’ (Tenişev 1997: 230). TS 522 Şerbetin tadı damaklarına. Damak anlamında bu terim. tamak kâm. taŋlaw. serinliği midelerine yayılınca. işiŋ agırsa . SUyg. Çağ.tayakdan. taŋglai ‘damak’. ogrı . Altay dillerindeki örnekler şöyledir: Moğ. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . TNAS 103 Damaksöw damakdan tapar.. iş diyse gulak yapır. ta:lay ‘damak’. dimaāı. Mongor taŋli.. kâr: iş TTS V 3709 Tamak uyan: damaklı gem. 145 . ADĐL II 27 Usta papirosu damağına salıb başladı işini ADĐL II 27 Gürdet iri barmagları arasındakı papirosu sakit-sakit övkeleyip damağına goydu. taŋlay.1. Nogay taŋlay ‘damak’. Dunsean tanlei. Başkurt taŋlay ‘yumuşak damak’. *damγak sözünün ‘yumuşak damak’ anlamında da kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kaz. Özb. Türk diline dahil etmiş ve eskiden var olan terimleri ortadan kaldırtmıştır. yarma damak. Kumuk taŋglaw ‘damak’. geŋizi úurudur ā EM 185 ve ùamaú şişin nuşÀdurıla úaldursalar yavlaú müfìddür ú TTS V 3709 Ve balla duzu tamak ağrısına dürteler. dili. TDS 237 Yaglı damak düye çalını gözler TNAS 103 Damak diyse. kim şişer şişini giderir TTS V 3709 Dilek: kâm ü hâhiş. taŋne ‘damak’. hopur hopur. Malkar tıŋılawuk ‘damak’. taŋday. taŋğay ‘sert damak’.. *taŋg-lai ‘damak’. TNAS 106 Datlı damak Tamuga elter.eliŋi çek. taŋläy ‘damak’. taŋday ‘damak’. 2. Kır.damagıŋı. Tuv. Karaim tanlay ‘damak’. Altay taŋday ‘damak’. Yak. *damγak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson.

Başkurt Nogay tamağ ‘akarsu kavşağı’. Harezm. Çağ. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. ‘damağın arka tarafı ve gırtlak’. Orta-Oğz. TTü. Krh-Uyg. Bu şekilde *damγak sözünün ‘ağız’ anlamında kullanılması. Tuv. Ancak Oğuz grubu Türk lehçelerinde sözün anlam daralmasına uğrayarak ağız boşluğundaki kısımların kastedildiği ‘damak’ anlamına geldiği görülmektedir. Anlam Olayları Bakımından *damγak Tarihsel Türkl lehçelerinden günümüze *damγak görülmektedir (Tenişev 1997: 230): 1) ‘Damağın arka tarafı ve gırtlak’. Hakas. Orta-Uyg. tadı damağında 146 . Azb. Şor. TTü. ‘boğaz. Özb. 2) ‘Yemek. 3) ‘Coğrafî anlamda boğaz’. Azerbaycan Türkçesinde damag sözünün hem ‘damak’ hem de ‘ağız’ anlamında kullanıldığı görülür (ADĐL II: 27). ‘solungaçlar’.’ Tat. Osm. ‘yemek’. Karaim Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Bu sözün ‘obur’ anlamı ise metonimi yoluyla oluşturulmuş metaforik bir anlam olur. Orta-Kıp. Kumuk Tat. Başkurt Nogay Karakalpak Kır. Hakas. Bu anlamlar içerisinde Eski Türkçe ve Orta Türkçe dönemlerinde ve günümüz Türk lehçelerinin önemli bir kısmında görülen ‘damağın arka tarafı ve gırtlak’ anlamının sözün temel anlamı olduğunu söylemek mümkündür. Kumuk ‘obur’. Altay Özb. Yak. Uyg. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu şekilde metaforik ve metonimik yolla oluşturulmuş pek çok deyim görülür. Şor. Karaim ‘damak’. EUyg. Gag.3. Çağ. metonimi ortaya çıkarır. Karaim ‘boğaz’. Uyg. gırtlak’. Kır. Sözün coğrafî olarak ‘boğaz’ ve ‘akarsu kavşağı’ anlamları ise bütünüyle metaforik anlamdır. Diğer yandan *damγak sözünün ‘yemek’ anlamı da sözünün şu anlamları metonimik bir anlamdır.

*eŋek. 4. Meronim Olarak *damγak Anatomik olarak *damγak sözü *aγız sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *eiŋ. *eŋek.) ‘yemeği çok beğenmek’ deyimi de metonimik yolla oluşturulmuş bir deyimdir. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *aγız : *damγak *aγız : *damγak *çäŋä. *yayŋak : *damγak 147 . Diğer yandan *damγak sözü *çäŋä. *eiŋ.kal. *yayŋak sözlerinin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. damak eteği ‘damağın kemiksiz ve yumuşak olan arka bölümü’ sözleri *damγak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. yumuşak damak ‘damağın boğaza yakın bölümü’ (TS: 2472). Türkiye Türkçesinde kullanılan ön damak ‘damağın ön bölümü’ (TS: 1731).(Gag.

*kekirtek ve *öŋeç/öŋüç sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. xiv. semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz. boāaz (MŞ: 9). BEL. boguz ‘boğaz’ (DLT IV: 99). KB 993).2. BĐLEK. SIRT. ENSE. boğa:z (KĐ 33). insanın vücudunun beden kısmındaki organlarının etimolojik. *boγaz (Tenişev 1997: 230). yy. larynx. BALDIR. xiii-xiv. Proto-Oguz *boγaz. boā(u)z ‘boğaz. damak’ (KTS: 260).1. Đng. tamaú ‘boğaz. boā(u)z (NF III: 74). boāaz (NF III: 73). boğuz.: xv. yy.1. BOYUN. TOPUK. Doğu Tü. fauces. *bokurdak. bogaz.ç. xiv. Krh. Harezm ç. boğuz (DLT I 364). 2. GÖĞÜS. EL. boāaz (EM: 116). DĐRSEK. TIRNAK. boāaz. ketelük ‘boğaz’ (KTS: 141). BACAK. 2. throat. tamaā. KOL.2 Beden Kısmındaki Organlar Bu bölümde biz. büker (KTS: 39). MKıp. boğuz (DLT I 364. hançere’ (KTS: 90). òalú ‘boğaz. AYAK.: xi. unaş ‘boğaz’ (KTS: 293). boğzı (Ton 8). boğaz 148 Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki . AYA.2. yy. TABAN. uŋaç. OMUZ. EKLEM. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BOĞAZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *boγaz.2. BEDEN. OMURGA. boāuz (CH I: 168). leksikal. Bud. KÜREK. şu kavramları içine alacak: BOĞAZ. KökTü. EĞE. boğz (Sngl 136v 4). durumu aşağıdaki gibidir. EKıp. PARMAK. yy. yy. *boγaz Proto-Tü.1. viii. yy. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOĞAZ ‘boğaz’ Lat. boāaā. xiv. xv. bovaz (KTS: 33 . Đncelememiz. guttur. Proto-Ogur *boγaz. ùaālava ‘boğazın tavanı’ (KTS: 258). Batı Tü. KALÇA. Đslami ç. yy. DĐZ. yalın boğazı todmaz ‘onun yalnız boğazı doymaz’ (TT VI 14). BUT. boāar. yiyecek’ (KE II: 121). boğaz (CCum).Tü.35).

Yedirip içirme yükümü. -Ant. kursak 2. lığlığa ‘boğaz’ (*Erciş -Vn.. -Ank. – xix. gogan ‘gırtlak’ (Çamlıca *Karacabey -Brs. Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar.. boğaz’ (-Dz. -Ba. kaplarda ağza yakın dar bölüm 3.. bovartlak ‘gırtlak’ (Ilıcaköy. ümük boğaz.) (DS VII: 2432). -Çr. (mec..) (DS VI: 2198)..) (DS II: 731).) (DS VII: 2373). gurgura ‘gurtlak’ (Limasol Kıbrıs.) (DS IX: 3076). hançere’ (YTS: 141).) (DS VIII: 2743). gırtlak (TS: 2309). -Đç. hordela ‘gırtlak’ (Beşikdüzü *Vakfıkebir Tr. boğaz ‘boğaz’ (TTS I: 628). özek ‘gırtlak.. kertlek ‘gırtlak. -Dz.) (DS IX: 3229).) (DS IX: 3369). gagan. hörülük ‘gırtlak’ (*Silifke -Đç. keş ‘gırtlak’ (*Ulubey -Or.. -Đz.) (DS VIII: 2774). güğüm vb. boğaz ‘1. ömğrdek ‘gırtlak.) (DS VII: 2439). -Nğ.. höğürtlek.) Yeme içme 7. höttük ‘gırtlak’ (*Beypazarı Ank.. boāuz ‘boğaz’ (YTS: 36). (mec..) (DS VI: 1892). 149 .) ‘yemek borusu’ (Görece -Đz.. -Bo. imik. hombuk ‘boğaz’ Ne homburu büyük çocuk hiç doymak bilmiyor (Hamurcu *Đncesu -Ky. kimirtlek. keniz ‘gırtlak’ (-Mr. *Artova -To. gırtlak’ (Đğdecik ve Sancaklıboz köyleri -Mn. öyken düdüğü ‘nefes borusu’ (YTS: 170). boğurdak. kirtlik ‘gırtlak başı.) (DS VIII: 2774). Argıthan *Ilgın -Kn.: Güney-Batı (Oğuz): TTü..) (DS VIII: 2791)..) (DS VII: 2397). hombur.) (DS VII: 2374). hırtık ‘boğaz’ (*Kemaliye -Ezc. -To.) (DS VIII: 2758). ketlek ‘gırtlak’ (-Nğ. gırtlak çıkıntısı’ (-Ay. münük ‘boğaz. kömürtlek ‘gırtlak’ (-Çr.) (DS IX: 3258).. Ky.. boğurtlak. (coğ... hançere’ (-Ml. iaşe 5. yemek borusu’ (-Af. hümürtlek ‘gırtlak’ (-Dz.(DK II: 55). -Mn. Çifteler -Af.) (DS VII: 2410). hırtlak ‘gırtlak’ (-Isp.. -Đç. nünük ‘gırtlak.) Đki kara arasındaki dar deniz’ (TS 321). holkum ‘gırtlak’ (-Ba.. -Kü. yy.) (DS VIII: 2770). Modern Tü. -Mğ.. Şişe. -Ada. kıkırdak ‘gırtlak’ (Peşman *Daday -Ks. -Đç.) Yiyeceği içeceği sağlanan kimse 6. xiii. ömük. *Merzifon -Ama. hömürtlek.) (DS IX: 3334).) (DS VII: 2400).. -Çkl. Đki dağ arasında dar geçit 4. -Ba.. -Mğ..) (DS VII: 2436). -Kn..

boyun’ (-Dz. Karakalpak buvaz-ak. Teknin anlamlarda. boγuz. gıda borusunun ve nefes yollarının yer aldığı tarafı 2. (coğ. Trkm. cihazlarda boğaz’ (GS: 93). Daha çok ‘gırtlak.) Denizin iki kara arasındaki dar kısmı 8.) Boğaz 3. Azb. Değirmenin üst taşındaki delik 4..somak. nehirlerin baş tarafı. Batı Kıpçak şekillerinde ünlü ortasında -g.. soluk borusu’ anlamına gelen Eski Türkçe *öŋeç/öŋüç kelimesi de daha geniş anlamda ‘boğaz’ yerine geçmekte ve günümüzde birçok kuzeydoğu Türk lehçesinde varlığını sürdürmektedir (EDS 172). *boγaz Etimolojik Değerlendirmesi Eski Türkçede boğuz kelimesi günümüzde birçok lehçede varlığını sürdürmektedir. Şişe boğazı 5. Tat. damak (RLT: 71). Yüksek boğazlı kapların boynu’ (TDS: 101).. Damak 2. Ayakkabı ve çorabının ayağından yukarı kısmı 5. Başk. -Ant. Kaz. buγiz.) (DS X: 3662). (anat. Muhtelif kapların (şişelerin) ağızları ile gövdeleri arasındaki dar kısım 3.sesinin olmadığını ve bu tür 150 . somat ‘boğaz. sözün orijinal şeklinin boğuz (boğoz) olduğu ve sözdeki ikinci ünlünün çok kısa ve ünlü ile başlayan ek aldığında düştüğü ve Çağdaş Türk lehçelerinde ikinci ünsüzün /u/ veya /a/ dönüştüğü görüşündedir (EDS 322a). Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva bo:s (EDT 322a). -Mğ. boğaz (EDT 172b). bokurdak (RLT: 71). gırtlak.) Muayyen saz ustalarının icra sanatında kullandığı ve yalnız ona has olan perde ve müzikle ilgili ibareler’ (ADĐL I 295). buaz ‘1. Boğaz.) Boynun. boğaz ‘1. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk boγaz. -Đz. bo:sta:. Çuvaş: pır (Tenişev 1997: 231) 1. Derelerin.. Nogay boγaz. Özb. boγaz. gırtlak 2. -Ay. Kırg boγos. (müz. gırtlan ‘gırtlak’ (GS: 126). Gag. Nehrin boğazı 4. çay ağzı 6. Tenişev. Clauson. Güney-Doğu: YUyg. Đki dağ arasındaki dar geçit 7. boğaz ‘boğaz’ (ATS: 141). Tofa bo:s/boksu. (coğ. bogaz ‘1. Boynun ön tarafı 3. buaz (EDT 322a). buγaz.

kuşaklarında tabanca ve bıçak asılı. kaç boğazız evde. boğazını sıkan büyük öfke ile titreyerek başını çevirdi SFA-1 Millet boğaz derdinde sabah sabah HEA-1 Başından böyle bir olay geçmiş gibi. annemin sesi mi olduğunu bilmiyorum. boğor-la. 151 . boğazımdaki yumrunun ekmek mi. avuçlarımda hissettiğim cehennemle kurumuş. ağabeyim hangi birimize yetişsin TS 321 Her gün evde pişen türlü yemeklerin hiçbiri sensiz boğazımdan geçmiyor TS 321 Müfit. boğazım. HEA-3 Kalbim boğazımda atarak gözlerimi açtım. 2. ağlayarak mutfağa gitti. birden boğazına bir şey tıkandı ve sustu.örneklerin büyük ihtimalle Oğuz Türkçesinden alınmış olmasından kaynaklandığını belirterek. ve ãıāır ãuyın úatup yĆrlerise boāazdan úan gelmesin keser ā MŞ 9 anda úan çoāalur aòlÀù óarekete gelür çıbanlar ve şişler ve boāaz aārısı çoú ā olur MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi ā øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 boāaz aārısına ãuyıyla āarāara vĆrseler fÀyide Ćder ãafrÀyı keser ùaèÀm ā iştahÀsın getürür TTS I 628 Tilki ne kadar çevik ise bir gün boğazı ele verür TTS I 628 Az kaldı ki boğazı da ele vireyazdım TTS I 628 Bozup kapuyı girdi cümle gazi Tekür gaafil ele verdi bogazı TTS I 628 Boğaz deliği: hulkum. bitmişti... *boγaz Kullanım Alanı EM 116 . HEA-2 Hepsinin boğazından beline kadar fişekleri var. HEA-3 Sanki ağlasam. boğaz boğaza idim. inek çukuru: nûnan TS 321 Ses. bu alevlerini şakaklarımda. boğazımdaki katılığı eritsem ne olacaktı? HEA-5 Terler içinde azaplar ve ateşler içinde âdeta cinnetle pençe pençeye. HEA-5 Fakat ağzım. HEA-3 Ben. Doerfer. HEA-1 Boğazı kısıldı. *boγaz sözünün Halaç Türkçesinde bokuz şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25).‘boğazlamak’ örneğini göstermekle birlikte bu kelimenin Türkçeden Moğolcaya geçme ihtimalinin olduğunu da ifade etmiştir (1997: 231). boğazımda bir yumru vardı. Altay dillerindeki paraleller olarak genelde Moğ. HEA-3 Đçimde yenemediğim bir hüzün. ciğerlerde biriken havanın boğaza çarpması demektir TS 321 Yol üzerindeki derbentleri ve boğazları işgal ederek ordunun başında bunları takip ediyordu TS 321 Hayat zor anne.

bovaz. Kısasü’l Enbiya’da bu sözün ‘yiyecek’ anlamında metonimik olarak kullanıldığı dikkati çekmektedir. bir de terleteceğim. Gagauz Türkçesinde buaz şeklinde kullanılan söz ‘boğaz’ anlamına gelirken gırtlak. tamaú ‘boğaz. GÊmÊrbanunun boğazından yapışıb divara çırpdı ADĐL I 295 Durna bulağının dar şırranına söykÊnmiş balaca gırmızı sÊnÊyin boğazından çıhan ağappag su pıggıldayır ADĐL I 295 Deyirmanın boğazına ölü salsan. boğuz. buğaz. diyordu. 3.HEA-7 Küçük Raik'ın hıçkırığına boğazıma tıkanan ve karşı koyarak için bütün gücümü toplamaya mecbur olduğum bir hıçkırık karşılık verdi. UK 54 buvazdan ses ADĐL I 295 Gülnaz dartınıb onun ÊlindÊn çıhdı. hÊlÊ bir gözlÊ. koydum. hançere’ sözleriyle yakın anlamlı olarak kullanıldığı görülür. HDD TDS 102 Nursoltanın bogazı doldı. damak’. TNAS 88 Bogazı bogmasaŋ. boğa:z. buğuz. öŋüç. boāaā. uŋaç. Anlam Olayları Bakımından *boγaz Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak boğaz. zirÊk adam haggında) ADĐL I 295 SÊni o gara köpÊk ilÊ boğaz-boğaza bağladacağam. diri çıhar (çok diribaş. HEA-9 Rabianın boğazına zeytin döğdüm. tamaā. şekli yaygın olarak kullanılırken damak (RLT: 71). bo:s. Bu sözün tarihsel ve modern Türk lehçelerinde yer yer ketelük ‘boğaz’. unaş ‘boğaz’. bogaz düyäni yuwdar. boāaz. gırtlan sözü de yer yer ‘boğaz’ (GS: 126) anlamında da kullanılabilmektedir. buaz şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Kıpçak kaynaklarında da ‘halk’ anlamında metonimik kullanımları da görülmüştür. Diğer yandan genel olarak modern Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 231): 152 . sözüni dovam edipbilmedi TNAS 88 Bogazdan giren iki yaŋakdan görner. büker. TNAS 229 Jan bogazdan geler. sözü de yer yer aynı anlamda kullanılmaktadır. öŋeç. öyken düdüğü ‘nefes borusu’. ùaālava ‘boğazın tavanı’. kirtlik ‘gırtlak başı. ısıttım. boāar. Türkmen Türkçesinde bokurdak (RLT: 71). Yatarken ıhlamur içireceğim.

Kuzey-doğu ve Çuvaş lehçelerinde ses değişimleri ile karşımıza çıkmaktadır. Çağatay. Bu anlam da benzetme temeline dayandığı için metaforiktir. bunların Kuzey-doğu lehçelerinden alıntı olduğunu belirtmektedir. 4) ‘Evcil hayvanın yemi’. Kıp. Başkurt ve Nogay lehçelerinde bu kelimenin türevleri vardır ancak Tenişev. Bu anlam benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. Yerine göre *damγak sözü *boγaz sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimidir. Oğuz Türkçesinden alıntı olduğunu gösterdiği görüşündedir.1) ‘Boğaz. Tatar. Karakalpak ‘lamba camı’. Karluk. 4. TTü. (büğiz) ‘şişe boğazı’. Özb. *kekirtek. Uygur ve Türkiye Türkçelerinde bu anlamda ve Çuvaş Türkçesinde de ‘yiyici’ anlamında kullanılması metonimi meydana getirmektedir. *öŋeç/öŋüç sözleri *boγaz sözünün yine alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleri olur. Azb. akarsu kavşağı’. Karluk ‘boğaz’. Gag. Diğer yandan *bokurdak. ‘telli çağlının sapı’. Harezm. Meronim Olarak *boγaz Anatomik olarak baktığımızda *boγaz sözü. 2) ‘Bir nesnenin boğazı’. NESNE : PARÇA *boγaz : *damγak 153 . Çuvaş Türkçesi ve tüm Oğuz lehçelerinde ‘boğaz. *bo:yn sözünün alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimidir. Tenişev. gırtlak’. Kıpçak Türkçesinde ‘gırtlak’ için tamak da kullanılmaktadır. Oğuz. 3) ‘Coğrafya terimi olarak boğaz’. ve Güney-Kırgız ağızlarında bu terimin fonetiğinin. Karaim.

bokurdak ‘boğaz kıkırdağı.ALAN : MEKÂN *bo:yn : *boγaz *boγaz : *bokurdak. Proto-Ogur *bokurdak. *bokurdak Etimolojik Değerlendirmesi Bu söze Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkmen Türkçesinde rastlanmaktadır. Başk.‘boğaz.: xv. Tenişev. 2. gırtlak’.Tü. *bagzalgzğur ‘boğaz’. *öŋeç/öŋüç *boγaz : *damγak 2. boğurdak. boğaz üstündeki kıkırdak’. *bokurdak Proto-Tü.2. yy. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bokkur. Kalmık bahalzur. *bokurdak (Tenişev 1997: 231-232). yerel Kıpçak-Oğuz sözcüğü olduğunu belirterek en belirgin Altay paralellerine dikkat çekmiştir (1997: 232): Proto-Altay *baku.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Nogay bogırdak ‘boğaz’ (Tenişev 1997: 232) 1. *kekirtek. buú ‘gırtlak. *bokurdak Kullanım Alanı TTS I 634 Galsame boğazda boğurtlak başındaki yumruya denir. boğaz’ (EUTS: 51). Modern Tü. bagalzur.ç. Proto-Türkçe *bokur-dak ‘Âdem elması’. bokurdak. Bud. TTS I 634 Türkide boğurtlak ve Fariside nây-i gelû denir. Tat. bokurdak ‘boğaz. nefes borusu’. onuñ bokurdagı guradı 154 . Batı Tü. xiii. yy. boğurtlak (DS II 731). 137r6). Proto-Mançu-Tunguz *bukse ‘kıkırdak’. TDS 104 Dem alnanda. Proto-Oguz *bokurdak. *bokurdak sözcüğünün. boğurtlak ‘gırtlak. buğardak ‘boğaz. – xix. puğırtak ‘gırtlak’.1. Moğ. Doğu Tü. boğaz’ (TTS I 634). yy. şişe boğazı’ (TDS 104). xiv. boğardak (Sngl 136v11. tozan burna ve ve bokurdaga giryer TDS 104Đlli gızıñı eliñe alsana.2. Trkm.

boğardak. *bokurdak sözcüğünün *boγaz sözcüğü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi görevinde kullanıldığını görüyoruz. boğazdaki kıkırdak’ anlamı ile tespit etmiştir (1997: 232). bokurdak ve bokurdak şeklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. Anlam Olayları Bakımından *bokurdak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak buú. Oğuz sahalarında ‘gırtlak. boğurtlak. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *bokurdak *boγaz : *bokurdak 155 . Meronim Olarak *bokurdak Elimizdeki örneklerden *bokurdak sözcüğünün daha çok ‘gırtlak. 4. Tenişev. boğaz’ anlamında kullanıldığını görüyoruz.3. Kıpçak. Türkmen Türkçesinde bokurdak sözünün ‘şişe boğazı’ (TDS 104) anlamı metaforik kullanıma işaret etmektedir. boğaz’ gibi anlamlarının karşımıza çıkmakla birlikte günümüz Başkurt Türkçesinde ‘nefes borusu’ gibi bir anlam da dikkatimizi çekmektedir. boğaz. bokurdak. Eski Anadolu Türkçesinden aldığımız Galsame boğazda boğurtlak başındaki yumruya denir (TTS I 634) örneğinde. Ancak bazı lehçelerde bu sözün boğaz sözüyerine kullanımı metonimik olmaktadır. Eski Uygur. Çağatay. *bokurdak sözünü Türk lehçelerinin çoğunluğunda ‘âdem elması.

Nogay Türkçesindeki keŋirdevik ‘kıkırdak. *kekirtek Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Anlam Olayları Bakımından *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde bu sözün genel olarak kekirtek. kekirdevik ‘kıkırdak’ sözleri ve anlamları dikkat çekicidir. Tenişev. 2. soluk borusu’ (DD 2.1. Çağatay sahasında ‘yemek borusu’. Özb. Proto-Ogur *kekirtek. Kırg kekirtek ‘nefes borusu’. boğaz’ (KTS 163). úoúurdan ‘gırtlak’ (KTS 152).‘hayvan vücudunun ön tarafı’. nefes borusu’. Bu konuda. 603.2. nefes borusu’. nefes borusu’ (Tenişev 1997: 232) 1. ayrıca güneybatı Türk lehçelerinde gırtlak ‘gırtlak’ ve kıkırdak ‘kıkırdak’ sözlerinin *kekirtek sözünden geldiğini belirterek.2. *kekirtek Proto-Tü. kigirtäk ‘nefes borusu’. DS VI 1971). Karakalpak kegirdek ‘nefes borusu’. Kıpçak ve Oğuz sahalarında bu sözcüğün boğazın 156 .3. kikirdek. kekirdevik ‘kıkırdak’. ‘nefes borusu’. úurdan. Trkm. kirdelik. kıkırdak ‘gırtlak. *kekirtek (Tenişev 1997: 232). ‘boğaz. nefes borusu’ (TDS 374). Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. EKıp. kikrük. *kekirtek sözcüğünün şu Altay şekillere benzetmektedir (1997: 232): ProtoAltay *kenk-(rek/tirek): Proto-Türkçe (Oğuz) *kegrek ‘yumuşak eğeler. kekirdek. úurdan ‘hançere. gırtlak’. keŋirdek ve kakar şeklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. Güney-Doğu: YUyg. Başk. gırtak’. Anadolu ağızlarında ‘gırtlak. nefes borusu’ gibi anlamlara geldiğine işaret etmektedir (1997: 232). Nogay keŋirdevik ‘kıkırdak. kaburgalar. Proto-Oguz *kekirtek. gırtlak’ anlamları dikkat çekmektedir. Proto-Mançu-Tunguz *kenk-t. kigirläk ‘soluk borusu’. kekirdeğk ‘gırtlak. kekirdäk ‘nefes borusu. *kenk. Moğ.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kikrtäk.‘hayvan vücudunun ön tarafı’. keki(r)däk ‘nefes borusu. göğüs kafesi’. keŋirdek ‘nefes borusu’. Modern Tü. úoúurdan. Kaz. Çuvaş: kakar ‘borazan.

Proto-Oguz *öŋeç/öŋüç. kizil oŋaç ‘yemek borusu’. öŋöç ‘yemek 157 . gırtlak’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. öŋüç ağrığ igig ‘gırtlak hastalığı’ (U II 69.4).‘yemek ve sindirim sistemi’ anlamından daha çok ‘nefes ve solunum sistemleriyle’ ilgili anlamlarına rastlamaktayız. *öŋeç/öŋüç Proto-Tü. kızıl üŋäs ‘yemek borusu’. Kırg öŋgöç (EDT 172b). ‘boğaz. öŋöç ‘nefes borusu’ (R I 1204). Doğu Tü. *kekirtek sözcüğü. öŋgäç. gırtlak’ (EUTS: 151). 3. *öŋeç/öŋüç (Tenişev 1997: 233). yy.: xv. *boγaz sözcüğünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi görevindedir. Başk.4. Bu açıdan. Meronim Olarak *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *bokurdak sözcüğünün daha çok ‘nefes borusu’. ümäs ‘boynunun ön tarafı’. öneş (EDT 172b).2. Özb. üŋäs tamırı ‘boynundaki damar’. Bunların yanı sıra Çuvaş Türkçesinde görülen kakar sözcüğünün ‘borazan’ anlamı metaforiktir. üŋas ‘boynunun ön tarafı’. lehçe üŋäs.ç. öngüç ‘boğaz. Diğer yandan meronimideki geçişlilik açısından *bo:yn : *boγaz : *kekirtek sözleri. Bud. alan : mekân ilişkisi göstererek bir hiyerarşi oluşturur. öŋeş ‘yemek borusu’. Proto-Ogur *öŋeç/öŋüç. Modern Tü: Güney-Doğu: YUyg.Tü. Kaz. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *kekirtek *boγaz : *kekirtek 2. Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. öŋülük ‘kadınların boğaza taktıkları süs’ (R I 1206).1. üŋaç ‘yemek borusu’. öŋnäç ‘nefes boğazı’ (R I 1206).

‘boğaz. *öŋeç/öŋüç Kullanım Alanı U II 69. Anlam Olayları Bakımından *öŋeç/öŋüç Tarihsel Türk lehçelerinde ‘gırtlak. 2. ö:ş. üŋaç. öngüç. Hakas ögös ‘nefes boğazı’. öŋöç. öŋüs şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Tatar Türkçesinde hem üŋaç ‘yemek borusu’ hem öŋöç ‘nefes borusu’ gibi farklı anlamlarda kullanımına aynı metinde rastlamak mümkündür. Genel olarak sözcük. gırtlak. Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *öŋeç/öŋüç sözcüğü ile kurulmuş Eski Uygur sahasında ‘gırtlak hastalığı’ anlamına gelen öŋüç ağrığ igig ifadesinde 158 . nefes borusu. yemek borusu’ gibi anlamlarda kullanılmaktadır. *uŋ-ren ‘geyikte boğazın yan tarafında bir kas’. bas ‘boynunun iki tarafındaki kan damarları’ (Tenişev 1997: 233) 1. öŋgeç. Karakalpak öneş ‘yemek borusu’. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün büyük ihtimalle *öŋ ‘ön taraf’ kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birleşmesi ile meydana geldiğini düşünmektedir. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay öç ‘nefes boğazı’. Aynı zamanda Tenişev.borusu’. uŋne ‘göğüs kemiğin üst tarafı. Yakut öŋüs ‘ense kasları’. ös olarak sürdürmektedir (EDT 172b). Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak öŋüç.4 öŋüç ağrığ igig ‘gırtlak hastalığı’ 3. nefes borusu’ anlamlarında kullanılan *öŋeç/öŋüç sözcüğü günümüzde birkaç Kuzey-Doğu Türk Lehçesinde varlığını ö:ç. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün Altay dillerinden Proto-Mançu-Tunguz *uŋ-gun: Evenk unŋu ‘gökyüzü’. balığın ön yüzgeci’ şekilleri ile paralellik tespit etmektedir (1997: 233). *öŋeç/öŋüç Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.

Çağatay sahasında öŋülük ‘kadınların boğaza taktıkları süs’ anlamı da metonimiktir. Bu açıdan. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün *öŋ ‘ön taraf’ sözünden [-aç] küçültme ekinin birleşmesi ile meydana geldiği şeklindeki görüşü göz önüne alındığında Tarihsel olarak bu sözün *bo:yn sözünün de alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. yemek borusu. Meronim Olarak *öŋeç/öŋüç Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *öŋeç/öŋüç sözcüğünün ‘boğaz’. *öŋeç/öŋüç sözcüğü. *öŋeç/öŋüç *bo:yn : * öŋeç/öŋüç 159 . Tenişev. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün günümüz Türk lehçelerinde ‘gırtlak. Tenişev. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *öŋeç/öŋüç *boγaz : *bokurdak. Günümüz Yakut Türkçesinde öŋüs ‘ense kasları’. ‘gırtlak’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. öŋüs bas ‘boynunun iki tarafındaki kan damarları’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. nefes borusu ve boğazı’ anlamlarda kullanıldığını ve somut organ adları anlamları oluğundan dolayı fazla metaforik anlama rastlamadığını belirtmektedir (1997: 233). *boγaz sözcüğünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olmaktadır. 4.metonimik kullanım görülür. *kekirtek.

2. Boyun 2.2. boyun (Sngl 142v. yy. boyın (TT VIII G 66. Gag.2. Modern Tü. xiv. nergi ‘boyun’ (*Cide -Ks. Deve boynu denilen gerdanlık’ (TTS I 652). yy. boyun ‘1. U IV 38.) (DS IX: 3247). vücut’ (EUTS: 49). yy. Proto-Ogur *bo:yn.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. boyun ‘boyun. Azb.2. boyun (KĐ 37). Kefil 2. insan boynu. boyun (MŞ: 21). 286). boyn. çege ‘boyunun iki yanında bulunan damarlar’ (KTS: 47). xiii. boyın (EM: 116). yy. Bedenin başı bedenle 160 .) (DS IX: 3280). culuz ‘boyun’ (-Yz. ense. boy(u)n (KE II: 134).: xi. *bo:yn Proto-Tü. 2. Bud. boyun ‘1. omuz ‘boyun’ (Kumdanlı *Yaşvaç -Isp. EKıp. – xix. Kılıcın tatmağına de ‘kılıç boynı’ denir. -Kn. Testi.1. boyun ‘1. Doğu Tü. Krh. boğaz’ (-Nş.) (DS X: 3706). Proto-Oguz *bo:yn. boyun (CH I: 168). çıbık kemiği ‘boyun kemiği’ (Rumeli göçmenleri. Şişe boynu’ (GS 89). 27). *bo:yn (Tenişev 1997: 233-234). cervix Đng. yy.Tü. xiv. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BOYUN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bo:yn sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Harezm ç. Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi 2.) Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer 4. yy. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN ‘boyun’ Lat. boyun (DK II: 56). Bıçağınkine ‘biçek boynı’ derler’ (DLT III: 169).) (DS III: 1157).. süğsük ‘boyun.: xv. boynu ‘1. Üzeri’ (TS 338-339).) (DS III: 1014). neck. boyun ‘boyun’ (ATS: 148). xiv. boyun (KB 101. Bahçecik -Kc. Đslami ç. Bu organ adının karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.ç. yy. xv. boyun (CCum 63). 133). MKıp. şişe. Batı Tü.2. (coğ. güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım 3. boyın. boyun ‘boyun.

Proto-Mançu-Tunguz moŋoŋ < *mon-ğon. Cogapker’ (TDS 106-107). Yakut mo:y. Altay dillerindeki paraleller olarak Proto-Altay *moyn. *bo:yn sözünün tüm modern Türk lehçelerinde. moyın şeklini de tespit etmektedir (EDT 386b). üzerimizde. moin. Küyze. boyun. *bo:yn Kullanım Alanı EM 116 ger anı dögüp bala úatup yĆseler boyında olan òanÀzìr başını giderür TTS I 652 Bu yerde kurt ile yürü koyun. SUyg. Bulunma durum ekiyle: boynunda. Kaz. kayanın ve benzerinin tepesi ile eteği arasındaki kısım. eğer habbeniz giderse ben boyun TTS I 650 Birbirinin boynuna kol bıraktı bûse-kenar ittiler 161 . Kuzey-doğu (Sibirya): Altay moyun. 6. Kırg moyun. boyun (RLT: 212). Dağın. 2. Bedenin kafa ile gödenin birleştiği bölgesi 2. yapabilecek gücümüzde ve benzerleri’ (ADĐL I: 303-304).‘boyun’: Proto-Tü. yakası 4. Tofa moen. Başk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Bir şeyin boyuna sarılan kısmı. Özb. Moğ. *mun-dağa ‘at ensesi’ gibi sözcükleri de vermektedir (1997: 234). boynumuzda ve benzeri: üzerinde üzerimde. *bo:yn Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Tat. 4. Hakas moyın. Güney-Doğu: YUyg. moyın. boyun ‘1.birleştiren kısmı. boynumda. Doerfer. Tenişev. Karakalpak moyın. 2. 5. boyın. çüyşe yalı gap-gaçların azgının inçelyen yeri 3. Trkm. Çuvaş: may (Tenişev 1997: 234) 1. *bo:yn sözcüğünün yanı sıra tüm modern Türk lehçelerinde *boyunduruk gibi belirgin bir türevini de tespit etmekte. Arabaya ve kotana koşulan iki hayvan. Şor moyun. Kumuk boyun. *bo:yn sözünün Halaç Türkçesinde boyun şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). myjın. Nogay moyın. 3. Geyim-gecimin kelle giydirilen yeri. yapabilecek gücünde. yapabilecek gücümde. Elbisesin boğazı saran kısmı. boyun. muyın. moyın. Tuva moyun. Kuzey ve Kuzey-Doğu Türk Lehçeleri de dahil olmak üzere. *boyn. buyin.

boyun kırma. sakallı bir hoca. HEA-8 Gözlerini birdenbire açtı. yoksa omuzları mı pek düşüktü? Galiba hepsi biraz böyleydi. cübbesini sırtına toplamış. tepesi sivri siyah kalpağının yanlarından boynuna düşüyor. HEA-6 Sarıklı. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. şimdi artık Rauf babasının hiç gelmediğini. bir kolunu uyuz bir eşeğin boynuna atmış kulağına bir şeyler söylüyor gibi. HEA-8 Bu artistlerde ne var ki. Rauf babasından söz ederse nenesinin kendisine darıldığını anlattı. HEA-2 Sol kolu henüz beyaz bir sargı içinde. kollarını sıvamış. SFA-2 Kafası mı büyüktü. kolumda kalacaklar. dedi. sonra. boynuna sıkıştırdığı beyaz peçeteye sildi TS 338 Günahı söyleyenlerin boynuna. o arabacı amcanın boynu altında kalsın TS 338 Daha bir ay tutunamazlar. en büyük kadınları. Ferhunde'nin önünde boyun kırdı SFA-1 Üstünde tertemiz açık lacivert bir kostüm. açık mavi süt rengi idi. uzun. bunu kimseye söylersen. Karanlık dişleri vardı. HEA-4 Hanife yüzünü Mürsel'in arkasına sakladı. saçlarından sürüklüyorlar? 162 . ince boynu.TTS I 650 Ol mah-peyker urdu şahzadenin boynuna kol bıraktı. kolları herifin boynuna sımsıkı sarıldı. en haşin güzelleri büyülenmiş ve boyun eğmiş olarak. HEA-4 Bu bir kaza. HEA-7 Rauf babasının boynuna atıldıklarını. biraz açık yakasının üstünde boynu ve siyah kesik saçları ile solgun başı iki fil dişi bir statü gibi görünüyordu. beyaz. kaza ama. boyunlarını kırarlar deniliyordu TS 338 Çobanın hekim parasını. boynu mu uzundu. Zayıf. ilaç parasını boyunlarına aldılar TS 338 Hürrem Hakkı. sade benim değil. HEA-6 Beyaz saçları uzun. HEA-5 Boynunda halatla ölen Nâzımın intikamını alabilecek olan bu Hüsnü Paşaya ilk defa olarak kalbimde minnettarlık hissettim. yırtık kasketi. onun boynuna sarıldıkları zaman o Đhsan’ın atını tutan çocuğun yanında dalgın dalgın duruyor. Tanrım. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. birkaç bûse dudağında ve yüzünde kodu TTS I 650 Anın içün gelmişem işbu kızı ben Ele getürem işit bu dem sözü sen Velid dedi sen anı benim boynuma sal Saraya geldiler ikisi rehal TTS I 651 Bir işi güç ile kişinin boyunan saralar ol işi düzmek ve zabteylemek ana müy esser olmaz TTS I 651 Avrat eydür şatt’a ayruk girmegil Geçmege vü ömr boynun urmagıl TS 338 Ellerini bu defa. güzel parmakları. sarı kırmızı çizgili bir kıravat boynunda. HEA-1 Buraya göbek atma. derler ki bu iki genç birbirlerini küçükten beri sevmişler de öyle nişanlanmışlar TS 338 Hay. HEA-2 Bütün köy kadınları Ayşe’nin etrafını aldıkları. kirli. omuz titretme yaraşmaz. derinliklerinde hatırlamak istediği bir kızgınlıkla boynuma atılmak için çabalayan bir incelik vardı. senin de boynuna ip geçirirler. HEA-5 O kadar çözülmez ki onları toprak örtse onlar yine boynumda.

Kır. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar.. ADĐL I 304 onu däòi razı edin. Tuv. ADĐL I 303 . boynuna goyun ADĐL I 303 Elektrik çarhının boynuna dolaşan gayışın gäzäblä häräkäti. Kumuk Tat. yapyalnız sandalyede oturuyordu. baş eğme’. Anlam Olayları Bakımından *bo:yn Eski Uygur Türkçesi döneminde *bo:yn sözcüğünün hem ‘boyun’ anlamında hem de ‘ense’ gibi metaforik hem de ‘vücut’ gibi metonimik kullanımı dikkat çekicidir. belädän çıplak.şalık. yär-baş. Karahanlı Türkçesindeki ‘kılıç boynu’ anlamındaki kullanım da yaygın bir metafordur. Çuv. SUyg. SUyg. Çuv. Trkm. Yak. hemmäni boyun eder. TNAS 88 Boka batsan boyuŋ bilen. dogrı yeri nire diyen. Çuv.geniş arkalı. TNAS 129 Düyä ot (yandak) gerek bolsa. 163 . gurur’. boynunda tek taşlı pırlanta bir gerdanlık. ‘görev. Azb. Yak. Gag.diş muskalar UK 159 atmayeydı Tanas uygun gementi onun boynusuna GTA 144 [sU»lınα bıF mes»tεtSkç kα»Rα denı»zın bçjUn»dα] çU » α ADĐL I 303 Bynundan yapışmag. boğazı’ TTü. Krh. Gag. başında bir taç. Tenişev. 2) ‘Palanın koluna takıldığı kısım. TNAS 128 Düyä boynıŋ egri diyseler. mä’dän garovullarının fit säsäri. 4) Ruhsal metaforlar: TTü. Karakalpak Kaz. Kır. 3) Coğrafî metaforlar: Kumuk ‘vadi’. boynunı uzadar. TNAS 95 Çagalık .304 Ortadakı täpänin boynunda çoban dayanmışdı TDS 106 Boyunlarda yaglıcak. Uyg. boynularında asılı kemik . telli çalgının sapı’ Özb. 3. Altay Özb. incelediği kaynaklarda *bo:yn sözcüğünün asıl anlamın dışında birçok metaforik kullanımını da tespit etmiştir (1997: 234): 1) ‘Şişe veya kap boyunu. ‘Coğrafî anlamda burun’. UK 23 hepsi boynularında muska taşıyardılar UK 50 bugacılar da . Trkm. Özb.. Tuv. bir eycecik bir geñsi TDS 107 Boynı uzın çüyşe TNAS 52 Ayal-boyın. ‘kibirlilik. TNAS 313 Şembe jöhit boynuna. Kır.HEA-9 Kadın. Başkurt Özb.

*äiŋsä ‘ense’ 164 . Trkm. 4. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *bo:yn *boδ : *bo:yn *bo:yn : *sügsün ‘ense’.‘aşağılanmak’. Meronim Olarak *bo:yn Anatomik anlamında *bo:yn sözü. Azerbaycan Türkçesinde ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütunu ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116) anlamında kullanılan süysün sözü hayvan organ adları içerisinde bir meronim olmaktadır.5) Metonimi: Azb.‘isteyerek veya istemeyerek uymak. *boδ ‘beden’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. vecibe’. boyunduruk altına gir. boynun bükük olması ‘üzgün olmak. boyun borcu ‘yapılması gereken ödev. *yelkä ve *äiŋsä sözleri ‘ense’ anlamında kullanıldığında *bo:yn sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. *sıyn. katlanmak’. *gebde terimlerinin meronimi değildir. Diğer yandan *sügsün. Modern Türkiye Türkçesinde *bo:yn sözcüğünün boyun bük. ‘elbise yakası’.‘başkasının baskısı altında kalmak’ gibi deyimlerin arasında Gagavuz Türkçesinden boyun eğ. *sıynak. daralmak’ gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir. *yelkä ‘ense’.

süysün. sûsün. Bud. Proto-Ogur *sügsün. *sügsün Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Tenişev. *yelkä ve *äiŋsä sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.2. 1264. occiput. Clauson. nucha Đng.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.2.1257. tüm şekillerin fonetik açıdan *süksün şekline dayanması gerektiği düşüncesindedir. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE ‘ense’ Lat. Orta Kıpçak süksün. Ulç suni ‘yabani domuz ensesi’. Eski Uygur süskün. Azb. süsgün. Proto-Oguz *sügsün. Altay dillerinden şu örnekleri vermiştir: Evenk sulin ‘sırt. Oroç suli ‘ense’. sünsür şekillerinde de dikkat çekmiştir. xiv.3.Tü. süksün (KĐ 44). geyik.3. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. sünsür (DD 3.1. bu sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde süsgün şeklinde tespit ederek anlamını ‘arka. süsgün. sünsün. MKıp. Osmanlı sügsün şekillerini vererek Güneybatı Anadolu ağızlarındaki sügsün. nape. yy.2. süysün. kambur’. 1267. sügsün. süksün. 1269). omurganın başlangıç yeri’ olarak vermektedir (EDT 856a). *sügsün (Tenişev 1997: 234-235). sünsün.ç. Modern Tü. sünsüğü. Kuzeydoğu (Sibirya): Altay süksenek (Tenişev 1997: 234) 1. *sügsün Proto-Tü. Orok suli ‘at. süksün.olabilir (1997: 235). susun. 165 . 1259. süysün ‘Atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütünü ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116). Tenişev’e göre bu sözün Proto-Altay kökü *süg. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ENSE kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *sügsün. Tenişev. sünsüğü. ayı ensesi’. süskün (TT VII). kıç. susun. 2. sûsün.

boyun omurları’ (Anad. sünsür. sügsün. Proto-Oguz *yelkä. Altay ağızları) olduğunu söylemekte ve Eski Uygur Türkçesinde ‘omuz. yelke ‘hayvan yelesi.3. Proto-Türkçede asıl şeklin *eiŋse olduğunu kabul edip. omurga’ anlamlarını da ortaya çıkarmaktadır. *yelkä (Tenişev 1997: 236). omurga’ *bo:yn : *sügsün ‘ense’ 2. sünsüğü. süksenek şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Azerbaycan Türkçesin kaynaklarında ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütünü ile birleşen kısmı’ gibi hayvan anatomisi ile ilgili kullanımlara rastlanmaktadır.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. * bo:yn ‘boyun’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Modern Tü. insan ensesindeki 166 . Tenişev. Azb. *sügsün sözcüğünün günümüzdeki Türk lehçelerindeki şekillerinin ‘boynun arka tarafı. ense’ anlamına dayalı olduğunu ileri sürerek. *sügsün Kullanım Alanı ADĐL IV 116 [Köroğlu] Êlini atın süysünündÊn goyub sağrısına gÊdÊr çÊkdi. Meronim Olarak *sügsün Anatomik anlamda *sügsün sözü.2. sırtın üst kısmı. süksün. Anlam Olayları Bakımından *sügsün Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak süskün / süsgün. Proto-Ogur *yelkä. sünsün. *yelkä Proto-Tü. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *bo:yn : *sügsün ‘boyun omurları. süysün. Ê 3. (1997: 235): 4. *sügsün sözcüğünün asıl anlamının ise ‘boynun arka kısmı.2.2.

*yelkä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. arka. yelka ‘omuz’. ense derisi. Räsänen’in fikrine dayanarak *yelkä sözcüğünün *yayl ‘at ensesi’ sözcüğünden /-kä/ küçültme eki ile oluşturulduğunu düşünmektedir (1997: 236).tüyler. Karakalpak jelke ‘ense’. kavruklarını sallıyor sabırsızlıkla kaldırımları deşiyorlar. celke ‘ense’. Azb. Kaz. Çuvaş: çilki ‘yele’ (Tenişev 1997: 236) 1. Özb. birçok tarihsel ve modern Türk Lehçesinde ‘ense. ‘ense’ > ‘omuzlar arasındaki kısım’ > ‘omuzlar’ > ‘omuz’ şeklindeki bir anlam kaymasına bağlamaktadır (1997: 236). Kadın saçı 2. Tat. yĆlkĆ ‘ense. yelka ‘ense’. HEA-9 Kadının dışında arabanın atları yerleri deşiyor. dağın tepesi’ (DD 3: 1509). yele’. arka’. Nogay yelkä ‘ense’. Bunların dışında *yelkä. Đki doru at yelelerini. yelkä ‘1. 3. hayvan yelesi’ gibi anlamları ile görülmektedir. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kumuk yekle ‘ense’. *yelkä Kullanım Alanı HEA-9 Yalının önünde durdu. omuzun üst kısmı. Tenişev *yelkä sözcüğünün ‘omuz’ anlamının ortaya çıkmasını. Kırg jelke ‘ense. Karaçay-Malkar jelke. 167 . 2. yılke ‘ense ve omuzun bir kısmı’. Güney-Doğu: YUyg. jelke ‘ense’. insan ensesindeki tüyler. Başk. jilke ‘ense ve omuzun bir kısmı’. Anlam Olayları Bakımından *yelkä *yelkä sözcüğünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. At yelesi’ (ADĐL II 529). dağın tepesi. Bu sözün ‘boyundaki kirişler’ anlamında Orta Kıpçak sahasında yelge ve Türkiye Türkçesindeki yelke kullanımı dikkat çekicidir. yelelerini sallıyorlardı.

baş. süsün. Doğu Tü.... 18). Trkm.) (DS II: 748). oğur ‘ense. şele ‘ense’ (-Ant. -Gr. EKıp. -Ant. eŋse (RLT: 69). eŋse ‘1. Ćnsa. eñse (DK II: 105). ardınca ‘onun arkasında’ (Sngl 37r. * bo:yn ‘boyun’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Boyun 4. oturaò ‘insan ensesi’ (Bahçeli *Bor -Nğ.) (DS X: 3725). xv. II 47. eŋse (CH I: 150). süysün ‘ense. *äiŋsä Proto-Tü. eŋse ‘güç’. eŋse ‘arka’ (YTS: 83). -Ezm. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *bo:yn : *yelkä ‘boyundaki kirişler’ *bo:yn : *yelkä ‘ense. süğsün ‘ense’ (-Ba. I 247.3. Kaz. Harezm ç. eÆse (NF III: 124). Ćnsa ‘ense’. alında olan etbeni. arka’ (TS 714). Tat. Aziziye *Ereğli -Kn. Kellenin. eŋse (CCum 89). omuzlar arasındaki kısım. eŋse (KE II: 191). yy. ur’ (-Kıbrıs) (DS IX: 3271). iŋse ‘omuz’. Krh. ense’...4. Modern Tü.. Batı Tü. yy. Boynun arkası 2. ense ‘1. III 32-3. Proto-Ogur *äiŋsä.. 26). 3). GüneyDoğu: Özb.) (DS X: 3707).) (DS X: 3726). boyun kökü. art (Sngl 36v. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.2. Ćnse ‘boynun arka tarafı. Değirmenin direği dayandığı odun parçası’ (GS: 177). Meronim Olarak *yelkä Anatomik anlamda *yelkä sözü. süsgün ‘ense. iŋsä ‘ense’.) (DS IX: 3295). yy.. xiii.: xv. eŋse ‘arka’ (TTS III 1475). ensä ‘1. – xix. kelle kemiğin arka tarafı 2. ard (TTS I 33. Kumuk yeŋse ‘ense’.: xi. -Ada. omuz’ 2.) (DS X: 3757). xiv. -Đst. süksün.. Proto-Oguz *äiŋsä. yy. boyun’ (Aşağı Kayı *Tosya -Ks. Bir kişinin arka tarafı’ (TDS: 292). -Krş. 168 .: Güney-Batı (Oğuz): TTü. omuzun arkası’ (-Çkl. -Ank. boyun kütüğü ‘ense’ (Kızılköy -To. Đslami ç. yy.. IV 34-5). -Bil. *äiŋsä (Tenişev 1997: 236-237). art saç ‘ensedeki saç’ (DLT I 42. Đncirlik *Havze -Sm.3. At ensesi 3. Gag. Art. ĆnsĆ. Ense 2.

şakak ve ensesindeki saçlar beyazlanmağa başlamıştı. HEA-4 Bir kız başörtüsünü çekmiş. ince enseli. Räsänen’in *äiŋsä sözünün Fin. râbièakar ve bağèd mânasınadır ki art ve eŋse ve sonrarak ile tâbir olunur TS 714 Kendine geldiğinde. HEA-1 Arkasında tirşe bir sabahlık. seyircileri de enselerinden yakalayıp Beyoğlu kaldırımlarına fırlatırım.. solgun bir başak demeti gibi. HEA-8 Onun aşağı düşen. beyazlı. saçları sımsıkı ensesinde bir topuz. anlamlı ve ateşli bir anlayışla Rigoletto’yu çalıyordu. HEA-1 Tepesinin saçları dökülmüş. bol saçlarında o kadar uzak. *äiŋsä Kullanım Alanı TTS III 1475 Ardınca birkimse kodu ki kayış ile ardından eŋsere urudu giderken TTS III 1475 Ok meydanı eŋsesinde Levent Çiftliği nâm mahalde TTS III 1475 Dokuz mânası var. siyah saçlı zarif bir genç kız bir piyanoya eğilmiş. HEA-3 Yâlnız özel bir Đtalyan odasında kır saçlı. niska ‘boyun’ ile ilişkili olduğu fikrini aktarmakta ve bunun yanı sıra Altay dillerinden *p’aiŋsa: Proto-Türkçe *eiŋse ‘ense’. Karakalpak eŋse ‘kürek kemikleri arası. *äiŋsä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. boyun’ (Tenişev 1997: 237) 1. orta yaşlı bir kadın bir şey örüyor. acımaz bir güç var ki! HEA-9 Eğer kapitülâsyonlar olmasa. mızıkacıları da. ensesinde müthiş bir ağrı vardı TS 714 Saydığın üç iskelenin ensesindeki Đsmail Ağa'nın dükkânı. beyaz ensesinde toplanan. büyük bir gürültü ve birçok yanlış fakat. güç. Çuvaş: eŋse ‘ense. ensesine topuz yapmağa çalışıyor. saçlarını yakalamış. göz kamaştırıcı hatlı omuzlarında. Nogay Ćnse ‘kürek kemikleri arası’. kumral saçlarının döküldüğü ense çukuruna kenetlerdi SFA-1 Đri tayfa ensesini tokatlayarak: -Bu enseyi o paralarla yaptık Ali Çavuş.. lekesiz mermer teninde.. en emin emanetçi idi TS 714 Ellerini. 2. UK 50 da şansora dirişmek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 239 tutardı enselerinden TDS 292 Utulan eŋsesini gaşar 169 . Proto-Mançu-Tunguz *faisa > fisa ‘hayvan sırtının kürek kısmı’ gibi paralellerine dikkati çekmektedir (1997: 237-238).. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay Ćŋze ‘kambur’. Kırg Ćŋse ‘güç’. şişman. kuvvet’. HEA-3 Ensesinin kat kat olmuş etleri üstünde kısık bir boynun taşıdığı dört köşe bir kafa vardı.eŋseli ‘güçlü’.

ense’ anlamından gelmekte. Eski Türkçedeki ‘sırtın üst kısmı. görünüş.‘ısıtmak. kuvvet’. tedirgin etmek. güç’ anlamları ise Trkm. ‘sırtın üst kısmı’. Diğer yandan ‘sırt. Türkiye Türkçesinde kullanılan ense çukuru ‘ensede boyun hizasında bulunan çukurluk’ (TS: 715). ‘omuz’ anlamı ise ‘sırtın üst kısmı’ anlamından gelmektedir. Anlam Olayları Bakımından *äiŋsä Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *äiŋsä sözünün Osmanlı sahasında eŋse ‘arka’ anlamında. Kırgız Türkçesinde Ćŋse ‘güç’. sürekli çalıştırmak’. ensesine bin‘birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak’. 4. güç’ anlamlarının metonimik olduğunu ve ‘arka’ anlamının ise yön gösterme kavramı açısından metafor olduğunu söylemek mümkündür. Meronim Olarak *äiŋsä Anatomik anlamında *äiŋsä sözü. Şol vagt eñseden bir gövre etdi 3. Ona göre ‘sırt’ anlamı. ensesine yapışmak ‘yakalayıp sıkıştırmak’ gibi ilgi çekici kullanımları görmekteyiz. ‘boynun arka kısmı’ anlamlarının hangilerinin birincil hangilerinin ise ikincil anlam olduklarının tespitinin zor olduğunu belirtmiştir. Çağdaş Türk Lehçelerinde sık sık rastlanan ‘sırt. Tenişev. Karakalpak Türkçesinde eŋse ‘kürek kemikleri arası.TDS 292 Aylarıñ şatlıgna bilbil heñ etdi. vücut. kızgın duruma getirmek. *äiŋsä sözcüğünün ‘ense’. görünüş. arka. ense kökü ‘ensenin gövde ile birleştiği yer’ 170 . vücut. Kır. lehçelerinin yeni dönemine aittir (1997: 237). Modern Türkiye Türkçesinde ensesinde boza pişir. Altay Türkçesinde Ćŋze ‘kambur’ kullanımına rastlanmaktadır. Kazak Türkçesinde eŋseli ‘güçlü’. Karakalpak Kaz. güç. birini çok yüzmek. Nogay Türkçesinde Ćnse ‘kürek kemikleri arası’. * bo:yn ‘boyun’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir.

ALAN : MEKÂN *bo:yn : *äiŋsä Diğer yandan *yelkä sözcüğünün Orta Kıpçakçada yelge şekliyle ‘boyundaki kirişler’ anlamı Anadolu ağızlarında yelke ‘hayvan yelesi. insan ensesindeki tüyler’ anlamı itibarıyla *äiŋsä sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. 171 .(TS: 715) sözleri *äiŋsä sözcüğünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır.

Proto-Ogur *çĆkn. Proto-Oguz *çĆkn. çiğin ‘omuz. eski Türkçede kelimede asli ünsüz olduğuna işaret etmektedir. shoulder. çiyin ‘hem anatomik hem de ‘elbisenin omuzu’ anlamında rastlanmaktadır’ (ATS: 209). çan-çuram ‘beden’ (çuram ‘sırt’).2.4. Trkm. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. umerus.‘boynuna yakın göğüs kısmı’ (1997: 238-239). 172 . Oğuz lehçelerinde tonlu ünsüzler ve Çağatay lehçelerinde tonsuz ünsüzler.: xv. Güney-Doğu: SUyg. Proto-Altay *çeke. çekekte ‘gırtlak. Batı Tü. Muhtemel Altay paraleller: Moğ. Çuvaş: çan ‘beden’. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMUZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *çĆkn. cigin ‘omuz’. çikin ‘boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı’ (Sngl 220r22). – xix. çigin.1. Gaz. Urfa 102). ve *omuz sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.4. Modern Tü. yy. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ ‘omuz’ Lat. 353. *çĆkn Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. çen (DS III 1133). Azb. Evenk çeken.2. *ägn. *çĆkn (Tenişev 1997: 238). 163). yy. kaçan ‘sırt’ (Tenişev 1997: 238) 1. xiii. damak’. omuz başı’ (TTS II 911-913). egin (RLT: 157). *çĆkn Proto-Tü. çigin ‘dirsek ile boyundan kolun başladığı yere kadar olan kısım arasındaki yer. *çege-rei. çin (DD 1. çiyin ‘Bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı’ (ADĐL IV 434). Đng. Doğu Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Ed. eğin’ (TDS 747). 2. çiğn (Aks.2.

älini onun çiyninä goydu. çiğinine aldı TTS II 912 Kasap Hasan nam emret oğlanı. bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı. ADĐL IV 434 Tapdıg hurcunu götürüb çiyninä aşırdı TDS 747 Annagulı ecesiniñ çigninden tutdı 3. Ancak Türkmen Diliniñ Sözlüği’nde çigin sözü ‘dirsek ile gerden aralığı. boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı. eğin’ gibi anatomik anlamları görülür. Bu durumda aslında anlam farkı olan ve bir alt anlamlılık hiyerarşisi içinde yer alan bu kavramların yer yer bir birinin yerine de kullanıldığı görülür. ADĐL IV 434 Bir daha harabalığı közdän keçirdikdän sonra gocaya täräf dönüb. Bunun yanında Azerbaycan Türkçesinde çiyin sözünün ‘elbise omuzu’ anlamı metaforiktir.2. Tenişev. elin omuzdan dirseğe kadar kısmı’ temel anlamına dikkatimizi çekmiştir (1997: 238). iki omuz arası ’ (TDS 166) anlamına gelmektedir. eğin’ olarak (TDS 747) açıklanmıştır. revan yerinden çekici götürdü. Anlam Olayları Bakımından *çĆkn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *çĆkn sözcüğünün ‘omuz. *çĆkn Kullanım Alanı TTS II 911 Yüzünü kıbleye döndü. dirsek ile gerdanın aralığı. yukarı ucun aşağa. çiğininden ridasını aldı. oflak bıçağıyle sağ elinde ve çiğininde udru TTS II 912 Đki çiğininde bires kıl var idi Đçi taşı toptolu envâr idi ADĐL IV 434 Ağır bir sükutun gäsäbädä hökm sürdüyünü görän Lejläk çiynindäki beşaçılan tüfängini härläyib älinä aldı. omuz başı. ki kasap Haci Veli’nin şâkirdidir. Bunun yanı sıra yanı sıra gerden sözü ‘boyundan kolun başladığı yere kadar olan aralık. omuz. 173 . aşağa ucun yukarı kıldı TTS II 911 Çiğini ile kuvvet idüp gey katı Attı kalèadan aşağa bir atı TTS II 911 Sanasın her biri bir ejdehadır Çiğininde otura on bahadır TTS II 912 Andan ol çekice el urdu. boyun ile omuz arasındaki kısım. *çĆkn sözcüğünün Türkmen Türkçesine ‘el.

Ćgin. üst-baş 3.ç. Özb. eg(i)n (KE II: 179). Başk. üst. yy. Tat. Beden. xiv. iŋ. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. ‘omuz’ (KTS: 141). äyin-baş ‘Elbise. Onçaklı ulı bolmadık beyiklik. angın (EUTS: 16). Karaçay-Malkar imbaş. 1822. igin. iŋiva. SUyg. Meronim Olarak *çĆkn Anatomik anlamda *çĆkn sözü. in. egin (TTS: XIV yy’dan başlayarak). Batı Tü. *arka.4. Harezm ç. IV).2. *sıynak. iin. xiii. Ćginbaş. gerden 2. Boy bos. (KTS: 51). eğin/eyin ‘sırt. *gebde : *çĆkn *arka. e:nvoş. ketif <Ar. üst baş’ (ADĐL II 243). egin. arka’ (TTS III 1390). endam. *sıynak. çigin <Moğ. – xix. *sırt sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. Kumuk inbaş. Modern Tü. ekin (DLT). ängın (EUTS: 72).2.4. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *çĆkn *boδ : *çĆkn *sıyn. inbaş. äyin ‘1. sırt 2. Azb. Diğer yandan bu söz. yy. ıyıú (KTS: 103). Bud.Tü. Ćnvoş. egin (Sarıyev 2007: 9). şigin (KTS: 253). vücut 3. Arka. omuz (KTS: 205). yara (EUTS: 285 egin (TT VII). yy. Elbise. igen. Đslami ç. *sırt : *çĆkn 2. iŋbaş. 174 . Krh. Bedenin baş dışında tüm kısmı 2. Bütin gövre üsti.’ (TS 676). *boδ ‘vücut’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. VII 2510). yigin (KTS: 322). eŋin (U II. üst baş’ (ADĐL II 243). Trkm. eğin ‘1. Proto-Oguz *ägn. *sıyn. Güney-Doğu: YUyg. *ägn Proto-Tü. äŋiŋ. *ägn (Tenişev 1997: 239). EKıp. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Ćgin ‘Kolun omuza bağlandığı yer. depe’ (TDS 790). Ayrıca *çĆkn sözü.: GüneyBatı (Oğuz): TTü. eyin (DS V 1821.: xi. Proto-Ogur *ägn.

Yakut iĆn. iŋmen. başına papag ahtarır jnindä jnind ADĐL II 243 äjnindäki hämişälik iş patlarından başga bircä däst bayır-bacag patları var idi. Tenişev. Ćngil ‘omuz. eski metinlerde bu terimin sıfat yapma eki [-il] ile kullanıldığı belirtmektedir: EUyg. *ägn sözcüğünde Eski Türkçedeki /-gn-/ sesi. Ćn Ćt. Karakalpak iyin. eğil. insan omzunun ön tarafı’. Anad. kadın elbisesi’. Tuva Ćgin. eŋni. *ägn Kullanım Alanı TTS III 1390 Cebrail indi yere tuttu anı Eğnine giyürdü ol hülle donu TTS III 1390 Yine gökyüzü oldu anber-feşan Kara tonun eğnine aldı zaman TTS III 1390 Eğnimdeki demir tonu çiğinim kasar TTS III 1390 Ol vakıt ki Musa Tûr dağında başında keçe takya ve eğninde kilim giyerdi TTS III 1391 Mâlik eğnine bir ağır cebe giydi başına bir müzehhep ışık urundu TS 676 Büyüdüm çabuk / Entarim eğnime dar ADĐL II 243 äjninä yeni kostyum geymişdir ADĐL II 243 äjnind donu yoh. Yak. Kaz. 2. Özb. egne. Çuvaş: anpussi. iin. eŋil ‘omuz’. Moğ. Kırg iyin. Nogay iyin. ampussi (Tenişev 1997: 239) 1. äŋil ‘omuz’. Hakas inni. eŋnen‘omuzda taşımak’. *eğem ‘köprücük kemiği. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay iyin. 175 . iŋnen. *ägn Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. Harezm Ćŋil ‘omuz’. Yine Tenişev. elbise’. Çuvaş Türkçesinde ve Kıpçak lehçelerinde *ägn-baş ‘omuz’ şeklinin de yaygın olduğunu. buradan *kol-baş terimin asıl anlamının ‘omuz eklemi’ olup daha sonra *ägn terimine dönüşerek ‘omuz’ anlamına geldiğini varsaymaktadır ve şu Proto-Altay şekilleri vermektedir: *eğm Proto-Türkçe *ägn ‘omuz’. Kıpçak Türk lehçelerinde /-ŋ-/ ve Çuvaş lehçesinde /-n/ olarak karşımıza çıkmaktadır. igni. iin. Şor egini. Proto-Mançu-Tunguz *emu-ge ‘köprücük kemiği’ (1997: 240). iŋ. iŋmen. elbise.iŋbaş ‘omuz’. egil ‘sırt. Kuzey-doğu Türk lehçelerinde /-ŋŋ-/. eŋin.

TTü. Trkm. Krh. esbabıña bir seret TDS 790 Onuñ enginde gızıl donı. arka’ anlamları ile yer yer *çĆkn. dışında). Eski-Türkçe EUyg. boy. endam. beden. Anlam Olayları Bakımından *ägn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *ägn sözcüğünün ‘omuz. *ägn sözü. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. bedenin baş dışında tüm kısmı’ anlamları ile *sıyn. Oğz. *ägn sözü. ense’. Oğz. ‘omuz’ anlamı ile *sıyn. Azb. beden. endam. bedenin baş dışında tüm kısmı’ anlamları ile *sıyn. üst baş’ anlamlarındaki kullanımları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. *sıynak. *arka. ‘sırtın üst tarafı. *ägin sözünün äyin-baş (ADĐL II 243) şeklinde Azerbaycan ve eğinbaş (TDS 790) şeklinde de Türkmen Türkçesindeki ‘elbise. ‘omuz.ADĐL II 243 Bir iyirmi manat da uşagların vä Mehribanın äyin-başı götürär. ‘omuz. ‘insan vücudu’. arka’ anlamları ile *boδ ‘vücut’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimi olmasının yanı sıra ‘vücut. ‘elbise’. EKıp. *sıynak. 4. ‘vücut. Osm. Azb. 176 . beden. *gebde sözleri ile yer yer eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir. bedenin baş dışında tüm kısmı’ temel anatomik anlamları karşımıza çıkmaktadır.. sırt. Trkm. Orta-Uyg. sırt. endam. Kuzey-doğu (Yak. Eski-Osm. bilinde nagışlı gara yün guşagı 3. Anad. Özb. Eski ve Modern Türk kaynaklarındaki şu anlamlara dikkati çekmektedir (1997: 239): ‘omuz’.. Çağ. Meronim Olarak *ägn Anatomik anlamında *ägn sözü. Yak. *sırt sözleri ile de eş anlamlı olabilmektedir. Tenişev.-Uyg. Kıp. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. boy. sırt. vücut. *ägn sözü. arka. Karluk. *sıynak. TDS 790 Onuñ eginlerinde de pogonlar hem bardı TDS 790 Egniñe. boy. Harezm.

-Ama. – xix. -Es.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. omuz ‘omuz’ (GS 351). -Ezm. eg(i)n (NF III: 115).) (DS IV: 1332).) (DS III: 1253). gerden. xiii. omuz ‘1. çiğin başı’ (DLT I 77). yy. omuz başı’ (YTS: 56).2. dal.) (DS VII: 2363). Güney-Doğu: Özb.: xi.) (DS III: 1133). omuz ‘omuz’ (TTS VI 2983). (anat. *omuz (Tenişev 1997: 240). -Çkl.3. çigin ‘omuz.) (DS VIII: 2801). egin.. -Es. 2. çıŋ ‘omuz’ (Harput -El. omız. yy.) (DS VI: 1988). gemşin ‘omuz kemiği’ Ahmet'in gemşini kırılmış (Uğurlu *Ermenek -Kn. uşun ‘omuz başı. omuz (CH I: 170). çığır ‘omuz başı’ (-Af. çingil ‘omuz’ (Çardak *Göksun.) (DS III: 1228).. Şekeroba -Mr. -Ky. *omuz Proto-Tü. yy.) (DS III: 1178). Pazarören *Pınarbaşı -Ky. omuzbaşı. çığın.) ‘bacak’ Dingillerini uzatmış (-Brs. yy. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ (TS 1684).. imbaş ‘omuz’ (Başhöyük *Kadınhanı Kn. *Nizip -Gaz.. çoba ‘omuz’ (Erzin *Dörtyol -Hat. 177 . omuz (DK II: 236). *sıynak. *gebde : *ägn 2. Batı Tü. Gag.. kıltı ‘ense ile baş arasındaki yer.) (DS IV: 1504). çın. xv.. hıncık ‘omuzbaşı’ (*Sivrihisar -Es. çigin (DK II: 73). dingil ‘omuz’ (-Mr. Proto-Ogur *omuz. *gebde : *ägn *boδ : *ägn *sıyn. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. dalh ‘omuz. Bise -Kn. -Çr. -Bt. *sıynak. -Ur. hüppülüç ‘omuz’ (Afşar aşireti. xiv.4.NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *sıyn. eg(i)n (KE II: 179). Modern Tü.. Proto-Oguz *omuz. omuz.) (DS VII: 2451). Đslami ç. ümiz.) (DS III: 1208).) (DS VII: 2534)... cindal ‘omuz başı’ (-Ant. Egin-eşigin yakası ile eğinin aralığındaki bölgesi’ (TDS 487). çiğiz ‘omuz başı’ (Günlükbaşı *Fethiye -Mğ.. omuz ‘Boynun iki yanında. Krh. çen ‘omuz arası’ (Kadıköy -Ada.) (DS III: 1160).. Harezm ç.) (DS III: 977). kol’ (-Af. çiğinbaş.) Bedenin boyun ile kol arasındaki bölgesi. omuz’ (-Ur. Trkm.

HEA-2 Karagümrüklü işçi Đstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza. Tenişev’e göre. hayvan köprücük kemiği’ (1997: 240-241). Çuvaş: ämär (Tenişev 1997: 240) 1. omuz. *omuriğ. omurığ sözcüğünün doğrudan akraba olmadığını. Karaçay-Malkar omuz. Moğolca *muriğ sözcüğünden alıntı olduğunu iddia etmiştir. ömüldürük. yuva yapmağa hazırlanan çift kuşlar gibi. bu terimin türetim yoluna paralel olarak. omildirik. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay öjün (EDT 263b). yan yana. daha eski zamanlarda *omuz teriminin şu türevleri daha yaygın bir kullanımı olduğunu göstermektedir: Uyg. Proto-Altay *omur-: Proto-Türkçe *omuz ‘köprücük kemiği’. Âdeta omuz silkerek: -Pekâlâ. HEA-1 Her köşede. Moğ. ömüldürük ‘at omuzluğu’. yüz yüze geldiği bir gündü. *köŋül-dürük teriminde görüldüğü gibi. TS 1684 Kadifeye benzer dokumalı pahalı kumaştan paltolarını omuzlarına atmışlar SFA-2 Bu saat. HEA-2 Eti kanlı. HEA-3 Bakıyorum. Tuva öjün (EDT 263b). Özb. Tat. biçimli. zavallı kadınların bile erkek dizlerine şarap gibi döküldüğü saattir. dediler TTS VI 2983 Kütaf: Kimse ile yağrınlaşmak ve omuz uruşmak TS 1684 Başı omuzları içine çökmüş gibi idi TS 1684 Seni hizmetime alacağım. omildirik. en tahammülsüz felâketleri sabır ve metîn genç omuzlarında taşıyorlardı. 2.Kumuk omuz. *omuz teriminin Yunancadan alıntı olduğuna inanmamaktadır. vakayii en tabiî bir şeymiş gibi anlatıyor.‘göğsün üst tarafı. Aynı zamanda bu sözcüğün Türkmen Türkçesindeki omurağ. *omuz Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Kaz. 178 . Fevzi Paşanın omuzları dua eder gibi bütün bütün eğilmiş. Kır. sözcüğün aslının günümüz Türkçesinde. hovardaların kadın omuzlarına düştüğü. umıldırık. Başkurt ümildirik. biçimsiz sarı yorganı kaldırmış omuz. *omuz sözcüğünün Oğuz-Çuvaş bir arkaizm olduğunu düşünmekte ve Talât Tekinin aksine. dedim. omuz omuza oturan gençler. dedi. Tat. SFA-2 Bir tek omuz. *omuz Kullanım Alanı TTS VI 2983 Herkes bilmeyoruz deyip omuz sıktılar TTS VI 2983 Herkes omuz sıkup bilmeyoruz.

HEA-8 Talip Bey'in enli omuzlu.. UK 96 Araslanın omuzlarına. getirer o perdeciin ardına UK 169 uzun saçları omuzlarında. mavi gözleri. PSE 187 Hem onu bulduktansora sevineräk omuzları üstünä kor. Kumuk. 179 . tarihsel Türk lehçelerinde şu anlamları tespit etmiştir (1997: 240): ‘omuz’. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ anlamında kullanılmıştır. gözleri gülümsek TDS 487 Hoşgeldi gayış ancıgını omzundan asıp caya girdi TDS 487 Dayav yigindiñ şineliniñ omzunda ofitser pogonı bardı 3. Oğz. Karaim Karaçay-Malkar Özb. Gag. boynun iki yanında. büyük. destek olmak’.‘omuzu ile dayanmak. Özb. parlak yüzü i1e bu küçük adam arasında ne kadar çok ayrılık vardı! HEA-9 Boy uzun. Bu anlamlar arasında ‘elbise kolları’ anlamı metonimik yolla kazanılmış metaforik bir anlamdır. TTü. merdivenden aşağı götürdü. kalçalar bir erkek çocuk gibi dar. dostlarını hem komşularını yanına çaarın... omuzları renk renk kanatlı. HEA-9 O. HEA-5 Zaten bugünlerde Đstanbul’un bütün havasında artan tazyik ve tecessüsü âdeta omuzlarımda hissedecek bir hâl buluyordum. uzun sarışın siması. Anlam Olayları Bakımından *omuz Eski Türkçeden günümüze bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde *omuz sözü ‘omuz. ‘sırtın üst kısmı’. HEA-5 Enli omuzları üzerinde koyu. omuz omuza ‘birlikte olma’ gibi metaforik deyimler de kullanılmaktadır. Huriye'nin ellerini itti. iri vücutlu. bıyıklar uzun. hassas ve biraz müstehzi ve mütebessim gözüyle Nâzım meydana çıktı. ‘hayvan göğsünün altı’. ‘elbise kolları’. yüzleri en açık esmerden en u çikolata renkli melekler şarkı söylerler. başı önde. Çuv. Günümüz Türkiye Türkçesinde omuz öpüş. omuzlar geniş. HEA-4 Hasan.HEA-3 Adaleli omuzları üstünde kocaman âşık başının ateşli ve rüyalı siyah gözleri varmış. Tenişev.‘eşit derecede olmak’. HEA-7 Đkide birde başı ve omuzları o kadar hareketsiz. gözü hüzün içinde yavas yavaş hasırdakilere iltihak etti. kıvırcık kalpaklar başlarında. yanak omuzları kızıl. kemikleri omuz aşırı köpeklere aterlar UK 149 da sultan aleer onu omuzlarınnan. sessiz görünen beyazlı kadına uzun uzun bakıyordu. kovulmuş bir köpek gibi omuzları düşük. Hanife'nin omuzuna kolunu attı. Hem evä gelin. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 233 başında saçlar kısa. Orta-Kıp... omuz ver. Çağ. HEA-6 Ağaçların üstünde yahut dibinde elleri sazlı. gözler iki büyük mavi mine çiçeği gibi. ama halis insanın sırtına UK 146 koyun yaanılarını. ten ipek gibi yumuşak ve beyaz.

omuz eklemi ‘kol kemiğinin başını kürek kemiğinin yuva çukuruyla birleştiren eklem’ (TS: 1685) ifadeleri de *omuz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. Ayrıca *omuz sözcüğü *kol sözcüğü ile alan : mekân meronimik ilişkisini göstermektedir. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *omuz *boδ : *omuz *omuz : *kol 180 .4. *boδ ‘vücut’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Meronim Olarak *omuz Anatomik anlamında *omuz sözü. Günümüz Türkiye Türkçesi omuz başı ‘kol ile omzun birleştiği yer’ (TS: 1684).

kürek ‘1. yağrin (EDT 970a). Trkm. yaārın (NF III: 465).) Kürek’ (GS 302). yarın bulğansa: e:l bulğanu:r ‘kürek kemiğini düzensiz ise ülke de düzensizdir’ (DLT III 21). Kazma aleti olan kürek 2. fileke ‘kürek kemiği’ (Yendiğin *Ilgın -Kn. kürek kemiği. scapula.) (DS VIII: 2683). xv. Doğu Tü.ç. xiv. Krh. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KÜREK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yagrın sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. kürgek (KE II: 412). begiş ‘kürek’ (*Hekimhan -Ml. Kürek kemiği’ (TDS 404). *yagrın (Tenişev 1997: 242). Modern Tü. yağrın (Sngl 333r.2. Batı Tü. kebze (RLT: 102). – xix. 2.) (DS VI: 2193). 3-10). yy. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. sırtın yukarı kürek kısmı’ (TTS VI 4204).) (DS II: 597). yaranın başının ‘onun kürekleri ve baş’ (M III 8.Tü. arka. Harezm ç. Proto-Ogur *yagrın.5. 27). Kayık küreği 3. omuz’ (DK II 316). yy. yağrın ‘sırt. yarın ‘kürek kemiği.2.) (DS VIII: 2912). Güney-Doğu: Özb. Buğday toplamakta kullanılan kürek 2. *yagrın Proto-Tü. ùalu. iki kürek kemiği arası. katır kemiği ‘kürek kemiği’ (-Bt. kolun küreği ‘kürek kemiği’ (Şıhlar *Kızılcahamam -Ank. (anat. pilçe. Đslami ç. 2. shoulder-blade.: xi.1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.) (DS II: 607). yy. xiv. Đng. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK ‘kürek kemiği’ Lat. Proto-Oguz *yagrın. Enseden omurganın yan tarafı ile birleşen yerine kadar olan aralık. MKıp. yy. kürek ‘1.2. Bir çeşit kepçe 3. yağrın/yağırnı ‘sırt. ya:ğırnı ‘1. yy.) (DS V: 1864).: xv. yy. ùalı ‘kürek kemiği’ (YTS: 201). gulunç ‘kürek kemiklerinin arası’ (-Gaz. çiğin kemiği’ (DLT III: 21). xiii.5. Bir şeyin arka tarafı’ (TDS 835). Gag. Man. yağra:n (KĐ 95). belçe ‘kürek’ (Kerkük Türkleri -Ant. 181 .

2. Kırg jorun. *yagrın Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. eğerin veya semerin. geh bağrını Geh beli. Tenişev.. yawrın. kürekleri arasından deyip keçmişdi. yağırnısı yapı yalı. Karakalpak jaurın. Tuva çarın (EDT 970a). *yagrın Kullanım Alanı DLT III 21 yarın bulgansa el bulganur ‘kürek kemiği karışırsa vilayet karışır’ TTS VI 4204 Eğer bu fazla ziyadece olsa yağrını sovuk ola ve üşüye TTS VI 4204 Geh yüreğin ağrıtır. her edninde bir adam oturan yalı. Bu dönüşüm ilk bakıştan sıra dışı gelmektedir ancak Clauson. bel’ sözcüklerini yakın bulmaktadır (1997: 242). eğer çantası’ olup daha sonra Orta Türkçe döneminde ‘omuz’ anlamına gelmeye başlamıştır. jauırın. Hakas çarın. yuvrun. yeŋsesi bolsa gurt sokusı yalıdı. yarın. Yakut sarın.yağrin. jaurın. Başk. yavrun. hayvanın kürek kemiğine yakın durması sebebiyle *yagrın sözcüğünün ‘kürek’ anlamı kazandığını öne sürmektedir (EDT 905a). *yagrın sözcüğüne. *yagrın sözcüğünün temel anlamı ‘eğer. ADĐL III 129 Gülle arhasından. Çuvaş: çuram.. küräkläri arasından däyib keçmişdi TDS 835 Onuŋ baldırları ovlak meşiği yalı. yaurın. jawrın (EDT 970a). Kaz. 182 . Nogay yavrın. Proto-Altay *dağrem: Proto-Türkçe *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ ve Proto-Mançu-Tunguz *darma ‘hayvanın sırtı. SUyg. çarın. kürekleri ADĐL III: 129 güllä aròasından. çoram (Tenişev 1997: 242) 1. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. geh göğsü vü geh yağrını TTS VI 4204 Geçti belden çıktı bu gez yağrına Omzaşur her ne gelürse uğruna TTS VI 4204 Eğer yağ ile iki yağrın arasına dürtüp ovsalar korkuyu gidere TTS VI 4204 Yağırnında kalkan elinde sünü Ata bindi hiç çalmadı üzenü TTS VI 4204 Şunun gibi uludur kim bir kulağından iki yağrını ortasındakin. Şor çarın. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay darın.

Clauson. yağrin.3. *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *sıynak. yawrın. darın. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilgisi gösteren meronimi olur. yavrun. sırtın yukarı kürek kısmı. çarın. *yagrın sözcüğü *boδ sözcüğünün alan : mekân ilgisi gösteren meronimidir. yaurın. Ancak Tenişev. *yagrın sözünün temel anlamının ‘sırtın kürek kısmı’ (1997: 242) olduğu görüşündedir. eğer çantası’ olduğu daha sonra Orta Türkçe döneminde ‘omuz’ anlamına gelmeye başladığı görüşündedir. semer’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. Anlam Olayları Bakımından *yagrın Tarihsel Türk Lehçelerinde *yagrın kelimesinin ‘kürek kemiği. *yagrın sözcüğünün temel anlamının ‘eğer. Aynı zamanda *yagrın sözcüğü *sıyn. çuram. yarın. Bu durumda ‘eğer. Bu sözün ‘bir şeyin arka tarafı’ anlamı ise metaforik anlamdır. 4. yavrın. sırt. Tarihsel ve modern Türk dili alanında jawrın. ya:ğırnı. *gebde : *yagrın *arka. jorun. *sırt : *yagrın 183 . Bu söz hayvan için kullanıldığında ise anlam metonimik olur. yağrin. iki kürek kemiği arası. jauırın. çoram şekillerinde görülen bu sözün ‘kürek kemiği kısmı. jaurın. jaurın. *sıynak. eğer. omuz’ anlamları temel anlamı olmalıdır. ALAN : MEKÂN *boδ : *yagrın *sıyn. yuvrun. sarın. eğer çantası’ anlamı metaforik olmaktadır. çarın. arka. Meronim Olarak *yagrın Anatomik anlamında *yagrın sözü. çarın. çarın.

2. úol (KE II: 367). āol (ATS: 184 . xiv. grup 11.6.2. Makinelerde tutup çevirmeye. Taraf. dana.: xv. Đslami ç.2. arú (KTS: 11). kol ‘1. Bud. Đtfaiye aracının hortumu 4. kısım. (anat. Giyside vücudun bu bölümünü saran parça 3. 10).6. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KOL kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *kol ve *kar sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. 2.: xi. kol (KĐ 73). divan vb. kol ‘1. cihet 2. şube. *kol Proto-Tü. Koltuk. Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri. Đnsan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm 2. Proto-Oguz *kol. kol (Sngl 289v. yy. MKıp. kolın sala ‘kollarını sallayarak’ (U II 24). ekip. úol ‘kol’ (KTS: 152). Harezm ç.Tü. *kol (Tenişev 1997: 244-245). Gag.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça 8. yan.1.) (DS VIII: 2613). kamat ‘kol’ Kamadından tutup vurdu yere (Aliköy *Çaycuma -Zn. dal (I). Dizi. El’ (TTS IV 2609). yy.) Koyun. düzen 13. Nehrin kolu 3. yy. Kol 2. xiii. (askerlik) Kanat 12. Azb. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. kol ‘kol’ (DLT III: 134). xiv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL ‘kol’ Lat. xv. òol (EUTS: 83). branş 9. upper arm. Proto-Ogur *kol. Krh.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. (denizcilik) Bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri’ (TS 1341). úol (EUTS: 180). Đş takımı. yy. Ağacın dalı’ (GS 275). Ağaçlarda gövdeden ayrılan kalın dal 6. Batı Tü. (tarih) Karakol 10. kol (CH I: 170). EKıp. kol ‘1. Đng. úol (NF III: 253). Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü 7. yy.ç. çekmeye yarayan ağaç veya metal parça 4. Doğu Tü. ko:l (DLT III 134). brachium. kuzu vb. Modern Tü. – xix. úol (DK II: 188). yy.de ön ayağın üst bölümü 5.

Elbisesin kola düşen ve kolu örten kısmı 4. kulbaş. go:l ‘çölde geniş çukur yer. Çuvaş: hul (Tenişev 1997: 244) 1. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Türk lehçelerinde sıkça rastlanan *kol-baş ‘omuz’ tamlamasına dikkati çekmiştir: Çuv. Yakut hol. cadde 7. ana hattan ayrılan kısım. kul. Ağaç budağı 5. Đnsan bedeninin. düzlük’ (TDS 177). önder’ anlamında gelen söz. kol. egin (RLT: 157). *kol kökünden kol > kol-a. Esas bir şeyden. 615a). Hakas hol. Tenişev. SUyg. Karaçay-Malkar kol. Đmza. 2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kol. Dal’ (TDS 177). Başkurt kulbaş ‘omuz’. kol. kol. Kumuk kol.>kola-vuz ekiyle meydana getirilmektedir. kul. Başk. çigin.534). *kol Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *kol sözcüğü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde ‘kol’ anlamında karşımıza çıkmaktadır (EDT 614b. kol. kol. kul. Karakalpak kol. kol. Kırg kol. Ona göre Bizans kaynaklarında geçen batı Kıpçak sahasından κολοβρος/κουλουβρος (kolovros/kuluvros) olarak geçene Türkçe ‘kılavuz. omuz başından parmakların ıcına kadar olan uzuvlardan her biri 2. Tat. Özb. Taraf. semt. Đmza 8. (Menges 1951: 90. Tofa kol. bölüm. gol ‘1. hulpuççu. Kaz. Şor kol. Nogay kol. çalışmasında kılavuz sözünün etimolojisine yer vermektedir. Mançu ulhi gibi Altay dillerinden örnekleri ile yakınlık göstermektedir (1997: 245). GüneyDoğu: YUyg. Atın ön ayaklarından her biri 3. gol ‘1. kol. Tat. kul. 185 . Tuva hol. Menges. Bazı aletlerde ve cihazlarda hareketi nizama salan ve başka görevleri gören kola benzeyen kısım’ (ADĐL I 539). Trkm. Ayrıca *kol sözcüğü Proto-Mançu-Tunguz *hul-kse ‘elbise kolu’: Evenk üksĆ. 96). hat 6. 3. Bedenin eğinden (omuzdan) elin parmaklarına kadar olan kısım.

sağa sola.. ortancalı yerden yapma şirin bir binaya doğru yürüdü.. öldü deyü beni bırakmış. kolu kurusun kolundan birkaç zahim yidim. cübbesini sırtına toplamış. Rahatça eğlenebilirlerdi. Yahya-yeyi Bermeki budur dedi. bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde. HEA-2 -Bir şey yok hemşerim. Gerü dua ettim kolun örtüm. Ben çadırıma gidiyorum. TS 1341 Sade çocuğuna değil. kalça kalçaya bir Rüfâî ayini içindeymiş gibi. yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor. *kol sözünün Halaç Türkçesinde kul şeklinde tespit etmiştir ve gerçek şeklin ko:l da olabileceğini belirtmiştir (Doerfer 1970: 26). SFA-1 Kolunda kuvvet kaldıkça elini neye sürse güzel eyledi durdu. HEA-4 Macit kollarını Hanife'ye sardı. SFA-2 Bembeyaz kolları adeleli idi. kollarında odun parçaları ve dallarla girip çıkıyor. sakallı bir hoca. ince parmaklı ellerini kazmanın sapına dayayıp durdu. düşmüşüm TS 1341 Kara yağız oğlan yalandan gözlerinin yaşını pembe mintanının kollarına siliyordu TS 1341 Lakin böyle kardan yolların örtüldüğü bu gecede. 2. TTS IV 2609 Bir kimseye sordum: Bu kimdir dedim. HEA-6 Sarıklı. bir kolunu uyuz bir eşeğin boynuna atmış kulağına bir şeyler söylüyor gibi. öne arka ya bir sallantı başladı. HEA-3 Her ikiz kuzuyu sıcak kolları arasında kendi yavrusu gibi nasıl sevmiş.. ateşi canlandırıyor ve kara duman durmadan soluk beyazlığa akıyordu. eşine de kol kanat gerer. TS 1341 Öteki koldaki iki hamlacıdan birisi acınacak bir zayıflıktaydı TS 1341 Beni kollarının arasına alıyor. hepsini biliyorum. Bana sargılarla doktoru gönderin.Doerfer. kardeşinin başını kale kadar kuvvetli omuzuna dayadı. ona da analık eder SFA-1 Hususî otomobilin sahibinin koluna girerek önü glayyöllü. HEA-4 Mürsel. kanım çok akmış. HEA-1 Kol kola. kolları omuzlara kadar açık. kollarını sıvamış. Uzun. HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı. koldan korku yoktu. KB 69 186 . saçlarımı okşuyor TS 1341 Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmış. *kol Kullanım Alanı yazı taà úır oprı töşendi yadıp itindi úolı úaşı kök al kedip KB 764 oúıdı kör ay toldıúa yol bu ay toldı kirdi úavuşturdı úol KB 4896 eşitti ilig aŋgar úıldı yol bu kirdi iligke úavuşturdı úol TTS IV 2609 Andan kol kaldırıp iki cânipten çalınan çeng-i harbîleri dindirip. döndü gitti TTS IV 2610 Gulâm beni bir ağaca berkitti. Uzaktan atılan bir kurşun kaza ile koluma dokundu. üstüne kırmızı bir kumaş yapıştırılmış büst gibi gösteriyor..

zayıf kolları. ADĐL I 539 Đzzät Ähmädin golundan yapışıb gätirib oturdu palaz üstä ki. bütün golu açıgda galmışdı. omuzun bir hafif kalkık. Kafa küçük. *kol sözcüğünün anlam olayların şu şekilde tasnif etmektedir (1997: 245): 187 . Türkiye Türkçesinde ‘giyside vücudun bu bölümünü saran parça’ anlamı bir metafordur. Anlam Olayları Bakımından *kol Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *kol sözcüğü genel olarak ‘insan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm’ veya ‘üst kol’ anlamlarında karşımıza çıkmaktadır. ADĐL I 539 Demiryol stansiyasından mä’dänä bir gol ayrılır. boğulan bir adamın can kurtaran simidine sarılışı gibi paşanın dizlerine sarıldı UK 50 kollarnı. oğlan rahatlansın. hazırlandım. birdenbire çarşaflı olarak. Hisar'a gidiyor ve beni de hazırlanmaya itiyordu. yanıma geldi. Birçok tarihsel ve modern Türk lehçelerinde var olan ‘ordu birliği’ anlamı ise dikkat çekicidir. ayaklarnı saurtmaa UK 132 lazım orayı çetin bir kol UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da. HEA-9 Boğazını yırtan hıçkırıklarla paşanın ayaklarına yığıldı. Temel anlamın organ adı olduğu düşünüldüğünde bu da benzetmeye dayalı bir metafor olarak dikkati çeker. Kalktım. ADĐL I 539 Sağ goldan isä öz vurulmuş tanklarının ardınca galhan bu piyada Muhtarov Dadaşın gäfil vä särrast atäşi altına düştü 3. alın geriye kaçık. koltuğun kolu. Tenişev.HEA-6 Sarışın bir sporcu. HEA-8 Yemekten sonra. Futbol şampiyonu tipi. ağacın dalı’ gibi anlamlar benzetme yoluyla metafor örnekleridir. duygulu vücuda sarılarak yatıştırmak için saçlarını okşamaya başladı. HEA-7 Kollarının altından yakalayarak fundalara doğru kaldırdım. Benzer şekilde ‘bir cihazın kolu. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 201 kolları kaviydi UK 213 dilber çeker onu aardına kolundan UK 220 kollarından da sürüdülär başka içerä ADĐL I 539 Telli sol bileyini közlerinin üstüne goymuş. gülerek kolumdan çekti. bu küçük. HEA-7 Benim elimde olmadan kolum. adaleleri mübalâğalı bir şekilde ceketinin kolları ardında oynuyor.

kol ve paçaları sıvamak ‘bir iş yapmayı güçlü bir biçimde. 2) ‘Kol’. omuzdan dirseğe olan kısım’. 7) ‘Hayvanın ön bacağı’. Yak. Uyg. Modern Türkiye Türkçesinde rastlanan kol gezmek ‘güvenlik amacıyla dolaşmak. (birine) kol kanat olmak ‘yardım etmek. isteklendirmek. 5) ‘Omuz’. Kuzey-batı (Malkar hariç). Meronim Olarak *kol Anatomik anlamında *kol sözü. Kaz. Özb. Karakalpak Kır. Kuzey-doğu: Tuv. Karaim. Kır. Trkm. aya’.1) ‘Kol. Orta-Uyg. Kır. Güney-doğu. Krh-Uyg. TTü. korumak. korumak. koluna kuvvet ‘iş yapan bir kimseye. EUyg. (kötü durum veya davranışlar için) çokça olmak’. Uyg. 6) ‘Koltuk altı’. Karaçay-Malkar. 3) ‘El. Çuv. kol uzatmak ‘yayılmak. kolları açmak ‘içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Tuv. *sıyn. Güneybatı SUyg. kolları arasına almak ‘kucaklamak’ koluna girmek ‘kolunu birinin koltuğu altından geçirmek’. Başkurt Nogay Kaz. 4) ‘El’. coşturmak için söylenir’ ve Gagauz Türkçesinden kolvermek ‘salıvermek’ kullanımları dikkat çeken metaforik deyimlerdir. Altay. Güney-doğu: Uyg. Krh-Uyg. yardım etmek’. Altay. himaye etmek’. Kıp. Azb. Şor. Orta-Uyg. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. Diğer yandan ‘insan vücudunda omuz başından 188 . Çağ.. Yak. TTü. Çağ. Tat. Hakas. Azb. ulaşmak’. *boδ. Çuv. isteki hazırlamak’. sevgisini ve dostluğunu göstermek. *sıynak. Tofa Hakas. 8) ‘Elbise kolu’. Güney-Doğu: Özb. kol vermek ‘destek olmak’. Harezm Orta-Kıp.. 4. Hal.

Koyun. 2. kari. *bilek. garı ‘1. Özb. *sıyn. Trkm. SUyg. karı. keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toynağının arasındaki kısım. harın. – xix. Krh. yy.parmak uçlarına kadar uzanan bölüm’ anlamı düşünüldüğünde *omuz. karuca. Dolayısıyla bu fiilin de bir tür ölçü ifade edebilmesi fikri akla gelebilir. Güney-Doğu: YUyg.2. *dırŋak 2. VIII: hkar). NESNE : PARÇA *boδ. *bilek. karı. xiii. *ärŋek.6. Başk. *ärŋek. *tirs(γ)ek. *älg. Nogay karı. *tirs(γ)ek. *çaykan. karı. Tofa kırı. EKıp. karı. *kar Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. *gebde : *kol *kol : *omuz.fiilinden geldiğini düşünmektedir (EDT 644b-645a). Tuva kırı. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar karı. *çaykan. kar. Bud. yy.: xv. Kırg karjilik. hura (Tenişev 1997: 246) 1. *ärŋek. *bilek. Çuvaş: hur. KB).2. kol’ (TTS IV 2323: XIV yy. kar (TT I. garı (ADĐL). *parŋak. Azb. karı. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay karı.). Batı Tü. karu ‘bazu. kara. *dırŋak ALAN : MEKÂN *kol : *omuz. Đslami ç. *dırŋak sözleri. *älg. Kaz.ç. Yakut harı. Proto-Ogur *kar. gari. karış sözünün *kar. hara. *parŋak. incik. garsı. harı. *sıynak. Tat. karı (DLT.Tü. *älg. *çaykan. kar. *parŋak. yy. karı (CCum).: xi. karu (Sngl). Proto-Oguz *kar. Şor karı. *kar Proto-Tü. Karakalpak kar. kar. Doğu Tü. *kar (Tenişev 1997: 246-247). kara san. Clauson *kar 189 . kare.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Yarım kulaca denk gelen ölçü birimi’ (TDS 152). jaya elik. *tirs(γ)ek. *kol sözcünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. Modern Tü.

Tenişev. Anlam Olayları Bakımından *kar Tenişev’e göre *kar sözcüğü ‘kolun üst kısmı’. el’. Türkmen Türkçesindeki *karı sözü.247). dirsek ile omuz arasında olan kısım’. ‘karış. 2. Türkmen Türkçesinde bu sözün özellikle hayvanlar için kullanılmasına rağmen Tenişev. ‘omuz ile dirsek arasnda olan kısım’. tarihsel dönemlerdeki anlamları arasında bunu belirtmemiştir. Yine Tenişev’e göre ‘kol’ ve ‘kolun üst kısmı’ gibi anlamlar Çağatay ve Eski Anadolu Türkçesi kaynaklarında belirgin bir şekilde geçmektedir. Tenişev’e göre. ‘önkol’ anlamlar asıl sayılmakta. dirsek ile el arasında olan kısım’. ‘önkol. ‘el’. harı sözü. Moğolcadan alıntıdır.köklü terimler ise ‘önkol’ anlamından meydana gelmekte ve Orta Asya kültür varlığı içinde gelişmektedir. *gar ‘kol. Moğ. Türkmen ağızlarında karı şeklinde de geçmektedir. Bu sözün Altay dillerindeki karşılıklarını Tenişev şu şekilde vermiştir: Proto-Altay *gar: Proto-Türk *Kar ‘kol. Mançu gala < *ŋala ‘el’ (1997: 246 .sözü ile *kar. Ayrıca 190 . kare. Evenk kari. kar ‘dirsek kemiği’ sözünde alıntıdır. Bu sözün ‘ölçü birimi’anlamı metonimik olur. ‘kolun omuz kısmı’. *kar Kullanım Alanı TTS IV 2323 Zülfeyni ile karularım bağlamışam ben Ben ana feda bu ola karum niderem bene TTS IV 2323 Karusundan ağ ellerin bağladılar TTS IV 2324 Eğ ellerim karısından bağlattın mı? TTS IV 2324 Çomağı omuzuna bıraktı. yayı karusuna geçirdi 3.fiilini ilişkilendirmektedir. Yak. Çuvaş Türkçesindeki hura ‘2 metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü’ anlamı çok erken alıntı olarak görmektedir (1997: 246). ölçü birimi olan *kar. ‘omuz ile dirsek arasında olan kısım’. uzunluk ölçü birimi’ gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Türkmen Türkçesinin standart türündeki garı sözü.

Trkm. Meronim Olarak *kar Anatomik anlamında *kar sözü. *ärŋek. *parŋak.*karı sözünün ‘güç. Tat. Ancak tarihsel kaynaklarda yer yer ‘el’ anlamı da görülmektedir. *sıynak. *älg.) anlamları düşünüldüğünde *kar sözü *kol sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren bir meronimi olur. *sıyn. *ärŋek. dirsek ile el arasında olan kısım’ veya ‘üst kol’ (EUyg. *dırŋak sözleri de *kar sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. omuz ile dirsek arasında olan kısım.) ve ‘alt kol’ (Yak. *parŋak. Altay Özb. *älg. Kır. *dırŋak 191 . *boδ. *sıynak. NESNE : PARÇA *boδ. 4. kuvvet’. Osm. Diğer yandan ‘kolun üst kısmı. kuvvet’ anlamında metaforik kullanımına da rastlanmaktadır: Çağ. Azb. *älg. *dırŋak ALAN : MEKÂN *kol : *kar *kar : *bilek. TTü. *gebde : *kar *kar : *bilek. karı ‘güç. Bu anlamda ise *bilek. *sıyn. *parŋak. önkol. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. Yak. *ärŋek. garıŋa dayanmak ‘kendi gücüne dayanmak’.

çaāanaú (KTS: 45). Kol ile ön kol arasındaki eklemin arka yanı 2. articulatio cubitus Đng. yy.) (DS VII: 2539). Uzunluk ölçüm birimi’ (GS 148). çıúanaú (KTS: 50). nehrin dönüşü 3. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.Tü. Modern Tü. çınaçık ‘dirsek’ (Karaöay aşireti. cağ kemiği ‘dirsek kemiği’ (Çepni *Gemerek -Sv. Krh. Đslami ç. elbow.: xi. Dirsek 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐRSEK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *tirs(γ)ek ve *çaykan sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.2. kol’ (KTS: 128). Proto-Oguz *tirs(γ)ek.ç. dirsäk ‘1. yy. Proto-Ogur *tirs(γ)ek. makas’ (TS 599).) (DS III: 1179). Đki ve daha çok hisseden ibaret olan bir şeyin köşe şeklinde birleşen 192 . Boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası 4.2. tirsäk (U III). dirsek (CH I: 176). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DĐRSEK ‘dirsek’ Lat. cağ. dirsek ‘1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Nehrin dirseği. titak ‘dirsek’ Titakımı kötü çarptım (*Şavşat ve köyleri -Ar.7. 2. Kol ile bilek arasında olan bükümün çıkık kısmı 2. tirsek (KE II: 637).2. tirsek (NF III: 428). (mimarlık) Bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. xiv. çına. çıāanaú (KTS: 49).) (DS III: 845). *tirs(γ)ek (Tenişev 1997: 247).) (DS X: 3941). Gag. Azb. incik kemiği ‘dirsek kemiği’ (Şıhlar *Kızılcahamam -Ank. *tirs(γ)ek Proto-Tü. øidaè ‘dirsek kemiği’ (KTS: 337). xv. dirsek (KTS: 62). yy. Giysi kolunda bu organa denk gelen bölüm 3. tirsgek ‘dirsek’ (DLT III: 424). Harezm ç. EKıp.7. Bud. dirsek (ATS: 291). úarı ‘dirsek kemiği. Batı Tü. dirsek ‘1.1.

Trkm. tirsek. destek. *tirs(γ)ek sözcüğünün Proto-Türkçe *tirs(ğ)äk ‘hayvan dirseği’. trsek.çıkıntısı. Doerfer. tirsek (RLT: 102). Kaz. Proto-Mançu-Tunguz *tigza-ki ‘kol kasları. ancak bazı kuzeydoğu ve kuzey lehçelerinde ‘diz’ anlamına. çasa (Tenişev 1997: 247). Karakalpak tirsek. *tirs(γ)ek Kullanım Alanı TS 599 Dirseği yırtık neftî bir örme ceket giymiş. Türk lehçelerinde ‘dirsek’ anlamında kullanılmakta. 2. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk tırsek. TS 599 Bu iki boruyu bir dirsekle birbirine bağlamalı TS 599 Elini oturduğu koltuğun dirsek yerine vurunca ben kalktım TS 599 Bugünlerde size dirsek çevirmişler. sebebini biliyor musunuz? TS 599 Dirsek çürütüp emek verdiği kitapları. *tirs(γ)ek sözcüğünün açık bir etimolojisi yoktur. ağaç ve benzeri. bogun (RLT: 194). tirsek ‘1. göz kapağında çıkan sivilce’ anlamına da gelmektedir. trsay. Güney-Doğu: Özb. Çuvaş: çavsa. *tirs(γ)ek sözünün Halaç Türkçesinde tirsäk şeklinde tespit etmiş fakat doğru şeklin ti:rsäk da olabileceğini belirtmiştir (Doerfer 1970: 26). bucak köşe 3. Kırg tirsek. can vermeden can bulunamayacağını ona hiç söylememişti TS 599 Bu meslekte senelerce dirsek çürüttüğüne göre kendisini gayet iyi anlayabilirdi 193 . Nogay tirsek. *tirs(γ)ek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. tirsak. baldır kasları’ gibi Altay dillerinden karşılıklarını tespit etmiştir (1997: 248-249). uzun bir şeyin eğilerek teşkil ettiği köşe şeklinde bükük. Başk. Kuzeydoğu (Sibirya): Hakas tirsek. trsag. Boruları birbirine bağlamak için eğri boru parçası’ (TDS 650). çavsavay. tersek. (anat. (EDT 553b). Tenişev. Tat. garı ‘önkol’ (Sarıyev 2007: 9). yıkılan bir şeyin altına vurulan paya.) Kolun omuz kemiği ile bilek kemiği bağlayan yer 2. trsey. dayanak’ (ADĐL II: 115). 1. bazılarında da ‘arpacık. Aşağı eğilen. tirsäk. terhek.

2) ‘dirsek. zili çalınan kapıyı açmağa gitti. helaya . Trkm. HEA-4 Huriye'nin dirseği ikinci defa böğrüne batınca dalgınlığı ve sersemliği geçer gibi oldu. Çuv. nehrin dirseği’ gibi anlamlar ise benzetme yoluyla metafor oluşturmaktadır. tirsgek. bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. Çağ. *tirs(γ)ek sözcüğünün Türk lehçelerinde şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 248): 1) ‘Dirsek’. EUyg. Tenişev.SFA-1 Daha dün dudaklarını. ADĐL II 115 Diyar kişi dirseyi ile avradına toòunub pıçıldadı. ADĐL II 115 Bä’zän Dilşad hanım üzügoylu uzanıb. borunun dirseği’. Özb. HEA-1 Her defasında dirsekleri havada. 3. aşağı. Tat. HEA-1 Omuzları havada. Bu sözün ‘giysi kolunda dirseğe denk gelen bölüm. Gag. soğuyup da gebereyim. arkasında kadından bir sürü uydu. Başkurt Nogay Kumuk Karakalpak Halaç. dirsäk şekillerinde görülen bu sözün ‘dirsek. SFA-2 Hayretle ona bakıyordum. tüylü kollarını. gözünü öpmüştüm. Şimdi kaçıyorsun benden. dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi TDS 650 Đki eñi tirsegine çenli çermelen Hazik tiz-tizden edim urup. Gag.hürsek. tirsek. boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası. dirseğini ağzına dayadı. HEA-4 Oturdu. Dirseklerini bacaklarına dayamış. dirsekleri kabarmış. soğuyayım istiyorsun. TTü. TNAS 97 Çaya tirsek. fakat dişlerini kıstı. Salar Tat. ekmek. TTü. elleri ille yüzünü kapamıştı. 194 . dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi ADĐL IV: 430 òanım masanın üstündän kitabı götürdü. dirsek kemiği’ anlamları temel anlamı olmalıdır. kavun kokan avucunu. yukarı gezindiğini gördüğüm vakit bir milyoner hacıağa karısı olduğunu sezmiştim. kaşar peyniri. kıssanmaç gelyerdi TDS 650 Yanıca tirsegini yassıksız ere goyup gışaran. memeni. 3) ‘elbise kolu dirseği’. Trkm. Anlam Olayları Bakımından *tirs(γ)ek Tarihsel ve modern Türk dili alanında tirsäk. gözleri dalgın. Azb. Azb. şeftali. ağzının. Özb. kirli dirseğini. dirsek.

Hakas. Kır. 195 . Ancak Nogay ve Karakalpak Türk lehçelerinde terimlerinin ikisi de aynı derecede kullanılmaktadır (1997: 248). Tenişev. 8) ‘işaret parmağın birinci ve ikinci eklemi arasındaki uzunluk’ Hakas. ‘ölçü birimi olarak dirsek’ anlamı bazı Türk lehçelerinde ‘dirsek’ anlamdan türemiştir. Genel olarak ‘dirsek’ > ‘dirsek ölçü birimi’ gibi gelişmeler Türk lehçelerinde yaygın değildir. ‘Elbise kolu dirseği. Trkm. Bu şekilde anlam aktarımının sebebi hareket etme görevini taşıyan topuk ve diz kirişlerinin benzerliği de olabilir.) anlamları ise metonimiktir. Tenişev. nesnelerin dirseği. Bunlardan Tenişev’e göre. Gag. Tat. 7) ‘topuk kirişi’. 5) ‘ölçü birimi olarak dirsek’. Kırgız Türkçesindeki ‘topuk kirişi’ anlamı büyük ihtimalle ‘hayvanın arka bacağın dizisi’ anlamından türemiştir. ölçü birimi’ (Çuv. Çuv. ‘hayvanın arka bacağı dizi’. Türk lehçelerinde bu sözün anlamlarının güney ve batı lehçelerine göre iki gruba ayrıldığını belirtir: *çaykanak ‘dirsek’ terimi olmayan Türk lehçelerinde *tir(ğ)ek terimi ‘dirsek’ anlamında kullanılmaktadır. nehrin dönüş yeri’ anlamları metaforiktir. Gag. ve Çuv.4) ‘kol kemiği’ (DLT). Tat. TTü. Bu sözün tarihsel ve modern lehçelerdeki anlamları içerisinde ‘boru vb. 6) ‘hayvanın arka bacağın dizisi’. dayanak.. Türkçelerine bu kullanımın Hint-Avrupa dillerinin etkisiyle girmiş olabileceğini de belirtmektedir. Salar ‘diz’.

: xv. Şor şaganak.2. *siŋök. şıganak ‘körfez’. Đşlevinde de önemli rol oynamasından dolayı *tirs(γ)ek sözü. Tofa hsehenek ‘dirsek’ (Tenişev 1997: 249). Güney-Doğu: YUyg. jeynekmek ‘küçük zayıf (insan)’.2.7.4. nehir dönüş yeri’. *kar: *tirs(γ)ek *kol. Tuva ‘dirsek. jeynek ‘dirsek’. çekenek. *çaykan sözcüğünü Proto-Altay *ça(y)k-a-: Proto-Türkçe *çaykan. çaganak ‘dirsek. Özb. *kar: *tirs(γ)ek *tirs(γ)ek : *bogum.). burun (coğ. Nogay şıganak ‘dirsek. *çaykan (Tenişev 1997: 249). Karakalpak şıganak ‘dirsek’. *kemük sözlerinin nesne : madde ilişkisi içerisindeki holonimidir. *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. çığanak ‘dirsek.‘diz’. 1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay çağanak ‘dirsek’. önkol’ (Sngl). tsıganak.‘kol’ gibi şekillere dayandırmaktadır (1997: 249-250). 196 . Kırg çıkanak ‘dirsek. dağ çıkıntısı’. *kemük 2. ölçü birimi olarak dirsek’. dirsek eklemi’ (CCum). çıganak. Doğu Tü. Proto-Oguz *çaykan. *çaykan Proto-Tü. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *çaykan Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Proto-Mançu-Tunguz *çaha. çikenek ‘dirsek’. Proto-Ogur *çaykan. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *kol. yy. *bogum. *siŋök. *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. EKıp. Kaz. Hakas çıganah ‘dirsek’. Aynı zamanda *tirs(γ)ek sözü. Meronim Olarak *tirs(γ)ek Anatomik anlamında *tirs(γ)ek sözü.

*kar: *çaykan *çaykan : *bogum. *siŋök. *çaykan sözünün ‘ölçü birimi’ anlamında kullanımı metonimik bir kullanımdır. *bogum. *kemük sözlerinin nesne : madde ilişkisi içerisindeki holonimidir. şenek. *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. jeynek. Tenişev. *siŋök. *kar: *çaykan *kol. çikenek. çıkanak. dirsek eklemi. Uyg. Đşlevinde de önemli rol oynamasından dolayı *çaykan sözü. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *kol. şaganak. Bu sözün ‘önkol’ anlamı itibarıyla *kar sözü ile ‘dirsek’ anlamı itibarıyla *tirs(γ)ek sözü ile yer yer eş anlamlı kullanımı olduğu görülmektedir. önkol’ anlamları temel anlamı olmalıdır. Aynı zamanda *çaykan sözü. Buna bağlı olan ‘ölçü birimi olarak önkol’ Çuvaş ve Orta Asya (Çağ.2. dağ çıkıntısı. 3. çekenek. çaganak. *kemük 197 . Kır. Anlam Olayları Bakımından *çaykan Tarihsel ve modern Türk dili alanında çığanak. şıganak. *çaykan sözcüğünün coğrafî dağılımından *çaykan teriminin ‘önkol’ anlamını sadece Çağatay Türkçesinde tespit etmiştir. çıganah. Meronim Olarak *çaykan Anatomik anlamında *çaykan sözü. Bu sözün ‘körfez. hsehenek şekillerinde görülen bu sözün ‘dirsek. *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir.) anlamının Türk lehçelerinde var olduğunu belirtmektedir (1997: 249). Kaz. coğrafî anlamda burun’ gibi anlamları ise benzetme yoluyla metafor oluşturmaktadır.

) (DS X: 3638).: xv. 3).8. bilĆk. bile:k (KĐ 35). sincik ‘ayak bileği’ (Bostanlar *Bahçe -Ada. Modern Tü. bilek. Đslami ç. ayakla bacağın birleştiği bölüm 2. Nogay bilek. bilek ‘bilek’ (DLT I 385). diz eklemei’ (*Eşme köyleri -Uş. Karakalpak bilek. bilekindin kesilip ‘bileğinden kesilip’ (U IV 38. – xix.) (DS II: 663).) (DS X: 3607). MKıp. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BĐLEK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bilek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. bilek ‘bilek’ (GS 83). yy. xiv. 198 . (mec. yy. bilĆk. bilek ‘Kolun dirsekten ele kadar olan kısmı’ (ADĐL I: 269). bilekçe ‘bilek.8. bukanak ‘ayak. yy.: xi. belĆk. 135). wrist. bilek ‘1.2. bilek (Sngl. carpus. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK ‘bilek’ Lat. Trkm. Başk. Elle kolun. bilek (DK II: 49). Batı Tü. bilek (KTS: 31). Güney-Doğu: YUyg. *bilek Proto-Tü. sıkmık ‘bilek’ (-Isp. Azb. bilek (CH I: 188). bilĆk.2. bıkınak.) (DS X: 3641). bilek. Proto-Ogur *bilek.) Güç. Doğu Tü. xv. bilek (ATS: 130). bölek (KTS: 36). Krh. bilek. buğun ‘bilek’ (Karaçay-Malkar -To. pilek. Kaz. Karaçay-Malkar bilek.) (DS II: 781). Kumuk bilek.2. bıkanak. *bilek (Tenişev 1997: 250). hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer’ (TTS I 553). goşar (RLT: 82). kuvvet’ (TS 292). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Özb. EKıp. yy.Tü. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay belek. bilÊgü (EUTS: 42). pelek.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. xiii. belĆk. Tat. Đng. sinir ‘diz kapakla ayak bileği arası’ (Arslanköy *Mersin -Đç. 2. Proto-Oguz *bilek. Gag. Bud. yy. bilek ‘elin dirsek ile bağlandığı yer’ (TDS: 95).1. 149v. Kırg bilek.ç.

tüylü bilekleri. geniş göğsü. bileklerini. Proto-Mançu-Tunguz *bilen ‘bilek’. Hakas pilek. *bilek Kullanım Alanı TTS I 553 Fe’r: Dabbe kısmının bilekçesine ârız olur bir cins riyhin ismidir ki sığanıp sıkıldıkta dağılıp. Fakat zaman artık durmuş. *bilek sözünün Halaç Türkçesinde Farsçadan alıntı olan moç şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26).sözünden getirerek Proto-Türkçe *bilek ‘bilek.Tuva bilek. HEA-9 Evde şimdi baştanbaşa lâmbalar yanıyor. *bilek Etimolojik Değerlendirmesi Clasuon’a göre. Yakut bĆlĆnçik. TDS 95 Patışa deryanıñ gırsaına bir gazık kakıp. Rabia’nın bileklerini kolonya ile ovan Osman’ın kulakları dışarısını dinliyor.. Tofa bilek (Tenişev 1997: 250). anlayan ve ciddî bir tavırla oğuyor. *bülike ‘kiriş’. bütün golu açıgda galmışdı TDS 95 onuŋ bileginden çermelgi gucurlı golları maşını ören çalt işledyerdi TDS 95 Bilegimde yalpıldayan bilezik. 2. terk olundukta yine müctemi olur TS 292 Kadın. fırtına azıyor. oña bir uzın yüp dakıp... piläk.. yüzyılların delilik üzüntülerini bana yaşatan bu kadının bileklerini şiddetle yakaladım. hem başını sallayarak şarkı söyler gibi ince sesiyle mırıldanıyordu. Tenişev. Moğ. *bilek sözü küçük fonetik değişikliklerle günümüzde çağdaş Türk lehçelerinde varlığını sürdürmektedir (EDT 338b-339a). Şor piläk. birkaç ay içinde. Halha bulh ‘kiriş’ gibi şekillerle karşılaştırmaktadır (1997: 250). Doerfer. *bilek sözünü Proto-Altay *bile. ADĐL I: 269 [Garaca gız] häyätä çatdıgda gördü ki. ağır takılarla yüklü sol bileğini yeşil abajurun altına doğru uzatmış TS 292 Onları merakla seyreden bir kalabalık önünde bilek güreşi yapıyorlardı SFA-1 Kalın. kara benekli bir burnu. önkol’. sağa sola seğirte n ayak sesleri var. bilimi bolan-moñoni 199 . bir ujunı bilegine bağlap. ADĐL I 269 Bunu deyerek. Ağca hanımın biläyinden gan aòır ADĐL I: 539 [Telli] sol bileyini gözlerinin üstünä goymuş. TDS 95 Bilegi yogın birini yıkar. deriyi yırtmış da fırlamış gibi saçları. delikleri kapanıp açılan üstü kara. Araba sesi bekliyor. HEA-8 Dayanıklılığım bitmişti. kalın kalın bir gülmesi. Fakat o hem kadının şakaklarını. 1. dere suva düşüpdir. kısa kısa bir yürümesi. mayor Ulduzun nazik uşag bileklerine baòdı. HEA-3 Ben anlamıyordum.

hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer. 4. bölek. Krh-Uyg. Tuv. 3) ‘Güç’. 3. EUyg. TTü. Uyg. Şor.TNAS 80 Bilegi güyçli birin(i) yıkar. Trkm. Çağ. bilimi güyçli müŋün(i) yıkar. Bu sözün ‘güç’ anlamında kullanılması metaforik bir kullanımdır. Harezm Tat. 5) ‘El’. dilegi birdir. Uyg. pelek. bilekçe. Ayrıca *bilek sözcüğü ‘ayak bileği’ anlamı itibarıyla *baltır sözcüğü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi 200 . Barmagı bölek diyme. Sözün ‘hayvan bileği’ anlamı metonimiktir. Orta-Kıp. Azb. Tenişev. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Özb. bilegi birdir. Hrzm. Harezm Orta-Kıp. Özb. Yak. Kır. Şor Altay 2) ‘Önkol’.’ anlamları temel anlamı olmalıdır. Başkurt 4) ‘Hayvan bacağın alt kısmı’. Başkurt Nogay Kaz. ayak bileği. Karakalpak Kır. Türk lehçelerinde *bilek sözünün şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 250): 1) ‘Bilek’. Meronim Olarak *bilek Anatomik anlamında *bilek sözü. piläk şekillerinde görülen bu sözün ‘bilek. Krh-Uyg. Çağ. bilÊgü. Trkm. pilek. Anlam Olayları Bakımından *bilek Tarihsel ve modern Türk dili alanında bilek. Orta-Kıp. Osm. Altay. Çağ. *kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Gag. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. bile:k. TNAS 379 Yurdı bölek diyme. Uyg. Ancak sözün “ayak” kavramı ile ilişkilendirilmesi durumu da vardır. Tofa Hakas. Tarihsel lehçelerde bu sözün daha çok *kol sözü ile ilişkilendirildiği görülür.

Bu durumda ayrıca alt anlamlılık (hiponimi) açısından *bilek sözü üst terim (hiperonim veya superordinate) olur. *siŋir 201 . NESNE : PARÇA *kol. *kar : *bilek *bilek : *baltır NESNE : MADDE *bilek : *boğum. *kemük. *kemük. Ayrıca yapısal açıdan baktığımızda *bilek sözünün nesne : madde ilişkisini kuran meronimlerinden *boğum. *siŋök. *siŋök.sergileyen meronimidir. *siŋir gibi terimleri alabiliriz. *kar : *bilek *bilek : *baltır ALAN : MEKÂN *kol. Diğer yandan Türkiye Türkçesinde ayak bileği ve el bileği kavramları *bilek sözünün hiponimleri olur.

yy. 202 . yy. älig (KT. – xix. Harezm ç. el ‘1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy.: xi. Bazı hayvanların ön ayaklarının her biri 3. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL ‘el’ Lat. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü’ (TS 687-694). Elle görülen işte marifet. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *älg sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. 2. hatırda 12. el.. KökTü. älig (DLT). xiii. . älig (KB). gözlemeden. *älg Proto-Tü.2. yan 9. Ton). .. kaçarak 2) mağazadan değil. hand. el ‘el’ (GS 175). Batı Tü. el (CCum).1) Mevcut. elle ya da ilde işlendiğini gösterir. beceri manasında 7. Alet adlarında.1. yy.2. idare. Bulunda nurum eki ile: ÊldÊ . EKıp. Elindä. Đştirak. ilave 5. elden satandan 11.2. Gag. Đslami ç. paylık ‘el’ (-Ba.) fikirde. älimdä ve s.9. el (CH I: 170). nazarda. el. el(i)g (KE II: 184-185). el(i)g (NF III: 119).Êlinden şeklinde işlenerek sebep bildirir 10. äl ‘1. Sahiplik.9. Proto-Ogur *älg. Modern Tü. Krh. Çıkma durum ekiyle: Bu ÊldÊn (zarf) -1) tez. iktidar. Defa. ihtiyar. asılılık manasında 6. el (EM: 128). yy. el ‘el’ (TTS III 1418).mülkiyet. defa 4.) (DS IX: 3415). kere 4. bu aletin küçük. organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. xiv. Taraf. Proto-Oguz *älg. Nöbet. el (MŞ: 12). eliğ ‘el’ (DLT I: 72). hızlı. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan. il (KTS: 109). xv. Đskambil oyunlarında her bir tur 6. Kolun bilekten tırnaklara kadar olan hissesi 2. tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü 2. Azb. Kez. viii. *älg (Tenişev 1997: 251). xiv.) (DS XI: 4322). gerçek olan 2) (mec. manus Đng. Đskambil oyunlarında oynama sırası 5. yuvacak ‘el’ (-Ba. yy. mülkiyet “Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım. sıra 8.” 3.

Şor ilgilik ‘eldiven’. *älg sözünün Halaç Türkçesinde äl şeklinde tespit etmiştir. ala (Tenişev 1997: 251). Doğu (Çağatay) Türkçesinde gerçek şekil älik’tir.: el kuzusu. pence (RLT: 90). diğer kolda ise iki harf arasına ünlünün girdiğini fakat sondaki -g sesinin düştüğünü düşünmektedir. Özb. kuş adlarının önüne getirilir. Türkmen Türkçesinde el/gol. ele öğretilmiş. Doerfer’ göre. kol’ (TDS: 802). Çuvaş: al. Trkm. Güney-Doğu: YUyg. *älg Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. bir kolda sondaki iki ünsüz arasına ünlü eklenmiş (*älg > älig > Çuv. Yine ona göre. el güvercini’ (ADĐL II 251-252). alä sondaki -g düşmektedir) olduğunu düşünmekte. ilii. ilik. örneğin. el ‘Adamın iki bileğinden aşağı sallanıp duran organı. el tabancası 13. el köpeği. Proto-Mançu-Tunguz *ŋÀl(g)a ‘el’ (1997: 251-252). bazı Kuzey-doğu lehçelerinde *älg terimi var olmamasına rağmen bu terimden türemiş sözcükler vardır: Tofa eldik ‘eldiven’. Azerbaycan Türkçesinde äl. hand’. Đng. el feneri. Ayrıca Tenişev Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *’algä: ProtoTürkçe *älg ‘el. sonra –i iyelik eki sanılarak yanlış ayırmayla äl olmuştur. Elde büyütülmüş. bunun yanında äl herhalde Oğuz Türkçesinden ödünçlemedir (Doerfer 1970: 25). Gagauz Türkçesi sözlüğünde (GS) sözün ikinci anlamı olarak belirtilen ‘yabancı’ anlamı aslında ‘halk’ anlamındaki il sözüyle ilgili olmalıdır. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu söz Türkiye Türkçesinde el.örneğin: el arabası. 203 . evcilleştirilmiş manasında hayvan. 1. Doerfer. *ilik. bu şeklin kurallara göre Oğuz Türkçesinde äli. Gagauz Türkçesinde yel şeklinde bir /y/ türemesiyle karşımıza çıkmaktadır. Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut Ćlii. *älg sözcüğünün Ortak Türk Dilinin erken dönemlerinde iki kola ayrıldıktan sonra.

yağ parçası mı. yalnız o genç kızın olacağımı tekrar etti. ruhunu. HEA-2 Đnsan romanına koyduğu insan timsallerinin elinde esir olduğunu benim kadar siz de bilisiniz. ne bileyim bir şeyler kaldı. diye sahte gülüşler.2. el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş. kıvrım kıvrım kıvranırdı. ayakta duruyorlar. TS 687 Yollar ıssızdı. tenhalarda şurasına burasına el atması TS 687 Sorumluları tespit edildi. HEA-6 Değirmen taşının üstünde el ele tutunmuş çepçevre erkekler. HEA-2 Biz onların yüzünü. hoplayarak yürümeler yapmasın. sokağa yukardan bakan bayanlardır. el var yumruk TS 687 Oturup kör gibi. baş sallamalar. TTS III 1420 Eğer sen beni kaldırırsan el arkası yerde sana ölünce kul olurum. HEA-5 Yalnız. kalbinden çıkarıyor. kalınca parmaklı. işten el çektirildi. el ayak çekilmişti.sildim. HEA-7 Fransız kadınlarını taklit edeceğim. sıçrayarak. 204 . yok gibidir. kir parçası. yüksek terziler elinden çıkmış şık elbiseli. titrer durur. TTS III 1418 Mürşidin elini tutup ona teslim olmak. istediklerini söylüyorlar ve yapıyorlar. altından kirli işler çıkıyor. beyaz ellerini elime verirken ruhumda bir yemin o genç kızın. namerde el açmak iyi mi? TS 687 Nereye el atsak. HEA-1 Kavga. benim gibi. HEA-3 Karnım aç. SFA-2 Elimin tersiyle yüzümü gözümü . sokaklarda yolu şaşırdım SFA-1 Saçlarının alnındaki bitim yerlerine insan elini sürse. TTS III 1420 Olar kim benlik adını okurlar El arkasın önünde yere korlar TTS II 1420 Dâman-ı lütfuna elim irmek gerek senin Geldim kapuna el benim ey şah etek seniŋ TS 687 El var. TS 687 Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor TS 687 Üvey babasının teklifleri. her zaman. sövme. soğukça bir ter bulacağını sanırdı. elim ayağım donmuş gibi! HEA-5 Cemal Bey genç kızın biraz büyücek. HEA-1 Kadınları. SFA-2 Ellerimi nereye sürsem elimde deri parçası mı. azametli. *älg Kullanım Alanı DLT I 72 onğ elig ‘sağ el’ EM 128 ve eli üstine úoyıcaú azacuú issi olur MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar TTS III 1418 El alup her biri bir mürşid-i feyya-âverden mescide doğru ayaklandı güruh-ı sersam. el ya da dil dalaşı. O elini apış arasına sokmuş. hayatını biraz seçilir çizgilerle hazırlar hazırlamaz insanın elinden çıkıyorlar. Bir garip dille de haykırırdı. mı. anlattığı konuları elinden. sayma. evlendiğimiz akşam ben Neriman’ın bütün sanat ve şiirle yapılan esvabının onu ne kadar cazip yaptığını söylerken o beni elimden tuttu.. garip el oğuşturmalar. HEA-3 Anladım ki şair. gürültü.

Ve bunları söleyip. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma. ayağı takunyalı. amma Ona hiç kimisi el koymadı. yalvavarark. onun kulaanı kesti. canverdi. ciddî ciddî ve birer birer parmaklarını çekiyor. kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına. gözler. PSE 62 Đnsan Oolu adamların eline verelecek hem Onu öldüreceklär. yüzü güleç.HEA-7 Dünkü mavi yeldirmeli. hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmışdı. onu kaldırdı. HEA-9 Terliklerini eline aldı. yavaş yavaş merdivenleri indi. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi. fakat çekici bir yalvarışla mavi yeldirmeliye yürüyor. ona dokundu. PSE 92 Hem ştä Đsuslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp. HEA-8 Meşrutiyet ilân edilince ana toprağımdan gizli bir el geldi. başı yazma örtülü. HEA-8 Hikmet. PSE 56 O adama dedi: elini uzat. hem öldürdütänsora. PSE 34 Ozaman padişah izmetkarlarına dedi: bunun ellerini hem ayaklarını baalayıp dişarakı karanla atınız. cevap verip. Beni yoklayınız. hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa. eli bakraçlı kadınlar çeşmeye gider gelirler. hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. UK 32 “Đpek Yolu” da buluner Karaganlıın yelindä UK 42 ani onun Küleni bekim düştüydü o maskaranın yelinä UK 54 salt yellär sansın oyneerlar. kirli hayvan! UK 101 yellerinde tutuşturerlar UK 105 düşmüşler Oguzların yelinä UK 108 sen kaldırdın yelini kendi senselenä 205 . üçüncü günde dirilecek. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak. hem o kalktı. sepetin üstüne Raik iki kolu ile asılmış. Đisus da aciyip elini uzattı. kalbimi kavradı. deil sade ayaklarımı. PSE 122-123 Hem Đisus yüsek seslän baarıp dedi: Ey Buba. başlar. HEA-9 Sokakta. pembe ayaklarını ellerinin içine almış. hem bunu söyleyip. PSE 62 Đisus ta elinden tutup. gülümseyräk UK 62 onun yelindä hepsi UK 67 Oğuz devletindä kendi yelinä UK 95 al yelini. dedi: elini sahana Benimlen barabar kaldıran o Beni eläverecek. elinde ufak bir sepet. ellerini hem ayaklarını gösterdi. ki Bän kendimim. amma ellerimi hem başımı da (yıka). PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak. PSE 58 Ona gelip. GS 175 Tez yelden iş tez oler GS 175 Yel yeli yıkar PSE 3 Hastalara ellerini koycaklar. PSE 23 Onlardan kimisi Onu tutma isterlärdi. kadir-san. çıplak. canımı Senin ellerinä verierum. hem elini getir da koy benim ellerimä. PSE 173 Bir adam Đerusalimden Đerihona inärdi hem hırsızların elinä düştü. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam. PSE 90 O da.

burada sinfi düşmänlärin äli var ADĐL II 251 Nä män. ağzı da tıkalı bir almaylan. aler yellerini da oturder onu UK 167 da ozaman tutup kestiler sol yelimden parmaklarmı UK 168 beş para vermiş yeline UK 173 düşer paşanın yeline UK 176 Fedi çıker ev arından kürek yelinde UK 177 giyimni Gagouzça eskiycesine. öper annısını. insanlıg sifätini itirmäk demäkdir ADĐL I: 189 zabit adam şivini älinä alıb. Tek elden ses çıhmaz. dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. ADĐL II 252 Kömek etmäk imkanı äldä ikän bu väzifädän boyun gaçırmag . sopa yelinde UK 186 işlär bizim yelimizdä olacek UK 198 Todicik. çenesini älläyirdi. yelleri yanık UK 125 ama insanı girgin.UK 121 aler yelindän o altın kruçeyi UK 123 yelinä alıp kuvedi UK 124 suratı. 206 . yellerne UK 219 da uzattı yeline Dilberä UK 221 buçaklar oynadı yellerinde. yellerni UK 142 bir hamut buçaa yelindä UK 148 keaykaus suvazleer onu başını.. UK 268 tuter onun yelini GTA 185 [αjαk…αRï»nα jellεRı»nε en»sεF kαktï»…αF] ε » ε GTA 187 [so:»Rε i: çR»dε jεl øp»mεc pRçS»tSεnıjε jetıSε»lım pαs»cεllεjε dα »Ôenε ε bU…USα»…ïm] GTA 192 [b…αS»tïRmαmïStïm jellεR»mı jε] ε GTA 233 [Ôø»Rε bε. ADĐL II 251 Bu äsnada yahında dörd-beş äl şiddätli tapança atılır ADĐL II 251 Bilirsänmi. başınnan annaşardılar. UK 211 sıcak yelceezi sıkı tuttu onun yelini UK 212 o etiştirecek alsın yelindne piştofu UK 216 onun ayaklarna. nä de Nina konsulun äli ilä häyata keçirilän ceza ganunlarının li dähşätinä devam getirä bilmirdik.»ïm »mαmUm α»nï nes»tε ç kïStSa:»zïn jelın»dε bçm»bçnılε:] » ε GTA 243 [i:»dε »jellε: »jellε:] ε ε GTA 250 [Ustε»…ï: »vα:dï jelın»dε] » ε ADĐL II 251 Đnsan işlerinin çohunu elleri ile görür. yelleri dä zengin UK 138 Vasil aldı onun yelinä UK 140 yaklaşıp çözdü onun ayaklarnı. yoldaş Tärlan. gızın cılpag baldırına döyür ADĐL IV: 430 òanım masanın üstündän kitabı götürdü. yellirinnän parmaklarınnan. yelleri bağlı ardında. nicä ateş dilleri UK 226 kız tuttu yelcezinnen onun aazını UK 238 yapıp yelinnän yardımcılarna UK 250 o düşmesin çetecilerin yelinä UK 253 bir kamçıylan yelindä ayrdı onu bir tarafa UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu.

diliŋ. mollanıŋ sahılıgı dilinde. TNAS 136 El mizan. göz terezi. TNAS 135 El hasası kümüşden. TNAS 135 Eli işde. TNAS 72 Baylarıŋ sahılıgı elinde. TNAS 82 Bir eli balda. dogrı bitmez. bir eli yagda. yuwulsa gider. gözüŋ agırsa eliŋi çek. birinşŋkşnş . TNAS 21 Agzı köp aşa yakşı (yakın).beregen. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . TNAS 243 Körün gözi . TNAS 135 Elimin eti . TNAS 85 Biriniŋ gapısını el açar. TNAS 121 Döwlen el. TNAS 135 Eli bilen beren. başa bela . iki eline pil ber. diliŋi çek. TNAS 132 Egri kesewi el yakar. eli meŋli işe. TNAS 135 Eliŋ yag bolsa. başına çal.yel.eliŋi çek. TNAS 98 Çeperiŋ eli halkı. *älg ve Türevleri 3. TNAS 134 El agza yakın.gözümiŋ köki. TNAS 176 Gotur elden yokar. şoña jen elimi uzatman TNAS 19 Agıran yere el yeter.dili. akıllınıŋ elinde. TNAS 135 Eli uzınıŋ dil uzın. ussa berseŋ .eliŋi. TNAS 135 Eliŋ işlese. TNAS 21 Agzı meŋli aşa yakın. TNAS 24 Akmağın dilinde. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. TNAS 132 Egri keser el kesmez. TNAS 72 Baylık el kiridir. agırdan söze .dil. TNAS 363 Yaşlıkda eliŋ işlär. TNAS 215 Đle bela elden geler. garramıŋda .damagıŋı.1 *älg’den Fiiller • ällä- 207 . TNAS 134 El bilen eden işiŋ aybı yok.TDS 802 Her kim eli gaplı goş haltasınıŋ yanında durdı TDS 802 Eñe soydun del-de.dilden. TNAS 96 Çapak iki elden çıkar. bar gelday soltan yok. işiŋ agırsa . köŋli oynaşda.iki eli. TNAS 134 El elden üstündür. TNAS 29 Alagan elim . agzı dolı yumuşdan. TNAS 111 Dälä yel ber. ahzıŋ (dişiŋ) dişlär. şahırıŋ . eli köp işe. Biz onı ezdurdik kökenek gerip TDS 802 Şu günden şeylek iliñ gızıl-tıllası meydanda çaşıp yatsa hem. bela .dilden. ayagı bilen yortar. TNAS 112 Dilden gelen elden gelse. TNAS 254 Molla berseŋ. Babadayhanıŋ eli. 3. el suydun verip. TNAS 88 Biziŋ elimiz mäl.

Harezm Orta-Kıp. Tenişev. kez. 3) ‘Kol’. el. ala şekillerinde görülen bu sözün ‘organ adı olarak el’ temel anlamı olmalıdır. el atmak ‘birisinin içine karışmak. müdahale etmek. 2) ‘Aya’. Gagauz Türkçesinde de yel yele ‘beraber iş yapmak’. bir işe girişmek. eliğ. Yak. el bağlamak ‘saygı için ellerini göbeğinin üstünde kavuşturup durmak. çenesini älläyirdi. Çağ. elig. ilii. Trkm.‘ölüyü anmak için verilen yemek’ dikkat çekici mataforik deyimlerdir. Uyg. Oğz. teşebbüs etmek’. Osm. defa. EUyg. Đng. el koymak ‘almak. namaza durmak’. Çuv. Orta-Uyg. al. kullanışlı’. el altından ‘gizlice’. yel uzatmak ‘yardımda bulunmak’. 4. Orh. 4) ‘Hayvan pençesi’. iskambil oyunlarında her bir tur’ anlamları ise metaforik anlamlardır. Anlam Olayları Bakımından *älg Tarihsel ve modern Türk dili alanında älig. yeldiven ‘eldiven’. hand’. ETü. el altında ‘kolayca alınabilecek yerde’. ‘hayvanın ön bacağı’ Türkiye Türkçesine *älg sözcüğü ile ilgili çok sayıda türevin kullanıldığını görüyoruz: el açmak ‘dilenmek’. SUyg. Çuv.ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. Ćlii. Bu sözün ‘bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü. Azb. 208 . sahiplenmek’. yeleştir. ilik. ‘maymun eli’. elverişli ‘uygun. aya. ‘kol’. ‘aya’. Bu söz ‘hayvanların ön ayakları’ gibi bir anlamda hayvan için kullanıldığında ise anlam metonimik olur. Orta-Uyg. Türk Dili kaynaklarında *älg sözcüğünün şu kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 251): 1) ‘El.

*aδγu-t/ç 209 . Diğer yandan *ärŋek. *kar : *älg *älg : *a:ya. Meronim Olarak *älg Anatomik anlamında *älg sözü. *parŋak meronimidir.5. *parŋak ALAN : MEKÂN *kol. sözleri *älg sözcüğünün nesne : parça ilişkisi gösteren NESNE : PARÇA *kol. Ayrıca *aδγu-t/ç ve *a:ya sözleri *älg sözünün özellikle alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. *kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *kar : *älg *älg : *ärŋek.

. xiv.. Harezm ç. yy. aya ‘aya’ (Sngl. daraklık ‘elin ve ayağın ayası’ (-Gaz. Bud. Đng. *Alanya -Ant. Doğu Tü. 56r. aya (EUTS: 26). awuç (NF III: 28). adut ‘avuç. oyuç ‘avuç’ (Koyundere *Ahıska -Kr. avuç içi. avut. aya ‘elin iç yüzü. avuç dolusu’ (EUTS: 6).) (DS VIII: 2908). aya (KE II: 60).26).10.. Ferizler *Anamur -Đç. kol ayaz ‘el ayası. pataz. adut. xiii. yy. Erikilet -Ky.ç.’ (ADĐL I 67).2. Avuç 2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA ‘aya’ Lat. I:83. Batı Tü.. (bitki bilimi) Yaprakların düz ve parlak bölümü’ (TS 167).) (DS IV: 1366). Talas. Proto-Ogur *a:ya.) (DS V: 1725). Ayak tabanı 3. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Yaprağın yüzü.1. aya ‘1. Krh. el ayası. 2. MKıp.) (DS I:413).) (DS IX: 3409)... IV:53).2.2. *Ahlat -Bt. aya ‘1. yy. Terazi kefesi’ (TTS I 289). çenge ‘avuç. xiv.) (DS IX: 3303). iki ayalarını kavşurup ‘iki ayayı birleşip’ (U II 46. avuç içi’ (Karaçay-Malkar. yy.Tü. – xix. avuç içi 2. Azb. KB).: xv. açık yeri 2. 210 . Kerkük) (DS III: 1137). avuç içi’ (-Mn. *a:ya Proto-Tü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AYA kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *a:ya ve *aδγu-t/ç sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. panaz. aya ‘aya’ (KĐ 27). elmayası ‘elin iç kısmının parmaklara yakın yeri’ (Görece -Đz. Proto-Oguz *a:ya. aya (RLT: 100). patas ‘avuç’ (*Ermenek -Kn. Đslami ç. -Hat. Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü. *a:ya (Tenişev 1997: 252). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. palma. aya ‘1. yy. aya (YTS: 17). Parmaklar dahil olmadan elin içi. aya (DLT. palm. aye ‘aya. Trkm. el’ (*Iğdır -Kr. 70). aya ‘avuç.10. Modern Tü.: xi. ayada tutarsen ‘ayada tutarsın’ (DLT I 85). aya’ (DLT I:50.

Başk. 70 iki ayalarını kavşurup ‘iki ayayı birleşip’ TTS I 289 Eğer lâ-ilâhe ill’Allah demek terazunun bir ayasına urulsa ve yedi gök ve yedi yer içindeki ile bir ayasına konsa lâ-ilâhe ill’Allah ağır gele TTS I 289 Olmadı anların namazları Kâ’be yöresinde. ayasında saklardım TDS 61 Eliñ ayası yalı meydan 3. *falika ‘aya’. Proto-Mançu-Tunguz *faliŋa ‘aya’ sözcükleri *a:ya sözcüğü ile yakınlık sergilediğini belirtmektedir (1997: 252).yumruk açıldığında elin iç yüzündeki düz yer’ (TDS 61). Clauson bazı lehçelerde Moğolcadan alıntı alakan. Türk lehçelerinde *a:ya sözcüğünün şu anlamları tespit etmiştir (1997: 252): 211 . içerik garadı TDS 61 Şunuñ yalı grim bolsa. men elimiñ. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk aya. aya. avuç içi. bazı lehçelerde ise Arapçadan alıntı kaff kullanımının görüldüğünü belirtmektedir (EDT 267). 2. Nogay aya. Anlam Olayları Bakımından *a:ya Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *a:ya sözcüğünün ‘aya. illâ sıklık ve aya avazı ADĐL I 67 yarpagları dar haçvarıdır. Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas aya (Tenişev 1997: 252). Tenişev. Kaz. haya(n). aya vä gın hissäsindä tüklärlä örtülüdür TDS 61 Eñe işigde saklandı da. ayak tabanı. eliniñ ayasını gözüne penalap. *a:ya Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre çağdaş Türk lehçelerinin çoğunda *aya kelimesi kullanılmaktadır. *a:ya Kullanım Alanı U II 46. bu sözün Proto-Altay *pèaliŋa: Proto-Türkçe *aya (< *aliŋa) ‘aya’. Güney-Doğu: SUyg. aya. Türkmen ve Azerbaycan Türkçelerinde görülen ‘yaprakların düz ve parlak bölümü’ anlamı benzetme temeline dayanan bir metaforik anlamdır. Karaçay-Malkar ayaz. *a:ya sözünün daha sonra ‘terazi kefesi’ anlamında kullanımı da benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. 1. avuç’ temel anatomik anlamları karşımıza çıkmaktadır. Moğ. Tenişev.

auç ‘1. adut. 4. Kaz. Elin parmaklar ve ayadan ibaret kısmı. Hacim ölçüsü olarak avuç’ (GS 60). avuca yerleşen miktar’ (ADĐL III 434).: xi. yy. Meronim Olarak *a:ya Anatomik anlamında *a:ya sözü. ‘ayanın çukuru’. oç.2. Tat. xiii. uvuç.1) ‘Aya’. apaz. Azb. hapaz 2. Batı Tü. avuç ‘1. uç. Proto-Ogur *aδγu-t/ç. ovuç (TDS 479). Proto-Oguz *aδγut/ç. Bu sözün Türk dili alanında yer yer *älg ve *aδγu-t/ç sözleri ile eş anlamlı kullanıldığı da görülmektedir. Kaz. Özb. ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *älg : *a:ya *a:ya : *teri 2. Başkurt dışında tüm kaynaklarda görüyoruz.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kumuk uvuç. 212 . dört parmak kadar genişlik ölçüsü’. Gag. Kırg u:ç. avut (DLT). ovuç ‘1. yy. yy. avuç-ça (KB). Modern Tü. hovuç. Başkurt ‘keçi tüyü için tarak’. avut-ça. *älg sözünün özellikle alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. us.10. Elin yarı yumulmuş durumu’ (TS 165). 2) ‘Uzunluk ölçüsü. alakanın ayasıy ‘çok küçük yer’. *aδγu-t/ç (Tenişev 1997: 252). Trkm. Karaçay-Malkar uuç. uvıs. uvuç. Başk. Doğu Tü. avuç ‘avuç’ (TTS I 286). ouç (CCum). Krh. Đslami ç. Avuç 2. alakanın ayasında ‘sanki ayada’. *teri sözü de *a:ya sözünün nesne : madde ilişkisi sergileyen meronimidir. – xix.: xv. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *aδγu-t/ç Proto-Tü. Elin iç tarafı. EKıp. Güney-Doğu: YUyg. elin içi 2. avuç (Sngl).2. avuç. Avucun tutacağı kadar.

kızları şampanyaya boğmuştum TS 165 Bu bir avuç insandan hemen hiçbiri. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay uuş. Hakas o:s. Şor oş. Bu sözün yer yer *aya. *aδγu-t/ç sözünü şu Altay dillerindeki paralellerle karşılaştırmaktadır: Proto-Altay *pèatγz: Proto-Türkçe *adγu-ç (> *ayγuç > *avuç y-dillerine. *ä:lg sözlerinin anlamında da kullanıldığı görülür. TS 165 Sen avucunu yalarsın! Beni daha fazla rahatsız etme. ProtoMançu-Tunguz *fatγa ‘hayvan pençesinin ayası’ (1997: 252 . Türkmen Turçesinde ovuç. Yakut ıtıs. sevinçle dolduruyorum ceplerimi TS 165 Küvetteki suyu avuç avuç yüzüne çarptıktan sonra havluya el attı TS 165 Aynı yerde avuç dolusu para harcamış. havaya fırlatıyor. Gagauz Türkçesinde ise auç şekillerinde karşımıza çıkmaktadır. Tuva adış. 1. -w-/ sesine dönüştüğüne dikkat etmiştir (EDT 44b). Çuvaş: ıvas (Tenişev 1997: 252). 213 . Moğ. Bu söz Oğuz Grubu Türk Lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde avuç. TS 165 Behire. HEA-1 Đçerdeki müşterilerden bir bölüğü pencerelerin önündeki küçük masalarda. *fadku ‘avuç’.Nogay uvıs. *aδγu-t/ç Kullanım Alanı DLT I 50 bir ahut nenğ ‘bir avuç nesne’ TTS I 286 Emeklerin diriga gitti yeli Yürü sen yel avuçla yele yele TTS I 286 El-bürke: değermencinin aldığı değirmen hakkına denir. Tenişev. *aδγu-t/ç Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. bir bölüğü arkada baştan başa uzanan uzun. sedirde. fakat hepsinin başları avuçlarının içine dayanmış. Azerbaycan Türkçesinde ovuç.. tamam mı? TS 165 Sizin analarınızın. Tofa adış. avuç unu tâbir olunur. /-u-/ sesinin etkisiyle /-d-/ sesinin /-y-/ yerine /-v-. dirsekleri önlerindeki küçük masalarda. *aduç d-dillerinde) ‘avuç’. gözleri denizde. babalarınızın hayat idealini avucumun içi gibi bilirim TS 165 Đki gündür yemek yemedim ama daha avuç açmadım TS 165 Elinde böyle bir sanat varken herkes sana avuç açmaktan başka ne yapabilir? TS 165 Cebimdeki paranın yarısını ayırıp avuç avuç ceviz alıyorum.253). avucuna topladığı zeytin çekirdeklerini yukarı. SFA-2 Avuçlarını buz gibi su ile doldur! Çarp Bir daha! Bir daha! Tamam!. 2. Karakalpak uvıs. bugün tanıtma alanında çalışmamaktadır SFA-1 Bir avuç deniz suyu getirip ağzına damlattım.

kimsesiz kadınlar. bir paçavra gibi. Anlam Olayları Bakımından *aδγu-t/ç Clauson. bitlenir. o:s. adış. avuçlarına tükürdü. dağlar renksiz. avut-ça. uuç. avuç. adış. bir avuç toprak gibi idim.. HEA-9 Sabit bey ağabey. sıkıştırdı HEA-4 Avuç kadar piçken. ouç.) anlamlarında kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 252): Tarihsel ve modern Türk dili alanında adut. ellerini ovdu. ‘aya’ (Çağ. Türk Dili kaynaklarında *aδγu-t/ç teriminin ‘avuç dolusu’ (tüm kaynaklarda vardır). auç. Đstanbul yârânı hiç yakamı bırakmaz. Gag. oş. avuç-ça. gökten inecek inayeti kapmak için. Azb. 214 . Salar Karaim Tat. Bazıları çok sefil. u:ç. Män ihtiyarsız ovcumu açdım vä guşcuğaz da şad bir säslä uçub getdi. Bu sözün ‘avuç miktarı’ anlamı ise metaforik anlamdır. ADĐL III 434 Gäräk här ämrimä baş äjsin cahan. dururlar.. beli bükük ihtiyarlarıyle altımızda bir avuç toprak. Tofa Yak. cılız! HEA-3 Saçı bitmedik yetimler. Bir lokma ekmeğe el avuç açıyorlar. uuş. kahve peykelerinde pinekler. başımızda bir dam bırakmak istemeyen herifler ve haydutlara karşı bu temiz ve şehit milletten ne zaman rahmetini esirgemeyeceksin? HEA-3 Birdenbire buruşuk yüzü üzerinde bir göz yaşı seli aktı. mabedlerimin en sevgili köşelerinden kalan bir avuç kül önünde diz çöküp inliyorum. Kâmil ile sana attığı köteği unuttun mu? HEA-5 Fakat ben hasta idim. HEA-4 Birdenbire Hasan'ın elini küçük avuçlarının içine aldı. uvuç. HEA-9 Avuçları hep açık. TTü. Hep cami avlularında. Başkurt Tuv. ıvas şekillerinde görülen bu sözün ‘elin iç kısmı’ anlamı temel anlamı olmalıdır.HEA-2 Ne zaman bu kadar mebzul akan genç kanı ve göz yaşına mukabil bir avuç toprağımız bize kalacak? HEA-2 Yerler buz.. ıtıs. *aδγu-t/ç sözcüğünün asıl anlamının ‘miktar olarak avuç dolusu’ olduğu. uvıs. kurumuş ellerini kaldırdı. ancak birçok lehçede ‘avuç’ anlamının da bulunduğu düşüncesindedir (EDT 44b). hovuç. GS 60 Açan aucumda tüü bitecek ADĐL III 434 . HEA-5 Arada. içinde sevgili bir şey varmış gibi avuçlarını öptü HEA-3 Ben de yine halkla beraber avuçlarım acıyıncaya kadar iki şeyi alkışladım.. HEA-9 Çarşıda. umumî bir sarı renk âhengi ötede berîde bir avuç su birikintisi etrâfındaki ağaçlıklar kırçıl. Ovcumda top kimi oynasın dövran 3. Tenişev. avut. ADĐL III 434 Ovcumu soyug su ilä doldurub sinäsini vä döşlärini islatdım.

4. Ayrıca *ärŋek ve *parŋak sözleri *aδγu-t/ç sözcüğünün nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronimleridir. *parŋak 215 . Bunun yanında *a:ya ‘avuç içi’ sözü. Meronim Olarak *aδγu-t/ç Anatomik anlamında *aδγu-t/ç sözü. *aδγu-t/ç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *älg sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE : PARÇA *älg : *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *ärŋek. *parŋak ALAN : MEKÂN *älg : *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *a:ya *aδγu-t/ç : *ärŋek.

2. finger.ç. Yakut ıtıs. Tuva Ćrgek. Eski Türk lehçelerinde erŋe:k olarak geçmektedir.: xi.2. Hakas irgek. Proto-Mançu-Tunguz *fereŋÿn ‘başparmak’ (1997: 254). 1. Bud. ernek (Sngl 37v. *ärŋek Etimolojik Değerlendirmesi *ärŋek sözcüğü Clauson’a göre.12). Proto-Türkçe *ärŋek ‘başparmak’. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay Ćrgek. *ärŋek sözcüğüne Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *pèäräŋa ~ *paraŋa. digitus. yy. Tofa ergek. *ferekei ‘başparmak’. ernek (DLT). erŋäk (KB). Şor Ćrgek. ärngäk (EUTS: 75). Çuvaş: ıvas (Tenişev 1997: 253-254). ernğek ‘parmak’ (DLT I: 104). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK ‘parmak’ Lat.2. yy. Doğu Tü.Tü. Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde) parmak/barmak şekli karşımıza çıkmakta ve günümüze kadar böyle devam etmektedir. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Proto-Ogur *ärŋek.11. Harezm ç. Moğ. atsız erŋek ‘yüzük parmağı’ yanar erŋek ‘orta parmak’ uluğ erŋek ‘başparmak’ (TT 37. Proto-Oguz *ärŋek. ernek. xiv. *ärŋek Proto-Tü.11. Đslami ç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan PARMAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *ärŋek. 216 . 2. ve *parŋak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. yy. Tenişev.1. ernek (KE II: 209). Ćrkek. 5). sırça parmak’ (DLT I: 487). *ärŋek (Tenişev 1997: 253).: xv. Đng. Krh. çıçalak ‘serçe parmak. Kuzeydoğu Türk lehçelerinde (Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere) ergek şekli günümüze kadar gelmiştir (EDT 234). Orta çağdan başlayarak (Çağatay.

erŋäk. *ärŋek sözü.2. Anlam Olayları Bakımından *ärŋek Tarihsel ve modern Türk dili alanında erŋek. 3) ‘Parmak’. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir. ernek. Meronim Olarak *ärŋek Anatomik anlamında *ärŋek sözü. Krh-Uyg. *ärŋek sözcüğünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini sergileyen meronimleridir. Kuzey-doğu ‘başparmak’. ‘parmak’. Ćrkek. Tenişev. 4. *aδγu-t/ç : *ärŋek *ärŋek : *dırnak. Ćrgek. 2) ‘Küçük parmak’. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE : PARÇA *älg. ‘başparmak’. *aδγu-t/ç : *ärŋek 217 . *ärŋek Kullanım Alanı DLT I 121 beş ernğek tüz ermes ‘beş parmak düz olmaz’ DLT I 121 beş ernğek tüz ermes ‘beş parmak düz olmaz’ 3. EUyg. Çağ. *bogum *älg. irgek şekillerinde görülen bu sözün ‘parmak’ anlamında *parŋak sözü ile eş anlamlı denilebilecek bir durumda kullanıldığını görüyoruz. Türk Dili kaynaklarında *ärŋek teriminin karşıladığı anlamları şu şekilde sıralamıştır (1997: 254): 1) ‘Başparmak’. *bogum ALAN : MEKÂN GRUP : ÖĞE *ärŋek : *dırnak. ärngäk. Orta-Uyg. Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri. ernğek. Orta-Uyg. Tuv.

barmaò ‘parmak’ (YTS: 24). yy. barmak (Sngl).. çiçe ‘küçük parmak’ (*Bayramiç -Çkl. gılıncık. 218 . başla parmak ‘işaret parmağı’ (-To.. EKıp. barbaò ‘parmak’ (Hisarardı *Yalvaç -Isp. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri 5. barmak (CCum). gösterme parmağı ‘işaret parmağı’ (-Ed. -Ezc.) (DS II: 512).) (DS III: 897). Proto-Oguz *parŋak.) (DS VI: 2164). parmak ‘1.) Bir işe karışmış olma ilgisi 7. cırtlık parmak. baş barmak ‘baş parmak’ (MŞ: 22).2. oynak. *parŋak Proto-Tü. Batı Tü.) (DS III: 1198).) (DS II: 552). cırt barmaò ‘küçük parmak’ (*Ünye -Or.) (DS II: 553). yy. – xix. barmaú.) (DS III: 1242).) (DS III: 1192). çıta parmak ‘küçük parmak’ (-El.) (DS VI: 2027). parmaú (DK II 248). baş barmaāı (CH I: 226). barmak/barmaò ‘parmak’ (TTS I 402). gıcıl parmak ‘serçe parmak’ (Cimin -Ezc.2. bÀmrak. Đnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan. Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan 4. serçe parmak’ (Evreşe *Gelibolu -Çkl.2.11. başarat parmağı ‘baş parmak’ (*Şiran -Gm. cıdıl. boğumlu. cıddik parmak ‘elin en küçük parmağı’ (*Pasinler -Ezm. öksüz barmaú ‘serçe parmakla orta parmak arasındaki parmak [yüzük parmağı]’ (YTS: 167).) (DS III: 1247).: xv. Modern Tü. başala parmak. xiii. çite parmak ‘küçük parmak’ (Harput -El.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Doğu Tü. Eni bu organ kadar olan 3. barmak (MŞ: 10). *parŋak (Tenişev 1997: 254).) (DS VI: 2220).) (DS III: 1193). serçe barmak ‘serçe parmak’ (MŞ: 22). (matematik) Đnç 6. Arşının yirmi dörtte biri’ (TS 1769). çıtı parmak ‘küçük. başara parma. ãırça barmaāı (CH I: 390). gülmenaşi ‘küçük parmak’ (-Ist.) (DS III: 1203). barmak (CH I: 151). çit parmak ‘küçük parmak’ (*Bünyan -Ky. çıt parmak ‘küçük parmak’ (-To. uzunca organların her biri 2. xv.) (DS III: 940). bannak. (mec. Humhal *Yusufeli -Ar. bamak. yy. Proto-Ogur *parŋak.

) Pençenin ya da daraklığın ayrı ayrı boğumlı belekleri. ve benzeri ağaç ve çalılıkların yahut çiçeklerin başka yere ekilmek üzere kesilen küçük dal parçaları’ (ADĐL I 198). (konuşma dilinde) Sanatçının esas müziği melodisine uygun olarak ilave ettiği ahenk // Telli müzik aletlerinde (tar.gılcık. Çuvaş: pürne (Tenişev 1997: 254). gıli parmak. marmak. Karakalpak barmak. Özb. Yüzüm. Azb. Anad. kemençe. barmak. el-ayak gutaryan ujı’ (TDS 73). barmaā (ATS: 93). Tat. barmak. daha doğuda bu şeklin Sarı Uygur dışında hiçbir lehçede rastlanmadığını belirterek. bu terimin dağılım alanının Tatar. Kaz. barmak. Kumuk barmak. barnak.) (DS VI: 2085). Başk. barmo’.) (DS VI: 2042).) (DS IX: 3288). Trkm. Gag. barmak. Çeşitli cihazların parmağa benzeyen parçaları 3. barmok. Parmak uzunluğunda. saz. barmah. Teknik anlamlarda parmak’ (GS 362). ve benzeri) icra edenin işlettiği ve yalnız ona has olan müzik ibareleri 9. parŋak gibi şekillerin asıl terimde *-rn219 . barmak ‘(anat. barmag ‘1. Parmaklık. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *parŋak Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Đnsanın ve bazı hayvanların el ve ayaklarının ucundaki beş uzuvlardan her biri 2. KaraçayMalkar barmak. Salar ve Uygur Türkçeleri ile sınırlandığını. pürne. Tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri 4. Proto-şeklin *par/ŋak olarak geçmesi gerektiğini. Tırmık ve tırpanın her bir dişi. ucu 6. Şiirde: hece ölçüsü. Parmak 2. Tekerlek parmağı 3. nar. parmak boyda 7. mısralardaki hecelerin sayısına dayanan ölçü 8. 1. Kadıçiftliği -Ist. gılle parmak ‘küçük parmak’ Gılıncık parmağım açıldı (*Ahlat Bt. Kırg barmak. gitçe ‘küçük parmak’ (Rumeli göçmenleri. Tat. Nogay barmak. barmak. parmak ‘1. barmak (RLT: 149). barmak. bunun sebebinin de Çuv. sürahi ağacı 5. ortadirek ‘ortaparmak’ (Saimbey -Çr. Güney-Doğu: YUyg. barmak. barnak.

Moğ. Doerfer.‘almak. o sert şiş kayboldu. Altay dillerindeki *bari. *parŋak sözcüğünün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde tespit etmiştir: Proto-Altay *pèäräŋä ~ *paraŋa: Proto-Türkçe *ärŋek ‘başparmak’ ~ *parŋak ‘parmak’. Bunun yanı sıra tarihsel Türk lehçelerinde erŋe:k terimi geçmektedir. Ancak Çağatay. *parŋak sözünün Halaç Türkçesinde barmak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). kemikleri kırılacak. SFA-1 Đnce. Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere kuzeydoğu Türk lehçelerinde ergek şekli günümüze kadar gelmiştir (EDT 234). *parŋak Kullanım Alanı Canı yok kişinin uykusu kanmaz Ki canlı barmağın uykuya banmaz TTS I 402 Bak ol barmağına ki boğun boğun Düzüptir kim ince kimi yoğun TTS I 402 Dedi ey barmağı şûm sözleri şûm Đşi vü fikri vü kendisi meş’um TTS I 402 Elüne ayine al yüzüne baò Geçi barmaò nice kalmış ayı ò TS 1769 Parmaklarımızla masanın tahtasında tempo tutuyoruz TS 1769 Değneği iki parmak kısaltmalı TS 1769 Haftasına kalmadı. Tenişev.seslerine işaret ettiğini. semirmeye başladım. Daha parmak kadar. çocuktan? dedi. tutmak’ fiilinden türetilmiş olma ihtimalinin olmadığını belirtmiştir (1997: 255).veya *-rŋ. *parŋak teriminin. 2. Proto-Mançu-Tunguz *fereŋÿn ‘başparmak’ (1997: 255). boğum boğum parmaklarındaki mahareti bile göreceğim geldi. bu şekillerin temel alındığında. öyle ince. TTS I 402 220 . Doktorların parmağı ağzında kaldı TS 1769 Sen şeker ol ben kaymak / haydi yiyelim parmak parmak TS 1769 Ne istersin çocuk. *ferekei ‘başparmak’. TS 1769 Liderin dehasına gerçekten inanmış olanlar parmakla sayılacak kadar azdı TS 1769 Bu polemik kampanyasında bazı gizli teşekküllerin parmağını aramak gerektiği fikrinde idi. Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde ve günümüze doğru parmak/barmak şekli de görülür.

saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. büyük. Hanife'nin çenesinin altına dayanmış. här çalgıçı öz musigi alätinin hüsusiyyätlärindän asılı olarag häm dä öz bacarıgını daha gabarıg 221 . deneer kulaana. etlerine doğru kıvrılmış tırnaklı. Hem o saat onun kulakları açıldı. parmaklarını onun kulaklarına koydu. yeni baştan Rabia’ya: "Đşte senin altı 'parmak amcan. çenesini beyaz bir tülbentle bağlamış. belki de bir istavrit bir kaç balığım yutuyordur. blezik UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 149 kız ürküp . HEA-2 Öğleye kadar onun parmaklarının yüzümde ve başımda. sarı. kalın. ADĐL I 198 barmaglarının ucunda ADĐL I 198 getdim girdim tar därnäyinä. küpe. HEA-9 Arkasında parmak dikişli uzun bir hırka. hem elini getir da koy benim ellerimä.. tar çalmağa da barmagım yatmadı ADĐL I 198 Mühtälif növlu çalgı alätlärindä birgä çalmağa başladıgda. parmaklarına. ama donakları hep baker. hem tükürüp onun dilinä deydi. avluyu seyrediyor. bornusuna UK 167 da ozaman tutup kestiler sol elimden parmaklarmı UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu. hem dilinin bağı çözüldü. yüzük. HEA-3 Biz demir parmaklığın öbür tarafından son defa trene bakarken kısa lâcivertli bir adamla gümüşîli kadın lüks lambasının altından geçiyor." diye takdim etti. küt parmaklı bir el vurdu.SFA-1 Sırtını elektrik direğine. ellirinnän parmaklarınnan.çekiler. arabaya doğru geliyorlardı. GTA 238 [i:çÌ»zmαn nes»tε tSçdZUk»…αF αn»nε:R…αF »nα:ÌSε çnnα»Rïn αnα…α»Rï ÔøstY»RY:mYS pαR»mαk…αn çnnå»Rε] α α … ADĐL I 198 Şehadet barmağı. SFA-2 Ceketinin cebine. HEA-3 Misafirlerin yüzünden kazandıkları paraları parmaklarıyle sayarak bana hesabını veriyor. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam. . HEA-4 Tahta parmaklığa dayanmış. ederek dalıyordum. HEA-9 Cüceyi derhal dizinin üstüne çıkardı. UK 95 tarayarak seyrek sakalını kuru parmaklarınnan UK 143 kıstırdı Keykauzun parmaklarnı UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip. HEA-4 Demir parmaklar. hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak. parmaklarnı donaderlar. başınnan annaşardılar. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. dolaştığını tahayyül. hem doru lafetti. yunus balığını. Barmaglarının ucunda. bir ayağını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamış sigara içiyordu. kızın yüzünü kendine çevirmişti. fakat: ikide birde ses gelen kapıya dönüp bakıyordu. SFA-1 Belki de bir parmak kadar çaça..

Anlam Olayları Bakımından *parŋak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak barmak. köp zatları döredyer TDS 73 Başam barmak baş getir TDS 73 Bilen bilenin işler. iki barmak dilden geler).surätdä nümayiş etdirmäk üçün çalınan musiginin äsas melodiyası ilä hämahäng olan yeni “guşälär”. Başkurt Nogay Karakalpak Özb. barmak. barmo. Tenişev. ADĐL I 198 Beläçä Mahmud birçä barmag kağız tapmag fikri ilä yan-yöräsinä bahabaha su başına çatdı ADĐL I 198 Şähadät barmağı. Çuv. Kır. eni bu organ kadar olan. barmak. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır. hece ölçüsü. bilmedik barmagın dişlär. bir işe karışmış olma ilgisi’ gibi anlamlar benzetmeye dayanan birer metaforik anlamlardır. koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan. tar çalmağa da barmagım yatmadı TDS 73 Eliniñ başam barmagı bilän knopkanı bazdı TDS 73 On barmagıŋ hunerli. “halar” “barmaglar” älavä ätmäyä çalışmışdır. Tüm tarihsel kaynaklar: Oğz. Barmagı bölek diyme. iki barmak dilden geler. 3. TNAS 379 Yurdı bölek diyme. iki barmak dilden geler (Başa bela geler bolsa. TNAS 78 Bäş barmagıŋ deŋmi? (Bäş barmak deŋ bolmaz). Bunun yanında ‘tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri. ADĐL I: 198 barmaglarının ucunda ADĐL I: 198 getdim girdim tar därnäyinä. bilegi birdir. 2) ‘Parmak’. 222 . parmaú. TNAS 145 Är başına bela gelse. TNAS 233 Kanun kesen barmakdan gan çıkmaz. Barmaglarının ucunda. pürne şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün ‘parmak’ anlamı hâkimdir. barmağ. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. bilmedik barmagın dişler TDS 73 Bal tutan barmağını yağlar TDS 73 Ol maşınıñ ehli böleklerini beş barmağı yalı bilyär TNAS 67 Başa bela näden geler. TNAS 80 Bilen bilenin işlär. sırtıŋa barmak ildir. Uyg. Kaz. marmak. barmok. Türk Dili kaynaklarda *parŋak sözcüğünün için şu anlamları tespit etmiştir (1997: 254-255): 1) ‘Başparmak’. barnak. dilegi birdir.

4. ‘parmak’ (EUyg. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir.. *aδγu-t/ç : *parŋak *parŋak : *dırnak. *parŋak sözü. *bogum *älg. Çağ.). Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri.) (1997: 254) anlamlarını vermiştir. NESNE : PARÇA *älg. ‘küçük parmak’ (Tuv. Bu durumda *ärŋek ve*parŋak terimleri eş anlamlı gibi görünmekle birlikte aralarında bir anlam farkının olduğu da görülür. Orta-Uyg. *aδγu-t/ç : *parŋak 223 . *ärŋek teriminin anlamları için ‘başparmak’ (Orta-Uyg. Meronim Olarak *parŋak Anatomik anlamında *parŋak sözü. *bogum ALAN : MEKÂN GRUP : ÖĞE *parŋak : *dırnak. Bu iki sözün başlangıçta bir hiponim ilişkisi sergilerken zamanla yakın anlamlı hale gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. *parŋak sözcüğünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini sergileyen meronimidir. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir.Tenişev. Kuzeydoğu Türk lehçeleri). Krh-Uyg.

Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.: xv.1. EKıp. yy. yy. dırnak (CH I: 283). tırnaú (KTS: 274). 25). yy. 2. Ciltçilikte tek yaprakları büküp cildi birleştirebilmek için bir yanında bırakılan şerit durumundaki kenar 5. MKıp. Đng. xiv. tırnağ. tıranāaú (EUTS: 237). Modern Tü. Đnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka 2. ùırnaú (DK II: 289). xv. Batı Tü. nail. dırāaú. (müzik) 224 . xiii. III 191. yy. kalıp parçalarının birleştirilmesinde kolaylık sağlamak amacı ile yapılan dişlerin her biri 6. tırnak (Sngl. tırnaú (KE II: 631). Đslami ç. *dırŋak Proto-Tü. dırnak. dıynaú. dırğa:k. *dırŋak (Tenişev 1997: 258). tırnak ‘tırnak’ (TTS V 3802). dırnaú (KTS: 61). (denizcilik) Gemi demirinin ucundaki yassı parça 4.12.2. tırnaú. angrak (EUTS: 16). tırnak (KĐ 62). IV 218). Krh. tırŋak (DLT. 193r. yy.2.: xi. duynaú. yy. ùuynaú ‘tırnak’ (YTS: 66). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK ‘tırnak’ Lat. Proto-Oguz *dırŋak. yy. Bud. Heykel dökümünde. Doğu Tü. xiv. tırnak ‘1. ùıynaú. unguis. dırnaú (EM: 124). KB).2. Kanca gibi araçların kıvrık yeri 3. tırŋak (DLT III 382). Proto-Ogur *dırŋak. tırnak (TTS I 202. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TIRNAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *dırŋak ve *dırma-k sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.12.Tü. ùırnaú (EM: 188). tırnğak ‘tırnak’ (DLT IV: 618).ç.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kaltı tırŋak üzeki toprak teg ‘tırnak altındaki toprak gibi’ (TT VI 336-9). dırnaú. II 894. Harezm ç. – xix. xiv. tırnaú (NF III: 425).

Kanun çalmakta kullanılan mızrap 7. Kırg tırnak.259). dırbak. Gag. eser adını. Tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet. tırnak.) (DS IX: 3252). *tu(ğu)rağun ‘toynak’.. Tırmık (kuşlarda) 3. dırğak. -Sm. ninik ‘tırnak’ (Babik *Pötürge -Ml. başlıkları. *dırŋak ismin *tır-ma-. Şor tırğak. Özb. Karaçay-Malkar tırnak. dıkam ‘tırnak’ (Karakoyun *Serik -Ant. tırnah.) (DS IV: 1454). Ocı togalacık ve gışagı yazına egrelip duran nagış 4. *Ermenek -Kn. *dırŋak Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.. Proto-Türkçe *dırŋ-ak ‘tırnak’. dırnaò. Guşun. inik gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madde 1. Karakalpak tırnak.. dırnak ‘tırnak’ (Güney *Yeşilova -Brd. 225 . dırnaā (ATS: 273). Đnsan tırnağı 2. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. -Nğ. tirmok. Kumuk tırnak. Tat. Yakut tıŋırah. Temelin üstünde 50-60 santimetre yüksekliğinde örülen duvar. pişegin ve saire pençesi.fiil şekillerinden *tırna. -Gaz.. Moğ. Azb. Parmakların ucunun üst tarafında kemik gibi maddeden ibaret örtü // At. tırnak. tırbak. dırnak ‘1. Başk. ayakların ucundaki yiti boynuz örtük 3. tirnok (EDT 551b). keski 8. gibi manada işlenen sözleri bildirmek için işlenir’ (ADĐL II 121). tırmak. tırnak ‘1. Trkm. tırbak. Tuva dırğak (EDT 551b).fiilin türediğini belirtmektedir ve Altay dillerinden şu paralelleri göstermektedir: Proto-Altay *tırŋu-. metin içerisinde alıntı. tırnok. tirmak. timak. tırnak.‘kazımak’ (1997: 258 . *Antakya -Hat. Kaz. Proto-Altay *tirma-: Proto-Türkçe *dırma. At gibi hayvanların tırnağı’ (GS 483). Hakas tırğah. duvarın esası’ (TDS 285).. 1. dırbak. Tırnak işareti’ (TS 2220). ayrı-ayrı sözleri. Çuvaş: çerne (Tenişev 1997: 258). dırnak (RLT: 135).) (DS IV: 1471-1472). tırmak. Tofa dırgak. El-ayağın parmaklarının ucundaki buynuz ertük 2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tırgak. *dırma. dırnag ‘1. Nogay tırnak. tırnak. (dilcilik) “ ” işareti olup. tırmak. tırnak. Güney-Doğu: YUyg.

HEA-3 Herkes. pençe ve her şeyle kurt soyuna saldırdı. manikürlü tırnaklı güzel elini kalabalığın arasında seçebiliyordu. HEA-1 Sadece uzun beyaz kolların hareketini. uzanıyor. ADĐL II 121 Siz bu hadislärä bir dırnag gädär dä fikir vermeyin ADĐL II 118 Yenä o insan daşlardan. Goyun-guzu meleşerek galhır yaylağa. iyilik maskelerinin sakladığı zehirli tırnakların ne onarılmaz yaralar açtığı sanki tüylerim. kara ormanın parçaladıkları kuşlarından kan ve kanat parçaları yağdırdılar.. bir kesik. gayalardan tutacag. HEA-8 Bunlardan başka da bir kadın eli kadar kuvvetli.kendiliğinden alıveriyor. çenem uzanıyor. SFA-2 Ceketinin cebine. tırnak. dişi ilä.. kibarlık. HEA-3 Tırnakları ve gagalarıyle yüz yıllık kartallar. HEA-3 Bu soğuk korku ve sıkıntı içinde tırnaklarım pençeleşiyor. 226 . kalın. sanki derim. sarı. daha başarılıya ulaşabilmek için dişiyle tırnağıyla son enerji damlası bitene kadar boğuşacak SFA-1 Dostluk. SFA-2 Ne tırnak kenarlarında bir yenme ve siyahlık. vücudum sıcak ve yumuşak bir kürkle örtülüyor. büyük. ne de parmaklarında her hangi bir el işi gördüğünü bana bildirecek bir boya. ben istemeden vardığım bir müdafaa sistemini -aklıma sürünürcesine. gözlerim ateşleniyor. HEA-2 Tabakasını uzattığı zaman tırnaklarının itina ile parlatılmış olduğuna dikkat ettim. sanki vücudumda tayin edemediğim bir yer duruyor. parmaklarının uçları ince pembe tırnaklarla son bulan dolgun avuçlu elleri vardı. tuzak. dırnağı ilä torpagdan yapışıb gurtarmağa çalışacagdır. *dırŋak Kullanım Alanı EM 124 ve dırnaúları úızmaú ve aruú olmaú ve incelmek EM 188 ve ùırnaú yaramaz olıcaú yaúsalar ıãlÀóa getürür ú MŞ 133 yaā bulunursa dırnakların ter Ćdeler TTS V 3803 Tırnagın oldu kör yumadan bulaşıkları Babam başına çalsın o şimşir kaşıklar TTS V 3803 Komadım zerrece haşv-i zait Bunda tırnak yeri bulmaz hâsit TS 2220 Đş karıştırmak için de ilkin belediyeye tırnak takarlar TS 2220 Her gün tepeden tırnağa kasabada kim varsa çekiştiriliyordu TS 2220 Kadın tepeden tırnağa kin kesildi. hınç kesildi TS 2220 Ama daha üstününe. bir nasır. samimiyet. etlerine doğru kıvrılmış tırnaklı.Doerfer. küt parmaklı bir el vurdu. büyücek. 2. *dırŋak sözünün Halaç Türkçesinde tirnak şeklinde tespit etmiş ve ayrıca /i/ ünlüsünün uzun veya kalın olmayışı garip bulmakta ve gerçek şeklinin ti:rnak veya tırnak olması gerektiğini belirtmektedir (Doerfer 1970: 26). kalbim tuhaf tuhaf yanıyordu. UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 166 odun enser kakerlar tırnak altına ADĐL II 121 Dırnağile bezek vurup nemli toprağa.

duşman öyünde .ADĐL II 121 Hele män säni öz atımın dırnagları altında tapdadanda tamaşa elä. Meronim Olarak *dırŋak Anatomik anlamında *dırŋak sözü. Karaim. Çağ. 2) ‘Hayvan tırnağı’. Anlam Olayları Bakımından *dırŋak Tarihsel Türk lehçelerinden günümüze *dırŋak sözünün şu anlamları görülmektedir (Tenişev 1997: 258): 1) ‘Tırnak. Krh. keski. Başkurt Kumuk Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak. tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet. TDS 285 Men seniñ arkañı gaşaşardım velin. Goyun-guzu mäläşäräk galhır yaylağa. Çuv. 3) ‘Toynak’. Orta-Kıp. Gag. kuş ve hayvan tırnağı’ gibi anlamlar mevcuttur. Kızey-doğu: Çuv. kanun çalmakta kullanılan mızrap. *ärŋek ve *parŋak sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Trkm. TNAS 142 Et dırnakdan ayrılmaz. Kaz. Güney-batı Türk lehçelerinde.. kanca gibi araçların kıvrık yeri. 4. Dadaş Läläşov! ADĐL II 121 Dırnagilä bäzäk vurub nämli toprağa. insan tırnağı’.. tırnak işareti’ gibi anlamlar da benzetme yoluyla yapılan metaforlardır. TNAS 162 Garıp oglan demir dyrnak bolar. Bu anlamlar içerisinde ‘insan tırnağı’ gibi anatomik anlamın yanında hayvan için kullanılan ‘at gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madde. Karaim. Teknik alanda kullanılan ‘gemi demirinin ucundaki yassı parça. Osm. Bunlar metaforik anlamlardır. Orta-Oğz. 4) ‘Nasır’. Kır. Salar Karaim Tat. 3. 227 .-Uyg. Tüm kaynaklarda bu anlam vardır. Özb. sen çıdap bilmersiñ.saç. Meniñ dırnaklarım ösüpdir TDS 285 Đlde oğlun dırnagına zar bolup yörenler hem bar TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma.

Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘tırnakların etrafında bulunan ince deri’ (TS 2220) anlamında tırnak derisi ve ‘tırnağı taşıyan parmak ucundaki kemik’ (TS: 2220) anlamında tırnak kemiği sözleri *dırnak sözün nesne : parça ilişkisini gösteren meronimlerdir. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *ärŋek. *parŋak : *dırnak *ärŋek. *parŋak : *dırnak 228 .

.) (DS V: 1743). kertenkele ve benzerlerin) bedenlerinin bölündüğü kısımlardan (bentlerin) her biri 2. -Dz. -Mn. bo:ğun ‘parmak eklemi’ (EDT 316a). Bir şeyin boğulmuş. baāış (KE II: 68). 2.13.) Kemik uçlarının birbirine birleştiği yer.. ogruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 425). yy. Tıflar Gaz. Kamış 229 . Đslami ç.) (DS V: 1674). boğun ‘boğum.) (DS II: 722). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EKLEM kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bogum sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. eklem ‘Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer. owruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 446). (anat. Batı Tü.: xi. yy.. buğum (ATS: 154). bıkınak ‘eklem. buğum ‘1. -Sv. Doğu Tü.... boğun ‘parmak eklemi’ (DLT I 399)... yy. eğ ‘vücuttaki eklem yerleri. -Çkl. bilek’ (Alanlı *Bozdoğan -Ay. xiii. bovum. Köy -Đç. ilikmek ‘parmak eklemleri’ (Nğ. kısım // Bazı hayvanların (yılanların. joint. -Kü. *bogum (Tenişev 1997: 260). boğun ‘eklem’ (Sngl 136v. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM ‘eklem’ Lat. -Ama. hağ ‘parmak boğumu’ (*Hozat -Tn.2. Krh. bogum ‘parmak eklemi’ (-Ama. sıkılmış yeri.) (DS X: 3519). EKıp. Harezm ç. bent.) (DS II: 664). articulatio Đng. Proto-Oguz *bogum. parmakların eklem yerleri’ (-Zn. – xix.13..2. bendi 3. Kemalli *Sungurlu -Çr. Proto-Ogur *bogum.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. eklem’ (Tokat -Es. Modern Tü..1.. 13). *Kiflis. bogmak. setik ‘vücudun eklem yerleri. oynak yeri.2. mafsal’ (TTS I 632).. -Ky. yy. -Gaz. *bogum Proto-Tü. en ‘parmağın ek yeri. -Çr. bovun (KTS: 35). parmak boğumu’ (-Krş. xiv. Azb.: xv. bend (ATS: 116). mafsal’ (TS 681-682).) (DS VII: 2524).) (DS VII: 2251). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.

Hakas pun (Tenişev 1997: 260). ruhı. TDS 102 Kuştleriniñ perzisi. yañsı bilin aytdı. TTS I 632 230 . Kumuk bıyım. buın. nefessiz kalmak’ (Tenişev 1997: 260). Kamış. Özb. bogun (RLT: 194). *bog. SFA-1 Đnce.‘bağlamak. Tat. ÷p-÷sli ululıkda bolan köli ÷meli getiryen duzlı suvı guragırı. düğüm’. Kemiklerinin birleşme yeri 2. boğmak’ fiilinden türemiştir ve onun türevinde ‘bağlama’ > ‘eklem’ semantik dönüşümü vardır. Karakalpak buuın. duzlı palçıgı. ADĐL I 319 Gälbim särin. ProtoMançu-Tunguz *foga. TDS 102 Seydiniñ hemme dörlemeleriniñ bogun sanları deñ d÷ldir TDS 102 Bu sözleri ol bogunlara bölüp. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay mun. Bälkä dä uf demäzdim. boğa boğa söyle.‘bağlamak’. Güney-Doğu: YUyg. değmesinin kuyruğunda üçyüz altmış boğun var TTS I 632 Boğunluca otu derler. 3. buvun ‘eklem. bogun ‘1. büğin. gargı ve benzeri bitkilerin bölümleri. 1. *boğo. Nogay buuın. Başk. puun. boğunu çok olur. öğe’. *bogum Kullanım Alanı Bak ol barmağına ki boğun boğun Düzüptür kimi ince kimi yoğun TTS I 632 Sügüyle göksünde söyle dürttü ki yedi boğun ile geçti TTS I 632 Beşince yer içinde akrepler var durur katırlar gibi ve kuyrukları sügü gibi. pili ve başgaları agaçdan.‘boğmak. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. boğam. 2. doğransam buğum-buğum TDS 102 Onuñ gara. atı. göynuñ bogun süñklerindendir. buın ‘eklem. boğum boğum parmaklarındaki mahareti bile göreceğim geldi.gibi bitkilerin düğümü’ (ADĐL I 319). ruhum sevinçlä dolgun. Bu fiilin Altay dillerinden paralellerini şu şekilde göstermiştir: Moğ. Kırg muun. bıuın. bilagırı. Sözlerin çekimli sesleri boyunca bulunan böleği’ (TDS 102). poon. kökü ak olur. TTS I 632 Söz dokuz boğundur. boğun boğun olur. bogun hem-de damar kesellerini becermekde yaramlı serişdedir. Kaz. *bogum Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *bogum sözcüğü. Trkm.

*ärŋek : *bogum 231 . Meronim Olarak *bogum Anatomik açıdan baktığımızda *boğum. buuın. boğım veya boğın şeklinde tüm çağdaş Türk lehçelerinde rastlandığını Clauson da belirtmiştir (EDT 316). Tarihsel ve modern Türk dili alanında bovum. bo:ğun. puun. bendi’ anlamları ise metaforik anlamlarıdır. eklem’ anlamları temel anlamı olmalıdır. El. buın. Eklem. pun. boğam. bacak. bovun. Bu sözün ‘kamış gibi bitkilerin düğümü’ ve ‘bir şeyin boğulmuş. mun. *ärŋek : *bogum *parŋak. Anlam Olayları Bakımından *bogum Türk Dili kaynaklarında ‘vücut eklemi’ veya ‘bitki eklemi’ olarak kullanılmaktadır (Tenişev 1997: 260). Eldeki metinler itibariyle *bogum sözü *parŋak ve *ärŋek sözlerinin hem nesne : parça hem de grup : öğe bildiren meronimidir. NESNE : PARÇA GRUP : ÖĞE *parŋak. buğum. Eklem veya daha dar anlamda ‘parmak eklemi’ olarak boğum. poon. buuın. anlatımda daha çok işlevsel görevi taşırken boğum daha çok şekli bir yönü dile getirir. büğin. kol.3. şekillerinde görülen bu sözün ‘boğum. bıyım. vücudun birçok yerinde mevcuttur. ayak ve parmakların içinde bulunmaktadır. buın. boğun. 4. muun. sıkılmış yeri. bıuın.

sırt.2. Đslami ç. beden. ‘gövde. yy. boy ‘beden..: xv. *sıyn. boy ‘boy.. horak ‘vücut’ (-Nş. EKıp. Canlı varlıkların maddi bölümü. -Sn. 60). (ATS: 377). body. *boδ (Tenişev 1997: 265). KökTü.. gövde (ATS: 552). ten cisim’ (EM: 113). boy (DLT III 141). Proto-Ogur *boδ. xiv. bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138). bod (DLT III 121. boy (CCum 63). gövde’ (Brd. oyru. yy. yy. Gag. hücüt ‘vücut’ (Koyundere *Ahıska -Kr. Batı Tü. endam <Far. beden (ATS: 109). KB 371). vücut 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEDEN kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *boδ. corpus. Krh. vücut’ (TTS I 645). eğen. eğin ‘vücut. xiv. Trkm. Ks. 2. beden (MŞ: 10). kol ve bacak dışında kalan bölümü. eğil. boy (NF 111). Modern Tü. baş. gövde’ (ADĐL I 235). yy. Azb. beden ‘adam ya da 232 . xiii. xiv.) (DS III: 1025). *boδ Proto-Tü.) (DS IX: 3303). Giysilerde ölçü 4. -Es. beden (DK II: 42). Proto-Oguz *boδ. boy.14. bädän ‘Đnsan ve ya hayvanın vücudu. -Mr. göğüs kemiği’ (-Dz. – xix. boy (ME 6). beden<Ar. yy.. beden. -Mn. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yy. oyur ‘gövde’ (Kazmasökü -Sn. beden (CH I: 150). viii.: xi. *sıynak ve *gebde sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. gövde 3. beden ‘1. yy. vücut’ (KE II: 133). -To. yy. Harezm ç.) (DS VII: 2408). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN ‘beden’ Lat. xii. Doğu Tü. boy (Sngl 141v12). Kale duvarı’ (TS 254). eyin. (KE II: 85). çelim (ATS: 197)... Đng. yy.14. beden <Ar.2.) (DS VII: 2448).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. cüdde ‘vücud. arka. gevde (DK II: 117). xv. egni. Vücudun. bod (Ton 4.1.) (DS V: 1821).2. vücud (ATS: 1207).

erkek’.hayvanın dış görünüşün forması. Bod ve bodun sözleri. *beye ‘vücut. Gagauz Türkçesinde boy şeklinde geçmektedir. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tenişev’in Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Moğ. Fakat diğer yandan Çuvaş şeklini ortak Türk şeklinden ayırıp. Moğol şekliile karşılaştırmak: Moğ. Menges. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bo buy. Tenişev. hayvan sayımında kullanılan isim’.. Hakas pos. 2. bot) dönüştüğünü belirtmektedir (Menges 1995: 89). Tuva bot. insan. büdün ‘kendi. öz. öz’. Salar boyi. Eski Türkçedeki kelime başında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*boδ > boy). Şor pozu. boy. Oğuz grubu Türk lehçeleri içinde Türkiye Türkçesinde boy. beden. öz. (TDS 83). karın’ terimi de bu alıntının bir eseri olmalıdır. Türkmen Türkçesinde boy. öz’. Proto-Mançu-Tunguz *beye ‘vücut. Özb. buy. kuzeydoğu Türk lehçelerinde /t/ sesine (*boδ > Tuv. bu şeklin Eski Uygur alıntısı olma ihtimalinden de söz eder: Orta-Moğ.istisúÀ rencine fÀyide Ćder ve bedene úuvvet vĆrür MŞ 10 ãovuú havÀ bedeni diŋredür ve hazmı eyü be beŋzi úızıl eyler TTS I 645 Gönül ana verdidi gönülsüzün Gerü vardı Kaytas’a verdi sözüŋ Ne söz. endam’. hiyle boyuna ton biçtidi Katı katı Tevrit’e and içtidi TTS I 645 Ne oyun kamuyu verir oyuna Çeviklik ton imiş anın boyuna TTS I 649 Burulmuş boynu san armut sapıdır 233 . buy. bädän. *boda ‘varlık. beden. Karaçay-Malkar boy. Kumuk boy. Güney-Doğu: YUyg. Tat. Azerbaycan Türkçesinde boy. *boδ Kullanım Alanı EM 113 . boy. Çuvaş: pev (Tenişev 1997: 265) 1.. Tofa bot. *boδ Etimolojik Değerlendirmesi Kök Türk ve Uygur dönemlerinde bu sözün ‘vücut’ anlamında kullanıldığı bilinmektedir. Japon *be ‘erkek’ (Tenişev 1997: 266). boy. belki Japon *bata ‘iç organlar.

beden terbiyesini bir zaman Garp âleminde bir mani hâline sokmuştu. Yalnız bedenine değil. terlemeyi icap ettirir HEA-4 Herhangi beden görünüşünde Mürsel'e daima faik olan Şaban. Trkm. Çuv.. Güney-Doğu Türk lehçelerinde. 2) ‘Güç’. Karaçay-Malkar 234 . bu geçitlerde onun yanında bir kemik ve et yığınından ibaret. Kuzey-batı Türk lehçelerinde. Orta-Uyg. *boδ sözcüğün asıl anlamını ‘boy. Rabia. HEA-9 -Kendine iyi bak.266): 1) ‘Vücut. ADĐL I 235 Đndi ananın yarı-çıplag bädäni şahta garşısında müdafiäsiz galmışdır. Anlam Olayları Bakımından *boδ Clauson.. TNAS 74 Bedenäniŋ öyi yok. ADĐL I 235 Lazımdır mikrobları millätin bädänindän känar elämäk! Yohsa nä göz yaşı tökmek ilä azarlı şäfa tapar. Salar. evlât.. nä dua yazmag ilä ADĐL IV 117 Đmangulunun bädäni elä tärpänirdi ki. dimağına da sıhhat lâzım. TNAS 74 Beden azabından wızdan azabı agır. ayağı bağlu Şehlâ gözü nemlü. boy. nirä barsa ‘Bıt-bıl-dık’. yanıp duran gara gözlerinde gucurlılık duyulardı TDS 83 Ceññel tarapdan dovam ÷den garaşılmadık geñ galdırıcı ses onuñ depe saçlarını uyşurdi. Tenişev. bu tepelerde. Orta-Kıp Harezm Çağ. Kır. Gag. çalışmayı. sözcüğün daha sonra ‘aşiret.. canı dağlu TS 254 Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler TS 254 Basit beden terbiyesi hareketleri dahi muayyen kaidelere uymayı. SUyg. *boδ sözcüğünün asıl anlamının ‘beden’ olduğunu söyleyerek Türk Dili kaynaklarında geçen anlamları şu şekilde sıralamaktadır (1997: 265 . ADĐL I 235 Yazığı o gädär döyübdür ki. diñe onuñ düvlen yumrugı d÷l. insan boyu’. Krh-Uyg. bädänindä sağ yer galmayıb. 3. Azb. insanın boyu’ olarak tespit edip. EUyg. elä bil heç sümüyü yoò idi TDS 83 Onuŋ berdaşlı bedeninde.Salınmış yüreği naèna çöpüdür TTS I 649 Boynu burulu. belki onun demir yalı berk bedenini hem pagış-para govşatdı TNAS 74 Beden agırsa. Osm. HEA-4 Bunlar. jan sızar. soy’ anlamına gelmesiyle çoğul şekliyle bodun olarak karşımıza çıktığını belirtmektedir (EDT 296). Halaç TTü.

*bokurdak. *azıγ.TTü. ebat’. *uδluk. *bilek. *saç. Uyg. bunların dışında Alt. *yagrın. Çuv ‘yaş’. *ta:pan. Çuv. *älg. Kuzey-doğu Türk lehçelerinde. *eyegü. *ögçe *boδ : /iç/ *yürek. *çäŋä. *kökrek. ‘yalnız. Özb. yayla)’ . *öbke. Karaim Kır. ‘yalnız. *di:ş. *boδ sözcüğünün meronimileri olarak kabul edilebilir. Kır. *ägn. *göz. Özb. *kol. *bagır. NESNE : PARÇA *boδ : /baş/ *balç. Alt. *çekn. *öŋeç/öŋüç. Trkm. burun. bagırsak. *kurug-sak. ETü. Uyg. *çaykan. *bögrek. *damγak *boδ : /beden/ *boγaz. Başkurt Karakalpak Özb. Bu anlamdan: a) coğrafik anlam olarak ‘nehir boyundaki yer (kıyı.Trkm. Güney-doğu. *kar. Azb. *aδak. *omuz. *ärŋek. Bod sözünün ‘uzunluk ve güç’ anlamları sonradan kazanılmış metonimik anlamlardır. Bundan dolayı incelenen tüm organlar. *kirpik. *dırŋak.-Uyg. *köŋül. *bäŋiz. *beyŋ.3) ‘Uzunluk. 4) ‘Kendi’. Krh. Uyg. ‘hayvan sayımı için sözcük’. *kulγak. *bıkın. *bu:t. *parŋak. *erin. *aγız.. *baltır. Meronim Olarak *boδ Anatomik anlamında *boδ. b) sözcüğün girmiş halinin zaman ve mekân anlamında olan ek olarak kullanımı . Tuv. *bo:yn. SUyg. *ömgen. *oŋurtka. *be:lk. *yü:z. Alt. *aburt. *ka:ş. Güney-batı ve Kuzey-batı Türk lehçelerinde. nehir boyundaki yer’ anlamları ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. *topuk. bekar. *kekirtek. eldeki çalışmada ele alınan konun en üst holonimi olarak kabul edilmektedir. *tuyzke. *tö:ş. *tirs(γ)ek. *dilk. *d(i)a:l-ak 235 . bacak.. *du:dak. bekar’. 4. Karaçay-Malkar Karakalpak Kır. *bät. Trkm. *aδγu-t/ç. *gö:küz.

yin ‘beden. Proto-Oguz *sıyn. vücut. Đslami ç. sınak. sin. sınak. sınak. mezar. sın. Karaçay-Malkar sın. *ki:n. sın ‘vücut.ç. bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138). isig-öz (EUTS: 98). *sıynak Proto-Tü. Karakalpak sın. insan bedeni’ (DLT IV: 791).: xi. Güney-Doğu: YUyg.Tü. sin. kevde ‘gövde’ (KTS: 142). Bud. kövtüng ‘vücut.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. hın. Çuvaş: san (Tenişev 1997: 266) 1. gövde’(EUTS: 118). görünüş’ anlamında 236 . *karım. *tü:k. Hakas sın. Nogay sı:n (EDT 832a). uzuv’ (EUTS: 203). sin ‘Ölü gömülen yer. boy uzunluğu dış görünüş’ gibi anlamları kazandığını ileri sürmektedir (EDT 832). kabir. Kaz. metfen. sıynak. Şor sın. siyak. Proto-Ogur *sıyn. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay sın. beden (KTS: 26). Tuva sın. *sırt. *arka. Modern Tü. Tat. yy. sına ‘beden’ (TDS 622). *sıyn (Tenişev 1997: 266). *eiŋ. daha sonra ‘boy. yin ‘vücut’ (KE II: 739). sın. Tofa sın.2. Özb. *sıyn Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Man. *sügsün. *gö:pek 2. budin (EUTS: 51). sünig (KTS: 245).Tü. Kırg sı:n (EDT 832a). yy. *bogum. sın. *siŋök. *siŋir. *yayŋak. sın. makber’ (TS 1986). *sıyn sözcüğünün asıl anlamının ‘insan vücudu’ olduğunu. gömüt. Eski Uygur Türkçesinde sın sözünün ‘Tanrının tecelli ettiği ışık.2.ç. Krh. 5-6). bu beş yar[uk teŋri] sınları ‘bu beş ışık tanrının vücutları’ (M I 21. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sın. EKıp.*a:ya. *kemük.NESNE : MADDE *boδ : *kılk. siyak. *äiŋsä. *ka:m/pak. sı:n (EDT 832a). Trkm. *damor. xiv. beden.14. Harezm ç. *sıyn. *yelkä. *teri ALAN : MEKÂN *boδ : *a:lın. Başk.

Orta-Kıp. *sıyn sözünün Türk Dili metinlerinde şu iki ana anlamda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 266): 1) ‘Vücut. Kır. Şor. 3. Çuv. Şor. ‘renk’. ‘benzer. benzeyen’. 237 . *sıyn sözü. Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Hakas. Uyg. Modern-Kıp. bu sözün *sin ‘mezar’ kelimesi ile ilişkisinin anlaşılmadığını belirtmektedir: EUyg Orta-Uyg. mezar heykeli’. mezar taşı. Alt. Başkurt Kır. ‘mezar anıtı’ (1997: 266). Çuv. Tofa ‘sıradağ’. dış insanın görünüşü’. dış insanın görünüşü’. Kır. anlam açısından bod sözünden farkını ortaya koymaktadır. Tuv. Özb. Osm. ‘uzunluk’. 5-6 bu beş yar[uk teŋri] sınları ‘bu beş ışık tanrının vücutları’ DLT III 138 bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ TS 1986 Sana ibret gerek ise / Gel göresin bu sinleri TDS 622 Sınamda sag yerim yok TNAS 46 Atda ayak bolsa. Tuv. işi kın bolmaz. Oğuz lehçelerinde kelime ortasında /i/. Kumuk Tat. Tenişev. Hakas. ile diğerlerinde ise /ı/ ile kullanılmaktadır. Bu durumda bu sözün daha somut bir anlamda kullanılması. ‘Resim. mezar heykeli’ anlamlarında kullanım alanına göre metaforik veya metonimik anlamlar ortaya çıkabilmektedir. Tat. Alt. Anlam Olayları Bakımından *sıyn Tenişev. ‘ağaç kütüğü’.görüldüğü gibi ‘vücudun dış görünüşü’ anlamı da görülür. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. ‘mezar taşı. Çağ. özge sın bolmaz. 2. Çuv. boy. *sıyn Kullanım Alanı M I 21. TTü. Orta-Kıp. Karakalpak Kaz. ärde gayrat bolsa. Altay Hakas. Tuv. ‘vücut. 2) ‘Resim’. Nogay ‘dış görünüşü’. boy.. ‘mezar’.

Modern Tü. gevde (EM: 133). Gövde. kol ve bacaklar dışında kalan bölüm 5. (dil bilgisi) Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime’ (TS 881). Proto-Ogur *gebde. Tofa Türkçelerindeki ‘sıradağ’ anlamları benzetme temeline dayandığından metaforiktir. gövde ‘ölen adamın gövdesi. Erken dönemde anlamın ‘ölü beden’ olabildiğine de 238 . Azb. Đnsan bedeninde baş. Güney-Doğu: Özb. gavda. vücut. xiv. Şor ve Tuva Türkçelerindeki ‘uzunluk’. *gebde (Tenişev 1997: 267). Trkm. gövde ‘1.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. gövre ‘1. 2. Hakas. kol. ayak. gövdä. *gebde Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Hayvanlarda baş. Gag. Kırg kö:dö. Altay. Hakas. Etin göğüs kısmı’ (GS 125). Başsız tüm beden’ (TDS 186). kevde.Bu anlamlar arasında Çuvaş Türkçesindeki ‘renk’. baş dışında insan gövdesi’ şeklinde vermiştir. Kesilmiş hayvanın. Şor. Tat. ölü vücudu 2. *gebde Proto-Tü. (bitki bilimi) Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü 4. sakatatı alındıktan sonraki durumu 3. Kaz. yy.3.2. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. vücut’ (YTS: 93). ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm 6. Bir şeyin asıl bölümü 2. kö:dön. Batı Tü. sözü *gebde şeklinde almış ve anlamını ‘el. güüdä ‘1. 4. Nogay kevde. Tuva. gevde ‘gövde. ceset’ (TDS 185). Karakalpak devde. Proto-Oguz *gebde. Meronim Olarak *sıyn Anatomik anlamda *sıyn ‘vücut’ anlamında *boδ sözü ile yakın anlamlı durumda kullanılmaktadır.14. gövde. Çuvaş: hevetü (Tenişev 1997: 267) 1. Altay Türkçesindeki ‘ağaç kütüğü’ ve Altay. gävdä. Bedenin belden boyuna kadar olan aralığı 2.

Tenişev. *gebde sözcüğünün anlamı ‘el. gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. senin bütün güüdän karanlık olur. sivriydi. TNAS 113 Diline dıngı bermeziŋ başı gowgadan dınmaz. güüdesi bataldı TDS 186 Baş bolmasa gövre leş TDS 186 Nemets kapitanın agır gövresi yerde çabalınıp. güzellik’ (Tenişev 1997: 267). 2.. Nogay Karakalpak Kaz. kafası eşektir. Tenişev’e göre Türk dili metinlerinde *gebde terimi genel olarak ‘insan gövdesi’ olarak geçmektedir. Kır. HEA-2 Ayın altında güzel ve korkunç yüzünü seyrediyordum. Çuv ‘güç. *gebde Kullanım Alanı MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 12 ekşi nesneyi çok yĆmek gevdeyi úurıdur ve tĆz úocaldur ve siŋirlere ziyÀn Ćder MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TS 881 Bir tepsi baklavayı gövdeye indirdikten sonra. Buna bağlı başka kullanımlar ise şöyledir: Karaim Karakalpak Kaz. *gebde sözünün Altay Dillerinde şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Altay *keb-(/*kew-) ‘gövde. Erken dönemde anlamın ‘ölü beden’ olabildiğine de dikkat çekmiştir (EDT 688a). çeneleri kemikliydi. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa. Anadolu’da ender görünen çelik bir vücudu var. Anlam Olayları Bakımından *gebde Clauson. 239 . fakat gövde yine meşe ağaçları gibi sağlam ve kalın. ‘gövdenin üst tarafı’. HEA-6 Pembe yüzlü.‘karnı şişirmek’. ayak.dikkat çekmiştir (EDT 688a). 3. Proto-Moğol *kebe-l-(/*keğe-l-): Orta-Moğ. ke’li ‘karın’ (Tenişev 1997: 267). baş dışında insan gövdesi’ olduğunu söylemektedir. HEA-4 Hacı Murad'ın yavaş yavaş dizlerinin üstünde yükselen gövdesi çok mehabetli bir hal aldı HEA-6 Gövdesi insan. karın’: Proto-MançuTunguz *keb-de: Evenk kĆbdĆ-r.. kol. UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 211 o yaklaştı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler UK 219 burnusu biräz kamburdu. ayagını kakaştırıb yatırdı. poz’. ‘duruş. beyaz saçlı. Kır.

Meronim Olarak *gebde Anatomik anlamında *gebde sözünün ‘başın dahil edilmediği vücut kısmı’ anlamında kullanımı yaygındır. *eyegü. *ta:pan. *aδak. *çaykan. *karım. *kol. *bu:t. *bıkın. *damor. *bilek. *ögçe *gebde : *yürek. *öŋeç/öŋüç. *ärŋek. *kökrek. *kurug-sak. *kekirtek. *bögrek. *äiŋsä.*a:ya. *bokurdak. *dırŋak. *yagrın. *yelkä. *siŋök. *ömgen. *d(i)a:l-ak NESNE : MADDE *gebde : *kılk. *baltır. *bogum. NESNE : PARÇA *gebde : *boγaz. *çekn. *uδluk. *bagır. *parŋak. *ki:n. bagırsak. *kemük. *gö:küz. *aδγu-t/ç. *siŋir. *gö:pek 240 . *oŋurtka. *bo:yn. *öbke. *tö:ş. *topuk.4. *kar. *ägn. *tü:k. *tuyzke. *gebde sözcüğünün meronimileri olarak kabul edilebilir. *be:lk. *omuz. *sırt. *tirs(γ)ek. *älg. *köŋül. *arka. bacak. *teri ALAN : MEKÂN *gebde : *sügsün.

yy. yy. egin ‘sırt. arha ‘arka. arúa. 2. *arka (Tenişev 1997: 267). VI 273). arka berip ‘sırtını dönüp’ (TT. arka ‘arka. sırt ‘sırt’ (Sngl 251v. arúa (KE II: 32). uça (KE II: 664). viii. yy. Doğu Tü. Đnsanın vücudu. bedeni 7. yaārın ‘sırt. insanın arka tarafı. insanın arka tarafı.2. eyin ‘kürek kemiğinin bulunduğu yer. 4). sırt’ (DLT I: 128). KökTü. Arkada olan.2. Geri kalan bölüm 4. sırt’ (KTS: 107). yy. xiv. ard. uça ‘sırt. EKıp. cavürün ‘iki omuz arası. dorsum. peş 5. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan SIRT kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *arka ve *sırt sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. ön karşıtı 2. sırtın yukarı kısmı’ (KTS: 306). Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı.: xv. Art. art (NF III: 21). arka ‘sırt’ (Sngl 37r. *arka Proto-Tü. geride kalmış zaman’ (TS 132-133). Đng. (mec. yy. sırt’ (KTS: 291). Modern Tü. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. back. üst (üst baş)’ (DK II: 102). yaārın ‘sırt. arka ‘1.2. – xix.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. sırtın yukarı kürek kısmı’ (YTS: 230).15. arúa. Đslami ç. sırt’ (KTS: 117). yy. 241 . xiv. Harezm ç. 78). (mec. Otururken sırtın dayandığı yer 6. sırt’ (YTS: 11). Bud. xiii. egin ‘sırt. art. aròa (DK II: 18-19). cavurun. egin ‘vücut. eğin’ (DLT I: 77). arka’ (YTS: 78). egin.: xi. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi 3. sırt. arka (CH I: 170).ç. uça ‘arka. Proto-Oguz *arka. art (KE II: 33). Krh.Tü. arka ‘sırt’ (TTS I 217). yy. arka’ (Kırım Türkleri) (DS III: 867). arkada bulunan 8.) Kayıran. Batı Tü. Proto-Ogur *arka. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT ‘sırt’ Lat.15. arka (Ton 5).1. arúa (EM: 108). iyin ‘arka. arka’ (DLT I: 87). igin ‘kürek kemiğinin bulunduğu yer. arka. xv. sırt’ (KTS: 70. 22). destekleyen 9.) Geçmiş.

küresi. omuz’ Gel kızım hopuma bin de gidelim (-Mn..) . yaarnı. dayanak’ (GS 53). gerisinde olan yer 4.) (DS X: 3615)... Trkm..) (DS XI: 4168).)’ (-El. arka’ (Karaözü *Gemerek -Sv. geri tarafı 3.) (DS VII: 2404). Savaş cephesinin arka tarafında. arka ‘1.. Söz daha sonra yan anlamlar kazanmıştır (EDT 215b). Kırg arka. ters yüzü. Kuzey-batı (Kıpçak): *arka. arğas. yÀrnı ‘sırt’ (-Çr. okra ‘insan sırtı’ (*Bor -Nğ. 2. *Bor -Nğ.) (DS I:82). -Ada. Bir zadın sırt yüzü. Bir şeyin arka tarafı. Bir şeyin arka tarafı 3. Büyükçaylı *Dörtyol -Hat. beli 2. çindik ‘akra. yağnı. yargındalı. hemayat’ (TDS: 50). hayvan veya bir şeyin arkası’dır. yağın.) (DS IX: 3297).) (DS XI: 4117). yağırnı. Adet sıfatı “yeddi” sözü ile beraber (mec. bakıcı. yangırı. yanrı. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay arka. oturamak ‘sırt’ (*Acıpayam -Dz.) (DS I:203). Çkr. Yardımcı. Gag. destekleyici 5. Yakut arğa. Gerdan -Ada. yanıllı ‘sırt’ (Đğneciler *Mudurnu -Bo. yağır. Tenişev’e göre *arka ‘sırt’ teriminin *a:rt ‘arka kısmı’ terimi ile ilgisi yoktur. hop ‘sırt.. ecdat’ (ADĐL I 128). yağarnı. Đnsanın. Proto-Altay 242 . yağannı. yağarın.. Gövdenin eginden ince olan bölgesi. yanır. -Gr.. hayvanın arkası.. yağınnı. sırt (insan hk. yarın. arka ‘1. -Ba. Tuva harka.) (DS III: 1227). aròa (ATS: 50). sırd ‘sırt’ (Hasanoğlan -Ank.) (DS IX: 3275). havadar. *arka Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *arka sözün temel anlamı ‘bir insan. -To. -Sm. Azb. ensesi 3. yanırlı. yaan..nesil. yargın. Güney-Doğu: *arka. Sırt 2. -Ama. -Nğ.. yaŋır. Dayanç. yağrın.. dayak. yağrını. -Dy. Çuvaş: urha (Tenişev 1997: 267) 1..ağarnı ‘sırt. yağrındalı. Destek. yağrı. arka. yaŋıllı. yağrıdal. omuz’ Ne hampama binip duruyorsun? (*Afşin -Mr.. -Mr. Buğabağı -Çr. hampa ‘sırt. alay ‘arka’ (Karataş *Sarayköy -Dz.) (DS VII: 2268). aròa ‘1.

hay nâbekârlar köy köpeği gibi arkalaşdıŋız deyüp. SFA-1 Cevap vermeden üç beş kürek daha çekip arkasına dönüp baktı. yüzük. HEA-1 Arkası kapıya dönük olduğu halde kimin geldiğini hemen anlamıştı HEA-2 Arkamı bir dükkâna dayadığımı. Kırmızı ördek ayakları ara sıra havayı dövüyordu. TTS I 217 Yoldaş yoldaşa arka olur biri düşerse biri kaldırır. HEA-3 Bu dakikalar odamda. UK 46 hızlı hem ansızdan peyda olan düşmanın arkasında UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. SFA-2 Dakikalarca arkası müşterilere dönük pantolonunu toplar. dışarıda. Güzel kafası ara sıra sallanıyordu.dillerinden şu paralel vardır: Proto-Mançu-Tunguz *arka-n ‘insanın sırtı’ (1997: 268). döküldüğünü duydum. küpe. dostluk. SFA-2 O. Davet etsen dinine girse heman Hem sana arka ola ol pehlivan. Süleyman'ın çiftliğe gelişi. arkam pencereye dönük. çoğu sefil. HEA-3 Böylece. TTS I 217 Arkasına götüre bunlar günahın yüklenip Sanki kantarlar ile kuşun götürdü nâtüvan TTS I 217 Görelim yüzünü gözün öpelim Soralım göndün arkasın yepelim TS 132 Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış. yalnızlık sesine doğru bir küme gelirler. hepsiyle tanışıyordu SFA-1 Hür kuşlar. dizlerimin. arkadaşlık. TS 132 Arkasında beli kemerli. parmaklarnı donaderlar.. Hayvanın gözleri açıktı. yahudi kıyafetli adamlarla pazarlıkta idi. diye martıya doğru gittim. *arka Kullanım Alanı EM 108 ve bu èillete mübtelÀ olan vÀcibdür ki… ve arúası üzerine tarmaúdan saúına ú TTS I 217 Senin ile arkalaşuben ikinç Elim Şah-ı Çin’den nite kala dinç TTS I 217 Müslim şah. şık bir pardösü vardı TS 132 O kadar korktular. 2. bel kemiğimin pişmiş paça gibi yılıştığını. dar. blezik UK 170 arka arkaya olerlar da düüşerlär UK 178 gücüle uyuttum onu. kafesteki çığırtkan kuşun feryadına. uudum arkalarını UK 219 yattıydı arkası üstünä UK 256 aldı Raduyu arkasından 243 . gözlerini yummuştu. hiç ardı arkası kesilmeyen. o kadar pıstılar ki arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar TS 132 Đstanbul'da ne kadar şair. gözlerni-kaşlarnı güzerlär.. SFA-1 Mart arka üstü yatmıştı. hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor. Ne oluyor. eski koltuğa gömülür otururdum. gene oturur bir zaman etrafına bakar. arkada bıraktığı yeni ve mesut hayata eksiksiz ve güçlü bir hava getirmişti.

Diğer yandan *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ sözü. *gebde sözünün holonimi olur. *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. omuzlar. gara dere batıp. omuzlar. Kumuk Başkurt Nogay Altay ‘sırt. arka tarafı. Osm. sıradağ’.268): 1) ‘Đnsanın sırtı. *arka sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Türk Dili alanında *arka sözünün şu anlamlarda kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 267 .ogla. Trkm. 3. Daha sonra ‘destek veren. arka taraf. Karaçay-Malkar Kaz. sırtın üst tarafı > hayvan sırtı. Meronim Olarak *arka Anatomik anlamında *arka sözü. arka tarafı. omuzlar. ‘sırt. Uyg. sırtın üst kısmı. Salar Karaim Tat. ‘Vücut’ anlamına gelen *boδ ve *sıyn. Orhon Krh-Uyg. insan ve hayvan ensesi. Gag. destek’. *sıyn. Karakalpak Kır. Harezm Çağ. arka taraf. bir ayal gaptamızdan geçip gitti TDS 50 Öyün arka yüzi TDS 50 Baylarıñ hileli düvnüni çöşüp. 244 . Anlam Olayları Bakımından *arka Clauson’a göre ‘bir insan. üst. hayvan veya bir şeyin arkası’ anlamı *arka sözün temel anlamıdır. destek’. Yak. *sıynak sözcükleri. Meronimlerdeki geçişlilik göz önüne alındığında *boδ. TTü. Tenişev. TNAS 36 Arka agrı ata miras. Orta-Kıp. omurga’ anlamı metonimik bir anlamdır. Orta-Uyg. omurga’: Azb.ADĐL I 128 Aròasına yüklemek. 4. Ancak ‘hayvan sırtı. ‘insan ve hayvan sırtı. sırtın üst kısmı’: ETü. ò òası ADĐL I 128 gız aròası üstä uzanyb kitab oòuyurdu ò ADĐL I 128 Tutulanların ikisinin arhasında iri şälä TDS 50 Arkası mehnet torbalı. Özb ‘sırt. Aròası üste uzanmag. yardımcı’. *sıynak : *gebde : *arka şeklinde bir hiyerarşi görülür. arka taraf’. Garıbın arkasıñ çalanndna seçiñ TNAS 34 Annada arka gitme. ‘hayvan sırtı’. 2) ‘Đnsan sırtı. ‘sırt. yardım. Çuv. birini destekleyen’ şeklinde metaforik yan anlam kazanmıştır (EDT 215b). ata yagrı . destek.

Proto-Mançu-Tunguz *sigde < *sir-de ‘hayvanın göğüs omurgaları’. Trkm. sırt ‘1. sırt (ATS: 1042). yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Tuva sirt. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sırt. 245 . Azb.2. *sıyn. kalın kıl. Krh. Đslami ç. Bel. Oğuzlar bayır ve yokuş gibi yerlere ve küçük derelere dahi ‘sırt’ derler’ (DLT I: 342). sırt ‘kıl. GüneyDoğu: Özb. Proto-Moğol *serteng ‘omurga uzantısı’. dağ tepesinin üstü’ (ADĐL IV 89). sırt. Çuvaş: şart (Tenişev 1997: 268) 1. göğüs karşıtı 3. Modern Tü. Kaz. Büyük yer’ (TDS: 625). sırt ‘1. Đnsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm.2. Dağların veya tepelerin üst bölümü 5. Tat. Yamaç üstü.15.: xi. sırt ‘1. omuz arkası 2. Hakas sırt.ALAN : MEKÂN *boδ. *sıynak : *gebde : *arka *arka : *yagrin 2. Birinin ya da bir zatın arka tarafı 2. Kesici araçların kesmeyen kenarı 4. Kırg sırt.‘sırtında taşımak’ gibi paralellerdir (1997: 268). Dikilmiş veya ciltlenmiş kitaplarda dikişin bulunduğu bölüm’ (TS 1973). Sırt. Kore sido. *sırt (Tenişev 1997: 268). sırt. Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm 2. kürek 2. Proto-Oguz *sırt. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay sırt. Đnsanın üstü 6. sirt. Gag. sırt ‘1. Proto-Ogur *sırt. Bir şeyin üstü. *sırt Proto-Tü. Dağın sırtı’ (GS 453). üst bölümü 7. *sırt Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *sırt sözcüğünün kaynağı Proto-Altay *sirte-: Proto-Türkçe *sırt ‘hayvan sırtı’.

Tuv. ama halis insanın sırtına UK 211 yastık gibi sırtları ADĐL IV 89 Sırtına bir-iki tutarlı dartdı. buğumlu topuglarını isladırdı. Altay Özb. Kaz. SFA-2 Beygirlerin sırtına bir kamçı vururdu. bir ayağını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamış sigara içiyordu. HEA-3 Sonunda onun korkunç şekline. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır. UK 96 Araslanın omuzlarına. Kumuk Karaçay-Malkar Tat. onların sırtından geçiniyorlarmış TS 1973 Benim bu marifetimi bilmeyenlerle bahse girip sırtımdan para kazanan açıkgözler bile oldu TS 1973 Çelişki içinde konuşur ve sırtında yumurta küfesi olmadığından dün ak dediğine bugün rahatlıkla kara diyebilir TS 1973 Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi TS 1973 Anladım ki hayat savaşının birinci büyük dönümünde Ayşe'nin sırtı yere gelmişti TS 1973 Batı âlemi Türkiye'den vazgeçemez. sıradağ. bizi yalnız bırakamaz. 3. Hakas. ‘sırt. tutkulu hücumlarına rağmen sırtı yere geldi. Gag. Anlam Olayları Bakımından *sırt Tenişev. sırtıŋdan yel çalsın. Karakalpak Kır. ireli atdı.. kebiriniŋ sırtı cayrılıp görünyer TNAS 22 Agzıŋdan al alsın. TDS 625 Ter gavunlarıŋ kebiri dilim alnan yalı yarılıp. HEA-2 Đçimde öyle bir sızı. SFA-1 Sırtını elektrik direğine. ADĐL IV 89 Suyu tamam çekilmämiş halçanın saçaglarından süzülän iri damlalar onun enli sırtını. omurga. sırtıŋa barmak ildir. aradaki boğaz parçası masmaviydi TS 1973 Sırtında hep aynı kahverengi elbise bulunduğuna göre fazla bir kazanç da sağlamıyordu TS 1973 Öteki karınca türlerinin yuvalarını yağma edip kendi boyunduruklarına alıyor. Golundan yapışıb. *sırt Kullanım Alanı TS 1973 Beşiktaş sırtları pırıl pırıl. HEA-1 Adamın kafasına. askerî ihtiyaçlarımıza sırt çeviremez TS 1973 Đkide bir kendini sırtüstü saman dalgalarının içine atarak yüzme taklidi yapıyordu. dış tarafı. düş 246 . Azb. Türk Dili alanında *sırt sözcüğünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 268): 1) ‘Hayvanın sırtı. sırtına. üst kenarı’: TTü. sırtımda öyle bir ateş var ki! HEA-2 Nihayet birkaç sırt ve vâdi dolaştıktan sonra yumuşak inhinalarla yükselen yamaçlar ortasında bir köycüğe geldik.2.. beklemediği yerine bir darbe vuruyor. HEA-2 Đki tarafı meyilli sırtlarla yükselen bir nevi dere içinden geçiyorduk. bütün varlığını gıdıklıyor gibi.

hayvan sırtı. Meronimlerdeki geçişlilik göz önüne alındığında *boδ. Diğer yandan *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ sözü. ‘pulluk demiri’ 3) ‘Hayvan sırtı > insan sırtı’: Trkm.görünüşü. ‘Vücut’ anlamına gelen *boδ ve *sıyn. iyi davranmamak. tepe. sürdürmemek’. tepe’. *sıynak sözcükleri. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. bir şeye önem vermemek. *sıyn. 4. Orta-Kıp. arkasında.‘bir kimseden yararlanarak para sağlamak’ gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir. Cansız nesnelerle ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı olduğu için metaforiktir. ALAN : MEKÂN *boδ. ‘tepe’. yapmamak.‘işbirliği yapmak’. *sırt sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ‘kürek’. alt olmak’. üst. Çuv. ‘sıradağ’. birinin sırtından para kazan. 2) ‘Kürek’: Çağ. Bu sözün insanla ilgili anlamının temel anlam olması gerekir. Karaim Nogay ‘sırt. *sıynak : *gebde : *sırt şeklinde bir hiyerarşi görülür. üzey’. sıradağ’. Çağ ‘sırt. *sıyn. *sıynak : *gebde : *sırt *sırt : *yagrin 247 . arka tarafı. Oğuz ‘yayla’. onu kabul etmemek. *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. dış tarafı. sırt sırta ver. omuz. *gebde sözünün holonimi olur. sırtı yere gel.‘yenilmek. Oğuz Çuv.‘birine önem vermemek. Meronim Olarak *sırt Anatomik anlamında *sırt sözü. Modern Türkiye Türkçesinde sırt çevir.

bel. waist. etraf 5. 2. sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm 2. Azb. xiv.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Bedenin ortası. bil ‘bel. yy. Đng. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *belk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. xv. Doğu Tü. Özb. bel (EM: 113). bel ‘bel’ (DLT III: 133). şişe. Krh. Đnsan bedeninde göğüsle karın.: xv. *be:lk Proto-Tü. Proto-Oguz *be:lk. Güney-Doğu: YUyg.2. bel (KE II: 85).16.. sırt’ (DK II: 47). anı: be:linde: tut ‘onu belinden tut’ (DLT III 133). (mec.2.: xi. Bu bölümün. belçe boğuzça suvda ‘bel. Sağ ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti’ (ADĐL I 227-228).ç. bel (MŞ: 10). Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer 5. xiii.1. kuşak bağlanan yeri 2. regio lumbalis. dal 3. Bel 2. Kuzey-batı (Kıpçak): 248 . Harezm ç. bıkın ‘omurga.2. bĆl. bel ‘1. Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası 4. sırtın altına rastlayan bölgesi 3. Bardak. (mec. orutúa ‘bel kemiği’ (KTS: 206).Tü.16. *Merzifon -Ama. Geminin orta bölümü 6. orutāa. bel ‘bel’ (TTS I 486). bil (EUTS: 42). Batı Tü. Bud. Đnsanın ve bazı hayvanların karnının arka tarafı. bel ‘1. yy.) Devre. katı kürek ‘bel’ (Başhöyük *Kadınhanı -Kn. yy.nin ortasındaki dar bölüm’ (TS 258). EKıp. Bahçıvan beli’ (GS 79). bel (Sngl 149r). bel ‘1. yy.1). Gag. – xix. Đslami ç. xiv.) (DS II: 663). Modern Tü. yy. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL ‘bel’ Lat. *be:lk (Tenişev 1997: 268).) (DS VIII: 2683). sağrı ile omuzların arasındaki hisse.) Dağın iki tepesi arasında eğrilmiş yer ve alçak geçit 4. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yy. boğazlara kadar su içinde’ (U II 24. bel’ (-Brs. vazo vb. Proto-Ogur *be:lk.

Tuva bel. *bekle-ğu-sun ‘bel’.Kumuk bel. bäl ‘bel. *be:lk Kullanım Alanı U II 24. *be:lk sözünün Halaç Türkçesinde bil şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). duvara belini verir otururdu TS 258 Đsli tavan bel vermiş. değ yokuşu’. 249 . Proto-Mançu-Tunguz *belge ‘karın. Proto-Moğ. Proto-Altay *beilke: Proto-Türkçe *beilk >*bĆl ‘bel’. duvarları içeri kamburlaşmıştı SFA-1 Stromboli önünde akşam olurken nasıl da beline kolunu sarmıştın. TS 258 Avlunun en uzak köşesine. boğazlara kadar su içinde’ DLT III 133 anı belinde tut ‘onu belinden tut’ EM 113 se ãovuúdan olan bĆl aārısın giderür Ć MŞ 10 öksürük ve bĆl aārısı çoú vÀkiè olur Ć MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur Ć TTS I 486 Sen işbu işe bağla bu gece bel Getir balta vü hacet olmaya bel TTS I 486 Sebzezâr-ı maânisin sirap kılmağa hâme-vâr bel bağladım TTS I 486 Bel bağlamazsa hizmetine yâr gibi hasm Lâzım değil kisen çekesin ins ü cana tığ TTS I 486 Bağlayam bil idem buna çare Tâ geçem bir lûèb o bed-kâre TTS I 486 Hazreti resulün katline bel bağladılar TTS I 486 Yine bel bağlamış öldürmeye üftadeleri Varayın yalvarayın ol şeh-i hûbana biraz TTS I 486 Đki birader gazâye bel bağladılar TS 258 Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola? TS 258 Ne var ki böyle araçlara biz pek bel bağlayamayız TS 258 Şu kör olası işsizlik belimi fena hâlde büküyordu TS 258 Belini biraz doğrultmuş. daha rahat bir yaşam düzeyine erişmişti. 2. Doerfer. borçlarını ödemiş. *be:lk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson bu sözü b÷:l şeklinde almıştır (EDT 330a). Kaz. bil.1 belçe boğuzça suvda ‘bel. Kırg bel. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bel. dizler (çocukları oturulan dizler)’ (1997: 269). Tat. Yakut bi:l. Çuvaş: pilek (Tenişev 1997: 268) 1. Tenişev’e göre *be:lk sözcüğü Türkçeden Moğolcaya alıntı olarak geçmiştir: Orta-Moğ. bel.

Aksaraylı Emin. *bel:k sözcüğün Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 268 . anlayacaksınız. Sinäsindä şän guzular bäslänir. ADĐL I 227 bu süngünü onlar sağ täräfdän bel gayışlarından asmışlardır ADĐL I 227 Kürän at belindä ağırlıg hiss etmäyib yolun çohusunu oynaglayır ADĐL I 227 Şehli kändinin sağ täräfindä yalın beli ilä hırmanlar. başında kalpak. Çağ. HEA-1 Tarık kolunu belime dolamış.diş muskalar UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da. kuşaklarında tabanca ve bıçak asılı. HEA-9 Dimağı aydınlığa doğru gitmek isterken karnını ve belini koparan bu acı onu gene kirpi gibi büzdü. yani ben. HEA-3 Fransızca roman dizinde. o beli bükülmüş beyaz saçlı ihtiyarın yaşlarınâ bakınız. belädän çıplak. ne dediniz. çoğu modern ve tarihî Türk lehçelerinde *be:lk sözcüğü hem anatomik hem de ‘dağ geçidi’gibi metaforik anlamlarda görülmektedir (EDT 330). UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. Orta-Uyg. Salar Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Başkurt Nogay Özb. Gag. Bele gadar suya girmek. Azb. beli çökmüş yamaça. Harezm Orta-Kıp. Anlam Olayları Bakımından *be:lk Clauson’a göre. Tuv. salınmışdı ADĐL I 227 Bahsanıza.geniş arkalı. Avrupa'ya öğrenimini bitirmeye gideceğini hayal ettiğim kişi. Tak. 250 . Tenişev. dağ yokuşu. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 169 bellerinde piştoflar hem kılıçlar UK 190 da tuter Katiyi belinden UK 212 yımışak bükülän beli UK 225 kız sıkıp Mehmedin belini ADĐL I 227 Beline gayış bağlamag. şimdi ayağında getrler. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 50 bugacılar da . belinde kılıç savaşa gidiyordum HEA-5 O tabuta bakınız. orta.SFA-1 Sen değil miydin geçen sene ta kayıktan çıkarken bizim reis belindeki kuşağı çözüvermiş de hani bir teneke kolyoz çıkıvermişti koynundan. deri kuşaklan baalı belindän. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar. 3. TTü. Uyg. eyerin oturma yeri’: Enisey EUyg.269): 1) ‘Bel. başı başıma dayalı duruyordu. HEA-2 Hepsinin boğazından beline kadar fişekleri var. söylediklerinizi anlamıyorum. boynularında asılı kemik .

Kaz. SUyg.2) ‘Bel. ALAN : MEKÂN *arka . Osm. Karakalpak Kır. Hakas. sıradağ’. yokuş. sıradağ’. destek. *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ‘sırt’. ‘bel. 4. orta’. *sırt : *be:lk 251 . hayvan sırtı. Cansız nesnelerle ve coğrafî alanlarla veya ‘devre. Alt. kuvvet’. Trkm. alet’ ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı olduğu için metaforiktir. sırt’: Orta-Kıp. ‘sırt. Bu sözün insan vücudu ile ilgili anlamı temel anlam olmalıdır. ‘sıradağ. güç. ‘bel. orta. geçit’. Meronim Olarak *be:lk Anatomik anlamda *be:lk sözü. etraf. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. ‘bel. ağaç gövdesi. Çuv.

esas’ (TS 1684). oŋurāa. omurga’ (TTS V 3001). (mec. Trkm. amudu fıkari. oŋuròa. vertebra. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Azb. omray.) (DS IX: 3280). xiii. Proto-Oguz *oŋurtka. – xix. Proto-Ogur *oŋurtka. belkemiği.1. yy. 2. oŋurha süŋügi. *oŋurtka Proto-Tü. omurov ‘omurga’ (Rumeli göçmenleri. *oŋurtka (Tenişev 1997: 270). kıkırdaktan veya her ikisinden oluşan. yy. kemikten. oŋurúa ‘belkemiği omurga’ (YTS: 163).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. oāuntaāa ‘omurga’ (KTS: 203). omaca ‘belkemiği’ (-Af.2. oŋurtúa (KE II: 496). kebir hayvanlarda: 252 .) Bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü. Modern Tü.) (DS IX: 3279). Sırt boyunca uzanarak vücuda destek sağlayan. oŋurāa (CH I: 153).17. omurğa. oŋurğa. Harezm ç. oŋurga sütüni (RLT: 158). siğer kemiği ‘omurga’ (-Çr. backbone. onurga ‘Adamlarda. EKıp. Darıveren *Acıpayam -Dz. onurğa ‘Bel kemiği’ (ADĐL III 446). içinde omuriliği barındıran kemik yapı 2. oŋurúa. (denizcilik) Gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi 3.) (DS X: 3630). onurğa (ATS: 932). temel. Batı Tü. Çilehane *Reşadiye -To..17. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA ‘omurga’ Lat.) (DS XI: 4053). Kadıçifliği -Đst. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMURGA kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *oŋurtka sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.2.2. omurga ‘1. oŋurha kemügi. xiv. oma. Đng. oğurğa ‘bel kemiği. uzunilik ‘omurilik’ (*Lâpseki -Çkl. yy. oŋurha kemigi. xv..

*oŋurtka Kullanım Alanı MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur ŋ ā TTS V 3001 Bir külhancı külhan içine bir deve oŋurgasın bıraktı ol oŋurga sıçradı gerü daşra düştü TTS V 3001 Ve arka ve oŋurgalarına daim dürtseler. oŋurúa.‘boğumlardan parçalara ayırmak’ fiilinden türemiştir (1997: 270). veya /-ŋ-/ sesine dönüşmekte ve /-r-/ sesinden sonra /-t-/ sesi eklenmektedir (EDT 92-93). 253 . omurga şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün ‘omurga.gövreni kelle bilen birikdiriy÷n yilikli süñk’ (TDS 488). oğuntaka. *oŋurtka terimidir. omurga kemiği’ gibi anatomik anlamların yanında ‘gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi’. ‘bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü. *oŋur. belkemiği. 2. döş süñkleri ÷glip küykeripdi 3. temel. sintinesi su eden eski bir gemide gibi sulan durgun bir limanın rıhtımına bağlanmıştır TDS 488 Onuñ boyun oñurgası. Bazı lehçelerde öndeki /-ğ-/ sesi /-m-/. esas’ gibi benzetme yoluyla yapılmış metaforik kullanımlara da rastlanmaktadır. Eski Türkçe *oŋurtka sözcüğünün çağdaş lehçelerde sabit kalan seslerinin. Anlam Olayları Bakımından *oŋurtka Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak oāuntaāa. Kuzey-batı (Kıpçak): Kaz. oŋuròa. Kırg omurtka (EDT 93a) 1. *oŋurtka Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. baştaki /o-/ ve ortadaki /-r-/ sesi olduğunu sözün son hecesinin de /-ğa/ veya /-ka/ sesleri olduğunu belirtmiştir. oŋurāa. Tenişev’e göre Türk lehçelerinde omurga organını karşılayan ortak isim. omırtka . /-n-/. TTS V 3001 Pes avrat gitti ve öküzü öldüğü yere vardı ve ol öküzün bir oŋurkasın ve biraz tüsün buldu TTS V 3002 Eğer oŋurga süŋügünde olursa bel ağrısı derler TS 1684 Omurgası çürümüş. oŋurúa. oŋurtúa .

NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *gebde : *oŋurtka *oŋurtka : *siŋök . Dolayısıyla *siŋök . *kemük terimleri *oŋurtka sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir.4. *kemük 254 . Vücut yapısı açısından *oŋurtka. bütün iskeleti birleştirmekte ve kemiklerden oluşmaktadır. Meronim Olarak *oŋurtka Anatomik açıdan baktığımızda *oŋurtka sözü *gebde sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

2.2.18. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖĞÜS
‘göğüs’ Lat. pectus Đng. breast, chest. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖĞÜS kavramını karşılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *ömgen, *tö:ş, *gö:küz, *kökrek ve *köŋül sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. 2.2.18.1. *ömgen Proto-Tü. *ömgen (Tenişev 1997: 271); Proto-Ogur *ömgen; Proto-Oguz *ömgen; Đslami ç.: xi. yy. Krh. ömgen ‘boyun damarı’ (DLT); Doğu Tü.: xv. yy. ömgen, ömgün ‘boğazın alt kısmı ve boyun ile göğüs arasındaki kemik’ (Sngl 86v24); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. önge ‘öfke, inat’; Güney-Doğu: Özb. ümgan ‘göğüs’, ömgĆn ‘göğüs’; Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. ümgĆn ‘hayvan göğüsü’, Kaz. öŋmen ‘göğüs; yemek borusu; gövde’, Kırg ömgök ‘at göğsü’, Karakalpak öŋmen ‘yan’, öŋmrninrn jat- ‘yan yatmak’; Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas önmen ‘köprücük kemiği’ (Tenişev 1997: 271) 1. *ömgen Etimolojik Değerlendirmesi Clauson sözü ömge:n şeklinde /e/ ünlüsünü uzun olarak almış ve temel anlamının anatomik olduğuna işaret etmiştir (EDT 159b). Tenişev, *ömgen sözünün Altay dillerinden şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Mançu-Tunguz *umHe(n): Evenk umĆn ‘Âdem elması; gırtlak’; Proto-Altay *ömHen ‘gırtlağın ön tarafı’ (1997: 271).

255

2. Anlam Olayları Bakımından *ömgen Clauson’a göre *ömgen sözü anatomik anlamında kullanılmıştır. Çağatay Türkçesi sahasında ömgön sözünün ‘at göğsü’ (EDT 159b) anlamında hayvan anatomisi için kullanımı metonimiktir. Tenişev’in, *ömgen sözcüğünün Türk lehçelerinde tespit ettiği ortak anlam: ‘göğsün üst tarafı, hayvan göğsü’dür (1997: 271). 3. Meronim Olarak *ömgen Anatomik açıdan baktığımızda *ömgen sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN

*gebde : *ömgen *gebde : *ömgen

2.2.18.2. *tö:ş Proto-Tü. *tö:ş (Tenişev 1997: 271-272); Proto-Ogur *tö:ş; Proto-Oguz *tö:ş; Man.Tü.ç. töş ‘göğüs’ (M II); Đslami ç.: xi. yy. Krh. töş ‘göğsün üst kısmı’ (DLT); EKıp. dös ‘göğüs’, töş ‘göğüs’ (CCum); Doğu Tü.: xv. yy. töş ‘göğüs’ (Sngl 178r13); Batı Tü. xv. yy. döş (DK II: 97), xiii. – xix. yy. döş ‘1. Göğüs, sine 2. Karşı, mukabil’ (TTS II 1241, XIV yy.), döş ‘göğüs, sine’ (YTS: 72), döş kemigi ‘göğsün ortasında birbiriyle bitişen yumuşak kemikler’ (YTS: 72); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. döş ‘1. Göğüs, bağır 2. Kaburga altı’ (TS 636); Azb. döş ‘göğüs’, döş ‘1. Bedenin, boyundan karnına kadar olan ön kısmı; göğüs, sine 2. Meme, emcek 3. Elbisesin, koynunu, göğsü örten kısmı 4. Dağın, tepenin yamacı 5. Genel olarak bir şeyin önü, karşısı 6. Hafıza, hafız manasında’ (ADĐL II 152); Trkm. dö:ş ‘1. (anat.) Bedenin kaburgaları birleştiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi 2. 256

Gövrelerin boyundan garna çenli bolan aralıgı, ön tarafı 3. Giyilen giyimin göğsün üstündeki ön yakası’ (TDS 270); Güney-Doğu: YUyg. töş ‘göğüs’, Özb. tüş ‘göğüs’; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. töş ‘göğüs, meme’, tĆs ‘hayvan memesi’, Kumuk töş ‘göğüs’, Karaçay-Malkar töş ‘göğüs’, Tat. tüş ‘göğüs’, Başk. tüş ‘göğüs’, Kaz. mös ‘göğüs’, Kırg töş ‘göğüs, göğsün üst tarafı’, Nogay mös ‘göğüs’, Karakalpak mös ‘göğüs’; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay töş ‘göğüs’, Tuva döş, Hakas tös ‘göğüs’, Yakut tüös ‘göğüs’, Tofa döş ‘göğüs’ (Tenişev 1997: 271-272) 1. *tö:ş Etimolojik Değerlendirmesi Clauson bu sözü tö:ş şeklinde alarak anlamını ‘göğüs, özellikle göğsün üst kısmı’ olarak belirtmiştir (EDT 558b). Tenişev, Proto-Türkçede sözün başında /t-/ veya /d/ sesinin bulunduğu tespitinin zor olduğunu belirterek ve sondaki /-ş/ sesinin etkisiyle kelime başında /t/ olmasının güçlü bir ihtimal olduğunu ifade ederek, Altay dillerinden paralelleri şu şekilde vermiştir: Proto-Altay *t’öil-: Proto-Türkçe tö:ş ‘göğüs’; Proto-Mançu-Tunguz *tuiŋen < *tuilgen ‘göğüs’; Mançu tulu ‘at göğsü’ (1997: 272). Doerfer, *tö:ş sözünün Halaç Türkçesinde töş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). 2. *tö:ş Kullanım Alanı Döş etlerin kebap etti müzaèfer Söğülme arası içer tolular TTS II 1241 Anı kim edemez hâsıl düşünde Uyanıkla diler göre döşünde TTS II 1241 Yaylanın karından ak beyaz döşü Yıkılıp üstüne ölesim geldi TTS II 1241 Pes Tanrı Taâlâ iki bulut veribidi, kaçan birisi buğday harmanı yeri döşüne geldi, altun yağdı TS 636 Bana yastık olsun döşlerin güzel. ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. 257 TTS II 1241

ADĐL II 152 … Ciyär sinänin içindä olur ki, gutu kimi şeydir. Onun gabag täräfi döş sümüyü vä gabırgalardır ADĐL II 152 ..Bah, härdänbir döşümün burasından ki bir ağrı tutur, dähi goymur näfäsimi alım ADĐL II 152 Sağımdan ävväl inäyin döşünü yaş däsmalla silmäk lazımdır ADĐL II 152 …Bir dağın döşündä, yolun gırağında bir bölük köç gördüm. ADĐL II 152 Döşlerärdä däniz kimi dalğalanan yaşıl ortlar, haradan başlanıb harada bitdiyi mä’lum olmayan yaşıl meşälär Sinamizdenin gözläri önündän keçir, onun könlünä därin bir sevinç verirdi TDS 270 Düny÷ni sil alsa, guba gazıñ döşünden TDS 270 Güllerden tirip döşe takcak men TDS 270 Mergen gazıñ ÷dil döşünden urdı 3. Anlam Olayları Bakımından *tö:ş Clauson’un aksine Tenişev, *tö:ş ‘göğsün üst tarafı’ sözünün *töş ‘tepe, yokuş’ ile bağlantılı olduğunu düşünmemekte, asıl anlamın ‘göğüs, vücudun ön tarafının üst kısmı’ olduğunu iddia etmektedir (Tenişev 1997: 272). Ancak sözün temel anlamının insan vücudunun bir kısmı olmasının yanı sıra coğrafî adlarla ilgili anlamı metaforiktir. 4. Meronim Olarak *tö:ş Anatomik açıdan baktığımızda *tö:ş sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN

*gebde : *tö:ş *gebde : *tö:ş

2.2.18.3. *gö:küz Proto-Tü. *gö:küz (Tenişev 1997: 272); Proto-Ogur *gö:küz; Proto-Oguz *gö:küz; Bud.Tü.ç. kögüs ‘göğüs, kalp’ (EUTS: 114); Man.Tü.ç. kögüzi kara ‘göğüsü kara olan’ (M I 18, 5); Đslami ç.: xi. yy. Krh. köküz, kögüz ‘göğüs’ (DLT I: 366), büksek 258

‘göğsün yukarı tarafı, göğüsten yukarı olan kısım’ (DLT I: 476), kögüz (DLT I 366); Harezm ç. xiv. yy. baā(ı)r (KE II: 68), kög(ü)s/z (KE II: 377), kökrek (KE II: 379), baā(ı)r ‘bağır, göğüs, ciğer’ (NF III: 41), kök(ü)s (NF III: 258); EKıp. böğür (KTS: 36), köğüs (KTS: 156), köks, köküs (KTS: 157), kövüs (KTS: 160), dös, döş ‘göğüs, döş, kaburga altı’ (KTS: 65), gökrek ‘göğüs kemiği’ (KTS: 87); Doğu Tü.: xv. yy. kögsük (Sngl 308r. 2); Batı Tü. xiv. yy. gögüs (EM: 134), xv. yy. gögüs (MŞ: 18), gögüz (CH I: 171), gögs (CH I: 178), gögüs (DK II: 122); xiii. – xix. yy. gögüs, gögüz (TTS I 316; II 444; III 304; IV 348), göğüs ‘göğüs, dine’ (TTS III 1730), gögüz ‘göğüs’ (YTS: 96); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. göğüs ‘1.

Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü, sine 2. Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt karşıtı 3. Bu bölümün içindeki organlar 4. (mec.) Meme’ (TS 864), severe ‘göğüs kafesi’ (Mengeser *Doğubayazıt Ağ.) (DS X: 3593), böğür ‘göğüs’ (-Or.) (DS II: 766), can dili ‘göğüs’ (*Daday -Ks.) (DS III: 855), can tahtası ‘göğüs kemiği’ (Dişli *Bolvadin -Af.) (DS III: 858), cenev ‘göğüs, bağır; mide’ (-Isp.; Ortabereket -Ks.; -Kü.) (DS III: 881), çitlevü ‘göğüs kemiği’ (-To.; -Gr.) (DS III: 1246), dalak ‘göğüs’ (*Bergama -Đz.; -Mr.) ‘göbek’ (Ed.) (DS IV: 1336), döş ‘göğüs, bağır’ (-Uş.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 1589), goğos ‘göğüs, meme’ (*Sorgun -Yz.) (DS VI: 2095), gümbek ‘göğüs çukuru’ (*Bor -Nğ.) (DS VI: 2205), kökrek, kökürek ‘göğüs, bağır’ (-Ist.; -To.; -Kn.) (DS VIII: 2953), kükrek ‘göğüs’ (Ilıca *Çifteler -Es.) (DS VIII: 3026), öğür ‘göğüs’ (*Boyabat -Sn.) (DS IX: 3321), ök ‘göğüs’ (Rumeli göçmenleri *Eyüp -Đst.) (DS IX: 3324), sina ‘göğüs’ (*Bor -Nğ.) (DS X: 3637), söğük ‘göğüs kemiği’ (*Kızılcahamam -Ank.) (DS X: 3675); Gag. güüs ‘göğüs, göğüs kafesi’ (GS 125); Azb. köks (ATS: 790), köks ‘1. bk. döş 2. (mec.) Yürek manasında’ (ADĐL III 105); Trkm. gursak (RLT: 259

73), gövüs ‘1. Kökrek, döş, kursak 2. Meme’ (TDS 187); Güney-Doğu: YUyg. köküs, kökis, Özb. küks; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökis, köhis; Kuzey-doğu (Sibirya): köküs, gös, Altay kögüs, köküs, kükse, Şor kögüs, Hakas kögis, Yakut kögüs; Çuvaş: kakar (EDT 714a), kagr (Tenişev 1997: 272) 1. *gö:küz Etimolojik Değerlendirmesi Clauson da sözü *gö:küz şeklinde kullanmıştır (EDT 714a-b). Tenişev’e göre son ünsüzün ötümsüz olması, /-k-/ ünsüzün ötümsüz olmasından kaynaklanmaktadır: Proto-Türkçe *kökz > *köks > köküs. Altay dillerinden paraleller: Proto-Moğ. *kökün ‘kadın göğsü’, Proto-Mançu-Tunguz *kuhun ‘kadın göğsü, meme’, Kore *kokai ‘çekirdek, öz’, Japon *kĆkĆrĆ ‘kalp’: Proto-Mançu-Tunguz *kohe-, ProtoMoğ. *köke-, ve böylece, asıl anlam: ‘kadın göğsü’ (1997: 273). 2. *gö:küz Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ãovuúdur úurudur... gögüse ve öykene müfìddür MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS III 1730 Göğüs yarardı vü bağır diderdi Bu ebiyatı yazıp inşad ederdi TTS III 1730 Pes göğüzlerine değin duttu kaçan bağırsuklar ya sinirler ya göğüs zayıf olsa, ya öksürük olsa, ekşilerden sakınmak gerek TTS III 1730 Çekürge aslan göğüzlü olur. TTS III 1730 Ve göğüzden gelen irini arıtır ve cerahatlarını onultur TTS III 1730 Yüreğin yeri göğüzüŋ ortasıdır TS 864 Genç ve meçhul kadın çocuğunu göğsüne basarak girdi TS 864 Vücudumun etliliğinden, göğsümün dolgunluğundan, elbiselerim dar gelirdi TS 864 Öteden beri yola yüzü yoktu. Hele yokuşları karşıdan gördüğü vakit göğsü tıkanırdı TS 864 Onu sapasağlam görünce göğsüm kabardı oğul TS 864 Ne yazık ki geçtiğimiz yılda, göğsümüzü gere gere, işte zafer diyebileceğimiz pek az başarımız olmuştur TS 864 Kim bilir, bu erkek, kadınların zaafı ile göğsünü gere gere kaç kere istihza etmiştir 260

TS 864 Duvarda, güneşe karşı / Göğsünü kabartan bir güvercin / Đçimde öksüzün gözyaşı / Yıkılan yıllar için TS 864 Sevda mevsimi gelince kuşlar bin türlü teranelerle minimini göğüslerini yırtarlar TS 864 Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı TS 864 Birdenbire sustu ve göğüs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmuştu TS 864 Ben onun hatırı ve hatırası için daha ağırlarına da göğüs verirdim TS 864 Ben dervişim diye göğsün gerersin / Hakkı zikretmeye dilin var mıdır? SFA-2 Bir ara göğsümüze yediğimiz rüzgârı arkamıza aldık. HEA-1 Göğsümde on beş yıldır duymadığım bir sızı belirdi. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar, kafatası açıyorlar, göğüsten, karından kurşun çıkarıyorlardı. HEA-3 Birçok yasla, acıyla dolu göğüsler, kapalı, derin mahzenlerde inilder ve Çubuk çayı sessizlik içinde her an çağlar. HEA-3 Yan gözle baktım, bunu söyleyen genç son derece cılız, Đngiliz fanilasından kapalı göğüslü yeleği, baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. HEA-9 Bu kadar genç bir göğüste ne sönmez, ne derin bir kin. HEA-9 O cüce göğüsteki yüreğe bir pehlivan yüreğinden ziyade güvenilir... PSE 123 Ve bunu syretmää deyi dopanan cümle halk, olan şeyleri gördüktensora, güüslerini düyeräk, döndülär. UK 37 sansın kılıç güüsünä dayalı UK 136 güüslerni da şişirärdi o çok duygular UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 155 ama sıkıp kendini hem çekip kızı güüsüne yalpak dedi UK 178 sıker güüsüne - Lanka pek sevdalı UK 202 acıdan şiştiydi güüsleri UK 211 güüsü doler iyi gelen sıcaklan UK 212 onun güüsündä ADĐL III 105 Zahirän heyrätamiz däräcädäsadä vä sakit olan bu balacaboylu insanın köksündä bu gädär zänkin vä gülcü bir üräk yaratmış täbiätin e’cazına heyran galmag olmazdı ADĐL III 105 Anahanım .. köksünü sıhmagda olan kädärlärini bölüşmäk üçün Atabalanın yolunu gözlämäyä başladı. ADĐL III 105 Män bir dövürdäyäm ki, tunc ganadlanır; Gara daşın, märmärin köksü atlanır TDS 187 Maŋlayı sakar ol atıŋ gövsi ilerik omzamak bilen, iki öŋ ayagınıŋ arasından possunlı sümeymelidi TDS 187 Öz gövsüniñ ak süysüni ÷mdiren seniñ yaşayşıña garşıdır öydy÷rmiñ TNAS 16 Admıŋ göwsünde arslanıŋ yatagı bar. 3. Anlam Olayları Bakımından *gö:küz Clauson’a göre *gö:küz sözü Türk Dilinin erken dönemlerinden beri metonimi oluyla ‘düşünce, fikir’ anlamına da gelmektedir (EDT 714a-b).

261

Tenişev’in araştırması sonucunda tarihsel kaynaklarından çıkardığı sonuç, *gö:küz sözünün asıl anlamının ‘bedenin üst tarafı olarak göğüs veya sırt’ olduğudur. Bundan hareketle sözün ‘göğüs kafesi, göğüs boşluğu’ anlamı da çıkmaktadır. Göğsün bir takım ruh özellikleri içerdiği inanışından kaynaklanan şu metonimik anlam olayları da vardır: Eski-Uyg. ‘akıl, düşünce’; Krh-Uyg. Altay ‘cesur’; Özb. Altay Kır. ‘ruh, can duygular’ (1997: 272 - 273). 4. Meronim Olarak *gö:küz Anatomik açıdan baktığımızda, *gö:küz sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini gösteren meronimidir. Diğer yandan, *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : parça meronimik ilişkisi gösteren meronimidir. Göğüs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organ adları ise *gö:küz ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimlerdir. Aynı zamanda *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA

*gebde : *gö:küz *gö:küz : *eyegü

ALAN : MEKÂN

*gebde : *gö:küz *gö:küz : *yürek, *öbke

NESNE : MADDE

*gö:küz : *eyegü

Modern Türkiye Türkçesinde kullanılan göğüs boşluğu ‘akciğerlerle kalbi içine alan akciğer zarının çevrelediği boşluk, göğüs kovuğu, göğüs çukuru’ (TS: 865), göğüs kafesi ‘vücutta omurganın, kaburgaların ve göğüs kemiğiyle bunları saran kasların oluşturduğu yürek ve akciğerleri koruyan boşluk’ (TS: 865), göğüs kemiği ‘göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı 262

kemik, iman tahtası’ (TS: 865), göğüs tahtası ‘göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı kemik, iman tahtası’ (TS: 865) gibi kullanımları da *gö:küz sözünün meronimleri olması açısından dikkat çekicidir 2.2.18.4. *kökrek Proto-Tü. *kökrek (Tenişev 1997: 273); Proto-Ogur *kökrek; Proto-Oguz *kökrek; Doğu Tü.: xv. yy. kökrek (Sngl 370v. 28); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kükrek (DS VIII 3026), kökrek (DS VIII 2953); Trkm. kükrek, kükrök, kökrek; kükrek ‘insanın ya da hayvanın boğazının bulunduğu yerden göğsün biten kısmına kadar uzanan ön taraf’ (TDS 402); Güney-Doğu: YUyg. kökrĆk, Özb. kokrĆk, kökrĆk, hohräy, kohray; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökrek, kekrek, Kumuk kökürek, Karaçay-Malkar kökürek, Tat. kürĆk, Başk. kürĆk, Kaz. kökirek, Kırg kökürök, Nogay kökirek, Karakalpak kökirek (Tenişev 1997: 273) 1. *kökrek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson, sözün kaynağının Moğolca ve Farsça olamayacağını söyleyerek *kökrek sözünün etimolojisinin belirsiz olduğunu ifade etmiştir (EDT 712b). Tenişev’e göre, bu terim *kö:küz sözünden ortaya çıkmıştır. Kıpçak /z/ > /r/ ses değişimine uğrayarak *kö:küz > *kö:kür ve küçültme eki alarak: *kö:kür > *kökrek şeklinde bir gelişme göstermiştir (1997: 273). 2. *kökrek Kullanım Alanı TDS 402 Ganlı söveşlerde kükregiŋ gerip arslan yürek gahrımanıŋ aslı sen 3. Anlam Olayları Bakımından *kökrek Tenişev, *kökrek sözünün Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 273): 263

5) ‘Baygınlık’. Anad. Bu anlamlar içerisinde ‘vücudun üst kısmı’ anlamı temel anlam olmalıdır. Kıp. Nogay ‘kendine güvenen. Diğer yandan. Başkurt ‘burnu havada’. ‘astım. astım. hiddet. nefes 264 . Kazak ve Nogay gibi Kıpçak lehçelerindeki ‘cesaret. gururlu’. tutku. ‘göğse giyilen bir çeşit zırh’. ‘kadıların göğsüne giydiği elbise’. Özb. Anad. gurur. ‘baygınlık’. Karakalpak ‘gurur’. Tatar ve Türkiye Türkçesinde görülen ‘kadınların göğsüne giydiği elbise. 4. Başkurt. Tat. Kaz. nefes darlığı’ gibi anlamlar *kökrek kavramı ile ilgili olması sebebiyle metonimiktir. Özb. ‘karaciğer’. hırs. Tat. Ancak Özbek ve Türkiye Türkçelerinde görülen ‘at arabası gövdesi veya önü’ anlamları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. 4) ‘Kadıların göğsüne giydiği elbise’. 2) ‘Araba gövdesi’. ‘araba gövdesi’.. Meronim Olarak *kökrek Anatomik açıdan baktığımızda *kökrek sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Göğüs kafesinde Anad. tutku’. şehvet.1) ‘Vücudun üst kısmı’: Kumuk Tat. *kökrek sözünün nesne : parça meronimik ilişkisi gösteren meronimidir. hırs. kendine güven’ anlamları ise sonradan kazanılmış metaforik soyut anlamlardır. Kumuk ‘verem’. *kökrek ‘göğüs’ kavramını oluşturan önemli bir unsur olduğundan *eyegü sözü. hiddet. iç giyim’ ve ayrıca ‘zırh’ anlamları metaforiktir. verem. ‘arabanın önü’. ‘akciğer’. *eyegü ‘eğe’ kavramı. Bu sözün Karakalpak. Bu da bir metonimik anlam olayıdır. Ancak ‘baygınlık. darlığı’. Ancak bazı Kıpçak lehçelerinde ‘karaciğer’ veya ‘akciğer’ anlamları parça yerine bütün kullanımına işaret eder. 3) ‘Cesaret. şehvet.

köŋül (DLT III 353. Trkm.: xi. köŋül (KĐ 85). 12-13). Kırg köŋül. xiii.5. köŋül (Sngl 24r13). Özb. xiv. yürek manevi manada 2. Tofa hö:l. könül.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. küŋil. (mec. Kuzey-doğu (Sibirya): köŋül. Đstek. yy. Yakut köŋül. istek. köŋülteki: savımın ‘aklımdaki sözler’ (KT. Çuvaş: kamal (Tenişev 1997: 274) 265 .ç. Batı Tü. Salar köŋni. köŋül. III).18. Güney-Doğu: YUyg. – xix. yürek. *köŋül (Tenişev 1997: 274). köŋül (Ton 15). Başk. akıl. yy. Modern Tü. Tat. Hakas kö:l. bilinç. Kaz. köŋül (TT II. iç’ (TDS 186). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. NESNE : PARÇA *gebde : *kökrek *kökrek :*eyegü ALAN : MEKÂN *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek. yy. Gün.). düşünüş.2. Đslami ç.bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. yy. kalpte oluşan duyguların kaynağı 2. kevil. KB 211). gevil (DS VI 2011). köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451). köŋil. XIV yy. Nogay köŋil. Bud. Kumuk göŋül. ruh’ (KTS: 158). Sevgi.) Đstek. küŋil. küŋil. yy. Azb. anma. Proto-Ogur *köŋül. könül ‘(şairsel) 1. kevil. köŋül ‘kalp. EKıp.: xv. *öbke 2. Altay kü:n. viii. *köŋül Proto-Tü. Krh. gönül ‘1. arzu. Şor köŋnü. köŋül (CCum 152). köŋül. heves. Gag. arzu’ (TS 871-873). gönül. göŋül ‘yürek’ (TTS III 1763. Doğu Tü. Karakalpak köŋil. KökTü. Proto-Oguz *köŋül. hatır vb.Tü. kiŋil. gövün ‘iç dünya. Kalp. meyil’ (ADĐL III 109). yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23. 12). MKıp.

Bağa eyitti: Maymun göŋlü kanda buluna? TTS III 1763 Hatırın gözler rakibin ol melek Hiç şeytan göŋlünü ağrıtmadı TTS III 1763 Göŋül bir pâk meşreptir akar her servi reftare Veli seyl-i fena şimdi anı varmışbulandırmış TTS III 1763 Ol attarı katıma getir bazar edelim dedim. ätida(?) köŋültä sığıt kälsär ‘gözlerimde yaş akarken. Diğer yandan. ve müferriódür.. bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor 266 . düşünce organı olarak düşünüldüğünde yürek ile birlikte veya yürek yerine kullanılan somut bir anlam kazanmıştır (EDT 731b).1. yürek ditremesine yavlaú yarar MŞ 104 dudaúlar gĆce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gĆce ŋ gĆce diş úırcıldamaú TTS III 1763 . bu terimin başlangıçtan itibaren ‘akıl.. Tenişev. yani başlangıçta somut bir organın karşılığı olan bir terim daha sonra soyut bir kavramı da karşılar hale gelir (1997: 274). Ona göre daha sonra. göŋlüm aktı TS 871 Gönüllerin birbirine kaynaştığı o günler millî bayramlarımızdan biriydi TS 871 Bu delikanlının kıza. ‘kalp. sureti vvelki suret değil. bir hûp yiğit. can’ anlamında olan *köŋül sözünün Eski Türkçe *koyn ‘koyun (kucak)’ teriminden türediğini ifade etmiştir: ‘koynunda olan’ > ‘göğsünde olan’. *köŋül Etimolojik Değerlendirmesi Clauson sözü köŋül şeklinde almış ve bu sözün orijinalde ‘düşünce’ ve ‘düşünce’ ile ilgili ‘akıl’. *köŋül > *köŋl-ek ‘gömlek’ dönüşümünde de izlenebildiğini. Attar katıma girdi. göŋül açar. duygular’ anlamına gelip daha sonraki dönemlerde vücut organını karşılamaya başladığı fikri doğru değildir.ki burada vücut kısmı ön plana çıkmaktadır.275). düşünce. ‘düşünce’ gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram olduğunu ifade etmiştir..belirtmiştir (1997: 274 . Ona göre. yüreğimden pek çok feryat gelirken(?)’ EM 199 . Bur renç ki rahimde olur. *köŋül Kullanım Alanı THO 158 közdä yaş kälsär. Tenişev bu fikre katılmamaktadır. 2. anı otalamak avratlar iş dir ve anın maymunlar yüreğinden artık derman olmaz. çünkü genelde dillerde tam tersi görülür. Ayrıca benzer bir durumun.

cüssesinin küçüklüğüne rağmen iyi bir işçi olacağı kanaatini verirdi.TS 871 Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor TS 871 Ne güzel yayla da şu bizim yayla / Çık soğuk su başına da gönlünü eğle TS 871 Tabiatın bu eşsiz güzellikleri karşısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı ağrıtacak. TNAS 135 Eli işde. sonraki üç dört yıl içinde. yoksa tıpkı ilk günlerdeki şakacı oyunbaz arkadaşlığının ihyası mı? HEA-6 Hastalıklı babamız o kadar kederli ki bir yüzünü. gädrini bil ohlarının sinämdä. göç. kendisine çekilmiş ve alçakgönüllü idi. köŋli oynaşda. HEA-8 Ruhumda bütün dünyaya karşı yalvaran bir alçakgönüllülükle döndüm HEA-8 Onun artist ruhu da. gamış . S. sınsa tapılmaz TDS 186 Gövün sıgsa gövre sıgar TDS 186 Gövün gövünden suv içer. rahatsız etmeye gönlüm varmadı TS 871 1934'te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk. TNAS 121 Dostuŋ gözünde bolandan. ayrıldır ADĐL III 109 Gonşu arvadların sözünä görä gızın könlü Yusifdädir TDS 186 Gövün bir çuyşedir. TNAS 179 Görki göz biler. gönlümü karartacak değil TS 871 Birkaç gece evvel gelip de bir şey soracaktım. Edib ol gaşı käman bunların än’am sänä. S. onun harap evini bırakıp gitmesi. dolaşır. köŋül barmayan yere.bogundan Gövün-gövünden TNAS 21 Agzında Alla. göŋlünde Şeytan. çek (sogur). TNAS 115 Dişiŋ agırsa. Ezim ADĐL I 456 Ey könül. gönlünü hoş etmiyor. Ezim ADĐL III 109 Ağaräsul … işi yubatmayıb hämin saat könlündäki mähäbbäti gıza söylädi ADĐL III 109 Aralıgdan könül guşun ürktdük. TNAS 52 Ayaklar nämüçin (neçün) barsın. yaratılışın ilk zamanlarını hatırlatan ıssız ululuğu ile. gutul. sonra gelir. 267 . aklı köŋül. köŋlüne bol. gädrini bil ohlarının sinämdä. Edib ol gaşı käman bunların än’am sänä. HEA-1 Sadi'nin babası kadının gönlünü hoş etmek için arada bir Ferhunde ile konuşurdu. gönlünü ısıtan biricik Rabianın. HEA-4 Gönlü isterse tarlalarda da çalışır.. HEA-1 Eğer Âkıle Hanım'ın gönlünde belli belirsiz bir istek halinde meydana çıkıp da el uzatıp erişemediği bir tek şey varsa o da romancı olmaktı. bizim oğlanın gönlünü alır. daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi? TS 871 Atölyelerde bu işe gönül veren idealist öğretmenler ders vermekteydi TS 871 Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor HEA-1 Döner. HEA-4 Acaba bu. gutul. HEA-9 Gözünü. HEA-9 Kızın gönlü olursa oğlana ne mutlu! ADĐL I 456 Ey könül.. bu sonsuz çölün. HEA-3 Gönlümün özlemiyle yapayalnız olmaktan vahşî bir tat alarak sokaktan sokağa dolaşıyordum. Bir-birilä gonuşmadıg. kırılan bir gönlü almak mı. goŋşıŋ yaman bolsa.

arzu” kavramlarının yanı sıra “kalp. *yürek ve *gebde sözleri ile ilişkilendirildiği taktirde bu sözün bu kavramlarla alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronim ve holonim olduğu düşünülebilir. Tenişev aksine bir terimin başlangıçta somut anlama sahip olması ve daha sonra soyut yan anlamlar kazanması gerektiği düşüncesini dile getirmiştir. hatır gibi kalpte oluşan duyguların kaynağı. anma. 4. *köŋül ‘göğüs’ oluşturan önemli bir unsur olup nesne : parça meronimik ilişkisinin örneğidir. yürek” organ adları ile de ilişkilendirildiği görülür. yürek kavramı ile ilişkilendirerek ‘kalp organı’ somut anlamını kazandığını belirtmiştir (EDT 731b). *eyegü ‘eğe’. Diğer yandan. Ancak Türk Dilinin en eski kaynaklarında bile bu sözün soyut anlamda kullanıldığını görüyoruz. *öbke 268 . Göğüs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir.3. Anlam Olayları Bakımından *köŋül Clauson *köŋül sözünün orijinalde ‘düşünce’ ve ‘düşünce’ ile ilgili ‘akıl’. ‘düşünce’ gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram olduğunu ifade etmiştir. NESNE : PARÇA *gebde : *köŋül *köŋül : eyegü ALAN : MEKÂN *gebde : *köŋül *köŋül : *yürek. Ancak. Daha sonra. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu sözün “sevgi. istek. Meronim Olarak *köŋül *köŋül sözünün *gö:küz.

yassı ve eğri kemiklerden her biri. eyegü (KTS: 78). úabırāa.: xv. Harezm ç. Modern Tü.. -Nğ.) (DS III: 1243). -Ezc. 6). arkadan omurgaya. Krh. xiv. eyegü (DK II: 108). yy. çiti kemiği ‘kaburga kemiği’ (-Sm. eyegü: (KĐ 27). xv. kaburga kemiği’ (YTS: 79). önden de göğüs kemiğine eklenen uzun. erin. eyegü (San 57r. 29). eyegü (EM: 130). II 22. ege ‘kazanda pişirilmiş kaburga yemeği’ (TTS III 1388). kaburga’ (TS 675). costa Đng.) (DS V: 1677).ç. yy. eyegü. gekrek 269 .19..2. yy. küsri ‘kaburga kemikleri’ (DLT I: 422).: xi. -Kn. *eyegü Proto-Tü. eyeg. iyegü ‘kaburga kemiği’ (YTS: 87). eğe ‘Göğüs kafesini oluşturan. eyegü (KE II: 218). eye kemiği’ (KTS: 117). egri süŋük ‘eğe kemiği. Đslami ç. -Dz. *eyegü (Tenişev 1997: 275). MKıp.19. eğey ‘bir ucu boşta bulunan kaburga kemikleri’ (-Isp. yy. *Ünye -Or. yy. iyegü ‘omurga. -Brd.2. 122).2.1.. eyegü (NF III: 143). çit ‘kaburga kemiği’ (Piraziz -Gr.) (DS III: 885). çıtloğ ‘kaburga kemiği’ (-Or. çötürge ‘kaburga kemiği’ (-Gr. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EĞE ‘eğe’ Lat. úabar ‘kaburga. yy.) (DS III: 1297). cerek ‘kaburga kemiği’ Damda geçi yayılır – cerekleri sayılır – Dama çıkma Fadimem – Seni gören bayılır (Fındıklı -Ist. Bud. Batı Tü. EKıp. xiv. eye:gü: (DLT I 137). rib. Proto-Ogur *eyegü. eye kemiği’ (KTS: 121). yy. – xix.. geğrek. xiii.) (DS III: 1197). xiv.) (DS III: 1241). eye.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EĞE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. irin ‘dudak’ (DLT I: 77). Proto-Oguz *eyegü. eyegü (H. Doğu Tü.Tü.. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. úaburāa ‘kaburga’ (KTS: 121.

. Türk lehçelerinde eğe organının eski adıdır.) (DS X: 3584).) (DS X: 3874). -Kc. Trkm. sepetlig. *Merzifon ve köyleri -Ama. e:gi. iya.) (DS VIII: 2636). *eyegü sözünün etimolojisi konusunda Clauson ile hemfikirdir: *eyegü. *eyegü Kullanım Alanı EM 130 õatü’l-cenb rencine ki eyegü arasıda aārı olur TTS III 1388 Öğlene eğe de akşama kuzu Sabaha kaymaklaı bal ister gönül 3.) (DS IX: 3317). sepetlik ‘kaburga kemiği.) (DS VIII: 2779). -Kn. temeçi ‘kaburga kemiği’ (Rz.‘yumuşak eğe kemikleri’ (-Çkl. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva egi (EDT 272a). Azb.. Çuvaş: ayak (Tenişev 1997: 275) 1. ikinci çifti’ (-Ml. göğüs kafesi’ (-Çkl. āabırğa ‘eğe’ (ATS: 438). öğe kemiği ‘eğe kemiği’ (-Sm.) (DS IX: 3272). Tenişev. keyrek ‘kaburga kemiklerinin alttan birinci. iyağı.) (DS VII: 2573).) (DS IX: 3396). Anlam Olayları Bakımından *eyegü Clauson. kaptırka ‘kaburga. -Es. öğrek. oğürğa ‘kaburga kemiği’ (-Ama. sepetkemiği.. gabırğa ‘eğe’ (ADĐL I: 387). kaşıklık gemi ‘kaburga kemiği’ (-Mr.. 2. bu sözün muhtemelen Altay paralellerini şu şekilde vermiştir: Proto-Mançu-Tunguz *fiken ‘göğüs kemiği’ (1997: 275)... -Ks.) (DS VI: 1970). *eyegü Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. -Kü. ancak modern Türk lehçelerinin çoğunda bu terim yerine Moğ. iskelet’ (Varyanlı -Mr. *Bor -Nğ. iyegi. Yakut oyoğos. tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *eyegü sözünün anatomik anlamla ‘eğe’ anlamında kullanıldığını tespit etmiş ve ‘yurt iskeletini oluşturan eğeler’ gibi 270 . Tofa e:gi. Aslıhan *Uzunköprü -Ed.) (DS VIII: 2680). sepetlek. iyeği ‘kaburga kemiği’ (-Çr. öğürğe ‘kaburga kemikleri’ (-Çkr..) (DS IX: 3315). pardıkemiği ‘eğe kemiği’ (Rumeli göçmenleri. *kapırga terimi daha yaygın kullanılmaktadır. gapırga (RLT: 164).

dışında tüm Türk lehçelerinde ‘eğe’ anlamında kullanılmakta olduğunu belirtmiştir: Yak.otağların kuluşundaki yapı unsurlarına benzetme yoluyla oluşturan metaforik kullanımlara da dikkati çekmiştir (EDT 272a). hatta ‘yurt iskeletini oluşturan parça’ (1997: 275). ‘yan. nesne : madde ve alan : mekân ilişkileri gösteren meronimidir. Çuv. ‘yan. Tenişev. Bu sözün ‘yemeği’ anlamı ise hayvanla ilgili olabileceğinden metonimiktir. taraf’. göğüs kafes’ sözünün nesne : parça. eğe’. Meronim Olarak *eyegü Anatomik açıdan baktığımızda *eyegü sözü *gö:küz ‘göğüs. *eyegü sözünün Çuv. 4. grup : öğe. NESNE : PARÇA GRUP : ÖĞE NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü 271 .

Proto-Oguz *bıkın. -Nğ. yy.) (DS VIII: 2784).) (DS III: 11361137)..2.) (DS III: 867).: xv... hama ‘kalça kemiği. xv. çotum ‘kalça’ (*Alanya -Ant. Bud. cavur ‘kalça’ (Karaçay Aşireti..20. uyluú ‘oyluk kemiği’ (DK II: 305). EKıp.. bıāın (KTS: 30). halça ‘kalça’ (-Çr.) (DS III: 947).) (DS I:226). Batı Tü. humaca ‘kalça’ (Fakıekinciliği *Pınarbaşı Ky. Bulgarisan) (DS III: 1071).. cızdik ‘kalça’ (*Şiran -Gm. kıcır kemiği ‘kalça kemiği’ (*Niksar -To. bıkın ‘böğür’ (TTS I 537). hip.) (DS III: 1275). bügür (EUTS: 56). çantı ‘leğen kemiği’ (-Ba..) (DS VII: 2400).16). MKıp.) (DS VII: 2259). Aslanköy *Mersin -Đç. 2. – xix. *Bor -Nğ.. *bıkın Proto-Tü. bıkın üze ısırsar ‘kalçayı ısırırsa’ (TT VII 36. yy. çörtme. almacık ‘kalça kemiği.2. -Uş.ç.1. yy. *bıkın (Tenişev 1997: 280). kalça ‘Gövdenin arka bölümünde.) (DS VII: 2399)..Tü. bıúın (EUTS: 40). yy. kukuk ‘kalça’ Yorgunluktan 272 .: Güney-Batı (Oğuz): TTü. çenet ‘kalça’ (-Af. -Ist.2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALÇA kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. -Brd.20. uylyk kemiği’ (*Emirdağ -Af.) (DS V: 1850). homa. Modern Tü. xiii. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA ‘kalça’ Lat.) (DS III: 1295). bıkın (Sngl 147v. coxa Đng. Đsahacılı -Ada. Proto-Ogur *bıkın. hot ‘kalça kemiği’ (*Emirdağ -Af. -Dz.) (DS VII: 2418). fığla ‘kalça kemiği’ (Dere *Seydişehir Kn. bıkın (KĐ 34). xiv. Doğu Tü. Eldirek *Fethiye -Mğ. homça. 6). çötme ‘kalça’ (Türkmenler. bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge’ (TS 1164). uyluk başı’ (Yassıviran *Senirkent -Isp. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.

*bıkın Kullanım Alanı Denedin mi hiç ol belin bıkının Ne yaraştırmış ol tonlar biçinin TTS I 537 Yarma belenli ucası bir yığın Sımsıkı et hep yakışık bel bıkın TDS 118 Bu gız iki ÷lini bıkınına urup dur TDS 118 Garınları bıkınlarına elmeşen atlar ümzüklerini ileri atyardılar. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bıkın.) (DS XI: 4035). bıkın ‘gapırgaların aşağı yüzü. Özb. Höketçe *Saimbeyli. Mğ.‘yan. Tat. Güney-Doğu: YUyg. *Mut -Đç. -Kn. tantak. Tuva bığın. *bıkın Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. kut kemiği ‘kalça’ (-Ky. aşağı eteği’ (TDS 118). satan ‘kalça. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bığın.. tanta ‘kalça. günümüzde kuzeydoğu Türk lehçelerinde varlığını sürdürdüğünü belirtmektedir (EDT 316a).. sözü bıkın şeklinde vererek. bikin. mıkın. Hakas pıhtı (Tenişev 1997: 280) 1. arka tarafı’. *boka-ğur ‘arka. beken.kukularım ağrıyor (Rumeli göçmenleri *Mudanya -Brs. kaba et’ (-Dz. Kalmık bokÿr. bekin. kalça’ (-Ay. bukÿr. -Ama.) (DS VIII: 3017). -Ada. bığım.. Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi ağızlarında da kullanımı yaygındır. bikin. TTS I 537 273 . bacak’ (*Arapkir -Ml. Kırg mıkın. Trkm.. Tenişev *bıkın sözünün incelediği tüm tarihsel ve modern kaynaklarında ‘kalça ve yan’ anlamında geldiğini belirterek Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *bıka. uma ‘kalça’ (Üçkuyu *Bolvadin -Af. Proto-Moğ. buğÀr (1997: 280-281). dekirdan ‘kabaet. menç ‘kalça’ (Yavuz *Şavşat. but’.) (DS X: 3550). Orta-Moğ. bığın.) (DS X: 3821). mıkın. Erkinis *Yusufeli -Ar. -Dy. Moğ. 2. Bağlıca *Ardanuç.) (DS VIII: 2992). Başk.. *Doğubayazaıt -Ağ. baka’uur..) (DS X: 3570). kalça’: Proto-MançuTunguz *böka ‘kalça.) (DS IX: 3160).. Kaz.

*damor. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *bıkın: *siŋök. Anlam Olayları Bakımından *bıkın Tenişev. *siŋök. *teri bacak: *bu:t. kullanıldığını belirtmiştir: Tat. Altay Hakas. *teri terimleri *bıkın sözünün nesne : madde ilişkisini gösteren meronimleridir. *kemük. *bıkın 274 . ‘kalça. *uδluk. kaburgaların aşağı kısmı.*baltır. kalça.*bu:t. Kır. Tuv. Bu sözün Tarihsel ve modern Oğuz alanında da ‘uyluk kemiği. Uyg. Altay Uyg. *uδluk ve *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. leğen kemiği’ anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. böğür. Aynı zamanda *bıkın sözü bacak sözü ile nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimidir. kalça’ anlamında. *kemük. Clauson. ‘kasık’ anlamında kullanıldığını belirtmiştir (1997: 280). *bıkın sözcüğünün modern kaynaklarda genellikle ‘yan. 4. kalça kemiği. Meronim Olarak *bıkın Anatomik anlamda *bıkın. *damor.3. Bu sözün hayvan için kullanımı metonimik bir kullanımdır. but’. Eski Türkçede hem “kalça” hem de “böğür” için günümüzde birçok kuzey ve kuzeydoğu Türk lehçelerinde hâlâ *bıkın kelimesinin kullanıldığını belirtmiştir (EDT 316).

2. i:ncik ‘1. Đğneciler *Mudurnu Bo. i:ncik ‘bacak’ (Sarıyev 2007: 9). çimke ‘bacak kemiği’ (Bereketli -Dz. konuşmada yenilmek’ (TDS 487). gıç ‘insan bedeninin ombadan başlayan ve ayağa kadar olan ve insanın yürümesine yarayan organ’ (ADĐL I 210). Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ 3. – xix.‘1.21.) (DS IV: 1489). -Brd. Oyun kâğıtlarında oğlan. -Dz. bacak ‘1.21.) ‘bacak’ Dingillerini uzatmış (-Brs. halsiz. gık. ayak’ (Af. güçsüz olmak 3.) (DS VII: 2384). dingil ‘omuz’ (Mr. oma ‘bacak’ (TTS V 2979). bacak’ (-Ada. crus. Takatten düşmek. ompa otur.. ayak 4.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK ‘bacak’ Lat. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BACAK kavramını karşılayan sözcükler Eski Türkçe *bacak ve Proto-Türkçe *aδak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bacak 2.. gış ‘bacak. bacak ‘1. Azb.) (DS VI: 2030).) (DS III: 1224)..: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy.) (DS IX: 3407) 275 . Modern Tü.) (DS IV: 1504). xiii. gıç. Mobilya ayağı’ (GS 68). Ayağın topuk ile baldır arası 2.1. vale’ (TS 189). -Isp.. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak. Trkm. Baş aşağı ayağı yukarı olmak 2. hiç ‘bacak kemiği’ (Eşke *Divriği -Sv. patan ‘ayak. Đng. 2. āılça ‘bacak’ (ATS: 510).. -Uş. -Ant. Gag. dikme ‘bacak’ (*Göksun -Mr. Ayağın topuk ile diz arasındaki büyük kemik’ (TDS 339).2. Vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü 2. bacag. leg. bacak Batı Tü.2. Birine sözde. destek veya bunlardan her biri.

asıl men hem ompa oturdım. PSE 130 Pilata yalvardılar. Azerbaycan Türkçesinde bacag ve gıç sözleri eş anlamlı olarak kullanılmakta gıç sözünün kullanım sıklığı daha fazla olmaktadır. guyruglarını oynada-oynada analarının mämälärini ämirdiler TDS 339 Çorlan inciklerini. sandalye vb. 3. SFA-2 Birden takma bacaklı adamın gözlerinin bir kadın bacağına takıldığını gördüm.ayak / ayag. 276 . TS 189 Ece sinirli sinirli gerinerek bacak bacak üstüne attı. PSE 130 Amma Đsusa geldiklerindä. SFA-2 Bir de kalın kalın.nin ayağı. TDS 339 Onun çañ siñen inciklerini çöp-çalmazlar çızıpdır TDS 487 Şol yigit gatı ılımlı bolara çemeli. Anlam Olayları Bakımından bacak Ayak kavramından ayrı olarak “bacak” kavramı daha çok modern Oğuz Türk lehçelerinde kullanımakla birlikte eş veya yakın anlamlı kullanıldığı oma. gıç. dizini sandakyanın üstünä goydu ADĐL I 210 Hayvancıklar . Bacak sözünün ‘masa. incik . ADĐL I 211 sağ bacağını bükerek. 2. bacak Kullanım Alanı TTS V 2979 Nice yerde omalar ve başlar ve ecsat yığıldı TTS V 2979 El-azele: Tavarın elmacığı üzere olan omaca kemiğine denir TTS V 2979 Hav: Sekiz mânası ver. bacak Etimolojik Değerlendirmesi Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Modern Türkiye Türkçesinde bacak sözü ‘vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü’ (TS 189) anlamına gelmektedir. TS 189 Yorgun vücudunu zahmetle taşıyan ince bacakları üstünde doğruldu TS 189 Đpleri sedirlerin bacaklarına doladılar. āılça. açan Onu artık ölmüş gördülär. yere sağlam sağlam basan bacakları vardı.. HEA-3 Bacaklarımızdaki kuvvet sonsuz. 7.1. atın sağrı taèbir olunan uzuvdur ki insanda uca ve omaca denir. sözleri de vardır. çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç÷ge gatadıpdı. bacaglarını bükäräk. göğsümüzdeki cesaret tükenmez sanıyorduk. ki onların bacakları kırsınlar hem alınsınlar. Onun bacaklarını kırmadılar. Türkmen Türkçesinde “bacak” kavramı ile ilgili olarak ayak ‘canlılarda yürümek için hizmet gören organ’ anlamı temel anlamdır.

*kemük. *siŋök. Aynı zamanda *bıkın. *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. bitiş’ anlamları benzetme temelli metaforik anlamlardır. 4. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ: bacak bacak: *siŋök. *baltır 277 . *kemük. *teri bacak : *bıkın. *damor. *uδluk. Meronim Olarak bacak Anatomik anlamda bacak sözü. *teri terimleri bacak sözünün nesne : madde ilişkisini gösteren meronimleridir. *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimleridir. *damor. *bu:t. son. *uδluk.nehir veya akar suyunun aktığı yer. *bu:t.

Bud. *bu:t Proto-Tü.) (DS II: 775). but’ (*Kavak -Sm. but (Sngl 130r. Krh. kolın butın sızlatur ‘elini bacağını sızlatır’ (TT VII 40. buù (KTS: 39). 278 . buù (CH I: 301). – xix. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Harezm ç. sağrı’ (-Ist. SUyg. bu:tı sınu:r ‘bacağı kırılır’ (DLT I 254. çöl ‘but. yy. but ‘1. xv.2. but. but (TTS I 721). femur Đng. *bu:t (Tenişev 1997: 282). arka bacaklarının gövdeye bitişik olan dolgun. EKıp. ayak.22. thigh. bacak’ (KE II: 146). put. Doğu Tü. Krh. xiii. Batı Tü. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT ‘but’ Lat. but ‘but’ (DLT III: 120). bu:t (EDT 297b). Azb.) (DS III: 1037).: xi. 2.) (DS XI: 4019). çağ kemiği ‘kalça ile diz arasındaki kemik’ (Taşoluk *Göksun -Mr. çantı kemiği ‘but kemiği’ (GS: 529).Tü. yy. Proto-Oguz *bu:t.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Proto-Ogur *bu:t. but ‘but. bacak’ (EUTS: 55). but ‘but’ (GS 99). yy. capgak ‘but’ (Karaçay Aşireti. bud ‘bacağın çanak kemiği ile dize kadar olan kalın hissesi’ (ADĐL I 319). Özb. but. Gag.1. yy. put. but ‘ayağın dizden yukarısındaki kısmı’ (TDS 116). çantı ‘kalça’ (GS 529). uca ‘but’ (Ömerli -Sm.) (DS III: 1282).22. Đslami ç. xiv. buù (DK II: 62).: xv. Đnsan vücudunun kalça ile diz arasındaki bölümü 2. yy. buca ‘kalça. Uca kemiğine de ‘yan’ denir’ (DLT III: 160).) (DS III: 858).2. but ‘but. but (KĐ 29). etli bölümü’ (TS 363). xiv. bud (EDT 297b). yy. Trkm. 23). Güney-Doğu: YUyg. yan ‘uca kemiğinin başı.ç. 24). MKıp. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BUT kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *bu:t ve *uδluk sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. bud (ATS: 153). 141-2).2. but (RLT: 22). Modern Tü. but. Hayvanların.

*bu:t sözünü Proto-Mançu-Tunguz *bugdi ‘bacak’ sözü ile karşılaştırmaktadır (1997: 282). Uyg. Kumuk Karaçay-Malkar. but. Karakalpak put. Ortadaki uzun /u:/ ünlüsü ise günümüzde Türkmencede görülmektedir. Tofa but (Tenişev 1997: 282) 1. Tuva but. but. Tenişev. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. 279 . Karaçay-Malkar but. Nogay but. külâh. kimi yanındakinin kaba budunu yastık yapmıştı kafasına TDS 116 Vuşi keliñ iki butları saññıldaşıp titrej÷rdi TDS 116 Mañlayı sakar al atıñ art butları çıkın-çıkın bolup durdı ADĐL I 319 Bir budu şişä çäkib iki çöräk ilä täk yemişäm 3. Kırg but. Tenişev. Anatomik anlam dışında kullanımına pek rastlanmamaktadır. Anlam Olayları Bakımından *bu:t Hakani ve Uygur Türkçesinde *bu:t sözünün. *bu:t Kullanım Alanı TTS I 721 Kolluğun ve butluğun cümle cebesin giyip TTS I 721 Bunlar zırh. Kır. *bu:t sözünün Halaç Türkçesinde but şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). Kaz. Doerfer. (EDT 297b). Hakas put. but. tüm bacak anlamına da geldiğini görüyoruz (EDT 297). Yakut bu:t. Sondaki /-d/ sesi günümüzde Azerbaycan Türkçesinde korunmaktadır: bud. Başk. SUyg. *bu:t sözünün tarihsel ve modern Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 282): 1) ‘Bacak’. butluğ giyinmiş olup TS 363 Kimi azık torbasını. EUyg. *bu:t Etimolojik Değerlendirmesi Clasuon’a göre *bu:t sözü günümüz Türk lehçelerinde hem insan anatomisinden ‘but’ hem de ‘arka bacak’ gibi hayvan anatomisinden anlamını almaktadır. but. Tat. Kumuk but. kolçağ. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay but.Halaç but. 2.

. Kaz.2) ‘Tüm bacak’. Bu durumda bir bütün yerine parça kullanımından dolayısıyla bir metonimiden söz etmek mümkündür. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *bu:t ‘bacak’ *bu:t: *siŋök. *siŋök. Meronim Olarak *bu:t Anatomik anlamda *bu:t sözü ‘bacak’ anlamında kullanıldığında.*bu:t sözü modern Türk lehçelerinin bir kısmında bacak sözü ile yakın anlamlı kullanılmaktadır. Yak. Tat. *teri bacak : *bu:t ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 280 . *teri sözleri *bu:t sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. Tuv. Alt. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. 4) ‘Bir nesnenin ayağı’. Çağ. 4. Güney-Batı Türk lehçelerinde. *bu:t sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında *uδluk sözü ile eş anlamlı olmaktadır. Tofa. Orta-Kıp. Hakas. 3) ‘But’. Kır. *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde ‘bacağın leğen kemiğine kadar olan üst kısmı’ anlamlarında kullanılmaktadır. Bu kullanım metaforiktir. Karaim. Tuv. Modern Oğuz Türkçesi içinde Türkiye. Yak. Alt. ‘but’. Özb. ‘kasık’. *damor. *bu:t sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında ise bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. Aynı zamanda. *kemük. *kemük. *damor.

udluk (TT VII). uyluk ‘Kalçadan dize kadar olan bacak bölümü’ (TS 2294). yy.2. uyluk/oyluk ‘kalçadan dize kadar olan bacak kısmı’ (TTS V 3035).. xiii.Tü. Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas ustuh. SUyg. Anlam Olayları Bakımından *uδluk Tenişev’in taradığı tüm tarihsel kaynaklarda ve modern lehçelerden TTü. hususâ ayağı. *uδluk Kullanım Alanı TTS V 3035 . yy. dizi. uvluk. Trkm. Hakas. TTS V 3036 Bu hareketi itmeğe dahi bedeni öğretmek için anul anul başlayıp ovmak gerek. yy. Güney-Doğu: YUyg.ç. baldırı. uyluk ‘ayağın çatalba ile diz aralığı’ (TDS 672). Trkm. *uδluk (Tenişev 1997: 282).: xv. 2. ‘but’. Doğu Tü. *uδluk sözünün u:d ‘dananın eklemi’ kelimesinden türediğini ve günümüz Türk lehçelerinden sadece güneybatı sahasında varlığını sürdürdüğünü iddia etmektedir (EDT 55a). udluk (KT). *uδluk sözünün incelediği tüm tarihsel kaynaklarda ‘but’ anlamına geldiğini ancak Altay dillerinde paralellerini bulamadığını belirtmiştir (1997: 282). Bud.22. Modern Tü. *uδluk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. kalan bedenin tuzlu su ile yuyalar.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. 281 . aglamaga başladı 3.2. utuk. Koltuğun. viii.. uyluk (Sngl). kulağın. ‘baldır kemiği’ olarak geçmektedir (1997: 282). Sözün hayvanlarla ilgili anlamı yan anlam olmalıdır. Đslami ç. Yak. oyluğu vardıkça katırak. Proto-Oguz *uδluk.. Tenişev. hasmım mezkûr Arslan’dır.2. udluk (DLT).: xi. TTS V 3036 Sol uyluğumda beni bıçağla urdu. Proto-Ogur *uδluk.. Krh. *uδluk Proto-Tü. Yakut ulluk (Tenişev 1997: 282) 1. yy. KökTü. Batı Tü. ot aldı! – diyip gıgırdı TDS 672 Ecem ellerini uylugına urup. oyluğu arasın ol tuzla tuzlayalar. kalbinde dayanılmaz heyecanlar alevlendiriyordu TDS 672 Đki ÷lini uylugına urdı-da: -Hay. – xix. yangın dünya. TS 2294 Kalçalarının ve uyluklarının her basamakta aldığı şekil.

*sa:n Proto-Tü. Nogay san. sa:n. 282 . *teri sözleri *uδluk sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *teri bacak : udluk ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 2. san. *kemük. birçok Türk lehçesinde sa:n.22.4. Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk san. *sa:n teriminin aslen BUT anlamına geldiğinin san-aç ‘deri çantası’ (bu çanta. san. *uδluk sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında ise bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. Modern Tü. *sa:n (Tenişev 1997: 282).2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay san (Tenişev 1997: 282) 1. Özb. san. Başkurt Türkçesinde han şeklinde geçtiğini belirtmiş ve Çuvaş Türkçesindeki ‘vücut’ anlamına gelen bu sözün bu gruba ait olmadığını ifade etmiştir. Meronim Olarak *uδluk Anatomik anlamda *uδluk sözü ‘bacak’ anlamında kullanıldığında. Tenişev. hayvanın but kısmındaki derisinden imal edilmektedir) sözünden anlaşıldığını belirtmektedir (Tenişev 1997: 282). *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Kırg san. Proto-Ogur *sa:n. Karaçay-Malkar san. *kemük. Kaz. Karakalpak san. Başk. han. san. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *uδluk ‘bacak’ *uδluk: *siŋök. Tat. *damor. *siŋök. Güney-Doğu: YUyg.3. *damor. *sa:n Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’da rastlanmayan bu sözün.: Güney-Batı (Oğuz): Trkm. Proto-Oguz *sa:n.

Tat. vücut parçası. Meronim Olarak *sa:n *sa:n. *teri sözleri de *sa:n sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. vücut organı’. Anlam Olayları Bakımından *sa:n Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanılmaktadır: 1) ‘but’. *siŋök. NESNE : MADDE *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ : *siŋök. Kumuk. bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamı düşünüldüğünde bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. *teri ALAN : MEKÂN bacak : *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 283 . Karaçay-Malkar. sözünün ‘but. *kemük. *damor. 2) ‘beden’ Kumuk. *kemük.. *damor. Başkurt. 3. Karaçay-Malkar (Tenişev 1997: 282). Kır ‘uzuv.2. Kumuk ve Karaçay-Malkar dışında tüm kaynaklarında geçmektedir.

Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. -Nğ. Doğu Tü. yy diz (CH I: 197). Kaval.) (DS VII: 2357). MKıp. *tuyzke (Tenişev 1997: 284). Krh.) (DS VIII: 2781).2. yy. xiii. tiz. *Kadirli 284 .) (DS IV: 1460). tiz (KE II: 638). Bud. yy. agırşak. gecik ‘dizkapağı’ (-Ezm. xv.2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.ç.: xi.. Đslami ç.. ti:z (DLT III 123). kap ‘aşık kemiği’ (-Tr.) (DS VIII: 2629). kokal ‘dizkapağı’ (Konurlar *Đnegöl -Brs. 2.2. yinçük ‘diz. tíz (CH I: 217). yy. hot kemiği ‘aşık kemiği’ (-Ank.) (DS VII: 2419). aşık kemiği’ (YTS: 3). yy. diz (EM: 125). tizligig söktürmis ‘baş eğdirmiş. *tuyzke Proto-Tü. aşuú (KE II: 40). Proto-Ogur *tuyzke. tiz (KĐ 38). 19). baldır ve uyluk kemiğinin birleştiği yer 2. Batı Tü. -Ky. Harezm ç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐZ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *tuyzke sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.) (DS III: 1006). diz (KTS: 63). Proto-Oguz *tuyzke. genu Đng. dı:z (U II 47. dımak ‘aşık kemiği’ (-Ba. yy. incik kemiği’ (KE II: 740).Tü. yy.1. knee. Oturulduğunda uyluğun üst yanı’ (TS 606). diz gözi ‘diz kapağının iki yanındaki çukurlardan her biri’ (YTS: 70). diz ‘diz’ (TTS II 1191). cöge ‘aşık kemiği’ (*Đnebolu -Ks. diz ‘1.. başlıgı yükündürmis. humma ‘aşık kemiği’ (-Ama.. KökTü. -Krş. *Gölcük -Kc. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ ‘diz’ Lat. xiv. tiz ‘diz’ (DLT III: 123). hıcıp ‘aşık kemiği’ (Osmanlı -Bil. dımık. diz çöktürmüşler’ (THO 126). EKıp. yy.) (DS VII: 2430).. xiv.) (DS VII: 2443). tiz (Sngl 194r.: xv. höleke ‘aşık kemiği’ (Akçalar *Seydişehir -Kn. viii. kıbat ‘diz’ Kıbatın kırılsın (-Ks. 78).23. diz (DK II: 94). diz aāırşaāı ‘dizkapağı.23. tizgi (KTS: 278). xiv.) (DS VI: 1959). Modern Tü. – xix.

Tat. *tuyzke Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *tuyzke sözü tüm çağdaş Türk lehçelerinde ti:z veya tis şekillerinde ‘diz’ anlamında kullanılmaktadır (EDT 570). EM 125 ãovuúdan olmış dizler aārısın giderür 285 . SUyg. çerke (Tenişev 1997: 284) 1. Trkm. GüneyDoğu: YUyg. Bacağın diz oynağı olan kısmı. yüksükcük ‘aşık kemiği’ (*Nizip -Gaz. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tize. tize.) (DS VIII: 2904). tizek. tiz. 2. tiz. pete ‘aşık kemiği’ Ahmet'le Hasan pete oynuyorlar (*Vezirküprü -Sm. yer’ (TDS 282). tizligig söktürmis ‘başını eğdirmiş. Özb. tiz. Karakalpak dize. Proto-Moğ. Kore *tari ‘ayak’ (1997: 286).) (DS X: 3765). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. dizini çöktürmüş’. makalak ‘insanın dizkapağı’ (Taşkaracakalr -Çkr. maşşık ‘dizkapağı kemiği’ (*Bor -Nğ.) (DS IX: 3106). Tuva diskek. dız. Azb. diz (ATS 296). dız. Kalmık türe. dız ‘but kemiği ve incik kemiğinin birleştiği boğum.. Dastarlı *Ayaş -Ank. *tuyzke sözünün Halaç Türkçesinde tiz ve bazen ti:z şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). diz ‘diz’ (GS 141). Kırg tize. Çuvaş: çer-pussi. Tenişev. Hakas tıs. tüz. Doerfer. *tuyzke sözünün Türk Dili sahalarında ‘diz’ anlamında kulllanıldığını belirterek Altay dillerinden paralelleri vermektedir: Proto-Altay *tuyre ‘diz’: Proto-Mançu-Tunguz *tuyre-kse ‘baldır’. tize. makak. diz ‘1. türei. Gag. şıdık ‘diz kapağı’ (*Kurşunlu -Çkr. Yakut tüsäh.) (DS XI: 4328). *tuyzke Kullanım Alanı THO 126 başlıgı yükündürmis.) (DS IX: 3436). Bacağın diz oynağından boda kadar olan kısmı’ (ADĐL II 95). egrem (RLT: 92). bükülen yeri 2. *türei: Moğ. tirsek. Kaz. tizzĆ.Ada.) (DS IX: 3135).

gözleri onun gözlerinde. diz çöktü ADĐL I 211 sağ bacağını bükerek. diz üstü oturmuş. ellerini dizlerinin üzerine koymuştu. PSE 112 Onun önünä diz çöküp. ona dokundu. HEA-1 Teyzem sedire oturmağa başladıktan sonra bir gün onu. UK 122 da bir nışanda onun beygiri diz çöker UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını yaşları gözlerinde UK 231 Popaz çıktı önä başaldı dua etmää. kafasına tokmakla vuruluyor gibi ağrıyordu. Đisus da aciyip elini uzattı. içi bomboş. HEA-1 Münir odaya girmiş. dizlerinin üstünde. şezlonga dayalı. PSE 37 Simon Petri da. tadı hâlâ konuşuşunda fıkırdayan bir yetmişlik Rum. sessizce oturuyordu TS 606 Beş yüz sene evvel bahadır babalarımızın sizi dize getirerek zapt ettiği yerleri alamayacaksınız TS 606 Ne ettik de kaderimizi Đngilizlerle Fransızların kaderine bağladık diye dizlerini döven amatör diplomatlar TS 606 Bir nişanlısı var ki hiçbir iş görmez. dizini sandakyanın üstünä goydu 286 . hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa. Japon kadınlarının resimlerinde gördüğümüz gibi. bunu gördüktensora. HEA-2 Oda da yalnız o varmış gibi oturuyor. siyah gölge iğiliyor. ince ayaklarını mütemadiyen sallıyordu. kocaman. SFA-1 Sonra yine birdenbire bir manastırın kapıları avluya açılan dizi dizi odalarının önündeki kaldırımında siyahlar giymiş. kadir-san. yalvavarark. dedikodu desen diz boyu TS 606 Kendi de diz dize gelecek kadar karşıma geldi oturdu SFA-1 Yağız adam eller ellerini dizlerine bastırarak ayağa kalktı. iskelet gibi uzun bacakları diz kemikleri ile pantolonunun altından teressüm ediyor. başını yere koyuyor. Đisusun dizlernä düşüp. sevimli gözleri duvarlardaki kâğıdı seyrederken ben kapıdan girer girmez nazarlarında itimatla iddiasız bir sevinçle dolu bir tebessüm uyanıyor. dedi. cerrahın yakasına yapışınca zavallının dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu TS 606 Zaten ufacık mahalle. HEA-7 Çevresinde beyaz. SFA-2 Sonra elinin üstünü dizkapağına vurmağa başladı. diz çöküyor. Onu gülmeyä kaldırırlardı. yumuşak bir küme teşkil eden tuvaletiyle. HEA-9 Uzun. evden dışarı çıkmaz. PSE 58 Ona gelip. HEA-5 Elleri dizlerinde. kolları teyzemin belinde.MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur MŞ 134 bu èillet úış güninde olsa iki ayaāın dizine degin ıssı ãu içine úoya TTS II 1193 Gerek ise Fağfur Şahın kızın Dileyem seninçün ü çökem dizin TTS II 1193 Kaçan kıyamet günü olsa kamu halâyık bir depe üzerine geleler saf saf durup dizlerin çökeler TTS II 1194 Lü’lü’ esir olup gelir âhir dizin dizin Düşman hisarı gibi olur tarümar laèl TTS II 1194 Đlâhî örü turdum hazretinde. başı. kızın dizi dibinden ayrılmaz TS 606 Mengene gibi bir el. çocukluk hayatını anlatırken buldum. kadınına rastlıyorduk. yanında diz çökmüştü. HEA-9 Dizleri titriyor. ki dizin oturdum yüzüm toprağa kodum TS 606 Bir iskemlede ellerini dizlerine sermiş.

TDS 282 Begenç meletmil calbalarını çızgap. ayaglarını oynatdı. Modern Türkiye Türkçesi alanında *tuyzke sözünün diz çökmek ‘dizlerini yere koyarak oturmak. Anlam Olayları Bakımından *tuyzke Clauson *tuyzke sözü tüm çağdaş Türk lehçelerinde ‘diz’ anlamında kullanılmakta olduğu tespit etmektedir (EDT 570) Tenişev. dizlerine kara su inmek ‘beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak’. bacak ve bir çok lehçede ‘bacak’ anlamında kullanılan *aδak sözlerinin nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. *kemük. *teri sözleri *tuyzke sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. dızından yökarı geçiripdir TDS 282 Ol gapdalındakı oturanıñ dızına kakdı TDS 282 Hiç haçan düşman öñünde ÷pmez olar dızlarını. diz kapağı ‘dizin diz kapağı kemiği ile kaplı bölümü’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. (*aδak) : *tuyzke 287 .. güç kalmamak’. Meronim Olarak *tuyzke Anatomik anlamda *tuyzke sözü.. Kärbälayı Cäfär dizi üstä oturub üzü-goylu düşmüşdü çöräyin üstä. ADĐL II 95 .. *kemük. Diğer yandan *siŋök. ovucları ilä diz gapaglarını ovdu.ADĐL II 95 Gädir . 4. 3. dize gelmek’. *tuyzke sözün tüm Türk Dili kaynaklarda ‘diz’ anlamında kullanılmakta olduğu belirtmektedir (1997: 284). dizini dövmek ‘çok pişman olmak’. (*aδak) : *tuyzke *tuyzke : *siŋök. Ancak adak sözünün bacak anlamında kullanımı bir hiponim hiyerarşisi içinde bir metonim olarak düşünülmelidir. dizleri tutmamak ‘dizlerinde derman. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN bacak. *teri bacak.

baltır (T VII 20. MKıp. gövdenin yanı’ (-Af.) (DS III: 843)..) (DS II: 739). 2. bunun topuğa yakın olan kısmı. çimke ‘incik kemiği’ (YTS: 56). yy.. -Ank. topuk meşüğü ‘ayak bileği’ Topuòları ipince (Bahçeli *Bor -Nğ. calf. düdük kemiği. baltır (KĐ 36: xv). abış ‘bacağın diz kapağından yukarısı’ (Ürkütlü *Busak -Brd. Proto-Oguz *baltır. xiv. yy. -Nğ. baltır (Sngl 127r). -Ezm. xv. incik ‘baldır’ 288 . Trkm.) (DS I:22). düdüklük ‘incik kemiği’ (*Lapseki -Çkl. baldır (EM: 111).2. Doğu Tü. 5-6). Proto-Ogur *baltır. yamız ‘baldır.2. Azb. baldır ‘Kalçanın arka tarafında diz ile topuk arasındaki etli kısım’ (ADĐL I 189). baltır (DLT). baldır (CH I: 179). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR ‘baldır’ Lat. cağ ‘baldır kemiği’ (*Keşap -Gr. incik 2.: xv. Batı Tü..) (DS X: 3965). viii. balùır (KTS: 23). -Mn. *baltır (Tenişev 1997: 283-284). yy.24. Bu bölümün yumuşak ve şişkin olan arka tarafı’ (TS 208). inçük ‘diz kapağı ile topuk arası. baldır (DK II: 37). Đng.. KökTü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. incik (EM: 145). sura. EKıp.) (DS IX: 3432). incik kemiği’ (KTS: 111). Ilıca. Modern Tü. paça (ATS 952)...) (DS XI: 4156). Süle -Gm.: xi. Kırım Türkleri -Af.1. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Đslami ç. yy. Krh. *baltır Proto-Tü.2.24.) (DS IV: 1617). düdük. yy. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan kavramını BALDIR karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *baltır sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. *Emirdağ. baldır (MŞ: 21). borbay ‘baldır’ (Çifteler. baldır gemügi (CH I: 395). Bacağın dizden ayak bileğine kadar olan bölümü. pert ‘baldır’ (-Sm. baldır ‘1. topuò. xiv. yy. omuz.

Proto-Mançu-Tunguz *bolcan ‘kolluk’. *baltır Kullanım Alanı EM 111 baş ùamarından úan aldurmaú ve baldırdan óacÀmat Ćtdürmekdür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek TS 208 Tanıdıkları hep sefiller. Yakut ballır. bunu söyleyen genç son derece cılız.(RLT: 70). bulçiŋ ‘kol ve bacak kasları’. butları. gızın cılpag baldırına döyür. asil ve güzel bir atı hatırlatıyordu. baltır. HEA-3 Yan gözle baktım. Pomma. uzun baldırlarına kadar yarışlarca birinci gelen. Karakalpak baltır. ümmiler. Kırg baltır. *baltır Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *baltır sözü ‘baldır’ anlamında güneydoğu Türk lehçeleri dışında çoğu modern Türk lehçelerinde vardır (EDT 334). Tenişev. yıgırt-yıgırt bolup dur (N. Ayağın topuk ile baldır arası 2. baldır ‘ayağın incik ile dizin arasındaki etli yer’ (TDS 70). Ayağın topuk ile diz arası egin kemiği’ (TDS 339). Kore *parh ‘kol’ gibi Altay dillerinden örnekleri ile paralellik kurmaktadır (1997: 284). incik ‘1. esmer. Tofa baldır (Tenişev 1997: 283-284) 1. baldır sızlaman bolmaz. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor. ipten kazıktan kurtulmuş baldırı çıplaklardı. Karaçay-Malkar baldır. Tuva baldır. HEA-3 Uzun kollarından. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay baltır. baldır. 2. TDS 70 Ediginiŋ goncı baldırınıŋ yumrı etinden geçmen. Nogay baltır. uzun saçlar gözükmüyordu. baltır. baltır. narin tüysüz baldırlarından tahmin ettiği kapkara. 289 . *baltır sözünün Moğ. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. ötekinin çıplak. Tat. Gaylak hızzın) TDS 70 Çagalarıñ baldırları. baldır. Hakas palır. Başk. gışgırırdı TNAS 68 Baş agırman. Kumuk baldır. golları-da açıktı TDS 339 Onuŋ çaŋ siŋen inciklerini çöpçalamlar çızıpdır TDS 339 Çorlan inciklerini. ikiyan gapdalları. çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç÷ge gatadıptı ADĐL I 189 zabit adam şivini älinä alıb. Đngiliz fanilasından kapalı göğüslü yeleği. Güney-Doğu: Özb. Kaz.

*baltır sözünün doğrudan “bacak” için kullanılması durumunda bütün yerine parça kullanımı gerçekleşmiş olmaktadır. Tofa ‘incik’ gibi şekilleri tespit edip birincil anlamın ‘baldır’ olduğu kararına varmaktadır (1997: 284). Karaim. 4. Meronim Olarak *baltır Anatomik anlamda *baltır sözü. dışında. Yak. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN bacak : *baltır *baltır : *siŋök. bacak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. *kemük. Azb. Tat. *siŋök. Tofa. Kumuk. *teri bacak : *baltır 290 . *teri sözleri de *baltır sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *kemük. Türk Dili kaynaklarında Karaim. *damor.3. Tat. Anlam Olayları Bakımından *baltır Tenişev. ‘baldır’. Özb. Trkm.

2.5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi. xv. Proto-Oguz *aδak. Đnsan 291 . *aδak (Tenişev 1997: 288). ayak ‘1.: xi. destek veya bunlardan her biri 4. Gag. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak. Krh. Kadeh 2. ayak ‘ayak’ (DLT I: 84.2. – xix. yy. fit. ayaú ‘ayak’ (YTS: 18. DLT I 32).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. (edebiyat) Halk edebiyatında uyak 13. (spor) Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri 15. yy.ç. Futun küpü alınarak hesaplanan değer 8. (coğ.Tü. Basamak 7. ayaú (KE II: 60). adak ‘ayak’ (DLT IV: 5). Proto-Ogur *aδak.25. Hayvan ve kuş ayağı’ (GS 31). Vücudun belden aşağı bölümü 5. ayak (MŞ: 18). (halk. baştın berü adakka tegi ‘baştan ayağa kadar’ (M I 30. ayak ‘1. Mobilya ayağı 3. xiv. azak (DLT I 32). Basamak’ (TTS I 288-291). adak (KT). ayak (CH I: 173). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK 2. adak (DLT I 65). xiii. yy. (matematik) Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta 14. yy. (spor) Altılı ganyanda yer alan her bir koşu 16. ayaā. ayaò. ayaā (ATS 68). Azb. 119). Bud. KökTü. ayaú (DK II: 26). Yarım arşın veya 30. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi 6. fut 10. kadem. (madencilik) Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri’ (TS 167-169). 24-5). Đslami ç. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü 2.2.) (DS IV: 1535). *aδak Proto-Tü. aêaú (NF III: 5). Harezm ç. Man. ayaā. Ayak 2. Desek ayağı 4.1.25. viii. ayağ ‘1. adaú (EUTS: 3).) Mayalardan önce. Bacak 3. ayag ‘1. (edebiyat) Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler 12. ayaú (KTS: 17). doduk ‘insan ve hayvan ayağı’ (*Bayburt -Gm. Modern Tü. Ayak 3. ayaú (NF III: 35). Batı Tü. EKıp. yy.) Göl ayağı 11.ç. makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste 9. ayağ.Tü.

ayak. adım manasında 4. Hakas azak. azak > Çuvaş ura dönüşümü ise kuzeydoğu Türk lehçelerindeki 292 . yere dayanan kısmı. Çay.. ayak.ve hayvanın yürümesine hizmet eden uzvu 2. Nehir veya akar suyunun aktığı yer 4.vaktinde. Çıkma dırım ekiyle: ayagdan. bulak ve benzeri akar suların aşağı kısmı 6. ayak ‘1. Sürat. Bir sıra şeylerin ayağa benzeyen. ayak. Ayrıca Hakas Türkçesinde *aδak > azak dönüşümün var olması *d > z dönüşümüne işaret etmektedir.. ahır 7. Menges. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ayak. *hadak ‘son. Çuvaş: ura (Tenişev 1997: 288) 1. Clauson ile aynı düşüncede olup Altay dillerinden örnek olarak Moğ. tabanca gibi silahların çakmağı. Hakas. ayak. Tuva adak. gerekli anda. ayak. Kumuk ayak. Karakalpak ayak. Nogay ayak. . Son’ (TDS 61). Tenişev. Trkm. zamanı olduğu halde’ (ADĐL I 67-70). yaramaz 9. direği 5.) . sandalye ve benzerinin ayağı 3. tetiği 10. Başk. *aδak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *aδak sözünün tarih içerisinde ilk anlamı ‘bacak. Özb. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. SUyg.) Değersiz. hesabından 11. alçak. çağında. halk. kıymetsiz. Güney-Doğu: YUyg. bacağı. KaraçayMalkar ayak. (halk. (mec.) Defa. kuzeydoğu Türk lehçelerinde /t/ sesine (*aδak > Tuv.Tüfek. ayak. (halk. Eski Türkçedeki kelime başında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*aδak > ayak). Yakut atah. Son. Tat. Masa.) Yarım arşına yakın mesafe ölçüsü 3. Bulunma durum ekiyle: ayağında (halk. dayağı. Kaz. akarsu kavşağı’ sözünü vermektedir (1997: 288). ayagından hesaptan. Canlılarda yürümek için hizmet gören organ 2. kere 8. Tarihsel ve modern Türk lehçelerin bazılarında ‘bacak’ bazılarında ise ‘ayak’ olarak karşımıza çıkmaktadır (EDT 45a). azak. ayak’ olarak geçmektedir. Kırg ayak. atah) dönüştüğünü belirtmektedir.

bu sorunu bir an evvel çözümlemenizi istiyorum TS 167 Hatta vekilin bile ayağını kendisinin kaydırdığını iddia ediyor TS 167 Halep'ten Đstanbul'a döndüğü gün ayağının tozu ile devrin padişahını görmeye gitmişti TS 167 Ayağınızın türabıyım. adak olduğunu ve ana Türkçeden gelen /-d-/ sesinin korunduğu belirtmiştir. 2. paçaları sıvayacak. sonra yabancı misafirler varken de gelir. Bu köprünün dört ayağı var TS 167 Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler TS 167 Derken balıkçı öfkeyle ayağa fırladı. beni rezil eder TS 167 Ara sıra ötekinin berikinin ayağına ip takmaktan başka konuşacak lakırtıları olmazdı TS 167 Sandılar ki ihtiyar bahçıvan. *aδak sözünün Halaç Türkçesinde hadak şeklinde tespit etmiş fakat daha doğru şeklin äyak < Tü. (Doerfer 1970: 26). bütün Đstanbul'a ayağa kalkmıştı TS 167 Ayağı buraya alışmasın. kafese kapatılmış bir kaplan gibi dolandı güvertede. TS 167 O gün yer yerinden oynadı. *aδak Kullanım Alanı MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar ā MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve ā kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar MŞ 134 bu èillet úış güninde olsa iki ayaāın dizine degin ıssı ãu içine úoya ā TTS I 291 Bir ayağ üzre durur ha hu deyü Yana yana derd ile yahu deyü TTS I 291 Ol dem erişti ki meyhane gibi zeynola bağ Bir ayağ evde olup bağda ola bir ayağ TTS I 291 Girüp meydan-ı aşk içre başı top eyleyen gelsün Ayaò yerine başını o meydana koyan gelsün ò TTS I 291 Ol zaifi yanımdan eyleme dûr Ayağ altında koma nite ki mûr TTS I 291 Dahi kırk ayağ olsun nerdübanı Delim tertip ile düzsünler anı TS 167 Đskemlenin bir ayağı kırık. yeğenine Rabia'yı almak için paşanın ayaklarına kapanacak. TS 167 Ayağınızı denk alıp. Doerfer. çakeriniz efendimizi dünyada bırakmam TS 167 Arkasını dönerek sandalyesini muavinin tarafına çevirdi ve ayak ayak üstüne attı 293 .sıkça rastladığımız z > r ses dönüşümüne işaret etmektedir (Menges 1944: 279) (Menges 1951: 90) (Menges 1995: 89).

ruhumuza uymuyor. enseleri okkalı. kimi mahmuzuna dayanmış. yüzlerini ona emniyetle. bir vatan. babam onları tanıdı. ayakta dikilmiş titrerken hiç bakmıyordum. HEA-3 O. şarkıdan şarkıya atlardı. HEA-2 Ayaklarını sallayarak hayvanın üstünde sessizce gidiyor. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 37 çek benim ayak kaplarımı UK 49 kalanı durärlar ayakça hanın iki tarafında hem ardında UK 50 kollarnı. HEA-1 Babam Doğu'daki sonsuz ayaklanmalardan birinde şehit olmuştu. HEA-1 Kimileri şişman. tatlı sesi. SFA-1 Voli yerinin çakılında önce ayak sesleri. UK 21 ayak geçrimää deyni demir özengeylän UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. ayaklarnı saurtmaa UK 50 bugacılar da . arkasını sedire dayar. HEA-1 Kapıdan içeriye ayak atar atmaz gözlerin dişi yaratıklar. SFA-2 Etrafına yalınayak çocuklar toplanmıştı. HEA-9 Uzun günün çalışmasından bitap. tehlikesiz ve dost. HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta yaşlı bir cüce ile burun buruna geldi.geniş arkalı. deri kuşaklan baalı belindän. belädän çıplak. ellerni UK 172 işidiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları 294 . gözler fırlak. yeni zamana ayak uydurmağa çalışan yaşları ilerlemiş adamlar. ona biri karşılık verir. HEA-3 Ayakta durabilecek bir memleket. renkleri kalmamış olmasına rağmen vaktiyle epeyce pahalı ayakkabıları varken. sonra denizde ve karada insan sesleri. hepsi bir ağızdan konuşuyor.diş muskalar UK 50 da şansora dirişmek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 61 ayakça durabilsin UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yavaş: UK 140 yaklaşıp çözdü onun ayaklarnı. elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur TS 167 Bu şehirde akşama doğru / Đçime korku / Ayaklarıma kara su iner TS 167 Onları uyandırmaktan korkar gibi ayaklarının ucuna basarak odadan çıktı TS 167 Mânicilerden biri 'gülerler' diye bir ayak tutar. muhabbetle çevirmişler. SFA-2 Onların ayak seslerini hâlâ duyuyoruz. karnı dışarıya fırlamış. HEA-4 Hem herifin ayağında. onun da. özellikle daktilolar arıyordu.TS 167 Köy evinin içine ayak basar basmaz. HEA-2 Yalınayak genç kızlar atının dizginini yakalamış. önce ana topraklarında âsıl memleketin sahiplerinin servet ve saadetini. ihtiyar kadının odasına gelir. elinde tefi. ayaklarını uzatır. SFA-1 Denize çok yakınım. SFA-2 Sokağa çıktığımız zaman benim de ayakta duracak halim yoktu. HEA-4 Seninle gelen yolcular sağlam ayakkabı değilmiş. bayındır evlerini kurmak zorundaydı. boynularında asılı kemik . neden karısını yalınayak yürütmüş? HEA-6 Çünkü yeni dünya sıkı bir ayakkabı gibi ruhumuzu sıkıyor. HEA-2 Sonra beni takdim etti ve ayakta biraz konuştuk. sabahı seyrediyordu. HEA-9 Rabia yukarıya çıkarken ayakları geri geri gidiyordu. biraz uzatsam ayaklarım değecek. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar.

aşağı. ADĐL I 67 Säfär. Uyg. Azb. Hakas. ‘bacak’. ‘nehrin alt kısmı’. goşun ayağı ilä getcäk. Yak ‘bir nesnenin ayağı’. TTü. Özb. şu gün hem soñkı günlerden biridi 3. Hakas. nehrin alt kısmı’. mähmäri on şahıdan vä galan malı da bu ayagdan giymät edirler ADĐL II 115 bä’zän Dilşad hanım üzügoylu uzanıb. Başkurt Karaim Nogay Karakalpak Kaz. Yak. bir nesnenin ayağı’ gibi anlamlar ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. *aδak teriminin organ adı 295 . Tofa. Güney-batı: Tat. atların ayaglarının tappıltısı meşälärä säs salırdı ADĐL I 67 älindä tilov. Tüm tarihsel kaynaklarda görülür.UK 216 onun ayaklarna. Nogay Özb. Mustafa han kändläri çalıbçapıb gaçacag. 4) ‘Bir nesnenin ayağı’ Güney-batı: Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Uyg. Tuv. Stolların arası beş ayagdır. Özb. Bu sözü ‘son. gäl çaparag gädäk ADĐL I 68 Çitin arşınını bir şahıdan. 3) ‘Son. ellerne GTA 232 [dα bıFÌ»ta: α»ja: kα…»dï »bïRαStSïk kï»sα] GTA 185 [αjαk…αRï»nα jellεRı»nε en»sεF kαktï»…αF] » α αα … ADĐL I 67 Täkärlärin säsi. Bu anlamlar içerisinde *aδak sözünün ‘bütün bacak’ için kullanımı bütün yerine parça kullanımı gösterdiğinden metonimi ortaya çıkarır. Anlam Olayları Bakımından *aδak Tenişev. ayak ulusı – m÷hnet TDS 61 Gış paslınıñ ayagı ayaklanışı. Hakas. alt kısım ( > nehrin alt kısmı)’. Trkm ‘nehrin ayağı. dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi TDS 61 Ayagı ulı sıganın geer. Eski Türk Dilinden günümüze *bu:t ‘bacak’ sözü ile *aδak ‘ayak’ sözünün kullanımları ile ilgili olarak Altay Tuv.ulduzu iki abbasıdan. Tenişev. Altay ‘nehrin alt kısmı’. Türk Dili kaynaklarında *aδak teriminin şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 288): 1) ‘Ayak’. . ayagı kiçi söenin TDS 61 Baş ulusı – dövlet. Kır. geç olacag. aşağı.. ay . başında säbät şlyapa. ayağında brezent şalvar vä köynäk Ehmädibigäm gälir ADĐL I 67 Üç ayag aralığı var. 2) ‘Bütün bacak’. Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak Kaz. Çuv.

Tat. ayağını denk al.‘başkalarının kendisine yapması ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak’. sandalye ayağı. ayağını kaydır. bacak sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *aδak sözünün ise ‘ayağın tümü’ anlamında kullanıldığını belirtmiştir (1997: 288). *aδak sözünün ise ‘bacağın tümü’ anlamında kullanıldığını. Hakas. ulaşmak’.‘giderini gelirine uydurmak’ ayakta kal. Meronim Olarak *aδak Anatomik anlamında *aδak sözü. ayak sür‘verilen bir işi ağırdan almak’. Burada da bir metafor vardır. ayakta dur. Fonksiyonel olarak baktığımızda. cansız nesnelerin dik durmasını sağlayan veya temeli olan birçok şeye de ayak denir: masa ayağı. *bu:t ‘bacak’ anlamında kullanılmaya devam ettiğini.‘bir şeyin sürekliliğini sağlamak’ ve Gagauz Türkçesinde ayak ucunda gez‘sessiz yürümek’.‘yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak’. Kaz. Karaim. Yak. Nogay. ayaklar altında dolaş. Burada aslında Tenişev birçok lehçedeki bütün yerine parça kullanımına dikkati çekmiş olmaktadır. ayak uydur. yıkılmamak.‘bir yere varmak. lehçelerinde *bu:t sözünün ‘bacağın üst kısmı’ anlamında.‘bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak’.‘engel olmak’. 4. Çuvaş Türkçeisnde *bu:t teriminin kaybolduğu. ayakta tut.olarak görevini yitirdiğini ve sadece metaforik anlamda ‘bir şeyin sonu.‘oturacak yer bulamamak. Başkurt. ayağını yorganına göre uzat. Karakalpak.‘takip etmek’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. ayak izinden git. kadeh ayağı.‘güçlü olmak’. *aδak ‘insanın dik durmasını sağlayan organdır’. Ayrıca *ta:pan ve *topuk sözleri *aδak 296 . alt kısmı’ olarak varlığını sürdürdüğünü. Metaforik kullanımlarına baktığımızda. çökmemek’. Modern Türkiye Türkçesinde ayak bas.

*parŋak ALAN : MEKÂN bacak : *aδak *aδak : *ta:pan. *teri sözleri de *aδak sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *parŋak sözleri *aδak sözcüğünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *kemük. *topuk NESNE : MADDE *aδak : *siŋök. *teri 297 .sözünün özellikle alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. Diğer yandan *ärŋek. *damor. *siŋök. *damor. *kemük. NESNE : PARÇA bacak : *aδak *aδak : *ärŋek.

-Sm. *ta:pan (Tenişev 1997: 289). Temel 9. 2. aya 2. Bir şeyin en alt bölümü 6.1. Değerlendirmede en alt derece 7. Krh. yy. -Ar. sole. (matematik) Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi.2. çok çiğnenen yer’ (-Es. Bir toplumu. *ta:pan Proto-Tü.. solea. ayakla basılan yüzü.2. Proto-Ogur *ta:pan. Harezm ç. yy. -Ada. Dağ eteği 3. – xix. Đslami ç..26. yy.. çığnak. -Isp. kaide 12. (coğ.nin alt bölümü 11. xiii. -Or. -Çr. 3). yapımında kullanılan iyi cins demir’ (TS 2106). (halk. taban ‘1. taban (Sngl 151r. taban’ (KTS: 210). Doğu Tü.) Bir ırmağın en derin olan orta yeri 10. -Gm. -Tr. çubuk. 405.26. Modern Tü. çığnaò.: xv..: xi. çığnek ‘ayak altı. 5 ise tabandır 13.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Ayağın alt yüzü.. (matematik) Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür. Đng. yönetime katılmadan etkili olan kitle 8.. tavan karşıtı 3. -Brd.) (DS III: 1163). Proto-Oguz *ta:pan. seren vb. taban’ (-Uş. 128). ayak tabanı’ (KTS: 257).. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TABAN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ta:pan sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.. Gag. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN ‘taban’ Lat. Kaide 5. -Eze. Batı Tü.. Üstü kapalı bir yerin gezinilen. Kızağın kayışı’ 298 . ùaban ‘taban.) (DS IV: 1313). Kn. bir kuruluşu oluşturan.) Tarlanın düz ve verimli kesimi 14. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. ökşem ‘ökçe. Ayakkabının alt bölümü 4. (eski) Kılıç vb. taban (KE II: 586)..2. (denizcilik) Dikey duran direk. xiv. ökşe. Ayak tabanı. yy.. daban ‘ayağın altı. taban (DLT I 400. EKıp. úaluça ‘taban’ (YTS: 123). ayakkabı tabanı 2. taban ‘1.

Hakas taban. daban ‘1. Ayağın bütün olarak aşağı kısmı 2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay taman. Şor tamaş ‘el ayası’ gibi etimolojik açıdan benzer sözcükleri örnek vermiştir. hatta hasta görünen adama hiç benzemiyordu. Trkm. *ta:pan sözünün temel anlamını ‘ayağın tabanı’ olarak vermiş ve tüm modern Türk lehçelerinde aynı anlamda ve bazı metaforik varyantlarla mevcut olduğunu belirtmiştir (EDT 441b). *tabag ‘taban’ sözlerini örnek göstererek. taban.) Bir taban kadar olan uzunluk 4. Bak. Karakalpak taban. Güney-Doğu: YUyg. Azb. anlamda 6. daban (ATS: 217). *ta:pan Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. taban. tohtora di. Özb. Đnsan ve hayvan ayağının dal kısmı 2. (halk. Kumuk taban. Ayağın genişliği ve uzunluğu ile ilgili bir ölçek’ (TDS 233). bu zavallı ayaklara kendimden geçerek saygıyla bakıyorum. Tat. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. SUyg. Altay dillerinden paraleller olarak Moğ.) Defa. ayag 9. Tuva davan. beri Ankaraya iletin? HEA-3 Tabanları parça parça olmuş. Ayağa giyilen şeylerin arka kısmı 3. Kaz. Başk.(GS 455). 299 . Tenişev. (halk. tabanını öpem. tavan. Hakas tamas ‘hayvan pençesi’. (mahallî) Değirmenin üst taşını yukarı kaldırmak için direklerden yapılan kurgu’ (ADĐL II 8). Çulım tavaç. Karaçay-Malkar taban. Altay tavaş. taban. daban ‘1. *ta:pan Kullanım Alanı MŞ 98 buòÿr-ı Meryem ki Türkce deve ùabanı dĆrler anı ùalaú üzerine yaúu eyleseler fÀyide úıla HEA-1 Artık bir gece önceki kalabık. Kırg taman. tapan. Çuvaş: tuban (Tenişev 1997: 289) 1. taban. 2. Tofa daman. Ökçe ve ökçenin aşağı 3. kere 5. Saha Türkçesindeki tabagay ve Tuva Türkçesindeki tavaŋgay şekillerinin büyük ihtimalle Moğolcadan alıntı olduğunu belirtmiştir (1997: 289). HEA-2 Beni Ankara’ya iletin. taban. tabansız. Nogay taban.

Alt. Kumuk. Türk Dili kaynaklarında *ta:pan sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 289): 1) ‘Ayak tabanı (insan ve hayvan)’. *ta:pan sözünün ‘insan ayak tabanı’ anlamı dışında hayvan ile ilgili olan anlamlar metonimiktir. tabanlarını didik didik edecek bir falakaya çeker. tabanı’ Gag. yukarıya doğru geriş ayakların kınalı parmakları garip renkli iki yaprak gibi açılıyor. ‘insan ayağı. SUyg. 300 . Tuv.‘aya’. bunun dışındaki bütün diğer anlamlar benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. Özb.. Hakas. Azb. Başkurt. uzuv’. 3) ‘Kızağın kayışları. ÷dil dabanına köz basılan yalı boldı 3. Karaçay-Malkar. ADĐL II 8 Çoh gäzmäkdän dabanlarım sızıldayır ADĐL II 8 Gäränfil hala corabların ikisinin dä dabanını tohuyub käsdi ADĐL II 8 Dilänçi ayağına dabanları yatırılıb äyilmiş bir kişi başmağı geymişdi TDS 233 Daga çıksaŋ hem. HEA-3 Nasırlı ellerinle. her cayrıgında guş guzlamaylıdı TDS 233 Bibinin adı tutuldı velin. Tuv. Anlam Olayları Bakımından *ta:pan Tenişev. Çuv . Çuv. Uyg. patlak tabanlarınla. HEA-4 Tabanları dar. sonra Fizana sürerim” demişti. dışında tüm kaynaklarda vardır. üzengi tabanı ve benzeri’ .Tuv. dabanıŋı gözlep gez TDS 233 Ayaklarınıñ bolsa dabanları kirden cayrık-cayrık. Uyg. Tenişev. Çağ. ‘topuk’. sadece ikinci anlamı metaforik olarak belirtmekle birlikte aslında üçüncü anlam da metaforik olmaktadır. 2) Ayak tabanına yakın olan nesnelere metaforik anlama taşıması: ‘ayakkabı tabanı.HEA-3 Çıplak ayağını ikide birde dizinin üstüne koyuyor. tabanında biriken topraklar parmaklarının arasında katılaşan çamurları ellerinin tırnaklarıyle ayıklıyor ve benimle konuşuyor. Azb. hasretten lime lime olmuş zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular. dışında tüm dillerde vardır. ‘tekerlek tabanı’. HEA-9 Kaç defa: “Hilmi’nin Genç Türk olduğunu görsem. HEA-4 Şaban'ın nasırlı tabanları çam iğnelerini çatırdatarak uzaklaşırken Mürsel Hanife'ye seslendi.

4. *aδak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ALAN : MEKÂN *aδak : *ta:pan 301 . Meronim Olarak *ta:pan Anatomik anlamında *ta:pan sözü.

topug ‘Ayakta: baldır kemikleri ile ayak kemiklerinin birleştiği yerde yanlara çıkan oynak’ (ADĐL IV 198). *Tarsus -Đç.) (DS X: 3965). 2. Özb. Batı Tü. topık ‘topuk’ (DLT IV: 640). 302 . yy. komuk ‘topuk kemiği’ (-Ist. xiv. topuk. Proto-Ogur *topuk. *topuk Proto-Tü. topuk ‘ökçe ile incik kemiğinin birleştiği yerinde iki tarafta duran kemik’ (TDS 655). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TOPUK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *topuk. – xix. heel.) (DS VIII: 2914). Harezm ç. topur ‘topuk’ (*Mersin.27. ùopuú (DK II: 292). calcaneus.) (DS X: 3773). Krh. (madencilik) Belli bir amaçla kazılmaksızın asıl yerinde bırakılan kömür bloku veya cevher kütlesi’ (TS 2239). topık (TT VII). Đng. xv. tobuk. Güney-Doğu: YUyg. topuk (KGRL 58). Bud. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK ‘topuk’ Lat. ineçik ‘topuk’ (Karaçay-Malkar -To. Proto-Oguz *topuk. SUyg. yy. aşuk ‘insanın topuk kemiği’ (DLT I: 66).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Ökçe 3. yy. mine ‘inck kemiği’ (Kalkan -Kü. toppuh ‘topuk’ (Çarıkçı *Iğdır -Kr. dopuú (KTS: 64).) (DS X: 3964). Đslami ç. topuk’ (-Ezm. topuk ‘topuk’ (GS 474). tupik. Azb. Gag.Tü. gocik ‘topuk’ (*Arapkir -Ml. şırnak ‘topuk’ (*Dörtyol -Hat. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. *topuk (Tenişev 1997: 286).) (DS VII: 2540). ve *ögçe sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. ökce (RLT: 163). gırcik. topuk ‘topuk’ (TTS V 3827).) (DS IX: 3200). aşık’ (KTS: 14). xiii. to:k. EKıp. topuā (ATS 1145). kuru şemik ‘topuk kemiği’ (-Brd.ç.: xi. Trkm.27. goççik. aşıú ‘topuk kemiği. ùopuk (CH I: 361). gırcık ‘incik kemiği.2.1.) (DS VIII: 3012).) (DS VI: 2054). topuk ‘1.2. os calx. Modern Tü.) (DS VI: 2091). yy.2. topuú (KE II: 643). Ayağın yuvarlakça olan alt bölümü 2.

evin üstündeki balkona bir başka asma merdivenden çıktılar. Kalımk tög. Udmurt tokpugu ‘el ve kol kemiklerinde çıkıntılar’. Kumuk tobuk. kuvvetli boynundan topuklarına kadar bir tutam fazla et görülmüyor. kadınla beraber. Yakut tobuk (Tenişev 1997: 286) 1. töŋ. donuk kırmızısı. Tuva dovuk. sırma saçlarını örsünler diye teller gönderdim. *topuk Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Mançu tobgia ‘dizkapağı’. HEA-3 Ayaklarına topukları yaldızlı. ince. yeşil oyalı siyah bir krep. Kaz. *topuk Kullanım Alanı MŞ 128 yan başında sızlaya tÀ topuāa degin èilÀcı budur ā TTS V 3827 Biz topuk çalmada siz zevk u safada her şep Kaldırıp kâèb-ı muhanna gini cam-ı bade TTS V 3827 El-medeş: Devenin bilekçelerinin iç yüzleri yürürken biri birine carpmak cihetiyle topuk çalmağa denir. tobık. gızın uzun saçları topuguna deyirdi TDS 655 Toyda topuk etmez. Doerfer. belinde etekleri topuklarını döven pamuklu pazenden bir fistanı vardı. HEA-4 Saçları topuklarında. Nogay tobık. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay topuk. Clauson’un iddia ettiği gibi bu sözün. Buryat toyn (1997: 286). alışık olmadığı yüksek topuklarla yürümeye çalışıyordu SFA-2 Đstanbul’a geldiği zaman sırtında Anadolu’nun donuk sarısı. incik’. tubuk. donuk turuncusu. Tat. sadakada san 303 . Kırg topuk. Karaçay-Malkar tobuk. ADĐL IV 198 Avtor äsärinin başlangıcında yazır ki. bir baş uzundu. *top terimi ile bir ilişkisinin tespit edilemediğini belirterek Altay dillerinden şu paralelleri vermiştir: Proto-Altay *tèopèi. Moğ. can alıcı yeşili birbirine fazla gösteriş etmeden göz almadan vücuda sarılıveren bir gömleği. Başk. düzgün ve ahenkli bir adale silsilesi birbirine giriyordu. tomıh. tobuk. sırma işlemeli terlikler. *topuk sözünün Halaç Türkçesinde topok veya toppok şeklinde ‘ayak bileği kemiği’ anlamıyla tespit etmiştir (Doerfer 1970: 27). başında canlı kırmızı.‘dizkapağı’: Proto-Mançu-Tunguz *tof-gi-: Evenk tuv-nu-ken ‘baldır. 2. tomuk. *toyi-g < *tobig ‘dizkapağı’. Hakas tomıh. tomuk. HEA-3 Bütün pehlivanlardan o. TS 2239 Topuklarına kadar uzun saçları vardı TS 2239 Sıska kız. Karakalpak tobık. tubuk.

Orta-Kıp. Kır. Özb. Krh-Uyg. Çağ. Karaçay-Maklar. 4. Meronim Olarak *topuk Anatomik anlamında *topuk sözü. *teri sözleri de *topuk sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. Alt.. EUyg. Yak. 3. Uyg. Karaim. Hakas. *kemük. SUyg. Anlam Olayları Bakımından *topuk Tenişev Türk Dili kaynaklarında *topuk sözün şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 286): 1) ‘Ayak bileği.TDS 655 Kenarınıñ bir n÷çe erleri topugından yökarı çıkmayar TNAS 12 Aç deyip aşık etini iyime. *aδak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. Başkurt. Tat. Tuv. Bu anlamlar içerisinde ‘ayak bileği’ ve ‘baldır’ anlamları bütün yerine kullanımını gösterdiğinden metonimik anlamlardır. 3) ‘Diz’. Nogay. baldır’. Güney-Batı Türk lehçeleri. Karakalpak. *teri 304 . topuk etini dokam bolsaŋ goyma). 2) ‘Dizkapağı’. Hakas. Nogay. Tat. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *aδak : *topuk *aδak : *topuk *topuk : *kemük. Uyg. Alt. Kaz. Kumuk. Kır. ‘Diz kapağı’ ve ‘diz’ anlamlarının ise benzetmeye dayalı olma ihtimali oldukça güçlüdür. dok deyip topuk etini goyma (Aşukluğunuŋ etini ajam bolsaŋ iyme. TNAS 103 Daldan zıŋılan daş topuga deger.

(halk. okçä. ök ‘destek. Modern Tü. ateşîn gözlü talebeler. bilmece gibi lâflar ediyor. Karagümrüklü işçi Đstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza. Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü. Trkm.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır.2.‘ayakla vurmak. dayanak’ sözü ile ilgili olmadığını öne sürerek Altay dillerinden şu paraleli örnek vermektedir: Proto-Mançu-Tunguz *feki. Başk. Özb. ökçe. arkasında bol kısa bir yeldirme. 2. Proto-Oguz *ögçe. Güney-Doğu: YUyg. *ögçe Proto-Tü. parmakları mıütemadiyen saçlarını düzeltiyor. hep kendi dediklerini dinletmek istiyordu. Azb. HEA-3 Ayağında ökçesiz uzun potinler. yüksek ökçelerini yere vurarak. Tat. ökçe. Nogay ökşe. taban’ (ADĐL III 463). ökçe ‘1. başında beyaz bir örtü. HEA-4 Nazire hepsine karışıyor. Kaz. basmak’ (1997: 289). yüz yüze geldiği bir gündü. Süleyman'la beraber çiftliğin her tarafında görünüyordu.2. *ögçe Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva e:dzek. topuk 2.) Saban demirinin geçtiği ağaç parçası’ (TS 1721). iki genç kadın onlara yaklaştı. uzun ökçelerinin üstünde yalpa vurur gibi yürüyen. üksä. ökcä ‘Ayakkabı altının topuk altına düşen aşağı kısmı.27. Topuğun arka bölümü 3. HEA-6 Arkasında uzun siyah bir esvap aykklarında ökçesiz erkek iskarpinleri. HEA-2 Hamal ile genç Münevverin. ükçä. Hakas edzek (Tenişev 1997: 289) 1. ne pembe dudaklı. Proto-Ogur *ögçe. yökçe. ökşe. ökçe (ATS 943).2. bu sözün Çağ. 305 . ökce. Gag. Karakalpak ökşe. HEA-9 Karşılarında. Kırg ökçö. *ögçe (Tenişev 1997: 289). *ögçe Kullanım Alanı TS 1721 Ökçesi yenmiş ayakkabıların üstünde çamurlu paçaları lime lime sarkıyordu HEA-2 Ne genç.

Anlam Olayları Bakımından *ögçe Tenişev. ‘ayakkabı topuğu.3. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *aδak : *ögçe *aδak : *ögçe 306 . *ögçe sözünün Türk Dili metinlerinde genel olarak ‘topuk’ anlamında kullanıldığını belirtmekle birlikte. *ögçe sözünün temel anlamının organ adı olması durumunda ayakkabı ile ilgili kullanım ise metonimik bir unsurun metaforik olarak kullanımıdır. Meronim Olarak *ögçe *ögçe sözü ‘insan topuğu’ anlamında kullanıldığı taktirde *aδak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimi olur. ayakkabının arka kısmı’ anlamına da oldukça sık rastlandığını ifade etmiştir. 4.

xiv. yürek (NF III: 492). Đslami ç. xv. gönül 3. yy. köŋül kalış ‘gönül yorgunluğu. Batı Tü. KARACĐĞER. 307 . Proto-Oguz *yürek. 5). EKıp. içeri. semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz. BÖBREK. Mide 2. Proto-Ogur *yürek. iç ‘iç. 342v. Cesaret’ (TTS VI 4768). yürek (DK II: 343).3. MĐDE. – xix. 22). yürek (KE II: 751). 12). yü:rek ‘kalp’ (KĐ 93). 12-13). DALAK.: xv.1. cor Đng.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. AKCĐĞER. Đncelememiz. 310r. Doğu Tü. viii. yy. şu kavramları içine alacak: KALP. Modern Tü. heart. xiv.3. yy. Bir kimsenin ruhsal yönü. yüräk (EUTS 307). 2. BAĞIRSAK. MKıp. gönül’ (KE II: 259). GÖBEK. KökTü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALP kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yürek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Krh. endişe’ (Sngl.Tü. yy. yürek ‘1. yürek (MŞ: 19). kalp. yürek (EM: 199).2. yürek ‘yürek. kalp’ (DLT III: 18). yy. *yürek Proto-Tü. köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451). xiv. yürek (CH I: 438). insanın vücudunun iç organlarının etimolojik. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Gün. xiii. Harezm ç.3 Đç Organlar Bu bölümde biz. yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23.: xi. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP ‘kalp’ Lat.ç. yardı: meniŋ yürek ‘kalbimi yardı’ (DLT III 18). yürek ‘yürek.1. 2. KARIN. yürek ‘1. Kalp 2. yürek ‘kalp’ (Sngl. Bud.1. kalp’ (KTS: 333). yy. yy. *yürek (Tenişev 1997: 276). yy. leksikal. köŋülteki: savımın ‘aklımdaki sözler’ (KT.

) Bak. -Gaz.) (DS X: 3513). karın. korkusuzluk. kursak ‘yürek.) (DS VIII: 2711). (mec. sağır ‘kalp.) (DS II: 757). Koyundere *Ahıska -Kr. -Đç. SUyg. kalp’ (-Mn.. ciğerevi ‘kalp’ (Isp. öğsüsçe ‘yürek. iç organlar’ (-Çkr. Kızılelma *Bartın -Zn. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yürek. yürek (RLT: 178).Kupa 4. -Ist.. bödek. süleymen ‘yürek’ (*Ayaş köyleri -Ank. gayret 4. hiçin ‘yürek’ (Kadıçiftliği *Yalova -Ist. fitne 4.) (DS IX: 3319). cesaretle 2) Hevesle.. 308 . -Ama. hüner 5. kalp’ (Kavaklıdere -Mğ. kazav ‘ciğer.) (DS X: 3707). battal’ (*Mudanya Brs. böğrek ‘yürek. Adamın duygu. yürek’ Fehrim kırıldı (-Kü. yürek ‘1.) (DS VIII: 3009). gälb 2. Mide’ (GS 489).) Cesaret. Başk. dalaz ‘kalp’ (-Af. yürek ‘1. yürekten can ve gönülden’ (ADĐL IV 252 .1) korkmadan.) (DS III: 962). -Brd. yürĆk.) Mide. kuvvet.) (DS V: 1840). ihtiyat etmeden. yüräk. (mec. Trkm. Güney-Doğu: YUyg. heyecan. (mec.) (DS IV: 1396). dide ‘kalp. -Kn. cesaret 5.istediği gibi 6.. Tat.. yürek’ Keçinin dedesini bize yollayın (-Af. yürek’ Kazav yok ki herifte (Babık *Pütürge -Ml.) (DS IV: 1339). Gag.253). duygu sembolü gibi 3. ürek (ATS: 1177). hünerle. üreò. Đnsanda kan dolaşımının göğüs boşluğunun sol tarafında yerleşen merkezi organ: kalp 2. insan ruhu 2. ruh hali. -Isp.) (DS IX: 3344). anlamında. (mec. dede. Azb. (halk. süldürmen ‘kalp’ (Elmacık -Brd.. Bir yerin veya bir zatın esası.. korkmama. ürek ‘yürek’ (Karakoyunlu *Iğdır.) (DS IX: 3356).) Acıma duygusu 6.) (DS X: 3708). -Ant. yörek. keyfini taşıyan organın sembolü’ (TDS 357). Güç. iç’ (TS 2481). fehr ‘kalp. örek ‘yürek’ (-Bt. (mec. yürĆk. ve çevresi) ‘sıkıntı’ Bu çocuklar ruhuma dalaz veriyor (Beydağ -Nğ. merkezi 3.) (DS XI: 4068). yüreklilik. tesiri. -Ant. Kalp. üräyindän şeklinde zarf .) Herhangi bir şeyden çekinmeme. öt ‘yürek.) Bu organ insanın his. üräk ‘1. çekinmeden. Kalp 2. kalp’ (*Sungurlu -Çr. üräklä şeklinde zarf .) (DS VII: 2383). Özb...

2. bu aşağılık konuşmaları dinliyorum TS 2481 Yüreği bozulanların gözleri karanlık koridorlara. doğru yüreğe çarpar. Çuvaş: çere (Tenişev 1997: 276) 1. ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutuştururdu TS 2481 Yusuf bütün olayları korkuyla. yürek ferahlatır diye uzatıyor TS 2481 Fakat sesi kulaklara değil. cesur’: Evenk curri. *yürek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *yürek sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde organ adı ‘kalp’ anlamında kullanılmakla birlikte az sayıda metaforik soyut kullanımlara da rastlanmaktadır (EDT 965a). kahveciden limon şekeri almış. kapılara. yüreğe işlerdi TS 2481 Çıngırağın her çekilişinde ikisinin de heyecandan yürekleri ağızlarına geliyor. Moğ. yüreği sarsılıyordu TS 2481 Ona merhume demek bile yürek parçalayıcı bir şeydir TS 2481 Ayşe Hanım.‘namuslu. yürek ve karnın içindeki nesne) DLT III 18 yardı: meniŋ yürek EM 199 . bu basit. Yakut sürah. *yürek Kullanım Alanı DLT I 46 özüm ağrıdı ‘karnım ağrıdı’ (öz. göŋül açar. yürek ditremesine yavlaú yarar MŞ 84 bÀselìú ùamarından úan alalar ve yürek óarÀretin teskìn Ćdeler MŞ 104 dudaúlar gĆce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gĆce ŋ gĆce diş úırcıldamaú TTS VI 4768 Bulara bir sayruluk veribidi kim karınları ıtlak oldu. yüreği daralarak izliyordu 309 .. *cürüken ‘yürek’ (1997: 276). Karakalpak jürek. pencerelere kaydı TS 2481 Aklımıza eski günler gelince / Yüreğimiz cız eder TS 2481 Bunu düşündükçe gülümser. Kırg jürök. TS 2481 Yüreğim boğazıma tıkanmış bir hâlde. bu görüşe katılarak Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *cürke ‘yürek’: Proto-Mançu-Tunguz *curga. TTS VI 4768 Kişide kim erlik ola vü yürek Ana gün ölümdür ne kaçmak gerek TTS VI 4768 Ne zehre ile güzer edersin ve ne yürekle gezersin? TTS VI 4768 Ol arada kimse ile daèva idesi yüreğim yoktur TS 2481 Fazıla Hanım'ın elleri terliyor. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva çürek. Tenişev. şöyle kim her birisi yüreğün ovar idi ta kim ol renclerden Tevrat’ı unuttular. Kaz. ve müferriódür. tatlı tatlı yüreği çarpar.yüräk. jürek.

HEA-3 O kadar gökte yerde. PSE 43 Seväsin Saabi Allahını bütün yürekdän. PSE 94 Ko sizin üreeniz şaşırmasın. TS 2481 Namazı nasıl kıldığını bilmedi. dizlerim vücudumun yükü altında çökecek gibi oluyordu TS 2481 Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu. PSE 31 Benim Gökteki Bubam da sizi bölä yapacek. biraz da şımarık olan bu kadının Numan'la ilişkisini inceliyordum. PSE 59 Ve hihatçılar orada olup oturlardı hem yüreklerindä düşünürlärdi ki. yüreğine od düşer TS 2481 Sanki bana herkese yaptığından fazla yüreğini açardı TS 2481 Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı SFA-2 Kibar. TS 2481 Zaten kostüm meselesinden dolayı üzülen ve hırçınlaşan yüreği sanki bir diken yığınına sürtünür gibi kanıyordu. UK 50 han . onların şu perişan. HEA-4 Bu tantanalı sözlerin yürekten tek hayranı Nazire idi. TS 2481 Zavallı adam. iyi yürekli. yürek çarpıntısı içinde geçirirdi. PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. HEA-1 Zayıf yürekli olan kocası bu davranışa karşı üzüldüğünü belli ederse “Elin piçine dadılık edemem!” diye adamı haşlardı. fakat katı yürekli bir kadındı. Neçin Bu böllä küfr söyler. HEA-6 Demek beni de kendin gibi yarım yürekli sanıyorsun? HEA-6 Fakat Rauf bundan nasıl ezilir. bu dıştaki hareketsizliğe karşılık. deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı TS 2481 Kapıda her araba durdukça yüreğim kalkıyordu TS 2481 Yüreği kan ağlıyordu. ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar. osa ürek mi tuttu bunu? 310 . Alaha inanın. yüreğime dert oluyor TS 2481 Eğer bizden gizli Paris'e kaçsaydın babamın yüreğine inerdi TS 2481 Adam odur ki komşusunun ineği dişi doğurdu der.salt göz hem ürek UK 77 çok yakındı üreklän kardaşına UK 84 hep tä üreenä damnamıştı UK 85 nända senin ürek güllerin? UK 95 başaarısı. PSE 99 Amma bunları sizä söyledim için kahırlan doldu sizin yüreklerniz.. hem Bana inanın. fakat zarif.TS 2481 Yüreğim merhametten eziliyor. son nefesinde bir ekmek kadayıfı istediydi. saatlerce zamanını. alıp yediremedim. sürüm sürüm hâllerini gördükçe. mütevazı Muhlis bey zaten istemezdi mezar taşı. O. PSE 59 Neçin yüreklerinizdä bunları düşünersiniz? PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı. PSE 4 Oda onlara dedi: ey akılsızlar hem aır-yürekliler inanmak için prorokların cumle söylediklerinä. yüreğinde bir şeyler kaynıyordu TS 2481 Ankara ufuklarına bakarken eskisi gibi insanın yüreğine gariplik çökmüyordu. iyi yürekli. her herkez kendi kardaşlarınıza yüreklerinizdän başlamazsanız onların yanışlıklarını. yüreklerde derin ve ilâhî bir duygu ve ruh hareketi vardı. HEA-8 Derin değil.. HEA-4 Anası köyde güzelliği ile meşhur.

TNAS 113 Diliŋ sakası yürekde bolar. yüregi jay tapmaz. üräkdä munis duygular oyadan belä ahşamlardan sonra yuhu nä gädär şirin olardı ADĐL IV 252 Üräyi olmayan adamlar onun başa düşä bilmäzlär ADĐL IV 252 Gecä ikän bir gadının täkbaşına ormana getmäsi böyük bir yüräk vä cäsarät istär ADĐL IV 253 Komsomolçular ictimai väzifäyä üräklä yapmışdırlar TDS 357 Gördi ol. bolyadadan.ıtU…α»nε:F] [α»mın] ADĐL IV 252 Üräyi olmayan adamlar onu başa düşä bilmäzlär ADĐL IV 252 Ürek hesteliyi. TNAS 96 Çanak döwügi seolener. ogul (perzent) yüregimiŋ başı. Yüregi gursuldep etmen çıdamı TNAS 26 Akıl güyç berer. Bibihanım elini üreyinin üstüne gojdu. gözgaŋ tapar. tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *yürek sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 276): 311 . TNAS 358 Yaman dil il bozar Yaman ayak yol bozar. otlukda iki adamı. TNAS 116 Dogan . Anlam Olayları Bakımından *yürek Tenişev. ADĐL IV 252 Ailädä ünsiyyät artıran. yürek bular. TNAS 155 Gara siŋek haram däl. aşa düşer. yürek döwügi eplener. TNAS 89 Bolya-da. TNAS 372 Yetim oglan yüreksiz. TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz.donumıŋ başı.UK 111 çetin ürekli adamdı UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yavaş: UK 142 Alinin ürää titredi korkudan UK 143 Đy ürekli çocuksun UK 153 Aynä hep kitli üreklen yaşeer UK 159 Nikolçu soğuk üreklen itirdi kılıcını UK 169 kurşun üreine batık UK 172 dayanır mı ürek UK 177 nezamandan ürääm yaner UK 210 üreenä bir sevinmelik damnadı UK 233 ateşli üreklerlän UK 244 belliydi. yürekde dert galya-da.yürek. TNAS 107 Degimsize degim degse. ani ürekli kız UK 256 Zana oturardı kitle üreklän GTA 184 [ε. güyç . 3. TNAS 295 Saçı uzınıŋ yüregi yuka. TNAS 155 Gara yürek ak bolmaz. yürekde. yürege yetip buz bolar.ı sa:»bı α……α»hïm be»nım] [bı»lε:Rïm αnı hıtS dı»lım ÔıR»Ôın nε dα jαkïSïk»…ïkÌcı] [sεn ÔıR»sεn be»nım y:RεdZi:»mε Ôy:dεdZi:»mın ıtSı»nε »neRdε be»nım R Z » ε dZα»nïm ku. yetim guzı guyrusız. TNAS 70 Batırlık bilekde däl. bir sapar.

hem ‘organ adı’ hem de ‘insanın his. 2) (metonimi) ‘Can. Meronim Olarak *yürek Anatomik açıdan baktığımızda *yürek sözü *gö:küz sözün alan : mekân ilişkiyi gösteren meronimidir. Yak. Azerbaycan Türkçesinde ürek. *yürek-le-. Türk olmayan komşu dillerden alıntı olarak yorumlanabilmektedir (1997: 276). Metonimik anlamlar genellikle türevlerde ortaya çıkmaktadır: *yürek-lik ‘yüreklilik’ (Yak. çerelle ‘cana yakın. insana duyguyu bildiren organın sembolü’ (TDS: 357). gayret. hüner’ anlamına da gelmektedir (ADĐL IV: 252). heyecan. Tenişev. yiğitlik’ yüm tarihsel kaynaklarda vardır. merkezi. 4. Çuv. Türkmen Türkçesinde kalp organının karşılığı olan yürek sözünün ‘organ olarak kalp’ şeklindeki birinci anlamı anatomiktir. bu sözün organ adı anlamı dışındaki bütün anlamlarını metonimi olarak nitelemiştir ancak bunlar benzetme temeline de dayalı olabilen ve metonimik unsurların kullanılması ile oluşturulan metaforik anlamlardır. Bunun dışında ‘bir şeyin en esas yeri. güç. sürehte:h ‘azimli’. Ayrıca metaforik olarak ‘cesaret. ‘karın’.1) ‘Kalp organı’ tüm kaynaklarda bu anlamda kullanılmaktadır. ruh durumu’ sembolü anlamına gelmektedir. 4) (metonimi) ‘Gayret’ Tuv. Gag. Tenişev’e göre cesaret ile ilgili metaforlar insanlığın çok eski dönemlerine kadar uzanmakta ve diğer yandan Çuvaş Türkçesindeki anlamlar. 5) (metonimi) ‘Hikmet’ Tuv. TTü. cesaret. ‘mide’. 6) (metonimi) ‘Şevkat’ Çuv. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *yürek 312 . 3) (metonimi) ‘Öfke’ Karaim. duyarlı’).

dolaşım sisteminin grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır. ALAN : MEKÂN *gö:küz : *yürek 313 .sözü.

Başk. 314 . – xix. Batı Tü. hiddet.) (DS IX: 3365). yy. öyken (EM: 171).2.11). kızıl ‘akciğer’ (*Bor -Nğ. pafciğer ‘akciğer’ (Sk. öyke ‘öfke’. paf. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. gazap. öpke ‘öfke’ (U II 25.1). Proto-Ogur *öbke. oyfe.. öygen. -Mr. SUyg. öfke (ATS: 942). Bud. Đslami ç. Krh. öpkĆ. öyke ‘akciğer’ (KTS: 213). Gag. öpke: ‘akciğer’ (DLT I 128).. yy. ökpe. Doğu Tü. öpke (CH I: 168). pulmo. öğen.1. *öbke Proto-Tü. 2.) (DS IX: 3377). öfke’ (ADĐL III 472). (halk. xiv. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AKCĐĞER kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *öbke sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. hiddet’ (Sngl. -Ky. Modern Tü. öyken ‘akciğer’ (TTS V 3141)..öpkü ‘akciğer’ (KTS: 211).3. -Đst. öfkä ‘1.. üfke.2. 77r.: xi. yy. -Gaz. -Hat.: xv.2. kızgınlık.ç. xiii. lung. öyken ‘insanların ve omurgalı hayvanların nefes alma organı’ (TDS 501). incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi. Akciğer 2.4). öyke ‘öfke. öpkesin ‘onun akciğeri’ (U III 79.3.) (DS VIII: 2863).) Hırs. hiddet. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKCĐĞER ‘akciğer’ Lat. yy.) (DS VII: 2415). öyken. öfke. öpke.Tü.. Đng. Güney-Doğu: Özb. öygen ‘akciğer’ (YTS: 170). xv. yy. hışım. öykün ‘akciğer’ (*Bolvadin -Af. öpke ‘öfke’ (DLT I 158). öpke ‘akciğer’ (Sngl. hosciğer ‘akciğer’ (-Sn.27). -Ba. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk öpke. Proto-Oguz *öbke. EKıp. Azb. öyken (RLT: 100). 58r. gazap’ (TS 1717-1718). öfke ‘Engelleme. öyken.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Trkm. *öbke (Tenişev 1997: 277)..

fakat genç gözleri ve genç dudaklarında.. Nanay upke ‘dalak’. Çuvaş: üpke (Tenişev 1997: 277) 1. Hakas ökpe. beni altüst eden bir öfke alevi dolaşıyor.. HEA-3 Öfkeden. er. *öğe-n ‘öfke’. komutan. *öbke Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ãovuúdur úurudur. Moğ. heyecandan kararmış yüzleriyle ateşe ve ölüme atılan subay. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ökpö. Nogay öpke. ADĐL III 472 Katibin ganı gaçmış. Türk Dilinin en erken dönemlerden beri “akciğer” organın karşılığı olarak *öbke sözcüğünün kullanıldığı görülmektedir. Ve eğer artuk yirse öykene ziyan eyler.. baruttan. Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *öp-k‘akciğer’: Proto-Mançu-Tunguz *up/fu-ke: Evenk öbdĆ ‘dalak’... HEA-3 Sesi görünüşte sakin. umutsuzluk.. gögüse ve öykene müfìddür EM 171 ve öykende olan úarhaya nÀfièdür MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS V 3141 Afyon kim dükeli dilde maèruftur. öykenden gely÷n hova ovaz perdelerini titredy÷r. ha bire yenilmekte olduğu için zaten öfkesi burnunda bir altmışaltı tiryakisi kahveyi zamanında getirmedi diye kızıp. *öbke Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. Tuva ökpe. daha sonra ‘öfke. Kore *puhoa ‘akciğer’. Tenişev. gözlerimi delen..üpkä. öfkäyä dönmüş dodagları gülümsünmäk üçün aralandı TDS 501 Öykenini sovuk alanı üçin ölenligi barada gürrüñ berdi TDS 501 Çekimli sesleri aydanımızda. öfke karışımı bir şey TS 1717 Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılacağını tahmin edin TS 1717 Hayatında kimseye sert muamele etmedi ve öfke yüzü göstermedi TS 1717 . TTS V 3142 Ve sâfi kan tevellüt kılar ve öykene ve göğüze TTS V 3142 Ve sovuk şişleri açar ve öykeni balgamdan arıtır TTS V 3142 Ol sudan dah’içeri yoldur yine Üç nefes kim varur iner öykene TTS V 3142 Çok olur bu fasl içinde ittifak Az olur öyken büyük olur dalak TS 1717 Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var. Kaz. 315 . bunlar kendileri de anlayamayacakları kadar büyüktürler. En eski anlam anatomiktir. Kırg öpkö. ökpä. 2. Japon pukupukusi ‘akciğer’ (1997: 277). hiddet’ anlamını kazanmıştır (EDT 9a). Karakalpak ökpä..

4. dolaşım ve solunum sistemlerinin grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır. incinme’. insan duygusu olan öfke’nin de akciğerden geldiğinin sanılmasından kaynaklanmaktadır. ALAN : MEKÂN *gö:küz : *öbke 316 . Anlam Olayları Bakımından *öbke Tenişev’e göre Türk Dili kaynaklarında *öbke şu iki ana anlamda kullanılmaktadır (1997: 277): 1) ‘Akciğer’. Tenişev ‘öfke. incinme’ anlamını metonimik anlam olarak düşünmüştür. Birçok Türk lehçelerinde öfke olarak geçmektedir. Genellikle *öbke-lig ‘öfkeli. alıngan’ olarak geçmektedir. Eski Uygur ile başlayarak tüm kaynaklarda vardır. Bu. hırçın.3. Eski Türk lehçelerinde ise akciğer. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. 2) ‘Öfke. Tarihsel ve modern Türk dilinde akciğer farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *öbke sözü. Meronim Olarak *öbke Anatomik açıdan bakıldığında *öbke sözü *gö:küz sözünün alan : mekân ilişkisini gösteren meronimidir. ruh dünyasının önemli bir unsuru sayılmaktadır. Modern Türk lehçelerinden aldığımız örneklerinde akciğerin iç organlarına bağlı olduğunu görmekteyiz.

úarın ‘karın’ (KTS: 128). -Đz. mide’ (Đğneciler *Mudurnu -Bo.. mide’ (-Ay. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARIN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *karım sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. yy.1. cömbek ‘karın. yy. Doğu Tü. karın ‘1..: xi. -Ezc.3. yy. gönül.ç. akıl.. úarın (DK II: 172). Döl yatağı 3. partı.) (DS III: 1006). (mec. Harezm ç.) (DS VIII: 2943). -Es. -Đst.3. Bud. aç karınka ‘aç karnına’ (H. Proto-Oguz *karım.3. -Gaz. karın (Sngl. partın ‘karın’ (-Kc. abdomen. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. 317 . öden ‘mide. -El.. yy. karın (KĐ 70: xv).: Güney-Batı (Oğuz): TTü.: xv. Đng. kıbıt ‘karın’ (Karaçay-Malkar. Modern Tü. Mide 5. úarın (EM: 149).. úar(ı)n (KE II: 299).) (DS XI: 4332). *karım (Tenişev 1997: 277). karın (MŞ: 17). (mec. belly. abdomen. 170). Đslami ç. úarın (EUTS: 168). úar(ı)n (NF III: 202). 2. (fizik) Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar’ (TS 12171218). karın ‘karın’ (DLT I: 403). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yürek. adığıŋ karnı: yarılmış ‘ayının karnı yarılmış’ (IB 6). xiv. xv. xiii.. KökTü.3. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN ‘karın’ Lat. kafa 6. 64. koyun ‘karın’ Fatmanın bir uşak beşikte biride koynunda (Aliköy *Çaycuma -Zn. karın ‘mide’ (TTS IV 2304). 23). Proto-Ogur *karım. 272r. Batı Tü.) Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme 7.2. yurek ‘karın. yy. Đnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi 2. EKıp.) (DS VIII: 2781). part.) (DS IX: 3310). *karım Proto-Tü. ix. yy. xiv. karın (DLT I 403).) Đç.Tü. I 19. Krh. yy. – xix. karın’ (Lohan -Gaz. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm 4. karın (CH I: 173).

. 2. *kormai ‘etek’: Moğ. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk karın. Trkm. Karaçay-Malkar karın. Sindirim borusunun en geniş kısmı 2. -Sk. karn. Hakas harın. Gag. mide. sakatat’ gibi daha spesifik terimler de kullanılmıştır (EDT 661). Proto-Moğ. garın ‘1. Kırg karın. Tat.) (DS X: 3991). tumbak ‘karın’ (-Ba. Azb.) Đç 4.) (DS IX: 3401). yürek ve karnın içindeki nesne) EM 149 ãafÀdan úarın geçmesini baālar MŞ 103 ãovuúdur yaşdur úarın gĆçürür susalığı giderür TTS IV 2304 Karnuŋa haram nesne koymagıl. 318 . karın. garın. (mec. ince bağırsak’: Evenk kerimuk. Kalmık hormä (1997: 277). karin.-Sv. SUyg. vücut gövdesinin alt kısmı ve bu kısımda olan organlar için genel bir terim olarak kullanılmıştır. Karın 2. Çuvaş: hıram (Tenişev 1997: 277) 1. karın. -Đst. Tenişev. karnı ‘1. iç (RLT: 81). Doerfer. Güney-Doğu: Özb. tarihsel Türk lehçelerinde *karım sözcüğü. -Ada. karın şekillerinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). karın.. āarın (ATS 463). (mec. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay karın. Başk. Kaz. Ana rahmi. Đnsan ve hayvan bedeninin karaciğer. karın. *karım Kullanım Alanı DLT I 46 özüm ağrıdı ‘karnım ağrıdı’ (öz. dalak ve diğer organların yer aldığı kısmı 2. *karım sözünün Halaç Türkçesinde karon.. Göbeğin civarı’ (TDS 152). Tuva hırın. Mide’ (GS 250). Tofa hırın.) Bir şeyin karın gibi öne çıkmış kısmı’ (ADĐL I 438). kormai. *karım sözünün Türk lehçeleri dışında şu şekilleri vermiştir: ProtoAltay *karmu-: Proto-Mançu-Tunguz *kerimuk ‘mide. bağırsaklar. Karakalpak karın. Nogay karın. uşaklık 3. -Çkl. *karım içinde bulunan iç organlar için *kurugsak ‘mide’ ve *bagırsuk ‘bağırsak.. -Đç. *karım Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. garın ‘1. Her kim karnına bir lokma haram koysa kırk gün duası kabul olmaz. Yakut harın..

TTS IV 2307 Otlu sulu yerde büyüyüp yiyip içip enine uzununa istediği gibi boy çekip bit haylı karın kasık salmış TTS IV 2307 . kabuletmeä Mariei senin karını korkma: zerä onun karnında doumuş olan Aios Duhtandır. bazan sırtımda taşımayı bile düşündüğüm zamanlar oldu. HEA-1 Âkıle Hanım.Kilar-ı Âmire’m mühimmatı içün sade karın yağı lazım olduğun bildirip. SFA-2 Papaz efendi geçen yaz öldü... ortalığı topladıktan sonra. fıraç gibi keskin saçları altında alnı dar.. çuhasını düzältdi. göğüsten. elim ayağım donmuş gibi TS 1217 Yoğurtçuda çalışanlar bu türlü karın doyuranları çok görmüşlerdi TS 1217 Fakat öpüşmek. Karnı Hüt dağı gibi şişmişti. karından kurşun çıkarıyorlardı. onun karnından diri su dereleri akacaklar. onların fikirlerini görüp (anayıp). hiç bir zada m÷t÷ç d÷l 319 ... çıplak ayakları taşların üstünde sendeledikçe kanıyordu. Doktorun yemeğini verdikten ve oğlu ile öğle vakti dönen torunlarının da karınlarını doyurup. PSE 27 Đisus da. HEA-9 Karından tâ koltuk altlarına kadar sarılan kırmızı kuşağın altındaki gövde hâlâ sırım gibi. ruhum sıkılırsa dua ederim. ne verilse onu alır. HEA-4 Yolda hep bu karın ağrısını çekti. PSE 146 Zerä ştä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi. garnımız aç d÷l Garaz netcek. Sonra nereye çağırılsa gider. arhalığını. üç ay sonra karnı büyümeye başlamış TS 1217 Sen patrona karın tokluğuna kayıkta miçoluk etmek üzere gelip uyuyakaldığını söyle TS 1217 Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun. kolları. basık burnu altında kocaman dudakları hayvanî. HEA-1 Doktor Sadri çok bambaşka. HEA-3 Gözleri kanlı. ADĐL I 438 Eşikağası ällärini yerä dästäk verib galhdı. kardeşim. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar. bir insandır.. Haftada bir gün hastalarından para almaz. yana sürüşmüş häncärinin şişman garnının üstünä çäkib çıhdı ADĐL I 438 Här käsin garnındakını kim bilir? ADĐL I 439 Demiräm çıhın yoldan. karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı. karnı ve bütün vücudu sadece iğrenç bir et ve adale yığınından ibaretti. HEA-4 Karnının sızısından gözü dünyayı görmüyor. Davidin oolu. Salim'in hediyesi bir sepet yemişle beraber odanın önündeki çardağın altında karınlarını doyurdular.. zeytin.. kitabın yazılmışın dedisini. soğan tedarik ettiler. kafatası açıyorlar. HEA-4 Biraz da ekmek. hem de kara ciğer hastalığından. doldurummu garnını tüstü ilä? TDS 152 Egnimiz yırtık d÷l. sevişmek karın doyurmuyor TS 1217 Felaket bununla bitmemiş. HEA-6 Karnım acıkırsa yerim. dedi: neçin üreklerinizdä fäna şeyler düşünäersäniz? PSE 53 Ey Đosif. TS 1217 Şuursuz bir acele ile mahmuzlarını atının karnına vurdu TS 1217 Karnım aç. Her hâlde mesleği onun ancak karnını doyuruyor galiba. PSE 22 Bana kim inanedärsa. her gün olduğu gibi o gün de bahçe işine başlamıştı. inanmazsın. dedi.

bir t÷r bilen men hem etdigim aların ve garnımı doyrarın – diyip pikirlenyer-de. boş beyni. TNAS 12 Aç garın. dınç başım). Altay. 3. Tenişev’e göre Çuv. 3) ‘Tulum’ Karakalpak. Karın boşluğunda bulunan *kurugsak. çocuk taşıma organı olarak karın’ anlamı vardır: *karım-daş ‘öz kız veya erkek kardeş’ (1997: 277). Anlam Olayları Bakımından *karım Tenişev. gozi doymaz. gıda’ Tuv. 320 . Aç başım. men hem şuña kovşayın. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. Yak. Türk Dili kaynaklarında *karım sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmeiştir (1997: 277): 1) ‘Karın. ve *d(i)a:l-ak organları ise *karım sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. dışında tüm Türk lehçe gruplarında *karım sözünün metonimi olarak ‘rahim. bagır-suk. 2) (metonimi) ‘Yemek. dunç gulagum. TNAS 364 Yarar garna yarpırak. ‘bağırsak. mide’. tovşanıñ ızından kovalap gidiberipdir TDS 152 Atlarıñ garınları-da tazınıñkı yalı çekilipdi TDS 152 Sen nanı iyip.TDS 152 Gel. işkembe’. garnıñ üstünde ş÷nik dövler yalı edersin TNAS 12 Aç garnum. Meronim Olarak *karım Anatomik açıdan baktığımızda *karım sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisini gösteren meronimidir. Tüm kaynaklarda bu anlamlara rastlanmaktadır. Krh-Uyg. TNAS 157 Garnı ajyŋ watanı yok. 4. Ayrıca. 4) ‘Vücut. Hakas. dunç bulagum (Aç başum. TNAS 12 Aç gözüŋ garnı doysa-da. *bagır. gözi doymaz. manevi nesnelerin karşıtı olarak maddi nesneler’ EUyg. *bögrek. TNAS 157 Garın doysa-da.

*d(i)a:l-ak 321 . *bagır. *bögrek. bagır-suk.NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *gebde : *karım *gebde : *karım *karım : *kurugsak.

) (DS VI: 2078). 9).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kursak (KĐ 70). göğüs’ (-Isp. habe ‘mide’ (*Mudanya -Brs. (halk. yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde şişkin organ 2. EKıp.) (DS IV: 1617). kuruğsak (IB).) Boğaz’ (TS 1412). -Zn.2.. -Dz.4. tombak ‘mide’ 322 .) (DS VIII: 2679).: xi. (hayvan bilimi) Böceklerin ve solucanların sindirim kanallarında bulunan.. -Brd. xiv. 286r.Tü. giliz ‘mide. yy. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan MĐDE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kurugsak sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. mide. 2. *kurugsak (Tenişev 1997: 277). kuşların kursağına benzeyen yapı 3. Đslami ç. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. *kurugsak Proto-Tü. mikgin ‘mide’ (*Saftanbolu -Zn..) (DS VIII: 2621). úuruāsaú (EUTS: 188). yy.. Modern Tü. Mide 2. mÀde. -Gr. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE ‘mide’ Lat. gaster. göden ‘karın. yürek ‘mide.3. mede ‘mide’ (Köşker -Krş. sarov (KTS: 227). kandız ‘mide ve karın bölgesi’ (*Uluborlu -Isp. ix. -Gm.) (DS II: 668). Doğu Tü. Proto-Ogur *kurugsak.3. Batı Tü. xiii.. şıcak ‘mide’ (-Brs.: xv. zekâ’ (TTS IV 2740).) (DS IX: 3198). işkembe. Đng.) (DS VI: 2125).) (DS VII: 2420). Kuşların yemek borusu üzerinde bulunan. Đdrak. – xix. -Nğ..ç. işkembe’ (*Maçka -Tr. cesaret’ (YTS: 254). kursak (Sngl. kursak ‘1. kursak ‘1.) (DS VII: 2246). kuruğsak ‘kursak. yy. yy. Krh.1. KökTü. Bahçeli *Bor. Kuş kursağı şişirilip kurutularak yapılan veya ona benzetilen şişkin şey 4. yy. mide’ (DLT IV: 385). -Ant. stomach.. bıngıldak ‘mide’ (-Ada.4. düden ‘mide’ (*Bor -Nğ. mada. hotuk ‘mide’ (*Ahlat -Bt. MKıp.) (DS IX: 3100). kuruğsak (DLT I 502). Bud. Proto-Oguz *kurugsak.

korhak. Nilüfer -Brs. TTS IV 2740 Müşriklerin dahi necatından helâki yakınrektir cehennemin kaèrına düşmek ile yahut tamu yılanlarının kursağına düşmek ile. Kırg kursak. Kore *kurĆi ‘mide’ (Tenişev 1997: 277-278). mede. TTS IV 2740 Mü’minlere nasip olacak daneleri vardı kâfirlerin kursağına düşürdü. karın’ anlamıyla karşımıza çıkmaktadır (EDT 657). Kaz. *kurugsak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. Nogay kursak. Trkm. zivir ‘iç. kosak. kurkag ‘envil hayvan midesi’. kursak. Hakas hursah. *kurugsak sözü Türk dilinin modern lehçelerinde kurugsak ve benzeri şekillerde ‘mide. 2. kurskak. Yakut kurtah (Tenişev 1997: 277) 1.) (DS X: 3955). Gag. Başk. Bunlara ek olarak Altay dillerinden paraleller de verilebilmektedir: Moğ. Karakalpak kursak. Güney-Doğu: YUyg. gursak ‘1. *kurugsak Kullanım Alanı MŞ 9 andan ãoŋra maèdeden cigere varur anda hazm olur è MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf è ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve è öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS IV 2740 Đlle göyner kursağında yoğ olur Anın içün gelmez elinden kalur TTS IV 2740 Eğer hatun kişi kursağına yaku ede hayzını yürüde. Tat. Özb. Proto-Mançu-Tunguz *hurke-(nse) ‘balık göbeği’. kursak.) (DS XI: 4390). Kuşların kursağı 2. tumbuş ‘mide’ Tumbuşunu iyi doyurdun mu? (*Ödemiş -Đz) (DS X: 3991). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kursak. Đnsanda olan guatr’ (GS 121). Đçine sucuk ve benzeri doldurmak üçün ince kuru bağırsak’ (ADĐL I 581). korsak. mide’ Ahmed'i gördükçe zivirim bulanıyor (Gedeağız *Artova To. garın (RLT 80). aşgazan.(*Mustafakemalpaşa. TTS IV 2740 Hak Taâlâ nièmetini birkaç kişinin kursağına lâtık gördü. gursag ‘1. SUyg.) (DS XI: 4386). TTS IV 2740 Er etmeği er kursağında kalmaz. Geviş getiren hayvanların ve kuşların birinci midesi // Genel olarak mide 2. Azb. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kursak. 323 . zig ‘mide’ (Babik *Pütürge -Ml.

‘göbek. sırtını örten esvabı hak edebilmek için etrafını güldürmeğe.Oğlum. sindirim sisteminin önemli bir öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. HEA-9 Fakat o. ‘mide’. ADĐL I 581 Aclıgdan uşağın gursağı dolar . Orta-Kıp. karısı var.fikri ilä anası ona yanaşarag: . kursağına giden yemeği. Karaim. Altay (metonimi) ‘besin. Ekmeklerine katık bile bulamadıkları günler vardır. yemäyini ye. Orta-Uyg. . Kaz. karınca kursağıa nice sığa? TS 1412 Düdüğün kursağı patlamış SFA-1 Sudan sıçramış kocarnan bir kolyozu bir martı denize hiç konmadan havada yakalıyor. ALAN : MEKÂN *karım : *kurugsak 324 . Çağ. 4. Krh-Uyg. Nogay. eğlendirmeğe mecbur. kim fil içün düzdünüz. ‘kursak’. Trkm. Hakas. karın’. Kumuk. Bununla beraber her gün kursaklarına sıcak yemek girmez. ‘göğüs’. Krh-Uyg. Osm. TTü. Yak. HEA-4 O menhus geçidin başlarında yedikleri ekmekten sonra kursağına bir lokma girmemişti. Meronim Olarak *kurugsak Karın boşluğunda bulunan *kurugsak ‘mide’ *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *kurugsak sözü. . SUyg. Salar. Uyg. galh. Karakalpak. galh. Harezm. (metaforik) ‘zeka’. Tat. Anlam Olayları Bakımından *kurugsak Tenişev. Kır. Nogay. Altay Özb.. Başkurt.deyärdi 3. ‘âdem elması’. yemek’.TTS IV 2740 Ol lokmayı. Osm. TTü. Hepsi bir buçuk odada yatar. Gag. Karakalpak. Türk dili kaynaklarında *kurugsak sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 277-278): EUyg. Kır. gagasında iki defa salladıktan sonra üç kere yutkunarak yarı canlı kursağına atıyordu. kalkarlar. HEA-9 Dört kızı var. Azb. Kaz.

Tü. geyrek ‘böbrek’ (Çeperi *Gemerek -Sv. xv. yy. böyräk ‘(anat. tömbek ‘böbrek’ (*Göksun Mr.) (DS VI: 2187). *bögüz-ek (Tenişev 1997: 278). yy. -Yz. bövrek (RLT 160).) (DS II: 591). bögrek (MŞ: 30). Bud.) (DS X: 3915). bügrük (KTS: 39). Modern Tü. – xix. *bögüz-ek > *bögsek. tıngırdek ‘böbrek’ (-Ama.5. gucik. böbrek’ (DLT IV: 107). Gag. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BÖBREK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bögrek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.1.3. böbrek ‘böbrek’ (GS 92). guçcik ‘böbrek’ (-Ed. böğür ‘böğrek.: xi. 2. dıngıl ‘böbrek’ (*Kemah -Ezc. Trkm. EKıp. bögrÊ (EUTS: 49).2. kidney. pötelek ‘böbrek’ (Çıkrık *Mecitözü -Çr. ren Đng. yy. gogelek. pörtelek. Đslami ç.ç.) (DS X: 3980). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK ‘böbrek’ Lat.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. böğrek/böğrik ‘böbrek’ (TTS I 663). -Ezc. Proto-Oguz *bögüz-ek. yy. Batı Tü. böbrek ‘Kandaki zararlı maddeleri süzüp idrar olarak salan. Proto-Ogur *bögür-ek. bövrek ‘omurgalılarda sidik ifraz eden beden organı’ (TDS 108). cıngıl ‘böbrek’ (-Nğ.) (DS VIII: 2622). bögrek (CH I: 287). böğrek (EM: 117). Azb.) (DS VIII: 3006). kangal ‘böbrek’ (Torul -Gm.. *bögür.) (DS III: 922).) (DS VI: 2094). omurganın sağ ve sol yanında bulunan çift organdan her biri’ (TS 342). xiii.) (DS IX: 3497).) (DS VII: 2433). kurçik ‘böbrek’ (Kemaliye Ezc.5. höndelek ‘böbrek’ (Olus -Ama. *bögrek Proto-Tü. xiv. bebrek ‘böbrek’ (*Düzce -Bo.. Güney-Doğu: 325 . Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.3.) Đnsan ve hayvanlarda: sidik ifraz eden beden organı’ (ADĐL I 312).) (DS IV: 1463). Krh.

Türk Dili metinlerinde *bögrek sözünün şu anlamları tespit etmektedir (1997: 278): 326 püre . *bögrek sözünün *bözür-ek > *bögsek ve daha sonra *bögür şeklinde ses değişimine uğradığını göstermekle beraber Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *poher. Tenişev. Tuva bürek. Kumuk büyrek. úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler TTS I 663 Ve eğer biregünün böğriğinde daş ola anı çok kaynadalar TTS I 663 Böğrek ağrısı içün su ile ve kereyağı ile kaynadalar vereler TTS I 663 Böğrekte ve kavukta olan taş içün demür suyiyle veya turup yaprağı suyiyle. Proto-Moğ. *bögrek Kullanım Alanı EM 117 bögrek aārısı. Kalmık börö (1997: 278). ne beyle bövregiñ yarılıberdi 3. TTS I 663 Kaynamış şarap böğrekte ve kavukta kum ve taş bitüre TTS I 663 Ve ıssıdan hasıl olan baş ağrısına ve kulak ve böğrek ağrısına TTS I 663 Seğirttiğim görüp illerde yağı Sızardı korkudan böğrekte yağı ADĐL I 312 böyräk hästäliyi TDS 108 Kömürturşı gazından başga bölüp çıkarış organları – bövrekler arkalı bedeninden çıkan başka maddalar hem gana giryer TDS 108 Sen yalı bilimlem görlüpdir-le. Çuvaş: (Tenişev 1997: 278) 1. büyiräk. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay börök. *böğere ‘böbrekler’. bü:rek. pügrek/pürek. *bögrek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre.YUyg. eger sil èalÀmeti varısa. böräk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. 2. iç organlar’. *bögrek sözü Türk Dilinin modern lehçelerinde bögrek. Anlam Olayları Bakımından *bögrek Tenişev. Tat.‘böbrek’: Proto-Mançu-Tunguz *fuhin ‘bağırsaklar.. Tofa bo:rek. böbrek şekillerinde ‘böbrek’ anlamıyla karşımıza çıkmaktadır (EDT 328b). bögrek.

1) ‘Karın’ 2) Tüm kaynaklarda ‘yan’. 4. böbrek üstü ‘böbreklerin üstünde bulunan. birinci anlamı ‘karın’ olarak göstermekle birlikte günümüz lehçeleri itibariyle bu durumda bütün yerine parça kullanımı söz konusudur. hormon niteliğinde salgısı olan bez’ (TS 342). böbrek üstü bezi ‘böbreklerin üstünde bulunan. TTü. Günümüz Türkiye Türkçesi böbrek taşı ‘böbreklerde oluşan taş’ (TS 342). Yakut ‘böbrek’. Krh-Uyg. Tat. 3) Tüm kaynaklarda ‘böbrek’. ifadeleri de *bögrek sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. Meronim Olarak *bögrek Karın boşluğunda bulunan *bögrek sözü *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. böbrek yağı ‘kasaplık hayvanların böbreklerinin çevresinde oluşan yağı’ (TS 342). ‘göğüs’. Başkurt. Tenişev. ALAN : MEKÂN *karım : *bögrek 327 . hormon niteliğinde salgısı olan bez’ (TS 342).

karaceğerden çıkmış bir hastalıktır’ (TT VI 221). Karaciğer 2. bavur (KTS: 25). ceğer ‘ciğer’ (Hasanoğlu -Ank. bagır ‘1. Başk. Akciğer 3. ba:ğır (KĐ 33). – xix. Đng. bağır (EDT 317b). yy. bavur. yy. ciğer 2. 125r. bavır.Tü.3. MKıp. hepar. göğüs. liver. Proto-Oguz *bagır.2. 2. bağır ‘1. Đslami ç. Azb.369).: Güney-Batı (Oğuz): TTü.: xi.) (DS III: 875). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Nogay bavır. Yürek’(TTS I 366 . karın ile göğüs arasında olan. bagır ‘karaciğer’ Kimseye boyun eğmiyen adam için ‘bedük bağırlığ’ denir ki ‘ciğeri büyük’ demektir. xiv.) (DS IX: 3425). yy. Göğüs 2. bağır (Sngl. Krh. (KTS: 43).’ (TDS 65). Kucak.ç. xiv. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı. baāır ‘karaciğer’ (EM: 111). bağırdın tepremiş ig ol ‘o. (DLT I: 360). ciğer <Far. hayvanlarda sağ kaburganın aşağısında.6. xiii.3. Ok yayı ve dağda orta bölüm 3. cigÀr. bağır. 328 . ciğer 2. kalp anlamında’ (ADĐL I 174). Modern Tü. bagır (RLT: 154). bağır ‘1. bavır. Trkm. öd çıkaran organ. Doğu Tü. Güney-Doğu: YUyg. EKıp. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARACĐĞER kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagır sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. pençevüş ‘karaciğer’ (*Kula -Mn. Đnsanda. Batı Tü. pençeviş. Ciğer. SUyg. *bagır (Tenişev 1997: 278). Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar baur. *bagır Proto-Tü. yy. Göğüs. bağır ‘1. Bud. beğir.: xv. 23). sine. Tat. Proto-Ogur *bagır. bağırsak vb. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARACĐĞER ‘karaciğer’ Lat. Yürek. Kaz. Karaciğer 4. bağır (DLT I 360).1. Kırg bo:r. yy. döş 3.6. baāırsaú (KTS: 21). ahşa’ (TS 194). baāır (KTS: 21).

göğüs’ anlamına gelmektedir (KTS 21). bağrım başlı kaldı TTS I 367 Bağırdan kan gelmekliğe assısı var. úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú MŞ 9 andan ãoŋra maèdeden cigere varur anda hazm olur MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS I 366 Yerin yardı karnın at ü er gücü Taşın bağrını deldi demren ucu TTS I 366 Geh yüreğin ağrıtır geh bağrıŋı Geh beli. Tenişev’e göre *bagır sözü şu Altay paralellerine sahiptir: Proto-MançuTunguz *fekin ‘karaciğer’ (1997: 278). TTS I 367 Akıttı kanı gözüm yaşlı kaldı Yüreğim deldi. karnı aca oruç dutmaktan. ciğer. Hakas pa:r. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay pu:r (EDT 317a). Clauson.Karakalpak bavır. ayrıca tarihsel dönemlerde karaciğerin. bazı fonetik değişikliklerle günümüze kadar varlığını sürdürdüğünü. bu:r. insanın duygularının oluştuğu yer olduğuna inanıldığını belirtmektedir (EDT 317). Çuvaş: pöver (Tenişev 1997: 278) 1. *bagır Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre Eski Türkçede *bagır olarak karşımıza çıkmaktadır. Tofa ba:r. geh göğsü vü geh yağrıŋı TTS I 367 Şehidleri cemèidüp yerin kara bağrın yarup defneylediler TTS I 367 Saâdet ol kişinin kim ramazan ayında bağrı susaya. Kıpçak Türkçesinde *bagır kavramı genel olarak. işletmekten bağrıŋı TTS I 368 Ermiş canı bağrı suya dönmüş Belâ nârında sızmış kalbi yağı 329 . karaciğer. *bagır Kullanım Alanı DLT I 360 bedük bagırlığ ‘ciğeri büyük’ (kimseye boyun eğmeyen adama denir) EM 117 bögrek aārısı. 2. Yakut bıar. ‘her şeyin içi veya önü’ anlamına kullanılmakta olduğundan dolayı *bagır sözü ‘iç organlar. Çağdaş Türk lehçelerinde bu sözcüğün. süci ile kaynatıp mazmaza edice diş ağrısın giderür TTS I 368 Seni kâfire sataram. Tuva ba:r. eger sil èalÀmeti varısa.

bağrına basmış. TTS I 369 330 . durnalar TDS 65 Garnıñ yanında. ol sänäm äfganıma rehm eylämäz. *bagır sözünün Türk Dili metinlerinde şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 278): 1) ‘Karaciğer’. merhamet. ben nideceğim? Oğul bağrıma od düştü. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. yere çarpan kafasının acısıyla bir çığlık atınca. Yak.Derd ile bağrımı ciğer-köşem Eyledi pâre pâre eğlendi TS 194 Bak çorak tarlasında sabanına dayanmış / Geniş alnı güneşle. Gülbeyaz'ı yerden kaldırmış. beni bağrına basıp sevmeye gelirdi TS 194 Sen onu bambaşka duygularla. bayırda bağrını dövüp Hanife. Gülbeyaz da sığınak arayan bir yaralı kuş gibi Güzide'nin boynuna sarılmıştı. 2) ‘Aşk. Daşä bänzär bağrı. Güzide teyze sofaya fırlamış. HEA-3 -Oğul! Bebe! Bebe! Bebemi alacaklar! Askere götürecekler. ve Çuv. bu meni n÷tdi? Edil bagrımı yakdı-da goyadı TDS 508 Bagrıŋ çıkaran ödi öt haltasında yıgnayar 3. beni okşamaya. bagır erleşiyler TDS 65 Duşman özüniñ ganlı hancarını Vatanıñ bagrına dir÷n vagtı. Tenişev. *bagır sözünün temel anlamının ‘karaciğer’ olduğunu. dışında tüm kaynaklarda vardır. oğul ciğerime bit düştü! HEA-4 Oğlan ormanda. heyecanlarla bağrına basmak isteyeceksin TS 194 Acı çekerdim ama makul bir çocuktum. diğer yandan *bagır organının duygu kaynağı ve hazinesi olduğu inanışından dolayı bir takım metaforik anlamlar da kazandığını belirtmiştir (EDT 317a). Bağrıma taş bastım TS 194 Kışlanın uğrunda bir ufak mezar / Anama söylemen bağrını ezer TS 194 En büyüğünü kaybeden halk sanatkârının birkaç mısrası ile türkü bize bağrı yanan Anadolu'nun feryadını getirecek TS 194 Nice kahramanlar nice sultanlar / Gelmiş gitmiş bağrı yanık ozanlar HEA-1 Gülbeyaz. Anlam Olayları Bakımından *bagır Clauson. ADĐL I 174 Ey Fuzuli. şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’. Bağrım olur şana-şana. Hanife diye feryat ediyormuş. Vepa yalı gucurlı yigitler hey durup bilermi! TDS 65 Knyaz zıba gızı bagrına basdı TDS 65 Vay. bağrı ateşle yanmış TS 194 Đzmir'den kalkıp Mısır'a kadar beni görmeye. tä’sir eylämäz äfgan ona ADĐL I 174 Edän gan gönçä täk bağrım o lä’li-abidar olmuş ADĐL I 174 Ohudugca şirin-şirin diliniz. gorkunç hovpuñ Vatanıñ üstüne abanan vagtı.

4) ‘Dağ yamacı’. ancak ‘dağ yamacı’ anlamı Tenişev’in belirttiği gibi metafordur. Kır. 4. ALAN : MEKÂN *karım : *bagır 331 .. Bu kullanım. Meronim Olarak *bagır *bagır sözü. dışında tüm kaynaklarda vardır. *bagır sözünün ‘aşk. merhamet. Yak. Kaz. şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’ anlamı için metonimi olduğu düşünebilir.3) ‘Kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaciğer’ Çuv. ‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. benzetme yoluyla oluşturulan bir metafordur. Nog. ‘tepecik’. Özb.

yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.1. bağırsuk (U.) (DS IV: 332 . içegü (KE II: 261). baāırãuú (EM: 111). xiv. -Isp. yürek’ (YTS: 22). baāarãuú. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAĞIRSAK ‘bağırsak’ Lat.) (DS X: 3757). Batı Tü.ç. şek ‘ince bağırsak’ (Ilıca *Çifteler -Es. suçuò ‘bağırsak’ (KTS: 242). intestinum..) (DS IV: 1582). Bud. -Brd. bağırsak ‘Sindirim organının mideden anüse kadar olan. 2. yy.3. sokuriçeği ‘körbağırsak’ (Karaçay-Malkar. yy. bağarsaò ‘bağırsak’ (Soğukpınar *Kangal -Sv.7. baāarsuú (NF III: 41). *bagırsuk Proto-Tü. yy. Krh. döndürme ‘kalın bağırsak’ (Çiftepınar *Mersin -Đç. xiii. Modern Tü. büken (NF III: 91).Tü. Đslami ç. pumbar ‘bağırsak’ (-Rz. döş ‘göğüs. Başhöyük *Kadınhanı -Kn.3.) (DS IX: 3485). baāarsuk (CH I: 173). xiv. bağarsık ‘bağırsak’ (TTS I 363). kirişlik ‘ince bağırsak’ (Çiftepınar -Çr. karaciğer. bagırsuk ‘bağırsak’ (DLT I: 502). *bagırsuk (Tenişev 1997: 279).) (DS VIII: 2878).. iç organlar’ (KTS: 116). Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BAĞIRSAK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagırsuk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. baarsak. iç organlar’ (KTS: 105). sine. içeh ‘bağırsak. intestine. çevlik ‘kalın bağırsak’ (-Brd.: xi.) (DS X: 3660).) (DS X: 3660).7. Harezm ç. xv. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. baāursak (MŞ: 18).2. sokurtüyün ‘apandisit’ (Karaçay aşireti. bağır’ (-Uş.) (DS III: 1154). akciğer.) (DS II: 446). baāır ‘göğüs. Proto-Oguz *bagırsuk. yy. işek ‘bağırsak. baarsık. *bagırsak. – xix. ince bağırsak ve kalın bağırsaktan oluşan bölümü’ (TS 195). TT). EKıp. Proto-Ogur *bagırsuk. ciğer. Đng.

2. Kaz. barsak ‘1. bu:rzak. Karaçay-Malkar bavursak. Trkm. affedici’ anlamında olan bağırsak sözünün sadece 14. bavursak. Đçerisinden su akıtmak için lastik veya kumaş boru’ (ADĐL I 175). Güney-Doğu: YUyg. bavurhak. Azb. içege ‘bağırsak’ (RLT: 90). *bagırsuk sözünün etimolojisinin *bagır ‘karaciğer’ sözüne dayanmakta olduğunu ileri sürmektedir (1997: 279). (anat. Başk. *bagırsuk sözünün Halaç Türkçesinde bokarsak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25).1589). Karakalpak bavursak. bağırsaklar’ anlamında olan bağırsuk sözünün ise günümüze kadar Türk lehçelerinde aynı anlamda yaşadığını söylemiştir (EDT 319b-320a). *bagırsuk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. *bagırsuk Kullanım Alanı EM 111 ve baāırãuúları arıdır ā ã ú MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa ā ú MŞ 106 göbek düşmek muèÀlecesi daòı budur ya baāarsuúlara ãafrÀ dökülmekdür ā ú TTS I 363 Bağarsukda eyler ise lokma piç Temamet olur cahilin ömrü hiç TTS I 363 Hançerşer karnında dürttü. bavursak. Tenişev. Tofa ba:rsık (Tenişev 1997: 279) 1. içege ‘insanın ve hayvanın yemek sindirim sistemindeki yumuşak borular’ (TDS 346). yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş. 333 . Kuzey-doğu (Sibirya): Altay borsok. Nogay bavursak. boğursak. Doerfer. tarihsel Türk dili kaynaklarında benzer şekilde yazılan ancak farklı anlamda olan bağırsak ve bağırsuk şeklinde iki söz tespit etmiş ve ‘merhametli. Kırg bo:rsok. bağırsag ‘1.) Đnsan veya hayvanın sindirim sisteminin bir kısmını teşkil eden elastik boru 2. bavurhak. Bağırsak 2. karnı bağırsukı ayağına döküldü. ‘iç organlar. bavursak. Tat. Gag. Đtfaiye aracının hortumu 3. Dar ve uzun çuval’ (GS 72). Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bavursak.

4) ‘Kalın bağırsağı’. Alt. 3) ‘Onikiparmak bağırsağı’. Trkm.TTS I 364 Miyde kuvvet bulucak müshil sebebiyle ahlâtı aşağa bağursuk yoliyle def’eder. 4. ruh denilen şey körbağırsak gibi hayatta görevi kalmayan bir organ! ADĐL I 175 gülmäkdän bağırsaglarınız gırılardı TDS 346 Yartıgulak bolsa şol bölecik içegede eken TDS 346 Emma içegimiz cugurdaşıp durandan soñ. Anlam Olayları Bakımından *bagırsuk Tenişev.. sözün cansız nesneleri anlatması durumunda benzetme temeli bir metafor ortaya çıkmaktadır. Hakas. Kır. *bagırsuk sözün Türk Dili kaynaklarında şu anlamları tespit etmiştir (1997: 279): 1) ‘Bağırsak. TTS I 364 Kaçan bağarsuklar ya sinirler ya göğüs zaif olsa ya öksürük olsa ekşilerden sakınmak gerek. HEA-6 Evet. Bu sözün organ adları ile ilgili anlamı temel anlam olmakta. 2) ‘Körbağırsak’. TTS I 371 Sâde şüden-i rûde: Bir rencdir ki bağırsak sıyırması derler. Meronim Olarak *bagırsuk *bagırsuk sözü. Tuv. añrımıza düşen zat bolmadı 3. Tüm kaynaklarda. Başkurt. ‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. ALAN : MEKÂN *karım : *bagırsuk 334 . iç organlar’. TTS I 364 Bağarsuğundan çıkan tersleri dahi gevdesindeki kılları ve ayağındaki tuynakları. Karakalpak..

1. sol böbreğin üstünde. Dalak 2.3.2. sulak ‘dalak’ (DLT I: 411). Güney-Doğu: Özb. Trkm. dalak ‘1.8. tal ‘dalak’ (EUTS: 221). talak. Doğu Tü. Dalağa zarar veren bir çeşit hastalık’ (TDS 236). ùalaú (EM: 185). diyaframın altında. talak. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. dalak ‘1.ç. Azb. talak. yy. yy. gevşek bir dokudan oluşmuş organ 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DALAK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *d(i)a:l-ak sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.3. Midenin arkasında. Dalak 2. splen Đng. Tekerlek biçimindeki kaşar peyniri 4. *d(i)a:l-ak (Tenişev 1997: 279). Bud. Nogay talak. Modern Tü. Karaçay-Malkar talak. lapara ‘dalak’ (Şimşirli. 2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK ‘dalak’ Lat. damarlı.Tü. Güneyce *Đkizdere -Rz. Proto-Ogur *d(i)a:l-ak. Kaz. (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanlarda lenf bezine benzeyen ve kan damarları çok olan bir organ 3. talak. dalag ‘(anat.) Bal peteği’ (TS 516). yy. Krh. karatavuk ‘dalak’ (Sındı -Mğ.) (DS IX: 3065).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Gag.: xi. (halk. yassı. xv.) Karın boşluğunun sol tarafında olup kan kürecikleri hazırlayan ve bu işlevine bağlı başka değişik vazifeleri gören beden organı’ (ADĐL II 23).: xv. Batı Tü. dalak (RLT: 178). spleen. talak. ùalak (MŞ: 10). dalak ‘1.8. Proto-Oguz *d(i)a:l-ak. talak (Sngl). Đslami ç. 335 . yy. xiv. Başk. akyuvar üreten ve yıpranmış alyuvarları toplayan. *d(i)a:l-ak Proto-Tü. uzunca. Balıkların şişireği’ (GS 130) .) (DS VIII: 2608). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Tat. Kumuk talak.

*deliğün ‘dalak’. bu sözü tala:k şeklinde alarak sözün tüm modern Türk lehçelerinde talak. *d(i)a:l-ak Kullanım Alanı EM 185 ve eger sirkeyile ùalaú şişine yaúsalar giderür ú MŞ 10 anda sevdÀ çoāalur ve ùalaú büyür ve sevdÀvì marazlar çoú olur ú ā MŞ 13 uyúusu yavuzdur beŋzi ãarardur ùalaāı büyidür MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler ā MŞ 98 buòÿr-ı Meryem ki Türkce deve ùabanı dĆrler anı ùalaú üzerine yaúu eyleseler ú fÀyide úıla ADĐL II 23 Đndi belä. meniñ gurulmagım-da mümkin ölmegim-de TDS 236 Soltan ece. tala:k. *d(i)a:l-ak sözünün Halaç Türkçesinde talak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). Doerfer. ogluñ dalak bolupdır.Karakalpak talak. bu sözü *d(i)a:l-ak şeklinde alarak Altay dillerinden şu paralelleri vermiştir: Moğ. Anlam Olayları Bakımından *d(i)a:l-ak Tarihsel ve modern Türk dilinde *d(i)a:l-ak teriminin anatomik anlamda kullanıldığını görüyoruz (Tenişev 1997: 279). 2. Bu sözün dalak şekliyle Türkiye Türkçesindeki ‘tekerlek biçimindeki kaşar peyniri. Kore *tira ‘dalak’ (1997: 279). 336 . bal peteği’ anlamlarına gelen kullanımı benzetmeye dayalı bir metafor oluşturmaktadır. Tenişev. dalak şekillerinde geçtiğini belirtmektedir (EDT 495b).) Clauson. talağ. Çuvaş: talak (<Tat. Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut (Tenişev 1997: 279) 1. TDS 236 Gamçınıñ degen eri dalak yalı gızardı TDS 236 Hamala mende dalak keseli barmışında. Esgär Saçlıya bärk bänd olduğu vaht yenä dä dalağı ancag Sübhanverdizadä täräfindän sancırdı. munıñ garnını iññelemeli 3. *d(i)a:l-ak Etimolojik Değerlendirmesi ta:l.

‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. ALAN : MEKÂN *karım : *d(i)a:l-ak 337 .4. Meronim Olarak *d(i)a:l-ak *d(i)a:l-ak sözü.

Proto-Ogur *ki:n.9. kin (KB). Harezm ç. SUyg. yy. kindik ‘göbek çukuru’. Kaz. Modern Tü. EKıp. Özb. kündi. kindij.Tü. göbek bağı’ (Tenişev 1997: 279-280) 338 . Hakas kindik = kin ‘göbek çukuru. kündük ‘göbek’ (KTS: 168). kändik ‘göbek çukuru’. *ki:n (Tenişev 1997: 279-280). KaraçayMalkar kindik ‘göbek çukuru’. Kuzeydoğu (Sibirya): Altay kindik ‘göbek çukuru. kindik ‘insan göbeği’ Bugün doğan çocuğun kindiğini anam kesdi. kindik ‘göbek çukuru’.: xv. iyi bir koku’ (EUTS: 110). kendek. Đslami ç. yy.3. navel. 316v. kendek. yy. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK ‘göbek’ Lat. kindik ‘göbek çukuru’ (TT VIII). göbek çukuru. yy. Karakalpak kindik. kindik. Nogay kindik. Güney-Doğu: YUyg. Tat.2. xiv. kindik üstün meŋ bolsar ‘göbek üstünde ben olursa’ (TT 37. *ki:n Proto-Tü. Başk. kindik (Sngl. Proto-Oguz *ki:n. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖBEK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *ki:n ve *gö:pek sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.3. 2.1. kindik (NF III: 249). kün ‘misk’ (DLT). 18).9.6). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.: xi. MKıp. kindik (KE II: 359). Tuva hindik = hin ‘göbek çukuru’. kendek. göbek bağı’. kin ‘misk kokusu. kindik (KĐ 85). göbek bağı’.) (DS VIII: 2873). Doğu Tü.ç. Kırg kindik ‘göbek çukuru’.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Bud. xiv. Krh. (Çilehane *Reşadiye -To. kındık ‘göbek çukuru’. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. kindik ‘göbek. umbilicus Đng.

1. 2. Nanay huymu. *ki:n sözünün Halaç Türkçesinde köndük şeklinde tespit etmiş. Yak. Tenişev. Özb.6 kindik üstün meŋ bolsar 3. Tat. Anlam Olayları Bakımından *ki:n Tenişev’e göre. Meronim Olarak *ki:n *ki:n sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. Başkurt Türkçelerinde coğrafik bir terim olarak ‘merkez’ anlamı kaşımıza çıkmaktadır. *ki:n Kullanım Alanı TT 37. ALAN : MEKÂN *gebde : *ki:n 339 . küyi (Tenişev 1997: 280). 4. dingil. Çuv. Türkçelerinde ‘araba temelindeki kiriş’ gibi anmalara da rastlanmaktadır (1997: 280). Moğ. *ki:n Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı ‘göbek’tir. Doerfer. Buna bağlı olarak da Yak. belki işitme hatasından meydana geldiğini söylemiştir (Doerfer 1970: 25). Ancak bu sözün ‘göbek’ anlamı dışındaki bütün anlamları metafor olmaktadır. sap’. *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı ‘göbek’tir. *ki:n sözünün Altay dillerinden şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Altay *hulŋe > *hunŋe: Evenk uŋu-re. Tat. birçok lehçelerde ve Çağatay Türkçesinde kindik şeklinde geçtiğini belirtmiş ve köndük şeklindeki ünülerin durumu garip olduğu. Başkurt ‘direk.

: xv. ilçe ve köyleri) (DS IX: 3089). Kilitleme sistemlerinde. Göbek bağı düştükten sonra karnın ortasında galan küçük çukur.) Bir şeyin merkezi. Bitki veya meyvenin özü. xiii. besleyen bağırsak 2. Doğu Tü. Bak göbekbağı 3.3. yy. Batı Tü. Đnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk 2. kindek. büyük göbek’ (-Đç. Çocuk anne karnındayken onu annesi ile birleştiren.nin orta kısmı 4. Gag. Proto-Ogur *gö:pek. ülke vb.) (DS III: 895). yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer 11. gübek ‘göbek’ (*Maçka -Tr. Kağnı tekerleğinin ortası. Direk’ (GS 116). anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva 10. yy. EKıp. göbek ‘1. Kuşak. Karnın ortasındaki kesilip bağlanan düğüm.. nesil.9. göbek (CH I: 181). köbek ‘göbek’ (KTS: 156). bağırsak düğümü 3. yy. Göbek 2. göbek ‘göbek’ (TTS III 1713). *Bor -Nğ. kindük ‘göbek’ (KTS: 149). Trkm. batın 12. göbek ‘1. Değirmen taşının ortası 9. batık 2. Bak göbekduası’ (ADĐL III 172). löbüt ‘göbek. Modern Tü.) (DS VI: 2205). tavan. Dölütte. göbek (RLT 163). Lastik 340 .2. kindik. tam ortası. göbek ‘1. beis manasında 5. süslü şeylerin ortalarındaki biçim 6. Bahçe. göbek (ATS 546). tepsi vb. úavsuk ‘göbek’ (KTS: 132). (mec. *gö:pek (Tenişev 1997: 280). Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça’ (TS 862). göbek (YTS: 95). Şehir. Mekiğin sapı 5. Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı 5. göbek’ (*Çal -Dz. araba tekerleğinin dingil geçen yeri 8. – xix. göbek (Sngl). Azb. Yağ bağlamış şişman karın 3. halı. Nehirde küçük bir ada 4.2. merkezi 3. (mec.) Sebep olan. *gö:pek Proto-Tü. xv. Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada 7. göbäk ‘1. esası anlamında 4.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Proto-Oguz *gö:pek. cıcık ‘iç organlar.

kübek.. hılt var kusamaz.topun delindiğinde iç yüzeyine yerleştirilen yuvarlak lastik yama. Ancak Çuvaş Türkçesinde de var olduğundan Proto-Türkçede de bu terimin var olduğu düşünülmektedir. tozda koşu yapan delikanlıyı düşünüyorum TS 862 Dolmuştan inince bir yandan saatine bakar. daha bir saat var. *gö:pek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre günümüzdeki Türk Dilinin batı lehçelerinde köbek. Göbeği burmak alâmeti oldur kim eğilir bükülür ağlar. dedi TS 862 Göbeğini eritmek için her sabah sıcakta.’ (TDS 185). Orta-Kore pais-kop ‘göbek deliği’ (1997: 280). 2. nerede ise bilmem kaçıncı Türk Moskof muharebesi patlamak üzere idi TS 862 Bu halının göbeği pek zarif TS 862 Temiz bir isim. göbek bağlamış. bir yandan da göbek atarmış. köbek. *gö:pek Kullanım Alanı MŞ 20 ot içdüginden ãoŋra göbeği bursa MŞ 86 eger göbek burarsa òaùmìyi úaynadup ãovıdup eçeler ãu yĆrine MŞ 106 göbek düşmek muèÀlecesi daòı budur ya baāarsuúlara ãafrÀ dökülmekdür TTS III 1713 Ve her ki ot içtükten sonra göbeği bursa ıssı su içe TTS III 1713 Bir kişinin göbeği burar bağırsaklarında yel var. Tat. damar’. Altay dillerinden muhtemel paraleller: Proto-MançuTunguz *hubgu ‘göbek bağı. her sabah koşu yapıyor. TTS III 1713 . metal gözlük çerçeveli biriydi TS 862 Paris'te uzun yıllar yaşamalarına karşın ülkeleriyle olan göbek bağını hiç mi hiç gevşetmemiş gençler var 341 . nihayet iki göbek dayanabilir. diye TS 862 Şimdi gördüğü kişi. TS 862 Meclisten geçirinceye kadar göbeğim çatlamıştı TS 862 Benim oğlanın göbeği çıkıyormuş da biraz.. TTS III 1714 Tutar göbek burusu goncayı açıldıkça Şikâf-ı pireheninden o gül gibi nâfın TS 862 Düğmeleri birer birer açtı göbeğine dek TS 862 Göbeğini eritmek için her sabah bir saat yol yürür TS 862 Đsviçre'nin göbeğinde. TTS III 1714 Maècun kim göbek burusunu ve kuluncu ve eskimiş istitlakı giderir. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. ellisinin üstünde. züğürt evlatlarda ancak bir. Çuvaş: kavaba (Tenişev 1997: 280) 1. Tenişev’e göre bu terim çoğunlukta Oğuz lehçelerinde karşımıza çıkmaktadır. diğerlerinde ise kindik olarak geçmektedir (EDT 729).

. omuz titretme yaraşmaz. HEA-4 Kâmil'in. Bu coğrafî anlamlar ve cansız nesneler ile ilgili anlamlar metaforik olmaktadır. ömür içerde otırsıñ-la! . HEA-1 Buraya göbek atma.diydi TNAS 95 Çagaŋ ak süyt emen yeri. ‘direk. 4.. ALAN : MEKÂN *gebde : *gö:pek 342 . Meronim Olarak *gö:pek *gö:pek sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. korku. Mürsel'in yedi göbek ecdadına savurduğu küfürler oğlana pek tesir etmemekle beraber yiyeceği dayağın korkunç olacağı muhakkaktı. sän de göbeyini piyländirmekdän başga heç näyä fikir vermirsän TDS 185 Etim oglan öz göbegini özi keser TDS 185 Goñşudan gelen gartañ ayal çaganıñ göbegini kesdi TDS 185 Mama ece meniñ göbek ÷nemdi TDS 185 Seniñ göbegiñ gömlen yalı. ‘nehir içine küçük bir ada’. ADĐL III 172 Män sänä ümidäm. *ki:n sözünde de olduğu gibi coğrafik anlamlar da yaygındır: Gag.. HEA-6 Şu köhne türbeyi çocuklara oyun meydana yaptırıncaya kadar göbeğim çatladı. Göbek ganınıŋ daman yeri. Gag.. ADĐL III 172 Biçinçilär sıra ilä durmuş. ‘tüfek namlusu’ (1997: 280). HEA-4 Đstanbul'un göbeğinde bile yalnızlık. göbeye gädär galhmış yaş otu biçir . Daima duman içinde bir istikbal. Tat. sap’. TTü.SFA-1 Yanımıza elleri saygı ile göbeğinin altına bağlı hırpanî bir delikanlı yanaştı. Đstanbulun göbeyinden hotkarın öz gısını da götürüb apardı. dingil. boyun kırma. vä gurumuş otlardan gotman vururdular ADĐL III 172 Bu zalım oğlu zalım ahırda işi o yerä gätirib çatdırdı ki. 3.. Anlam Olayları Bakımından *gö:pek Tenişev’e göre *gö:pek sözü Türk Dili kaynaklarında ‘göbek’ anlamı ile karşımıza çıkmaktadır.

süngük (EUTS: 210. yy.) (DS X: 3695). Çeşitli şeyleri kaplamak üçün istifade edilen bazı hayvanların (fil gibi) dişi yahut buna benzeyen başka sert cisim 3.4. semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz. Đnsan ve omurgalı hayvan iskeletini oluşturan parçalar 2.ç. 20). söŋüküŋ tagça yatdı ‘kemiklerin dağ gibi yığıldı’. sövek (KTS: 241). *simgök (Tenişev 1997: 260). yy. süŋekke yilik teg ‘kemiğe ilik gibi’ (KB 89-90). -Kr. -To.Tü. Batı Tü.. – xix. sümüyh ‘kemik’ (-Ağ. süŋük. Đslami ç. SĐNĐR. bone. 2. süŋük ‘kemik’ (TTS V 3622). EKıp. MKıp.) (DS X: 3728). Harezm ç. DAMAR. leksikal. süñük (DK II: 275). sü:ŋü:k (KĐ 54). süvük (KTS: 245. Đng. KökTü. söngük. Ezc. -Kn.. sümük. yy. sümük (EDT 838b). Bud. 246). sümük ‘1. süğük.: xv.1. süŋük (THO 144). 2. xiv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK ‘kemik’ Lat. sumuk ‘kemik’ (-Çr. süŋek.2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KEMĐK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *siŋök ve *kemük sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. xiv. insanın vücudunun genel organlarının etimolojik.1. xiv. yy. şu kavramları içine alacak: KEMĐK. viii. yy. Zar (tavla ve benzeri oyunlarında) sümük atmag 343 . süŋük ‘kemik’ (YTS: 196). DERĐ.. süÆük (NF III: 384). Đncelememiz.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. süŋek. süvek.1.. xiii. os.) (DS X: 3713). Doğu Tü. süŋük (KE II: 577).4 Genel Organlar Bu bölümde biz. Proto-Ogur *simgök. süyek ‘kemik’ (-Đst. sünğük ‘kemik’ (DLT III: 367). Proto-Oguz *simgök. yy. xv.: xi. süŋük(g) (EM: 181). yy. yy. Krh. *simgök > *siŋök Proto-Tü. 247r.4. söŋük. süveg. -Ada. Modern Tü. sümüh. 214). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. süŋek (Sngl. sümük. Azb..

Karakalpak süyek. söŋök. sümük. soŋĆk. *siŋök sözünün modern kuzeydoğu Türk lehçelerinde çok çeşitli şekillerde karşımıza çıktığını belirterek orijinal şeklinin tespit edilmesinin zor olduğunu ve sözün büyük ihtimalle süŋök olduğu söylemektedir (EDT 838b). sunuk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. süŋük tüte. söŋĆk. sımık. süyek (EDT 838b). Yakut uŋuoh. güçsüz’ (TDS 618). kalça kemiği’. adı kalır’ EM 181 etlerüŋ eyüsi oldur ki süŋüge ılaşuú ola ŋ TTS V 3622 Ol nazeni gözleri görmez anın Gitti hali süŋüğü dirmez anın TTS V 3622 Ete deri süŋük çatan. *çimü-gen ‘ilik. Tat. Güney-Doğu: YUyg. Başk. süvak. Kumuk süyek. SUyg. süyök. süñk ‘1. Özb. Ayrıca Tenişev. Çuvaş: şama. Karaçay-Malkar süyek. Beden. gövde 3. süyek (EDT 838a). süyĆk. Zayıf. Tuva söök. söök. höyĆk. soŋuk. Kırg sö:k (EDT 838a). suyak. süŋk (RLT: 96). sümük. sivĆk. Kaz. Kuzey-Moğ.zar oynamak’ (ADĐL IV 117). Trkm. Tenişev. Hakas söök. 2. Proto-Türkçe simgök ‘kalça kemiği’ (1997: 261). Đnsan ve hayvan bedeninin ayrı ayrı iskelet bölümleri 2. Kalmık tşimgn ‘ilik’. süŋük. söyĆk. *siŋök Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. *siŋök Kullanım Alanı THO 144 söŋüküŋ tagça yatdı ‘kemiklerin dağ gibi yığıldı’ DLT III 367 edhgü er sünğüki erir atı kalır ‘iyi adamın kemiği çürür. Proto-Mançu-Tunguz *ç/şime. Nogay süyek. şam (Tenişev 1997: 261) 1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay söök. *siŋök sözünün Altay dillerinden şu paralellerini göstermektedir: Proto-Altay *şimö-: Proto-Moğ. sukĆk. sunek. Çuvaş Türkçesinde ilk sesin /s-/ > /ş-/ dönüşümünü göstererek ilk hecedeki ünlünün /*i/ olduğunu savunmaktadır. süyek. şoluk dem bir figan ola 344 . süyek. Tofa söök. süŋĆk. ten perdelerini tutan Kudret işim çoktur benim zâhir ü iyan benim TTS V 3622 Zebaniler çeke tuta ilede tamuya ata Deri yana. sög.‘diz kapağın içindeki sıvı’. sivek. çömög ‘ilik’.

*kemük sözünün ise ‘omurgadaki gibi yumuşak kemikler’ için kullanıldığını belirtmektedir (1997: 262). Tenişev ayrıca *siŋök sözünün asıl anlamının. süñk başı iri. SUyg. TNAS 114 Dil süŋksüz. 4) ‘Soy’. soŋkım-görgim). Türk lehçelerinde *siŋök sözünün şu kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 261): 1) ‘Kemik. TNAS 309 Süŋksüz dil . Hakas. Tüm kaynaklarda vardır. ikinci ayal . damarları gizildäyir. Yak. Tuv.süŋk döwer. nämäni diymez? TNAS 181 Göz agırısı . dayav adamdı TNAS 68 Başkıŋ-maza. TTS V 3622 345 . Kumuk. ‘ilikli kemik’ olduğunu belirtmiştir (1997: 261). 3. Alt. sümükläri sancırdı TDS 618 Adam görünüşli maymınlarda yüzüñ süñkleri adamıñka garanda güyçlürek ösendir TDS 618 Đşde berk÷n süñküñ. iskelet’. Tuv. Nogay. Đlkimbagtım.maza. Baldır sümüyü. tarihsel Türk lehçelerinde tahminen *siŋök sözünün ‘kol. bacak ve baldırdaki gibi içinde ilik bulunan boru şeklinde olan kemikler’ için kullanıldığını. Karakalpak.yza. Hakas. söŋŋkın-aza (Birinci ayal . ADĐL IV 117 Gol sümüyü. tecribede bişen eliñ hüneri bap-başgadır TDS 618 Ol eli berdaşlı. Ancak diğer yandan *siŋök sözünün *kemük sözüne göre daha genel bir kullanımı olduğunu söylemek mümkündür.et agırısı. büyük ihtimalle. elä bil heç sümüyü yoò idi ADĐL IV 117 Mäsmä özünü bärkä verän kimi küräklärindän ağrı gopur. Anlam Olayları Bakımından *siŋök Tenişev. 3) ‘Kül’. ADĐL IV 117 Đmangulunun bädäni elä tärpänirdi ki. SUyg. Kır. Alt.Bakıcak endamına kim soralar Süŋük içinde iliğin göreler TTS V 3624 Ve tendeki damarler ırmaklar misalinde iidi ve süŋükler dağlar misalinde idi. Tenişev. 2) ‘Meyve çekirdeği’. Başkurt. Diş aşırısı . Kır. ele bil òeç sümüyü yoh idi.süŋk agırısı. Đmangulunun bedeni ele terpenirdi ki.

Bu sert organdan yapılmış’ (TS 1267). Batı Tü. 4. xiii. Azb. *aδak : *siŋök 2. Đnsanın ve omurgalı hayvanların çatısını oluşturan türlü biçimdeki sert organların genel adı 2. yy. NESNE : MADDE *kol. kemik ‘kemik’ (GS 263). *ärŋek. *kar. *bıkın. Proto-Oguz *kemük. -Sm.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Karakalpak kemik. kemik. komik. *siŋök sözünün ‘iskelet’ anlamında kullanılması bütün yerine parça kullanımını gösterdiğinden metonimik olur. *kemük (Tenişev 1997: 261-262). Proto-Ogur *kemük.. *baltır. kemik. Tat. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ke:mik (Tenişev 1997: 261-262) 346 .2.. *tirs(γ)ek. Kaz.Bu sözün ‘kemik’ veya ‘iskelet’ anlamı dışındaki bütün anlamları metaforiktir. kemik ‘1. Kesirik -El ve ilçeleri) (DS VI: 1988). Güney-Doğu: Özb. kemük ‘kemik’ (TTS IV 2411). hemih ‘kemik’ (*Daday -Ks. gemük.) (DS X: 3779).1. *kemük Proto-Tü. bulunduğu organlar ile nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi oluşturmaktadır. *çaykan. *älg. – xix. şimik ‘kemik’ (Üstükran *Varto -Mş. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kırg kemik. Gag. Başk. gĆmik.4. *bilek. sümük’ (ADĐL III 154). kĆmik. Nogay kemik. kimek. gemik ‘bak. Meronim Olarak *siŋök Birçok organ içinde bulunan *siŋök. Kumuk gemik. kimek. *parŋak. kemük (YTS: 133). Modern Tü. bacak.

‘iliği olan kemik’. Đri kemikli bir adamdı. tâ kemiklere işleyen bir sıcaklık. Proto-Mançu-Tunguz *humhan < *hamu-han ‘baldır kemiğin iliği’ (Tenişev 1997: 262-263). şakakları basık. SFA-2 O sinirli. Yak. HEA-1 Yüzü de uzun. ne de başka babasız çocuklar gibi köy kadınlarının merhametini çekmişti.1. bir gevşeklik vardı. TTS IV 2411 Er-reşreş: Yumuşak kemük ki ekli mümkün ola. Arnavut şivesile konuşuyordu. HEA-3 Başının iki tarafında garip bir surette yaprak gibi açılan büyük kulakları. hemdi. *kemük sözünün kökeni büyük ihtimalle Orta-Uyg. Altay dillerinden paraleller: Proto-Altay *kamü-: Proto-Türkçe *kamü-k ‘iliği olan kemik’.‘kemiği kemirmek’ fillinden gelmektedir: Tuv. *kemük Kullanım Alanı MŞ 160 ol ãınmış kemigüŋ üzerine vuralar ve eyle ki èÀdetdür ãaralar üç güne degin ŋ şeşmeyeler TTS IV 2411 Avrat katında tavusun kemüğün yaksalar tizek doğura TTS IV 2411 Cümcüme. kemirdek dahi denür. tombul yanakları kıpkırmızı oldu TS 1267 Kırılan kaval kemiği yeni yeni kaynamaya başladığında arkadaşları ona içkiye devam ederse sakat kalacağını söylediler TS 1267 Dün de muhallebicide tavuk yedik. çarpık bacaklarıyle Mehmet köyde ne kimsenin dikkatini. kemikli. çıkık kemikli suratının üstündeki soluk mavi gözleri. kemi ‘kıkırdak’. lades kemiği çıktı SFA-2 Arkadaşımın. Orta-Moğ. ismi Bayramdı. irin gibi sarı yüzü. kemi ‘ilik’. kömüllĆ:. duru beyaz yüzündeki ateşli gözlerinin feri kaçmıştı. kemil. HEA-7 Havada kokulu.‘kemiği kemirmek’. ipince. Moğ. *kemi.‘kemiği kemirmek’ ve bundan türeme bağlı *kemdük ‘kemirilmiş’. fakat sadece kemik ve deriden olan bu baş size zayıf etkisi yapmıyordu. TS 1267 Kemikten bir tahta gibi gıcırdayarak Nihat yerinden kalktı TS 1267 Soğuk kemiklerimize kadar işlemişti TS 1267 Belkemiği Anadolu Türklüğü olan bir millî devlet kurmalıyız TS 1267 Suriye'de bel kemiğine bir kurşun dokunmuştu TS 1267 Badik Ahmet'in elmacık kemikleri. HEA-4 Nine'nin köhne kemikleri o kadar ağrımış ki. Proto-Moğ. kâse-i ser: Başın kâsesi yaèni ol kâse gibi kemük ki dimağı müştemil ola TTS IV 2411 Muòò: Kemük içinde olan ilik ve beyniye muhu-t-dimağ derler. SFA-2 Sırtının kemikleri hamudundan kurtulmuş araba okları gibi dışarıya fırladı.‘kemiği kemirmek’ (1997: 262). 2. sıska omuzları üstünde gömülen hastalıklı başı cılız. 347 . yemekten sonra iki büklüm odasına çekilmiş. *kemük Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. kemdi. fırlak.

Beni yoklayınız. *kemük ‘yumuşak kemikleri’ şeklinde bir ayrım görülür.HEA-9 Bir daha imamın kapısında görür. Kumuk. ki Bän kendimim. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma. HEA-9 Onun konuşuşunda. ki yazı tamam olsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak. Bu durumda *siŋök ve *kemük sözleri arasında bir anlam karşılaştırması yapmak gerektiğinde *siŋök sözünün başlangıçta ‘ilikli kemikleri’ anlatmasına rağmen zamanla daha genel bir kullanıma sahip olduğu. Ve bunları söleyip. kadınlara dert yandığını işitirse. Sonanın baş gämiyinä bahır vä düşünürdü ADĐL IV 155 Şehid sıyrılarag gämikdän. bakışındaki başkalığın. O. çeneleri kemikliydi. *kemük sözünün temel anlamı muhtemelen ‘yumuşak kemik’ olmalıdır. Kaz. 2) ‘Yumuşak kemik’. PSE 130 Zerä bu şeylär oldular. güüdesi bataldı GTA 194 [bız ε: tçp»la:dïk ce»mıc tSUkUR»dαn] » ADĐL III 154 Şamil Aslan beyi diggetle müayine etdi. ancak *siŋök şeklini koruyamamış lehçelerde kemiklerin hepsi için *kemük kullanılmaktadır (1997: 262). ellerini hem ayaklarını gösterdi. Çağ. kemiklerinde hissediyordu. UK 41 kemikleri biyazıdı olmalı şansora pelinnik içindä UK 42 ani kemikleri çürüyer pelinnik içinde UK 49 üstlerindä asılı türlü kemiklär UK 52 kemiktä. PSE 115 Zerä şeyler oldular. hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. taşta gercikli oymak UK 146 koyun yaanılarını. Karaim. 3. kemikleri omuz aşırı köpeklere aterlar UK 219 burnusu biräz kamburdu. Tat. vücudunda kırmadık kemik bırakmayacaktı. Tat. Güney-Doğu Türk lehçelerinde. Özb. Alacag payını äbädiyyätdän. Nogay. modern Türk Dili sahası metinlerinde *kemük sözü şu anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 262): 1) ‘Kemik’.. Yine Tenişev’e göre. sivriydi. ätdän. Kır. Karakalpak. Anlam Olayları Bakımından *kemük Tenişev’e göre. Alt. onda eskimiş gemiklerine geder işlemiş beş-altı hastelik tapdı. diğer yandan *kemük 348 . ADĐL III 154 Bahşı da orada idi. ki yazı tamamolsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak.. 3) ‘Kıkırdak’. Başkurt. asırların yarattığı yüksek bir medeniyetin eseri olduğunu. Eski Türkçede *siŋök ‘ilikli kemik’.

Ancak bir çok lehçede *siŋök ve *kemük sözlerinin anlamlarının genelleşmesi açısından bütün yerine parça kullanımının görüldüğü söylenebilir. *yagrın. burun. Meronim Olarak *kemük Birçok organ içinde bulunan *kemük. bulunduğu organlar ile nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi oluşturmaktadır.sözünün de başlangıçta ‘yumuşak kemikleri’ anlatmasına rağmen zamanla daha genel bir anlam kazandığını söylemek mümkündür. *oŋurtka. *eyegü. *tuyzke. 4. *çäŋä. *topuk : *kemük 349 . NESNE : MADDE *balç.

siñir (DK II: 268). sinew. Doğu Tü.) (DS XI: 4091). *siŋir (Tenişev 1997: 264). 258r.1. xv. yy. xiii. varaza ‘sinir. Tofa si:r. MKıp. Hoşa gitmeyen. siŋiri tamırı süŋükiŋe tegi közünüp ‘kiriş ve damarlarını kemiğe kadar görünüyordu’ (U III 35. siŋir ‘sinir. *Kavak -Sm.ç. siŋir ‘birleştirici sarı doku. yy. 2. Başk. yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.4.. Krh. Proto-Oguz *siŋir. Tat. Proto-Ogur *siŋir. Nogay siŋir. xiv.2. singir (EUTS: 206). Rahatsız edici. Đng. siŋir. organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin oluşturduğu demet 2. siŋir (MŞ: 12).) Kas kirişi ve zarı’ (TS 1988). Kumuk siŋir. Karakalpak siŋir. 14). Modern Tü. sinir. Duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva si:r. Gag. yy. sinir ‘Bak äsäb’ (ADĐL IV 78). siŋir (EM: 178). hiŋir.4. Herhangi bir şey.: xi. Kaz. siŋir ‘sinir’ (DLT III: 362). Yakut iŋi:r. Bud. Harezm ç. Çuvaş: sanar (Tenişev 1997: 264) 350 . (halk. Đslami ç. siŋir. hastalık derecesine varan özellik 3. siŋir (Sngl.2. – xix.Tü.2. siŋir (KTS: 237). can sıkan 5. *siŋir Proto-Tü. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. xiv. Trkm. yy. sinir ‘1. nervus. bir olay karşısında tepki gösterme duyarlığı ve kişinin ruhsal niteliği 4. gövde organları’ (*Ünye -Or. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan SĐNĐR kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *siŋir sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. sıŋır.: xv. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Karaçay-Malkar siŋir. siŋir (KE II: 559). Özb. yy. sinir. Azb. siŋir (CH I: 189). sinir ‘kiriş’ (GS 418). siŋir (KĐ 54). kiriş’ (TTS V 3478). yy. Batı Tü. xiv. kiriş’ (TDS 598). sıŋır. 20-1). Hakas si:r. Güney-Doğu: YUyg. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR ‘sinir’ Lat.

*siŋir sözünün Türk lehçelerinde tespit ettiği anlamlar şunlardır (1997: 264): 1) ‘Kas. Anlam Olayları Bakımından *siŋir *siŋir sözcüğünün temel anlamının Türk dilinin tarihsel sürecinde genel olarak ‘kas siniri’ olduğu görülmektedir. Yak. “sinir”. 351 .cemìè endÀmlara degürür ve ùamarlara ve siŋirlere ledür. ADĐL IV 78 Bütün sinirlärim kaman teli kimi inläyir ADĐL IV 78 Hälil hırda otağında bir-iki däfä ötäyä-bäriyä gedib. kiriş’ Kıp. dışında tüm lehçelerinde vardır. 3) ‘Yay teli’. Kore *siŋur ‘damar. “et” ve “deri” olmak üzere beş unsurdan oluşmaktadır (EDT 841). Altay dillerinden paralelleri Tenişev şu şekilde vermiştir: Proto-MançuTunguz *sire-kte ‘kiriş.1. *siŋir Kullanım Alanı EM 178 ve çoú yĆyicek siŋirlere ziyÀn Ćder ŋ EM 185 . (CCum). Tenişev’in. yay kirişi’ (1997: 264). insan vücudu “kemik”. 2. kemikli. Bilâhare siŋirleyüp sakalar kârhanesi önünde öldürdüler. Eski Türk anatomi anlayışına göre. TTü.. “damar”. 2) ‘Sinir’ Kıp. *siŋir Etimolojik Değerlendirmesi Tarihî ve günümüzdeki Türk lehçelerinde *siŋir sözünün ‘kas. tesir etmedi. Karaim. sinirlärini yatırmag üçün yazı masasına oturdu 3. iplik’. kiriş’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. olaşdurur ŋ MŞ 12 ekşi nesneyi çok yĆmek gevdeyi úurıdur ve tĆz úocaldur ve siŋirlere ziyÀn ŋ Ćder MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa ŋ TTS V 3478 Otağın önüne erişi geldi. geyiği siŋirledi TTS V 3478 Geri kalan kâfir olup ol deveyi siŋirlediler TTS V 3478 Hakir bir atın önün alıp da gözüne bir hadenk-i Rumî urunca at depesin yere dikip oku kırıp kalkarken kılıçla atı kıç ayaklarından siŋirleyüp artık davranmadan kaldı. duru beyaz yüzündeki ateşli gözlerinin feri kaçmıştı. iki kat zırh gimiş. (XIII yy.) 4) ‘Đplik’. TTS V 3478 Ardından erişip kılıç üşürdüler. TS 1988 Etin sinirlerini ayırmak SFA-2 O sinirli.

Modern Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde bu sözün ‘duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. kiriş’ anlamında kullanıldığı düşünüldüğünde kas kavramının nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Türkmen ve Gagauz Türkçelerindeki temel anlamın kas dokusu ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. 4. Ruhsal nitelik anlamı ise metonimi olmaktadır. Meronim Olarak *siŋir Türk dilinin tarihsel sürecinde *siŋir sözünün ‘kas. Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügätinde sinir sözü için äsäb sözüne gönderme yapılmış (ADĐL IV 78) ve äsäb sözü için de insan veya hayvanin sinir sistemi ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. 352 . Diğer yandan ‘yay teli’ ve ‘iplik’ anlamları gerçek dünya şartlarına uygunluk gösterdiği oranda metonimi ya da metafor olduğu kabul edilir. organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin oluşturduğu demet’ anlamı temel anlamıdır.

xiii. tamar.4. Batı Tü. Proto-Ogur *damor.3. yy. tamur ( KB 105 4099). tamur ‘damar’ (DLT I: 362). tama:r (KĐ 66). tamar ‘damar’ (TTS V 3710).vena Đng.Tü. xiv. tamur (KTS: 260. otaçı terildi tamur kördiler ‘hekimler toplandı ve damar yokladılar (nabız aldılar)’ (DLT I 362).: xi. xiv. *damor Proto-Tü. ùamar (DK II: 284).3. EKıp. yy. *damor (Tenişev 1997: 264). baş ùamar ‘dirseğin iç yanında hacemat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. xiv. tamur (KE II: 593-594). Proto-Oguz *damor. 2. aşaāa ùamar ‘dirseğin iç yanında hacemat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. tamır. ‘şahdamar. siŋiri tamırı ‘kas ve damarı’ (U III 35.2. yelge ‘boynun iki yanında bulunan damarlar’ (KTS: 318). Krh. tamar ‘damar’ (DLT IV: 567).: xv. Bud. tamar. baş damarı ve başlık da denir’ (YTS: 15). başluú ‘dirseğin iç yanında hacamat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. 161v. 261). – xix. yy. tamur (Sngl. damar (KTS: 55). yy.1. 20). Harezm ç. xv. yy. baş damarı ve başlık da denir’ (YTS: 353 . Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR ‘damar’ Lat.ç.4. ùamar (EM: 185). Đslami ç. MKıp. arteria. baş damarı ve aşağı damar da denir’ (YTS: 25). özek ‘belin iç yanında bulunan damar’ (DLT I: 71). yy. bÀselìú <Grk. 17). tamar (NF III: 401). ırú (KTS: 102). yy. ùamar (MŞ: 9). ùamar. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAR kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *damor sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. ùamar (CH I: 183). vein. tamar (CCum 233). Doğu Tü. başlıú. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. baş damarı’ (EM: 112).

354 . Tahminen Proto-Altay dilindeki anlam. tomur. (mec. Çuvaş: tımar (Tenişev 1997: 264) 1. damar ‘1. Özb. Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ’ (TS 523). Kırg tamır. Azb. Japon *tama ‘ruh. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tamır. Güney-Doğu: YUyg. damar (ATS: 227). Gag. Tat.) Soy.) Heves. Hakas tamır. bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi 3. kabiliyet. Canlıların bedeninde: içerisinde kan veya lenfin dolaştığı boru şekilli organ 2. ùamar ‘damar’ (YTS: 201). ‘hayat güçünü içeren aort. hıkış ‘damar. damar ‘1. Nogay tamır. tamur. tamır. Altay dillerinden paralelleri Tenişev şu şekilde vermiştir: Moğ. Bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri taşıyan yollar 4. (EDT 508a). bu sözün ‘damar’ ve ‘kök’ anlamlarıyla tamır ve Oğuz lehçelerinde tamar şekliyle geçtiğini belirtmektedir. tamir. Kaz. Trkm. tamar. tamur. temayül. Damar 2. Çeşmenin meşeyi.) (DS VII: 2358). Kas’ (GS 131). damar ‘1.) Huy 6. maden veya mineral katmanı 4. başlangıcı 3. (mec. Başk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. damar’ (1997: 264-265). SUyg. tamır. beceri manasında’ (ADĐL II 28). can’. (mec. sinir’ Hıkışlarım gevşedi (Bozüyük *Göksun -Mr. Đçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru 7. yaradılış 5.15). Karaçay-Malkar tamır. Tuva damır. tamır. Kumuk tamır. kuvvet’. Modern Tü. *damor Etimolojik Değerlendirmesi Clauson.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. tamur. Ösümüklikleriñ sapak görnüşli ovnucak çılgımları’ (TDS 237). Damar 2. Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal 2. tamır. Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. Mermerde. Tofa damır. Yakut tımıt. Karakalpak tamır. damar ‘1. *tamir ‘güç. tamir.

onda gan damarları yokdur. şakaklarım ve bütün damarlarım içinden kaynıyor. kırmızı dudaklarını gördüğüm an bir cihanın zehirleri kanıma. şu adamların da damarına basmasanız. dışarıya fırlamak için şiddetle atıyordu. úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú EM 185 . HEA-9 Rakım kendi kendisine: "Osman’ın damarına basmış olacak" diyordu. kanımın damarlarımın içinden akışının sesini duyar gibi olurdum. damarlarıma geçti. yanıyor. acıyor. TS 523 Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu. Bu sesleri uyku tutmadığı geceler açık bir pencerenin önünde dinlerken o kadar kendime eğilmişimdir ki. bir kızı vardır. yirmi yaşında yoktur amma bu kadar yaş içinde beşyüz şahzadenin başın kesip burca stı. *damor Kullanım Alanı EM 111 baş ùamarından úan aldurmaú ve baldırdan óacÀmat Ćtdürmekdür EM 117 bögrek aārısı.cemìè endÀmlara degürür ve ùamarlara ve siŋirlere ledür.. Cemaât eyitti: Ey hudavend. Senden kuvvat alyar damarda ganım TDS 237 Ol tuññi görnüşli bolup. yıkar adamın başına çadırı. bä’ziläri ayrı-ayrı damarlar.. onuŋ biri saz bilen suwlanarmış. muzdarip insanlarının. sanki damarlarımdan fırlayacak gibi çırpınıyordu. birnice yıldır kim hatakârlık ile şahzadelerden tamar götürürsüŋ işlediğini hüccet. hizmet etmeğe yarar mı? Karıcık eyitti: Melikimiz eyü kişidir.. olmaz mı? TS 523 Tutarsa onun bir damarı. gızardı. HEA-8 Şakaklarımdaki tuhaf atış şiddetlenmiş ve bütün hayatım. ADĐL II 28 alnın damarları görünür ADĐL II 28 Dağ ätäyindä bir çeşmä vardır. burhan ile işlerem dersin. emma ol duyucı ör÷n TNAS 16 Adamıŋ yetmiş iki damarı bolarmış.. Damarları şişmek. damarı dağdan gelir.. eger sil èalÀmeti varısa. TS 523 Üstüne üstlük damar sertliği de yapışmamış mı zavallının yakasına? inçecik nerv damarlarına baydır SFA-2 . HEA-2 Tâ ilk günlerde rıhtımda onun yeşil gözlerini. 355 . içinden bir demir geçer gibi. ADĐL II 28 Gan damarları. işde. ovasının.2. TNAS 66 Barlıdan balto-şap damar. yarışda. özü aranda da olsa. damarları tarsıldap urdı TDS 237 Göreşde. söveşde. HEA-2 Göğsümdeki yara. TTS V 3710 Kılıcından iki kan tamardı anın Tamarın kesmiş idi aèdânın TS 523 Alnında ve şakaklarında şişen damarlar ağrıyordu TS 523 Ne olur biraz uslu otursanız. hepsinin içindeki Anadolu damarlarımda daraban ediyordu. säpälänti vä sairä şäklindä tapılır ADĐL II 28 Onların da milliyyät hissi vä geyrät damarı ayılıbdırmı? TDS 237 Halnazarıñ gazabı içine sıgmadı.. ol dahi bir hatadır.. çölünün. HEA-2 Dağının. ADĐL II 28 Faydalı gazıntıların bä’ziläri böyük kütlälär şäklindä. olaşdurur MŞ 9 úan ve ãafrÀ ve balāam ve sevdÀ andan ãoŋra ùamarlara varur anda hazm olur MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 84 bÀselìú ùamarından úan alalar ve yürek óarÀretin teskìn Ćdeler À ìú TTS V 3710 Karıcıktan sordu kim: Bu şahın ver mürüvveti nicedir.

Orta-Kıp.. Gag. Nogay. Çuv. Güney-doğu lehçeleri. 3. Orta-Kıp. Gag. kardeş’. 5) (metaforik) ‘Kanal’ (suv tamırı) EUyg. Tenişev.. modern Türk Dili sahası metinlerinde *damor sözü şu anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 264): 1) ‘Kan damarı’. Trkm. 6) ‘Ağacın kökü’ Çağ. TTü. 3) ‘Kas’. maden veya mineral katmanı’. ‘huy’. ayrıca modern Türk lehçelerinde tüm kaynaklarında karşımıza bu anlam çıkmaktadır. Proto-Türkçede ‘damar’ ve ‘kök’ olmak üzere iki ana anlam ortaya çıkmaktadır. 2) ‘Kiriş’. Böyle bir anlam dağılımı. Orta-Kıp. ‘akraba. Yine Tenişev’e göre. Güney-doğu lehçeleri. hasrat .TNAS 71 Baydan akmasa-da. Hakas. köken’ Orta-Kıp. 4) ‘Sinir’ Tofa. Merkez-doğu. TNAS 103 Damarına göre gan al. Çuv. TTü. Hakas. nesil. 356 . Anlam Olayları Bakımından *damor Tenişev’e göre. Çağ. Krh-Uyg. 7) (metaforik) ‘Soy. verdiği ‘ağacın kökü’ (Çağ. Kuzey-batı. damar. Japon *sunti ve diğerleri (Tenişev 1997: 264). ‘başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. Proto-Moğ.) anlamı da metaforik olmaktadır. TNAS 110 Dert damarı iyer. Harezm.. EUyg. Altay lehçeleri için ortaktır: Proto-Altay *zültü: Proto-Türkçe *yıltız ‘kök’. *sudal ‘kan damarı’. Özb. Kaz. Çuv. Orta-Uyg. Kuzey-batı.ömri. Uyg. Yak. Merkez-doğu. belirtmemekle birlikte. Kır.

357 . Meronim Olarak *damor Türk dilinin tarihsel sürecinde *damor sözünün ‘damar’ anlamında kullanıldığı düşünüldüğünde dolaşım sistemi kavramının grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır. 4.Bu sözün hayvanlarla ilgili anlamı metonimik olmakla birlikte bitkiler ve cansız nesnelerle ilgili olan anlamları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir.

sagrı ‘deri’ (DLT I: 421). yy. deri ‘insan ve hayvan derisi’ (GS 139). 92).4. teri ‘deri’ (DLT III: 221). saāri (KTS: 223). deri (RLT: 74. Özb. teri (KE II: 627). xv. Bu tabakadan yapılmış 3. Batı Tü. deri (EM: 123). SUyg. – xix. deri (MŞ: 13). täri. koyka ‘deri. deri ‘1. teri. deri (CH I: 168).4. Kumuk teri. ter. yağ ve benzerleri saklamak için koyun ve keçi derisinden hususi usulle hazırlanan matar 5. yy. yy. GüneyDoğu: YUyg. Krh. Deriden biçilmiş. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. beden’ (TDS 644). yy. Đnsan ve hayvanın bedeninin üstünü örten mikroskobik kalınlıkta et örtüsü 2. teri (NF III: 422). teri. Kırg teri. 2. deri ‘1. xiv. Proto-Oguz *teri. derma Đng.2. teri. tirĆ. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Harezm ç. teri. deri ‘1. deriden dikilmiş 6. Đslami ç. deri (KTS: 59). Gön 4. Đnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy. tere. xiv. *teri Proto-Tü. xiii.: xi. cilt. Trkm. kıl veya pulla kaplı tabaka. Tat.4. EKıp. deriden düzenlenmiş. Peynir. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DERĐ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *teri sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Meyvenin kabuğu’ (ADĐL II 76).4. Hayvanın tüyle örtülü derisi 3.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Adamın ve hayvanının bedeninin dış örtüsü 2. Azb. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi ‘deri’ Lat. Đşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu’ (TS 562). Proto-Ogur *teri. Karaçay-Malkar teri. Gag. skin. Modern Tü. deri ‘deri’ (YTS: 65). ten ‘adam vücudunun dış görünüşü. tirĆ. ten 2. ten (DK II: 288). Ovnuk hayvanlarıñ soylup alnan hamı’ (TDS 250). *teri (Tenişev 1997: 383). Aslında deri için kullanılan bu kelime kürk için dahi kullanılır’ (DLT III: 173). Başk.1. yy. deri (ATS: 260). 358 . teyin (KTS: 273). Kaz. däri. deri (DK II: 83).

deriyi yırtmış da fırlamış gibi saçları. Yakut tiri:. kısa kısa bir yürümesi. tüylü bilekleri. birçok çile çektik amma. şakakları basık. padişaha dil uzatma. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tere. yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler. derimizi yüzersiniz. Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ateşi hâlâ sönmemiş. teri şekillerinde geçtiğini belirtmiştir (EDT 531a). Solon meta ‘yüz’ (Tenişev 1997: 383). ince bir deri altında birer birer sayılıyordu TS 562 Üstünde yine o siyah deri pardösüsü. fakat sadece kemik ve deriden olan bu baş size zayıf etkisi yapmıyordu. tirie:. Diğer Altay dillerinde şu paraleller vardır: Evenk dere ‘yüz. âtisi ölçülemeyen ezeliyeti ile bakıyor. geyik başındaki deri’. SFA-1 Kalın. geniş göğsü. derileri şakaklarına doğru çekilmiş. HEA-9 Yanakları solmuş. hastaneye yatırılacak kılığa girmişti TS 562 Tefecilerin eline düşerse derisini yüzerler. hattâ dişleri bile bembeyaz ve keskin. *teri Kullanım Alanı MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek TS 562 Bütün kemikleri. mazisi. *teri Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Karakalpak teri. değil mi? HEA-2 Mangalın karşısında el kadar yüzünün ince derisi gözlerine doğru derinleşen nâmütenahi çizgiler içinde. tuzak kurar. gözleri çukura kaçmış. bütün ateşi gözlerindeki yeşil şulelerde. Çuvaş: tir (Tenişev 1997: 383) 1. derisi kemiklerine yapışmış. HEA-1 Yüzü de uzun. Hakas te:r. Doerfer. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buruşuk. deri. içine saman doldurur kuruturlar. HEA-2 Ağam. ipince.Nogay teri. dudakları kurumuş. Tofa tere. kolunda siyah deri çantası TS 562 Bu efendi.. kara benekli bir burnu. bu iş biterse bizlere tilki gibi. gözleri sayısız senelerden beri yaşayân muazzep bir ruhun yaşı olmayan. *teri sözünün Halaç Türkçesinde täre şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 27).. kalın kalın bir gülmesi. bu sözü teri: şeklinde alarak son seste bir ünlü uzunluğuna işaret etmiş ve sözün tüm modern Türk lehçelerinde teri:. 2. 359 . delikleri kapanıp açılan üstü kara. HEA-9 -Galip bey.

ayak astında. insan vücudundaki deri veya hayvan başındaki deri anlamına gelebilmektedir (Tenişev 1997: 383). kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 26 çetin deri döşeklerde yurtanın bir duvarı boyunda UK 52 koyun derileri üztündä oturarak UK 131 bir bars derisinnän UK 170 da soysun derisini diriden ADĐL II 76 Gulunun başının tükläri. erbet baksaŋ – diriŋ. gaşları vä kirpikläri hına rängindä idi. TDS 644 Hey. gara deri . 4. Bu sözün insan ile ilgili olan anlamı temel anlamdır. Baş kavramının bir sathını oluşturması sebebiyle de baş kavramı ile alan : mekân ilişkisi açısından da *boδ sözünün meronimi olduğu görülür. ADĐL II 76 Pälängin därisini soyub evä dönärkän gonuşular başıma toplandı ADĐL II 76 Özümüz üçün lazım olan patlar vä ayaggabı hazırlamagdan ötrü heyvanlardan yün. Anlam Olayları Bakımından *teri Türk Dili kaynaklarında *teri sözünün tüm metinlerde ‘deri’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. Hätta därisi belä küränä çalırdı. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *teri *boδ : *teri 360 .GS 139 Yedi deri soymaa bir kimseden GS 139 Sokulmaa bir kimsenin derisi altına GS 139 Derisini kurtarmaa UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. TNAS 124 Duşman derisinden dostuŋa possun biç. Cansız nesnelerle ilgili olan anlamları ise metaforiktir. TDS 251 Govı baksan. 3. däri (gön) äldä edirik ADĐL II 76 Golumun derisi soyulub. *boδ sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. Hayvan ile ilgili olan anlamı metonimik olur. deri kuşaklan baalı belindän. Meronim Olarak *teri Anatomik açısından *teri sözü. deriŋ bolmaz. häz.batırıŋ başında. Bu deri. TNAS 83 Bir goyundan iki deri alınmaz. adam hem öz teninine bilgeşleyin yara salarmı? TNAS 23 Ak deri .

*kemük *tirs(γ)ek : *bogum. *kirpik. büyük oranda tıp metinlerde karşımıza çıkmakla birlikte. *aδγu-t/ç : *ärŋek *parŋak. KOL. *görs>göz. PARMAK. *tü:k. *çäñä. *tü:k *di:ş : *azıγ *älg. *aγız : *erin BÜTÜN : KESĐT GRUP : ÖĞE *saç : *kılk.5). Đç organlar.6. burun. Meronimik Đlişkisi NESNE : PARÇA *boδ : *balç Örnekler *balç : *kılk.3. BACAK. *kulγak. *ärŋek : *bogum *gö:küz : *eyegü NESNE : MADDE *saç : *kılk *burun : *teri. 3. *ka:ş. tarihsel dönemlerde hâkim olan dünya görüşüne göre iç organlara farklı anlam ve görevlerin yüklendiğini görmek mümkündür. Dolayısıyla organ odlarının meronimik ilişkileri hem kendi içinde bulundukları kavram alanı ile ilgili olmanın dışında diğer kavram alanlarıyla da ilgili olabilmektedir. 1. BAŞ gibi organ adlarının. *siŋök. özellikle de yüzdeki organ adlarının kullanım sıklığının fazla olduğunu söylemek mümkündür.1 Meronimi Türlerine Göre Tasnif Türk dilinde organ adlarına yönelik şöyle bir meronimi tasnifi belirlenmiştir (bk. *erin *balç : *beyŋ *balç : *kulγak. *kemük 361 . *siŋök. *saç. *du:dak. Bölüm: Đlişkileri Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Türk dilinde organ adlarına tarihsel karşılaştırmalı açıdan bakıldığında günümüze kadar çoğunlukla günlük hayatta EL.

*yayŋak. *çäŋä. 362 . *bäñiz. *gö:küz : *eyegü ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın. *dırŋak. Buna göre nesne : parça. *parŋak. *aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın. *arka. *bät. bütün : kesit. *yayñak. *eiŋ. *eŋek. alan : mekân ilişkileri içerisinde corpus kapsamındaki bütün organ adlarının ilgili geçişlilikler de göz önünde alınarak *boδ holonimine bağlanabilmektedir. *älg. *yü:z. *ka:mpak. grup : öğe. nesne : madde. *ärŋek. *sırt : *yagrın Bu tasnife göre *boδ sözünün insan vücudu ile ilgili en genel kavram olarak bir holonim olduğu görülür.*a:ya : *teri. *aγız. *eiñ ~ *eñek. *aburt *kol : *omuz. *bilek. *çaykan. *tirs(γ)ek. *ka:m/pak.

*yü:z. *göz.3. NESNE : PARÇA *boδ : *balç : *beyŋ *balç: *kılk. *çäŋä. *tü:k *balç : *saç : *kılk. *çäŋä. *aγız. *kirpik.*balç. *eŋek. Bu açıdan *älg . *kol. *sıyn. *köŋül. *gö:küz. *bıkın. *kulγak. *kirpik. *ka:ş. *kirpik. *kar. ‘yüz rengi’. Nesne : Parça Corpus kapsamındaki organ adlarının işlevsel açıdan *boδ holonimine bağlanırken diğer organ adlarının da kendi içlerinde birbirine bağlı olarak yine işlevsel açıdan gösterdiği bir holonim : meronim ilişkisidir. *ka:ş. *du:dak.*aδak. burun.*aγız . *kökrek. *görs>göz. *teri. *damγak. *tü:k *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka:ş : *tü:k *balç : *kulγak *yü:z : göz. *parŋak. *erin *saç. *tü:k. *erin *yü:z : *bät ‘yüz rengi’.1. *saç. *karak ‘göz bebeği’ *yü:z : *ka:ş *balç : *ka:ş *göz: *kirpik *balç : *yü:z : burun 363 . *ka:ş : *kılk. *du:dak. *aδγuç. *bilek. *teri *balç : *göz *yü:z : *göz *göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’. *gebde. *bäŋiz. *çäñä. *bo:yn. burun. *eiŋ. bacak terimleri de kendi meronimleri açısından nesne : parça ilişkisi içerisinde birer holonim olabilmektedir. *boγaz. *sıynak. *ka:ş. *saç. *ka:ş. *gebde.*ärŋek .1. *yayŋak.*boδ. Burada *boδ holoniminin işlevini yerine getirmesi için ihtiyaç duyduğu parçaların görev yapma fonksiyonu taşıması gerekir. *teri *yü:z : *bäŋiz ‘yüz rengi’. *bät.

*eŋek (‘çene. *älg. *çaykan. *sıynak. *gebde : *ägn *boδ : *omuz *boδ. *öŋeç/öŋüç *boδ : *bo:yn *bo:yn : *sügsün ‘boyun omurları. *älg. *sıynak. *eŋek (‘yanak’) *balç : *yayŋak. *yayŋak : *di:ş *damγak : *di:ş *aγız : *azıγ *çäŋä. *kar: *tirs(γ)ek. *tirs(γ)ek. *kar : *älg *älg : *aδγu-t/ç 364 . *sıynak. *eiŋ. *eŋek. *ärŋek.NESNE : PARÇA *yü:z : *eiŋ. *parŋak. *bilek *bilek : *baltır *kol. *yayŋak : *azıγ *damγak : *azıγ *aγız : *damγak *boγaz : *damγak *boγaz : *bokurdak. *kekirtek. *sıyn. *bilek. *eŋek. *parŋak. *dırŋak *kol. *sıyn. *dırŋak *boδ. *gebde : *kol *kol : *omuz. *gebde : *kar *kar : *bilek. alt çene’) *balç : *çäŋä *balç : *yü:z : *aγız : *çäŋä *aγız : *du:dak *yü:z : *du:dak *aγız : *erin *yü:z : *erin *aγız : *dilk *aγız : *di:ş *çäŋä. *çaykan. omurga’ *bo:yn : *yelkä ‘boyundaki kirişler’ *boδ : *çĆkn *sıyn. *eiŋ. *ärŋek. *eiŋ.

*ömgen. *bıkın. *yagrın. *kökrek *gö:küz. *bo:yn. *bäŋiz. *gö:küz. *bogum *älg. *ägn. *bu:t. *gö:küz. *aburt. *ta:pan. *bogum *ärŋek. *d(i)a:l-ak *gebde : *boγaz. *parŋak *aδγu-t/ç : *ärŋek. *be:lk. *bögrek. *tuyzke. *parŋak. *aδγu-t/ç : *parŋak *parŋak : *dırnak. *damor. *bokurdak. *aγız. *du:dak. *dilk. *bilek. *parŋak *älg. *köŋül. *d(i)a:l-ak *gebde : *oŋurtka *gebde : *ömgen. *kirpik. *bagır. *aδγu-t/ç. *baltır. *tö:ş. *omuz. *beyŋ. bacak. *tö:ş. *bagır. *oŋurtka. *çekn. *bokurdak. *çaykan. *kökrek : *eyegü *gebde : *köŋül *köŋül : eyegü *bıkın: *siŋök. *älg. *damγak *boδ : /beden/ *boγaz. bagır-sak. *dırŋak. *tirs(γ)ek. *dırŋak. *kökrek. *parŋak *aδak : *topuk *aδak : *ögçe *gebde : *karım : *kurug-sak 365 . *ta:pan. *kurug-sak. *tö:ş. *bıkın. *uδluk. *kulγak. *ärŋek. *kar. *kekirtek. *aδγu-t/ç : *ärŋek *ärŋek : *dırnak. *çäŋä. *kurug-sak. *tuyzke. *kol. *be:lk. *aδak. *di:ş. *öŋeç/öŋüç. *ka:ş. *erin. *bät. *bu:t ‘bacak’. *ögçe *boδ : /iç/ *yürek. *tirs(γ)ek. *parŋak : *dırnak *parŋak. *ärŋek. *ögçe *gebde : *yürek. *bögrek. bacak. *uδluk ‘bacak’ bacak. *kol. *eyegü. *kökrek. *ägn. *köŋül. bagır-sak. burun. *bu:t. *ärŋek : *bogum *boδ : /baş/ *balç. *çekn. *eyegü. *teri *boδ: bacak. *saç. *yagrın. *oŋurtka. *topuk. *kemük. *azıγ. *öŋeç/öŋüç. *öbke. *topuk. *bo:yn. *göz. *çaykan. *yü:z. *kar. *omuz. *kekirtek. *bilek. *uδluk. *öbke. (*aδak) : *tuyzke bacak : *baltır. *ömgen. *aδak. *baltır.NESNE : PARÇA *älg : *ärŋek. *älg. *gö:küz. *aδγu-t/ç. *aδak *aδak : *ärŋek. *parŋak.

*bod *balç *yü:z *ka:ş *göz burun *du:dak *erin *eiŋ *yayŋak *çäŋä *aγız *aburt *kirpik *beyŋ *kılk *saç *tü:k *a:lın *ka:mpak *damγak *bo:yn *damγak *sügsün *yelkä *aiŋsä *bokurdak *kekirtek *öŋüç *boγaz *arka *sırt *gebde Şema 1: Nesne : Parça 366 .

*bod *arka *sırt *be:lk *gebde *ömgen *tö:ş *gö:küz *kökrek *köŋül *yürek *öbke *kol *kar *çĆkn *ägn *omuz *tirsγek *çaykan *bilek *älg *aδγuç *ärŋek *parŋak *bıkın *çĆkn *ägn *omuz *ta:pan *aδak *baltır *topuk *ögçe *a:ya bacak Şema 2: Nesne : Parça (devam) 367 .

xi. yy. xi. Bu durumda tamğak sözü ‘boğaz’ anlamında xi. 469) şeklinde ‘boğaz’ anlamına gelirken ‘damak’ anlamına gelen kanğrak (DLT III: 383) sözünün de kullanılması dikkat çekicidir. yy.da doğrudan *boδ sözünün nesne : parça ilişkisi içindeki meronimi olurken günümüz Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde önce *aγız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. Ancak diğer yandan Türkmen Türkçesinde ‘boğaz’ anlamını koruyarak nesne : parça ilişkisi içinde doğrudan bağlanabilmekte ve onun meronimi olabilmektedir. *bagır kavramı. Karahanlı döneminde tamğak (DLT I 467.da Karahanlı Türkçesi metinlerinde ‘karaciğer’ (DLT I: 360) anlamında kullanıldığında *boδ : *gebde : *karım geçişliliği ile nesne : parça ilişkisi *boδ sözüne 368 .*bod *gebde *karım *kurugsak *bögrek *bagır *bagırsuk *da:lak Şema 3: Nesne : Parça (devam) Bu meronimler arasında geçişlilik ile *boδ terimine bağlanabilen *damγak sözü. yy.

xiv. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı’ (TS 194) anlamı ile doğrudan *boδ sözüne nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi açısından bağlanabilmekte.1. Bu açıdan *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka:ş holonimleri ile aynı maddeden olup. yy. Bütün : Kesit Corpus kapsamındaki organ adları içerisinde *saç ve *ka:ş terimlerinin holonim : meronim ilişkisi içerisinde *kılk ve *tü:k ile aynı maddeden olmaları açısından gösterdikleri holonim : meronim ilişkisidir. Azerbaycan Türkçesinde ‘karaciğer’ (ADĐL I 174) anlamı ve Türkmen Türkçesinde ‘ciğer. bağırsak vb. öpke ‘öfke’ (U II 25.ile *boδ sözünün meronimi olurken bu durum xiv. Karahanlı öpke ‘akciğer’ (DLT I: 128). *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka:ş holonimlerinin bir kesitidir. 3. göğüs’ (KTS 21) anlamları açısından nesne : parça ilişkisi içinde doğrudan *boδ sözüne bağlanabildiği de görülmüştür. ciğer. Batı Türkçesinde (EAT. Diğer yandan Eski Türkçe dönemi metinlerinde öpkesin ‘onun akciğeri’ (U III 79. Türkiye Türkçesinde bağır ‘göğüs. öpke ‘öfke’ (DLT I 158). ancak Eski Kıpçak Türkçesi metinlerinde ‘ciğer. göğüs’ (TDS 65) anlamı ile *boδ sözüne geçişlilik ilişkisi ile bağlandığı görülmektedir.4). Batı Türk çevresi metinlerinde öyken (EM: 171) sözü genel olarak ‘akciğer’ anlamına geldiği görülür.2. *bagır sözü ise *karım sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.1). 369 . karaciğer’ ve ‘her şeyin içi veya önü’ anlamlarının yanı sıra ‘iç organlar. Bu ilişkinin bir bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. Bu durumda Modern Oğuz sahasında Türkmen Türkçesinde öyken ‘akciğer’ (TDS 501) sözü önce *gö:küz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. yy. baāır ‘karaciğer’ EM: 111) de devam etmiş.

BÜTÜN : KESĐT *saç : *kılk, *tü:k *ka:ş : *kılk, *tü:k

*saç

*ka:ş

*kılk, *tük

Şema 4: Bütün : Kesit

370

3.1.3. Grup : Öğe Bu ilişkide *saç, *ka:ş, *di:ş, älg, *aδγu-t/ç, *gö:küz, *ärŋek, *parŋak sözleri birer holonim olarak kendi meronimleri ile bir grup : öğe ilişkisi sergilerler. *kılk ve *tü:k sözleri, *saç ve *ka:ş sözlerinin, *azıγ sözü *di:ş sözünün, *ärŋek, *parŋak sözleri *älg, *aδγu-t/ç sözlerinin, *bogum sözü *ärŋek, *parŋak sözlerinin ve *eyegü sözü de *gö:küz sözünün meronimi olarak ilgili gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Bu ilişkilerde bir toplanma fonksiyonu görülür.

GRUP : ÖĞE *saç : *kılk, *tü:k *ka:ş : *kılk, *tü:k *di:ş : *azıγ *älg, *aδγu-t/ç : *ärŋek, *parŋak *ärŋek, *parŋak : *bogum *gö:küz : *eyegü

*saç, *ka:ş

*di:ş

*älg, *aδγu-t/ç

*gö:küz

*kılk, *tük

*azıγ

*ärŋek, *parŋak

*eyegü

*bogum

Şema 5: Grup : Öğe

371

3.1.4. Nesne : Madde Bu ilişkide *boδ, *kol, *kar, *tirsγek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak, *balç, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk holonimleri bir nesne ise bu nesnelerin meronimleri olarak genellikle *siŋök, *kemük, *damor, *teri sözleri bu nesnelerin yapılmış olduğu maddeleri temsil etmektedir. Bu ilişkinin bir tür yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. NESNE : MADDE *balç : *teri, *siŋök *saç : *kılk *a:lın: *siŋök, *teri *yü:z : *bät, *bäŋiz, *teri *ka:ş : *kılk, *tü:k *kirpik : *kılk, *tü:k *burun : *teri, *siŋök, *kemük *yü:z : *teri : *eŋek, *eiŋ (‘yüz rengi, beniz’) *eiŋ, *eŋek (‘alt çene’) : *siŋök, *teri *eiŋ, *eŋek, *yayŋak (‘alt çene’) : *siŋök, *teri *çäŋä : *siŋök, *teri *tirs(γ)ek : *bogum, *siŋök, *kemük *çaykan : *bogum, *siŋök, *kemük *bilek : *boğum, *siŋök, *kemük, *siŋir *a:ya : *teri *boδ : *kılk, *tü:k, *bogum, *siŋök, *kemük, *siŋir, *damor, *teri *gebde : *kılk, *tü:k, *bogum, *siŋök, *kemük, *siŋir, *damor, *teri *oŋurtka : *kemük *gö:küz : *eyegü *bıkın: *siŋök, *kemük, *damor, *teri bacak: *siŋök, *kemük, *damor, *teri *bu:t: *siŋök, *kemük, *damor, *teri *uδluk: *siŋök, *kemük, *damor, *teri 372

NESNE : MADDE *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ : *siŋök, *kemük, *damor, *teri *tuyzke : *siŋök, *kemük, *teri *baltır : *siŋök, *kemük, *teri *aδak : *siŋök, *kemük, *damor, *teri *topuk : *kemük, *teri *kol, *kar, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak : *siŋök *balç, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk : *kemük *boδ : *teri

*saç

*ka:ş

*kirpik

*gö:küz

*kılk, *tük

*eyegü

*boδ, *kol, *kar, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak, baş, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk

*siŋök *kemük

*teri *tamar

*siŋir *bogum

Şema 6: Nesne : Madde

373

3.1.5. Alan : Mekân Bu ilişkide *boδ holonimi bir mekân kabul edildiğinde, onun meronimleri, bu mekânın içinde bulunan nesneler olur. Bu nesneler özellikle yerleşme fonksiyonu ile bu mekânda yer alırlar. Diğer yandan *balç, *yü:z, *bo:yn, *gebde, *kol, bacak terimleri de kendi içlerindeki yerleşme fonksiyonu taşıyan meronimleri açısından birer holonim olmaktadırlar. Bu açıdan şöyle bir tablo çizmek mümkündür.

ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ, *eñek, *yayñak, *aγız, *aburt *balç : *beyŋ *balç : *saç *balç : *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak ‘alın’, *yayŋak, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak, *çäŋä, *aγız, *aburt *aγız : *damγak *çäŋä, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak : *damγak *balç : *bäŋiz *bäŋiz ‘yüz’ : *a:lın, *ka:m/pak, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak *boδ : *a:lın, *ka:m/pak, *eiŋ, *yayŋak, *sügsün, *yelkä, *äiŋsä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *boδ : *bo:yn *boδ, *sıyn, *sıynak : *gebde : *arka, *sırt *arka, *sırt : *çĆkn, *ägn, *omuz *boδ, *sıyn, *sıynak, *gebde : *çĆkn, *ägn, *omuz *gebde : *sügsün, *yelkä, *äiŋsä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *boδ : *arka, *sırt : *yagrın *boδ : *arka, *sırt : *be:lk *gebde : *ömgen, *tö:ş, *gö:küz *bo:yn : *boγaz, *sügsün ‘ense’, *yelkä ‘ense, omuzlar arasındaki kısım, omuz’, *äiŋsä, *öŋeç/öŋüç *boγaz : *damγak , *bokurdak, *kekirtek, *öŋeç/öŋüç *kol : *omuz, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *dırŋak 374

ALAN : MEKÂN *kol : *kar *kar : *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *dırŋak *kol, *kar: *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg *bilek : *baltır *älg : *a:ya, *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *a:ya *aδγu-t/ç : *ärŋek, *parŋak *ärŋek, *parŋak : *dırnak, *bogum *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek, *öbke *gebde : *köŋül ‘göğüs’ *köŋül ‘göğüs’ : *yürek, *öbke *gö:küz : *eyegü bacak: *bıkın, *bu:t, *uδluk, *sa:n, *baltır, *bıkın bacak : *aδak bacak, (*aδak) : *tuyzke *aδak : *ta:pan, *topuk, *ögçe *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *karım : *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagır-suk, *d(i)a:l-ak *gebde : *ki:n, *gö:pek *boδ : *teri

375

*bod *balç *yü:z *ka:ş *göz burun *du:dak *erin *eiŋ *yayŋak *çäŋä *aγız *aburt *kirpik

*beyŋ *kılk *saç *tü:k *a:lın *ka:mpak

*damγak

*damγak

*bo:yn *boγaz *damγak *sügsün *yelkä *aiŋsä *öŋüç *çĆkn *ägn *omuz *bokurdak *kekirtek *öŋüç

*gebde

*arka *sırt

Şema 7: Alan : Mekân

376

*bod *arka *sırt *yagrın *be:lk *ömgen *tö:ş *gö:küz *kökrek *köŋül

*yürek *öbke

*gebde

*kol *kar *çĆkn *ägn *omuz *tirsγek *çaykan *bilek *älg *aδγuç *ärŋek *parŋak *bıkın *çĆkn *ägn *omuz *ta:pan *aδak *baltır *topuk *ögçe *a:ya

bacak

Şema 8: Alan : Mekân (devam)

377

*bod

*gebde

*kurugsak *bögrek *karım *bagır *bagırsuk *da:lak

*ki:n *gö:pek

Şema 9: Alan : Mekân (devam)

378

Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *balç : *beyŋ *bod : *balç : *kılk. *saç. *bod sözünün meronimi olan *balç aynı zamanda *a:lın sözünün holonimidir. Bu ilişkinin görev yapma fonksiyonu taşıdığı görülür. *tü:k *bod : *balç : *a:lın. *ka:mpak Burada.1. 3. *balç sözünün meronimileri olan *beyn. *parŋak : *dırŋak Burada. Chaffin’e göre aynı türden olan meronimiler geçişlidir. grup : öğe. Fakat. Meronimik ilişkilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:ya sözü aynı zamanda *kol sözünün da meronimidir. *kılk ve *a:lın sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir.4’te belirttiğimiz gibi meronimilerin geçişliği konusunda görüş farklılığı vardır. farklı türden olan meronimiler genellikle geçişsizdir. Aynı türden olan meronimiler kendi içerisinde geçişli olup olmadıklarına örneklerle incelenmiştir. Fakat *älg sözünün geçişli meronimileri 379 .2. nesne : madde ve alan : mekân. bütün : kesit. Eldeki çalışmada vücut organları ile ilgili meronimiler beş türe ayrılmaktadır: nesne : parça. Nesne : Parça Đşlevsel açıdan birbirine bağlı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ilişkidir. Holoniminin işlevini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır.2. Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçişliliği Bölüm 1. Meronimik ilişkilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:lın sözü aynı zamanda *bod sözünün da meronimidir. *kol sözünün meronimi olan *älg aynı zamanda *a:ya sözünün holonimidir. *kol : *älg : *aδγuç : *a:ya *kol : *älg : *aδγuç : *ärŋek.3.

*ärŋek ve *parŋak sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir. Bu ilişkinin bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. *tamar. Bütün : Kesit Bu ilişkide meronimi. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *saç : *kılk. 3. *aδγuç ile grup : öğe meronimik ilişkisini sergilemektedir. Bu ilişkinin toplanma fonksiyonu taşıdığı görülür. *älg sözü ise bütün bu meronimlerin baş holonimi görevini üstlenmektedir. *tü:k Burada. *teri. *siŋir ve 380 .4. *kılk ve *tü:k sözleri birer meronimi olmalarına rağmen holonimi farklı olduğundan dolayı herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir. Bu ilişkinin yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri bir örnekle ele alalım: *älg. Aynı zamanda *ärŋek ve *parŋak sözleri. Dolayısıyla.olan *a:ya. *kemük. *ärŋek ve *parŋak ile grup : öğe meronimik ilişkisini sergilemektedir. *aδγuç : *ärŋek.2.2. *parŋak : *bogum zincirinde yer alan herhangi bir söz. *aδγuç : *ärŋek. *älg. Nesne : Madde Bu ilişkide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmış olduğu maddedir. *tü:k *ka:ş : *kılk. holonimi ile aynı maddeden olup. *bogum sözü.3. 3. Çalışmadan alınan malzeme itibariyle vücut organlarının çoğu *siŋök. *älg sözünün meronimi olur.2. 3. holonimin bir kesitidir. *parŋak : *bogum Burada.2. meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Grup : Öğe Bu ilişkide holonimiyi bir grup olarak alındığında.

Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik Đlişkileri Korpus kapsamında taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adlarının anlam çerçevesi ile ilgili olarak yer yer farklı kullanımlar dikkati çekmiştir.5. *karım ile alan : makân meronimik ilişkisini göstermemektedir. Bunlar. Fakat. 3. *bagır. *ki:n ve *gö:pek sözlerin *karım sözüne yakınlık göstermekle birlikte. komşu toplulukların görüşlerinden etkileşimler gibi iç ve dış etkenler sayesinde oluşmaktadır. *gö:pek Burada. *bagır. bir şeyin başlangıcı. *balç *balç sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır.2.3. 381 . *bögrek. 3.*boğum’dan yapılmaktadır. Bu ilişkisinin yerleşme fonksiyonu taşıdığı görülür. Meronimik ilişkilerin tümü alan : makân olmasından dolayı *kurugsak. *bögrek. yy. çoğu organın meronimi olmakla birlikte kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir.da ‘ordunun başı. insan vücudunda. Alan : Mekân Bu ilişkide holonimi bir mekân kabul edilirse. *bod sözünün meronimi olan *gebde aynı zamanda *karım sözünün holonimidir. *bagırsuk sözleri aynı zamanda *bod sözünün da meronimileridir. meronimi. bu mekânın içinde bulunduğu bir nesne olur. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz. fonksiyonunun açıkça belli olmadığı organların tahminî görevi. Ancak sözün VIII. tarihsel döneme ve sahaya göre değişebilirken. toplumun dünyaya bakışı. Bu sözler. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *gebde : *karım : *kurugsak. *bagırsuk *bod : *gebde : *ki:n.

‘Başlangıç’ anlamında zaman ve mekân holonimlerinin alan : mekân ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. Ancak sözün ‘bir şeyi yönetmede önemli görevi olan kimse’ anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ve diğer yandan olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. Dolayısıyla töpü / tepe sözü de alanmekân ilişkisi içerisinde *balç sözünün bir meronimi olarak ortaya çıkarken Modern Türk lehçelerinde tepe sözü temel anlamı itibariyle bir coğrafi terim durumunda olduğundan bu sözün bir coğrafya kavram alanı içinde alan : mekân meronimik ilgisinin olduğu da dikkati çeker. 382 . ‘Hayvan sayımında birim’ anlamında miktar holoniminin grup : öğe ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. ‘ileri’ gibi yön gösterme anlamları ise yine mekân kavram alanı içerisinde yer holoniminin alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur.coğrafik özellikler’(EDT 375-376) şeklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. ‘Bir şeyin tepesi’ anlamında coğrafiya kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. ‘Yukarı’. haz. *beyŋ *beyŋ sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. ‘zevk. duygu’ anlamı ise his kavramının olay : kahraman ilişkisi içerisinde meronimi olur. Tarama Sözlüğünde ‘başın üst. kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü’ (TS: 2191) olarak açıklanmıştır. ‘aşağı’. Bu sözün ‘lider’ anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. Tepe sözü. Bu temel anlamıyla bu söz.

hayvan anatomisi kavram alanının olduğu kadar bitki kavram alanı içerisinde de nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimdir. *saç. kader soyut kavramının nesne : parça ilgisi sergileyen bir meronimi de olur. *tü:k kavramı yerine göre. *saç sözünün temel anlamı insanla ilgilidir. ön tarafı’ anlamı ile 383 . ancak bu söz Gagauz Türkçesinde ‘hayvan postu’ anlamında da kullanılmakta ve bu anlamıyla hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. Tarama Sözlüğünde de yer alan kıl sözünün ‘saz teli’ (TTS IV: 2478) anlamı saz aletleri kavram alanı içerisinde saz kavramının nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olmasının yanı sıra saz telinin yapıldığı madde ilgisi içinde nesne : madde ilişkisi gösteren bir meronimi durumundadır. *ka:m/pak *a:lın ve maŋlay kavramları. temel anlamları itibariyle *boδ : *balç meronimik geçişliliği içerisinde bu sözlerin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleridir.*kılk. Diğer yandan ‘bir şeyin karşısı. nesne : madde ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. *kılk sözü diğer yandan sakal kavramının da grup : öğe ilişkisi sergileyen bir meronimi durumundadır. *tü:k *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. Ancak *a:lın ve maŋlay sözleri. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır. Ancak Türk lehçelerinde çoğunda kullanılan aksakal sözü bilir kişi olma kavram alanı içerisinde bilgi ve tecrübe sahibi olan bir kişi göstermesi sebebiyle toplum holoniminin grup : öğe ilişkisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Diğer yandan ‘bilgelik’ soyut kavramının da insan hayatı içersisinde süreç : adım ilişkisi sergileyen bir meronimi durumundadır. *a:lın.

yy. *kulγak sözü ‘yan taraf’ anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. geçmiş’ anlamları ile zaman kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. yüz şekliyle temel anlamının yanı sıra ‘karşı. yy. *kulγak Modern Oğuz alanında *kulγak sözü temel anlamının dışında ‘telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu’ anlamı açısından saz aletleri kavram alanı içerisinde saz sözünün nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. ‘sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça’ anlamı açısından tarım aletleri kavram alanı içerisinde saban holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. *ka:m/pak sözü Azerbaycan Türkçesindeki gabag şekliyle ‘evvel. *bät. *kulγak sözü ‘akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri’ anlamı açısından coğrafi kavram alanı içerisinde akarsu kavramının alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. *bäŋiz *yü:z sözü Batı Türkçesinde xiii. DK II: 343). MŞ: 18. xv.dan . yön. *kulγak sözü. yy. taraf’ (TTS VI 4778) anlamlarıyla da karşımıza yaygın olarak çıkmakta ve bu açıdan nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. günümüze (xiv. 384 . *yü:z. nezd. -EM: 199. ileri. yan.cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur.

-MŞ: 10. -CH I: 155. sayfa. taraf. yy. yön’ anlamındaki kullanımları modern Oğuz lehçelerinde yoktur. Ayrıca *göz sözünün metafor yoluyla ‘büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay. Bunun dışında ‘gurur’ anlamı da görülmektedir.*bät sözünün birçok Türk lehçesinde ‘gurur’ anlamı da görülür. ‘suyun topraktan kaynadığı yer’. xv. -DK II: 127) temel anlamının yanı sıra ‘uç. ‘çekmece’. Bu anlamdan dolayı *bäŋiz sözünün his ve duygu kavram alanına ait bir meronim olduğu da söylenebilir. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. xiii. *yü:z teriminin ise ‘insan yüzü’ anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. ‘iğnenin gözü’. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün ‘hayvan yüzü’. *bäŋiz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘yüz rengi. taraf’ (TTS III 1807). *bät sözü ‘yan taraf’ anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. *görs > *göz *göz sözü. yy. ‘bölüm’. özellikle delik veya açık’. ‘terazi kefesi’. Bu durumda özellikle *bät sözünün hayvanlarla ilgili kavram alanına ait bir meronim olduğu da söylenebilir. Bu.dan günümüze doğru Batı Türkçesinde (xiv. 385 . yy. bakış’ soyut anlamı ile algı ve duyum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronim olmaktadır. metonimik bir ilgi ile ortaya çıkan bir anlamdır. -EM: 135. Bu sözün ‘gurur. Dolayısıyla bu anlamıyla bu söz hislerle ilgili bir soyut kavram alanının nesne : parça ilişkisi içerisinde bir meronimi olur. dış görünüş’ olarak kullanılmaktadır. anlamlarında nesnelerle ilgili kavram alanının alan : mekan ilişkisi gösteren bir meronimi olurken Modern Oğuz alanındaki tüm Türk lehçelerinde karşımıza çıkan ‘görme.

*burun Burun sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’. Burnun çıkıntılı özelliği birçok benzetmeye yol açmıştır ve bu benzetmeler birçok kavram alanına yeni anlamlar kazandırmıştır: ‘dağ tepesi’. ‘karanın. ‘yüzüğe takılan kıymetli taş’ gibi anlamlarından dolayı nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. ‘bir şeyin ön tarafı’. türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’ gibi anlamlar coğrafi kavram alanında alan : mekan ilişkisini gösteren bir meronim olur. ‘kavun ve karpuz dilimi’. *ka:ş *ka:ş sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘damın saçağı’.‘küçük pencere’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. ‘kemerli ve çıkıntılı şey veya yer’. Bu temel anlamıyla bu söz. Bunun dışında kaşın yay şeklinde olması dolayısıyla birçok kavram alanında benzetme yoluyla kazanılmış yeni kullanımları da görülür: ‘eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yükseklik’ anlamıyla atçılık kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimidir. ‘karanın. ‘ayakkabının ön tarafı’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini 386 . Bu temel anlamıyla bu söz. ‘ufuk’.

*eiŋ. Tarihsel Türk lehçelerinde bu kavramların yer yer birbirlerinin yerine kullanıldığı da görülmektedir: *çäŋä sözü Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi sahalarında kullanılan ‘mengene. Ancak *yayŋak sözünün yer yer ‘herhangi bir şeyin yan tarafı’ (EDT 948) anlamında da kullanıldığı görülür. *eŋek. insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. yerlerin açık 387 . çenesi düşük ‘geveze’. *yayŋak sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘yanak. çene kemiği. ‘bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer’. elmacık kemiği’ anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. hudut’. körfez.gösteren bir meronim olur. geveze’ (TTü). ‘sınır. alt çene. çene çalmak ‘gevezelik etmek’ (TTü). *aburt *aγız ve *aburt sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *eŋek. ‘koy. *yayŋak.) ‘çok geveze’ gibi kullanımlarında konuşma kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronimi durumundadır. Bu durumda bu sözler. evvel’ anlamı ise zaman kavram alanı içerisinde süreç : adım ilişkisi sergileyen bir meronim olur. uç. *aγız. yüz rengi. ‘önce. Bu tür kullanımlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri’ anlamı denizcilik kavram alanı içerisinde mengene kavramının nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi durumundadır. *çäŋä sözün çenesi düşük ‘çok konuşan. Bunun yanı sıra bu sözlerin tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geniş bir kavram alanına sahip olduğunu görmekteyiz. *çäŋä *eiŋ. beniz. Coğrafi kavram alanında ‘nehir ağzı’. çenesi kanameer (Gag. liman vb. kerpeten vb.

nin) kenarı’. üstü düz. Bu temel anlamıyla bu söz. Bunun yanı sıra tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geniş kavram alanlarında kullanıldığını görmekteyiz. ‘denizin. Bu anlamda bu sözün toplum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen bir meronim olmaktadır. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde ‘kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı’. ‘kapı çengeli’. Bu söz Kök Türk dönemi metinlerinde tıl ‘bilgi almak için yakalanan tutsak’. (Ton 32. *du:dak. yy. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. ‘muhtelif aletlerin tutucu. *dilk *dilk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. koy’. içeriye doğru uzanmış uzun. *erin *du:dak ve *erin sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘coğrafik anlamda burun’. kavşak’ gibi kullanımlar alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. Karahanlı döneminde tıl tuttım ‘sorguya çekilecek tutsağı tuttum’ (DLT I 336) şeklinde ‘esir’ anlamında da kullanıldığını görüyoruz. ‘ateşli silahların lülesinin ön tarafındaki delik mermi çıkan tarafı’ gibi kullanımlar hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisini gösteren meronimik kullanımlardır. sıkıcı kısmı’. ‘birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer. ‘kesici aletlerin keskin tarafı’. Yer yer görülen ‘bir şeyin (kabın vb. 36) ve daha sonra Đslami çevrede xi. ‘uç. alçak kumlu kuru kısmı’ gibi kullanımlar alan : 388 . Coğrafi kavram alanında ‘körfez.tarafı’. kenar’. ‘tabak kenarı’ gibi anlamlarındaki kullanımlar nesnelerle ilgili kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronimi olur.

*azıγ *di:ş ve *azıγ sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘mark. Ayrıca *dilk sözünün ‘muharebede düşmanın durumu hakkında bilgi alınabilecek esir’ anlamında kullanımı istihbarat kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. karanfil vb. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde ‘birçok aletin uzun.mekân ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. çentikli şeylerdeki çıkıntıların her biri’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronim olur. *dilk sözünün ‘lisan’ anlamında kullanımı konuşma kavram alanı içerisinde grup : öğe ve bütün : kesit ilişkileri gösteren bir meronim olur. yassı ve çoğu hareketli bölümleri’. ‘bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak’ gibi kullanımlar nesne : parça ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. Ayrıca *di:ş sözün ‘sarımsak dilimi. ‘bazı meyvelerin dilim şeklinde olan parçalarının her biri’ gibi anlamlarında kullanımı bitki kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. çevresi oluklu. ‘anahtar’. üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan. *di:ş. 389 . küçük döner tekerlek’. testere. ‘ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası’. Ve yer yer ‘öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile bağlayan ağaç çivi’ anlamında kullanılan *azıγ sözü tarım aletleri kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. ‘makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan. *di:ş sözünün benzetme yoluyla ortaya çıkan ‘mekanik aletlerin dişleri’.nde dişe benzetilen tane’. tarak vb.

Bunun yanı sıra boğaz ve damak ‘ağız boşluğunun tavanı’ (TS 522) farklı anlamlara gelmektedir. *kekirtek. *boγaz. Karahanlı metinlerinde tamğak (DLT I 467. soluk borusu’ (DD 2. boğaz’ (DLT I: 469) ve kanğrak ‘damak’ (DLT III: 383) sözlerindeki şekil ve anlam farkına rağmen *damγak. *öŋeç/öŋüç *damγak sözü temel anlamının dışında Azerbaycan Türkçesinde ‘at ve eşeklerde damak şişme hastalığı’ anlamı açısından tıp kavram alanı içerisinde hastalık sözünün grup : öğe ilişkisini gösteren bir meronimi olur. gırtlan ‘gırtlak’ (GS: 126) ve damak ‘damak’ (GS: 131) sözleri farklı kullanım alanlarına sahiptir. şişe boğazı’ (TDS 104) sözlerinin 390 . xi. Dolayısıyla damak sözü ağız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi göteren meronimi olmaktadır. Gagauz Türkçesinde de Türkiye Türkçesindeki gibi buaz ‘boğaz. kıkırdak sözü ise ağızlarda ‘gırtlak. damak’ (TDS: 237) ve bokurdak ‘boğaz. yy. gırtlak. *öŋeç/öŋüç sözlerinin tarihsel ve modern sahada yer yer birbirlerinin yerine kullanıldığı görülür. tamgak ‘damak. Tatar. 469). *bokurdak.*damγak. ATS: 226) sözleri farklı kullanım alanına sahipken Türkmen Türkçesinde bogaz ‘boğaz’ (TDS: 101). bovartlak ‘gırtlak’ (DS II: 731) sözlerine de rastlanmaktadır. boğurtlak. Kumuk. *boγaz. Başkurt ve Nogay sahalarında ‘coğrafi anlamda boğaz’. 603. kursak’ (TS 321) anlamında kullanılırken ağızlarda boğurdak. DS VI 1971) anlamında kullanılmakta ve boğaz sözünün meronimi olmaktadır. Azerbaycan Türkçesinde de boğaz ‘boğaz’ (ATS: 141). ‘akarsu kavşağı’ gibi coğrafi kavram alanından alan : mekân ilişkileri gösteren meronimi örnekleri karşımıza çıkmaktadır. boğaz (EDT 172b). boğaz ‘boğaz’ (ADĐL I 295) ve damag ‘ağız boşluğunun üst tarafı’ (ADĐL II 27. *bokurdak. Karaim. *kekirtek. damak ‘boğaz. Modern Oğuz alanında Türkiye Türkçesinde boğaz ‘boğaz. gırtlak’ (GS: 93).

‘bir şeyin boyuna sarılan kısmı’ gibi anlamları ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. kaplarda ağza yakın dar bölüm’. Bu temel anlamıyla bu söz. nesne : parça. Ayrıca *boγaz sözü ‘şişe. ‘ayakkabı ve çorabının ayağından yukarı kısmı’. şişe. Ayrıca *bo:yn sözü ‘dağ sırtlarında geçmeye 391 . *boγaz. cihazlarda boğaz’ gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. *boγaz sözü ‘iki dağ arasında dar geçit’. nehir gibi holonimilerin alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. çay ağzı’. ‘derelerin. güğüm vb. Bunun dışında *bo:yn sözü bütün Modern Oğuz alanında ‘testi.benzer aynı kullanım alanına sahip olduğu görülür. iaşe’. *bokurdak. ‘yiyeceği içeceği sağlanan kimse’. Yine *boγaz sözünün ‘yeme içme’. ‘değirmenin üst taşındaki delik’. ‘yüksek boğazlı kapların boynu’. ‘iki kara arasındaki dar deniz’. nefes borusu’ (TDS 374) sözünün kullanım alanı farklı olmaktadır. ‘yedirip içirme yükümü. nehirlerin baş tarafı. ‘teknik anlamlarda. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Diğer yandan kekirdek. deniz. güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım’ gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. ‘akarsu kavşağı’ gibi anlamları açısından coğrafi kavram alanı içerisinde dağ. ve grup : öğe ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanı sıra *bo:yn sözü ‘elbisenin boğazı saran kısmı’. ‘evcil hayvanın yemi’ gibi anlamları açısından beslenme kavram alanı içerisinde bütün : kesit. kekirdeğk ‘gırtlak. *bo:yn *bo:yn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *kekirtek ve *öŋeç/öŋüç sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır.

gurur’ simgesi olarak kullanılan *bo:yn sözü burada duygu kavram alanında olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronim olmaktadır. ‘vadi’ gibi anlamları ile coğrafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. Bunun yanı sıra Modern Oğuz alanında yine organ adı olarak Azerbaycan Türkçesinde süysün şeklinde ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütunu ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116) anlamında hayvan organları kavram sahasına ait bir kullanım olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘dağın. 392 . kayanın ve benzerinin tepesi ile eteği arasındaki kısım’. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dili alanın ‘boyun. Bu temel anlamıyla bu söz.elverişli alçak yer’. baş eğme’ ifadelerinde kullanılan ‘kibirlilik. boyundaki kirişler’. ense’ temel anlamında kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında ‘hayvan yelesi’ anlamıyla *yelkä sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. Ayrıca *yelkä sözünün ‘dağ tepesi’ anlamı coğrafiya kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. -KĐ 44) şeklinde rastlanan *sügsün sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘boynun arka tarafı. *sügsün. yy. *äiŋsä Buddhist Türk çevresi metinlerinde süskün (TT VII) ve Memluk Kıpçak çevresi metinlerinde süksün (xiv. *yelkä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘ense. bazen de ‘ense’ > ‘omuzlar arasındaki kısım’ > ‘omuzlar’ > ‘omuz’ şeklindeki bir anlam kaymasıyla organ adı olarak kullanılmaktadır. *yelkä.

Karahanlı çevresi metinlerde egin. egin (TT VII). insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. IV) şekillerinde.*äiŋsä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘sırtın üst kısmı. Karahanlı döneminde ayrıca uşun ‘omuzbaşı. *omuz Bu sözlerin tarihsel ve modern sahada yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldığı görülür: *çekn sözü xiii. Ancak *ägn sözünün kavram alanı içerisinde ‘sırt. Bunun yanında *äiŋsä sözünün insan özellikleri ile ilgili ‘güçlü’. yy. eg(i)n (NF III: 115) sözünün kullanıldığı görülür. arka. ekin (DLT) şeklinde görülmektedir. yy. bir kişinin arka tarafı’ organ adı olarak kullanılmaktadır. omuz (CH I: 170). çiğinbaşı’ (DLT I: 77) sözü de “omuz” kavramı için kullanılan bir başka sözdür. eŋin (U II. ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde çiğin ‘omuz. vücut. xv. Doğu Türkçesi metinlerinde çikin şeklinde ‘boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı’ (Sngl 220r22) anlamında görülmektedir. çigin ‘omuz. sırt. omuz (DK II: 236). arka’ anlamlarının da olduğu anlaşılmaktadır. arka’ (TTS III 1390). omuz başı’ (YTS: 56) sözlerine sık olarak rastlanmaktadır. *ägn sözü ise Buddhist Türk çevresi metinlerinde angın (EUTS: 16). xi. ‘kambur’ gibi anlamlarda doğrudan insanın dış görünüşünü niteleyen bir kavram alanı içerisinde kullanılması bu sözün nesne : parça meronimik ilişkisini de göstermektedir. yy. 393 . Harezm çevresi metinlerinde daha çok eg(i)n (KE II: 179). beden. ängın (EUTS: 72). çigin (DK II: 73). yy. ense. ve sonrasında eğin/eyin ‘sırt. Bu durumda *ägn sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz. xiv. Bu temel anlamıyla bu söz. yy. boy. omuz ‘omuz’ (TTS VI 2983). yy. *ägn. *çekn. xv. Batı Türkçesinde xiii. omuz başı’ (TTS II 911-913).

insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. da yarın ‘kürek kemiği.endam. omuz. boyun ile omuz arasındaki kısım. bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı. eğin’ temel anlamında kullanılmaktadır. boynun iki yanında. *çekn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz. bedenin baş dışında tüm kısmı’ temel anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. eğer çantası’ anlamında kullanımı at biniciliği kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. Bu temel anlamıyla bu söz. Bu temel anlamıyla bu söz. üst baş’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. *yagrın *yagrın sözü ile ilgili olarak xi. kürgek (KE II: 412). Bunun yanı sıra *çekn sözü ‘elbisenin omuzu’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. Bu temel anlamıyla bu söz. semer. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz. Bunun yanında *omuz sözü ‘elbise kolları’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. yy. Tarihsel Türk dili döneminde *yagrın sözün ‘eğer. yy. xiv. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ temel anlamında kullanılmaktadır. boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı. omuz başı. dirsek ile gerdanın aralığı. kürek sözünün günümüz Oğuz sahasında rastlanan 394 . Bunun dışında *ägn sözü ‘elbise. çiğin kemiği’ (DLT III: 21). *omuz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz. yaārın (NF III: 465) sözleri ‘kürek kemiği’ ve ‘enseden omurganın yan tarafı ile birleşen yerine kadar olan aralık’ temel anlamlarında kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır.

kol’ anlamlarında geçmesinin yanı sıra ‘taraf. Ayrıca *kol sözü ‘hayvanın ön bacağı’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. DK II: 188) ‘el. ‘bir çeşit kepçe’. ve sonrasındaki metinlerinde ‘taraf. *kol. yan. Benzer şekilde *kol sözü ‘ağaç dalı. *kol sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. yan. Ayrıca *kol sözü ‘elbise kolları’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. Askerlik kavram alanında *kol sözü Türk dilinin en eski dönemlerinden bu güne kadar gelen ‘ordu birliği’ anlamı ordu holonimi ile grup : öğe ve bütün : kesit ilişkisini gösteren bir meronimi olur. yy. ve sonrasındaki metinlerinde (CH I: 170. yy. cihet’ (TTS IV 2609) anlamlarında da kullanılması o dönemlerde de *kol sözünün mekan kavram alanı içinde alan : mekan ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu da ortaya koymaktadır.‘buğday toplamakta kullanılan kürek’. *kar *kol sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. budağı’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘kazma aleti olan kürek’. 395 . Bunun yanı sıra *kol sözü ‘makinelerde tutup çevirmeye. Batı Türkçesinin xiii. cihet’ (TTS IV 2609) anlamlarında da geçmektedir. Bunun dışında *kol sözünün Batı Türkçesinin xiii. ‘kayık küreği’gibi anlamlar tarım aletleri kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronimi olur. çekmeye yarayan ağaç veya metal parça’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur.

dirsek ile el arasında olan kısım’. *çaykan *tirs(γ)ek sözü Buddhist Türk çevresi metinlerinde (U III). ‘karış’. keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toynağının arasındaki kısım. Bunun yanında yine vücuttaki fonksiyonuna 396 . Ayrıca *kar sözünün ‘yarım kulaca denk gelen ölçü birimi’. Bu temel anlamın dışında ‘koyun. yy. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. şube. ‘bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü’ anlamı müzik aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini. incik’ anlamıyla *kar sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. Bu temel anlamıyla bu söz.*kol organına benzetme yoluyla oluşturulan metafor olarak kullanılan ‘bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri. divan vb.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça’ anlamı mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini. Karahanlı Türkçesinde tirsgek ‘dirsek’ (DLT III: 424). Bunun yanı sıra kolun gücü ile ilgili ‘güç. Harezm çevresi metinlerinde tirsek (KE II: 637. ‘bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri’ anlamı ise denizcilik kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. ‘el’ anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. branş’ anlamı da birçok kavram alanında görmek mümkündür. ‘önkol. NF III: 428) ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘iki metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü’ anlamı ölçü kavram alanı içerisinde yaygın kullanım görmektedir. ‘omuz ile dirsek arasında olan kısım’. xiv. Bunlardan ‘koltuk. kuvvet’ anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. *tirs(γ)ek. kısım. dal. *kar sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘kolun üst kısmı’. xi. yy. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır.

Bu temel anlamıyla bu söz. destek. ağaç ve benzeri. Bu temel anlamın dışında ‘hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer’ anlamıyla *bilek sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca ‘güç.benzetme yoluyla metafor ile ortaya çıkan ‘boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası’ ve ‘iki ve daha çok hisseden ibaret olan bir şeyin köşe şeklinde birleşen çıkıntısı. Aynı şekilde de ‘bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. kuvvet’ anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. makas’ ve ‘aşağı eğilen. uzun bir şeyin eğilerek teşkil ettiği köşe şeklinde bükük. 397 . Uzunluk birimi anlamında kullanılan *tirs(γ)ek sözü ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. *bilek *bilek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *çaykan sözü temel anlamının ‘körfez. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *tirs(γ)ek sözü ‘giysi kolunda dirseğe denk gelen bölüm’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. dağ çıkıntısı. yıkılan bir şeyin altına vurulan paya. dayanak’ gibi anlamları da nesne kavram alanına aittir. bucak köşe’ anlamları nesne kavram alanında alan : mekân veya nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. coğrafi anlamda burun’ anlamı açısından coğrafiya kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronim olabilmektedir.

Batı Türkçesi metinlerinde (xiv. el. yy. yy. *aδγu-t/ç *a:ya sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü. Başkurt Türkçesi sahasında *a:ya sözü 398 . avuç içi’ temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ‘ayak tabanı’ anlamında da kullanılmaktadır. Harezm çevresi metinlerinde (xiv. el(i)g -KE II: 184-185. Ton). el -CH I: 170. yy. yaprağın yüzü’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : makân ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘iskambil oyunlarında oynama sırası’. defa’. TTS III 1418) doğrudan ‘el’ anlamında kullanılmıştır. Kök Türk metinlerinden bu yana (älig -KT. ‘iskambil oyunlarında her bir tur’ anlamları ile zaman ve sıralama kavram alanları içerisinde bütün : kesit. *älg sözü ‘bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. yy. *a:ya. Bunun dışında *älg sözünün çok sayıda kavram alanlarında kullanıldığı ve meronim temsil ettiğini görüyoruz. xi. süreç : adım. Bu durumda *kol. el MŞ: 12. yy. Diğer yandan *älg sözü ‘kez. Aynı zamanda *a:ya sözü ‘yaprakların düz ve parlak bölümü. *kar sözlerinin birer meronimi olurken *kol sözünün tarihsel ve modern alanda yer yer ‘el’ anlamını da karşıladığı görülmektedir. KB). insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. el EM: 128. Genel olarak *älg sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanıldığı görülmektedir. xv. Karahanlı Türkçesinde (älig ‘el’ DLT I: 72. Bu temel anlamıyla bu söz. NF III: 119).*älg *älg viii. grup : öğe ilişkilerini sergileyen bir meronim olarak da ortaya çıkmaktadır.

‘uzunluk ölçüsü; dört parmak kadar genişlik ölçüsü’ anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. *aδγu-t/ç sözü de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *a:ya ve *aδγu-t/ç sözlerinin arasındaki anlam farkı meronimlerinden kaynaklanmaktadır. *ärŋek ve *parŋak sözleri *a:ya sözünün değil, *aδγu-t/ç sözünün meronimleri olmaktadır. Ancak bu fark, Karahanlı ve

Harezm Türkçesi dönemi eserlerinde (adut, avut, aya ‘avuç, avuç içi, aya’ -DLT I:50, I:83, IV:53, ayada tutarsen ‘ayada tutarsın’-DLT I 85; xiv. yy. awuç -NF III: 28, aya -KE II: 60) çok belirgin olmamakla birlikte her iki söz de insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. Aynı zamanda hem tarihsel hem de modern Türk dili sahaların çoğunda ‘avucun tutacağı kadar, avuca yerleşen miktar, miktar olarak avuç dolusu’ anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. *ärŋek, *parŋak *ärŋek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘parmak’ temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ‘başparmak’ ve ‘küçük parmak’ anlamlarında da kullanılmaktadır. Bu durumda *ärŋek sözünün *parŋak sözünün nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. *parŋak sözünün hem tarihsel hem de modern Türk dili alanının büyük bir bölümünde ‘uzunluk ölçüsü, inç, arşının yirmi dörtte biri, parmak uzunluğunda, parmak boyda’ anlamları ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olduğu da görülür. Bunun yanı sıra *parŋak sözü Modern Oğuz alanında ‘bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri, tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri’ anlamı ile araba kavram alanı içerisinde 399

tekerlek holoniminin hem nesne : parça hem de bütün : kesit ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı şekilde *parŋak sözü ‘çeşitli cihazların parmağa benzeyen parçaları, teknik anlamlarda parmak’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *parŋak sözü ‘Tırmık ve tırpanın her bir dişi, ucu’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde tırmık holoniminin grup : öğe ilişkisini gösteren bir meronimi olabilmektedir. *dırŋak *dırŋak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında ‘toynak, hayvan tırnağı, kuş tırmığı’ anlamıyla *dırŋak sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *dırŋak sözü ‘kanca gibi araçların kıvrık yeri, tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet, keski’ gibi anlamları ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı zamanda *dırŋak sözü ‘gemi demirinin ucundaki yassı parça’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi demiri holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimidir. Bunun yanı sıra *dırŋak sözü ‘mızrap’ anlamı ile müzik kavram alanı içerisinde saz aleti holoniminin olay : kahraman ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. *bogum *bogum sözü xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ogruğ / owruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 425, 446) sözü ile birlikte boğun şeklinde ‘parmak eklemi’ (DLT I 399) 400

anlamında ; Harezm çevresi . xiv. yy. baāış (KE II: 68); tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak geçmektedir. Bu temel anlamıyla bu söz, aslında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında ‘kamış gibi bitkilerin düğümü’ anlamıyla *bogum sözü bitki kavram alanının nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. Benzer bir şekilde *bogum sözü ‘bir şeyin boğulmuş, sıkılmış yeri, bendi’ anlamı ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. *boδ, *sıyn, *sıynak, *gebde *boδ sözü viii yy. KökTü. metinlerinden itibaren (Ton 4, 60), xi. yy. Karahanlı Türkçesinde bod (DLT III 121, KB 371) ve boy (DLT III 141) şeklinde ve aynı zamanda ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138) anlamında günümüze doğru anlamları koruyarak yer yer beden (MŞ: 10, CH I: 150, DK II: 42) ve gevde (DK II: 117) sözleriyle birlikte tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda insan organları kavram sahasına ait bir söz olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda *boδ sözü ‘ölçü, uzunluk, ebat’ anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *boδ sözünün Karaçay-Malkar sahasında ‘güç, kuvvet’ anlamı, insan ile ilgili bir kavram alanına ait olmaktadır. Ayrıca *boδ sözü ‘aşiret, soy’ anlamı ile toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ilişkisi sergileyen meronimi olur. *sıyn, *sıynak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamına bağlı olarak ‘resim, mezar

401

taşı, mezar heykeli’ anlamı ile âdet kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronimi olur. *gebde sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *gebde sözü ‘kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu, etin göğüs kısmı, hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *gebde sözü ‘ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi içerisindeki bir meronim olur. *arka, *sırt, *be:lk *arka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında *arka sözü ‘hayvan sırtı, omurga’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *arka sözü ‘geçmiş, geride kalmış zaman’ anlamı ile zaman kavram alanları içerisinde bütün : kesit, süreç : adım, grup : öğe ilişkilerini sergileyen meronimi olur. *sırt sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan ve hayvan anatomisi kavram alanına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *sırt sözü ‘dağların veya tepelerin üst bölümü, büyük yer, yamaç üstü’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronim olur. Ayrıca

402

*sırt sözü ‘kürek, pulluk demiri’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. *be:lk sözü, temel anlamı açısında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında *be:lk sözü ‘hayvan sırtı, eyerin oturma yeri’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘dağ sırtlarında geçit veren çukur yer, dağın iki tepesi arasında eğrilmiş yer ve alçak geçit, sıradağ’’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronim olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘sağ ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti, bel’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *be:lk sözü ‘geminin orta bölümü’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘bardak, şişe, vazo ve benzerinin ortasındaki dar bölüm’ anlamı ile nesne kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimdir. *oŋurtka *oŋurtka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *oŋurtka sözü ‘gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı öğesi’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holonimi ile alan : mekân ve nesne : madde ilişkileri sergileyen bir meronim olur.

403

*ömgen, *tö:ş, *gö:küz, *kökrek, *köŋül *ömgen sözü Đslami çevrede xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ömgen şekliyle ‘boyun damarı’ (DLT) anlamında, xv. yy. metinlerinde ömgen, ömgün şeklinde ‘boğazın alt kısmı ve boyun ile göğüs arasındaki kemik’ (Sngl 86v24) anlamında geçmektedir. Bu anlamlarıyla bu söz *bo:yn sözünün nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Ancak modern Kıpçak sahasında bu sözün büyük ölçüde (Tat. ümgĆn ‘hayvan göğüsü’, Kırg ömgök ‘at göğsü’) hayvan organları kavram sahasına ait bir söz olduğu görülür. Diğer yandan (Kaz.) öŋmen ‘göğüs, yemek borusu; gövde’, (Karakalpak) öŋmen ‘yan’, (Hakas) önmen ‘köprücük kemiği’ anlamları ile yine insan organları kavram sahasına ait olduğu anlaşılmaktadır. *tö:ş sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘bedenin kaburgaları birleştiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi’ anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *tö:ş sözünün ‘dağın, tepenin yamacı’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *tö:ş sözü ‘giyilen giyimin göğsün üstündeki ön yakası’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimi olur. *gö:küz ve *kökrek sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda insan organları kavram sahasına ait olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Clauson ve Tenişev, Türk dilinin eski dönemlerinde insan duygularının göğsün içinde bulunduğunun sanıldığını belirtmişlerdir (EDT 714a-b, 712b; Tenişev 1997: 273). Bu durumda *gö:küz ve *kökrek sözlerinin hislerle ilgili bir soyut kavram alanının olay :

kahraman ilişkisi içerisindeki meronimleri görevinde kullanıldığı görülür. Buna bağlı olarak *kökrek sözü yine ‘cesaret, şehvet, hiddet, hırs, tutku, gurur, kendine güven’ 404

anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronim olur. Bunun yanında *kökrek sözü diğer yandan ‘kadıların göğsüne giydiği elbise, göğse giyilen bir çeşit zırh’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimidir. Ayrıca yer yer ‘araba gövdesi, arabanın önü’ anlamında kullanılan *kökrek sözü araba kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olmaktadır. *köŋül sözü viii. yy. Kök Türk metinlerinde köŋülteki: savımın (KT. Gün. 12), köŋül (Ton 15) şeklinde Buddhist Türk çevresinde köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451), köŋül (TT II, III), yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23, 12-13) anlamları ile xi. yy. Karahanlı Türkçesinde köŋül ‘gönül’ (DLT III 353, KB 211) anlamında ve Kıpçak metinlerinde köŋül (CCum 152), köŋül ‘kalp; akıl, bilinç, ruh’ (KTS: 158) anlamlarında xiii. yy.’dan günümüze Batı Türkçesinde göŋül ‘yürek’ (TTS III 1763, XIV yy.) anlamlarında kullanılmış olduğu görülür. Bu durumda bu sözün, insan organları kavram sahasına ait bir söz olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda *köŋül sözü ‘sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı’ anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde grup : öğe ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. *eyegü *eyegü sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanı sıra *eyegü sözü ‘yurt iskeletini oluşturan parça’ anlamı

405

ile maddî kültür kavram alanı içerisinde yurt holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. bacak xiii. yy. ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde oma ‘bacak’ (TTS V 2979) sözüne rastlanmaktadır. Modern Oğuz sahasında bacak ‘bacak’ (TS 189, GS 68) sözünün yanı sıra Azerbaycan Türkçseinde āılça ‘bacak’ (ATS: 510), bacag, gıç, omba (ADĐL I 210) sözleri, ve Türkmen Türkçesinde i:ncik ‘bacak’ (TDS 339) ve yer yer bazı deyimlerde kalıplaşmış olarak görülen ompa (ompa otur- TDS 487) sözleri hem insan organları hem de hayvan organları kavram sahalarına ait birer meronim olmaktadır. Bunun yanında bacak sözü ‘bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen meronim olur. *aδak *aδak sözü, viii. yy. Kök Türk metinlerinden (KT, EUTS: 3, M I 30, 24-5) itibaren kullanılmıştır. xi. yy. Karahanlı Türkçesi döneminde azak (DLT I 32), ayak (DLT I: 32, 84), adak (DLT IV: 5, I 65) şekilleriyle görülürken xiv. yy. Harezm metinlerinde de her üç şekline de (ayaú -KE II: 60, aêaú -NF III: 5, ayaú -NF III: 35) rastlandığı görülür. xv. yy. Batı Türkçesi metinlerinde sadece /y/’li şekiller yer almıştır. Bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *aδak sözü ‘birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, masa, sandalye ve benzerinin ayağı’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *aδak sözü ‘son, aşağı, alt kısım’ anlamı ve buna bağlı olan ‘nehrin alt kısmı, göl ayağı, nehir veya akar suyunun aktığı yer’ anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde nehir veya göl 406

(hidronim) holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *aδak sözü ‘yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, adım, mesafe ölçüsü’ anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronimdir. *ta:pan, *topuk, *ögçe *ta:pan sözü ‘temel, bir şeyin en alt bölümü’ yan anlamına bağlı olarak *ta:pan sözünün bir çok kavram alanı içersinde nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi sergileyen bir meronim olarak kullanıldığı görülür *topuk sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak tapan sözü gibi nesnelerle ilgili kullanıldığında ilgili nesnenin nesne : parça ve alan mekan ilişkisi sergileyen meronimi olur. *ögçe sözü de aynı durumu göstermektedir. *yürek, *öbke *yürek sözü temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dilinde his ve duygu kavram alanında da kullanımlara sahiptir. ‘cesaret’, ‘hüner’, ‘gönül’, ‘acıma duygusu’, ‘güç, kuvvet, gayret’, ‘öfke’ gibi anlamlar açısından olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronimi olur. *öbke sözü de temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak diğer yandan ‘engelleme, saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap’ anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimdir.

407

şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’ ve ‘kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaciğer’ anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronim olur. *bögsek. *d(i)a:l-ak sözü 408 . bağırsak vb. göğüs. ‘ciğer. döş. ‘akciğer’. Türkmen Türkçesinde ise “mide” için aşgazan sözünün kullanım sıklığı yüksek olmakla birlikte garın (RLT 80) sözü de kullanılmaktadır. kursak ‘mide. Bunun yanı sıra *bagır sözü ‘dağ yamacı. merhamet. idrak. ‘snikiparmak bağırsağı’. ‘kucak. sine’. kuruğsak ‘kursak. *karım Kök Türk ve Karahanlı Türkçesi dönemlerinde kuruğsak (IB). *d(i)a:l-ak *bögrek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘böbrek’ anlamında bazen de ‘karın. *bagırsak. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı. *bögür. mide’ (DLT IV: 385) şekillerinde kullanılan sözün Modern Oğuz alanında Türkiye. *bagırsuk. ‘yürek’. *bagırsak. *bagır sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘karaciğer’. tepecik’ anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holonimin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur.*kurugsak. yan’ anlamıyla insan organları kavram alanının bir meronimidir. iç organlar’. *bögrek. kursak (KĐ 70). ahşa’ anlamlarıyla insan organları kavram sahasına ait olarak kullanılmaktadır. ‘körbağırsak’. *bagır. *bagırsuk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘bağırsak. Aynı zamanda *bagır sözü ‘aşk. Gagauz ve Azerbaycan Türkçelerinde kursak şeklinde farklı bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. zekâ’ (TTS IV 2740). ‘kalın bağırsağı’ anlamlarıyla insan organları kavram sahasına organ adı olarak kullanılmaktadır.

*kemük. *kemük sözü tarihsel ve modern kaynaklarda ‘organ adı’ temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. hastalık derecesine varan özellik’ anlamı ile duygular kavram alanına ait kullanımı açısından olay : kahraman ilişkisi gösteren meronim olmaktadır. 409 . Bu durumda alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronim olur. Bu temel anlamıyla bu söz. *gö:pek sözünün Modern Oğuz sahasında ‘bir şeyin merkezi. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmakta ancak modern Oğuz alanında *siŋir sözü temel anlamından çok ‘duyuları beyinden organlara. *siŋök. *teri *siŋök sözü Başkurt Türkçesinde ‘meyve çekirdeği’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. *damor. Tat. Buna bağlı olarak bir çok kavram alanı içersinde ‘merkez’ anlamına gelen bir meronim olarak kullanılmaktadır. *siŋir sözü tarihsel kaynaklarda temel anlamda ‘kas siniri’ olarak kullanılmaktadır. organlardan beyne ileten unsurlar’ anlamı ile insan organları kavram sahasına ait kullanımı ve buna bağlı olarak ‘rahatsız edici. esası’ anlamına bağlı olarak kullanımı yaygındır. *ki:n. Başkurt Türkçelerinde ‘merkez’ anlamında da kullanılmakta ve bu anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen meronim olmaktadır.de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *gö:pek *ki:n sözü Yak. tam ortası. Ayrıca *siŋök Modern Oğuz alanında ‘çeşitli şeyleri kaplamak üçün istifade edilen bazı hayvanların dişi yahut buna benzeyen başka sert cisim’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen meronim olur. *siŋir.

*damor sözü tarihsel ve modern kaynaklarda ‘damar’ temel anlamında ve zaman zaman da ‘kas. Bu temel anlamıyla bu söz. ‘bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri taşıyan yollar’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronim de olabilmektedir. bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi’. *teri sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. maden veya mineral katmanı’ anlamı ile madencilik kavram alanı içerisinde ilgili nesnenin bütün : kesit ilişkisi sergileyen meronimi olur. Benzer bir şekilde *damor sözü ‘soy. Ayrıca *damor sözü ‘çeşmenin meşeyi. nesil. 410 . Bunun yanı sıra *damor sözü ‘mermerde. başlangıcı’ anlamı ile coğrafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. köken’ anlamı ile toplum kavram alanı içerisinde süreç : adım ilişkisi içerisindeki bir meronim de olur. Bunun yanında *teri sözü ‘deriden düzenlenmiş veya yapılmış nesne’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde ilgili holonimin nesne : madde ilişkisi sergileyen meronimi olur. sinir’ anlamlarında kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. ‘başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. yaradılış. kas siniri. Aynı zamanda *teri sözü ‘meyvenin kabuğu’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi de olabilmektedir. Buna bağlı olarak *damor sözü ‘ağacın kökü’.

hiponimi.Sonuç Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu da alt anlamlık (hiponym). hiponimi. Meronimleri ise burun kemiği. meşe. burun üst terim bunun hiponimleri ancak kemerli burun. Meronim – holonim ilişkileri hiyerarşiktir ve bir tür anlam 411 . *älg’in meronimi ise. üst kavram gibi anlam ilişkileri gibi en az üzerinde durulan. Meronimi. yaprakları. Türk dilinde insan organ adları ile ilgili meronimi biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemi olarak karşımıza çıkar. hiponimi ile de karıştırılmamalıdır. gövdesi olabilir. burun delikleri. *parŋak. köpek bir hayvan türüdür (hayvan sözünün hiponimidir) . *älg. Bunun başka bir kavram alanı ile ilgili olarak düşünürsek ağaç sözünün bir üst terim yani hiperonim olarak düşünürsek bu sözün hiponimleri kavak. Meronimi. kökü. bir konudur. Tarihsel ve modern Türk dili alanında insan organ adlarının nasıl algılandığı ve toplumsal alanda nasıl kullanıldığı ve buna bağlı olarak nasıl bir “dil davranışı” sergilendiği de ortaya çıkmaktadır. küçük burun olabilir. büyük ölçüde. bir nesnenin bir üst sınıfa dahil olduğunu göstermektedir. ince uzun burun. holoniminin karşıtıdır. meyve ağaçları ve benzerleri olur. eski tıp metinlerinden ve tarihsel ve modern lehçelerin izahlı sözlüklerinden taranarak tespit edilmiştir. Başka bir deyişle. alt kavram. Türk dilinde meronimi. *parŋak. parça-bütün ilişkisi. Ancak bu meronimi geniş Türk dili alanı içerisinde bazı lehçelerde metonimi ve metaforlar neticesinde ortaya çıkan aktarmalarla da kullanılabilmektedir. burun derisi. Eldeki çalışmada organ adları. kıkırdak olabilir. Ancak bu ağaç kavramının meronimleri ağacın dalları. *parŋak’ın holonimidir. Mesela. parçabütün kavramını belirtirken. büyük burun. *älg’in parçasıdır (el sözünün meronimidir).

insan hayatı kavram alanına bakıldığında. bazılarına göre ise değildir. sosyal durumu ve bilgeliği ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. bir global holonimidir Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdiğinde işlevini ya tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerleği olmayan araba işlevini yerine getiremez. sakal. *älg’in meronimdir – *älg. *saç.2.‘gözü kırpmak’ kökünden.‘kokmak’ kökünden. kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan kaşık yoktur. *öŋeç sözünün *öŋ ‘ön taraf’ kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birleşmesinden geldiği fikirleri görülmüştür (bk. *kol’un meronimidir – *kol. *älg’in holonimidir. Aynı şekilde *kirpik sözünün *kirp. *älg. *kol.7. 2. *yü:z’ün ayrılmaz parçası değildir.4). bıyık gibi kavramlar insanın yaşı. insan vücudu organları etimolojisi açısından *beyŋ sözünün *bĆñi ‘beyin’ hem de beŋi: ‘sevinç’ (EDT 348b) anlamlarını ifade etmesi dikkat çekicidir.1. Her zincirin başında global holonimi vardır. *kör. *çäŋä sözünün çayna-/çeyne.1.‘görmek’ fiilinden /-s/ isim yapım eki ile oluşturulduğu görüşü dikkat çekicidir (bk. Böylece meronimik parça-bütün ilişkisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir.zinciri oluşturmaktadır. *köŋül sözünün Türk dilinin eski dönemlerinden itibaren hem ‘göğüs’ hem 412 . *boδ’un meronimidir – *boδ. sakal. Eski Türkçe *göz sözü. *dırŋak’ın holonimidir. Aynı zamanda. ancak bir *parŋak eksik *älg işlevini kısmen yerine getirir. burun sözünün *bur. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelliği ve buna bağlı olarak holonimi ile bağlılık derecesi de şu şekilde örneklendirilebilir: *saç. örneğin.‘çiğnemek’ kökünden. 2. *kol holonimidir: *boδ. Tarihsel ve modern Türk dili kaynakları üzerinde yapılan çalışmada. Bazı bilim adamlarına göre bu iki sözcük semantik açıdan birbirine bağlıdır.1). Örneğin: *dırŋak.

*kemük. Organ adlarına ilişkin anlam olayları Türk dilinin tarihsel gelişim sürecini belirgin bir şekilde göz önüne sermektedir. Meronimik değerlendirmeler açısından insan organ adları insan anatomisi kavram alanında NESNE : PARÇA. Benzer bir şekilde *göz. *bagır gibi iç organ adlarında somut ve soyut anlam zenginlikleri Türk dilinin tarihsel gelişimini göz önüne sermektedir. vücudun temel yapı taşı olan *kılk. bir başka deyişle tüm organ adları *boδ’un meronimleri olmaktadır. Böylece insan vücuduna NESNE : PARÇA meronimik ilişkisi açıdan baktığımız zaman *boδ ‘beden’ sözü tüm organ adlarının holonimi olmakta. NESNE : MADDE meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman *boδ sözünün meronimleri. *boδ. *aγız. *öbke. *köŋül. *bagır. GRUP : ÖĞE. Örneğin. *tü:k. *ka:ş organının yay şeklinde olması nedeniyle çok sayıda metaforik kullanımları görülür. *yürek.‘kalp’ hem de çeşitli soyut anlamlarda kullanılması hâlâ bir tartışma konusudur. *öbke. *kemük. *teri gibi organlar karşımıza çıkmakta ve en son ALAN : MEKÂN meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman *boδ sözünün 413 . *bögrek. BÜTÜN : KESĐT ve GRUP : ÖĞE meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman ise *boδ sözü diğer organlarla herhangi bir meronimik ilişkiye girmemektedir. *siŋök. *bogum. *damor. Bunlar ve daha pek çok önemli etimolojik tespitler ikinci bölümde verilmiştir. *siŋök. *aδak. ALAN : MEKAN ve NESNE : MADDE ilişkileri çerçevesinde sınıflandırılabilmektedir. *siŋir gibi organ adlarının hem tarihsel hem de modern Türk dili sahasında çok geniş bir anlam yelpazesi oluşturduğuna tanık olunur. *siŋir. *boγaz. *di:ş. BÜTÜN : KESĐT. *kol. hem ‘gözkapağı’ hem de ‘herhangi bir kapak’ gibi değişik anlamları göstermiştir. *ka:m/pak sözü tarih sürecinde hem ‘alın’. Benzer bir şekilde *yürek.

geçişliliklerini kaybetmektedirler. parçanın yerine bütün kullanımı şeklinde bir çeşit anlam kaymasına uğramış şekliyle de ancak temel anlamda kullanılıyormuş gibi de görülebilmektedir. NESNE : PARÇA meronimik ilişkisini örnek olarak aldığımız zaman *kol : *älg : *aδγuç : *ärŋek. *arka. BÜTÜN : KESĐT. Türlerinin veya temel anlamlarının dışına çıktıkları an meronimler. Dolayısıyla bu metonimik kullanım Türkmen Türkçesinde yaygındır. *parŋak : *dırŋak. *ka:m/pak. *yayŋak. *yelkä. teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir. Türk dilinde organ adları bir hiyerarşi içerisinde meronimik açıdan bir geçişlilik gösterebilmektedirler. GRUP : ÖĞE. *aδγuç sözünün ALAN : MEKAN türünden bir meronimik ilişkiyi sergilemektedir. şeklinde geçişlilik bozulmaktadır. *ki:n. *sügsün. “el” kavramının yerine gol sözü kullanıldığında parça yerine bütün kullanımı gerçekleşmiştir.*a:ya. *a:ya sözü. örneğin ALAN : MEKAN meronimik ilişkisi yerleştirildiğinde *kol : *älg : *aδγuç : *a:ya : (?) *ärŋek. *eiŋ. Arasına başka türden. *beyŋ sözü. *baş sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir. nesne – parça ilgisi kapsamında *boδ ve *baş sözlerinin meronimidir. *boδ ‘vücut’. *parŋak : *dırŋak meronimi zincirinde sözler. Türkmen Türkçesinde gol sözünün günümüzde doğrudan doğruya “el” kavramını karşılayacak şekilde kullanımı yaygındır. Çoğu kez meronimik ilişkide bulunan asıl ve yan kavramlar metonimik olarak da bütünün yerine parça. *sıyn. *gebde terimlerinin ise meronimi değildir. *sırt. *äiŋsä. *a:lın.meronimleri. ALAN : MEKAN ve NESNE : MADDE olarak tespit edilen meronimik ilişki türleri içerisinde meronimler kendi içerilerinde geçişlilik gösterir. NESNE : PARÇA. *gö:pek gibi vücudun dış yüzeyinde olan organlar olmaktadır. *kol’dan *dırŋak’a kadar meronimik ilişkiyi korumaktadır. *sıynak. *karım. Fakat *ärŋek ve *parŋak sözleri 414 . *balç sözü.

*aδak. Ayrıca yayın teli hayvanın sinirinden yapıldığı için *siŋir sözü ‘yay teli’ şeklinde avcılık kavram alanına ait bir anlam da kazanmıştır. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. *boδ.*a:ya sözünün artık ne NESNE : PARÇA ne de ALAN : MEKAN meronimik ilişkisinde bulunabilir. Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlığını hiyerarşik bir yapı içine yerleştirir ve düzen verir. *yürek gibi sözlerin de çok farklı kavram alanlarında yer alması ve tarihsel süreç boyunca farklı anlam ve kullanımları kazanması söz konusudur. Meronimler de bu hiyerarşik / hiponimik düzen içinde tür ilişkisinden ziyade parça ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. kiriş’ anlamında kullanılmaktır. *siŋir sözü. organlardan beyne ileten teller ve bu tellerin oluşturduğu demet’ anlamına da gelmeye başladığı düşünülebilir. Yay telinin gergin olmasından dolayı günümüzde Türk dili alanının bazı yerlerinde *siŋir sözünün ‘duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. 415 . tarihsel dönemde ‘kastaki sinir. Bu açıdan eldeki çalışma Türk dilinin SözAğı (WordNet) modeline sağlayacağı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra Türk dil ve kültürünün tarihsel gelişimine ilişkin olarak. Türk dilinde organ adlarının meronimik incelemeleri diğer yandan insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilen WordNet için de önemlidir. Benzer bir şekilde *kol. Türk dili için de WordNet modeli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. *köŋül.

Ankara. Formal Semantics. (2000). Tıpkıbasım. s 62-67. (1993). c. (1988). BĐLGEGĐL. F.2 BARUTÇU. Ankara.Kaynaklar AKALIN.2. REES-MILLER. (1977). Doğan. Anlambilimi ve Türk Anlambilimi. Ankara. Ankara. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü. ALTAYLI. Cambridge. ÖNLER Z. (2007). The Handbook of Linguistics. Ankara. 69-87. Edebiyat Bilgi ve Teorileri. Ankara. Mark. Türk Dil Kurumu Yayınları BARUTÇU. (1999). BARUTÇU ÖZÖNDER.. ANDERSSON. A. Janiw. Sema. Blackwell Publishing ARSLAN EROL. Sema. J. TDK Yayınları. (2003). New York. ARNOFF. Kısasü'l-Enbiya. BARUTÇU. AKSAN. Logic in Linguistics. F. Routledge&Kegan Publishers. CANPOLAT M. Türkçenin Söz Varlığı. Vol. A. ALLAN. Natural Language Semantics. Ankara. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü. (1987). MEB Yayınları. (1989) “Altayca kelime başı /p/”. TDK.. Anlam bilim Konuları ve Türkçenin Anlam bilimi.Ü. Doğan. TDAY-Belleten 1991. Đshâk bin Murâd. Ankara. Dil Dergisi. 416 . L. Đstanbul. Doğan. (1996). Cambridge University Press. CANN. Đstanbul. (1986). Ankara. DAHL.. (1982). Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler) 1989 III. F. Tarihî Türk Şiveleri. Keith.. Đstanbul. (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi. Sema. (1978). M. Ankara. A. AKSAN. Sema. Ankara. Edviye-i Müfrede. TDK Yayınları. (1980). Türkçenin Gücü. AKSAN. Doğan.b. Ali Şir Nevayi Muhakemetü’l-Lugateyn – Đki Dilin Muhakemesi. TÖMER. Linguistic Meaning. (1992) “Türk dilinin bugünkü durumu”. Seyfettin. Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilimi) III. Hülya. Blackwell Publishing ALLWOOD. (Orta Asya’da Türkçe Sempozyumu’nda sunulan tebliğ). s. ATA. (2001). Eski Türkçeden Eski Anadolu Türkçesine Anlam Değişmeleri. Anlam bilim. 3. Keith. Ankara.. CAFEROĞLU. Kaya. Ö. Doğan. AKSAN. I Belagat. ALLAN.. II Cilt. F. (1984) Türk Dili Tarihi I-II. s. Giriş-Metin. An Introduction. Aysu. Ankara. sayı 5. AKSAN. I. (2008). CAFEROĞLU. Engin Yayınevi. (1994). Ronnie. (1994) “Maniheist ve Buddhist çevrelerde Türk şiiri”.

Mihail. Harrassowitz Verlag. F. Harrassowitz Verlag. Çeviren: Semih Tezcan. (2003). W. DOERFER. Sayı: 2. G. Meaning in Language. (2003). MĐNGUET. KELLY. 173-177. (1910). DOERFER. G. DOERFER. Ankara. The Concept of a Semantic Realation. DOERFER. DOERFER. Ed... (1993-2): “Halaçça h-’nin Diğer Türk Dillerindeki Karşılığı Üzerine”. Türk Dilleri Araştırmaları 3. CĐACHĐR. Belleten.. G. Wiesbaden. (1982) Mahmud el-Kaşgarî. Cilt: XXXIV (1970). (1992). J. Türk Şiveleri Lügatı (Divânü Lugât-itTürk). CORBETT. Blackwell Publishing DANKOFF. DOERFER. (2000). 15-30.in Mongol?”. Wiesbaden. (1970): “Halaçça Orta Đran’da Arkaik Bir Türk Dili”. A General Rhetoric. Wiesbaden. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten (1975-1976). Blackwell Publishing CRYSTAL. D. Published by Lawrence Erlbaum Associates. PĐRE. D. London. Baltimore and London.. TDAY-Belleten 1954. DOERFER. Old Turkic Word Formation. (1996): “Primary *h. Wiesbaden. 417 . (1986).. TEZCAN. Edited by Adriene Lehrer. The Lexicon. G. Mark Aronoff. HESCHE. (2004). Chişinau. CRUSE. Cambridge University Press. J. CRUSE. (1976): “Das Vorosmanische (Die Entwicklung Der Oghusischen Sprachen Von Den Orchoninschriften Bis Zu Sultan Veled)”. Alan. Dictionary of Linguistics and Phonetics. Central Asiatic Journal. Oxford. Cilt: 40 (1996). and Contrasts. Cognitive Linguistics. DOERFER. J. Sayfa: 285-288. Cilt 2: Kartenband. (1991). D. CRUSE. ss. ERDAL.. s. CROFT.A. P. (1987): Lexik und Sprachgeographie des Chaladsch. (1993): Versuch einer linguistischen Datierung älterer osttürkischer Texte. 3 cilt. TRĐNON.A. D. Roger.I-II. Harvard Üniversitesi Basımevi. (1988): Grammatik des Chaladsch.. William. F. David.A. Wiesbaden. 17-58. CLAUSON. G. (1954). Otto Harrassowitz. Lexical Semantics. 81-131 DOERFER. G. S. Vol. Frames. Marcel. (1972) An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Sayı: 133. The Handbook of Linguistics. (1981).-M. ss. Pazarların Sabah Evangeliyası.CHAFFIN. Akadémia Kiado. Harrassowitz Verlag. G. Cambridge University Press CRUSE.. Oxford Press. Fields. G... Wiesbaden. Eva Feder Kittay. G. Cilt 1: Textband. (1980): Wörterbuch Der Chaladsch. KLĐNKENBERG. G. New Essays in Semantic and Lexical Organisation.. DUBOĐS. H. R. Janie Rees-Miller. (1993): Chorasanturkısch.. Saadet. EDELĐNE.. Budapest. “Türkçe ñ/g sesine dair”.

Ed: Martha Walton Evens. 392 s. HAMZAYEV. (2004-1). Lawrence Erlbaum Associates Publishers.ERDEM. Seçkin Yay. Peter Rolf Lutzeier. Studies in Natural Language Processing. (2002).. Moskova: 37-56. Ankara GUIRAUND. (2001)... 235-269. (1963). Relational Models of the Lexicon: Representing Knowledge in Semantic Networks. Çev. TUKAN. s. Franz Hundsnurscher. Mağrupi’nin Şiirlerinde Metonimi. Aşgabat.. Cambridge University Press. (1977). Ankara. Multilingual Yay.. AHMETYANOV. Cambridge University Pres.. Lexicology/lexikologie. Tatarca-Türkçe Sözlük. “Altayskie Dentalnıye: t. Ankara. IRIS. K. 15-30. ERDEM. s. Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi. (2002). (1991). E. Janos. POKROVSKAYA. (1999). Ankara.33-38. (2005). s. (2003). Sayı 1.. Melek. Đnsan Yay. AÇIKGÖZ.. Springer GAYDARCĐ. Đzdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. (1983). Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi. Zeynel. GANĐYEV. Bildiriler. (1962): Türkmen Diliniñ Sözlügi. M. Oxford University Press 418 .. ECKMAN. KÂHYA. (1988). R. William. Dilbilime Giriş. GagauskoRussko-Moldavskiy Slovar. V. M. TDAY-Belleren 1954. A. MIT Press. Türkmen Türkçesinde Metafor. KIRAN. (1978) “Đki Osmanlıca Metinden Derlenmiş Anatomi ve Fizyoloji Terimleri” Bilim ve Kültür Dili Olarak Türkçe. Kazan. Đ. Anlam bilim. A. Ray. “Bolmasa kelimesine dair”.. G. Esin.δ” Voprosı Yazıkoznaniya. Alan Cruse. GELDĐYEW G. Y. Cambridge. (1988). Understanding Semantics. KOLTSA. Cilt 1. Ankara: KÖKSAV Tengrim Türklük Bilgisi Araştırmaları Dizisi: 6... Linguistic Semantics. Türkmen Türkçesinde Alt Anlamlılık (Hyponymy). B. Melek. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.. (1974). Türkoloji Dergisi. ĐLLĐÇ-SVĐTĐÇ. Ankara 8-10 Mayıs 2002. Michael Job. New Jersey. Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumu 2002. Semantic Theory. Halgımızın Deyimleri ve Duyumları. “Eski Türkçedeki Oğuzca Belirtiler”. FRAWLEY. Semantics and Cognition. H. Bakı. ERDEM. Đstanbul. M. Moskova. Formal Concept Analysis. et al. (2004-2). KEMPSON.d. Maarif. GANTER Bernhard. KORKMAZ..:Berke Vardar. ALTYYEW A. University of Delaware.. F.. (2002). JACKENDOFF. Pierre. Z. Ruth M. HERAUSGEGEBEN Von D. (1986). A. L. P. 6. Walter de Gruyter Publishing HEKĐMOV M... KORTMANN Bernd. (1997). MTAD. (1973). Problems of the Part – Whole Relation. Melek.

: Tayip Gökbilgin. Cambridge University Press MENGES. Ankara. Ankara 419 . Etymological Notes on Some Päçänäg Names. The Turkic languages and peoples: An introduction to Turkic studies (Veroffentlichungen der Societas Uralo-Altaica). (2003). “Ana Altayca Sözbaşı *d-” Türk Dilleri Araştırmaları. Introduction To Theoretical Linguistics. MURPHY. Karl Heinrich (1995). John. Yıl: XL. H.. Türk Kültürü Dergisi. Toronto. Sayı: 474. Ankara. s. 1991: 167190. (1992). LYONS. Patrick. LĐGETĐ. Springer LEECH. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. John. “Türkçede uzun vokaller”. çev. Karl Heinrich (1951). LYONS. Karl Heinrich (2002). Cambridge University Pres. (1983). Geoffrey. Semantics:The Study of Meaning. Ekim 2002. (1985). Cambridge University Press. (1977). William. Ankara ÖLMEZ. ORUÇOV. 1944-1945 MENGES. Eski Türk Yazıtları. Morphologische Probleme. Penguin Books. Zafer. (1991). DOBROVOLSKY. Canada. Bruxelles MENGES. Bakı. Semantics. John. Karl Heinrich (1947). Sala yü jizan zhi. LYONS. O’GRADY. MENGES. L. Çeviren: Eyüp Bacanlı. (1987). Karl Heinrich (1944). John. (1985). (2000).. ORKUN. Volume I-II. Cambridge University Pres.:Ahmet Kocaman. LĐN. 2nd Edition.") Central Asiatic Journal 30:1-2 (1986): 55-77. Karl Heinrich (1960).. Wiesbaden MENGES. Golden's "Khazar Studies: An HistoricoPhilological Inquiry into the Origin of the Khazars. Ä. Lian yün.LAMBRIX. Ä. Mehmet. M. (1966-1980-1983-1987): Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. VII-VIII. Kuramsal Dilbilime Giriş. Qaraqalpaq grammar. Harrassowitz Publishing MENGES. Müntahab-ı Şifâ. Semantic Relations and the Lexicon. (review of Peter B.. Reprinted from Byzantion Volume XVII. 82-94. Contemporary Lingustic Analysis An Introduction. ÖNLER. Beijing (Pekin) Min-zu çu ban shi. LYONS. King's Crown Press MENGES. (1981). (1941). Second edition. Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Neşriyatı. Altaic Elements in the Proto-Bulgarian Inscriptions. Türkiyet Mecmuası. Part-Whole Reasoning in an Object-Centered Framework. Karl Heinrich (1986). (1990). Türk Dil Kurumu Yayınları. Language and Linguistics. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa). “Türk Dillerinde Fiil Terkibi”. Michael. Çev. Lynne. TDK Yay. (1968). Namık.

(2000). G.. Semantics. Yayımlanmamış Doktora Tezi. 1-26 TANASOGLU. “Oğuz lehçeleri üzerine”. (2003). Begül (2007). 23-48 TAHSĐN. Blackwell Publishing SAĞLĐK. 4 cilt. Classification of Meronymy by Methods of Relational Concept Analysis.. TDAY-Belleten. TDK Yay. VII+278 S. B Serisi: 15. (1959). (1996). (2001). SARIYEV.uk/papers/maics96. PALMER. Kitâbiyat Yay. 2. Analyzing Everyday Texts. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.pdf RADLOFF. PRISS. Selcan (2007): Türk Dilinde Yon Gösteren Karşıtlıklar: ASAGI:YUKARI Sözcükleri. H. B.. R. “Nauka”. Yayınlanmamış doktora tezi. “Oğuzlar ve Oğuz ili üzerine”. R. B. RÄSÄNEN.org. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. (1950). R. TEKĐN. (2001). (1998). Moskova. Ankara. (1960). D. SAEED. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları (2-Temel Metinler). W (1896-1911). John. Moskova. Materiali po Đstoriçeskoy Fonetike Tyurkskih Yazikov. Berdi. TAHSĐN. Second edition. Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken. Talat (1975). F. TENĐŞEV... Chisinau. Sage Publications Inc TAYLOR.. (1985). baskı. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı. (1955). Çuvaş Sözlüğü. Om Yay.upriss. Aşkabat . Ankara 420 . Glenn F. Adamın Anatomik Leksikolijisi.. Opyt Slovarya Türkskih Nareçiy. R. s.. (1991). (1981). s. F. RĐFAT. Moskova... Orhon Yazıtları Araştırmaları. Yayınlanmamış Makale. Petersborough. THOMSEN. St. 55 TL... Uta E. Semantik:Yeni Bir Anlam bilim Projesi. E. Roman. RÄSÄNEN. Semantics. M. 1949 Almanca baskıdan Rusçaya çeviri. Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Fonetika. Đstanbul.PALMER. Ankara. TENĐŞEV. V. TDAY-Belleten. Oxford University Pres. Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika. Ana Türkçede Asli Uzun Ünlüler. Linguistic categorization : prototypes in linguistic theory.. 550s.. (1997). E. H. Cambridge University Press.. (2002). R. Uzun Kervan.. SARIYEVA. Mehmet. Çev. XX. John I. http://www. TDK Yay. STILLAR.: Ramazan Ertürk.Ankara STAMOVA. Đstanbul. (1984). Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses Bilgisi.

. (1998) Eurowordnet: A multilingual database with lexical semantic Networks. Türk Dilinde Meronimi. TDK Yay. Derleme Sözlüğü (1963-1979). Nuri. WIERZBICKA. 2. II Cilt. YÜCE. ATALAY. TDK Yay. Đstanbul. H. Recep. 4 cilt. XIII. TDK Yayınları. Kırgız Sözlüğü. (1992). ABC Kitabevi. Türk Dil Kurumu Yayınları. Çev. Sözlükler ALTAYLI. (1981). (1998). Ankara. (1998). TDK Yay. Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları:535. Ankara. Hanifi. Anna. Eylül 2007.. Moskova. Semantics:Primes and Universals. (1973). Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü. II Cilt. Berke.: Abdullah Taymas. ss.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü (1965-88): VIII Cilt. VURAL. Ankara VARDAR.. MAMMEDOV. Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks. Đstanbul.TUFAR. Cerahiyyetü'l-Haniyye. (2003). Gagauzsko-Russko-Moldavskiy Slovar. Kısa Gagauzca-Rusça Laflık. Türk Dil Kurumu TOPARLI. K. Aşgabat. (1992). Besim (1992). Sayı: 3. “Sovetskaya Entsiklopedia”. Ankara. 2. Ankara. Türkçe Sözlük. (1998). Özbek Tilining Đzahlı Lûgatı. YUDAHĐN. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü. Şerefeddin Sabuncuoğlu. baskı. (2007). Ufuk (2000). (1994). Türkmenistan Sağlık Bakanlığı. KARAATLI..Baskı. Oxford University Press. Ankara. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. Ankara. Akile Hanım Sokağı. Yuriy. K. Türk Tarih Kurumu. baskı. 74-79. Komrat. (1996). (1995). 4. 2 cilt. VASĐLĐEV. Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. Ankara ÇEBOTAR. Halide Edib (2001). (1993): Mukaddimetü’l-Edeb. N. Cilt: 4. Moskova. Đlter. Recep. Rusça-Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi. Ankara. Springer.. Türkçe-Sahaca Sözlük. Özgür Yayınları 421 . TDK Yay. Romanlar ADIVAR. TAVKUL. Petr A. 11 cilt. TDK Yay. UZEL. VOSSEN P. Seyfettin. (1998). Divanü Lûgat-it-Türk Tercemesi. MEB Yayınları.

ADIVAR. Bilgi Yayınevi 422 . Atlas Kitabevi ADIVAR. Atlas Kitabevi ADIVAR. Sinekli Bakkal. Handan. Asit Faik (1952). Halide Edib (1954). Đstanbul ADIVAR. Lüzumsuz Adam. Halide Edib (1926 / 1342). Döner Ayna. Kenan Çobanları. Ateşten Gömlek. Halide Edib (1991). Atlas Kitabevi ADIVAR. Son Kuşlar. Raik'in Annesi. Halide Edib (1995). Halide Edib (2001). Can Yayınları ABASIYANIK. Özgür Yayınları ADIVAR. Özgür Yayınları ADIVAR. Halide Edib (1991). Asit Faik (1987). Seviye Talip. Varlık Yayınları ABASIYANIK. Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçilik ve Kâğitçilik. Dağa Çıkan Kurt. Halide Edib (1997). Orhaniye Matbaası ADIVAR. Halide Edib (1936).

A meronymic classification for Turkish language was developed based on foreign and Turkish sources. Bu corpustaki kavram ve terimlerinin eş zamanlı ve art zamanlı meronimik ilişkileri hem organ adları kavram alanında hem de diğer kavram alanlarında incelenmiş ve araştırılmıştır. semantik ve sözlükbilimi teorisinin önemli bir unsuru olan meronim incelenmiştir. Yabancı ve Türk kaynaklarından yararlanarak Türk diline uygun bir meronimi teorisi ve tasnifi geliştirilmiştir.Türkçe Özet Bu çalışmada. Teoriyi pratiğe dökmek için vücut organ adlarını örnek alarak Türk dilinin modern ve eski lehçelerine ait kaynaklarından yararlanarak bir corpus oluşturulmuştur. Đngilizce Özet This work examines meronimy as a semantic and lexicological concept and theory. A practical application of our meronimic classification was made based on the terms and concepts in our corpus. For practical application of developed classification a corpus was created based on body organ names in modern and ancient Turkish dialects. 423 .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->